(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "1091_Kuran.ekolu"


T.C. 

MARMARA UNIVERSiTES! 

SOSYAL BiLIMLER ENST1TUSU 

TEMEL ISLAM BiUMLERI ANABIIJM DALI 

TEFSIR BtLLM DALI 



HIND ALT KITASINDA URDUCA TEFSIRLER 



ve 



EHL-I KUR'AN EKOLU 



(DOKTORA TEZI) 



S17IU 



Abdulhamlt BIRI§IK 



Dam§man 
Prof.Dr. Suat YILDIRBi 



-\^> 



it »m 



liitfciii' 



Istanbul 1996 



ICINDEKILER 

onsoz 1 

KISALTMALAR 4 

TRANSKRiPSIYON 6 

GIRIS 

HIND ALT KITASINA ISLAM'IN GIRIS! VE URDUCAMN 
DOGUSUNA KADAR TEFSIR ILMININ TARiffl GELISiMi 

I. HIND ALT KITASINA ISLAM'IN GiRISi 8 

II. HJNDISTAN'DA TEFSIR ILMiNIN BASLANGICI VE ILK ORNEKLER 14 

A. Arapca Tefsirler 14 

B. Farsca Tefsirler 23 

ffl. KAYNAKLARIN DEGERLENDiRiLMESi 27 

BiRiNCI BOLUM 

DOGUSUNDAN 1857 BAGIMSIZLIK SAVASINA KADAR URDUCA 
TEFSiRLER VE §AH VELIYYULLAH DIHLEVi AILESiNIN BU ILME 

KATKISI 

I. TARIHi CERCEVE 33 

II. URDU DILI VE URDUCA TEFSIRLER 40 

A. Urducanin Dogu§u ve ilim Dili Haline Geli§i 40 

B- Ilk Urduca Tefsirler ve Ozellikleri 45 

III. URDUCA TEFSIRIN GELiSiMINE DiHLEVI AiLESiNIN KATKISI 50 

A. §ah Veliyyullah Dihlevi (1 1 14-76/1703-62) ve Tefsir Metodu 51 

1. Hayati, ilmi Kisjligi ve Eserleri 51 

2. Tefsir Metodu 54 

B. §ah Abdulaziz Dihlevi (1 159-1239/1746-1824) ve Fethu'l-Aziz'i 64 

1. Hayati ve ilmi Kisjligi 64 

2. Farsca Tefsiri "Fethu'l-Azfz" 68 

C. §ah Muhammed Refi'uddin Dihlevi (1 163-1233/1750-1817) ve Tefsir-i 
Refi'i ile Urduca Kur'an Meali 70 

D. Sah Abdulkadir Dihlevi (1 167-1230/1753-1814-5) ve Muzihu Kur 'an 
Tefsiri ile Urduca Kur'an Meali 74 

IV. DONEMIN DIGER URDUCA TEFSIRLER 83 

V. BU DONEM TEFSiRLERININ GENEL KARAKTERiSTIGI 92 



IKINCI BOLUM 

1857 BAGIMSIZLIK SAVASX SONRASI SOSYO-KULTtJREL 
HAREKETLER VE BU TARIHTEN GUNUMUZE URDUCA TEFSiRLER 

I. DONEMIN SQSYO-KULTUREL HAREKETLERINE GENEL BIR BAKIS ....96 

II. FIKIR EKOLLERI VE TEFSIRLER 102 

A. Ehl-i-Hadis ekolii 103 

1. Tesekkiilii ve Temel Fikirleri 103 

2. Miifessirler ve Tefsirleri 109 

a. Siddik Hasan Han Kannevci (1832-1890) ve Terciimdnu'l-Kur'dn bi 
Letdifi'l-Beydn'i 109 

b. Emir Ali MelMbadi (1858-1 919) ve Mevdhibu'r-Rahmdn'i 118 

c- Seyyid Ahmed Hasan Dihlevi (1842-1920) ve AhseniX't-Tefdslfx 137 

d- Vahiduzzaman Han (1850-1920) ve Tefsir-i VahidVsi 146 

e- Senaullah Amritsari (1868-1947-8) ve Tefsir-i Sendf 'si 153 

B. Diyobendi ekolii 167 

1. Kurulusu ve Temel Fikirleri 167 

2. Miifessirler ve Tefsirleri 173 

C. Ehl-i Kur'an Ekolii 176 

D. Birelvi (Ehl-i Siinnet) ekolii 176 

1. Ahmed Riza Han Birelvi (1856-1921) ve Ilmi Kisiligi 177 

2. Ekoliin Tesekkiilii ve Temel Fikirleri 182 

Ekoliin Inanclan ve Temel Fikirleri 186 

3. Ekole Mensup Miifessirler ve Tefsirleri 188 

a. Naimuddin Muradabadi (6. 1948) ve Hazdinu 7- 'irfdnh 188 

b. Ebu'l-Hasenat Seyyid Muhammed Ahmed Kadiri (1896-1961) ve 
Tefsiru'l-Hasendfx 195 

c. Ahmed Yar Han Na'imi (1906-1971) ve Tefsir-i Na'imt 'si 205 

d. Pir Kerem §ah Ezheri (d. 1918) ve Ziydu'l-Kur 'dn\ 215 

E. Cemiat-i Islam! 228 

1. Ebu'1-A'la Mevdudi (1903-1979) ve Ilmi ve Siyasi Kisiligi 229 

2. Cemiat-i islami'nin Kurulusu ve Temel Fikirleri 234 

3. Mevdiidi'nin Tefsiri TefhimuT-Kur'an 237 

III. BIR EKOLE BAGLI OLMAYAN ALIMLER VE TEFSIRLERi 250 

A. Ebii'l-Kelam Azad (1888-1958) ve Tercumanu'l-Kur'an'i 251 



U 



1. Hayati ve Siyasi-ilmi KisUigi 251 

2. Tercumanu'l-Kur'an 255 

B. Emin Ahsen Islahi (d. 1904) ve Tedebbiir-i Kur'an'i 265 

IV. BU DONEM TEFSiRLERiNIN GENEL KARAKTERlSTfGi 282 

CCUNCU SOLUM 

EHL-t KUR'AN EKOLU 

I. EHL-I KURAN EKOLUTSTUN OLU§UMU VE URDUCA TEFSIRLERI 288 

A. Ekolun Olusumu ve Temel Fikirleri 288 

B. Miifessirler ve Tefsirleri 296 

1. Seyyid Ahmed Han (1817-1898) ve Tefsiri 297 

a. Hayati ve Siyasi Ki§iligi 297 

b. Tefsir Gorii§u ve Urduca Tefsiri 303 

2. Abdullah Cekralevi (6. 1914) ve Burhdnu'l-Furkdn aid Saldti'l-Kur'anh 319 

3. Ahmeduddin Amritsari (6. 1335/1936) ve Beydnun li'n-nds'x 329 

4. Inayetullah Han el-Mesnki (1888-1963) ve Tezkire'si 340 

5. Gulam Ahmed Perviz (1903-1985) ve Mefhumu'l-Kur'dn ile Metdliu'l- 
Kur'dn'i 350 

II. EHL-I KUR'AN EKOLU'NUN TEFSiRCiLiGiNIN DEGERLENDiRMESI VE 
DIGER EKOLLERLE MUKAYESESI 371 

SONUg 378 

BiBLIYOGRAFYA 383 



III 



ONSdZ 



Yiice Kitabimiz Kur'an-i Kerim'in ilk mufessiri Rasulullah (s.a.) efendimiz 
olmus ve ondan tefsir ve te'vilin usuliinii ogrenen ashab-i kiram kendilerinden 
sonraki nesillere Kur'an'i nasil anlamalan gerektigi yonunde rehberlik etmislerdir. 
Insanlan ilahi hakikatler manzumesi olan Kur'an ile yiiz yiize getirmek gayesiyle 
ba§latilan cihad hareketleri kisa bir zaman i^erisinde oylesine yayilmistir ki 
diinyanin en uzak koseleri dahi bundan nasibini almistir. ilk hicri asirda ticari 
faaliyetlerle ba§layan Hind- islam iliskileri fetih hareketlerinin bu yone 
kaydmlmasiyla ayn bir sekil kazanmis ve fetihlerin basanli olmasiyla da bolge 
halkindan yiizbinlerce insan ashab veya tabiin eliyle islam'i tanunistir. 
Muslumanlann islam'i yeni se?en kardeslerine sunduklan ilk hediye, dillerinden 
diisurmedikleri Kur'an ve Kur'an'in en iyi tefsiri olan Rasulullah'm (s.a.) sozleri 
olmustur. 

Hindistan'i musluman Araplann elinden teslim alan musliiman Turkler 
onlarin yaktigi mesaleyi sondurmemis ve daha da gurlestirerek Hindistan'm 
tamaminda islam'i hakim kilmislardir. Bu insanlann bolgeye olan en biiyiik 
katkilanndan biri de kultiirler arasi etkilesimi tesvik etmeleri ve toplumda bir 
kardeslek ve bans ortami olusmasina zemin hazirlamalan olmustur. Bu tabii siirec 
sonucunda Turk?e, Fars9a, Sanskritce, Pencabice ve Prakrit gibi bazi yerli dil ve 
siveler birbirini etkilemi§ ve ilging bir sekilde yeni bir dil olusmaya baslamistir. Bu 
yeni dilin 90k hizh gelisimi sonucunda da musliimanlar kitaplarim farkh farkli 
dillerde ortaya koymak yerine bu yeni dili tercih etmislerdir. Baburliiler devrinde 
adma Urduca denilmeye baslanan bu dil oylesine gelismis ki hemen Dekkeni ve 
Gucerati gibi farkh leh9eleri olusmustur. Gazneliler devrinde temelleri atilan 
Urduca' da h. X. yiizyildan itibaren Kur'an terciime ve tefsirleri de yazilmaya 
baslanmis, bunlarin sayisi kisa zamanda biiyiik artis gostermi§ ve h. XIV. yuzyila 
gelindiginde bu sahada bolgedeki biitiin dillerin oniine ge9mistir. 

Boylesine yaygin bir dilde yazilan Kur'an tercume ve tefsirleri uzerine 
iilkemizde akademik bir 9ahsma olmadigini gordiigiimiizden doktora tezimizde 



Urduca tefsirler konusunu istemeye karar verdik. "Hind Alt Kitasmda Urduca 
Tefsirler ve Ehl-i Kur'an Ekolii" adini verdigimiz 9alismamizm bu konudaki 
eksikligi bir olgiide giderecegini ve Tiirkiye'deki tefsir 9alismalarma farkli bir katki 
saglayacagim limit ediyoruz. Kaynaklannin tamamina yakim Urduca olan tezde bir 
giris. ve ii? boltim bulunmaktadir. 

Giriste, islam'in Hind alt kitasina ulasmasi ve bolgede yazilan Arapca ve 
Farsga tefsirlere yer verilmistir. Birinci boliimde Urduca tefsirlerin yazilmaya 
ba§landigi XVII. yuzyilla ingilizlere kar§i yapilan 1857 bagimsizlik sava§i arasmda 
yapilan tefsir 9ahsmalarini incelenmistir. Bu taksimdeki temel gayemiz okuyucunun 
ekollerin olusmasindan onceki tefsir <?ali§malanyla 1857 sonrasi tefsir 9ahsmalari 
arasmda gerek muhteva gerekse hacim y8niinden bir kiyaslama yapmasina yardimci 
olmaktir. Birici bSlumde aynca Urdu dilinin tamtimi da yapilmistir. Dtinyada 400 
milyondan fazla insanm konustugu Urduca hakkmda tilkemizde ciddi bir bilgi 
eksikligi bulunm^i bizi bu konuyu islemeye itmi§tir. §ah Veliyyullah Dihlevi pek 
90k sahada degerli eser veren bir alimdir. §ah Veliyyullah ve ogullan ba§lattiklan 
ihya hareketini Kur'an ve stinnet temeline oturttuklan i9in bu iki sahada 90k degerli 
9ahsmalar yapmislardir. Ustelik bu alimler kendilerinden sonrakiler tarafmdan 
biiyiik bir hayranlikla takip edilip usulleri benimsendiginden bu aile de geni§ 
bi9imde ele almmi§tir. 

Tezin ana govdesini ikinci bolum olu§turmaktad5r. Burada fikir ekollerinin 
nasil bir sosyo-kulturel ortamda ortaya 9iktigi ana hatlanyla tetkik edilmi§ ve daha 
sonra tek tek ekollere ge9ilmi§tir. Bu ekollerin biiyiik bir kismi Tiirkiye'de 
bilinmedigi veya hadis gibi farkli yonleriyle bilindigi i9in tefsirlerin tamtimma 
ge9meden once ekollerin olu§umundan bahsedilip temel diisjincelerine i§aret 
edilecektir. Her bir ekole bagh olarak tanitimim yaptigimiz tefsirler se9ilirken 
tamamlanmi§ olmasi, tefsir ilmine bir katki saglayacak ozellik ta§imasi, mensup 
oldugu ekolun temel diisuncelerinin tercumam olmasi gibi kriterlerden bir veya 
birka9ina uymasi sarti aranmi§tir. Diger bir deyi§le bu sahayi bilen birine "bu ekoliin 
en onemli tefsirleri hangileridir?" diye soruldugunda verilen cevaba uygun tefsirler 
se9ilmistir. Tefsirlerin simrh tutulmasindaki temel gaye tezimizi bibliyografik ve 
yatay bir 9ahsma goruntiisiinden kurtarmak ve kendi i9erisinde belli bir derinligi 
olan 9ah§ma haline getirmektir. Bu bolum i9erisinde yer almasi gereken Diyobendi 
ekolii tefsirleri konunun genisligi sebebiyle tez di§inda tutulmu§tur. Ancak arada bir 



kopukluk olmamasi i9in bu ekoliin olusumundan ve temel fikirlerinden bahsedilmis 
ve tefsirlerine de ismen yer verilmistir. 

Tezin iigiincii ve son bolumiinde 1857 yih sonrasmda olusan ve islami 
cahsmalarini sadece Kur'an, tabiatin okunmasi ve akla dayandiran Ehl-i Kur'an 
ekoliinden ve bunlann tefsirciliginden bahsedilmistir. Bu ekolti mustakil olarak 
U9uncii b6lum yapmaktaki gayemiz, mensuplannin Kur'an iizerine diger ekollerden 
fazla egilmesi ve digerlerinin aksine gelenek disi bir goriintu arzetmesidir. Seyyid 
Ahmed Han ve Gulam Ahmed Perviz Ehl-i Kur'an ekoliiniin onemli iki sahsiyeti ve 
mufessiri oldugundan bu ikisinin falismalan uzerinde biraz daha genis durulmu§tur. 
ikinci ve ticuncu bolumlerde ele ahnan tefsirlerden her biri once kendi icerisinde 
sonra da boliim sonlannda toplu olarak degerlendirilmistir. 

Tez konusunun seciminden son seklini almasina kadar gegen surede, gortis, 
elestiri ve tavsiyeleriyle birlikte yakin dostluk ve sicak ilgisinden istifade ettigim 
muhterem hocam Prof. Dr. Suat Yildinm'a burada en igten tesekkiir ve 
hurmetlerimi sunmak isterim. Pakistan ve Hindistan'da bulundugum sure i9erisinde 
gerek ilmi tavsiyelerinden istifade ettigim gerekse kaynak temininde yardun ve 
desteklerini gordugum hocalanma ve musliiman karde§lerime, bunlar icerisinde ayn 
bir yeri olan Prof. Dr. Zafer ishak Ensari'ye ve mesai arkadaslanna da candan 
mutesekkirim. Tez gahsmalanm esnasmda katki, elestiri ve yol gostericiliklerinden 
faydalandigim diger hocalanma ve arkadaslanma, tezi hazirlamam i?in gereken 
maddi sartlan hazirlayan Turkiye Diyanet Vakfi islam Arastirmalan Merkezi 
idarecilerine, kitap temini ve kaynak kullanirmnda buyiik yardim ve ilgilerini 
gordugum ISAM Kutiiphane ve Doktxmantasyon Mudurliigu personeline tesekkuru 
bir bor? bilirim. 



Abdulhamit BIRI§IK 
USKUDAR, Ekim 1996 



KISALTMALAR 



a.g.e. 


: Adi gecen eser 


a.g.m. 


Adi ge$en Makale 


a.mlf. 


: Ayni miiellif 


AUIFD 


: Ankara Universitesi Ilahiyat Fakultesi Dergisi 


EI 2 (ing) 


: The Encyclopaedia of Islam (new edition), Leiden 1954- 


a.s. 


: Aleyhisselam 


a.y. 


: Ayni yer 


b. 


: Bin, ibn 


BI 


: el-Ba'su'1-islami, Luknov (Arap9a dergi) 


bk. 


: Bakiniz 


bs. 


: Baski, baskisi 


c. 


: Cilt 


d. 


: Dogumu 


DIA 


: Turkiye Diyanet Vakfi islam Ansiklopedisi, Istanbul 1988 


Ed., ed. 


: Editor 


FN 


: Fikr u nazar, Islamabad (Urduca dergi) 


h. 


: Hicri 


haz. 


: Hazirlayan 


Hz. 


: Hazreti 


HI 


: Hamdard Islamicus, Karaci (ingilizce dergi) 


IAC 


: Islam aor asr-i cedid, New Delhi (Urduca dergi) 


IMA 


: Islam and Modern Age, New Delhi (ingilizce dergi) 


IS 


: Islamic Studies, Islamabad (ingilizce dergi) 


IA 


: Milli Egitim Bakanhgi islam Ansiklopedisi, I-XIII, ista 



1988 



ISAM : Tiirkiye Diyanet Vakfi, islam Ara§tirmalan Merkezi 

JPHS : The Journal of Pakistan Historical Society, Islamabad (ingilizce 
dergi) 

Ktp. : Kutuphane, ktituphanesi 

M. : Muhammed 

Mv. : Mevl&ia" 

MW : Muslim World, Hartford (ingilizce dergi) 

MW bk. rev. : Muslim World Book Review, Leicester (ingilizce dergi) 

nsr. : Nesreden 

6. : Oliimti 

S. : Seyyid 

s. : Sayfa 

SDEK : Seyyare Digest Evliyaey KMm Number, I-IV, Lahor 1986 (Urduca 
dergi) 

SDK : Seyyare Digest Kur'an Number, I-III, Lahor 1988 (Urduca dergi) 

sy. : Sayi 

th. : Tahkik eden, muhakkik 

trc. : Tercume eden, ceviren 

ts. : Tarihsiz 

UDMI : Urdu Daire-i Ma'arif-i Islamiye, I-XXIII, Lahor 1 964- 

Uni. : Universitesi 

vb. : Ve benzeri 

vd. : Ve devami 

v.dgr. : Ve digerleri 

vs. : Ve saire 



TRANSKRIPSIYON 

* 

i s 

c h 

t h 

5 Z 

u? § 

u* d 

J. t 

« 

* ? 

t 

t g 

J k 

a ? 

J? g 

# bh 

*> Eh 

«J tii 

«- ch 

** £h 

ao dh 

»j rh 

«j lh 

«r kh 

«S gh 

IT ka 

/ key 

y ki 

u** me 

.jb he 

;_,*» he 

^»» se 



GIRI§ 

HIND ALT KITASINA ISLAM'IN GIRi§i VE URDUCANIN DOGU§UNA 
KADAR TEFSIR ILMINiN TARIffi GELI^IMI 



I. HIND ALT KITASINA ISLAM'IN GIRI§I 



Araplann Hind alt kitasi ile islam oncesi dSnemlere kadar uzanan koklti 
iliskilerinde Hindistan'm zengin ticaret mallan ve £in'e kadar uzanan deniz ticaret 
yollan uzerinde bulunmasi belirleyici unsur olmustur. Arap tacirler icin Hindistan, 
ticarete elverisli kiyi §eridi, ucnz ve 9e§itli ticaret mallan sebebiyle esi bulnnmaz bir 
bolge oldugundan ticarette deniz yolunu tercih eden Araplar Hind sahil sehirlerinde 
ticari karargahlar kurmuslardi. Onlar icin bugunkti Karaci'nin yakimndaki Deybul'a 
ilaveten Tane (■&#) ve Malabar limanlan en onemli ugrak yerleriydi. £in, Malezya 

ve Endonezya'dan ahnan emtia Hind sahilleri takip edilerek Basra Korfezi, Aden ve 
Uman kiyilanna kadar getirilirdi. Mallar daha sonra buralardan dtoyanin cesitli 
bolgelerine pazarlarurdi. 1 Arap-Hind ticari iliskilerinde cogunlukla deniz yolu 
kullamlmi§sa da karayolu ile ticaret yapildigma dair bilgilere de rastlanmaktadir. 2 

Ticari ili§kiler Araplarla Hind halklan arasmdaki sosyal iliskileri de 
gelistirmistir. Ozellikle Iran' in hakimiyet alam icerisinde bulunan Giineydogu 
Arabistan kiyilanna yerle§mi§ bulunan birgok Hind kabilesi 3 Araplann yeme-i9me 
ve giyinme kiilttirlerine onemli katkilarda bulunmustur. Arapca'daki Hind asilh 
kelimeler 4 , kullanilan Hind kaplan ve giyecekleri bunlann a?ik delilleridir 5 . islam 
oncesi Arap-Hind iliskilerinin iyi olmasmin sebeplerinden birinin de ortak din 



MubSrekbOri, Athar, el-Arabu ve'l-Hindu fi ahdi'r-risdle (trc. Abdulaziz izzet AbdulcelTl), 
Kahire 1973, s.21-4 (Mubarekburi, el-Arabu ve'l-Hind); Elvat, Muhyiddin el-, ed-Da'vetii'l- 
isldmiyye ve tetawuruhd fi ^ikhi'l-kdrrati'l-Hindiyye, Dima§k 1986, s. 53 vd. (el-Elvat, ed- 
Da'vetu'l-isldmiyye); Uslu, Recep, Sind'de Islam Fetihleri (ytlksek lisans tezi 1990), 
Marmara Oni. Sosyal Bilimler Enstiriisu, s. 19-22 (Uslu, Islam Fetihleri) 

Uslu, islam Fetihleri, s.20 

Mubarekburi, el-Arabu ve'l-Hind, s. 43-90; el-Elva!, ed-Da'vetil'l-lsldmiyye, s. 61-76 

Bazi alimler Kur'an'daki "tuba, sQndus, ibla'T" gibi kelimelerin Hind dillerinden Arapcaya 
ge?tigini belirtilmislerdir bk. Bilgrami, Gulam Ali Azad, Subhatu'l-mercan fi dsdr-i 
Hindustan, Aligarh 1976, 1, 48-9 {Subhatu'l-mercan) 

Ibn Hurdazbih, el-Mesdlik ve'l-memdlik (nsr. M.J. de Goeje), Leiden 1967, s. 62-8; 
Mubarekburi, el-Arabu ve'l-Hind, s. 9, 31-41; el-Elval, ed-Da'vetii'l-tsldmiyye, s. 93 



unsuru oldugu sSylenebilir. Her iki topluluk da putperestti ve tannlari arasinda 
bulunan benzerligin yaninda ortak puthaneya bile sahiplerdi 6 . 

Hindistanh kavimler ve onlara has yiyecek ve giyecekler kiyi bolgelerini asip 
Mekke iclerine kadar ulasmi§ olacak ki Rasulullah (s.a.) Efendimiz hadis-i 
§eriflerinde onlardan, yiyeceklerinden ve Hindistan'm fethinin oneminden 
bahsetmistir. Rasulullah'm (s.a.) onlari yapmi§ oldugu uznn yolculuklarda tanimi§ 
olmasi da muhtemeldir 7 . 

islam' in gelmesi ve Araplar arasinda kisa bir sure i?erisinde yayilmasindan 
sonra ticaret i9in Hind kiyilanna ve iclerine giden tacirlerin kimliklerinde ve 
gayelerinde buyiik degismeler oldu. Onlar artik kazandiklan miisluman kimligiyle 
islam'in tebligini en 6nemli vazife addediyorlardi. Onlann tutum ve davrani§lan, 
Islam hakkinda anlattiklan Hindlileri oldukfa etkiledi. Bolgede Islam' m ilk niivesi 
bu sekilde atildi ve bu etkile§im gelecekteki fetihlerin oniinu a9ti 8 . Bizzat 
Rasulullah (s.a) Efendimizin Hindistan'a islam davetcisi gonderdigi hususunda 
kaynaklarda -birka9 zayif rivayet disinda- bilgi bulunmamaktadir 9 . islam daveti daha 
90k halifeler devrine rastlamaktadir. Bu donemde gerek kendiliklerinden gerekse 
gorevlendirme yoluyla 90k sayida Musliiman Hindistan'a gitmis ve islam '1 bura 
halkina teblig etmistir. 

Bolgeye yapilan ilk askeri miidahalenin Hz. Omer'in (r.a.) hilafeti yillannda 
ger9ekle§tigi belirtilmektedir. Ebu Musa el-Es'ari'nin (r.a.) iran ordusuna kar§i 
gosterdigi ba§anlar sonucunda bolgeyi biiyuk oranda islam topragma katmi§ 
olmasi 10 Hindistan fethini hazirlayan en onemli etkenlerdendir. Maglup edilen Iran 
ordulan i9erisinde 90k miktarda Hindistan asilh asker bulunuyordu. Rivayetlere 
gore bunlar Hindistan'm muhtelif bolgelerinden getirilen ve iran tarafmdan parah 
asker olarak kullanilan kabileler idi. Esavire bunlar i9erisinde en basta gelmekteydi. 



10 



Hindistanlilann Araplarla benze$en dini inan?lan i?in bk. M. Abdulkenm e§-$ehristani, el- 
Milel ve'n-nihal, KShire 1968, III, 103-9; Mubarekburl, el-Arabu ve'l-Hind, s.91-106. Din? 
benzerlik konusunun geni§ bir Ozeti igin bk. Daudi, Halid Zaferullah, Pakistan ve 
Hindistan 'da Hadis Qalismalan, istanbul 1 995, s. 24-30 (Daudi, Hadis (^ahsmalari) 

Olayin detayi ve hadis-i §erifler i?in bk. Mubarekburi, el-Arabu ve'l-Hind, s. 107-110; el- 
Elvai, ed-Da'vetu'l-fcldmiyye, s. 133 vd.; Uslu, islam Fetihleri, s.22-3; Daudi, Hadis 
Qalismalan, s. 23 

el-Elvai, ed-Da'vetii'l-isldmiyye, s. 79; 

el-Elvai, ed-Da'vetii'l-isldmiyye, s. 189.; Daudi, Hadis Qalismalan, s. 28 

Belazuri, Ahmed b. Yahya el-, Futuhu'l-bulddn (n§r. Ridvan Muhammed Ridv§n), Beyrut 
1403/1983, s. 367-8 {Futuhu'l-biilddn) 



Elde edilen zaferin akabinde Esavire Musluman olunca Seyabice, Zut ve Endegar 
kabileleri de islam'i seller. Ebu Musa bunlan Hz. Omer'in emriyle kurulan Basra 
sehrine yerlestirdi". 

Deniz yoluyla yapilan ilk akim Hz. Omer'in Bahreyn Valisi Osman b. Ebi'l- 
As ve kardesleri gerceklestirmistir (h.15). U9 kardesten Mugire sahildeki ticaret 
kentlerinden Deybul'a, Hakem Bervas'a ve Osman Tane'ye saldirdi ve oralan 
fethedip geri dondtiler. Islam askerleri i?in olduk9a riskli olan bu ilk fetih 
hareketleri Hz. Omer (na.) tarafindan munasip goriilmemisti 12 . Karadan yapilan ilk 
akinlar ise bugtin Iran ve Pakistan sinirlan i9erisinde bulunan Mukran'a miiteveccih 
olmusfti. Islam ordusu kar§ismda tutunamayan Miikran hiikumdarma Sind 
hukiimdarlarindan asker destegi geldiyse de sonu? degi§medi ve Miislumanlar Sind 
nehrine kadar ilerlediler. Bu fetihler 22/642 yilma kadar devam etti 13 . 

Bolgenin ozel §artlan sebebiyle Hz. Osman (r.a.) Hindistan'in fethi isini 
askiya almi§ti 14 . Hz. Ali (r.a.) zamamnda sinir bolgelerinin ele ge9irilmesiyle sinirh 
kalan fetih hareketleri Muaviye'nin (r.a.) 41/661 yihnda idareyi ele ge9irmesinden 
sonra hizlandi. Bu d5nemde miislumanlar Multan ile Kabil arasmda kalan bolgeleri 
fethettiler 15 . Muaviye'nin olumunden sonra i§ba§ina ge?en Yezid, II. Muaviye, 
Mervan b. Hakem ve Abdulmelik b. Mervan zamamnda da fetihler devam etmi§se 
de kesin sonu9 ahnamami?ti. 

Asil kalici fetih hareketi Velid b. Abdilmelik devrinde (h. 86-96) gen9 
komutan Muhammed b. Kasim es-Sakafi (6.98/717) tarafindan yapilmi§tir. 
Muhammed b. Klsim, Haccac'in (6. 95/714) damadi ve Halife Velid'in yegeni idi. 
Haccac, Sind valisi yapip bolgenin fethiyle gorevlendirdigi vakit o, 17 yaslarinda 
bulunuyordu. Haccac'in daha once Sind fethi i9in gorevlendirdigi iki komutan 
yenilip oldvirulunce Muhammed b. Kasim gen9 ya§ma ragmen tasidigi iistiin 
komutanhk degerleri sebebiyle bu goreve getirilmisti. Muhammed, Haccac 
tarafindan titizlikle hazirlatilan ordunun basina ge9erek 92/710 yihnda fetih 
hareketine ba?ladi. Halife Velid 96/715 yihnda olup de yerine karde§i Suleyman 
ge9ince Muhammed b. Kasim gorevinden ahndi ve Irak'taki Vasit §ehrine getirildi. 



u 

12 

13 
14 
IS 



Fiituhu 'l-billddn, 366-9; Uslu, Islam Fetihleri, s. 25-6 

Fiituhu'l-biilddn, 420; Mubarekburt, Athar, el-Ikdu's-semin, Saray-i Mir A'zam Garh 1968, s. 
40-5 (MubarekbQrf, el-Ikdu 's-semin); Uslu, Islam Fetihleri, s. 32-3 

Mubarekburt, el-Ikdu 's-semin, s. 48-5 1 ; Uslu, islam Fetihleri, s. 35-6 

Fiituhu'l-biilddn, s. 420-1; Uslu, Islam Fetihleri, s. 37 

Fiituhu 'l-bixlddn, s. 421-2 



10 



Burada yeni Sind valisi Salih b. Abdirrahman tarafindan ceskli iskencelere maruz 
birakilarak olduriildii. Muhammed b. Kasim dort yil gibi kisa bir zaman icerisinde 
tistiin harb kabiliyeti ve fethettigi bSlgelerdeki halka iyi muamelesi 16 sonucunda 
bugunku Pakistan simrlannin cogunu ve su anda Hindistan simrlan icerisinde 
bulunan genis bir alani islam devleti simrlan icerisine katmis oldu 17 . Onii bu 
sekilde kesilmeyip fetihierine devam etmis olsaydi belki de Hindistan' in tamami 
daha hicri birinci asirda islam'la tanismi? olacakti. 

Muhammed b. Kasim'in komutanhktan alinmasindan sonra da fetih 
hareketleri devam etti ise de istenilen basanya ulasilamadi. Bolgedeki Emevi, 
Abbasi ya da miistakil Arap-islam ntifuzu h. 470 yillanna kadar 18 gittikce 
zayiflayarak sixrdu. Gaznelilerin Afganistan yolunu kullanarak h. 4. yuzyihn 
sonlanndan itibaren fetih hareketlerine baglamasiyla da Araplann hakimiyet alam 
iyice daraldi. Gazneli Mahmud'un (6.421/1030) 1008'de Multan ve 416/1026'de 
Sind'i ele gecirmesiyle Gazneliler bolgenin en kuwetli gticti haline geldiler 19 . 
Ostelik Arap mtislumanlann ulasip ta fethedemedigi bSlgeler de Gazneliler 
tarafindan fethedilerek islam'la tamstmldi. Adeta Gazneli Mahmud haksiz yere 
oldurulen Muhammed b. KSsim'm misyonunu tasiyan ve onun yanm biraktigi fetih 
hareketlerini tamamlayan bin olmu§tu 20 . Gaznelilerin bu geni§ ba§ansi sebebiyle 
tarihgiler, bolgedeki ger?ek islami idareyi onlann kurduklanm yazmaktadirlar 21 . 
Hindistan' da Gaznelilerle baslayan Tiirk-islam hakimiyeti ingilizlerin 1857 
bagimsizhk savasi sonrasi idareyi ele gecirmelerine kadar devam etti. 1947'de 
kurulan Dogu ve Bati Pakistan' la b6lgede yeniden muslumanlarin soz sahibi oldugu 
siyasi bir idare kurulmus oldu. ileride yeri geldiginde bu siyasi olaylardan 
bahsedilecektir. 



16 

17 



18 



19 



20 
21 



Filtuhu 'l-biilddn, s.428 

Futuhu'l-bulddn, s.428. Muhammed b. Kasim'in hayati ve fethettigi yerler icin bk. Haseni, 
Abdulhay el-, Nuzhetu'l-havatir ve behcetii'l-mesdmi' ve'n-nevdzir, HaydanMd (Dekken) 
1931-70, I, 9-12 (Niizhe); Mubarekburi, el-Ikdu 's-semln, s. 172-85; Uslu, Islam Fetihleri, s. 
69-88 

Mubarekpuri, Kadi Athar, "el-HukumStu'l-Arabiyyetu fi'1-Hind ve's-Sind" (trc. Abdulaziz 
Izzet Abdulceltl) , ed-Dirasatu'l-Isldmiyye, 5/3 (1970), 46-7 

Gaznelilerin Hindistan' daki fetih hareketleri hakkmda ayrmtih bilgi i?in bk. Bayur, Y. 
Hikmet, Hindistan Tarihi, Ankara 1946, 1, 127-186 (Bayur, Hindistan Tarihi) 

Lai, K.S., Early Muslims in India, New Delhi 1984, s. 27 

BedahsSni, MakbQl Beg, "Hind", UDMi, XIV, 175 



11 



Fetihlerin ba§ladigi ilk giinlerden itibaren elde edilen topraklarda iskan 
ettirilen muslumanlar ve bolgeye teblig gayesiyie gelen ashab, tabiin ve tebe-i 
tabiinin faaliyetleri kisa zamanda sonug verdi ve Hindistanhlar buyuk bir istekle 
Islami benimsemeye ba^ladilar 22 . ilk islam nesli olan Ashab ve onlan gorenler 
vasitasiyla safiyeti bozulmadan Hindistan insanma ulastinlan islam, onlann gonul 
dunyasmda yer etmis ve ilmiye simfimn yaninda tasawufi ekoller de yava§ yavas 
bolgenin yapisma uygun olarak viicud bulmustu. Bu sebeple islam' in daha genis. 
kitlelere ve yeni nesillere ulastalmasi dergah ve tekkelerde yetisen tasawuf erbabi 
gonul erlerine nasip olmustur 23 . Bunlann basmda stiphesiz Ali Hucviri (Data Gene 
Bahs) (6.465/1 072) 24 , Hoca Muinuddin AcmM Cisti (6.633/1 236) 25 , §eyh 
Bahaeddin Zekeriyya Multani (6. 661/1262) 26 ve §eyh Nizameddin Evliya (6. 
725/1325) 27 gelmektedir 28 . islam'in yayihsmda devletler diizeyindeki en buyiik 
katkimn ise Gaznelilere ait oldugu ifade edilmektedir. Gazneliler hakim olduklan 
cografyada ilim ve din adamlarma buyiik deger vermis ve 90k sayida egitim kurumu 
agmislardir 29 . Egitim ve kiiltiir tariheisi Ebu'l-Hasenat Nedvi, Gazneliler devrinde 



it 



23 



24 



25 

26 

27 
28 

29 



Bolgede yapilan davet ve teblig faaliyetleri bir?ok kitapta geni§ bir bi?imde ijlenmijtir 
(Mesela bk. el-Elv§T, ed-Da'vetii'l-islamiyye, s. 297-347). 

Muhammed ikram'in, tasawufiin Hind isUim toplumunun i?ine nasil ntlffiz ettigi hususunda 
s8yledikleri oldukga carpicidir: 

"Hindistan'da bajlangiftan bcri islam'a tasawufiin rengi kadar islemistir ki, yirminci asnn bajma 
kadar hi? bir kimse herhangi bir tasavvQiT yola girmeksizin islam'in feyz ve bereketinden istifade 
edilebilecegini dilsOnememistir." (bk. Rud-i kevser, s. 285) 

ikram'm bu ifadesinde ayni zamanda tasavvufun menfi yanma dikkat ?ekiliyorsa da asil alti 
cizilen konu Hind toplumunda tasavvufun ne derece Onemsendigidir. 

Hayati i?in bk. HucvM, Ali b. Osman, Ketfu'l-Mahcub, Lahor 1968, s. 16-25 (Mevlevi 
Muhammed §efi'in tanitim yazisi); Hucviri, Ketfu'l-Mahcub -Haklkat Bilgisi (Haz. Suleyman 
Uludag), istanbul 1982, s. 28-55; Seyydre Dacist (Digest) Evliydey kiram number, Lahor 
1986, I, 35-42 (SDEK); ikram, $eyh Muhammed, Ab-i kevser, Lahor 1992, s. 76-81 (Ab-i 
kevser); Fendabadi, Hasimi, "Data Gene Bahs", UDMI, IX, 92-7; Hosain, M. Hidayet, "Data 
Gene Bahs LahQri", lA, III, 493 

Hayati icin bk. Ab-i kevser, s. 196-21 1; Nedvi, Ebu'l-Hasen Ali en- Tarih-i da'vet u azimet, 
Karaci ts., Ill (Tarih-i da'vet); SDEK, I, 57-64; Nizami, K.A., "Ci5ti", DlA, VIII, 342-3. 

Ab-i kevser, s. 255-268; SDEK, II, 27-36; Tarih-i da'vet, III 

Hayati icin bk. Ab-i kevser, s. 228-252; SDEK, II, 17-26 

Ab-i kevser, s. 72-86, 196-383; Qureshi, Ishtiaq Husain, The Muslim Community of the Indo- 
Pakistan Subcontinent 610-1947, Delhi 1985, III. BOliim, s. 60-87 (Qureshi, The Muslim 
Community); Bedahsani, Hind, s. 176; Nizami, K.A., "Cistiyye", DlA, VIII, 343-6. 

Ab-i kevser, s. 59-62 



12 



kurulan camii ve medreselerin halkin muslumanla§masina olan derin etkisinden soz 
etmektedir 30 . 



Ebu'l-HasenSt Nedvi, Hindustan ki kadim isldmi dersgdheyn, Lahor 1989, s. 15-6. 



13 



II. HiNDISTAN'DA TEFSIR ILMININ BASLANGICI VE ILK 
ORNEKLER 



Bolgedeki Urduca tefsir geleneginin olusmasi ve hizh bir gelisme kaydetmesi 
bakimmdan daha once yazilan Arapca ve Fars9a tefsirlerin 50k biiyuk bir 
ehemmiyeti vardir. Bu ehemmiyetine binaen kisaca da olsa bunlardan bahsetmek 
uygun olacaktir. 



A. Arapca Tefsirler 

Hindistanli alimlerce yazilan Arapca tefsirler konusunda en detayh cahsma 
Aligarh Muslim University' den Prof Dr. M. Salim Kidvai'nin Hindistdni mufessirin 
aor un ki Arabi tefsireyn adli doktora tezidir. Dr. Ziibaid Ahmad'in The 
Contribution of India to Arabic Literature 31 adli kitabi da sadece tefsirle ilgili 
olmasa bile konumuz icin ciddi bir cahsmadir. Bunlann disindaki birtakim 
biyografik kitap ve makalelerde de Hindistanli mufessirlerin hayat hikayelerine ve 
tefsirleri hakkmda bilgilere rastlamaktayiz. islam diinyasindaki Arapca tefsirlerin 
tarihi islam'm ilk donemlerine kadar giderken Hindistan'daki tefsirlerin tarihi, 
eldeki bilgilere gore h.8.yuzyildan geriye gitmemektedir. Kidvai bunu, daha eski 
tarihli tefsir olmamasina degil de tefsirlerin ve onlardan bahseden tezkire ve tabakat 
kitaplanmn bizlere kadar ulasmamasma baglamaktadir 32 . 

Eldeki bilgiler Hindistan'da ilk Arap?a tefsirin Ebu Bekir ishak b. Tacu'd-Din 
Ebu'l-Hasan (h.736) tarafmdan yazildigim ortaya koymaktadir. Hanefi 
Mezhebinden olan bu alim ibn Tac adiyla meshurdur 33 . ibn Tac'in tefsirinin adi 
Cevdhiru'l-Kur'dn'dir. Tefsir daha sonra Hiilasatu Cev&hiri'l-Kur'&n fi Beyani 
Meant 'l-Furkan adiyla miiellifce Qzetlenmistir. Asil tefsir hakkinda bir bilgi yoktur 



31 Kitabm ismi Pakistan baskilannda The Contribution of Indo-Pakistan to Arabic Literature 
olarak degi§tiri lmi§tir. 

KidvaT, M. Salim, Hindustani mufessirin aor un ki Arabi tefsireyn, Lahor 1993, s. 11-2 



32 



{Hindustani mufessirin) 

Hayati hakkinda yeterli 

hidmat", FN, 22/2 (1984), 59 (Tufeyl, "Ulema-i Pencab"). 



33 Hayati hakkinda yeterli bilgi yoktur bk. Tufeyl, Muhammed, "Ulema-i Pencab ki tefsir! 



14 



fakat hiilasasimn bir nushasi Berlin Kutuphanesinde mevcuttur 34 . Seyyid Esref 
Cihangir Semnani (h. 808) de ilklerdendir. Ama malesef Semnani'nin tefsirinin 
herhangi bir nushasi bulunamamistir 33 . $eyh Muhammed b. Yusuf Huseyni Dihlevi 
(h.825)'nin Tefsiru , l-Kur t anil-Kerim > '\ de bolgedeki ilk Arapca tefsirlerdendir. 
Dihlevi'nin, Zemahseri'nin Ke§§afi tisliibunda yazdigi ikinci bir tefsiri ve Ke§saf m 
bazi bolumlerine yazdigi ha§iyesi de vardir. Bunlann hicbiri bu gun mevcut 
degildir 36 . Bu ilk tefsirlerden sonra §imdi de bolgede sQhret yapmis tefsirlerin kisa 
tanitimina geciyoruz. 

Hindistan'daki ilk donem tefsirlerden Tefstru Multekat, muellifi Seyyid 
Muhammed b. Yusuf el-Huseyni Gisudraz'dan (721 -825/1 321 -1422) 37 dolayi ozel 
bir onemi haizdir. Daha cok "Bende Nevaz Gisudraz (uzun sa9h)" lakabiyla tamnan 
miifessir Delhi'de dunyaya geldi, Sultan Muhammed b. Tugluk'un (sal. 1325-1351) 
Delhi'nin bo§altilmasi ve onun yerine Devletabad'm baskent yapilmasi hukmii 38 
geregi ailesiyle birlikte dokuz yasindayken Devletabad'a hicret etti ve ilk egitimini 
orada aldi. Babasimn olumiinden sonra annesiyle birlikte 735/1335 yihnda tekrar 
Delhi'ye donen Bende Nevaz, dini ve tasawufi egitimini ba§ta §eyhi Hoca 
Nasireddin Rusen (^erag-i Dehli (6. 757/1356) 39 olmak uzere Delhi'nin onde gelen 
ulemasindan tamamladi. Hocasi ve seyhi Q&ckg-i Dehli vefatindan once ona Cistiye 
tarikatinda hilafet payesi verdi 40 . Hocasimn oliimiinden sonra da onun yerine Cistiye 
tarikati seyhi oldu. 800/1398 yihnda Delhi'den aynhp Dekken simrlan iginde 
bulunan Gulberge'ye g6? etti (vansi h. 815) ve omriinun son yillanni burada 
gecirdi 41 . 



34 



35 
36 

37 

38 
39 

40 
41 



Hindustani mufessirtn, s.16. Aynca bk. Ahmad, Zubaid, The Contribution of Indo-Pakistan to 
Arabic Literature, Lahore 1968, s. 270, 312, 342 {Contribution); Mtt§iru'l-Hak, "Hindustan 
me Kur'§n-i mectd key teracim u tefSsfr", islam aor Asr-i Cedid, 10/4 (1978-9), 13 (MiisTru'l- 
Hak, "Hindustan"); Tufeyl, "Ulem§-i Pencab", 58-60 

Hindustani mufessirtn, s.16-7; Niizhe, III, 34-6; Mtisiru'1-Hak, "Hindustan", 13 

Hindustani mufessirin, s.17; Niizhe, III, 160-4; Musiru'1-Hak, "Hindustan", 13 

Dogum tarihi hususunda ihtilaf vardir. Kaynaklarda ge?en h. 720, 721, 723 ve 725 
tarihlerinden tercih ettigimiz dogruya en yakm olandir bk. Mirza, Sehavet, "Gisiidiraz", 
UDMI, XVII, 586. 

Ab-ikevser, s. 401 

Hayati icin bk. Emir-i Hurd (Mirhord), Siyeru'l-evliyd (trc. i'cazu'1-Hak Kuddusi), Lahor 
1992, s. 380-95; Ab-i kevser, s. 411-23; SDEK, III, 365-74; Aigar, Hamid, "Qirag-i Dehli", 
DIA, VIII, 303-4 

Hamid Aigar hilafet hususunun kesin olmadigini bildirmektedir (bk. "Qirag-i Dehli", 304). 

Hayati ve ilmi sahsiyeti hakkmda bk. Dihlevi, Abdulhak, Ahbdru'l-ahyar (Fars?a'dan trc. 
SUbhan Mahmud, Muhammed Fazil), Delhi 1994, s. 2B4-295(Ahbdru 'l-ahydr); Abdulhak, 



15 



Gisudraz'in, Cistiye Tarikatimn ileri gelenleri icerisinde genis yelpazede en 
fazla ilmi eser veren alim oldugu soylenir. O, biiyiik bir kismi Haydarabad'da 
basilan 105 kadar eser vermis/* 2 ve h. 906'da yazdigi Mi'racu'l-A§ikin isimli kitabi 
eski Urduca'nin ilk kaynaklanndan kabul edilmistir 43 . Tefsirine gelince; basilmamis. 
olup yazmasimn ilk cildi/bolumu Luknov'daki Nasiriye kutuphanesinde, bazi 
parcalan da Londra'daki India Office Library'de bulunmaktadir. Kidvai bunlardan 
Luknov'da bulunan niishayi incelemis ve tefsiri bu nusha isiginda tanitmistir. 
Gisudraz'in tasawufi kisiligi butiin diger eserlerinde oldugu gibi tefsirine de 
yansimistir. ilgili ayetlerin tefsiri icin hakaik, letaif ve multekat adi verilen 
bashklar acilmi§ hakaik bashgi altinda ayetin kisa aciklamasi verilmis multekat 
bashgi altinda ise ayetin detayh tefsiri yapilmis, lafizlar iizerinde durulmu? ve yer 
yer ilgili siirler alinmistir. Ayetin istedigi konularla ilgili kissa ve olaylann 
anlatildigi ba§lik ise letaif olmaktadir 44 . Gisudraz Nahl suresi ayet 89'un 45 tefsiri 
sadedinde §6yle der: 

"Enbiya (a.s.) tlmmetleri tlzerinde jShitler olacaktir. ^QnkU peygamberler Allah katinda en 
gUvenilir kimselerdir ve nasd ebeveyn evladma §eflcat gQsterirse onlar da Ummetleri Qzerine 
gOsterirler. Bize g8re jeyhin mtlridi tlzerine ebeveynden daha fazla merhamet ve §efkati 
vardir. Ebeveynin evladma $efkat ve merhameti hayalidir halbuki Peygamberin Ummetine ve 
§eyhin mUridine fefkat ve merhameti hakikidir. Ey §eyhler! Sizler de kendinize uyanlara 
$ahitler olun." 46 

Gisudraz'in tefsirinde yer yer Hariri, Vasiti ve Hazin gibi mufessirlerin 
eserlerinden alintilara rastlanmaktadir. Genel bir degerlendirmede bulunan Kidvai, 



Urdu ki ibtiddl nefv vii nema me sufeydey kirdm ka kdm, EvrengabSd (Dekken) 1933, s. 22-6 
(Abdulhak, Sufeydey kirdm); Ab-i kevser, s. 367; Hussaini, Syed Shah Khusro, Sayyid 
Muhammad al-Husayni-i Gisudirdz: on sufism, Delhi 1983, s. 11-42; Hindustani mufessirin, 
s. 17; Kidvai, M. Salim, Ulum-i Isldmiye aor Hindustani Ulemd, Aligarh 1991, s. 51-60 
{Ulum-i Isldmiye); SDEK, III, 107-114; Nizami, KA., "Gisu Daraz", EI 2 (Ing), II, 1114-6; 
Mirza, "Gtsudiraz", 586 

4i Abdulhak, Sufeydey kirdm, s. 25-6; Nizami, "Gisu Daraz", EI 2 (Ing), 1115; Miisfru'l-Hak, 
"Hindustan", 14 



43 



44 

45 



46 



Abdulhak, Sufeydey kirdm, s. 24; Sedid, Enver, Urdu edeb ki muhtasar tdrih, Islamabad 
1991, s. 72 (Sedid, Urdu edeb); Abdulhak, "Urdu",(/DM/, I, 337; Abdulhak, "Ordu", IA, IX, 
393 

Hindustani mufessirin, s. 30 

Ayetin me§li:"0 gun her ummetin icinden kendilerinin iizerine hirer sahit gonderecegiz. 
Ayrica, seni de onlann iizerine tarn bir sdhit olarak getirdik. Bu kitabi da sana her sey icin 
bir aciklama, bir hidayet ve rahmet kaynagi ve musliimanlar iqin de bir mujdeci olarak 
indirdiL " 

Hindustani mufessirin, s. 32 (Varak 83 b'den naklen) 



16 



Tefsir-i Mtiltekat'm usul bakimindan yetersizligine isaret etmekte ve uslubu 
sebebiyle Kur'an'i anlamaya yeterli katkida bulunamayacagmi sSylemektedir 47 . 

BQlgede zikre deger ikinci tefsir Alaeddin Ali b. Ahmed el-Mehaimi (776- 
835/1374-143 l)'nin Tabsim'r-Rahman ve teysirul-Menn&n Jt tefsiril- 
Kur'an'idir 48 . Tefsire gecmeden once miifessirden kisaca bahsetmek yerinde 
olacaktir. Seyh Alaeddin Gucerat'a yakin sahil sehri Mehalm'de dogmus ve Sultan 
Muhammed Tugluk'un muhtelif iilkelerden getirttigi ulema sayesinde yetisme 
donemini hayli iyi gecirmistir. Eski alimlerin bir gelenegi olarak o da islami 
ilimlerin hemen her sahasinda kendisini yetistirmis ve eserler vermistir. Onun 
Muhyiddin ibn-i Arabi'nin goriislerine 90k itibar ettigi soylenir 49 . Yazmis oldugu 
tasawuf kitaplan i$erisinden $erhu Fususi 1-Hikem ve §erhu 'n-Nusus li Konevi 
bunun gOstergelerindendir. Mehaimi kadi olarak bulundugu Mehaim'de vefat etmi§ 
ve oraya defhedilmiftir 50 . 

Tabsiru'r-Rahmdn Nazm-i Kur'an ve ayetlerin miinasebeti agismdan onemli 
bir tefsirdir 51 . Hacim ve ayetlere getirilen aciklamalar bakimindan Tefsiru'l- 
Celaleyn'den biraz daha geni§ 52 olan tefsirde Fatiha suresinin tefsirine emsal diger 
surelere nisbetle daha fazla yer verilmi§tir. Tefsirdeki §u dort ozellik zikre degerdir: 

1. Surenin tefsirine girilmeden sure hakkinda bilgi verilmesi, 

2. Besmelenin her sureye gore farkli bir §ekilde tefsir edilmesi, 

3. Rabt-i ayat denilen ayetlerin ayetlerle, surelerin surelerle olan ilgisinin 
Kur'an'm basmdan sonuna kadar gosterilmesi, 



47 

48 



49 

50 



51 



52 



Hindustani miifessirin, s. 32; Uliim-i hlamiye, s. 51-60 

Muellif 8ns5zde tefsirine.. Menndn ba'du ma yusiru ild i'cazi'l-Kur'an adini koydugunu 
sSylQyor (bk. Tabsiru'r-Rahmdn, Beyrut 1983, s.4). Istanbul ve diinyanm diger yerlerinde 
90k sayida yazma niishasi mevcut olan Tefsir miiteaddid defalar da basilmistir (bk. 
Contribution, s. 271). 

Siddik Hasan Han, Ebcedu'l-ulum, Beyrut 1979, III, 219 (Ebcedii'l-ulum) 

Hayati ve eserleri hakkmda daha genis bilgi icin bk. Subhatu'l-mercan, I, 97-101; Ebcedii'l- 
ulum, HI, 219-20; Niizhe, III, 110-112; Ahbdru'l-ahydr, s. 387-9; Rahman Ali, Tezkire-i 
ulemd-i Hind (trc. M. Eyyilb Kadiri), Kara?i 1961, s. 349-50 (Rahman Ali, Tezkire); 
Contribution, s. 17-9; Ab-i kevser, s 450-1; Hindustani miifessirin, s. 36-42; Ulum-i Isldmiye, 
s. 29; Nuveyhid, Adil, Mu 'cemu 'l-mufessirin, Beyrut 1983, 1, 353 

Nuzhe,lll, 111; Hindustani miifessirin, s. 38; Ulum-i isldmiye, s. 29; Geylani, Menazir Ahsen, 
Pdk u Hind me MiXselmdnon ka nizam-i ta'lim o terbiyet, Lahor ts., II, 279 (Geylani, Nizdm-i 
ta iim) 

Contribution, s. 1 7 



17 



4. Muhtelif lafizlar ve Huruf-i Mukattaat iizerinde felsefi ve dil ilmi 
bakimindan ilmi izahlar getirilmesi... 53 

§eyh Mubarek b. Hizir Naguri'nin 34 (91 1-1001/1505-1593) Menhau uy&ni'l- 
meani ve matla'u §umibsi'l-me§ariVs\ bolgede yazilan geni§ Arap?a tefsirlerdendir. 
Aslen Yemeni! Arap bir ailenin 90cugu olan $eyh Mubarek, Nagur'da dogdu ve 
?ocuklugunu bvirada ge9irdi. ilmi bakimdan yeti§me donemini Ekberabad'da (Agra) 
tamamladi ve omrunun sonlanna kadar burada tedris ve telif faaliyetinde bulundu. 
H.1001 yihnda Lahor'da vefat eden §eyh Mubarek Agra'ya defhedildi. Kendisi ve 
ogullan Ebu'1-Feyz Feyzi ve Ebu'1-Fazl Allami 55 Baburlu hanedanina ve donemin 
hukiimdan Ekber §ah'a yakm olmu§lar ve bundan dolayida haklannda menfi 90k 
§eyler soylenmi§tir. Her 11911 de itikaden imamiye §i'asi'na baghydi 56 . 

§eyh Miibarek'in tefsirinin tek yazma niishasi Luknov'daki Seyyid Taki'nin 
§ahsi kutuphanesinde be§ buyiik cilt 57 (takriben 3000 sahife) halinde mevcuttur. 
Meryem'le Yasin sureleri arasmdaki kismm bu be§ cilt i9erisinde olmamasina 
bakihrsa tefsirin aslmda 6 cilt olduguna hiikmedilebilir. Bu nushamn ilk 119 cildi 
yipranmi§ vaziyettedir. Kidvai'nin beyanina gore tefsir Kur'an ilimleriyle ilgili uzun 
ve olduk9a kiymetdar bir mukaddimeyle ba?lamaktadir. Her sureden once sureyle 
ilgili gerekli bilgiler verilip, surenin muhtevasindan bahsedilmekte ve nasih-mensuh 
ayetler gosterilmektedir 58 . Bu hacimli tefsirde miifessir, ayetlerin degindigi konulan 
detayli bir §ekilde ele almakta ve gerekli izahlarda bulunmaktadir. Kidvai, namaz, 
01119, zekat vb. konularla peygamber hayatlannm ele alim§im omek olarak 
vermektedir. Hindistanli miifessirlerin pek 90gu gibi $eyh Mubarek de tenasub 



53 

54 



55 



56 



57 



58 



Hindustani miifessirin, s. 38-42; Ulum-i tsldmiye, s. 29 

§eyh MUbarek' in nisbet edildigi yerin kaynaklardaki transkribesi N&gur, Nagor ve Nagver 
§ekillerinde degi§mekteyse de biz bunlardan en fazla kabiil gSrenini tercih ettik. 

Ekber §ah devrinin bUytlk tarihgisi Ebu'l-Fazl'in Fars9a Ayete'I-KUrsi tefsiri vardir ki Ekber'e 
ithaf ettigi icin Tefslr-i Ekberi diye anihr (bk. Mu§tru'l-Hak, "Hindustan", 17). 

Hayati ve eserleri icin bk. Al-Badaoni, Muntakhabu-t-Tawdrikh (ing. trc. W.H. Lowe), Delhi 
1986, III, 118-120; Subhatu'l-mercan, I, 117 (dipnot 1); Nu'mSni, §ibl!, Si'ru'l-Acem I-V, 
A'zamgarh 1940-51, III, 29-30 (?i'ru'l-Acem); Batti, M. ishak, Fukahaey Hind, Lahor 1978, 
IV-2, 307-314 (Fukahaey Hind); Hindustani miifessirin, s. 53; Ansari, A.S. Bazmee, "FeyzT-i 
Hindi", DIA, XII, 524 

BedayunT bu tefsirin d8rt bilyUk cilt oldugunu sfiyluyorsa da bu mevsuk bilgilere terstir (bk. 
Muntakhabu-t-Tawdrikh, III, 1 19). 

Hindustani miifessirin, s. 54,57,59; Milsiru'1-Hak, "Hindustan", 16-7. Zubaid Ahmad bu 
tefsirin halihazirda nUshasinin olup olmadigmdan sSz etmemektedir.(Bk. Contribution, s. 274) 



18 



konusu ile bir hayli ilgilenmis. ve buna tefsirinde yer vermistir. Tefsirde her siirenin 
tefsiri yapilan dua ile tamamlanmaktadir 39 . 

Hindistan'm Tefsir sermayesi i9erisinde Ebu'1-Feyz Feyzi (954-1004/1547- 
1595)'nin Sevatiu'l-Mham , mm 90k mustesna bir yeri vardir. Tefsir hem Baburlii 
hukumdan Ekber §a1i'a yakinligi ile taninan miiellifi hem de noktasiz harfler 
kullamlarak yazilmif olmasi sebebiyle islam dunyasinda olduk9a sohret yapmistir 60 . 
Feyzi Baburliiler (Mogol) Devletinin baskenti olan Agra'da (EkberabM) diinyaya 
geldi. Dirayetli bir Slim olan babasi $eyh Mubarek'in tesebbtisleriyle 90k iyi bir 
egitim aldi ve daha 14 yaslanndayken Arap ve Fars edebiyatinda adindan soz edilir 
oldu. Bir sure Ekber §ah'in ogullanndan Danyal, Murad ve Cihangir'e ozel 
hocalikta (murebbilik) bulundu. Ekber §ah ona surdeki mertebesi sebebiyle 
"Meliku's-§uara" unvanim verdi (984/1 576). 61 Ekber'in Din-i ilahi adiyla karma 
yeni bir din ihdas etmeye 9ahsmasi siirecinde 62 bazi alimler Ekber' e akil verdigi 
gerek9esiyle Feyzi'yi de su9ladilar. Tefsirini inceleyenler Ekber §ah'm 
du§uncelerini destekler bir delil elde edememisjerse de 63 devlet erkamna yakinhgi 
sebebiyle hakkinda her zaman ileri-geri §eyler soylenmistir. 64 §ahsi kutuphanesi i9in 
giizel kitap toplamaya ozel bir ilgisi olan Feyzi omrti boyunca 9ogu muellif niishasi 
olan 4600 nefis kitap toplarmsUr 65 . Feyzi babasmin olumiinden 3 yil sonra 50 



59 



60 



61 



62 
63 



64 



65 



Hindustani mufessirin, s. 57-9. Ayrica bu tefsir ve Ekber §ah doneminde yazilan diger 
tefsirler i9in bk. Zaferu'l-isISm, "Ahd-i Ekberi ki tefsir! hidrnat", UK, 1/3 (1986), 112-129 
(Zaferu'l-lslam, "Ahd-i Ekberf") (bu makale Hamdard Islamicus (Karachi) dergisi 11. cildinin 
2. sayismda (1988) Ingilizce olarak da yayinlanmistir.) 

§am Ulemasindan Seyyid Mahmud Efendi de noktasiz harfleri kullanarak "DUrrU'l-esrar" 
admda bir tefsir yazmi§ ve Sultan Abdulmecid'e ithaf etmistir. h. 1224 yilinda telif edilen 
tefsir istanbul'da tabedilmistir (bk. GeylSnT, Nizdm-i ta 'Urn, II, 292). 

Muntakhabu-t-Tawarikh, III, 86; Htiseyin, Seccad, "Sevatiu'l-ilham", Sekdfetu'l-Hind 10/3 
(1959),90 (HUseyin, "Sevatiu'l-ilham"); Ansari, A.S. Bazmee, "Faydi", EI 2 , II, 871 

Bu dinin olu§umu ve prensipleri icin bk. Konuk?u, Enver, "Ekber Sah", DIA, X, 543 

§iblT, §i'ru'l-Acem, III, 51; Hindustani mufessirin, s.63; Kidwai, M. Saiim, "Faydi and his 
undotted tafsir of the Qur'Sn", IMA, 9/2 (1978),73 (Kidwai, "Faydi") 

Ozellikle AbduMdir BedSyuni onun hakkinda cok agir ifadelerde bulunmustur (bk. 
Muntakhabu-t-Tawarikh, II, 420-1 ve III, 414-5). §ibli Nu'mani'ye gOre, Bedayunt'nin 
sdzleri asilsizdir ve Feyzt'yi karalamaya yfineliktir. QilnkU devrinin bircok Slimi ona, onu ve 
sartlanni anlayamadigi i?in karsi cikmi§tir (bk. $i'ru'l-Acem, III, 48-9). Ebu'l-Hasen AH en- 
Nedvt ise, Seyh MlMrek ve ogullarmin ilimdeki derecelerini teslim etmekle birlikte islamt 
hassasiyetsizliklerini tenkid etmektedir (bk. Tarih-i da 'vet, IV, 92-101) Ayrica Bedayunt'nin 
hayati ve Feyzi ve Silesi ile olan iliskileri i?in bk. Khan, Rais Ahmad, "The Life and Thought 
of 'Abd al-Qadir Bada'Qni", IS, 6/2 (1967), 141-54 

Muntakhabu-t-Tawarikh, III, 421; Si'ru'l-Acem, III, 44; Niizhe,V, 28 



19 



yasjannda iken geride 100'ii askin edebi ve ilmi eser birakarak Agra'da vefat etti. 
Lahor'da vefat edip Agra'ya defnedildigi de soylenmektedir 66 . 

Feyzi hazirhklanna ve yazimina Agra'da basladigi tefsirini iki yil igerisinde 
1002/1593 yilinda Lahor'da tamamladi. Ahlakla ilgili Mevdridu'l-kelim, onun 
noktasiz harfler kullanarak ve tefsirden once usul denemesi yapmak i^in yazdigi 
kitabidir 67 . Sanat-i miihmele turuniin basanh bir 6rnegi olan tefsir ozenle sepilen 
noktasiz muteradif kelimeler sebebiyle edebi giizelligine ragmen oldukfa zor 
anlasdir durumdadir. Azad Bilgrami'nin eserinde yer alan Kevser suresi tefsiri 
ahntisinda bu kapahlik a9iklikla gozukmektedir 68 . Savdtiu'l-ilhdm tefsir ilmine 
katkisindan 90k Feyzi'nin Arap dilindeki yiiksek payesinin bir gostergesidir. Feyzi 
90k itham edilen biri oldugu halde tefsirinde doneminde tartisilan hi9 bir batil 
diisunceye rastlanmamisttr. Muhammed ikram' m bildirdigine g6re imam Rabbani 
ve 9evresinden Mevlana Yakub Sayrafi ve Miyan Cemal Telvi gibi Slimier tefsiri 
yazarken Feyzi'ye yardimci olmu§lardir 69 . Bu yardim hem Arap dilinde hem de 
akidevi ve ilmi konularda olmustur 70 . Devrinin ilim adamlan tefsirdeki bilgilere 
degil de -yersiz bir 9aba olduguna inandiklan i9in- noktasiz harfierle yazilmis. 
olmasma itiraz etmi§lerdir 71 . i9lerinde istanbul'un da bulundugu mnhtelif 
sehirlerdeki yazma nushalan bulunan tefsir, ilk olarak 1898 (?) yilinda Luknov'da 
basilmistir 72 . 



66 



67 



68 
69 



70 



71 



72 



Hayati ve eserleri i?in bk. Muntakhabu-t-Tawdrikh, III, 411-29; Subhatu'l-mercan, I, 117-9; 
Ebcedii'l-ulum, III, 224; §i'ru'l-Acem, III, 28-72; Niizhe,V, 27-32; Contribution, s. 23-9, 274- 
5; ikram, §eyh Muhammed, Rud-i kevser, Labor 1992, s. 133-5; Hindustani mufessirin, s.61- 
73; Ulum-i hldmiye, s.70-83; Kidwai, "Faydi", s.73; Ansari, "Faydi", EI 2 , II, 870-2; 
Beveridge, "Feyzi §eyh", UDMI, XV, 1088-9; Ansari, "Feyzi-i Hindi", DlA, XII, 524-5 

§iblf, §i'ru'l-Acem, III, 57; Hindustani mufessirin, s. 67; Ulum-i isldmiye, s. 75; MQsfru'I- 
Hak, "Hindustan", 17; Ansari, "FeyzT-i Hindi", 524-5 

Subhatu'l-mercan, I, 119. 

Rud-i kevser, s. 134. Ayrica bk. Muntakhabu-t-Tawdrikh, HI, 157; Hindustani mufessirin, s. 
63-4, 72. Tefsirini tamamlayan Feyzi bunu uzun yillar dost kaldigi ve hac sonrasi ona iltifat 
etmeyen Abdulhak Muhaddis Dihlevi'ye de okutmak istemi? ancak Dihlevi ona 
yaklasmamaya karlarli g8riinmii5ttl (bk. Rud-i kevser, s. 258-61) 

ikram imam Rabbani ve dQneminden bahsederken bu konuya da deginmekte ve tefsiri 
yazmayi tasarlayan Feyzi'ye imam Rabbani'nin noktasiz harfler kullanarak yazdigi kisa bir 
metin verdiginden bahsetmektedir (bk. Rud-i kevser, s. 227-30, 235) 

Feyzi, kendisini noktasiz harfle kitap yazdigi icin bid'atcilikle su9layanlari kelime-i tevhid'in 
de noktasiz harflerden mtitesekkil olmasmi misal gOstererek susturmustur (bk. Si 'ru 'l-Acem, 
HI, 59). 

Tefsirden yapilan alintilar ve hakkmdaki degerlendirmelerle yazmalan ipin bk. Subhatu'l- 
mercan, I, 118-9; Contribution, s. 23-9, 274-5; Hindustani mufessirin, s. 61-73; Ulum-i 



20 



Kadi Senaullah Panipati'nin (1731-1810) rivayet agirhkh et-Tefsim'l- 
MazharVsi Hindistan'da 50k fazla kabul g6ren tefsirlerdendir. Kadi Senaullah 
nisbesinden de anlasildigi gibi Bati Pencab'm Panipat sehrinde ilmi gelenege sahip 
bir aile icerisinde dunyaya geldi. §eyh Celaleddin £isti'nin torunlanndan olup soyu 
Hz. Osman (r.a.)'a kadar dayanmaktadir. Senaullah 7 yasinda hifzim ikmal etti ve 
ilk egitimini Panipat'ta tamamladi. Daha sonra Delhi'ye giderek §ah Veliyullah'tan 
ve diger alimlerden basta hadis olmak iizere temel islami ilimleri okudu. §ah 
Veliyullah, talebesi Senaullah hakkinda Mirza Mazhar Can-i Canan'a (1699-1780) 73 
yazdigi bir mektupta ondan ovgiiyle bahsetmektedir. 74 18 yasinda ilim tahsilini 
tamamlayip kendisini tasawufa ve tarikat ilimlerine verdi. Donemin meshur 
mutasawiflanndan ve alimlerinden olan Mirza Mazhar' a giderek intisap etti. 
Kendisinden cokca istifade ettigi seyhi Mirza Mazhar ona "Alemu'1-Huda" lakabim 
vermisti. Bu sekilde maddi ve manevi egitimini tamamlayip memleketi Pani Pat'a 
donerek Smrunti burada talim, ifta ve te'lifle ge?irdi. Kadi Senaullah fikihta 
muctehid derecesinde bir alim oldugu gibi hadiste de Sah Abdulaziz Dihlevi'nin 
"asnmn Beyhakisi" ovgusunii alacak makama eri§mi§ti. 7S 

et-Tefsiru'l-Mazhari, hadis, fikih, siyer, kelam, tasawuf, kiraat gibi islami 
ilimlerde muellifi Pani Pati'nin ilmi payesinin aynasi olmustur. Kardesine yazdigi 
bir mektupta butiin bu konulan Kur'an ayetleri i§iginda ele alip 96zumler 
getirdiginden bahsetmektedir 76 . Tefsirini hocasi ve §eyhi Mirza Mazhar' in 
vefatrndan sonra (1225/1810) kaleme almis ve hocasma nisbetle isimlendirmistir. 
Arapfa ash 6 cilt olan tefsir ilk olarak Delhi'de sonra da Haydarabad Dekkan'da 10 
cilt halinde basilmistir. Tefsir daha sonra Urduca'ya da cevirilmis ve 12 cilt halinde 
nesredilmistir 77 . Tefsirde rivayet metodu agir basmis ve fikhi konularda Hanefi 

hldmiye, s. 71-82; Seccad HQseyin, "Sevatiu'1-ilMm", 89-101; Tufeyl, "Ulema-i Pencab", s 
66-76; Zafera'l-islam, "Ahd-i Ekberi", 121-2 



73 



74 

75 



76 

77 



Hayati 19m bk. Rud-i kevser, s. 645-9. Mirza Mazhar Urducaya katkisiyla da anilmaktadir (bk. 
Calibf, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 359-71; Sedtd, Urdu edeb, s. 144) 

Batti, M. Ishak, Fukahaey Pdk u Hind, Lahor 198?, I, 170 (Fukahaey Pdk u Hind) 

Hayati, ilmi ki§iligi ve eserleri i?in bk. Nuzhe,VU, 112-4; Rahman AH, Tezkire, s.142; 
Contribution, s. 19, 288; ishak, Muhammed, tlm-i Hadis me Pdk u Hind ka hissa, Lahor 
1977, s. 197-8 (ishSk, tlm-i Hadis); Hindustani mufessirin, s. 107-112; Fukahaey Pdk, I, 157- 
181; Ma'sum!, Ebu Mahfuzu'l-Kerim, "et-Tefsiru'l-Mazhari ka nakidane caize", UK, 
4/1(1989), 79-96 (Ma'sum!, "et-Tefsiru'l-Mazhari"); Mna, ihsan ilahi, "Senaullah Pant Pati", 
UDMl, VI, 1032-4 (Rana, "Senaullah Pant Pati") 

Batti, Fukahaey Pdk, I, 166; Ma'sfimt, "et-Tefsiru'l-Mazhari", 81 

Su anda elimizde bulunan Urduca ntisha 1411 h. yilmda Dani'l-isSat tarafindan 12 cilt olarak 
Kara?i'de basilmistir. 



21 



Mezhebi esas ahnmi§tir. Kaynaklan arasinda Taberi, Beyzavi ve Bagavi tefsirleri ilk 
siralardadir. Lugavi bahislerde ise 90gunlukla Ahfes, ibn Keysan, Zemahseri ve 
Firuzabadi'den ahntilarda bulunmus ve onlann kavillerine dayanmistir. 78 Tefsirin 
temel ozelliklerini su sekilde siralayabiliriz: 

1. Fikhi meselelerin hallinde 90gunlukla Hanefi mezhebi esas alliums diger 
mezheplerin goriisleri de tartisilmistir. 

2. Tefsirde yer yer tasawufi istilahlar kullamlmis ve izahlar yapilmistir. 

3. Israiliyattan son derece uzak durulmustur. 

4. Bazi konular (faiz gibi) 90k aynntih bir bi9imde ele almmistir. 

5. Esbab-i niizul ttirunden bilgilere yer verilmis ve tefsir fezail-i Kur'an 
konusuyla tamamlanmistir. 

Genelde biiyuk kabiil goren tefsirin Siddik Hasan Han' in degerlendirmesine 
g6re kusurlan sunlardir: Tefsir vecihlerinin miktan azdir. Tefsir ilminin smirlan 
dismda bahisler ihtiva ettigi i?in ayiklanmaya ve ozetlenmeye muhta9tir. Muellif 
tefsir ilmi bakimmdan yeteri kadar maliir degildir. Tefsirde tasawufun agirhgi 
hissedilmektedir. Bagavi ve Beyzavi'den 90k fazla almti yapilmistir. Ma'sumi 
makalesinde, Siddik Hasan Han'i tenkit ettigi noktalann bir kisminda haksiz 
bulmaktadir 79 . 

Yukanda belli bashlanm kisaca taruttigimiz tefsirlerin yamnda Hind alt 
kitasinda yazilan baska tefsirler de vardir. Bunlarin da onemlilerine 90k kisa bir 
sekilde isaret etmek yerinde olacaktir. Muhammed b. Ahmed Miyanciyu'nun 
(6.982/1574) Tefsiru MuhammedVsi rabt-i ayat hususunda zikre deger bir 
9alismadir 80 . Siddik Hasan Han (6.1307/1890) Islami ilimlerin her sahasmda verdigi 
kiymetli eserlerle islam aleminde sohret yapmis bir alimdir. Arap9a, Fars9a ve 
Urduca'da 119 ayri tefsir kaleme almistir. Arap9a tefsirinin adi Fethul-beyan fi 
makasidi'I-Kur'an , diT ve 10 cilt halinde basilmistir 81 . Senaullah AmritsarT (1868- 



78 
79 



80 



81 



Rana, "Senaullah ?M Pati", 1033 

Tefsirin geni§ tanitimi ve tartijmalar igin bk. Hindustani mufessirln, s. 107-1 12; Ma'sumi, "et- 
TefsTru'l-Mazhari", 79-96 

Hindustani mufessirln, s. 47-51; Ntizhe, IV, 283-5; Rahman AH, Tezkire, s. 473; Contribution, 
s. 19,273 

Hindustani mufessirin, s. 113-6; Niizhe, VIII, 187; Rahman Ali, Tezkire, s. 142-3; 
Contribution, s. 19, 288; Saliha Abdulhakim Serefllddin, Kur'dn-i hakim key Urdu terdcim, s. 
405-8 (Saliha, Urdu terdcim). A. Ctineyt Eren, Siddik Hasan Han ve ahkam tefsiri Neylu 7- 
Merdm Uzerinde doktora tezi hazirlamijtir (bk. Ankara Oni. Sosyal Bilimler Enstittlsii 1994). 
MQfessir ve Urduca tefsiri hakkmda daha geni§ bilgi i?in II. baiQme bakiniz. 



22 



1947) de birden fazla dilde tefsir yazanlardandir. Onun ileride genisge 
degerlendirecegimiz Urduca tefsirinden baska Tefsiru'i-Kur'an hi kelamVr- 
rahman admda bir de Arap9a tefsiri vardir. Tefsir ilk olarak 1903 yihnda 
Amritsar'da basilmistor 82 . 

Kur'an'in tumiinu kapsayan bu tefsirlerden baska meshur Arap9a tefsirlere 
yapilan hasiye ve serh turti eserler, aynca bazi ciizleri ve sureleri kapsayan tefsirler 
de vardir 83 . Bunlar icerisinde Hamiduddin Ferahi'nin (o. 1930) 14 surenin tefsirini 
ihtiva eden Tefsiru Nizdmu'i-Kuran ve te'vilu'l-furkani hil-furkan , \ ozellikle 
zikre deger bir gahsmadir. Ferahi, Kur'an'daki ayet ve sureler arasi tenasubii daha 
onceki tefsirlerde olmayan bir bakis agisi ile incelemis ve getirdigi yorumlar 
oldukca kabul gormiistiir. Bunda ilmi bakimdan dogu ve batiyi iyi tanimasmin 
buyuk etkisi vardir 84 . Eseri az sayida surenin tefsirinden ibaret kalmissa da onde 
gelen talebesi Emin Ahsen Islahi onun usulunii daha da gelistirerek Tedebbiiru 
Kur'dn adiyla 9 ciltlik Urduca yeni bir tefsir yazmistir. ikinci bolumde bu tefsir 
genis olarak tanitilacaktir. Arapgasi sureler halinde tek tek basilan Tefsiru Nizdmu 7- 
Kurdn Islahi tarafindan Urducaya da gevirilmis ve muteaddit defalar basilrmstir. 

B. Fars^a Tefsirler 

Hindistan'm islamla tamsmasmdan bu yana ge?en sure igerisinde bolgede 
gegerli olan resmi diller arasinda sure bakimindan Fars^a ilk sirayi almaktadir 85 . 
Gaznelilerle baslayan Farsga'nm devlet dili olma sureci 1857 sonrasi ingiliz 
hakimiyetine kadar devam etmistir 86 . §ah Veliyyullah'm ogullannm da i?inde 
bulundugu genis bir ulema kesiminin Farsganin yaninda veya onun yerine Urducayi 
kullanmalan sonucunda Fars?a kultiir ve edebiyat dili olarak agirhgim kaybetmistir. 



82 



83 



34 



85 



86 



Abdulmetin Nedvt, Mevldnd Sendullah Amritsart, Gujranvala 1988 (Nedvt, Amritsarf); 
Hindustani miifessirin, s. 117-9; Saliha, Urdu terdcim, s. 227-36. Ayrintih bilgi igin II. 
balllme bakiniz. 

Bunlann geni§ tanitimlari i9in bk. Hindustani miifessirin, beltim II ve III, s. 121-250; Tufeyl, 
"Ulema-i Pencab", 53-103. Kiraat ilmi ile ilgili eserler i?in bk. Zaferu'l-lslatn, "ilm-i kiraat 
ahd-i vusta key Hindustan me", UK, 5/1 (1990), 108-126 

Tefsiru Nizdmi'l-Kur'dn (Urduca), A'zam Garh 1990, mukaddime s. 9-26; GeylanT, Nizdm-i 
ta'lim, II, 380; Hindustani miifessirin, s. 163-183 

Nemr, Abdulmun'im en-, Tdrihu'l-isldm fi'l-Hind, Beyrut 1981, s.397-8 (Nemr, Tdrihu'l- 
isldm) 

Kasimi, Muhammed Suud-i Alem, "Ahd-i vust§ ki ek ehem Farist tefsfr Bahr-i Mevac ka 
tahkiki mOtalaa", UK, ll\ (1992), 49 (Kasimt, "Bahr-i Mevac") 



23 



Bu gun ise, Hind alt kitasmda okullann mufredatmda yabanci dillerden biri 
olmaktan ote bir agirhgi kalmamistir. 

Hindistan'daki sunni kesim arasmda daha 50k siir ve edebiyat dili olarak 
etkinligini siirduren Fars9a siilerce dini literatur dili olarak da kullarulmistir. Sunni 
kesim i?erisinde Farsfayi dini literatur dili olarak kulianan sinirh sayidaki ilim 
adamindan bir kismi ise bu dilde Kur'an tefsirleri ve terciimeleri kaleme almistir. 
Simdi bu tefsirlerden onemlileri mezheb farki dikkate alinmaksizin tanitilmaya 
9ahsilacaktir. 

Bolgede ilk Fars9a tefsirin Muhammed b. Ahmed Hacegi (6. h.809?) 87 
tarafindan Bahru'l-maant adiyla yazildigi ifade edilmektedir. Hacegi omruniin 
buyuk bir kismini Delhi'de gegirdikten sonra Kalpi'ye yerlesmis ve orada vefat 
etmistir. Hocagi dini ilimler i9erisinde kelam'a Qzel bir onem vermis ve felsefede 
derinlesmistir. Muhtasar tefsirler sinifinda degerlendirilebilecek Bahru'l-madnV&e 
kelami ve felsefi bahislere sik9a rastlanmaktadir. Bu tefsir hakkmda "Tabresi'nin 
Mecmau 'l-beydn'mm. bir 6zetidir" diyenler de vardir. Yazma nushasi Khuda Baksh 
Oriental Library'dedir 88 . 

§ihabuddin b. $emseddin Devletabadi'nin (6.1445) 89 tefsiri Bahr-i mevac 
zaman itibariyle degilse bile §6hret itibariyle ilk siradadir. Hacegi'nin talebesi olan 
Devletabadi egitimini tamamlamasim muteakip baskent Conpur'da kadi'l-kudathk 
vazifesinde bulunmu§tur. ilimdeki mertebesi sebebiyle kendisine Sultan Ibrahim 
Sah Mesnki (sal. 1400-1440) tarafmdan "meliku'l-ulema" unvani verilmistir. 
Sultan Ibrahim §ah'a ithafen 90 yazilan tefsirin yazmasi 119 biiyuk cild halindedir. 
Tefsirin kaynaklan arasmda klasik tefsirlerden Meddriku't-Tenzil, Ke^df, 
Mefdtihu'l-gayb ve Tefsiru Ebi'l-Leys bulunmaktadir 91 . Tefsirde fikhi konulann 



87 



38 



89 



90 
91 



Hayati 19m bk. Ahbdru'l-ahydr, s. 311-3; Subhatu'l-mercdn, I, 95 dipnot 1; Niizhe, III, 66-7; 
Rahman Ali, Tezkire, s.182. Milfessirin vefat tarihi ihtilafhdir. 

ZaferU'l-isiam, "Ahd-i vusta key Hindustan ki Farisi tefstreyn -ek tearufi mutalaa", UK, 1/1 
(1985), 127-8 (Zaferil'i-islam, "Farisi tefslreyn") 

Hayati ve eserleri icin bk. Ahbdru'l-ahydr, s. 390-2; Subhatu'l-mercdn, I, 95-6; Contribution, 
s. 196-201; Kasimi, "Bahr-i Mevac", 49-78; ZaferU'l-islam, "Farisi tefslreyn", 128-9; Nakvi, 
Urdu Tefdsir, s. 153; Nizam!, K.A., "ed-DevletaMdi", UDMI, IX, 470-1; Nizami, K.A., 
"Devletabadi", DIA, IX, 242-3 

ithafiye icin bk. Kasimi, "Bahr-i Mevac", 53 

Kasimi tarafmdan Bahr-i Mevdc'm kaynaklan arasmda gOsterilen Tefsir-i ZdhidVnm muellifi 
tesbit edilememistir. B61gede daha sonra Mir Muhammed Zahid b. Kadi M. Eslem HerevT 
Kabul? Hindi (1101/1689) tarafindan ayni adla yazilan ve Kur'an'm son 15 cuztintl ihtiva 



24 



yaninda lafizlann a9iklanmasina da genis yer verilmistir 92 . Mufessirin Arap diline 
hakimiyeti bu sahada yazmis oldugu 90k sayida kitapta gortilmektedir 93 . Tefsir 
muteaddit kutiiphanelerde bulunan yazma niishalanna ilaveten h.1297 yilinda 
Luknov'da basilmistir. 

Hindistan'da yazilan Fars?a tefsirler arasinda ti^uncii onemli isim sii 
ulemadan Hakim Fethullah §irazi'nin (6.997/1588) Menhecu's-sadikin'idix. 
Mufessir §iraz'da dogup biiyiidu ve uzun yillar burada yasadi. Becapur'dan 
uzaklastinlmasi uzerine h. 991 'de Agra'ya geldi ve burada Ekber §ah'in 
tevecciihiine mazhar oldu. Ekber onu Vezirler Divam'na. aldi ve devletin onemli 
islerinde bilgisine basvurulmasini emretti. Erken oliimu Ekberi olduk9a iizdii. 
§irazi'nin ders tarzi ve egitim programi, zamamnda olduk9a kabul gormiis ve 
olximiinden sonra da uygulanmi§tir. Onun Ekber §ah donemindeki en buyiik filozof 
oldugu da belirtilmektedir 94 . §irazi kendi tefsirinin Huldsatu 'l-Menhec adiyla bir de 
ozetini hazirlami§tir. Muhtelif hutiiphanelerde yazmalan bulunan her iki tefsir sii 
bakis a9isiyla yazilmistir 95 . 

Babiirltiler saltanatimn onde gelen 119 ismi, Cihangir, §ah Cihan ve Evrengzib 
Alemgir zamamnda devletin kuwet ve kudretine miitenasip bir sekilde ilim, fen ve 
edebiyata da buyiik onem verilmistir. Fars9anin resmi dil olma avantajindan istifade 
eden Slimier bu donemde 90k sayida Fars9a eser yazmislardir. §eyh Zeynelabidin 
§irazi'nin tefsiri Tefsir-i MurtazavVmn bir onceligi olsa bile Cihangir doneminin en 
miihim tefsiri Tefsir-i NizdmVdk. Tefsirin muellifi akli ve nakli ilimlerde adindan 
soz ettiren §eyh Nizameddin b. Abdissekur Tanisri (6. 1036/1 627) 'dir. §eyh 
Nizameddin oglu sehzade Htisrev'i isyana tesvik ettigi gerek9esiyle Cihangir §ah'in 
hismma ugradi ve iki defa iilkeden suriildii. Bunun uzerine Belh'e gitti ve vefatma 
kadar orada kaldi. Tefsirinde tasawufi dusiince ve telakkilerin yogunlugundan soz 



eden tefsirle kari5tinlmi5 olma ihtimali de sfiz konusudur. (Bu tefsir icin bk. Contribution, s. 
281). 

Tefsirin Ozellikieri i?in bk. KSsimi, "Bahr-i mevac", 52-73 

Bu eserlerin tanitimi 19m bk. Contribution, s. 196-201, 230,454-5, 470, 479 

Rud-i kevser, s. 162 



92 
93 
94 
95 



Hayati, tefsiri ve eserleri i?in bk. Muntakhabu-t-Tawdrikh, II, 379-82,326; III, 216; Niizhe, 
IV, 254-5; Nakvi, Urdu Tefdsir, s. 18,153; Zaferu'i-islam, "Ahd-i Ekberi", 122; Muhtar-i 
Hak, M. Alim, "Kur'^n-i Mecid key Urdu terScim u teflstr", SDK, II, 427 



25 



edilmektedir. Tefstr-i Nizdmi'mn yazma nushasi India Office Library'de 
bulunmaktadir 96 . 

Safi b. Veli Kazvini Kesmiri'nin Zibu't-Tefasir'i bolgedeki Farsca tefsirler 
arasinda sohret bulmu§tur. Evrengzib'in kizi Zibu'n-Nisa'nin istegi tizere 1670 
yillannda yazilmaya baslanmis ve tamamlanmasi on yil kadar surmtistiir. British 
Museum 'da bulunan 5. ciltten tefsirin 8-9 cilt kadar oldugu anlasilmaktadir. 
Abdulhay el-Haseni bu tefsiri Razi tefsirinin tercumesi olarak 97 gosteriyorsa da bu 
yanhsfrr. Halbuki tefsir istek uzerine eski tefsirlerden de yararlamlarak telif 
edilmistir 98 . 

Yukanda Qnemlilerini siraladigimiz Fars9a tefsirlere su isimleri de ilave 
etmek mumkundur. §ah Muhammed b. Abd-i Muhammed'in (6. 1072/1662) Tefsir- 
i Sdh'i", Ali Riz& §irazi'nin (6.1085?) ismi zikredilmeyen tefsiri 100 , Muhammed 
Emin Siddtki'nin Evrengzib'in istegi uzerine yazdigi Tefsir-i Eminfsi m ve Mirza 
Nureddin Nimet Han Ali'nin (6. 1 121/1709) Ni 'met-i Uzmd'si m . Bu tarn tefsirlerin 
yamnda bir de sure ve ciiz tefsirleri vardrr ki, burada bunlara girilmeyecektir 103 . §ah 
Veliyullah Dihlevi ve ogullan tarafindan yazilan Farsca Kur'an tercume ve 
tefsirlerine tezin birinci boltimde deginilecektir. 



96 



97 

98 

99 

100 

191 

102 

103 



Hayati ve tefsiri ifin bk. Zaferii'l-islam, "Fans! tefsireyn", 131; Rahman Ali, Tezkire, s. 525; 
Miy&n, Seyyid Muhammed, Ulemd-i Hind ka $dnddr mdzi, Karagi 1986, I, 365-8 (§dnddr 
mdzi); Haseni, Abdulhay el-, es-Sakdfetu'l-isldmiyyefi'l-Hind, Dimask 1983, s. 165 (HasenT, 
Sakdfe) 

HasenT, Sakdfe, s. 165 

Zaferil'l-islam, "Farisi tefsireyn", 133; NakvT, Urdu Tefdsir, s.18 

Zaferii'l-islam, "Farisi tefsireyn", 13 1-2 

Zaferii'l-islSm.a.y. 

Zaferii'l-islam, a.y. 

Zaferii'l-islarn, a.y. 

Bk. Zaferil'l-islam, "Farisi tefstreyn",134-5; Zaferil'l-islSm, "Ahd-i Ekberl", 122-5. Fars?a 
tefsirler icin ayrica bk. el-Elvat, ed-Da'vetu'l-tsldmiyye, s. 368-9, 371, 373, 374 



26 



III. KAYNAKLARIN DEGERLENDIRILMESI 



Tezimizde kullandigimiz kaynaklarla ilgili degerlendirmelerin sistematik 
olmasi i9in bir ka9 boliime ayirarak ele almak istiyoruz. Bunlardan ilki kaynaklann 
varhgi ve bulunabilirligi, ikincisi teknik ozelligi, ^iincusii giivenirliligi dordiincusti 
ise muhtevasi olacaktir. Bunlardan ilki bizi en 90k ugrastiran husus olmustur. Gerek 
Pakistan, gerekse Hindistan'da okuma yazma orani 90k diisiik oldugundan talep 
azhgi sebebiyle ilmi kitaplar ortalama olarak 1000-1200 civannda basilmakta ve 
bunlar iilkenin dort bir yamna dagitildigi i9in kisa zaman i9erisinde ya satin alinarak 
tuketilmekte ya da ancak izbe yerlerde olan kitap9ilarda bulunmaktadir. Bizim gibi 
tilkeyi yeni tamyan ve 9ahsmasi sure ile kisith olan bir arastirmacinin bulamadigi 
kitaplar i9in merkezi sehirler disindaki yerlere gitmesi ve bunlan temine 9ahsmasi 
olduk9a zordur. tlk baskisi ger9eklestirilen kitaplann aradan uzun yillar ge9tigi 
halde basilmamasi da kitaplara ulasmada bir baska engeldir. Kitaplann 
bulunmamasuida etken olan bir baska husus gurup taassubudur. Ehl-i Kur'an 
ekolune karsi olduk9a sert bir tavir i9erisinde olan diger ekol mensuplan hem 
onlann kitaplannin basilmasina hem de kazara basildi ise halka ulasmasma engel 
olmaktadirlar. Bu ekol mensuplanna ait kitaplann bir kismi kutiiphane kayitlannda 
bulundugu halde raflarda goriinmemekte ve hatta isimlerinin karsisma 
"kaybolmu§tur" kaydi konulmaktadir. Bunda tek istisnanm iyi bir teskilatlanmaya 
sahip olan Perviz oldugunu soyleyebiliriz. Ehl-i Kur'an ekoluniin kitaplannin 
piyasada bulunmamasmda bunlara olan ragbetin azalmasimn da etkisi vardir. Aksi 
takdirde bir yolu bulunup basilabilirdi. 

Pakistan ve Hindistan'daki kiiruphanelerin maddi imkansizhklan ya da 
ihmalleri sebebiyle raflanna koymadiklan 90k miktarda ilmi kitap bulundugunu 
belirtmek isteriz. Kutiiphanelerdeki dtizensizlikler sebebiyle kitaplann 
kaybolduguna ve bize lazim olan kitabin gtinlerce aranmasma ragmen 
bulunamadigma defalarca sahit olmusuzdur. Piyasada bulamadigimiz kitaplann 
temini i?in gittigimiz kutuphanelerin yeni tekniklerle donatilmamis olmasi da 
kitaplara ulasmamizi engelleyen bir baska husus olmustur. Biittin bu olumsuzluklara 
ragmen biz edindigimiz 9evrenin de yardimiyla 9ahsmamiz i9in liizumlu 
gordiigiimuz eserlerin tamamina yakimni elde ettik. Bunda bizim gayretimiz 
yamnda ISAM Kutiiphane ve Dokiimantasyon Miidurluguniin de biiyiik payi vardir. 



27 



Bu gayretler sonucunda su anda bin cildi askin bir kolleksiyon olu§mu§ olup buna 
gtln ge^ikfe yenileri de eklenmektedir. 

Cahsmamizda bizi sikintiya sokan ikinci bir husus kitaplann teknik 
ozellikleridir. Hind alt kitasmda dizgi teknikleri ve kitap basimmda bilgisayar 
kullanimi gelismediginden ya da en azinda dini literatiir bundan nasibini 
alamadigindan kitaplar halen elle yazilmakta ve filmi 9ekildikten sonra 
basilmaktadir. Boyle olunca da kitaplar hem bozuk bir yazi ve baski hem de kotii bir 
duzen ile okuyucunun kar§isina ^lkmaktadir. Bu sekilde hazirlanan kitaplan 
okumak ve bunlardan ilmi usiiller dairesinde istifade etmek zorlasmaktadir. 
inceledigimiz tefsirlerin bir kismi orta ayar bir baskiya sahip iken diger bir kismi bir 
hayli problemlidir. Bu dergilerde de kendisini gostermistir. inceledigimiz tefsirlerin 
baski durumu ile ilgili bilgiler tefsirlerin tanitimda gorulebilir. 

Tez vesilesi ile uzerinde galiftigimiz kaynaklarm btiyuk bir kismmda 
zihnimizi me§gul eden en onemli konu bunlarm giivenilirligi olmuste. Bolgede 
ekollerin olusmasryla ekoller arasi cati§malar da artmis, ve zamanla ekollerin 
tamami bir biri ile kavgali duruma gelmistir. Bunun sonucunda da her bir kimse 
mensubu oldugu ekol veya o ekole mensup bir sahis hakkmda bir yazi kaleme 
aldigmda 50k fazla abartiya gitmis, karsi taraf hakkmda birseyler yazdigmda ise 
insaf simrlarmi a§an ithamlarda bulunmu§tur. Bu nevi 9ali§malar daha 90k sirasiyla 
Birelvi, Ehl-i Hadis ve Diyobendilerde gortilmiistur. Hind toplumunun bir ferdi 
olmayan biri olarak biz gerek ekolleri gerekse tefsirleri tanitirken bir ikilemin 
i9erisinde kaldik. Eger ekol mensuplanmn kitaplanna dayanarak bir seyler ortaya 
koyacak olsak o insana melek dememiz, muhaliflere gore degerlendirecek olsak en 
zararh bir ki§i olarak gormemiz gerekecektir. Bu ikisinin arasim bulabilecek turden 
kitaplar ise yok denecek kadar azdir. Bunlara ise yeri geldiginde temas edilmistir. 
Orta yolu tutmaya 9ali§an U9uncii §ahislar tarafmdan yazilan kitaplann biiyiik bir 
kismmda da etliye siitliiye kan§mamak gibi bir yol takip edilerek ger9ekler 
gizlenmi§tir. Eger elimize herkese hakkmi teslim eden bir 9alisma ge9memis ise bu 
durumda biz ihtilafli konu ve §ahislar hakkmdaki okumamizi artirarak bir karar 
a§amasma gelmeye 9ah§tik. Verdigimiz hiikiimlerin tamaminda dogruya isaret 
etmeye ya da en azindan dogruya yaklasmaya 9ahstigimizi soyleyebiliriz. 

Kaynaklardaki bir baska giiven zedeleyici problem teknik hatalardir. Bu en 
a9ik olarak tarih yaziminda kendisini gostermi§tir. Hicri tarihler ile miladi tarihlerin 
birbirine 9evirilmesinde bazi sikmtilar oldugu kabul edilebilirse de bunun 3-5 yih 



28 



bulmasi hatta hicri tarihlerde bile 10 yila kadar varan hatalar yapilmasi 50k dikkat 
9ekicidir. Biz bu problemi tez gahsmamizin basmda farkettigimiz i?in temel 
kitaplann biiyuk bir kismim tarayarak dogru tarihi bulmaya ve bunu her zaman 
elimizde bulunan bir liste haline getirmeye cali§tik. Dogru tarihlerin tesbiti ve 
§ahislar hakkindaki diger bilgilerin saghkli bir sekilde kaydi bizim bir ay kadar 
zamanimizi aldiysa da tez yazim a§amasinda bundan oldukca istifade ettik. Yine de 
bazi hatalar olmasi mumkiindur. 

Kaynaklanmizin muhtevasi konusu bash basina bir meseledir. Tezimizi 90k 
genis bir cografyaya ve zamana yaydigimiz i?in arastirma konumuza o bolge ile 
ilgili her sey girer olmu§tur. Bizi bu acidan, tezin geneline g6re du§undugumuzde en 
fazla, tezle direk alakali olmayan giris ve birinci boliim ugrastirmistir. Urdu dili 
bizim sonradan elde ettigimiz bir brans, oldugu ifin bu konudaki mevsuk bilgilerin 
hangi kaynaklarda daha aynntih olabilecegi uzerinde oldukca ?ali§tik. "Babay-i 
Urdu Dr. Abdulhak"in Urduca islam Ansiklopedisinde bulunan maddesi ve Dr. 
Cemil Calibi'nin Tdrih-i edeb-i Urdu'su bu acidan bize 90k faydali olmustur. 

Baslangicmdan 1914 yihna kadar yazilan Urduca tefsirlerin tamtildigi Hamid 
§attari'nin tezi ve derinligine tahliller i^ermese de kapsamh bir 9ahsma olan Saliha 
Abdulhakim §erefUddin'in kitabi bizi ilk tefsirleri tek tek incelemekten miistagni 
kilmistir. Bunlarda agirhkh olarak tefsirlerin dil 6zelliklerinin incelenmesi ve 
konuya Kur'an tefsiri a9ismdan yakla§ilmamasi bizim i9in ciddi bir eksiklik 
olmustur. Bu konuda Ulumu'l-Kur 'an (Aligarh) dergisinde 9ikan makaleler de 
onemli bir islev gormiisttir. Baslangicmdan guntimuze kadar yazilan Urduca Kur'an 
terciime ve tefsirlerinin kisa kiinyeleriyle tamtildigi Dr. Ahmed Han' in Kur'dn-i 
mecid key Urdu terdcimx, daha 90k tefsirleri alan Cemil Nakvi'nin Urdu tefdsin, 
Lahor'da yayinlanan Seyydre Digest dergisinin 3 ciltlik ozel Kur'an sayisi ve 
Muhammed Mesud Ahmed' in Fikr u nazar dergisinde yayinlanan geni§ makalesi 
bize Urduca tefsirlerin ne zaman ve nerelerde basildigi, cilt sayisi ve temel 
ozelliklerinin ne oldugu hususunda 6z bilgiler saglamistir. Bu konuda burada ismini 
anmadigimiz ba§ka kitap ve makaleler de bulunmaktadir. 

Tezin ikinci bolumunii yazarken nisbeten daha genis, bir literatur ile 
kar?ilastik. Bunlann en biiyiik probleminin guvenirlilik olduguna az once i§aret 
etmistik. Ekolleri ele ahrken sistematik 9ahsmalarin azhgi bizim i9in bir sikmti 
olmu§tur. Boyle olunca da gogu kere tefsirleri tamtmak i?in harcadigimiz vakit 
kadanm bu ekolleri sistemli bir sekilde tamtmak i?in harcadik. Ekolleri tamtirken 



29 



bize en fazla bilgiyi buyuk o^iide tarafsiz olan Muhammed ikram Rud-i kevser ve 
Mevc-i kevser isimli muhtevah ve giivenilir 9ahsmalanyla saglamistir. Birelvi 
ekolunu tamtirken istifade ettigimiz ihsan Ilahi Zahir'in el-Birelviyye isimli Arapca 
kitabi ile Ehl-i Kur'an ekolunu tanitirken yararlandigimiz ilahibahs'in el- 
Kur 'aniyyun adli Arap?a cahsmasindan tarafsiz olmamalanna ragmen 90k istifade 
ettik. Gerek Diyobendi ekolunu gerekse Cemaat-i islami'yi tanitirken kaynak 
sikintisi 9ekmedik, tistelik kaynaklar giivenilir de idi. 

1857 yihndan sonra yazilan tefsirleri tanitirken harici kaynaklardan 90k bizzat 
tefsirleri ya da mufessirlerin diger eserlerini dikkate aldik. Bu tefsirlerin biiyuk bir 
kismi hakkmda miinferid ytiksek lisans tezleri olsa da bunlar 9ogunlukla bitirme 
tezleri seviyesinde bulundugundan, edinme gu9lukleri de dikkate ahnarak istifade 
yoluna gidilmemistir. Tefsirler iizerinde doktora seviyesinde 9alismalar ise olduk9a 
azdir. Bunlardan Islahi'nin tefsiri Tedebbtir-i Kur'drCm. nazm ycmti iizerinde 
Mustansir Mir tarafindan Amerika'da yapilan doktora tezi en iyisidir. Tefsirler 
uzerine hazirlanan kitaplardan Ahlak Huseyin Kasimiye alt Terciimdnu 1-Kur 'an ka 
tahkiki mutdla 'a isimli eser bu tefsiri tanitmaktan 90k §ah Veliyyullah Dihlevi'nin 
Kur'an ve tefsir goriisii ile Diyobendi ulemanin tefsirciligine yer vermistir. Sonu9 
olarak soylemek gerekirse tefsirler uzerine yapilan bazi 9alismalardan hareket etmek 
bizi yamltacagi i9in 90gu kere bunlan gormezden gelerek bizzat tefsir uzerine 
egilmeye ve tefsiri bu sekilde tamtmaya 9ahstik. 

Mufessirlerin hayat hikayesinden bahsederken buyiik oranda yerli kaynaklara 
miiracaat ettik ve ciddi bir zaruret olmadik9a hari9te yazilan kaynaklan 
kullanmadik. Bunda, Arap9a kaynaklann biiyiik bir kismimn zaten kullanmakta 
oldugumuz yerli kaynaklardan istifade etmis olmasi ve Arap9a kaynaklardaki bazi 
bilgi ve teleffuz hatalan temel rol oynamistir. Yerli kaynaklar i9erisinde ise en fazla 
ve goniil hoslugu ile Abdulhay el-Haseni'nin Nuzhetu'-havdtir'm&an, Rahman 
Ali'nin Tezkire-i ulemd-i HincTinden ve Muhammed ikram'in Ab-i kevser, Rud-i 
kevser ve Mevc-i kevser 'inden istifade ettik. Urduca, Ingilizce ve Tiirk9e ve Islam 
ansiklopedilerinin bu konudaki katkisi ise W9 inkar edilemez. 

(^ahsmamizda 90k sayida tefsiri ele aldigimiz i9in tamtimini yaptigimiz her 
bir tefsirde tartisilan konu i9in "bu konuda Zemahseri ne demis?, Beyzavi'nin tefsiri 
nasildir?, bakalim bu mesele ile ilgili Taberi'de bir hadis var mi?" gibi bir dusiince 
i9erisinde olunmamis bunun tabii bir sonucu olarak da klasik tefsirlerle Urduca 
tefsirlerin birebir mukayesesine gidilmemistir. Eger boyle bir metod ile bu tez 



30 



hazirlanmi§ olsa idi bu tefsirlerden bir tanesi bile tez sininni a§mak i?in yeterdi. 
Araa mtifessirin kendisi bu kaynaklara mttracaati zorunlu kilan bir beyanda 
bulunmu§ ise o takdirde bu tefsirlere bakilmi§tir. Tefsir di§mdaki kaynaklar i9in de 
durum aynidir. 



31 



BIRINCI BOLUM 



DOGU§UNDAN 1857 BAGIMSIZLIK SAVA§INA KADAR 
URDUCA TEFSIRLER VE §AH VELIYYULLAH DIHLEVI 

AILESINiN BU ILME KATKISI 



32 



I. TARIHi £ER£EVE 



islam'in ilk kaynagi ve hayat kitabi olan Kur'an-i kerimi agiklamak 
maksadiyla yazilan tefsirler her donemde hem miielliflerinin fikri alt yayismin hem 
de yazildiklan donemin sosyo-ktilriirel durumunun aynasi olmuslardir. Mtifessirler 
90gu kere toplumun problemlerini gOzmek i?in dtistindtikleri 9areleri bir ayetin 
golgesinde sunmu§lardir. Bu sebeple tezimizde Urduca tefsirlerin yazildigi 
donemlerle ilgili bilgi verilmesi ve o donemlerdeki toplumun sosyo-ktilttirel 
yapisinm tanitilmasi gerekli gortilmtistur. Hind alt kitasina islam'm kimlerin eliyle, 
ne zaman ve ne sekilde girdiginden giriste bahsedilmisti. Burada ilk Urduca 
tefsirlerin Babtirltiler devrinde yazilmis olmasim goz onunde tutularak Hindistan'in 
bu tarihten baslayip fiili ingiliz haldmiyetinin baslangici olan 1857 tarihine kadarki 
tarihine kisa bir g8z atilacak ve bazi anekdotlarla donemin temel problemlerine 
dikkat 5ekilecektir. 

Babtirluler devleti £agatay Turklerinden Sultan Babtir (6. 937/1 530) 1 
tarafindan 1526 tarihinde kurulmustur. Babtir'tin dort yil stiren padi§ahhgi 
doneminde ba§lattigi fetih hareketine yerine ge9en oglu Nasireddin Humayun (6. 
1556) 2 devam etmi§tir. Humayun'un uzun suren saltanat yillan daha 90k sava§larla 
ge9ti. Onun vefatiyla bosalan tahta 14 ya§mdaki oglu Celaleddin, Ekber Sah adiyla 
(sal. 1556-1605) 9ikti. Ekber bir yandan devletin smirlanni genisletmeye 9ali§irken 
diger yandan da U9U de Tiirk hanedanlarca idare edilen Osmanh, Safevi ve Ozbek 
devletleriyle iyi ili§kiler tesisine 9ahsti. Ekber, Hind alt kitasmdaki 90k bash idareye 
son verip buralan tek bir devletin idaresi altma almak i?in yiiksek askeri dehasim 
kullandi ve 1601 yihna gelindiginde Hindistan'in tamamina yakimm egemenligi 
altina aldi. Olkenin buytik olmasi sebebiyle adli ve idari yapiya onem veren Ekber 
eyalet (suba) sistemini getirdi. Ekber guzel sanatlar ve mimariye de buytik onem 
verdi ve Agra, Lahor, Delhi, Acmir (Ecmir), Allahabad ve Fetihpur Sikri gibi 



1 



2 



Hayati ve ddnemi i?in bk. Konukfu, Enver, Dogu§tan Gunumuze Biiyuk islam Tdrihi, I-XVI, 
Istanbul 1992, IX, 464-75 (Konuk?u, Bityiik Islam Tdrihi); Konuk?u, Enver - Akan, Omer 
Faruk, "BabUr", DIA, IV, 395-400 

Hayati ve denemi i?in bk. Konuk^u, Biiyuk islam Tdrihi , IX, 476-80 



33 



sehirlerin son derece giizel sanat eserleriyle bezenmesine onciiluk etti 3 . Sarayim 
tarih, edebiyat ve sanat miizakereleri igin a?ti ve bu ilimlerle mesgul olanlan 
destekledi 4 . 

Ekber §ah siiphesiz en fazla islam, Hinduizm ve Hristiyanlik'in bazi 
prensiplerini biraraya getirerek olus.turmaya ?ahstigi din-i Ilahi adh karma din 
sebebiyle dikkatleri ?ekmis ve bu din mensuplannca dinlerini bozdugu gerek?esiyle 
elestirilmistir 5 . Giiglu ve dirayetli bir padisah oldugundan, 50k dinli ve kiilriirlu 
Hind toplumunda musliiman, hindu, hristiyan ve diger din mensuplan arasmdaki 
kavga ve cekismelere son verip onlan bir cati altinda toplamayi istemisti. Onun bu 
tesebbiisii kendi donemiyle sinirh kalmis ve kendisine yakin birkac dalkavuktan ote 
nig kimseyi etkilememisti. Ustelik imam-i Rabbani'nin (6. 1624) onderligindeki 
miislumanlar onun bu girisjmini ba§ansiz kilmak i?in yogun caba sarfetmisterdir 6 . 
Bu d6nemin 90k onemli diger bir sahsiyeti, imam Rabbani'nin dostu olup hadis 
ilmine yaptigi 90k degerli katkilanyla tanman Abdulhak Muhaddis Dihlevi'dir 7 . 
Ekber'e din-i ilalii'nin te§ekkulii safhasmda akil verip yardim ettikleri iddiasiyla 
elestiriler alan ve ayni zamanda birer miifessir olan §eyh Mubarek b. Hizir en- 
Naguri ve ogullan Ebu'1-Feyz Feyzi ve Ebu'1-Fazl Allami'den giriste bahsedilmisti. 
Ekber §ah'in 1605'de olup yerine oglu Cihangir'in gegmesiyle din-i ilahi 
tartismalan da sona erdi 8 . Ekber §ah'in saltanat yillannda vuku bulan en onemli 
olaylardan biri de ingiliz Dogu Hind §irketi'nin (East Indian Company) 31 Ekim 
1601 tarihinde Kralige I. Elizabeth tarafindan kurulmasidir. §irket ozellikle 



Kendilerine has mimari ve sQslemeleriyle birer siheser olan bu sanat eserierinin bir kismi 
tarafimizdan da gQrOlmtlstur. 

Ekber dSnemindeki ilim, teknik ve sanatin durumu ipin bk. Rud-i kevser, s. 161-77; 
Schimmel, Annemarie, Islam in the Indian Subcontinent, Leiden 1980, s. 79-88 (Schimmel, 
Indian Subcontinent) 

Rud-i kevser, s. 127-33; Schimmel, Indian Subcontinent, s. 82-3 

Bu konuyu lehte ve aleyhteki delilleriyle ele alan M. ikram, Imam Rabbani'nin Ekber $Sh'a 
karsi yazdi ve sOzlU mucadele yaptigini kabul etmekle birlikte bunun Ekber' in tesebbOsilnun - 
bazilarimn iddia ettigi gibi- kdkUnii kaziyacak ttirden kuwetli oldugunu reddetmektedir. 
(Konunun ayrmtisi 19m bk. Rud-i kevser, s. 277-84) 

Hayati ve hadis hizmetleri i?in bk. Niizhe, V, 206-15; Rud-i kevser, s. 343-89; Shafi, 
Mohammad, "Abd al-Hakk b. Sayf al Din", EI 2 (ing), I, 60-1; Sefi', Muhammed, "Abdulhak 
HakkT b. Seyfeddin", UDMl, XII, 830-2; Una!, Ismail Hakki, "DihlevT, Abdulhak b. 
Seyfeddin", DlA, IX, 291-3. DOnemin diger din alimlerinin tamtimi icin bk. Rud-i kevser, s. 
390-42 1 ; Schimmel, Indian Subcontinent, s. 90-9 

Ekber Sah'in hayati ve donemi icin bk. Konukcu, Btiyuk islam Tdrihi, IX, 481-8; Konukcu, 
"Ekber Sah", DlA, X, 542-4 



34 



Cihangir zamaninda giiglenmi? ve kurulusunda elde ettigi imtiyazlan geni§leterek 
buyumiistiir 9 . 

Babiirluler devleti Cihangir' in idaresinde de basarih ilerleyi§ini siirdurup i?te 
ve dista etkin giri§imlerde bulundu. Cihangir babasimn aksine miisliiman ilim 
adamlanyla askerlerine daha fazla deger ve imkan verip siinni islam 9izgisini takip 
etti. Ekber zamanmda hem orduda hem de devlet idaresinde olduk?a niifuz elde 
eden hindulann niifuzu kinldi. Babasi gibi o da mimari'ye onem verdi ve 
Hindistan'in 9e§itli yerlerinde sanat degeri yuksek biiyiik eserler viicuda getirildi. 
Cihangir' in devri, daha sonra iilke i?in buyiik tehlike olu§turan batili ticaret 
sirketlerinin iilkede ticari izin ve imtiyazlar elde etmeleri bakimmdan da hep 
hatirlamr. Bu donemde ingiliz ve Portekizliler hem ticari faaliyette bulunmu§ hem 
de Hindistan'i tammaya ve Avrupa'da tamtmaya 9ahsmi§lardir. Cihangir 1627'de 
vefat ederek Lahor'da defhedildi 10 . 

Cihangirden sonra bir siire devam eden taht kavgasmdan galip 9ikan Hurrem, 
§ah Cihan adiyla tahta 9ikti (1628). §ah Cihan saltanati yillannda bir yandan i9 
isyan ve karga§alan durdurmak i9in ugrasirken diger yandan da Portekizlilere kar§i 
sava§ti. Portekizlilerin maglubiyetiyle sonu9lanan sava§ buyuk bir tehlikenin de 
onunii tskamis oldu. 1631 tarihinde vefat eden e§i Ercumend Banu Mtimtaz 
Mahal 'in hatirasina yaptirttigi Tac Mahal ona olan sevgisini temsil eden bir sanat 
saheseridir. ingiliz hiikiimeti yillannda bu amtm 90k degerli bazi 9inileri 9ahmp 
Avrupa'ya goturulmiis ve bazi yerleri tahrip edilmi§se n de etrafindaki medrese ve 
cami ile letafetinden onemli birsey kaybetmemi§ goriinmektedir. §ah Cihan'm 
hastalanmasiyla (1657) 12 taht kavgalan da kizi§mis ve Murad Bah§'la §ah $uca'm 
kisa siiren hukiimdarhklanndan sonra idare §ah Cihan'm Mumtaz Mahal'den olan 
oglu Evrengzib Alemgir'in eline ge9mi§tir (1658). 



bk. Ahmad, Azid, Islamic Modernism in India and Pakistan 1857-1964, London 1970, s. 12- 

4 

Cihangir'in hayati ve dSnemi i?in bk. Konukfu, Biiyiik islam Tdrihi, IX, 489-95; Konuk?u, 
"Cihangir", DlA, VII, 538-9; Konuk?u, "BabQrlaler", 401; 

1993 yih sonunda buraya yaptigimiz ziyarette ?ok degerle bir tablonun bazi yerlerinin tahrip 
edilip yeniden yamanmasi sonucunda ortaya fikan naho§ gQrtlntiintin bu eser icin de 
gerfeklejtirildigine §ahit olduk. Dflnyaya inceiik ve kibarhk dersi veren Ingilizlerin bu sanat 
s&heserine yaptiklari onlann nezaket perdesi altma gizlenen ger?ek ytlzilnu gOstermistir. Ayni 
d8nemlerde yapilan Agra kalesi ve icindeki eserlerin de Tac MahaPle yansan gtlzelligini 
burada belirtmek isteriz. Buradaki eserlerin bugfln layikiyla korunup bakilmadigi da bir 
gercektir. 



35 



Evrengzib Baburlii hiikumdarlan arasinda Ekber'den sonra en fazla (48 yil) 
padisahhk yapan kisidir. Babasi gibi kendi devrinde de bazi isyan ve isgai 
girisimleri olmu§ ve Dekken civanndaki Maratalar onu 90k ugrastirmistir. Bu isyan 
ve savaslara 50k biiytik paralar harcandigi i?in zaman zaman devlet maddi sikintilar 
yasamistir. Onun usta siyaset9iligi sayesinde butiin olumsuz sartlara ragmen devlet 
par9alanmaktan kurtanlmis ve ileride problem olabilecegini diisundiigii hindu 
niifuzunun kmlmasi igin Tiirkistanh Tiirkler tilkeye getirilerek biiytik sehirlerde 
iskan ettirilip madden desteklenmistir. Kendisinden once konulan vergilerden 80 
9esidini kaldirmis ve saraym fuzuli gordiigu harcamalanni zabt-u rabt altina 
almistir 13 . Kendi harcamalanni bile hattathk ve diktigi feslerden elde ettigi gelirle 
karsiladigi soylenir. O, Baburlii padisahlan i9erisinde kendisini Islami ilimlerde en 
iyi yetistiren kisidir. 43 yasinda Kur'an'i ezberlemis ve islam fikhi ve Hanefi 
mezhebinin onemli fetva kitaplanndan biri olan el-Fetav&'l-'Alemgiriyye'yi 
(Hindiyye) ehil bir heyete hazirlatmistir. Medreselerin i9inde bulundugu kotu 
durumu 90k iyi bildiginden bunlann lslahina 9ah§mi§tir. Kendisi de ileri derecede 
bir miizisyen olmasina ragmen sarayda fuzuli yer isgal ettiklerine inandigi 
miizisyen, §arkici ve astrologlann (miineccim) gorevine son vererek daha 90k din 
alimlerini ve tarih9ileri desteklemistir 14 . Mimariye kendisinden 6nceki hukumdarlar 
kadar onem vermemisse de Lahor'daki Padi§ahi Mescid gibi onemli bazi yapilann 
insasina destek vermi§tir 15 . 

Evrengzib'in 1707 yihnda vefatiyla devletin idaresi kisa bir taht 
miicadelesinden sonra oglu Muazzam'in eline ge9mis ve Muaazzam, I. Bahadir §ah 
adiyla hukiimdarhgim ilan etmi§tir. Bu tarihten sonra Baburlii hakimiyeti i^e taht 
kavgalan, isyanlar ve dirayetsiz padisahlann idaresi ve dista firsat kollayan iranli, 
Afgan, Marata ve Ingiliz gibi gii9lerin faaliyetleri sonucunda giinden giine giicunii 
kaybetti. Bu kotii gidisi durdurmada 1719-1748 arasinda 30 yil kadar hiikiim suren 
Nasiruddin Muhammed'in gayretleri de kafi gelmedi. Bati tarafindan gelen ve 
Delhi'ye kadar uzanan ilk kanh saldin ve yagma Iran'da hiikiim siiren Nadir §ah (6. 



12 



13 



14 
15 



§ah Cihan ve danemi i?in bk. Konuk9u, Biiytik Islam Tdrihi, IX, 497-500; Rud-i kevser, s. 
422-53 

Ikram'a gore, devletteki -Evrengzib donemi hari?- bu israf ve liiks devletin sonunu 
hizlandirmi§tir. Qilnkil Devlet kendi ihtiyaclanni kar$ilamak i?in halka vergiler komu§ ve 
onlari fakirlejtirmijtir (bk. Rud-i kevser, 601). 

Donemin ilim ve fendeki durumu icin bk. Rud-i kevser, s. 473-7 

Evrengzib Alemgir'in hayati ve dOnemi i?in bk. Rud-i kevser, s. 454-492; Konukcu, Biiytik 
Islam Tdrihi, IX, 503-8; NizSmi, K.A., "Evrengzib", DIA, XI, 537-9; Konukcu, "BabiirlUler", 
402 



36 



1747) tarafmdan 1738'de ger9eklestirildi 16 . O ashna bakihrsa bolgede Baburlulere 
karsi gii? kazanan Maratalan ve Sihleri hedef almisfo. Ardmdan da bolge onun 
komutani iken oliimuyle Afganistan'da bagimisiz bir devlet kuran Ahmed §ah 
Abdali Durrani'nin (6. 1187/1773) 1747'den basjayan ve araliklarla dort kez 
tekrarlanan saldmlanyla sarsildi. Bu saldinlarda ulkenin Delhi'ye kadar uzanan bati 
kismi isgal ve yagma edildi, mukavemet karsisinda da her tarafi yakihp yikildi 17 . 

Bu karmasadan en fazla istifade edenler atesli silahlarla donanmis oian 
ingilizler oldular. izne tabi ticari bir sirket olarak geldikleri Hindistan'da elde 
ettikleri askeri basanlarla 1765'lerde Baburlu Hiikumdan II. Sah Alem'i (sal. 1760- 
1806) kendilerine baglayip fiilen buttin yetkilerini elinden aldilar. 1858 tarihine 
kadar sadece isimleri padisah olan Baburlu hukumdarlan, ingiliz Dogu Hind 
Sirketi'ne bagh maa§h memur halinde hayatlanm devam ettirdiler. Son Baburlu 
padisahi II. Bahadu* Sah 1857 bagimsizlik savasmda ingilizlere karsi mucadele 
ettigi i9in ele ge9irildi ve omur boyu hapis cezasma 5arptinhp Birmanyaya stirgtin 
edildi. Birlikte bulundugu butiin aile efradi ise "teslim olduklan takdirde kendilerine 
birsey yapilmayacagma dair taahhiitte bulunulmasma ragmen" kursuna dizildi ve 
cesetleri ibret-i alem i9in bir meydanda teshir edildi 18 . 

Ulkede huktim siiren bu siyasi kesmeke§, kargasa ve bitip tukenmeyen 
savaslar halki hayatmdan bezdirmi§, degil halk ilim ehli bile ne yapacagim bilemez 
bir vaziyete gelmisti. Cehaletin diz boyu olmasi sebebiyle halkin ne miislumani 
musliimanligindan ve ne de hindusu hindulugundan haberdar bir duruma gelmisti. 
insanlar din adina bir takim safsata davranislar, bid' at ve hurafelerin pesinden gider 
olmustu. Evrengzib Alemgir'in vefatmdan dort yil kadar once dunyaya gelen Sah 
Veliyyullah Dihlevi ulkenin i?inde bulundugu durumu kargasanin merkezi 
durumundaki Delhi 'de izleyerek yetisti. Yetisme donemini tamamlayip artik 
yetiskin bir insan olarak eserler vermeye baslayan Sah Veliyyullah bu siyasi 
kesmeke§in kendisi gibilerin guniibirlik mudahaleleriyle diizelemeyecek duruma 
geldigini anlami§ti 19 . Ona gore bu a§amada yapilacak sey Kur'an ve hadis temelli 
egitime onem vermek ve insanlarin yasadigiyla Allah'm gonderdigi Islam' in 
birbirinden farkh oldugunu 90k a9ik olarak ortaya koymakti. Bu sebeple Sah 



16 
17 
18 

19 



Bayur, Hindistan Tarihi, III, Birinci belum 

bk. Saray, Mehmet, "Ahmed §ah DUrrani", DIA, II, 134; Bayur, Hindistan Tarihi, III, 102 

EvrengzTb'den sonraki dfinemin bir 8zeti i?in bk. Konuk?u, Bifyiik islam Tarihi, IX, 509-21; 
Konuk?u, "BabQrlQler", 402-4 

Rud-i kevser, 528-34, 548-5 1 ; Mevc-i kevser, 1 3-5 



37 



Veliyyullah bir yandan Kur'an merkezli egitime diger yandan da musliimanlann 
neden geri kaldigim, bu durumdan nasil kurtulabileceklerini, asil islam' in ne 
oldugunu gosteren eserler yazdi 20 . Bu a§i tuttu ve onun talebeleri ve ?ocuklan onun 
misyonunu iistlenip yeni nesillere aktarmaya 9ah§tilar. Sah Veliyyullah' in o anda 
tesebbiis etmeyi miinasip gormedigi silahh mucadele oglu Abdulaziz'in 
yonlendirmesiyle Seyyid Ahmed Sehid ve torunu Sah Ismail Sehid tarafindan 
ba§latilmi§ti. §ah Abdulaziz'in Hindistan'm artik bir Daru'1-Harb oldugu yolundaki 
fetvasi da ingilizlere kar§i siyasi ve askeri miicadelelere hiz verdi. 

Seyyid Ahmed ve Sah ismail'in Afgan simnna yakin bolgedeki uzun hazirhk 
devresinden sonra 1826 tarihinde baslattigi harekette ilk engel Pencab bolgesinde 
buyuk zulumlerde bulunan Sihler olmu§tur. iki defa Sihlere karsi basan kazanan 
Seyyid Ahmed' in 80 bin kisHik ordusu bazi musluman reislerin Sihlere gizli destek 
vermesi iizerine Balakot'ta maglup oldu ve 90k sayida miislumanla birlikte Seyyid 
Ahmed ve Sah Ismail sehid dtistii (1831) 21 . Seyyid Ahmed Sehid'in yolundan 
gidenler onun vefatmdan sonra da 1857'deki biiyuk sava§a kadar yilmadan 
ingilizlere kar§i sava§tilar. Savastan sonraki maglubiyet onlan yine yildirmadi ve 
miicadelelerine -ikinci ve iiguncu boliimde yeri geldiginde bahsedilecegi gibi- baska 
mecralarda devam ettiler. 

Ingilizlerin iilke i9erisinde etkin olmaya ba^lamasiyla tilkenin 9e§itli 
yerlerinde bagimsizhklanm ilan eden bolgesel idareler de ingilizlere kar§i harekete 
ge9mi§tir. Dekken civannda ingilizlere kar§i sava§ veren Maysor Sultani Haydar AH 
(0. 1782) bolgedeki diger idarecilerle yaptigi ittifaklar neticesinde bir sure ba§anh 
oldu. Onun vefatiyla idareyi eline alan oglu Tipu Sultan (Feth Ali) uzun sure 
ingilizlere kar§i mucadele verip onlan ugrastirdi. O, Osmanh, Afgan ve Fransiz 
hukiimetlerine el9iler gondererek ingilizleri Hindistan'dan atmak i9in onlarla 
i§birligi yollari ardi. Bu U9iinden de beklenen yardim gelmeyince Haydarabad 
Nizamligiyla da anlasan ingilizler Tipu Sultan' 1 yenip sehid ettiler (1799) ve 
boylece kendileri a9ismdan biiyiik bir engelden kurtuldular. Eger Hindistan'daki 



20 



Onun Kur'§n ve hadis temelli ihya hareketinden ileride daha geni§ bilgi verilecektir. 

Seyyid Ahmed Sehid'in hayati ve mQcadelesi i?in bk. Niizhe, VII, 27-32; Tdrih-i da'vet, VI/1- 
2; Mihr, Guiam RasQl, Seyyid Ahmed $ehid,Lahor ts.; Mevc-i kevser, 13-36; Titus, Murray T., 
The Religious Quest of India: Indian Islam A Religious History of Islam in India , Delhi 
1979, s. 178-86 (Titus, Indian Islam); Riza Kurtulus, "Ahmed Sehid", DlA, II, 134-5 



38 



diger bolgesel giicler en azindan ingilizlere destek olmasaydi Tipu Sultan' m basanh 
olmasi miimkun olabilecekti 22 . 

Bolgenin gun be gun ingilizlerin kucagma gitmesini hizlandiran ingiliz kiiltiir 
ve egitim planlanndan bahsedilmez ise konu eksik kalacaktir. ingilizler Hind alt 
kitasma ayak bastiktan sonra bir yandan ticari islerini yiirtiturken ote yandan da 
bolgeyi ve insan profilini tanimaya caba gostermislerdir. ingilizlerin koklii egitim 
kurumlannda Hindistan'ui din, kiiltiir ve medeniyetleri hakkinda dersler verilmis ve 
bolgeyi her yoniiyle taniyan genis bilgili insanlar yetistirilmistir. Bunlar sirket 
biinyesinde cahsan memurluktan baslayip ressamhk, mimarlik, hakimlik, 
misyonerlik, htikiimet gorevliligi ve iiniversite hocaligma kadar uzanan bir dizi 
gorevlerde bulunmuslar ama hep ayni idealle hareket etmislerdir. Ozellikle 
misyonerler Hindistan'i bastan basa dola§rm§ ve ilmiye sinifiyla halki yakindan 
tanunaya ve toplum icindeki ihtilaf noktalanm ke§fetmeye cali§mi§lardir. Bolgede 
Ingiliz okullannm afilmasi 23 ve sonra egitim dilinin Farsca'dan ingilizce'ye 
fevirilmesiyle de daha 90k sayida misyoner ve miiste§rik buralara gelerek faaliyet 
gostermistir. Bunlar bir yandan yazdiklan eserlerle ozellikle islam tarih ve 
medeniyetindeki hassas konulan irdeleyip kasirken ote yandan da okullardaki 
ogrencilerin beynini yikamaya falisiyorlardi 24 . Siyasi ve askeri yonden olduk?a 
tavizsiz ve acimasiz davranan ingilizler, kendi dusiincelerini insanlan iirkiitmeden 
yaymak niyyetiyle ilmi konularda daha yumu§ak ve esnek bir goruntti 
arzetmislerdir. Bunlar bolge halkma daha rahat hitab edebilmek icin bolgesel dilleri 
ve bunlar icerisinde ortak bir dil hiiviyeti kazanan Urduca'yi da ogrenmis ve mesela 
Benjamin Schultze 25 daha 1741 'de Kitab-i Mukaddes'i Urduca'ya cevirerek 
nesretmistir 26 . Bu hareket hizlanarak 1947'lere kadar devam etmistir. 



22 

23 

24 
25 
26 



Tipu Sultan'm miicadeiesi ifin bk. Bayur, Hindistan Tarihi, III, 190-208; Schimmel, Indian 
Subcontinent, s. 1 66-9 

Mesela Genel VsMi Warren Hastings 1781 yihnda KalkQta'da Qniversite ayannda bir okul 
acmistir (bk. Schimmel, Indian Subcontinent, s. 177-8). 

bk. Ahmad, Islamic Modernism, s. 24-5 

bk. Schimmel, Indian Subcontinent, s. 181 

Urducanin Onemini kavrayip onu Ogrenen ve bu dilde eserier veren batihlar icin bk. Calibi, 
Cemil, Tarih-i edeb-i Urdu, Lahor 19, 11,1061-7 (Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu,) 



39 



II. URDU DILI VE URDUCA TEFSIRLER 

Turkiye'de az egitimliler bir yana universite tahsili yapmi§ kiiltiirlu kesimin 
bile dost ve kardes Hike sifatiyla anilan Pakistan'in dil, tarih ve medeniyetinden 
habersiz oldugu tarafimizdan defalarca mii§ahede edilmistir. Bunda bir yandan iki 
karde§ ulke arasindaki ktilturel, sosyal ve ekonomik ili§kilerin zayifliginin, diger 
yandan da aradaki bir hayli uzak mesafenin etkili oldugu soylenebilir. Aynca, 100 
yila yakm Hind alt kitasinda hukum suren ingilizlerin, ingilizce 'yi buralarda 
egitimli kesimin ve resmi dairelerin ortak dili yapma cabasinin guniimtize kadar 
ulasan etkisinin de payi vardir. Bu bolgelerde bu giin bile resmi muamelelerde 
ingilizce Urduca'mn birkac adim ilerisindedir. Bu engeller sebebiyle iki ulke 
insanlan arasinda ortak goriisme, yazisma ve anlasma dili birbirine 50k yakm olan 
Tiirkfe ya da Urduca olacagma ingilizce, nadiren de Arapca olmustur. Hind alt 
kitasi alimlerinin dilimize terctime edilen eserleri bile Qogunlukla orijinalleri olan 
Urduca yerine terctimenin tercumesi kabilinden ingilizce, Arap?a yada 
Fransizca'dan aktanlmistir 27 . Aym bilgisizligin Turkiyelilere kar§i olan biiyiik ilgi 
ve sevgiye ragmen Pakistan ve Hindistan'da da oldugu bir gercektir. i§te bu bilgi 
eksikligi goz oniinde bulundurularak tefsirlerin tamtimma ge^ilmeden once Urduca 
hakkinda kisa bilgi verilecektir. 



A. Urducanm Dogu§u ve Ilim Dili Haiine Gelisi 

Hind Alt kitasi baska bolge ve iilkelerde goriilmeyen bir dil zenginligine 
sahiptir. icinde banndirdigi farkli din, mezhep ve inanclann yamnda onlarca dil ve 
yiizlerce lehge onu kultur tarihcileri i5in cazibe merkezi kilmistir. Bazi dilcilerin bu 
bolgeyi bir "diller muzesi" olarak adlandirmasi hi? te yabana atilacak bir benzetme 
olmasa gerektir 28 . Bu miizenin yeni fakat pek mutena bir kosesinde yerini alan Urdu 
dilinin bu diller arasma nerede, ne zaman, ve ne sekilde girdigi hususunda celiskili 



27 

28 



Seyyid Mevdudi'nin dilimize cevirilen eserleri bu acidan tipik bir Ornektir. 

HQseyin, Seyyid Ihtisam, Hindistan'da 179 dil ve 544 lehcenin varhgindan bahsetmektedir 
(bk. Urdu edeb ki tenkidi tarih, Delhi 1988, s. 7) (HUseyin, Urdu edeb) 



40 



biigiler bulunmaktadir. Kimisi onu Pencabice'nin degi§iklige ugramis §ekli 29 olarak 
kabul ederken digerleri temelinin Fars?a oldugundan bahsetmekte daha baskalan ise 
bu konuda farkh farkh nazariyeler ileri siirmektedir 30 . Burada bu nazariyeleri enine 
boyuna degerlendirmek yerine iizerinde ittifak edilen goriise gore dilin tarihi 
seyrinden bahsedilecektir. 

Urduca mense' itibariyle Hind-Avrupa Dil AilesPnden 31 kabul edilse bile alt 
guruplardan W9 biriyle tarn ortusmemektedir. O ne bir hind-ari ve ne de tarn olarak 
Iran menselidir. Urduca tarn anlamiyla karma bir dildir 32 . Onun karma bir dil 
olmasinin 50k makul tarihi sebepleri vardir. Urducanin tesekkiil devri olarak kabul 
edilen 1100-1200 yillan bolgenin Gazneliler ve sonra da Guriler tarafindan idare 
edildigi yillardir. Hindistan'a kuzey bati yoniinden giren Gazneliler ayn kultur, dil 
ve dinleri banndiran Pencab, Sind, Multan, Mirt ve Delhi civanni 170 yil kadar 
ellerinde tutmu§ 33 ve halka gosterdikleri iyi muamele ile ktilrurel etkilesune zemin 
hazirlami§lardir. Gaznelilerin ordusunda bulunan Hind asilh (hindu) komutan, asker 
ve tercumanlar sebebiyle diller ve ktilturler arasinda ciddi manada ahsverister oldu. 
Bunun ardmdan donemin sairlerinin siirlerinde tarn olarak Arap?a, Fars9a ve diger 
dillerdeki kullanisa benzemeyen ve Hindice (eski Urducaya verilen adlardan bin) 
diye tabir edilen kelimeler kendisini gostermeye basladi ve zamanla Arapca ve 
Fars9a divanlann yaninda Rihte (karma) divanlar tasnif edilir oldu. 

Urduca'mn bir dil olarak amlmasinin baslangici Delhi'nin Guriler tarafindan 
ele gegirildigi 1193 yih 34 olarak gosterilirse de te§ekkiil devrinin daha oncelere 
kadar uzandigi a9iktir. Iki asir kadar siiren Gazneli hakimiyetini 583/1188 yihnda 
sona erdiren Muizziiddin Muhammed Guri'nin (sail 186-1206 ) ardindan idare onu 
oldiirten Kutbuddin Aybek'e (sal. 1206-10) ge9misti. Aybek'in devrinde 
Hindistan'da yasayan milletler arasinda daha yogun bir yakmlasma oldu. Kultur, orf 
ve adetin yaninda diller arasi ahsveris de artti. O donemde Arap9a din ve ilim, 
Turk9e saray, yani padisah, ailesi ve onde gelen idareciler, Fars9a ise resmi idare, is 
hayati, kultur ve egitim dili idi. Yukaridaki 119 dile ilaveten Hindu kutsal metinleri 



29 

30 
31 

32 
33 
34 



Sedid, Urdu edeb, s. 43; Buhari, Siiheyl, "Mes'ele-i agaz-i Urdu", Lisani Makdldt (ed. Sttheyl 
Buhari), islamabad 1991, III, 334 

Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, I, 3 

Habibulhak Nedvi, Seyyid, "Urdu ki ehemmiyet", Cdmi'a, 90/5 (1993),29 

Abdulhak, "Ordu", 392 

Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, I, 8 

Bayur, Hindis tan Tarihi, I, s. 258-60 



41 



Vedalann dili olan Sanskritce ve ozellikle Delhi ve civannda yaygin olarak 
konusulan Pencabice ve diger bolgesel dillerin ban§ ortami icerisindeki dostane 
yakmlasmalan sonucunda yeni bir dil vucuda geldi. ilk baste Hindi ve Hinduvi 
adlanyla anilan bu yeni dile kan§ikhga mahal vermemek icin bir ara rihte 3S adi 
verildi. Basta sirf manzum edebiyata bu ad verilirken daha sonra konusulan dil icin 
de rihte adi kullanihr oldu 36 . 

Konsuldukca halk indinde biiyuk kabul goren bu yeni dil tasawuf erbabi ve 
Islam tebligcileri tarafindan Hindistan'in basta Dekken ve Gucerat olmak uzere 
diger bolgelerine de tasmdi. Evliyaullah ve dervi§ler onceleri gittikleri bolgenin 
dilini ogrendikten sonra teblig faaliyetinde bulunurlarken artik tebliglerinde ve 
tekkelerinde bu yeni dili kullamr oldular. 37 Hoca Muinuddin Cisti (6.1236) 
Multan'a (Pencab) gelip yerlestiginde yerli Hindiceyi (Urdu) ogrenip halkla bu dilde 
konusta ve irsad faaliyetlerinde bulundu 38 . Ozellikle Dekken bolgesinde konusulan 
ve Dekkeni adiyla anilan dil asil itibariyle Delhi Urducasmin farklilasmi§ seklinden 
ibaretti. 39 Dekkeni Urducamn baslangi9 tarihi olarak Alaeddin Halaci'nin (sal. 1296- 
13 16) 40 Dekken ve civanni fethini (1299-1305) takibeden yillar gosterilmektedir 41 . 
Dekken, Urducamn kisa zaman i^erisinde siir ve edebiyat dili oldugu yer olmasi 



35 



36 

37 



38 
39 



41 



Rihte kelimesi kari§ik, karma manalanna gelmektedir. Urducamn ilk yillarinda bir misrasi 
Urduca digeri Fars?a jeklinde ?iir yazma tarzi vardi. Bu tarz Emir HUsrev'le ba§lami§ ve 
sonra devam etmistir. Bu tilr ?iire karma manasma rihte denilmistir (bk. Abdulhak, 
"Ordu",393). 

Abdulhak, "Urdu",334. Urducamn adlari i?in bk. Sedtd, Urdu edeb, s. 50-2 

Abdulhak' in Urdu ki ibtiddi weyv vii ntimd me sufeydey kirdm ka kdm (Abdulhak, Sufeydey 
kirdrrCy Urducamn dogup gelismesinde mutasawiflann rolil (Evrengabad 1933) adiyla yazmis 
oldugu konunun en eski ve ciddi cahsmasmda mutasawiflerin faaliyetleri tarihi deiilleriyle 
birlikte ele alinmistir. Ayrica bk. Abdulhak, "Urdu",334-5; Sedtd, Urdu edeb, s. 67-82. Hoca 
Gisudiraz Ogle namazindan sonra verdigi derslerde okudugu kelam ve fikih kitaplanni 
anlamayanlara zaman zaman Dekkeni Urduca ile aciklama yapiyordu (bk. Abdulhak, Sufeydey 
kirdm, s. 23 ; Sattari, Seyyid Hamid, Kur 'dn-i Mecid key Urdu terdcim u tefdsir ka tenkidi 
mutdla'a, Haydarabad (Dekken) 1982, s. 26-7 (Sattari, Urdu terdcim)). 

Abdulhak, Sufeydey kirdm, s. 7-8; Sedtd, Urdu edeb, s. 67 

Dr. Sttheyl Buhari genel kabilltin aksine Urduca ve Dekkeninin iki ayri dil oldugunu 
belirtmekte ve iki dili muhtelif aciiardan mukayese ederek delillerini ortaya koymaktadir. (bk. 
"Urduey kadim", Lisani makdldt, HI, 43 1-442) 

Alaeddin Halaci'nin hayati ve futuhati i?in bk. Hala?oglu, Yusuf, "Alaeddin Halaci", DIA, II, 
330 

Buhari, Sttheyl, "Mes'ele-i agaz-i Urdu", Lisani Makdldt, III, 33 1 



42 



hasebiyle ayn bir onemi haizdir 42 . Gucerat'ta konusulan Gucri veya Gucerati adiyla 
maruf dilin eski §ekli Urducanin bir lehcesi htiviyetinde idi 43 . 

Eserlerinde Hindi (Urdu) kelimeler kullanan ilk §air ve yazann Alaeddin 
Halaci'nin teveccuhiine mazhar olan Turk asilli Emir Husrev-i Dihlevi (5. 
725/1 32S) 44 oldugu belirtilmektedir. Onun siire ilaveten bu dilde eserler de yazdigi 
soylenmekteyse de bunu isbat edebilecek herhangi bir kitap veya risalesi gunumiize 
kadar ulasmamistir 45 . Adil§ahiler hanedamndan II. Ibrahim b. Tahmasb (sal. 1579- 
1626) Dekken Urducasmi saray dili yapan ilk padi§ahur. Onun devrinde Urduca 
artik tamamen bir siir ve edebiyat dili olmustur 46 . Alemgir Evrengzib (sal. 1658- 
1707) zamamnda Urdu edebiyatinin yeni bir devri basjamis, oldu. Daha once 
Urducada Hindi (Sanskritce ve Prakrit) dilinin agirhgi kendisini acikca 
hissettirirken Evrengzib zamamnda bunun yerini ozellikle kelime ve istilah bazmda 
Farsca ve Arapca alrm§tir 47 . 

Temeli Gazneliler devrinde atilan bu yeni dile Urduca admin verilmesi 
Baburlu hukumdarlan donemine (1530-1707) rastlar. Ekber §ah (sal. 1556-1605) 
ve ozellikle baskenti Agra' dan Delhi'ye tasiyan (1647) §ah Cihan (sal. 1628-1658) 
zamamnda bu kelime "urduey mualla" 48 , "urduey hazret", "urdu bazar" ve "urduey 
lesker" gibi terkipler iferisinde ?okca kullanihyordu. 49 Bu terkiplerde gegen butun 
urdu kelimeleri Turkgede kullamlan ordu ve ki§la manasina gelmektedir. Urdu 



42 



43 



44 



45 
46 

47 
48 
49 



Dekken Urducasi icin bk. Abdulhak, Sufeydey kirdm, s. 85; Sedtd, Urdu edeb, s. 95-8; NakvT, 
Seyyid Kudret, "Ehl-i Dekken ki Urdu hidmat", Lisarii makdldt, Islamabad 1988, II, 73-1 16; 
§attari, Urdu terdcim, s. 37-41; Abdulhak, "Ordu",393 

GucerSt Urducasi ve evreleri icin bk. Abdulhak, Sufeydey kirdm, s. 85-7; CalibT, Tarih-i edeb- 
i Urdu, I, 87-144 

Hayati icin bk. Emir-i Hurd, Siyerii'l-Evliyd, s. 470-8; Si'ru'l-Acem, II, 96-123; Abdulhak, 
Sufeydey kirdm, s. 16-19; Mirza, Mohammad Wahid, The Life and Works of Amir Khusrau, 
Lahore 1962; Abdur Rehman, Sabahuddin, Amir Khusrau as a Genius, Delhi 1982; Turkmen, 
Erkan, Emir Husrev-i Dihlevi 'nin Hayati, Eserleri ve Edebi Sahsiyeti, Ankara 1989; Ab-i 
kevser, s. 177-96; Ulum-i tsldmiye, s. 61-9; Kurtulu§, Riza, "Emir Husrev-i Dihlevi", DtA, 
istanbul 1995, XI, 135-7 

Abdulhak, Sufeydey kirdm, s. 17; Abdulhak, "Ordu",392-3; 

Abdulhak, "Ordu",394 Urducanin ikinci defa resmi dil olmasi 1252/1836 yillanna 
rastlamaktadir (bk. Kasimi, Ahlak HUseyin, Mehdsin-i Muzihu Kur'dn, Beyra 1983, s. 92 
(Kasimi, Mehdsin)) 

Abdulhak, "Urdu",344 

Ordunun konakladigi, karargah kurdugu bir dlqtlde bu gUn kisja denilen yere bu ad verilmi5ti. 

Buhari, SOheyl, "Urdu zilban ka sefer", Lisdni Makdldt, III, 394-6 



43 



lafzimn bir dil i9in alem olmasi ise 1770-80 yillanna rastlar 50 . Qiinkix urdu 
kelimesinin Alemgir'den once bugiinkii dili ifade etmek iizere herhangi bir yazida 
ge9medigi 51 elde bulunan pek 90k delilden anlasrimaktadir 52 . 12. yiizyilda olusmaya 
baslayan ve 9esitli adlarla anilagelen bu yeni dile 6 asir sonra Urdu adi verilmesinin 
makul sebepleri olmahdir. Ordu/urdu kelimesi saray, devlet, asker ve ordugah 
manalanna geldigi S3 ve de 1700'lii yillarda bu yeni dil daha 90k bu kesim tarafindan 
kabul gorttp kullanildigi i9in "ordunun dili" manasinda Ordu=Urdu 54 denmis olsa 
gerektir. 35 O donemde. Urducanin ordu mensuplan yanuida, 9arsi-pazar i9inde ve 
tarikat-tasawuf 9evreleri arasmda da 9ok9a kullanildiginin belirtilmesi gerekir. 
I9inde 90k sayida farkh kabile ve irktan insan banndiran ordunun boylesine irk ve 
din temeline bagh olmayan bir dil olmaksizin birbiriyle anlasmasinm 90k zor 
olacagi asfcardir 56 . Urducanm olusum devrindeki p&disahlann ve ust diizey devlet 
adamlanmn aslen Turk olmalan sebebiyle Urducaya azimsanmayacak 6l9tide 
Tiirk9e kelime de girmistir. Bunlar i9erisinde askerlik diizeni ve harb aletleriyle 
ilgili olanlar olduk9a fazladir 57 . 

Urdu lafzi bir dile delalet etmek iizere Ingilizlerin 1857'de idareyi ele 
ge9irmelerine kadar devam etmistir. ingilizler hangi niyyetle ise Urdu yerine 
Hindustani ismini kullanmayi yeglemisler ve o donemde hazirlanan sozlukler 

Hindustani-English gibi adlarla adlandmlmistir. Bu yeni kelimeden Urducanin 
turn Hindistan'm dili olarak kabul edildigi gibi bir sonu9 9ikanlabilirse de Urdu 



50 



51 

52 



53 
54 



55 
56 



57 



Bu bQlOmde incelenecek Urduca tefsirlerin hemen hemen tamami, mOellifleri tarafindan 
"Hindi dilinde yazilmi§tir" diye tavsif edilmi§tir. 

Abdulhak, "Urdu",334 

Sedid, Urdu edeb, s. 48-9. Ancak Seyyid Habibulhak Nedvi bu yeni dile §&h Cihan 
zamanmda da Urdu Dili denildigini belirtmektedir (bk. "Urdu ki ehemmiyet", 31). 

Abdulhak, "Ordu",392; Sedid, Urdu edeb, s. 49 

Seyyid Ahmed Han "Urdu" kelimesinin aslini Farsca'ya dayandirarak sOyle diyor: 

"§u anda bu ulkede yaygm bir ?ekilde bulunan ve herkes tarafindan konu§ulan dilin adi "urdu"dur. 
Bu kelimenin aslini inceleyecek olursak Fars?a bir kelime oldugu anlajihr ki "bazar=5ar5i" 
manasma gelmektedir. Bu bazar=5ar5idan maksad ise §ah Cihan Carsisidir."(bk. Makdlat, VII, 250) 
Yapilan incelemede Ahmed Han'in bu yorumunda tek kaldigi gOzlenmistir. 

Sedid, Urdu edeb, s. 125 

Urducanin, tarihte bOlgedeki mQslUmanlan nasil bir araya getirdigi ve bu birlikteligi devam 
ettirdigi hususunda ciddi bir degerlendirme i?in bk. Qureshi, The Muslim Community, s. 99- 
112 

MUsterek lafizlar i?in bk. Turkmen, Erkan, "The Turkish Elements in Urdu", Osmanh 
Arastirmalan, sy. 6 (1986), 1-30; a.mlf., "Urdu me Ttlrki elfaz", Khuda Bakhsh Library 
Journal, 50 (1989), 33-63; Ahmed, Evsaf, "Urdu aor Tflrki zubanon me mUsterek dahil elfaz", 
Cdmi'a, 88/10 (1991), 13-29; 



44 



kelimesinin Turk dilinden gelmesi ve onu olusturan mtislumanlari hatirlatmasi 
sebebiyle tahammulsuzluk sebebiyle degi§tirilmi§ olabilecegi ihtimali daha yuksek 
gorunmektedir 38 . 

Bu giin Urduca Pakistan, Hindistan, Banglades, Guney Afrika, ingiltere ve 
diger bir 90k ulkede takriben 400 milyon 5 ' insan tarafindan konusulmaktadir. Bu 
dilde nesredilen islami literatiir son zamanlarda Arap?adan sonra ikinci siraya 
yiikselmistir. Urduca ingilizlerin hakim oldugu 1858-1947 yillan arasinda - 
Haydarabad Nizamhgi haric- resmiyette ingilizcenin gerisinde kalmi§sa da bu gun 
Pakistan ve Hindistan'da faaliyet gosteren bir 90k kurulu§ tarafindan bolgede tekrar 
ilk siraya 9ekilmeye 9ah§ilmaktadir. Urduca Pakistan'm milli dili olmasma ragmen 
yazismalarda ve devlet dairelerinde ingilizcenin gerisindedir. Bu durumu tersine 
9evirmek gayesi guden Pakistan Dil Kurumu (Muktedire Kavmi Zuban) 60 Urducamn 
buttin ulkede yazisma dili olmasi ve ingilizcenin yerini almasi i9in 90k ciddi 
9ahsmalar yuriitmektedir. 



B- Ilk Urduca Tefsirler ve Ozsllikieri 

Halkm i9ten benimsemesi ve miisluman devletlerin destegiyle kisa zaman 
i9erisinde buyiik geli§me gosteren Urducada tefsirlerden once Kur'an tercumeleri 
yazilmaya baslanmi§tir. Urducada ilk yazih edebiyatin Dekken ve Gucerat'ta 
verildiginden yukanda bahsedilmi§ti. ilk Kur'an tercume ve tefsirleri de bu 
bolgelerde Dekkeni ve Gucerati Urducada verilmistir. Seyyid Hamid §attari, 
Haydarabad Osmania Universitesi'nde hazirladigi doktora tezinde ba§langicmdan 
1914'e kadar yazilan Urduca tefsirleri incelemis ve tezde tefsirlerin ozellikle dil 
yonleriyle ilgili detayh bilgiler vermistir. $attari, Dekken ve Gucerat'taki resmi ve 



58 



59 



60 



Nakvi, S. Kudret, "Urdu ki muhalefet", Lisdni makdldt, II, 123-135. Sadece ingilizler degil 
bir dOnem Hindular da Urdu lafzina kar$i 5ikmi5lar ve onun yerine Hindi veya Hindustani! ya 
da Hindi Hindustani kelimelerinin kullanilmasini savunmuslardir (bk. ZQlfikar, Gulam 
Hiiseyin, Kavmi ziibdn key bdrey me ehem destdvizdt, Islamabad 1985, 1/1, 97-106; Azeem, 
Anwar, "Urdu- a victim of cultural genocide !" (Zafar Imam, Muslims in India, N. Delhi 
1975), s. 256-72). 

Seyyid Habtbulhak Nedvi Urducamn dUnyanm Ucttnctt bttyiik dili olup 576 milyon insan 
tarafindan konusuldugunu iddia etmektedir (bk. "Urdu ki ehemmiyet", 28). 

T.D.V. ISAM'la kulttlrel mUbadele anlasmasi bulunan kurumun konuyla ilgili ne§riyati ISAM 
kUHlphanesinde gartllebilir. 



45 



sahsi kutiiphanelerde yaptigi geni§ arasurmalar sayesinde ilk tefsirleri tanittigi 
bolumu daha bir ozenle hazirlanmistir 61 . 

Elde ilk donem Urduca Kur'an tercume ve tefsirlerin muhtevasi hakkinda 
genis tamtimlar yapacak kadar bilgi ve malzeme bulunmadigmdan burada verilecek 
bilgiler muhtevadan 50k harici tanitimla ilgili olacaktir. Tezde bu eserlerden onemli 
gorulen ve metni elde bulunanlara daha geni§ yer verilecek ve bilgiler dogrultusunda 
donemin tefsir ilmi acismdan karakteristiklerinin ne oldugu sorusima cevap 
bulunmaya 9ah§ilacaktir. 

Eski Urducada ilk Kur'an cevirisi hicri 10. asnn sonlannda kaleme almmistir. 
Ele gecen yazma niishanin basi ve sonunda eksiklik oldugu i?in miitercimi ve yazim 
tarihi anlasUamamistir. Sadece Amrae cuziinun tercumesini kapsayan bu kitapta yer 
yer tefsir mahiyetinde kisa notlar da bulunmaktadir. Urdu dili bakimindan donemin 
biittin ozelliklerini tasimakla birlikte, yapilan almtilar tercumenin muhteva ve 
tercume teknigi bakrmindan zikre de|er onemli bir hususiyeti bulunmadigim 
gostermektedir. Sadece Urdu dilindeki ilk tercume olmasi onu one 5ikarmistir 62 . 

Bu konudaki ikinci eser yine muellifi ve yazim tarihi bilinmeyen Yusuf suresi 
tefsiridir. Tefsirden yapilan alintiya gore ayetlerin terciimesinde yer yer eksiklikler 
bulunmaktadir. Mesela 93. ayette yer alan ija l ^* J «i'nin terciimesinde isaret zamiri 

90k onemli oldugu halde sadece "gomlegimi goturiin" §eklinde tercume edilmistir 63 . 
Halbuki mutekaddim miifessirler buradaki isaret zamirinin onemi uzerinde dikkatle 
durmuslardir 64 . Ayni ayetteki ij-su oh ifadesi diger bircok tefsir ve tercumede oldugu 

gibi "goriiverecektir" seklinde tercume edilmistir. Hindistan'in en meshur Kur'an 
mutercimi Sah Abdulkadir Dihlevi ve onun takip9isi Mahmud Hasan Diyobendi bu 
ifadeyi "gozleriyle bakarak (baka baka) geliverecektir" §eklinde tercume 
etmislerdir 65 . ilgili ayetlerin tefsirinde muhtasar bir anlatim ve konusma diline yakm 
sade bir dil kullarulmistir. Dil ve fiziki durum uzerinde yapilan 9ahsmalardan 



61 
62 

63 
64 
65 



SattarT, Urdu terdcim, s. 2 (takdim yazisi) 

Abdulhak, "PurM Urdu me Kur'an-i mecid key teracim u tefasir", SDK, II, 178 (Abdulhak, 
"PurM Urdu"); Saliha, Urdu terdcim, s.83. Geni§ tanitimi 19m bk. §attari, Urdu terdcim, 
s.42-9 

$attarf, Urdu terdcim, s. 53-4 

Mesela bk. Zemahsert, Ke?$df, ibnii'l-CevzT, Zddu'l-mesir; NesefT, Medarik 

§ah Abdulkadir Dihlevi , Tefsiru Muzihu'l-Kur'dn, Lahor ts. (Muzihu'l-Kur'dn); Mahmud 
Hasan, Muzihu Furkdn, Medine 1989, ilgili ayetin tercumesi 



46 



tefsirin hicri 1 100 yilindan once yazilmis oldugu anlasilmistir. Bu iki eserin yazmasi 
Abdulhak'in sahsi ktituphanesinde bulunmaktadir 66 . 

isimleri ilkler arasinda ge9en ve ekseriyetle sure ve ciiz tefsirlerini iceren 
baska 50k sayida cahsma bulunmaktadir ki burada sadece onemli goriilenlerin 
isimleri verilip tarn tefsirlere gecilecektir. Muellifleri bilinmeyenler arasmda Tefsir-i 
Huseynf, Tefsir-i Kur 'an-i mecid ez sure-i Meryem ta dhir ma 'a gil hadis 63 , Yasin- 
Nas arasindaki surelerin tefsiri (yazihsi 1150/1737) 69 , Hud suresi tefsiri 70 ve isra ve 
Kehf surelerinin tefsirinin 71 adlan gecmektedir. Miiellifi bilinen ilk tefsirlere ise §ah 
Mahdum Huseyni'nin Tefsir-i Kur 'dn'iyla 12 §ah Gulam Murtaza Cinun'un manzum 
Amme ciizu tefsirini (yazihsi 1 194/1780) 73 Qrnek gostermek mumkundur. 

§ah Muradullah Ensari'nin (6. 11 95/1 781 'den 6nce) Amme cuzti ve Fatiha 
suresinin 74 tercume ve tefsirini i?eren Hudai ni'mef 5 (yazihsi 1185/1771) adh 
tefsiri Hindistan'da yazilan Urduca tefsirler icerisinde 50k kabul gormustur. 
Mufessir §ah Muradullah bOlgede idarecilik hizmetinde bulunmus itibarh bir 
aileden gelmektedir. Onun, Utter Prades Eyaleti'ndeki Munldabad'a bagh Senbel'de 
verdigi ders ve sohbetler biiyiik ilgi toplamistir 76 . §ah Muradullah'i bu tefsiri 
yazmaya sevkeden Srnil, toplum icerisinde bu dili konusan kimselerin yapilan 



66 

67 

68 

69 

70 
71 
72 
73 

74 



75 



76 



Abdulhak, Pwani Urdu, 177; §attM, Urdu terdcim, s. 50, 56; SiUiha, Urdu terdcim, s.83 

Abdulhak, Purdni Urdu, 178; §attM, Urdu terdcim, s. 58-65. Bu tefsirin Molla Htlseyin b. 
Ali VS'iz KSsifi (8. 910/1504)'ye ait ayni isimdeki Fars?a tefsirin Urduca tercumesi olmasi 
kuvetle muhtemeldir. 

Tanitimi icin bk. §attarl, Urdu terdcim, s. 66-70. Bu tefsirin yazmasi HaydaraMd Asafiye 
KOHiphSnesinde mevcuttur. 

Mesud Ahmed, Muhammed, "Urdu terScim u tefasir-i Kur'an", FN, 12/6 (1974), 328 (Mesud 
Ahmed, "Urdu teracim") 

Tanitimi i?in bk. §attarT, Urdu terdcim, s. 83-8 

Tanitimi icin bk. §attM, Urdu terdcim, s. 91-8 

Tanitimi icin bk. §attart, Urdu terdcim, s.88-90 

Bu tefsir h. 1259'da tab' edilmistir. Bk. §attari, Urdu terdcim, s.l 13-132; Mesud Ahmed, 
"Urdu terScim", 329 

Ahlak Hiiseyin Kisimt, matbu nlishalarda yer alan Fatiha tefsirinin §ah Muradullah'a ait 
olmadigini iddia etmektedir. Eseri nesreden sahis, §ah Abdulkddir DihlevT'nin Muzihu 
Kur'an'mda bulunan Fatiha suresi tercume ve tefsirini teberrilken bu tefsirin basma 
koydurtmustur. Zaten burasi DihlevT'nin terciimesiyle tipa tip aynidir (bk. Mehdsin, s. 573-5). 

Bazi matbu nUshalarda adi Hilda ki ni 'met olarak gesterilmi§se de bu muhtemelen yanh§tir. 
Eserin yaygin adi Tefsir-i Murddiye'dxr (bk. CalibI, Tarih-i edeb-i Urdu, 11,1044; §att&ri, 
Urdu terdcim, s.99; Kadiri, Muhammed Eyytlb, Urdu nesr ki irtikd me ulemd ka hissa, Lahor 
1988, s. 32 (Kadiri, Urdu nesr) 

CaiibT, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1044; Kadiri, Urdu Nesr, s. 30 



47 



Kur'an sohbetlerinden hadsiz zevk aldiklan halde ellerinde okuyacaklan derli toplu 
bir tefsir olmamasiydi. Dostlannin da ayni yondeki lsrarlanm dikkate ahp Kur'an'in 
tamamim tefsir etmek i9in harekete ge9ti 77 . Halka faydali olmak prensibinden 
hareketle yola cikildigi igin tefsirin dili sade, tislubu anlasihrdir 78 . Tefsirde yer yer 
kullanilan Arapca ve Farsca kelime ve istilahlar bile Urducada karsihgi olmayanlar 
ya da halk tarafindan anlasUanlar arasmdan secilmistir. Uslub olarak hitabet dilinin 
secilmesi mufessirin halkin geneline faydali olma arzusundan kaynaklanmaktadir 79 . 
Bu tefsirin diger onemli bir hususiyeti de her sure ve konuya gore ayn bir ifade 
tarzinin secilmesidir. Bu sekilde hem monotonluk onlenmis hem de okuyucu bizzat 
olaylann ve gerceklerin icerisine gekilmis olmaktadir. Bunun tefsir teknigi 
bakimmdan dikkate alinmasi gereken bir hususiyet oldugunu diisunmekteyiz. Bu 
tefsirin ehemmiyetiyle ilgili olarak Dr. Cemil Calibi soyle diyor: "O donemde 
Kur 'an surelerinin muhtelif tercume ve tefsirleri yazilmi§tir, fakat bunlar igerisinde 
§dh Murddullah Ensdri Senbeli'nin Amme tefsiri en iyisidir." 80 

Huddi ni 'met tefsiri butun gtizel hususiyetlerine ragmen bolgenin anlayisinin 
bir uzantisi olarak eski hikaye ve kissalara fazlaca yer vermistir ki her ne sebep ve 
suretle olursa olsun Kur'an'in golgesinde ash olmayan seyleri soylemek dogru 
olmasa gerektir. Muradullah'm bu tefsiri muhtelif kiituphanelerde bulunan yazma 
niishalanna ilaveten Hogli (Lbs. 1831) Kalkuta (1844,1880), Kanpur, Bombay 
(1892) ve Lahor'da muteaddit defalar basilmistir 8 '. 

Baziiannca, yazmasindaki h. 1087 tarihi sebebiyle, Hindistan'da yazilan ilk 
tarn Urduca tefsir'in Abdussamed b. Newab Abdulvehhab Ceng'e ait Tefsir-i 
Vahhdbi oldugu iddia edilmistir. Ancak tefsirin tarihi ihtilaflidir. Yazmasmda 
bulunan tarih h. 1087 iken Abdulhak mufessirin ya§adigi zamandan, tefsirin dil, 
yazi ve kagit durumundan hareketle bu tarihin h.1287 oldugunu iddia etmektedir. 



77 
78 

79 
80 
SI 



Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1044-5; KadirT, UrduNesr, s. 33 

KadirT tefsirde kullanilan kelime ve deyimleri tek tek inceleyerek Urdu dilindeki yeri ve 
kullanisina isiret etmistir (bk. Urdu Nesr, s. 34-42) 

Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1045 

Calibt, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1043 

Ayrinti icin bk. Kasimi, M. Salim v.dgr, Cdize-i terdcim-i Kur 'dm, Diyobend 1968, s. 18-20 
(Kisimi, Cdize); Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1043-9; $attari, Urdu terdcim, s.99-112; 
Saliha, Urdu terdcim, s. 169-71; Sedid, Urdu edeb, s. 167-8; Han, Ahmed, Kur'dn-i kerim key 
Urdu terdcim, Islamabad 1987, s.249-50 (Han, Urdu terdcim); Cemil Nakv?, Urdu tefdsir, 
Islamabad 1992, s. 25-6; Mesud Ahmed, "Urdu teracim u tefasTr", 328-9; M. Alim Muhtar-i 
Hak, "Kur'an-i MecTd key Urdu teracim u tefasir", Kur'an number, II, 458; Mu§iru'l-Hak, 
"Hindustan", 23 



48 



§attari ise tefsirin h.1250 yillarmda yazilmis, olmasimn kuwetle muhtemel 
oldugundan bahsetmekte ve tefsirin tanitimini bu tarihi esas alarak yapmaktadir. 
Farsca Kasasu'l-Enbiyd isimli eserin onun tarafindan Urduca'ya terciime edildigi 
tarih olan h. 1234 de tefsirde yer alan 1087 tarihinin hatah oldugunu gosteriyor 82 . Bu 
tarih M. Mesud Ahmed' in makalesinde 1182/1773 olarak verilmistir 83 . 1250 ve 
1287 tarihleri daha tutarli oldugundan tefsirin tanitimi ileride "Donemin Diger 
Urduca Tefsirleri" ba§hgmda yapilacaktir. 

Yukanda §ah Abdulkadir Dihlevi'nin Muzihu Kur 'drfma. kadar yazilan tefsir 
ve tercumelerin birka9indan bahsedilmis. oldu 84 . Urduca tefsir ve terctimeler 
icerisinde bir doniim noktasi olarak kabul edilen Muzihu Kur'an'in oncesi ve 
sonrasini iyi degerlendirebilmek icin 1857'ye kadar yazilan diger tefsirlere 
ge?meyip §ah Veliyyullah Dihlevi ve ogullanndan bahsetmeyi uygun buluyoruz. 
Boylece ilk dSnemdeki ku9iik 9aph tercume ve tefsirlerden soma daha genis. ve derli 
toplu tefsirlerin yazih§ sebebi daha kolay degerlendirilmis olacaktir. 



'" §attan, Urdu terdcim, s. 380 



83 Abdulhak, "PurSnT Urdu", 181; Kastmt, Cdize, s. 31-2; NakvT, Urdu tefdsir, s. 25; Mesud 
Ahmed, "Urdu teracim u tefasir", 329 

84 Urduca ilk dSnem tefsir ve terctlmeleri hakkmda genis bilgi icin bk. Abdulhak, "Purani Urdu", 
s. 177-81; Kasimi, Cdize, s. 11-32; §attari, Urdu terdcim, s. 37-132; Calibi, Tdrih-i edeb-i 
Urdu, II, 1025-73; Saliha, Urdu terdcim, s.79-91; Nakvf, Urdu terdcim, s. 43-6; NakvT, Urdu 
tefdsir, s. 23-7; Mesud Ahmed, "Urdu teracim u tefastr", 328-9 



49 



III. URDUCA TEFSIRiN GELt^IMINE DtHLEVl AiLESIMN 
KATKISI 



$ah Veliyyullah Dihlevi ve ogullan ortaya koydugu eserler ve bunlardaki 
dtistaceleriyle sadece Hindistan'da degil biitiin islam aleminde buyuk bir hiisn-ti 
kabiil gormiislerdir 85 . Ozellikle Hindistan'da, farkli yelpazelerdeki ilim gruplan, 
halk ve diger ulema karsisinda gu?lu bir mesned ihtiya^lanni kendilerini 
"Veliyyullah! Ekole" nisbet ederek gidermeye pahsmislardir. Bolgenin tarih 
bakimindan en eski ekolii olarak kabul edilen "Ehl-i Hadis" §ah Veliyyullali'in 
hadise ve siinnete verdigi onemden hareketle bSlgede ekollerini temellendirirken 
§ah Veliyyullah Dihlevi'yi izlediklerini soylemis ve onu ekol mensuplan arasinda 
liste basi yapmistardir 86 . Bolgede ciddi bir ilmi gelenek olusturmus olan Darululum- 
i Diyobend (kurulusu 1866) mensuplan da kendilerini Veliyyulahi Ekoliin 
takipfileri olarak ifade etmektedirler 87 . Bu iki gelenek9i ekoliin kar§isinda yer alan 
modernistlerin de §ah Veliyyullah'i kendilerinden saymalan ve onun fikirlerinden 
beslendiklerini ifade etmeleri konuyu karma§ik bir yapiya sokmusta 88 . Ger?ekten 
§ah Veliyyullah Dihlevi onlann algiladigi gibi mi ? yoksa her birerleri kendi 
dogrularmi ona soylettirmek cabasi i9erisindeler mi?. Ya da §ah Veliyyullah' in fikir 
ve dii§uncelerinde bu muhtelif ve zit guruplarin her birerlerini besleyecek derecede 
farkli yonler mi vardir? Bunlar cevabi bulunmasi gereken sorulardan sadece 
birkagidir. Ancak bu sorularin tamamma bu tez igerisinde cevap aranmasi hem tez 
konusunun mahiyeti hem de gergevesi itibariyle mumkun olmayacaktir. Burada 
daha 90k §ah Veliyyullah' m Kur'an ve tefsirle ilgili goriisleri incelenecek ve elde 



85 
86 



87 



Rud-i kevser, s. 586 

Bk. Nev§ehrevi, imam Han, Terdcim-i ulemdey hadis-i Hind, Lahor 1992, s. 3-128 
(Nevjehrevt, Terdcim) 

Bu medreseyi kuranlar §ah Veliyyullah ve evladmin egitim silsilesinden gelmektedirler (bk. 
Ikram, §eyh Muhammed, Mevc-i kevser, Lahor 1992, s. 193-201 (Mevc-i kevser); KSsimT, 
Mehdsin, s. 35; Ahmad, Islamic Modernism, s. 103-4; Khan, Shafi Ali, "Nationalist Ulama's 
Interpretation of Shah Wali Allah's Thought and Movement", J.P.H.S., 38/3 (1990), 194-9 
(Khan, "Nationalist Ulama")). Bu sebeple Ubeydullah Sindt, Sah Veliyyullah'i ekollerinin 
basi olarak gSrtlr (bk. et-Temhid li ta'rifi eimmeti't-tecdid, Camsoro (Sind) 1976,, s. 125 
(Sindt, Temhid)) 

Shafi Ali Khan, Sah Veliyyullah' in nasil anlasilip yorumlandigi hususunda yazdigi genis 
makale icin bk. "Nationalist Ulama", 37/3 (1989), 209-248 ve 38/3 (1990), 192-219 



50 



edilen sonuflar bir kistas kabul edilip daha sonraki tefsirler gerektiginde bu kistasa 
gore degerlendirilmeye 9ah§ilacaktir. Bu ameliye bize kendisini Veliyyulahi Ekole 
nisbet eden cemaat ve guruplann ger9ekte ne 6l9tide onun takipgisi oldugunu da 
gosterecektir. 



A. §ah VeUyyulIah Dihlevi (1114-76/1703-62) ve Tefsir Metodu 89 

1. Hayati 90 , ihni Kifiligi ve Eserleri 

§ah Veliyyullah Delhi civanndaki Muzaffernagar'in "Pult" kasabasinda 
dunyaya geldi. Soyu baba tarafindan ikinci halife Hz. Omer'e (r.a.) anne tarafindan 
Musa Kazim'a dayanmaktadir 91 . Adi Ahmed Veliyyullah olarak konulmus iken 
babasi ona Evliyaullahtan Kutbuddin Bahtiyar Kaki'nin manevi bir isareti uzerine 
Kutbuddin ismini de vermistir 92 . Daha bes yasindayken mektebe verildi ve yedi 
yasmda Kur'an hifzini ikmal etti 93 . Babasi §ah Abdurrahim 94 (1054-1131/1644- 
1718-9) bolgenin sayili alimlerinden oldugu ifin ogluna dini ilimleri Rahimiye 



89 



90 



91 



92 



93 
94 



§3h Veliyyullah, uzerinde ?ok 5ah§ma yapilan §limlerdendir. Bu ?ah§malarin kisa bir tanitimi 
i?in bk. Hermansen, M.K., "The Current State of Shah Wali All&h Studies", HI, 11/3 (1988), 
17-30; Khan, Kabir Ahmad, "A Select Bibliography of Writings by and about Shah WalT- 
Allah Dihlav? in English and Urdu", MW Bk. Rev., Ill (1986), 56-65 (Khan, "A Select 
Bibliography") 

§Sh Veliyyullah' in ya§adigi d5nemin siyasT durumundan b8lum girisinde ana hatlariyla 
bahsedilmisti. Ayrica bk. Rud-i kevser, s. 528-34; Tarihu da 'vet, V, 42-64; Aliana, Ghulam 
Ali, Eminent Muslim Freedom Fighters 1562-1947, Delhi 1983, s. 33-48; Qureshi, The 
Muslim Community, s. 197-217; Server, Muhammed (haz.), Armagdn-i $dh Veliyyullah, 
Lahor 1988, s. 339-55 (Armagdn); Abdurrahman H§n, Mun§T, Mi'mdrdn-i Pakistan, Lahor 
1983, s. 57-70 (Mi'mdrdn-i Pakistan); Muhammad al-Faruque, "Some Aspects of Muslim 
Revivalist Movements...", IC, 63/3 (1989), 19-41 (Faruque, "Muslim Revivalist Movements") 

Armagdn, s. 475; Nevsehrevi, Terdcim, s. 6; Samernii, Yunus ibr&htm es-, Ulemdu'l-'Arab fi 
$ibhi'l-Kdrrati'l-Hindiyye, Bagdad 1986, s. 532 (SSmerrST, Ulemdu'l-'Arab); Dar, Stireyya, 
$dh Abdulaziz Muhaddis Dihlevi, Lahor 1991, s. 78 (Dar, $dh Abdulaziz); Hanif, M. AtSullah, 
"§ah Veliyyullah Dihlevi", UDMI, XXIII, 39 (HanTf, "§ah Veliyyullah") 

Bu husus §a1i Veliyyullah'ca da if§de edilmektedir bk. et-Tefhimdtu 'l-Hdhiyye, Haydarabad 
1967, II, 185 (Tefhtmdt) 

Armagdn, s. 449 

Sah Abdurrahim, Babtlrlu hOkflmdari Evrengzib AlemgTr'in istegi Uzerine Feteva-yi Hindiyye- 
Alemgiriyye'yi hazirlama heyetinde yer almi§tir. Hayati icin bk. Armagdn, s. 454-70; Sindt, 
Temhid, s. 109-1 12; Tarih-i da 'vet, V, 78-96 



51 



Medresesi'nde bizzat kendisi okuttu 95 . Veliyyullah on bes yasina geldiginde 
medrese programim ikmal ederek icazet aldi. §ah Veliyyullah'in birinci evliligi 
babasimn arzusu uzerine 14 yasmda ger9eklesti % . Bu esinden Muhammed (6.1208) 
adini verdigi bir oglu oldu. 1157'de yaptigi ikinci evliliginden ise bir kizi ve 
kendisinden sonra ilmi gelenegini siirdiiren ileride tamtacagimiz dort oglu diinyaya 
geldi' 7 . Ilk tasawuf ve tarikat egitimini babasindan alan 98 §ah Veliyyullah 17 
ya§lanndayken onu kaybetti. Babasimn Slumii uzerine kii9uk yasina ragmen, babasi 
tarafmdan Delhi'de kurulmu§ olan Rahimiye Medresesi'nin idaresini uzerine aldi. 
Burada hem hocahk yapti hem de okuyup ogrendiklerini yeniden miitalaa etme ve 
onlar iizerinde derinligine dusiinme firsati buldu 99 . 

$ah Veliyyullah 1143/1730'de hicaz'a gitti, Mekke ve Medinedeki 
muhaddislerden hadis okudu ve muteaddid kitaplar i9in icazet aldi. Zamanin Qnde 
gelen muhaddislerinden sayilan Abdullah b. Salim el-Basri (6. 1722) ve Ebu Tahir 
Muhammed b. Ibrahim el-Medeni'ye (6. 1733) talebelik yaparak ge9irdigi Hicaz'da 
90k bereketli 14 aydan sonra 1145/1732'de yeni bir ufukla Hindistan'a geri 
dondti 100 . 

§ah Veliyyullah Hicaz donu§u Rahimiye Medresesi'nde ders vermeyi 
surdiirdu ve kitap te'lifine ba§ladi. Medresede her bir ilim dalini ozel olarak 
yeti§tirdigi bir veya birka9 hocaya havale etti, kendisi de -agirlikh olarak telifle 
me§gul olmakla birlikte- hadis ve genel mahiyetli dersleri iistlendi 101 . §ah 
Veliyyullah zamanini bosa ge9irmeyen 90k dayanikh biri idi. Giinesin dogusunu 
miiteakip medreseye gelir ve ogleye kadar baska bir isle me§gul olmaksizm ilmi 
faaliyet gosterirdi. Temizlik ve intizama son derece dikkat gosterir bu sebeple de 



95 



96 

97 
98 
99 

100 
101 



Babasi ve diger alimlerden okudugu ilimler ve kitaplar i?in bk. Armagdn, s. 450-1; Ebcedii'l- 
ulum, III, 241-2; Niizhe, VI, 399; Dihlevi, §ah Veliyyullah, el-Fevzii'l-kebtr (trc. Selman en- 
Nedvi), Beyrut 1987, miltercimin mukaddimesi s. 7-8 (el-Fevzii'l-kebir); Sindi, Temhid, s. 
1 13; Baljon, J.M.S., Religion and Thought of Shah Wali Allah Dihlavi, Leiden 1986, s. 2-6 
(Baljon, Shah Wad Allah) 

Armagdn, s. 449-50; Samerrai, Ulemdu'l-Arab, s.532; Muztar, A.D., Shah Wali Allah, 
Islamabad 1979, s. 40; Hanff, "§ah Veliyyullah Dihlevi", 40 

Hanif, "$ah Veliyyullah", 41; Tarihu da'vet, V, 104-6 

Naksibendi tarikatinde babasma bey' at etti ve hirka giydi (bk. Armagdn, s. 450). 

Armagdn, s. 452; SindT, Ubeydullah, Sdh Veliyyullah aor un ki siydsi tahrik, Lahor ts., s. 28-9 
(Sindi, Siydsi tahrik); Tarihu da 'vet , V, 102 

Armagdn, s. 452; Calbani, Gula^n Htlseyin, Sdh Veliyyullah ki ta'lim, HaydarSbad (Sind) 
1963, s. 3 (Calbani, Veliyyullah ki ta'lim); Niizhe, VI, 400; Tarihu da'vet, V, 107-14; Ahter, 
ihsSnu'1-Hak, Sdh Veliyyullah, Lahor 1988, s. 136-7 ; HSnlf, "§ah Veliyyullah", 40 

Faruque, "Muslim Revivalist Movements", 23 



52 



90k az hasta olurdu 102 . §ah Veliyyullah'in medrese egitim hayatina getirdigi yenilik 
ve diizen sebebiyle medresesine ilgi oldukga artti. Babasindan kalan medresenin 
binasi mevcut talebeye yetmez olunca medrese Babiirlu hukiimdan Nasiruddin 
Muhammed §ah'm (sal. 1719-48) bagistedigi daha geni§ bir yere tasmdi 103 . 
Medresedeki tedris ve telif faaliyeti bu sekilde kirk kiisur yii surdu. Sonunda her 
oliimlu gibi olum ona da gelip 9atti (1176/1762) ve cenazesi vefat ettigi yer olan 
Delhi'de topraga verildi 104 . 

Onun baste Kur'an-tefsir, hadis, fikih, akaid ve tasawuf olmak uzere muhtelif 
islami ilimlerde ve edebi konularda Arapca ve Fars9a olarak yazdigi 50k sayida 
krymetli kitabi bulunmaktadir 105 . Burada bunlardan sadece belli bashlan zikredilip 
ardmdan tefsir metoduna gegilecektir. 

Kur'an ve Tefsir : 106 

1. Fethu'r-Rahm&i f! tercemeti'l-Kur'an 107 (Farsfa) 

2. el-Fevzu'1-kebir f! usuli't-tefsir 108 (Fars9a) 

3. Fethu'l-Habir 109 (Fars9a) 



102 

103 



104 



105 



106 



107 



10S 



109 



Sah Abdulaziz DihlevT'nin Melfflzat'indan naklen Tarih-i da'vet, V, 1 17 

Baljon, Shah Wall Allah, s. 2; KSsimf, Mehasin, s. 62; Daudi, Hadis Qahsmalan, s. 110; 
Faruque, "Muslim Revivalist Movements", 38, dipnot 12 

Mezannin bulundugu yer i?in bk. Sindi, Temhtd, s. 125; Nevsehrevt, Terdcim, s. 47; Tarihu 
da 'vet, V, 128 

Eserleri i?in bk. Nuzhe, VI, 407-15; Tefhimdt, I, Gulam Mustafa el-Kasimi'nin mukaddimesi 
s. 14-38; el-Fevzii'l-kebir, Mtitercimin mukaddimesi s. 1 1-4; Sindf, Temhtd, s. 121-3; Rahman 
Ali, Tezkire, s. 543; Nevsehrevi, Terdcim, s. 41-6; Baljon, Shah Wali Allah, s. 8-14; Tarih-i 
da'vet, V, 398-415; Dar, Sdh Abdulaziz, s.90-7; Jalbani, G.N., Life of Shah Waliyulldh, Delhi 
1980, s. 32-42 (Jalbani, Shah Waliyulldh); Daudi, Hadis Qalismalan, s. 1 12-6; Khan, "A 
Select Bibliography", 57-9 

Kur'an ve tefsirle ilgili eserlerinin tamtimi icin bk. Kasimi, Cdize, s. 99-101; Feriyvaf, 
Abdurrahman Abdulcebbar el-, Cuhudu Ehli'l-Hadis ft hidmeti'l-Kur'dni'l-Kerim, Benares 
(Hindistan) 1980, s. 5-11 (Feriyvai, Cuhud) 

Bu tercilme Gulam Mustafa el-Kasimi'nin duzeltmeleriyle Sindi Edebi Board tarafindan 
yeniden basilmistir (Haydarabad (Sind) 1401/1980-1) ?ah Veliyyuliah bu terciimenin 
kenarma bazi ayetlerin tefsirini yazmis ve miiskil yerleri afiklamistir. Bu hasiyeler daha sonra 
kitabi sekil almistir (tamtimi i?in bk. Hindustani Mufessirin, s. 227-8). Her ne kadar §ah 
VeliyyuHah'in Kur'an terciimesi 50k meshur olmussa da bfllgedeki ilk Fars?a terctime 
degildir. Ilk Fars?a Kur'an terctimesi Mahdum Nuh Halai'ye (8.998/1590) aittir ve 
tabedilmistir (bk. Calbani , Veliyyulldh ki ta'lim, s. 10). 

§ah Veliyyullah bu kitabim 1 151/1 160 yilmda yazmis ve kitabm ilk Arapca tercQmesi h.1290 
yilmda Kahire'de basilmi§tir (bk. HanTf, "Sah Veliyyullali", 42). Eserin tamtimi icin bk. 
GtogQr, MevlUt, "el-Fevzii'l-kebir", DlA, XII, 510-1 

Tamtimi icin bk. Hindustani Mufessirin, s. 281-3 



53 



4. Kavaninu't-terceme (Fars?a) 

5. ez-Zehraveyn fi tefsiri sureti'l-Bakara ve Al-i 'imran (Arapga) 

6. Te'vilu'l-ehadis fi rumuzi kasasi'l-enbiya ve'1-murselin" (Arapga) 
Hadis :" 1 

1. el-Muse wa serhu'l-Muvatta' (Arap9a) 

2. Musaffa fi serhi'l-Muvatta' (Fars^a) 

3. Teracimu ebvabi'l-Buhari (Arap?a) 

4. Erba'une hadisen muselselat bi'1-esraf fi galibi esanidiha (Arap9a) 
Tasawuf : 

♦ Fuyuzu 'l-Harameyn (Arap?a) 

♦ el-Hayru 1-kesir (Arap?a) 

* et-Tefhtmdtu 'l-Udhiyye (Arap9a/Fars?a) 

* el-Buduru 1-bdziga (ArapQa) 
Akaid : 

1 . el-Belagu'l-mxibin fi ittiba'-i Hatemi'n-Nebiyyin (Fars9a) 

2. Husnu'l-'akide (Arap9a) 

3. Fethu'l-vedud ve ma'rifetu'l-cunud (Arap9a) 
Fikih/Esrar-i Seri'a : 

1. Huccetullahi'l-Baliga (Arap9a) 

2. el-insaf fi beyani sebebi'l-ihtilaf (Arap9a) 
Diger: 

1. izaletu'1-hafa an hilafeti'l-Hulefa (Fars9a) 

2. lnsanu'1-ayn fi mesayihi 'l-Harameyn (Arap9a) 

2. Tefsir Metodw 

§ah Veliyyullah'a gore Islamm temeli prensip itibariyle Kitap, siinnet ve icma 
olmak uzere u^tiir. Kiyasin islamin temeli olma a9isindan kendi basina bir degeri 
yoktur. icma ise ozel sartlara baghdir ve belli bir zaman diliminde olmustur. Hz. 
Osman'in (r.a.) sehadetine kadar iimmet arasmda temel konularda ihtilaf olmadigi 
i^in icma ilk 119 halife donemini kapsar. Geriye kalan iki kaynak i9erisinde siinnet, 



110 Bu kitabm G.N. Jalbani tarafindan yapilan ingilizceye ?evirisi "Shah Waliyullah's Ta'wil al- 



111 



Ahadith" adiyla 1973 yihnda Lahor'da yayinlanmiijtir. 

§ah Veiiyyuliah DihlevT'nin hadts sahasindaki hizmetleri ve kitaplari hakkmda geni§ bilgi i?in 
bk. Daudi, Hadis Qahsmalari, s. 1 16-134; ishak, tlm-i Hadis, s. 194-7 



54 



asil itibariyle Kur'an'dan istinbat edilmistir. Daha dogrusu Islami hiikiimlerde delil 
olarak kullanilan siinnet Kur'an'dan istinbat edilen sunnettir. Boylece islamin 
temelinin teke irca edilmesi mumkundur ki o da Kur'an'dir 112 . Kur'an ise, insanlann 
nefislerini islah ve toplumdaki batil inanclan ve zararli fiilleri ortadan kaldirmak 
icin gonderilmistir 113 . Temel gaye bu olunca toplumun butiin katmanlanni Kur'an'la 
tani§tirmak zorunlulugu kendisini acikca gostermektedir. Zaten kendisinin icinde 
yasadigi toplumda islamin oziinden uzaklasmalar ve ihtilaflar alip basini 
yurumustii 114 . Toplumun Kur'an'la tanistalmasi ise onu genel itibariyle anlasdir 
kabul etmek ve anlasihr kilmakla mumkundur. Kur'an'm, anlasdmasi zor hatta 
imkansiz bir kitap oldugu propagandasmdan 115 olacak §ah Veliyyullah'm devrindeki 
genel halk Kur'an tilavetiyle Kur'an'm hakkimn yerine getirildigine inamyorlardi 116 . 
§ah Veliyyullah manasmi anlamadan yapilan tilavetin yetersizligini ifade etti ve 
Kur'an'm tercumesinden bile anlasdabilecek bir kitap oldugunu gostermek icin 
Kur'an'm Farsca tercumesini yapti 117 . Taassup ve inhisarci anlayistan olacak 
donemin alimleri" 8 onu bu terciimesinden dolayi ilhad ve bid'atle su9layip 
oldurtmeye yeltendiler" 9 . Halbuki Kur'an'i anlamak ve anlatmada klasik kitaplarda 
sart olarak gosterilen belagat vs. ilimler herkese o kadar elzem degildi. Ustelik 
insanlann belagat okuya okuya omiirleri tukenmekte ve daha Kur'an'a el surmek 
onlara nasip olmadan g69iip gitmektedirler 120 . Peki o takdirde ne yapmak gerekiyor. 



112 
113 
114 
115 
116 
117 



118 



119 



120 



SindT, §dh Veliyyullah aor un ka Fehefe, Lahor ts., s. 87-8'den 8zetle (Sindt, Felsefe) 

el-Fevzii 'l-kebir, s. 20 

Qureshi, The Muslim Community, s. 205 

Tarih-i da 'vet, V, 356; 

Dar, $dh Abdulaziz, s. 81,304; Ahter, ?dh Veliyyullah, s. 186 

el-Fevzu'l-kebir, s. 122; CalbanT, ?dh Veliyyullah, s. 9. §ah Veliyyullah bu tercUmesini 
1 151/1738 tarihinde yapmi5tir. TercUmede yer yer tefsiri agiklamalara da gidilmi? ve faydah 
bilgiler verilmijtir. Kisas ayetiyle (Bakara (2): 178) ilgili olarak Kur'an tercUmesinde yer alan 
ilginc yorum i?in bk. Sindt, Felsefe, s. 58. Sindi bu tercilme hakkinda ?6yle der: 

"Bana gOre Kur'an'm maksad ve hedeflerini anlamak isteyen Hindistanli bir milslUman i?in §ah 
Veliyyullah'm yaptigi tercilme di|er butiin tefsirlerden daha iyidir. Her okuyucunun bu tercilmeyi 
iyice okuyup inceledikten sonra ba§ka tefsirleri okumasi gerekir ki onlardan ger^ek manada istifade 
edip edemeyecegi ortaya ?iksm" bk. Felsefe, s.62 

Sah Veliyyullah'tan 8nce islam alimi diye bilinen bazi kimseler Portekizli misyonerlerle 
yaptiklari mUnazaralarda Kur'an hakkmdaki itirazlar karsisinda apisip kalmislar ve boylece 
Kur'an bilgilerinin ne kadar si| oldugu ortaya cikmisti (bk. Rud-i kevser, s. 552). 

CalbM, $dh Veliyyullah, s. 9 (d.not. 1); Rud-i kevser, s. 552; SattM, Urdu terdcim, s. 25; 
Dar, $dh Abdulaziz, s. 81; Ahter, $dh Veliyyullah, s. 186; ZaferU'I-istem, "Farist tefsireyn", 
135; Faruque, "Muslim Revivalist Movements", 38 dipnot 25. Kur'an'm tercQmesine ba§ka 
b8lgelerdeki bazi ulema da karjiydi (bk. Qureshi, The Muslim Community, s. 206 not 28). 

SindT, Siydsi tahrik, s. 30-1 



55 



Kur'an'i anlamak icin yapiiacak is hacimli tefsirlere dalmak degil bizzat Kur'an'm 
kendisini okumaktir. Dihlevi Kur'an'i anlamaya cah§manin temeli olacak Kur'an 
egitiminin nasil olmasi gerektigini vasiyetnamesinde su sekilde ortaya koyuyor: 

"Herseyden 5nce sarf ve nahvin talebenin zihnf istidadma gdre iicer-dOrder muhtasar risalelesi 
ve bunlarin ardindan tarih veya ahlSka dair Arapca bir kitap okutulmahdir. Bu esnada ona 
sOzltik kullanmanin usulll ve problemli kelimeyi bulmanin yolu Sgretilmeli. Arap9a'yi yeteri 
kadar kullandimi da Yahya b. Yahya Mesmfldf rivSyetine uygun Muvatta' okutulmahdir. 

121 

Bunu kesinlikle ihmal etmeyin, cunktl asil olan hadis ilmidir ve onu okumakda btlydk 
faydalar vardir. Muvatta'nm bu versiyonu (nflshasi) bize kadar semS' yoluyla gelmektedir. 
Muvatta'dan sonra herhangi bir tefsire bagh olmaksizm Kur'an dersi verin. Ders esnasinda 
ayetlerin terctlmesini yapin ve karsiniza nahiv veya sebeb-i nflzulun mOskil bir meselesi 
ciktiginda durun ve cQztlme kavusturmadan gecmeyin. Kur'an dersini bitirdiginizde 
Kur'Sn'dan ne kadar yer okuduysaniz o kismi bir de Cel&Ieyn Tefsiri'nden okuyun. Bu ?e§it 

122 

okumada bttyuk faydalar vardir..." 

§ah Veliyyullah yetisme doneminde babasimn her giin yaptigi iki-iic rukudan 
ibaret Kur'an dersini bu acidan 50k isabetli ve faydali bulmustur 123 . Babasi okunan 
ayetlerin kisa aciklamalanni yaptiktan sonra dinleyicileri ayetler uzerinde tefekkure 
davet ediyordu 124 . Ctinkii Kur'an'i ewel emirde tefsirinden okuyup anlamaya 
cahsmak okuyucuyu, Kur'an'i da tefsirlerden biri gibi gormeye gotiirecektir (bu ise 
Kur'an'a yapilabilecek en buyiik ihanettir) 125 . 

§ah Veliyyullah Kiitiib-ii Sitte'yi ihtiva eden devre-i hadisten once devre-i 
Kur'an yaptinyordu 126 . Fakat bu giiniin medrese ve okullannda talebe sarf, nahiv, 
mantik, ilm-i kelam, ma'ani, bedi' vb. ilimlerde kemal noktasma ulastoktan sonra 
Kur'an dersine geciyor. Boylece de talebenin yetisme doneminin buyiik bir kismi o 



121 

122 

123 
124 



125 
126 



Burada hadis ilim olarak One cikanlmistir, yoksa dinin temeli olma bakunindan Kur'an'in 
Onceligini hi? bir zaman inkar etmemektedir. 

Vasiyetnameden naklen Armagdn, s. 518-9; CalbanI, Veliyyullah ki ta'lim, s. 10-1 
Vasiyetnamenin ash farsca olup Tefhimlt'da mevcuttur (bk. II, 288-98) 

Armagdn, s. 450; Sindi, Felsefe, s. 57 

Ubeydullah Sindi, hocasi §eyhu'l-Hind Mahmud Hasan ve onun hocasi Muhammed Kasim 
Nanetevfnin da ayni metodu takip ettigini naklederek soyle der: 

"Biz Razi'nin, Zemahseri'nin, Bagavi'nin ve de tbn Kesir'in tefsirini okuduk. Biitiin bu tefsirler 
aracihgiyla giicilmuz yettigince Kur'an'i anlamaya calistik, fakat hayretler icerisinde kalmamiz bir 
tarafa elimize hi? bir sey gecmedi. Eger Ogrencilik yillarimda §eyhu'l-Hind'den birtakim ayetlerin 
tefsir kitaplarinda rastlanmayan tarzda aciklamalanni Ogrenmeseydim ve Mevlana Muhammed 
Kasim Nanotevi'nin kitaplarindan bazi ayetlerin tefsirini okumasaydim Kur'an'i anlama hususunda 
eski tefsirler beni hayal kinkhgina ugratmis olurdu. $unu acikhkla belirtmeiiyim ki eskiden insanlar 
o tefsirler vasitasiyla Kur'an'i anliyor olabilirler fakat giinflmiizde bu tefsirler vasitasiyla Kur'an'i 
anlamak miimkun degildir" (bk. SindT, Felsefe, s. 53). 

Sindf, Felsefe, s. 56-7 

Melfuzdt-i §dh Abdulaziz'den naklen Calbani, Veliyyullah ki ta'lim, s. 12. §ah Veliyyullah bir 
talebesine verdigi icazette, ona herhangi bir tefsire bagh kalmaksizm Kur'an dersi verdiginden 
bahsetmektedir (icazet icin bk. Armagan, s. 405-8). 



56 



ilimleri ogrenmekle geciyor ve de Kur'an'a vakit kalmiyor. Birtakim medreselerde 
yapilmakta olan Kur'an tefsiri egitimi de ne yazik ki Kur'an egitimi olarak 
anlasdmaktadir. Halbuki Kur'an'in tefsir ve serhleri uzerinde cahsmayi (onlan 
okumayi) Kur'an egitiminden ayn mutala'a etmek gerekir. Muhtelif tefsirler degi§ik 
zamanlann ihtiya9 ve dururalanna gore telif edilmistir. Halbuki hadis-i serifte 
Kur'an'in ilim hazinelerinin kiyamete kadar devam edip bitmeyecegi 127 ifade 
edilmistir 128 . 

§ah Veliyyullah'in Kur'an hakkmda kaleme aldigi eserlerinin tumu onun 
yukandan beri saydigimiz prensiplerinin §ahididir. Mesela bunlardan el-Fevzii'l- 
kebir "Kur'an'i tefsir etmek icin bir usul olsun" diye degil de Kur'an talebesinin 
Kur'an'i anlamasina yardimci olsun diye yazilmistir. Eserin mukaddimesinde "bu 
kitaptaki kaideleri ogrenen ogrenciye Kur'an'i anlamada geni§ bir cadde agilir" 129 
demlmistir. Klasik ulumu'l-Kur'Sn kitaplan incelendiginde goriiliir ki bunlann 
i9inde saglam-zayif, luzumlu-luzumsuz her turlu bilgi yer almaktadir. Bu kitaplar 
§ah Veliyyullah Dihlevi'nin uzerinde durdugu §ekilde Kur'an'i anlamak ve anlasihr 
kilmak isteyenlerin kafasini kanstirmaktan ote bir ise yaramamaktadirlar. §ah 
Veliyyullah'in kitabmda ise ihtilafli konular aza indirilmi§ ve 6z olarak Kur'an'i 
anlamanin ve izah etmenin yollan gosterilmistir. Yard, onun kitabi okuyucuya oyle 
bir tablo 5izmistir ki okuyucu buna gore Kur'an'a korkmadan yonelebilir ve onu 
anlamak icin kendisinde cesaret bulabilir. §ah Veliyyullah yetisme doneminde olan 
kimseierle genel halkin ilk olarak tefsir degil de Kur'an ve Kur'an terciimesi 
okumalarm gerektigi uzerinde durmustur. Bu sebeple o, Kur'an tercumesini te§vik 
etmi§ ve Kavdninu't-terceme (diger adi Mukaddime fi tercemeti'l-Kur'dni'l-Mecid) 
adli risalesinde mtitercimlere yollar gostermistir 130 . 

Kur'an'in tefsirleri meselesine gelince; $ah Veliyyullah en fazla tbn Abbas'm 
(r.a.) tefsirine itimat etmektedir. Bu tefsir garib ve miiskil kelimelerin halli yamnda 
esbab-i niizul icin de iyi bir kaynaktir. Buna ragmen $ah hazretleri onu hatasiz 
goriip mutlak otorite olarak kabul etmez, goriis ve tefsirlerine yer yer itiraz eder 131 . 
Ustelik en fazla tefsir cttmlelerinin ibn Abbas 'tan nakledilmis olmasim firsat bilen 



127 
128 
129 
130 
131 



Bk. Tirmizi, "Sevabu'l-Kur'an", 14; DarimT, "Fezailu'l-Kur'an", 1 

Calbani, §ah Veliyyullah, s. 12-3 

el-Fevzii'l-kehfr, Mukaddime, s. 17 

Rud-i kevser, s. 554 

Omekleri i?in bk. Calbani, Veliyyullah ki ta 'lim, s. 40-4 



57 



birtakim kimselerin onun sSylemedigi tefsirleri de ona nisbet etmeleri ibn Abbas 
Tefsiri'nin guvenirliligine golge du§urmiistiir 132 . 

§ah Veliyyullali tefsir yazan alimleri (mufessirler) yedi sinifa ayirir ve her bir 
simf hakkinda kisaca gorii§ beyan eder. Bunlardan hadis?i mufessirler her ayet icin 
hadis bulma temayulundedirler. Boylece tefsirler sahih hadislerin yaninda ash 
olmayan rivayet ve israiliyat ile dolmustur. Miitekellim mufessirler denen ikinci 
simf Allahm isim ve sifatlanyla ilgili ayetleri te'vil etmi§ ve 9iplak olarak (zahir) 
te'vile gelmeyen ayetleri fiplak manasimn dismda baska bir manaya 
hamletmislerdir. L^iincii sirada yer alan usulcii fakih mufessirler biitun mesailerini 
fikhi ahkam istinbatina harcarmslardir. Gramerci-dilci mufessirler ayetlerin dil 
yapilanyla ilgilenmis ve Arap surinden Kur'an kelimeleri ve uslubu i9in §ahit 
getirmisterdir. Besmci simf mumtaz ediplerin tefsirleridir ki bunlarda Kur'an'in 
edebi yoniine agirhk verilmi§tir. Kiraat alimleri tarafmdan yazilan tefsirlerde ise 
kiraat farklanyla ilgili her bir rivayet yer almistir. Yedinci gurubu mutasawiflar 
olujturmaktadir ki bunlarca yazilan tefsirlerde ayet-i kerimeler 90k zayif bir mana 
iliskisi de bulunsa seyr-i suluk ve hakaik (batm) ilmine gore yorumlanrm§tir 133 . I§te 
bu sebepten tefsir sahasi o kadar geni§lemistir ki sayisi hakkiyla bilinemeyecek 
kadar tefsir ve kitap vucuda getirilmi§tir 134 . §ah Veliyyullah bunlardan kisaca 
bahsettikten sonra bu konuyu §u sekilde noktalar: 

"Bu fakire bu ilimlerdeki (hadis, fikih, tasawuf...) hissesi verilmis ve bunlann usfll ve fiirfiuna 
ihata hasil olmustur.(...) Fakat bana sahst fikrimi sorarsaniz ben Kur'an'ui vasitasiz 
talebesiyim, tipki Hz. Peygamber'in (s.a.) Oveys'i (Veysel KarSnT'si) gibi" 135 . 

Goruldiigu gibi, §ah Veliyyullah ustii kapah bir sekilde yedi gurup miifessiri 
tenkit ediyor ve dar bir bakis. a9isiyla yazilan tefsirlerin 136 bu konudaki literatiiru 
§i§irmekten ve 90k az sayida konuya 96ziim getirmekten ote bir i§lev gormedigini 
ifade ediyor. Kur'an'a bu tefsirlerin gozliigiinden bakmak yerine aracisiz bir talebe 
olmayi yegliyor. 



132 
133 
134 
135 
136 



Calbani, Veliyyulidh ki ta Tim, s. 44 

Bu siniflar icin bk. el-Fevzii'l-kebir, s. 104-5 

el-Fevzii'l-kebir, s. 105 

el-Fevzii'l-kebir, s. 106 

Ubeydullah Sindt de benzer konudan §iMyet ediyor: 

"Usul-Q fikih alimleri Kur'Sn'i dinin temelleri arasinda ilk siraya koymu§lardir. Ama ne var ki ilgi 
alanlanni sadece ahkam ayetleriyle sinirli kildiklan i?in o bfllOmle ilgilenmi§ier ve Kur'an'in 
tefsirini kissacilann, vaizleri ve efsarte dQjkuntl insanlarin eline terketmi§lerdir." (Bk. Felsefe, s.45) 



58 



§ah Veliyyullah Dihlevi'nin Kur'an ve tefsir hakkinda yukanda ozetledigimiz 
g6rii§lerine ilaveten nesh, sebeb-i nuzul, tenastib ve huruf-i mukatta'a gibi Kur'an 
tefsirinde 90k tartisilan konularla ilgili goriisterine de 90k kisa olarak temas etmek 
istiyoruz. 

Nesh, hakkinda 90k konusulan ihtilafli bir konudnr. Temel problemlerden biri 
nesh kavramimn asr-i saadetle tabiin devrinde sonradan anlasilan manadan farkh 
anlasdmis. olmasidir. Onlar nesh tabirini lugat manasiyla kullaniyor ve istilah olarak 
neshin sinirlanna girmeyen ayetler arasmda bile nasih-mensuh iliskisinin 
varhgindan soz ediyorlardi. Boylece onlann bu bakis. a9isiyla mensuh dedikleri 
ayetlerin sayisi 500'e kadar 9ikartilmisti 137 . Halbuki muteahhir usiilciiler neshi 
farkh sekilde tanimlami§lar ve mensuh ayetlerin sayisrm olduk9a asagrya 
9ekmislerdir. §ah Veliyyullah, Suyuti ve Ebu Bekir ibnu'l-Arabi'nin 21 olarak 
kabul ettigi mensuh ayetlerin sayisim bese indirmi§tir. Bu 21 ayetten 16'sinm 
mensuh olmadigini delilleriyle birlikte tek tek a9iklami§tir 138 . 

EsMb-i nfizul de tefsir ilminin problemli konulanndandir. Sahabe ve tabiinin 
sozleri incelendiginde, onlar bir ayet hakkinda f^r ^ cJj , >at ,J 1&1 oJji 

dediklerinde 9ogunlukla maksatlanmn ayetin i§aret edilen kissa/olay i9in indigini 
belirtmek olmayip mezkur kissanin da mana itibariyle o ayetin sumulu i9erisine 
girdigini gostermek oldugu anlasihr 139 . Ashab sonradan sebeb-i niizul tabiri olarak 
kabul edilen... cJji ifadesini yukanda zikrettigimizin dismda ba§ka gayeler i9in de 

kullanmi§tir 140 . §ah Veliyyullah Kur'an'a ve tefsire bir biitiinluk i9erisinde 
yakla§tigmdan miifessirlerce ayetlerin buyiik bir kismi i9in getirilen esbab-i niizul 
yerine belli gurup ayetler i9in genel sebepler zikreder. Mesela ahkam ayetlerinin 
sebeb-i niiztilu zulmiin artmasi ve yanlis uygulamalarin varhgi ve cedel ayetlerinin 
sebeb-i niizulu muhataplann i9inde batil inan9lann mevcudiyeti olarak verilir 141 . 
Dihlevi esbab-i niizulii iki kisimda miitalaa etmektedir; (1) ayetin bizzat kendisi ve 
(2) sebebin -uhud ve hendek sava§ianndan bahseden ayetlerde oldugu gibi- ayette 



137 
138 



139 
140 
141 



el-Fevzii'l-kebir, s. 53, 1 12 

el-Fevzii'l-kebir, s. 54-60 Ubeydullah Sindi'ye g6re §ah Veliyyullah' in mensuh kabul ettigi 
vasiyyet ayeti (Bakara (2), 180) de mensuh degildir (bk. CalbanT, Veliyyullah ki ta'lim, s. 20). 
§ah Veliyyullaii' in nesh konusundaki degerlendirmesi i?in ayrica bk. Huccetulldhu'l-Bdliga 
(th. Seyyid SSbik), KShire ts., 1, 259-62 

el-Fevzii'l-kebir, s. 61, 108 

el-Fevzii 'l-kebtr, s. 62 

el-Fevzii 'l-kebtr, s. 20 



59 



a?ik olarak belirtilmesi 142 . Birinci kisim yani ayetin kendisinin sebeb-i niizulunun 
bizzat kendisi olmasi Kur'an'da daha genis yer tutar. Tefsir kitaplannda eski 
milletlerin ahvalinden bahseden ayetlerin tefsiri sadedinde getiriler rivayetlerden 
90gu ehl-i kitaptan gelmektedir. Buhari'deki "...ehl-i kitabi ne tasdik ediniz ne de 
yalanlayimz..." 143 hadisinin bir yansimasi olarak sebeb-i niizulla ilgili olarak 
onlardan gelen rivayetler reddedilmemis ve bu sebeple tefsir kitaplan bu neviden 
rivayetlerle dolmusta. Halbuki sahih hadislerde kasasu'l-enbiya 90k az yer 
almisttr 144 . §ah Veliyyullah'a gore, miifessirin esbab-i niizulla ilgili biitiin rivayetleri 
bilmesini sart kosmak ciddi bir hatadir 145 . 

§ah Veliyyullah Kur'an sureleri ve ayetleri arasinda irtibat ve tenasup 
oldugunu kabul eder. Ancak bu tertip ve tenasup zorunlu degildir. £unkii Kur'an 
bizim tamamiyla anlayamayacagimiz tiirden bir usluba sahiptir. Muslumanlann 
herseyden once yapmasi gereken sey hangi ayetin hangisiyle iliskili oldugunu 
bulmak degil Kur'an'in bizden istedikleri ve hikmetleri iizerinde diisunmektir 146 . 
Rabt-i ayet ve tenasup maddi ve manevi olmak uzere iki kisimdir. Hud suresi 35. 
ayetinin rum surenin konusu ve Qnceki ve sonraki ayetlerle ilgisi maddi tenasiib'e 
ornektir 147 . Manevi tenasup ise daha 90k uslupla ilgilidir ve en a9ik olarak 
Miizzemmil suresinin 20. ayetinde goruliir 148 . §ah Veliyyullah' in Kur'an 
terciimesinde rabt ve tenasiiple ilgili 90k fazla misal bulunmaktadir 14 '. 

Huruf-i mukatta'a genelde miite§abih ayetler sinifindan kabul edilip onlarla 
birlikte ele ahnip degerlendirilmistir. §ah Veliyyullah ayetlerdeki mute§abihlik 
vecihlerini farkli kategorilerde rmitalaa eder 150 ve bunlann anla|ilabilecegini 
soyler 151 . "ilimde riisuh peyda edenler" 152 diye adlandmlan kimselerin Kur'an'in 



142 
143 
144 
145 
146 
147 
148 
149 

150 
151 



el-Fevzu'l-kebir, s. 107-8; Calbani, Veliyyullah kita'lim, s. 26 

BuMri, "Kitabu't-Tefslr", Bakara: 136'mn tefsiri. 

el-Fevzii'l-kebir, s. 62-3 8rnekler i?in bk. a.e, s. 63-67 

el-Fevzu 'l-kebir, s. 67 

SindT, Felsefe, s. 81-3 §ah Veliyyullah bu ikisini birlikte degerlendirmi? ve gostermistir. 

Calbani, Veliyyullah ki ta'lim, s. 15-6 Diger ornekler icin bk. a.y. 

Calbani, Veliyyullah ki ta'lim, s. 17 Diger 5rnekler icin bk. a.y. 

Calbani, Veliyyullah ki ta'lim, s. 15-8 §ah Veliyyullah' in rabt ve tenasup gflrusttnun gttzel bir 
yorumu ifin bk. Sindt, Felsefe, s. 81-7 

el-Fevzii 'l-kebir, s. 82-3 

Bununla birlikte mtitesabihatm te'vili ve Allah'm sifatlarimn ne oldugunun tasviri isini hos 
gfirmez ve bunun yapilmamasindan Allah'm hosnut kalacagi ifade edilir (bk. el-Fevzii'l-kebir, 



60 



mtttesabihatini anlamaya yetkili oldugunu kabul eder 133 . Bu anlayisa gore ayetteki 
vakfin <&f lafzinda degil de ,^wi ^ o$*-»<yf 3 ifadesinin sonunda olmasi gerekiyor 154 . 

Dihlevi sure baslanndaki harflerin sureler igin birer isim olabilecegini kabul eder. 
Ikinci bir yorum olarak da bu harflerin, harflerin bir araya gelerek manah birlikler 
(kelime) olusturmasi gibi belli manalan oldugunu soyler. Bu terkiplerin manalan 
Arap dilini 90k iyi bilen Islam alimlerince surenin buriinlugune gore yorumlanip 
ortaya 9ikartilabilir ,ss . Tabii ki bu ayetler mutesabihattan oldugu i9in getirilecek 
yorumlar muhatap a?isindan W9 bir zaman baglayici olmaz. 

§ali Veliyyullah Dihlevi'nin Kur'an'i nasil yorumladigini musahhas bir 
Srnekle ortaya koymamn uygun olacagi kanaatindeyiz. Ornek olarak alacagimiz 
Hacc suresi 52. ayeti 136 iizerinde 90k tartisilan Syetlerdendir. Ozellikle islam ve 
Kur'an aleyhtan kimseler bu ayeti dillerine dolayarak Hz. Peygamber'in (s.a.) bir 
milddet seytamn etkisine girdigini ifade edip isbata 9ahsmi§lardir 157 . §ah 
Veliyyullali ise konuya 90k degisik bir a9idan bakmakta ve asagida goriilecegi gibi 
kendi i9erisinde tutarh bir yorum getirmektedir: 



s. 49). MutesSbMtin te'vil edilebilecegini kabul eden DihlevT'nin burada, sttrekli 
mutesSbMtla ugrasmayi hos gOrmedigi sonucu cikanlabilir. 

Al-i Imran (3): 7 



152 
153 



154 



155 



156 



Sindf, Felsefe, s. 64; Sindf, Uhdmu'r-Rahmdn, I, 56 ; CalbM, Veliyyullah ki ta'lim, s. 24; 
Baljon, Shah Wali Allah, s. 143 Ubeydullah Sindi, ibn-i Teymiyye'nin de ayni gOrtlste 
oldugunu kaydediyor. Ona g5re, Allah mutesabMtin bilgisini sirf kendisine has kilmamis en 
azindan Hz. Peygamber'i (s.a.) ve Cebr§il'i ayni bilgi ile donatmistir. Eger biz bu ikisinin 
mtites&bihati bildiklerini kabul edersek ki Syledir, o takdirde Syeti "onun te'vilini ancak Allah 
bilir. llimde derinlesenler ise inandik..." seklinde nasil anlayabiliriz. En azindan Hz. 
Muhammed (s.a.) ve CebrSil'i bu "ilimde rtisuh elde edenler" smifina dahil etmemiz gerekmez 
mi? Kaldi ki bu ikisinin dismdakilerin de mtttesabMtm te'vilini bilmesi milmkundur. 
(Ayrinti icin bk. Sindi, Felsefe, s. 64-6) 

Bu konu ashaptan gunumtize kadar islam Slimleri tarafindan tartisilmistir. §afi'Tler "5" harfini 
atif olarak ahrlarken Hanefiler ibtidSiye oldugunu sSylemistir. Konunun genis tartismasi ipin 
bk. ibn KesTr, Tefsiru'l-Kur'dni'l-Azim (th. M. Ibrahim el-BennS, M. Ahmed Asur, AbdulazTz 
GanTm), Istanbul 1985 (ofset), II; AlusT, Ruhu'l-Ma'dni, Beyrut ts., Ill; Yazir, Elmalili 
Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, Istanbul 1979, II 

SindT, ilhamu'r-Rahmdn, I, 56. Sindi bu neviden kelimelerin baska dillerde de 
kullanildigindan bahseder ve muhtelif Ornekler getirir (bk. a.e., s. 56-9). Sah Veliyyullah' in 
huruf-i mukatta'a ile ilgili gSrtislerinin degerlendirmesi icin bk. Baljon, Shah Wali Allah, s. 
150-1 

Ayetin meali sOyle: "(Ey Muhammed!) Biz, senden once hicbir resul ve nebi gondermedik ki, 
o, bir temennide bulundugunda, seytan onun dilegine Hie de vesvese (bdtil) katmaya 
kalktsmasin. Ne var ki Allah, seytamn katacagi seyi iptal eder. Sonra Allah, kendi ayetlerini 
saglam olarak yerlestirir (tahkim eder). Allah, hakkiyla bilendir, hiikiim ve hikmet sahibidir. " 



61 



158 

"Vahyin ^e^itli kisimlan oldugunu bil. Bunlardan birisi yUce yaraticinm ruha Oflemesidir . 
Bunun hakfkati sftyledir: Oflenen sey (bilgi) insan ruhunda (neseme) bulunan kuwetler ve 
bilgiler sebebiyle onun emrine girer 139 . insanda bilgi ve kuwetler oldugunu ise, rflhi ve ser'i 
ilimlerin ash ve esasi olan insanm Szflnde Allih'in esmasinin tecellisinin bulunmasmdan 
anlanz. Bu sekilde kisinin ruhunu 8yle bir hal kaplar ki bu hal duygulari cepe cevre 8rten ve 
ruhu ihata eden tabii hallere benzer. Mesela yOzO kipkirmizi edecek derecedeki asm kizginlik 
ve asin korku bu tabfi hallerdendir. Ruhun bu sekilde bir hale girmesinin sun da insan flstfl 
ilahf bilgilerin (ceberfltT) ona anlatilmasi ve onun da bunlara (bir SlcQde) muttali olmasidir. Bu 
hal gidiverdiginde kiside (nefs) nahos isleri (rezilet) kOtQ gOrme ve iyiliklere ySnelme ya da 
gelecekte o kisi veya kavmi Uzerinde Allah'in olmasini takdir ettigi bazi hallere kisinin muttali 
olmasi, sezmesi nevinden icmfilT, kullT bilgi ve hatirlamalar kalir. Iste bunlar (icmalT, ktlllf 
bilgi...) "temenni" diye adlandinhr. Bu nevi bir temennt ise, haddi zatinda 160 , mahza hayir ve 
tami tamma dogrudur. CQnktl bu butun hayirlann kaynagmdan tasan bir vahiydir. Ancak kisi 
bazan bu ktlllf bilgiyi musahhaslastinr ve buna duyu organlan (havSss) vasitasiyla elde ettigi 
ilimlerin yol gOstermesiyle sekillenen bir suret olarak tasawur eder. Boyle olunca da bazan bu 
sflret (tasarlanan sey) yalan cikar; cttnktl seytandan gelmistir ve de seytan, rahm&nl (ceberfltT) 
ilme beserT (nSsfltf) ilim katmistir. Daha sonra is a9iga cikar ve tasarladigi sflretin batilhgmi ve 
temennTnin All§h katinda baska bir suretle tasawur edildigini anlar." 

Goruldixgu gibi burada Dihlevi olaya once teorik boyutuyla yakla§iyor. 
Getirmi§ oldugu yorumun ne olciide dogru olup olmadigi tarti§ilabilir, ancak teslim 
edilmesi gereken bir husus vardir ki o da, konuya aklm alabildigi 6l9tide bir 96zum 
getirilmesi cabasidir. Dihlevi ayetle ilgili yorumuna §6yle devam ediyor: 

tste bu incelige Yflce Allah ...^s (i| yj ...ayetiyle isSret etmistir. Bunun manasi, "Allah onun 
igine bir i$e giri§mesini iifledigi (vahyettigi) ve o da nefsini Alldh'in timit ve temenni 
boyasiyla boyadigi zaman " demektir. ««UsI ^J oli^-Jl ifadesi "seytan onun istek ve arzusuna 
batil bir sey katip karistirir ve kisinin arzulari (vehm) olusan bu batil sflrete yfineldimi de 
Allah seytanm ilka ettigi bu istegi bosa gikaru- ve batih izSle eder, ardindan da gercek (hak) 
neyse gtin ytlztlne cikar" demektir. YUce Allah'in " 4JW ^sia ^ " ifSdesi ise "peygamberine 
vakiayla OrtQsen ger9ek sflreti gftsterir" demektir. 

Bunun 8rnegi Hz. Peygamber'den (s.a.) rivayet edilen bir hadiste gOrfllmektedir. HadTse gOre, 
Hz. Peygamber (s.a.) rflyasmda Mekke'den i?erisinde hurmaliklar bulunan bir yere hicret 
edecegini gOrdil. islamm ytikselip gtic ve kuwetinin artmasi bu hicret vesilesiyle olacakti. 
Rasflluliah bu yerin "YemSme" veye "Hecra" oldugunu vehmetti ve de buna uzun bir zaman 
inandi. Sonra Allah bu yerin Medine yani Yesrib oldugunu ortaya sikardi. 

Baska bir rivayete g6re de kavmi ona eziyyet edince ve zafer gecikince bu yerin "Talf oldugu 
vehmine kapildi ve oraya hicret etti. Orada Taiflilerden kendisini Uzen seyler goriince "Bern 
Kinane"ye gitti ve onlardan da katillUk gflrdil. O vakit kendisini Arap beldelerine tanitti ve 



157 

158 
159 



160 



Mesela bk. Dursun, Turan, Din Bu, Istanbul 1990, I, 103-7. Selman RUsdt de benzer yanhs 
dilsilnceleri savunanlardandir. 

Tefhimdt'm metninde j-aJI seklinde ge?en kelimenin dogrusu "^" harfiyle i-5JI dir. 

Adeta insana ilham edilen sey asil itibariyle emredilen degil de yorumlandiktan, insanm 
8zunde var olan zihnT fakUltelerde SlfUliip tartildiktan sonra uygulanmasi istenen sey olarak 
sunulmus oluyor. Salim, yani bozulmamis akil sahibi insanm o melekesi de zaten Allah'in 
esma ve sifatmm bir tecellisidir ve dogruyu yorumlayabilme kabiliyetiyle mQcehhez 
kihnmi§tir. Fahis olmamak Uzere hata da yapabilir. 

Yani ilka edene gOre, onun bilgisinde oldugu sekliyle, yoksa kisinin algiladigi gibi degil. 



62 



onlardan yardim ve kendi beldelerinde koruma telep etti. Bu sekilde AH&h'm dininin 
ytlcelmesini umuyordu. Sonra Allah bu durumu Ensar'a gSsterdi. 

tste bize gore budur ayetin tefsiri. Bunu iyi belle ve kaydet ve §askinlardan olma." 1 ' 

Tefsirde §ah Veliyyullah' in vahyin bir kismi olan ilka konusunu bilginin 
kaynagi hakkindaki goriisleriyle a9ikladigi gorulmektedir. Yapilan tefsir iyice 
incelendiginde karsimiza ilk basta bir teori, ardmdan bu teorinin ayetle nasil 
6rtu§tu|uniin izahi ve sonra da konunun tarihi delilleri 9ikar. Bu ayeti tarihi delilleri 
i?eren ilgili rivayetlerle izah etmek de mumkiin iken §ah Veliyyullah'm ise zihni bir 
mesai harcayarak once teori ile baslamasmin altmi ozellikle 9izmek gerekiyor. 
£unku bu husus ileride, §ah Veliyyullah'm takipcisi olduklan iddiasinda bulunan 
fikir ekollerinin onun fikirlerinden istifade ederken se9ici davramp davranmadiklan 
hususunda ip U9lan verecektir. 

§ah VeliyyuMh Dihlevi etkisi devriyle mahdut kalmayan bir sahsiyettir. Onun 
tefsir, hadis, fikih, kelam, tasawuf vd. ilimlerde ortaya koydugu goriisler, getirdigi 
baki§ a9isi ve iistlendigi misyon ba§ta ogullan ve torunlan olmak iizere 90k sayida 
alim tarafmdan benimsenmi§ ve gunumuze kadar ta§inmistir. Onun kitaplan bir 90k 
dile 9evirilmis ve bazi ulkelerde ders kitabi olarak okutulmustur 162 . Pakistan'm 
Haydarabad sehrinde kurulan §ah Veliyyullah Akademisi onun kitaplanm 
nesrederek misyonunu gelecek nesillere tasima gayreti i9erisindedir. Hindistan ve 
Pakistan' da onun diisunceierini yaymaya 9ahsanlar arasinda Ubeydullah b. islam es- 
Sindi'nin (1872-1944) 90k ozel bir yeri vardir. O §ah Veliyyullah'm Kur'an 
gorttsiinu 163 ve hayat felsefesini yaymak i9in 90k sayida eser yazmis ve Kur'an'i 
onun gOriisleri dogrultusunda iki cilt halinde tefsir etmistir 164 . 



161 
162 



163 



164 



Tefhimdt, II, 258-60 (241. tefhim) 

Ansiklopedik kitabi HUccetullah el-Baliga bir dSnem Sudan'da ders kitabi olarak 
okutulmustur (bk. Rud-i kevser, s.567 d. not 1). ei-Fevzii'l-kebtr de Darululflm Diyobend'in 
ders programinda yer almijtir (bk. Faruqi, Ziya-ul-Hasan, The Deoband School and the 
Demand for Pakistan, Lahore 1962, s. 35 (Faruqi, The Deoband School)). 

J.M.S. Baljon makalesinde, Sind! ile §a1i Veliyyullah'm Kur'an anlayismi karsila?tirmi| ve 
Sindi'nin onu ne 8l$Ude anlayip yorumladigmi ortaya koymaya 9ahsmi§tir (bk. "A 
Comparison Between the Qur'anic Views of 'Ubayd Allah Sindhi and Shah Wall Allah", IS, 
16/3(1977), 179-88). 

Bk. Uhdmu'r-Rahman fi tefsiri' l-Kur' an aid usuli'l-tmam Sdh Veliyyullah ed-Dihlevi, Kara?i 
ts. 



63 



B. $ah Abdulaziz Dihlevi (1159-1239/1746-1824) ve Fethu'l-Aziz'i 

1. Hay ati ve Ilmi Ki§iligi 

§ah Veliyyullah'in ikinci esinden olan ilk gocugu Abdulaziz Delhi'de dogdu 
ve hayati boyunca orada yasadi. £ocukluk devresini miiteakip ilk olarak Kur'an 
hifzim tamamladi. Alet ilmi denilen ilimleri ve temel kitaplan daha 50k babasindan 
okuyarak yetismesini surdiirdu. 1762 yihnda 16 yasindayken babasini kaybetti ve 
diger d6rt karde§iyle birlikte yetim kaldi l6S . Babasinin vefatindan sonra da ders 
almayi siirdurdu ve Delhi'nin onde gelen hocalanndan okuyarak 17 yasmda tahsilini 
tamamladi 166 . §ah Veliyyullali'in zamaninda olduk9a iine kavusan Rahimiye 
Medresesi iilkede hukiim siiren siyasi karmasaya ragmen §ah Abdulaziz'in 
zamamnda da canliligim koradu 167 . O burada 60 yil kadar ders verdi ve sayisiz 
talebe yetistirdi 168 . Omrunun 25 yasindan sonraki kismmi dii9ar oldugu sayisiz 
hastahklar ve bunlann sikintilanyla gegirdi 169 . 30 yaslannda iken gorme ozelligini 
de yitirince hocaligim stirdiirmekle birlikte medresenin idaresini kardesleri §ah 
Refiuddin (6. 1817) ve §ah Abdulkadir'e (6. 1814) birakti 170 . Bu donemde kendisi 
daha 90k irsad ve te'lifle 171 mesgul oldu. Butiin bu hastahklara ragmen uzun yasadi 
ve 79 yaslannda vefat etti. Cenaze namazi Delhi'ye ilaveten ulke i9erisinde 25 yerde 
daha kilindi 172 ve babasma yakm bir yere defhedildi 173 . Cenazesine devrin 
padisahimn 9aginlmamasim vasiyet etmis olmasi ilgin^tir 174 . §ah Abdulaziz'in 



165 
166 



167 
168 



169 

170 
171 

172 

173 
174 



Ntizhe, VII, 268; D&r,$dh Abdulaziz, s. 102-4; Sindt, Temhid, s. 127 

Okudugu hocalar ve aldigi dersler i?in bk. Ntizhe, VII, 268-9; Rahman AH, Tezkire, s. 302; 
Dar, §dh Abdulaziz, s. 103-5, 140-2; Tarih-i da'vet, V, 347; Sindt, Tahrik, s. 52; Daudi, Hadis 
Qali$malari, s. 150 

Fukahaey Pdk u Hind, II, 82 

Talebeleri i?in bk. Ntizhe, VII, 269; Nev$ehrevT, Terdcim, s. 58-9; ishak, tlm-i Hadis, s. 199; 
Fukahaey Pdk u Hind, II, 82; Tarih-i da'vet, V, 359; Dar, Sah Abdulaziz, 4. boliim s. 142- 
247; Feridt, NesTm Ahmed el-, "Siracu'1-Hind e?-Sah Abdulaziz ed-Dihlevi" (tr. M. Emin en- 
Nedvt), Sekdfetti'l-Hind, 38/3-4 (1987), 6-8 (FerTdf, "Siracu'1-Hind") 

Ntizhe, VII, 270; Tarih-i da'vet, V, 349; Feridi, "Siracu'1-Hind", 12; 

Bk. Daudi, Hadis Qahsmalan, s. 15 1 

Eserleri i?in bk. Rahman AH, Tezkire, s. 302; Ntizhe, VII, 237-4; DSr, Sah Abdulaziz,s. 251- 
91; Ko«?yigit, Talat, "Abdulaziz ed-Dihlevf, DIA, I, 189 

DSr, §ah Abdulaziz,s. 121. Bunun 55 oldugu da ifade edilmi§tir (bk. Daudi, Hadis 
Qahsmalari, s. 150). 

Nev§ehrevt, Terdcim, s. 62 

Dar, $dh Abdulaziz,s. 120 



64 



tamami kendisinden 6nce vefat eden 119 kizmdan baska ?ocugu olmamistir. Soyunu 
ve Veliyyullahi Ekolu devam ettirecek olan torunlan Muhammed ishak (6. 1846) ve 
Muhammed Yakub (6.1867) bu kizlanndandir 175 . 

Siracu'1-Hind ve Huccetullah lakaplanyla amlan 176 §ah Abdulaziz husn-u 
hat, musiki 177 , ok atma ve ata binmede 50k kabiliyetliydi 178 . Kuwetli bir hafizasi 179 
ve 50k etkili bir hitabeti vardi. Konustu mu herkes onu dinler, muhalif ve muanidler 
ikna olur ve hazir cevaphhgi karsismda susarlardi 180 . Bazi mahalli dillere ilaveten 
Arap9a, Fars9a, Urduca ve Ibraniceyi ilmi seviyede kullanirdi 181 . 

§ah Abdulaziz babasinin siyasi diisiincesini 90k canli tutmusta. Babtirlu 
(Mogol) idaresinin iyice zayiflamasi Avrupa'dan gelip ulkede ticari faaliyet 
gosteren §irketlerin isine olduk9a yaradi. Bu skketler i9erisinde ingilizlere ait olan 
Dogu Hindistan §irketi (East India Company) menfaat paylasimmda ba§anh olarak 
digerlerini etkisiz birakti. §ah Abdulaziz Dogu Hindistan §irketi'nin ticari bir §irket 
olma hiiviyetinden siynhp devleti ve iilkeyi ele ge9irme planlan oldugunu onceden 
sezip yakui dostlan ve talebelerini uyardi. §irketin yogun faaliyetleri sonucunda 
Baburlii padisahlannni fiili hareket alani iyice daralmis ve sirket yetkilileri elinde 
kukla haline gelmislerdi 182 . Ulkedeki s6zde "islami idare" birka9 sehir mustesna 
tamamen sona ermisti. i§te bu ortamda §ah Abdulaziz' in bir suale cevap olarak 



175 



176 

177 



178 



179 



180 
181 



182 



Neseben soyunu devam ettirenler ve fikri takip?ileri icin bkz, Rizvi, Saiyid Athar Abbas, Shah 
Abdal-Aziz: Puritanism, Secterian, Polemics and Jihad, Canberra 1982, s. 94-8 (Rizvi, Shah 
Abd al-Aziz) 

Sindi, Temhid, s. 127; Tarih-i da'vet, V, 346 

Rampur Riza Library'de bulunan musikiyle ilgili bir risSle ona nisbet edilmektedir. Ancak 
bunda yazi ve uslup benzerligi disinda apik deliller bulunmamaktadir (bk. Dar, $dh Abdulaziz, 
s. 1 12, 1 14-5). Ayni yerde onun mUzigin Hangi tUrtlne ve ne Slctlde ilgi duydugundan genis?e 
bahsedilmektedir. 

Nuzhe, VII, 269; Rud-i kevser, s. 588; Tarih-i da'vet, V, 348; DaY, Sah Abdulaziz, s. 1 10-1; 
Ko?yigit, "Abdulaziz ed-Dihlevi", 189 

Bk. Fukahaey Pdk u Hind, II, 85; Nevsehrevi, Terdcim, s. 50. Seyyid Ahmed Han, §ah 
Abdulaziz' in hafizasinin kuweti hakkmda sOyle der: 

"Onun hafizasi kader sahifesi gibi saglamdi. Onun meshur olmayan kitaplarin uzun ibarelerini 
ezberden yazdirdigi 50k kere vaki olmujtur. Tesadlifen kitaplar bulunup ta yazdinlanla 
kar?ilastinldiginda farkin ancak "^" ve "^" turiinden kilcOk seyler oldugu gOriilmujtur" (bk. 
Makalat-i Sir Seyyid, Lahor 1965, XVI, 276; Dar, $ah Abdulaziz, s.l 15-6). 

Tarih-i da 'vet, V, 35 1 -2; Fukahaey Pdk u Hind, II, 86,88-90 

Fukahaey Pdk u Hind, II, 83; Geyl&ni, Nizdm-i ta'lim, II, 41. ingilizlerin actigi Delhi 
Kolejinde egitim tngilizce verildigi i?in halk buraya cocuklanm gSndermek hususunda 
mtltereddit idi. §ah Abdulaziz bu hususta vermis oldugu fetvada dil sebebiyle bir yerde 
okumunin her Hangi bir sakincasi olmadigini belirtti (bk. Rud-i kevser, s. 591). 

Qureshi, Muslim Community, s. 220 



65 



verdigi meshur fetva ortahgi kanstirdi. 1218/1803 tarihli fetvada o, Hindistan'i 
daru'l-harh olarak ilan ediyor ve muslumanlan daru'l-harbin gereklerini yerine 
getirmeye ?aginyordu 183 . 

Ebu'l-Hasen Nedvi bu hususta sdyle der: "Bilebildigimiz kadariyla 
Hindistan'in d&m'l-harb oldugunu soyleyen ilk sahis §dh Abdulaziz 'dir m . §ah 
Abdulaziz Dihlevi'nin fetvasi daha sonra Hindistanh mtislumanlann siyasi-dini 
hayatmda 50k miihim bir rol oynadi 183 . O, ingiliz hakimiyeti oncesinde yazdigi bir 
siirinde soyle der: Ben mal miilk sahibi ingilizlerin Delhi ve Kdbil arasim ele 
gegirip if sat edeceklerini gdriiyonim 186 . ingiliz isgaline kar§i, bedenen oziirlu 
durumda olmasi onu fiili durumdan ahkoyduysa da 9evredeki idareci ve ulemayi 
yazdigi mektuplarla uyardi 187 . 

Seyyid Ahmed §ehid 188 §ah Abdulaziz'in 90k yakm bir talebesidir ve 
Hindistan'in kuzeybatisinda ingilizlere karsi baslattigi cihat hareketinde emri §ah 
Abdulaziz'den aldigi tahmin edilmektedir 189 . Qureshi, Seyyid Ahmed'i bu liderlige 
Sail Abdulaziz'in hazirladigim sSyluyor 190 . Sah Abdulaziz'in toplum igerisindeki 
etkisini iyi bilen ingilizler onunla iyi ge9inme yoluna gittiler. Bir jest olarak ona 
Kalkiita Koleji'nin (yuksek okul) baskanligim teklif ettiyseler de o bunu kabule 
yanasmadi 191 . 

islam! ilimlerin tiimunde soz sahibi olan §ah Abdulaziz yetisme doneminde 
hem babasindan hem de babasiyla birlikte Hicaz'da hadis okuyan §eyh M. Asik 
Pulti'den (6. 1187/1773) ve diger hocalardan hadis okumus ve 9esitli kitaplar i9in 
icazet almisti. Bu sebeple bolgedeki hadis isnadlanmn biiyiik bir kismi ona kadar 



Fetvanm metni i?in bk. Miyan, §anddr mdzi, 11,79-83; Dar, §dh Abdulaziz, s. 127-8; Faruqi, 
Deoband School, s. 2-3; Qureshi, Muslim Community, s. 220 

Tarih-i da^et, V,368 

Khan, "Nationalist Ulama's Interpretation", 37/3 (1989),230. Bu fetva daha sonra 50k 
tarti§ilmi5 ve hakkmda musbet-menfl 50k sey s6ylenmi§tir (bk. ayni makale, s. 233-5). 

Tarih-i da Vef,V, 367 

Tarih-i da'vet, V,369. Mektuplari gftnderdigi sahislar icin bk. Fend?, "Siracu'1-Hind", 43-56 

Hayati ve milcadelesi icin bk. Tarih-i da'vet, VI; Kurtulu§, Riza, "Ahmed §ehid", DIA, II, 
134-5 

Tarih-i da Vef,V,37 1 

Qureshi, Muslim Community, s. 221 

Dar, Sdh Abdulaziz, s. 1 17 



66 



ulasmaktadir 192 . Hadis ilminde bazisi Tiirk9eye de gevirilen yediden fazla kitap ve 
risale kaleme almistir 193 . Fikihla da ciddi manada ilgilenmis ve ?e§itli konularda 
verdigi fetvalan kendisinden sonra kitap halinde nesredilmistir 194 . O vakit iktidar 
bo§lugundan da istifade eden §i!ler kuzeyde olduk9a gu9lenmis, ve mevcut idarenin 
de destegiyle bolgede soz sahibi olma yoluna girmislerdi 195 . Ummet arasinda ittifaki 
saglamaya 9ah§an Dihlevi ailesi Sunni-sii 9atismasina 196 W9 bir zaman sicak 
bakmarnistir. Bu sebeple §ah Abdulaziz aradaki ihtilaflan ilmi bir zemine 9ekerek 
azaltmak ve hakki ikame i9in sonradan pek meshur olan Tuhfe-i hnd A^eriyye'yi 
yazdi (1 204/1 790) 197 . O, Islami ilimler i9erisinde daha 90k Kur'an ve hadisle 
ilgilendi ve Medresede bunlann egitimine agirhk verdi. Babasmm vefatiyla 
ustlendigi Kur'an dersini herkesin istifadesi 19m sade bir dil ile siirdurdu. Kur'an ve 
tasawuf derslerinden 198 okumu§ kesimin yaninda genel halktan 90k kimseler 
istifade etti 199 . 



192 



193 



194 



195 



196 



197 



198 
199 



Bk. Dar, Sdh Abdulaziz, s. 296-303; tshak, llm-i Hadis, s. 198-200; Daudi, Hadis 
Qahsmalari, s.150 

Hadisle ilgili eserlerinin tanitimi i^in bk. Dar, §dh Abdulaziz, s. 251-91; Daudt, Hadis 
Qahsmalan, s. 153-4; Ozsenel, Mehmet, Pakistan 'da Hadis Qahsmalari (ytiksek lisans tezi 
1992), Marmara Oni. Sosyal Bilimler Enstittisu, s. 71-2 (Ozsenel, Pakistan' da Hadis 
Qahsmalari) 

Fetdva-i Azizi I-H, Delhi 1314. Urduca tercQmesi: Kanpflr 1322-3 ve Karaci ts. Fikih 
sahasindaki gahsmalari ve fetvalan i?in bk. D&r, §dh Abdulaziz, s. 267-71, 308-10. Aynca bk. 
Nevsehrevt, Terdcim, s. 50 

Donemin siyasi-dini durumu hakkinda genis bilgi icin bk. Rizvi, Saiyid Athar Abbas, A Socio- 
Intellectual History of the Isnd 'AshariShi'is in India I-II, Canberra 1986, II, 64-81 

§ah Veliyyull&h'in yakin dostu meshur alim, sair ve stiff Mirza Mazhar C§n Canan 1780'de 
si'ilerce SldUrUlmUstU (bk. Faruque, "Muslim Revivalist Movements", 29) 

Rud-i kevser, s. 594-5. SUreyya Dar, §lih Abdulaziz'in bu kitabi; sanildigi gibi st'ilere 
muhalefet olsun ve onlarin akidelerinin batilhgi ortaya ciksm diye degil de yersiz ve asilsiz 
tartismalar sona ersin ve mesele ilmi bir zemine otursun diye yazdigini sQyliiyor (bk. Dar, §dh 
Abdulaziz, s. 271-80). Kaynaklarda onun bu kitap sebebiyle cok tazyik altinda birakildigi 
kaydedilmistir (bk. Rud-i kevser, s. 595; D&r, Sdh Abdulaziz, s. 273) 

Sohbetleri ve guzel sSzleri i?in bk. FeridT, "Siracu'1-Hind", 15-43 

DSr, Sdh Abdulaziz, s. 109 



67 



2. Fars?a Tefsiri "Fethu'l-Aziz" 

§ah Abdulaziz Farsca tefsiri Fethu'l-Aziz' \™ gSzlerinin gormemesi sebebiyle 
talebelerine imla ettirdi 201 . Biitun Kur'an'in tefsirini kapsayan 202 hacimli bir cahsma 
olmasina ragmen 1857 yihndaki bagimsizhk savasinda biiyiik bir kisrm kayboldu ve 
geriye 2 cilt kadari kaldi 203 . Bu iki ciltte Fatiha ve Bakara suresiyle (184. ayete 
kadar) son iki cuzdeki surelerin tefsiri bulunmaktadir 204 . 

§ah Abdulaziz tefsirinde babasimn el-Fevzu'1-Kebir'deki uyansma uyarak 
esbab-i nuzul tizerinde gereginden fazla durmaz. Surenin tefsirine baslandiginda 
surenin muhtevasi ve teknik ozellikleri (ayet ve harf sayisi gibi) hakkinda bilgi 
verir. Manasi kapali ayet ve kelimelerin izahinda nahivcilerin usulii ve son donem 
§airlerinin siirlerine basvurmak yerine ayet ve kelimelerin asr-i saMet ve cahiliye 
devrinde nasil anla§ildigim ortaya 9ikarmaya cahsu- 205 . Tefsirde §u be§ temel 
ozelligin varligindan soz edilmektedir: 

1 . Her surenin konularmm ba§ hklar altinda tasnif edilmesi, 

2. Ayetler arasindaki irtibat ve tenasxibtin gosterilmesi, 

3. Kur'an'daki sembolik tabirler tizerinde durulmasi, 

4. Kur'an'in tertip ve tislubundaki guzelligin degerlendirilmesi, 

5. Kur'an kissalanmn esrarengiz ve kapah noktalanyla ilahi emirlerin 
hikmetinin tarti§ilmasi 206 . 

Athar Rizvi'ye gore, Fethu'l-Aziz Hindistan yanmadasindaki islami 
modernizm i?in lokomotif bir cahsma olarak yorumlanmak istenmektedir ki bu 
yanhs. bir iddiadir. Qunku islam, ne gelenek ne de modernizmin inhisanndadir. 
Kur'an'daki islam cihansumuldur, hayatin ve zamanin dogurdugu problemlerin 
ustesinden gelmek i<;in yeterli rehberlik verir. Ne var ki $ah Abdulaziz tefsirini 



200 

201 
202 

203 
204 
205 
206 



1208/1793-4 yilmda yazilan eser Tefsir-i Azizl ve Bustdnu't-Tefdsir diye de amlmaktatir. 
Tefsirini §eyh Musaddikuddin Abdullah adh alimin talebi Uzerine yazdirmijtir (bk. Rizvi, 
ShahAbdal-Aziz,s. 98). 

Dar, $ah Abdulaziz, s. 254 

FetSva'sindaki bazi ip u?lanndan tefsirini tamamladigi anlasiliyorsa da ba§ka kaynaklarda 
bazi bSliimlerin mtisveddeden asil sekle ge?emedigi belirtilmektedir (bk. Rizvi, Shah Abd al- 
Aziz, s. 106-7; Dar, Sdh Abdulaziz, s. 255 ). 

FerMT, Cuhud, s. 12; Tarih-i da 'vet,V, 353 

Dar, Sdh Abdulaziz, s. 254 

Rizvi, Shah Abd al-Aziz, s. 107 

Rizvi, Shah Abd al-Aziz, s. 105 



68 



babasindan gelen usftllere siki sikiya sanlarak hazirladigi i?in 18 ve 19. asirdaki dim 
ve sosyal 6ze d6n(!i§un el kitabi olmu§tur. Tefsirde muslumanlann karsriastigi 
giinluk problemlere 9dzumler ileri surulmus, ve hindu gelenek ve adetlerinin 
muslumanlar uzerindeki menfi tesirlerine dikkat fekilerek bilgi diizeyinde tashihine 
9ali§ilmi§tir 207 . Asil itibariyle §ah Abdulaziz bu tefsiri, babasimn Kur'an 
terciimesinin kapali yonlerini a9iklamak ve onun diisuncelerini halkin her 
tabakasma ulasUrmak icin yazmistir 208 . O, gdzleri gormedigi i9in herhangi bir 
referansa bas. vurmadan yazdirdigi tefsirinde -gii9lu hafizasimn bir gostergesi 
olarak- eski tefsirlerden ahntilar yapmis ve bilgiler aktarmistir 209 . 

Ubeydullah Sindi'nin belirttigine gore, Fethu 'l-Aziz'de bazi zayif hadislere 
rastlanmaktadir ki bu bir o^ude normaldir. £unku burada Abdulaziz'in asil gayesi 
ilmi bir eser ortaya koymaktan ote Sah Veliyyullah'in bilgi ve hikmetini geni§ halk 
kitlelerine ula^tirmaktir 210 . Fethu'1-Aziz 1831 ve 1848 yillannda Kalkuta'da 
mustakillen ve 1884 ile 1920'yillarmda da Urduca tercume ve tefsirlerle birlikte 
basilmistir 211 . Son iki ciizun tefsiri M. Hasan Han Rampuri tarafindan h.1261 yihnda 
Urducaya 9evirilerek basildi 212 . Bu tefsir sonradan talebelerinden Haydar Ali 
Feyzabadi (6. h. 1299) tarafindan Bopal Valisi Iskender Begum'un talebi iizerine 27 
cilt halinde tamamlanmistor 213 . 

§ah Abdulaziz Dihlevi'nin, talebesi Ebu'l-Ferid M. imameddin tarafindan 
Sail ve Cuma gunleri yapilan Kur'an derslerinde tutulan notlar birlestirilerek viicuda 
getirilen (h.l259)."Pan9 Paron" adh ikinci bir tefsiri daha vardir. Bu tefsir 
Mii'minun'la Y&sin sureleri arasindaki be? ciizu kapsadigi i9in bu adi almistir. 
Tefsir ilk olarak Delhi Ensari Matbaasmda basilrmstir 214 . 



207 
208 
209 
210 

211 
212 

213 

214 



Rizvi, Shah Abd al-Aziz, s. 108'den Szetle 

Sindf, Tahrik, s. 59 

Rizvi, Shah Abd al-Aziz, s. 105-6 

Sindi, Tahrik, s.59 ; K§simt, Mehdsin, s. 58. Burada Sindi'nin tefsirde istidlal niyetiyle 
kullanilan zayif hadisler i$in mazeret aradigi gorulmektedir ki bu bize gQre yanh§tir. 

Dar, Sdh Abdulaziz, s. 258 

Kasimi, Cdize, s. 102; Kisim?, Mehdsin, s. 57; KMri, Urdu nesr, s. 496-507; Saliha, Urdu 
terdcim, s.100. Baskilan i?in bk. Ha^i, Urdu terdcim, s. 128-32 

Tarih-i da'vet,V, 351. Bu tekmilenin 5. CUztln sonuna kadar olan bOlumti Luknov'da 
Nedvetu'l-Ulama'nin ktltuphanesinde mevcuttur (bk. a.y. ve FerTval, Cuhud, s. 15). 

Tarih-i da 'vet,V, 353; Kasimi, Cdize, s. 102; Kasimi, Mehdsin, s. 57 



69 



C. §ah Muhammed Refi'uddin Dihlevi (1163-1233/1750-1817) ve Tefstr-i 
ReJI'i He Urduca Kur'an Meali 

§ah RefTuddin, yazmis. oldugu Urduca Kur'an meali ve kisa tefsir sebebiyle 
Hind yanmadasinda adindan cokca soz edilen alim ve §ahsiyetlerdendir. O, §ah 
Veliyyullah'in ticuncti oglu olarak 1750 yihnda Delhi 'de diinyaya geldi. 
Babasindan, abisi §ah Abdulaziz'den ve diger alimlerden okuyarak yetisti. 
Babasinin kendisi 13 yasmdayken olmesi iizerine egitimi ve yetismesi abisi §ah 
Abdulaziz'in iizerine kaldi. Tasawuf egitimini §eyh M. A§ik Pulti'den 215 aldi. 
Yirmi ya§lannda eser te'lifme basladi ve fetvalar verdi 216 . Abisi §ah Abdulaziz'in 
goziinu yitirmesi iizerine medresenin idaresini iistlendi ve burada dersler verdi. 
Siyasi i§lerde §ah Abdulaziz ve digerleri gibi aktif olarak yer almadi. Yasca kiiQuk 
olmasina ragmen abisinden once vefat etti (1233/1818) ve Delhi'de aile kabristamna 
dethedildi. Geride dort erkek evlad birakti 217 . Onun ilmi gelenegini surduren oglu 
§ah M. Mahsusullah (6. 1857) 218 Seyyid Ahmed Han'a (6.1898) hocalik 
yapmisfor 219 . 

§ah Refluddin Arap, Fars ve Urdu dillerinde Islami ilimlerin miiteaddit 
bran§lannda 20 220 kadar eser vermistir 221 . §ah Abdulaziz'in belirttigine gore, kardesi 
Arap siiri ve edebiyati ile mantik ve matematikte olduk^a yetenekliydi 222 . Yazmi§ 
oldugu eserler iferisinde akaid ve islam dii§iincesine dair olanlar olduk9a kabul 



215 



216 



217 



218 
219 
220 
221 

222 



Bu zatm diger konulardaki eserlerine ilaveten bir de Arap9a "Tefsiru Sureti'l-FatihcFsi vardir 
(bk. KidvaT, Hindustani Mufessirin, s. 143-4). 

Ntizhe, VII, 183; Nedvt, Tdrih-i da'vet, V, 382; SiddTkT, M. Sa'd, Hm-i Hadis aor Pakistan 
me us ka hidmet, Lahor 1988, s. 3 18 

Hayati hakkinda geni§ bilgi ipin bk. Ahmed Han, Makdldt, XVI, 304-8; Rahman AH, Tezkire, 
s. 196-7; Niizhe, VII, 182-6; Sindt, Temhid, s. 132-3; Fukahaey Pdk u Hind, I, 249-54; Tarih- 
i da'vet, V, 382-5; Saliha, Urdu terdcim, s. 380-2; Lahort, Muhammed §efi\ "RefTuddin", 
UDMI, X, 318-20 (Lahori, "RefTuddin") 

Hayati i?in bk. Nev§ehrevT, Terdcim, s. 1 13-5 

Fukahaey Pdk u Hind, I, 253 

Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1049; §attan, Urdu terdcim, s. 140; Lahdrl, "RefTuddin", 318 

Eserleri i?in bk. Niizhe, VII, 184; Contribution, s. 290, 418-9, 476, 483; Lahori, "RefTuddin", 
318-9 

Melfuzattan naklen CalibT, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1049; Fukahaey Pdk u Hind, I, 25 1-2 



70 



gormiistur 223 . Sevginin mana ve ehemmiyetinden bahsettigi risSlesi Esrdru'l- 
mahabbe herseye sevginin hukmettigi tezinin bir uruniidiir 224 . 

Tefsir-i Ret!*! ve Urduca Kur'an Meali 

Yukanda Urdu dilinde yapilan ilk Kur'an terciime ve tefsirlerinden kisaca 
bahsedilmisti. Urduca yeni ve 90k hizh gelisen bir dil oldugundan yapilan terctime 
ve tefsirler ozellikle dil bakimindan kisa bir zaman a§imiyla, yazildigi devirdeki 
anlasriirligmi yitiriyordu. Urducanin yeniden dogdugu yer olan Delhi'ye donmesi ve 
Dekken ile Gucerat Urduca' smdan biraz farkli (kelime ve ciimle olarak) bicimde 
gelismesi bu dilde yeni feviriler yapihp eserler telif edilmesini zorunlu kilmisti. §ah 
Veliyyullah eserlerini Arap9a ve Fars?a yazmi§sa da 90cuklanni Urducayi en iyi bir 
sekilde ogrenmeleri i9in tesvik etmis. ve donemin en iyi dilcisinden ders almalanni 
saglamista 223 . Bu derslere katilanlardan §ah Abdulaziz de Urdu dili ve edebiyatim 
bu konuda edebi munazaralara girecek derecede iyi 6grenmi§se de 226 bu dilde eser 
vermek iki kti9iik karde§ §ah Refiuddin ve §ah Abdulkadir'e nasip olmu§tur. §ah 
Refluddin ya§ itibariyle §ah Abdulkadir'den biiyiik idiyse de 227 Urduca Kur'an 
9evirisini ondan sonra hazirlami§tir (h.1222) 228 . ^evirinin bizzat kendisi tarafmdan 
mi yoksa talebesi Seyyid Necef Ali tarafmdan mi hazirlandigi hususunda ihtilaf 
vardir. Talebesine verdigi Qzel Kur'an (tercumesi) dersinin onun tarafmdan not 
ahnip derlenmesi sonucu olu§tugu kuwetli ihtimaldir 229 . §ah Refiuddin'in tercumesi 



223 
224 
225 



226 

227 



228 
229 



Bu eserler i$in bk. Contribution, s. 418-9 

Tdrih-i da 'vet, V, 383; 

$ah Veliyyullah Urduca ile ilgili olarak ogullanna sSyle diyordu: 

"Usul-i Fikih ve UsOl-i hadis nasil bir ilimse ayni ?ekilde dil kaideleri de bir ilimdir. Urdu diiinin 
mucidi ve mdctehidi (o dOnemde bu dili en iyi kullanan demek istenmektedir) Mir Derd'dir. Onun 
Urduca derslerini ganimet bilin, zira Hoca Mir saglam itikath bir alimdir" (bk. Dar, $ah Abdulaziz, 
s.104). 

Dar, §ah Abdulaziz, s. 105 

Urduca Kur'an tercllmesinde §Sh Refluddin ve $ah Abdulkadir'den Hangisinin Snce oldugu 
hususu tartismahdir. Bu konudaki tartijmalar ve detay icin bk. §attM, Urdu terdcim, s. 141-3; 
Saliha, Urdu terdcim, s. 192; Rizvi, Shah Abd al-Aziz, s. 104 

Yazim tarihi hususunda da ihtilaf vardir (bk. §att£ri, Urdu terdcim, s. 142-3). 

Bu konudaki tartismalar i?in bk. KHsimf, Caize, s. 22-3; CalibT, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1050; 
Kasimi, Mehdsin, s.58; SSliha, Urdu terdcim, s. 194 



71 



ilk olarak 1254/1 838'da Kalkuta'da sonra da miiteaddid defalar farkh yerlerde 
basilmisfrr 230 . 

Annemarie Schimmel'e gore, Sah Abdulkadir ve Sah Refiuddin'i Kur'an'i 
Urducaya cevirmeye sevkeden amil Benjamin Schultze'nin Tevrat ve incil'i 
1741'de Urducaya cevirmesidir. Rizvi bu iddiayi tutarsiz bulmakta ve iki kardesjn 
cevirilerini hazirladiklan yillarda Hristiyan misyonerlerin Dogu Hindistan 
^trketfmn elinde bulunmayan yerlerde yogun bir faaliyet gostermediklerinden soz 
etmektedir. En iyimser tahminle Schultze'nin tercumesinin entellektiiel kesime 
kadar ulastigi diistoiilebilir ki bu, toplumun genelinde aksulamel dogurabilecek bir 
durum degildir 231 . Kaldi ki 9evirilerin boyle bir durumdan sonra kaleme alinmasi 
onlann degerini dusurmek bir yana artinr. Aksine Schultze'nin Urducamn gittik9e 
onem kazanmasi ve bu dilde ciddi cahsmalar yapilmasma bakarak tercumesim* 
hazirladigi soylenmelidir 232 . 

§ah Refiuddin terciimesini "tahte'1-lafz" yani, "ayetteki kelimelerin altma 
gevirilen dildeki miiteradifini koyma" usuluyle yapmistir. 'Lafzi terciime' diye de 
anilan usulle yaptigi tercumesinde miitercim §ah Veliyyullah'm Fars5a 9evirisinden 
biiyiik oranda istifade etmistir. Miiteradiflerin, anlasilmasi olduk9a zor olan Urduca 
kelimelerden 233 se9ilmi§ olmasi 9eviriyi hazirlandigi donemde dahi 90gunlugun 
anlamakta zorlanacagi bir hale sokmustur 234 . Qevirinin bu stili ona "lugatu'l-Kur'an" 
kitabi olma ozelligi de kazandirmi§tir. Sahsi goru§umuz odu ki, bu tiirden bir 
tercximenin okuyucunun akicihgi bulamamasi bakimindan Qnemli sakmcalan olsa 
da kar§iliklar iyi se9ildigi takdirde Kur'an'm manalanna niifuz etme a9isindan 
biiyiik faydalan vardir. Miiteaddit kaynaklarda bu tercumenin ozellikle kiiltiirlii 
kesime hitap ettigi belirtilmistir. tste bu nevi bir okuyucuda, Kur'an'i lafzi 
terciimesinden anlamaya 9alisirken Kur'ani kavramlardan kopmayacagi i9m, saglam 
bir Kur'an kiiltiirii olu§abilir. Bu sekilde bir metodla Kur'an meali okumak daha 



230 



231 

232 



233 
234 



Baskilan i?in bk. §attart, Urdu terdcim, s. 144; H§n, Urdu terdcim, s. 83-97; Ferivai, Cuhud, 
s. 15; Saliha, Urdu terdcim, s. 192; KadirT, Urdu nesr, s. 61; Fuyuzurrahman, Tedruf-i Kur'an, 
Lahor ts., s.222 

Rizvi, Shah Abd al-Aziz, s. 1 04 

Urducamn Onemini kavrayip onu Ogrenen ve bu dilde eserler veren batihlarla ilgili olarak Dr. 
CalibT geni? bir liste vermektedir (bk. Tarih-i edeb-i Urdu, 11,1061-7). 

Dil ezellikleri ve kullanilan yabanci lafizlann mahiyeti icin bk. Kadirf, Urdu nesr, s. 63-9 

§attarf, Urdu terdcim, s. 159-60; Saliha, Urdu terdcim, s.197; Rizvi, Shah Abd al-Aziz, s.104 



72 



fazla zaman harcamayi gerektirirse de "Kur'an'i agir agir oku" emriyle 
ortiismektedir 235 . 

Sah Refiuddin Dihlevi dnem bakimindan ilk sirada yer alan Kur'an 
?evirisinden baska bin Urduca digeri Arap9a olmak uzere Kur'an'la ilgili iki eser 
daha yazmisfor. Bunlardan Tefsir-i Refi'i adiyla anilan kitabi Urducadir ve Bakara 
suresinin tefsirini igermektedir. §ah Refiuddin' in verdigi tefsir dersleri talebesi 
Seyyid Necef Ali tarafindan derlenmis ve onun tashihinden sonra Tefsir-i Refi'i 
adiyla kitabi sekle sokulmustar. Tek cilt ve 224 sayfadan miitesekkil tefsir ilk olarak 
1272/1855 yihnda tabedilrnistir 236 . Tefsir-i Refi'i yukanda zikredilen tercumenin 
aksine 50k a9ik ve anlasdirdir 237 . Cemil Calibi ve M. Eyyub Kadiri'nin 238 
kitaplannda Tefsir-i RefiT den yaptiklan ahntilardan anlasddigi kadanyla; o once 
ayetin acik tercumesini vermekte ve sonra ayetten ne anlasildigim a9iklamaya 
gecmektedir. A9iklamalar ne uzun ne de 90k kisadir. Bakara suresi 21 ve 22. 
ayetlerinin 239 tefsiri soyle veriliyor: 

"(Bu Syetlerde) kendisine hitapta bulunulan kimseler ttc kisimdir. Allah'a ve dini islam'a 
kalbi (bStin) ve kalibi (zahir) ile inananlardir ki bunlar mii'minlerdir. Ikincisi hem kalbi hem 
de kalibi ile inanmayan kafirlerdir. UgtlncQsQ ise zahiren inandik deyip de kalben inkar eden 
miinafiklardir. Ge^en Syetlerde Yflce Allah bu U? smifin durumunu agikladiktan sonra btltfln 
herkese sOyle buyurdu: Bana kulluk edin ve benim buyruklarimdan stlphe etmeyin. Eger bir 
kimse b5yle yapmaz ise onu cehennem azabiyla cezalandiracagim, bir kimse de bana itaat 
edip emirlerimi yerine getirirse onu da cennetime koyacagim..." 

Hz Adem'in (a.s.) yaratilmasi ve yeryuzune gonderilmesi kissasi Kur'an'in 
tertibine gore ilk olarak Bakara Suresi 30-39 ayetlerde anlatilmaktadir. §ah 
Refiuddin' in bu ayetlerin tefsiri sadedinde naklettikleri baska bir9ok tefsirdeki 
kliselesmis bilgilerden de olsa sahih kaynaklarda yer almamaktadir 241 . Ancak olaya 
Urdu dili a9isindan yaklasan Calibi bu tefsiri 90k basanh bulmakta ve adi ge9en 



235 

236 

237 
238 
239 



240 
241 



$attari, bu tercumeden Srnekler vermekte ve diger tercilmelerle mukayese etmektedir, ancak 
konu Urduca tefsirler oldugu icin bunlara girilmeyecektir (bk. Urdu teracim, s. 159-82) 

Ferivai, Cuhud, s. 16; Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1050; Saliha, Urdu teracim, s. 194; 
SedTd, Urdu Edeb, s. 168; Muhtar-i Hak, "Urdu teracim u tefaslr", 428, 450 

Sedtd, Urdu Edeb, s. 168 

Bk. Kadiri, Urdu nesr, s. 69-72 

Ayetlerin meali: "Ey tnsanlarl Sizi ve sizden oncekileri yaratan rabbinize kulluk ediniz ki, 
ona kar$i gelmekten korunmu$ olasimz. O Yeryiizunu size bir dosek ve gogii de bir bina kddu 
Gokten su indirip onunla size rizik olmak uzere iXriXnler meydene getirdi; artik Allah'a bile 
bile es kosmayin. " 

Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1051 

Ayetin tefsiri icin bk. Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1051-2 



73 



Kur'an ?evirisine gore kullanilan lafizlar sebebiyle herkes9e anla§ilabilecegini 
kaydetmektedir 242 . 

Diger tefsirinin adi "Tefsiru Ayeti'n-Nur"dur. Nur suresi ayet 35'in tefsirini 
i?eren bu kitap Arap^adir 243 . Hakkmda herhangi bir bilgi elde edilememistir. 

D. §ah Abdulkadir Dihlevi (1167-1230/1753-1814-5) ve Muzihu Kur'an 
Tefsiri ile Urduca Kur'an Meali 

§ah Abdulkadir Dihlevi, Urdu dilinde saheser kabul edilen Kur'an cevirisi 
sebebiyle ilim camiasi tarafindan Hind alt kitasinda adindan siirekli soz edilen bir 
alim olmustur. §ah Veliyyullah'in dorduncu oglu olan Abdulkadir 1167/1753 
yihnda Delhi 'de dunyaya geldi ve daha dokuz yasindayken babasini kaybettiginden 
daha 90k kardesi §ah Abdulaziz ve Delhi'nin diger alimlerinden okudu. Akli ve 
nakli ilimlerin tahsilini o guniin usuliine g6re tamamladiktan sonra hadis, tefsir ve 
fikih dersleri vermeye ba§ladi. Yer olarak kendisine Mescid-i Ekberabadi'yi 244 se9ti. 
Mescitte sahsma tahsis edilen bir odada kahp ders ve sohbet dismda tefekkur ve 
tezekkur ile me§gul oldugundan 245 yiyecek, giyecek ve ahm-satim tiiru zati isjerini 
abisi Abdulaziz ustlenmi§ti 246 . Mescid-i Ekberabadi'de verdigi vaaz ve ilmi 
derslerinden Fazl-i Hak Hayrabadi, §ah Ismail Dihlevi, Seyyid Ahmed §ehid, sair 
Mii'min Han Mu'min ve §ah Muhammed ishak gibi ileride adlanndan 9ok9a soz 
edilecek olan miiteaddit kimseler istifade etti 247 . 

O vakit Hindistan siyasi yonden buyiik bir karmasa ve kriz i9erisindeydi. §ah 
Abdulkadir, sakin tabiatmdan 248 olsa gerek, siyasetle ilgilenmedi ve kendisini ziihd 
ve takva hayatma verdi. Yetisme doneminde mantik ve felsefe gibi akli ilimleri ileri 



242 

243 

244 

245 
246 

247 



248 



Ilk Urduca tefsirler bSltimUnde zikri gecen Tefsir-i Muradi (Hiidai Ni'met) ile dil ve Uslup 
bakimindan mukayesesi i?in bk. Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1052. 

Hindustani Mufessirin, s.383; Ferivai, Cuhud, s. 15; Kasimi, Mehdsin, s. 61; Lahor?, 
"RefTuddin", s. 319 

Bu §ah Cihan'm Haniminin 1060 yihnda yaptirdigi buyiik bir camidir (bk. Fukahdey Pdk u 
Hind, II, 131; Kasimi, Mehdsin, s. 89-90). 

Ahmed H£n, Makdldt, XVI, 310; Calibi, Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1054 

Kasimi, Mehdsin, s. 64 

Talebeleri icin bk. Nuzhe, VII, 295; Samerrai, Ulemdu'l-Arab, s. 629; Fukahdey Pdk u Hind, 
II, 132; Faruk Han, Muhammed, ?dh Abdulkadir ki Kur'an fehmi, Lahor 1986, s. 8-12 (Faruk 
Han, §dh Abdulkadir); DaudT, Hadis Qahsmalari, s. 161; Oz, Mustafa, "Dihlevi, Abdulkadir", 
DIA, IX, 293 

§attSrt, Urdu terdcim, s. 141 



74 



derecede ogrenmis olmasina ragmen ileriki yillarda bunlarla ugrasmadi ve 
ugrasilmasini da hos gormedi. Mescid-i Ekberabadi'de 40 yil kadar Kur'an okudu ve 
okuttu. Kur'an terctimesi ve Muzihu Kur'an tefsiri dismda herhangi bir eser 
yazdigindan bahsedilmemistir 249 . §ah Abdulkadir geride sadece bir kiz evlat 
birakarak Delhi'de vefat etti (1230/1814) ve aile kabristamna defhedildi. Kendisi 
vefat ettiginde biiytik kardesleri §ah Abdulaziz ve §ah Refiuddin hayattaydi. §Sh 
Veliyyullah'm ogullannin vefati kucukten baslayarak olmustur. Ilk once en 
kuciikleri Abdulgani ardindan Abdulkadir sonra da digerleri vefat etmistir 250 . 



Urduca Kur'an Meali ve "M&zihu Kur'an n Adly Tefsiri 251 

§ah Abdulkadir Dihlevi'nin en 6nemli cahsmasi siiphesiz 12 yilda 232 
tamamladigi Kur'an 9evirisidir. §ah Abdulkadir bu terctimesini 1 205/1 790 233 yihnda 
tamamlamis ve hemen ardindan Kur'an'in kisa tefsiri mahiyetindeki "Muzihu 
Kur'an"i 254 yazmistir. Terceme ilk olarak tefsirle birlikte 1245/1829 yilinda 
Delhi'de tabedilmis ve baskisi gunumiize kadar muteaddit defalar tekrarlanmistrr 255 . 
Terceme aynca ingiliz misyoner Papaz T.P. Hugh tarafindan misyonerlere kolayhk 
olsun diye latin harflerine de aktanlmis ve 1876 yihnda basilmistir 256 . Eski 
Urducada yazilan terciimenin dili gittikge zor anlasihr olmus ve ilk olarak §eyhu'l- 
Hind Mahmud Hasan Diyobendi (o. 1920) tarafindan gozden gecirilerek 



249 



250 



251 

252 

253 
254 
255 

256 



Faruk HSn, §dh Abdulkadir, s. 19. ^att^ri'ye g8re §§h AbduMdir'in eser yazmamasi §8hrete 
dU^kiln olmamasindan kaynaklaniyor (bk. Urdu terdcim, s. 141) 

Hayati hakkmda geni§ bilgi i9in bk. Ahmed Han, Makdldt, XVI, 309-10; Rahman AIT, 
Tezkire, s. 315-6; Nev$ehrevT, Terdcim, s. 64-5; Niizhe, VII, 295-6; §attarf, Urdu terdcim, s. 
140-2; Kasimf, Mehdsin, s. 62-70; Fukahdey Pdk u Hind, II, 130-8; Saliha, Urdu terdcim, s. 
383-6; FSruk Han, §dh Abdulkadir, s. 7-22; Inayetuliah ve UDMI, "§ah Abdulkadir DihlevT", 
UDMI, XII, 935; Oz, "Dihlevi, AbduMdir" , 293; 

Bu tefsirin asil adi "Muzihu Kur'an" iken (bk. Saliha, Urdu terdcim, s. 175) kaynaklarin 
bttytik bir kisminda "Muzihu 7- Kur 'an" olarak gflsterilmektedir. Biz asli §ekil tercih ediyoruz. 

Bk. §attart, Urdu terdcim, s. 144. Bu tarih kaynaklarda 14 veya 18 yil olarak da belirtilmijtir 
(mesela bk. NevjehrevT, Terdcim, s. 64). 

Bk. Tefsiru Muzihu'l-Kur'dn, Lahor ts., s. 2 

Muzihu Kur'an'in yazma nilshalan i?in bk. §attari, Urdu terdcim, s. 146-7 

Yazma ve matbu ntlshalan icin bk. KasimT, Cdize, s. 20-2; §attari, Urdu terdcim, s. 144-5; 
Han, Urdu terdcim, s. 133-53; Saliha, Urdu terdcim, s. 175-7; Muhtar-i Hak, "Urdu teracim u 
tefasTr", 232; NakvT, Urdu tefdsir, s. 50 

$attart, Urdu terdcim, s. 159; Fuyuzurrahman, Tedruf-i Kur'an, s. 221; inayetuliah, "§ah 
Abdulkadir DihlevT", 935 



75 



sadelestirilmi§ ve 1923'te "Muzihu Furkan" adiyla basilmisfor. Turkiye'deki Kur'an 
9evirilerine bir katki saglayabilir mtilahazasryla Kur'an terciimesinin dil 
hususiyetlerinden asagida kisaca bahsedilecektir. 

§ah Abdulkadir Dihlevi'nin Kur'an terciimesinin ilk Urduca terctime olarak 
kabul edilmesinin sebebi daha once yapilan terciimelerin ya birkag sure ile mahdut 
kalmasi ya da dil ve iislup bakimindan genele hitap eder turden olmamasidir. Belki 
de islami ilimlerin butiin bransjanna yeni bir kan getiren §ah Veliyyullah'tan once 
boylesi bir tercume yazilmi? olsa idi insanlar ona gereken degeri veremeyip tarihin 
karanlik sahifelerine gomeceklerdi. Halbuki §ah Abdulkadir'in tercumesi Urduca 
okuyuculan tarafmdan §ah Veliyyullah'in a?tigi 9igir ve aydmlattigi Kur'an yolunda 
guQlxi yeni bir i§ik mesabesinde goriildii. Kur'an'm lafizlanyla birlikte manasina da 
niifuz etmeyi §iar edinen insanlar onu uzun yillardan beri bekliyormuggasma 
benimsediler. 

§ah Abdulkadir'in tercumesi ne, bugun Kur'an'm Tiirkse pevirilerinde oldugu 
gibi, ayetlerin uzun cumlelerle tercumesi riirunden ve ne de karde§i Refiuddin'in 
"lafiz alti" tercumesi gibi kopuk kopuktur. Bu cahsmada ayetler manali par^alara 
bolunerek bd muhdvere -salim konu§ma dili- denilen bir dil seviyesiyle tercume 
edilmistir. Kurulan ciimleler okuyucuya ayetin tercume edilen boliimleriyle ilgili 
olarak doyurucu mana butunliigii verecek sekildedir. Bu a9idan bir bakima M. 
Hamdi Yazir'in (6.1942) Hak DM Kur'an Dili tefsirindeki ayet tercumelerine 
benzer. Bu tarz bir terctimede ulemanm, ayetlerin ona nazire 9agn§imi yapacak 
tarzda tarn bir biitunluk i9erisinde diger bir dilde ifadesini ho§ gormemeleri etken 
olmu§tur denilebilir 257 . §ah Abdulkadir'in terciimesinin dili olduk9a akici ve 
kelimeler gunliik dilden 258 se9ilmi§tir. Halkm kullandigi kelimeler tercih edilmekle 
birlikte bu kelimelere Kur'an'm mefhumunu ifade edebilmesi i9in zamam zaman 
yeni manalar yiiklenmi^tir 25 '. Boylece Urdu dilindeki kelimelere kullamldiklan yerli 
manaya ilaveten islami bir renk verilmistir. Bu yeni ilave mana daha sonra biiyuk 
oranda eski manamn yerini aldigindan dilin kavramlar diizeyinde islamla§masi da 
saglanm^tir 260 . Pakistan Dil Kurumu ba§kanlanndan Cemil Calibi bunu Urdu dili 



257 
258 
259 

260 



Elmahh Hamdi Yazir da bu gorilfte olanlardandir (bk. Hak Dini, I, 8-9). 

Bu husus bizzat mtiellifce ifade ediliyor (bk. Muzihu Kur 'an, Mukaddime s. 2). 

Tercemede kullanilan kelime ve deyimlerin M. Eyyilb Kadirf tarafmdan enine boyuna analiz 
edilerek Urdu dili acisindan degirlendirilmi5tir ( bk. Urdu nesr, s. 47-59) 

Kur'an terctlmeleri sebebiyle Urdu diline giren yeni kelimeler ve konunun boyutian icin bk. 
Ahmed Han, Makalat, VII, 255; H&n, Gulam Mustafa, "Urdu me Kur'ani muhaverey", SDK, 
11,301-4 



76 



i9in 90k olumlu bir etki olarak gormekte ve "bu Kur'an 9evirisi Urdu dili sozlugu 
niteligiyle bir hazine gibidir" demektedir 261 . 

£eviride miimkun mertebe Arapga ve Fars9a kelimelerden uzak durulmus, 
ancak bu kelimeler ya 90k maruf iseler ya da yerlerine Urducada doyurucu karsihk 
bulunamiyorsa kullanilmi§lardir. Halbuki $ah Refiuddin'in tercumesinde olduk9a 
fazla Arap9a ve Fars9a kelime goze 9arpmaktadir. §ah Abdulkadir'in tercumesinde 
az kelime kullanilmaya Qzel gayret gosterilmi§, mana anlasihyorsa luzumsuz ilavede 
bulunulmamishr 262 . Kur'an Rasulullah (s.a.) Efendimize kitap iislubuyla degil de 
takrir ve hitap iislubuyla indigi i9in miitercim eserinde bu ozelligi btiytik bir basan 
ile yansitmistir 263 . Sozltik manasi aym olan Kur'ani lafiz ve istilahlara her yerde aym 
karsihk verilmemis iktizaya gore degisik karsihklarla tercume edilmistir 264 . 

Kur'an iislubunun bir par9asi olarak manayi zenginlestiren takdim ve tehirler 
§ah Abdulkadir'in tercumesinde dilin miisade ettigi oranda aynen gosterilmis. ve 
Kur'ani vurgu korunmaya 9ahsdmistir 26S . Yer yer ayetin lafzi terctimesi yerine 
Urducada nasil ifade edilmesi gerekiyorsa sekilde tercume edilmistir. £eviriye 
btitunctil bir baki§la bakildiginda goriilur ki adeta §Sh Abdulkadir, Kur'an'i once 
90k geni§ olarak tefsir edip muskil lafizlann medlultinu ortaya koymus, ve daha 
sonra bu medlula uyan ve titizlikle se9ilen Urduca kelimeyi tercumesinde 
kullanmistir 266 . Seyyid Siileyman Nedvi, §dh Abdulkadir 'in Kur'an gevirisi ve 



261 
262 



263 



264 



26S 
266 



Grnekler icin bk. Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1055, 1059 

§attari, Urdu terdcim, s. 162; SSliha, Urdu terdcim, s. 189 . §&h Refi'uddin'le Sah 
Abdulkadir'in terciimelerini kar§ila§tiran Dr. Calibi, RefT'uddin'in kardesinden Yusuf suresi 
ayet 43-5 l'de 40, Leheb suresinde ise 3 kelime fazla kullandigim ortaya koymustur (bk. 
Tarih-i edeb-i Urdu, II, 1056-7). 

Saliha, Urdu terdcim, s. 174 (mesela bk. Ra'd Suresi: 26) Mahmud Hasan sSyle der: 

"§ah Abdulkadir sahih konujma ve hitap diline gOre yaptigi Kur'an cevirisinde, ayetlerin nazmini, 
kelimelerin tertibini ve Iu|avi manalarini o derece gilzel yansitti ki ileri derece bir sey sOylemekten 
cekiniyorum ama su kadarmi sOyleyecegim ki bu bizim gibilerin isi degildir" (bk. Muzihu Furkdn 
(§ebbir Ahmed' in tefsiri ile bir!ikte),Medine 1989, Mukaddime, s. 2 (Muzihu Furkdn)). 

Muzihu Furkdn, Mukaddime s. 4,6; Saliha, Urdu terdcim, s. 181. Mesela namaz kilmayi 
emreden ayetlerden Bakara 3, Lokman 4 ve Beyyine 5 'da gecen ^ ve Of^k kelimeleri 
normal olarak Urducadaki Ua^j jUi fiiliyle tercume edilebilirken o 6nce ve sonrasini dikkate 
alarak jUi y** jf O-»j0>, jU» o*& ^j s£>" ve j*n p* ?ekillerinde terctime etmistir. 
Muzihu Furkdn, Mukaddime, s. 3; Saliha. Urdu terdcim, s. 181 
Bu incelige isaret edebilecek misaller icin bk. Muzihu Furkdn, Mukaddime s. 5 



77 



tefsirinde ba§arih olmasinin sirri Kur'dn'i anlamak igin buyuk zaman ve qaha 
harcamasinda gizlidir demektedir 267 . 

§ah Abdulkadir'in Kur'an terciimesini mxiteakip bazi a9iklayici hasiyeler 
yazdigmdan ve bunun daha sonra Muzihu Kur'an adiyla nesredildiginden 
sozetmistik. Boyle bir tefsire neden ihtiyac duydugu konusu 90k aQik degildir. 
Bazilan §ah Abdulkadir'in, Kur'an'da, ne kadar iyi tercume edilirse edilsin, baska 
bir dilde ifadesi bir hayli gii? olan ifadelerin bulunmasi sebebiyle kisa tefsir 
yazdigma kanidir 268 . BOylece o, bu nevi lafiz ve ayetlerin terciimesinde diismiis. 
olabilecegi hatalan kisa tefsirle giderme yolima gitmistir 269 . Kur'an'i anlamada 
tercumenin tek basma yeterli olmayip bir hocaya ihtiya? duyulacagini §ah 
Abdulkadir'in kendisi de ifade etmistir 270 . 

§ah AbdulMdir dil bakimmdan Kur'an gevirisinde gosterdigi a§m dikkati 
Muzihu Kur'an'da gostermemistir. Tercumenin aksine tefsirde, lafzin tarn ya da en 
yakin karsihgini bulma diye bir zorunluluk bulunmamaktadir. O, terciimede saf 
Urduca kelime kullanmaya asm dikkat gosterirken aym hassasiyeti tefsirde 
gostermemistir. §ah Refi'uddin'in mealinde yaptigi gibi devrinde bilinen ve 
kullanilan 50k miktarda Arap9a ve Fars9a kelime kullanmistir 271 . 

Tefsirde su sira takip edilmektedir: Ayetin varsa sebeb-i ntizulu verilip 

terciimesine ge9ilmekte ve gerek goruldugu yerlerde ayet eoiii ve J bashgi altmda 

tefsir edilmektedir. Eger ayette birden fazla farkli noktanin a9iklanmasi gerekiyorsa 
gerektigi kadar ojju yazilmaktadir. Bazi yerlerde bu a9iklamalan snr 272 ve kissalar 273 

takip etmektedir. Tefsirde Peygamber (a.s.) Efendimizin hakkinda ovgiide 



267 
268 



269 
270 



271 



272 



273 



Kasum, Mehdsin, s. 21 

§ah Refi'uddin'in de kendi mealini, §ah Abdulkadir'in mealinde g6rdugii bazi yanhjlari 
tashih etmek icin yazdigi belirtilmektedir (bk. §attan, Urdu terdcim, s. 178). Ancak bunu isbat 
edecek ttirden deliller ileri sflrillememijtir. 

$attari, Urdu terdcim, s. 178 

"Her Hindistanh igin bu terctime ile Kur'an'in manalari aciga cikacaktir, ancak yine de hocaya 
ihtiyac vardir"(bk. Muzihu Kur 'dn, Mukaddime s. 2) 

§attart, Urdu terdcim, s. 180. Ahlak HUseyin KSsimi, Mehdsin-i Muzihu Kur'dn admi verdigi 
kitabinda Kur'Sn cevirisini ve Muzihu Kur'dn'i hem dil hem de ilmt yQnden ele alarak 
degerlendirmijtir. O da yer yer dil konusundaki serbestiige deginmektedir. 

Ornek olarak genelde Farsca §iirler secilmi§tir. Mesela Attar'in d8rtlugu icin bk. Muzihu 
Kur 'dn , Neml sfiresi, s. 283 

Eski kavimler ve olaylarla ilgili ayetler geldiginde tefsirin hacmiyle mdtenasip olmasa da 
onlarla ilgili kissa zikredilmektedir. Ashab-i Kehf in kissasi ile Mi'rac hadisesi bunlardandir 
(bk. MQzihu Kur'an, Kehf sflresi, s. 299 ve Isni sflresi, s. 284) 



78 



bulundugu sure ve ayetlerle ilgili feztilu's-suver ve'l-Sy kabilinden bilgilere de 
rastlanmaktadir 274 . Miifessir sadece dirayet metodunu kullanmamis tefsirine yer yer 
ilgili rivayetleri de dercetmistir. Muzihu Kur'dn'da Hindistanda yazilan Arapca ve 
Farsca 275 tefsirlere ilaveten eski tefsirlerin hemen hepsinden ahntilar bulunmaktadir. 
Ibn-i Abbas'm tefsiri, Zemahseri'nin Ke$$dfi, Nesefi'nin Meddrik'i ve Bagavi'nin 
Medlimu't-Tenztri 276 bunlardan sadece birkacidir 277 . Miifessir Fikhi konularda 
cogunlukla Hanefi mezhebinin goriislerini benimserken akSid ve kelam konulannda 
kendi dtisuncelerini one cikarmaya ?ali§ir 278 . 

Muzihu Kur'dn'i daha iyi tamtabilmek icin bazi ayetlerin tefsirinden yapilan 
ahntilar asagiya cikanlmisttr. Ilk 6rnek Bakara suresi ayet 213'iin tefsiri. Terciime, 
orjinal metni tarn olarak yansitabilmesi icin ozellikle kink verilecektir: 

"Btltun insanlar bir din Qzereydi, yani Hazreti Adem ve onun cocuklan basta bir din 
Uzerineydi, sonradan onlar dinlerinde ihtilafa dtisttiler de Allah yenilerini (peygamberler) var 
edip gdnderdi ki sevap isleyenlere miljde versin gUnahkarlari azabla korkutsun. O 
peygamberlerle birlikte, uyulsun diye seriatin htlkmtintt beyan eden kitaplar gOnderdi. O 
kitaplar dogrudur, saglamdir ve peygamberler, ihtilafa du§tlp tartiganlar arasmda htlkmetsinler 
diye gOnderilmistir. kitaplar tizerinde ihtilafa dtlsenler ise kitab ehli olan yahudi ve 
hristiyanlardir ve bunu kendilerine mucizeler ve acik se9ik Syetler gelince yaptilar. Bunu 
anlamamalan sebebiyle degil bilakis bile bile yapmislardi. Allah iman eden kimselere ihtilafa 
dGstukleri sey konusunda dindeki dogru yolu (usul) gosterdi , bOylece AllSh kendi htlkmUyle 
mflminlere dogru ve saglam yolu gosterdi. Allah diledigine islSm dininin dogru yolunun 
yOntlnil gdsteriverir. 

§imdi de meali verilen bu ayetin nasil tefsir edildigine bakalim. 

FSide: Aliahu teala, peygamberleri ve kitaplan her bir ttmmete (Ozde) farkh farkh yollar 
gdstersinler diye g6ndermemi§tir. Aksine peygamberlerin Ummetlerine yeni bir yol 
halkedilmi§tir. Onlar bu yoldan saptiklannda baska bir peygamber gelmis, kitaptan 
aynldiklannda ise onlan ayni yolda tutmak i?in baska bir kitap gelmi§tir. Bu suna benzer: 
"Sihhat bir taneder ama hastahklar sayisizdir. Bir hastahk ortaya ciktiginda ona uygun ila? ve 
perhiz verilir, baska bir hastahk ciktiginda da o ikinci hastahga uygun iiac ve perhiz yazilir." 
Artik son kitapta 6yle bir yol (recete) gOsterilmistir ki bu yol ki§iyi btltun hastaliklardan 
koruyup biltiin ilaclann yerini tutabilir. Bu kitap Kur'andir §iiphesiz." 279 



274 



275 



276 

277 
278 
279 



Qrnek olarak Bakara suresinin son ayetleri ile Yastn suresinin faziletleri hakkindaki 
rivayetlere bakilabilir. 

Muzihu Kur'an'da Molla Hilseyin b. Ali VS'iz Kasffi'nin (5. 910/1504) Farsca tefsiri "Tefsir-i 
Hiiseynt "den en az Arapca tefsirler kadar ahnti yer almaktadir. Bu tefsir Fehreddin Ahmed 
Kadiri Firengi Mahallt tarafmdan Urducaya terciime edilmis ve "Tefsir-i Kadiri" adiyla 1882 
yihnda tabedilmistir (bk. Saliha, Urdu terdcim, s.2 1 5). 

Tefsir tizerinde yaptigimiz incelemede diger tefsirlere nisbetle Me'alimu't-Tenzil'den daha 
fazla ahnti yapildigi mu§ahede edilmistir. 

Mesela bk. Muzihu Kur'dn , s. 365-6, 633 

Kasimi, Mehdsin, s. 109 

Muzihu Kur 'an, s. 33 



79 



En'am suresinin ayet 74'le baslayan boliimunde Hz. tbrahim'den (a.s) ve 
kendisiyle Silesi ve kavmi arasinda ge^en olaylardan bahsedilir. §ah Abdulkadir, 
Hz. ibrahim'in dogum oncesi ve sonrasi ahvalini Me 'dlimu't-TenziF den yaptigi 
ahntiyla anlatir. Tefsirin hacmine gore oldukga uzun sayilabilecek bu ahntidan 
sonra ayetleri kisa kisa tefsir eder. Buraya 79. ayetin mealini miitekiben yapilan 
a9iklamayi 6rnek olarak aliyoruz: 

"Tefsirlerde belirtilmi§tir ki, ibrShim (dagda gecirdigi uzun bir devreden sonra) sehre inince 
annesi ile birlikte Nemrud'la kar§ilasti. ibrShim bakti ki tahtin ttzerinde cirkin surath biri 
oturuyor, tahtin etrafmda ise sira sira dizilmis gtlzel cehreli kimseler. lbr§him (a.s.) annesine 
"kimdir bu taht Qzerindeki adam?" diye sorunca annesi "o hepimizin ilShidir!" diye cevap 
verdi. Bu defa Ibrahim (a.s.) "peki Syleyse bu tahtin etrafindakiler kimlerdir ?" dedi. Annesi " 
onlarin hepisi onun kullandir" deyince Ibrahim (a.s.) kendini tutamayarak gdlmeye bastadi ve 
§8yle dedi: "Anne ! Bu nasil bir ilahtir ki kullarini gtlzel gUzel yaratmis fakat kendisi cirkin 
suratin teki. Onun, yarattigi kullardan daha guzel olmasi gerekmezmiydi?!." 280 

Muhkem ve miitesabih Kur'an'in 50k tartisilan meselelerindendir. Cumhura 

gore Kur'3n'da miite§abih ayet vardir ve bunlardaki mute§abihlik ya lafizda ya da 

manadadir. Sure ba§larinda yer alan el-hurufu'1-mukatta'a'mn Arap alfabesinde 

mustakil harfler olmak bir yana, lafiz olarak ele alindigmda bunlarla neyin 

kasdedildigi hususu tarti§malidir. S8zluk manasi a9ik olan jo ve *»$**( gibi lafizlann 

ise mana ve mediulii tartisilmi§tir. Sah Abdulkadir, Kur'an'da of^i masdanndan 

riireyen kelimelerden Allah i9in kullanilanlan farkh manalarla tercume etmi§tir. 
Mesela Bakara suresi 29. ayetini " O'dur var eden size yerdekileri sonra goge 
yukselen/yonelen ve onu yedi kat olarak yerli yerinde yapan" seklinde tercume 
etmistir. Tercemede ge9en u&^ kelimesi Urdu dilinde "a^aktan yuksege dogru 

gitmek/yukselmek, kalkmak, ilerlemek, terakki etrnek, U9mak ve kanatlanmak" 281 
gibi muteaddit manalara gelmektedir. Muzihu Kur'an'da ayni ayetin 9evirisinde 
yoneldi Lf Jual kelimesinin kullanilmis olmasiyla lafizda bir degisiklik olmussa da 

mana ayni kalmistir. Miitercim, A'raf suresi 54. ayette ge9en vs^-i kelimesini bu 

defa "oturdu" olarak tercume etmistir. Taha suresi 5. ayetindeki ayni kelimeye 
baktigimizda A'raf suresinden biraz farkh olarak "tahtin iizerinde kdim oldu" 
seklinde 9evirildigini gormekteyiz. Burada sunu soyleyebiliriz ki bu kelimelere 
verilebilecek manalar, Allah'm zatim bilemeyecegimiz i9in, her zaman nakis 
kalacaktir. Ancak, Kur'an'in umumundun hareketle Allah'm kendini nasil tavsif 



280 Muzihu Kur'an, s. 127. §Sh AbduMdir'in yorumuyla Hindistanh diger mUfessirlerin yorum 
farki i?in bk. Kasimt, Mehasin, s. 604 

281 Mesela bk. SerhendT, Varis, tlmi Urdu lugat, Lahor 1993, s. 594 



80 



ettigine bakilarak birseyler tasavvur edilebilir ve buna gore bir terctime yapilabilir. 
Bu bakis afisiyla incelendigi takdirde, bazi anlayislara gore yanhs kabul edilse bile, 
§ah Abdulkadir'in ^evirileri genel olarak dogrudur. Buraya, §ah Abdulkadir'in el- 
hurufu'l-mukatta'a ile ilgili gorttslerini yansitmasi bakimindan ornek olarak Yasin 
suresinin basmdaki ^_ lafziyla ilgili a9iklamasim ahyoruz: 

"Kur'an'da bulunan tek tek harfler (el-hurufu'1-mukatta'a) All&h'la Peygamberi (s.a.) arasmda 
bir sifredir/sirdir ve kimse bu sirdan haberdar degildir. Ancak Slimier birtakim seyler 
sOylemektedir. Bazilan bu Allih'm isimlerinden biridir derken bir digerleri bu lafiz surenin 
adidir demektedir. U$Unctl bir gurup ise bu lafzm, Rasulullahin Kur'Sn'da ge?en yedi 
isminden biri oidugunu iddia etmektedir. Bu sebeple Ehl-i Beyt'e Al-i Y&sin de denir. Bu 
satirlarm yazari mtlfessir der ki, Mekkeli kafirler Peygamber (sa.) Efendimize "sen Allah 

tarafindan gOnderilen bir el?i degilsin" deyince YQce Allah bu sureyi gfinderip elcisine "^ 

ey Seyyid, ey Muhammed ! Hikmet deryasi Kur'&n'a yemin olsun ki sen gSnderilen 

282 

peygamberlerdensin" demistir." 

§ah Abdulkadir'in Kur'an tercumesi ve tefsiriyle ilgili yukanda arzedilen bilgi 
ve ornekler isiguida her iki esere de tarafsiz bir gozle bakildigmda bazi noktalann 
kendisini a9ikfa ortaya koydugu gozleniyor. §ah Abdulkadir'in uzun yillar uzerinde 
9ali§ip btiyiik emekler verdigi Kur'an tercumesi Urdu dilindeki muhtesemligi 
yamnda islami 6gretilere uygunlugu a^ismdan da takdire sayandir. Soz konusu 
Kur'an olunca onun ?evirisinde beser olarak bazi hatalar yapilmasi zaten 
kagimlmazdir. Ne yazik ki aym taltifkar ifadeleri Muzihu Kur'an tefsiri i?in 
soylemek mumkun gorunmemektedir. Bir yildan az bir zaman zarfinda yazildigi 
ifade edilen tefsirde ktictik hacmine ragmen eski tefsirlerden ozellikle Kur'an 
kissalanyla ilgili almtilar yapilmis ve bunlar hi9 bir tenkide tabi tutulmadan 
verilmistir. Tefsirin btiyiik bir kismi uzerinde yaptigimiz incelemede israiliyat tiirii 
bilgilerin ve kissalann olduk9a fazla olarak kullamldigi gorulmiistiir. Babasi §ah 
Veliyyullali'm usulu geregi bu nevi rivayetlerden uzak durmasi gerekirken tefsirini 
neden bunlarla doldurdugunu anlamak olduk9a zordur. Halkm ondan, terciimenin 
pesine bir tefsir yazmasini istemis olabilecegi bir sebep olarak dusiiniilebilir. 
Mumkundiir ki o bu istege, kisa bir zaman diliminde uzerinde fazla durmadan alel 
acele yazdigi bu tefsirle karsihk vermistir. Muzihu Kur'an' in 90k yerinde hadis 
kitaplarindan ahnmasi daha uygun olabilecek rivayetler eski tefsirlerden ahmp 
yazilmistir. Mesela Miiddessir suresi 30. ayetteki jic i*~s \^Js ifadesini a9iklamak 

kasdiyla nakledilen miisriklerle ilgili rivayet Tefsir-i Cevdhir'de yazilrni$tir ki... 



182 Muzihu Kur'an, s. 459-60 



81 



seklinde verilmistir 283 . Muzihu Kur'an'da esbab-i niizulla ilgili olarak da hassas 
davranilmami§ oldugu soylenebilir. Tefsirin dilinin tercemeye g6re daha agir 
oldugundan yukanda bahsedilmisti. Ama biitun bu nakisalarma ragmen tefsir ilk 
tarn tefsirlerden olmasi hasebiyle uzun yillar biiyuk bir bo§lugu doldurmusftir. 
Mesela Ehl-i Hadis ekoliiniin onde gelen ismi Nezir Hiiseyin Dihlevi (6.1320/1902) 
Muzihu Kur'drCx hadis derslerinden once birer ruku seklinde her vakit 
okutmusta 284 . Ozellikle §ah Abdulkadir'in Kur'an tercumesi daha sonra hazirlanan 
terciimeler ve tefsirler icin bir temel olmu§tur. Biiyiik edebiyatci ve Kur'an 
mutercimi Deputy Nezir Ahmed'e gore Kur'ariin asil mutercimleri §ah 
Veliyyullah'm ogullan olup sonrakiler bunlann mutercimidir 285 . 



283 Muzihu Kur'an, s. 604 
m Kasimi, Mehdsin, s. 48 

285 /• 

Fuyflzurrahman, Tedruf-i Kur 'an, s. 223 



82 



IV. DONEMiN DIGER URDUCA TEFSIRLER 

Bu bashk altmda Dihlevi ailesinden sonra 1857 tarihine kadar yazilan ve 
Kur'an'in tamamim ya da biiyiik bir kismini i9eren tefsirlerden soz edilecektir. Ayni 
donemde yazilan 50k sayidaki Kur'an gevirisi ve ciiz ve sure tefsirlerinden ise tez 
hacmini §i§irecegi i9in bahsedilmeyecek, 50k onemlilerine i§aretle yetinilecektir. 

Tefsir-i RaajtlMuceddidt: Tefsirin miiellifi §ah Rauf Ahmed b. §u'ur Ahmed 
Nak§ibendi Muceddidi, 1201/1786 yihnda Rampur'da diinyaya geldi. Rahman Bahs 
diye de tanman mufessir Rampur'da akli ve nakli ilimleri okuduktan ve Naksibendi 
tarikatmda seyr u sulukunu tamamladiktan sonra Delhi'ye gitti. Burada dini 
ilimlerde §ah Abdulaziz Dihlevi, siirde Ciir'et ve tasawufta Gulam Ali'den istifade 
etti. Fikih, hadis, tefsir, tasawuf ve edebiyat sahalannda eserler verdi ve Ra'fet 
mahlasi ile siirler yazdi 28S . 1249/1834 yihnda deniz yolu ile Hicaz'a giderken yolda 
vefat etti 287 . 

Mufessir 2 cilt ve 1061 sayfadan olu?an tefsirini 1239-48/1823-32 tarihleri 
arasinda yazdi 288 . Ilk defa 1293/1876 yihnda Bombay'da tic cilt halinde tabedilen 
tefsirin gunumuze kadar muteaddit baskisi yapilmistir 289 . 

Tefsirde yer alan Kur'an cevirisini de bizzat mufessir yapmistir. (^eviride dil 
bakimindan 50k esnek davramlmi§ ve az kelime kullanma gibi bir gayret 
sarfedilmemistir 290 . Bu ozelligi ona "tefsiri bir terceme" olma huviyeti vermi§tir. 
Tefsir-i Raufi'mn hacmi klasik Arapca tefsirler icerisinde kti9tik kalsa da donemin 
Urduca tefsirlerine gore normaldir. Mufessir Rahman Bah§ ayni zamanda §air 
oldugu igin tefsirinde manayi pekistirici tiirden ve azimsanmayacak 6l9tide §iire de 
yer vermistir. Hatta onun bu sairlik yam nesrine de sirayet etmis ve yer yer nazma 



286 6 adet §iir kitabi BopaPdaki Central Library'de yazma halinde bulunmaktadir (bk. Kadiri, 
Urdu nesr, s. 445). 

287 Hayati ve eserleri icin bk. Rahman AH, Tezkire, s. 198-9; Kadiri, Urdu nesr, s. 444-57; Saliha, 
Urdu terdcim, s. 202 

288 $attari, Urdu terdcim, s. 231; Klsimi, Cdize, s. 27; Saliha Urdu terdcim, s. 202: Mesud 
Ahmed, "Urdu terScim u tefasir", 332 

289 Baskilan i?in bk. Han, Urdu terdcim, s. 82-3; Saliha, Urdu terdcim, s. 202; MuhtaY-i Hak, 
"Urdu teracim u tefSsTr", 427 

290 Tercemenin Szellikleri i?in bk. Saliha, Urdu terdcim, s. 202-4 



83 



kagan nesirler yazarak usluba akicilk kazandirmisftr 291 . Tefsirde onun tasawufla 
olan yakin iliskisinin izleri gozlenmektedir. Kendisi de mukaddimede muteber 
tasawuf kitaplanndan istifade ettigini belirtmistir 292 . Tefsirin kaynaklan arasinda 
Molla Huseyin Va'iz Kasifi'nin bolgede pek meshur olan "Tefsir-i Hiiseyni"si 293 
ba§ta gelmektedir. Kaynaklan arasinda hadis ve fikih kitaplan da 
bulunan 294 mufessirin yaptigi tefsire ornek olmasi bakimmdan Nebe' suresinin ilk 
ayetlerinin tefsiri asagrya cikanlmistir: 

0$JJi~a ffi Hangi seyden soruyor kafirler ?. Hz. Peygamber (sa.) IslSm dSvetini a^iktan 
yapmaya ve Kur'&n-i Kertm ayetlerini okuyarak kafirleri Shiret azabindan korkutmaya 
bastayinca; k&firler nubtlwet, Kur'an'm ntlzQlu ve kiyametin koparak insanlarm yeniden 
dirilisi hususunda aralarmda tartismaya ba§Iadilar. Ardmdan da durumu Hz. Muhammed'den 
(s.a.) ve mU'minlerden sormaya basladilar. Hak Te&lS buyurdu ki "kafirler neden soruyorlar 
?", fwiSaJl Llf ^c btlyttk haberden mi? ki o da Kur'&n'dir. o^S" "»4*i»*> t£«*" Onlar bu haber'in 
snr, sihir, hikaye, yalan sOzler ve ewelkilerin masallarindan hangisi oldugu hususunda 
aralarmda ihtilafa dUsmOslerdir. Bazi Slimier f^ait L)f ^c 'den maksat Hz. Muhammed'in 
(s.a.) peygamberligidir demisjerdir. Kafirler Hz. Muhammed'in (sa.) ona yakigtirdiklan veli, 
§air, sihirbaz veya k&hin'den hangisi oldugu hususunda ihtilafa dtlsmttsterdi. Milfessirlerden 
bir kismi, kafirlerin kendisinde ihtilafa dttsttikleri ,«£*« Uui'in Oldtlkten sonra dirilme oldugunu 
s6ylemi§lerdir. QtlnkU kafirler dldilkten sonra geri dirilmeye inanmiyor vc.yjJI UJUa- yi ^o! 
295 diyorlardi. Diriltilseler bile ■&( Xc UjlaiS *yj& 29 deyip putlanmn kendilerine sefaat 
edecegine inaniyorlardi. Onlar kiyametin olup olmayacagi hususunda sttphe icerisinde idiler 
t&a iiU ^J p,*, Jt . Bunun Qzerine Yflce Allah buyurdu ki: os* 1 **- W kesinlikle durum oyle 
diisundttkleri gibi degil ve ruhlari kabzedili edilmez o ihtilafa dll§tukleri hususu 

297 

anlayacaklar... 

Tefsir-i Tenztt (Fevdid-i Bedihiyye): Mufessir Seyyid M. Dervi§ Baba Kadiri 
Haydarabadi'nin hayat hikayesi hakkinda yeterli bilgi yoktur. Babasinm akli ve 
nakli ilimlerle tasawuf sahasmda eserler veren Seyyid Sah M. Yusuf Kadiri (6. 
h.1230 ?) oldugu kendisi tarafmdan ifade edilmistir 298 . Kutbi adiyla maruf karde§i 
Sah Abdullah Kadiri'den hilafet almis ve tarikat hirkasi giymistir. Dogum ve Slum 



291 
292 
293 
294 
295 
296 
297 
298 



§attari, Urdu teracim, s. 238 

Kadiri, Urdu nesr, s. 454 

Bu tefsir birka? defa eski DekkenT Urducaya cevirilmistir bk. Abdulhak, "Purani Urdu", 178. 

Kadiri, Urdu nesr, s. 454 

En'am (6):29 

Yunus(10):18 

Tefsir metni §attart'den ahnmistir (bk. Urdu teracim, s. 234-6). 

§attarT, Urdu teracim, s. 290,303-4 



tarihi net olarak belli olmamakla birlikte 2 " §emdilu'n-Nebi tercumesini h. 1256-66 
yillan arasinda tamamlami§ olmasina bakilacak olursak bu tarihte hayatta olduguna 
hiikmedilebilir 300 . 

Kur'an'in tamamini ihtiva eden Tefsir-i Tenzil 1240-7/1824-31 tarihleri 
arasinda yazilmisfor. Toplam 5 cilt 301 ve 2865 sayfadan miitesekkildir. Kendisine, 
ikisi hazirhk ikisi de yazim (kitabet) safhasinda olmak uzere mukaddimede 
isimlerini verdigi dort arkada§i (ya da talebesi) yardimci olmustur 302 . Tefsirin 
Hindistan ve Pakistan' daki kiituphanelerde, bazilan tarn bazilan ise eksik olan, 
toplam alti adet yazma nushasi bulunmaktadir 303 . Haydarabad Asafiye 
Kutuphanesi'nde bulunan niisha'mn ismine ve icerigine bakanlar bunnn farkli bir 
tefsir olacagim dii§unmusterse de §attari'nin nushalar uzerinde yaptigi arastirma 
bunun su sekilde oldugunu ortaya koymustur: Mtifessir tefsirini once Tefsir-i Tenzil 
adiyla tamamlami§ ve daha sonra gelen talep ve ele§tiriler tizerine tefsirde bazi 
degi§ikliklerde bulunmu§ ve yer yer genistetilmistir 304 . Yeniden yazdirttigi bu ikinci 
versiyona Fevdid-i Bedihiyye adi verilmistir 303 . 

Tefsirde ve tercemede kullamlan dil, mtifessir Haydarabad Dekkenli oldugu 
halde olduk9a sade ve Delhi lehcesine bir hayli yakmdir 306 . Bu ozelligi tefsire olan 
ilgiyi artirmis. ve ondan istifadeyi kolayla§tirmi§tir. Diger ilk donem Urduca 
tefsirlerde oldugu gibi Tefsir-i TenziPde de Tefsir-i HuseynV den fazla miktarda 
ahnti vardir. Bunun yaninda Zubdetu't-Tefdsir gibi bolgede bilinen Fars9a ve 
Arapga tefsirlere de ba^vurulmu^tur 307 . 



299 
300 
301 

302 
303 

304 
305 
306 
307 



§attari, Urdu terdcim, s. 28 1 

$attari, Urdu terdcim, s. 306 

Asafiye KMiphanesindeki nilsha 3 cilt olmakla birlikte sayfa sayisi aynidir (bk. §attari, Urdu 
terdcim, s. 288. 

§att3r?, Urdu terdcim, s. 278-9 

§attM, Urdu terdcim, s. 277; Saliha, Urdu terdcim, s.86; Mesud Ahmed, "Urdu teracim u 
tefasir", 331. Ntishalar §attari tarafindan ayri ayri tavsif edilip tanitilmistir. 

§attaYt, Urdu terdcim, s. 310 

§attM, Urdu terdcim, s. 302 

§attM, Urdu terdcim, s. 3 15 

§attM, Urdu terdcim, s. 3 12-3 



85 



Tefsir-i Tenzil'in daha iyi taninabilmesi igin birka? ahnti nakletmek uygun 
olacaktir. ilk ahnti Ankebut suresi ayet 45 'in 308 a9iklamasi ile ilgili bir olay: 

"Rivayet edilmistir ki; Ensardan bir gen9 her vakit Peygamber (s.a.) Efendimizin yanmda 
cemaatle namaz kiliyor ve fakat kOttt hareketlerinin (fShis) hi? birini terketmiyordu. Ashab bu 
durumu Hz. Peygamber'e (s.a.) arzedince s6yle buyurdular: "Namazin onu kotiiluklerden 
alakoymasinm zamam pek yakindir. " Ger9ekten de az bir zaman sonra o gen? yaptigindan 
tOvbe etti ve ashabm zahidlerinden oldu." 

Yukarida Nebe' suresinin ilk ayetleri ile ilgili Tefsir-i Raufi'deki a^iklamalar 
nakledilmi§ti. Benzerlikleri gostermesi bakimindan ayni ayetlerin tefsiri bu defa 
Tefsir-i TenziFden verilecektir: 

"Hz. Peygamber (s.a.) isl&m'a daveti a9iktan yapmaya Kur'Sn'i halka a§ikare okumaya ve 
onlara ahireti hatirlatip cehennem azabindan korkutmaya ba§layinca mtlsrikler Hz. 
Peygamber'in (s.a.) nubtlweti, Kur'an'in nllzulu ve kiyametin kopmasi hususlannda 
aralannda ihtilafa dllsttlklerinde, YQce AllSh'in da buyurdugu gibi, durumu RasQlullah'tan ve 
ashabdan sormaya ba?ladilar. o^leLa pe K.Qffar hangi seyden sorup duruyor ? pa&sll LJf je 
BUyUk haberden, yani Kur'aU'dan, pa. ^JJl 6yle bir haber ki, kSfirler opizka -u& onun 
etrafinda/hakkinda ihtilafa dQsmekteler, yani Kur'&n-i serif e sihir, §iir ve kehSnettir diyorlar. 
Diyorlar ki, bu Kur'Sn gecmi§ (ummet)lerin hMyeleri ve uydurulmu? seylerdir. Bazi 
mttfessirler (wtsaM L/l 'den maksadm Hz. Peygamber (s.a.) oldugunu soylemi§lerdir. KMrler 
biribirlerine; yShu ! Muhammed peygamber mi ? degil mi? diye soruyorlar ve onun sihirbaz, 
§air ya da deli divine olup olmadigini tarti$ryorlardi. Ziibdetii't-tefdstr'de bir kisim 
milsriklerin mttslumanlan alaya alarak onlara "kiySmet ne zaman kopacak ?" diye sorduklan 
nakledilmistir. Bazi miifessirler §6yle demistir:,«iMJl LJI ^c'den maksat kiyamet gUnOdilr. 
CQnkU kafirler bu konuda ihtilaf icerisindeydi ve onlardan bir kismi "kiyametin gelmesi haktir 
ama bize putlanmiz sefaat edecektir <&l Xc UjU&a pVja diyorlar bir digerleri ise kiySmeti 
dOpediiz inkar ediyorlardi ...LSjJf UJL»- yi ^o! • Bir tSgunctl gurup m(l§rik ise kiyametin 
kopmasi hususuna sUphe ile bakiyordu os^J*- 5W • 

Bu tefsirle yukarida ge9en Tefsir-i Raufi arasindaki benzerlik kendisini agikga 
belli etmektedir. Gergekte bu benzerlik klasikten moderne, eskiden yeniye tefsirlerin 

bttyiik bir kisminda gozlenmektedir. ^Jasfl LJl 'le ilgili olarak tefsirlerde gegen 

bilgilerin burada derli toplu olarak verildigi agikga gozlenmektedir. Tefsirin 
elimizde bulunan kisimlannda gozledigimiz kadanyla miifessir tefsirine luziimsuz 
denebilecek bilgileri pek almami§tir. Bu bolgede tasawuf 90k revagta oldugu igin 



308 



309 
310 



Ayetin meali: (Resulum!) Sana verilen Kitdb'i oku ve namaz kd. Muhakkak ki, namaz, 
hayasizhktan ve kotulukten ahkoyar. Alldh'i anmak elbette (ibadetlerin) en buyiigudur. Allah 
yaptiklanmzi bilir. 

§attan, Urdu terdcim, s. 286-7 

$attan, Urdu terdcim, s. 312-3 



86 



tasawuf btiyuklerinin sSzlerine olduk9a ehemmiyet verilmistir. Surenin "UU JJJf 

U*> 3" ayetinin aciklamasinda her iki mtifessir de Muhyiddin ibnu'l-Arabi'nin el- 

Futuhatu 1-Mekkiyye 'sinde gecen ilgili ifadeleri kaynak zikrederek nakletmistir 311 . 

Tefsir-i Vehhahi: Yukanda ilk Urduca tefsirlerden bahsedilirken Tefsfr-i 
Vehhdbt' nin yazim tarihi ile ilgili tartismalardan soz edilmisti. Ileri suriilen 
delillerden hareketle h.l250'den sonra yazilmi§ olduguna hukmedilerek tefsirin 
burada incelenmesine karar verilmisti. Tefsirin muellifi Abdussamed b. 
Abdulvehhab Nusret Ceng, Hindistan'da ust diizey idareciliklerde bulunmus bir 
Sileden gelmektedir. Dedesi Nureddin ve amcasi Emiru'1-Hind Vala Call (6. h.1210) 
Arkat valiliginde, babasi Abdulvehhab Bahadur ise newabhkta (vali veya 
kaymakam ayannda idareci) bulunmu§tu. Vefatimn h. 1250- 1287 tarihleri arasmda 
oldugu kuwetle muhtemeldir. Mufessir Abdussamed'in ilmi seviyesinin 
yuksekli|inden ve Arap, Fars ve Urdu dillerindeki basansindan s6z edilmektedir. 
Kaynaklarda tefsir ve Kasasu 'l-Enbiy<? 12 isimli hacimli kitabma ilaveten baska eseri 
olup olmadigindan bahsedilmiyor 313 . Mevcut kaynaklarda mtifessirin hayati ve ilmi 
§ahsiyeti hakkinda yeterli bilgi bulunmamaktadir. 

Yazmasi dort btiyuk cilt (1672 sahife) halinde Haydarabad Dekken'de 314 
muhafaza altmda 313 bulunan Tefsfr-i Vehhdbt su ana kadar basilmamistir. Mufessir 
tefsirini yazma sebebinden mukaddimede su §ekilde bahseder: 

"...Arap?a ve Farsfa'da 90k sayida tefsir oldugu halde DekkenT dilinde ya pek az ya da hi? 
tefsir bulunmadigi musannifin dikkatini gekmijtir. Bu sebeple erkek ve kadin butQn herkese 
faydah olmasi i9in Kur'an-i Mectd'in manalanni ortaya koyarak DekkenT dilinde ifUdeye 
9ali5tim. Eger herhangi bir alim ve fazil ki§i bu tefsiri okur ve onda eksiklik ya da fazlalik 
m(l§ahede ederse lUtfen dllzeltsin ve bu aciz kulda bir kusur aramaya 9ali5masin..." 316 

Bu tefsirden bahseden kitaplar onun daha cok dil yontinu isledikleri ifin ilmi 
hususiyetlerini tamyabilmek i?in $attari'nin 50k kisa alintilardan baska kaynagimiz 



311 
312 



313 
314 



31S 



316 



§attM, Urdu terdcim, s. 236 ve 314 

Bu kitaptan bazi yerlerde Fars9a'dan tercilme diye s6z edilirken ba§ka yerlerde te'lifmis gibi 
bahsedilmektedir. Belki de ilaveli bir tercllmedir. 

Bu konulardaki detay i?in bk. §attari, Urdu terdcim, s. 378-80 

Saliha kUttiphane ismi olarak "Asafiye"yi verirken Mesud Ahmed "Central Estate 
Library"den s5z etmektedir. 

Nakvi, Urdu tefdsir, s. 49; Saliha, Urdu terdcim, s.83; Muhtar-i Hak, "Urdu terdcim u tefasir", 
432; Mesud Ahmed, "Urdu teracim u tefasir", 329 

SattM, Urdu terdcim, s. 377 



87 



bulunmamaktadir. Bunlardan anlasildigi kadanyla tefsirin dili yukanda bahsi gecen 
Tefsir-i Tenzil kadar olmasa da kolay ve anlasihrdir. Ayet terciimelerinde sade ve 
anlasihr bir Urduca kullanilmistir. Mukaddimede kendisinin de ifade ettigi gibi 
hedef kitle olarak btitun toplumu sectiginden izahlar oldukca nettir. Tefsir ve 
terciimede bulunan bazi hatalardan mufessirin eserini ikinci defa gozden 
gecirmedigi ya da geciremedigi anlasilmaktadir 317 . Nebe' suresi tefsirinde 
yukandaki iki tefsirle onemli ol9iide benzestikleri anlasihyor. Fatiha suresinin ilk 
ayetleriyle ilgili tefsiri aynen aliyoruz: 

"(^s-yij^aa-yi 4i\f^i YUce Allah Kur'an okumayla ilgili olarak buyuruyor ki: 4)1* Jus-lS cfa" 
oijS lili Yani Kur'Sn okuyacagin vakit seytandan AHSh'a sigm. 4»b s$c? Allahu teSiadan 
siginma istiyorum ,«s.yi dA*£l\ &» yani Aliah'in kovdugu seytandan. Kur'§n okuyacagim 
zaman kiraatima bir halel gelmemesi i?in ona kar§i siginma talep ediyorum. CttnkQ bunu 
okuyunca seytan uzakla§ir, zaten o Aliah'in rahmetinden kovulmu§tur. 4)t(*-> Allah'in adiyla 
baslryorum fc >»s-yi o 6yle bir Allah'tir ki, yeryQztlndekilere merhamet eder acir, ^yf 
kiyamette muslumanlan mtlkafatlandiracak kafirleri mahrum birakacaktir. 4iJ«k»JI Bastan 
sona her HJrlU 6vgU Aliah'a layiktir ve aittir..." 318 

Tavzik-i mecid Jf tenkihi kel&mill&hi'l-hamid: Tefsirin miiellifi bolgedeki §ii 
ulemadan Seyyid Ali Miictehid'dir. §iilerin yogun olarak bulundugu Luknov 
sehrinde 1200/1786 yilmda dxinyaya geldi ve ilk egitimini burada tamamladi. Babasi 
Seyyid Dildar Ali 319 Sia mezhebinin 50k sayida kiymetli eseri bulunan dirayetli bir 
alimidir. Ali Muctehid 1245 yilmda Irak'a gitti ve bir muddet Kerbela'da bulunarak 
oradaki sii ulemadan dersler aldi. 1246 yilmda Luknov'a geri dondii ve 10 yil kadar 
burada ilmi faaliyette bulunarak sii usulxine gore 90k sayida talebe yetistirdi. 1256 
yilmda bu defa Horasan'daki "Meshedu'r-Riza"ya gitti ve oradan tekrar Kerbela'ya 
gecerek vefatma (1259/1841) kadar burada kaldi 320 . 

Tefsirine ilaveten islam'da mut'a'nin mevcudiyeti, kiraat meseleleri ve Fedek 
arazisi ile ilgili risaleleri vardir. Seyyid Ali Muctehid sii ulema icerisinde Urduca 
tefsir yazan ilk sahistir. Tevzth-i mecid adh dort ciltlik 321 tefsiri ilk olarak 1252/1836 



317 

318 
319 
320 
321 



Abdulhak tefsirin dili hususunda soyle der: "Tefsirin dili o kadar anlasihr ki ddeta bugun 
kuzey Hindistan 'da konusulan Urduca /..." (bk. §attM, Urdu terdcim, s. 284). 

bk. $attari, Urdu terdcim, s. 281-2 

bk. Rud-i kevser, s. 632-4 

Hayat hikayesi icin bk. Nuzhe, VII, 321-2; Rud-i kevser, s. 636 

Nuzhe'de tefsirin 2 cilt oldugu belirtilmis. (bk. a.y.), Mesud Ahmed ise farkli bir sahsin 
Tevzih-i mecid adh eseri imis gibi gOsterdigi bu tefsir icin "8 cilttir" demi§tir. Mesud Ahmed'e 



88 



yihnda Bombay' da basildi 322 . Yeterli bilgi bulunmadigindan tefsirin tanitimim 
yapamiyoruz. 

Cami'u't-tefasir: Miifessir Kutbuddin Han Bahadur b. Muhyiddin Dihlevi 
1219/1804-5 yihnda Delhi'de dunyaya geldi. Ailesi Delhi'nin ileri gelenlerindendi. 
§ah Abdulaziz Dihlevi'nin torunu M. ishak Dihlevi'ye uzun siire talebelik yapti. 
Kendisini baste fikih ve hadis olmak iizere islami ilimlerin biittin branslannda 
yetistirdi. Her dort-bes yilda bir hacca gittiginden hadis ilminde Hicaz ulemasindan 
bir hayli istifade etmistir. Kutbuddin Dihlevi yine boyle bir niyyetle Hicaz'da 
bulunurken 1289/1872 yihnda Mekke-i Miikerreme'de vefat etti. Eserlerini 
cogunlukla Urdu dilinde kaleme alan Kutbuddin Dihlevi islami ilimlerin hemen 
hepsinde toplam 40'tan fazla eser vermistir. Mezdhir-i Hak adiyla bes cilt halinde 
Luknov'da tabedilen Miskat'm Urduca tercumesi onun onemli 
cahsmalarindandir 323 . Hanefi mezhebine olan asm baghhgi sebebiyle Ehl-i Hadis 
ekolii'min kurucusu kabul edilen Seyyid Nezir Huseyin'in (6. 1902) 'Hanefi 
mezhebinin hadislere gereken degeri vermedigi' yolundaki goruslerini red icin 
risaleler te'lif etmistir 324 . 

Miifessir Cdmi'u't-tefdsir adh tefsirini 1271/1855 yilmda te'lif etmistir. iki 
cilt (1390 s.) olan tefsir mtifessirin saghginda Delhi'de tabedilirken 1857 
bagimsizhk savasi patlak verince baski tamamlanamamisti. Sonradan bir talebesi 
tarafmdan yeniden duzenlenip 1283/1866 yihnda Kanpur'da nesredildi 325 . Tefsirin 
usulu §6yledir: Ayetin Arapca metninden sonra sirayla §ah Veliyyulah'in Farsca 
Kur'an terciimesinin Urduca cevirisi ve tefsir sadedinde §ah Abdulkadir'in Muzihu 
Kur'dri'x verilmektedir. Manasi kapah kalan ayetler i?in de Meddrik, Celdleyn, 
Me'dlimu't-Tenzil, ed-Durru'l-mensur ve Bahru'l-ulum gibi tefsirlerden ahntilar 



gOre bu tefsirin yazma nUshasi HaydarabSd Dekken'deki Salar-i Ceng KQttlphanesi'ndedir 
(bk. "Urdu terScim u tefasir", 332). 



322 



323 



324 

325 



Kendilerinden istifade ettigimiz kitaplarda tefsirin yazim ve basim tarihi birbirine 
kan§tinlmi§tir. Bu yanhsjik muhtemelen tefsirin yazimini miiteakip tabedilmesinden 
kaynaklanmistir (bk. Han, Urdu terdcim, s. 101, 162; Saliha, Urdu terdcim, s.97; Muhtar-i 
Hak, "Urdu teracim u tefasir", 429; Mesud Ahmed, "Urdu teracim u tefasir", 332) 

Hayati ve eserleri i?in bk. Rahman Ali, Tezkire, s. 392; Niizhe, VII, 387-8; Ahmed Han, 
Makdldt, XVI, 322-3; Kadiri, Urdu nesr, s. 279-90 

Niizhe, VII, 388 

Saliha, Urdu terdcim, s. 205-6; Kadiri, Urdu nesr, s. 285; Muhtar-i Hak, "Urdu teracim u 
tefasir", 436. Mesud Ahmed'in bu tefsirle ilgili verdigi bilgide bazi hatalar bulunmaktadir 
(kar§ilastinniz. "Urdu teracim u tefasir", 334) 



89 



yapilmaktadir. Kutbuddin Dihlevi'nin tefsire kendiliginden hemen hemen W9 bir 
katkisi olmamistir 326 . 

Umdetu'l-beyan fi tefstril-Kur'an: Seyyid Ammar Ali Sunipat'in (6.1204?) 
bu tefsiri 2 cilt halinde (birincisi 1871, ikincisi 1884) Delhi' de tabedilmistir 327 . 

Hindistan Arap, Fars ve Urdu dillerinde siir ve edebiyatin 90k basanh 
orneklerinin verildigi bir bolgedir. Bu cografyada yukanda bahsettigimiz tefsirlere 
ilaveten bir de mutekamil manzum tefsirler vardir ki simdi de bunlann 
meshurlanndan kisaca bahsetmek istiyoruz 328 . 

Zadu'l-ahiret: Tefsirin muellifi Abdusselam Sellam b. 'Atau'1-Hak Bedayuni, 
1201-1787 yihnda Bedayun'da dogdu ve egitimini orada tamamladi. Bir sure 
Rampur sehrinde kadihk vazifesinde bulundu ve 1289-1873 yihnda vefat etti. 
§iirleri yaninda 90gunlugu Fars9a olmak iizere tasawuf, fikih ve hadis sahasinda 
eserler verdi 329 . Kadi Abdusselam iki cilt dort bolumden (1762 sayfa) olusan 
Zadu'l-ahiret adh manzum tefsirini 1828 yihnda telif etti. Tefsir ilk olarak Luknov 
Nivalkisor matbaasmda 1868 yihnda basilmistir. Bu tefsirle Bedayuni Kur'an'm 
tamamini iki yiiz bin kadar beyit ile tefsir etmistir. §attari'nin Yusuf suresinden 
yaptigi alintilara bakilirsa yapilan a9iklamalar ayetin mana ve mefhumunu ortaya 
9ikaracak uzunluktadir. Mesela mufessir a»j o 1 *^ —^ C*«a j& 5 330 ayetini tefsir i9in 

toplam 18 misra yazmistir 331 . Kullanilan dilin sadeligi tefsirin manzum olmasimn 
agirhgmi gidermisse de yer yer siirin kendine mahsus zorlugu gozlenmektedir. 

Tefsir-i Sure-i Yusuf. Hakim Muhammed Esref Kandehlevi'nin manzum 
tefsirini ne zaman yazdigi bilinmemekle birlikte 1206 veya 1264/1 847 'te 332 basildigi 
zikredilmektedir. Bu tarihlerden birincinin ilk ikincinin de miiteakip baski tarihi 
olmasi da muhtemeldir. Tefsirde Yusuf suresinin tefsirinden once Kur'an'm ve 
Kur'an okumamn faziletleri, Kur'an'm isimleri, ruya gorme ve Yusufun (a.s.) 
riiyasi ile ilgili giris vardir Bu tefsirin getirilen izahlar bakimmdan Zddu 'l-Ahireften 



326 

327 
328 

329 
330 
331 
332 



Bk. KSdirT, Urdu nesr, s. 285 

Mesud Ahmed, "Urdu teracim u tefasir", 334 

Manzum Kur'an tercilmesi ve tefsirleri icin bk. §attari, Urdu teracim, s. 386-410; Saliha, 
Urdu teracim, s. 157-66; Nakvi, Urdu tefasir, s. 123-8; 

Hayati ve eserleri icin bk. Rahman Ali, Tezkire, s. 298-9; Niizhe, VII, 265 

Yusuf(I2):24 

Bk. §attan, Urdu teracim, s. 387 

Saliha bu ikinci tarihi tercih etmi§tir (bk. Urdu teracim, s. 164). 



90 



daha geni§ oldugu §attari'nin yaptigi ahntilardan anlasilmaktadir. Mesela Yusuf 
suresinin ayni ayetleri Zddu'l-Ahiret'te 18 bu tefsirde ise 72 misra ile tefsir 
edilmistir. Bu tefsirdeki aciklamalarda folklorik ogeler agirlikli olarak yer 
almaktadir. Tefsirde fazla miktarda israili haberlere de rastlanmaktadir. Dili oldukca 
sade ve akicidir 333 . 

§imdi de bolgede bu donemde yazilan Urduca ctiz ve sure tefsirlerinden 
onemlilerine kisaca deginilerek genel degerlendirmeye gecilecektir. §ah Azizullah 
Hemreng Evrengabadi Tefsir-i Qerag-i ebedi adiyla h.1221 yihnda Amme cuziinun 
tefsirini yapmi§tir. Tek cilt 585 sayfadan olusan tefsirin yazmalan Haydarabad 
Asafiye Kiituphanesi'ndedir 334 . Seyyid Ahmed §ehid'in 1230/1814'de yazdigi 
Tefsiru Sureti'l-Hamd isimli Fatiha tefsiri ilk olarak 1237 yihnda 45 sayfa olarak 
Madras'ta yayinlanmistir 335 . §uca'uddin Hiiseyin b. Kerimullah Haydarabadi 
(h.1181-1265) 336 Tefsir-i tasrih adiyla 1247 yilinda Amme cuziinun tefsirini 
yapmistir. Tefsirin Hindistan kutiiphanelerinde miiteaddit yazmalan 
bulunmaktadir 337 . 



333 
334 

335 

336 

337 



Mufessir ve tefsir hakkmda genis bilgi icin bk. §attart, Urdu terdcim, s. 390-403 

Tefsirin genis. tanitimi i?in bk. §attarT, Urdu terdcim, s. 248-70 

Tefsirin geni? tanitimi i?in bk. §attart, Urdu terdcim, s. 213-30; Kadiri, Urdu nesr, s. 114-8. 
Ayrica bk. Fertvif, Cuhud, s. 18; NakvT, Urdu tefdsir, s. 76; Muhtar-i Hak, "Urdu teracim u 
tefSsTr", 450; Mesud Ahmed, "Urdu terdcim u tefSsTr", 33 1 

MQfessirin hayati i?in bk. Niizhe, VII, 205; §attarl, Urdu terdcim, s. 333-4 

Tefsirin nllshalan ve genis tanitimi icin bk. §attarf, Urdu terdcim, s. 334-52 



91 



V. BU DONEM TEFSIRLERININ GENEL KARAKTERISTIGI 



£ok dinli, kan§ik uluslu ve farkh kiilturlii topluluklann en onemli 
ihtiyaglanndan biri, aralannda iletisim saglayabilecek ortak bir dildir denilse btiyuk 
bir iddiada bulunulmus. sayilmaz. iste bu afidan, igerisinde onlarca din, yuzlerce dil 
ve bir o kadar farkli kultiir banndiran Hindistan alt kitasi i9in Urdu dili bir lutuf 
olmusto. Musluman-hindu, sih-budist ve dinli-dinsiz hemen herkesin 
sahiplenmesiyle ve islam davetcilerinin yogun cabasryla Hind cografyasinm 
butuniine yayilan bu yeni dil kisa zamanda oylesine bir gelisme katetti ki daha ilk 
donemlerinden itibaren bu dilde eserler yazildi, snrler soylendi ve vaazlar yapildi. 
Toplumun islamlasma sureciyle paralel bir §ekilde halkm vahiy kulturune olan 
ihtiyacini gidermek icin dini kitaplar yazilmaya ve Kur'an'm bu dilde tercume ve 
tefsirleri yapilmaya baslandi. Urducanin tufulet donemi sayilabilecek 1300'lii 
yillarla kaide ve kurallanyla oturmaya ba§ladigi 1800'lti yillar arasmda ge?en 
zamana Urduca Kur'an tercume ve tefsirleri i?in bakildiginda sevindirici bir 
manzara ile karsilasilir. Bu zaman dilimi i5erisinde Kur'an'm mesajim halka 
ulastirmak gayesiyle bolgenin hamiyetli alimleri tarafmdan yazilan Urduca Kur'an 
tercume ve tefsirlerinin sayisi yiizlerle ifade edilebilecek duzeye ulasmistir. Bu 
boliimde bunlardan sadece belli bashlan tamtilmaya ?ali§ildi. 

Bu donemde (1857'ye kadar) yazilan Urduca tefsirlerin biiyiik bir kismi 
yazma oldugundan, matbu olanlar ise 50k zaman once piyasadan cekilmis 
bulundugundan bunlan tanitirken ikinci el kaynaklara basvurulmus ve bunlardaki 
almti ve degerlendirmelerden istifade edilmi§tir. Zaten tezin bu boliimu 
tasarlanirken 90k geni§ bilgi verme gibi bir hedef tesbit edilmemi§ti. Ilk Urduca 
tefsirleri tamtmaktaki gaye, ileride 19. ve 20. yuzyilda yazilan tefsirler tanitihrken 
Urdu dilindeki tefsirciligin nereden nereye geldiginin okuyucu tarafmdan kolayhkla 
anlasilmasma yardimci olmakti. Bu ilk Urduca tefsirlerden dogrudan yararlamp 
degerlendirmelerde bulunmamn en iyi yol oldugunu kabul ve itiraf etmekle birlikte 
kendisinden yararlandigimiz 90k sayidaki kitap ve tezin bizi bizzat tefsirlerden 
istifadeden bir 6l9tide miistagni kildigmi belirtmek isteriz. Tercume ve tefsirler 
i9erisinde en onemli 9ahsma olma ozelligine sahip olan §ah Abdulkadir'in Kur'an 



92 



tercumesi ve Muzihu Kur'an tefsiri elimizde bulundugundan bunun tanitim bizzat 
tefsir incelenerek yapilmistir. 

Yukanda Tevrat ve tncil'in Urducaya tercume edildiginden bahsedilmisti. 
Bolgede siydsi, ekonomik ve kulturel menfaat arayi§i icerisinde olan batihlar 
bununla kalmami§ entellektuel kesimi kendi anlayisjan dogrultusunda yonlendirmek 
icin Urdu dilinde eserler yazmi§ ve hatta Urduca Kur'an tercumesi hazirlami§lardir. 
Rahip Presbetarian'in 1844'de Delhi 'de tabedilen Kur'an tercumesi bu eserler icin 
sadece bir Srnektir. Bu tercumede muslumanlar suclanmaya hristiyanhk oviilmeye 
gayret gQsterilmistir 338 . Anlasridigi kadanyla, bolgede hristiyan misyonerliginin 
oryantalizmle ortaklasa hareket ederek entellektuel bir zemin hazirlama cabalan ta o 
yillara gitmektedir. 

Bu donemin Kur'an, tefsir, Urdu dili ve Urduca tefsirler baglamindaki temel 
Szellikleri §u §ekilde siralanabilir: 

1. Bu donemde yazilan tefsir ve tercumelerin muhteva ve dilinde tasawufun 
6nemli bir agirhgi oldugu gfizlenmektedir. Bunda, tasawufi ekollerin ve ozellikle 
£istiyye'nin Kur'an egitimi, hifzi, ve tefsirine verdigi ehemmiyetin btiyuk tesiri 
oldugu belirtilmektedir 339 . 

2. §ah Veliyyullah'in bashttigi islam! ilimlerin egitimindeki yenile§me ve 
muslumanlan bizzat Kur'an'm kendisine davet hareketi kisa zamanda semeresini 
vererek muslumanlan Kur'an etrafinda toplamishr. §ah Veliyyullah oncesi ile 
sonrasma bakildiginda, sonraki donem Kur'an ?alismalannda hem kemmiyet hem 
de keyfiyet bakimindan musbet yonde ciddi bir mesafe katedildigi kendisini 
gostermektedir. Bolgedeki dilin Urducaya donmesiyle de bu eserler Urducada verilir 
olmu§tur. Bu yeni yoneli§ ruhlari Kur'an'la beslenen nesillerde, Ulkeyi sahiplenmek 
isteyen islam di§i unsurlara kar§i topyekun ba§kaldin suuru viicuda getirmistir. $ah 
Abdulaziz, §ah Muhammed ishak, Seyyid Ahmed §ehid ve takipgilerinin 
stirdiirdugu siyasi hareket btiyiik oranda Kur'an merkezliydi. 

3. Urduca ilk baste sadece Hindistan halklan arasmda bir ileti§im vasitasi 
olarak ortaya cikmisken, bu dilde yazilan islam! kitaplar ve Kur'an tercume ve 
tefsirleri onu bir islam dili haline sokmustur. 



338 Saiiha, Urdu terdcim, s. 98 



339 Etntr-i Hurd, Siyeru'l-evliya, s. 669-77; GeylanT, Nizdm-i ta'ltm, II, 1 10-2, 125-9, 137, 143 



93 



4. Tefsirler cogunlukla halki irsad gayesiyle yazildiklan icin muhtevanin ilmi 
olmasina ileri derecede ozen gSsterilmemistir. Bu sebeple tefsirlerde ciddi ilmi 
tartismalar ve derin yorumlar yerine genel halkin hosuna gidebilecek tiirden hikaye 
ve kissalara cokca yer verilmistir. Bununla siiphesiz bazi yararlar saglanmissa da 
israili rivayetlerin bSlgedeki tefsirlere bu yolla girdigi de bir gercektir. Burada daha 
ilginc olani Hindistan ve Pakistanli miiellif ve miinekkitlerin tefsirlerin asilsiz kissa 
nakilleriyle ortaya cikan bu hatah yoniine yeteri kadar dikkat cekmemesidir. Belki 
de bu yerle§ik kulturiin.ilme yansimasidir. 

5. Tefsirlerin az bir kismi miistesna tamami muhtasardir. 

6. Incelenen tefsirlerin tamami da Urdu dilinde olmakla birlikte, dil tesekkul 
safhasim yasadigmdan 340 , eserlerde mahalli sivelerin kendi ozellikleri agirhkli 
olarak yansitilmistir. 

7. Bu donemde yazilan Urduca Kur'an tercumeleri gerek dil ve gerekse 
Islam'in ozune uygunluk bakimmdan §ah AbduMdir'in Kur'an tercumesine 
yetisememi§tir. Bunun sirnnin ilmi yeterliligi miisellem miitercimin, ceviri tizerinde 
?ok ciddiyetle ve uzun sure durmasi olduguna isaret edilmisti. Az emekle kisa 
zaman icerisinde hazirladigi tefsiri Muzihu Kur'dn'da. ayni basanyi gosterememistir. 



340 



Nakvt, Seyyid Kudret, "MuhaverSt ki hakikat", Lisdnt Makdldt, Islamabad 1988, 1,231 



94 



IKINCI BOLUM 

1857 BAGIMSIZLIK SAVA§I SONRASI SOSYO-KULTUREL 
HAREKETLER VE BU TAMHTEN GUNUMUZE URDUCA TEFSIRLER 



95 



I. DONEMiN SOSYO-KULTUREL HAREKETLERINE GENEL BIR 
BAKI§ 

Britanya Kralhgi'na alt Dogu Hind §irketi'nin niifuz alanim genisleterek 
1850'lerde devlete mifuzundan ve gelismesinden birinci boliimde sozedilmisti. 
Daha once butiin kusurlanna ragmen devleti kendi devletleri goren muslumanlar 
1857 bagimsizhk sava^iyla 1 duruma iyice hakim olan ingiliz hiikiimetini bir tiirlii 
iclerine sindirememisjerdi. Hindu ve sihler icin ingiliz idaresi miislumanlann 
tasawur ve tasvir ettigi kadar kotii goriinmuyordu. Ashnda bu durum muslumanlar 
icin ytiz yillardan sonra ilk defa gayr-i miislim bir unsurun egemenligi altina girmek 
olarak kabul edilirken hindular i9in Islam'la Hiristiyanhgin el degistirmesinden 
baska bir sey olarak gSriilmemisti. 

Ingiliz yada baska bir ulusun egemenligi altmda ya§amak koylu ve is?i gibi 
genel halki 90k fazla ilgilendirmiyordu. Bunlar i9in farkeden §ey sadece onceden 
hizmetlerinde bulunduklan Raca ve toprak agalanna (zemindar) bir U9uncusiinun 
ilave olmu§ olmasiydi. Aydinlar i9in durum bundan 90k farkli idi. Onlar ingilizlerin 
neden buralara kadar gelip butiin zor sartlara ragmen buralara hakim olmaya 
9alistiklanni biliyorlardi 2 . Batihlar bir yandan bolgenin tabii zenginliklerini kendi 
insanlannin ya§adigi bolgelere tasiyip orada ucuz hammadde ile sanayi devrimini 
ger9ekle§tirirken diger yandan da kendi dunya goriislerini ve dinlerini bura halkina 
empoze etmeye 9ahsiyordu. Bu ugurda Universiteler 3 a9iyor, ozel olarak yetistirdik- 
leri oryantalistlerin islam ve muslumanlarla ilgili kitap 4 ve makalelerini nesrediyor- 
lardi. ingilizlerin bolgedeki egitim faaliyetleri incelendiginde bir husus ozellikle 



Ingilizler bunu "mutiny=isyan, ayaklanma" diye adlandirmi§lardir. 

$ah Abdulaziz bu konuya ingilizler daha Ulkeye hakim olmadan dikkat 9ekmi§ti (bk. Tarih-i 
da'vet, V, 367) 

Sir Charles Wood'un yQnlendirmesi ile batih manada ilk Universiteler 1857'de Kalktlta, 
Bombay ve Madras'ta a^ilmi? ve bunlan 1882'de Lahor'daki PencSb ve 1887'de IlahaMd 
Universitesi izlemi?tir (bk. Zurayk, C.K., "Camia", UDMI, VII, 54-5) 

Hunter Indian Musalmans adh eserini yazip milsltimanlan 50k hususta tdhmet altmda 
birakmi§tir. Sir Seyyid Ahmed Han'm Hunter'e cevap olarak yazdigi Review on Dr. Hunter's 
Indian Musalmans: are they bound in conscience to rebel against the Queen ? (Benares 
1872) ise bazi yanhshklan dtlzeltmeye matuf kaleme ahnmifsa da Ozilr dileyici bir iisluptadir. 
Islam! konularda yazdigi eserlerle tanman Sir William Muir ise Hz. Peygamber'in (sa.) 
hayatim konu alan Life of Mahomed misyonerlere yol gflstermek icin yazmistir (bk. Hasan, 
Qamar, Muslims in India, New Delhi 1988, s. 7 (Hasan, Muslims in India)). 



dikkat gekmektedir. O da ingilizlerin bolge halki i9in ilk ve orta seviyesinde okul 
agmak yerine hi? boyle bir sikintiya girmeden seiyme ogrencileri alabilecekleri iini- 
versite ayannda kolejler a^malandir. Bu onlara hem daha az masraf yapmayi hem 
de kendi emellerine hizmet etmesini diisfedukleri elemanlan se?ip egitmeyi 
saglamisfrr. Bu okullara muslumanlann fazla ragbet etmemesi iizerine de daha 50k 
hindular kabul edilmi§ ve ileride devlet idaresinde bunlar yetkili kilmmistir. 

Gerek iilkenin ingilizlerin eline gegmesi, gerekse ingiliz hukiimetinin uygu- 
ladigi yanli politikalar Hindistan muslumanlan i9in sok ustiine sok olmus ve bu on- 
lan kendi kendileriyle ciddi bir hesaplasmaya goturmustiir. iste o gunden sonra, en 
azindan yakin gelecekte islami bir devlete sahip olmayi gundemlerinden gikaran 
muslumanlar, cem&at ve cemiyet §eklinde te§kilatlanmaya ve egitim milesseseleri 
kurmaya 5nem verdiler. Hind alt kitasmdaki en buyuk fikri hareketliligin bu doneme 
rastladigi soylense abartilmi§ olmaz. 1857 oncesi Hindistan' inda bir cemaat suuru 
i9erisinde faaliyet gosteren topluluklara bakildiginda bunlann fogunlukla Ci§tiyye, 
Nak§ibendiyye 5 Kadiriyye, Stihreverdiyye, Muceddidiyye gibi tasawufi ekollerle 
bunlann kollan oldugu goriilur. Bunlann gerektiginde halkm ir§adi yanmda yanli§ 
icraatlarda bulunan devleti de ikaz ettigi imam-i Rabbani orneginde gorulmustii. 
Hinristan'da muslumanlar i9in yararh hizmetler veren muesseseler zincirinden 
birisinin medreseler oldugu da a§ikardir. Bu baglamda Luknov'daki Firengi Mahal 
medresesini, medrese te§kilatlanmasi i9erisinde ba§anh hizmetler veren bir 
muessese olarak yad etmek gerekir 3 . §ah Veliyyullah Dihlevi'nin tecdid ve ihya 
hareketini, herhangi bir gurup ve cemaate maledilemeyecek 6l9iideki genis 
yapismdan dolayi, yeni bir gurup ya da cemaat olarak adlandirmak yerine, sonradan 
olu§an gurup ve ekoller i?in bir kaynak olarak gormek daha saghkli olur 6 . 

Hindistan'm yukanda arzedilen 1857 sonrasi sosyo-politik durumu tarikatlar 
di§inda da teskilat ve muesseseler kurulmasim zorunlu kilmistir. Bu kurumlann 
daha 90k egitim agirhkli olmasimn altmdaki neden, kendilerinden her yonden farkh 
olan bir Ingiliz idaresinin ozellikle musliiman halkin dini egitim ihtiya9lanm 
karsilayamayacagi on kabiiluydii. Burada 1857'den sonra olusan ve ileride uzerinde 
mustakil olarak durulmayacak olan fikir ekolleriyle egitim-ogretim kurumlanndan 



Bu medrese Molla Kutbuddtn Ensari (5. 1103/1691) tarafindan kurulmus ve oglu Molla 
NizSmeddin'in (5. 1748) idaresinde altin cagmi yasamistir. Molla Nizameddin bugQne degin 
Hindistan medreselerinde okutulan "Ders-i Nizam!" diye bilinen programm sahibidir (bk. 
Nu'mani, §ibli, Makaldt-i $ibli, A'zamgarh 1955, III, 102-25. Ayrica bk. Rahman Ali, 
Tezkire, s. 390-1; Rud-i kevser, s. 603-10; Ozcan, Azmi, "Firengi Mahal", DlA, XIII, 132-3). 

Hasan, Muslims in India, s. 3 



97 



kisaca soz edilerek asil konuya ge^lecektir 7 . Bu yeni donemde olusan fikir 
ekolleriyle kurulan egitim kurumlan kendilerini, Ingiliz idaresinin yanmda yada 
kar§isinda olmak prensibi uzerine temellendirmisterdir. ingilizlerin yanmda yada 
karsisinda olmamn iist simrlan belli olmakla birlikte yakinhk ve uzaklik dereceleri 
farkhliklar arzetmistir. Ileride geni§9e ele alinacak olan Ehl-i Hadis ekolu ingiliz 
idaresinin yanmda olmu§sa da bu cogu kere sadece kar§ismda olmamak tiiriinden 
notr bir yakinhk olmu§tur. 

Seyyid Ahmed Han izledigi yol sebebiyle hem elestiri alan hem de takdir 
toplayan bir §ahsiyettir. 1857 bagimsizhk savasi oncesi yazdigi eserlerde, dini konu- 
larda daha fazla gelenek9i 9izgiyi takip eden Ahmed Han ozellikle Dr. C.G. Pfander 
(1803-1865), Alois Sprenger (1813-1893) ve Sir William Muir (1819-1905) gibi 
mustesriklerin ve bunlann gelistirdigi metin tenkidi metodlanmn etkisinde kalarak 8 
Kur'an ve hadis hakkmda bazi yeni dtistinceler ortaya koymu§tur. Onun, Britanya 
Kralhgi'ni ziyaretinden sonra 1873'te temellerini attigi Aligarh Koleji etrafinda 
kumelenen gurubu ise ingiliz hukiimetine yakin olmu§ ve onlarla uyumlu 
cahsmistir. Qerag Ali (1844-95), Muhsinu'l- Miilk (1837-1907) ve Eltaf Htiseyin 
Hali'nin (1837-1914) de ifinde bulundugu bu ekip mtislumanlarm geri kalmishgmi 
ortadan kaldirmak i?in egitimde bati tarzi bir yapilanmanin zaruretine inanmi§ ve bu 
hususta ingiliz idaresinden yardim talep etmi§lerdir. Ahmed Han'm 18 86 'da 
kurdugu egitim amagh Muhammedi Egitim Konferansi (The Mohammadan 
Educational Conference) 9 adh kurulu§ o donemde begeni toplayan hizmetler ifa 
etmis ve bir bakima meshur Muslim League 'in (Miislumanlar Birligi) kurulusuna da 
zemin hazirlamishr 10 . 

Kadiyaniler de ingiliz hiikiimetiyle koordineli cah§an guruplardandir. Gulam 
Ahmed Kadiyani (6. 1908), ingiliz dostu olan babasi gibi her firsatta ingilizlere olan 
baghhgini tekrar ederek onlann destegini arkasmda hissetmi§tir. Bu hareketin ba§i 
ile sonu arasmda 90k ciddi bir sapma oldugundan zamanla musliimanlan temsil 
etme ozelligini kaybetmistir. ingiliz Hukiimeti'ne bir kar§i koyma diisiincesinde 



10 



D5nemin sosyo-killttlrel y8nden geni? bir degierlendirmesi ve egitim miiesseseleri i?in bk, 
Hamidullah, Muhammed, "Cultural and Intellectual History of Indian Islam", Die Welt Des 
Mams, sy 3, 127-44 

Hasan, Muslims in India, s. 7 

O dQnemlerde Hindistan'da islam yerine "Mohammadan- MuhammedTlik" tabirinin 
kullanilmis olmasi yine ingiliz tesiri iledir. Cilnkil bunlar islam'in Hz. Muhammed (s.a.) 
tarafmdan olusturulan bir din oldugu propagandasini yapiyorlardi. 

III. BOlOmde Seyyid Ahmed Han'dan s8z edilirken bu konuda daha genis bilgi verilecektir. 



98 



olmayan Ahmed Riza Han Birelvi'nin etrafinda toplanan ve daha sonra BirelvT 
ekolii diye adlandinlan cemaatin mensuplan da Riza Han'in yolunda devam 
etmisterdir. Ehl-i Hadis'le Birelvi ekolii mensuplan ingiliz hukiimetiyle 
Hristiyanligi ayn tutmu§lar, devlete kar§i ses 9ikarmazken Hristiyanligi ve 
misyonerlerin faaliyetlerini her zeminde elestirmislerdir. 

A9ik a9ik seslendirilmese de ingiliz idaresine kar§i koymamn yolunun iyi bir 
islami egitim seferberligi ve gerektiginde de silahli mttcadeleden ge9tigini sSyleyen- 
lerin sadece Diyobendi ekolii mensuplan oldugu soylenebilir. £unkii bu medreseyi 
kuranlar -ileride temas edilecegi gibi- 1857 bagimsizhk savasmda bulunup 
Ingilizler'e karsi silahli mucadele verenlerdir. mticadeleye katilanlann bir kismi 
sehid olurken diger bir kismi Hindistan disma hicret etmek zorunda kalmisti. Aym 
harekette olduklan halde bu iki akibetten birine du^ar olmayanlar ise bu ekole temel 
olan medreseyi kurarak yeni bir agilima vesile olmak istemistir. 

Yukanda isimleri ge9en cemaat ve ekollerin diisunce ve hareket tarzlanmn bir 
sentezi olarak 1310/1892'da kurulan Luknov merkezli Nedvetu'l-UIema ise ummet 
arasmda birlik ve beraberligi tesis etmek ve ilmi faaliyetlere bir ciddiyet getirme 
yolunda yogun faaliyetler gSstermistir. Yazdigi dini, ilmi ve edebi eserlerle islam 
iimmeti arasinda begeni ve takdir toplayan §ibli Nu'mani (o. 1332/1914) Nedve'nin 
ileri gelenlerindendir 11 . Nedvetii'l-Ulema mezunlannm 1914'de A'zamgarh'da kur- 
dugu DSru'l-Musannifin, Seyyid Sxileyman Nedvi'nin idaresinde 90k sayida kiy- 
metli eser ne§rederek ilme biiyiik katki saglamistir 12 . Nedve, bir zamanlar ileri 
goruslii ve ufuk sahibi alimlerin katkilanyla admdan uzun siire iftiharla soz 
ettirdiyse de bugun, gerek Hindistan' in sosyo-ekonomik yapisinin ve gerekse 
devletin tarafli egitim politikalannin 13 etkisiyle kurulu§unu takip eden yillardaki 
kadar ba§anh bir egitim-ogretim faaliyeti gosteremedigi gibi miislumanlara ufuk 
a9acak ttirden fikri rehberlik yapacak kapasitede de bulunmamaktadir 14 . 



12 



13 



14 



NedvetU'l-UlemiTnin kurulu§u, temel hedefleri ve faaliyetleri hakkindaki en derli toplu kitap 
IshSk Nedvt, Muhammed ve §ems-i Tebrtz Han'in ortakIa$a hazirladiklart iki ciltlik Tarih-i 
Nedveti'l-ulema'Aw (Luknov 1983). 

Nedvt, EbU'l-Hasen AH en-, "MeralcizU'1-ilm ve's-sekafetU'1-lslamiyye fi'1-Hind", £/, 10/6 
(1961), 83 (Nedvt, "MerSkizU'l-ilm") 

Mesela gllnllmUzde Nedve'den mezun olanlar Aligarh MUslim University ve Delhi'deki Jamia 
Millia Islamia'nm dismda herhangi bir yuksek okula kabul edilmemektedir. Bura mezunlarina 
Pakistan'da oldugu gibi Qniversite denkligi de verilmemektedir. 

Buraya yaptigimiz U? gOnlUk ziyaret Nedve hakkindaki degerlendirmelerimizin saghkh bir 
zemine oturmasma Snemli katkida bulunmu§tur. 



99 



Haydarabad Dekken'de 1918'de kurulan Osmaniye Universitesi, Hind alt 
kitasmda islami ilimlerin gelismesine ve toplumun suurlanmasina buyiik katkisi 
olan bir miiessese olmu§tur. Universite'nin nuvesi 1856'da kurulan Darululum ile 
atilmis. ve bu miiessese Hindistan'in Ingilizlerin eline ge9mesinden sonra i9 islerine 
karisdmadan muhtar bir devlet olarak birakilan Haydarabad Nizamligi tarafindan 
gelistirilerek 1918'e getirilmisti. Nizamhgin Urduca'yi 1884'te resmi dil yapma 
karan yururlukte oldugu ifin universitenin egitim dili Urduca olarak benimsenmisti. 
Universite bunyesinde kurulan "Daru't-Terciime" dini ve sosyal konularla ilgili 400 
kadar kitabi Urduca'ya terciime ederek 90k buyiik bir hizmet gormiisttir. Herhangi 
bir gurup ve cemaate mensubiyeti bulunmayan bu universite 1947 'ye kadar Urduca 
bu tarihten sonra da ingilizce ile egitim-ogretimini surdurmus ve islam diinyasma 
90k sayida kiymetli eser kazandirmamn yamnda bolgenin islamlasmasina da biiyiik 
katkida bulunmustur 15 . 

Kiiltur hayatma yaymladigi eserlerle katkida bulunan Dairetli'l-Ma'arif ise 
1888 yilinda Haydarabad'da kurulmu§tur. Ozellikle kitap nesrine Qnem veren kurum 
1960 yilina kadar 150'den fazla degerli kitap yayinlayarak bazi eski eserleri yok 
olmaktan kurtarmistn- 16 . Mevlana §ibli Nu'mani ve Allame Hamidiiddin Ferahi'nin 
(1863/1930) onderliginde 1910 yilinda Saray-i Mir, A'zamgarh'ta kurulan Medre- 
setfi'l-lslah 17 siyasete bulasmaksizm 90k seviyeli bir egitim kurumu olma 9abasi 
i9erisinde olmu§tur 18 . 

Aligarh Koleji'nin iyice ingiliz hukiimetinin yanmda ve muslumanlann 
kar§ismda yer almasi uzerine Mahmud Hasan Diyobendi (1851-1920), Hilafet 
Komitesi uyeleri ve kolejin eski ogrencilerinin girisimleriyle 1920 yilinda Aligarh'ta 
kurulan Milli islam Universitesi (Cami'a Milliye islamiye) Hindistan'da islam 
egitimi i9in yeni bir i§ik olmustur. Kisa bir sure sonra Delhi 'ye tasman universite 
onceleri daha gelenekci bir egitim sistemi ve ogretim kadrosuna sahipken zamanla 
Aligarh' in modernist 9izgisine yakla§mi§tir. Bugiin Camia Milliye, islami egitimin 



is 



16 

17 



18 



Ayrmtih bilgi i?in bk. Siddiqi, M.R., "el-Cami'atti'l-'Osmaniyye", DIA, VII, 103-4; Nedvi, 
"Merakizd'1-ilm", 85; Hamid Ahmed Han, Ta'lim ii tehzib, Lahor 1975, s. 7-15 

Daudi, Hadis Qalqmalan, s. 305-7; NedvT, "MerakizU'1-ilm", 84 

Mezunlarmm Islaht nisbesini kullandigi bu egitim kurumunun hayattaki en me§hur temsilcisi 
olan Emin Ahsen Islaht (d. 1904) halen Lahor' da ya§amaktadir. 

Ayrinti i9in bk. Nedvl, Seyyid SUleyman, Ydd-i reftegdn, Karaci 1983, s. 110-32; Nedvi, 
"Merakizu'1-ilm", 83; Allame Hamidiiddin Ferdhi haydt u efkdr-Makdldt-i Ferdhi Seminar 
(Haz. EncOmen-i Talebe-i Kadim Medresetii'l-Islah), A'zamgarh 1992 



100 



verildigi fakiiltesinden cok 19 teknik ve sosyal branslardaki fakiilteleriyle adindan soz 
ettirmektedir 20 . 

Hindistan'daki fikri ve siyasi akimlar icerisinde 1931 yilmda kurulan Haksar 
Hareketi'nin 50k Szel bir yen vardir. Temel felsefesi din farki gozetmeksizin insan- 
lar arasinda esitlik ve dostane iliskiler olan hareket Hindistan disma da tasmis ve 
hristiyan, yahudi ve diger dinden iiyelere sahip olmustur. Hareket, Cambridge 'de 
matematik ve fizik alanlannda egitim gormu§ olan kurucusu Allame inayetullah 
Han el-Mesriki'nin (1888-1963) ismiyle butiinlesmis ve bir sure hiikumet 
kuwetlerine karsi silahli mucadele vermistir. Pakistan' in kurulmasiyla hareketi 
dagitan Allame Mesriki yazdigi kitaplar ve hareketteki bazi islam disi usiiller 
sebebiyle Ehl-i Sunnet alimler tarafmdan agir tenkidlere tabi tutulmustur 21 . 



19 Bu degi§imin sonuclan bizzat tarafimizdan da mtl$Shede edilmi§tir. 

20 Camia' Milliye tslamiye hakkmda aynnti i<?in bk. Tonki, S.M., Aligarh andJamia, New Delhi 
1983; Mevc-i kevser, s. 145-55; A'zamf, Abdullatlf, "CSmia' key pecas s^l (Camia'nin elli 
yih), Cdmia\ 62/5 (1970), 9-52 

OcUncO BOlUmde All&me Mejnki ve hareketinden ayrica bahsedilecektir. 

U Yflfc,- ' 

101 MK0lUN?4£r». 



21 



II. FtKIR EKOLLERI VE TEFSIRLER 

Yukanda Hind alt kitasinda olusan bazi fikir hareketlerinden ve bunlarca 
kurulan kurumlardan kisaca sozedildi. §imdi de sirasiyla muntesipleri tarafindan 
tefsirler yazilan fikir ekolleri hakkinda bilgiler verilecek ve bunlann tefsirleri 
tamtilacaktir. £ok arzu edilmesine ragmen kadiyani ve siiler tarafindan yazilan 
tefsirlere tezin kapsami sebebiyle girilemeyecektir. Bunlarca yazilan tefsir turii 
eserlerin sayisinin coklugu bu konuda ileride mustakil bir cah§ma yapilmasim 
gerekli kilmaktadir. Bu konudaki literaturiin genis olmasi hem kadiyaniler hem de 
en llimhsmdan en asinsma siilerin temel meselelerini Kur'an ayetleriyle 
temellendirmelerinden kaynaklanmaktadir. 

Ekoller olusum donemleri dikkate alinarak en eskiden baslanip tanitilacagin- 
dan ilk sirayi Ehl-i Hadis ekolii ve mtifessirleri alacak ve ardindan Diyobendi 
ekolune geQilecektir. Diyobendi ekolii tek basina bir tez konusu oldugu icin 
tezimizde sadece kurulus ve fikirlerinden bahsedilecek, bu ekole mensup alimlerce 
yazilan Urduca tefsirlerin ise kisa kunyelerinin verilmesiyle iktifa edilecektir. Tarih 
itibariyle iicuncii sirada yer alan Ehl-i Kur'an ekolii miistakillen ii9tincu bolumde 
incelenecegi i9in burada atlanacaktir. Bu siralamaya g5re dorduncu olarak Birelvi 
ekolu ardmdan da Cema'at-i islami incelenecektir. Ekoller incelenirken okuyucuya 
kolaylik olmasi bakimmdan kurulu§lan veya ne zaman ekolle§tikleri, teskilatlanma- 
lari, temel gorusleri, Qnemli mumessilleri ve faaliyetleri hakkinda ozet bilgi veril- 
meye 9ahsilacaktir. Bolgedeki tefsir literaturiine Qnemli katkilan oldugu halde yu- 
kandaki ekollerden herhangi biriyle tarn bir baglantilan olmayan ya da boyle bir 
baglantiyi teleffuz etmeyen miifessirlerden ikisinden boliimiin sonunda mustakil 
olarak sozedilecektir. Bu iki mufessir tefsircilikleriyle adeta tek kisilik birer ekol ol- 
mus olan Ebii'l-Kelam Azad ve Emin Ahsen Islahi'dir. 

§urasi bir gerfektir ki, bu ekollerden her birisini tek basina bir doktora tezinde 
bile hakkiyla incelemek mumkiin gorunmezken tamammin bir bolum i9erisinde 
incelenmeye 9alisdmasi konunun Turkiye'de yeni olmasi sebebiyledir. Mehmet 
Ozsenel'in Pakistan' da Hadis Qahsmalari adh yuksek lisans (Istanbul 1993) ve 
Halid Zaferullah Daudi'nin Pakistan ve Hindistan'da §dh Veliyyulldh ed- 
Dehlevi'den Guniimuze Kadar Hadis Qahsmalari adh doktora ( Ankara 1994) 
tezinin bu ekollerin tanitimi i9in iyi bir baslangi9 oldugunu itiraf etmemiz gerekiyor. 



102 



Ne var ki bu her iki cahsma da hadis dahnda oldugu i^in ekoller daha 90k hadis ilmi 
a9isindan ele ahnip degerlendirilmistir. 

A. Ehl-i-Hadfs ekolil 

Ehl-i hadis terimi 9esitli devirlerde farkh guruplar i9in farkh anlamlarda kul- 
lanilmistir. Bu terim ashab ve tabiin devrinde hadisle mesgul olup onun ilmini 
yapan ve rivayet edenler i9in kullanihrken kisa bir zaman sonra hadisle amel edenler 
i9in de ehl-i hadis denilmeye baslanmistir. Bu donemde ehl-i hadis terimi i9erisine 
hem zdhiriler hem de huktim ikamesinde hadis-i serife daha fazla oncelik veren 
safi'i ve malikiler giriyordu. Bu manada Imam Buhari ve imam Muslim'de birer 
ehl-i hadis kabul edilebilmistir 22 . Hind alk kitasinda ise kendisi hakkmda bu terim 
kullamlan kisi ve cemaatlerin tarihi ta ilk hicri asra kadar uzanmaktadir. Tarihten 
gelen bu terim ihtiva ettigi mana ve kapsamdan bir kismmdan soyutlamp bir takim 
yeni manalar kazanarak XDC. yiizyilda Hind alt kitasinda temel dusuncesi fikih 
mezheplerini taklidi red ve hadisle ameli on plana fikaran yeni bir cemaat i9in ad 
olmustur. Asagida Hindistan menseli bu cemaatin tesekkiilii, temel fikirleri, 
temsilcileri ve 6nemli mufessirleriyle tefsirlerinden bahsedilecektir. 

1. Tesekkiilii ve Temel Fikirleri 

Kaynaklarda Hindistan'daki Ehl-i Hadis ekohi'min kurucusu olarak Seyyid 
Nezir Htiseyin Dihlevi'nin adi ge9mektedir 23 . Siddik Hasan Han Kannevci'nin de 
cemaatin olusma surecindeki 90k etkin rolii sebebiyle ikinci sirada adi ge9er. ekoliin 
kurulusunu hazirlayan sebepleri iyi analiz edebilmek i9in Nezir Hiiseyin'in hayatin- 
dan ve diisiince yapismdan kisaca bahsetmek uygun olacaktir. 

Seyyid Nezir Hiiseyin Dihlevi (1805-1902) 

Nezir Hiiseyin 1220/1805 24 yilinda Bihar'a bagh Surecgarh'da diinyaya geldi. 
Tahsil hayatma 16 yas gibi ge9 bir tarihte basladi 25 ve ilk olarak babasi Cevad 



21 Ehl-i hadis teriminin tarih igerisindeki kullanimiyla ilgili olarak bkz. Aydinh, Abdullah, "Ehl-i 
hadis", DlA, X, 507; Abdulkayyum, "Ehl-i hadis", UDMl, III, 579-80 

23 Mesela bk. Daudi, Hadis Qalismalari, s. 251; Myatullah, "Ahl-i Hadith", EI 2 , I, 259; 
Abdulkayyum, "Ehl-i hadis", 580; Ozsenel, Pakistan 'da Hadis Qali§malan, s. 88 

24 Hayati hakkmda bk. Nuzhe,W\\\, 497-501; Ahmed Han, Makdldt, XVI, 324; NevsehrevT, 
Terdcim, s. 132-59; Rahman Ali, Tezkire, s. 595; Mevc-i kevser, s. 68-70; Daudi, Hadis 
Qahsmalari, s. 195-8 



103 



Ali'den okudu. Daha sonra (1237/1841) Patna'ya bagh Sadikpur'a giderek muhtelif 
hocalardan alti ay kadar okudu. O vakit §ah Ismail §ehid ve cihad arkada§lanyla 
birlikte Patna'da bulunan Seyyid Ahmed §ehid'in yapmi§ oldugu sohbetten 26 
olduk9a etkilenen Nezir Hiiseyin, §ah Abdulaziz'i gormek ve ilim tahsilini surdiir- 
mek ifin Delhi'ye gitmeye karar verdi. Yol tizerindeki sehirleri ziyaret edip bura- 
larda da ilim tahsilini surduren Nezir Hiiseyin 1237/1 84 l'de ciktigi Delhi yolcu- 
lugunu 1243/1828 noktaladi. Ama ne yazik ki §ah Abdulaziz birkac yil once 
(1239/1824) vefat etmi§ oldugundan onunla gorusme arzusu gerfeklesemedi. 
Delhi 'de Veliyyullahi ekolun meshur alimlerinden istifade etti ve h. 1246 yihnda 
§ah Abdulaziz Dihlevi'nin torunu Muhammed ishak Dihlevi'nin (6. 1262/1846) 
ders halkasma katildi. Ondan Mekke'ye hicretine (h.1258) kadar ozellikle hadis ilmi 
ve senedinde istifade etti 27 . 

Hocasinm Mekke'ye gitmesi iizerine birlikte Delhi'deki Evrengabadi 
Mescidinde ders vermeye ba§layan Nezir Huseyin ba§langi?ta biitiin kitaplan oku- 
turken sonradan sadece Kur'an (tefsir) ve hadis okutur oldu 28 . Burada 50 yildan fazla 
ders verdi ve 90k sayida talebe yetistirdi. Talebelerinin 9oklugu ve her tarafa 
yayilmasi sebebiyle §eyfau'l-Kiil lakabiyla da amhr 29 . (^ok az sayida kitap telif et- 
mesi ilminin azhgindan degil de talebe yetistirmeye daha fazla ehemmiyet 
vermesinden kaynaklanmaktadir 30 . Kendisine talebelik yapan Niizhetu'l-havdtir 
mtiellifi Abdulhayy Haseni onun h. 1270 yihna kadar Hanefi fikhina karsi biiyiik 
alaka duydugu ve okuttugundan fakat bu tarihten sonra Kur'an ve hadis disindaki 
ilimlerden uzakla§tigmdan bahsetmektedir 31 . Boylece Nezir Huseyin hocalanndan 
gelen 9izgisini degistirmi§ ve yeni bir yola girmis. oldu. Artik ozellikle fikhi 
konularda mezheplerin g6rii§lerini benimsemiyor hadisin zahirine tabi oluyor ve ona 
gore hukiirn ikame ediyordu. Bid' at ve hurafeye kar§i sert tavir aldigi gibi giinun 
tasawuf anlayi§mi da kiyasiya elestiriyordu. O ve talebeleri bu ve benzeri tutumlan 
sebebiyle Vahhabilere benzetildikleri i9in ba§lan halk ve tngiliz hukiimetiyle 



25 
26 

27 
28 
29 

30 
31 



Rahman AH, Tezkire, s. 595 

Nev§ehrevi, Terdcim, s. 135; Mevc-i kevser, s. 68 

Hocasindan okudugu kitaplar icazetnamede belirtilmi§tir (Nev$ehrevT, Terdcim, s. 132). 

Nevjehrevi, Hindustan, s. 20 

Mevc-i kevser, s. 67; Eseri, tr§adu'i-Hak, Pdk-u Hind me ulemdey Ehl-i Hadis ki hidmdt-i 
Hadis, FaysalSbad 1990, s. 32 (Eseri, Ehl-i Hadis ki hidmdt) 

Az sayidaki risSlesi 15m bk. Niizhe, VIII, 500; NevsehrevT, Terdcim, s. 147 

Niizhe, VIII, 498 ; Nev§ehrevt, Terdcim, s. 143 



104 



sikintiya girdi 32 . Kendilerine VahhSbf ya da baska birsey denilmesini onlemek icin 
cemaatlerinin admi tngiliz hukumeti nezdinde Ehi-i Hadts olarak tescil ettirdiler 33 . 

Bu yeni cizgisi sebebiyle bazilan ona cephe ahrken bazi kimseler de onun 
yanmda yer almaya basladi 34 . S. Nezir Hiiseyin ve goniildaslanninin ingiliz 
idaresine ciddi manada bir muhalefeti olmadi. 1857 (h.1273) bagimsizlik sava§i 
sirasinda ingilizler'e karsi savasmadiklan icin onlara ilisilmedi 33 . Fakat sonradan 
Cemaatin Sadikpur ekibinden 36 bazilan ingilizlere kar§i cikilmasi tezini giiclii bir 
sekilde seslendirince h. 1280 yihnda Ambela'da Ingilizlere karsi ayaklandilar. 
Duruma kisa bir zaman icerisinde hakim olan ingilizler isyancilan yakalayip hapis 
ve siirgiinle cezalandirdi. Nezir Hiiseyin de iki arkada§i ile birlikte ihtiyaten bir yd 
RavalpindT sehrinde hapsedildi. Hayatinm geri kalan kismmda Ingiliz Hukiimetine 
karsi herhangi bir harekette bulunmayan Nezir Hiiseyin' e h. 1315 yilinda ingilizler 
tarafindan §emsii'l-ulema iinvam 37 verildi. Ancak o bu iinvana pek isinamadi ve 
bunun yerine kendisine Miyan Saliib veya sadece Nezir denmesini yegledi 38- 



32 



33 



34 



35 



36 



37 



38 



Bu VehhSbilik benzetmesi Ingilizlerin isine 50k yarami§tir. Nasil Osmanh devleti egemenligi 
altindaki topraklarda zuhur eden bu hareket mensuplanni takibe ahp onlarla mticadele etmi§se 
ingilizler de ayni hakki kendilerinde g6rmu§ ve gtlya Hindistanh mQsltimanlan bu bozuk 
itikath kimselerden korumaya soyunmustur. VehhaM diye yaftaladigi ve kendilerine kar§i 
silahh mtlc§dele veren Seyyid Ahmed §ehfd ve arkada§lanna kar§i daha sert davramrken 
Nezir Hiiseyin ve arkadaslanna, kar§i harekette bulunmadiklan i?in, llimh davranmijtir. Bu 
konu Seyyid Muhammed Miyan' mda dikkatini gekmistir (bk. §dnddr mdzi, II, 235. Ayrica bk. 
Bayur, Hindistan Tarihi, HI, 390) 

Bk. Metcalf, Deoband, s. 281; AbdulkayyQm, "Ehl-i Hadts", UDMl, III, 580; Ahmad, 
Qeyamuddin, "Ahl-i Hadts", Encyclopaedia of Asian History (Ed. Ainslie T. Embree), 
London-New York 1988, 1, 30 

Mesela 1300/1883 yihnda hacc maksadiyla gittigi Hicaz'da ?ogunlugu Hindli olan ulema 
tarafindan hakkinda ileri sflriilen iddialar ve vahhibf su?lamasi sebebiyle Osmanh idaresi 
tarafindan tutuklandrysa da bir giin sonra serbest birakildi. Onun hacca giderken ilst dilzey bir 
devlet yetkilisinden mektup ahp yaninda bulundurdugu da iddia edilmektedir (bk. Rahman 
Ali, Tezkire, s. 595). 

Hatta Nezir Hiiseyin 1857 bagimsizhk savasmda zorda oldugu anlajtlan bir ingiliz kadim 3.5 
ay korumasinda tuttugu i?in ona 1300 rupi para ve memnuniyet berati verildigi ifade 
edilmektedir (bk. Rahman Ali, Tezkire, s. 595). 

Sadikpurtler diye anilan ve baslangi?ta Emir Velayet Ali (6. 1269/1852) ile Kardesi Emir 
inayet Ali (8. 1274/1858) tarafindan kontrol edilen grup Ehl-i HadTs i9erisinde silahla cihadi 
On plana 5ikarmi§lardi. Daha 50k Seyyid Ahmed Sehid ve San Ismail Sehld'in yolunu izleyen 
bu grubun faSliyetleri hakkinda bk. SindT, Temhid, s. 74-8 1 . iki kardesin hayat hikayesi ve 
eserleri i?in bk. §dnddr Mdzi, III, 8-32; KMri, Urdu Nesr, s. 228-50 

Makaliit-i Sir Seyyid'in mtlrettibi M. Ismail Panipati bu hususta §u ifadeyi kullanir: "...hatta 
Britanya HukQmetine karsi olan yumusak tutumu (^^>j,p-) sebebiyle ona Semsu'l-ulema 
Onvani bile verildi. 

Nevsehrevi, Terdcim, s. 151; Mevc-i kevser, s. 69 



105 



ingilizlerin idareyi ele ge9irmesiyle birlikte muslumanlardan bir kismi onlarla iyi 
geqiinme yoluna giderken diger bir kismi onceden gosterdikleri aleyhte tavn 
surdtirdiiler. Seyyid Ahmed Han ingilizlerle iyi gefjinerek birseyler yapma taraftan 
olanlann basinda geliyordu. Ubeydullah Sindi'ye gore Ehl-i Hadis de farkh seviyede 
de olsa ayni yolu benimseyenlerdendir 39 . 

Ehl-i Hadis' in ikinci 6nemli simasi goruslerinde Nezir Huseyin kadar kati ol- 
madigi gozlenen Siddik Hasan Han Kannevci'dir 40 . 1857 olaylanndan sonra Delhi 
ve civannda hareket alanlan daralan Ehl-i Hadis mensuplan i?in Bopal sehri 41 - 
1284/1867 yihndan itibaren Siddik Hasan' in burada idareci olarak bulunmasi sebe- 
biyle- bir merkez durumuna geldi. O burada hadis ve siinnete olan ragbeti artirmak 
i?in 9esitli faaliyetlerde bulunuyordu 42 . Nezir Huseyin agirhgi talebe yetistirmeye 
vermisken o daha 50k kitap yazimina ydnelmis ve 200 'u askin kitap te'lif etmistir 43 . 

Nezir Huseyin'in yetistirdigi talebeler, Siddik Hasan'm ise yazdigi ve 
yazdirdigi eserlerin etkisiyle Ehl-i Hadis dusiincesi Hindistan'da kisa bir zaman 
i?erisinde hizla yayildi. Bir yandan medreseler kurulurken ote yandan dergiler 
9ikanlmaya, gazeteler nesredilmeye ve toplantilar tertip edilmeye baslandi. ilk der- 
gileri Urduca "Ifaatu's-Sfinne" olup Muhammed Huseyin Betalvi (6.1338/1919) 44 
tarafindan gikanlmistir. Cemaat aynca, Diyobend Medresesi'nde yetismisken son- 
radan Ehl-i Hadis dusuncesini benimseyen Senaullah Amritsari'nin (6. 1367/1948) 
katihmiyla biiyiik gu9 kazandi. Amritsari ekol'un ikinci dergisi olan Ahbar-i Ehl-i 
Hadfs'i 9ikarmakla (yil 1903) kalmamis 45 Hindistan Ehl-i Hadis Konferansi'mn ilk 



39 



40 

41 
42 
43 
44 

45 



Sindt bu konuda geni§ bir degerlendirme yaptiktan sonra s6zil §6yle baglar: 

"...Aligarh grubunun kurucusu Seyyid Ahmed Han ve Seyhtt'l-islam Nezir Htlseyin'in 

arkada^larindan Ebu Said M. HUseyin ed-Dihlevi bazi girisimlerde bulundu ve tngiliz HiikOmeti'nin 
tazyiginden emin olmak ifin Sadikpurlularin usul ve esaslanni "Ehl-i Hadis" adiyla Aligarh grubuna 
yakla?tirdi. Bunlardan sonra gelen kesim bu usuliln ger?ekten Ehl-i Hadis'in yolu olduguna 
inaniverdi. Ardmdan da kendi aralannda a^inlar (gulat) ve mutediller olmak Ozere baiUndiiler. i?te 
icerisinde muhtelif kSbiliyetler toplayan cemaatler bu jekilde baiOntlyorlar." (Bk..Temhid, s. 80-1) 

Onun Ehl-i Hadis i?erisindeki yeri 19111 bk. Saeedullah, The Life and Works of Muhammad 
Siddiq Hasan Khan Nawab of Bhopal, Lahore 1973, s. 124-30 (Saeedullah, Siddtq Hasan 
Khan) 

Burasinin kendi icerisinde idari yOnden Qzerk bir yapisi vardi. 

Siddik Hasan Han hakkmda geni? bilgi ileride verilecektir. 

Nevsehrevf, Terdcim, s. 9 

Cemaat i?erisinde muhalif guruplara kar?i en sert davrananlardandir. Onun Ehl-i Kur'&n ve 
Diyobendilere karji olan saldinlan fitneye ve OlUmle sonu9lanan hadiselere sebebiyet 
vermi§tir. Hayati i?in bk. Niizhe, VIII, 427-8; 

Nevsehrevf, Hindustan, s. 29 



106 



defa 1330/1 9 12'da toplanmasinda ve ardindan bir kurum haline gelmesinde de 
biiyiik roller ustlenmistir. 1356/1937 yihna kadar 20 defa yillik toplanti yapan 46 bu 
teskilat, ekoliin faaliyetlerine hem bir kolayhk getirmis. hem de ona devlet ve halk 
g6zunde bir sayginhk kazandirmistir. Bugiin cemaat Pakistan, Hindistan, Banglades, 
ve diger iilkelerde bulunan cok sayida medrese 47 , yaymevi ve kurulu§la hayatiyetini 
siirdurmektedir. Kurmus olduklan yaymevi ve matbaalar vasitasiyla, basta hadis ol- 
mak iizere, Islami ilimlerin bir 90k bransinda kitaplar basip yayinlamislardir 48 . 
Temel hadis kaynaklarmin Urducaya gevirilmesi programi ve bu dilde yazdiklan 
90k sayida tefsir sebebiyle de Urducamn geli§imine mixsbet katkida 
bulunulmustur 49 . 

Ehl-i Hadis ekoluniin temel fikirlerine gelince; bunlann birka9 ana konuda 
odaklandigi gortilur: Tevhid, mezhepleri taklid yerine Kur'an ve hadisle amel, bid' at 
ve hurafenin islam disUigi ve sadece Kitap ve siinnetin ongordiigu sekilde bir ziihd 
hayati. Bu dusunceleri su §ekilde ozetlemek mumkundur. 

1. Allah'm isim ve sifatlannda te'vil ve te§bihe gitmez, oldugu gibi kabul- 
lenirler. Yaratilmi§lardan W9 bir kimsenin Allah'a sifatlannda ortak ko§ulmasmi 
kabul etmezler. Gaybin bilgisi sadece Allah'a aittir 50 . Birelvilerm. iddia ettigi gibi 
Peygamber (s.a.) Efendimiz'in gaybi bilmesi soz konusu olamaz. Peygamberler 
ancak ismet sifatiyla muttasif hirer beserdirler 51 . 

2. Taklid-i mezheb ve taklid-i §ahs'\ reddedip Kur'an ve hadisle ameli one 
9ikarmi§lardir. Bu ekoliin kuruculan sayilan Siddik Hasan Han ve Nezir Hiiseyin 
hadisi, ferdi takva ve toplumsal davranism ideal bir rehberi ve hukukun asil kaynagi 
olarak degerlendir 52 . Onlar bu konuda kendilerine Hindistanh ulemMan §ali 
Veliyyullah, Muhammed ishak Dihlevi, §ah Ismail §ehid ve Seyyid Ahmed §ehid'i 
mesned gostermi§lerdir. Halbuki §ah Veliyyullah mezhep imamlan tarafmdan 
yapilan ictihatlan ve kiyas yoluyla konulan hiikiimleri prensip olarak kabul etmistir. 



46 
47 
48 

49 

50 
51 



Toplanti yer ve tarihleri i?in bk. Nevjehrevi, Hindustan, s. 1 89 

Medreseleri ve diger ilmi kurumlan 19m bk. Esert, Ehl-i Hadis ki hidmat, s. 33-58 

Hadis sahasindaki hizmetleri ve ne5rettikleri hadis kitaplan i?in bk. Nev5ehrevi, Hindustan; 
Daudi, Hadis Qahsmalari, s. 253-5,309-12; Ozsenel, Pakistan'da Hadis Qalismalari, s. 88-94 

Kadir!, Urdu nesr, s. 22 

Titus, Indian Islam, s. 1 88 

Hz. Peygamber (s.a.) ile ilgili g5rtl§leri sebebiyle ytizyili askm bir stlredir Birelvt cemaatiyle 
kavgahdirlar. lleride bu konuya tekrar deginilecektir. 



107 



$ah Veliyyullah'a g6re, ortaya bir problem ciktiginda mezhep farki gozetilmeksizin 
yapilan ictihadlara bakihr, bunlar i9erisinden tercih mtimktinse tercih yapihr degilse 
htiktim ikame yollan sirasiyla kullanilarak problem cozume kavusftirulur. Tabii or- 
tada probleme coztim getirebilecek sarih ve saglam bir hadis varsa bu evleviyetle 
tercih edilir. Diger tic alim de §artlan hadis lehinde olarak birazcik yumusatmakla 
birlikte §ah Veliyyullah'm g6rti§unu benimsemislerdir. Halbuki Ehl-i Hadis, imam- 
lann nass olmadigi yerde akil ve kiyasi kullanarak yaptiklan ictihadi risalete §irk 
kosmak olarak adlandmrlar 53 . Bazi fer'i komilarda bSlgedeki Hanefl ulemasi ile 
aralannda btiytik tartismalar oimustur. Ehl-i Hadis namazda el kaldinlmasi, sesli 
amin denilmesi, imamla birlikte fatiha okunmasi, elin gfigtis hizasmda baglanmasi, 
teravih namazimn 20 rek'at kilinmamasi, bir lafizla u? talak ya da bir mecliste tic 
talak verilmesinin bir talak htikmtinde olmasi gibi konulan gerek kitaplar yazarak 
gerekse mtinazaralar tertipleyerek savunmu§lardir 54 . Hanefilerin, son iki konu hak- 
kinda icma oldugu iddiasim ve genelde icma'yi kabullenmezler 53 . 

3. Toplum i?erisinde var olan ve islam'a dayandinlan orf adet ve gelenekleri 
bid'at olarak adlandinp reddederler. Ehl-i Hadis'e gore, bidat-i hasene de merdut" 
tur 56 . Kitap ve stinnete dayah ztihd ve takva hayatim kabul etmekle birlikte tasawuf 
ve tarikatlarda bulundugunu iddia ettikleri bazi hal ve hareketlerle inamslari islam 
di§i ilan ederler. 

4. Cihad modernistlerin ifMe ettigi gibi belirli sartlar altinda yalmzca savun- 
maya yonelik bir olgu degil bir takva hareketidir 57 . 

5. Kur'an'da nesh olayi cereyan etmemi§tir 58 . 



52 
53 
54 

55 

56 

57 
58 



Ahmad, Islamic Modernism, s. 1 14 

bk. Saeedullah, Siddiq Hasan Khan, s. 149 

ibadetlerdeki bu §ekilcilik o raddeye ula§mi§tir ki Seyyid Ahmed Han'm diger gQrU§lerini 
gQrmezden gelerek onu "namaz i?indeki tekbirlerde elini kaldirdigi, sesli &min dedigi, imamla 
birlikte Fatiha okudugu" i?in Ehl-i Hadis'ten saymislardir (bk. Nevjehrevi, Hindustan, s. 3 1). 

Fikhi konulardaki gOriljleri i?in bk. Daudi, Hadis Qahsmalari, s. 252-3; Titus, Indian Islam, 
s. 1 88-9; Hanefilerle olan tartismalari i?in bk. Ludyanevi, M. Yusuf, Ihtildf-i iimmet aor sirdt- 
i mustakim, Karagi 1399, 1, 26-35 ve II. cilt 

Ahmad, Islamic Modernism, s. 115; Daudi, Hadis Qahsmalari, s. 252 

Ahmad, Islamic Modernism, s. 1 19 

Metcalf, Deoband, s.270 



108 



2. Miifessirler ve Tefsirleri 

Ehl-i Hadis, Hind alt kitasinda Kur'an ve tefsir sahasmda en fazla cah§masi 
olan ekollerdendir. Tefsir sahasinda bu ekole mensup alimlerce yazilan irili-ufakh 
tam-eksik kitaplann tamami bir liste olarak sunulmaya 9ali§ilsa sayfalar tutacaktir 59 . 
Burada bu eserler igerisinde tam bir tefsir huviyeti ta§iyanlarla eksik olsa da 90k 
onemli gorulenler disindakilerin tanitimina gidilemeyecektir. Bu bize ele alinan tef- 
sirleri biraz daha fazla tanitabilme firsati verecektir. Ancak mufessirlerden 
bahsederken muteMmil tefsirleri di§inda onemli gorulen sure, ctiz ve ayet 
tefsirlerine de i§aret edilecektir. Tefsirlerde ozellikle mufessirlerin dusunce yapisim 
ortaya koyabilecek ayetler se9ilecek ve bunlann tefsiri iizerinde durulacaktir. Az da 
olsa diger tiirden ayetlerin tefsirlerine de yer verilecektir. 

a. Siddik Hasan Han Kannevc! (1832-1890) ve Tercum&nul-Kur'an hi 
LetMJI'l-Beyanh 

Siddik Hasan Han ilmi mertebesi ve faaliyetleri sebebiyle islam dtinyasinda 
90k tamnan ve hakkinda kitap, tez ve makaleler yazilan Hindli alimlerdendir. 1248/ 
1832 yilmda Uttar Prades eyaletinin Kannevc 60 §ehrine bagh Bans Bireli kasa- 
basmda dtinyaya gelen Siddik Hasan'm Hz. Huseyin'in (r.a.) soyundan geldigi 
bildirilmektedir. Babasi Seyyid Evlad Hasan, §ah Abdulaziz Dihlevi'den okumu§ ve 
Seyyid Ahmed Sehid'e intisap etmisti. Dedesi ve btiytik dedelerinin ise sii oldugu 
belirtilmektedir 61 . Siddik Hasan kendi muhitinde aldigi ilk egitimden sonra 
Ferhabad, Kanpur ve Delhi 'de miiteaddit hocalardan akli ve nakli ilimleri okuyarak 
icazet aldi 62 . 

Egitimini 21 yasinda tamamladiktan sonra asil vatanlan olan Kannevc 'de kisa 
bir sure kaldiktan sonra is bulmak niyetiyle Bopal'a gitti (1855). Bopal'da iki yil ka- 
dar devlet memurlugu yaptiktan sonra 1857 savasi esnasinda gorevden el 
9ektirildiyse de 1860 yilmda Bopal'daki gorevine tekrar dondu. Siddik Hasan 
1861'de evlendigi ilk esinin vefat etmesi iizerine Bopal Valisi Newab iskender'in 



59 



61 

62 



Bu eserler i?in adi verilebilecek en mutemet kaynak muhtasar da olsa A. Ferivat'nin Cuhudu 
Ehli 'l-Hadisfi hidmeti 'l-Kur 'dni 'l-Kerim'idir. 

Bu yer Kannflc diye de okunmaktadir. 

Nevsehrevi, Terdcim, s. 278 

Hocalan i?in bk. Ebcedii'l-ulum, HI, 271-2; Niizhe, VIII, 188; UDMI id§re, "Siddik Hasan 
Han Kannevci", UDMl, XII, 103 



109 



kizi (newab) Sah Cihan Beygam (Begum) ile evlendi (1867) 63 . Evliligi muteakip 
Sah Cihan e§i Siddik Hasan'i hem devlet isjerindeki yetkisine ortak etti hem de 
Ingiliz hiikumetine basvurarak ona yilhk 75 bin rupi maas. baglanmasim sagladi. 
Onun 18 yil kadar suren bu gorevi bazi su9lamalar uzerine 1302/1885 yihnda sona 
erdirilerek butun iinvanlan geri almdi. Siddik Hasan azlinden be§ yil kadar sonra 
1307/1890 yihnda vefat etti 64 . 

Bopal'da 1857 sonrasi ikinci vazife donemi ve ardindan vali ile evlenmesiyle 
idari ve maddi yonden onu acilan Siddik Hasan Han islami ilimlerin nesri icin 
yogun faaliyetlere basladi. Bir yandan hadis ezberlemeyi tesvik icin yarismalar tertip 
ederken diger yandan yiiksek meblagda paralar harcayarak kitap bastinp dagittirdi 65 . 
Hadis kitaplarmin tamammi Urducaya tercume etme i§i ise Vahiduzzaman Han (6. 
1920) gibi yetkili ki§ilere ticret mukabilinde havale edilmi§ti. Sahsi kutiiphanesini 66 
satin aldigi kiymetli nadir yazma kitaplar ile bir hayli zenginlestiren Kannevci'nin 
devrinde Bopal sehri Kitap-siinnet eksenli islami ilimlerin merkezi durumuna geldi. 

Kannevci id&reciligin yogun mesaisine ragmen kalemi terketmedi ve geride 
222 kadar eser birakti 67 . Arap^a, Farsca ve Urducayi iyi derecede kullandigi ipin 
eserlerini bu ii? dilde vermistir. Urdu dilinde verdigi eserlerin sayisinin 100'ii astigi 



63 



64 



65 
66 



67 



Aziz Ahmad bu evliligi hakkmda §8yle der: 

"Ehl-i Hadts liderlerinin hayatlannm ve pratiklerinin ?o|u kendilerinin idealist teorilerinin gerisinde 
kalmistir. Siddik Hasan Han mtislUman ya da degil yOneticilerle isbirligi zemini aramis, ahlaki 
olarak zayiflatici bir sekilde Bopal'in yOnetici prensesiyle evlenmisti."(bk. Islamic Modernism, s. 
119) 

Hayat hikayesi hakkmda aynntili bilgi i?in bk. Ebcedii'l-ulum, III, 271-80; Siddik Hasan Han, 
et-Tdcu'l-miikellel, Beyrut 1983, s. 541-50; Niizhe, VIII, 187-95; Rahman Ali, Tezkire, s. 250- 
1; Nevsehrev?, Terdcim, s. 277-97; Saeedullah, Siddiq Hasan Khan, s. 21-80; Hamid, 
Raziyye, Newab Siddik Hasan Han, Delhi 1983, s. 73-227 (Hamid, Siddik Hasan Han); 
Daudi, Hadis Qalismalan, s. 181-95; Daudi, Halid Zaferullali, XIX. Asir Hindistdn Hadis 
Alimi Siddik Hasan Han' in Hayati ve tlmi Sahsiyeti (doktora semineri 1991), Ankara Uni. 
Sosyal Bilimler EnstitilsQ; Eren, CUneyt, Siddik Hasan Han ve Neylii'l-merdm min tefsiri 
dydti'l-ahkdm'i (doktora tezi 1994), Ankara Uni. Sosyal Bilimler EnstitilsQ, s. 48-92; UDMI 
idare, "Siddik Hasan Han Kannevci", 103-6; 

Dagittigi kitaplardan birisi de Tefslr-i ibn Kesir'dir (bk. FerivaT, Cuhud, s. 25) 

Onun sahst ktituphanesindeki (KQtOphane Valacahi) eserlerden bir kismi oglu tarafindan 
Luknov'daki Nedvettl'l-Ulema kUtUphanesine bagislanmis olup halen orada muhafaza 
edilmektedir (bk. Nevsehrev!, Terdcim, s.291-2). 

Eserleri icin bk. Niizhe, VIII, 194; Nevjehrevt, Terdcim, s. 298-311, H&mid, Siddik Hasan 
Han, s. 373-87; bk. Saeedullah, Siddiq Hasan Khan, s. 104-23, 185-90, 195-8; Eseri, Ehl-i 
Hadis ki hidmdt, s. 91-6 



110 



ifade edilmistir. Tercumanu'l-Kur'an'a ilaveten Kur'an ve Tefsir bashgi altinda zik- 
redilebilecek kitaplannm sayisi besdir 68 : 

1. Fethu'l-bey&nfi makdsidi'l-Kur'dn, 1 5 ciltlik 69 Arapca tefsir. 

2. Neylti 'l-merdm min tefsiri dydti 1-ahkdm, Arapca ahkam tefsiri 70 . 

3. el-ikstrjt usuli 't-tefsir, Fars9a tefsir usulu. 

4. TezJdrii 'l-ktil bi tefsiri 'l-Fdtihati ve erba 7 kul(js), Urduca sure tefsiri. 

5. ifddeti 's-suyuh bi mikddri 'n-ndsih ve 'l-mensuh, Farsca 
TercSmanu'1-Kur'an bi Letaifi'l-Beyan 

Tercumdnu'l-Kur'dn Siddik Hasan Han'in hayatimn sonuna dogru 1885-1890 
yillan arasinda yazdigi ve fakat tamamlayamadigi bir tefsiridir. Onun vefatiyla eksik 
kalan tefsir talebeleri Muhammed b. Ha§im ve Ziilfikar Ahmed Bopali tarafindan 
1891-97 yillan arasinda ikmal edilmi§tir. Tercumdnu'l-Kur'dn 'in ba§tan Kehf 
suresinin sonuna kadarki boliimuyle Tebareke ve Amme cuzlerinin tefsiri Siddik 
Hasan Han'a kalan kismi ise diger iki muellife aittir. Tefsirin Siddik Hasan Han'a ait 
olan kisimlannin ilk baskisi 1889-92 yillan arasinda 7 cilt olarak, kalan kisimlann 
baskisi ise 1892-1901 yillan arasinda 8 cilt olarak gerceklesniistir 71 . Daha sonraki 
baskilarda toplam cilt sayismda degisiklikler olmu§tur 72 . Su anda incelemek iizere 
elimizde 1890-1905 yillan arasinda Lahor'da Matbaa-i Siddiki'de 16 cilt olarak 
basilan niisha bulunmaktadir. Tercumdnu'l-Kur'dn 'in piyasada yeni baskilannin 
bulunmamasi sebebiyle biiyuk giigluklerle elde ettigimiz bu tarihi niishanin 1. 
cildiyle §u'ara suresiyle Tebareke suresinin arasindaki 10 ciiziin tefsirini ihtiva eden 
ciltler bulunmamaktadir. Siddik Hasan Han tarafindan yazilan ciltlerin bir eksikle 
elimizdeki niishada olmasi sevindirici ise de yazisinin kotii ve cumle yapisimn eski 
tarzda olmasi bizim a9imizdan uziiciidur. 

Tercumdnu'l-Kur'dn genis bir tefsir olmasma ragmen ozgun bir 5ah§ma 
degildir. Siddik Hasan Han bu tefsiri birkac Kur'an tercumesi ve tefsirini bir araya 
getirerek tasnif etmistir. Ayetlerin tercumesi ve kisa aciklamalar §ah Abdulkadir 



68 
69 

70 

71 
72 



Kur'an hizmetleri ve bu daldaki eserleri i?in bk.Feriyvai, Cuhitd, s. 21-5 

tlk olarak yedi ve on cilt halinde basilmi§ olmasma ragmen son baskilari 15 cilttir. 

CUneyt Eren bu eser Uzerine 1994 yihnda Ankara 0. Sosyal Bilimler EnstitOsii'nde doktora 
tezi hazirlamistir. MUellif bu eserini §evk§nt'nin Fethu'l-Kadir' inde istifadeyle yazmi§tir. 

bk. §atlM, Urdu terdcim, s. 436 

TercUmanu'l-Kur'an'm baskilari i?in bk. H§n, Urdu terdcim, s. 107-8; NakvT, Urdu tefdstr, s. 
47; Saeedullah, Siddiq Hasan Khan, s. 119-21 



111 



Dihlevi'nin Kur'an terctimesi ve Muzihu Kur'dn tefsiri 73 ile §ah Veliyyullah'in 
Fars9a Kur'an terct&nesinden 74 ve ayetlerin genis. tefsiri ibn Kesir'in tefsirinden 
ahnmistir. Daha geni§ a9iklanmasi gereken yerler i^in ise §evkani'nin Fethu'l- 
Kadtr'mdm ve kendi tefsiri Fethu 'l-beydn'dan alintiiar yapilmistir 75 . 

Terciimdnu'l-Kur'dn'in mukaddimesi elimizde bulunmayan 1. ciltte oldugu 
icin tefsirin ni9in ve hangi ustiller dairesinde hazirlandigmdan ancak §attari'nin ki- 
tabinda mukaddimeden yaptigi ahnti oranmda bilgi verebilecegiz. Siddik Hasan 
Han mukaddimede, dostlanmn kendisinden halkin okuyup anlayabilecegi turden 
orta uzuniukta bir tefsir yazmasim talip ettiginden, kendisinin de bazi 
imkansizliklanna ragmen tefsiri hazirlamaya basladigindan bahsetmektedir. O, 
tefsirdeki bilgileri yukanda belirtilen kaynaklardan aldigini ve halkin ilgisini 
9ekmeyecek olan sarf, nahiv, ma'ani, beyan ve kiraat gibi ilimlere girmedigini de 
bildirmektedir. Siddik Hasan Han'in ifMesine g6re tefsirin kaynaklan arasinda 
Rasulullah'in (s.a.) hadisleri, sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin kavilleri ve Arap dilinin 
kural ve kaideleri basta gelmektedir. Ona gore, kisinin Kur'an'i kendisinin veya 
baskasimn goriisii ya da akli ilimler ile tefsir etmesi buyuk giinahtir. Dogru tefsir 
seleften nakledilip bize kadar ulasan tefsirdir. 76 

Tercumdnu'l-Kur'dri'&dL once sure hakkinda teknik turden kisa bilgiler veril- 
mekte ardindan tefsir'e ge9ilmektedir. Tefsirde ayet metinleri Arap9a tefsirlerin 
biiyuk bir kismmda oldugu gibi metnin i9erisinde verilmektedir. Eger genel bir a9ik- 
lama yapilmayip ta ayetteki bir ka9 nokta ayn ayn a9iklanacak ise her bir konu 
basma "faide" manasina gelen ti harfi konulmaktadir. 

Tercumdnu'l-Kur'dri'm tanitimi i9in ilk ornek olarak Taha suresinin ilk 
ayetlerini aliyoruz 77 . Siddik Hasan sozlerine, ibn Kesir'in Bakara suresinin 
tefsirinde ta ha gibi mukatta'a harfleriyle ilgili olarak a9iklama yaptigim ifade 
ederek baslar. Daha sonra sahabe ve tabiinden ta ha'nm ne anlama geldigiyle ilgili 



73 

74 
75 
76 
77 



Terciimdnu'l-Kur'dn ile §ah Abdulkadir'in tercQme ve tefsirinin kar§ila§tirmasi ipin bk. 
Saeedullah, Siddtq Hasan Khan, s. 121-3 

Saeedullah, Siddtq Hasan Khan, s. 119-21 

bk. SuhdervT, Tefsiri hidmdt,s. 31-2 

bk. §attari, Urdu terdcim, s. 437-9 

Taha sfiresinin ilk 6 ayetinin meali: "Ta. Ha. Biz, Kur'an'i sana, gU?lUk ?ekesin diye degil, 
ancak Allah'tan korkanlara bir 6gUt olsun diye indirdik. (Kur'an) yeri ve yttce gOkleri yaratan 
Allah tarafmdan peyderpey indirilmijtir. Rahman, Ar§'a istiva etmi?tir. GOklerde, yerde ve 
ikisi arasinda bulunan seyler ile topragin altinda olanlar hep O'nundur." 



112 



gelen rivayetleri verir. Bu rivayetlerin birlestigi nokta ta hS'nin "ey adam js-j b " 

demek oldugudur. Siddik Hasan Han bu siirenin ne zaman ve hangi sebebe mebni 
indiginden de rivayetler lsigmda uzun uzun bahseder. Mesela bu rivayetlerden biri 
soyledir: "Dahhak'tan rivayet edildigine gore Rasulullah (s.a.) kendisine Kur'an 
nazil oldugu vakit ayaga kalkiyor ashap da ayaga kalkiyordu. Bunu goren Kureys 
"Kur'an Muhammed'e sikmti vermekten baska bir sey i?in inmiyor" deyince Tana 
suresinin bu ilk ayetleri indi." 

Aciklamalar i^erisinde ayetin ayetle tefsirine ornek olarak 2. ayetle ilgili de bir 
rivayet bulunmaktadir: "Semak b. Harb, Sa'lebe b. Hakem'in soyle dedigini rivayet 
etmistir: Miicahid J&s o'^' «4*k &j>l l* ayetinin tefsirini hakkinda "bu ayet yiice 

Allah'm <u* ^ u \y$ ayeti gibidir" demistir." Miifessirimiz 2. ayetle ilgili bir rivayet 

daha nakledip 3. Syetin tefsirine gecer. Bu ayetin tercumesini verdikten sonra Ab- 
dullah b. Mes'ud'dan goklerin buyukliigii ve gokler arasindaki mesafenin miktan ile 
ilgili bir rivSyet nakleder. Siddik Hasan Han istiva konusuyla ilgili olarak A'raf 
suresinin ilgili yerinde (ayet 54) aciklama yaptigini gerekce gostererek konuya 
burada etraflica girmez 78 . A'raf suresinin 54. ayetine baktigimizda burada "Allah'in 
gokleri ve yeri alti giinde yarattigmdan ve sonra Ar§'a istiva ettiginden" 
bahsedildigini gortiyoruz. Siddik Hasan Han Ars'a istiva konusunu selefl bir an- 
layisla aciklar 79 . Ona gore bu, oyle uzerinde ileri geri soz soylenecek bir konu ol- 
mayip imam Malik, Evza'i, Sevri ve Ahmed b. Hanbel gibi selefin yoluna uymak 
gerekir. Bunlarm yolu ise bu ayette gosterilen istivaya keyfiyetini arastirmaksizin, 
tesbihte bulunmaksizin ve bu nevi sifatlan ta'til etmeksizin inanmaktir. Qunkti 
Allah'm bir e?i, misli ve dengi yoktur ( ^ *&*f ^ ). Allah ve Rasulii'nun (s.a.) 

beyanlarmda tesbihe gotiirecek hie bir yon yoktur. Kim tesbihte bulunursa kafir 
olur. Buraya kadar ceskli gorii§lerden ahntilar yapan Siddik Hasan kendi goriisiine 
de "ben de derim ki" diyerek yer verir. Ona gore, selef ayet ve hadisleri zahir 
manasiyla alarak ^jJ 1 ve ^ diye bir tartisma zemini acmadan itikad yolunu tesbih ve 

tecsimden temizlemisterdir. Onlar tecstm ve temsilin ilacim U>? f$«r a jiu ^ 5 , ^ 

4UaT ,j-J ozet ciimlelerinde bulmu§lardi. Gelecek nesillere (halef) de bir cagnda bu- 

lunan Siddik Hasan onlann saadet §artimn selefe uymakta oldugunu belirtir. Ona 



78 Siddik Hasan Han, Tercumdnu'l-Kur'dn I-XVI, Labor 1890-1905, VI, 415 

Siddik Hasan HSn'm Ars'a istiva ile ilgili gSrtlsJe 
fiakideti ehli'l-eser, Kahire 1984, s. 35-40, 64-9 



79 Siddik Hasan HSn'm Ars'a istiva ile ilgili gSrilsleri i?in bk. Siddik Hasan Han, Katfu's-semer 



113 



gore bu tarihte hakkinda 50k dedikodulann oldugu, hakkinda cahil mutekellimlerin 
selefi tekfir ettigi, felsefecilerin dalga geytigi... bir konu olmustur. Halbuki, bu 
iizerinde oyle tartisii&cak bir konu da degildir ve her sey agiktir 80 . 

Siddik Hasan Han Taha suresinin 6. ayetini afiklarken Ka'b b. Ahbar'dan 
gelen bir rivayetten bahseder. Rivayete gore Ka'b'a topragin altmda ne oldugu 
sorulmus ve bu soru "onun altinda ne var, sonra onun altmda ne var..." diye zincir- 
leme bir sekilde uzatilmis. Sonunda bunlann altinda bir melek, onun altinda bir 
balik oldugu ve bahgin her iki yaninin Ars'la birlestigi, baligm altinda ise hava ve 
karanhk bulundugu ve boylece kesinti meydana geldigi bildirilmistir. Abdullah b. 
Omer'den merfu olarak rivayet edildigi bildirilen baska bir hadise gore de yine yerin 
altmda nelerin oldugundan bahsedilmekte ve cehennemin de burada oldugu ortaya 
konmaktadir. Rivayette baska 90k garip seylerden de bahsedilmektedir. Siddik 
Hasan burada Ibn Kesir'in hadis hakkindaki mutalaasmi da nakleder. Ibn Kesir'e 
gore bu 90k garib bir hadistir ve merfu olmasinda siiphe vardir. Aym ayetin tefsiri 
sadedinde ve yine yerin altinda olan seylerle ilgili birisi olduk9a uzun iki rivayet 
daha nakledilir. Ibn Kesir yukandaki gibi bunun i9in de ^^w: jl»» 5 fo> ^_j£ ^os- 

der 81 . 

GorUldiigu gibi Siddik Hasan Han tefsirinde kendi gorusune hemen hemen W9 
yer vermemi§, konulan hadis ve sahabe kavillerine ilaveten kendisi gibi bir alim 
olan Ibn Kesir ve benzeri zevatm goriislerine gore a9iklamistir. Tefsirine hem garib 
hadisleri almasi hem de ibn Kesir'in hadis hakkindaki degerlendirmesini ^^ks ju< 5 

Iju>- ^_jc £*i*s> diye vermesi diger dikkat 9ekici bir durumdur. Bu hadisler hakkinda 

menfi bir degerlendirme bir yana yerin altindakilerle ilgili Ka'b'dan nakledilen 
rivayetin sonunda parantez i9inde "yani, hava ve karanhgin altinda ne gibi seyler 
bulundugunu Allah'tan baska W9 bir kimse bilemez" diye tasdik eder tarzda bir 
degerlendirmede bulunur. 

Maide suresinin 3. ayetinin bir ciimlesinde Ua fiuyi ^sj c^-j 3 j&*i fi£J& c-ujjf 3 
^a <& oWi f^ denilerek dinin kemale erdiriidigi buyurulmaktadir. Bu ayeti tefsir 

eden Siddik Hasan "islam'm hi? bir dine muhta? olmayacak sekilde tamamlanmis 
olmasi timmet 19m bilytik bir rahmettir" der. Allah'in islam'i kemale erdirmesi artik 



80 Terciimanu'l-Kur'dn, IV, 63-4 

81 TercXmanu'l-Kur'dn, VI, 4 15 -7 



114 



baska peygamberin de gelmeyecegine isarettir, aynca baska bir ayette Hz. Mu- 
hammed'in son peygamber oldugu ortaya konmustur. Eger helal kihnacak bir sey 
var ise onu Rasulullah helal kilmisttr ve eger haram kihnacak bir sey varsa onun da 
haramhgini Rasulullah belirtmistir. Hangi sey hakkinda haber verilmis ise o hak ve 
dogrudur. Nitekim yuce Allah y^u lajus- »tb, ur c~w/ 2 buyurmustur. Siddik Hasan 

Han Maide ayet 3 ile ilgili olarak ibn Abbas'in (r.a.) soyle dedigini nakleder: Ayette 
"i^Cja 'den maksat islam'dir. Burada yuce Allah "benim size tarn ve ekmel olarak 

verdigim dini aim, o uzerine herhangi bir ildveye muhtac degildir, cunku Allah'in 
tarn kildigi hig bir vakit noksan olmaz, Allah onu begenip sectigi iqin onun uzerinde 
bir korku tasimaya da gerek yoktur" diye Rasulullah'a ve mu'minlere haber 
vermistir." Suddi'nin bildirdigine gore bu ayet arefe gunii nazil olmus ve bu ayetten 
sonra helal ve haram hakkinda daha hicbir hiikiim inmemistir. Ibn-i Cerir ve 
baskalarmin beyanina g6re de Rasulullah (s.a.) bu ayetin inmesinden 81 gun sonra 
vefat etmistir 83 . 

Siddik Hasan Han ...p£*i <& ojuti f$4\ ayetinin fazileti hakkinda da bazi 

rivayetler nakleder. Mesela Buhari, Muslim, Tirmizi ve Nesai'de geftigini bildirdigi 
bir hadis §6yledir: "Tank b. §iMb'in anlattigma gore, bir yahudi bir gtin Hz. Omer'e 
(r.a.) geldi ve " ey mu'minlerin emiri! eger sizin kitabmizdaki su ayet bize 
indirilmis olsa idi onun indigi gtinii bayram yapardik" dedi. Bunun uzerine Omer 
"hangi ayettir o?" dedi. Yahudi "...cjuti ^f " ayetidir deyince Omer "vallahi ben bu 

ayetin ne gun ve hangi saatte indigini iyi biliyorum. Bu ayet Cuma ve arefe gunti 
ikindi vaktinde nazil olmustur." ibn Cerir Taberi'nin rivayetinde Omer, Ka'b b. 
Ahbar'a ".. zaten biz her ikisini de bayram olarak kutluyoruz" demistir. ibn Cerir, 
ibn Abbas'a da buna benzer bir soru soruldugunu nakleder. Bu rivayetler i^erisinde 
ayetin Veda Haccmda nazil oldugu yolunda bilgi bulunmamaktadir. ileride ayetin 
Veda Haccmda nazil oldugu ile ilgili rivayetler de nakleden Siddik Hasan Han 
ayetin gerek Pazartesi gunii ve gerekse Veda Hacci esnasmda indigini gosteren 
rivayetlerin zayif oldugunu bildirir. Ona gore ayetin Cuma ve arefe gunii indigiyle 
ilgili rivayetler sahihtir. Siddik Hasan Han bu ayetin tefsirini su ciimle ile tamamlar: 



82 bk. En'am(6): 115. 



83 Buraya kadarki bilgiler i?in bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, III, 820 



115 



"Ne ilgingtir ki Ibn Kesir bu ayetin ne zaman ndzil olduguyla ilgili olarak sozii 
uzatmi§fakat dyetten ne istinbdt edilebilecegl hususunu hsa gegmiftir." 84 

Son cumleden de anlasdacagi gibi Siddik Hasan Han, ibn Kesir'in ayetten is- 
tinbatta bulunmamasim yadirgarken kendisi de ciddi manada W9 bir yorumda bu- 
lunmamisUr. Buradaki ifadesinden onun bu yorumlan baskalanndan bekledigi an- 
lasilyor. 

Mutaffifin suresinin ilk ayetlerinde 0I9U ve tarti hususunda hile yapan kim- 
selerden bahsediliyor ve bu hatanin ahirete olan inancin zayifligindan ortaya 9ikmis 
olabilecegi buyuruhjyor. Siddik Hasan Han ilk 6 ayetin mealini verdikten sonra 
ilgili ayetler hakkinda gelen rivayetleri nakleder. Bir rivayete gore, ibn Omer'e (r.a.) 
"Mekke ahalisi mi dlfti ve tartida ihtiyath yoksa Medine ahalisi mi?" diye soruldu. 
ibn Omer soran kimseye "sen Allah'in ...j*sikeJU jy emrini duymadin mi?"diye 

karsilik verdi. Baska bir rivayette ibn Omer'e, Medinelilerin 6I9U ve tartidaki du- 
rumlan sorulunca o, "Allah'in ^wi o,...£*flii»Jj j»_ s ayeti ortada iken kirn 

Medinelileri tarn olarak 0I9UP tartmaktan alikor" diye cevap verdi. ibn Kesir' e gore 
burada wi**ia5 0I9U ve tartida eksik yapmak manasma gelmektedir. Daha sonra Siddik 

Hasan Han Kur'an'da "%}b ^-»» 3 >> ^i (tfr+n o-Ua«sjb tyj 5 ,«xir foi j^i ty 5 \ 3 , 
86 £v«sjIj o'j^' 3 Ja^' ^3' 3 ve 87 o'j**" '3j»Aj V3 k~£}b oj^' 's^' 3 gibi ayetlerin de benzer 
anlamlan ta§idigim ifade eder 88 . 

Ona gore §uayb aleyhisselamin kavmi de bu eksik ol^ilp tartmaktan dolayi 
helak olup gitmistir. iste ytice Allah Mekkelilere bir uyanda bulunarak bu konuda 
dikkatli olmalarim tembih etmistir. Ctinkii bunun sonucunda cehennem azabi vardir. 
Siddik Hasan cehennem azabimn ne 9esit oldugundan da rivayetlerin lsigmda 
bahseder. Buhari ve Muslim' de ge9en bir hadise gore ibn Omer Rasulullah'in "o 
gun insanlar Allah'in huzurunda ayakta bekleyecekler ve her ki§i kendi teri i9erisine 
viicudunun yansma kadar gomulecektir" buyurdugunu nakletmistir. Ahmed b. 
Hanbel'in rivayetinde "...oyle ki ter insanlann kulaklanna kadar 9ikacaktir" ilavesi 
vardir. Burada kiyamet ahvalinden olarak giinesin insanlara iki mil kadar yaklastinl- 



84 


bk. Tercumdnu'l-Kur'dn, III, 821-2 


85 


isra(17):35 


86 


En'am (6): 152 


87 


Rahman (55): 9 


88 


bk. Tercumdnu'l-Kur'dn, XVI, 202-3 



116 



masmdan bahseden rivayetler de mevcuttur. insanlann haklannda hiikum veril- 
mezden 6nce Allah'in huzurunda ayakta ne kadar bir zaman bekleyecegi ile ilgili 
rivayetler de muhteliftir. Bazi rivayetlerde bu sure 60 yil olarak gSsterilirken diger 
bazilannda 10 bin yildan bahsedilmistir. Ebu Hureyre'den yelen bir rivayete gore ise 
bu siire 50 bin senedir. Siddik Hasan "eger bu stireler Allah indindeki 1 giin= 1000 
diinya yih hesabina gore olur ise karsimiza ?ok uzun bir siire cikar" demektedir. 
Nakledilen bir baska gurup hadis-i § erifte sahabenin, iste boylesi uzun ve siddetli bir 
gitalin sikintisindan kendilerini korumasi i9in Allah'a niyazda bulunduklanndan soz 
edilmektedir 89 . 

Siddik Hasan Han'in Tercumdnu'l-Kur'dn'a zaman zaman Arapca tefsiri 
Fethu'l-beydri'&din. pasajlar koydugundan bahsedilmisti. iste burada da bu ayetlerle 
ilgili Fethu'l-beydn'da yazdiklannm bir ozetini vermektedir. "Fethu'l-beydn'm 
aciklamasi soyledir" diye basladigi ciimlesinde o»e^w kelimesinin orada nasil acik- 

landigim nakleder. Ona g6re ■j*&u> kelimesi ^a** manasindadir ve ayette sj^^j, 

seklindeki kullamh§indan alinmistir. Bu ise yaygin olarak hakir, hafif ve az 
manalarmda kullanihr. Bu ayetlerin hangi sebebe mebni olarak indiginden 
bahsedilirken ise sure Mekki oldugu halde hep Medine'de olcii ve tartiya dikkat et- 
meyenler sebep olarak gosterilir. Siddik Hasan Abdulmelik b. Mervan'la ilgili bir de 
olay (hikayet) anlatir. Buna gore meczup koylunun biri Abdulmelik' i "herhalde 
Allah'm ba§kasmm hakkim 5alanlar hakkinda azap tehdidinde bulundugunu duy- 
mu§sundur. Oyleyse mtislumanlann malmi olciisiizce alan biri olarak kendi nefsin 
hakkinda ne diistinuyorsun?" diye adeta sorguya 9eker. Abdulmelik der ki: 
"Rahmetli babam (Mervan) bu ayetin tefsirini biraz degi§ik yapiyordu. O kalb! ol- 
sun, mali olsun her ?e§it aldatmayi tatflfin sumuluna sokuyordu." Abdulmelik daha 
sonra bu amellerin neler olabilecegine i§aret eder. Siddik Hasan Han bu ayetlerin 
tefsirini insanlann kiyamette ayakta 50 bin yil bekletilecekleri ile ilgili rivayetleri 
tekrar ederek tamamlar 90 . 

Mutaffifin suresinin ilk 6 ayetinin yukanda ozetini verdigimiz tefsirinde 
miifessir Siddik Hasan Han, yukaridaki orneklerde de goriildugii gibi, ?ok sayida 
hadis nakletmistir. Bunda bir mahzur goriinmese de nakledilen hadislerin mana 
bakimindan birbirine 90k yakin olmasi sebebiyle okuyucu benzer bilgileri tekrar 
tekrar okumaktan sikilabilir. Bu ise halkin istifadesi i?in tefsir yazdigmi soyleyen 



89 bk. Terciimanu'l-Kur'an, XVI, 203-4 

90 bk. Tercumanu'l-Kur'an, XVI, 204-5 



117 



Siddik Hasan Han'dan daha az kismin istifadesi sonucunu dogurur. Nitekim oyle de 
olmu§ ve bu tefsir 1918'den bu yana yeniden hi? basilmamisfrr. Bunda butiin sebe- 
bin tefsirdeki bazi eksiklikler oldugunu soylemek istemiyoruz ama bu eksikliklerin 
de buyttk etkisi oldugu a§ikardir. Bu kadar benzer rivayet nakledilecegine bunlar 
i?erisindeki en mutemedi ya da en kapsamhsi nakledilmis olsa daha faydah ola- 
bilirdi. Ama mufessir bu tefsirini halk i9in degil de ilim ehlinin incelemesi i?in 
yazmis olsa idi o takdirde 50k ku?uk noktalarla da olsa birbirinden farkli olan 
rivayetlerin nakledilmis olmasi normal karsilanabilirdi. £unkii o kuciik noktalann 
her bin arastormacinm zihninde yeni bir kapi acabilir, fakat halk i?in bu du§uniile- 
mez. 

Tefsir hakkinda genel olarak birseyler soylemek gerekirse, az da olsa kelime- 
lerin Arap dilindeki kullani§larina yer verilmesi, ayetin ayetle tefsirine 9ah§ilmasi, 
mufessir sahabelerin goru§lerinin nakledilmesi ve sebeb-i nuzula deginilmesi bu 
tefsirin ba§anh yanlanndandir denebilir. Halk icin yazildigi i?in 50k fazla benzer 
rivayetin nakledilmi§ olmasini uygun bulmadigimizi yukanda belirtmistik. 
Muellifin tefsire kendiliginden hemen hemen hi? bir sey katmami§ olmasi bu 
tefsirin ger?ek manada ona nisbetinde ciddi bir soru i§areti yaratmaktadir. ^iinkii 
boylesi bir tefsiri Siddik Hasan Han degil bir baskasi da cok rahat bir sekilde tertip 
edebilir. 

Tefsirin bir okuyucu olarak bizim i?in en menfi yanlanndan biri ciimle 
sekilleridir. Siddik Hasan cumleleri 9ogu kere Kur'an terciimelerinde oldugu gibi 
kesik kesik yapmistir. Mesela "Ibn Abbas Rasulullah'm bu konuda §6yle dedigini 
rivayet etmistir" denilecegi yerde "Ibn Abbas rivayet etmistir Rasulullah'm §6yle 
dedigini bu konuda" gibi devrik ve kesik ciimleler kurulmu§tur. Noktalama 
isaretleri bulunmadigi ve yazi da kotii oldugu icin tefsiri okumada ciddi zorluklar 
9ikmaktadir. Tefsirin dili ise kullarulan 90k miktardaki Arap9a, Fars9a ve eski 
kelimeler sebebiyle Hind alt kitasmdaki yeni nesil okuyucular i9in olduk9a zor olsa 
gerektir. 

b. Emir Ali Melihabad! (1858-1919) ve Mevahibu'r-Rahmanh 

Seyyid Emir Ali b. Muazzam Ali 1274/1858 yihnda Aved sehrine bagh Meli- 
habad kasabasinda diinyaya geldi. Resmi okullarda okumu§ oldugundan bir muddet 
posta hizmetlerinde idareci olarak 9ahsti. Teftis i9in gelen mufettisi namaz 
sebebiyle beklettiginden ortaya 9ikan hosnutsuzlugu gidermek i9in kendi istegiyle 



118 



gorevinden aynldi. tslami bir prensibe baghhgmdan dolayi isten aynlmayi goze 
almisken islam'i bilmemesine hayiflanip 20 kiisiir yasmda dim ilimlerin tahsiline 
yoneldi 91 

Melihabad, Labor ve Agra'da kisa arahklarla dersler aldiktan sonra Delhi'ye 
gitti. Burada dokuz ay kadar alet ilimleri okuyup Seyyid Nezir Huseyin'in ders hal- 
kasina katildi. Qndan sihah ve sunenleri iyi bir sekilde okuyup icazet aldi ve ardin- 
dan da Hakim Abdulmecid'den tip tahsil ederek kasabasma dondii. Mtinsi Ni- 
valkisor'un talebi iizerine Luknov'daki meshur Nivalkisor Matba'asi'nda (yayinevi) 
ise basladi ve omruisun biiyiik bir kismim burada kitap tashihi, ha§iyesi ve tercemesi 
ile ge?irdi. 1915 yilinda Kalkttta'daki Yiiksek Okul (el-Medresetu'l-Aliye)'da yuk- 
sek maa§la iki yil kadar ba§ miiderrislik yaptiktan sonra Luknov'daki Nedvetu'l- 
Ulema'ya davet edildi. Burada idareci ve hadis hocasi olarak bulundugu bir sirada 
Osmanli idatesinde bulunen §am'm du§riigu yolundaki bir haber onda sok etkisi 
yapti ve aradan iki hafta gegmeden de 1919 yihnda vefat etti. 

Melihabadi d© hocasi Nezir Huseyin gibi taklid yerine Kur'an ve hadisle amel 
dusiincesini benimsiyordu. Fakat onun hadisle amel ve mezhepler konusunda Ehl-i 
Hadis dttsuncesini benimseyen diger alimler kadar miiteseddit olmadigi goriil- 
mektedir. Olusan gelenegin tersine Ehl-i Hadis diisuncesini savunmak ve 
muhalifleri susturmak kasdiyla bir eser yazmami§ olmasi da ihmh diisunce 
yapismdan kaynaklanmaktadir. 

Tefsiri dismdaki eserleri arasmda Urduca Sahih-i Buhdri §erhi, sihah ve 
sunen kitaplannm ricali hakkindaki el-Miistedrek fi'r-ricdPi ve Fetevdy-i 
Alemgiriyye tercemesi onemli sayilmaktadir 92 . 

Mevahiba'r-Rahman: 

Melihabadi, Urdu dilindeki hacimli tefsirlerin basmda gelen Mevdhibu'r- 
Rahmdn'x Luknov Nivalkisor matbaasi'nda (yayinevi) fahsirken muessese sahibi 
Miinsi Nivalkisor'm (o. 1895) istegi iizerine hazirlamistir 93 . Ilk baskisi 1896-1902 



91 



92 



93 



Melihabadt'nin bir talebesince yazilan makaleye gQre, Nuzhetu'l-havdhr'&z. onun tahsil 
hayatiyla ilgili verilen bilgilerin hatah oldugu anla5ilmaktadir (bk. Nuranf, Emir Hasan, 
"Mevlana Seyyid Emir Ali Melihabadi", Cdmi'a, 78/12 (1981), 8-9 (Nurani, "Melihabadt")). 

Hayati ve eserleri hakkmda geni? bilgi icin bk. Nuzhe, VIII, 75-6; Saliha, Urdu terdcim, s. 
409-10; Feriyval, Cuhud, s. 35; Fuyuzurrahman, Tedriif, s. 250; Nurani, "Melihabadi", s. 7-19 

S&liha, Urdu terdcim, s. 237; 



119 



tarihleri arasinda 30 cilt olarak mezkur matbaada ger9eklesen Mevdhibu 'r -Rahman 
daha sonra birka9 defa basildi 94 . 

Geni§ bir mukaddime (136 sayfa) ile basjayan MevdhWde ilk olarak 
Fezdilu'l-Kur'an konusu ele ahnmaktadir. Miifessir gerek mukaddimede gerekse 
hakkmda ovgiiler bulunan Fatiha gibi sureler ve ayete'l-kursi gibi ayetler ge?tik9e 
bunlarin faziletlerini hadis-i serif ve sahabe kavilleri i§iginda apiklar. Melihabadi 
buralarda bir yandan surelerin faziletleriyle ilgili rivayetlere yer verirken diger yan- 
dan da sure ve ayetler arasmda gerfekte bir faziletin olup olmayacagi konusunu 
tarti§ir. Ona g6re Kur'an'in tamami Kelamullah'tir ve prensip olarak Kelamullah 
birbirine denktir; oyleyse aralannda fazilet bakimindan bir derecelendirme 
olmamalidir 95 . 

Mukaddimede Fezdilu'l-Kur'an konusunu miiteakiben fasillar (j*ak) olarak 

ele alman onemli mevzulan su sekilde siralayabiliriz: Havassu'l-Kur'an, keyfiyet-i 
tefsir ve adab-i miifessir, tabakat-i mufessirin, ibn Abbas (r.a.)'dan gelen tefsir ri- 
vayetlerinin tariklanndan hangilerinin mevsuk hangilerinin zayif oldugu, tefsir ri- 
vayetlerinde zayif tarikler, Ubey b. Ka'b'dan gelen rivayetlerin degeri, tabiinden 
gelen rivayetler ve tefsirdeki yeri, tefsir kitaplannin tasnifi donemi ve tefsirde sufi 
sozlerinin yeri ve degeri. 

Kur'an'daki bazi sure, ayet ve lafizlann tarif edildigi surette kullanil- 
masi/okunmasi durumunda insanlara madden ve manen §ifa verebilecegi hususunu 
isleyen bir ilim olarak havassu'l-Kur'an miiminlerin Kur'an'a baghhklan ve onun 
emirleri dogrultusunda hayat siirdurmelerinin bir neticesi olarak ortaya ?ikar. Allah 
dostlan salih kullar Kur'an'm bir sifa kaynagi oldugunu bu sekilde bir hayat suxerek 
isbat etmislerdir 96 . Melihabadi'ye gore havassu'l-Kur'an, hakkmda indi diisiinceler 
ve ferdi tasawurlar bulunan bir konu olmayip, Buhari ve Muslim gibi sahih 
kitaplardaki saglam rivayetlere dayanmaktadir 97 . 



94 

95 
96 
97 



Diger baskiiari i?in bk. Ahmed Han, Urdu terdcim, s. 59; Nakvi, Urdu tefdsfr, s. 37. Tezde 
idare-i Ne$riyat-i islam (Lahor ts.) tarafmdan basilan 10 (c.'te 30) ciltlik nUshadan istifade 
edilecektir. 

Melihabadi, Mevahib, 1/1,7 

MelihabMt, Mevahib, I, Mukaddime, 15 

MelihSbadi, Mevahib, I , Mukaddime, 16. ilgili hadis-i $erifler igin bk. Suyfltt, Celaieddin es-, 
el-hkdnfi ulumi'I-Kur'dn I-II, Beyrut 1987, II, 1 153-61 



120 



Kur'an'in tefsiri i^in ba§vurulacak ilk kaynak yine Kur'an' dir. Ancak manasi 
kapah ayetin anlasdmasinda Kur'an bir ?iki§ yolu vermezse baska kaynaga muracaat 
edilir. Kur'an tefsirinin istinad etmesi gereken ikinci kaynak hadisdir. Bunun delili 
Kur'an'daki u*«* ^Lwj jS2 v s 4si ^J Lw j-ui j*j p&xsi jpju oiaoi *iUi Uji? l>( 

ayetidir 98 . Ayetin anlasilmasi i9in Allali Rasulu'niin (s.a.) hadislerinde de gerekli 
a9iklamalar bulunamazsa, vahyin inisine §ahit olan ve sozleri merfu hadis hukmu 
alan sahabeye basvurulur". Sahabeden sonraki tabakalar i9erisinden tefsirle ilgili 
rivayette bulunanlann rivayetlerinde se?ici davranmak gerekir. Bu raviler igerisinde 
dogrularla birlikte yalancilar da vardir. Dtinya isterinde kendisine guvenilmeyen 
kisilerin dinle ilgili sSzlerine big guvenilemeyecegi i?in miifessirin saglam inan9h 
ve soziine guvenilir olmasi gerekir. Melihabadi'ye gore nasil Zemah§eri yanh§ 
du§unceleriyle insanlan yaniltmi§sa aym sekilde Seyyid Ahmed Han ve onun gibiler 
de yazdiklan tefsir ve diger eserlerle insanlan saptirmaya 9alismaktadir 100 . 

Mukaddimenin geri kalan genis. bolumunde Kur'an ilimlerinin temel konulan 
giristekinden biraz daha geni§ olarak ve sistemli bir bi9imde 34 bolum (nev') 
i9erisinde incelenmektedir. MelihSbSdi'ye g6re hicretten once ndzil olanlar Mekld, 
gerisi Medenidir fakat sure ve ayetlerin bu a9idan tesbiti zordur 101 . MelihabMi es- 
bab-i niizul konusunda cumhura uyarak sebebin hususiliginin ayetin umumiligine 
engel te§kil etmeyecegini sQyler 102 . Onun nesh konusunda klasik kitaplarda an- 
latilanlara ilaveten soyledigi seyler daha 90k neshin hikmeti ve Allah'in mahlukati 
uzerindeki tasarruf hakki ile ilgilidir. Melihabadi'nin bu konudaki delili bizzat nesh 
ayetindeki y_j£ && Jf J& «fcl 0* fM <$ ifadesidir: 

"Millk onundur ve mtllktinde tasarruf yetkisi ona aittir, kendi hikmetine uygun olarak istedigi 
vakit istedigi hukmti neshedip onun yerine istedigi httkmu getirir. Ona karsi hi? kimsenin itiraz 
hakki yoktur... u b J Vl3 olsU-JI .ill* *} <&l ji |*Lu ^i iste kendi rahmet ve hikmetiyle nasil arzu 
ederse mahlukati arasmda o tiirlU bir muamele ytiriltOr... . " 

Miifessirimiz Kur'an'da bulunan mensuh ayetlerin yaninda Kur'an' a ahnmayan 
mensuh ayetlerden de soz etmekte ve yaninda bu nevi ayetleri toplayan Obey b. 



98 

99 

100 

101 
102 
103 



Nisa (4): 105. Meali: "Allah'in sana gosterdigi sekilde insanlar arasinda hilkmedesin diye sana 
Kitab'i hak ile indirdik; hainlerden taraf olma !" 

MelMbadI, Mevdhib, I, Mukaddime, 21 

MelihaMdT, Mevdhib, I, Mukaddime, 22 

Kur'an'in ntizuluyla ilgili konular i?in bk. Melihabadi, Mevdhib, I, Mukaddime, 40-63 

MelMbildi, Mevdhib, I, Mukaddime, 54 

Melihabadi, Mevdhib, 1/1, 335 



121 



Ka'b'in daha sonra gelenler §a$irip bunlari Kur'dn'dan sanmasinlar diye Hz. Omer 
tarafindan uyanldigim nakletmektedir 104 . Ayette ndsihin mensuha denkya da ondan 
daha hayirli olacagi ifadesi vardir. Melihabadi'ye gore, Kur'an'm bir kismi 
digerinden hayirli olamayacagindan burada maksat getirilecek hiikmiin daha onceki 
hukme gore daha fazla sevap kazandinci ya da kulluga daha fazla vesile olucu 
olmasidir. Ona gore, bazi kimseler bu ayeti yanhs. yorumlayarak siinnetin Kur'an'i 
neshedemeyecegini ctinkii siinnetin ayete denk ya da ondan daha hayirli olmadigini 
iddia etmislerdir ki bu 9ikanm yanhstir. Burada denklik ya da tistunltik soz konusu 
olmadigi icin miitevatir ve meshur hadislerin Kur'an'i neshetmesi imamlar arasinda 
ittifakla kabul edilmistir. Miitevatir ya da meshur olmamakla birlikte isnadi sahih 
olan hadislerin de Kur'an'i neshedebilecegi Ebu Hanife dismdaki ii? imam 
tarafindan kabul edilmistir. Bundan da ote Ebu Hanife, ^^usujf ^ *Lji i^jjxcU ^ $& 

jl (jiusssJi & wUijii-j 3 ayetinde 103 oldugu gibi illeti mansus olan kiyasin bile Kur'an'i 

nesh edebilecegini ifade etmistir 106 . 

Melihabadi tenastib konusuna ayn bashklar acarak girmemis, yeri geldiginde 
50k kisa bir sekilde deginmistir. Gerek mukaddimede gerekse bizzat tefsirde 
iizerinde durulan konulardan biri de kiraat farklihklandir. Tefsirinde hakkmda farkli 
okundugu yolunda rivayet bulunan kelimeleri aynntih olarak inceleyen 
miifessirimiz tarihi bir olay olarak ashaptan bazi kimselerin ozel Kur'an 
niishalannda farkli kiraat vecihleri bulundugunu kabul eder. Ancak burada onemli 
olan Kur'an'm miitevatir bir yolla bize kadar ulastigi ve bu kiraatlarm da ayni 
ozelligi tasimadigi takdirde mutevatirin yerini tutamayacagi ger?egidir. Mesela ibn 
Mes'ud'un mushafinda muawizateyri'm. bulunmamasi bu iki siirenin ashnda 
Kur'an' da olmadigini gostermez 107 . 

Usui kitaplannda ii? kategoride degerlendirilen israili rivayetlerden Kur'an ve 
siinnete uyanlann tereddiitsiizce alinmasi, uymayanlann ise reddedilmesi genel 
kabiildiir. Uguncu sinifi teskil eden ve haklannda lehte ve aleyhte bir delil/nass bu- 
lunmayan rivayetler vardir ki iste birtakim tefsirler bu kabil rivayetlerle 
dolmustur 108 . Melihabadi bir usul kaidesi olarak bunlann ahnmasinin caiz oldugunu 



104 
105 
106 
107 
108 



Melihabadi, Mevahib, 1/1, 336 

Bakara (2): 222 

Melihabadi, Mevahib, 1/1, 338 

Melihabadi, Mevahib, I, Mukaddime, 79-80 ve X, 1099 

bk. Aydemir, Abdullah, Tefsirde Isrdiliyat, Ankara 1979, s. 9-18 



122 



kabullenmekle birlikte insanlann zihinlerini bulandinp cesitli yanhs diisiincelere 
gotiirebilecegi endisesiyle ahnmamasinin daha evla oldugunu belirtir. Ozellikle 
tefsirlerde Ehl-i Kitab'a nisbet edilmeden rivayet edilen ve Yahudilerin kestigi 
inegin adi, Hz. ibrahim'in (a.s.) Allah'in izniyle dirilttigi ku§lann cinsi, Hz. 
Musa'run (a.s.) asasinin agacmin turii gibi israili rivayetleri okuyan insanlann 
zihinlerinde islam hakkmda yanks kanaat olusur 109 . Melihabadi, bu konudaki 
hassasiyetine binaen 50k mutemet gordugu Taberi tefsirinde bulunan tefsir 
rivayetlerini de inceler ve bunlar arasindaki israili rivayetleri ortaya koyarak tenkid 
eder 110 . Bakara suresindeki Hz. Siileyman (a.s.), cinler ve seytanlarla ilgili 102. 
ayetin tefsirinde nakledilen rivayet Melihabadi'ye g6re siiphelidir. Bu sebeple bu 
konuda gelen biitiin rivayetleri tek tek ele alip inceler ve yanli§lanni ortaya koyar. 
Harut ve Marut'la ilgili tefsirlerde gecen rivayetleri de saglam dayanaklan olmayan 
israili haberler olarak addeder" 1 . Melihabadi bu ayetle ilgili olarak ele aldigi sihir 
konusunda 90k tatminkar aciklamalarda da bulunur 112 . 

Kuranm toplanmasi (cem) meselesine bir boliim ayiran 113 mufessir Melihabadi 
otuzdorduncti b5liimde Kur'an'in tefsiri icin bilinmesi gereken ilimleri inceler. 
Kur'an Allah kelami oldugu i?in onu bilgisizce ve bir delile istinad etmeksizin 
tefsire kalkismak haramdir 114 . Melihabadi mufessir i?in gerekli gordugu ilimlerden 
biri olan vehbi ilim hakkmda sunlan soyler: 

"Eger, "ilm-i vehbi insamn istegi ve gucii dahilinde degildir" dersen bunun cevabi §u olur: 
Bu §ekilde bir §tiphe ta§imak yanhjtir. Bir kimse §eriatm huktiralerine uygun bir §ekilde amel 
eder ve dtlnyadan uzakla§irsa vakit ona bu ilim hasd olur. Burhan'da belirtilmi$tir ki kimin 
kalbinde dtoya sevgisi, bid'at ve tekebbtir olursa, gunah Qzerinde israr ederse, tahkiki imana 



109 

no 



111 



112 

113 

114 



Melihabadi, Mevdhib, I, Mukaddime, 94 

A§agida "Taberi tefsirinin kendi bOlgelerinde pek nadir oldugu" yolundaki kendi sozOyle bu 
bilgi celi§iyor gibi g5rtlniiyor. Ancak onun Taberi tefsiriyle ilgili bilgileri ikincil kaynaklardan 
almi5 olmasi ya da bizzat tefsiri gOrerek istifade etmis olmasi muhtemeldir. Bu durumda 
asagidaki sOzUyle "Taberi tefsiri nadir oldugu icin ben okuyuculan diisiinerek daha 50k ibn-i 
Kesir tefsirinden istifade ettim" demek istemektedir. 

Melihabadi, Mevdhib, 1/1, 305-323. Bu ayetlerin tefsiri esnasmda Melihabadi ruh 9agirma 
konusuna da girer. Zamaninda bazi dehriyye ve tabiatperestlerin ilgilendigi konuyu hadis-i 
serifler isigmda ele ahr ve aslinda seytanin ruhu ^aginlan sahsm kihginda goriindOgdnii uzun 
bir izahla ortaya koyar. Bu a5iklamalanni takip eden tavsiye ve cagn fashnda ise mUminleri 
yanlis inan? ve dUsUnce icerisinde olan sapik kimselere ve masonlara (freemason) karsi uyanik 
olmasini tavsiye eder (bk. s. 324-5). 

Mevdhib, If I, 327-9 

bk. Melihabadi, Mevdhib, I, Mukaddime, 69 

Melihabadi, Mevdhib, I, Mukaddime, 88 



123 



sahip olmazsa, sapkm ve bidat ehli kisilerin gorUsti Qzerinde bulunursa veya akla itimat ederse 

tits 

Kur'Sn'in ilim ve sirlanndan mahrum olur." 

Melihabadi tefsirinde kendiliginden bir sey soylememeye ve soylediklerini 
ayet, hadis, sahabe kavli ve kendisinden Snceki alimlerin goriisleriyle 116 delillendir- 
meye ozel bir gayret gcistermistir. Bu sebepie kendisini tefsirin tamaminda mufessir 
degil de mutercim olarak takdim etmi§ ve sozlerine (^s-^xJijiS veya tfjtXtff^y* 

(miitercim der ki) gibi ifadelerle baslamistir. Onun tefsir kaynaklan arasinda Ibn 
Kesir tefsirinin (Tefsiru 'l-Kur 'dni 'l-Azim) ozel bir yeri vardir 117 . Mevdhib'de cogu 
kere ayetlerin Urduca tercemesi verildikten sonra bazi muglak ifadelerin izahi i9in 
Ibn-i Kesir tefsirinde yer alan Arapca ifadeler aynen alinmistir. Bir ayetin tefsiri 
sadedinde ibn-i Kesir tefsirinde hadisler varsa ibn-i Kesir' in otoritesine itimat eden 
Melihabadi baska kaynaklardan o konuda hadis arama yoluna gitmemistir" 8 . Ancak 
konu biraz daha detayi gerektiriyorsa ve de ibn-i Kesir'deki rivayetler konuyu detay- 
landirmaya yetmiyorsa o takdirde baska kaynaklardan hadisler alinmistir 119 . 
Mufessirimiz tefsirini tasnif ederken hangi kaynaklardan istifade ettigini su sekilde 
belirtir: 

"...Bizim buralarda ibn-i Cerir et-Taberi'nin tefsiri pek nadir oldugundan onun yerine hadis 
rivayetlerini senetleriyle veren ibn Kesir' in nefis tefsirine en fazla itimat ettim. Onemli 
konular icin (ibn-i Kestr'e il§veten) sahih hadis kitaplariyla Medlimu't-tenztl ve Siracu'l- 
miinlr 1 gibi tefsirlere bas vurdum. Ulemanin lagviyySt kabilinden gOrdtlgti hikSye ve 



115 
116 



117 



118 
119 
120 



Melihabadi, Mevdhib, I, Mukaddime, 89 
Bu konuda o §8yle der: 

"... bu zamanda tefsir ehlinden mutemed zevatla iktifa etmek en iyi yol oldugu icin mtttercim 
(kendisini kasdediyor) de ehl-i sflnnetten mutemed zevata uymustur. 

Basta Ibn-i Kesir tefsiri olmak ilzere tefsir kaynaklanna ne filctide bagimli kaldigmi 
gostermesi bakimindan DuhS sflresi girisinde sSyledikierini buraya ahyoruz: 

,_-&» p<ji ie(c 4j *SS $ *f as S^* V J" c"' js»)!«j ^ii <u»M5- If Ol53 j i_aSUsJ j$> c ^ls> IS ^Ls jj" ,jj| Jq> 

j* IgCJ «=^s*- u*« i-JUsw Jots- 3 J$j» i,***) J jjiS" j* J fie\ -imam ibn-i Kesir sebeb-i nilzfil ve ilgili 

di|er konularda neler yazmissa ilk Once bunlari belirtip ardmdan surenin ihtiva ettigi incelik ve 
ntlktelerin bir Ozetini diger tefsirlerden verecegiz. Ciinku bu (tefsir veya uslil) herkesin 
anlayabilecegi tUrdendir. (bk. Mevdhib, X, 712) 

G6riildugu gibi o burada verdigi bilgilerin hie birisini kendisine nisbet etmemis kendisini 
musannif konumuna cekmistir. 

Melihabadi, Mevdhib, I, Mukaddime, 96 

Melihabadi, Mevdhib, I, Mukaddime, 97. 

Hindistanh aiim Halil Ahmed b. Sirac Ahmed el-israili'ye (6. h. 1340) Sit olan bu tefsir 
balgedeki emsalleri gibi tasavvuff bir bakis acisryla yazilmistir. MQellifmin hayati icin bk. 
Niizhe, VIII, 133 



124 



kissalan tefsirime almadim. Ozel Qneminden dolayi nadiren Sirdc-i Miinir tefsirinden yapilan 
kissa nakilleri ise olabildigi kadar tetkik ve tenkide tabi tutulmustur..." 121 

Bu ahntida ismi ge9meyen tefsirlerden Medariku't-tenzil, Tefsir-i Kebir, 
Tefsir-i Ebu's-Six'ud da Melihabadi'nin 5ok?a muracaat ettigi eserlerdendir. Bol- 
gedeki ilmi atmosfere bttyiik katki saglayan §ah Veliyyullah'in eserleri ve goriisleri 
kendisinden sonraki ilim adamlan tarafindan her vakit kullamlmi§tir. Mevahib 
tefsirinde de onun ?e§itli kitaplanndan ahntilar bulunmaktadir. Bunlardan baska 
tefsirde Hint alk kitasindaki eski ve Siddik Hasan Han gibi muasir alimlerin eserler- 
inden de nakiller vardir. 

Miifessir MelMbadi mutasawiflann sozlerini tefsirde delil olarak almamakla 
birlikte kendi i?erisinde tutarhhgi olan 122 ve ayn kategorilerde degerlendirilmesi 
gereken bilgiler olarak benimser. Mutasawiflann Kur'an ayetleri hakkinda soyledik- 
leri sQzler ayetlerden neler anladiklanm gSstermesi a9isindan bir kiymeti haizdir. 
Ancak sufiler arasinda yer alan ve daha 90k batini diye amlan kimseler ise ayetlerin 
izahi sadedinde sSyledikleri sozler ile Kur'an'in manalanm tahrif etmektedirler 123 . 
Mevahib' de yeralan iinlu mutasawif Ruzbihan el-Baklt'nin (6. 606/1 209) 124 
Ardisu 'l-beydn ji hakdiki 'l-Kur 'an isimli tasawufi tefsirine 123 ait uzun alintilar 
Melihabadi'nin bu konudaki hassasiyetiyle 126 9elisir gibi gorunmekteyse de o bunun 
9eli§ki olmadigini mukaddimede su §ekilde ortaya koyar: 

"el-itkan'da "sufeyanin sSzleri tefsir degildir" 127 denilmijtir. Mtitercim de der ki: "i§te bu 
sebeple ben Ardis'de ge9en ib§releri terceme ederek (tefsir degil de) bir isaret olsun diye 

128 

tefsirin ana gOvdesinden ayri verdim" 



121 

122 



123 
124 



125 



126 



127 



Melihab&dT, Mevahib, I, Mukaddime, 35 

Miifessir MelThabSdT bu konuda soyie der: "kudema-yi mesayih ve Evliya-i ma'rufin'in 
sOzlerini arastirdim ve gOrdllm ki onlarin isaretleri marifetin ta kendisidir ve bizzat naslardan 
gikartilmistir...." (bk. Mevahib, I, Mukaddime, 35) 

MelMbadi, Mevahib, I, Mukaddime, 39 

Tarn adi Ebit Muhammed Sadreddin Ruzbihan b. Ebi Nasr e$-§irazi el-Fesevi el-Bakli olan 
miifessir ve s6fmin hayati i?in bk. Hoca, Nazif, Ruzbihan al-Bakli ve Kitdb Katfal-Asrar'i ile 
Farsca Bazi §iirleri, Istanbul 1971, s. 19-50 (Hoca, Ruzbihan) 

Qok sayida eserin mUellifi olan bilytik mutasawif Ruzbihan el-Bakli'nin Hindistan'da sflhret 
yapan tefsiri Ardisu 'l-beydn, Istanbul kiltilphanelerinin de icinde bulundugu milteaddit 
kiitUphanelerdeki bir 50k yazma nlishasmin yaninda bilindigi kadariyia Uc defa da basilmistir 
(Kanpflr 1300; Luknov 1310; Bombay 1329/1912). 

Melihabadi Arais'teki bilgi ve yorumlan da degerlendirmis ve yer yer yanhs olanlara isaret 
etmistir. Mesela Yusuf sflresi Syet 4'tln tefsirinde yanhshk yapildigini belirtmistir. 

Suyuti, CelaleddTn, el- hkdn fi 'ulumi'l-Kur'dn (th. Mustafa Dib el-Buga), I-II, Dimask- 
Beyrutl987, II, 1218 



125 



Melihabadi'nin 90k fazla alintida bulundugu Ar&isu'l-beyarim. ilmi durumu 
hakkmda Nazif Hoca Svgiide bulunurken 129 Siileyman Ate§ onu orjinalligi olmayan 
bir tasnif ve Siilemi'nin Hakdiku't-tej sir 'inin bir kopyasi ve tekrarlan 9ikartilmis bir 
ozeti olarak degerlendiriyor 130 . 

Miifessir Melihabadi zaman itibariyle siyasi yonden istiklalini yitirmi§, sosyo- 
kiilturel ve sosyo-ekonomik ySnden 96'kmiis bir Hindistan i9erisinde biiyumiis ve 
ulkenin bu na miisait §artlanm soluyarak eser vermeye basjamistir. O bu §artlan ka- 
bullenmemekle birlikte ozellikle siyasi mucadeleye girmemis fakat muslumanlann 
inan9lanm bozmaya yonelik gordiigu ki§i ve diistocelerle ilgilenmis, ve bunlar hak- 
kinda tenkit mahiyetinde miistakil kitaplar yazmistir. Tefsirine baktigimizda bu 
konulara ya W9 girmemis ya da kii9tik isaretlerle yetinmistir 131 . Kendi ddneminde 
geleneksel islarn diisiincesine tahribe 9alisan biri olarak gordiigu Seyyid Ahmed 
Han ve hemflkirlerinin 9alismalanni takip etmis ve tefsirinin mukaddimesinde 
a9ik9a, tefsirde ise yeri geldiginde telmihle onun tabiat, cinlerin varligi, hadisin 
dindeki yeri konularmdaki goriisterine yer vererek kendi iislubuyla elestirmistir 132 . 



128 



129 
130 



131 



132 



Melihabadi, Mevdhib, I, Mukaddime, 35. Melihabadi'nin bu tefsirden Ozellikle tasawuff 
yoruma a?ik ayetler ifin almti yapmasi beklenirken hemen her konuda ona miiracaat ettigi 
gSrtilmtisttlr. Bu ise tefsirinde gereksiz bir sismenin meydana gelmesine sebep o!mu§tur. Bazi 

yerlerde ise biktinci uzun alintilar bulunmaktadir (mesela bk. 1/3, 90.. .^s \^yasA ^JJ! ? l^saU 

Bakara (2): 273 ayeti i9in getirilen aciklama) Ozellikle Mevdhib tefsirinde Yusuf sflresi tefsir 
edilirken Ardis'ten 90k fazla almti yapildigi i?in sfirenin tefsiri hacmi esit uzunluktaki 
sflrelerden bir bucuk kat daha fazla olmustur. Bunda Yusuf (a.s.)'in gtizelligine 50k 8nem 
veren ve bunu eserlerinde agirhkh olarak isleyen Ruzbihan el-Bakli'nin bu sfireyi tefsir 
ederken 90k ilgin? seyler sSylemesinin ciddi etkisi oldugu sOylenebilir (bk. Hoca, Ruzbihan, 
s. 95). Belli ki bu a9iklamalar Melihabadi'nin 90k fazla dikkatini 9ekmis. 

bk. Hoca, Ruzbihan, s. 92 

Ate?, Stileyman, Siilemive Tasawufi Tefsiri, tstanbul 1969, s. 224, 227. Tefsirin kisa tamtimi 
i?in ayrica bk. Hoca, Ruzbihan, s. 67-8 

Bk. Mevdhib, I, Mukaddime, 101-8. Melihabadi bu konu i?in ayri eser telif ettiginden 
bahsediyor. 

bk. MelMbadI, Mevdhib, I, Mukaddime, 22. Melihabad? bu konuda s8yle der (s.22): 

"...Bunlar biltttn kuftlr, ilhad ve zindikliktir. Allah'a hamdolsun ki mOtercim ilgill Syetlerin tefsirini 
tahkik etmi§ ve bu konuda miistakil bir risSIe yazmisnr. Ne acayiptir ki bunlardan bir ktsrm (Seyyid 
Ahmed'i kasdediyor) tefsir adiyla ilhadi kitaplar yazmaktadir. Bunlarin asil maksadi genel halktan 
milslttmanlann inan9lannda gedik a9mak ve zayiflatmaktadir. Allah bizi ve biitUn mii'minleri bu 
deccailerin fitnesinden korusun. 

Mtifessirimiz, Ney9iri (naturalist) diye adlandirdigi bu gurubun bir yanhsi olarak dunya'nin 
giinesin etrafinda donmesini belirtiyor ki bu tesbit dSnemdeki gelenek9i ulemamn 
telakkilerini gfistermesi bakimindan ilgin^tir. 



126 



Melihabadi, Ehl-i Hadis ekolu'nun bir temsilcisi olmasina ragmen 
mezheplerin gSriislerine kar§i ayni ekoliin diger alimlerinde goriilen miiteseddit 
tavn gQstermemistir. £ogu yerde o, Ehl-i Hadis ekoluniin hadislere gereken 
ehemmiyeti vermemekle sucladigi Ebu Hanife'nin g6ru§lerini alip degerlendirmi§ 
ve tasvip etmistir 133 . Melihabadi, sadece Ebu Hanife degil diger mezheb imamlanna 
da insafla yaklasmis/ 34 ve bunlar ictihadlanm islam'in ana kaynaklan olan kitap ve 
siinnete dayandirdiklan ve sahih kiyasi 135 kullandiklan i9in isabet de etseler hata da 
etseler sevap elde edeceklerini ifade etmistir. Tefsirinde, mezhepler arasmda ihtilafli 
bir konu olan namazda Fatiha'dan sonra dmin denilmesi hususunu kendi usuliine 
gore genisce ele alip degerlendirdikten sonda sozti su sekilde baglar: 

Hangi imam ictihadiyla a^nin'in cehri okunmasi sonucunu cikarirsa ona da sevap vardir. 
CUnktl bizim (mezkur) §limlerimizin hepisi ehl-i stlnnet ve'1-cemS'at'tir ve hepisinin de 
kaynagi Kur'Sn ve hadis olmak flzere aynidir. Hepisinin de elde etmek istedigi sey sevaptir. 
Ne acayiptir ki glinttmtlzde milsltlmanlar arasmda <imin'in cehri veya hafi okunmasi 
hususunda nifak ve fesat olagelmektedir ki bu ser'an haramdir. Malesef insanlar AHSh'in farz 
hukmtlnu terkediyorlar; zira milsltlmanlar arasmda tllfet farzdir. Gercek sudur ki hangi imam'a 
g6re cehr sabitse bu konuda o da stlnnete uymustur ve her sains kendi niyyetine g6re sevap 
alacaktir. Ancak nifak cikarmak icin ortada hie bir sebep yoktur." 136 

Onun bu genis ufuklulugundan olacak istek uzerine hem devlet okulunda 
idarecilik ve hocalikta bulunmus. hem de Nedveru'l-Ulema gibi devrinde gelenekle 
yeniligi bir araya getiren bir muesseseyi idare etmis, ve burada talebeler 
yetistirmistir. 



133 



134 



135 



136 



Mesela namazda fStiha suresinin okunmasimn htlkmtlyle ilgili olarak Ebu Hanife'nin 
gSrtlstlnU saglam ve siinnete daha uygun bulmustur (bk. Mevdhib, 1/1, 8). Aynca Ebu 
Hanife'nin ayetlerin inceliklerini kavramadaki basarisiyla ilgili olarak naklettigi olay ilginctir: 

"imam Ebu Hanife'ye (r.h.) bir sahsin "bir mtlsluman sefih oiursa esi ondan bos olur" dedigi 
nakledilip bu konuya bir acikhk getirmesi istendi. Ebu Hanife: "Mumin asla sefih olmayacagi Kadm 
kocasmdan bos olmaz" cevabini verdi. i§te bu cevap imam'm ilminin derinligi ve genisliginin ve de 

dehasimn acik bir isdretidir. O bu gOrtl$tt 4-aS 4i~> ^ yj (**felj*l -U« && ^ji O* S (Bakara:130) 
dyetinden istinbet etmistir (bk. Mevdhib, I, Mukaddime, 99). 

Emir Hasan Nfirani de onun bu Szelligine " o Ehl-i Hadis'ten olmasina ragmen onun terctoie 
ve te'lif eserlerinde bu mensubiyetinin izlerine rastlanmaz" sozleriyle isaret etmistir (bk. 
"Melihabadi", 18). 

Ehl-i Hadis' in hiikmll kitap ve siinnette oimayan konular icin kiyasin devreye sokulmasim 
risfilete sirk kosmak olarak algiladigmdan yukarida sOz edilmisti. Fakat Melihabadi ser'i diye 
tanimladtgt kiyasi tasvip etmekte ser'i delile dayanmayan kiyasi ise reddetmektedir. Ona g8re 
bir kisinin, delillerini sorup Ogrenmek sartryla, herhangi bir alimi/mtictehidi taklid etmesi de 
caizdir. Fikih mezheplerinin kitaplari terctlme edilip basildigindan haik bunlari alip okumali 
ve bSylece fikhin meseleieriyle o konularda fakihlerin ictihadlarmi Sgrenerek dini hayatlarmi 
yanhshklardan korumahdtrlar (bk. Mevdhib, Maide sflresi Syet 104'tln tefsiri,II/2, 48-9). 

Melihabadi, Mevdhib, 1/1, 34-5 



127 



Melihabadi'nin ulumu'l-Kur'an ve usul-i tefsire dair gorttskrini arzattikten 
sonra §imdi de tefsir bolumune ge9iyoruz. Mufessirimiz her bir surenin tefsirine 
surenin ismi, ayet, kelime ve harf sayisi, nerede ve kimin hakkinda indigi (esbab-i 
nttzul) ve genel olarak hangi hususlan ihtiva ettiginden bahsederek baslamakta 137 ve 
ardindan kisa bir gurup (ekseriyetle 2-5 arasi) ayetin Arap?a metniyle Urduca ter- 
cumesi satiralti olarak verilmektedir. Ku?uk guruplara boliinerek se9ilen ayetler 
toplu olarak tefsir edilmek yerine kendi icerisinde bir butUnluk arzeden parfalara 
bolunmekte ve boylece tefsir edilmektedirler. Ahnan bolumle ilgili yapilmasi zaruri 
gorulen geni§ a9iklamalar varsa gurubun tamamimn tefsir edilmesi beklenilmeden 
hemen ilgili yerde verilmektedir. Eger konu ahnan uc-be§ ayetten mutesekkil g- 
rubun tamamiyla ilgili ise bu durumda geni§ afiklama grubun sonuna 
birakilmaktadir. Miifessirimiz kendi sozumi yaptigi alintilardan ayirmak ifin 
miitercim der ki ifadesini kullanmakta ve ardindan sdylemek istedigini ifade 
etmektedir. Tefsirde 90k fazla alinti yer aldigi i9in onun bu usulu okuyucu i9in 
biiyuk bir kolayhk saglamaktadir. Yapilan almtilann hemen hemen hepisinin 
kaynagi kitap ismi ya da miiellif adiyla verilmektedir. Qok az yerde "denilmistir ki" 
ve "bazilan ... demistir" gibi ifadeler lcullanilarak kaynak gosterilmemistir. Hadis 
rivayetlerinde hadisin ilk kaynagi kullanilmak yerine 9o|unlukla ya bir tefsir ya da 
ikincil ve U9iinciil derecede bir hadis kitabmdan istifade edilmistir. Eger hadis 
saglam ve sahih ise ya hi9bir§ey soylenmemekte ya da Buhari ve Tirmizi gibi 
kaynaklar verilip sahihtir, hasendir §eklinde degerlendirilmektedir. Herhangi bir 
kaynak verilmeden miifessirin degerlendirmesiyle *f jt, bl o^aa * ^ &?*> ^j^- 
(sahih hadiste bu konu soyle belirtilmistir) diye verilen hadisler de olduk9a 9oktur. 

Tefsirinde gerek hadis-i serif ve gerekse almti yaptigi Arap9a kitaplardaki 
ibareleri orijinal dilinde hemen hi9 gostermemi§ onun yerine bunlann Urduca 
terciimesini vermistir. Bu yolla hem tefsirin hacmi artmamis hem de Arap9a 
bilmeyen okuyuculara tefsirden kolayca istifade yolu a9ilrmstir. Okuyucuya 
kolayhk getiren bir baska durum tefsirde kullanilan iJ, sjo'U, «u*o, <Ui»o, cJZ*-, J$\ ^i«s, 

fjd f»i«> §eklindeki bashklardir. Bu ayinci bashklara ilaveten genis9e ele almacak ya 

da ehemmiyetli g9riilen konular 19m <uxT *4jl> i»Lj /i gibi ozel bashklar da 

kullamlmi§tir. 



137 Bu asiklamalar bazan uzun (mesela IhlSs suresinde on ve Kaf suresinde d6rt sayfa) bazanda 
olduk?a kisa (mesela Hucurat suresinde iki satir) olmaktadir. Bu tamamen sflrenin durumuyla 
alakalidir. 



128 



Boliimun giri§inde ve Ehl-i Hadis ekoliinden bahsederken ulemanin siyasi 
olaylara yaklasjmina temas edilmisti. Bu ekoliin bir mensubu olan Melihabadi 
tefsirinde siyasi konulara hemen hemen hi? girmez, ilmi konularda ise yen 
geldiginde hristiyanlara yonelik hafif dozda birseyler s6yler. Asagida ilk olarak 
cihadla ilgili Syetler baz alinarak Melihabadi 'nin tefsir metodu ve konuya yaklasimi 
ortaya konulmaya cahsilacaktir. 

Musliimanlann Medineye hicretinden sonra kafirlere karsi cihad edilmesini 
emreden ilk ayetin Bakara 190 ve Hac 39'dan 138 hangisi oldugunda ihtilaf edilmistir. 
Melihabadi Hac suresindeki ayetin cihadi emreden ilk ayet oldugunu benimser 13 '. 
Bakara suresi 190-3. ayetleri ozelde miislumanlann Mekkeli miisriklere karsi 
tavnmn ne olmasi gerektigini belirlerken genelde tiim ummeti ilgilendiren onemli 
hususlara isaret eder. 4s jjaH 0$As *& Q$& V j& ^^JBlS s (ayet 193) emrinde ise 

muminlerin cihadi degerlendirirken gOstermeleri gereken ciddiyet vurgulanir. 
Miifessir Melihabadi bu dort ayete rivayet tefsirleriyle hadis kitaplannda nakledilen 
rivayetler dogrultusunda yaklasiyor ve kendiliginden her hangi bir yorum getirme 
yoluna gitmiyor. Ostelik 193. ayet herhangi bir ilgi gosterilmeden Ruzbihan'in 
tasawufi tefsiri Ardis'ten "cihad, insanin asil diismani olan nefse karsi yapilan 
mticahededir" seklinde ozetlenebilecek bir ahntiyla da izah edilmeye cahsihyor 140 . 
Yine Bakara suresindeki...,^ _^> $& s &£ \$s»p o' ^3 <<& *f s* 3 Jfc-«" f£4& *-***"• 

ayetindeki 141 oncekilere gore daha genel olan ifade Melihabadi'ce ozetle soyle tefsir 
ediliyor: 

"...CihSd farz-i kifayedir. Birileri cihSda gitmedigi takdirde btitun herkes gUnahkar olur. Eger 
kaTirler islam tllkesine hamle yaparsa en yakmlarindakilere onlarla savasmak ve onlari 
defetmek farzdir. Eger yakinlanndaki kimseler yetmez ise o takdirde ikinci dereceden yakm 
olanlara farz olur. tste bu sekilde gerekirse Him Ulkedekilere farz olur. Bazi kimseler de kiXffar 
musliimanlann ulkesine girdiginde cihadin herkesefarz oldugunu sOylemistir." 



138 



139 
140 
141 
142 



Ayetlerin mealleri §6yle: (Bakara (2): 190) Size savas acanlara, Allah yolunda olarak savasin. 
Sakm asin gitmeyin, ciSnktl All&h asm gidenleri sevmez. (Hac (22): 39) Kendileriyie 
savasilanlara, zulme ugramis olmalari sebebiyle, savas konusunda) izin verildi. Stiphe yok ki 
Allah, onlara yardima mutlak surette kMrdir. 

Mevdhib, 1/2, 174 

Mevdhib, 111, 175-8 

bk. ayet 216 

Mevdhib, 111, 256-7 



129 



Burada mufessir eskiye ait yaklasimlan ortaya koymakla birlikte kendi 
donemine de isarette bulunmus oluyor. Cihad konusunda ifade etmek istedigi 
seydeki kapahhk burada dikkat ?ekici boyuttadir. 

Nisa, Enfal ve Tevbe surelerinde cihad ve savasla ilgili pek cok ayet yer 
almaktadir. Bunlardan Nisa suresindeki ayetler (71-8) miislumanlann Allah yolunda 
savasmalan yoniindeki emirleri icermektedir. 75. ayetin 143 basindaki 03^ * (*OU 3 
ifadesini miifessirimiz mii'minleri hig bir §eyin cihada gikmadan engellememesi 
gerektigi vurgulamyor seklinde yorumlar. Ayetin s^ ^iiso) ^ u j»-« s ... Jb-y» ^ 

,jJaM..,*3i 5 bolumiinde ise kendilerinden soz edilenler Mekke'de kalip hicret etmeye 

imkan bulamayan mu'minlerdir. Bir rivayette ibn Abbas kendisi ve annesinin de bu 
smiftan oldugunu bildirmistir. Melihabadi'nin naklettigi haberlere gore musriklerin 
ellerinden kurtulmalan i?in dua eden mu'minlerden bir kismi Mekke'nin fethinden 
once kurtulmus, digerleri ise fethe kadar orada kalmislardi. Mufessir son olarak 
0W5J! 3 kelimesinden hareketle ?ocugun imamnin ge9erli olup olmadigi meselesini 

tartisir. Bazilanna g8re bu kelime, musriklerin eziyetinin sadece buyukleri degil 
909uklan bile ifine aldigini ifade etmek i?in gelmistir; digerleri ise bunu 90?uklann 
imanimn ge9erli olduguna delil olarak kabul etmistir. Melihabadi'nin sahsi 
gorusune gore 9ocuklann imam sahihtir ve bunun delili "9ocuklara yedi yasina 
geldiklerinde namazin emredilmesi on yasina geldiklerinde kilmaz iseler 
dovulmeleri" hadisidir 144 . 

Bu ayetin Mevahib'de ge9en bir bu9uk sayfalik tefsiri diger ayetlere aynlan 
hacimle karsilastinldigmda olduk9a az sayilabilir. Buna ragmen mufessir bu kisa 
hacim i9erisinde 119 hadise, ibn Kesir, Beyzavi ve Bagavi tefsirlerine ve iki me9hul 
kaynaga isaret edip bunlardan yaptigi almtiyi nakletmistir. 



143 



144 



Ayet 75 ve 76'nm meali: 

"Size ne oldu da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halki zalim olan bu $ehirden ?ikar, bize 
tarafindan bir sahip g6nder, bize katindan bir yardimci yolla" diyen zavalh erkekler, kadinlar ve 
cocuklar ugrunda savajmiyorsunuz ? Iman edenler Allah yolunda sava§irlar, inanmiyanlar ise tagOt 
yolunda savasirlar. O halde seytanm dostlarina karsi savasm; sOphe yokki seytanin dilzeni ve tuzagi 
zayiftir." 

bk. Mevdhih, 1/2, 165-6 



130 



76. ayet' 45 ise bir sayfaya yakin bir hacim igerisinde tefsir edilmistir. 
Melihabadi ayetteki 4ti J*«- ^ o^&t '<k*T jijjf ifadesinin hem "mu'min olan sadece 
Allah yolunda cihad eder" hem de " Allah yolunda sadece mu'min olan cihad eder" 
seklinde anla§ihp terctime edilebileceginl ifade eder. Burada gecen o$aUa)i 
kelimesine §eytan karsriigi verilmi§ ve kafirlerin seytamn yolunda savashgi 
belirtilmistir. d&n~M pyjf'dan maksat seytamn yardimcilandir ki onlar da k&firlerdir. 

§eytanin hilesinin zayif olmasi mii'minler i?indir, kafirler i9in ise o hile 50k 
kuwetlidir ve is. g6rmektedir. Nasil ki oriimcegin agi, ayette de ifade edildigi gibi 146 , 
90k zayif oldugu halde bazi bocek, sinek ve haserati yakalayip igine ahyorsa seytan 
da hilesiyle oylece k&firleri avlamaktadir. Melihabadi daha sonra Beyzavi'yi kaynak 
gostererek §eytarnn Bedr savasmda kafir dostlanna yardim edemediginden 
bahseder 147 . 

Goriildtigu gibi miifessir Melihabadi burada da ayeti guniimuzle 
irtibatlandirmamakta ve a9iklamalar i9in sadece eski kaynaklarda verilen bilgilerle 
yetinmektedir. Halbuki ayette ge9en o^lfeM kelimesi, uzerinde ozellikle durulmasi 

gereken bir istilah iken o Nesefi, Hazin, Beyzavi ve Celaleyn gibi eski tefsirlerde 
verilen "seytan" manasiyla iktifa etmistir 148 . 

Enfal Suresindeki (ayet 60) "... j*aji bk} o* 5 *s* o» |*£*fax-» u ^ ijos? s ayeti 

muslumanlann islam di§i unsurlara kar§i her vakit hazirhkli ve teyakkuzda olmasim 
emretmektedir. Bu ayet tartisriip tefsir edilirken suphesiz ki uzerinde en 90k soz 
soylenen kelime 55s dir. Ozellikle bu kelimenin ayette pesmden gelen benzer 
mahiyetteki ifadelerden aynlmasi ona daha da geni§ bir mana verilebilecegini 
9agn§tirmaktadir. Melihabadi'ye gore, buradaki ©$1 kelimesinin ^y! s^sn 0* vl 

hadisinde 149 (ok) atmayla tefsir edilmi§ olmasi bu kelimenin ok atmak ve ok9uluk 
di§mda baska bir manaya hamledilemeyecegi anlamina gelmez. Kabule sayan en 
ger9ek9i gorii§ kendisiyle cihadda iistunlttk elde edilebilecek her seyin kuwetin 



145 

146 
147 
148 
149 



Ayetin meali: "{man edenler Allah yolunda sava§irlar, inanmiyanlar ise tagfit yolunda 
savasjrlar. O halde jeytanin dostlanna karsj savasm; sQphe yokki §eytanin dUzeni ve tuzagi 
zayiftir." 

Ankebut(29):41 

Mevahib, II/2, 166-7 

Bu tefsirlerdeki acjklamalar icin bk. Mecma'u't-tefdsir, Istanbul 1984, II, 1 17 

bk. MUslim, Imaret: 167; Tirmizi, Tefsir, sure: 8; ibn Mace, Cihad: 19; Ebu Davud, Cihad: 23 



131 



siimuluna girebilecegidir. Rasulullah (s.a.) baska konularla ilgili olarak da 
yukandaki hadiste oldugu gibi genellemelere gitmis oldugundan bu hadisi o vakit 
savasta okpuluk diger tekniklerden daha onemli oldugu i9in bu sekilde buyurulmus 
diye anlamahyiz. Mesela bugun Muslumanlann tufek kullanmayi ve ata binmeyi 
hakkiyla ogrenmesi iizerlerine farz-i kifayedir. Mufessirimiz, eski ulemanin ok 
atma, kill? kullanma ve ata binmeden hangisinin daha faziletli oldugunu tartistigini 
da soyler' 50 . 

Miifessir burada ttifek kullanma ve ata binmenin onemini bir iki ciimleyle 
vurgulamisken, "okguluk mu daha muhim ve faziletlidir yoksa kih? kullanmak mi 
?" tartismalarina fikih ve hadis kitaplanni esas alarak bununla kiyas edilemeyecek 
olctide genis yer ayirmi§tir 151 . Halbuki kendi zamamnda bile artik bu ikisimn bir 
spor ve hobi olmaktan ote hi? bir kiymeti harbiyesi kalmami§tir. Ancak 
Melihabadi'nin ayetteki kuwet kelimesinin hadisteki okguluk di§mda da 
anla§ilmasi gerektigini soylemesi Ehl-i Hadis ekolti'nden selefi bir kisi icin bir gems 
ufukluluk olarak degerlendirilebilir. 

Tevbe suresi 123. ayeti 132 bazi mufessirlere 133 gore cihad hakkinda inen en son 
Syet olup gayr-i muslimlere kar§i nasil bir strateji takip edilmesi gerektigini 
bildirmektedir. Tevbe suresindeki bu Syetin zahirinden savunma degil saldm 
harbinden soz edildigi anlasihyor. Bu hususlan da goz oniinde bulundurarak 
Melihabadi'nin yorumlanmn ozetine ge?elim. Ayetteki ^c^Jb ifadesine gore 

muminlerin yakmlanndakinden ba§lamak iizere kafir ve musriklere savas acmalan 
istenmis ve muminler de asr-i saadette bunu gergeklestirmi^lerdir. Bunun bir 
benzeri "(once) en yakin hisimlanni uyar" 154 ayeti nazil olunca Rasulullah (s.a.) 
tarafindan uygulanmistir. Buna gore Hz. Peygamber once kendi kavmiyle, ardmdan 
da diger arap kabileleriyle sava§ etmis U9iincii bir asama olarak da Bizans'a karsi 
Tebiik gazvesine 9ikmistir. Bu ayetle bir 6l?ude Rasulullah' in vefatindan sonra 
iimmetin nasil bir siyaset takip edecegi belirlenmis oluyor. Bu fetih ve genisleme 
siyaseti de zaten Hulefa-i Rasidin tarafindan takip edilmistir. jiSi«J( & 4ii o? 's-^f 3 



150 



151 

152 



153 
154 



Mevdhib, III/3, 32. Konunun detayi i?in ayrica bk. tbn Kesir, Muhtasar Tefsiru Ibn-i Kesir 
(th. Muhammed Ali es-Sabuni), Mil, Beyrut 1986, II, 1 14-5 

Mevdhib, III/3, 30-5 

Meali: "Ey iman edenler ! Kafirlerden size yakin olanlara kar§i sava?m ve onlar sizde bir 
sertlik bulsunlar. Biliniz ki Allah sakinanlarla birliktedir." 

Mesela bk. Kutub, Seyyid, FiZilali'l-Kur'an I-VI, Beyrut 1985, III, 1736-41 

§uara(26):214 



132 



Allahu teala her vakit Peygamberi vasitasryla gonderdigi hukUmlere uyan 
muttakilerle birlikte olup onlara yardim etmektedir. Nitekim muslumanlar Bizans'a 
karsi sefere ?iktiklannda gerek sayi gerekse silah ve binek olarak onlardan geride 
olduklan halde "Rablerinin muttakilerle beraber oldugu" ger9egine kalpten inanip 
kendilerini cihada verdikleri igin muzaffer oldular. B6ylece Rasulullah'in (s.a.) 
gaybla ilgili bildirdikleri tek tek ger9eklesmektedir. Rasulullah gaybi haberlerinden 
birinde, ahir zamanda Hiristiyanlann yeryiizuniin biiytik bir kisminda hakim 
olacaklanm bildirmistir. Ayni sekilde Muslumanlann ahir zamanda fisk ve fucur 
i9erisinde hayat siirecekleri de ifade edilmistir ki bunlardan her ikisi de tahakkuk 
etmistir. Bunlarla ilgili haberler Stinen-i Tirmizi'de mevcuttur 155 . 

Burada da goriilmiistur ki, Melihabadi Tevbe suresinin bu ayetini tefsir 
ederken eskiye ait bilgileri iyi bir sekilde ozetlemisken ayetteki a9ik referanslara 
ragmen konuyu -bir ka9 kii9uk isaret dismda- kendi donemiyle irtibatlandirmamistir. 
Ya da en azindan -olayin siyasi boyutu bir yana- ayetin kendi doneminde nasil 
anla§ilabilece|i hususunda bir yoruma gidilmemi§tir. Bu 9ikanmlar onun siyasi 
olaylara karsi olan genel tutumunu ortaya koydugu gibi klasik kaynaklann onu ne 
6l9iide simrladigmi da gostermektedir. 

Yukanda cihad ve savasla ilgili bazi ayetlerin Melihabadi tarafmdan nasil 
anlasihp tefsir edildigi ortaya konulmaya gahsildi. §imdi de cihadla dolayh olarak 
ili§kisi bulunan bir baska konu olarak miislumanlann kiminle dostluk kurmasi 
gerektigi konusundaki bir ka9 ayet incelenip Melihabadi'nin tefsir usulii ortaya 
konulacaktir. Maide 51 'I takip eden ayetlerde hristiyan ve yahudilerle dostluk 
kurulmamasi gereginden, kurulursa sonucun ne olacagmdan bahsedilir. Burada 
ornek olarak 54-7 ayetleri ahmp mufessirin yorumu ozetle verilecektir. 

Hindistan'daki ingiliz hukiimeti'nin himayesinde yuriitulen misyonerlik 
propagandalan ve hristiyanlastirma faaliyetleri sonucunda hedef kitle olarak se9ilen 
hindu, budist, sih vb. ile birlikte bazi muslumanlar da irtidat edip hristiyan olmustu. 
Bu hakikatin golgesinde 54, 55, 56 ve 57. ayetler oncesi, sonrasi ve birbiri ile olan 
baglan da goz onunde bulundurularak tek tek dusunuldiigunde, Ingiliz idaresindeki 
Hind toplumuna 90k a9ik referanslar ta§idigi gozlenir. Melihabadi'ye gore Allah 
Teala bu ayette gaybi bir olaya isaret etmektedir ki bu Hz. Peygamber (s.a.) vefat 
edip Hz. Ebu Bekir (r.a.) halife olunca ger9eklesmistir. Kessaf ve diger tefsirlerde 
beyan edildigine gore Arap kabileleri Hristiyanlarla dostluk kurmalan neticesinde 



155 Mevdhib, HI/4, 85-6 



133 



irtidat etmislerdir. irtidad eden on bir kabileye karsi Hz. Ebu Bekir savasla karsihk 
vermis, boylece ka?an bazi kabileler Hristiyanhga girmislerdir 156 . Ayetteki ...^3* <&( 

^jb «J5»l...ifadesi ile kimlerin kasdedildigi hususunda tefsirlerde ge?en rivayet ve 

tahminleri nakleden Melihabadi f$3 kelimesinin nekre olmasindan hareketle 

belirtilen sifatlan ta§iyanlar kim olursa olsun bu simfa dahil olabilecegini soyler. 
Irtidat edenlere karsi nasil bir yol izlenmesi gerektigi tartisihrken "mtirtedler ehl-i 
kible ve de sayica 90k oldugundan onlara karsi savas a9ilmasi yanlis olur" tezinin 
seslendirildigi bir ortamda onlara karsi sava§ilmasi gerektigini ileri surUp savasan ve 
muslumanlan biiytik bir sikintidan kurtaran Hz. Ebu Bekir ve arkadaslannm 
ayetteki 6'vUlen kavim olabilecegi soylenmistir. Melihabadi ayetin geri kalan 
bolumiinu daha 50k Arais ve diger tefsirlerden yaptigi almtilarla tamamlayarak 
05^'j (*» 3-^j 3 4if p&s Uij ayetine' 37 ge9er 13 . 

Miifessir bu ayet i9in biri Abdullah b. Selam digeri Ubade b. Samit hakkinda 
olmak iizere iki sebeb-i niizul zikreder. Ayetin tefsirinde oj*n> (<**> 3 ifadesinin nasil 

anlasilabilecegi hususuna yaptigi muhtelif almtilar ile genis bir yer ayinrken ayetin 
diger yerlerini adeta hi9 tefsir etmemistir. Ruku etmekten ne kasdedildigi konusunda 
ileri surtilen gorusler arasindan o "bunlar namazda husu i9erisinde olanlardir" 
gorusunii benimsemiftir . 

03-iW p* 4jI «jj*" d& f$ioT jiJJf 3 4J3-J 5 <«iif jfi j» 3 ayetinin 160 tefsirinde daha 90k 

J3JWI {& tabiri iizerinde durulmus ve Allah taraftarlan zaman zaman maglup 

olduklan halde burada neden sadece galebeden bahsedildigi konusuna cevap 
bulunmaya 9ah§ilmistir. Sonu9 olarak; miiminler ahiret hayatina inandiklan i9in 
maglup da olsalar Allah ahiret hayatinda onlan miikafatlandiracagindan herhangi bir 
kayip i9erisinde degillerdir gorusii benimsenmistir. Kullar nazarmda bir 
maglubiyetten soz edilse de kendi yolundan giden miiminler Allah indinde her 
zaman galiptir, kazan9hdir. Kim Rasulullah (s.a.) tarafindan dost edinilmisse o, 



156 

1S7 

158 
159 
ISO 



Mevdhib, 1 1/3, 183 

Ayetin meali:"Sizin dostunuz ancak Allah'tir, RasiilUdUr, iman edenierdir; onlar ki Allah' in 
emirlerine boyun egerek namazi kilar, zekati verirler."(Maide(5): 55) 

Mevdhib, H/3, 183-6 

Mevdhib, H/3, 186-7 

Ayetin meali: "Kim Allah'i, RasulilnQ ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) Usttln gelecek 
olanlar sUphesiz Allah'in tarafini tutanlardir. (Maide (5): 56) 



134 



Allah'a kullukta Rasfilullah'in siinneti istikametinde yiirumus ve kim de miiminler 
tarafindan veli ve dost edinilmisse sonugta Allah, Rasulullah ve muminler onu 
sevmis ve o Allah'in yardim ve destegiyle nefis ve seytana galabe 9almistir. i?inde 
miislumanlara karsi dostluk hissi tasimayana karsi Allah da dostluk gostermez 161 . 

Al-i Imran sur©sim^...j-a4*Jf 033 & ^3' oa^ 153 ' o$*»W J^** * ayeti 162 cogunlugu 

hindu, sih ve budistlerden olusan ve hristiyan bir azinhk tarafindan idare edilen bir 
toplumda musliimanlar iQin uyulmasi olduk9a zor bir hiikiim getiriyor. 
Melihabadi'ye gore kafirlere karsi muhabbet beslemek onlan dost edinmek 
kesinlikle caiz degildir. Bu hususu amir Al-i imran'daki bu ayete ilaveten baska 
Syetler de vardir. Ancak ortada ayette arzedildigi gibi (a^ij ^ \$za o' vj) bir korku 

durumu varsa, kalbl dostluk beslenmeksizin, zahiri/lisani bir dostluk gosterilebilir. 
Ashnda bu Islam'in zayif oldugu dSneme ait bir hukumdu, bu sebeple bu gun icinde 
Islam' m kuwetli olmadigi her tilkede ge^erli olabilir 163 . Hi9bir mecburiyet yokken 
hindulann Divali ve Holi gibi bayramlanna katihp onlar gibi kutlama yapmak 
kufurdtir. Bu cumleden olarak kafirlerin ve mecusilerin giin ve gecelerine ta'zim 
olarak onlara hediye verilirse bu kuftir olur, ta'zim edilmeyerek hediye 
gonderildigmde ise gonderen kafir olmasa da yapilan davrams haramdir. Kafirlere 
mahsus olup giyildiginde onlara benzeme durumu ortaya 9ikaran kiyafetleri giymek 
de haramdir. £unkti hadis-i serifite "kim bir kavme benzerse da ondandir" 
buyurulmustur 164 . 

Melihabadi'ye bu yorumlan yaptiran birtakim faraziyeler degil bizzat Hind 
toplumunda yasanan ger9eklerdir. Bu cografyada yasayan ve biiyiik oranda ayni 
irktan gelen insanlan birbirinden farkh kilan §ey sadece din unsuru olmaktadir. 
Bunun normal bir sonucu olarak da dini bilgisi yetersiz olan genel halktan 
musliimanlar dugun, giyinme, yeme-i9me ve eglenmede farkinda olmaksizm hindu 
adetlerine uyarken hindular da ayni sekilde musluman adetlerine uymaktadir. 
Toplumun bir par9asi olarak varhgmi siirduren ve selefin yasantisini hayatlanna ve 
topluma hakim kilmaya 9ahsan Ehl-i Hadis ekolunun bu §ekilde davrananlara karsi 



161 
162 



163 
164 



Mevdhib, II/3, 188-9 

Ayetin meali: "Mtlminler mQminleri birakip da kaTirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, 
artik onun Allah nezdinde hi?bir degeri yoktur. Ancak kafirlerden gelebilecek bir tehlikeden 
sakinmaniz baskadir. Allah kendisine karsi (gelmekten) sizi sakindinyor. DonU§ yalniz 
Allah'adir. (ayet 28)" 

Mevdhib, 1/3,211 

Mevdhib, 1/3, 213-4 



135 



tefki gostermemesi dusiinulemez. Bu ekoltin bir tiyesi olan Melihabadi de tevhidi 
9izgiden sapma olarak gordugu bu davramslan elestirmekten 9ekinmez. Melihabadi 
tevhid ve sirk konusuna kitap ve siinnet ekseninde yaklasir. Inan9 konulanni 
anlatmak igin bir takim kelamcilann yaptigi gibi felsefi deliller kullanmayi hos 
gormez ve kitap, stinnet ve selefin ortaya koydugu tevhid bilgisini benimser 165 . 

Son soz olarak denilebilir ki; Melihabadi'nin tefsiri Mevahibu'r-Rahmdn 
ayetlerin tefsiri ile ilgili 50k sayida hadisi, sahabe ve tabiin kavlini ve mufessir 
gorusunti bir araya toplamis olmasi bakimmdan esine az rastlanir hacimli bir 
tefsirdir. Ozellikle tefsirler i9in biiyuk nakisa olarak gorulen israiliyat, batini 
yorumlar ve hi9bir delile dayanmayan indi diisttnceleri ihtiva etmemesi ona ilave 
deger kazandiran hususiyetlerdendir. Mevahibu'r-Rahmdrfm. Kur'an'm 
anlasilmasina olan katkisma gelince; buyuk oranda basanh kabul edilse de ozellikle 
Kur'ariin guniimuz problemleriyle irtibatlandmlmamasi ve ortaya 9ikan sosyal ve 
siyasi olaylara islamin temel kaynagi olan Kur'an'dan bir 96ziim sunulmaya 
9alisilmamasi bu tefsirin onemli bir eksikligi olarak degerlendirilebilir. Bu son 
soylenilen hususta toplumunda kendisini zora sokan olusumlar bulundugunu da goz 
ardi etmemek gerekir. Kur'an ve hadislerde a9ik9a yer almayan konular hakkinda 
soylenilen sfizlere karsi pesin hukumlu davranip yanhshkla muhataplanni 
elestirmistir. Mesela dunya'nm gunesin etrafinda dondiigu hususunda soylenilenleri 
yanhs addetmesi sonucunda kendisi hatah duruma dusmustiir 166 . 

Mufessir MelihaMdi'nin ayetin ayet ve ayetin hadisle tefsirinde gosterdigi 
kismi basanyi konulan isleme ve ayetleri sistemli olarak degerlendirmede gosterdigi 
soylenemez. Bize gore bu kopuklugun ana sebebi toplam tefsir i9erisinde yer yer % 
80-90'a varan ahntilardir. Bu kadar 90k ahnti Mevahibu'r-Rahmdn 'a yigma diye 
tabir edilebilecek bir tefsir hiiviyeti kazandirdigi soylenebilir. 



i6s 



1«6 



O bu hususta sOyle der: 

"Eserimizde tevhldin delillerini onaya koymak i?in felsefl ve kelamt usuller terkedilip saghkli bir 
sdrette Selef-i Salihtn'e dayanan hak ve hakikat ehlinin yolu tercih edilmistir. Fakat giinOmUzde cok 
sayida sapkin Dilnya'nin Giines'in etrafinda dOndilgO ve gOkyUztlnun aslmda mevcud olmadigi gibi 
hususlara inanmaktadir." (bk. Mevdhib, I (muk), 98) 

Bir 6nceki dipnota bakiniz. 



136 



c- Seyyid Ahmed Hasan Dihlev! (1842-1920) ve Ahsenu't-Tefasif'x 

Ahmed Hasan 1842 yilinda Delhi'de dogdu ve cocuklugunu burada gecirdi. 
Kur'an-i Kerimi 1 1 yasinda hifzederek Farsca Ogrenmeye basladi ve bunu 14 yasina 
kadar devam ettirdi. 1857 bagimsizhk sava§i sebebiyle Delhi'yi terkedip Patyala'ya 
yerlesmek zorunda kaldilar. Burada gecen tic yil i9erisinde bir yandan Farsca' sini 
gelistirirken diger yandan da devlet dairelerinin isleyisini ogrenmeye cahsti. 
Olaylann durulmasi tizerine yeniden Delhi'ye dondtiler. Dini egitimini burada ve bir 
sure de Agra' da devam ettigi derslerle belli bir diizeye getirdikten sonra Nezir 
Huseyin'in derslerine katildi. Dini ilimlerin tahsilini tamamladiktan sonra Hakim 
Imamuddin Han ve Hakim Husameddin Han'dan geleneksel tip okuyarak icazet 
aldi. 

Mezuniyetini muteakip Nezir Huseyin'in yamnda bir muddet hizmet verip 

A 

ardindan Haydarabad Dekken'de Asafiye devletine bagh olarak memuriyete ba§ladi, 
bir muddet de Midik denilen yerin valiliginde bulundu. Bir yandan memuriyetini 
surdururken ote yandan da ilmi faaliyetlerde bulunuyor ve kitap te'lif ediyordu. ilk 
olarak §ah Veliyyullali ve iki oglunun Kur'an tercumelerini bir araya getirdi ve 
bunlann uzerine Ahsenu 'l-fevdid ismiyle aciklayici notlar yazdi. "Tin tercemon vdld 
Kur'dri" (Uc tercumeli Kur'an) diye anilan bu cahsmasmi h.1315 yilinda nesretti 167 . 

Tamamlamaya muvaffak olamadigi Tefsir-i dydti'l-ahkdm min keldmi 
Rabbi 'l-endm adini verdigi ahkam tefsirinin Bakara suresini kapsayan boliimu 1921 
yilmda 424 sayfa halinde Delhi'de tabedildi ve "Hindistan Ehl-i Hadis 
Konferansi"nda halka dagitildi. Hadis ve cemaatler arasi ihtilafii konularla ilgili de 
kitaplan olan Ahmed Hasan Dihlevi 1338/1920 yilinda Delhi'de vefat etti 168 . 

Ahsenu't-Tefasfr 

Seyyid Ahmed Hasan, burada tamtimi yapilacak olan Ahsenu 't-Tefdsir isimli 
tefsirini 1907 tarihinden once yazmaya baslamistir 169 . Tefsir ilk olarak 1907-9 



167 
168 



169 



Bu tasnifin muhtelif baskilari i?in bk. 

Hayati ve eserleri i?in bk. Nilzhe, VIII, 44; Dihlevi, Ahmed Hasan, Ahsenu 't-tefdslr, Lahor ts., 
I, M. Ataullah Hanff in tanitim yazisi s. 1-2; NevsehrevT, Terdcim, s. 168-70; Eseri, Ehl-i 
Hadis ki hidmat, s. 112-2; Fenyvai, Cuhud, s. 36-7; Fuyuzurrahman, Tedriif, s. 253-4; 
Muhammed ilyas b. Abdulhahk, Menhecu's-$eyh Ahmed Hasan ed-Dihlevt fi tefsirihi 
Ahsenu 't-tefdsir (master tezi 1994), International Islamic University, UsQluddin Faculty, 
Islamabad, s. 4-6 (Ilyas, Menhec) 

Yazma ijlemini 1327 tannine kadar stlrdUrdugu de ifSde edilmektedir. Ancak 1325'te bitirdigi 
yflnUndeki g5ril§ agirhktadir (bk. 



137 



tarihleri arasinda iki ayn matbaada peyderpey tabedilerek tamami yedi cilt olarak 
okuyucuya arzolunmusftir. Ahsenii 't-Tefdsir'xn mukaddimesi onemine binaen 
1330/1912 yilmda mustakillen de basilmi§tir 170 . Uzerinde inceleme yapacagimiz 
Lahor'daki el-Mektebetu's-Selefiyye'de 1992 yilmda 7 cilt (5 miicelled) halinde 
basilan nushadir. 

Bir muellifin eserini ni9in tel'lif ettigini onun agzindan ogrenmek yazilanlan 
daha iyi ve dogru olarak anlayabilmek igin vazge9ilmez bir hususiyet oldugundan 
soze buradan ba§lamak uygun olacaktir. Ahsenu't-tefasif'm mukaddimesine 
bakildiginda Seyyid Ahmed Hasan'm birka? yerde tefsiri nigin yazdigina degindigi 
gorulur. Onun en onemli sebeb olarak; Kur'an'a dair yaptigi ilk tasnif olan 
Ahsenii '1-FevdicT 'in begenilmesi ve halkin kendisinden bu 9ahsmasini Kur'an'm 
butununu i9ine alacak sekilde genistetip bir tefsir yazmasmi talep etmesine isaret 
ettigi goriilmektedir 171 . Tefsirin te'lifi igin diger onemli bir husus Kur'an'm her 
zaman ve mekanda tefsir edilmesi luzumudur. ^unkii Allah'in, el?isi Hz. 
Muhammed'e (s.a.) yukledigi en onemli gorevlerden biri Kur'an'i insanlara 
a9iklamasidir. O biittin hayati boyunca tizerine farz-i ayn kihnan 172 bu isi yerine 
getirme gayreti i9erisinde olmu§tur. i§te, onun diinyadan g69mesiyle bu sorumluluk 
farz-i kifaye derecesinde olarak onun varisleri olan alimlerin uzerinde kalmi§tir. 
Alimler Kur'an'i tefsir ederek halka anlatmakla yukiimludiirler. Mufessir Ahmed 
Hasan eserini Urduca yazmasma ise, toplumda Arap9a bilenlerin 90k az, Urduca 
bilenlerin ise fazla ve Kur'an'i ogrenmeye muhta9 olmasini sebep gosterir 173 . 

Bu gayelerle yazilan bir eserin muhtevasmin kendisine faydah olunmak 
istenen hedef kitlenin ihtiya9larma cevap verir tarzda olmasi beklenir. Ileride bunun 
tesbitine bizzat tefsir uzerinde yapilan tetkiklerin i§iginda 9ahsilacaktir. Ancak 
bundan once miifessirin kendi tefsirini nasil gordugii ve hangi problemlere 96ziim 
getirmeye 9alistigmi ortaya koymak istiyoruz. Miifessirimiz Ahsenu't-tefdsfr , i, 
sekiz-dokuz asir onceki tefsirlerin takip ettigi uslupla Urduca hazirlanmi§ bir 
tefsir 114 olarak takdim etmekte ve i9erisine zayif ve uydurma bir yana hasenden daha 



170 



171 

172 



173 
174 



Ahsenii't-tefdsir, I, 2 (M. Ataullah Hanff in tanitim yazisi); §attan, Urdu Terdcim, s. 525. 
Diger baskilan i?in bk. Han, Urdu terdcim, s. 37; Nakvi, Urdu Tefdsir, s. 35 

Ahsenii 't-tefdsir, 1, 27-8, 34 

Ahmed Hasan'a g6re bu hususu Smir ayet Nahl suresinin (44.) osj^*i (*&& 3 (%«*" Jj' u o -1 ^ 

jesl yjJl uJJ! Uji? 3 ...ayetidir (bk. Ahsenii 't-tefdsir, I, 35). 

Ahsenii 't-tefdsir, I, 34-5 
Ahsenii 't-tefdsir, I, 34 



138 



asagi derecede hadisler almadigim soylemektedir 173 . Ahmed Hasan tefsirinde kendi 
doneminde yogun olarak tartisilan konulara girmekte ve bunlardan halkin itikadmi 
boamaya ySnelik gSrduklerine ve bunlan seslendirenlere cevaplar vermektedir. Bu 
meyanda o, "kanun-i fitrat" deyip kainatta cereyan eden tabiat olaylannda tabiati fail 
olarak goren naturalistlere (neysiri) 176 , islam'a fikri savas. acan asm hindu mezhebi 
Arya Samac'a 177 , hadise §er'i konularda bir deger vermeyen Ehl-i Kur'an'a 178 , 
irtika/evrim nazariyesini saviman (Darwinci) kesime 179 ve tevhid konusuna farkli 
bir yaklasim getiren felsefecilere 180 fikri savas a?arak onlarda gordiigu yanlishklan 
anlatmaya sahsir. Yukandaki kesimlerden bir kismi kendi dtisunceleri 
temellendirmek i9in Kur'an'i kullandigmdan Ahmed Hasan'da onlara cevap yeri 
olarak tefsirini se9er. Kendisine hedef kitle olarak aldigi genis. halk yiginlarinin bu 
tartismalardan habersiz oldugunun farkmda olan Ahmed Hasan onlardan tefsirini 
okuyup tamamen anlamalarmi beklemez. Bunun yerine birilerinin bu tefsiri halka 
okuyup aciklamasini daha uygun bulur 181 . 

Ahsenii 't-tefdsir'' in kaynaklanna bakildiginda bunlann meshur rivayet 
tefsirleri ve hadis kitaplanndaki tefsir kitaplan ve bablan oldugu g5riilur. O bu 
konuda soyle der: 

"Daha Once yazdigim fevSid ve onun tekmilinde rivayetlerdeki senetleri saglam olmayan ve 
Kur'&n'in kapah yerlerini a9iklamayi hedef edinmeyen tefsirlerden istifade edilmedi. Fevaid 
ve onun tekmilinde Ibn-i Cerir, ibn-i KesJr 182 , HSzin ve Durr-i Mensflr'dan ve Buhari, Tirmizi 
ve Hakim'in tefsir kitaplanyla sahih hadis kaynaklarindan istifade edildi. iste bdylece bu 
tefsir, 8-9 asir 6nce sahih tefsirlerin tasnifinde takip edilen metod benimsenerek akici bir 
Urduca ile hazirlandi." 



175 

76 
77 
78 
79 
80 
81 
82 

83 



Ahsenu't-tefdsir, I, 40. Mtifessir ba§ka bir yerde tefsirini "hadis senedinin sihhatine son 
derece hassasiyet gosteren ilk Urduca tefsir''' olarak takdim etmektedir (bk. I, 59) 

Ahsenii 't-tefdsir, I, 49-50 

Ahsenii 't-tefdsir, I, 62-4 

Ahsenu't-tefdsir, I, 36-9 

Ahsenii 't-tefdsir, 1, 48-9 

Ahsenii 't-tefdsir, I, 40-8 

Ahsenii 't-tefdsir, 1, 34 

Tefsirde, ibn-i Kesir tefsirinden yapilan ahntilann oldukca fazla bir kismmin kaynagina isaret 
olunmamistir. Yapilan tahkik bunu acikfa ortaya koymustur. 

Ahsenu't-tefdsir, I, 34. Tefsirin ic kapagmda mflfessir'in bu tefsirlere ilaveten BagavT'nin 
Medlimu't-TenzWx ve Siddik Hasan Han' in Fethu'l-Beydn' mdan da istilade ettigi 
belirtilmektedir. Ahmed Hasan bazi noktalardan Mealim'i zayif bulmaktadir (bk. Ahsenu't- 
tefdsir, I, 33). 



139 



Ahmed Hasan AhseniX't-tefasifz giris mahiyetinde yazdigi 50 sayfahk 
mukaddime'nin "Kur'an'la ilgili faydah bilgiler" adh birinci babmda Kur'an 
ilimlerinin temel konulanna deginmis ve "tefsir hakkinda" adh ikinci babm birinci 
faslmda "tefsirin ne oldugunu ve usul-tt tefsirin temelleri"ni ele almistir. Bu babin 
ikinci fash ise "eski ve yeni felsefecilerin gorusleri iizerine tenkidii bir bakis" admi 
tasimaktadir. Yukanda da belirtildigi gibi mufessirimiz bu konuyu da Kur'an 
tefsiriyle ilgili gormektedir. Miifessirin burada getirmis oldugu aciklamalar oldukca 
tutarh goriilmektedir. 

Miifessir Ahmed Hasan tefsirine Fatiha suresiyle baslamakta ve Nas suresiyle 
son vermektedir. Tefsirde ayetlerin meali §ah Abdulkadir Dihlevi'nin Hind alk 
kitasinda oldukca meshur olan Kur'an mealinden ahnmistir. Her sure girisinde 
surenin ismi, ne zaman ve nerede indigi, fazileti ve muhtevasiyla ilgili gayet 
muhtasar bilgi verilip dogruca tefsire gecilmektedir. Ayetler tefsir edilirken varsa 
saglam kaynaklara istinaden sebeb-i ntizulla ilgili rivayetler nakledilmektedir. 
Seyyid Ahmed Hasan' in bu tertibi her zaman riayet ettigi soylenemez. O bir yerde 
soze mufredatin/kelimelerin aciklamasryla ba§larken diger yerde dogruca konuya 
girer, bir baska Syette esbab-i niizula Qncelik verilirken bir digerinde nasih ve 
mensuh once islenir 184 . Onun bu tarzda bir usul uygulamakla dim kiiltur diizeyi 
yiiksek olmayan genel okuyucunun ihtiyaci olan konulan one aldigi ve onlan bazi 
kimselere sikici gelebilecek bir ilim hiyerarsisine bogmak istemedigi diisunulebilir. 

Baska tefsirlerde goriilen okuyucuya kolayhk saglayacak tiirden bashk veya 
fasila isaretlerine bu tefsirde yer verilmemis, ayetler tek tek ya da aralannda konu 
biitunlugii varsa 2-5'erli guruplar halinde tefsir edilmistir. Yapilan a9iklamalar 
5ogunlukla kisa oldugundan belki de bashk kullanma ihtiyaci duyulmamistir. Tefsiri 
yapilmadan ge?ilen ayetler de bulunmaktadir ki, bunun sebebi ya lafzen ya da konu 
olarak benzer ayetin onceden ge?mi§ ya da sonradan agiklanacak olmasidir 185 . Ayni 
konu ve kissaya birden fazla yerde deginildigi de olmustur 186 . Sarf, nahiv ve kiraatla 



184 
185 



186 



Ornekler i?in bk. IlySs, Menhec, s. 4-6 

Mesela miifessir, Bakara sfiresi ayet 57-61 arasindaki ayetler hakkindaki a?iklamayi maide 
suresinde yapacagmi ifade ederek burada sadece ayetler arasmda bir kopukluk olmamasi i?in 
kisa bir a?iklamayi yeterli g8rmu$tur (bk. Ahsenii't-tefdsir, I, 91). Ayni jekilde Bakara 49- 
50'de ijaret edilen hadisenin Ta\ha, §uara ve Kasas surelerinde ve Bakara 63-4'de i§aret 
ediien olaym A'rSf suresinde tarn olarak gececegini ifSde eder (bk. AhseniX 't-tefaslr, I, 88 ve I, 
93). 

Mesela Bakara sflresi ayet 71-3'te Allah'in insanlan nasil yeniden yaratacagmdan temsili 
olarak bahsedilir. Miifessir bu konuya cok Qnem verdigi i?in ilgili kissayi tefsirde be? defa 
anlattigmi ifade ermektedir (bk. I, 96) 



140 



ilgili a9iklamalara yer verilmedigi gibi biktinci uzatmalara da gidilmemistir. 
Hadisler verilirken §ogu kere hadis kitabiyla birlikte ilk ravi de (Buhari'de Ebu 
Hureyre'den gelen bir rivayete g8re Rasulullah (s.a.) §6yle demistir... gibi) 
verilmistir. Miifessif ayni zamanda hadisin sihhat derecesiyle ilgili (sahih, hasen, 
meshur, mutevatir...gibi) anahtar kelimeler de kullanmaktadir 187 . 

Mukaddimede tefsir i9in bilinmesi gereken Kur'an ilimlerinin Onemlilerine 
deginen Ahmed Hasan, esbab-i niizulu hikaye kabilinden ve Cnemsiz gorenlere kar§i 
gikarak onu bilmenin geregini savunur 188 . MelihabSdi gibi o da hicretten once nazil 
olan ayetleri Mekkt, sonra nazil olanlan Medeni sayar 189 . Kur'an'daki mensuh 
ayetlerin sayisi oyle soylendigi gibi 50k olmayip sadece 5 adettir. Digerleri neshin 
simrlanna girmeyip baska kategorilerde degerlendirilebilecek ayetlerdir 190 . 
Siinnet'in Kur'an'i nesh etmesiyle kasdedilen sey Kur'an'm hukmunun tamamen 
ortadan kaldinlmasi ise bu mumkiin degildir. Ancak miitekaddim ulema siinnetin 
Kur'an'i te'kid ve tefsir edebilecegini, onda olmayan bir hukmii getirebilecegi veya 
onu tahsis edebilecegini kabul etmistir 191 . 

Kur'an'da sureler ve ayetler arasmda tabi'i bir miinasebet vardir ve bu 
kendisini a9ik9a gdsterir. £e§itli zorlamalarla akli rabt ve miinasebet bulmaya 
9ahsmak caiz degildir. Taberi ve ibn Kesir tefsirleri gibi Ahsenu't-tefdsir'' de de 
onceki ve sonraki Syetler arasmda akli bir irtibat bulunmaya 9ahsdmamistir. 
Bazilan Kiyame suresindeki hl, Uk o! ^...^u «u jpu v ayetleriyle 192 surenin diger 



187 

188 
189 
190 

191 



192 



Tefsirin elimizde bulunan nlishasi Hafiz Abdurrahman GohtarvT'nin tahkik ve tahriciyle 
basildigindan okuyucunun kendisinden ahnti yapilan tefsir, hadis, fikih...sahalarmdaki 
kitaplara ulajmasi kolaylastalmistir. Her cildin ba§mdaki ayrmtih fihrist ve sonundaki 
kaynakga da muhtemelen muhakkik tarafindan Have edilmijtir ki takdire §ayan bir cahsmadir. 

bk. Ahsenu't-tefdsir, I, 17 

bk. Ahsenu't-tefdsir., I, 18 

bk. Ahsenu't-tefdsir, I, 21-2. Bu be? nasih ve mensuh ayet sunlardir: Bakara 234 ile 240, Nisa 
11 ile Bakara 180, EniSl 66 ile 65, Milcadele 12'nin son cQmlesi ile ilk cilmlesi ve 
MQzzemmil 20 ile 1-4 ayetleri neshedilmistir (bk. Ahsenu't-tefdsir, I, 22) 

Mfifessir stlnnetin yeni bir hukum getirmesine Srnek olarak Nisa sfiresi ayet 23 'de (...,*sjlg*i 
(t£j£ C*j3-) hala ve teyzenin hUkmilntln aciklanmamasi ve bunlarla ilgili hukmtln Buhari'nin 
EbQ Hureyre'den rivayet ettigi bir hadiste a?iklanmasini Ornek olarak verir (bk. Ahsenu't- 
tefdsir, I, 22). 

Kiyame (75): 16-19 



141 



boliimleri arasinda mtinasebet ve irtibat oldugunu gSstermeye 9ahsmistir ki bu 
zorlamadir 193 . 

Ahmed Hasan Kur'an'daki mukatta'a harflerinin mutesabihattan oldugunu ve 
manasimn Allah'tan baska hi? bir kimse tarafindan bilinemeyecegini ifade eder. 
Arap dili ve belagatinda 90k ileri olan Mekkeli Araplar daha once dilde benzerini 
duymadiklan bir sekilde ifade edilen bu harfier karsisinda sasirmis ve acziyetlerini 
ifade etmislerdir. Kur'an'm bir mucizesi olan bu harfier hakkinda muslumanlann 
iman etmekten ote arastinp tarastirmalanna ne hacet var ki! 194 Tefsir konusunda 
kendisine en fazla itimat edilmesi gereken ibn Abbas 'tan saglam bir senedle gelen 
rivayette Allah'in sifatlan, kiyamet ve mukatta'a harfleri miitesabihat olarak 
adlandmlmis ve bunlara iman edilmesi geregi bildirilmistir. Bunu destekleyen daha 
90k sayida hadis-i serif vardir 195 . Mufessirimize gore, Taberi ve ibn-i Kesir gibi 
mufessirler de yukanda isaret edilen yolu tercih etmislerdir. Zaten ummet i9in ameli 
bakimdan onemi olan konular ve kapali ayetler Allah Rasulii (s.a.) tarafindan 
a9iklanmistir. Eger mtitesabih kapisi te'vile a9ik birakihrsa bir zaman bundan 
hariciyye, cehmiyye, mu'tezile ve kaderiyye, bu gun de ney9iri va Kadiyanilerin 
yanlis yonde istifade etmeye 9alistigi gibi gelecekte de bundan istifade edenler 
olacaktir. Bu sebeple ibn-i Abbas'in dedigi gibi Al-i imran ayet 7'deki vakfin ^( 

lafzi iizerinde olmasi gerekir. Hi9bir dini meseleyle alakasi olmayan mukatta'a 
harfleri gibi miitesabihatla ugrasmayi terketmek dini saglam kilmamn bir yoludur 196 . 

Yunus suresi ayet 3'te 197 iizerinde 90k tartisilan konulardan istiva, yer ve 
gogun alti giinde yaratilmasi ve sefaat'e isaret edilmekte ve insanlar du§iinmeye 
9aginlmaktadir. ilk bakista U9U de mutesabih, yani insanm bes duyusuyla 
bilemeyecegi, hususlardan oldugu anlasilan bu konulara burada Ahmed Hasan ozlu 
a9iklamalar getiriyor. Benzeri ayetler onceki ve sonraki surelerde de yer aldigmdan 
oralarda da a9iklamalarda bulunulmustur. Ona gore, eger Allah dileseydi yeri ve 
gogti degil alti gun bir anda yaratirdi. Bundaki hikmet, Allah'in insanlara islerini 



i93 
194 
195 
196 
197 



bk. Ahsenii 't-tefdsir, I, 24 
Ahsenii 't-tefdsir, I, 70 ve II, 229 
Ahsenii 't-tefdsir, I, 221 
Ahsenii 't-tefdsir, 1, 223-4 
Ayetin meali: 

"§ilphesiz ki Rabbiniz, gOkleri ve yeri alti gllnde yaratan, sonra da ifleri yerli yerinde idare ederek 
arj'a istiva eden Allah'tir. Onun izni olmadan hi? kimse ?efaat?i olamaz. l$te o Rabbiniz Allah'tir. 
O halde O'na kulluk edin. Hala dilsilnmllyormusunuz!" 



142 



suhuletle yapmalanni Sgretmesidir. Ahmed b. Hanbel'in Musned'inde Hz. 
Peygamber'in (s.a.) bir isi suhuletle yapmak ddet-i lldht, haddi asarak acele 
davranmak ise ddet-i seytdnidir buyurdugu rivayet edildiginden her seyi vakti 
icerisinde yapmak gerekir 198 . Mekkeli miisrikler de yeri ve gogii Allah'in yarattigina 
inandiklan halde putlan O'na serik kosarak onlara tapiyorlardi. Allah burada onlara 
kendi azametini gostererek putlannm hie bir ise yaramadigini bildirdi. Ustelik 
onlann Allah katmda sefa'at haklan da yoktu. iste bu yiice yaratici onlara 
aralanndan birini secerek elci olarak gonderdi. Allah'in izni olmaksizm 
peygamberlerin dahi sefa'atci olmasi mumktin degildir. Hadislerde belirtildigine 
gore Allah ilk olarak suyu, sonra Ar§'i sonra da diger mahlukati yaratmistir. Hz. 
Peygamber (s.a.) bir gun sabah namazi ile aksam namazi arasindaki turn giinde 
kainatin nasil yaratildigmdan bahsetmistir. Bu a5iklamalar o giin orada bulunan 
ashab tarafindan parga par9a nakledilmi§tir. J>fi\ ^J& ^s^i ^ Ars'a istiva etmek 

Allah'in bir sifatidir ki buna iman ve gerisini Allah'a havale etmek selefin yoludur. 
Al-i imran suresinde bahsedildigi gibi, ashap ve tabiun devrinde bu gibi miitesabih 
ayetlerin keyfiyetini bilmek sadece ilm-i ilahi'ye ait bir gerceklik olarak kabul 
edilirdi. yti\ ^ 'le Allah, yarattigi seylerin duzen ve i§leyisini kendi elinde 

bulundurduguna i§aret etmi§tir. Mesela gune§in dogudan degilde batidan dogmasi 
O'nun tarafindan dunyanin sonuna bir i§aret olarak kararlastmlmistir 199 . 

MUfessir Dihlevi ayni konulara daha once A'raf suresi ayet 54'un tefsirinde de 
deginmi§ ve mesela gokler ve yerden hangisinin once yaratildigi, gunden kasdin ne 
olabilecegi, gunes sistemindeki gezegenlerin ve yildizlarin dunya uzerinde tesiri 
olup olmadigi gibi konulara kendi devrinin bilimsel birikimi ve Hz. Peygamber 
(s.a.) ile ashaptan gelen rivayetler lsigmda acikhk getirmeye cahsmisfrr. Ozellikle 
astronomi ile ilgili yaptigi agiklamalarda bu gunkti bulgu ve gozlemlerle ?elisen her 
hangi bir ?ikanma rastlanmamistir. Yalnizca gezegen ve yildizlarin diinya uzerinde 
bir tesiri olmadigmi soylerken neyi kasdettigini a?ikiikla anlatmadigi icin bir 
kapahhk gozlenmektedir. istiva konusuna geiince; gerek burada gerekse Taha ayet 
5 'in tefsirinde yukanda ozetlenene yakm bir aciklamaya gidilmi§tir. O A'raf 
suresinde soyle der: 

" Al-i imran sflresinde ge?tigi gibi Allah'in sifatlan ile ilgili ayetler mUtejabihattandir ki 
Buharf ve MUslim'in Hz. Ai?e'den (r.a.) yaptigi bir rivayette Hz. Peygamber'in (s.a.) 



198 
199 



Ayni konuya A'raf sflresi ayet 54'(ln tefsirinde daha genis olarak deginilmijtir. 
bk. Ahsenu 't-tefdsir, III, 12-3 



143 



mUtesabih ayetleri tevil etmeyi yasakladigindan da sSz edilmisti. Bu durumda J^l ,J& pI^i, 

ars iizerinde hangi surette olmak Allah 'in samna layik ise, diinya pddisahlarimn tahtlari 
iizerinde olmalarma/oturmalarma benzemeksizin, iste Allah o surette arsin uzerindedir 
demek olur ki isin keyfiyetinin tafsilati sadece Allah'in bilgisi dahiiindedir." 00 



Tana suresinde Ahmed Hasan selefi diisunceyi daha tavizsiz savunur: 

"...Mtlteahhir mtlfessirlerin bu konuda ileri sUrdttgti ne kadar tevil varsa hepsi selefi 
diistinceye muhaliftir. Kur'an tefsirinde selefe muhalafet etmenin zararh, onlan izlemenin ise 
zorunlu oidugu her miisIOman tarafindan 50k iyi bir sekilde bilinmektedir. Qtlnkti, Kur'Sn 
tefsiri ve hadis rivayeti iliskisinde bizzat hadis-i serifler tarafindan ortaya konan hakikat sudur 
ki, her kim ser'T bir nakil olmadan kendi gflrfls ve aklini One cikanrsa onun yen cehennemdir. 
(...) SOzdn OzU sudur: Gaybda olani hazir bulunana kiyas ederek dinle ilgili bir sey sOylenecek 
olursa bunda hata olmasi sUphesi her vakit bulunur. tste bu sebeple selef mUtesabih Syetlerin 
manasini a^iklarken bu yolu izlememistir..." 

Ilgili ayetin bir sahifelik tefsirinden yapilan bu ozetten de anla§ildigi kadanyla 
mufessir ba§ka tefsirleri te'vilci ve akilci yorumlanndan dolayi yanli§ buluyor ve bu 
konularda dogrunun selef tarafindan ortaya konuldugunu ifade ediyor. 

Ahmed Hasan tefsirinde fikhi konulara okuyucuyu tatmin edecek genislikte 
yer vermi§tir. Mesela yeryuzunde fesat 5ikarma ve hirsizhkla ilgili olarak Maide 
suresinde gegen ayetler hadisler isigmda tatminkar bir sekilde ele ahnmistir. Bu 
suredeki 33. ayetin sebeb-i niizulu olarak Hz. Peygamber'in (s.a.) azadli kolesi 
Yesar'in (r.a.), Bahreyn'in Arine kabilesinden bazi kimseler tarafindan 
6ldiirulmesidir. Sahih hadis kitaplannda rivayet edildigine gore bu kabileden bazi 
kimseler Medine'ye gelmis ve musluman olduklanni ifade etmislerdi. Burada birka? 
giin ge?irdikten sonra da buramn havasina ahsamadiklanm ileri stirup ulkelerine 
donmek i9in Hz. Peygamber'den izin istemislerdi. Hz. Peygamber (s.a.) de azadli 
kolesi Yesar'a onlarla bir muddet gidip yol etmesini emretmisti. Bu adamlar 
sehirden epey uzak bir yerde Yesar'in once gozunu oymuslar sonra da olduriip 
atmislardi. Bunlar yanlarina Yesar'in otlattigi sadaka develerini de ahp Bahreyn'e 
ka9mi§lardi. Rasulullah (s.a.) durumu ogrenince ashaptan bazi kimseleri bunlari 
bulup getirmeleri icin gondermisti. Bunlar bulunup getirilince Rasulullah once 
gozlerini oydurtmus sonra da oldiirtmustu. 

Kissayi sahih kaynaklarda gegtigi sekilde anlatan Ahmed Hasan daha sonra 
bazi miifessirleri elestirir. Ona gore, "bu ayet goz oymayi yasaklamistir, boylece 



200 bk. Ahsenu 't-tefdstr, II, 264 

201 Ahsenu 't-tefdstr, IV, 1 63 



Rasulullah'in uygulamasi neshedilmistir" diyen miifessirler yamlmistir. Cunkii 
baska ayetlerde 50k acik olarak ortaya konan kisas ( ^u j*sH ) hiikmiinun burada 

tekranna liizum g6riilmemistir ve uygulama ona gore yapilmistir. Hatta bazi 
miifessirler bu ayetin mucrimlerin gozunti oyduran Rasulullah'i itab icin geldigini 
soylemislerdir ki bu tamamen yanhstir. 

Daha sonra -&( o&Jou ifadesinin yol kesme manasina gelip gelmeyecegini 

tartisan Ahmad Hasan ashap ve tabiin mtifessirlerin bunu yol kesme olarak kabul 
ettikleri ve bazi diger miifessirlerin de bunu takip ettigini yazar. Bu fiili isleyenlerin 
afiklanan diinyevi cezalanmn yamnda bir de uhrevi cezalan bulunmaktadir. ilgili 
hadisleri degerlendiren Ahmed Hasan'a gore bu kisiler miirted iseler ayette ifade 
edilen ,«&: u>f J« Sj*yf ^ ^ s onlar icin gecerlidir. Ancak failler musltiman olup ta 

yakalanmadan oliirlerse bu azab onlar icin de gecerlidir. Teslim olup ya da 
yakalanip cezalanm ?ekerlerse "miisluman icin diinyevi ceza keffarettir" hadisi 
geregince ahiret azabi onlardan diiser. Aynca, Mahzflme kabilesinden olup hirsizhk 
yapan kadmin eli kesildiginde Rasulullah ona "bugiin sen, seni ananin dogurdugu 
giin gibisin" diyerek cezasim cekmekle uhrevi cezanm dtistiigiinu ifade etmistir. 
Ama ortada bir kul hakki varsa bunun ed& edilmesi ve mal sahibi ile helallesilmesi 
gerekir. (^iinkii Mtislim'de gecen bir hadise gore helallesme olmadan ahirete intikal 
eden bir mucrimin iyi amelleri alimp digerine verilecegi icin o iyi amelsiz kahp 
cehennemi boylayacaktir 202 . 

Ahmad Hasanin tefsiri Ahsenii't-tefdsir dikkatlice incelenip bakildigmda 
goruliir ki o ayetleri ve ayetlerde islenen konulan ne biktinci bir uzunlukta ve ne de 
anlasdmaz bir kapahlikta ele almistir. Okuyucunun tefsirin aciklamalanndan genel 
itibariyle mutmain olacagi ve hosnud kalacagi soylenebilir. Tefsir usiil itibariyle 
hadise agirhk vermisse de gerek hadislerin mevsuk kaynaklardan se?ilmesi ve 
gerekse yer yer bu hadislere getirilen yorumlar ona iyi bir rivayet tefsiri Szelligi 
vermistir. Bu tefsirde israili rivayetlere iltifat edilmemesi de takdire sayan bir 
durumdur ve miiellifm genel olarak hadisleri se?medeki dikkatiyle baglantihdir. 
Ahmed Hasan daha 50k hadislerle ilgilenmekle ve ayetleri bunlara gore 
yorumlamakla birlikte yeri geldiginde Aristo ve Ibn-i Sina gibi filozoflann tartistigi 
konulari da tefsirine tasimis ve onlara cevap vermeye cahsmistir 203 . 



202 hkAhsenii 't-tefdsir, II, 50-2 

203 Ahsenii't-tefdsir, II, 143 



145 



d- Vahiduzzaman Han (1850-1920) ve Tefsir-i VahfdPsi 

Kur'an 9alismalan ve hadis kaynaklanmn Arapgadan Urducaya ?evirisiyle 
sohret bulan Vahiduzzaman 1850 yihnda Kanpur'da dunyaya geldi. Babasi 
Mesihuzzaman (6. 1878) matbaacihk meslegiyle ugrasan eski kitap meraklisi bir 
zatti. Ilk egitimini ayni zamanda iyi bir alim olan biiyuk karde§i Bediuzzaman'dan 
aldi. Vahiduzzaman, ileriki yillarda babasindan ve diger alimlerden okuyarak hem 
Farsfa, Arap9a ve Urduca gibi dillerde hem de akli ve dini ilimlerde kendisini 
yetistirip 17 yasinda egitimini tamamladi. 23 yasinda hafiz oldu ve 29 yasinda 
ingilizce Ogrendi. Babasi onun cocukluk yillannda Kanpur'daki matbaayi kapatip 
Haydarabad Dekken'e tasmdigmdan Vahiduzzaman omrunun biiyiik bir kismmi 
burada ge9irdi. Uc defa hacca gitti ve burada hadis okuyarak icazet ve sened aldi. 
Kendisini iyi yetistirmis olmasinin bir sonucu olarak Haydarabad'da Asafiyye 
devleti'nde 34 sene gorev yapti ve Newab Vakar Ceng iinvanmi aldi. Ust diizey 
gfirevleri arasinda Vezaret mu'temedligi, Maliye Meclisi uyeligi ve isti'naf 
Mahkemesi kadihgi sayilabilir. Devlet gorevini 1900 yilmda emekli oluncaya kadar 
siirdurdii. Bu tarihten sonra kendisini daha 90k te'lif ve ibadete verdi. 1903 yihnda 
hicret ettigi Medine'den §am ve Kudus' e ge9ip buralan ziyarette bulundu. Esinin 
rahatsizligi gibi miicbir sebeplerden dolayi 1. Diinya Sava§i sirasmda Medine'den 
Hindistan'a donmek durumunda kaldi. Vefati 1920 yihnda omrunun son giinlerini 
ge9irdigi Haydarabad'a bagh Vakarabad'da oldu 204 . 

Vahiduzzaman onceleri kati bir Hanefi iken sonradan hadisi esas alan bir fikih 
anlayisi ona daha sevimli geldi. Genel manada Ehl-i Hadis dusuncesini 
benimsemekle birlikte bu ekolun bazi goruslerine karsi 9ikti. Dini egitimde 
medrese sisteminin gelistirilmesi geregi iizerinde durdu ve bu hususta ulemayi ikna 
i9in seyahatlerde bulundu. Luknov'daki Nedvetii'l-Ulema'mn kurulusunu destekledi 
ve devlet ricalini onlara yardim etmeleri i9in tesvik etti 205 . 

Vahiduzzaman 'in sayisi yiize varan eserlerinin biiyuk bir kismi hadis 
kitaplannin tercumeleridir. Siddik Hasan Han' in tesviki ve maddi destegi sebebiyle 
kardesi Bediuzzaman (o. 1886) 206 ile birlikte temel hadis kaynaklanmn terciimesi 



204 



205 
206 



Hayati i?in bk. Niizhe, VIII, 513-5; QitfH, Abdulhalim, Haydt-i Vahiduzzaman, Kara?i 1957, s. 
1 1-87; Fuyfizurrahman, Tedruf, s. 251-2 

bk. Niizhe, VIII, 515 

Bediuzzaman' in diger ilimlerdeki kitaplannin yaninda Kur'an ve tefsirle ilgili cali$malan da 
bulunmaktadir (bk. FerTyvat, Cuhud, s. 28-9). 



146 



i§ine girismisjerdi 207 . Hadisle ilgili kitaplan arasinda Vahidil 1-lugat isimli 28 ciltlik 
hadis istilahlan sozliigu onemlidir 208 . Tefsir-i Vahidi ile birlikte Kur'an ve tefsir ilmi 
ile ilgili eserlerinin sayisi bestir 209 . 

1 . Muzihatu 'l-Furkdn, Urduca Kur'an meali 

2. Lugdtu 'l-Kur 'an, miiskil lafizlann kisa a9iklamalanm i?eren Urduca risale 

3. Be§dretu'l-ihvdn bi fezdili 'l-Kur'dn, Kur'an'i okuma adSbi ve surelerin 
fazileti hakkinda Urduca kitap 

4. Tebvtbu'l-Kur'dn li zabti mezdmini'l-furkdn, Vahiduzzaman'in 2 ciltlik 
ciddi bir tasnifidir. Gerek Kur'an ve gerekse Kur'an dismdaki kitaplar taranarak 
secilen ana konular 101 baba taksim edilmis. ve Kur'an ayetlerinden bu bablara 
uygun olanlanmn Urduca mealleri ilgili bablann altina siralanmista. O bu eserini 
Ingiliz egitim sisteminin menf! etkisi altinda kalan genclerin Kur'an iizerine sistemli 
bir sekilde egilerek itikadlanm tashih etmeleri i9in tasnif etmistir 210 . 

Vahiduzzaman, yapmis. oldugu 9ali§malar ve yazdigi eserlerle hem islam ilim, 
kiiltur ve medeniyetinin bolgede yerle§mesine hem de Urdu dili ve edebiyatinin 
saghkli bir §ekilde geli§mesine btiyiik katkida bulunmu§tur. A§m bir grup taassubu 
i$erisinde olmamasi da takdire deger ba§ka bir yanidir 211 . 

Tefsir-i Vahidi 

Vahiduzzaman'in bu tefsiri ilk olarak Kur'an meali Muzihatu 'l-furkdn ile 
birlikte 1321/1903 yihnda Lahor'daki Matba'-i Ahmedi'de basilmi§tir. tkinci 
baskisi 1 905 yilinda yine Muzihatu 'l-furkdn ile birlikte yapilan tefsirin su ana kadar 



207 
208 
209 
210 



211 



Hadis kitaplarinm tanitimi i?in bk. Eserf, Ehl-i Hadis ki hidmdt, s. 97-101 

bk. Fuyuzurrahman, Tedriif, s. 252 

Kur'an ve tefsirle ilgili eserlerinin tamami basilmistir (bk. Haydt-i Vahiduzzaman, s. 1 13-65) 

O cok Onemsedigi bu derlemesinin hazirlanis gdyesi hakkinda sfiyle der: 

"...0 vakit ben. iman ehiini koruyup muhafaza etmek i?in Rabbimin ilhamiyla Kur'an'i konulanna 
gOre bablara bOlerek bir eser vucQda getirmenin faydah olacagi kanaatine vardim. Bu jekilde ilk 
olarak isbat-i Bar!, tevhid ve sifat-i ilahi ile ilgili ayetleri bir araya getirdim. Ardindan inane 
konulanni, nUbUvveti, fikhi hiikQmleri, kasas ve emsali, ahlak ve diger muteferrik konulari bab 
bashgi yaptim. Kur'an'i bu sekilde tertip etmekteki gayemiz juydu: Eger kU?0k yajtaki cocuk ve 
genclerimiz bastan U9 dflrt babi anlayarak okurlarsa akidelerini saglamlajtinp icendilerini islam 
muhaliflerinin saptinci dusiincelerinden koruyabileceklerdi..."(bk. Tebvtbu'l-Kur'dn l-II, Lahor 
1983,1,6-7) 

Eserleri icin bk. Niizhe, VIII, 515-6; Haydt-i Vahiduzzaman, s. 1 13-65; K&simt, Cdize, s. 43- 
4; Saliha, Urdu Terdcim, s. 272; Feriyval, Cuhud, s. 35-6; Han, Urdu terdcim, s. 265-7; 
Fuyuzurrahman, Tedriif, s. 25 1-2; NakvT, Urdu terdcim, s. 70 



147 



muteaddit baskilan piyasaya suriilrnustur 212 . incelemek iizere elimizde bulunan 
ntisha Gucranvala'daki idare ihyaii's-Sunne adina Lahor'daki Mektebetu's-Selam 
tarafindan nesredilmis yeni bir baskidir. 

Bu nushada bir tek cilt igerisinde hem Kur'an metni ve Urduca meali hem de 
Tefsir-i Vahidi bulunmaktadir. Her sayfanin ucte ikisi Kur'an metni ve satir aiti 
tercumesi kalani ise Tefsir-i Vahidi kaplamaktadir. Kur'an metni ve Urduca 
tercumesinin yazisi a9ik ve okunakli oldugu halde tefsirin yazisi son derecede kiiciik 
ve sikisik oldugundan zor okunmaktadir. Tefsirde miiellif tarafindan yazilan bir 
mukaddime bulunmadigindan eserin ni?in ve hangi usiillerle yazildigini kendimiz 
tesbit etmiyi 9ahsacagiz. Tefsir-i Vahidi miitekamil bir tefsir olmaktan ote Kur'an 
meali Muzihatu'l-furkdn'm bir hasiyesi oldugundan gerekli goriilen aciklamalar 
sayfalann kenannda yapilmistir. 

Tefsir-i VahidV mn tanitimma Bakara suresinin 164-7 ayetleri ile bashyoruz. 
Bu ayetlerin ilkinde yiice Allah insanlann dikkatini yaratmis oldugu canli ve cansiz 
mahluhata fekiyor ve insanlardan bunlar uzerinde dusiinmesini istiyor. 
Vahiduzzaman bu ayetin a9iklamasma ayetin hangi sebebe mebni indigini bildirerek 
baslar ve soyle der: 

" RasfllullSh (s.a.) AllSh'in sifatlanndan bahsetmeye bajlayinca m(l§rikler ona "eger senin 
Rabbin tek ise ve ondan ba§ka ger?ek ma'bud yoksa bize bunun bazi is&retlerini gSster" 
dediler ve ardindan bu ayet indi. Bu Syette AllSh'm kudretinin sekiz delili a?ik acik 
saydmi§tir. Eger bir kimse kafasini gahstirir ve aklini kullanir ise bu aiemin yaraticisinm ve bu 
kSin§t fabrikasinin isleticisinin Allah'tan baskasi olmadiguu 50k iyi bir §ekilde anlar. ibadete 
layik olan da odur. Gece ile gundUzQn surekli yer degistirmesinde ibret vardir. Eger sflrekli 
glinddz veya surekli gece olsaydi hayat karma kan§ik olurdu. Havanin da farkh ydnlerde 
esmesinde ibretler vardir." 

165. ayet musriklerin putlanm sevdiginden, fakat mii'minlerin Allah'a karsi 
olan sevgisinin 90k daha fazla oldugundan bahsedilir. Vahiduzzaman bu ayetin 
tefsirini 90k kisa ge9er. O, cahiliye doneminde putperestlerin putlar yaparak ona 
taptigindan ve bu putlardan kendilerine fayda ve zarar gelecegine inandiklarmdan 
sozeder. Bu putperestlere "hu putlarin size ne faydasi vardir?" diye soruldugunda 
onlar "Allah biXyuk pddisdhtir, bu putlar ise bizleri ona yakinlastiricidir, biz ona 
ancak (putlastinlan) biiyuk insanlar vasitasiyla ulasabiliriz" derler 214 . 



212 



213 

214 



Tefsir-i Vahidfnin baskilan i?in bk. Kasimi, Cdize, s. 43; Saliha, Urdu Terdcim, s. 272-3; 
Han, Urdu terdcim, s. 265-7; Nakvt, Urdu terdcim, s. 70 

bk. VahfdOzzamSn, Tefsir-i Vahidi, Lahor ts., s. 23 

bk. Tefsir-i Vahidi, s. 24 



148 



"l$te o zaman (gorecekler ki) kendilerine uyulup arkalarindan gidilenler, 
uyanlardan hizla uzakla§irlar ve (o anda her iki taraf da) azabi gormu§, nihdyet 
aralarmdaki baglan kopup parqalanmi§tir" seklindeki 166. ayetin tefsiri de bir 
onceki gibi kisadir. Miisrikler kendi biiyuklerinin pesinden gittigi ve onlann soziine 
uydugu icin kryamet gtiniinde onlann kendilerini koruyacagina inanmaktaydilar. 
Halbuki orada onlar aralannda daha once hi? bir bag yokmuscasina birbirinden 
aynlacaklar. Miisrikler kendi ileri gelenlerine "biz dunyada iken size uyup itaat 
ettik, oyleyse §imdi siz de bize yardim edin" diyecek olduklannda muhataplan 
onlara "uzaklasm bizden! biz sizi tammiyoruz!" diye cikisir 215 - 167 ayette 
Miisriklerin ileri gelenlerine uyan kimselerin nasil pismanlik icerisinde olduklan ve 
dunyaya geri ddnebilme arzusu ta§idiklan resmedilmektedir. Vahiduzzaman bu 
ayeti iki ciimle ile sSylece tefsir eder: "Bunlar yaptiklari kotix i§lerden dolayi gok 
buyiXk bir iiziintu igerisinde olacaklardir. Yapmadiklan iyi i§ler igin de ayrica 
uziileceklerdir. Bu kimseler ba§tan ayaga pismanlik iqerisine gdmulmii§ bir kimse 
goruntusune biirunmu§lerdir." 216 

Bakara suresinin bu dort ayetinin tefsirinde Vahiduzzaman tarafindan 
soylenmis orjinal bir bilgi g6ze carpmamaktadir. SSylenenler ayetlerdeki manamn 
bir baska §ekilde ifadesinden ibarettir. 

A'raf suresinin 142 ve 143. ayetlerinde Musa aleyhisselam'a Allah'm ibadet 
i?in takdir ettigi 40 giinden ve bu 40 giinden sonra Tur dagina Qikip Allah' la 
konusmasmdan bahsedilir. Bu ayetler zahiren Hz. Musa ile ilgili goriinse de Allah'm 
diinya gozuyle goruliip gorulmeyecegi hususunda bir bilgi ve delil niteligi de 
ta§imaktadir. Vahiduzzaman bu iki ayetle ilgili pek de uzun olmayan yorumuna, 
Hz. Musa'mn (a.s.) arada bir vasita olmaksizm Allah'la konu§tugundan ve boylece 
bu konudaki esrar perdesinin aralandigindan bahsederek baslar. Ona gore, Mutezile 
ve Cehmiye adetleri vechile bu konuda da te'vilde bulunmuslar ve konu§mayla 
kasdedilenin baska sey oldugunu soylemislerdir. Vahiduzzaman Mutezilenin 
goruslerini kisaca yansittiktan sonra "sahih mezheb" dedigi ehl-i hadis, selef-i 
salihin, sahabe ve tabiinin gorusune ge?er. Bunlara gore Allah, ne zaman ve hangi 
dilde isterse o vakit ve o dilde konusur; O'nun konusmasmda ses ve harfler vardir 
ve sozlerini kullan ve melekleri duyabilir. Allah dilerse sozlerini ba§kalanna da 
duyurup ulastar. Ancak bazi mttnkirlerin anladigi gibi onun sozleri mahluk 



215 bk. Tefsir-i Vahidi, s. 24 

216 bk. Tefsir-i Vahidi, s. 24 



149 



degildir. Yani bu sozler bir baska seyin iizerinde [yansima seklinde] yaratilmamisttr. 
Aksine bu kelam onun bizzat sifatidir ve zati ile sifatlan gibi gayri mahluktur. 
Vahidiizzaman sozlerini "ey Allah! Bizi ve dogru miislumanlan Sliinceye degin bu 
itikad tizere kaim kil" duasi ile tamamlar 217 

Vahidiizzaman bu iki ayetin tefsirinde selefin dtistincesini yansitmis ve bunun 
disindakileri yanhs olarak addetmistir. Bu konuda fazla bir sey soylememesi de yine 
kabullendigi selefi dtistincenin bir geregidir. 

Fetih suresinin ilk uc ayeti ile 4)1 J$-, jucwi diye baslayan son ayetini diger bir 

ornek olarak ahyoruz. Yiice Allah ilk uc ayette soyle buyurur: "Biz sana dogrusu 
apagik bir fetih ihsan ettikil). Boylece Allah senin geqmi§ ve gelecek gunahlanni 
bagi§lar (2). Sana olan nimetini tamamlar (3) ve seni dogru yola iletir. Ve sana 
sank bir zaferle yardim eder (4)." §imdi de Vahiduzzaman'in bu ayetleri nasil tefsir 
ettigini kendisi gibi ayetlerin arasina konulan rakamlara g(5re veriyoruz. 

1. Bazilan bu Syetteki fetih ihsan ettik sSzflyle Mekke'nin, digerleri ise Hayber'in fethinin 
kasdedildigini sOylemijse de dogru olan bununla Hudeybiye sulhunun kasdedilmi§ 
olmasidir. Hz Omer (r.a.) Rasulullah'a (s.a.) "bu sulh gergekten fetihmidir?" diye 
sormu§tu da RasQlullSh "AllSh'a yemin ederim ki bu sulh fetihtir" diye cevap vermisti. Bu 
sulh ilk bakista mtislumanlar i?in bir kayip gibi gdriinse de aslinda bir basandir. Qunkii bu 
sulh vesilesi ile Ridvan biati gerfeklesti, bu dOnemde mQslUmanlar Hayberi fethetti ve 
Rumlarla iranhlara galabe galdilar. Iste bunlar mUslumanlar i?in gQzel sonu?lardir ve bu 
konudaki kissalar pek meshurdur. 

2. Bazilanna g5re peygamber ku?ttk gtlnahlardan ma'sum degildir. Bazi kimseler ise bu 
ayette normal insanlar i?in gtlnah olmayip da sanlan pek yQce olan peygamberler igin 
gtlnah addedilen seylerin kasdedildigini ileri surmQstQr. Diger bazilanna gore de burada 
Rasfllullah'tan (s.a.) ntlbilwetten 6nce cahiliye dOneminde sadir olan seyler maksuttur. 

3. [Bu ayetle] senin dinini btitun ddnyaya yayacak veya sana cenneti verecek veya nUbtiwet 
ve hikmet ya da Mekke, Taif ve Hayber'in Qfii birlikte fethini verecek demek istenmistir. 

4. Bu zafer sebebiyle hip bir kimse seni zillet ve sikintiya dilstiremeyecektir. 218 
Yukandaki tefsirde de acik9a goriildiigu gibi ilk ayetteki Hudeybiye tercihi 

hari? Vahiduzzaman sadece muhtelif gOriisleri saymis ve kendisi geri ?ekilmistir. 
Ayrica o ayetleri kendi icerisindeki bir butunliik ifinde ele almak yerine ayetlerde 
bahsedilen hususlan (Celaleyn tefsirindeki gibi) parca par?a tefsir etmistir. Boylesi 
kisa bir tefsirde ayetin tefsiri icin mutemed alternatiflerin 6z bir sekilde verilmis 
olmasi iyi bir usiil olarak goriilebilir. 



217 bk. Tefsir-i Vahidi, s. 152 

218 bk. Tefsir-i Vahidi, s. 46 1 



150 



Fetih suresinin 29. ve son ayetinde yiice Allah Hz. Muhammed'in Allah'm 
El<?isi oldugu vurgulandiktan sonra ayetin kalan kismmda onunla birlikte olan 
sahabilerin vasiflan tanitihyor. Rasulullah'la birlikte olan muslumanlann ilk vasfi 
"^ *Us-j jiajOf Je *us>f " diye belirtilmistir. Vahidiizzaman bu ifadeyi soyle tefsir 

eder: "Bunlar kafirleri hicbir zaman sevmez ve onlara sert bir sekilde davramrlar. 
Hasan (-1 Basri) demistir ki: Sahabe kafirlere karsi oylesine sert idi ki elbiseleri ya 
da vucutlanmn her hangi bir yen ile onlara temas etmekten hoslanmazlar, 
muslumanlarla (karsilastiklannda ise onlan) musafaha edip kucaklarlardi." 
Muslumanlann her vakit bu tavn gostermesi gerekir." Ayetin devammdaki Uf^j 5 ■&( 

,y> Uol o^^i ••**-» Wj (*«jJ cumlesi Vahiduzzaman'a gore, muminlerin cogunlukla 
vakitlerini sadece Allah nzasi icin sarnimi bir sekilde namaz kilmakta gecirdiklerine 
isaret etmektedir. i^^Ji ft &» f&»p?3 ^ f*&U*»< ifadesi, mu'minleri kiyamet giiniinde 

digerlerinden farkli kihp tanitacak ibadet nuruna isaret etmektedir ki zaten bu husus 
bir hadisde de belirtilmistir. Bu nur husu, teslimiyet, tevazu ve gece ibadeti 
sebebiyle yiizde bir panlti seklinde ortaya cikmaktadir. 

Ayetin jUQf ^ JaJJ ... aj j5 i» ^J ,«sjls» viOi bolumii ise su sekilde yorumlamr: 

"Islam ekininin yeserip bUyUdttgttnU g6ren bu kimseler hased ve kizginliklanndan yanip 
tutusur ve en nihayet 6ltip giderler. Hz. Omer mttslilman oldugu vakit kafirlere "Aliah'a 
gizliden gizliye ibadet etme devri bitmistir, bu gtaden itibaren Mdetlerimizi aciktan 
yapacagiz" demisti. Imam Malik "ashabm bu ayetin nazil olmasmdan Once vefat edenleri de 
bu Syetin sumfiluna girer" der." 

Vahiduzzaman Fetih suresinin bu 29. ayetinin sonundaki u*fcc lj»i s o/m <<&*> 

obsJUdf t^JL&fi^ ifJ ^Jdf 4i\ JW3 cumlesinden ashabm tamamimn cennetlik oldugu 

sonucunu cikanr. Ona gore, ashap hakkinda kotii soz soyleyenler merduttur ve 
cehennemliktir. Bu ayette buriin harfler (huruf-i tehecci) bir araya toplanmistir ki 
bundan, sahabenin biitiin fazilet ve giizellikleri kendi iizerlerinde toplamis olmasi 
anlasilmaktadir. Butiin bu iistiin vasiflar onlara Rasulullah'a (s.a.) tabi olmalan 
sebebiyle nasip olmustur. Rasulullah'in vefatimn ardmdan iic-bes tanesi hari9 biitiin 
ashabm Rasulullah'in yolundan aynldigi iddiasmda bulunan kimseler akilsizdirlar. 
£iinkii bu kimseler Rasulullah'in mertebesini bilmemektedirler. Onun iimmeti olan 
seyh ve hocalann vefatiyla muridleri onu terketmeyip ondan istifadeyi siirduriirken 



151 



nasil olur da Hz. Peygamber'in sohbetinin feyzi ashab uzerindeki tesirini bu kadar 
?abuk yitirir ve ashab ondan uzakla§ir! Allah bQyle diyene lanet etsin! 219 

Fetih suresinin bu son ayeti i9in Vahiduzzaman'm yorumlanmn ana hatlanyla 
tutarh ve doyurucu oldugu gozlenmektedir. Kapah kalan noktalardan birisinin 
kafirlere kar§i olacak tavnn her zaman 6yle sert mi olacagi yoniindeki istifhamdir. 
Onun ifadelerinden kafirlere her vakit sert bir tutum i9erisinde olunacagi anla§ihyor 
ki Ingiliz idaresindeki bir Hindistan'da bunu soylemi§ olmasi dikkat 9ekicidir. Bu 
ayette biitiin harflerin (huriif-i teheccinin) toplanmis olmasindan ashabin kemalati 
i?in istidlalde bulunulmasi da degi§ik bir yorum sekli olarak karsimiza 9ikmaktadir. 
Son olarak ashab hakkinda ileri geri birseyler soyleyenlerden bahsetmi§ ise de 
bunlann kimligini anlayabilecegimiz bir ipucu verilmemistir. Kendisi hayatta iken 
bu nevi tartismalarin olmu§ olma ihtimali yuksektir. 

Vahidtizzaman Kur'an-i kerimde Rasulullah'a itaat edilmesini emreden 
ayetleri a9iklarken bu itaatten maksadin onun hadislerine tabi olmak oldugunu ileri 
surer. Mesela Nisa suresinin Allah'a, Rasulullali'a ve emir sahiplerine itaat 
edilmesini emreden 59. ayetini tefsir ederken hakkinda tartisilan §ey i9in "yani 
Kur'an ve hadise bakilmah ve eger onda bir hiikiim var ise hakime de mahkuma da 
o hukum uzerinde amel etmesi gerekir. ... Eger mu'min iseniz probleminizi Allah'in 
Kitabina ve Rasulullah'in hadisine gore halledin, eger boyle yapmaz iseniz sizde 
iman yok demektir" der 220 . Diger bir ornek Tevbe suresinin 71. ayetidir. 
Vahidiizzaman bu ayetteki ...^^lo^Wi- cumlesini "Allah'in ayetlerini ve 

Rasuluniin hadislerini isittiklerinde baslanm egip kabullenir ve bunlara gore amel 
ederler" seklinde tefsir etmi^ir 221 . 

Yukandan bu yana yapmi§ oldugumuz ahnti ve a9iklamalardan ve tefsir 
uzerinde yaptigimiz incelemelerden 9ikan sonu9 su olmaktadir ki, ayetlerin 
Muzihatu'l-furkdri'&di kapali kalan yonlerini a9iklamak i9in yazildigi anlasilan 
Tefsir-i Vahidi bu gorevini ifa etmistir. Tefsir-i Vahidi muhtasar oldugu halde ona 
pek 90k hadis sigdinlmis ve diger kaynaklardan almtilar yapilmistir. Hadisler 
verilirken 9ogu kere kaynagina isaret olunmamis seyrek olarak da "sahih bir hadiste 
§6yle soyle oldugu bildirilmistir" gibi ifadeler kullanilmi§tir. A9iklama notlari 9ogu 
yerde terciimenin biraz geni§letilmis §ekli goruntiisii verirken yer yer orjinal fikirler 



259 Fetih suresi ayet 29'un tefsiri i?in bk. bk. Tefsir-i Vahidi, s. 464 

220 bk. Tefsir-i Vahidi, s. 80 

221 bk. Tefsir-i Vahidi, s. 179 



152 



ve aciklamalar da gikmaktadir. Tefsirdeki ihtisann bir sonucu olarak bolgedeki 
tartismalara pek girilmemi§, sadece bazi i§aretlerle gecilmistir. 

e- Senaullah Amritsari (1868-1947-8) ve Tefsir-i SendV si 

Senaullah 1287/1868 yihnda Pencab sinirlan icerisindeki Amritsar sehrinde 
diinyaya geldi. Soyu Minto adiyla meshur Srinagarh (Kesmir) Brahman bir aileye 
dayanmaktadir 222 . Dedelerinin islam'la sereflenmesi 1819 sonrasina rastlar. Kendisi 
daha alti yasindayken babasim kaybedince iaselerini temin icin kardesjyle birlikte 
cahsti ve 14 yasma kadar her hangi bir okula gidemedi. £ali§tigi dtikkana gelen bir 
alimin ondaki kabiliyeti gorup ilme tesvik etmesi uzerine ilk olarak kitapla tanisti. 
Bir yandan cah§ip diger yandan okumaya ba§ladi. Alet ilimlerini okuduktan sonra 
hadis ogrenimine ba§ladi. Bazi hocalardan hadise dair ilk kitaplan okuduktan sonra 
1889 yihnda Delhi'deki Nezir Huseyin'in derslerine i§tirak etti. Burada kisa bir 
muddet gegirdikten sonra Darululum-i Diyobend'e giderek okudu ve icazet aldi. 
Darululum'un rektoru §eyhu'l-Hind Mahmud Hasan onunla ozel olarak ilgilendi ve 
yeti§mesine katkida bulundu. Diyobend'den sonra yine Diyobend cizgisinde olan 
Seharenpur Medresesine gitti ve burada bir sure ders aldi. ilmini kemale erdirmek 
i?in bir muddet de Kanpur'daki Feyz-i Am Medresesi'nde okuyarak 1892 yihnda 
birincilikle mezun oldu. 

Mezuniyetini miiteakip §ibli Nu'mani ve diger ulema ile birlikte Nedvetu'l- 
Ulema'nm kurulu§u (yil 1310/1892) calismalannda yer aldi. Nedvetii'l-Ulema'daki 
iiyeligi vefatina kadar devam etti. Bazi medreselerde sekiz yil kadar hocalik 
yaptiktan sonra 1900 tarihinden ba§lamak uzere kendisini kitap te'lif ve nesriyle 
siyasi 9ah§malara verdi. Toplumda gordiigii islam disi batil inan? ve dusiincelere 
kar§i ozel bir antipatisi vardi. Bu sebeple KadiyanT, Birelvi, hristiyan ve hindular 
(Arya Samac) 223 aleyhinde ?ok sayida kitap telif etti. Tefsir ve hadise dair yazdigi 
kitaplarda da bu konulari yogun bir sekilde i§ledi. Birelvileri cephe alan bid'at ve 
hurafeler aleyhindeki kitaplannm yamnda Ehl-i Hadis diisuncesini savunmak ifin de 



222 
223 



Babasi Amritsar'a 1860 tarihlerinde gelmisti (bk. NedvT, Senaullah Amritsari, s. 13 

Bu 1857'den sonra kurulmu§ olan islam muhalifi asin bir Hindu teskilatidir. Milslilmanlan 
sikijtirmak igin ?ok ?esitli desise ve yollara basvurmuslardir. 



153 



kitaplar yazdi. Ozellikle Hristiyan misyonerleri ve Arya Samaj mensuplanyla 100 
kadar miinazara yapti ve 9ogunlukla onlan maglup etti 224 . 

Daha once ismi gecen Hindistdn Ehl-i Hadis Konferansi 225 yaninda 1919'da 
kurmus. oldugu Cem'iyyet-i Ulemd-i Hind ile bir yandan ingiliz idaresine kar§i 
mucadele verirken diger yandan ulemayi bir cati altmda toplamaya 9ah§ti. Ozellikle 
Islam aleminde kabul goren Tefsiru'l-Kur'an hi Kel&mVr-Rahm&n adh tefsirinde 
savundugu goruster sebebiyle kendisinln de mensubu oldugu Ehl-i Hadis ekolii 
i?erisinde etkin bir yeri olan Gaznevi ailesi tarafindan itham edilerek kufrii hakkinda 
fetva gikanldi. Bu aile ve diger asmlar onu omriinun sonuna kadar rahatsiz ettiler ve 
onun Ehl-i Hadis ekoluyle her hangi bir iliskisi kalmadigim savundular 226 . Ehl-i 
Hadis igerisinde ingilizlere karsi en fazla mucadele veren alim odur. Bunda 
Darululum-i Diyobend'de Mahmud Hasan 'in talebesi olarak bulunmasmm etkisi 
oldugu diisumilebilir. 

Hindistan'da etkin U9 fikir ekolunun medresesinde okumasi ve onlann 
dusiincelerini ilk kaynagindan tammasi Senaullah'a 9alismalarmda btiyiik katki 
saglarm§tir. Bunlar yukanda ismi ge9en Amritsar ve Delhi'deki Ehl-i Hadis 
medresesi, Diyobend ve Seharenpur'daki Hanefl Diyobendi medresesi ve son olarak 
Kanpur'daki Birelvi medresesi. Kendi anlayi§ina gore bu ekollerde var olduguna 
inandigi yanlis du§iince ve yoneli§leri degistirmek ve islah etmek i9in kitaplar yazdi, 
konusmalar yapti. Pakistan' in kurulusuna mukaddem giinlerde Pencab Eyaletinde 
9ikan olaylarda evi, 90k deger verdigi kuttiphanesi ve matbaasi yagmalandi. Oglu 
namaz esnasmda oldtlruldu, kendisi de siddetli tazyik altmda birakildi. 14 Agustos 
1947'de Pakistan'a hicret ederek Serkoda'ya yerlesti. Aradan kisa bir zaman 
ge9mi§ti ki fel9 oldu ve Mart 1948'de vefat etti 227 . 



224 



225 



226 

227 



Mttnazaralan i?in bk. Nedvt, Sendulldh Amritsari, s. 28-9; Nedvt, AbdulmUbin en-, "e$-§eyh 
SenauIISh el-Amritsari", Bt, 31/5 (h.1407), 71-4 (Nedvt, "Senaullah el-Amritsart") 

Nedvi, Sendulldh Amritsari, s. 28. Bu te§kilatin §imdiki adi "Merkezi Cem'iyyet-i Ehl-i 
HadTs-i Hind"dir. 

Nedvt, "Senaullah el-Amritsart", £/, 77 

Hayati ve ilmi ki§ili|i i?in bk. Niizhe, VIII, 95-6; Nedvt, Seyyid SUleyman, Ydd-i reftegdn, 
Kara?i 1983, s. 369-73 (Nedvi, Ydd-i reftegdn); Deryabadt, Abdulmacid, Mudsirin, Kara?i ts., 
s. 124-6 (Deryab§dt, Mu'dsirln); Saliha, Urdu terdcim, s. 400-4; Fuyuzurrahman, Tedriif, s. 
250; Nedvi, Sendulldh Amritsari, s. 10-34; Nedvt, "Senaullah el-Amritsari", 31/4, 71-82 ve 
31/5,69-79 



154 



Onun muhalif gurup ve dinler hakkinda yazdigi kitaplanna 228 ilaveten islami 
ilimlerle ilgili 90k kiymetli 9ahsmalan vardir. Bunlar i?erisinde en onemlilerinin 
Arap9a ve Urduca tefsirler oldugunu belirtmemiz gerekir. Ona Hind alt kitasma 
ilaveten islam aleminde s6hret kazandiran tefsiri "Tefsiru'l-Kur'dn bi Keldmi'r- 
Rahmdri&ir. Bu tek ciltlik Arap9a tefsir ilk olarak 1903, ikinci olarak da 1929'da 
Amritsar'da basilmisUr 229 . Tefsiru 'l-Kur 'arc'da Senaullah Kur'an'in Kur'an'la tefsiri 
usuliinu kullanmisfor. Tefsir ilmine olan ilgisinin artmasiyla birlikte Urduca Tefsir-i 
SendVyi te'lif etmistir. Bu tefsirinden sonra ise Arap9a "Beydnu'l- furkdn aid ilmi'l- 
beydn"i kaleme almistir. Tamamlamaya muvaffak olamadigi bu eserini ilk olarak 
1934 yihnda Amritsar'da bastirmistir. Seyyid Ahmed Han, Gulam Ahmed 
Kadryani'nin de i9inde bulundugu sunni ve §ii mufessirlerce yazilan 14 adet tefsiri 
elestirmek i9in yazip birinci cuziimi bastirabildigi Urduca eserinin adi ise "Tefsir 
bi 'r-re '/'dir 230 . Aydt-i miitesdbihdt ve Burhdnu 't-tefdsir bi cevdbi Sultdnu 't-tefdsir 
adh eserleri de onun bu sahadaki ciddi 9ali§malanndandir. Onun Kur'an'la ilgili 
bunlardan baska kii9uk hacimli sekiz kitabi daha vardir 231 . 

Tefsir-i Sena! 

Sekiz cilt ve toplam 1500 sayfadan olusan bu tefsirin birinci cildi ilk olarak 
1895 yihnda Amritsar'da tabedilmi§tir. Son cildinin de uzun yillar sonra 1931'de 
yine Amritsar'da tabedilmesiyle 232 tamamlanan tefsir toplum i9erisinde 90k buyiik 
ilgi uyandirmistir. Tefsir-i Senai iizerindeki incelememiz 1994 yihnda Serkoda'da 
(Pakistan) nesredilen ntishadan yapilacaktir. 

Mtifessir Amritsari 12 sayfalik mukaddimenin btiyuk bir kismim Hz. 
Peygamber'in (s.a.) niibuwetinin delillerini anlatmaya ayirmis, son bir sayfada ise 
tefsiri kimler i9in ve neden yazdigmdan bahsetmistir. Burada uzerinde durdugu en 
onemli husus Kur'an'daki tenasiib ve rabt-i ayat meselesidir. Ona gore, Kur'an'daki 
tertibin bizzat Hz. Peygamber'in (s.a.) kendisi tarafindan yapilmasi sureler ve ayetler 



228 
229 



230 



231 



232 



Bu konulardaki kitaplari i?in bk. Nedvl, "Senaullah el-Amritsart", 3 1/4, 78-82 

Bizde bu tefsirin Gucranvala'daki id^re ihyau's-SUnne tarafindan basilan tarihsiz fakat yeni 
bir nilshasi vardir 

Bu tefsirlerin adlan ve Tefsir bi'r-re'y'm tanitimi i?in bk. Nedvf, Senaullah Amritsari, s. 58- 
60 

Kur'an ve tefsirle ilgili kitaplanmn tanitimi icin bk. NedvT, Senaullah Amritsari, s. 35-63; 
FeriyvaT, Cuhud, s. 39- 43; Suhdervi, Tefsiri hidmat, s. 26-8 

Muhtelif baskilan i?in bk. Han, Urdu terdcim, s. 65-7; Nedvi, Senaullah Amritsari, s. 49-50; 
Nakvt, Urdu tefasir, s. 40 



155 



arasmda bir mtinasebet oldugunu gosterir. Amritsari Hindistan'da tenasiib konusuna 
dikkat ederek Urduca tefsir yazan ilk sahsin kendisi oldugunu ifade edip bununla 
iftihar etmektedir. Tefsir-i Senai'de ayetler arasmdaki munasebeti gostermek i9in 
"bu ayetle su ayet arasinda iliski vardir" denilmek yerine bu bag ve ilgi bizzat tefsire 
ayetler arasinda anlam birligi kurularak yansitilmistir. Miifessirimiz mukaddimede, 
tefsirini avamin Kur'an'm maksad ve mefhumlanni anlamasi ve bunlardan haberdar 
olmasi i9in yazdigmi belirtir. Kira'at farklanna girmemesini ise eldeki mushaflann 
bize kadar saglam yollarla gelmis muteber niishalara dayanmasina baglar 233 . 

Tefsirin muhtevasindan bahsetmeden once harici tamtimimn yapilmasi uygun 
olacaktir. Tefsir Fatiha suresi ile baslamakta ve Nas suresi ile bitmektedir. Sure 
baslangicinda surenin fazileti ve varsa sebeb-i niizul ile ilgili rivayetler 
nakledilmekte ve sebeb-i niizul ile ilgili rivayetlere yeri geldiginde sure i9erisinde de 
devam edilmektedir. Tefsirde her sayfa birbirinden cizgilerle aynlan 119, 
gerektiginde de dort boliime aynlmistir. Sag tarafta tefsiri yapilacak ayetler ve 
bunlann satir alti tercumeleri yer almakta sol tarafta ise ilgili ayetlerin tefsiri 
bulunmaktadir. Ayetlerin numarasiz olmasi Ozellikle uzun surelerdeki ayetleri 
bulmayi zorlastirmaktadir. Terciime klasik Urduca terciimelerde oldugu gibi 
lafzi/lafiz alti olmayip ayetlerin manah butunlugunun tarn bir cumle halinde ifadesi 
seklindedir. Ayetleri sade bir dille terciime eden Amritsari yer yer terciimelerde 
yapilan hatalara da dikkat 9ekmistir 234 . 

Tefsir bSliimunde ayetlerin Arap9a metinleri yerine iistii gizili olarak Urduca 
tercumeleri verilmekte altta ise genel olarak ihtilafi konularin a9iklandigi hasiye 
adh boltim yer almaktadir. Bu ha§iyeler ilgili ayette tarti§ilan konuya gore bazan bir 
iki satir gibi kisa olurken bazan 30 sayfayi asmaktadir 235 . Sebeb-i niizul gibi bilgiler 
de yine altta bulunmaktadir. Amritsari hasiye diye bir boliim a9tnakla halkm 
Kur'an'dan kendi anlayislanna gore bir seyler elde edebilmesinin ve isterlerse 



233 
234 



235 



bk. Tefsir-i Sendi, I, 16 

bk. Tefsir-i Sendi, VIII, 157 Ayrica bazi mii§kil ayetlerin tercilmesinde ya§anan sikintmin 
nasil a§ilabilecegi hususunda ?aba gSstermi? ve okuyuculara balgede yazilan ba§ka 
tercOmelerden de Omekler getirmijtir. Mearic suresinin ilk dOrt ayetinin nasd terciime 
edilmesi gerektigi hususundaki ?abasi buna 6rnek gOsterilebilir (bk. VIII, 100). 

Mesela Hz. Yusuf un (a.s.) gOrdOgil rliyadan bahseden ayetin gectigi yerde rilya konusuna 
giren Amritsari konuyu 32 sayfa icerisinde bUttin yOnleriyle ele almaktadir. BUytlk bir kismi 
ruyayla vahyin iliskisine aynlan bu hasiye aradaki iliskiyi dogru olarak anlayabilmek icin 
uzunluguna ragmen makul kar§ilanabilir (bk. Tefsir-i Sendi, IV, 109-140). Ayrica Al-i imra^i 
suresinin 23. ayetini kendilerine delil kabul edip kendi kitaplannin gecerli Kur'an'insa 
ltizumsuz oldugunu iddia eden hiristiyan misyonerleri ve Hindu Arya Samac mensuplarma 
verilen cevap 15 sayfa kadar tutmaktadir (bk. Tefsir-i Sendi, II, 8-22). 



156 



ihtilafli konulara girmemesinin hedeflendigini ifade etmektedir 238 . Boylece onlar 
isterlerse iistte yer alan ayetler ve bunlann 6z tefsirleriyle yetinip ayrintiyla vakit 
gecirmemis olacaklardir. Tefsir-i Send! sekiz cilt ise de yazi stili ve sayfamn 
kullammi goz 6niine almdiginda Melih&badi'nin tefsiri Mevdhibu'r-Rahmdri 'inin 
ciltleriyle ancak d6rt cilt kadardir. Belirtilmesi gerekir ki, onun bu sekli diger 
tefsirlere nazaran kendisinden istifadeyi kolaylasfarmaktadir. 

ic tanitimla ilgili de birkac soz sOyledikten sonra cesitli Srneklere gecilecektir. 
Tefsirde yer yer kelime tahlillerine girilmekte ve bunlann tarihte ve guntimtizde 
nasil kullamldigma a9iklama getirilmektedir 237 . Mufessirimiz mukatta'a harfleri 
hakkinda Ibni Abbas'in "her harf Allah'in ismi ve sifatlanmn gostergesidir" 
gorttsunii benimsemekte ve bu harflere ona gore anlam vermektedir 238 . Amritsari'nin 
Kitab-i Mukaddes tizerinde mutehassis derecesinde bilgi sahibi oldugu referans ve 
alintilarlanndan anlasdryor 239 . Misyonerlerin Kitab-i Mukaddes 'i Urduca'ya 
cevirmeleri 240 Latince ve ingilizce gibi bati dillerini bilmeyen medrese alimlerinin 
ondan istifadesini kolaylastirmis olsa gerektir. Onun bu ozelligi tefsirlerde yer alan 
israili rivayetleri teshisine de yardimci olmustar 241 . Kur'an'da yer yer Kitab-i 
Mukaddes'e atifta bulunulup ona bakilmasi saliklamr. Mufessirimiz isaret edilen bu 
bSliirn ve bilgileri Kitab-i Mukaddes'ten cikanp tefsirinde nakletmistir 242 . Tefsirde 
muhalif guruplann goriislerine cevap verilirken daha 50k konusma usliibu tercih 
edilmi§ ve yer yer sorulu cevapli tartismalar acilmistir 243 . Kendi doneminde ortaya 



236 

237 



238 

239 
240 
241 

242 
243 



bk. Tefsir-i Sendi, I, 16 

Mesela MflcSdele suresi ayet 3'teki I$JIS UJ osayu & ifadesinin Kur'an'in £e§itli yerlerinde 

gectigi ve bir deyim (JlsUJSajail) olarak ne manaya geldigi izah edilmektedir (bk. Tefsir-i 

Sendi, VIII, 35). Ahzab suresi ayet 33 'te gecen "Ehl-i Beyt" gibi kritik kavramlar da genisce 
ele alinmaktadir (bk. VI, 136 vd.) 

Mesela ^1 icin "benim herseyden bUytlk ilim sahibi olan Allah", y( icin "benim herseyi gOren 

Allali", j»if icin "benim herseyi bilen ve gOren Allth" ve J-cp^ icin "benim rahman ve rahtm, 

alimu kill, settaY-i uyfib ve kadir-i mutlak olan All§h" aciklamasim getirmijtir. 

Mesela bk. Tefsir-i Sendi, IV, 109 (Yusuf suresi girisi) 

ilk cevirinin Benjamin Schultze tarafindan 1741'de yapildigina yukarida deginilmisti. 

Mesela S2d suresi ayet 21-2 ile ilgili olarak Me'dlimu't-TenziY 'de gecen bir rivayetin incilde 
yer aldigmi tesbit edip kar§ilastirma icin tefsirine almistir (bk. VII, 20-7) 

Mesela Fetih suresi son ayetindeki ...3jj$dl ^ $,$* ciii ifadesinin benzerini Tevrat ve 
tncil'den cikararak vermistir (bk. Tefsir-i Sendi, VII, 165-7) 

Mesela Al-i imran suresi ayet 23' le ilgili hasiyede verilen bilgilerde bu ustll takip edilmi§tir 
(bk. II, 8-22) 



157 



?ikan inan9 buhram ve itikadi tarti§malann miifessirimizi tefsirinde kelami 
konularda daha fazla soz soylemeye mecbur biraktigi kanaatindeyiz. 

§imdi de bazi ayetler etrafinda tefsirin metodunun tanitimma 9ah§ilacaktir. ilk 
ornek iki sayfa i?erisinde ele alman Fatiha suresinin tefsirinden verilecektir. 
Amritsari bu sureyi kullar i?in gonderilmi§ bir dilek9e miisveddesi olarak gormekte 
ve surenin ba§ina bir "JJ = de ki" ifadesinin takdir edilmesi gerektigini ifade 
etmektedir. O ozetle §6yle demektedir: 

"Alemlerin Rabbi olan ve esirgeyip bagislayan AHSh'in nimetleri karsismda bUytlklenip ketU 
isler yapan bedbahtlarla iyi hallerde bulunanlarm birbirinden ayirt edilmesi i?in O kiyamet 
gilnUnU var etmistir. Herseyin sahibi olan Aliah'in emrinden disari 9ikmak 90k kfltfl bir 
davrani§ oldugundan bizler o kdttllerden aynlarak sirf sana ibadet ediyor ve yaptiguniz her is 
i?in senden yardim diliyoruz. Bellidir ki bizlerin zaruri ihtiyaglan var ve bu ihtiyaflan 
karsilamak i9in bazan baskalanyla ihtilafa dttstlyor dilsman oluyoruz ve ge9imimizi sikintiyla 
temin ediyoruz. Ey Mevl&niz! Size aciyarak bu ugra§ta da bizi basanh kd! Diger bir arzumuz 
da bizi dinde dogru yola ulashrmandir. Ey Mevlamiz! Biz bizleri, nSkis aklunizla dogru 
hukmtinU verdigimiz yada bir kardesimizin dogru dedigi yola sevketmeni degil kendilerine 
dindarliklan sebebiyle dogru yolu gOsterdigin kullarinm yoluna sevketmeni, kOtQ amelleri 
sebebiyle kendilerine gazab ettigin yahudi ve benzerleri ile yanhs i§leri sebebiyle sapikhga 
dOsen hristiyan ve benzerlerinin yoluna sevketmemeni diliyoruz. Ey bizim 90k merhametli 
Mevlamiz! Biz Scizlerin bu samimi yakanjim kabul buyur." 244 

Bu kisa tefsirden sonra miifessir U.A&I kelimesine 1 numarasim verip ha§iyede 

dua konusiinu incelemektedir. Ozetle o, dua yapilmasimn gereginden hem Kur'an'da 
hem de hadislerde sozedildigini ifade edip duanin kabulii meselesine gelmektedir. 
Yiice Allah kullanmn duasim kabul edecegini bizzat Kur'an-i Kerfm'de "Ben hana 
dua edenin duasina icdbet ederim" 245 diyerek ilan etmi§ ve bunu miiteaddit 
ayetlerde tekrarlami§tir. Bununla ilgili hadis-i §erifler de vardir. Duanin kabiiltl 
aklen de sabittir, ?unkii O'nu her§eyden daha buyiik ve her§eyin yaraticisi kabul 
eden birinin kendisinden istedigi bir §eyi vermemesi onun i?in bir cimrilik sayihr. 
En basitinden bir dilenci imkani olan bir insandan bir §ey istediginde o insan cogu 
kere o §eyi dilenciye verir. insanm tabiatinda cimrilik olmasina ragmen bu boyledir. 
Yiice Allah'm kendisine uzanan eli 9evirmesi tasawur edilemez 9iinku "Goklerde ve 
yerde bulunan herkes O'ndan ister. O, her an yaratma halindedir" 246 . i§te bu 
hakikatten dolayi ne sadece musliimanlar, biitiin insanlar ozellikle de sikintih 
anlarmda O'ndan yardim diliyorlar 247 . 



244 
24S 
246 
247 



bk. Tefsir-i Sendi, I, 1 7-8 
Bakara(2): 186 
Rahman (55): 29 
Tefsir-i Sendi, I, 1 8 



158 



Senaullah Amritsari bu izahm ardindan Seyyid Ahmed Han' in duanin kabulii 
hakkindaki tasawuruna yer verip yazdiklanni degerlendirmektedir. Ona g6re 
Ahmed Han, duanin kabulii hakkinda herkesin benimsedigi gorusun aksine bir 
goriis uzeredir. Bums Seyyid Ahmed Han'in Fatiha suresi tefsirinden yaptigi bir 
almti ile isbata 9ah§ir. Burada Ahmed Han, duanin kalpten ve samimi olarak 
yapilmasi halinde kabul edilecegini, fakat bunun dua edenin bizzat istedigi seyin 
tahakkuku manasma gelemeyecegini ifade etmektedir. Allah'i en yuce bilip ona 
butun benligiyle yakaran kisi bunun sonucunda ugradigi sikintiyi asmak i9in i9inde 
bir kuwet duyar ve boylece sikmtilanm asar. insanin kaibinde iste boylesi bir 
kuwetin ortaya 9ikmasi duasinin kabiilunun gostergesidir 248 . 

Amritsari Seyyid Ahmed'in sozlerini W9 bir delile dayanmayan mesnedsiz 
iddialar olarak kabul etmekte ve iimmet i9erisinde onun gibi dusunen kimse 
bulunmadigmi bildirmektedir. Ozellikle onceki peygamberlerin kavimlerinden 
gordukleri zulum iizerine Allah'a dua ettiklerinden Allah'm da hemen onlann 
dualanm kabul buyurdugundan bahseden 90k sayida ayet bulunmaktadir. Hz. 
Nuh'la (a.s.) ilgili Kamer suresi ayet 10,1 1 249 ve Su'ara suresi ayet 117-9 2S0 bunun 
a9ik delilidir. Bir bafka ayette Yiice Allah Medineli muslumanlara "Hatirlayin ki, 
siz Rabbinizden yardim istiyordunuz. O da, ben pe§pe§e gelen bin melek ile size 
yardim edecegim, diyerek duanizi kabul buyurdu." 251 diye hitab etmekte ve duanin 
nasil karsihk g8rdiigunti bize gostermektedir. Amritsari ayetin ayetle tefsirine onem 
veren Ahmed Han'in tefsirinde boylesi bir hataya diismesini yadirgamaktadir 252 . 
Asil tefsirin iki kati uzunluktaki bu hasiyede Amritsari, Seyyid Ahmad Han'in bu 
konudaki goruslerini 6z bir sekilde tenkid etmekte ve yanlishklanm ortaya 
koymaktadir. 

Bu tefsirin temel ozelliklerinden birisinin yazildigi donemdeki fikir 
akimlarmda goriilen hatah davranislann Kur'an diizleminde tashihine 9ahsilmasi 



248 



249 



250 



251 
252 



bk. Ahmed Han, Tefstru'l-Kur'dn, Lahor 1995, s. 73. Ahmed Han SenaulISh'm nakletmedigi 
geri kalan kisimda SjUJl ^« pIcjJ! ve SjUJf j& *\gj>M hadisleriyle ^ ^xu>\ ^^a? ayetinin de 
yukanda anlatilan yoruma g8re anlajilabilecegini ifade etmektedir. 

Ayetin meali: "Bunun Iizerine Rabbine: Ben yenik d(i$tum, bana yardim et! diyerek yalvardi. 
Biz de derhal nehir gibi devamli akan bir su ile gOgUn kapilarim a?tik." 

Ayetin meali: "Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancihkla su?ladi. Artik benimle onlarm 
arasinda Sen hukmtlntl ver. Beni ve beraberimdeki mU'minleri kurtar. Bunun Uzerine biz onu 
ve beraberindekileri, o dolu geminin i9inde (tajiyarak) kurtardik." 

Enfal (8): 9 

bk. Tefsir-i Sendi, I, 18-22 



159 



olduguna isaret etmemiz gerekir. Rasulullah'in (s.a.) islam dinindeki konumunun 
da o gunlerde tartisma giindemindeki onemli maddelerden oldugu bir gergektir. iste 
burada Ehl-i Hadis ekolii'min onde gelen bir mensubu olan Amritsari'nin Hz. 
Peygamber'i ve onun siinnetlerini dislayan gdriise karsi tefsirinde ne gibi bir cevap 
hazirladigi onem arzetmektedir. Kur'an'da Hz. Peygamber'in dindeki yeri ve ona 
uyulmasi gerektigi hususunda pek 90k ayet vardir. Bunlann tefsir edilis tarzi 
Amritsari'nin konuyla ilgili gSrusunu ortaya fikaracaktir. Nisa suresi 59, 65 ve 69. 
ayetlerinde muminler Allah' a ve onun Rasulune itdata ve onlarin hukmune nza 
gostermeye davet ediliyor. Bu ayetlerde, Allali'a ve Rasulune itaatm iman icin 
vazgecilmez bir sart oldugunun altimn 9izilmesi ayetin en can alici yamdir. 
Senaullah 59. ayetin tefsirinde, muminler arasinda ihtilaf vukuunda konunun kitap 
ve siinnet'e gore hiikum veren hakimlere gSturulmesi geregine i§aret eder ve 
muhakeme sonucunda ortaya konan hiikme -itiraz hakki sakli kalmakla birlikte- 
toplum diizeni a9isindan uyulmasi gerektigini soyler 233 . 

Hasiyede "ulu'l-emr"in kim oldugu hususuna bir a9iklik getirmeye 9alisan 
Amritsari, bu terkibin Allah ve Rasulullah'tan sonra gelmis olmasmdan yetkili 
kimselere dinen caiz olan islerde uyulabilecegi sonucunu 9ikanr. Bu g6rusunii de 
Buhari'de 254 ayetin sebeb-i nuzulu olarak yer alan bir hadisle destekler. Amritsari, 
ulema ve miictehidlere uyma meselesini de konuyla iliskilendirir ve bunlarca 
yapilan kiyas Kiir'Sn ve hadisten miistenbat oldugu takdirde kabul edilebilecegini 
soyler ve Abdulhak Hakani Dihlevi'yi (1850-1917) tefsirinde Ehl-i Hadis'in kiyasa 
bakisi hakkinda soyledigi sozlerden dolayi yadirgar, ancak bir cevap vermez 253 . 65. 
ayet i9in herhangi bir a9iklama getirmeyen mxifessirimiz Allah'a ve Rasulune itaat 
edenlerin elde edecekleri derecelerden bahseden 69. ayetle ilgili olarak sadece 
Medlimu 't-tenziV&Q ge9en sebeb-i nuzulu nakleder. 

Hasr suresi ayet 7'de 256 yiice Allah kullanndan elqisi Muhammed'in (s.a.) 
onlara getirdigini (verdigini) almalanni ve yasakladiklarindan uzaklasmalarini 
istemektedir. Senaullah savas sonrasi elde edilenlerin taksiminden bahseden 



253 
254 
255 
256 



bk. Tefsir-i Sendi, II, 126 

Buhari, "Ahkam", 4 

bk. Tefsir-i Sendi, II, 126-8 

Ayetin meali: "AllSh'in (fethedilen) Ulkeler halkmdan peygamberine verdigi ganimetler Allah, 
Peygamber, yakinlari, yetimler, yoksullar, ve yoida kalmijlar icindir. BOylece o mallar, 
i?inizden yalmz zenginler arasinda dolasan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu 
aim, size ne yasakladiysa ondan da sakinm. Allah'tan korkun. CilnkU AHSh'in azabi ?etindir." 



160 



ayetlerin pesinden gelen i^ii 4^ ^rtgs u 3 ©3^*1 Js-yi ^JTjT 1*3 ifadesiyle sadece mal 

taksiminin anlasilamayacagmi "size gerek mal gerekse hukum cinsinden bir sey 
verdiginde" diyerek ortaya kor ve ayetle ilgili baska herhangi bir agiklamaya yer 
vermez. Nur suresi ayet 54 ve 63 'te Allah'a ve Rasulullah'a itaat edilmesi 
emredilmekte ve Rasulullah'in emrinden di§an 9ikanlann ya fitneye dii9ar olacagi 
ya da §iddetli bir azaba 9arpilacagi uyansinda bulunulmaktadir. Amritsari buniann 
tefsirini de birkap kelimelik kisa a9iklamalarla ge9istirir. 

Ahzab suresinin 21. ayetinde Rasulullah'm ornek ki§iliginden 
bahsedilmektedir. Senaullali Amritsari bu ayeti a9iklamak i9in dipnot diismemisse 
de tefsir boliimunde ayetin 6ncesi ve sonrasiyla olan mana mttnSsebetini ortaya 
koymu§ ve g6rii§unti 6z bir sekilde yansitmisfrr. Dedikleri soylece ozetlenebilir: 

"Mtinafik tabiathlar cMda katilmaktan bir hayli gekinmekteler, katilsalar bile bunu sirf 
kendilerine korkak denmemesini temin icin yapmaktalar. Halbuki bizzat Muhammed (s.a.) de 
cihada i§tirak etmekte ve bu hususta da Ummete Orneklik gOstermektedir. Allah' la bulu§mak 
ve ihiret gttntine kavu§mak icin hazirlik yapan ve Allah'i cok cok anan sizler (ashab) misali 
kimseler icin Allah'in kulu Muhammed'de bir Orneklik vardir. O, dtnle ilgili olarak her ne 
yaparsa bu i§lerde onu izlemek farz olur. Saglam iman sahibi mtt'minler her i§te Hz. 
Peygamber'in s5z ve fiillerini hatirhyor ve ona uyuyorlar. Bu sebeptendir ki, gercek iman 
sahipleri kSfirlerin ordularuu gOrdtlklerinde hemen dediler ki, bakm, bu Snceden AllSh ve 
RasQltt'nun bize sflyleyip vadettigi olayin ta kendisidir. Allah ve Elcisi vakit dogru 
sSylemijti, cttnkil onlann sflyledigi her §ey zerre yanilmaksizin tahakkuk etmi§tir..." 257 

Goruldugu gibi Amritsari muminlerin dinle ilgili i§lerde ashab ve ondan sonra 
gelenlerin yaptigi gibi Hz. Peygamber'i (s.a.) izlemenin farz oldugunu ifade ediyor. 
21. ve 22. ayetin birbiri ile olan munasebetinden bu anlayismi destekleyecek delili 
9ikanyor ve verdigi mana ile 23. ayetin bunu daha da pekistirdigini ortaya koyuyor. 
Onun "dinle ilgili isterde (,_*» o5 *ir j- ^3)" ifadesi siinnetin hangi konularda 

baglayici oldugu konusunu giindeme getirmektedir. Amritsari ayni goriisiinu Necm 
suresinin 3. ve 4. ayetlerini tefsir ederken de su sekilde ortaya koyar: 

" O Allah'in elcisidir ve kendi nefsani isteklerinin saikiyle konu§maz ki her diledigini hemen 
sQylesin. Aksine onun d!n? renk ve sfirette ortaya cskan sSzleri Allah tarafindan g8nderilmi§ 
bir vahiydir. O halde baylesi bir sflzde celi§ki ve uygunsuzluga yer olurmu? Ustelik ona 50k 
gUclU ve kuwetli olan Allah ruhani egitim vermijtir." 258 

Yiice Allah Cinn suresi ayet 26, 27 ve 28'de gaybin bilgisinin kime ait 
olduguna a9ikhk getirmektedir. Bu ayetlere gore gaybi mutlak manasiyla ancak 
Allah bilir ve fakat dilerse diledigi e^isine de gaybi bildirir. Burada goruldugu 



257 bk. Tefsir-i Senai, VI, 1 30 

258 bk. Tefsir-i Sends, VII, 196-7 



161 



kadanyla iki onemli konu bulunmaktadir. Burlardan birincisi gaybm bilgisinin kime 
ait oldugu ikincisi de bu kendilerinden razi oldugu elcilerine gaybi bildirmesi 
hadisesinin siirekli olup olmadigidir. Amritsari her iki konuyu iki ayn ha§iye ile ele 
almis, birinci konuda Birelvilerin ikinci konuda da Kadiyanilerin iddialanni 
cevaplandirmaya gahsmistir. Asagida Qnce Birelviler ardmdan da Kadiyaniler 
hakkinda Amritsari tarafindan getirilen elestirilerin Qzeti verilecektir. 

Amritsari, eski ve yeni alimlerin hemen hemen tamami gayb ilminin Allah 
dismda nig bir kimseye ait olmadiginda ittifak etmisken bugun bazi kimselerin 
(Birelvi Cemaati) 9ikarak Hz. Peygamber'in (s.a.) de gaybm bilgisine muttali 
oldugunu iddia ettigini belirtmektedir. Bu kimseler, Cin suresindeki ayetin 
peygamberlerin de kainatta olan her bir seyin bilgisine sahip olduguna delil 
oldugunu ifade etmektedirler. Bunlann anlayisma gore, bizim peygamberimiz 
peygamberlerin en faziletlisi oldugu icin de gaybi bilgileri en tarn sekliyle bilir. 

Amritsariye gore bu anlayistaki temel hatanin kaynagi ayetteki nahvi terkip 
uzerinde geregi gibi dusunmemektir. Ayetteki ^ua ve <&> ijz** iliskisi iyice analiz 

edilince ortaya o^V jO$Jiww u**af o» ^v ve j^y ^.jjbw ^-ai jax> terkipleri cikar. Bunlardan 

birincisi istisna edatindan onceki ikincisi de sonraki kismin mefhumudur. Bu ciiz'i 
gayb bilgisini gosteren ifadeden hareketle peygamberlerin dlimii'l-gayb oldugunu 
iddia etmek yanlis olur. Kur'an'in neresinde Hz. Peygamber'in (s.a.) gaybla 
ilgisinden bahseden bir ayet varsa orada bunun kiyds-i istisndi ile ifade edilmis 
oldugu goriilur. Mesela *$«Jt ^~« U 3 j^i & c>pz~,y w«sif ,*b? c^f $s ayetinde 259 bir 

istisna hatta nefy vardir ve ikinci olmadigi icin birinci de olmamistir ve bu 
mantiktaki |Sj£oJf pU*ji pjxb ^juji *Uzjj kaidesinin de geregidir. Uo^aJ 4j! y\ a$ff U&i Qif jj 

ayeti 260 de yukandakinin ciimle yapisi itibariyle bir benzeridir. 

Amritsari, Birelvilerin Hz. Peygamber'in (s.a.) ilminin zati degil de vehbi 
oldugunu ileri surduklerini ve yukanda ge9en ayetin Rasulullah'm gayba dair zati 
ilmi olmadigim gosterdigini iddia ettiklerini nakletmektedir. Miifessirimiz nefsii'l- 
emirde bu iki bilgi (zati ve vehbi) arasinda bir farkin bulundugunu kabul etmekle 
birlikte, gaybi bilginin simrsiz ve sartsizhgi durumunda sonuc itibariyle vehbi yada 
zati olmasimn hicbir seyi degistirmeyecegini ifade etmektedir. "Gaybi biliyorum- 
w^jf ^1 " diyen iki kimseden birinin vehbi digerinin de zati ilimle bunu bildigini 



259 A'rftf (7): 188 



162 



soylemesi sonucu degistirmez. Halbuki Rasulullah (s.a.) w«yf ^k? c^s" ^ buyurarak 
"mutlak gaybi" higbir surette bilmedigini ortaya koymustur. 

Konunun izahina cesitli orneklemelerle devam eden ve bu konuda 50k sayida 
hadis ve fukaha gSrtisti bulundugunu kaydeden Amritsari ashnda bu konudaki son 
sozti yine Kur'an'in "(Ey Peygamber!) De ki: Ben size Alldh'in hazineleri benim 
yammdadir, demiyorum. ben gaybi da bilmem. Size, ben bir melegim de demiyorum. 
ben, sadece bona vahyolunana uyarim..." ayetiyle soyledigini ifade etmektedir 261 . 
Gayb konusu Ozellikle Birelvi ekolii alimleri tarafindan bugtin de canh 
tutuldugundan leh ve aleyhte genis bir literatiir olusmustur. Birelvi ekoliinde bu 
konuya yeniden dontilecektir. 

Kadiyanilerin aym ayetle ntibtiwetin ve vahyin sona ermedigini isbata 
cahsUgmdan yukanda soz edilmisti. Bu konunun ilk defa Gulam Ahmed K&diyini 
tarafindan dile getirildigini soyleyen Amritsari onun hayat hikayesinden kisaca 
bahsettikten sonra Hakikatii 'l-vahy adh kitabindan uzun bir ahnti yapar. Bu alintida 
Gulam Ahmed, mtistakil ntibuwetin Hz. Peygamber'le (s.a.) sona erdigini ancak 
zilli ntibtiwetin (feyz-i Muhammedi'den vahy almak da diyor) onun timmeti 
icerisinden ona en iyi sekilde uyanlara nasip olabilecegini iddia eder. Ntibuwetin 
prensiplerini acikladiktan sonra Gulam Ahmed kendi ntibtiwetini isbata yonelir. O 
soyle der: " Bir aqidan ben Hz. Peygamber 'in (s.a.) iimmetiyim, diger bir aqidan da 
onun nubuwetinin feyzi sebebiyle nebiyim. Burada nebilikten maksad benim 
Alldh'la qok fazla konusma ve goriisme serefine nail olmamdir." imam-i 
Rabbani'nin bu konuda soylediklerinin ashnda kendi soylediklerinden pek farkli 
olmadigmi da ifade eden Gulam Ahmed mektubattaki ifadeyi (!) nakleder. Onun 
iddiasina gore, hadislerde gelecegi belirtilen "mesih" kendisidir ve bu mesih 
Rabbiyle konusacak ve baska hie bir kimseye malum olmayan gaybi bilgiler ona 
ayan olacaktir. Bunu Cin suresindeki j^ : qb ^s^ ^vj fas-? ^ ^Jc j$&i m ayeti de 

isbat etmektedir. Gulam Ahmed kendisinin 1300 yil icerisinde baska hi? kimsenin 
erisemedigi oranda Rabbiyle gortistugunti ve gaybi sirlara muttali kilmdigini da 
iddia etmekte ve bunu inkar eden cikarsa isbata hazir oldugunu bildirmektedir 262 . 



260 
261 
262 



Enbiya(21):22 

BirelvTlerin iddialari 8. cildinin 1 15-122 sayfalan arasmda tarti§ilmi§tir. 

Gulam Ahmed' in iddialari 8. cildinin 1 15-127 sayfalan arasmda geni§ce tarti§ilmistir. 



163 



Gulam Ahmed'in yazdiklanni tenkid eden Amritsari s6ze Imam-i Rabbani'nin 
Mektubatmdan yapilan alintmin yanhs aksettirildigini belirterek ba§lar ve 51. 
mektuptan asil orjinal ifadeleri nakleder. Halbuki ayni mektup Gulam Ahmed'in 
Berdhin-i Ahmediye' sinde daha dogru bir sekilde aksettirilmisti. Niibuwet i9in 
gaybi bilgilerin geregine i§aret eden Gulam Ahmed bunu isbat etmek istercesine 
zaman zaman gelecekle ilgili seyler soyler. Bunlardan ikisi uzerinde duran 
Amritsari her ikisinin de Gulam Ahmed'in dedigi sekilde cereyan etmedigini tarihi 
delilleriyle ortaya koyar. Mesela evlenmek istedigi bir kiz ona verilmeyince "bona 
bu hzin ileride kocasindan ayrilacagi ve kimsesiz kahp bona gelecegi bildirildi, bu 
nikah mutlaka ve mutlaka olacaktir" diyerek gaybi bildigini iddia eder. Fakat bu 
kadin Gulam Ahmed hayattayken dul kalarak onunla evlenmedigi gibi onun 
Oliimunden sonra 20 kiisiir yil yasadi. Senaullah Gulam Ahmed'in bu nevi ilhama 
(!) dayah gaybi bilgilerinin 9oklugundan bahsedip, ilgilenenlere sirf bu konu icin 
yazdigi "ilhamat-i Mirza" adh kitabim tavsiye eder 263 . 

Gulam Ahmed'in nubiiwetini isbat ifin getirdigi deliller arasmda Saf suresi 
ayet 6'daki .as*-? lafzi ve Cuma suresi ayet 3'teki ,*$ f^SaJi uj (&* otj^i $ ifadesi de 

bulunmaktadir 264 . Gulam Ahmed Fetih suresindeki f ju$£ <d>b ^jtf 3 -ur ^aJf ^Je ©_#&*) 

J*N oi* 3 <£>*4k ti^ J-jf <4*tt 5* ayetinde bahsedilen tam galabe isjnin Hz. 

Peygamber (s.a.) zamanmda tam olarak ger9eklesmedigini ve bunun mesihin 
zamamna havale edildigini iddia eder. iddiasina gore o mesih de kendisidir. ilk 
olarak, 1884 yihnda yazdigi Berdhin-i Ahmediyye'nin 4. cildinde, son olarak da 
oldugii yil olan 1908'de yazdigi Qe$me-i ma 'rifet adh eserinde yer alan bu iddia hi? 
bir zaman gerceklesmez. Senaullah Amritsari ilgili ayete dayah olarak ileri siirulen 
bu iddianm ger9eklesmemesinin Gulam Ahmed'in ileri surdiigu mesih ve mehdilik 
iddiasimn kendi agziyla tekzibi manasim tazammun ettigini belirtir 263 . 

Amritsari'nin tefsirde kendilerine cevap yetistirmeye 9ah§tigi bir baska gurup 
yeni hindu mezhebi Arya Samac'dir. Bu mezhep mensuplan bir yandan hinduizmi 
kendi toplumlannin tartismasiz en gii9lu dini yapmak i9in 9ahsnlarken ote yandan 
da musliimanlan zayiflatma 9abasi i9erisinde idiler. Arya Samac mensuplan kendi 
kutsal metinleri yanmda Kur'an uzerinde de 9ahsiyor ve kendi diistocelerine 
mesned olabilecek seyler bulmayi hedefliyorlardi. Bunlara gore Nisa 



263 bk. Tefsir-i Sendi, VIII, 56-66 



264 Amritsari'nin bu konudaki genis asiklamasi i^in bk. Tefsir-i Sendi, VIII, 56-66 



164 



suresindeki...ot.Wf (jljJul l&^ b$Jb- ^&Uoi ^aj^Jb- c-»*ai uif... ayeti 266 tenasiih i?in 90k 

a9ik bir delildir. Amritsari onlann bu konuda ileri siirdiigu iddialan 90k geni§ olarak 
ele ahp degerlendirir 267 . 

Insan suresi ayet 30'da Allah dilemedik9e kulun dilemesinin bir §ey ifade 
etmeyecegi ifade olunarak kelam ilminin ilgilendigi mefiet-i illfal konusuna dikkat 
9ekilmektedir. Senaullah Amritsari ha§iyede konuyla ilgili diger ayetleri de sayarak 
bir probleme dikkat 9ekmek istedigini ifade etmektedir. Eger her iste Allah'in 
mesieti can ise, iman da onun dilemesi ile olmaktadir imansizhk ve kotii davramslar 
da. Bu durumda k6tti amel isjeyenlerle kafirlerin kabahati nedir? Kendi sorusuna 
verdigi cevabin ozeti soyledir: 

"Kur'an'i tefekkllrle inceleyen kisi, kulun dilemesi, Allah'in dilemesi ve isin olujumu arasinda 
zincirleme bir iliski oldugunu g6rilr. Once insan bir seyi yapmak icin istegini ortaya koyar ve 
bu ameliyeyi AllSh'm tevfiki takip eder ve bu kula bir gilc vererek yapmak istedigi sey icin 
iradesini daha da kuwetlendirir. Ardmdan niyyetlendigi fiili icra etmek icin ikinci bir isteme 
(mesfet) hasil olur ve o isi yapar. Bu denilenin delili bizzat, aralari bozulan kari-kocayi 
baristirmak icin aracilik yapan hakem heyetinden bahseden Kur'an ayetinde (Nisa: 35) 
bulunmaktadir. Bu Syette yllce Allah "...eger kari kocayi temsilen bulunan tarqflar onion 
baristirmak isterlerse Allah bunda onlari muvqffak &//ar..."buyurarak kulun dilemesi tlzerine 
Allfih'in tevfikinin gerekli oldugunu hatirlatir. y£Jb pLS i>> 3 o*W* *l* 0» ayetinde ise kisinin 
mesietinin kendisini mtl'min veya kaflr yapabilecegi belirtilmistir. Bundan da anlasihyor ki, 
tevfik-i Ilahl insani dilemeden (mesfet) sonra devreye girmekte ve tevfik-i tl§hi'den sonra ise 
kisi niyyetlendigi isi yapmak icin saglam bir irade ile i§in tlzerine dtlserek 
sonuclandumaktadir. tste "sizler Allah dilemedikqe hig bir sey dileyemezsiniz 
(yapamazsiniz)..." ayeti kisinin bir isi yapmak icin ne kadar saglam irade beslerse beslesin 
tevfik-i ilaht olmaksizin onu yapamayacagini ilan etmektedir." 

Mii'min suresinin viXJc iJ a^Sj ^ j* ^tnu 3 »iU« u^ol ^ f^ «ols ^ iu, U-»jf aaJj 

ayetinde 269 kendisinden bahsedilmedigi belirtilen peygamberler hakkmda Amritsari 
tefsir bolumtinde soyle der: " Biz senden once ne kadar pevsamber gondermissek 
bunlardan bazilarimn kissalarini sana anlattik . Bunlar Araplara yakin bolgelerde 
bulunan ve onlann asina oldugu peygamberlerdir. Bazilari hakkinda ise sana 
birsey anlatmadik ki bunlar Qin, Japonya ve Hindistan gibi Araplardan uzak 



265 
266 

267 
268 



269 



bk. Tefsir-i Sendi, VII, 161-6 

Ayet 56'mn meali: " §tlphesiz ayetlerimizi inkar edenleri gttn gelecek bir atese sokacagiz; 
onlann derileri pisip aci duymaz hale geldikce, derilerini baska derilerle degistiririz ki aciyi 
duysunlar! Allah daima tlsttln ve hakimdir." 

bk. Tefsir-i Sendi, II, 124-37 

Tefsir-i Sendi, VIII, 135. Amritsar? bu konuya §ura suresi ayet 8'in (...Saa-lj 3*! f^xxi .&( *u ji 
3) tefsirini yaparken yine hasiyede genis oiarak deginmekte ve ortaya cikabilecek sQpheleri 
kel&ni acidan ele almaktadir (bk. VII, 82-4) 

Mii'min (40): 78. Nisa suresi (4) ayet 164 bu ayetle ayni manadadir. 



165 



bdlgelerde olan peygamber lerdir." 2 ™ Amritsart'nin bu ifadesinden o bolgelere de 
peygamber gonderildigine inandigi ya da en azindan zihninde b6yle bir ihtimal 
ta§idigi anlasdiyor. Buda'mn peygamber oldugu yolundaki rivayetlerden de 
etkilenmis olabilir. Yoksa semavi kitaplarda o bSlgelere peygamber gSnderildigine 
dair ne a9ik ne de dolayh bir ifade bulunmaktadir. Amritsari bu ciimlesini birazcik 
acabilse hem ne demek istedigi ortaya 9ikacak hem de varsa yeni bir bilgiyle 
karsilasmis olacaktik. 

Senaullah Amritsari'nin Tefsir-i Senai' si iizerindeki inceleme 
sonuclandmhrken birka? hususun ifadesinde Ozellikle zaruret bulunmaktadir. 
Herseyden Qnce bu tefsir Hindistan'in fikri, sosyal ve siyasi yonden 90k kansik bir 
doneminde yazilmaya baslanmis ve bu donem devam ederken tamamlanmi§tir. 
Tabti olarak bu durum tefsire yansimi§ ve ha§iyelerin tamamma yakim bu donemde 
olu§an fikri yanli§hklann (!) tashihine ayinlmi§tir. Ne var ki Syetlerin terciime ve 
kisa tefsirini i9eren tefsir bolumii genel olarak bu tarti§malardan uzak tutularak 
bizzat ayetlerin anla§ilmasma hasredilmi§tir. Ha§iyede tarti§ilan konulann cevaplan 
daha 90k kar§i iddialann kendi i9erisindeki tutarsizhklardan ve diger Kur'an 
ayetlerinden verilmeye 9ah§ildigi i9in usulsuz ve smirsiz bir cedelle§me ve 
miinazara ortaya 9ikmami§tir. 

Mufessirimiz Ehl-i Hadis ekolii'nden oldugu halde Tefsir-i Senai bir 
hadis/rivayet tefsiri olarak hazirlamamis ve tefsirin tamaminda kitap ve siinnetin 
kendisine kazandirdigi genel mentaliteyi kullanarak problemleri 96zmeye gayret 
etmi§tir. Tefsirin akici bir anlatim kazanmasinda akilhca uygulanan ayetler arasi 
munasebet ilkesi onemli rol oynamistir. Daha once de ifade edildigi gibi, o "bu 
ayetle pesinden gelen ayet arasinda su a9idan munasebet vardir" demek yerine bunu 
yaptigi ince baglanti ciimle ve kelimeleriyle bizzat ortaya koymustur. 

Tefsirde ahlak, toplum diizeni, kissalardaki incelikler vs. iizerinde durulmamis 
olmasi onemli bir eksiklik olarak goriilebilir. Tefsir bolumiiniin kisa olmasi da bir 
eksiklik olarak gdriilebilir. Miimkiindur ki o bu hususu daha once baska birka9 tefsir 
yazmis olmasi dolayisiyla tercih etmistir.Herseye ragmen tefsir toplumun ihtiya9lan 
bakimmdan faydah ve tefsir ilmi a9isindan basarihdir. 



270 bk. Tefsir-i Senai, VII, 65 



166 



B. Diyobendi ekolu 

Hind alt kitasimn ingiliz hakimiyeti yillannda tesekkiil eden en biiyiik ve 
koklii ekolu hi? siiphesiz Diyobendi ekoliidiir. Bir gurup alim tarafindan 1866 
yihnda Diyobend kasabasinda kurulan medrese aradan daha uzun bir zaman 
gecmeden biitiin bSlumleri olan miitekamil bir darululum (universite) seklini aldi. 
Darululum-i Diyobend' den veya subelerinden mezun olan insanlara Diyobendi 
denilmektedir. islami ilimlerin biitiin bran§lanyla ilgilenen Diyobendiler hadis ve 
fikih sahasinda oldugu gibi Kur'an ve tefsir sahasinda da pek 90k degerli eser 
vucuda getirmi§lerdir. Diyobendi ulemanin yazdigi miitekamil Urduca tefsirlere 
bakildigmda bunlann sayi itibariyle diger ekollerle kiyas edilemeyecek oranda fazla 
oldugu goze carpmaktadir. Onceleri bu ekolu ve tefsirlerini diger ekollerle birlikte 
tanitmayi diistintirken yaptigimiz hesaplamada bunun mevcut tez i?erisinde 
miimkiin olamayacagim gordtik. Bu sebeple bunu aynntih olarak inceleyip ya 
tezden sonra kitaplasma a§amasinda teze katmayi ya da mustakil olarak ne§retmeyi 
dii§unduk. C^unkti icinde Diyobendi ekolunun tefsirciligi tamtilmayan bu isimde bir 
cah§ma daha eksik demektir. Tezimizde bu eksiklikten dogabilecek olan bilgi 
kopuklugunu en aza indirebilmek igin ekoliin kurulu§unu ve temel fikirlerini 
vermeyi ve tefsirlerini 90k kisa olarak tanitmayi uygun gordtik. 

1. Kurulu$u v® Temel Fikirleri 

§ah Veliyyullah Dihlevi'nin islami ilimlerde a9tigi 9igir ogullan ve talebeleri 
tarafindan gelecek nesillere aktanlmaya 9ah§ihrken en biiyiik engel Hindistan'm 
i9ine siiriiklendigi kaos ortami olmustur. Hindistan'da Baburlii hakimiyetinin iyice 
zayiflamasi ve bu bo§lugu Ingilizlerin doldurmaya bajlamasi, toplumun lslahim ve 
Islami ilimlerin yayginlastinlmasim gaye edinen ulemayi ister istemez siyasetin 
i9erisine 9ekmi§tir. Seyyid Ahmed Birelvi ve §ah Veliyyullah' in torunu §ah ismail 
Dihlevi onderligindeki insanlar ulkenin ingilizlerin eline ge9mesini sadece bir 
hiikiimet degi§ikligi olarak g6rmemi§ler ve kurduklan askeri birliklerle ingilizlere 
kar§i cihad ba?latmislardi. Bu iki alimin 1 83 1 yihnda sihlere karsi yapilan Balakot 
muharebesinde pek 90k mucahidle birlikte sehid diismesi hareketi yavaslatmissa da 
durdurmamistir. Onlann vefatindan sonra 1857 yihndaki meshur bagimsizhk 
savasmda (Sipahi Ayaklanmasi) biitiin gii9lerini kullanmalanna ragmen ingilizlerin 
diizenli ordulanna yenilen miislumanlar ikinci bir darbe daha yemis oldu. Bu savasa 
katilan alimlerden bir kismi §ehid edilmi§, bazilan iilkeyi terketmek zorunda kalmi§, 



167 



diger bir kismi ise ba§lanna geleceklere razi olarak Hindistan'dan aynlmami§lardir. 
Olkede kalanlar da ya hapse mahkum edilmis. ya da her tiirlii siyasi fa&liyetlerden 
menedilmistir 271 . 

Ingilizler karsisinda ahnan yenilgi sonunda ulemanin mevcut idareye kar§i 
farkli farkh tavir gosterdiginden bu boliimiin girismde bahsedilmisti. Ozellikle §ah 
Veliyyullan ve ogullanyla torunlanmn yolundan giden bir kisim ulema en azmdan 
belli bir sure ingilizlere karsi bir sey yapabilmenin imkansizligmi gordiigiinden 
hareketi ilmi bir zemine kaydirmak gerektigini diistadiiler. Ustelik ingilizler siyasi 
bir olusuma ve kurulusa da izin vermiyordu 272 . Muhammed Osim Nanevtevi 
(Nanotevi)'nin (1 832-1 880) 273 onctiliigunu yaptigi bu kimseler goriilen riiyanin da 
yonlendirmesiyle Delhi 'ye 90 mil uzakliktaki Diyobend'de bir medrese a9maya 
karar verdiler. Medrese 15 Muharrem 1283/30 Mayis 1866 yihnda Muhammed 
Kasim Nanevtevi ve Resid Ahmed Gangdhi'nin (1825-1905) de katildigi bir 
merdsimle Carta mescidinde kuruldu. Medresenin resmi kuruculan ve ilk §ura 
meclisi Muhammed Kasim Nanevtevi, Mv. Zulfikar Ali (6. 1904), Mv. M. Ya'kub 
Nanevtevi (6. 1884), Mv. Fazlurrahman (6. 1907), Haci Muhammed Abid ve Mv. 
Refmddin'den 274 olusmaktaydi 275 . 

Medrese kurulurken Nanevtevi medresenin gelir kaynagimn ne olacagi, 
hocalann kimlerden secilecegi, ihtilaflann nasil onlenecegi... gibi konularla ilgili 8 
maddelik bir prensip getirmisti. 7. maddedeki "devletin ve zenginlerin katkisi ve 
katihmi cok tehlikelidir" ifadesi medreseyi kuranlann siyasi dtisuncesini yansitmasi 
bakimmdan onemlidir 276 . Medresenin kurulus gayesi ne sadece ilmi diistoceler ve 



271 



272 



273 



274 



275 
276 



Bagimsizhk sava$i oncesi ve sonrasinda Hindistan'm siy§si durumu ve ulemanin sava?taki 
rolled hakkmda yazilmi§ en kapsamh kitaplardan biri Seyyid Muhammed Miyan'm 6 ciltlik 
"Ulemd-i Hind ka §dnddr mazf adh kitabidir. Yukandaki 6zetin ayrmtilan i?in bk. §andar 
mdzi, IV; Rizvi, Seyyid Mahbub, Mukemmel tarih-i Darululum-i Diyobend I-II, Karaci ts., II, 
136-45 (Rizvi, Mukemmel tarih); Metcalf, Deoband, 52-86; Calender!, Re§!d Ahmed, 
Ddrululum-i Diyobend, islamSMd 1989, 105-16 (Calender?, Ddrululiim-i Diyobend) 

Darululum-i Diyobend' in Veliyyulljihi ekoliln ihySsi maksadiyla kuruldugu iddiasi i?in bk. 
Tayyib, Muhammed, Tdrih-i Ddrululum-i Diyobend, Karafi ts., s. 20 (Tayyib, Tdrih-i 
Ddrululum); Ahmad, Islamic Modernism, s. 103-4 

Hayati icin bk. Geylani, Menazir Ahsen, Sevdnih-i Kdsimi I-III, Lahor ts (Geylant, Sevdnih-i 
Kdsimi) 

Medresenin kurulusundaki yetkili 6 kisinin yaslanna bakihrba bunlardan 5'inin 30-35 
yaslarmda birinin de 45 yasmda oldugu gOrillUr ki bu o devirde yash uleminin ingilizler 
tarafindan bir sekilde ekarte edildigini gbsterir (bk. Rizvi, Mukemmel tarih, 111, 135 

bk. Calender?, Ddrululum-i Diyobend, s. 119; Metcalf, Deoband, s. 87 vd. 

Bu esaslar i?in bk. Tayyib, Tdrih-i Ddrululum, s. 15-6; Faruqi, The Deoband School, s. 25-6 



168 



ne de yalmzca siyasi gelecek beklentiler idi. Medreseyi kuranlar hayatin biituniinu 
igine alan bir perspektifle olaya yakla§tilar. Nanevtevi medresenin kurulusu 
esnasmda §6yle demisti: "Bizim egitimden maksadimiz, ash itibariyle Hindistanh, 
kalp ve akhyla musltiman olan bir gen9lik yetistirmektir. Bu gencin i9inde islam 
medeniyetini olustema heyecani bulunmah, siyasi asidan da canli bir islami suura 
sahip olmalidir..." 277 

ilk olarak £atta mescidinde faaliyet gosteren Diyobend Medresesi, egitim 
programini tatbikteki ciddiyeti ve Hind alt kitasindaki 9e§itli egilimleri belli 6l9ude 
i9inde banndirmasi 278 sebebiyle buyuk ilgi uyandirdi ve zamanla mevcut §artlan 
i9erisinde talepleri karsilayamaz oldu. Di§andan gelen talebenin ihtiyacim 
karsilamak i9in kiralanan yerler de yetmeyince aradan daha 10 yil ge9meden 
talepleri karsdayabilmek i9in buyuk bir kulliyenin temelleri atildi. Medrese mekan 
bakimindan gelismesini buyuk bir hizla surdurerek zamanla 9e§itli bolumleri, 230 
dershanesi, 400 kadar odasi, 8 ogrenci yurdu ve biiyuk bir kutiiphanesi olan 279 bir 
universite haline geldi. Darululum-i Diyobend' in bu basansi iizerine aym 
zihniyetteki alimler Seharenpur'da "Mezaliiru'l-ulum" ve Muradabdd'da 
"Kasimu'1-ulum" medreselerini kurdular 280 . Nanevtevi'nin 48 gibi erken bir yasta 
vefati (1880) onu sevenleri uzdiigu gibi medrese i9in de 90k buyiik bir kayip oldu. 
Darululum'un idaresi ondan sonra Re§id Ahmed Gangohi'ye ge9ti. 1905 yihnda 
onun da vefatiyla medresenin ilk talebesi olup 15 yildir ba§ muderris bulunan 
Mahmud Hasan (1851-1920) serperest-i a' la (rektQr) oldu. 

Mahmud Hasan'm zamamnda Darululum'un maddi geli§imine paralel olarak 
egitim kalitesi de yukseldi. Kisa zamanda §6hreti turn islam aleminde duyulan 
medreseye basta Afganistan, Turkistan, Orta Asya ve Uzak Dogu olmak tizere pek 
90k yerden talebe geldi. Mahmud Hasan'm attigi onemli adimlardan birisi de 
medrese ile mektebi ban§tirmak maksadiyla modern egitimi temsil eden Aligarh 
Koleji ile hoca ve talebe degi§imi anla§masi yapmak oldu. Boylece Aligarh'taki dini 
bilgi eksikligini Diyobend, Diyobend' deki miisbet ilim ve ingilizce dili eksikligini 
de Aligarh karsilayacakti 281 . Buna ilaveten o, gen9leri Ingilizlerin zararli 



277 

278 
279 
280 
281 



Tayyib, Tdrih-i Darululum, s. 19. Menazir Ahsen GeylanT Diyobend Medresesinin 1857 
yenilgisini telafi i?in kuruldugunu sSylemijtir (bk. Geyl&nT, Sevdnih-i Kdsimi, II, 94) 

bk. Ahmad, Islamic Modernism, s. 105; Ozcan, Azmi, "DarUluIum", DlA, VIII, 554 

Mevc-i kevser, s. 207 

bk. Metcalf, Deoband, s. 125-37 

bk. Deoband school, s. 56; Ahmad, Islamic Modernism, s. 108 



169 



diisuncelerinden koruyabilmek i?in Diyobend'den mezun olmus. onde gelen 
talebelerine Kur'an Ogretileri Akademisini (NezaYetii'l-Maarif el-Kur'aniyye) 
kurdurttu ve burada bu gen$ler i?in Kur'an ve islam tizerine dersler verdirtti 282 . 
Hindistan'da verdigi hizmetler sebebiyle ona "§eyhu'l-Hind" tinvani verilmi§ ve 
1919'dan sonra adiyla birlikte bu iinvani ile anihr olmushir 283 . 

Darululum-i Diyobend Osmanh devletine yonelik baslatilan Trablusgarp 
(1911-12) ve Balkan (1912-13) sava§lannin yarattigi infial sebebiyle Hindistan'da 
Ingilizlere kar§i basktilan hareketlere 50k aktif olarak katildi ve Diyobendi 
ulemanin bu yoldaki mticadelesi ingiliz hakimiyeti sona verip Pakistan kuruluncaya 
degin surdii 284 . Pakistan'm kurulmasiyla daha rahat bir teskilatlanma imkamna 
kavusan Diyobendi ekolu mensuplan Pakistan'm her bir tarafina medrese ve 
darululum a?maya basladilar. Bu ekol mensuplannca acihp ekoltin diisunceleri 
dogrultusunda faaliyet gosteren medrese ve okullann 1970'li yillardaki sayisimn 9 
bini a§tigi bildirilmektedir 285 . Diyobendiler Pakistan'm kurulu§undan bu yana 
siyasetle de ilgilenmekte iseler de siyasi sahada 90k etkili olduklan sdylenemez. Bu 
ekol mensuplan tarafindan kurulan Cemiyet-i Ulemd-i Isldm-i Pakistan girdigi 
se9imlerde ancak iki u? tane milletvekili gikarabilmektedir 286 . Diyobendiler sureli 
yaymlara 90k onem vermi§ler ve 1980 yilina kadar Urduca, Arap9a ve ingilizce 
dillerinde 130'dan fazla dergi ve gazete nesretmislerdir. Bunlar arasmdan ornek 
olarak el-Kasim ve Kdsimu '-ulum (Diyobend), el-Furkdn (Luknov), Burhdn (Delhi), 
Beyyindt ve el-Beldg (Kara9i), er-Resid (Sahival), el-Hak (Pesaver) ve Ta 'lirnu 7- 
Kur 'an (Ravalpindi) sayilabilir 287 . 



282 
233 



284 



285 
286 



287 



bk. Deoband school, s. 59 

Mahmud Hasan'm hayati ve mUcadelesi hakkmda geni§ bilgi ifin bk. Biri§ik, Abdulhamit, 
"§eyhu'l-Hind Mahmud Hasan Diyobendi", llim ve Sanat, sy. 41 (Nisan 1996), 55-69 

bk. Qureshi, Ishtiaq Husain, Ulema in Politics, Karachi 1974, 245-52 (Qureshi, Ulema in 
Politics); Metcaif, Barbara Daly, "Deobandis", The Oxford Encyclopaedia of the Modern 
Islamic World (Ed. Esposito), London 1992, I, 363 Diyobendi ulemadan bir kismi 
Hindistan'tn ikiye bOllinerek Pakistan adiyla bir devlet kurulmasina karsi idi (bk. Deoband 
school, Chapter IV, s. 92 vd.). 

MahbQbu'r-Rahman, "Darululflm-i Diyobend", FN, 18/7(1981), 15(5-16) 

Diyabendilerin pakistan siyasetindeki yeri ve partilerinin durumu icin bk. Pakistan hi siyasi 
cemd'ateyn, s. 703-60; Pirzada, Sayyid A.S., "The Role of Deobandi Ulama in Pakistan's 
Politics: 1947-1956", South Asian Studies, 7/2 (July 1990), 64-81 (Pirzada, "Deobandi 
Ulama") 

Diyobendiler tarafindan cikanlan dergi ve gazeteler icin bk. Semiu'1-Hak, "Ulema-i 
Diyobendi aor meydan-i sahafet", Beyyindt, 37/1-2 (1980), 49-59 



170 



Darululum'un ilk kurulus. yillannda (ilk ve orta okulun 288 iizerine alinacak) 
egitim 10 yil olarak planlanmisken sonradan bu 6 yila indirilmis. ve daha yuksegini 
okumak isteyenlere ek programlar a9ilmistir. Giintimuzde Diyobendi ekolu 
medreselerinde 8 egitim yih uygulamasi bulnnmaktadir 289 . Diyobend 
Darululum'unda ders programi olarak Molla Nizameddin'in (6. 1748) diizenledigi 
"ders-i Nizami" uygulanmisUr. Burada ders-i Nizami tizerinde yapilan degi§iklik 
nisapta (program) yer alan bransjardan Farsga, mantik ve felsefeye 290 ait bazi 
kitaplann programdan 9ikanlmasiyla sinirh kalmisfor 291 . Ders-i Nizami' de olmayan 
tarih, hendese ve tip gibi dersler de sonradan programa ilave edilmistir 292 . 

Tefsir ve usul-i tefsir'in ders-i Nizami iferisindeki yerine baktigimizda bunun 
Celaleyn ve Kadi Beyzavi 293 tefsiriyle simrh kaldigim gQrmekteyiz. Darululum-i 
Diyobend'in programma ise ders-i Nizami'den farkli olarak ibn Kesir tefsiri ile §ih 
Veliyyullah'm el-Fevzu'1-kebir adh usul-i tefsir kitabi alinmistor. Kur'an'in 
tamaminin tercumesi de ders programimn icerisinde yer almaktadir 294 . Kutub-u 
Seb'a, Miskat, Muvatta', §emMl-i Tirmizi, Nuhbetu'l-fiker'i icine alan ve tist duzey 
talebe i9in duzenlenen bir yilhk devre-i hadis'e bajlanmadan once Kur'an tercumesi 
ve tefsir derslerinin okunmu§ olmasinin §art ko§ulmasi bu medresede Kur'an 
egitimine verilen onemi gostermektedir 295 . 1930'lu yillarda devre-i hadis gibi devre- 
i tefsir de ba§latilmis ve daha once 90k az bir kismi okutulan Beyzavi, ibn Kesir ve 
Celaleyn tefsirlerinin tamami okunmaya ba^lanm^tir 296 . Darululum-i Diyobend'de 
Ezher'de oldugu gibi zorunlu Kur'an hifzi yer almamistir. Kur'an hifzi daha 90k 6 
yilhk medrese egitimden Qnce ortaokul seviyesinde halledilmeye 9ali§ilmis ve 



288 
289 

290 

29! 

292 
293 

294 
295 
296 



ilk ve orta okulun ders programi icin bk. Deoband school, s. 35-6 

bk. Calender!, Ddrululum-i Diyobend, s. 131 Egitim sistemi ile ilgili ayrica bk. Metcalf, 
Deoband, s. 100-6 

Diyobend! ulem&dan bir kismi modern felsefe ve bilim tizerinde de ^ahsilmasi gerektigini 
sQylemis ve bu konuda cahsmalar yapmistir (bk. Mevc-i kevser, s. 210) 

Calender!, Ddrululum-i Diyobend, s. 127. Konunun tartismasi icin bk.Faruqi, Deoband 
school, s. 27-33 

bk. Mevc-i kevser, s. 209 

Kadi Beyzavi tefsirinin §eyhzade hasiyesi mtteliifi Hanefi oldugu icin cogunlukla asii metinle 
birlikte okunmusrur (bk. Siddik!, Enis Ahmed, "Darululflm ki tefsir! hidemSt", er-Re?Id 
(Daruluiam-i Diyobend number), 4/2-3 (1976), 570 (Siddik!, "Daruluiam ki tefsir! hidemat") 

bk. Calender!, Ddrululum-i Diyobend, s. 132 

bk. Siddik!, "DaYululum ki tefsiri hidemat", 569 

Rizvi, Miikemmel tarih, 1/2, 281-2, 300 



171 



program ona g6re diizenlenmistir 297 . Darululum-i Diyobend'de bulunan bOltimler 
(sube) icerisinde Kur'an, tefsir ve tecvidle ilgili olanlar sunlardir: 

1 . Tecvid ve kiraat: Burada iki yillik kiraat-i asere programi uygulanir 298 . 

2. Kur'an egitimi: Bu boliimde hafizhk yapilmaktadir. 

3. Dini bilgiler ve Kur'an: £ocuklara temel dini bilgiler ve yiiziinden Kur'an 
okuma egitimi bu boliimde verilmektedir. 

4. Kur'an ilimleri arastirma: tleri seviyedeki Kur'an arasfarmalan icindir. 

5. Meclis-i Ma'arifu'l-Kur'an (Kur'an ilimleri Akademisi): Medresenin ana 
govdesinden ayn olup dogrudan Rektorliige (Serperest) baghdir. Burada rektoriin 
baskanhginda Kur'an ve tefsirle ilgili ust diizey arastirmalar yapilmakta ve 
yaymlanmaktadir 29 



299 



Diyobendi ekolii kendisini amelen Ehl-i Siinnet Hanefi, itikaden Es'ari ve 
Maturidi, mesreben sufi (agirhkli olarak Cisti), fikren Veliyyullalii ve usulen 
Kasimi olarak takdim etmi^ir 300 . Diyobendiler prensip olarak Kitap, siinnet, icma ve 
kiyas dortltisiinti kabul etmekle birlikte i^lerinden bazilan Hanefi mezhebini taklitte 
90k a§in gitmis ve taklide karsi olanlan siddetli bir sekilde elestirmistir 301 . 
Tasawufun biitiin kural ve kaideleri bu ekol mensuplan tarafindan uygulamr. 
^ogunlukla Qisti olmakla birlikte diger tarikatlerle de irtibatlan vardir. 
Diyobendilerin tarikattaki en buyiik lideri 1857 bagimsizhk sava§ma katilan ve daha 
sonra Hicaz'a goceden Haci imdadullah Tanevi'dir (1817-1899). imdadullah, ^isti 
sabiri, Naksibendi Muceddidi, Kadiri ve Siihreverdi tarikatlannda tarikat dersi ve 
vazifesi vermekteydi 302 . Ondan Diyobendi ekoliinun ii? onemli ismi Re§id Ahmed 
Gangohi, Mahmud Hasan ve Esref Ali Tanevi hilafet almis bulunuyordu. Tevessiil, 
tefeyyiiz ve fena gibi tasawufl konularda Birelviler kadar olmasa da seyh ve 
mursidlere biiyuk Qnem atfetmektedirler 303 . 



297 
298 

299 
300 
301 
302 
303 



Faruqi, Deoband school, s. 36 

bk. Tayyib, Tdrih-i Ddrululum, s. 38 Tecvid ve kiraat egitimi i?in bk. Thanevt. izhar Ahmed, 
"Darululum ve tecvid u kiraat", Diyobend number, 648-52 

bk. Tayyib, Tdrih-i Ddrululum, s. 28-9; Rizvi, Mukemmel tarih, II, 3 1 8 

bk. Tayyib, Tdrih-i Ddrululum, s. 22-5; RizvT, Mukemmel tarih, 1/2, 428 

bk. Daudi, Hadis Qahsmalari, s. 234-6 

Azhar, Zuhur Ahmed, "Diyobendi", UDMl, IX, 623 

bk. Daudi, Hadis Qahsmalari, s. 234-6 



172 



Sonug olarak sSylemek gerekirse, Diyobendi ekolune mensup alimler bazi 
kufiik ve mevzi asmhklan bir tarafa birakihrsa Hind alt kitasinda itidali temsil 
etmisler ve dini ilimler, siyaset, egitim, sahafet ve tasawuf sahalannda 90k basanli 
hizmetler vermislerdir 304 . Seyyid Ahmed Han' in dini goriislerine istirak etmedikleri 
halde fikri plandaki bu zitligi ameli platforma tasimamisjar ve aralarmdaki ipleri 
koparmamislardir. Muhammed ikram bunu Diyobend ulemasinin olgunluguna 
yormaktadir 305 . Birelvi ekolune mensup ulemanin kendilerine 90k agir itham ve 
hakaretlerde bulunmus olmasma ragmen onlara verdikleri cevaplarda itidali ve ilmi 
iislubu elden birakmamislardir 30 *. 



307 



2. Mlifessirler ve Tefsirleri 

Yukanda Darululum-i Diyobend'deki Kur'an, kiraat ve tefsir egitimine kisaca 
temas edilmisti. Diyobendi ulemanin Kur'an ve tefsir dersleri medresedeki ders 
programiyla simrh kalmamis di§anda da dersler okumus ve okutmu§lardir. Bu 
egitimin bir sonucu olarak bu ekole mensup alimlerce Arap9a, Urduca, Ingilizce ve 
diger bolgesel dillerde 90k sayida Kur'an meali, tefsir, ulumu'l-Kur'an ve tecvid 
kitabi kaleme almmistir. Diyobendilerin buttin karakterleri tefsirlerine de yansmns 
ve Kur'an'i tefsir ederken hadislerden ve Hanefi mezhebinin fikhi goriislerinden 
istifade etmi§ler ve tasawufun rengini tefsirlerine yansitmi§Iardir. Mufessirin 
meyline gore tefsirde bu unsurlardan biri ya da birka9ina daha fazla agirhk 



304 



305 
306 



307 



Hind islam toplumunun sosyo-klllttirel hayatma olan katkisi ifin bk. Metcalf, Deoband, s. 
235-60 

Mevc-i kevser, s. 248 

DaYululum-i Diyobend, Diyobendi ekoltt ve Diyobendi ulema ile ilgili IiteratUr oldukca 
geni§tir. Bunlardan bazisi juniardir: Miyan, $dnddr mdzi, I- VI; Geylini, Sevdnih-i Kdsimi, I- 
III; Tayyib, Tdrih-i Ddrululum; Rizvi, Mukemmel tarik, Mevc-i kevser, s. 193-21 1; Calender!, 
Ddrululum-i Diyobend; Ahmad, Islamic Modernism, s. 103-9; Qureshi, Ulema in Politics, 
245-52; Deoband school; Metcalf, Deoband, s. 87-263; Bennurf, Muhammed Yusuf el-, 
Cdmi'atu Diyobend el-hldmiyye fi dav'i'l-makdldti'l-Bennuriyye (haz. Muhammed 
Habibullali Muht§r), Karaci 1980 (BennurT, Cdmi'atu Diyobend); Ersad, Abdurresid (haz), 
Bis barey miiselmdn, Lahor 1990; Buhdri, Ekdbir-i Ulemd-i Diyobend; Fazlur Rahman, Islam 
and Modernity, Chicago 1982,41-2; Faruki, Ziibeyr Ahmed el-, Miisdhemetii Ddrululum bi 
Diyobend fi'l-edebi'l-Arabi hattd dm 1980, Delhi 1990; Daudi, Hadis Calismalan, s. 233-8, 
291-5; Fuyuzurrahman, Mesdhir-i ulema, Lahor ts., I— III; er-Reftd (Darululum-i Diyobend 
number); Pirzada, "Deobandi Ulama"; Mahbubu'r-Rahman, "DarululQm-i Diyobend", 5-16; 
Azhar, "Diyobendi", 621-5; Metcalf, "Deobandis", I, 362-3; Ozcan, "Darillulum", 554-5 

Diyobendi ekoltlne mensup mQfessirler ve tefsirleriyle ilgili pek 50k ketap ve makale 
bulunmakla birlikte biz burada sadece isimlerini verecegimiz igin dipnota her hangi bir 
kaynak ismi vermeyecegiz. ileride bu bSltlm de ilave edilip calisma genijletildiginde konu 
kaynaklar i§igmda bllttln detayiyla ortaya konacaktir. 



173 



verilmi§tir. Bu ekole mensup mufessirlerin ve tefsirlerinin tamtilmayip sadece 
ismen zikredileceginden yukanda sozedilmisti. Simdi cesjtli kriterlerin lsiginda 
onemliligine hukmettigimiz tefsirleri ismen verip bir iki kelime ile tanitmak 
istiyoruz. 

1. Abdulhak Hakani Dihlevi (6. 1917): Dihlevinin 8 ciltlik Urduca tefsiri 
Fethu 'l-menndn fi tefsiri 1-Kur 'an ve Tefsir-i Hdkdni adlanyla bilinir. Onun el- 
Beydnfi ulumi 'l-Kur 'an isimli eseri ise Ingilizceye de tercume edilmistir. 

2. Seyhu'1-Hind Mahmud Hasan Diyobendi (1851-1920): Kur'an terciimesinin 
ismi Muzihu 'l-Furkdri 'dir. Seyhu'1-Hind bu tercume iizerine tefsiri ha§iyeler yazmi§ 
ve Nisa suresinin sonuna kadar varmiftir. 

3. Esref Ali Tanevi (1863-1943): Iki ciltlik tefsirinin ismi Beydnu'l- 
Kur'dn'dir. Diyobendi ekolu tefsirleri i9erisinde en fazla tasawufi a9iklama ve 
yorum ihtiva eden tefsirdir. Tanevi'nin Kur'an ve tefsirle ilgili diger eserleri 
§unlardir: "el-Beydn fi ulumi'l-Kur'dn", "Esrefii'l-beydn fi ulumi'l-Kur'dn", 
"Cemdlu'l-Kur'dn (tecvide dair)", "Havdss-i Kur'dnf\ "Takrir-i ba'zi'l-hendt fi 
tefsiri bai'zi'l-dydf\ "et-Taksir fi't-tefsir", "Ahkdmu'I-Kur'dn...", "Addbu'l- 
Kur 'dn" ve digerleri. 

4. Ubeydullah b. Islam es-Sindi (1872-1944): Sindi'nin Allame Musa 
Carullah'a yazdirdigi tefsirinin ismi Uhdmu'r-Rahmdn'dxx. Bu iki ciltlik Arapfa 
tefsir Urducaya da tercume edilmi§tir. Buna ilaveten Sindi'nin Urduca yazdigi sure 
tefsirleri §unlardir: "el-Makdmu 'l-Mahmud (Amme cuzii tefsiri)", "Ceng-i inhldb", 
"Siire-i Fdtiha ki siydsi tefsir", "Stire-i Feth ki hakimdne inkildbi tefsir (Unvan-i 
inkilab)" ve "Kur'dni dustur-i inhldb (Muzzemmil ve Muddessir'in tefsiri)". 

5. Sebbir Ahmed Osmani (1885-1949): Osmani hocasi Seyhu'l-Hind'in 
baslayip Nisa suresinde biraktigi ha§iyeleri tamamlamis veTefsir-i Osmani adiyla 
tek cilt olarak ne§retmi§tir. Osmani'nin I'cdzu 1-Kur 'an adinda bir de risalesi vardir. 

6. Ahmed Ali Lahori (1887-1962): Kur'dn-i Aziz (diger adiyla Mutercem-ii 
muhassd Kur'dn-i hakim) isimli tefsiri Kur'an tercumesi ile birlikte tek cilt olarak 
basilrm§tir. 

7. Muhammed idris Kandehlevi (1899-1974): Ma'drifu'l-Kur'dn tefsiri 7 cilt 
olarak tabedilmistir. Kandehlevi ayrica Arap<;a olarak el-Fethu's-semavi bi tevzihi 
Tefsiri 'I-Beyzavi (22 cilt/cuz) ve E§ref Ali'nin te§viki ile hazirlanan Ahkdmu'l- 
Kur'dri'm 5. cildini yazmi§tir. i'cazu'l-Kur'an ise onun Urduca kitabidir. 



174 



8. Mufti Muhammed §efi'( 1897- 1976): Mufti-i A'zam Pakistan unvaniyla 
meshur mufessir'in 8 ciltlik tefsirinin adi Ma 'drifu l-Kur 'an' dir. Madde 5'teki 
Ahkdmu 'l-Kur 'dn'm 3 ve 4. ciltleri Muhammed §efi'ye aittir. 

9. Abdulmacid Deryabadi (1892-1978): Hem klasik hem de modern ilimleri 
okuyarak yetisen Deryabadi 4 cilklik Urduca Tefsir-i MdcidVy'x ingilizce tesirinin (5 
cilt) toplumda ilgi uyandirmasmdan sonra gelen talep tizerine yazmistir. Onun bu iki 
tefsirden baska Kur'an ile ilgili kitaplan sunlardir: " Arzu 'l-Kur 'an ya cografya-i 
Kur'dni ", " el-Hayvdndt fi l-Kur 'an ", " Siyret-i Nebevt-i Kur'dni ", " Muskildtul- 
Kur 'an ", " A Idmu 'l-Kur 'an ". 

10. Gulamullah Han (1905-\9$0):Cevdhiru 'l-Kur 'an (2 cilt) Mevlana 
Huseyin Ali Han'm dti§iinceleri dogrultusunda yazilmi§tir. 

11. Muhammed Ali Kandehlevi (1910-1993): Me 'd limu'l-Kur'dn 1 1 cilt olup 
1979-91 yillan arasmda yazilmistir. 

12. Muhammed Ahmed: Halen hayatta (?) olan miifessirin Ders-i Kur'an adh 
tefsiri 1 1 cilttir ve 1991 yilmda 6. baskisini yapmistir. 

13. Abdulhayy F^ruM, Mergub Ahmed Tevfik, Haci Abdul vShid ve Hafiz 
Nezir Ahmed'den olusan heyetin hazirladigi Ders-i Kur 'an adh tefsir 7 cilt olarak 
basilmistir. 

14. Abdulhamid Suvati (d.1917): Halen hayatta olan miifessirin Me'dlimu'l- 
'irfdnji Durusi l-Kur 'an adh tefsiri 1 996 yihnda 1 7 cilt olarak tamamlanmistir. 

Diyobendi alimlere ait ulumu'l-Kur'an kitaplanndan bazilan sunlardir: 

1. Enver §3h Ke§miri (1875-1934): Muskilatu'l-Kur'dn 

2. Hifzu'r-Rahman Siyuharvi (1901-1962); Kasasu l-Kur 'an I-IV 

3. $emsii'l-Hak Afgani (1900-1983): Ahkdmu l-Kur an; Muskildtu l-Kur 'an; 
Mufreddtu l-Kur 'an; Ulumu l-Kur 'an 

4. Muhammed Malik Kandehlevi (6. 1989): Mendzilul-irfdn fi ulumi'l- 
Kur 'an; et-Tahrirfi usuli 't-tefsir 

5. M. Zahid el-Hiiseyni: Ahkdmu l-Kur 'an; Ma'drifu'l-Kur'dn; Zaruretul- 
Kur 'an; Tezkiretii 1-Mufessirin 

6. Mevlana Abdurrahman: Ntikdtu l-Kur 'an I-III 

7. Abdussamed Sarim: Tdrihu 't-tefsir ;Tarihu l-Kur 'an 



175 



8. Muhammed Taki Osmani: Ulumu 'l-Kur 'an 



C. Ehl-i Kur'an Ekolii 

Fikri temelleri Seyyid Ahmed Han tarafindan 1850'li yillarda atilan Hindistan 
Ehl-i Kur'an ekolii bu adla fiilen 1902 yihnda Abdullah £ekralevi tarafindan 
Lahor'da kiirulmusUir. Bu ekol mensuplan Hind alt kitasinda Seyyid Ahmed Han 
sebebiyle "neyciri", Abdullah £ekralevi sebebiyle "£ekralevi", Gulam Ahmed 
Perviz sebebiyle "Pervizi" ve hadisi inkar ettikleri i9in de "munkirfn-i hadis" 
adlariyla amlmaktadir. Ehl-i Kur'an'm fikri uzantisi olarak Allame inayetullah 
Mesnki tarafindan kurulan Haksar hareketine mensup olanlara da "haksar" 
denilmektedir. 

Cahsmalarmda ana kaynak olarak Kur'an'i alan ekol mensuplan Kur'an ve 
tefsir sahasmda pek 50k cahsma yapmi§lardir. Ehl-i Kur'an ekolii diisiincesini 
benimseyen ilim adamlanmn sayisimn azhginin aksine bunlann egitimli kesim 
uzerindeki etkisi fazladir. Ehl-i Kur'an ekolii Aligarh Koleji'nin kurulmasmdan bu 
yana daha 90k gen? ve bati tarzi egitim almis kesim ile ilgilenmi§ ve onlann 
akillarina hitap etmeye 9ahsmistir. Bunlar geleneksel islam'i reddettikleri gibi islam 
geleneginin temel ta§i olan hadisleri de inkar etmislerdir. Biz bu 9ahsmamizda 
kendilerine ana kaynak olarak Kur'an'i alan ve Kur'an uzerindeki yorumlanni 
Kur'an'a, akla ve modern bilim ile teknige dayandiran bu ekol mensubu alimleri ve 
tefsirlerini ayn bir bolum i9erisinde incelemeyi istedik. Bu sebeple ekolle ilgili 
olarak burada aynntiya girmek istemiyoruz. 



D. Birelvf (Ehi-i Sunnet) ekolii 

Miintesiplerince Cemaat-i Ehl-i Siinnet diye adlandmlan Birelvi ekolii, Hind 
alk kitasmin ozgun yapisimn bir iiriiniidtir. Ahmed Riza Han Birelvi'nin 
onderliginde olu§an bu ekol, a§agida aynntili olarak anlatilacagi gibi, Hindistan' m 
Hinduizm dahil pek9ok dii§iince ve inancindan gelen bir 90k ozelligini kendi 
i9erisinde banndirmaktadir. Ekolun iizerine oturdugu temeller Hanefilik ve koklu 
tasavvufi gelenek olarak sunulsa da Ahmed Riza Han tarafindan bunlar iizerine 
yapilan farkh yorum kendisini a9ik9a gostermektedir. Fikri temelleri 19 asnn 



176 



sonlannda fiili temelleri ise 20. asnn hemen basmda atilan ekol bolge insanlanmn 
okumusluk diizeyinin dusiiklugii ve hurafelere olan diiskiinlugu sebebiyle 90k kisa 
zaman igerisinde iilkenin her bir kQsesinde taraftar buldu. Diger ekollere (Ehl-i 
Hadis ve Diyobendilere) kar§i 50k sert tepki gostermeleri ve bazi ihtilafli noktalan 
biiyuterek onlan tekfir etmeleri sebebiyle bu cemaat olusumunun ilk gunlerinden bu 
yana islam toplumunun gtindemini hep me§gul etti. Giinumiizde Birelvi ekolii ilmi 
faaliyetleri ve toplum uzerindeki fikri te'siri bakimmdan olmasa bile sayi ve ses 
getirme bakimindan Pakistan' in en biiytik cemaati olmaktadir. Ekoliin daha iyi 
tanmabilmesi i?in kurucusu ve bugiin bile tartismasiz tek ruhani lideri olan Ahmed 
Riza Han Birelvi'nin hayati ve ilmi sahsiyetinden, ardmdan da ekoliin temel 
fikirlerinden bahsedilecektir. 



308 



1. Ahmed Rraa Han Birelvi (1856-1921) ve Ilmi Kifiligi 

Ilim ve tasawuf ehli bir Sileden gelen Ahmed Riza Han 1856 yilinda 
Hindistan'm Utter Prade§ eyaletine bagli Rley Bireli (^jij> jij kasabasinda diinyaya 

geldi. Hem babasi Naki Ali Han (6. 1880), hem de dedesi Riza Ali Han (a. 1866) 
miiellefati olan ilim ehli kimselerdi 309 . Aslen Patan (Pestu) olan ecdadimn XVII. 
yuzyilda Kandehar'dan Babiirliilerin talebi iizerine Hindistan'a geldigi ve burada bir 
siire devlet idaresinde gorev aldigi bildirilmektedir. Devletin kendilerine bagisladigi 
araziler (cagir) sebebiyle bolluk ve refah i9erisinde yasadilar. Riza Han aile 
yapisimn tabii bir sonucu olarak 4 yasinda Knr'an ogrenimine baslatildi 310 . 
Babasmm ozel ilgisi ve ilmi destegi ile devrinin akli ve nakli ilimlerini ogrenerek 13 
yasinda icazet aldi. Bu vakte kadar daha 90k babasmdan okuyan Riza Han tip, 
hendese ve cografya gibi bir9ok ilimi ozel hocalardan okuyarak yetismesini 



308 



309 



3J0 



MUntesiplerinin 90k fazla OvgUler dizip gSklere ?ikardigi, muhaliflerinin ise insaf smirlanni 
a$arak yerden yere vurdugu Ahmed Riza Han Birelvi hakkinda birseyler yazmak olduk?a zor 
gOrtlnmektedir. Elimizde bulunan bu iki kanada ait kaynaklari leh ve aleyhteki asinhklari 
sebebiyle gOntll rahatligi ile kullanamadigimizi belirtmek isteriz. U?Uncll bir gurup olarak, 
tarafsiz denilebilecek tUrden kaynaga rastlamak ise olduk9a zor. Bu sikintilar sebebiyle 
ihtilafli konularda varsa Council kaynaklara bajvurulacak yok ise bu ikisinin arasi te'life 
calisilacak, bu da miimkun degilse ya her ikisi de ahnacak ya da her ikisi de reddedilecektir. 
Ne yazik ki Pakistan'm en tarafsiz ?alismalanndan olan Urduca IslSm Ansiklopedisi'ndeki 
(UDMi) "RizS Han" maddesi de bu ekole mensup biri olan Prof. Muhammed Mesud Ahmed 
tarafindan yazilmistir ki bazi abartilar icerdigi a§ikardir. 

ihsan flShT ZahTr'e gore Ahmed Riza" H§n'm ecdSdi sfilikten stlnnilige ge?mistir ve Ahmed 
Riza Han b. Naki Ali b. Riza Ali b. Kazim Ali seklinde devam eden nesebi bunu afikfa 
gQstermektedir (bk.Zahir, el-Birelviyye, Lahor 1984, s. 21). 

thsan tlalif Zahir bunun bir abartma oldugundan bahseder (bk. el-Birelviyye, s. 16) 



177 



surdurdii 311 . Riza Han 1877 yihnda Kadiri tarikati seyhi §ah Al-i Rasul Marhervi'ye 
biat etti ve el aldi. ileriki yillarda baska mesayihten de £istiyye, Siihreverdiyye ve 
Naksibendiyye gibi tarikatler i9in el alarak tarikat ddabini Qgrendi 312 . 

Ahmed Riza Han 90k kiifiik yasta fetva vermeye ve ders okutmaya ba§ladi. 
Kaynaklarda fetva ve ders verme yilinm baslangici olarak 1 869 verilmektedir. Gen9 
bir ilim adami olmasina ragmen klasik islam! ilimlerdeki yetismisligi sebebiyle 90k 
sayida ki§i onun rahle-i tedrisinden ge9ti 313 . tiki 1878, ikincisi 1905'te olmak uzere 
muteaddit defalar hacca gitti. ilk gidismde talebe sifatiyla Hicaz ulemasmdan 
dersler ve 9esitli ilimler i9in icazetler aldi, sonraki gidislerinde ise yetismi§ bir Slim 
sifatiyla ilmi miizakerelerde bulundu 314 . Riza Han 90k kansik bir zamanda dunyaya 
gelmis, ve i9 harplerin siirdiigu yillarda yetismesini tamamlamisti. Onun bir ilim ehli 
olarak isminin anildigi yillarda ise artik Hind alk kitasinin tek hakimi ingilizler 
olmu§tu. ingilizlerin bolgeyi ele ge9irmesiyle iimitsizlige kapilan muslumanlann 
kendi egitim miiesseselerini kurduklanndan yukanda bahsedilmi§ti. Diyobend, 
Aligarh ve derken K&ipur'da da bir hareketlilik ba§lami§ ve kurulmasi planlanan 
Nedvetii'l-Ulema i9in ilk olarak burasi uygun g6rulmti§tu. Butun dii§iince ve 
firkalara a9ik olmasi hedefienen Nedve'ye Ahmed Riza Han da davet edilmis ve 
Nedve pek 90k du§unceye mensup alimle birlikte onun da hazir bulundugu bir 
merasimle 1310/1892'de kurulmustu. Ne var ki onun bu birlikteligi uzun surmemi§ 
ve 1897'de Nedve'den hem fikren hem de fiilen aynlmi§tir. Nedve'den 
aynlmasmdan sonra onlara karsi 9etin bir muhalefet ba§latmis ve bazi g6rii§lerini 
gerek9e gostererek Nedve mensuplannin kufrune fetva vermi§ ve aleyhlerinde 
kitaplar yazm^tir 315 . 

Ahmed Riza Han'm cemaatlere karsi olan tutumu Nedve ile sinirh kalmamis 
taklid'e, bid'at ve hurafelere kar§i olan Ehl-i Hadis ve kendileri gibi Hanefi ve sufi 
mesrep olan Diyobendi'lere de siddetle karsi 9ikmistir. Afagida da deginilecegi gibi 
agirhkh olarak Rasulullah (s.a.) ile ilgili konulardaki tartismalar 90k ileri 



3U 
3(2 
313 
314 
315 



Ogrenimi hakkinda bk. Mesud Ahmed, Muhammed, "RizS Han", UDMl, X, 279 

bk. Mesud Ahmed, "Riza Han", 279 

Meshur talebeleri i?in bk. Mesud Ahmed, "Riza Han", 282 

Hac yolculuklan ve oradaki faaliyetleriylehakkmda bk. Mesud Ahmed, "Riza Han", 279-80 

Nedvetil'l-Ulema ile olan iliskisi ve bu olu?umun liderlerine karsi tepkisi icin bk. Niizhe, VIII, 
39; Allah Bukhs, The Ahle Sunnat Movement in British India 1880-1921, Lahore ts., s. 194- 
202 {The Ahle Sunnat Movement); bk. Jamaluddin, Syed, "The Barelvis and Khilafat 
Movement", Communal and Pan-Islamic Trends in Colonial India (Ed. Mushirul Hasan), 
New Delhi 1985, 401 (Jamaluddin, "The Barelvis") 



178 



goturulmu§ ve Ahmed Riza Han' in Husdmu'l-Harameyn aid menhari'l-kufri ve'l- 
meyn (1905-6) adh kitabiyla karsihkh tekfir noktasma vanlmistir. Bu aslinda bir 
kitap olmayip Rizd Han'in Hicaz'da bulunurken Diyobend ulemasimn yanh§ 
anladigim iddia ettigi itikadi konularda Hicaz ulemasma 3 " sorulan sorular ve 
onlarm cevaplanm i9ermektedir. Bu fetvalarla o, Muhammed Kasim Nanevtevi, 
Re?id Ahmed Gangohi, Esref Ali Tanevi ve Halil Ahmed Ambetvi gibi Diyobend! 
ulemadan 6nde gelen zevatin yanhs (!) inanclarindan dolayi kafir olduklanni ilan 
etmistir 317 . Bu alimler bir manada Seyyid Ahmed §ehid ve §ah ismail §ehid Dihlevi 
ile 318 bunlann talebe ve arkadasjanmn yolundan gittikleri i?in Ahmed RizS Han'in 
kizgmhgini uzerlerine 9ekmi§lerdir. Ciinkii Seyyid Ahmed ve §3h IsmSil bid'at ve 
hiiraielere karsi 9iktiklan ve bunlan insanlann hayatlanndan sokiip atmak icin ugra§ 
verdikleri i?in dogru olmasa da "vahMbi" damgasi yemislerdi 315 . Diyobendi ulema 
Ahmed Riza Han'in 90k sert ifadeler i9eren yazilan 320 karsisinda susmamis ve 
Szellikle bu kitaptaki iddialardan 9ogunun kendi kitaplanndaki bilgilerin tahrifi 
sonucunda olu§turuldugunu ortaya koyan eserler yazmislardir 321 . "Akdidu ulemdey 
Diyobend aor Hiisdmu'l-Harameyri" adh kitap Riza Han'in Husdmu'l- 
Harameyn' tela iddialanm cevaplandirmasi bakimmdan onemli bir 9ahsmadir. Her 
iki guruba goniil vermi§ baglilann asmliklan ve Qzellikle birbirlerini yanhs anlama 
ve yanhs. nakillerde bulunarak tohmet altinda birakmalan yuziinden bu kavga 
buyuyerek giintimuze kadar gelmistir 322 . Bugiin Pakistan' m en yaygm iki cemaati 



316 



317 



318 



319 
320 



321 



322 



Ahmed Riz& HSn'in fetvasim burada hazirlayip Hicaz ulemasina tasdik ettirmesinin sebebi 
olarak Hicaz ulemasimn bid'at ve hurafelere sava? acan vahh&bilere kar§i olmasi 
gOsterilmektedir. QUnkO RizS Han kitabmda Diyobendtleri vahhabiler olarak gflstermistir (bk. 
Jamaluddin, "The Barelvis", 408 dipnot 15) 

Ahmed Riza HSn'm Diyobendi ulemaya karsi olan tutumu ve aleyhlerindeki faSliyetleri icin 
bk. The Ahle Sunnat Movement, s. 216-26; bk. Jamaluddin, "The Barelvis", 402 

Bu ekoliin §ah Ismail Dihlevt ile ilgili gOrusleri icin bk. Gulam Muhammed, Raca, imtiydz-i 
hak, Lahor 1979 

The Ahle Sunnat Movement, s. 227-33 

Kitaplarda "bunu bir mtisluman nasil sOyler?!" ve "bu bir musltimana nasil soylenir?!" 
diyebilecegimiz Oyle ifSdeler vardir ki bunlan burada tekrar etmekten bir mtlsltiman olarak 
haya ederiz. Bu if§delerin daha 50k Birelvilere ait oldugunu sOylememiz gerekiyor. 

Mesela bk. T&nevi, Esref Ali, Hifzii'l-lmdn ani'z-zeygi ve't-tugydn (ve ma'ahu Bastu'l-bendn 
ve Tagyirii'l-'unvdn), Lahor 1980; Medeni, Hiiseyin Ahmed, e^-Sihdbu's-sdkib ale'l- 
musteriki'l-kdzib, Diyobend 1907; Seharenpflrt, Haiti Ahmed, Berdhin-i kdh'a bi cevdb-i 
Envdr-i sdti'a, Karaci 1987; MtMrekpuri, Muhammed Hantf, Mekdmi'u'l-hadid ale'l- 
kezzdbi'l-anid, Lahor 1982 

Birelvilerin diger fikir ekolleriyle olan ihtilaflan hakkmda pek cok kitap ve mak&le 
bulunmaktadir. Ne yazik ki bunlann kaliir ekseriyeti objektif olmadigi gibi munsif de degildir. 
Bu konuda nisbeten objektif olan kitap ismi vermek gerekirse Milftt Muhammed Atguliah'm 



179 



olan Birelvi ve Diyobendi cemaatleri eger giiclerini birlestirmis olsa ozellikle halkin 
islamlasmasi ve egitim seviyelerinin yiikselmesi bakimindan cok biiyiik bir hizmet 
gormtis olacaklardir. 

Ahmed Riza Han Birelvi'nin Hindistan icin cok kritik bir donemde diinyaya 
geldiginden ve bu donemde yetistiginden daha once bahsedilmisti. Bu donemde 
miislumanlann bir kismi ingiliz hiikiimetine karsi miicadeleye devam ederken diger 
kismi onlarla biittinlesmeyi savunuyordu. Ahmed Riza Han'in ingiliz hUkiimetine 
bakisi ile ilgili eser yazanlardan kendi ekolune mensup olanlar, onun ashnda 
ingilizlere karsi oldugunu 323 fakat bunu maslahatan aciktan yapmadigini soylerken 
karsi gurup onu ingilizleri her firsatta destekleyen ve onlann hesabina calisan bin 
olarak gostermistir. Bu arada bazi musahhas olay ve tepkiler onun siyasi goriislerine 
lsik tutmaktadir. Ahmed Riza Han, §ah Abdulaziz Dihlevi'nin Hindistan hakkmda 
verdigi "daru'l-kufr" fetvasmdan sonra alevlenen tartismaya katilmis. ve kendisine 
yoneltilen bir soru uzerine "Hanefi fikhina gflre Hindistan hi? siiphesiz daru'l- 
Islam'dir" fetvSsmi vermistir 324 . Bu fetvaya temel alman kriterler olarak da 
miislumanlann serbest bir sekilde ezanlanm okuyup namazlanm kilmalan, 
bayramlanm kutlamalan. salr dini vecibelerini ifa etmeleri ve hatta kendilerinden 
hiiktimet tarafindan islami meseleler icin istenen fetvalan venneleri gosterilmistir 323 . 

Diger bir konu hilafet meselesidir. Ahmed Riza Han "halifeler Kureystendir" 
hadisini 326 dile getirerek Osmanlilann hilafeti temsil etmedigini ve bu sebeple 
Hindistanli miislumanlann hilafeti kurtarmak maksadiyla onlan desteklemek icin 
girisimde bulunmalanni yanli§ saymistir 327 . Bu konuda verdigi (1920) ve sonradan 
"Devamu'l-ay§ fi'l-eimmeti min Kurey§ (Lahor ts.)" ismiyle kitaplasan fetvasi 
bircok tartismalara sebep olmustur 328 . Riza Han Hindistanli miislumanlar tarafindan 

"Kimydey vahdet (Karaci 1993)" ini ve Muhammed Yflsuf Ludyanevi'nin "ihtildf-i ilmmet aor 
sirdt-i miistakim (Karaci ts.)" ini sQyleyebiliriz. 

MeseiS bk. Mesud Ahmed, Muhammed, Giindh-i bigiindhi, Lahor 1982 

Bu fetva ilk olarak 1888-89 yilmda verilmis ve 1910 sonrasmda gorilsunun yeniden sorulmasi 
uzerine ayni gQrQsiinu tekrarlamisftr (bk. Jamaluddin, "The Barelvis", 403). 

bk. The Ahle Sunnat Movement, s. 265 

Mehmed Said Hatiboglu "Hilafetin Kureysiligi" isimli makalesinde bu ve benzeri hadisleri 
sened ve metin tenkidi acismdan incelemis ve bunlann bttytik bir kisminin gayr-i mu'temed 
oldugunu ortaya koymustur (bk. "Hilafetin Kureystligi", A.U.I.F.D., s. 23 (1978), 121-213 

bk. BirelvT, Ahmed Riza Han, Devdmu'l-ayf fi'l-eimmeti min Kurey$, Lahor ts., s. 45 vd. Ayni 
yillarda Ebu'l-Kelam Azad da Osmanh Sultanlarinm Halife oldugunu te'yid eden "Mes'ele-i 
Hildfef adh kitabim yazmisttr. 

The Ahle Sunnat Movement, s. 275-8 



180 



323 
324 



325 
326 



327 



328 



olu§turulan "Cemiyet-i Ulema-i Hind", "Encumen-i Hiiddam-i Ka'be", "Hilafet 
Komitesi" ve "Non-cooperation Movement-ingiliz Hiikiimetiyle ili§kileri Kesme 
Hareketi" 329 gibi hareket, cemiyet ve partilere 9e§itli gerekceler ileri siirerek 
katilmami§tir. Burada ayru ekole mensup Profesor Allah Bukhsh'in bir soziinii 
aynen naklederek RizS Han'm eserlerine ge?mek istiyoruz: 

"MUslUmanlar serbest olarak kendi inanclanni yasadiklan m(lddet9e, VahMbflerin 
[Diyobendileri kasdediyor] ve Kongre (Congress) partisinin oncultik ettigi [Hindistan] 
milliyetciliginin ve miislumanlarla hindularm kendi siySs! geleceklerini belirleme hakkimn 
imam Ahmed RizS'yi hie mi hie ilgilendirmedigini burada s8yleyebiliriz.(...) Gayr-i miislim 
gtlcleri -HilSfet hareketi liderlerinin yaptigi gibi- Halife ve Ttlrklere karsi saldirmalanndan 
dolayi kmamak yerine, o "Tiirkler yardim edilmeyi bekleyecekleri yerde kendi kendilerine 
yardim etmelidirler" der. Bunun da Otesinde Ahmed RizS H3n, mtlslUmanlann Turk SultSn'in 
Halife oldugu yolundaki iddialarini da kabul etmez " 30 

Ku?uk ya§larda (1968 yih) kitap te'lifine ba§layan Riza Han bu ugra§isini 
dmrii boyunca surdiirrmi§ ve Mesud Ahmed'e g6re binden fazla kitap ve risale 
kaleme almi^ir 331 . islami bran§lann yamnda bir kismi teknik bran§larla ilgili olan 
bu eserleri iferisinde fetvalannin (Fetava Rizviyye, 12 cilt) ayn bir yeri ve 6nemi 
vardir 332 . Ahmed Riza Han'm 191 1 yilinda hazirladigi "Kenzu 'l-iman fi tercumeti'l- 
Kur'dn" 333 adh Kur'an tercumesinin dismda Kur'Sn ve tefsirle ilgili sohret yapan 
baska eseri yoktur. Ozellikle Birelvi ekolii arasinda 90k me§hur olan ve defalarca 
tabedilen bu tercume iizerine ekolun onde gelen alimlerinden Naimuddin 
Muradabadi tarafindan Hazdinu'l-irfdn adiyla bir ha§iye (tefsir) yazilmistir. 
Kenzu 'l-iman selefi du§unceye ters bazi bilgiler ihtiva ettigi iddiasiyla Vahhabilerin 



329 

330 
331 



332 



333 



Bu hareketle olan iliskileri i?in bk. Mesud Ahmed, Fdzil-i Birelvi aor terk-i muvdldt, Lahor 
1988 

The Ahle Sunnat Movement, s. 282-3 

bk. Mesud Ahmed, "Riza Han", 282. Eserleri icin ayrica bk. Rahman Ali, Tezkire, s. 99-103; 
Mesud Ahmed, Muhammed, Haydt-t Mevldnd Ahmed Riza Han Birelvi, SiySlkot 1981, s. 
219-30. ihsan tlShi ZahTr onun eserleri konusunda da abartmalar yapildigini ileri stirer (bk. el- 
Birelviyye, s. 29). BQlgenin muhakkik sahsiyetlerinden §eyh Muhammed Ikrdm'a gQre ise 
Riza" H&n'm eserleri sadece 50 kadardir (bk. Mevc-i kevser, 70). 

Fetva yazicihgi ve fetvalarimn tamtimi icin bk. Tufeyl, Muhammed, "HadJs-i Nebevf- Fetev§ 
Rizviyye ka BUnyadi meahiz", Ziydey Harem, 23/9 (1993), 78-84 

Bu Kur'§n tercumesinin leh ve aleyhinde pek 50k kitap ve makale yazilmis ve tez 
hazirlanmistir (mesela bk. Kisimi, Ahlak HOseyin, Birelvi Terciime-i Kur'an ka ilmi tecziye, 
FaysalabSd 1983; Butrfilevt, Abdurrezzak, TeskiniX'l-cindn fi mehdsin-i Kenzu'l-iman, 
islSm&bad 1987; HezaYvi, Muhammed Siddfk, Kenzu'l-iman tefdsir ki rosni me, Lahor 1988; 
M. SerfirSz Hin, kmdmu'l-burhdn fi reddi Tevzihi 'l-beydn, GucrSvala 1993 (1. bs. 1983); 
A'v§n, Melik §!r Muhammed Han, Mehdsin-i Kenzii'l-imdn, Lahor ts.; KSdirt, Mecfdulteh, 
Kenzu 'l-iman fi terciimeti'l-Kur'dn aor diger ma'ruf Kur'dni Urdu terdcim ka tekdbuli cdize 
(doktora tezi 1993) Karaci Oniversitesi; Miyan, Hamid, "Fazil-i Birelvi ka Terctlme-i Kur'an-i 
pale", Beyyindt, 35/4 (1979), 8-16 ve 36/6 (1980), 51-64; . Kenzu'l-iman fi tercumeti'l- 
Kur'dri'm tamtimi icin bk. §attari, Urdu terdcim, s. 487-99; Saliha, Urdu terdcim, s. 3 15-23 



181 



etkisinde olan Arap ulkelerinde yasaklanmistir 334 . Tefsirle ilgili olup eserleri 
listesinde yer alan fakat pek bilinmeyen kitaplan sunlardir 335 : 

1 . ez-Zildlu 'l-unkt an bahri sefineti 't-takifi ilmi 't-tefsir 

2. Cem 'u 'l-Kur 'dn... 

3. Cdlibu 'l-cindnfi resmi ahrufi 'l-Kur 'an 

4. Kavdri'u'l-kahhdr ale'l-mucessimeti'l-fuccdr-Darh-i kahhdrt, Lahor 1988. 
Eser hindu Arya Samac'in miite§abih ayetlerle ilgili itirazlanna cevaplar 
icermektedir. 

5-10. Hdsiyetil Tefsir-i Beyzdvi; Hdsiyetii indyetii'l-kddi; Hdsiyetii 
Me 'dlimu 't-tenzil; Hdsiyetii 'd-Diirri 1-mensur; Hdsiyetii Tefsir-i Hdzin; Hdsiyetii 1- 
Itkdnfi ulumi 'l-Kur 'an m 

Ahmed Riza Han 20 ya§lanndayken evlenmi? ve bu evliliginden 2 erkek 5 kiz 
cocugu diinyaya gelmi§tir. £esitli islami sahalarda te'lif&ti bulunan ogullan 337 kendi 
yolundan giderek davasim sonraki nesillere aktarmi§lardir. Riza Han 1921 yilinda 
vefat ederek dogdugu belde olan Bireli'ye defhedilmi§tir. §u anda mezan bir 
ziyaretgah olup kendilerine oltimiinden sonra bile yardimci olacagma inanan 
miiridleri ve baghlan tarafmdan ziyaret edilmekte ve ce§itli istek ve dileklerde 
bulunulmaktadir 338 . 

2. Ekolfin Tegekkiilu ve Temel Fikirleri 

Birelvi (Ehl-i Siinnet) ekolunun tesekkiiliinde ve iizerine oturdugu temel 
fikirlerde tek belirleyici unsurun Ahmed Riza Han Birelvi'nin kisjligi ve eserleri 



334 
335 
336 



337 
338 



Mahmud, HSlid, Mutdla'a-i Birelviyyet I-III, Lahor 1986-8, 1, 92-4 {Mutdla'a-i Birelviyyet) 

bk. Saliha, Urdu terdcim, s. 43 1 . 

ihs&n ilah! Zahft, ha$iye diye adlandinlan (ve sayisi 70' i bulan) kitaplarm biiytik bir kismimn 
mevcut kitaplar Uzerine el yazisiyla yazilmi? notlardan ibSret oldugunu ifUde etmektedir (bk. 
el-Birelviyye, s. 32-3) Bunun dogru olma ihtimali ytlksektir. Zaten eger bu kitaplar birkac 
ciltlik veya en azmdan (ic-bes yilz sayfalik olsaydi muhakkak bilinirdi. Cilnktl hem onun tek 
ciltlik Kur'an tercQmesi hem de 50-100 sayfalik risaleleri defalarca basilmistJr. 

Biiyilk oglu Hamid Riz§ 1943 ve kilcilk oglu Mustafa Riza 1981'de vefat etrnistir. 

Hayati hakkmda genis bilgi icin bk. Rahman Ali, Tezkire, s. 98-103; Niizhe, VIII, 38-41 
Rizvf, Zaferuddm, Haydt-i A'ld Hazret I-III, Karaci 1938; Zahir, el-Birelviyye, s. 13-45 
Mesud Ahmed, Haydt-i Mevldnd Ahmed Riza Han Birelvi; a.mlf., Fdzil-i Birelvi aor terk-i 
muvdldt, Lahor 1 988; a.mlf, Imam Ahmed Rizd aor dlemi cdmidt, SSdikSbad 1 990; a.mlf., 
The Reformer of the Muslim World, Karachi 1995; Sa'IdT, M. AbdussettaY, Imam Ahmed Riza 
Birelvi -cdmi'u'l-ulum abkari $ahsiyyet, Lahor 1993; Mesud Ahmed, "Riza 1 H&n", 278-84. 
Bunlara ilaveten, RizS Han'tn hakkinda kitap, taz ve makale ttirflnden daha pek cok cah§ma 
yapilmiisa da burada bunlann tamamini saymaya liizum gOrmllyoruz. 



182 



oldugu sSylense yanhs, olmaz. Yazdigi eserler ve verdigi fetvalar sebebiyle adindan 
uzun yillar sSz ettiren Ahmed Riza Han Rasulullah (s.a.) hakkindaki goriisjeri 
sebebiyle Diyobendi ulema ile ihtilafa diismiis. ve bu ozelligi ile de gundeme 
oturmusta. Riza Han'in bu ekol mensuplanna karsi baskttigi muhalefet 1880 
yillanna kadar gitmektedir. Bu tarihlerde kendisi ile Diyobendiler arasmda en 50k 
Rasulullah'm (s.a.) "alimu'1-gayb", "nur" ve "her yerde hazir ve nazir" olup 
olmadigi konusu tarti§ilmi§tir. Ahmed Riza Han, Rasulullah hakkinda "o nur 
degildir ve kendisine bildirilen disjnda gaybi bilmez" diyenlerin kufriine fetva 
vermistir. Riza HSn'in Diyobendilere kar§i olusunda bunlann, bid 'at ve hurafelere 
savas. a?an ve bu sebeple ingilizlerce "yerli vahhabiler" olarak yaftalanan Seyyid 
Ahmed §ehid ve §ah Ismail Dihlevi'yi 339 kendi cemaatlerinin biiyiikleri olarak 
gQrmelerinin de rol oynadigma yukanda temas edilmisti. £iinkii bu ikisinin tavsiflne 
gore, Ahmed Riza Han ve arkada§lan bid'at ve hurafeciler simfma girmekte ve 
boylece halk nezdinde zor duruma diismektedir 340 . Yukanda bu konudaki 
tartismalardan kisaca bahsedilmis. ve olu§an literature i§aret edilmisti. 

Bu ve benzeri 9iki$lar o yillarda Ahmed Riz& Han Birelvi isimli bir alimin 
goru§leri ve 9iki§lan olarak algiianmis. ve insanlar karsdannda bu goriisteri 
savunucu olarak bir cemaati degil de bir kac ?ahsi g6rmu§lerdir. Bu cikisjann yeni 
bir olusuma dogru gittigi de bir ger9ekti. Onun 1892'de kendisinin de katildigi bir 
torenle kurulan Nedvetu'l-Ulema'ya bir sure sonra (1897) fiddetli muhalefeti adim 
iilke 9apinda biraz daha fazla duyurmus. ve sohretini artirmistor. Birelvi ekolunxin 
tarihinde 1904 yili, Ahmed Riza Han ile kardesj Hasan Riza (6.1908), oglu Hamid 
Riza (6. 1943) ve talebesi Zaferuddin Bihari (6. 1962)'nin giri§imleriyle kurulan ve 
daha 90k "Medrese-i Ehl-i Siinnet ve Cemaat" diye anilan "Darululum Manzaru'l- 
Islam" sebebiyle 90k Qnemlidir. Bu medresenin kurulu§una bolgede muhtelif 
du§unce sahiplerinin kendi egitim kurumlanni kurmus. olmalannin sebeb teskil 
ettigi kendilerince de itiraf edilmistir 341 . Bu sekilde Ahmed Riza Han'm 
onderligindeki hareket fiili kurulusunu ger9ekle§tirmi§ oldu. Bu medresenin 
ardmdan baska bolgelerde de yeni medreseler apildi ya da mevcut medreselerden bir 



339 



340 



341 



CilnkQ §§h Ismail "Takviyetii'l-iman" isimli kitabmda muhtelif diger meselelerie birlikte 
Rasulullah'in (s.a.) gayb bilgisi olmadigini yazmisti. 

Urduca Islim Ansiklopedisinde "Birelvi" maddesini yazan Zuhur Ahmed Azhar'a gSre bu 
ekol "Arabistandaki VahhSbilik hareketine, §ah Velliyyulah DihlevT'nin oglu Abdulazfz ve 
torunu $&h Ismail'in fikirlerine ve Diyobendi ulemanin baslattigi ilmi ve filer! harekete" bir 
karsi hareket olarak dogmustur (bk. "Btrelvf, UDMl, IV, 485). 

The Able Sunnat Movement, s. 42 



kismi Birelvi dtistacesine gore egitim vermeye ba§ladi. Bu medreseler icerisinde 
Rampur'daki "Medrese-i Aliye (kurulus 18. yy) ", Patna'daki "Medrese-i Hanefiyye 
(kurulus 1900)", Muradabad'daki "Cami'a Na'imiye (1920)", Lahor'daki 
"Darululum Hizbu'l-Ahnaf (1924)" ve Bireli'deki "Darululum Mazharu'l-islam 
(1937)" en onemlileridir 342 . Bu medreselerde bazi kiiciik degisikliklerle "Ders-i 
Nizami" diye meshur olan program uygulanagelmektedir 343 . 

Osmanh'ya yardim komitelerine, Hilafet hareketine ve Ingilizlere kar§i 
yiirurulen diger faaliyetlere katilmayan Birelviler o donemde kendi siyasi 
miiesseselerini olusftirrriaya basladilar. Bunlann en Qnemlileri "Cemaat-i Rizaey 
Mustafa", "Cemaat-i Ensaru'l-islam" ve "All India Sunni Conference (diger adi 
Cumhuriyet-i islamiye Merkeziye)" adh siyasi kurulusjardir Bu kuruluslar 
miiteaddit defalar Hindistan'in cesitli sehirlerinde toplanarak siyasi olarak ne 
yapmalan gerektigi hususunda kararlar almislardir 344 . Velud bir miiellif olan Ahmed 
Riza Han kitap basimi ve dergi nesri igin matba'acihk faaliyetlerine hiz 
verdirtmi§tir. Birelvi ekolune gQniil verenler tarafmdan ?ikanlan ilk derginin 1897-8 
tarihli "Tuhfe-i Hanefiyye" oldugu belirtilmektedir. Ancak Ahmed Riza Han 
yazilarmi ilk olarak 1920 yihnda gikartilmaya baslanan "er-Riza" isimli dergide 
yayinlatmisfor 345 . Birelviler 1864'de cikmaya ba§layan "Debdebe-i Sikenderi" adh 
haftalik gazeteyi yine kendileri gibi 9isti, kadiri olan sahipleri sebebiyle ba§tan beri 
kendilerine Sit bir nesriyat olarak gostermislerdir. Ashnda bu gazete ancak 1900 'den 
sonra yayin politikalanni degistirerek Birelvi ekoliiniin dusiincelerini nesretmeye 
baslam^tir 346 . 

Ahmed Riza Han'm arkadaslan ve muridleri gerek kendisi hayatta iken 
gerekse vefatindan sonra hi? bir vakit onun oniine gegmeye 5ah§mami§lar ve onun 
kolesi 347 (abd er-Riza, ubeyd er-Riza) olmakla iftihar etmi§lerdir. Birelvi ekoliiniin 
olusmasinda emegi ge?enler arasmda Riza Han'm kardesi ve iki ogluna ilaveten 
Seyyid Didar Ali (6. 1935), Naimiiddin Muradabadi (6. 1947), Emced Ali (6. 1948), 



342 
343 

344 
345 
346 

347 



Medreseleri i?in bk. The Ahle Sunnat Movement, s. 42-7; Mesud Ahmed, "Riza Han", 282 

bk. Kaur, Kuldip, Madrasa Education in India- a study of its past and present, Chandigarh 
(India) 1 990, Chapter IV, V 

bk. Jamaluddin, "The Barelvis", 404-5; Mesud Ahmed, "Riza' Han", 281 

The Ahle Sunnat Movement, s. 47-5 1 

The Ahle Sunnat Movement, s. 5 1 

Birelvilerden bir kismi ise "abd ve ubeyd"lik sifatlanni ona kar§i tekebbilr bulmus olacaklar ki 
kendilerini Ahmed Riz£ Han'm kOpegi (kllttS) olarak tavsif etmislerdir (bk. el-Birelviyye, s. 
50-1). 



184 



Hasmet Ali Han (o. 1960), Zaferuddin Bihari (8. 1962) ve Burhanu'1-Hak 
Cabbalpuri (5. 1984) en onde gelenlerdir 348 . Bunlar Ahmed Riza Han vefat ettikten 
sonra kendilerine ait medreselerde talebeler yetistirmi§ ve hareketi sadece Hind alk 
kitasmda degil biitun diinyada yaymaya cahsmi§lardir. Ebii'l-Hasenat Ahmed Kadiri 
(5. 1961) ve Ahmed Yar Han Na'imi (6. 1971) bu ekoliin ikinci nesli arasinda yer 
ahp cok eser yazanlardandir 549 . 

Pakistan'in kurulmasiyla hareketin merkezi manen olmasa da fiilen buraya 
tasmmistir. §u anda Pakistan'in hemen hemen biitiin sehir ve kasabalannda bu 
ekole mensup zevat tarafmdan acilan medrese ve camiler bulunmaktadir. 
Pakistan'da cami ve medreseler devlet idaresinde olmadigindan bu ise cemaatler el 
atmis ve bunlann yonetimini iistlenmislerdir. Burada bulunan camilerden yansma 
yakinmin Birelvi imam ve hocalar tarafmdan idare edildigini yaptignmz gorii§me ve 
miisahadelere dayanarak sSyleyebiliriz. Bu ekol mensuplan Szellikle PencSb 
belgesindeki sehirlerde daha etkin faaliyet siirdtirmektedirler. Pakistan'in kurulu§u 
yillannda fikren ve fiilen birlik ve beraberlik i9erisinde olan Birelviler daha sonra 
bazi konularda ihtilafa dii§erek firkalara boliinmii§lerdir. Bu tilkede din! cemaatler 
de siyasi parti 3S0 olarak kabul edildiginden secimlere katilabilmekteler, bu ise bazi 
menfaat ili§kileri sebebiyle aralanndaki ihtilaflan sona erdirip birlesmelerine engel 
te§kil etmektedir. Bu iilkede bulundugumuz siirede (1993) ekoliin farkli firkalanna 
mensup liderler bir araya gelerek kendilerine asagida tefsirinden bahsediiecek olan 
Pakistan Ytiksek Mahkemesi iiyesi Pir Kerem §ah Ezheri'yi dini ve ruhani lider 
se?mi§lerdir. Pir Kerem §ah'i ziyaretimizde kendisinin bu gorevi yasliligindan 
kaynaklanan sihhi sebeplerle ustlenmekte tereddiit ettigi yardimcilan tarafmdan bize 
ifade edilmistir. 

Birelvi ekoliine mensup zevat Pakistan, Hindistan ve bazi bati ulkelerinde 
?ikardiklan dergiler ve olu§turduklari kurumlar ile Diyobendiler ile girdikleri yarista 



348 
349 
350 



bk. Mesud Ahmed, "Riza Han", 282. 

A§agida bu zev&ttan geni§ olarak bahsedilecektir. 

Bu ekole mensup olup siyasi parti olarak faaliyet gOsteren cemSatlerden en bUydgil bQlgenin 
taninmis ilim adamlarindan §ah Ahmed NflranT'nin idaresindeki "Cemiyet-i UlemS-i 
Pakistan"dir (kurulu§u 1948). Yine Birelvi ekole mensup Prof. Dr. T§hirti'l-Kadirfnin 
kurucusu ve halihazir lideri bulundugu "Tahrik-i Minh§cu'l-Kur'an" da yenilik?i siy§st bir 
olufumdur (bk. Osman, Muhammed - E§'ar, Mesud, Pakistan ki siyasi cemdateyn, Lahor 
1988, s. 657-702 {Pakistan ki siyasi cemdateyn); Cavid, Mahbub, "Tahiru'I-Kadiri se husflsi 
interview", Kavmi Digest, 9/6 (Kasim 1986), 16-44, 209-35) 



185 



her zaman bir adim onde olmaya cahsmaktadirlar 351 . Tiirkiye'de bu ekol 
mensuplanmn ihlas Vakfi ve Hakikat Nesriyatla iliskisi olup birbirinin kitaplanni 
nesretmektedirler 332 . Ne var ki yayinlan Ahmed Riza Han Birelvi'nin fezaili 333 , 
Diyobendi ulemanin yanlishklan, Hz. Peygamber'in (s.a.) siret ve sureti 334 , 
evliyaullahin keramat ve fezaili konulanyla smirh kalmistar. Diger ekollerle kiyas 
edildiginde hadis 335 , tefsir, fikih ve kelam alanlanndaki eserlerinin hem kemiyet 
hem de keyfiyet bakimindan pek yetersiz kaldigi acikca gSzlenmektedir. 

Ekolfin Inanclan ve Temel Fikirleri 356 

Yukanda Ahmed Riza Han' in hayatindan ve ekoliin olusumundan 
bahsederken s6z arasinda Birelvi ekoluntin inane ve fikirlerine de temas edilmisti. 
Bunlan ve bunlann disindaki inane ve fitkirlerini kisaca ozetlemek gerekirse sunlan 
sdyleyebiliriz: 

1. Hz. Muhammed (s.a.) Allali'in nurundan bir nurdur 357 ve gSlgesi yoktur. 
Onun beseriyeti ise insanlannkinden farklidir 358 . 



351 



352 



353 



354 



355 
356 



357 



Bu yan§in bazan fngiliz polisinin mfldihale ve tutuklamasuii gerektiren siddetli kavgalara 
dontlsttlgtl tarafimizdan Ingiltere'de mtlsahede edilmistir. 

Kendileriyle gortisttlgumuz ekol mensuplan kendilerine TUrkiye'deki ihl&s Vakfi'ndan 
yayinlar geldigini ve bunlan begendiklerini s6ylemi§lerdir. ihlas Vakfi tarafindan nesredilen 
Ahmed Cevdet Pasa'ya Sit "Ma'lumat-i naTi'a" adh ris§le ve bazi diger ekler ingiltere'deki 
Raza Academy adina Vision Islamic Publications, Lahore tarafindan "The Sunni Path" adiyla 
1993 yilinda Lahor'de tabedilmistir. 

Ahmed RizS H§n hakkmda bu ekol mensuplannca hepisi birbirinin tekrari denebilecek o 
kadar fazla kitap, risile, makale ve tez hazirlanmi?tir ki bunlarin ismini vermek icin bile 
sayfalar gerekir. 

Hz. Peygamber (s.a.) ile ilgili kitaplarda ise onun sfretinden 90k beser iistil (!) sifatlanna yer 
verilmis ve onun dogum gtlntinfi kutlamanin faziletinden bahsedilmistir. ileride ismini 
verecegimiz bazi kitaplari bundan istisna etmek isteriz. 

Hadis konusundaki cah§malan icin bk. Daudi, Hadis Qahsmalari, s. 248-9 

Bu konuda en derli toplu calisma ihsan ilfihT Zahir'in "el-Birelviyye- akdid ve Tdrih" adh 
arapca kitabiyla Prof Dr. Mlid Mahmud'un "Mutdla 'a-i Birelviyyet" adh 3 ciltlik Urduca 
kitabidir. Bunlardan Zahir konuyu btltiin yonleriyle ele almissa da bagh oldugu Ehl-i Hadis 
ekolil sebebiyle elestirinin dozunu oldukca kacirmistir. Bu sebeple Birelvflerden bu kitap 
hakkmda hemen cevap gelmis, ve M. Abdulhakim §eref KMr? tarafindan "ihsan ilaht Zahfr ki 
kitSb el-Birelviyye ka tahkikT aor tenkidt caize" adiyla yazilan kitap 1995 yilinda 
yayinlanmi§tir. Zahirin bir suikast sonucunda oldtirUlmesinin altmda bu kitabi arayanlarda 
bulunmaktadir. ikinci kitap Mutdla 'a-i Birelviyyef'm yazan Diyobendi mesrepten Prof Halid 
Mahmud ile mUteaddit detllar gSruserek ilmt sohbetlerde bulundum. Kendisinin kitabmda 
tarn manasiyla dOiilst oldugunu sflylemek zordur. 

bk. BirelvT, Ahmed Riza Han, Melfuzdt, Karaci ts., s. 466; Birelvi, Ahmed Riza" HSn, 
Mecmu'a-i resdil mes'ele-i nur aor sdye, Lahor 1989. Bu kitap icerisindeki "Nefyu'l-fey 



186 



2. Hz. Muhammed (s.a.) ge9mi§ ve gelecekle ilgili gaybi bilir (yani, alimii'l- 
gaybdir) 359 . 

3. Hz. Muhammed heryerde h&zir ve nazirdir 360 . 

4. Hz. Muhammed 6lmu§ olsa bile dunya hayati gibi bir hayati vardir. 

5. Hz. Peygamber muhtar-i kiildiir. Yani dunyada olacak isjerin yetkisi onun 
elindedir, bunlarda ihtiyar sahibidir 361 . 

6. Rasulullah'da (s.a.) bulunan bu Szellikler evliyaullahta da bulunabilir 362 . 

7. Hz. Peygamber hakkmda yanli§ kanaat besledikleri i9in kufriine fetva 
verilen Diyobendi ulemanm kafirligine inanmayan da kafir olur 363 . 

8. Ahmed Riza Han'm vefatindan iki saat once yazdirdigi "... ve benim 
kitaplarimda ortaya koydugum din ve mezhebime sapasaglam yapi§mak herfarzdan 
daha evld bir farzdir" vasiyetine gOre onun ir§adatma uymak her§eyden once 
gelir 364 . 

Bunlara ilaveten Birelviler Rasulullah'in (s.a.) gelip kendilerini izledigine 
inandiklan mevliid gecelerine 90k 5nem verirler ve o giinlerde camileri rengarenk 
suslerler. Mezheben Hanefi, mesreben Kadiri ve Qsti 365 olmakla birlikte diger 
tasawuf silsilelerine de kar§i degillerdir. Btitiin hadis kiilliyatina biiyuk bir inat^la 
sahip 9ikarlar. ihtiyatsiz yaklasimlan onlan hadis otoritelerince zayif ve uydurma 
olarak adlandinlan hadisleri imani konularda delil olarak kullanmaya kadar 



ammen istendra bi nurihi ktillti sey" ve "Kamerii't-temdm fi nefyi'z-zilli an Seyyidi'l-endm" 
adh risaleler Peygamber' in (s.a.) gdlgesinin olmadigi hakkindadir (bk. s.49-69 ve 71-98). 

Azhar, "Birelvi ", 486. AbdulmScid DeryabadT'nin "Beseriyet-i Enbiyd (Karaci I960)" adiyla 
yazdigi kitap bOlgede bu konuda yapilan basanli sahsmalardandir. Bu kitapta dolayh olarak 
Birelvilerin iddialanna da cevap verilmistir. 

bk. Birelvi, Ahmed RizS Han, Temhtd-i imdn (Husamu'l-Harameyn'le birIikte),Lahor 1989, s. 
112. Konunun tartismasi icin bk. el-Birelviyye, s. 85-97. Ahmed Riza Han'm sadece bu 
konuyu islemek icin yazdigi kitabmm ismi "ed-Devletii'l-Mekkiyye bi'l-mdddeti'l-gaybiyye 
(l.bs 1905) "dir. Bu kitap ingilizce'ye de cevirilmis ve Manchester- Stockport'da -"The 
Islamic Concept of Knowledge" adiyla basilmistir. 

Azhar, "Birelvi ", 486 

Ludy&ievf, ihtildf-i Ommet, s. 44 

Zahlr, el-Birelviyye, s. 92, 191-3 

bk. Ahmed Riza H&n Birelvi, Hiisdmu 'l-Harameyn, s. 20 

Bu konuda oglu tarafindan hazirlanan "Melfuzaf'indaki ifadesi aynen §5yle: " ^ jef p&f 

^mi^jS j& U&j (%31i if* ^gh^xa j> jjj! ,A _j&Uj ^ i^lS" iSjtfl $>■ t~*&^« j ^a !j*a j^.»" (bk. 

Melfuzdt, s. 472) 

The Ahle Sunnat Movement, s. 53, 146 



358 



359 



360 
361 
362 
363 
364 



365 



187 



goturmiistiir 366 . Kabirlerin insa ve ihyasiyla kabir ziyaretlerine biiyuk onem verirler. 
Ahmed RizS Han'i 20.yy.'in mticeddidi olarak goriirler 367 . 

3. Ekole Mensup Miifessirler ve Tefsirleri 

Birelvi ekolu alimleri arasmda dini ilimlerde yazdiklan kapsamh kitaplarla 
tanmanlan oldukca azdir. Bunlar daha 50k seyr u stiluk, halkin lslahi ve tedrisle 
me§gul olmuslardir. Yazdiklan kitaplann biiyiik bir kismi ise diger ekollerle 
tartismalan ve polemigi ihtiva etmektedir. Birelvi alimlerden sadece Na'imiiddin 
Muradabadi, Ebu'l-Hasenat Ahmed Kadiri, Ahmed Yar Han Na'imi ve Pir Kerem 
§ah Ezheri'nin kapsamh tefsirler yazdigi bilinmektedir 368 . Birelvilerin "idaretu'l- 
Minhac" gurubu reisi Prof Dr. Tahiru'l-Kadiri (d. 1951) bir tefsir yazmaya 
baslami§sa da daha isin basmdadir. Bu sebeple asafida bu d5rt mtifessirin 
tefsirlerinin tamtimma yer verilecektir. 

a. Naimuddfn Muradabadi (8. 1948) ve Hazainu'l-'irfanh 

Muhammed Naimuddin (Gulam-i Mustafa) 1300/1883 yihnda Muradabad'da 
diinydya geldi. Sekiz ya§mda Kur'an-i kerimi hifzederek ders-i nizami'ye gore 
medrese ogrenimine baskdi ve buradaki ogrenimini 1902 yihnda tamamlayarak 
icazetname aldi. Babasi Diyobendi ekolun kurucusu Muhammed Kasim 
Nanevtevi'nin muridi oldugundan da Nanevtevi'ye biat ederek muridi oldu. Daha 
sonra Nanevtevi'den aynhp Ahmed Riza Han Birelvi'ye katilan Naimuddin 
Muradabadi, Birelvi'nin en btiytik destek9isi oldu. Bir ara AzM tarafmdan 1912 
sonrasi ?ikanlmaya ba§lanan ve kisa zamanda §6hret yapan el-Hilal ve el-Belag 
dergilerinde yazilan yaymlandi. 



366 



367 



368 



bk. Daudi, Hadis Qah§malari, s. 248. Ahmed Riz§ H&n'in hadisciligi ile ilgili olarak bk. 
Uveys, M. Feyz Ahmed i, Imam Ahmed Rizd aor ilm-i hadis, Lahor 1980 

Bu konulardaki tarti§malar igin bk. Metcalf, Deoband, s. 296-314; Zahfr, el-Birelviyye,bab 2- 
5; LudySnevJ, Ihtildf-i Ommet, s. 25-129; Mutdla'a-i Birelviyyet I-III; Ahmed HSn, M. Halil, 
Telhtsu'l-habir ft ahkdmi't-tekfir el ma'ruf tnkisdf-i hak, FaysalSbad 1988; Senbeli, 
Muhammed Arif, Birelvi fitne ka neyd rup, Lahor 1978; Nflr Muhammed, Birelvi fetvey, 
Lahor 1987; Rumf, Ebu'l-Evsaf, Diyobend se Bireli tak, Lahor ts. 

Birelvi ekoltlnun tefsirciligi ile ilgili olarak milstakil bir cah§maya rastlanmami5tir. 
Pakistan'da yazilan Kur'an tercOme ve tefsirleriyle ilgili genel kitaplarda ise ekollere gQre bir 
tasnif bulunmadigmdan bu ekole bagh ka? tane Slimin Kur'a^i'la ilgili 5ahsma yaptigi ve tarn 
veya eksik tefsir hazirladigi btlttln detayiyla bilinmemektedir. Biz gerek bu genel eserler ve 
Birelvi ekoltlne mensup alimlerce yazilan tezkire kitaplan Qzerinde incelemeler yaparak ve 
ilgililer ile g5ril§erek bir sonuca ulasmi§ bulunuyoruz. 



188 



Ahmed Riza Han Birelvi'ye katildiktan sonra bu cemaat igerisinde 50k aktif 
rol alan Muradabadi, Birelvilerin yukanda zikri ge?en miiesseselerinde hep ust 
diizey gorevler ustlendi. Cemaatin dustocelerini yaymak i?in muhtelif sehirlere 
giderek konusmalar yapti ve gciriismelerde bulundu. Muradabadi 1920 yihnda 
"Cami'a Na'imiyye"yi kurarak siyasi faaliyetlerinin yaninda egitim ve Qgretime de 
egildi. Bu medresenin Birelvi medreselerinin en iyilerinden oldugu ifade 
edilmektedir. Birelvi ekolunun bugiin 6nde gelen alimlerinin bir kismi bu 
medresede Muradabadi'nin egitiminiden ge?erek yetismisterdir. Muradabadi, 
Ahmed Riza Han'm vefatindan sonra o donemde kurulan kurumlann basmda 
bulunmus. ve 1946'de toplanan "All India Sunni Conference"da Hindistan'in ikiye 
boliinerek Pakistan adinda yeni bir devletin kurulusunu onaylayanlar arasinda yer 
almishr. Kendisi ise Pakistan' in kurulu§unu miiteakip buraya hicret etmemi§ 8 ekim 
1948'deki vefatma kadar Muradabad'da ikametini surdurm^tur 369 . 

Hazlinti ? l- S irfaii fi Tefsfri'I-Kur'an 

Naimuddin Muradabadi bu tefsirini asil itibariyle Ahmed Riza Han'm 
"Kenzu'l-iman" admdaki Kur'an tercumesinin hasiyesi olarak kaleme almistir. ilk 
baskisi 1912 yilinda Kenzu'l-imdn ile birlikte Muradabad'da ?ikan tefsir bugiine 
kadar gerek miistakil olarak gerekse Kenzu'l-imdri'm yanmda miiteaddit defalar 
tabedilmi§tir 370 . Bu tefsirin Kenzii'l-imdn ile birlikte Lahor'da tabedilmi§ 1104+24 
sayfahk tek cilt iyi bir nushasi elimizde bulunmaktadir. Bu nushada sayfamn iicte 
ikisi Kur'an tercumesine kalam ise a9iklanmasinda fayda goriilen noktalann tefsirine 
aynlmi§tir. Hazdinu'l-'irfdn herhangi bir mukaddime ve a9iklama olmaksizin 
dogrudan Fatiha suresi ile ba§lar. 

Sure ba§lannda surenin ismi, kac ayet, kelime ve harften olu§tugu, sure 
i9erisinde mensuh ayet bulunup bulunmadigi, surenin varsa niizul sebebi ve surenin 
ihtiva ettigi konular hakkmda kisa bilgiler verildikten sonra aciklanmasma liizum 
gorulen ayetlerin tefsirine ge9ilmektedir. Tefsirin tanitimma teberriiken Fatiha 
suresi ile ba§lamak istiyoruz. Muradabadi burada bazi teknik bilgilerden sonra 
istiaze ve besmelenin durumu ile ilgili mezheplerin g6ru§iinu nakleder. ju>^ji 

kelimesini tefsir ederken hamdetmenin vacib, mustehab ve sunnet oldugu yerlerden 



Hayati hakkmda bk. Talib Kara?i, i?tiyak, Mevlana Muhammed NaimiXddin Muradabadi, 
Lahor ts.; KSdirT, Mahmfld Ahmed, Tezkire-i ulemd-i Ehl-i Sunnet, FaysalabM, 1992, s. 252- 
3 ; The Ahle Sunnat Movement, s. 3 1 5-23 

370 bk. Han, Urdu terdcim, s. 41-3, 262; Nakvf, Urdu tefdsir, s. 59-60 



189 



ornekler verir. Muradabadi'ye gore ^Wf yj ifadesi, alemin hudusuna, mumkinu'l- 
vucud ve muhta9 olduguna, Allah'in ise vacibu'l- vticud, ezeli, ebedi gibi sifatlarla 
muttasif bulunduguna delalet etmektedir. o^'i 9 ^ ^^ '^ e Allah di§indakilerin, 

memluk olmalan sebebiyle ibadete miistehak olmadiklanna, ibadete tek hak 
sahibinin ahiret hayatmm da sahibi olan Allah olduguna isaret vardir. Bize, inancin 
once ibadetin onun ardindan geldigini ju» dbf ifadesi gQstermektedir. Kelimenin 

90gul olmasi ise baska manalanna ilaveten avamm ibadetinin mahbub ve makbul 
kullannkileriyle birlikte kabuliyyet derecesini elde edecegine i§aret ediyor. ^*>a»j iiut 

her ne suretle olursa olsun yardimin Allah'tan dilenecegine, kullann sadece onun 
tecelligahi olduguna ve tecelligfiha bakanlann ise onda kudret elini (dest-i kudret) 
gormesi gerektigine isaret eder. Ona gore, enbiya ve evliyadan medet ummaiun sirk 
olduguyla ilgili inan9 batildir. Ciinkii kisileri Allah'a yaklastiranlardan medet umma 
istiane bi'1-gayr olmayip [Allah'in tecelligahi olduklan i?in] Allah'tan medet umma 
manasim tazammun eder. Eger bu Syete Vahhabiler gibi mana verilirse m i i s» ^^jucia 

ve 372 55JLafi 3 j«aJb i^Urx-,1 ifadelerine ve hadislerde gecen ve ehlullahtan yardim 
istenmesini (isti'ane) ogiitleyen ibarelere ne denilecektir? 373 

Buraya kadarki boliimde iki nokta di§inda iyi bir tefsir ortaya koyan 
Muradabadi isti'ane konusunda Vahhabilerin yanhshgini (!) gosterirken kendisi 
hatali duruma du§mustiir. Goriisiine delil olarak getirdigi s$s> ^f&U ayetinde 

"yardim" manasi dismda tartisilan konuyla ilgili bir ipucu bulunmamaktadir. Bu 
ayette Ziilkarneyn'in Ye'ciic ve Me'cuc'e karsi "sed" yapabilmesi i?in halktan 
kendisine yardimci olmalanm istemesinden bahsedilmektedir. Bu, ne dogrudan ne 
de kullari vesile kilarak Allah'tan yardim istemeyle ilgilidir. Halbuki mlifessir 
Muradabadi bu ayetin asil ge9tigi yer olan Kehf suresinde ayeti olmasi gerektigi gibi 
dogru tefsir etmistir 374 . Ikinci firnekteki s$jU*m 3 j^u \&&*\ ayeti de yanhs bir 

istidlaldir. Ciinkii burada vesile kilman seyler hem bir kisj veya varlik degildir hem 
de yardim bunlardan degil, bunlar fiili bir dua gibi ileri suruliip Allah'tan 
istenmektedir. Halbuki Muradabadi burada "tecelligah" ifadesini kullansa bile 



371 
372 
373 

374 



Kehf (18): 95 

Bakara(2): 153 

Muradabadi, Hazdinu'l-irfdn {Kenzii'l-imdn ile birlikte), Lahor ts, s. 2-3, 1092 (Hazdinu'l- 
irfdri) 

Hazdinu 'l-irfdn, s. 546 



190 



dogrudan onlardan yardim dilemeden bahsetmektedir. Dikkati ceken bir ba§ka 
husus Murad&badi'nin jum kelimesinin cogul olmasmdan "avamin ibadetinin, 

Allah'in sevgili ve makbul kullannkileriyle birlikte kabuliyyet derecesini elde 
edecegini" istinbat etmesidir. Bu yorumda Birelvi du§iincesinin ince izlerinin 
bulundugu kendisini gSstermektedir. £iinku bu dii§uncede peygamberi §efa'atin 
geni§ ve bir 6l?ude yanli yorumunun bir sonucu olarak, pir ve §eyhlerin Allah 
yamnda buyiik kadr u kiymetleri olduguna inamlmaktadir. 

ikinci olarak Al-i imran suresinin 103-5. ayetlerinin tefsiri iizerinde diiracagiz. 
Bu ayetlerde yiice Allah mealen §6yle buyuruyor: 

"Hep birlikte Allali'in ipine (i) simsiki yapism; parcalanmayin (2). Allali'in size olan nimetini 
hatirlaym: Hani siz birbirinize dusman kisiler idiniz de O, gdnullerinizi birlestirmisti ve onun 
nimeti sayesinde kardes (3) kimseler olmustunuz. Yine siz bir ates cukurunun (4) tarn 
kenannda iken oradan da sizi O kurtarmisti (5): iste AHSh size Syetlerini b6yle aciklar ki 
dogru yolu bulasiniz. Sizden, hayra cagiran, iyiligi emredip kdtuliigu meneden (6) bir topluluk 
bulunsun. Iste onlar kurtulusa erenlerdir (7). Kendilerine apa?ik deliller (8) geldikten sonra 
parcalamp aynhga dttsenler (9) gibi olmayin . iste bunlar icin bttyflk bir azap vardir." 

§imdi de Hazdin'de yapildigi gibi ayetlerin arasinda verilen numaralara gore 
MuradaMdi'nin tefsirini veriyoruz: 

1. Mtlfessirler .d)fj*s- 'm tefsirinde birkac farkh sey soylemistir. Bazilarma gore bununla 

Kur'&n murad edilmistir ki "Kur'an All&h'in ipidir, kim ona sanhrsa hidayet Uzere olur, kirn 
de onu birakirsa saprtir" seklindeki Muslim hadfsi buna isSret etmektedir. Ibn Mesud (r.a.) 
ise bununla cemaatin kastediidigini ileri sflrmus ve "cemSate devam edin, gtlnktl o Allali'in 
ipidir ve ona saglam sanlma emredilmistir" demistir. 

2. Yahudf ve hiristiyanlar gibi bolunmeyin. Ayette musliimanlar arasinda tefrikaya sebep 
olacak is ve davranislarm yasaklandigma dair htlktlm vardir. Mtislumanlann yolu Ehl-i 
Sttnnet mezhebidir. Bunun disinda bir yol takip etmek dinde tefrika cikarmak oidugundan 
yasaklanmistir. 

3. isl&n sayesinde dGsmanhk sona ererek insanlar arasinda bir dostluk ortami olusmustur. 
Nitekim Evs ve Hazrec kabileleri arasinda 120 yildir stiregelen meshur kavga, gece 
gttndtlz adam oldilrme ve yagma olagan bir hal almisti ki RasfllullSh (s.a.) sayesinde AUSh 
bu durumu ortadan kaldinp savas ateslerini sOndttrdu. O kabileler arasina yakinhk ve sevgi 
filizleri yesertti. 

4. Yani kuftlr halinde demektir ki o halde 6leni cehenneme gQnderir. 

5. Iman nimeti vererek. 

6. Bu Syetten ma'rflfu emir ve mtlnkeri nehyin farziyyeti ile icmSnin dinde bir delil oldugu 
istidlal edilmistir. 

7. Hz. Ali (r.a.) "iyilikleri yapip emretmenin ve kottililklerden alikoymanm en UstUn cihad" 
oldugunu s6ylemi§tir. 

8. Nasil yahudT ve hiristiyanlar aralannda ihtilafa dQsQp birbirine karsi bos inad ve dtismanlik 
gostermislerse veya nasil ki bizzat sizler islam'dan Once cahiliyede tefrika halinde bulunup 
birbirinize karsi bugz ve inad ediyorduysaniz (artik bunlar gibi ve bOyle olmaym). Bu 



191 



iyette mllslilmanlar arasinda birlik ve konsenstis (icmi) yapilmasi hiikme baglanmis olup 
ihtilaf ve ihtilaf sebeplerinden uzak durulmast emredilmi§tir. Bu konu hadislerde de 
pekistirilmis ve musiOman cemSatten ayrilma sert bir (lslupla yasak!anmi?tir. Ortaya 
gikacak olan bir firka bu emri tanimami? ve muslttmanlar arasma tefrika sokma su?u 
i§lemi§ olur. Hadlste gegtigine gdre bu ki?i §eytanm agma takilmisftr. AHSh btzi bundan 
korusun. 

375 

9. Ve hak tarn manasiyla ortaya cikmis, bulunuyordu. 

Muradabadi muslumanlar arasinda birlik ve beraberlik olmasiyla ilgili olarak 
giizel ogiitlerde ve yorumlarda bulunmussa da ihtilaf ve dtismanhgin kol gezdigi 
kendi toplumundan hie bahsetmemistir. Bu onun tefsirinde giincel konulara 
girmedigi manasinda algilanmamalidir, ciinkii o yukandaki Vahhabilik omeginde 
oldugu gibi bu konulara zaman zaman i§aret etmektedir. 

Yunus suresi ayet 62-64'te Allah dostlarindan ve onlann ozelliklerinden 
bahsediliyor. Ayetlerin meali: 

"Bilesiniz ki, AllSh'in dostlanna korku yoktur; onlar Oztllmeyecekler de (l). Onlar, iman edip 
de takvSyS ermis, olanlardir. Dflnya hayatinda (2) da Shirette de onlara mfijde vardir. AHSh'in 
sozlerinde asla degi§me yoktur (3). l§te bu, bilyllk kurtulujun kendisidir." 



Bu ayetlerde 119 noktayi tefsire gerek duyan Muradabadi bunlar hakkinda soyle 
demistir: 

1. "^J 3 " lafzi yakinhk (oy) ve bajan (Oj-ai) manalarini ihtiva eden "^3" ksktlnden 
gelmektedir. Allali'in veltsi farzlan yerine getirerek All&h'a yakinlik kazanan, itdat-i ildht 
ile mejgul olan ve gSnlil ma'rifet-i nur-i cel&l-i IlShi ile dopdolu bulunan kimsedir. BOyle 
bir kul baktigmda AllSn'm kudretinin i§aretlerini gQrttr, diniedigi vakit Allali'in ayetlerini 
dinler, konu§tugu vakit Allali'a hamd-il sena ederek konu§ur, hareket etti mi Allah'a itSat 
icin hareket eder, bir gayret icerisine girdimi bu gayreti Allah'a yakmhk icin olur. AllSh'i 
zikretmekten yorulmaz ve gSntll goztl ile Allah di§indakileri (mSsivS) gQrmez. i§te bunlar 
evliy§ulla1iin sifatlandir ve ki§i bu halleri ihraz ederse Allali onun dostu ve yarduncisi 
olur. Kelamcilar, "veil, delile dayah saglam bir itikada sahip olan ve Islam seriatine uygun 
salih ameller isleyen kimsedir" demislerdir. Ariflerden bazilari demi§tir ki, "vel&yet 
Allah'a yakinlik ve her vakit onunla mesgul olmanin adidir". Ne zaman kul bu mertebeye 
ulasirsa onda hicbirseye karsi korku kalmaz. ibn Zeyd, "03^. ty^s '$-*' ji>W' " ayetindeki 
sifatlan tizerinde tasiyan kimseler gercek velidirler, demi§tir." 

Muradabadi bu sifatlan saymaya devam eder ve sonunda "ashnda bu s6zler 
birbirinden farkh seyler olmayip her birinde veli kullann bir sifati sayilmisfrr. Kisi 
bunlardan ne kadar fazlasim tizerinde tasirsa derecesi o denli artar" der. 

2. Buradaki mujdeden maksat ya Kur'an'da muttak! mO'minler icin zaman zaman sQzil edilen 
mustudur ya da hadislerde de gectigi gibi mti'minlerin gSrdilgil iyi riiySlardir. Bu iyi 
riiySlarin sebebi veil kulun kalp ve rQhunun zikr-i llShi icerisinde kaybolmu§ olmasi ve 
rtlya aninda gOnlilnde zikrullah ve ma'rifetuliah'tan bafka bir $ey bulunmamasi sebebiyle 



375 



Hazainu 'l-irfdn, s. 1 13-4 



192 



gflsterilen rilyanin AUSh tarafindan bir hayir mOjdesi kihnmasidir. Bazi mQfessirler bu 
mfljdenin kisinin dllnyada iyi adla amlmasi manasma geldigini de iflde etmislerdir. 
MUslimde ge^en bir hadTs'e g6re bir gQn Rasulullfih'a (s.a.) iyi ameller yapan ve bu 
sebeple insanlann kendisini Ovtlp gipta ettigi bir kisinin durumu soruldu. RasfllulISh (s.a.) 
buyurdu ki, "bu, mU'min kul icin bes2ret-i Sciledir". Ulem§ bu "besaret-i §cile"nin Alliih'in 
nzasini ve sevgisini kazanacak seyleri sOyleme ve insanlann kalbine Allah sevgisini 
yerlestirme manasim iflde ettigini sOylemisIerdir. Bir hadisde bdylelerinin dunySda halk 
nazannda makbul kihnacagi belirtilmistir. Katade demistir ki, melekler (Syette ge9en AllSh 
dostlarma) Slum vaktinde Aliah'm mujdesini verir. 'AtS'ya g5re, kisiye dttnyadaki mfljde 
alUm vaktinde, Shiretteki mlljde ise ruhunu teslim ettiginde "Allah senden razi olmustur" 
diye verilir. 

3. AHSh'in, kendi kitSbinda ve RasfllUnfln diliyle evliyaull&ha ve kendi emirlerini yerine 
getirenlere verdigi s6zde hilaf olmaz. 376 

Ilk a9iklamada goriildugii gibi Muradabadi "veli ve evliya" kelimelerine 

agirlikh olarak tasawufi mana vermekle birlikte diger alternatifleri de goz ardi 

etmemistir. Sonunda soyledigi soz ise ihtiyath bir bakisi yansitmaktadir. i^jAJf 

kelimesi i9in de btitiin degisik gorttsleri sayan Muradabadi' nin agirligi ruyaya 
vermesinde bolgedeki yaygin inanclann biiyiik etkisi olsa gerektir. Hind alt 
kitasmdaki ulemanin tamami diinyevi ve uhrevi isjerinde rtiyaya pek fazla 6nem 
vermekteyse de hayatlannda tasawufa diger ekollerden daha fazla yer veren 
Birelvilerin bu konuda daha da ileri gittigi soylenebilir. Bu ekolun eski-yeni 
ulemasindan biiyiik ekseriyetinin menakibinda ruyasinda Rasulullah'i (s.a.) gordiigti 
ve Rasulullah'in §u su i§i yapmasini kendisinden istedigi ve kendisinin de bu irsada 
uyarak o isteri yaptigi yazihdir 377 . 

Muradabadi'nin tefsiri Hazainu'l-irfarCx toplumdaki orta tabaka halkm 
seviyesine gore yazmis oldugu gozlenmektedir. Bir takim ayetleri kendi sabit 
dusiincelerine gore yorumlamakla birlikte Kur'an'in anlasdmasina katkida 
bulundugu soylenebilir. Tefsirin kisa olmasi bazi ihtilafli konulann enine boyuna 
tartisilmasma firsat vermedigi icin miifessir daha cok ulema arasinda musellem 
bilgilere yer vermistir. Asagida bazi yanh yorumlarla ilgili birkac kuciik ornek 
verdikten sonra tefsirin tanitimina son vermek istiyoruz. 

Muradabadi, Hz. Ya'kub'un (a.s.) kapanan goziiniin acilmasi icin oglu Yusuf 
(a.s.) tarafindan gonderilen g6mlekten bahseden Yusuf suresi 93. ayetini tefsir 
ederken \z& ^g^oi kelimesini "babamin icine dua yazarak benim boynuma bagladigi 



376 

377 



Hazdinu'l-irfdn, s. 388-9 

Mesela yenilerden idare-i Minhacu'l-Kur'an'm lideri Prof. Dr. Tahiru'l-KadirT, bu idareyi 
Rasfllullah (s.a.) efendimizin rUyadaki irsadi Qzerine kurdugunu sSyler (bk. CSvid, "Tahiru'l- 
Kadirl se husust interview", 20) 



193 



muska" seklinde aciklamistir 378 . ^^3 kelimesi "muska" manasini tazammun 
etmediginden bu afiklama bizce bir yakistirmadan ibaret kalmaktadir. 

Muradabadi Bakara suresinin 3. ayetindeki o* 5 ** f^i^jj Us 5 'u a?iklarken 

infakm kimlere ve nerelere yapilmasi gerektiginden bahseder. Ona gore bununla ya 
zekat gibi husiisi bir infak sekline ya da genel bir infaka isaret edilmistir. Bu 
infaklar da farz, vacib, nafile ve mustehap olmak iizere kisimlara aynhr. Olen bir 
kimseyi 1 1 . ve 40. gecesinde anmak ipin yapilacak harcamalar mustehap simfma 
girer 379 . Gonildiigii gibi Muradabadi burada kendi cemaatleri arasinda yaygm olan, 
fakat diger ekollerin bid' at ve hurafe diye karsi giktigi bu gecelerin anilmasim hos 
karsilamakta ve bunun i9in yapilacak harcamalan Allah'm insanlara verdigi 
nziklann sarf yerlerinden biri olarak gostermektedir. 

Nisa suresi 41. ayetinde "Her bir umrnetten bir §dhit getirdigimiz ve seni 
onlara §dhit olarak gosterdigimiz zaman halleri nice olacak!" buyurulmustur. 
Muradabadi bu ayeti "Hz. Peygamber (s.a.) ummetin biltim hal ve hareketlerine 
§dhittir, ciXnku enbiya kendi ummetlerinin biitiin yaptiklarim bilir" seklinde 
yorumlamistir. Ona gore Hz. Peygamber, peygamberler peygamberi oldugundan 
biitiin alem onun ummetidir [boylece de biitiin insanhgm hal ve hareketini bilir] 380 . 
Bakara suresi ayet 143'iin basmda yine aym konudan bahsediliyor. Tiirk9e Kur'an 
meallerinde bu ayet "l§te boylece sizin insanhga §dhitler olmaniz, Rasul 'tin de size 
sdhit olmasi igin sizi mutedil bir millet hldik..." seklinde cevirilmistir. Bu ayette 
ummetin de Rasiilullah gibi insanlar iizerinde sahit kilindigi a?ik9a ifade edilmistir. 
MuradabSdi ayeti iimmet hakkinda, "birisi hakkmda sahitlikte bulunmak, yaptigi 
isten dolayi onun hakkinda olumlu ya da olumsuz kanaat serdetmek, kiyamette 
islam'i kendilerine ula§tirdiklan konusunda kafirler aleyhinde sahitlikte 
bulunmak..." manalanna hamledip bu sekilde omeklendirirken aym aciklamayi 
Rasiilullah (s.a.) icin yapmamistir. Ona gore, Rasiilullah' in (s.a.) iimmet uzerindeki 
§ahitligi onlann ge^mi^ ve gelecekteki biitiin hal ve davramslarim bilmesi manasini 
tazammun eder. Ostelik o, biitiin alemlere gonderildiginden ve kiyamette onlann leh 



378 Hazainu 'l-irfdn, s. 443 

379 

Hazainu' 'l-irfdn, s. 1093 madde 7 
Hazainu 'l-irfdn, s. 152 



194 



ve aleyhinde sShitlikte bulunacagmdan "onlann biitiin hal ve hareketlerine 
muttalidir" demek olur 381 . 

Gortildiigu gibi bu iki ayette Muradabadi, ancak Allah i?in caiz olan bir sifati 
Peygamber (s.a.) i9in fju_$a kelimesini "sahitlikte bulunan" manasmdan alip, ge9mis 

ve gelecekteki insanlarla ilgili herbir seyi bilen manasina yorumlayarak 
kullanmistir. O kendi ekoliinun gorttsunii ortaya koymak i9in boyle bir te'vil 
yapmi§sa da lafizlann buna miisade etmedigi asikardir. 

Hazainu'l-irfdri'm kaynaklanna bakilacak olursa bunlann eski tefsirlerin 
tamamma yakim ile hadis kulliyati oldugu goriilur. Az olmakla birlikte "Tefsir-i 
Ahmedi" 382 gibi bolgesel tefsirlerden de alintilar bulunmaktadir. Hazdinu'l-irfdn 
Ahmed Riza Han'in Kur'an terciimesi uzerine bir ha§iye oldugu ifin tercumede 
gefen mana ve tercihlere uygun tefsir yapilmaya ozen g6sterilmi§tir. Miifessir'in 
"denilmi§tir ki, bazilan §6yle der, bir alim §6yle demi§tir..." turtinden sSyleyeni 
me9hul sozlere pek fazla yer verdigi de gSzlenmektedir. Bu kaili me9hul ifadelerden 
biiyiik bir kismimn Ahmed Riza Han ve arkada§lanna ait dii§unceler oldugu 
kendisini hissettirmektedir ki MuradabMi ihtilafa sebebiyet vermemek i9in bu yolu 
se9mi§ olsa gerektir. Naklettigi hadislerde 9ogu kere hadis kitabi dahil ilk rdviye 
kadarki biitun bilgiler atilmi§ ve dogrudan Rasulullah'in sozlerine yer verilmi§tir. 



b. Ebu'l-Hasemat Seyyid Muhammed Ahmed Kadirf (1896-1961) ve 
Tefsiru 'l-Hasenafi 

Ebu'l-Hasenat Muhammed Ahmed 1896 yihnda Hindistan'm Alvar sehrinde 
dunyaya geldi. Babasi Birelvi ekoliinun onde gelen sahsiyetlerinden Meshedi 
Seyyid Didar Ali'dir (6. 1935). Muhammed Ahmed kii9uk yaslarda Kur'an talimine 
ve dini ilim tahsiline basladi. Ona babasi ve bolgedeki diger hocalar di§mda Ahmed 
Riza Han Birelvi ve Naimiiddin Muradabadi de hocalik yapti. Dim ilimlerdeki 
icazetnamesinden sonra tip (tibbi yunani) egitimi alarak tabiplik icazeti de aldi. 

Mezuniyetini miiteakip bir sure Alvar' da cami hocahgi, sonra da Agra' da 3 yil 
kadar tabiplik yapan Muhammed Ahmed 1923 yihnda Lahor'a gelerek yerlesti. 



381 Hazainu 'l-irfan, s. 39-40 



382 Vezlr Sa'Id'e ait olup Agra'da tabedilen bu tefsir hakkmda elimizde aynntih bilgi 
bulunmamaktadir (bk. Nakvi, Urdu tefdsir, s. 61). 



195 



Burada cami hocahgi ve muderrislik gorevlerini ustlendi ve Birelvi ekoliiniin 
kuwetlenmesi i9in miiesseseler kurulmasmda onciiluk yapti. SiySsi faaliyetlere de 
istirak eden Muhammed Ahmed Pakistan'in kurulusu yillannda Cinnah'm yaninda 
yer aldi. Pakistan'in kurulusunu miiteakip Birelvi ekoliine mensup zevat tarafindan 
1948'de kurulan ve halen bir dini kurulus ve siyasi parti huviyetiyle galismalanm 
surduren "Cemiyet-i Ulema-i Pakistan"m 383 ilk baskani se9ildi ve baskanhk, omrii 
boyunca uhdesinde kaldi. 

Ebu'l-Hasenat, bSliinmeden sonraki Hindistan hiikiimeti tarafindan 
bagimsizhk haklan ellerinden ahnan Kesmir halkim madden ve manen desteklemek 
igin kampanyalar a?ip onlara yardimci oldu. Devletin bazi iist kademelerinde 
bulunan Kadiyaniler Pakistan'in kurulusunu miiteakip devlet icinde kendi emelleri 
dograltusunda icraatlar yapmaya baslamislardi. Ulema onlar aleyhinde kampanya 
baslatti ve islam disi azinlik ilan edilmeleri ifin bir dizi girisimde bulundu 384 . Devlet 
emniyeti saglamak iQin bu harekete kansan pek 90k Qnde gelen ilim adami ve 
siyasiyi tutuklatarak hapse attirdi 385 . Bu olaylar esnasmda komite baskani sifatiyla 
hukumete istekleri ileten Ebu'l-Hasenat da tutuklandi (27 §ubat 1953) ve tarn bir yil 
hapis yatti. Hapishane sonrasinda da ilmi ve siyasi faaliyetlerine devam eden Ebu'l- 
Hasenat 1961 yilinda bu diinyadan ebediyyen aynldi. Mezan Hindistan'da Data 
Gene Bahs diye maruf meshur sufi Hucviri'nin medfun bulundugu Lahor'daki Data 
Gene Bans Camii haziresindedir 386 . 

Admi daha 90k siySsi faaliyetlerle duyuran Ebu'l-HasenSt'm dini, siyasi ve 
edebi konularda tasnifati da vardir. Dini sahada 6 ciltlik tefsirine ilaveten "Kesfu'l- 
mahcub" tercumesi ve bir 90k risalesi vardir. Edebi sahadaki 9ahsmalanni Hafiz'm 
Divan'i ve Kaside-i Burde iizerinde yogunlastirmistir. Ebu'l-Hasenat'm Kadiyanilik 



3S3 



384 



385 



386 



Bu kurulu§'tan Ebu'l-Hasenat' in vefatmdan sonra bajkan olan Sahibzade Feyzil'l-Hasen 
5ah'm k6ttl idaresi bahane edilerek kopmalar oldu ve 1968'de "Ulema-i Ehl-i Stinnet ve 
Cema'at" kuruldu. Bu cemiyet halen faaliyette olup Birelvi ekolti ulema^inin 
azimsanamayacak bir kesiminin temsilciligini yapmaktadir (bk. FariikT, ikbal Ahmed, Tezkire- 
i ulemdi Ehl-i Stinnet ve Cemd 'at-i Lahor, Lahor 1 987, s. 328). 

bk. Binsik, Abdulhamit, "Pakistan'da islam D151 Azinlik ilan Edilen KadiySnilik", Islam 
Mecmuasi, sy. 155 (Temmuz 1996), 41-3 

Bu olaylar sebebiyle Mevdfldi de tutuklanmi? ve 8liim cezasina 5arptinlmi$ti. Sonradan cezasi 
QmQr boyu hapse cevirilen MevdudT 2 yil ceza ?ekip 1955'te sahverildi (bk. Ahsen, Menazir. 
"Cemaat-i islami", DIA, VII, 291). 

Ebu'l-Hasenat'm hayati ikbal Ahmed Farflkt tarafindan aynntih olarak yazilmistir (bk. 
Tezkire-i ulemd, s. 315-35. Aynca bk. KMirT, Mahmud Ahmed, Tezkire-i ulemdi Ehl-i 
Stinnet, s. 59-61 (KadirT, Tezkire-i ulemdi); Tefsiru'l-Hasendt, Lahor 1992, I, Giris, s. 



196 



ve Haksar Hareketi'nin lideri Allame inayetullah Han Mesnki iizerinde de bazi 
cahsmalan bulunmaktadir. "Hdksdri mezheb aor islam", "Mesnki ka galat 
mezheb"ve "Mesnki ki anuki mantilC Mesnki hakkmda yazdigi kitaplanndandir 387 . 

Tefstru'l-Hasenat bi Ay&t-i Beyyinat 

Ebu'l-Hasenat tefsirini Labor' daki merkezi cezaevinde kaldigi siire icerisinde 
yazmaya ba§lami§ ve ilk 8 cuzii burada tamamlamishr. Tahliyeden sonraki 
hayatinda da yazmaya devam eden miifessir Kaf suresi ayet 30'a kadar gelmistir. 
Tefsir, Ebu'l-HasenSt'in vefati iizerine oglu M. Halil Ahmed Kadiri tarafmdan 28. 
ciiziin sonuna kadar yazilmi§ ve diger yerlerdeki eksiklikler de ikmal edilerek 
baskiya verilmi§tir. Biz bu tefsirin tanitimim 1992-94 arasinda Lahor'da 6 cilt 
(ciltler 800-1300 sayfa arasidir) halinde basilan nusha tizerinden yapacagiz. Bu 
nushanin her bir cildinde 5'er ciiziin tefsiri bulunmaktadir 388 . 

Ebu'l-HasenSt tefsirini yazma gerek9esi olarak, o gune kadar Hanefl avama 
Urduca mufassal ve mtidellel bir tefsirin sunulmamis olmasim gostermektedir 389 . O 
gtine kadar Hanefi ulemMan genis tefsir yazanlar olmussa da muhtemelen Ebu'l- 
Hasenat bunlan Birelvi-Hanefi olmadiklan ifin Hanefi mezhebinden saymami§tn-. 
Tefsirin ba§inda Kur'an, hadis, fikih, tasawuf ve Arap dili ile ilgili konulan ihtiva 
eden bir giri§ bulunmaktadir. Tefsiru'l-Hasendf 'ta Kur'an ciizlere, ciizler ise 
rukulara (^ duraklan) boliinerek tefsir edilmistir. ilk olarak bir riiku iferisindeki 

ayetlerin ba muhavere (anlamli yanm ciimleler halinde) ve lafzi (kelimenin o 
dildeki muteradifi verilerek) terciimesi yer almakta ardindan tefsire gecilmektedir. 
Tefsir kismi ilgili ayetlerdeki konulara gore uzun, orta veya kisa olmaktadir. Burada 
kullarulan konu bashklan okuyucuya kolayhk saglayacak tiirdendir. ileriki ciltlerde 
"lafzi terciime" ifadesi yerine "hall-i lugat" tabirinin secilmis olmasi di§mda bu ustil 
tefsirin ba§indan sonuna kadar korunmu§tur. 

Mukaddimenin Kur'an ile ilgili boliimunde Ebu'l-Hasenat "Ulumu'l-Kur'an" 
kitaplanmn hemen hepsinde bulunabilecek tiirden sathi bilgiler vermektedir. Ona 
gore Kur'an'daki surelerden 93'ii Mekki 21 'i ise Medenidir. Ayet ve surelerin tertibi 
vahye dayah olarak Rasulullah (s.a.) tarafmdan yapilmistir. Sureler ve ayetler 
arasindaki tenasiib Kur'an'in ?ok onemli bir hususiyetidir ve bunu ancak du?iincesiz 



387 



Eserleri i?in bk. F§rukT, Tezkire-i ulemd, s. 317-8; Tefsirii 'l-Hasendt, Giri$, 27 



8 Tefsirin yazimi, ikmSli ve baskisi ile ilgili bilgiler tefsirin muhtelif yerlerine serpiftirilmistir. 
389 bk. Tefsirii 'l-Hasendt, I, 1 



197 



kimseler kabul etmez. Ebu'l-Hasenat, Bikai'nin (6. 1480) "Nazmu'd-diirer fi 
tendsubi'l-dyi ve's-suver" adh tefsirinin anlasilarak okunmasi halinde korlerin 
goziinun agilacagim ifade etmistir 390 . Mukaddimede bu tefsirin hangi usiiller 
dairesinde ve nasil bir metodla hazirlandigi hususunda bir bilgiye rastlanmamistir. 

Tefsirin tanitimiyla ilgili olarak once Furkan suresinin son ruku'sunun (ayet 
61-77) tefsirinden bazi ornekler vermek istiyoruz. Ebu'l-Hasenat bu rukunun 
terciimesini iki sekilde (ba muhavere ve lafzi) verdikten sonra tefsir'e gecer ve ilk 
olarak buradaki 17 ayetin muhtevasini "16. rukunun ozet tefsiri" adi altmda verir. 5 
sayfahk ozetten sonra asil tefsir boliimune ge9er. Ebu'l-Hasenat'a gore, bu riiku ile 
onceki rukunun ilgisinin anahtar kelimesi 60. ayetteki (>o*-yi U j sorusudur. 61. ve 

sonraki ayetler bu soruya cevap vermekte ve "Allah'in kullari i9erisinde oyle 
miinkirler oldugu gibi giizel sifatlarla muttasif muttaki kullan da vardir" denilmek 
istenmektedir. 

Surenin 63. ayetindeki aU lafzi &*s kelimesinin fogulu olup Allali'ni razi oldugu 

isleri yapan kimse manasindadir. Ragib el-isfehani'ye g6re, "ubudiyyet" kisinin 
acziyetini (tezelltil) ortaya koymasidir, "ibadet" ise bundan daha ileri bir mana tasir. 
Bazilan ibddeti, "sevap elde etmek i?in emredileni yapmak ve cezaya farpilmamak 
i9in yasaklardan kaguimak" olarak tarif etmistir." u$& ^yi ^ o&h ifadesindeki 03* 

kelimesinin karsihgi jJ ve ji, olup bunlarla "yunuisakhk" ve "fitne 9ikarmaksizin 

bir ise girismek" manalan kasdedilmi§tir. ibn Abbas, Miicahid, ikrime ve Fazl b. 
Abbas'm Ebu Abdillah'tan (r.a.) naklettiklerine gore 03* kelimesi, "tekelluf, 

yapmaciklik, tekebbur ve caka'dan uzak yuriiyuse" verilen addir. Amidi'nin "§erhu 
Dtvdni 'l-A '$d"da kendi senedi ile Hz. Omer'den (r.a.) naklettigi olay soyledir: 
Birgun Omer yolda caka satarak yuruyen bir gen9 gordii ve ona "boyle bir yurtiyiis 
cihad disinda mekruhtur. Allah ancak su sekilde olan topluluklari ovmiistiir" dedi ve 
su ayetleri okudu: "Rahman olan Allah'in kullari yeryuzunde miitevazi yururler...", " 
Yuriiyusiinde tabii ol..." 391 . Bir baska g6rii§e gore o^& 'in ziddi seri ve acele 

yiirumektir ki bu yuriiyus zemmedilmistir. Ragib'a gore bu kelime bir hadisde de 
ge9tigi gibi, sert ve mutekebbir tavra karsi al9ak gonulliiluk gostermeyi (inkisar ve 
tezellul) ifade etmektedir. 



390 bk. Tefsirii'l-Hasendt, I, Mukaddime, 1- 30 



391 bk. Lokman(31): 19 



198 



UiU \fi\S o^IaW' (*«4s^ lit s (...ve kendini bilmez kimselen onlara laf attigmda 
"selam" derler [gegerler]) ifadesinde sapkin, akilsiz, edepsiz ve ceihil kimselere karsi 
"yolun a9ik olsun, beni bagisla" 392 manasi vardir. Ayetteki UJU saygi i^in sSylenen 

bir soz olmayip onlan bastan savmak (selam-i tevdf) i9indir. Burada "cahil ve sefih 
kimselere karsi herhangi bir s6zle karsihk vermek yerine basinizi egerek yolunuza 
devam edin" denilmis olmaktadir 393 . 

Ulil 3 fju** ppj 05^ o*^' 5 ayetinde mii'minlerin, gece vakti kalkip Allah ifin 

kiyamda durmalan ve secde etmeleri diger bir faziletli yanlan olarak tanitihyor. Bu 
ayette gece ibadetine ve gece namazina dikkat 9ekilmektedir. Bir rivayete g6re, gece 
vakti kalkip namazda Kur'an'dan birseyler okuyan (ind-i ilahi'de) geceyi secde ve 
kiyamda gepirmis gibi olur. Bazi alimler de bu ayetle, aksamla yatsimn ikiser 
rekatlik siinnetlerine isaret edildigini soylemistir 394 . 

Ebu'l-Hasenat, surenin tefsirini bu minval iizere siirdurerek tamamlar. Bu 
rukunun geri kalan kisminm tefsirinde baska kaynaklardan yapilan alintilar disinda 
orjinal bir bilgiye rastlanmamistir. israftan bahseden 67. ayetle ilgili olarak 
diigunlerdeki harcamalann bir kismiyla sinema ve dans gibi seyler i9in yapilan 
harcamalan haram harcamalar smifindan saymasim burada anmak gerekiyor 395 . O 
d6nemi (1955'ler) bilemiyoruz ama bugun Hindistan ve Pakistan'daki sinemalarda 
gosterilen sarkili-dansh (bolgesel adi nac) filmleri izlemek i9in harcanan paraya 
"harama harcanmis" hiikmii vermek abarti olarak kabul edilmemelidir. Diigunlerde 
bizzat musltimanlar tarafindan hindu geleneklerine gore yapilan harcamalar i9in de 
aym hiikiim verilmisse miiellif hata etmi§ sayilmaz. £unkti bu dugunlerin usul 
yoniinden kusurlan bir tarafa yapilan israflar sebebiyle pek 90k aileyi tamamen 
batirdigi hergiin musahede edilmektedir. Yasadigi toplumdaki butun insanlan 
ilgilendiren bu olaylan ayetin sumuluna ahp degerlendiren miifessir bizce ayetin 
anlasilmasi i9in uygun bir orneklemede bulunmustur. 



392 

393 
394 
395 



Ebu'l-Hasenat' m Urduca sOziinOn lafzT karjihgi yukandaki gibi ise de bu durumda TUrkcede 
"hadi yoluna", "sel&metle", "bana ilisme" ve "beni gSrme" sOzIeri kullanilir. 

Buraya kadar olan a$iklamalar icin bk. Tefsiru 'l-Hasendt, IV, 820-9 

bk. Tefsiru 'l-Hasendt, IV, 830 

bk. Tefsiru 'l-Hasendt, IV, 831. MUfessir Ebu'l-Hasenat bu konuya tefsirinin baska yerierinde 
de deginmi?, haram seyler sinifma tiyatroya gitmeyi, resim (fotograf) ?ektirmeyi, a$hk 
grevinde bulunmayi ve at yanslarma katilmayi da katmistir (bk. Tefsirii 'l-Hasendt, III, 99). 



199 



Zuhruf suresi ayet 26 ile baslayan rukuda ilk once Hz. ibrahim'in putlara 
tapmayi reddedip yalmzca Allah'a kulluga ySneldiginden bahsedilir. 29-31. ayette 
ise miisriklerin ibrahim peygamber ornegine ragmen Hz. Muhammed'in risaletini 
kabul etmedikleri anlatilir. Ostelik bunlar eger "Allah bir kitap gonderecekse bunun 
Hz. Muhammed'e (s.a.) degil de kendi biiytiklerine (!) indirilmis olmasi gerekmez 
miydi?" sorusunu ortaya atiyorlar. Allah bunlara su ayetlerle (32-35) cevap veriyor: 

" Rabbinin rahmetini onlar mi paylastinyorlar? Dtlnya hayatmda onlann gecimliklerini 
aralannda biz paylastirdik. Birbirlerine is gOrdflrmeleri icin kimini Stekilere derecelerle QstUn 
kildik. Rabbinin rahmeti onlarin biriktirdikleri seylerden daha hayirhdir. §§yet onlann kllfllrde 
birlesmis bir tek tlmmet olmasi (tehlikesi) bulunmasaydi, Rahman'i inkar edenlerin evlerinin 
tavanlarmi ve cikacaklan merdivenleri glimusten yapardik. Evlerinin kapilarmi ve ttzerine 
yaslanacaklari koltuklari da (hep gtlmtlsten yapardik). Ve onlari zinetlere bogardik. BUttin 
bunlar sadece dtinya hayatmin gefimligidir. Ahiret ise Rabbinin katinda, Allali'm azabmdan 
sakmip rahmetine siginanlara mahsustur." 

Ebu'l-Hasenat bu dort ayete iki sayfa i9erisinde Qzet bir yorumda bulunur. 

Ona gore 3 1 . ayetteki o'j«" U* Jj* ^ sorusunun cevabi pe§inden gelen ayetteki vtbj 

io*-j o^^k (**' Syetidir. Aynca bu (32.) ayet miisavat prensibine dayali komunizm 

dii§uncesini de reddetmektedir. Kur'an-i kerim bu dyetle butiin insanlann e§it 
olmadigim ve onlara e§it olarak ihsan ve ikramda bulunulmayacagini ortaya 
koymu§tur. "Rabbin nzki diledigine geni§letir, diledigine de kisar" 396 ayeti de buna 
i§aret etmektedir. Diinya hayatmda insanlar arasmdaki g6rev dagihmi da zaten 
Padi§ah, vezir ... hizmetci, cama§irci, a?ci vs. seklinde degilmidir. Diizen boyle 
kurulmu§ ki herkes uhdesindeki i§ini yapsm ve her bir kisiye biitiin bunlan tek tek 
yapmak zarureti dogmasm. 

Miifessir Ebu'l-Hasenat 33. ayet hakkinda su yorumda bulunur. Her kim i?in 
diinyada bolluk var ise ona ahirette birsey yoktur. Mu§rik, kafir, dinsiz, Firavun, 
Haman, Karun ve §eddad Allah'i inkar edenlerdendir. iste bunlara Allah tarafmdan 
diinyada bolluk ve zenginlik verilmistir. Soziin ozti; bu dunya, ehl-i diinya ifin 
tanzim edilmistir. Miisliiman'a Rabbinden gafil kalmayacak kadar mal iktisabi 
uygundur. Zira, boyle olmaz ise mal arttikca gaflet artar, gaflet arttikca da iman 
gidiverir. iste Allah bu ayette, diinyada kendisinden gafil olup mal miilk hevesine 
diisenlerin ahirette elinin bos kalacagini ve "keske toprak oluverseydim" diyecegini 
ilan etmistir. Komunistler diinya iizerine o kadar diismustiir ki Allah'i ve ahiret 
hayatim reddederek Kur'an'm aksine herkesi denk kabul etmislerdir. Diinyayi da, 
diinyada yasayan diinyahlara takdim edilmis bir ikram olarak kabul etmislerdir. Bu 



396 Ra'd ( 1 3): 26 Kur'an'da buna benzer pek 90k ayet bulunmaktadir. 



200 



islam'a ters ilhadi bir akidedir, bunu savunanlar ise miilhiddir. Allah bizleri 
bunlardan muhafaza etsin 397 . 

Miifessir Ebu'l-Hasenat'in 32. ayeti tefsir ederken komunizme isaret 
etmesinden o vakitler kendi toplumlannda komunizmin bir hayli tartisildigi sonucu 
?ikanlabilir. Gulam Ahmed Perviz de gerek tefsirlerinde gerekse diger kitaplannda 
komunizm ve sosyalizm'den bahsederek bu sistemi kendi toplumu icin 
degerlendirmistir. Ebu'l-Hasenat'm bir iki ctimle ile de olsa bu konuya deginmesi 
bu ekol mensuplanmn kuresel ideolojiler ile ilgilendigini gostermesi bakimmdan 
onemlidir. 33-35. ayetlerde kafirlere zenginlik verilmesi ile ilgili farazi bir durum 
soz konusu iken Ebu'l-Hasenat'in bunu kesin bir hukiimmus gibi gosterip ayetleri o 
§ekilde yorumlamasi bizce hatalidir. Onun yorumlanndan zengin olup mal miilk 
biriktirmek musluman i9in kufurle denk tutulacak kotii bir vasifmis gibi 
anlasilmaktadir ki ayetin ger9ek mefhumu bu degildir. Ayette belki buna 90k ku9iik 
bir isaret bulunabilirse de Allah'in kafirlerin mal ve mulke bogulmalanm intac 
edecek bir tasarrufta bulundugu yolunda W9 bir bilgi mevcut degildir. Ebu'l- 
HasenSt'in gosterdigi Firavun, Karun, §eddad... misallerinin ise bu ayetin ruhu ile 
iliskisi olmayan baska sebepleri vardir. Burada Ebu'l-Hasenat'm kendi toplumunda 
cari olan ve Hindu inan9, gelenek ve hayat tarzinin etkisiyle sekillenen yanlis kanaat 
ve tevekkul diisiincesinin etkisi altinda kalarak bu sozleri sarfettigi anlasihyor. Aksi 
takdirde islam' da ovulup tesvik edilen 90k 9alisip helal yoldan mal biriktirmek ve 
zengin olmak hakkinda boyle dtisunmemesi gerekirdi. 

Miifessir Ebu'l-Hasenat'in kissalara bakisim ve kissalarda ge9en olaylan 
degerlendiri§ini ogrenmek i9in Neml suresinde ge9en Hz. Suleyman (a.s.) kissasimn 
tefsirini inceleyelim. Neml suresinin 2. riikusunda (ayet 15) baslayan kissa 45. ayete 
kadar devam etmektedir. 2. riiku, kissanin basmdan Hz. Suleyman'm mektubunun 
Melike'ye ulastmlmasi, Melike'nin de onu okumasma kadar devam etmektedir. 
Ebu'l-Hasenat bu ayetlerin tercumesini verdikten sonra tamaminin ozet tefsirini 
arzeder, sonra da asil tefsire ge9er. Biz bu tefsirde gorulen kayda deger noktalan 
asagiya almak istiyoruz. 

Tefsir boliimiinde ilk once Hz. Siileyman'a verilen ilmin hangi tiir bir ilim 
oldugu ve Hz. Suleyman'm babasi Hz. Davud'a varis olmasiyla neyin kasdedildigi 



397 bk. Tefsiru'l-Hasendt, V, 1206-7 






2<" - - , 



• iiSStKJ: 



•His 



incelenir. Bu konudaki ayetleri 398 ve rivayetleri inceleyip degerlendiren Ebu'l- 
Hasenat verasetin mal cihetiyle degil peygamberlik cihetiyle olduguna karar verir 399 . 
Suleyman peygamberin ku§ dilini bilmesiyle ilgili olarak W9 bir kaynak 
zikretmeksizin 16 ?e§it kusun soyledigi sozleri nakleder ve sonunda " bu (kuslann 
sozlerini nakleden) hikayenin sihhatini en iyi Allah bilir" der 400 . Miifessirimiz Hz. 
Siileyman'm sahip oldugu mal, miilk, gu? ve kuweti anlatirken ordusunun bir 
yerden baska yere nasil ucarak gittigiyle ilgili rivayetlere yer verir. Ona gore bugiin 
insanlann yaptigi ?e§it ?e§it ucaklar dtisuniildiigiinde Allah'in bu nevi bir imkani 
peygamberine saglamasi W9 te yadirganmamahdir. Ebu'l-Hasenat bu nimetin ona 
bir mucize olarak verildigine inanmaktadir. Aynca bu olayla Hz. Peygamber'in 
mi'raci arasinda kisa zamanda uzun mesafeler katetmek bakimindan bir miinasebet 
de kurulmaktadir. Hz. Siileyman'm ordusunun biiyukliigu ile ilgili olarak kitaplarda 
bulunan saglam-zayif her wrlii rivayete yer veren Ebu'l-Hasenat sozu soyle baglar: 
"Tarihi olaylar ve kissalarla ilgili bu turden daha pek 50k rivayet vardir, ancak biz 
bunlardan Kur'an'm soyledigine ve sahih haberlerin isaret ettigine inanmak 
durumundayiz." 401 

Kannca vadisinin yeri Ebu'l-Hasenat tarafmdan kaynaklan verilmeyen ti? 
farkli rivayetle belirlenmeye ^ahsilir. Bir rivayete gore Hz. Suleyman, ordusu ile 
birlikte gokte ucarken asagida gordiigu vadiye inmek ister, onlan goren bir kannca 
yere inecek ordu tarafmdan ezilmemeleri i?in arkadaslanni uyanr. Suleyman 
peygamber 119 mil uzaktan onlann konusmasim duyup biraz sesli olarak guler. Kus 
dilini bildigi belirtilen Hz. Suleyman nasil oluyor da kanncalann da konu§masim 
anhyor? sorusuna cevap bulmaya 9alisan Ebu'l-Hasenat sonunda, onlann da, U9an 
cinslerinin bulunmasi sebebiyle kuslar sinifma girebilecegini belirtir 402 . 

Hiidhud (ibibik=kokarca) kusunun nasil bir hayvan oldugu ve Hz. 
Siileyman'm ordusunda ne is gordiigu hususunda eski tefsirlerin biiyiik bir kisminda 
pek 90k rivayet bulunmaktadir. Ebu'l-Hasenat tefsirine bu rivayetlerden "hiidhiidun 
orduda topragin altmdaki suyun yerini bilen bir hayvan olmasi sebebiyle tutuldugu, 



398 

399 

400 
401 
402 



(Fatir (35: 32) UaUc &> U-«J*«.l jjJJI ^jtaDl UJ j5 l & ve (A'raf (7): 169) olxs3l I^ jS pj uis-^Juo ^» 
^ilAa ayetleri gibi. 

Tefsiril'l-Hasendt, IV, 1001-2 
Tefsiru'l-Hasendt, IV, 1002-4 
Tefsirii'l-Hasendt,W, 1006-7 
Tefsiru'l-Hasendt, IV, 1008 



202 



vadiye inen ordunun acil su ihtiyaci i9in aranan hiidhudiin ortalikta olmamasinin 
Hz. Suleyman'i kizdirdigi" seklindeki rivayeti ahr. Miifessire gore Hz. 
Siileyman'in, yaptigi hatadan Qtiiru Hudhud'ii ?e§itli cezalara 9arptirma tehdidinden 
hata yapan diger hayvanlann da cezalandinlabilecegi hukmti 9ikanlabilir. Tefsiru'l- 
Hasenat'a alman bir rivayete gore Hz. Siileyman bazi kuslan Hudhud'ii bulmalan 
i9in gorevlendirmis, sonunda kartal onun geldigini gormiis ve yanina giderek 
durumu ona bildirmi§. Rivayette bu iki kus arasinda ge9en konusma da yer 
almistir 403 . 

Tefsirii 'l-Hasendt'ta Sebe' Melikesi'nin (Belkis) kimligine ve ahvaline de 
genis yer aynlmistir. Buradaki rivayetlerin de btiyuk bir kismi senedsiz ve kaynaksiz 
verilmistir. Bunlar i9erisinde mufessir Ebu'1-Hasenat'm "her ne kadar §eriat-i 
mutahharada kadinin hukiimdarhgi cdiz degilse de burada Belkis 'in hiikumdarligi 
onun hdlet-i kufrunde olmustur... Qilnku Rasulullah (s.a.) kisrdnin kizi Mkumdar 
yapihnca "islerini kadinlara birakan kavimfelah bulmaz" demistir" sozii en dikkat 
9ekenidir 404 . Kadinin hukumdar olup olmayacagi hususunda bir tarti§ma a9maktan 
8te Ebu'l-Hasenat'in yaptigi mantik hatasina deginmek istiyoruz. O Belkis i9in kafir 
iken hukumdar olmasim uygun goriir bir ifade kullanirken -hadis'in ne maksatla 
s8ylendi|ini irdelemeksizin- yine kafir olan kisranm kizinin hiikumranligim yanlis 
buluyor. Dolayisiyla Ebu'l-Hasenat'in soyledigi sozle getirdigi Qrnek birbiriyle 
9elismektedir. 

Gonderilen mektubun hangi dille yazilmis oldugu hususunda da pek 90k 
rivayet bulunmaktadir. Ebu'l-Hasenat bunlar i9erisinden "mektubun Arap9a oldugu, 
melikenin Arap9a bildigi, Hz. Suleyman'in asil dili olmasa bile Arap9ayi bildigi" 
seklindeki rivayeti kabul eder. Bunun i9in en kuwetli delili ibn-i Haldun'un 
Mukaddime'sinin basinda yer alan "Himyerlilerin Arap9a konusup yazdiklan" 
yolundaki bilgidir 403 . 

Ebu'l-Hasenat'in Hz. Suleyman ve Belkis kissasiyla ilgili tefsiri iyice 
incelendiginde bazi noktalar hemen one 9ikmaktadir. Herseyden once o, yaptigi isin 
farkinda olmasina ragmen, tefsirini bir yigin zayif ve uydurma rivayet ile 
doldurmustur. O kendisine hedef kitle olarak "hadis denildiginde zayif veya 
uydurma olmasina W9 aldins etmeden kabullenen" Hanefl-Birelvileri se9tiginden bu 



403 bk. Tefsirii 't-Hasendt, IV, 1 009- 1 3 

404 bk. Tefsirii l-Hasendt, IV, 1 1 4 

405 bk. Tefsirii 'l-Hasenat, IV, 999, 1 1 6 



203 



nevi rivayetleri 90k rahat olarak tefsir kitabina almistir. Ustelik bu rivayetlerin 
tamamina yakimna hi? bir kaynak g6stermemistir. Bu rivayetler igerisinde 
azimsanmayacak oranda israili bilgilerin oldugu a?iktir. Bu ve benzeri kissalarda 
anlatilanlann mecazi ya da hakiki olmasi, uzerinde durulmasi gereken bir noktadir. 
Ebu'l-Hasenat bu kissada ge9en ogeleri, canhlan ve olaylan hakiki ve Hz. 
Siileyman'm mucizesinin bir parcasi olarak gormiistiir. Boyle olunca da kissayi 
anlatmaktan ote bir yorum getirme 9abasinda olmamistir. Biz bunlann mecazi ve 
sembolik ifadeler oldugunu iddia etmiyoruz ama bir miifessir olarak Ebu'l- 
Hasenat'in boyle bir ihtimali de goz oniinde tutmasi gerektigini diisuniiyoruz. 
Ctinkii sembolik (temsili) ifadeler bizzat Kur'an'da ve hadislerde yer almaktadir. 

Temel prensiplerinden biri de peygamberlerin gaybi bildigi inanci olan ve bu 
konuda geni§ bir literaturii bulunan Birelvi ekoliiniin onde gelen bir ki§isi olarak 
Ebu'l-Hasenat'in bu kissadaki bazi olaylan daha dikkatli yorumlamasi beklenirdi. 
Mesela Hiidhiid'den bahsederken, bu ku§un yer alti suyundan haberdar oldugu ve 
vadiye inen Hz. Suleyman'in ordunun su ihtiyaci i?in onu arattigmi, yazarken ya 
Hz. Siileyman'm gaybi bilemedigini soylediginin farkinda olamami§ ya da kasten bu 
konuya girmemistir. Halbuki ya Hiidhud'un suyun yerini bildigi kissasimn sihhatini 
ara§tirmasi ya da kendi diistincesiyle bu kissanin 9atisip 9ati§madigmi ortaya 
koymasi gerekirdi. Hiidhud'un Siileyman peygambare "ben senin bilmedigin bir 
seyi biliyorum" sozu de gayb konusunda uzerinde durulmasi gereken bir baska 
delildir. 

Gonderilen mektubun dili konusunda ortaya atilan spekulasyonlann da 
uzerinde durmak gerekir. Ebu'l-Hasenat bu dilin Arap9a oldugu hususunda israr 
etmi§ ve bununla ilgili deliller ortaya surmu§tur. Mektubun Arap?a olmama 
ihtimalinin yiiksekligi bir yana, Arap?a ya da ibranice olmasimn mektubu gonderen 
ve alan a9isindan neyi degistirecegi a9iklanmami§tir. Ebu'l-Hasenat mektubu 
Arap9a kabul edip ciimle yapisi uzerinde fikir yurutiiyor. Bu durumda Hudhiid'e 
atfen Kur'an'da bulunan ifadelerin de uzerinde durulmasi gerekir. £iinku bunlann 
ash kus konusmasidir (mantiku't-tayr) ve Kur'an'a ku§Iann 9ikardigi ve sadece Hz. 
Siileyman'm anladigi ku§ sesleri yerine insanlarca anlasilan sekliyle yansimistir. 
Ama ne gariptir ki Ebu'l-Hasenat Hiidhud'un sozleri i?in "bu kus ne de giizel 
Arap9a konu§uyormus" dememektedir. 

Burada ozet olarak denebilir ki miifessir Ebu'l-Hasenat tefsir yaparken Kur'an 
uzerinde ya hi? dusiinmemi§ ya da tefsirine kendi diisiincelerini yansitmak yerine 



204 



baskalanndan nakillerde bulunmayi daha uygun bulmusuir. Nasil Kur'an'i tefsir 
ediyorum iddiasiyla ortaya 91km eski kitaplarda olmayan ve insanlara degisik gelen 
birseyler soylemek yanhssa, tamamen baska kitaplardaki bilgileri nakledip Kur'an'i 
tefsir ettim demek de yanh§tir. Bunun adi olsa olsa tercume veya kes yapistir tiiru 
bir tasnif olur. Ebu'l-Hasenat bu simflardan birincisine girmese de bir ol9iide 
ikincisine girmektedir. £unkii tefsirdeki ba muhavere tercume ile lafzi tercume adi 
ustiinde tercume iken o tefsir bolumlerini de tercume haline getirmistir. 
Mufessirimiz tefsirine kendiliginden 50k az sey katmis daha 90k Alusi'nin Ruhu 7- 
ma'dm' sini Urducaya 9evirerek vermistir 406 . Tefsirin ?ogu yerinde bir rukunun ele 
ahndigi yirmi bes otuz sayfa iferisinde miifessirin kendisine ait ozgiin 
degerlendirmesi iki 119 sayfayi ge9memektedir. 

Ekoliin diger tefsirlerinde oldugu gibi bu tefsirde de Birelvi inan9 ve 
dii§uncesini tekid edebilecek ayetlerin a9iklanmasina daha fazla yer verilmis, bazan 
da asil mana saptinlmi§tir 407 . Birelvilerin hadis ve diger rivayetler hususundaki 
gevsekliginin bu tefsirde de kendisini gosterdiginden yukanda bir nebzecik 
bahsedilmisti. Kur'an'i anlamaya 9alisan ki§inin zihninin Kur'an atmosferinden 
uzaklastinci bilgilerle yorulmamasi gerekirken Ebu'l-Hasenat saglam zayif 
demeden her turltl gQrUsii tefsirine almistir. Tercume bolumii hari9 tutulacak olursa 
bu tefsirin insanlann Kur'an'i anlamasina katkida bulunabilecegine siipheyle 
bakiyoruz. 



c. Ahmed Yar Han Na'imi (1906-1971) ve Tefsir-iNa'tmTsi 

Birelvi ekoliinun onde gelen simalarindan olan Ahmed Yar Han 1 906 yilmda 
Bedayun'a yakm bir kasabada dunyaya geldi. Afganistan'dan gelip Hindistan'a 
yerlesen Patan (Pestu) bir sulaleden gelen Na'imi'nin babasi Muhammed Yar kii9uk 
bir medresede hocahk yapan ilim ehli bir kimse idi. Ahmed Yar babasiyla basladigi 
talebelik hayatmi Bedayun, Mirt (aj^) ve Muradabad gibi sehirlerde siirdtirerek 

icazetler aldi 408 . Yirmi yasmdaki mezuniyetini miiteakip hocasi Naimuddin 
Muradabadi'nin istegi (izerine kisa bir siire once mezun oldugu "Cami'a 



406 
407 
408 



Bu husus tefsirin ikinci cildinin sonunda yer alan tanitimda da belirtilmistir (bk. II, 926) 

Meselabk. Tefsirii'l-Hasendt, I, 13; II, 133-5,264 

Kevkeb, Abdunneb?, Haydt-i sdlik $eyhu't-tefsir mufti Ahmed Yar Han, Gucerat 1971, s. 17- 
34 (Kevkeb, Ahmed Yar Han) 



205 



Na'imiye"ye miiderris olarak girdi ve burada uzun yillar ders okuttu. Buradan sonra 
Gucerat (Pakistan) sehrine gitti ve bazi kisa kopmalar haric omruniin geri kalan 
kismini burada miiderrislikle ge9irdi ve kitaplanm bu sehirde te'lif etti 409 . iki evlilik 
yasayan ve be? defa hacca giden Ahmed Yar Han 1971 yilinda Gucerat'ta vefat 
ederek oraya defnedildi. Gucerat'ta kendisi tarafindan kurulan "Cami'a Gavsiyye 
Na'imiyye" medresesi vefatiyla oglu Mufti Iktidar Ahmed Han'm idaresine ge9ti. 

Ahmed Yar HSn Birelvi ekoltiniin en atesH savunuculanndan ve muhaliflere 
en sert cevaplari verenlerindendir. Onun gerek miiderris ve cami hocasi olarak 
bulundugu yerlerde halka yaptigi konusmalardaki iislubu 410 , gerekse yazdigi kitaplar 
buna sahittir. Tekfir konusunda onun da Ahmed Riza Han gibi pek aceleci oldugu 
kitaplanndan anlasilmaktadir. Ahmed Yar' in kendi ekolii ile diger ekoller 
arasmdaki ihtilafli konulan ihtiva eden meshur kitabi "C&u'l-Hak (2.c)"in yuzbin 
adetten fazla satildigi belirtilmektedir 411 . ihtilafli konulardaki diger iki kitabi Risdle- 
i nur ve Rahmet-i Hilda bi vestle-i evliyd adlanni tasimaktadir. Hadis ilmindeki 
kitaplan arasmda Mi§kat'in 9 ciltlik Urduca §erhi ile Na'imu'l-Bdri Ji in§irdhi'l- 
Buhdri adh Arapca Buhari serhi en onemlileridir. Na'imi'nin Kur'an ilimleri ve 
tefsirle ilgili kitaplan ise sunlardir: Tefsir-i Na'imi, tlmu'l-Kur'dn li tercemeti'l- 
furkdn, Nuru 'l-irfdnji hd§iyeti 'l-Kur 'an ve Fihrisu 'l-Kur 'dn m . 

Kur'an'la ilgili eserlerinden Nuru'l-irfdn Ahmed Riza Han Birelvi'nin 
Kenzii 'l-imdn'mm hasiyesi olup onunla birlikte basilagelmektedir 413 . tlmu 'l-Kur 'an 
li tercemeti'l-furkdri' da. ise Ahmed Yar, Kur'an, tefsir ve terciime ile ilgili 
goriislerini ortaya koymu§tur. Oldukca sert ve igneleyici bir uslupta yazilan bu 
kitapta Ehl-i Hadis, Diyobendi ve Ehl-i Kur'an ekollerine mensup ulemaya hakaret 
ve kiifure varan agir tenkitler getirilmistir. Na'imi Hmu'l-Kur'dri'm. girisinde 
eskilerin Kur'an'i terciime etmek isteyenler i?in ortaya koyduklan §artlardan 
bahsedip soyle der: 



409 
410 



411 
412 



413 



Kevkeb, Ahmed Ydr Hdn, s. 37-42 

Onun vaaz ve sohbetleri Mevd'iz-i Na'lmiye ve Net takrireyn (yeni konu?malar) adlariyla 
kitap Ia§tin 1m i§t lr . 

Kevkeb, Ahmed Ydr Hdn, s. 59 

Ahmed Yar Han Na'imt'nin hayati, du$Unceieri ve eserleri icin bk. Kevkeb, Ahmed Ydr Hdn; 
Zahir, el-Birelviyye, s. 53-4 

Baskilan icin bk. Han, Urdu terdcim, s. 42, 43, 48 



206 



"Bu titizlik, mllsIUmanlar mezhepsizlik ve dinsizligin agina dU§mesinler diye yapiliyordu. 
Onlar KadiyHninin nemenem bir bela, Diyobendtnin nasil bir pislik ve §eytan (Oj4») 414 
oldugunu, gayr-i mukallitlik (Ehl-i Hadis) ve ney<?iriyet'in (Seyyid Ahmed Han'm 
du§tinceleri) hangi felSkete dendigini ve £ekr§levf'nin nasil bir hayvamn (jjjb-) adi oldugunu 
neredenbilebilhierdi?!!." 415 

Kitabmin tamaminda bu tavnm siirduren Ahmed Yar ileride tefsirinden 
bahsedilecek olan ve Birelvilere yaptigi elestiriler ile bilinen Diyobendi ekoliinden 
Gulamullah Han'i tefsirindeki bazi diisiincelerinden dolayi mulhid/dinsiz olarak 
adlandirmistir. Pek 90k eksik ve olumsuz yOniine ragmen llmu 'l-Kur 'dn'm uzerinde 
diisiinulerek hazirlanmi§ bir kitap oldugu anlasihyor. icindeki bilgiler taassup ve 
baskalanna saldmdan uzak bir sekilde sunulmus olsa idi daha faydali olabilirdi. 

Tefsir-i Na'im! (E? refii't-Tefasir) 

Ahmed Yar Han, Tefsir-i Na 'imVnm (diger adiyla Esrefii 't-tefdsir) yazimina 
1944 yilinda ba^lami? ve yazim i?lemi 1971 'deki vefatma kadar devam etmi§tir. 
Vefatiyla yazimi Yunus suresinin 62. ayetinde (cuz 1 1) kalan tefsir oglu iktidar 
Ahmed Han Na'imi tarafindan ikmal edilmeye 5ali§ilmaktadir. §u ana kadar tefsirin 
15 cildi, her ciltte bir ciiz olmak iizere, basihp piyasaya suriilmu§tur 416 . Tefsir 
iizerindeki incelememiz 1973-1992 yillan arasinda peyder pey basilan 15 ciltlik 
nushanm Ahmed Yar Han adiyla cikan ilk 10 cildine dayah olarak yapilacaktir. 

Asil itibariyle bu tefsir Ahmed Yar'in Gucerat'a geldikten sonra sabah 
namazim miiteakip ba§lattigi Kur'an tefsiri derslerinin bir uriinudiir. Agir bir seyir 
ile devam eden tefsir derslerindeki ilk hatimin ders baslandiktan 19 yil sonra 
tamamlandigi ifade edilmektedir 417 . Talebeleri tarafindan yazilan bu dersler rmifessir 
tarafmdan gozden gecirilip gereken ilave ve 5ikarmalar yapildiktan sonra kitap 
uslubu kazandinlarak baskiya gonderilmekteydi. 

Ahmed Yar Han tefsirinin girisinde Urducada pek 90k tefsir bulundugundan 
bahsetmekte ve fakat bunlarm tamamen bozuk akidelerin iiriinu oldugunu iddia 
ederek Hindistanh miifessirleri halki aldatmak ve sapitmakla su^lamaktadir. 
Buradaki ifadelerinden Urduca tefsir mirasindan hi? birinin bir deger arzetmedigine 



414 

41S 
416 

417 



Bu kelime yukandaki iki anlami di?mda tamami menfi olan daha ba§ka aniamlar da 
ta§imaktadir (bk. SerhendT, llmt Urdu Lugat, o$# maddesi, s. 282 

limit 'l-Kur 'an li tercemet 'l-furkdn, Lahor ts., s. 4-5 
Baskilan 15m bk. H§n, Urdu terdcim, s. 47-8 
Kevkeb, Ahmed Yar Han, s. 53 



207 



inandigi anlasdan Ahmed Yar i§te bu sebeple Kur'an dersi vemieye ve tefsir 
hazirlamaya ba§ladigmi bildirmektedir 418 . Dogrusu onun daha onceki tefsir mirasim 
bir kalemde yok saymasi, hatta tahkir ve te2yif etmesi ilim ehli bir mufessir i?in 
kabullenilemeyecek bir durumdur. Kaldi ki kendisine kadar yazilan tefsirler 
igerisinde halka ve ilim dunyasma olduk9a faydali olan pek 90k Urduca tefsir 
bulunmaktadir. Ahmed Yar Han Na'imi tefsirinin kaynaklanm a9iklarken Arap9a ve 
Fars9a tefsirlerden Ismail Hakki Bursevi'nin Ruhu'l-beydrCmm, Fahreddin Razi'nin 
Mefdtihu'l-gaybhnm, Abdulaziz DihlevT'nin Tefsir-i AzfzVsimn, Tefsir-i Muhyiddin 
ibn Arabi'nin ve Ebu'l-Berekat en-Nesefl'nin Medariku't-tenzil'inin, Urduca 
tefsirlerden biittin Urduca tefsirler i9inde en iyisi dedigi hocasi Naimiiddin 
Muradabadi'ye ait Hazdinu 'l-irfdrCva. ve Urduca Kur'an tercumelerinden ise yine en 
iyi dedigi Ahmed Riza Han'in terciimesi Kenzu'l-imdn ft tercumeti'l-Kur'dri'm. 
adim verir 419 . 

Na'imi'ye gore Kur'an'i re'y ile tefsir haramdir. Ayetin tefsiri ancak baska bir 
ayet veya hadisle ya da sahabe, tabiin ve tebe-i t&biin kavli ile yapilabilir. Batmi 
tefsir miimkun olmakla birlikte batini yorumun zahirle 9eli§memesi gerekir. Kur'an'i 
tahrif, lafzi ve manevi olmak tizere iki turliidur. Yapilan yorum/tefsir icmaya, Islam 
akidesine, mufessir ve tefsirlerin icmasma ters oldugu takdirde Kur'an manevi 
tahrife ugratilmi§ olur. Bu devirde £ekralevT, Kadiyani, ve Diyobendilerin yaptigi 
tefsirler bu manevi tahrife girer ki nasil lafzi tahrif kufurse bu da kufurdur 420 . Tefsir 
yapacak olan bir kisi Kur'an'in maksadim anlamali ve ayet ile diger ayetler, Kur'an 
ile hadisler arasmdaki ilgiyi bilerek bunlardan 9eliskili gibi goriinenlere iyi bir 
tevcih yapmah ve boylece mevhum tearuzii ortadan kaldiracak selahiyette oldugunu 
ibraz etmelidir. Nuzul sebebi, nesh, ayetlerin tevcihi, mahzuflar, Araplann 
deyimleri ve tabirleri, muhkem ve miite§abih, kiraat farkhhklan ve Mekki-Medeni 
miifessirin kesinlikle bilmesi gereken hususlardir 421 . 

Tefsir-i Na 'imVde usul olarak once bir veya daha fazla ayetten olu§an Kur'an 
metni ve terciimesi verilmekte ardmdan tefsir edilecek Kur'an metninin bir onceki 
boliimle olan ilgisi ortaya konulmaktadir. Tefsirin ayetlerin terciimesi kisminda 
birisi bizzat Ahmed Yar'm digeri ise Ahmed Riza Han'in olmak iizere iki terciime 



418 

419 
420 
421 



Ahmed Yar Han, Tefsir-i Na'imi, Lahor 1973, I, 3-4. Burada onun "benim gibi kabiliyetsiz 
adam nere Kur'an tefsiri yazmak nere?" diyerek tevazu (!) gOsterdigini de belirtmeliyiz. 

Tefsir-i Na 'imi, 1, 4 

Tefsir-i Na 'imi, I, 26 

Tefsir-i Na 'imi, I, 27 



208 



yer almaktadir. Eserin, Tefsir, Huldsa-i tefsir, Fdide, Itiraz (varsa) ve Tefsir-i 
sufiyane gibi bSliimleri ise terciimeden sonra gelmektedir. Bu ana bashklann 
dismda konularla ilgili olmak iizere pek 90k ara bashk da bulunmaktadir. Tefsir ve 
Hiilasa-i tefsir bSlumlerinde biiyuk oranda Naimuddin Muradabadi'nin tefsirinde 
yer alan ibareler tekrar edilmistir. Boylece o, ekoliin her iki buyugune karsi 
vazifesini de yapmis olmaktadir. itiraz bashgi altmda o ayetle ilgili olarak halkin, 
hiristiyanlann ve diger ekollerin soru ve gQrtisteri ele alimp cevaplandinlmaktadir. 
Birelviler Hind alk kitasindaki ekoller i^erisinde sadece kendilerini sunni/Ehl-i 
Sunnet gordukleri ifin kendi dismdakilerin gortis, ve a?iklamalanni tenkitte ve 
cevaplamakta kendilerini yetkili gormektedirler. Her ayetin sonunda yer alan ve 
agirhkh olarak Ruhu'l-beydn ve Ruhu'l-ma'ani tefsirlerine dayanan "Tefsir-i 
sufiyane"de ise Birelvi ekoliinun tasawufl goru§leri ayetle ilintili olarak 
verilmektedir. 

Tefsir-i Na'imi'de her bir Kur'an ciizti 700-800 sayfalik bir cilt i9erisinde ele 
alindigindan burada yapilan tefsirleri aynisiyla aktarmak yerine ozetleme yoluna 
gidecegiz ve ancak 90k onemli bir ifade varsa onu alinti olarak gosterecegiz. ilk 
ornek olarak Al-i irnran Suresinin Hz. Meryem ve Zekeriyya'dan (a.s.) bahseden 37. 
ayetini aliyoruz. Ayetin meali §6yle: 

"Rabbi Meryem'e htlsn-U kabUl gOsterdi; onu gtlzel bir bitki gibi yeti§tirdi. Zekeriyya'yi da 
onun bakimi ile gttrevlendirdi. Zekeriyya, onun yanina, mabede her giri§inde orada bir nzik 
bulur ve "ey Meryem bu sana nereden geliyor?" der; o da: Bu, Allah tarafindandir. Allah, 
diledigine sayisiz nzik verir, derdi." 

Na'imi soze bu ayetle 35 ve 36. ayetler arasinda hangi noktalardan munasebet 

bulunduguna i§aret ederek ba§lar ve ardindan ayetin tefsirine ge9er. O ilk once 

i^LSii, j^a , v ^-»- ve i^sJf gibi bazi kelimelerin dil ve mana yonunden tahlillerini yapar 

ve bu tahlillere gore ayetin hangi konulara temas ettigini belirlemeye 9ah§ir. Ona 
gore Hz. Meryem, annesi Hanna'nm duasi bereketiyle 90k degisik bir 90cukluk 
hayati ya§ami§, heniiz 90k ku9ukken konusrnus ve emsallerine gore 90k hizh bir 
buyume seyri g6stermi§tir. Allah yine annesinin dilegini kabul edip (I4U1J) kendi 

kanununu degi§tirmi? ve Beytu'l-Makdis'in hizmetkarligma ilk defa erkek olmayan 
birinin kabiiliine izin vermi§tir. Bu olay Allah dostlanmn dualannin bir sonucu 
olarak ilahi kanunun degisebilecegini gosterir. Boylece Allah, c~o- uu i^j? 5 ayetinde 



209 



de ifade edildigi gibi onu hem madden (meyvelerle) hem de manen (Allah bilgisi ve §uuru 
ile) yeti§tirip buyiitmu§tiir 422 . 

Zekeriyya aleyhisselam'in klm oldugu, onun Meryem'in yetistirilmesini 
iizerine aldiktan sonra ne yaptigi, mihrab'in ne manaya geldigi, Hz. Zekeriyya'nin 
Meryem i9in yeni bir yer (mihrab) insa edip etmedigi konulanyla ilgili tartisma ve 
rivayetler de "Tefsir" bashgi altinda verilmistir. (!„ \&x& os-j ifadesinin 

a9iklamasmda Hjj kelimesiyle neyin kasdedildigi iizerinde, bazi spekiilasyonlar 

sebebiyle olacak, daha dikkatli olarak durulur. Ahmed Yar Na'imi'ye gore bu 
kelimedeki tenvinin ta'zim i9in olmasi Meryem 'e lutfedilen nimetin alisdmisin 
disinda pek degerli oldugu sonucunu verir. )>xa viU^i deki ^ kelimesi "nereden" ve 

"nasil" manalanna gelirse de burada "nasil" demektir. Hz. Zekeriyya, kendisinden 
ba§kasimn girmedigi odaya bu meyvelerin Allah katindan geldigmin idrakinde idi. 
Sirf Meryem'in de olaym farkinda olup olmadigmi anlamak maksadiyla ona "bu 
meyveler sana nereden ve nasil geliyor" sorusunu yoneltir. Verdigi cevap (bazi 
mufessirlere gore o vakit ku9iik bir 90cuk olan) Meryem'in Allah bilincine, O'na 
olan yakmligma ve O'nun katindaki derecesinin yuksekligine a9ik9a isaret eder. 
Na'imi'nin bey&una gore, ayetin sonundaki uL> jju *& ^ jjjj 4ii o' ifadesi 

Meryem'e de ait olabilir Allah'a da, aynca oUs» kelimesi hem "sayisiz" hem de 

"sorgusuz sualsiz" manalanna gelirki buraya her ikisi de uyar 423 . 

Ahmed Yar Han "Hulasa-i tefsir" bashgi altinda yukaridaki bilgileri degisik 
ifadeler ile tekrarlayip bunlara bazi yeni seyler ilave eder. Burada iizerinde en genis 
olarak durulan konu "vaki'a" ba§hgi altinda verilen Hz. Meryem'in, dogumunu 
miiteakip kimin gozetimine birakilacagi ile ilgili rivayetlerin tahlilidir. Na'imi bu 
konudaki bilgilerin bir kismini Ismail Hakki Bursevi'nin Ruhu'l-Beydn ve hocasi 
Muradabadi'nin Hazdinii 1-irfdn tefsirlerinden nakleder, geri kalam i9in ise kaynak 
gostermez. I9lerinde Hz. Muhammed, Hz. Ibrahim, Hz. Yahya ve Hz. Meryem'in de 
bulundugu insanlik tarihinde daha be§ikte iken konu§an 11 90cugun adlanmn 
verildigi baslik Latife adini tasimaktadir 424 . 



412 
423 
424 



Tefsir-i Na 'imi, III, 457 
Tefsir-i Na'imi, III, 458-60 
Tefsir-i Na'imi, III, 460-2 



210 



Miifessir Na'imi'nin bu ayetten fikardigi 12 sonug (faide) verdigi btittin 
bilgilerin ozeti mahiyetindedir 423 . Bunlardan bazilan §unlardir: 

1. Keramet haktir ve evliyaullahin menakibini okumak Siinnet-i 
tlahiye'dendir. Bu sebepie Ahmed Riza Han Birelvi'nin vefatimn 11. gecesini 
(giyarvin) anma merasimlerinde evliyanin menakibi okunur. 

2. Velayet, ki§iye, Meryem Srneginde oldugu gibi, 90cuklukta verilebilir. 
Velayet ntibtiwetin golgesidir, niibuwet de hemen cocuklukta verilebildigi gibi 
(Hz. Isa Srnegi) 40 yasmdan sonra da verilebilir. 

3. Nasil ki sevap elde etmek maksadiyla Imran'imn kizi Meryem'i tekefrul 
etmek i$in yan§ilmi§sa aym sekilde biiytik insanlann 90cuklanna bakmak ve onlarla 
ilgilenmek de sevap vesilesidir. 

4. ihtilafh konvdarda sonuca kura ile varmak peygamberlerin sunnetidir. Eger 
bugun segim yerine adaylann ismi kura ile belirlense ne kadar iyi olur. 

5. Hanna Qrneginden ihlasin duada 90k Qnemli bir yen oldugu anla§ilmi§tu-. 

6. Meryem'in mescidde, daha kii9uk bir 90cuk iken, Hz. Zekeriyya'ya 90k 
guzel cevaplar vermesinden evliyaullaha ilm-i ledtinni verildigi istinbat edilmistir. 

7. Biiytik insanlann ( S^) duasiyla ilahi kanun degi§ebilmektedir. Hanna'nin 

duasinin kabul edilerek Meryem'in Beytu'l-Makdis'e kabul edilmesi ve orada ona 
bir oda tahsisi bunun ornegidir. Aym sekilde Rasulullah'm (s.a.) duasi ve arzusu ile 
kible degi§mi§, Hz. Ibrahim ve Zekeriyya'mn dualanyla adeten 90cuk 
doguramayacak derecede ileri yasta olan kanlan 90cuk dogunnustur. 

Tefsiri yapilan ayet hakkinda ba§kalan tarafindan yapilan (kendisine gore) 
yanh§ a9iklamalara cevap vermek i9in a9ilan "itiraz" ba§hgmda dort itiraza cevap 
verilmistir. Kadiyanilerin Ujj kelimesi i9in "bu ilim demek degil midir?" sorusuna 

"Kur'an'i re'y ile tefsir etmek kururdur" diyerek cevap verir. Hiristiyanlann 
"Meryem'in mescidde inzivaya 9ekilmesi olayi muslumanlann da boyle 
davranmasim gerektirmez mi?" sorusunu ise "ruhbanhk Islam'da yasaklanmi§tir, 
iistelik Meryem'e ruhbanhk emredilmemi§ ancak annesinin de yonlendirmesiyle o 
boyle yapmisftr" seklinde cevaplandmr ve "ruhbanhgin Hiristiyanhga sonradan 
sokuldugunu Hadid suresinin 27. ayetiyle isbat eder. Diger iki itiraz ise pek miihim 
olmadigi i9in buraya almryoruz 426 . "Tefsir-i sufiyane" bashgi altmda iki ayn batini 

425 Tefsir-i Na 'imi, III, 462-4 

426 Tefsir-i Na 'imi, III, 464-5 



211 



ve tasawufi yorum arzedilmistir. Bu yorumlardan her ikisinde de ayette gegen sahis 
ve kelimelere asil manasimn disinda mecazi manalar yiiklenmis. ve kabullenilmesi 
zor ve tasdiki imkansiz te'villerde bulunulmustur 427 . 

Al-i imran suresi 37. ayetinin yukanda kisa bir ozeti arzedilen tefsirinde 
Ahmed Yar Na'imi'nin dilbilgisi kurallanm, rivayetleri ve muhakemesini 
kullanarak (muhteva hari9) ba§anh bir tefsir ortaya koydugu ve okuyucunun 
konulara kolay intikalini saglamak i9in bilgileri iyi bir diizenleme ile sundugu 
gorulmektedir. Tefsirin muhtevasi hakkinda ise sunlan soyleyebiliriz: Ayni 
zamanda bir hadis alimi olan Na'imi, klasik hadis kitaplannda kolayhkla 
bulnnabilecek rivayetler ifin bile muahhar dSnemde yaziian tefsirleri (Ruhu 1-beydn 
ve Ruhu'l-ma'am) kaynak gostermistir. Buna ilaveten bazi rivayetlerde hadis 
kaynagi vermedigi gibi bir tefsire de isaret etmemis ve -bir yer haric- hadisin 
derecesini g6steren (sahih, hasen...gibi) herhangi bir ifade kullanmamistir. Bunun 
Birelvilerin hadislere karsi yaklasimindaki genel tavinn bir yansimasi oldugunu 
tekrar hatirlatmakta yarar vardir. Kaynagi verilmeyen rivayetlerden pek ?ogunun 
zayif oldugu ve asilsiz israili bilgiler icerdigi gortilmektedir. 

Diger bir nokta Na'imi'nin bu ayetten kendi ekoluniin gSrusleri i?in deliller 
9ikarmasidu-. Bunu yaparken kullamlan oncullerin saglamligi durumunda 
soylenecek bir soz olamaz. Mesela o "buyiik insanlann {S&) duasiyla ilahi kanunun 

degisebilecegini" soylemis ve buna delil olarak da "onceden yasaklanmis iken 
Hanna'mn duasi ile Meryem'in Beytu'l-Makdis'e kabul edilmesini ve orada ona bir 
oda tahsisini" gostermistir. Bunu soylerken Beytu'l-Makdis'e daha once kiz ve/ya 
kadin (hizmetkar/rahibe) almmasinin haram oldugu hususunda saglam ya da zayif 
W9 bir delil ileri surmemistir. Eger ortada bir delil yok ise biz nasil "bu yasakti" 
diye bir hiikiim ihdas edip daha sonra bunun degismesini (?!) ilahi kanunun 
degismesi olarak tammlayabiliriz? Burada tartisilan konu salih kullann duasi ile 
Ilahi kanunun degi§ip degi§meyeceginden 90k ortada olmayan bir hiikme gore yeni 
bir hukiim ihdasidir. Na'imi'nin, peygamberlerin duasi ile bazi ahsilmisin disindaki 
(harikulade) §eylerin oldugunu soylemesi ise bunlar mucize oldugu i9in "buyiik 
insanlann duasiyla ilahi kanun degisebilir" soziine delil olmaz. Peygamberler bile 
her istedigi vakit mucize gosteremez iken nasil olur da sair insanlar arzu edince 
mucizeyi bile golgeler tarzda ilahi kanun degistirilip onlann istedigi olur. Burada 
kerametin bile simrlanm a§an bir sonuca vanlmak istendigi sezinleniyor. 



Tefsir-i Na 'imi, III, 465-6 



212 



Ge?mi§ (immetlerin ahvalinden bahseden ayetlerden hareketle evliyaullalnn 
menalubinin okunmasimn Siinnet-i flahiye olmasi, Ahmed Riza Han Birelvi'nin 
vefatinin 1 1 . gece kutlamalannin, ifinde evliyamn menakibi okundugu i?in mesrii 
sayilmasi, evliyaullaha ilm-i ledunninin verilmesi, ihtilafli konularda sonuca kura ile 
varmanin peygamberler siinneti olmasi hep ihtiyatla yaklasilabilecek yorumlardir. 
Na'imi, leh ve aleyhteki delilleri kullanmadan konuyu tek boyutlu ve yanli olarak 
ele aldigi igin vardigi sonu? muteber olmamistir. O bu tefsirine muhatap kitle olarak 
avami se9tiginden, havassm bile anlamakta zorlanacagi tasawufi yorumlann tefsire 
ahnmasi zannimizca uygunsuz ve luzumsuzdur. Ciinkii, saglayacagi cuz'i faydalar 
dusxinulerek, tefsirde bir yenilik olsun diye konulan bu bilgiler genel okuyucu 
kitlesinin kafasim kanstirmaktan oteye gitmez. 

Tefsir-i Na'imi tarn bir tefsir olmadigi i?in ^esitli konulardaki ayetleri bir 
arada degerlendirme imkam bulunmamaktadir. Bu eksiklik bir 6l$Me onun Umu 7- 
Kur'dn adh kitabmda giderilmistir. O burada 9esitli Kur'ani istilah ve konulan ilgili 
tiim ayetlerin isiginda degerlendirmistir. Bu konulardan bin "Gercek Dinin 
Bilinmesi" 428 bashgi ile verilmistir. Na'imi konuyla ilgili sekiz ayeti saydiktan sonra 
bunlan yorumlar ve gortislerini ortaya kor. Bu ayetler sunlardir: 

1 . Ey iman edenler! AHSh'tan korkun ve dogrularla berSber olun (Tevbe (9): 1 1 9) 

2. Bize dogru yolu gOster. Kendilerin llituf ve ikramda bulundugun kimselerin yolunu...(FStiha 

(1): 6-7) 

3. Iste o peygamberler Alllih'in hidayet ettigi kimselerdir. Sen de onlann yoluna uy... (En'am 
(6): 90) 

4. ... Onlar: Senin ve atalarin Ibrahim, Ismail ve ishak'm ilahi olan tek AllSh'a kulluk 
edecegiz. ...(Bakara (2): 133) 

5. Sizin icin All&h Rasulttnde gUzel bir Ornek (Usve-i hasene) vardir. (AhzSb (33): 21) 

6. ...De ki: Hayir! Biz, hantf olan JbrahTm'in dinine uyariz. (Bakara (2): 135) 

7. Kendisi i^in dogru yol belli olduktan sonra, kim peygambere karsi ?ikar ve mil'minlerin 
yolundan baska bir yola giderse, onu o yOnde birakinz ve cehenneme sokariz; o ne k8tti 
biryerdir. (Nisi (4): 115) 

8. iste bOylece sizin insanhga sShitler olmamz, RasGl'un de size sahit olmasi icin sizi mutedil 
bir millet kildik. (Bakara (2): 143) 

Na'imi'ye gore yukandaki ayetler ger9ek dinin alametlerinin iki oldugunu 
gostermistir. Bunlardan birincisi, ger9ek dinde dogru insanlann, yani; evliyaullahm, 



428 



Basjikta gecen wAjm lafzi Urducada cogunlukla "din" manasmda kullamlmakla birlikte 
"mezhep ve firka" manasmda da kullamhr. Ba§hktaki 0^44 'afzi ise "tammak, bilmek" fiilinin 

masdan olmakla birlikte "alamet" manasmda da kullamhr. Bu sebeple bashk "Gercek Dinin 
Alameti" seklinde de tercilme edilebilir. 



213 



salihinin ve Rabbani alimlerin bulunmasi, ikincisi ise, onun tiim halkin dini 
olmasidir. icinde evliyaullah ve salihinin bulunmadigi kiiciik kiiciik firkalar yanhs 
yol iizeredir. Ona gore bu meyandaki ayetlerin tefsiri su hadistir: "^vf &i$*ji f$*ji - 

Musltimanlann kahir ekseriyetine uyun." Bu Rasulullah'tan (s.a.) bu yana amme-i 
muslirninin uyageldigi dine siz de uyun, demek olur. Sonra Ahmed Yar soyle der: 

"Kabul ediniz ki bu iki Ozellik bugfln sirf Ehl-i Sunnet mezhebinde gOrfllmektedir. 
Kadiyanilik, ST'a, VehhlbTlik, Diyobendilik ve CekralevTlik'te ne eskiden evliy§ullah vardi ne 
de simdi var. BUtUn ^i§tT, K§diri, SUhreverdt ve Nakjibendfler sirf sUnirf mezhepten 
olagelmistir ve bugtin de sUnn! mezheptedirler. Ayni $ekilde Rasfllullali'a (s.a.) ta'zim, ondan 
dilekte (hScet) bulunttiak, onu Slimu'1-gayb bilme ve bunun gibi hususlar halkin inan?lan 
olarak yajanmistir ve bugtin de bflyledir." 

Na'imi, her firkanin tarihi ile bilinecegini soyleyerek yukanda ismini verdigi 
firkalann tarihinin, onlan olu§turanlarla simrh kahp islam'in ilk devrine kadar 
ulasmadigim, bunlardan sadece Ehl-i Sunnet mezhebinin Rasulullah'ui (s.a.) 
yolunun devami oldugunu soyler. Ona gore gayr-i mukallitler (Ehl-i Hadis) ve 
Diyobendiler tarih itibariyle AbdulvehMb Necdi'ye dayandiklan icin 
Vehhabi'dirler 429 . 

Ahmed Yar burada yaptigi yorumlan Tefsir-i Na'fmi'de yukandaki ayetleri 
tek tek ele alirken yapmamistir. Orada da bazi genel ifMeler kullanmis ve Ehl-i 
Sunnet' i one 5ikarmissa da bu tarzda saldirgan degildir 430 . Yukanda goriildugii gibi 
Ahmed Yar tefsir yapayim derken buyuk bir demogoji yapmistir. ^unkii mesela 
Diyobendiler ve Ehl-i Hadis hem kendilerini Vehhabilige nisbet etmekten ka5inmis 
hem de prensipleri itibariyle Vehhabilikten farkhdirlar. Bu ortada iken Ahmed Yar, 
onlari halk indinde pek makbul olmayan bir isimle adlandirarak karalamak 
istemistir. Diger bir husus Ehl-i sunnet kavraminm kullanisiyla ilgilidir. Ahmed 
Riza Han Birelvi kurdugu cemaatin admi Cemaat-i Ehl-i Sunnet koymakla 
yuzyillardan beri stiregelen Ehl-i Sunnet diisiincesinin sohretinden istifade etmek 
istemistir. Ayni seyi Na'imi yapmis ve nasil Ehl-i Sunnet yolu yollarm en iyisi ise 
bizim de adimiz ehl-i sunnettir, biz de cemaatlerin en iyisiyiz, bizim disimizdakiler 
sapikliktadir demek istemistir 431 . Eger 6l?u Hanefi mezhebi mukallidi olmak ise 
Diyobendiler de koyu Hanefidir, eger ^istiyye, Nak§ibendiyye ve Suhreverdiyye 
tarikatindan olmak onemli ise Diyobendi ekoliinun fikir babasi Haci imdadullah 



429 bk. ilrnu 'l-Kur 'an, s. 244-8 

430 Mesela bk. Tefsir-i Na "imi, V, 453-8 



431 Ahmed Yar bu kendisini "en iyi bilen ki§i" gOsterme tavnni tefsirinin ?e§itli yerlerinde 
gOstermistir (mesela bk. Tefsir-i Na 'imi, III, 459). 



214 



Tanevi ve hocalanmn biiyttk kismi £istiyye tarikatindan idi, yok eger 6lcii itikadi 
mezhep ise her ikisi de birbirinden pek farkh degildi. Bu durumda meselenin bunlar 
olmadigi anlasdryor. 

Son soz olarak §unlan diyebiliriz ki, Ahmed Yar tefsirinde Szellikle Ruhu 7- 
beydn, Ruhu'l-ma'dnt, Hdzin ve Tefsir-i kehtr'den cokca istifade etmi§se de ilmi 
yeteneginin yardimi ve harcadigi emek ile onlan giizel mezcetmistir. Hadis ve diger 
rivayetlerde asil haynaklara inmemi§se 432 de kelime tahlilleri ve dilbilgisi kaidelerini 
kullanmadaki ba§ansi ile bu kusurunu Srtmustur. Miifessirin tefsirindeki en onemli 
eksikligi -biitiin diger ekollerde oldugu gibi- kendi gurubu olan Birelvi ekoluniin 
prensiplerini tasdik etmek ve diger ekolleri hatali gostermek ifin Kur'an ayetlerini 
kullanmak olmu§tur. Bu ise Hindistan ve Pakistan'da bir yanhs tutum olarak hep 
siiregelmis. ve malesef yeni nesillere de sirayet etmi§tir. 



d. Pir Kerem §ah Ezheri (d. 1918) ve Ziy&ul-Kur'amh 

Pir Kerem §ah, Birelvi ekoluniin istikamet ve itidal sahibi bir temsilcisi olup 
halen hayattadir. O, 1918 yihnda Pakistan'in Sergoda (l&a^» iline bagli Beyra 

(c.^) kasabasinda diinyaya geldi. ilim ve tasawuf ehli koklii bir aileden gelen 

Kerem Sah'm soyunun meshur mutasawif Bahauddin Zekeriyya Multani'ye kadar 
dayandigi belirtilmektedir 433 . Kerem §ah 1936 yihnda Beyra'daki liseden mezun 
oldu, dini tahsilini ise babasi tarafindan 1925'te kurulan "Darululum-i 
Muhammediye Gavsiyye"de tamamladi. Daha sonra babasi onu meshur hocalarm 
oldugu merkezlere gondererek hadis ve diger islami ilimlerde desler almasim 
sagladi. Bu ciimleden olarak 1942 yihnda Birelvi ekoliinun onde gelen 
§ahsiyetlerinden Naimtiddin Muradabadi'nin medresesine kaydolup 
Muradabadi'den dersler okudu. Kerem §ah 1945 yihnda Pencab Universitesi'nde 
lisans ogrenimini tamamladi ve babasimn te§viki ile 1951 yihnda Ezher Universitesi 
§eriat Fakiiltesine kaydoldu. Burada Muhammed Ebu Zehra, Muhammed Mustafa 



Onun hayatini yazan talebesi Abdunnebi Kevkeb de Tefs?r-i Na'fmi'nin bu a?ilardan yetersiz 



kaldigini ve isrSilf rivayetler i?erdigini itiraf etmi§tir (bk. Ahmed Yar Han, s. 58). 

Bah§, HSfiz Ahmed, "Ziy§u'l-Ommet ek inkilab afi 
Ezheri), Lahor 1990, 14-5 (Bah§, "Ziyau'l-Ummet") 



433 Bah§, HSfiz Ahmed, "Ziy§u'l-0mmet ek inkilab aferin ?ahsiyyet", Makdlat (Pfr Kerem $ah 



215 



§elebi ve Ahmed Zeki gibi hocalardan okuyarak 434 Sgrenimini ii? buguk yil gibi kisa 
bir zamanda tamamladi ve 1954 yilmda Paldstan'a dondii. 

Pakistan sirf seriatim tatbik etmek islam i^in kurulan bir devlet olmasma 
ragmen aradan fazla bir zaman ge?meden devletin idaresi ve biirokratik gQrevler 
hep Islami suurdan yoksun kimselerin eline ge9misti. Bu durum diger pek 90k din 
alimi gibi Kerem §ah'i da uzmekteydi. Bu sebeple o, kendisi Ezher'de iken vefat 
eden babasindan kalan medresenin idaresini Ustlendi ve 1957 yilinda burada hem 
dini hem de modern bilimlerin okutulacagi bir dtizenleme yapti, bu ama?la yeni bir 
program hazirlatti. Bu program icerisinde siyasal bilgiler ve ekonomi zorunlu ders 
idi ve ogrenci isterse buradan fakiilte mezunu olarak 9ikabilecekti. Bu programm 
temel gayesi mezunlanm devlet gorevlerine yerlestirip devlet kademelerindeki 
sekiiler/laik yapiyi kirmak ve boylece toplumda bir denge saglamakti. "Darululum-i 
Muhammediye Gavsiyye" bu haliyle kisa zamanda sohret yapti ve mevcut talebi 
karsilayamamasi iizerine baska sehirlerde 8 subesi asildi. 

Kerem §ah Ezheri'nin nesriyat sahasindaki ilk giri§imleri 1960 yillannda 
9ikarmaya basladigi "Ziyaey HarerrC m dergisi ile oldu. Pakistan'm kitap 
piyasasmda 9ikardigi baski kalitesi yiiksek kitaplarla adini duyuran Ziyau'l-Kur'Sm 
Publications onun tarafindan 1394/1974 yilinda kuruldu. Pakistan'm en onemli 
sikintilarmdan biri olan cemaatler arasi asm ihtilaf Kerem $ah'i rahatsiz etmis ve 
bu ihtilaf ve kavgayi durdurmak i9in 1976 yilmda bes maddelik bir oneri 
yaymlayarak taraflan itidale 9agirmistir. 01duk9a begeni toplayan ve ses getiren bu 
bes madde, taraflann birbirini anlayip kavramadan aleyhte atip tutmamasi, 
insanlann birbirini tekfirden uzak durmasi ve herkesin Rasulullah (s.a.) efendimiz 
hakkmda daha dikkatli yazip 9izmesi seklinde ozetlenebilir. Siyasetle islam'in ve 
iilkenin menfaatleri i9in ilgilenen Kerem §ah 1970'lerde olduk9a yaygm olan 
komunist ve sosyalist diisiinceye savas a9mis ve onlara "Pakistan islam'in avucunda 
dogmus ve islam'in avucunda buyumustur. Pakistan var oldukqa da onun 
semdlannda islam'in bayragi dalgalanacaktir" demistir 436 . Hatta o yillarda 
komunizmin bayraktarligim yapan Ziilfikar Ali Butto'yu Larkana'daki i?ki alemi 
sebebiyle dergisinde elestirdigi i9in 1977 yilmda 4 ay hapse mahkum edildi. 437 



434 

435 
436 

437 



Bu hocalardan aldigi takdir beigeleri icin bk. Bah§, "Ziyau'l-ammet", 22-37 
Bu derginin pek 90k eski sayisi ISAM kiituphanesi icin temin edilmi?tir. 
Bah§, "Ziyau'l-ummet", 64 
Bah?, "ZiySu'l-Ummet", 64-7 



216 



Pir Kerem §ah Pakistan'm gesitli ser'i mahkemeleri icin raporlar hazirladi ve 
onlann bazisinda Uyeliklerde bulundu. Ziyaulhak'in isbasina gecmesiyle islam 
hukukunun kanunlastinlmasi faaliyetleri hiz kazandigi icin cesitli fikir ekollerine 
mensup ulemadan istifade edilme yoluna gidildi. Bu ulemadan biri olarak o, hem 
Federal §eriat Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi'nde Uyeliklerde bulundu hem de 
islami kanunlan hazirlayan Islam Diistincesi Konseyi'ne (islami NazariyyM 
Konsiil) raporlar 438 yazdi. Kendisiyle idaresini yuruttiigu "Darululum Muhammediye 
Gavsiyye"de 1994 yihnda yaptigimiz goriismede hem bazi suallar sormak hem de 
tefsiri ve diger kitaplanyla ilgili bilgi almak firsati bulduk. Halen ileri yasma 
ragmen ilmi ve sosyal faaliyetini kesintisiz olarak surdurmekte, ingiltere ve diger 
Avrupa iilkelerinde toplantilara istirak etmektedir. 

Bolgesel dillerin yamnda Farsca, ingilizce ve Almanca'yi da biien Pir Kerem 
§ah'in tefsiri dismdaki eserlerinden en onemlisi Ziydu'n-Nebi admdaki siret 
kitabidir. Kitabm 1994 yihna kadar ilk dort cildi basilmis olup besinci ve son 
cildinin yazmu surmekteydi. Kerem §ah Ezhen, Ziydu 'n-NebVmn besinci cildini 
mustesriklerin Hz. Peygamber (s.a.) hakkmda yazdiklanna cevap maksadiyla 
hazirladigini bize sifahen ifade etmistir. Hadis munkirlerine cevap ifin yazdigi 
Sunnet-i Hqyrii 'l-endm ve Kadiyanilere cevap icin yazdigi Hatm-i nubiiwet diger 
iki onemli 9ahsmasidir. iki cilt halinde yaymlanan Makdldfi ise dini, milli, siyasi 
ve iktisadi konulardaki makalelerini ihtiva etmektedir 439 . 

Ziyau'l-Kur'an 

Pir Kerem §ah'in en meshur eseri suphesiz ilk cildini 1965 yihnda ne§rettigi 
Ziydu'l-Kur'dn adh tefsiridir. Tefsirin ikinci cildi uzun bir aradan sonra 1970 
yihnda cikmis, son siirelerin tefsiri ise 1977 yihnda hapishanede yazilmis ve ikinci 
baskiya yetistirilmistir. ilk basta uc cilt olarak tasarlanan tefsir ilk iki cildin baski ve 
dizaynmin kottilugu sebebiyle yeniden duzenlenmis ve bu maksatla kurulan 
yaymevi tarafindan 1978 yihnda tamami yeni bastan ve 5 cilt (3582 sayfa) olarak 
basilmistir. Doktora tez cahsmazi vesilesiyie iizerinde inceleme yaptigimiz tefsirler 



438 



439 



Bu raporlarin bazilan i?in bk. Kerem §ah, Pir, "islami NazarriyySt! Konstll key sevaiSt key 
cevab§t", Makdldt, II, 425-53 

Pir Kerem §ah'in hayati HaTiz Ahmed Bah? tarafindan bUttln detayryla yazilmi? ve 
Makalat'mm ba§ina dercedilmijtir (bk. "Ziyau'I-Ommet", 13-87. Ayrica bk. Fuyuzurrahm&i, 
Tedriif-i Kur'dn, s. 363 



217 



icerisinde Ziydu'l-Kur'dn'm en iyi yazi, dizayn, baski kalitesi ve kagida sahip 
oldugunu sSyleyebiliriz. 

Tefsirin tanitimina gecmeden Qnce miiellifin neden boyle bir tefsir hazirlama 
ihtiyacini duydugundan bahsetmek uygun olacaktir. Yaptigimiz gSriismede bu 
soruyu Pir Kerem §ah'a §ifahen sordugumuzda bize, tefsir yazmak icin yola 
cikmadigim, asil gayesinin bir Kur'an tercumesi hazirlamak oldugunu ifade 
etmislerdir. Onu Kur'an tercumesi hazirlamaya iten sebebin ise, hem "ba muhavere" 
hem de "lafzi" 440 tercumelerin okuyucuya tarn manasiyla faydah olamamasi, bu iki 
metodun iyi yonlerinin almarak meczedilmesi ve noksan kalan yerlerin ikmali 
sonucunda iyi bir tercume ortaya cikarilabilecegi diisiincesi oldugu soylenmistir. 

Ona gore diger onemli bir husus, bazi Kur'an lafizlan iizerinde derinligine 
arastirma yapilmadan zahiri manasiyla tercume edilmesidir. Mesela FatiM 
suresindeki ^*«JUi! tj, terkibi Urduca tercumelerin cogunda "...alemleri yetistirip 

terbiye edene ( yjj ,-JL )...", "...alemlerin salubine (^uu)..." ve benzeri sekillerde 

tercume edilmistir. Halbuki o, kelimesi masdardir ve asil manasi u*&$ u*a ^Jjvt 

oafju&rft ^m> 4/ur ^ji ^i\ <uj metninde aciklanmistir. Buna gore ayetin manasi 

"[Biitun hamdler] alemlerin tamamini kemal mertebesine kadar ulastirana [olsun]" 
demek olur. Aym durum Fetih suresinin ilk iki ayetinde de gorulmektedir. Fetih 
hadisesi ile Rasulullah'in (s.a.) gecmis. gelecek giinahlanmn bagisjanmasi arasinda 
bir ilgi goremeyip konuyu bir ay kadar arastiran Pir Kerem §ah su sonuca ulasir. >_j$ 

kelimesinin manasi sadece "gunah" demek olmayip, o^Ms o' ^^ via ^J& ^ 3 

ayetinde 441 oldugu gibi "su? zanni, su? isnadi ve ilzami" manasim da tazammun 
eder. Buna gore Fetih suresinin ilk iki ayeti "Yakinen, biz sana muhtesem bir fetih 
verdik ta ki Allah senden, uzerine (gerek hicretten once ve gerekse hicretten sonra) 
getirilen ilzamlen (atilan suclan) uzak kilsm..." demek olur 442 . Boyle olunca da 



440 
441 

442 



Bu tercllme usllllerinden tezin birinci boltlmunde bahsedilmi§tir. 

$u'ara (26): 14 

[Yani, mU§rikler onu yeni bir din uydurmakla, insanlari yoldan cikartmakla ve sapitmakla 
sufluyorlardi. Halbuki Allah'a iftira atmami?, ve Allah'm destegiyle iki ki§i olarak ?iktigi 
Mekke'ye koca bir ordu ile gelmijti. BOylece m(l§riklerin iftiralan bo? 9ikmi§ oldu] 



218 



Kerem §ah Mekke'nin fethi ile ayetin geri kalan kismi arasindaki mana 
kopuklugunu gidermis olur 443 . 

Pfr Kerem §ah'in miistakil olarak da basiian Kur'an terciimesindeki bazi 
yenilikler ve derinlik sebebiyle bazi ilim cevreleri "Ziydu'l-Kur'an tefsirinin en 
bityiik ozelligi igindeki Kur'an terciimesidir" degerlendirmesini yapmistir 444 . Kerem 
§ah Ezheri goriismemizde, tercumesinin begeni toplamasi iizerine dostlanmn 
isranm kiramayarak tefsir yazmaya basladigmi ve agir bir tempo ile tefsirin 
yazimim surdiirdugunii ifade etmistir. iste bu sebeple tefsirin yazilmaya 
baslanmasiyla en son seklini almasi arasmda 15 yildan fazla bir sure gegmistir 443 . 

Miifessir Kerem §ah, tefsiri Ziydu'l-Kur'drix istifadesi oldukfa kolay bir 
sekilde duzenlemi§tir. Mesela ilk olarak [Ft Zildli'l-Kur 'an' da oldugu gibi] her 
surenin basinda ve tefsirden ayn olarak verilen "Te'arUf-i Sureti..." (...suresinin 
tamtimi) bashgi altmda surenin adi, nerede ve ne zaman indigi, ayet, kelime ve harf 
sayisi ve fazileti hakkmda bilgi verilmekte ardindan da sure iferisinde isjenen ana 
konular maddeler halinde 6zetlenmektedir. Tefsir boliimune gelince; burada 
sayfamn tist kisminda Kur'an metni ve tercumesi, alt kisminda ise Syetlerin tefsiri 
bulunmaktadir. A9iklamalar ayet numaralarma gore olmayip ayet i5erisinde 
aciklanmasinda luzum gortilen kelime, terkip veya cumleye verilen rakamm 
kar§ismda yer almaktadir. Bu a9iklamalar genelde kisa olmakla birlikte bazan ihtiva 
ettigi konu bakimmdan 6nemli olan ayetlerin a5iklamasi 10-15 sayfayi kaplayacak 
sekilde uzayabilmektedir 446 . Her cildin sonuna konulan U9 fihristten biri olan 
"Tahkikat-i Lugaviyye"de o cilt igerisinde gefen ve hakkmda dilbilgisi agismdan 
a9iklama yapilan kelime ve terkipler harf sirasina, sure ve dipnot numarasma gore 
verilmistir. Ciimle yapisinm farkhhgi sebebiyle incelenip iizerinde soz soylenen 
ayetlerin hangileri oldugu ise "et-Tahkikatu'n-Nahviyye" fihristinde sure ve dipnot 
numarasma gore yer almistir. U9uncu sirada yer alan "Fihrist-i Metalib"de konular 
ana ve alt bashklara gore tasnif edilmistir. Oldukga aynntih (mesela 1 . ciltte 43 



443 

444 
445 

446 



Onun Kur'an terctlmesiyle ilgili bazi g8rQ?leri hayat hikayesinin anlatildigi Makalat'ma da 
yansimiftir (bk. Bah?, "Ziyau'I-Qmmet", 72-6). 

bk. Bah§, "Ziyau'l-Ummet", 76 

bk. Bah§, "Ziyau'I-Qmmet", 71 

Mesela bOlgede 90k tartisilan bir konu olan "Peygamberligin Hz. Muhammed (s.a.) ile bittigi 
(hatm-i nUbUvvet)" gerpegini ink§r eden Kadiy&niierin iddialanni fQrQtmek igin Ahzab 
sfiresinin 40. ayetinin tefsirine 12 sayfa gibi geni§ bir yer ayinlmistir (bk. Ziydu'l-Kur'dn, IV, 
65-77). 



219 



sayfa) ve istifadesi kolay olan bu konu fihrist/indeksi Pakistan' daki pek 90k tefsir 
i?in 90k yeni ve bir 6l9iide liiks kabilindendir 447 . 

Miifessir tefsirine kisa bir mukaddime ile baslamistir. Mukeddimede Kur'an'm 
degeri, onu insanlara a9iklamanm onemi, cem' edilmesi, tertibi ve Kur'an'i 
okumanin adabi gibi konulara kisa kisa deginilmistir. Kerem §ah'a gore Kur'an bir 
hidayet kitabidir ve insanlan islah i9in gonderilmistir. insanlann ona ondan hidayet 
elde etmek i9in yonelmesi gerekir ki istifade edebilsinler. Kur'an'm insanlan nasil 
islah ettiginin 6rnegi kendisine Kur'an gonderilen cahiliye toplumudur ki Kur'an 
onlan 90k kisa bir zaman diliminde eski hallerinden 9ekip almis ve insani degerler 
bakimindan yiice bir makama 9ikarmistir 448 . Kur'an'i hidayet kitabi olarak goren 
Kerem §ah'm bunu tefsirine ne olftide yansittigmi g6rmek i9in tefsiri uzerindeki 
incelememize ihl3s suresi ile bashyoruz. 

Miifessir Kerem §ah ihlas suresinin tefsirine girmeden once sure hakkinda 
90k genis bilgi verir. 6 sayfa tutan bu a9iklamalarda once surenin isimlerinden 
bahsedilir. Kerem §ah'a g6re bu surenin, tevhid, necSt, mukaskisa, esas, mani'a, 
niir, eman ve ihlas olmak iizere sekiz ismi vardir. Nerede nazil oldugu hususunda 
ihtilaf bulunan surenin Mekki veya Medeni olmasi ile ilgili rivSyetleri tek tek ve 
orjinal metinleriyle nakleden mufessir "bu sure Mekke 'de inmistir, ancak Medine 'de 
ortaya qikan tartismalar uzerine dikkatler yeniden bu sure uzerine cevirilmistir. Bu 
durum sebebiyle adeta yeniden nazil oldugu tahayyul edilmistir" der. ihlas suresinin 
muhtevasi ile ilgili bilgi de veren Kerem §ah ilk once baska 9ag ve sistemlerdeki 
tann/ilah tasawuruna deginir ve bu suredeki birka9 kisa ayetin eski tann 
tasawurlannm tamamim ortadan kaldirarak benzeri olmayan bir tevhid inanci 
getirdigini ifade eder. Giris "Te'ariif' kismmda surenin fazileti ve onu okumanin 
sevabi ile ilgili de pek 90k rivayet nakleder ve yorumlar yapar. Kerem §ah'a gore 
Ihlas suresine Kur'an'm ii9te biri denilmesinin sebebi islam'in "tevhid, risalet ve 
me' ad" olmak iizere U9 temel uzerine oturmasi, bu surede ise bu U9 temelden en 
onemlisi olan tevhid'in veciz bir bi9imde a9iklanmasidir 449 . 

Kerem §ah surenin ilk ayeti oian "ju>i 4$$* jl "i iki sayfa i9erisinde akici bir 
Urduca ve giizel bir ilmi uslupla a9iklar. O, diinyada, akl-i selim sahibi insanlann 



447 



448 
449 



Lilks kelimesinden kasdimiz onlarm bOyle bir §eyi gerekli gOrmemesi, ya da bunun ihtiyacini 
hissetmemesi sebebiyledir. 

bk. Kerem §Sh Ezher?, Pir Muhammed, Ziydu'l-Kur'dn, Lahor 1414 (1984), I, 9 

SOrenin genel tanitimi icin bk. bk. Ziydu'l-Kur'dn, V, 709-14 



220 



duydugunda sasinp kalacagi tiirden degisik tanri tasawnrlan bulundugunu; bazi 
kimselerin ise bu muhtesem alemin hi? bir yaraticisi olmadigini, bunlann kendi 
kendine viicuda geldigini iddia ettigini sQyler. Tannnin varhk ve birligine inanan 
bazi kavimler ise onu biitixn kuwet ve kudretlerden soyutlayarak insan seviyesine 
indirmislerdir. Birden fazla [mitolojik] tann ve tann?a inancma sahip olaniar 
arasinda da ahlaki ilke ve sinirlan yok sayan boyutta Qyle iliskiler tahayyul edenler 
olmustur ki bunlann insanlar arasmda olmasi bile hicbir zaman hos karsilanmaz. 
Kerem Sah Ezheri soyle der: 

"Bunlar igerisinde en acSyibi bu ttir seylere inanip dogrultuda giden kimseler arasinda 50k 
meshur mantik^ilarin, filozoflarin, din, bilim ve devlet adamlarinin, ediplerin, f3tihlerin, 
sanatkaYlann, ve sSirlerin olmasidir. Ostelik bu acSyiplikler Hind, £in, Bizans (Roma 
imparatorlugu), Yunan ve Misir gibi felsefe, bilim ve medeniyetin revacta oldugu yerlerde 
kendisini g6stermi§tir." 

Miifessir Kerem §ah'a gore Arabistan yanmadasi da bu kavimlerden farkli 
degildi. (^iinkti bunlann tann tasawurlan daha da §ekilci bir hal almis ve ellerine 
ge?irdikleri §eylere tann diye tapar duruma du§miislerdi. Iste bu sebeple mu§rikler 
Rasulullah'a (s.a.) "...»ib, u lJI -bize Rabbini tanitip nesebnamesini s6yle! O 
demirdenmidir, tastanmidir, bakirdanmidir...?" diyorlardi. 

Iste ytice Allah dunyadaki sayisiz tann tasawurunu ortadan kaldirmak i?in bu 
kisa sureyi inzal buyurdu. Kerem §ah surenin ba§indaki jl lafzimn ince bir aynntiyi 

da beraberinde getirdigini belirtir. Ona gore jl lafziyla bu 90k onemli hakikati 

soyleyebilecek olanm sadece Rasulullah (s.a.) olduguna ve o soyledigi takdirde hi? 
kimsenin bunu inkara mecali kalmayacagma isaret edilmektedir. Ustelik kendi 
kavmi igerisinde biitiin iistun sifatlara sahip olmakla bilinen bir insan olarak 
Rasulullah'm kendisini ilah degil de tek olan Allah'm kulu olarak ilan etmesi baska 
hi? bir kimsenin ilahlik ve iistunluk iddiasinda bulunamayacagim kesin olarak 
gosterir. iste Rasulullah (s.a.) aracihgiyla ilan edilen bu hakikat once kendi 
toplumundaki tasawurlan ortadan kaldirdi sonra da butun dunyadaki batil tann 
tasawurlanmn ne kadar yanhs oldugunu ortaya koydu 450 . 

Surenin ikinci ayetindeki ju-di kelimesi tizerinde tefsir kitaplannda 50k seyler 

soylendigini, fakat bunlann hepisinin aym mefhumu tasidigim ifade eden Kerem 
Sah Ezheri, Senaullah Panipati'nin et-Tefsiru '1-MazharV sindeki "Herkes kendisine 
muhta? olan ve fakat kendisi hi? kimseye muhta? olmayan" ifadesini naklederek 



439 1 . Syetin tefsiri i?in bk. Ziydu 't-Kur 'an, V, 7 1 5-6 



221 



U9uncu ayetin tefsirine ge?er 451 . Ezheri'ye gore Allah'a evlad nisbet etmek sadece 
Arap toplumunun bir hastahgi degildi. Araplar melekleri Allah'in 90cuklan kabul 
ederken, kendilerine kitap verilen hiristiyanlar Isa'mn, yahudiler [in eski bazi 
firkalan] ise Ozeyr'in Allah'in oglu oldugunu iddia ediyorlardi. l§te bu ayetle kti9iik- 
biiyuk, iyi-kStii, zayif-giiflii hersey kendisinin olan ve evlat edinmeye muhta? 
bulunmayan Allih'in ne birini dogurmasi ve ne de birinin gocugu olmasina ihtiya9 
vardir, bu mumkun de degildir, denilmi§ oluyor 452 . 

Kerem §ah $«r kelimesinin (iki seyin) kudret, ilim, hikmet ve diger sifatlarda 

ayni seviyede ve denk olmasini ifade ettigini soyler. Halbuki kainata bakildiginda 
zat, sifat ve ef alinde Allali'a denk olan onunla boy 6l9iisecek W9 bir seyin olmadigi 
a9ik9a goruliir. Mufessir flilas suresi tefsirini §ah Abdulaziz Dihlevi'nin Fars9a 
tefsiri "Fethu'l-aziz"&en. yaptigi asagida tercumesi verilen Fars9a bir alinti ile 
noktalar: 



"UlemS sftyle demi§tir: §irk bazan sayida olur ki, jw-I laferyla bu nefyedilmistir; bazan 
mansib ve rfltbede olur ki, Jw«iaJf lafziyia bunun batilhgi ortaya konmustur; bazan haseb ve 
nesebde olur ki jJ$j ^ 3 <Ai» ^ ile bu iptSl edilmistir; bazan ise bir is yapma ve eser ortaya 
koymada olur ki, bunun red ve iptSli icin o»>l l$if a1 ^ ^J 3 §yeti gelmistir. I§te tevhidin bu 
kadar genis manasmi muhtevt olmasi sebebiyle bu sflreye "IhlSs" adi verilmistir." 53 

Goruldiigu gibi Kerem §ah "Te'aruf" bashgryla okuyucuyu sureye hazirlami§ 
ve ardmdan W9 bir ihtilaf ve tartismaya girmeksizin sureyi tefsir etmistir. ilk ayetle 
ilgili yaptigi a9iklamalar ayetin yahn bir "Ey Muhammed! De ki: O Allah birdir" 
demek olmadigini bu sozle o giine degin olusmus turn tann tasawurlarlanna veciz 
bir sekilde cevap verildigini ortaya koymusftir. Siirenin basindaki Jl kelimesi yine 

bir hayli guzel tefsir edilmistir. Son ayet hakkmdaki kisa a9iklamalar ayetin 
muhtevasinm ehemmiyetiyle mtitenasip uzunlukta degilse de, tefsirin tamaminda 
kisa a9iklamalar tercih edildigi i9in bir 6l9ude normal gorulebilir. 

Ikinci ornek olarak aldigimiz En'am suresinin ilk 119 ayetinde Allah'in yeri, 
gogti ve insanlan yarattigindan, insana bir ecel takdir ettiginden ve insanin gizli a9ik 
yaptigim ve kazandigini bildiginden bahsedilmektedir. Ezheri bu 119 ayette sekiz 



45 2. ayetin tefsiri icin bk. Ziydu 'l-Kur'dn, V, 717 
452 3 . ayetin tefsiri icin bk. Ziydu 'l-Kur 'an, V, 7 1 7 
433 4. ayetin tefsiri icjn bk. Ziydu 'l-Kur 'an, V, 7 1 7-8 



222 



noktanin atpiklanilmasmda fayda gormus ve bunlardan ilkinin surenin basmdaki 
4j^soJI oldugunu belirtmistir. Ezheri surenin tefsirine, islam'm geldigi donemlerde 

Hindistan, Iran, Hristiyanlik alemi ve Arabistan'in halini 90k veciz ve etkili bir dille 
tasvir ederek ba§lar. Ona gore buralann tamaminda insanlar batil diisfece ve 
ideallerin pesmde dolasmaktaydilar. Araplar yolda giderken goriip begendikleri ta§i 
alip kendilerine put yapiyor ve ona tapiyorlardi. iste o vakit Rasulullah (s.a.), 
gOklerde (alem-i ulvi) ve yerde (alem-i siifli) olan herseyin, karanhk ve nurun kendi 
basma bir viicudu olmadigim ve kendiliginden hi? bir sey yapamayacagini, her§eyin 
Allah'a muhta? oldugunu ilan etti. 

Soziin burasmda Ezheri, akil sahibi insanlann iste boyle kendiliginden gucii 
ve kuweti olmayan seylere mi?, yoksa gani ve samed sifatlanyla muttasif Allah'a 
mi ? baglanmasimn daha akilhca oldugunu sorar. Ezheri sdziinii soyle baglar: 
"Liitfen iyice dusuniinuz! Ayetin ifdde sekli ne kadar nasihat edici ve musfikl 
Ayette, muhtelif milletler arasinda yaygm olan firkin sayisiz nevileri hig bir 
kimsenin yanh§i amhp ismi dile getirilmeden gok ozliX bir bigimde batil ilan 
ediliyor." 454 

Ayni ayetteki & harfi uzerinde de duran Ezheri'ye gore bu harf her ne kadar 

atif harfi ise de burada yerine baska atif harfleri konuldugunda ayni manayi 
vermeyecek bir konumdadir. Qunkii burada bu kelime kafirlerin kabahatini de 
ortaya koymaktadir (bu ayette ^ kafirlerin davranislannm kotulugune delalet eder, 

Kurtubi). Burada ^'nin getirilmesiyle "yerde ve gokteki her sey Allah tarafmdan var 
edilmi§ iken bu akilsiz kafirler vine de muhtac yaratiklan O'nun yerine koyuyorlar" 
denilmek istenmistir. ilk ayetin son kelimesi olan o^*** fiili Ezheri tarafmdan Ragib 

el-isfehani'nin (6. 1109) Mufreddfi ve Taberi'nin "el-CamVu'l-beyan" adh 
tefsirinden nakledilen iki ahnti ile aciklanmaya 9ah§ihr. Getirilen asiklamalara gore 
bu kelime burada "kafirler kendi batil ilahlanni Allah'la denk tutuyorlar, onunla 
beraber goruyorlar" manasmda kullamlmistir 435 . 

Ikinci ayette ilk olarak ys>\ ^si ^ ifadesi aciklamr. Ezheri soyle der: "Hangi 

kudret o insani topraktan var etti ise yine ayni kudret gerektiginde insan vucudunu 
meydana getiren unsurlardaki dhengi ortadan kaldinr, vucudun diizenini bozar ve 



454 bk. Ziydu 'l-Kur 'an, I, 533 
453 bk. Ziydu 'l-Kur 'an, I, 533-4 



223 



insanin igine kadar igleyen keskin ruzgarla can qirasim sondiiruverir. Butun bunlar 
ilm-i ezelide belirlenmi§ ve vakti tayin edilmi§tir." Ayni ayetteki eo^A««*j<s-f 5 
ciimiesi ilk bakista aym seyin tekran gibi gSziikse de Ezheri bununla insan ecelinin 
degil dunyanin ecelinin kasdedildigini ileri surer. Ciimledeki ©jCc ifadesi de 
"kiyametin ne zaman kopacagi" bilgisinin sadece ve sadece onun katmda oldugunu, 
akil, feraset ve kiyasla bunun bilinemeyecegini ifade eder. Ayetin sonundaki ojj2*J 

pLj\ & ciimlesindeki ^ kelimesi ilk ayetin sonundaki ile aym manadadir. Demek 

istenmektedir ki "AUSh'm kudretinin sayisiz delillerini gordiikten sonra bile sizde 
kiyametin vukuu inanci olusmuyor ha !". Halbuki insan, gidasimn yerden nasil 
bittigini ve vticuduna girdikten sonra cesitli ameliyelerden ge9erek nasil vticudunun 
bir parcasi oldugunu goriip bilmektedir. Bunlardan bir kismi goze gorme, kulaga 
duyma ve dile konusma; bir kismi da kemiklere kuwet, sinirlere yumusaklik, 
beyine idrak ve ellere kavrama giicu kazandirmaktadir. Ezheri sozlerini soyle 
baglar: "Bu ince nizdmi i§leten kudret icin yere saqilmi§ zerreler halindeki viicutlari 
bir araya getirmek hie de zor bir ly degildir. Onun kudretinin sayisiz delillerini 
mu§dhede edip de kiyametin vukuunu inkar etmek ne kadar akilsizlik ve 
kabahattir:* 56 

Uciincu ayetin tefsirine bu ayetin ciimle yapisinm tahlili ile soze baslayan 
Ezheri bu ayette iki takdirin bulundugunu ifade eder. Bunlardan ilkine gore $& 

zamir-i §an, 4j( lafzi mubteda ve ...ofjU-Jf^ miiteallaki ile birlikte mubtedanm 

haberidir. Zeccac'a gore ise $a mubteda, 4j( onun haberi, ...o^U-J!^ ise 4if lafzimn 

muteallakidir. Bu ikinci takdire gore ayette 4j( lafzimn miiteallak olarak 

ahnmasimn temel espirisi butiin sifatlanni samil olmasi icindir. Yani gokte ve 
yerdekilerin yaraticisi, doyurucusu, goriip gozeticisi.... O, demektir. Eger burada 
O'nun butun kemal sifatlanni muhtevi olan ism-i zati (<&!) yerine ism-i sifati (jpun 

ve jiUJ! gibi) kullanilmis. olsa idi diger sifatlann ihtiva ettigi mana dile getirilmemis 

ve bu derin ve vurucu anlam ortaya cikamamis olurdu. Ezheri, <&! lafzimn car ve 

mecrur (...oijU-jy) terkibi icin miiteallak olup olmayacaginm bir soru olarak akla 

gelebilecegini, fakat Arap dilinde alemlerin, tazammun ettikleri mana sebebiyle, 
miiteallak olabileceklerine dair kural ve Srnekler bulundugunu bildirir. Ustelik ibn 

456 bk. Ziydu 'l-Kur 'an, I, 534 



224 



Atiyye (6. 1 148) ayete bu takdire g5re mana verilmesini fesahat ve belagat agismdan 
90k onemsemektedir. 437 

U9tincii ayetin toplu degerlendirmesini yapan Ezheri ilk iki ayette Allah'in 
yaratma sifatindan, bu ayette ise ilim sifatindan bahsedildigini belirtir. Goklerde ve 
yerde olan her seyi yaratan Allah onlann hal ve hareketlerini takip etmekte ve her 
bir durumlanm bilmektedir. Bu ayetle mtisriklere "sizin ma'bud diye taptigimz akli, 
giicii ve ilmi olmayan putlar mi, yoksa btitun kemal sifatlarla muttasif olan Allah mi 
ibadete layiktir ?!" denilmis oluyor 458 . 

§ahsi kanaatimiz odur ki; Ezheri, gerek genis kulttir ve bilgi alt yapisinin ve 
gerekse Arap dili ve edebiyatma olan vukufunun kendisine sagladigi genis bakis 
a9isi ile En'am suresinin bu ilk 119 ayetini kisa olmasina ragmen olduk9a iyi tefsir 
etmistir. Yukanda 6zeti verilen tefsiri okuyan kimse, zihni, goklerin ve yerin, 
karanlik ve aydinhgin, diri ve olunun bilimsel mahiyet ve keyfiyetine takilmaksizin 
bunlarm Allah'm gti9 ve kudretinin gQstergeleri oldugunu idrak eder. Bu ise 
Kur'Sn'in bir hidayet kitabi olmasinin tefsirde iyi bir sekilde ortaya kondugunu isbat 
etmeye yeter. £unkii teknik ve bilimsel bilgiler Kur'an tefsirinde degil de, 
musltiman bir bilim adami tarafmdan o konularda yazilan bir kitapta bulunmahdir. 

Pir Kerem §lh Ezheri ilgili ayetler geldiginde Birelviler ile diger fikir ekolleri 
arasmda ihtilafli olan konulara da girer. Qoga Rasulullah (s.a.) ile ilgili olan bu 
konularm hemen hepsinde orta yol izleyen Ezheri muhalif fikir sahiplerine karsi hig 
bir kotu s6z ve saldinda bulunmaz. Izlenen yol tamamen konunun kitap ve sunnette 
nasil islendigi ve eski alimlerce nasil anlasildigmi ortaya koymak olmu§tur. Bu 
arada o, muhalif gortisltiler i9in son derece saygih ifadeler kullamr, onlann soz ve 
iddialarim 9arpitmaksizin verir. inceleme yaptigimiz pek 90k ayette o Birelvi 
ekoluniin, Ahmed Riza Han Birelvi' nin ve diger ekol buyiiklerinin ne isimlerinden 
ve ne de iddialanndan soz etmis, ancak tartisilan konulan salt ilmi konular olarak 
takdim etmistir. 

Mesela Ahzab suresinin 45. ayetinde 1j>& s iyuo 5 lofcts isuu-j? Uf ^( ig*f L 

buyuruiarak Rasulullah'in (s.a.) aym zamanda iimmet iizerinde fahid oldugu 
bildiriliyor. Bu ayetteki (a&Li kelimesinin ne anlama geldigi, bununla neyin 

kasdedildigi ulema arasmda tartisilagelmektedir. Bu tartismaya Hind alk kitasi 



457 bk. Ziydu 'l-Kur 'an, I, 534-5 

458 bk. Ziydu 'l-Kur 'an, I, 535 



225 



alimleri degi§ik bir boyut ve renk katmi§lardir. Birelviler bu ve benzeri ayetlere ve 
bazi hadislere dayanarak Rasulullah'in (s.a.) vefatindan sonra da iimmeti g6riip 
gozettigi ve onlann ahvaline muttali olmak i9in her yerde hazir ve nazir oldugunu 
iddia etmi§lerdir. Diyobendiler ise bu sifatin ancak Allah'a mahsus oldugunu ileri 
surerek Birelvi ekoliine kar§i 9ikmi§lardir. Pir Kerem §Sh bu ayetin tefsirinde 
konuyu hi? o tartismalara 9ekmeden, fakat o tartismalann tamamindan haberi 
oldugu izlenimini vererek, leh ve aleyhteki delilleri ele alir. Ona g6re bir kimsenin 
sahid olmasi ya da sahit tutulmasi ipin ya §a1iid tutuldugu seyi gormesi ya da o 
hususu bilmesi gerekir. Ragib Mtifreddt'mda. 5j«aJf 31 ^oJb ui SJk&iieJf & i ^essi\ &&£Ji s 

ii^iji ifMesiyle buna isaret etmistir. Buradan hareketle, eger Hz. Peygamber iimmet 

uzerine §ahit kihnmi§ ise ona bu kudretin verilmi§ olmasi gerekir. Daha sonra 
Ezheri bu konuda goriis beyan eden tbn Kesir, Senaullah Panipati, Alusi ve 
Diyobendi alim §ebbir Ahmed Osmani'nin eserlerinden almti yapar ve fakat konuyu 
diger Birelvi alimlerin vardirdigi uq noktaya kadar gotiirmez 459 . Cunkii bazi Birelvi 
alimlerin bu konudaki sozleri bir tarafa yazilsa ve bu tartismadan hi? haberi 
olmayan birine "sizce bu Szellikler kime aittir?" denilse hi? tereddutsuz o "Allah'a" 
cevabmi verir. Mutaassip ve muteseddit Birelviler meseleyi bu noktaya 
getirmi§lerdir 460 . 

Birelvi ekolii alimlerinin "oliilerin hayattakileri isitip onlann halinden 
haberdar oldugu, hatta onlarla dtinya hayatma benzer iliskilerde bulundugu" iddiasi 
Hind alk kitasi ulemasi arasinda bir hayli tartisilmi§ ve aralannda munazaralara 
konu olmustur. Daha 90k Rasulullah (s.a.) ve vefat eden evliyaullahin diinyadaki 
tasarrufati i9in ileri siiriilen bu iddia Ezheri tarafmdan Rum suresinin 52. ayeti tefsir 
edilirken ele almmistir. Bu ayet-i kerimede yiice Allah "(Rasuliim!) Elbette sen 
oliilere duyuramazsm; arkalanm donup giderlerken sagirlara o daveti i§ittiremezsin 
= ^.j* ty$ ii( *UjJI ^1 j^s-j v 5 ^j^ ^o-j y .ifcis " buyurmus ve kalplerini hakka 

kapatan kafir ve mtisrikleri oliilere benzetmistir. Ezheri de bu ayetteki ^jj^JI lafziyla 

ger9ek oliilerin kasdedilmedigini, buna ragmen bazi kimselerin bu ayetle oliilerin 
hayattakileri duyamayacagim istidlal ettiklerini soyler. Bu konuda birseyler 
soylemek istedigini, eger hata yapar sa Allah' tan af diledigini ve hata yapmamasi 
icin O'na sigindigim soyleyen Ezheri konuyu leh ve aleyhteki delilieriyle birlikte 



459 bk. Ziyau 'l-Kur 'an, IV, 79-8 1 



460 BirelvHerin iddialan ve karji cevaplar i?in bk. Ludyanevf, Sirat-i mustakim, s. 42-4; el- 
Birelviyye, s. 106-12 



226 



sekiz sayfa igerisinde ele ahr. Tefsirin genel hacmi dusuniildiigunde bu konu i?in 
sekiz sayfa aynlmasi konuya verilen 6nemi gosterir. 

Kerem $ah Ezheri bir onceki ornekte oldugu gibi burada da kitap, siinnet ve 
onde gelen alimlerin sahitligine bas vurmadan hig birsey soylemez. ilk olarak, 
islam'da Qluntin (^j$*ii) ne oldugu? konusunun aydinlanmasi gerektigini soyleyen 

Ezheri islam'da Qlmekle hayatin bitmedigini sadece yeni bir sekil aldigim ifade eder. 
Bunun ifin de insan ruhunun keyfiyeti (izerinde durur ve ibn-i Kayyim el- 
Cevziyye'nin (6. 751/1350) Kitdbu 'r-Riih'undan pek 90k ahnti yapar. ibn 
Kayyim' in kitabimn bir yerinde "butiin ruhlann mertebe olarak bir olmadigmi, 
tistiin sifatlara sahip olan ruhlann dtinya ile iliskisinin ve diinya iizerinde 
tasarrufatimn devam ettigini" soyledigini nakleder. ilgili hadislerden de yararlanan 
Ezheri son olarak Diyobendi ulemadan bazilannin kitaplannda da benzeri konulann 
bulundugunu yaptigi almtilar ile gosterir. Meseld Diyobendi ulemanin onde 
gelenlerinden Enver §ah Kesmiri, Buhari serhi Feyzii 'l-Bdri'de 461 "yf^f ^u c>u> <*$ 

ot^^f «*&-• ,J ^oab-yij diyerek oliilerin diinyadakilerle irtibatmin kopmadigini ortaya 

koymusto. Butiin bu aciklamalardan sonra Ezheri Diyobendilere oldukga hafif bir 
tonla soyle serzeniste bulunur: 

"Diyobendi ulemanin Onde gelenlerinin aciklamalanni okudunuz. Bilemiyorum ! §imdi (h§l§) 
onlann talebe ve t§biileri -bdytiklerinin bey&nati aksine- mevtamn ya§ayanlan ijittigini neden 
inkar ediyor ve evliya-i kir&min nurlu mezarlan ba§mda bulunma hakkinda neden ktifilr ve 
§irk fetvasi veriyorlar?!!" 462 

Ezheri Diyobendilere seslenirken yumu§ak bir ifade tarzi secmisse de yaptigi 
genelleme ile yanlis anlamaya 90k mtisait bir soz soylemistir. Mesela, Diyobendiler 
asil itibariyle mezar ziyaretine ve orada bulunmaya kar§i olmayip mezar basinda 
yapilan ve kitap ve siinnetle tasdik edilmeyen bid' at ve hurafe turii davrani§lara 
kar§i olduklan 463 halde bu aynnti atlanmis ve sanki bu fiile kiilliyyen karsi imister 
gibi anlasilabilecek bir ifade kullamlmisur. Ustelik daha 90k egitimsiz halk 
kesiminde teskilatlanan Birelvi ekolunun bazi mensuplanmn olgiisiiz yazi ve 
beyanatlan halki 6yle bir duruma getirmi§tir ki, adeta onlar dileklerini olti 
evliyaullah'a iletmeyi direk Allah'a iletmekten daha faziletli ve kabule sayan goriir 
olmusiardir. Belki de Diyobendi ve ozellikle bolgede selefi diisiinceyi temsil eden 
Ehl-i Hadis ekolleri halkin bu davranisi sebebiyle 90k kati bir muhalefet 



m EzherJ bu ahnti i?in ?erhin 8. cildinin 467. sayfasim referans g6stermi§tir. 
461 Konunun geni§ tefsiri i?in bk. Ziydu 'l-Kur 'an, III, 582-90 



227 



gostermistir. Ezheri'nin serzeniste bulunurken soziiniin bu noktaya varacagmi 
diisunememi§ olmasi da miimkiindiir. 

Ziydu'l-Kur'dn tefsiri hakkmda genel bir degerlendirme yapilacak olursa 
kisaca sunlar sSylenebilir. Herseyden once miifessir Pir Kerem §ah Ezheri, Islam'i, 
diinyayi ve kendi toplumunun sartlanni ve sikintilanni iyi bildigi icin tefsirini 
mezhep ve dtisiincelerin savas alanina 9evirmek istememis, mesaisini Kur'an'i vesile 
kilarak birlik dirlik i?in harcamistir. Bu sebeple uzerinde siiphe bulutlan olan bilgi 
ve belgeleri kullanmak yerine saglam kaynaklardan istifadeye 9ahsmistir. Baska 
tefsirlerden ve kitaplardan yaptigi nakiller ise tefsir icerisinde sintmami§ 5 tefsirin 
ana ?atisina guzel raptedilmi§tir. Miifessirin kendisi Birelvi ekoliinden olmasma 
ragmen me§hur tarti§mali konulan klasik Birelvi iislup ve usuliiyle ele almadigi i?in 
tefsiri Ziydu 'l-Kur 'an hakkinda, "bu Birelvi ekoliinun bir tefsiridir" demek oldukca 
zordur. Umid ederiz bu neviden ihtilaflan azaltici tefsirlerin sayisi artar. Tefsirin 
diger giizel bir yam Ezheri'nin anlatmak istedigini kisa ve 6z bir §ekilde 
anlatmasidir. Tefsirde kullamlan Urduca o denli edebi ve akicidir ki yer yer insan, 
90k me§hur bir hatibi dinliyor hissine kapilmaktadir 464 . 



E. Cemiat-i Islam! 

Hind alt kitasindaki ingiliz hakimiyetinin bitmeye yuz tuttugu 1941 yilmda 
Ebu'1-A'la Mevdudi'nin onderliginde kurulan Cemaat-i islami gerek prensipleri, 
gerekse isleyisi bakimmdan bolgedeki diger ekollerden olduk9a farkh bir goriintu 
arzetmektedir. Cemaatin olusumu ve temel fikirlerine ge9meden once cemaati kuran 
ve 30 yih a§kin bir sure liderligini yapan, aym zamanda da bir miifessir olan 
Mevdudi'den bahsedecegiz. 



463 
464 



Bu konuda Diyobendlierin nokta-i nazari icin bk. LudyanevT, Sirdt-i mustakim, s. 64-8 1 

Ancak bazan, halk hattS lise tahsili seviyesinde okuyucular tarafmdan bile gUgltikle 
anlajilabilecek derecede 90k edebi kelimeler kullanildigini da belirtmek isteriz. £(lnktl 
mesela Pakistan'da ancak halkm % 7'sinin ana dili Urduca'dir ve ^ocuklar toplumun genel 
egitim seviyesi sebebiyle beltg ifSdeleri dinleyerek b(lytlmemi§tir. 



228 



1. Ebu'1-A'ia Mevdudi (1903-1979) ve ilmi ve Siyasi Ki? iligi 465 

Mevdudi iilkesi disinda, en az kendi ulkesindeki kadar taninan ender 
§ahsiyetlerden biridir. O 1903 yihnda Haydarabad Dekken'in EvrengSbad sehrinde 
dunyaya geldi ve ona biiytik dedelerinden birinin adi olan EbU'l A'la ismi verildi. 
Seyyid 466 olan ecdadi h. 9. asirda Afganistan'in Herat bSlgesinden gelip Hindistan'a 
yerlesmisti. Babasi Ahmed Hasan (1855-1920) hayatini avukathkla kazanan bir 
ki§iydi. Mevdudi'nin beyamna gore babasi Ahmed Hasan 1890'h yillara kadar 
ingilizler gibi dustamekte ve onlar gibi ya§amaya cahsmaktaydi 467 . Evrengabad'a 
geldikten sonra bir alimin etkisiyle Ingilizlere ait ne varsa hepisini terkettigi gibi 
kendisini tamamen dini hayata ve riyazete verdi. Mevdudi'nin dogumu ve buyiimesi 
iste bu yillara rastlar. Devlet okullanna ve medreselere pek giivenmeyen babasi, 
Ebu'l-A'la'yi evde ve 6zel hocalarda okutmaya karar verdi. Dokuz yasina kadar 
aldigi ozel egitimle Arap^a sarf, nahiv ve edebiyat'm yaninda hadis, fikih gibi 
ilimlerin de ilk kitaplanni okudu. ilk diizenli okul hayati 11 yasmda Medrese-i 
Fevkaniyye'de ba§layan Ebu'1-A'la aldigi Qzel egitim sebebiyle medresede 
emsallerinden ?ok ileride bulunuyordu. Buradan "mevlevi" derecesiyle mezun 
olduysa da babasimn 1915 yihnda felc olmasiyla egitimini yanda birakmak zorunda 
kaldi. 

Okuma ve ogrenmeye olan meraki sebebiyle kendisini yeti§tirmeyi surduren 
Mevdudi devlet dairelerinde galisma du§iincesinde olmadigi i9in 1918 yilmda 
abisinin yaninda gazetecilige basladi. Osmanli Hilafetinin korunmasi i^in 1919'da 
baslatilan Hilafet Hareketi'ne hem yazilan hem de konu§malariyla destek veren 468 
Mevdudi cahstigi gazetenin kapatilmasiyla Cebelpur'dan Delhi'ye gecti. Mevdudi 
Diyobendi ulema tarafindan kurulan Cem'iyyet-i Ulema-i Hind 'in yaymladigi 
Muslim (1921-23) ve el-Cem'iyyet (1925-28) dergilerinde de editorliik yapti ve ilk 
kitabi olan "el-CMdfi'l-isldm (Agra 1930)"i 1927 yihnda el-Cem'iyyet'te tefrika 
halinde yaymladi. Mevdudi Delhi yillanni egitimini ikmal bakimmdan ganimet bildi 



465 



466 
467 



468 



MevdfldT hakkinda ?ok fazla gahjma yapilan $ahsiyetlerdendir. Onu tanitirken hayatini yazan 
her bir kitapta bulunabilecek bilgiler ifin referans gQsterilmeyip ilgili kitaplara bahsin 
sonunda i?aret edilecek, sadece 6nemli noktalar i?in metin igerisinde referans gQsterilecektir. 

Samerral, Ulemdu 'l-Arab, s. 704-7 

Geyl&nl, Seyyid Es'ad, Seyyid Mevdudi- da 'vet u tahrik, Lahor 1986, s. 60 (Geylani, Seyyid 
Mevdudi) 

bk. Masudul Hasan, Sayyid Abul A 'ala Maududi and His Thought I-II, Lahore 1984-86, 1, 29- 
3 1 (Masudul Hasan, Maududi) 



229 



ve burada gazetecilikten arta kalan zamanim 6zel hocalardan tefsir, hadis, fikih 
mantik ve felsefe dersleri alarak degerlendirdi 469 . 

Mevdudi 1928 yilinda el-Cem 'iyyet dergisini birakip Dekken'e gitti ve burada 
bir miiddet Osmaniye Universitesi igin Arap9adan Urducaya kitap tercume etti 470 . 
1933 yilinda ise halen Cemaat-i islami'nin yayin organi olan Terciimanu'l-Kur'dn 
dergisinin editorii oldu 471 . AllSme Muhammed ikbaTin 472 Dogu Pencap'taki 
Pathankot'a bagh Cemalpur koyunde bir islam arastirma merkezi kurulmasi 
niyyetiyle 9agirdigi Mevdudi 1937'de Dekken'den aynlarak buraya geldi. ikbal'in 
1938 yilinda vefatiyla da merkezin kurulmasi ve fa&liyetlerin yiirutulmesi 
Mevdudi'nin uzerine kaldi. Mevdudi bazi anlasmazhklar yuzunden 1939'da 
buradan aynldi ve 1942'de geri dondii. Darulislam adi verilen bu kurulus 
Mevdudi'nin 1942'de geri donmesiyle 1941'de Lahor'da kurulan Cemaat-i 
islami'nin de merkezi oldu 473 . 

Darulislam'da bir yandan ilmi ?alismalarda bulunan Mevdudi ote yandan da 
halkla olan diyalogunu artirma, onlan tamma ve bilgilendirme yoluna gidiyordu. 
Burada verdigi ve sonradan kitaplastinlan cuma sohbet ve hutbelerinin halkin 
begenisini topladigi belirtilmektedir 474 . Darulislam'da yapmayi planladigi isler 14 
Agustos 1947'de Pakistan'm kurulmasiyla yanm kaldi ve 29 Agustos 1947'de 
burasim birakarak Pakisan'a gecti ve Lahor'un i?ra (oj$>\) mevkiine yerlesti. Onun 

Pakistan' a gelmesiyle cemaatin merkezi de buraya naklolundu. 

Pakistan' a gelir gelmez dini-siyasi bir cemaatin (parti) lideri olarak siyasi ve 
ictimai faaliyetler i9erisinde yer alan Mevdudi aradan daha kisa bir zaman ge9mi§ti 
ki 4 Ekim 1948 yilinda devletin guvenligi ve itiban bahane edilerek bazi 
arkadaslanyla birlikte tutuklanarak Multan cezaevine kondu. Burada 20 ay tutulan 



469 



470 

471 

472 
473 
474 



bk. Batt, Muhammed Yusuf, Mevldnd Mevdudi apni aor dusron ki nazar me, Lahor 1989, s. 
34-5. Mevdudi dtinyada mevcut olan semavT ve semavt olmayan dinlere ait temel literatilril, 
bati felsefesini, bati felsefecilerini, Islam tarihini, siyreti ve hadis kQlliyatini bilyilk bir 
dikkatle okudugundan bahsetmektedir (bk. Mevdudi, "Tefhtmu'l-Kur'Sn likey huey meyrey 
pis-i nazar kiya ta", Ain (TefhTmu'l-Kur'an number), 1 1/7 (1972), 1 12-3 

bk. Abdurrahman Abd, CodrT, Seyyid Ebu'l-A 'Id Mevdudi, Lahor 1988, 68-9; Masudul Hasan, 
Maududi, I, 74-5 (Abdurrahman Abd, Mevdudi ) 

bk. Abd, Mevdudi, s. 81-90; Masudul Hasan, Maududi, I, 90 

Mevdudi'nin ikbal ile olan ili§ki!eri i?in bk. Masudul Hasan, Maududi, I, 120-34 

bk. Abd, Mevdudi, s. 121-43; Siddiki, Na'Tm, el-Mevdudi, Lahor 1989, s. 265 

Mevdudi'nin Darulislam'daki faaliyetleri hakkmda genis bilgi icin bk. Masudul Hasan, 
Maududi, 1,255-331 



230 



Mevdudi hapishanedeki vaktini u? tane onemli kitap yazarak degerlendirdi 475 . 
1950'de hapishaneden ^lkinca ^lkarilacak anayasa ve kanunlann islami prensiplere 
uygun olmasi i?in hiikiimet uzerine baski yapacak kamuoyu olusturma 9ahsmalari 
yapti. Kende geleceklerini belirleme (self-determinasyon) haklan ellerinden alinan 
Kesmir halkimn bagimsizhgmi elde etmeleri i9in girisilen siyasi ve silahh 
miicadelelere destek verdi. 1953 yihndaki Kadiyani problemi bir 90k alim gibi onun 
da tutukianarak hapse konulmasiyla sonu9landi 476 . Idam istemiyle yargilamrken 
omiir boyu hapse 9arptinldi. Nisan 1955'de daha mahkumiyetinin ikinci yilinda 
iken tahliye oldu 477 . 

1956 yilinda Dogu Pakistan' a (bugiinkii Banglades) giderek hazirlanacak 
anayasanin islami olmasi i9in mitingler tertip etti, toplantilar yapti ve 40 gun 
i9erisinde tilkenin her bir tarafim dolasarak halkm ilgisini canh tutmaya 9ali§ti 478 . 
Mevdudi'nin ve diger baski guraplanmn girisimleri sonucunda hazirlanan anayasada 
Pakistan'm bir islam cumhuriyeti oldugu deklare edildi. 1956-69 yillan arasmda 
General Eyiip Han' in (6. 1974) kati yonetimi ve yildirma politikasi sebebiyle hem 
Mevdudi hem de diger cemaat iiyeleri biiyuk sikmtilar 9ektiler. Sikiyonetim 
rejiminin butiin katihgi ile uygulandigi bu surede diger partilerle birlikte Cemaat-i 
islami de bir sure kapatildi. Mevdudi 1963 yilinda bir mitingde konusma yaparken 
bir suikast giri§imine ugradi. Bir arkada§min oldugu olayda kendisi yara almadan 
kurtuldu. Bu yillarda ulkede kanunlastirma faaliyetlerine hiz verildigi i9in Mevdudi 
mesaisini bu noktada yogunlastirdi ve 9ikanlmasi planlanan kanunlar i9in Qnerilerde 
ve 9ikanlanlar i9in yapici elestirilerde bulundu. 

Tefhimu'l-Kur'ari'm yazimina devam eden Mevdudi iki arkadasiyla birlikte 
Kur'an'da ge9en yerleri ve peygamberlerin ya§adigi bolgeleri gormek maksadiyla 
1959 yilmda 3 ayhk bir siire i9in seyahate 9ikti. Hicaz, Suriye, Urdun, Filistin, 
Kudus ve Misir'daki tarihi ve dini yerleri gezerken buralarla ilgili bilgi, beige, 
fotograf ve harita toplamaya 9ahsti 479 . Bundaki temel gaye 1942 yilmda yazmaya 



475 
476 

477 
478 
479 



bk. Abd, Mevdudi, s. 232-44 

KMiy3n! problemi ve ulemamn etkin oldugu diger olaylar i?in bk. Ahmad, Aziz, "Activism of 
the Ulama in Pakisten", Scholar, Saints, and Sufis (Ed. Nikki R. Keddie), Berkeley 1972, 

257-72 

Masudul Hasan, Maududi, 1, 440-60; Ahsan, "Cemaat-i islami", 292; D 

Banglades ziyareti i?in bk. Masudul Hasan, Maududi, 1, 492-505 

Bu seyahati beraberinde bulunan Muhammed Asim tarafmdan "Sefemdme-i Am 'l-Kur 'an" 
adiyla kitapla§tinlmi§tir (Lahor 1968). Seyahatin aynntisi icin aynca bk. Masudul Hasan, 
Maududi, II, 75-99 



231 



ba§ladigi Tefhimu'l-Kur'dn'x saglam bir tarihi bilgi zeminine oturtmak ve ileride 
yazmayi planladigi siret kitabi i?in bilgi toplamakti. Bu seyahat ona ayni zamanda 
bu bolgelerdeki islami hareketleri daha yakindan tanima firsati da verdi. Suudi 
hukiimetinin Medine'de uluslararasi bir islam iiniversitesi agma plani vardi. Bunun 
i9in yapilacak istisare toplantisina pek 90k alimle birlikte Mevdudi de davet edildi. 
Arahk 1961'deki toplantida Mevdudi, bdylesi bir universitede islami ilimlerin 
yaninda iktisad ve yabanci diller gibi bazi derslerin de programa konulmasi ve 4 
mezhebe gore egitim yapilmasi gerektigini ifade etti ve teklifi 12 'ye karsi 18 oyla 
kabul edildi. Mevdudi 1968'de bir de Ingiltere seyahatinde bulundu 480 . 

Mevdudi'nin saghk durumu sebebiyle Kasim 1972 yihnda cemaatin fiili 
liderliginden aynldi ve kendisini yazmayi planladigi kitaplanna ve diger ilmi 
fahsmalarma verdi. Saghk durumu 1965 'ten sonra gitgide bozulan Mevdudi bir 
saghk kontrolu i?in gittigi New York'ta tedavisi devam ederken 22 Eylul 1979'da 
vefat etti. Cenazesi Lahor'a getirilen Mevdudi i?in burada tertip edilen cenaze 
namazina dunyamn 9e§itli b<5lgelerinden temsilciler geldi. Cenazesi ise uzun siire 
ikamet ettigi evine demedildi 481 . 

Mevdudi kti9uk ya§ta ba§ladigi gazetecilik mesleginin verdigi birikim ve 
nosyon, sosyal ili§kilerdeki giri§kenligi ve medeni cesareti sebebiyle hem kendisini 
ifadede hem de 9evresine insan toplamada zorlanmadi. Yazilarindaki ilmilik, 
gtincellik ve akicihk, konu§malanndaki miiessiriyet 482 onu 90k kisa zamanda sadece 
Hind alt kitasinm degil biitiin diinyamn tanidigi bir ki§i haline getirdi. Mevdudi 
kendisini ne Hind alt kitasindaki medrese ve tarikat merkezli ekoller gibi dini ve 
ilmi geleneklerle siki sikiya bagh gordii, ne de bunlara kar§i savas a9ti. Bunlar 
i9erisinden toplum i9in faydah gordiiklerini kendi yorumuyla yeniden topluma 



480 
481 



482 



Masudul Hasan, Maududi, II, 100, 274 

Mevdudi'nin hayati ve hareketi hakkmda pek 50k eser yazilmi§ ve ?ali§ma yapiimi§tir. Bunlar 
i9erisinde bizim istifSde ettiklerimizden Qnemlileri sunlardir: Masudul Hasan, Maududi; 
Gilani, Syed Asad, Maudidi Thought and Movement, Lahore 1984; Geylani, Seyyid Mevdudi; 
Abd, Mevdudi; Vesdik-i Mevdudi (haz. IdSre-i Ma'arif-i islami), Lahor 1984; Siddikt, el- 
Mevdudi; 'Imara, Muhammed, Ebii'l-A'ld el-Mevdudi ve's-sahvetti'l-fsldmiyye, Kahire- 
Beyrut 1987 ('imara, el-Mevdudi); TurabT, EltfuddTn, Ebu'l-A'ld el-Mevdudi- haydtuhu ve 
da'vetuhu, Kuveyt 1987; RanS, CemTl Ahmed - SelTm Mansflr HSlid (haz.), Tezkire-i Seyyid 
Mevdudi, Lahor 1986; Feride Hanim, Mevldnd Seyyid Ebii 'l-A 'Id Mevdudi key siydsi haydldt 
ka ek tenkidi miitdla'a ( doktora tezi 1990),Cami'a Milliye isISmiye, $u'be Islamic Studies 
(Feride Hanim, Siydsi Haydldt); Ahsan, "CemSat-i islami", 291-3 

Muhalifleri dahi onun bu ySnunll itiraf etmektedir (mesela bk. Bennflri, Muhammed Yflsuf el-, 
el-Qstdzii'l-Mevdudi ve sey'iin min hayatihi ve efkdrihi I-H, Karaci 1976-77, I, 1 1 (Bennurf, 
el-Ustdzii 'I- Mevdudi) 



232 



sundu, begenmediklerini ise ilmi bir iislup ile tenkid etti. Onun bu tavn Hanefi 
mezhebine siki sikiya bagh olan medrese menseli ulemayi kizdirdi ve boylece 
bunlar Mevdudi aleyhine makaleler yazip kitaplar nesretmeye basladilar 483 . Onun 
dustacelerinin aynasi olan Tercumdnu'l-Kur'dn dergisini bastan sona 
inceledigimizde, kendisine yoneltilen elestirilerin polemik turiinden olanlanna 
cevap vermedigini, digerlerine verdigi cevaplarda ise ilmi usluba riayet ettigi ve 
kisilik haklanna saygili oldugu gozlenmistir. Mevdudi islam'i topyekiin bir nizam 
olarak gOrdilgu i9in hem egitim hem de siyasetle ilgilendi ve cemaatini bu sekilde 
yapilandirdi. islami endiselerle kurulan fakat laik dusuncelerle yapilandmlmaya 
galisilan Pakistan' in kurulus gayesi dogrultusunda gitmesi icin Mevdudi ve 
cemaatinin yaptigi cahsmalar takdire sayandir. 

Mevdudi'nin 18 yasmda baslayan yazarhk hayati vefatina kadar devam etti ve 
bu zaman zarfinda dini, ictimai ve siyasi igerikli 70'den fazla eser nesretti. 
Kitaplan Pakistan'da yayinlanmasim mtiteakip basta Arap9a ve Ingilizce olmak 
iizere baska dillere 9eviriliyor ve butiin islam alemine yayihyordu. Mesela 1977 
yihna kadar 48 kitabi Arap9a'ya, 43 kitabi Bengaliye ve 34 kitabi ingilizceye 
9evirilip yaymlanmisti 484 . Mevdudi'nin islam dunyasina tamtilmasmdaki en buyuk 
pay eserlerini terctime eden ve onun hakkinda nesriyat yapan Ustaz Halil Hamidi (o. 
1994) ve Prof. Hursid Ahmed' e aittir. Mevdudi'nin eserlerinden bazilan sunlardir 485 . 

1. Par da, Labor 1939 (Hicab adiyla Tiirk9eye 9evirilmistir) 

2. Islami kanun, Labor 1948 

3. Kddiydnimes'ele, Kara9i 1953 

4. Islam aor cedidma 'dsi (ekonomik) nazariydt, Lahor 1963 

5. Siinnet hi dini (anayasal) haysiyet, Lahor 1963 

6. Hildfet aor mulukiyet, Lahor 1967 

7. Tejhimdtl-V, Lahor 1967-91 

8. Kur'dn ki gar bunyddi istildheyn, Lahor 1978 



483 



484 

485 



Mevdfldi aleyhinde yazilan kitaplar arasinda §unlann ismi sayilabilir: Bennftrt, el-Ustdzu'l- 
Mevdudl; Zekeriyya (Kandehlevi), Muhammed, Fitne-i Mevdudiyyet, Kara?i 1976; Abdullah, 
Muhammed, Sahdbe-i kirdm aor un per tenkid, Multan 1410; HUseyin, Mazhar, Mevdudi 
mezheb, Lahor 1992. Bunlara kar§i Mevdfldi cephesinden yazilan kitaplardan bazilan 
§unlardir: Nu'manf, Asim, Mv. Mevdudi per cutey (yalan) ilzdmdt aor un key miidellel 
cevdbdt, Lahor 1985; a.mlf., Mv. Mevdudi per t'tirdzdt ki hakikat, Lahor 1990; Gulam AH, 
Melik, Hildfet aor mulukiyet per i'tirazat ka tecziye, Lahor 1991; Yflsuf, Muhammed, 
Mevlana Mevdudi per i 'tirdzdt ka ilmi cdize /-//, Lahor 1 989-9 1 

'tmara, el-Mevdudi, s. 70 

Eserleri i?in bk. Abdurrahman Abd, Mevdudi, s. 414-24; 'tma^a, el-Mevdudi, s. 66-9 



233 



9. Siyret-i Server-i diem I-II, Lahor 1978 

10. insdn ki hakikat- Kur'dn ki ro§nime, Lahor 1986 

2. Cemaat-i islam? min Kurulusu ve Temel Fikirleri 

Yukanda da kisaca temas edildigi gibi Mevdudi Patankdt Darulislam'da 
ortaya 9ikan bir anlasmazhk sebebiyle 1939'da Lahor'a gelmisti. Burada bulundugu 
sirada Terciimdnu'l-Kur'dn dergisinin Nisan 1941 sayisinda "Ek salih cemaat ki 
zaruret" admda bir makale yazmis ve makaledeki diisuncesini paylasacak olanlan 
24 Agustos 1941 tarihiride Lahor' da toplantiya davet etmisti. Davete icabet eden 75 
kisinin cemaatin yapisi hakkinda surdurdiigu goriisme sonunda 26 Agustos tarihinde 
Cemaat-i islami'nin kurulusu ger9eklesti ve ilk emir olarak Mevdudi secildi 486 . 
Cemaatin kurulusundaki bazi temel prensipler ve uyelerde aranan §artlar §unlardi: 
Cemaat-i islami sadece siyasi, dini ve lslahi bir cemaat olmayip, en genis manasiyla 
Islam'in insan hayati i?in cihansumul dunya g6rii§une sahip oldugunu kabul etmekte 
ve bunu hayatin her sahasinda ameli olarak gerseklestirmek niyyetindedir. CemSat-i 
islami'nin maksadi hukumet-i ilahiyenin ve islami nizamm te'sisidir. islami 
nizamm maksadi ilahi nzayi ve uhrevi saadeti elde etmektir. Bu hedefler 
dogrultusunda 9ahsmayi dxisiinen cemaat iiyelerinin ingiliz hukumetindeki 
gorevlerinden aynlmis olmasi gerekir. Cemaat uyeleri bir dava oldugunda ingiliz 
mahkemelerine gitmeyecektir. Cemaat uyeleri muslumanlar arasinda ihtilafa 
sebebiyet verecek tartismalardan uzak duracak, okuma ve bilgilenmeye onem 
verecek ve hayatim islami usiillere gore tanzim edecektir. 487 

Cemaat-i islami kurulusunun akabinde dahili ve harici teskilatlanma 
faaliyetine baslandi. Cemaat kendi i9erisinde ilim ve egitim, nesriyat, teskilat, 
maliye, davet ve teblig subesi adlanyla kisimlara aynhrken disanda da bolge, §ehir, 
kasaba ve koy temsilcilikleri kurulmasi i?in girisimlerde bulunuldu. idari olarak ise 
teskilatlanma ise en ustten baslayarak emir, yardimcilar, genel sekreter, 50 kisilik 
merkezi sura meclisi ve 12 kisilik meclis-i amile seklindedir. Cemaatin ilk yillan 
egitim, teblig ve nesriyat agirlikh gegmistir. Cemaatin merkezi 1942 yihnda 
Lahor' dan Patankot Darulislam'a tasindi ve Pakistan'in kurulusuna kadar da burada 
kaldi. Mevdudi'nin Pakistan'a gelmesiyle cemaatin Hindistan emirligi Ebu'1-Leys 



486 



487 



bk. Roddd-i Cemdat-i Islami I-VIII, Lahor 1993, I, 7-20 (RddSd); Abdurrahman Abd, 
Mevdudi, s. 169-71; Masudul Hasan, Maududi, I, 243-50 

bk. Roddd, 1, 43-53; Pakistan ki siyasi cemdateyn, s. 570-3; Masudul Hasan, Maududi, I, 250- 
3 



234 



Islahi'nin uzerinde kaldi. Pakistan' in kurulusu ile faaliyetleri ve kurulus. gayeleri 
ayn bir anlam kazanan cemaat Mevdudi'nin liderliginde islami bir yonetim i?in 
yogun faaliyetlere bastedi. 

Cemaatin 1947-70 arasindaki yillan teskilati genistetmek, iilkedeki islam 
muhalifi unsurlara kar§i mucadele etmek ve islam! anayasa ve kanunlar fikanlmasi 
19m hukumetlere baski yapmak gibi faaliyetlerle ge?ti. 1970'de girilen ilk genel 
se?imde ttlke genelinde % 20 gibi yiiksek bir oy alinmasma ragmen segim sistemi 
sebebiyle mecliste umulan sandalye sayisina ulasilamadi. Cem§at 1971 yilmda 
Dogu Pakistan'in Banglade§ adiyla Pakistan'dan kopmasiyla ikinci bir boliinmeye 
daha ugramis oldu. Banglades'de isbasmdaki idare olduk?a etkili olan Cemaat-i 
islami'yi sindirmek i?in 90k sert tedbirler aldi ve cemaati tamamen etkisiz duruma 
getirdi 488 . Bu Pakistan'daki Cemaat-i islami i9in de moralmen 90k biiyiik bir yikim 
oldu. 1971-77 yillan arasinda Basbakan olan Zulfikar Ali Butto'nun islam karsiti 
politikalan ve cemaatler uzerindeki baskilan sebebiyle Cemaat-i islami siyasi 
y6nden ciddi bir faaliyet gosteremedi. Zaten Mevdudi 1972 yilmda cemaat 
emirliginden 9ekilmi§ ve yerine Miyan Tufeyl Muhammed emir se9ilmisti. 

General Ziyaulhak'in 1977'de askeri darbe ile Butto hukumetini devirip i§ 
ba§ma ge9mesi buttin dini cemaatler gibi Cemaat-i islami'yi de sevindirdi. Fakat 
Ziya'mn askeri idaresinin vadedilenden daha uzun surmesi ve vaktinde demokratik 
se9imlere gidilmemesi Cemaat-i islami'nin onun aleyhine donmesine sebep oldu. 
1987'de Ziya'mn olmesiyle iilke daha da sikintih bir duruma girdi. Bu yilda 
Cemaatin emirligine Kadi Hiiseyin Ahmed se9ildi ve onun liderliginde girilen 1988 
se9imlerinden istenilen ba§an elde edilemedi. 1993 erken se9imlerinde de yapilan 
biiyuk se9im propagandasina ragmen meclise ancak 2 milletvekili sokulabildi. $u 
anda cemaatin emirligini yine Kadi Hiiseyin Ahmed yuratmektedir 489 . 

Cemaat uzun bir sure Labor l9ra'da faaliyet gosterdikten sonra Lahor'un 
"Mansura" denilen mevkiinde ozel olarak hazirlanan genis bir alan i9erisine 
tasmmi§tir. Burada cemaate ait ilk, orta ve universite duzeyinde egitim veren 
kurumlar, hastane, yayinevi, toplanti salonlan, misafirhane ve idarecilere ait 
lojmanlar bulunmaktadir. Cemaatin Mansura'daki merkezine ilaveten Pakistan'in 
9e§itli bolgelerinde bolgesel merkezleri de vardir. Cemaat-i islami yaym 



488 Ahsan, "Cemaat-i Islami", 292 

489 

Cemaatin bir parti olarak kuruiu§ gayesi, programi ve faaliyetleri hakkmda geni§ bilgi igin bk. 
Pakistan ki siydst cemdateyn, s. 558-656; Ferida Hamm, Siyasi Haydldt, s. 79-157 



235 



faaliyetlerini "Islamic Publications Limited", "idare-i Ma'anf-i islami" ve "idare-i 
Tercumanu'l-Kur'an Limited" adh kuruluslaria siirdiirmektedir. CeiMat 
Tercumanu'l-Kur'ari'di ilaveten Asia, Ain, Ingilizce Kashmir Watch ve Arap?a 
Kesmir el-Muslime gibi dergiler de yayinlamaktadir. Cemaat-i islami ile resmi bir 
bagi olmayipta cemaat iiyeleri tarafindan kurulan ve cemaatin genel prensipleri 
dogrultusunda faaliyet gosteren kurumlar icinde Siyasal Ara§tirmalar Enstitusu'nun 
(Institute of Policy Studies, IPS) ayn bir yeri vardir. Siyasi arasformalari ve yaymlan 
ile Pakistan siyaseti iizerinde bir etkiye sahip olan enstitu Kesmir, Orta Asya, ve 
islam alemi ile ilgili yaymlar yapmakta ve kitaplar fikarmaktadir. Cikanlan dergiler 
arasmda el-Kaddyd'd-Duveliyye butun islam alemine hitap etmesi sebebiyle 
onemlidir. ingiltere'de ise islam! Vakif (Islamic Foundation) ve Birle§ik Krallik 
islami Misyonu (U.K. Islamic Mission) Cemaat-i islami mensuplannca kurulmus. ve 
o dogrultuda faaliyet gosteren kurulusjardandir. 

Cemaatte her ne kadar §ura prensibi ge9erli olmu§, kararlar burada alinmi§ ve 
stratejiler burada tesbit edilmi§se de etkin ki§iligi sebebiyle Mevdudi'nin goru§leri 
90gu zaman tek belirleyici olmu§tur. Cogu Mevdudi'nin eserlerinden alinan ve 
uygulanan cemaate ait temel fikirler §u sekilde ozetlenebilir: 

1. Kur'an ve siinnet merkezli Ehl-i Sunnet ve'1-Cemaat inancim benimsenir. 

2. Dini konularda Mevdudi'nin yorumu her zaman onde tutulur. 

3. ictihad kapismin hi? bir vakit kapanmadigi ileri siiriilur. 

4. islam, felsefi bir sistem olmayip hayatm biitiin safhalanyla dogrudan 
ilgilidir. Bu ise ancak onun prensiplerini hayata hakim kilmakla mumkun olur. 

5. islam sadece insanla Allah arasmda bir iliski olmayip hayatm sosyal, 
siyasal, ve ekonomik yonlerini de i9ine ahr ve bu sahalarm lslahi i?in oneriler sunar. 
Ferdi takva yeterli olmayip toplumun kurtanlmasi ve islami bir idarenin kurulmasi 
igin ^ahsmak gerekir. 

6. Toplumun huzurunu saglayip islami nizami kuracak bir idarenin 
olu§rurulmasi i?in adil sartlarda yapilan her tiirlii se9im sekli mesrudur. 

7. idareyi elde etmek iyin silah.li miicadele yerine bariS9il demokratik hareket 
tarzi uygun bulunmustur 490 . 

Cemaat' in ozellikle son yillarda siyasi sahada ba^arisiz olmasinin sebeplerine 
inilecek olursa bunda Pakistan' in Qzel §artlannin onde geldigi goruliir. Cemaate uye 



bk. Ahsan, "Cemaat-i Islami", 292-3; Pakistan ki siyasi cemdateyn, s. 574-6 1 1 ; Ferfde Hanim, 
Siyasi Haydldt, s. 79-122 



236 



kabulixndeki 6zel sartlar, prensiplerinin halkin kavrayamayacagi oranda entellektiiel 
olusu ve 9ogu egitiruli cemaat uyelerinin halkin seviyesine inmekte zorlanmasi da 
ona halkin y6nelisinl kirmaktadir. Ulke niifusunun ancak % 30'u sehirlerde yasadigi 
ve kirsal kesimlerdeki halk toprak agalanmn ve kabile reislerinin etkisinde kalarak 
siyasi tercihlerini belirledikleri i9in buralarda ahlaki prensipleri onde tutan Cemaat- 
i islami yerine aga ve reislerle bir sekilde diyalogu olan Pakistan Halk Partisi gibi 
partiler daha basanh olmustur. Diger onemli bir faktor de, se9im zamaninda buttin 
partilerin iilkede Islam'i hakim kilacaklan yolundaki propaganda va vaatleri 
karsismda halkin, hangisinin dogru ve hangisinin yanlis oldugunu ayirt edememesi 
ve kendisini en iyi tanitana yonelmesidir. 

3. MevdfidPnin Tefsiri Tefhimu'l-Kur'an 

Mevdudi'nin ttim eserleri i9erisinde en onemlisi W9 §uphesiz Tefhimu'l- 
Kur'dri'&ir. Onun Tefhim'i 1942 yihnda yazmaya baslayip 1972 yilinda 
tamamladigindan yukanda soz edilmisti. Tejhimu'l-Kur'dn 19m hazirladigi kisa 
a9iklamali Kur'an terctimesi ise Tefhim 'in ikmalinden once 1969 yihnda mustakil 
olarak tabedilmi§tir 491 . Tefhim nesredilmesinden sonra dunyamn 9e§itli dillerine 
9evirilmi§tir. Bunlar arasmda ingilizce, Bengalee, Sindce, Pe§tuca, Hint9e, Fars9a 
ve TMce sayilabilir. Tefhim yazilmaya baslanmasim miiteakip Tercumdnu'l- 
Kur'dn dergisinde de pai9a par9a yayinlanmaya baslami§ ve bu 1972'de 
tamamlanmasma kadar devam etmistir. Boylece tefsir daha tarn olarak piyasaya 
9ikmadan okuyucu ile bulu§mus oldu. Tefhim Pakistan'da oylesine ilgi gormiis ve 
okuyucu kitlesi bulmustur ki bu yogun talep sebebiyle bazan yilda birka9 defa 
tabedilmistir. Pakistan'da tefsiri yayinlayan kuruluslardan biri olan "idare-i 
Terciimanu'l-Kur'an", tefsirin 1982-91 yillan arasinda 12. baskisini ger9eklestirmis 
ve bu baskilarda toplam 50 bin'i askin niishasi piyasaya surulmiistur 492 . Buna diger 
iki yaymevi'nin baskilanm da katinca rakam olduk9a yiiksek 9ikmaktadir ki bu, 
okuma yazma oramnin % 15-20'lerde oldugu bir ulke i9in 90k yiiksek bir miktardir. 
Pakistan'da M9 bir tefsir ne bu kadar basilmis ve ne de satilmistir. Onun bu 
sohretine ragmen Pakistah'da 9esitli a9ilardan tenkid edildigini de belirtmemiz 
gerekir. Bunlar i9erisinde Muhammed tshak Siddiki'nin 1974-79 yillan arasinda 



491 Te/himii'l-Kur'dn ve Kur'an terctlmesinin baskilan i?in bk. Han, Urdu terdcim, s. 29-3 1 

Biz Lahor'da bulundugumuz zaman i?erisinde tefsiri temin etmek i?in ne kadar yayinevi 
dolastik ise bulamadik. Sonunda MevdQdi'nin oglu kendi nUshasmi bize vererek tefsire sahip 
olmamizi saglamistir. 



237 



Beyyinat dergisinde yayinladigi elestiriler bir kitap olacak hacme ulasmisUr 493 . 
Muhammed Yusuf Bennuri de "el-Ostazu'1-Mevdudi" adh kitabimn ikinci cildini 
Tejhimu'l-Kur'arCx tenkide ayirmisUr. Bunlann dismda daha pek 90k kimse onu 
farkli iisluplarla tenkid etmistir. Bu tenkidlerin bir kismi onu tam olarak 
anlamamadan, bir kismi ise anlamak istememeden kaynaklanmistir 494 . Bunlar 
iferisinde hakli olanlar da vardir ki zaten Mevdudi tenkidlere a?ik oldugunu 
mukaddimede belirtmistir. Tefhim'in tanitimina gepmeden once Mevdudi'nin 
Kur'an ve tefsirle ilgili gortisterine deginmek istiyoruz. 

Mevdudi Kur'an' 1, Allah tarafindan insanlara g6nderilmi§ bir hidayet, davet ve 
hareket kitabi olarak tanimlar 495 . O bir hidayet kitabi olmasmm yamnda bir anayasa 
kitabi da oldugu ifin ciiz'i degil kiilli kaideler ihtiva eder. Onda Islam nizamimn 
usul ve ahlaki yonleri btitun aynntilan ve ornekleri ile bulunurken, ameli sureti 
genel hatlan ile a9iklanir. Eger onda her bir seyin tafsilati bulunsaydi peygamber 
gonderilmesine ihtiya9 kalmazdi 496 . Kur'an muayyen bir zamanda, muayyen bir dilde 
ve muayyen bir toplumda nazil oldu diye onu muayyen bir zamana ve topluma 
aitmi§ gibi g6stermek yanli§tir. ^unku o turn insanligin muhta? oldugu temel 
prensipleri i9inde tafidigi i9in evrenseldir 497 . Kur'an W9 §iiphesiz mucizedir, fakat 
onun mucizeligi sirf lafizlannda aranmamalidir, hem lafzi hem de getirdigi 
evrensel mesaj ile mucizedir 498 . 

Mevdudi'ye gore, Kur'an bir hayat kitabi oldugundan ondan istifade igin 
ewela onun tabiatim tammak gerekir. Kur'an'in tabiatim iyi anlayabilmek i9in de 
indirildigi toplumu ve kendisine inen Peygamber' in hayatinm biittin safhalanni 
bilmek gerekir 499 . Bu bilinmedigi takdirde Kur'an birbirinden kopuk, ne soyledigi 
anlasilamayan bir kitap olarak goziikebilir. ^iinku o insanlar tarafindan yazilan 



493 
494 

493 

496 
497 
49S 
499 



bk. Siddiki, Muhammed ishak, "Tefhimu'l-Kur'an per ek nazar", Beyyinat, 24/3 (1974)-34/5 
(1979) 

Mesela Fitne-i Mevdudfyet adh kitapta tefsirle iigili verilen daha ilk iki Omek Mevdudi'nin ne 
demek istediginin anlasilamadtgim gdsteriyor (bk. Muhammed Zekeriyya, Fitne-i Mevdudiyet, 
s. 26). 

Mevdudi, Tejhimu'l-Kur'dn, I, 25; Ahmed, Hursid, "Kitab-i inkilab: Tefhimu'l-Kur'an", Am, 
24-5 

Mevdudi, Tefhimu'l-Kur'an, I, 37 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 35-6 

MevdQdi, "Kur'an-i mecid", Am, 120-2 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 21 



238 



kitaplar gibi bir diizen, konu, muhteva ve sekle sahip degildir 500 . Kur'an'm ana 
konusu insan ve onun felah ve husranmm nede oldugudur. Kur'an'm butunii bu ana 
konunun etrafinda ddniip dola§ir. 

Mevdudi gerek tefsirinin mukaddimesinde ve gerekse diger yazilannda 
Kur'an'm tefsiri ile ilgili s6z soylemek yerine Kur'an'm anla§ihr kihnmasi i?in 
tekliflerde bulunmu$tur. Zaten Kur'an tefsirinin de asil maksadi Kur'an'i bir 
butunliik i9erisinde daha iyi anla§ihr kilmak olmahdir. Bu sebeple Mevdudi 
Kur'an'm dogru bir sekilde anlasUabilmesi igin pek 50k teklifte bulunur. Ona g6re, 
Kur'an'i anlamak isteyen ki§i, ona inansin inanmasm, ilk once biitun on 
yargilanndan kurtulmali ve saf bir zihin ile ona yonelmelidir. Aksi takdirde kisi 
Kur'an'i okuyayim derken onun satir aralannda kendi 6n yargi ve dustocelerini 
okur. Bu ise degil Kur'an normal bir kitap i9in bile uygun goralemez 301 . Mevdudi 
diger onemli hususun onu dikkatli bir gozle okumak oldugunu belirtir. Bu okuma 
Kur'an'm geneli hakkinda bir fikir elde etmek i9in olursa asgari iki, tek tek konular 
i9in olursa o konular bir biitunluk i9erisinde zihne yerle§inceye kadar olmalidir. 
Genel okuyu§la Kur'an'm ana gayeleri ve nasil bir nizam kurmak istedigi insan 
zihnine yerle§iverir. Mevdudi'nin orneklerle anlattigi aynntih okuyu§ sonunda ise 
Kur'an' da nasil bir mantiki Orgii oldugu ve konulann birbiri ile nasil 
irtibatlandinldigi aniasilacaktir 502 . 

Mevdudi'ye g5re butiin bunlar ashnda Kur'an'i anlamaya 9ahsmanin ilk 
adimlandir. O hangi dava i9in geldi ise nihai olarak anla§ilmasi ancak o davamn 
ya§anmasi ile mtimkun olur. Oyle sandalyenin tizerine oturularak ya da medrese ve 
tekkelerde remizleri 96zulmeye 9ahsUarak Kur'an anla§ilmaz. ^iinku kendisine 
Kur'an inen zat 23 yillik peygamberlik hayati boyunca hi? durmamis ve kendisine 
Kur'an'm hukumlerini uyguladigi toplumda 9ikan problemleri Kur'an'a gore 
96zmu§tur 503 . 

Mevdudi tefsirini ulema ve iyi bir Arap9a ve dini egitim aldiktan sonra Kur'an 
iizerine egilmek isteyenler i9in yazmamistir. Onun hedef kitlesi belli ol9iide dini 
bilgilere sahip olup Kur'an ilimlerinde iddiasi olmayan orta tabakadaki halk 
kitlesidir. Bu sebeple de o geni§ tefsir hazinesine dalarak onlardan referanslar 



500 
501 
502 
503 



bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 15 
bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 31-2 
bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 32-3 
bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 33-4 



239 



vermemis ve kendisine hedef olarak, orta tabakamn Kur'Sn'in mefhumunu 
anlamalanm saglam&yi ve Kur'an'in insanlar iizerinde olustarmak istedigi te'siri 
meal ve tefsir yoluyla onlar iizerinde olusturmayi secmistir 504 . Mevdudi okuyucusu 
iizerinde, Kur'an'in ilk nazil oldugundaki muhataplanna yaptigi te'siri yaptirmak 
i?in bolgede yaygm ©Ian terciime ve tefsir usulunu terketmi§ ve kendisine gore bir 
usul gelistirmistir. Ilk olarak lafzi 305 terciime yerine serbest terciimeyi tercih ederek 
Kur'an'in akicihgini ve akicilik sebebiyle olusan farkh manayi yansitmak istemistir. 
Nasil ki Araplann b&yiik bir kismi Kur'an'in iislup ve belagatina hayran olup ona 
teslim olmuslarsa aysu etki bir olgiide Urduca ile saglanmaya 9ahsilmistir. Mevdudi 
"Arabi-i miibin ile inen Kur'an'i Urdu-i mubin ile yansitmaya galistim, konu Kur'an 
oldugu i9in de 50k dikkat ettim" demistir 306 . 

Mevdudi, hasiye admi verdigi tefsir kismmda hangi hususlan g6z oniinde 
bulundurdugunu su ifadelerle anlatir: 

"Ben h§§iyede (tefstr kismi) btltfln gayretimle, okuyucunun dikkati dagilarak Kur'&n'dan 
kopmasin ve ba§ka §eylerle ilgilenmesin diye hig bir konuyu eksik birakmamaya cah§tim. i$te 
ben ne kadar aclklama yapmi§sam hep bu noktalar igin yapmi§imdir. Mesela aciklamalardan 
bir kismini okuyucunun aciklama ihtiyacini duyabilecegini, zihninde soru olu§abilecegini veya 
§Qphe igerisinde kalabilecegini diger kismmi ise, okuyucunun dikkat etmeden gegebilecegini 
ve bdylece Kur'Snf ir§ad ve hidayetteki asil gayenin ona kapah kalacagini tahmin ettigim 
yerlere koydum " 

Buradan da anlasildigi gibi o okuyucuyu her vakit Kur'an ortaminda tutmayi 

hedeflemistir. Mevdudi tefsirinden nasil istifade edilebilecegini aciklarken adeta 

"ancak kafaniza takilan noktalar icin tefsirime bakin" demek ister. Ona gore 

sirasiyla surelerin girisindeki a9iklamalar, Kur'an metni, herhangi bir Kur'an 

terctimesi ve ardmdsn kendi serbest meali okunmah daha sonra da eger her bir ayet 

genis olarak anlasilmak isteniyorsa hasiyelere miiracaat edilmelidir 508 . 

Mevdudi tefsirini 30 yil gibi bir siirede yazdigi i?in ilk ciltler ile sonraki ciltler 
arasmda her bakimdan onemli farklar bulunmaktadir. Miifessir bu kopuklugu 
gidermek i?in ozellikle ilk iki cildi yeniden yazmak istemisse de sihhati buna 



504 
505 

506 
507 
508 



bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 6 

Satir altma ayetteki kelimenin karjihgi verilerek yapilan terciime $ekli. Mevdudi lafzi 
tercilmenin bazi iyi yOnlerini itiraf etmekle birlikte pek cok eksikligi bulundugunu, Ustelik bu 
tarzda piyasada pek 90k terctlme bulundugunu ifade etmi5tir (bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 7). 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 7, 10 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 1 1 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 1 1-2 



240 



mtisade etmemistir. Mevdudi, bu iki cild yeniden yazdigi takdirde tefsire en azindan 
4-5 ciltlik bir ilave olabilecegini ifade etmistir 509 . 

Mevdudi Tefhimu'l-Kur'ari'da. surenin ismi, ne zaman nazil oldugu ve genel 
olarak hangi konulardan bahsettigi hakkinda surenin durumuna gore bilgi verdikten 
sonra sonra surelerin tefsirine ge?mektedir. Bu sureye giri§ b6ltimu sureyi bir 
butunluk i9erisinde anlayabilmek i9in olduk9a faydalidir. Teftiimu'l-Kur'dn 
uzerindeki incelememize Fatir suresinin ilk riikusu (ayet 1-7) ile ba§lamak istiyoruz. 
Mevdudi bu surenin Mekke doneminin ortalannda miisriklerin eziyetlerinin iyice 
arttigi bir vakitte nazil oldugunu ifade eder. Bu sebeple surenin daha ilk 
ayetlerinden itibaren hem miisriklerin batil inani§lanna dikkat fekilmekte hem de 
kendilerine hidayeti ula§tiran Allah Rasultine kar§i olan tavirlannin yanlishgma 
nasihat eder bir ifdde ile i§aret edilmektedir 510 . Mevdudi bu ilk yedi ayette on dort 
noktamn a9iklanmasinda fayda gorur. Bunlara asagida ozetle i§aret edilecektir. 

Mevdudi ilk olarak U-, asowi jcb- ifadesindeki m^ kelimesinin 9ogul 

olusundan hareketle meleklerle ilgili degi§ik bir yorum getirir. Ona gore ayette 
Rasulullah'a (s.a.) vahiy getiren melekler kastedilmis. olabilecegi gibi Allah'in 
emirlerini butto kainatta icra eden melekler de kastedilmi§ olabilir. Ciinku bu da 
onlann isklir. Aynca bu ayette melekleri Allah'in kizlan goren musriklerin 311 yanhs 
tasawurlan da tashih edilmis ve meleklerin sadece Allah'in emirlerini yerine 
getirmek igin U9usup duran yaratiklar oldugu belirtilmistir. 

Ayetin devammdaki as&b>5 jji ifadesi ilk anda meleklerin de diger yaratiklar 

gibi maddi bir vticuda sahip olduklan izlenimi vermektedir. Mevdudi a9iklamasma 
meleklerin kanatlannm nasilligi hakkinda bilgi sahibi olunabilecek bir yolun 
bulunmadigma i§aret ederek basjar. Ona gore, ayette meleklerin keyfiyetini 
anlatmak i9in a^l kelimenin sefilmis olmasi onlari da kuslar gibi kanath kabul 

etme durumunu ortaya 9ikanr. Buradaki "ikiser, ii9er, dorder" ifadesi ise onlann 
kendilerine verilen gorevlere gore farkli farkh olduklarina i§aret i9indir. Bu 
meleklerin hangisinden ne tiir bir hizmet isteniyorsa ona o tiir bir hiz, gti9 ve kuwet 
verilmistir. Ayetteki pUj U jjl»ji ^ juj* ciimlesi ise meleklerin kanat sayisimn dort ile 



509 
510 
511 



MevdQdt, " Tefhimu'l-Kur'Sn kin halet me liki geiy", Ain, 1 16-7 
bk. Tefhimu'l-Kur'dn, IV, 216 
Meseia bk. Saftlt sQresi (37): 149-54 



241 



simrh olmadigi gosterir. Ciinku Buhari, Miislim ve Tirmizi'de ge9en bir hadise gore 
Rasulullah (s.a.) Cebrail'i 600 kanath olarak gormustiir 51 



S12 



Surenin "Alldh'm insanlar igin aqtigi rahmet kapisim Allah di§inda kapatacak 
biri olmadigi gihi Alldh'm kapattigini da agiverecek kimse yoktur" $u ayetinde 
mtisriklerin bazi yanhs inanislanna dikkat sekiliyor. Mevdudi'ye gore burada 
mtisriklere "Allah'in yaratiklanndan W9 birisi size ne bir rizik, ne evlad ve ne de 
sihhat-afiyet verebilir" denilmis oluyor. Boylece Allah sirkin biittin kisimlanm 
asilsiz ilan ederek insanlara erisen rahmetin kendi tarafindan gittigini 
bildirmektedir. Bu konu Kur'an ve hadislerde pek 90k defa ve 9esitli sekillerde 
islenerek, insanlann, kismetlerini a9ip kapatacak olanin sadece Allah oldugunu iyice 
anlamalan saglanmiftir. ikinci ayetin sonundaki j>j*)i ve ,«£*{( kelimelerini mustakil 

olarak inceleyen Mevdudi bunlarla "Allah'in bu isleri yapabilecegi, onu karanni 
icradan hi9 kimsenin engelleyemeyecegi ve fakat verdigi karann da tamamen 
hikmete mebni bulundugu gosterilmis oluyor" der SI4 . 

Fatir suresinin 3. ayetinde insanlardan, Allah'in kendilerine verdigi nimetleri 
hatirlamalan talep ediliyor. Bu talep edilirken de yer ve gogun yaraticisinin Allah 
oldugu ve ondan bsfka W9 bir ilah bulunmadigi gerek9e gosteriliyor. Mevdudi'ye 
gore buradaki i 5 /j>» ifadesiyle, bir yandan insanlann sahip olduklan her §eyi verenin 

Allah oldugunu unutmamalan istenirken ote yandan Allah dismdakilere kulluk 
yapmanm veya nimetleri masivadan bilmenin ya da nimetlere karsi baskalanna 
siikretmenin bir nankorliik olduguna isaret ediliyor 51 



515 



Ayetin sonundaki 05^ ^ cumlesi Mevdudi'ye gore tath bir fasila ornegidir. 

O ayetin bu kismiyla ilgili olarak sunlari soyler: 

" Bunu anlamak i?in konusmanin mUjriklerin huzuranda yapildigi sahnesini g5z OnQne 
getirmek gerekir. Hatip dinleyicilere dOntip "sizleri yaratan, yerden ve gokten nziklannizi 
ganderen Allah'tan ba§ka biri var midir?" diye soruyor. Soru sahibi bir miiddet bekliyor ve 
bakiyor ki toplulugun tamami susmu§ ve Allah'tan ba$ka bir yaratici ve rizik vericinin 
oldugunu sfiyleyemiyor. Bundan §u ortaya ?ikiyor ki, dinleyiciler susmakla Allah'tan ba§ka bir 
yaratici ve rizik vericinin olmadigini ikrar ediyorlar. i§te o vakit konu§maci s6ze ba§layip " 
halde O'nun di§mda bir ma'bud da olmamah!. Peki Oyleyse sizi aldatan nedir ki siz hahk ve 



512 
513 
514 

515 



bk. Tefliimu'l-Kur'dn, IV, 218 

Bu 2. ayetin tercllmesi Mevdudfye gSredir. 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, IV, 219 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, IV, 219 



242 



rSzik'in Allah oldugunu ikrar edip de onun di§mdakileri ma'bud kabul ediyorsunuz?" 
diyor." 516 

Ayet 4'te "Eger sent yalanhyorlarsa (bu yeni bir mesele degil ki); senden 

onceki peygamberler de yalanlanmiftir" denilmekle miisriklerin Hz. Peygamber'in 

soziine inanmadiklan ve onu nubuwet iddiasinda bulunan bir yalanci olarak 

gordtikleri ortaya konmus oluyor. Ayetin kendisiyle tamamlandigi jptit &>■£ &\ ,ji 5 

ctimlesinde ise Hz. Peygamber'in dogru veya yalanci oldugu hususunda karar verme 
hakkinin insanlann ellerinde olmadigi ifade ediliyor. Mevdudi'ye gore Allah, isin 
sonunda (ahiret) kimin yalanci, kimin dogru oldugunu ve yalanciyi hangi sonun 
bekledigini gosterecektir 517 . 

Surenin 5. ayetini ii? dip notu ile aciklayan Mevdudi diinya hayatimn insam 
nasil aldatabilecegine iki alternatifli cevap getirir. Diinya hayati insanlara ya, "i§te 
varsa da yoksa da diinya bundan ibarettir" demek ister ya da onlan "ahiret olsa bile 
bu dunyanin tadini fikaran o dunyanin da tadini fikaracaktir" §eklinde aldatir. 
Ayetteki ^jM kelimesiyle 6. ayetten de anla§ildigi gibi §eytan kasdedilmi§tir. 

§eytamn insanlan Allah hakkinda nasil aldatabilecegi sorusuna Mevdudi birkac 
farkli cevap verir. Buna gore §eytan insanlan, "zaten Allah diye bir sey yoktur" diye 
aldatabilecegi gibi "Allah varsa bile sadece bu alemi yaratip ilk hareketi vermis ve 
kosesine 9ekilmistir. Artik ameli olarak onun hi? bir dahli yoktur" diye de 
aldatabilir. Uciincii bir aldatma sekli de "suphesiz Allah bu aleme bir diizen 
vermektedir fakat insanlara yol gostermek i?in uzerine bir sorumluluk almamisti. Bu 
vahiy ve risalet denilen sey aldatmacadan ibarettir" sozleriyle ortaya gikar. §eytan 
bazi kimselere de "Allah 90k 90k esirgeyen ve bagisjayandir; ne kadar gunahiniz 
olursa olsun o affeder" veya "Allah'in oyle sevgili kullan vardir ki onlann etegine 
yapi§mak kurtulusa ermektir" seklinde yalan telkinlerde bulunur 518 . 

Rukunun 7. ve son ayeti adeta karar metni gibidir. Mevdudi bu olaylar 
karsismda kufrii tercih edenlerle Islam'a girip iyi isler isleyenlerin durumuna kisaca 

A 

temas eder Ayette isaret edilen kafirler Allah'm Kitabi ve Rasiilullah'm (s.a.) 
(yukandaki) 9agnsma inanmayanlardir. Bu olaylar karsismda imam tercih edenlerin 



516 bk. Tefhimu'l-Kur'dn, IV, 220 

5.7 bk. Tefhimu'l-Kur'dn, IV, 220 

5.8 bk. Tefhimu'l-Kur'dn, IV, 220-1 



243 



ise Allah eski yaptiklanna bakmayip affedecek ve onlara 90k biiyiik mukafatlar 
verecektir 519 . 

Fatir suresinin ilk yedi ayetiyle ilgili Tefhimu'l-Kur'dn'm yorumunun orta 
tabaka okuyucunun zihninde soru birakmayacak 8l9iide doyurucu oldugu 
gozukmektedir. Ofiincu ayetteki fj/ii ve &$£$$ ^jU ibarelerine getirilen afiklama ve 

canlandinlan sahne olduk9a etkileyicidir. Mevdudi 5. ayetteki j5j a» kelimesini 

a9iklarken kendi toplumunda seytanm insanlan nasil aldattigimn kopyasmi verir 
gibidir. Bu yadirganacak bir tefsir degildir, 9unkii baska bir toplumda yasayan bir 
mufessir "seytanin insanlan Allah'a karsi nasil aldatacagini" a9iklarken bazi genel 
orneklerle birlikte kendi toplumunda insanlann diistukleri yanlisliklan tefsir olarak 
dile getirir. Mevdudi bu ayetle ilgili yukandaki ifadelerinde ayni zamanda bazi 
yerlere gondermede bulunmaktadir. Bunlar koministler, Seyyid Ahmed Han'm 
yolundan giden tabiat9ilar (naturalist), felsefeciler, hadislerin zahirlerine gore 
hareket edenler ve tasawufu yanlis yorumlayan tarikat erbabidir. 

Tefhtmu'l-Kur'dn'dan alacagimiz ikinci 6rnek Abese suresinin ilk 10 Syeti 
olacaktir. Bu 10 ayetin mealini verdikten sonra Mevdudi'nin bu ayetlerdeki hangi 
noktalan ne sekilde tefsir ettigine bakacagiz. Ayetlerin meali: 

"A'm&nin kendisine gelmesinden Ottlrii yUzUnil ek§itti ve geri d8ndll. (Onun halini) sana kim 
bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut 6gUt alacak da o aglit ona fayda verecek. Kendisini 
(sana) muhta§ gSrmeyene gelince, sen ona y8neliyorsun. Oysa ki onun temizlenip 
arinmasindan sen sorumlu degilsin. Fakat kosarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de 
ilgilenmiyorsun." 

Mevdudi bu ayetlerin nasil bir sebebe mebni nazil oldugunu surenin girisinde 
ilgili rivayetler lsiginda a9iklar. Surenin "konusu ve muhtevasi" bashginda ise daha 
90k davet ve teblig psikolojisinden bahseder. Mevdudi'ye gore ilk ayetlere 
bakildiginda zahiren Rasulullah'a (s.a.) serzeniste (itab) bulunuluyor gibi goriinse 
de surenin tamami gSz onune ahndiginda esas kinanip ayiplanan Mekke'nin ileri 
gelen miisrikler oldugu anlasihr. Ustelik bu ayetlerden Rasulullah'in (s.a.) o 
miisriklere yoksul ama bir insandan daha fazla deger verdigi manasi da 9ikarilamaz. 
Burada o fitri bir yonelis ve islam davasim daha genis kitlelere ulastirmak arzusuyla 
o mtisriklerle goriismede bulunmus, fakat Allah, kalbini islam'a a9anm o 
miisriklerden daha fazla iltifata layik oldugunu Rasuliine bildirmistir 520 . 



519 bk. Tefliimu'l-Kur'dn, IV, 22 1 

520 bk. Tefliimu'l-Kur'dn, VI, 250-2 



244 



Mevdudi Abese suresinin ilk 10 ayetini iki dipnot (hasiye) ile a9iklar. Birinci 
dipnotta ilk olarak surenin baslayis iislubuna deginilir. Ona g6re, her ne kadar 
ileride "yuz eksitme" fiilinin Rasulullah' tan (s.a.) sadir oldugu dolayh olarak 
anlatihyorsa da ilk kelimelerden bu fiili adeta bir baskasi yapmi§ gibi gosterilmistir. 
Bununla 90k latif bir tarzda Rasulullah'a (s.a.) "bu oyle senin yapacagin bir is 
degildir" seklinde ihsasta bulunulmus olmaktadir. Onun yuksek ahlakim bilen bir 
kimse bu ayetleri gorunce "bu fiili isleyen Rasulullah degil bir baskasi olmalidir" 
diye diisuniir. Mevdudi daha sonra, ama Abdullah ibn Mektum'un ibn Abdi'l- 
Berr'in "el-isti'ab"inda gecen kimliginden yola gikarak ayetlerin nasil 
anlasriabilecegini ortaya koymaya ?alisir. Mevdudi'ye g6re tbn Mektum 
Rasulullah'in hammi tarafmdan akrabasi oldugundan onu hor hakir gorup iltifat 
etmedigi dusuniilemez. Rasulullah'in ona bakis a5isini ayetteki ^Vf kelimesi 

aqikga ortaya koyuyor. Rasulullah liderlere islam'i anlatirken yanlanna gelip 
kendisine de isl&n'in anlatilmasim isteyen Ibn Mektum'la ilgili olarak "ben eger bu 
lider konumundaki mtisrikleri Islam'a fekebilirsem islam ipin buyuk fayda olur, ama 
o nasil olsa bir yakinim, sonra da sorabilir, ustelik islam i9in bu lider 
pozisyonundaki ki§ilerden saglanacak fayda ona gore kat kat fazla olacaktir" diye 
diisiinmiis olabilir 521 . 

Mevdudi ikinci dipnotta agirlikh olarak Rasulullah'in tebligi kime karsi ve 
nasil yapmasi gerektigi hususunu ayiklar. Ona g6re yiice Allah bu ayetlerde 
Rasulullah'in islam'i teblig ederken gozden ka?irdigi noktalara temas ediyor. Bunun 
i?in ilk olarak ibn Mektum olayma dikkat cekildi ardindan da hak davetfisinin 
teblig esnasmda bakismin hangi §eyler iizerinde olmasi gerektigi tek tek aciklandi. 
Bu ayetlere gore, kim kendi arzusu ile gelip hakkin kendisine anlatilmasim isterse 
onun, kendilerine isteksiz olduklan, hatta istigna i?erisinde bulunduklan halde 
islam anlatilanlar uzerine onceligi vardir. Burada ileride hangisi islam'a daha faydali 
olur hangisi az olur hususu onem arzetmez. Ki§i kor, topal, fakir ne olursa olsun 
kendisinde hakka meyil varsa, islam icin saglayacagi faydanm ne olabilecegine 
bakilmaksizm en kiymetli adam bilinip ona yonelinir, kisi toplumda ne kadar niifuza 
sahip olursa olsun kendisinde hakka kabul emareleri yoksa, musliiman oldugu 
takdirde islam'a saglayacagi faydalara bakilmaksizm onunla vakit zayi edilmez S22 . 



521 bk. Teflttmu'l-Kur'dn, VI, 253 (Ozetle) 

522 Tejhimu'l-Kur'dn, VI, 254 (Ozetle) 



245 



Goriildiigii gibi Mevdudi Rasulullah'in ibn Mektum'a ilk anda iltifat 
etmemesini onu hor gormesine degil tslam'i daha genis halk kitlelerine ulastorma 
arzusuna yorayor. Mevdudi'ye gore bu ayetlerle Rasulullah'a islam'i nasil teblig 
etmesi ve kime nasil yonelmesi hususunda bir ders verilmistir. Ancak bu 50k tath 
bir iislup ile ortaya konulmustur. Dikkat edilecek olursa Mevdudi bu ayetlerde 
ge?en hi? bir kelimeyi filolojik ve semantik a?idan degerlendirmemi? sadece bu 
kelimelerin bir buttin olarak neyi ifade ettigine isaret etmistir. Bu ise onun 
metodunun Kur'an'i, klasik tefsir usulu kitaplanndaki kurallara gore tefsir etmek 
yerine onu tefsir kitaplanndaki tartismalardan haberi olmayan veya bu tartismalar 
kendilerini ilgilendirmeyen genis halk kitlelerine anlasihr kilmak oldugunu ortaya 
koyuyor. Bu afidan bakildiginda Abesenin ilk 10 ayeti i9in getirilen a9iklamalann 
doyurucu oldugu soylenebilir. 

Toplumun devam ve bekasi yeni yeni nesillerin varolmasina, yeni nesillerin 
varhgi ise kar§i cinslerin bir araya gelerek evlilik miiessesesini kurmasina bagh 
oldugu i9in islam evlilik kurumuna ve e§ler arasindaki iliskilere 90k buyuk onem 
atfetmistir. Nisa suresi ayet 34 ve 35'de e§ler arasmdaki iliskilerden ve bu iliskiler 
i9erisinde erkegin yerinin ne oldugundan bahsedilir. Mevdudi bu iki ayetteki alti 
noktayi a9iklamaya deger bulur. Mevdudi'ye gore purf j& oy'^ Jb-yi cumlesindeki 

(sijl kelimesi, bir ki§i ya da kurumun islerini deruhte edip yiiriitene, onu goriip 
gozetene verilen addir. Ayetteki 4)1 jal (fazilet kelimesi) ise seref, izzet manasmda 
olmayip sadece Allah'm tabiati geregi erkege verip de, kadma vermedigi ya da az 
verdigi ozelliklerdir. Kadm fitraten oyle yaratilmistir ki onun aile i9erisinde kawam 
olan erkegin korumasi altinda yasamasi gerekmektedir 523 . 

Mevdudi ayetin salih kadinlardan bahseden bolumunii tefsir ederken aym 
zamanda hadisin Kur'an'i tefsir etmesine de ornek gosterir. Bir rivayete gore 
Rasulullah (s.a.) soyle buyurmustur: "Sdlih kadin, gorduguniizde iqinizi rahatlatan, 
bir konuda hukum verdiginizde size Mat eden ve siz evde olmadiginizda mahmzi ve 
kendi ndmusunu koruyan kadindir." Burada Allah'a itaatin kocaya itaattan once 
geldiginin akildan 9ikanlmamasi gerektigi Mevdudi tarafmdan tenbih edilir. Eger 
kadin bu durumda dahi kocasma itaat ederse giinahkar olur. Nafile ibadetlerde ise, 



523 bk. Tejhimu'l-Kur'dn, I, 349 



246 



eger koca hanimim menettigi halde hanim isjemeye devam ederse bu ibadet makbul 
bir ibadet olmaz 524 . 

34. ayetin devaminda itaatsizlikleri goriilen kadinlara kocalan tarafmdan 
hangi muamelelerin yapilabilecegi ^^y»i 3 ^UwJ) ^ ^3^1 3 0*2^ ifadeleriyle 

tek tek aciklanmishr. Mevdudi ayetteki atif harfi 3 iardan hareketle uc fiilin ayni 

zamanda yapilabileceginin cikanlamayacagmi, burada sadece tic fiilden hangisi 
uygun ise onun yapilabilecegini ifSde eder. itaatsizligi goriilen kadma kar§i, sucla 
ceza arasinda uyum prensibinin geregi yerine getirilir ve eger hafif bir uyan ile is. 
yoluna konabiliyor ise sert tedbire bas vurulmaz. £unkii Rasulullah (s.a.) kadinlann 
dovulmesine isteksizce izin vermistir. Mevdudiye gore bazi kadinlar dayak 
yemeden hatalanndan vazgecmezler. Bunlann bile ytizune-goziine acimasizca 
vurma ve vticutlannda iz birakacak bir sey ile dovme yasaklanmistir. 

35. ayet kan-koca arasinda aynlmaya kadar goturebilecek bir ihtilaf olursa ne 
yapilacagi ile ilgilidir. Mevdudi ayete getirdigi ilk aciklamada b-iuf Uj* ji 

ifadesindeki tesniye ile hem iki tarafin arabuluculanmn hem de bizzat kan-kocamn 
kasdedilmis olabilecegini ifade eder. Mevdudiye gore bu ayette, aralanna sogukluk 
giren kan-kocamn durumlan mahkemeye intikal etmeden once toplum tarafmdan 
tedbir almmasi ve i§in sulh ile tathya baglanmasi ongoriilmektedir. Daha sonra 
Mevdudi hakemlerin yetkilerinin ne olacagi hususunu fukahanin goriisteri ve ilk 
donemdeki uygulamalar i§igmda ele ahr. Bazilan hakemlerin aracihktan baska bir 
yetkisinin olmadigini savunurken digerleri hakemlerin bansma veya bosanmada 
kan-kocayi zorlayabilecegini ileri surer. Hz. Osman ve Hz. Ali'nin (r. anhum) 
uygulamalanm goz oniinde tutan Mevdudi sonuc olarak, "eger devlet hakem tayin 
edip onlara yetkiler verirse bunlann karan baglayici olur" der 525 . 

Yukandaki aciklamalar Mevdudi'nin gerek erkegin ailede soz sahibi olmasi ve 
gerekse gerektiginde kadimn dovulmesi olaymda naslan asil manasmdan koparacak 
§ekilde te'vil etmedigi gorulmu§tur. Mevdudi'nin bunlan aciklarken her iki tarafin 
haklarini teslim eder tarzda i'tidal i9erisinde oldugu da soylenebilir. O, 35. ayetteki 
b-sui lojjj o f ifadesiyle kari-kocanin kendilerinin kasdedilmi§ olabilecegini ikinci bir 

alternatif olarak ileri surmu§tti. Her ne kadar b-M^i kelimesinin muteaddi bir fiilin 



524 bk. Teflitmu'l-Kur'dn, I, 349 
325 bk. Tejhimu'l-Kur'dn, I, 350 



247 



masdan ise de bu tevcih guzeldir. £unku eger kan koca bansmaya gonullii olmaz 
iseler hakemlerin istemesi bir seyi degistirmez ve de u$Uj <d»i J%j hiikmti askida 

kahr. Bu durumda b-aui icin u^ UJ gibi bir takdir yapmak gerekecektir. 

Mevdudi Tefhimu'l-Kur'dn' da cogunlukla uzun aciklamalara gitmemis ve 
gerektiginde ilgili kitaplan referans gostererek ayrmtiya dalmamistir. Bunun 
istisnalanndan biri AhzSb suresinin Hz. Muhammed'in (s.a.) son peygamber 
oldugundan bahseden 40. ayetinin tefsirinde kendisini gostermistir. Bu konu 
ozellikle Kadiyaniler tarafmdan devamh sicak tutulmaya cahsildigmdan Mevdudi 
buna tefsir kisminda deginmekle kalmamis surenin sonuna koydugu 32 sayfalik ekte 
soyleyeceklerini sQylemistir 526 . 

Mevdudi peygamberler hakkinda kullandigi bazi serbest ifadeler sebebiyie 
iilkesindeki ulema tarafindan agir bir §ekilde tenkid edilmi§tir. Mesela o, Enbiya 327 
ve Saffat 528 surelerinin ilgili ayetlerini tefsir ederken Hz. Yunus'un (a.s.) Allah'tan 
izin almadan kavmine kizip onlardan uzaklastigini, bu sebeple de onun Allah 
tarafmdan sikintilarla imtihan edildigini soylemistir 529 . Onun bu ifadeleri "Mevdudi 
peygamberlerin masumiyetine inanmiyor" diye yorumlanarak tenkid edilmistir 530 . 
Ayni sekilde yildiza, aya ve gunese "bu benim rabbimdir" 531 deyip de sonradan bu 
goriisunti terkeden Hz. Ibrahim (a.s.) hakkmdaki sozleri 532 de hos 
karsilanmamistir 533 . Sad suresi ayet 25 ve 26'mn tefsirini yapan Mevdudi Hz. 
Davud'un bir kabahat isledigini ve bu affedilmeyecek tiirden bir kabahat olmadigi 
i?in Allah'in onu affettigini yazmistir 534 . 

Sular yiikseldiginde Nuh aleyhisselam'in AllSh'tan oglunu kendisine 
bagislamasim istemesi ve Allah'in da buna olumsuz cevap vermesi Hud suresi ayet 



526 
527 
528 
529 
530 
531 
532 
533 
534 



bk. Tefhimu'l-Kur'dn, IV, 138-69 

Enbiy§ (21): 87-8 

Saffat (37): 139-48 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, III, 182-3 ve IV, 307-8 

Bennflri, el-Ostdzu 'l-Mevdudi, II, 24-6 

En'am (6): 76-9 

bk. Tefhimu'l-Kur'dn, I, 556-8 

Bennuri, el-Ostdzu 'l-Mevdudi, II, 21 

Mevdadrnin ifadesi $Qyle: "...Buradan su anlasdiyor ki Hz. Davud'un (a.s.) yaptigi o iste 
[bir adamdan kendisi igin karismt bosamasim istemesi] nefsi isteklerinin bir dahli vardi..." 
(bk. Tefhimu'l-Kur'dn, IV, 326-7). Tenkid ifin bk. Bennuri, el-Ostazu'l-Mevdudt, II, 26-9 



248 



45-47'de anlatihr. 46. ayetin sonundaki .jJ&Wf ^ o$£> o' >iUscf ^i cvimlesi uzerine 
Mevdudi soyle der: 

" Bir kimse bu flSh? irsidi gOrup de "Hz. Nuh'un icinde fman ruhu az idi, veya onun imimnda 
cahiliyet saibesi vardir" diyemez. Burada asil mesele sudur ki, enbiya da insandir ve insanin 
her vakit, mll'min igin dngdrUlen en ytlksek kem&I derecesinde bulunmasi mtimktln 
olmayabilir. Bazan, insan psikolojisi bakimindan 50k hassas [Nuh'un gOz gOre gare oglunun 
bogulacagini bilmesi gibi] bir durumda neb! gibi yQksek dereceye sahip olan biri bile kisa bir 
sure i?in kendi besert zaaflanna maglup olabilir. Ama ne zaman ki bu durumunun farkmda 
olur ya da ona bildirilir i§te o anda yaptigindan dSner..." 533 

Yukandaki dort Ornekten Mevdudi'nin ilk bakista peygamberlerin 
masumiyetine golge diistirecek turden birseyler soyledigi cikanlsa da kullandigi 
ifadelere bakihrsa onun masumiyete farkh bir anlam yukledigi ve bunlan 
peygamberlerin masumiyetini ortadan kaldiracak tiirden isler olarak gSrmedigi 
anla§ihyor. 

Son olarak bir degerlendirme yapmak gerekirse, Tefhimu'l-Kur'dri'w. 20. 
asirda yazilan tefsirler arasmda Seyyid Kutub'un Fi Zildli 'l-Kur Wdan sonra gerek 
sohret gerekse basilma ve okunma orani bakimindan ikinci sirada bulunmasi 
musliimanlann ona olan guvenini gosterir. Nasil Mevdudi peygamberler icin bile 
"onlar da beserdir" diyorsa kendisi de beserdir ve beser oldugu icin de hata ve 
kusurdan ari olmasi dusiinulemez. Ustelik Kur'an gibi ytice bir kitabin derin 
manalanm anlamaya cahsirken Allah'in maksadinin ne oldugunu bulabilmek zorun 
zoru olsa gerektir. 



533 bk. Tefhimu'l-Kur'dn, II, 342-3 



249 



III. BIR EKOLE BAGLI OLMAYAN ALIMLER VE TEFSIRLERI 

Hind alt kitasimn ingiliz hakimiyetine ge9mesinden sonra ciddi bir sarsmti 
ge9iren muslumanlann yeni yeni olusumlar i9in kendi imkanlan oraninda 
girisimlerde bulunduklanndan II. Boliimiin baslannda bahsedilmisti. Bir cami 
avlusunda veya bir agacin altinda ya da kii9uk bir ev odasmda ti9-bes kisi tarafindan 
samimi duygularla olusturulan hareketler halkin destegini de alarak kisa zamanda o 
kadar gu9lendi ki, cami avlulan medreselere, medreseler darululumlara, 
darululumlar ise onlarca subesi olan yaygm egitim kurumlanna doniistu. 
Kuruculannin mezheb ve mesrebine gore sekillenen bu egitim kurumlanndan 
yetisen talebeler ekseriyetle hocalanmn yolundan devam etti ve boylece bir gelenek 
olusrurdu. Yukanda kuruluslanndan, fikirlerinden, miifessir ve tefsirlerinden 
bahsettigimiz 6zgun gelenek saliibi ekoller hem muslumanlann toplum i9erisinde 
etkin rol iistlenmesine katkida bulunmus hem de islami ilimlerin canlanip gelecek 
nesillere aktanlmasim saglamistir. 

Konuya diistince bazmda bakilacak olursa, Hind alt kitasmdaki ulema ve 
miifessirlerin hemen hepsinin, olusan bu yeni ekollerle su veya bu sekilde irtibath 
olduklan inkar edilemeyecek bir hakikat olarak karsimiza 9ikar. Ama meseleye 
alimlerin bu ekollerle organik birligi ve onlara mensubiyet duygusu a9ismdan 
bakilacak olursa bazilanmn liste disi kaldigi goze 9arpar. Burada sunu da 
belirtmekte yarar vardir ki, asagida ismi verilecek alimlerin her hangi bir ekolle 
irtibati olmadigi ifade edilirken bu, onlann hayatlannm tumii goz oniinde 
bulundurularak vanlmis bir netice olmaktadir. Bunlarin hayatlannm bir doneminde 
yukandaki ekollerden biri veya birka9iyla birlikte olmalan neticeyi 
etkilememektedir. Son iki asirda Hind alt kitasmda olu§an ekollere tam bir 
mensubiyeti olmayan pek 90k alim bulunmaktaysa da bunlar i9erisinde zikre deger 
bir Kur'an tefsiri sahibi olanlann sayisi pek azdir. Biz burada "bir ekole mensubiyeti 
olmayan miifessirlerin tamami bu kadardir" gibi bir yargiya varmaksizin 
tefsirlerinin onemine binaen sadece Ebii'l-Kelam Azad ve Emin Ahsen Islahi'den 
bahsedip tefsirlerini tanitacagiz. 



250 



A. Ebii'i-Kelim Azad (1888-1958) ve Terciiinanu'l-Kur'an'i 

1. Hayati ve Siyasi-ilmf Kisiligi 

Ebu'l-Kelam Azad son yiizyilda Hind alt kitasmda yetisen en muhim 
sahsiyetlerden biridir. Asil adi Muhyiddin Ahmed olan Azad 1888 yihnda 
Mekke'de Arap asilh bir anneden 336 dunyaya geldi. Babasi Mevlana Hayreddin (6. 
1907) 1857 bagimsizhk savasmdan sonra Mekke'ye hicret etmis a^im ve sufi bir 
zatti 337 . Ilk egitimini Mekke'de alan Azdd, ailesinin Hindistan'a geri dSnmesi 
(1899?) ve Kalktita'ya yerlesmesi iizerine egitimini burada tamamladi. 12 yasmda 
Fars?a egitimini ve 16 yasmda ders-i Nizlmi uzere medrese programim tamamladi. 
Bu donemde babasimn istegi iizerine §ah Veliyyullah'in usuliine uygun olarak her 
ilimden bazi metinler ezberleyerek yetisti. Medrese programini ikmalden sonra 
program disi olan akli ve nakli ilimleri okumaya ba§ladi. Bu esnada Fransizca ve 
Ingilizce de Sgrendi ve bu dillerdeki literaturu takibe bastedi. Hindistan'a geldiginde 
kink dfikiik Urduca bilmesine ragmen daha 11 yasmda iken Azad mahlasi ile 
Urduca siirler yazmaya basladi. Onun 50k basanh oldugu sahalardan biri de 
gazeteciliktir ki onun bu sahaya 16 ya§inda 9ikarmaya basladigi Lisanu's-sidk (20 
Kasim 1903) ile adim attigi bilinmektedir. Bundan sonra daha bir 50k gazetede 
yazar ve idareci olarak 5ah§ti 538 . ingiliz hiikumetinin desteginde faaliyet gosteren 
Hristiyan misyonerleri sik sik musliiman ilim adamlanyla halkin huzurunda 9esitli 
konularda tartismalar tertipliyorlardi. Azad'in daha o yillarda misyonerleri pek 50k 
konuda sikistirdigmi papazlar tarafindan ingiltere'deki gazetelere gonderilen yazilar 
ortaya koymustur 539 . 

Azad siyasete, iilkenin ozel §artlanmn etkisiyle olacak, 15-16 gibi 90k erken 
bir yasta girdi ve mevcut ingiliz rejiminin aleyhine atesli konusmalar yapti. Bu 
tarihten sonra ise vefatina kadar siyasetle i<pli dish oldu. Onun 1908 yihnda 9iktigi 
ve iki yila yakin suren iran, Osmanh topraklan, Misir ve Fransa seyahati siyasi 



536 



537 



538 



539 



Douglas, Ian Henderson, Abul Kalam Azad- an intellectual and religious biography, Delhi 
1989, s. 37 (Douglas, Abul Kalam) 

AzSd Uzerinde cah$malan bulunan Ebu Selman §§hcih§npurl, MevlSnS Hayreddin' in Birelvf 
ekolliniln gflruslerini benimseyen biri oldugunu ve §a1i Ismail §ehtd gibi zevfiti kttfUrle itham 
ettigini ileri sQrmektedir. (bk. "Mevlana EbU'l-Kelam kzM aor Mevlana Ubeydullah Sindt", 
IAC, 21/4 (1989), 43-4 

Cikardigi dergi ve gazeteler icin bk. Mevc-i kevser, s. 251. O aslinda daha ktlctlk ya?larda 
cesitli dergilere yazilar gOndermisti (bk. a.y.) 

bk. Douglas, Abul Kalam, s. 60-3 



251 



ictimai ve dini goriislerinde buyuk degisime ve yeni bir ufuk kazanmasina neden 
oldu 540 . Ona en buyuk sohreti du§uncelerinin netlesmeye basjadigi yillar olan 
1912'de yayinlamaya basladigi el-Hildf* 1 dergisi kazandirmi§tir. Azad bu dergideki 
yazilannda bir yandan islam toplumunun yeniden insasi i9in teklifler sunarken ote 
yandan miislumanlann birlik ve beraberligi ve Osmanli islam Hilafetinin korunmasi 
i9in 9agnlarda bulunuyordu. El-Hildl Kasim 1914' te kapatihnca Azad bir yil sonra 
farkh isimde fakat benzer muhtevada el-Beldg dergisini 9ikarmaya basjadi. Azad 
ingiliz idaresi aleyhindeki faaliyetleri sebebiyle 1916-1920 yillan arasmda Ran9i'de 
gozetim altmda tutuldu. Bu donem onun igin hem yaymevi ve dergisinin kapanmasi 
hem de yazdigi kitaplann elinden ahnarak kaybedilmesi sebebiyle pek aci ge9mi§ 
olmahdir. Kaybedilen kitaplari arasmda Hud suresine kadar yazdigi Tercumdnu'l- 
Kur'dn tefsiri ve Nisa suresine kadar tamamladigi Tefsiru'l-Beydri'i da 
bulunmaktaydi 342 . 

Mahkumiyetinin bitmesinden sonra siyasi faaliyetlerine daha da hiz veren 
Azad 1947'ye kadar bir ka9 defa daha tutuklamp hapse kondu 543 . Hindistan'in yerli 
unsurlanmn bir ve beraber olarak yasamasini savunan Azad ingiliz ySnetimine kar§i 
siyasi miicadele vermek i9in musliimanlarla hindularm birlikte kurdugu Kongre 
(Congress) partisine iki donem de baskanlik yapti. iki toplum nazariyesine karsi 
oldugu i9in Pakistan'm kurulus 9alismalanna katilmayan Azad 1947'de bagimsiz 
bir devlet olarak kurulan Hindistan Cumhuriyeti simrlannda kaldi ve devletin ilk 
egitim bakam oldu. Azad'm bakanhgi 22 §ubat 1958'de vefat edinceye kadar siirdu. 

Ebii'l-Kelam Azad, yetisme doneminde gosterdigi iistiin ba§an ve yiiksek 
performansa zekasmin keskinligini 544 ve ilim ehli bir aile i9erisinde yeti§mesini 
gerek9e gostermektedir. Babasi ilk basta klasik medrese egitim tarzi ve 



540 



341 



S42 



543 



544 



bk. Siddfk?, Evlad Ahmed, "Ebli'l-Kelam Azad- ek tecziye", Fikr u nazar (Ebd'l-Kelam Azad 
number), Aligarh, Agustos 1989, 85 

Derginin (gazete de denebilir) Hindistan siyaseti ve ilim ?evresi Uzerindeki etkisi icin bk. 
Douglas, Abul Kalam Azad, s. 97-162; Manzur Ahmed, Melikzade, Mevldnd Ebii'l-Kelam 
Azad- fikr u fen, Luknov 1989, 89-174; §ahcMnpQri, Ebu Selman, "el-Hilil Kalktlta", 
Cdmi'a. 85/3 (1988), 100-14. el-HildPm tamamimn tipki basimi ISAM kutttphanesinde 
mevcuttur. 

Azad bunlar hakkmda "zihnimin 6ztl ve hay§timm sermayesiydi" demektedir (bk. Mihr, 
Guiam Rasul, "Azad", UDMI, I, 101) 

AzMm toplam mahbusiyeti 1 0.5 yih bulmu§tur ki bu, boylesi velud bir jahsiyet i?in btiytik bir 
kayiptir. Onun 1921 yihndaki mahbusiyeti ttzerine mahkeme huzurunda yaptigi me?hur 
savunma pek ?ok defa kitSbi jekilde basilmi? ve ba§ka dillere de ?evirilmi?tir (bk. Mihr, 
"Azad", 102; Ozcan, Azmi, "EbQ'l-Kelam Azad", DIA, X, 336) 

bk. Douglas, Abul Kalam, s. 4 1 



252 



programindan baska egitim tarzi ve programina karsi iken sonradan bu 
dtisiincesinden vazgecmis ve oglunun matematik, mantik ve felsefe gibi ilimleri 
okumasim tesvik etmistir 543 . Bu sebeple Azad hem klasik islami ilimleri hem de 
felsefe ve modern musbet ilimleri okuyarak yetismistir. Onun, daha 50k erken 
ya§lardaEltafHuseyinHali(6. 1914), Abdulhak Hakani (6. 1917) ve Sjbli Nu'mani 
(6. 1914) gibi onde gelen ilim ve fikir adamlannm dikkatini cektigini ve bunlann 
ona birlikte cahsmayi teklif ettiklerini gormekteyiz. Bu daha o devirde 
dtisuncelerinin kendisine 90k ciddi sorumluluklar tevdi edilecek derecede 
olgunlastigini gdstermektedir 546 . 

Azad'in dini, siyasi ve ictimal dustincelerine kimlerin etkisinin oldugu ciddi 
bir arastirma konusudur 547 . Onun genclik yillannin ilk diliminde Sir Seyyid Ahmed 
Han ve Aligarh hareketinden 50k fazla etkilendigi, hatta bu ekolii canli tutmak icin 
cesitli dtisiinceler tasidigi bildirilmektedir 548 . Seyh Muhammed ikram'm beyanma 
gore, Azad'i hem edebiyat ve tarih yerine dini sahaya kaydiran hem de Seyyid 
Ahmed Han'm modernist dusiincelerinin 549 etkisinden kurtaran §ibli Nu'mSni 
olmustur 550 . AzM daha sonra Aligarh hareketinin hem siyasi hem de entellektiiel 
manada karsisinda olmus ve yeni ilm-i kelam'm muessisi kabul edilen Seyyid 
Ahmed Han'm kelSmi du§xincelerini dergisi el-HilaVda. buytik bir ciddiyetle tenkid 
etmistir 551 . Onun diisuncelerinden etkilendigi bir baska sahsiyet Kur'an, sahih siinnet 
ve ictihadi one gikaran §ah Veliyyullah Dihlevi olmustur. Bir olciide Azad onun 
Islam timmetini Kur'an'm prensipleri dogrultusunda islah etme fikrini canli tutmu§ 



S4S 



546 

547 



54S 



549 



550 
551 



bk. $eyhopM, Muhammed Eslem, "Mevlana Ebtl'l-Kelam Azad ka ba?pan (gocuklugu)", 
Ceridetu'l-E ? rqf, 6/1 (1992), 54-5, 58-9 

bk. Baljon, Modern Muslim, s. 9 

Onun bazi Snemli konulardaki yazilannin kisa fizetleri ingilizceye terctime edilerek 
ne§redilmi§tir. Bu 9ali5ma Urduca bilmeyenler i?in gtizel bir hizmet olmu§tur (bk. Ahmad, 
Aziz- Grunebaum, Gustov E. Von, Muslim Self-Statement in India and Pakistan 1857-1968, 
Wiesbaden 1970, s. 120-9) 

bk. KasimT, Ahlak Htlseyin, Terciimdnu'l-Kur'dn ka tahkiki miitdla'a, Delhi 1993, s. 27-8 
(KasimT, Tahkiki miitdla'a); Faruki, imadu'l-Hasan Azad, "Sir Seyyid Ahmed Han aor 
Mevlana Azad bi haysiyeti mttfessir", iAC, 10/2 (1978), 73-4. Ayrica bk. Douglas, Abul 
Kalam,s. 51-8 

Azad'in Seyyid Ahmed Han hakkmdaki yazilan i?in bk. Ensari, M. ZiyauddTn, Mevlana Azad. 
Sir Seyyid aor Aligarh, Delhi 1992, s. 109-146 (Ensan, Azad) 

Mevc-i kevser, s. 252-4, 259 

Mevc-i kevser, s. 256. Ona gOre (Aligarh ekolQ gibi) her seye stipheci gOzle bakmak ve 
akideyi maddiyat ve mantik terazisi ile tartmak jtlphe ve sikmtidan baska bir sey dogurmaz. 
Bir dOnem bUyllk stlpheler yasayan ve ?0phelerini iman ve teslimiyet ile yenen Azad bu 
problamleri cok iyi bilmekteydi. (bk. Mevc-i kevser, s. 261-2) 



253 



ve daha 90k gen9 denecek bir yasta yazdigi iki tefsirle bu sahaya yonelmistir. 
Azad'm goz alti siiresinde kaybolan basilmamis, kitaplan arasmda "Siyret-i §ah 
Veliyyullah'"in 552 da bulunmasi ona olan ilgi ve hayranhginin bir baska isareti olsa 
gerektir 533 . 

Ebii'l-Kelam Azad'm ilmi 9ahsmalar ve ilme verilen deger a9isindan 
Avrupa'yi takdir etmesine ragmen ictimai konularda Avrupa'mn ornek ahnmasi 
taraftan olmadigini goruyoruz. O, Misirda 9ikan bir kitapta, kadinlann ortunmesinin 
Islam 'm geregi olmadigi, ortaya atilmca bu kitaba cevap olarak Ferid Vecdi 
tarafindan yazilan kitabi tercilme ederek bolumler halinde "en-Nedve" dergisinde 
yayinlamis ve kadinlann Ortunmesinin onlann fitratinin geregi oldugunu 
savunmu§tur 554 . Azad taklidi reddeder 353 ve biitiin temel problemlere evrensel 
degerler ta§idigina inandigi Kur'an'dan 356 cevap bulmaya 9ah§ir. Kur'an'a bttyiik 
deger vermis olmasi onu o devirde bir9ok fikir adamim etkileyen hadisin 
tdrihselligi ve Islam hukukunda reform dti§uncesine gOturmedigi gibi hadisleri de 
reddetmemistir. Kur'an'i incelerken ise, "Kur'an'm yuceliklerine erisemeyeceklerini 
anladiklan i9in Kur'an'i kendi diizeylerine indirmeye 9ali§mi§lardir" diye su9ladigi 
miifessirlerin g6ru§lerini itibar etmez 537 . 

Azad'm siyasi kimliginin ilmi kariyerini 358 bir noktaya kadar gizlemi§ oldugu 
bir ger9ektir. Halbuki siyaseti ilme ve ilmi siyasete dayandiran bir kisilige sahiptir. 
Onun bu kisiligi bazi kesimleri rahatsiz etmis ve yazilannda ilimle ugra§masi 
gereken insanlan siyasi platforma 9ekmekle s^lanmistir 539 . Azdd'm kitaplanndaki 
uslup, konulan isleyis tarzi ba§ka hi? bir alimin kitabmda hissedilmeyen 6l9iide 



S52 
553 



554 
555 



556 

557 



558 



559 



Mihr, "Azad", 101 

Kasimf Azad'i §ah Veliyyullah'in misyonunun ihya eden biri olarak gQstermektedir (bk. 
Tahkiki Mutdla'a, s. 32-8) 

Mevc-i kevser, s. 253-4 

Wahidur Rahman, A.N.M., "Abu al-Kalam Azad's Approach to the Qur'an", J. Asiatic Soc. 
Bangladesh, 31/1 (June 1986), 33 

bk. Baljon, Modern Muslim, s. 10 

bk. Azad, Tercumdnu'l-Kur'dn, I-III, Lahor 1976-86, I, 10; Ahmad, Islamic Modernism, s. 
176, 184. Kur'an ve tefsir hakkindaki gSrusJeri icin ayrica bk. Siddfki, M. YSsTn Mazhar, 
"MevlanS AzSd ki fikr-i Kur'SnT ka umflmi tecziye", Ebii'l-Kelam Azad number, 121-138; 
Wahidur Rahman, "Abu al-Kalam Azad's Approach to the Qur'an", 25-36; Ahter RShi, 
"MevlSna Ebii'l-Kelam Azad merhum aor tahrik-i da'vet u tebltg-i Kur'an", Misak, 20/8 
(1973), 3-6 

Azad'm ilmi durumu i?in bk. Kasimi, Ahiak HUseyin, "MevlanS EbU'l-Keiam Azad ka ilmi 
makam u mertebe", Cdmi'a, 85/10 (1988), 5-16 

Mevc-i kevser, s. 265 



254 



etkileyici ve sihirlidir 360 . Azad dini, milli, ictimai, ilmi ve edebi konularda te'lif, 
terciime ve biyografi ttiriinde 100'ti a§km kitap ve risale kaleme almisfor 561 . Bunlar 
icerisinde suphesiz en meshuru ileride tanitimini yapacagimiz Terciimdnu'l-Kur'dn 
adh tefsiridir. Kur'an ve tefsir hakkmda olup cesitli sebeplerden dolayi giinumuze 
kadar ula§amayan kitaplannin varhgini 362 onun 6nemli kitaplan arasinda yer alan 
Tezkire'sinden ogreniyoruz. ikram'a gore, Tezkire'yi okuyan kimse, biitiin Islam 
diinyasimn fikri ve dini tarihinden haberdar olan ve biitiin hareket ve kisileri taniyan 
birinin kitabim okuyor hissine kapihr 563 . 

Ebu'l-Kelam Azad vefatindan sonra da buyuk ilgi ile takip edilmis, iizerinde 
cahsmalar yapilmi§ ve diisiincesini gelecek nesillere ula§tirmak icin adina kurumlar 
kurulmustur. Delhi'deki "Mevlana Azad Akademisi" onun hakkinda toplantilar 
tertip edip kitaplar nesretmektedir 564 . §iddetle tenkid ettigi Seyyid Ahmed Han 
tarafmdan kurulan Aligarh tjniversitesi'nin merkezi ktittiphanesine "Mevlana AzSd 
Library" admm verilmis olmasi ise dikkat cekicidir 565 . 

2. Tercumanu'l-Kur'Sm 

Ebii'l-Kela^n AzM bir Kur'an tefsiri yazma niyetinde oldugunu ilk olarak 
Kasim 1915 yilmda el-Beldg dergisinde duyurmustur 5 * 6 . O bu niyetini hemen hayata 
gecirmi§ ve tefsiri yazmaya ba§lami§sa da cereyan eden siyasf olaylar onun bu ilk 



560 



561 



562 



563 



564 



565 



566 



Mevc-i kevser, s. 261,269; Eseri, Ebu Ali, "MevlSnS Ebti'l-Kel&m Azad ka uslub-i tecziye", 
Ebii'l-Keldm Azad number, 47-50; Zekauddtn Sayan, "Mevlana EbU'l-Kelam AzSd ki edebi 
nesr ka §ahst tlslftb", Ebii'l-Keldm Azad number, 161-4 

AzSd'in kitaplannin genis tanitimi icin bk. Ensari, M. Ziyauddin, "Nak§-i Azad", Ebii'l-Keldm 
Azad number, 179-196; Mihr, "Azad", 102-4; Ozcan, Azmi, "EbU'l-Kelam Azad", 336 

Kur'an ve tefsirle ilgili kitaplan igin bk. Azad, Terciimdnu'l-Kur'dn, III, Teartif (Ebu Selman 
Sahcihanpuri), 46-52 

Mevc-i kevser, s. 264. Tezkire'nm. genis tanitimi icin bk. Ahmed Manzur, Mevlana Ebii'l- 
Keldm Azad, s. 175-236 

KtM hakkinda yapilan cahsmalar icin bk. Ensari, "Naks-i Azad", Ebii'l-Keldm Azdd number, 
197-210 

Hayati ve sahsiyeti hakkinda detayh bilgi icin bk. Niizhe, VIII, 15-21; Mevc-i kevser, s. 248- 
78; Douglas, Abul Kalam; Manzur Ahmed, Mevlana Ebii'l-Keldm Azad; Ahmad, Islamic 
Modernism, s. 175-85; Nizami, Khaliq Ahmad, Maulana Azad, Delhi 1990; Ensari, Mevlana 
Azad, Sir Seyyid aor Aligarh; Mihr, "Azad", 99-104; EbU'l-Kelam Azad number; Sakdfetii'l- 
Hind (EbU'l-Kelam AzM Ozel sayisi), 29/3-4 (1988); Ozcan, "EbU'l-Kelam Azad", 335-7; 
SeyhopQri, "Azad ka bacpan", Cerldetu'l-Esrdf, 6/1 (1992), 52-62 ve 6/2 (1992), 43-7; 
Selman e§-$ems..., "§ahsiyyettl Mevlana Ebi'l-Kelam Azad beyne'i-ilmi ve's-siyaseti", 
Sekdfetii'l-Hind, 20/1 (1969), 5-12 

bk. Azad, Terciimdnu'l-Kur'dn, III, TearUf (Ebu Selman SahcihanpQrT), 37-8 



255 



tesebbiisumi ba§ansizlikla sonu9landirmi§tir. Yukanda da arzedildigi gibi 1916-20 
yillannda gozlem altinda bulundugu bir sirada Ingiliz glivenlik gu^Ieri elindeki 
mtisvedde halindeki tefsirlerine, diger bir 90k kitabina ve Kur'an nesri i9in 1914'de 
kurdugu Daru'l-irsM'a el koymustu. Geri gelmesini timid ettigi bu kitaplar arasinda 
Hud suresine kadar yazdigi Tercumdnu'l-Kur'dn tefsiri ve Nisa suresine kadar 
yazdigi Tefsiru 'l-beydrfx da bulunmaktaydi. Ne diger kitaplan ve ne de bu tefsirleri 
tarn olarak iade edildi, iade edilen sayih sayfalar ise yirtik-pirtik ve dagimk 
oldugundan isme yarayacak ozellikten uzakti. Goz hapsi yillannda baslayip 1918 
yilimn sonunda tamamladigi Kur'an terctimesi ise kagit yoklugundan dolayi 
bastirmakta geciktigi i9in 1921 yilmdaki mahbusiyeti zamaninda basilmak iizere 
birakildigi matbaadan ahndi ve ingiliz guvenlik gu^leri tarafmdan kaybedildi 567 . 

Azad sihhatinin ve moralinin bozulmasma ragmen tefsir yazmadaki azmini 
yitirmedi ve 1930 yih Temmuz aymda Kur'an tercumesini tamamladi ve tefsirinin 
ilk cildini Tercurndnu'l-Kur'an adiyla ne^etti 568 . Kur'an'm ba§tan En' am suresinin 
sonuna kadarki bolumtinti ihtiva eden bu birinci cildi 1936 yilinda nesredilen ve 
Mu'minun suresinin sonuna kadarki sureleri ihtiva eden ikinci cilt takip etti. Azad, 
Kur'an'm geri kalan surelerinin tefsirini i9eren ve 700 sayfa hacme salnp olan 
U9tincu cilt hakkmda defalarca a9iklamada bulunmu§sa da bu cilt basih veya 
musvedde olarak bir riirlu ortaya 9ikmamistir. Daha sonra Mevlana Muhammed 
Abduh onun diger eserlerini ve dergilerdeki makalelerini incelemis ve burada yer 
alan ayet tefsirleri i§igmda ti9tincu cildi hazirlamisfor (tamamlam§ 1981). Boylece 
onun Kur'an'm nasil anlasilmasi gerektigi hususunda yazdigi Tefsiru 'l-besdir, 569 halk 
i9in yazdigi Tefsiru 'l-beydn jt makdsidi'l-Kur'dn ve entellektuel kesim i9in yazdigi 
Terciimdnu'l-Kur'dn'dan sadece u9tincusii -eksik de olsa- bize kadar 
ulasabilmistir 570 . Bazi yazarlar Azad'm ilk yazdigi tefsir ile sonradan yazip da 
bastirmaya muvaffak oldugu tefsir arasinda, Kur'an, toplum ve siyate bakismda 
btiyuk degisiklikler oldugu i9in menfi yonde biiyuk farklar bulundugunu iddia 



567 
568 



569 

570 



bk. AzSd, Tercumdnu'l-Kur'dn, I, 3-7 ve III, TeSrQf (Ebu SelmSn SahcMnpM), 39-40 

Seyyid SMeyman Nedvi Tercumdnu'l-Kur'dn 'in ilk cildi ne§redildiginde A'zamgarh'da 
yayinlanan Medrif dergisinde cok gdzel bir tanitim yazisi yazmi§ (Ekim 1932) ve AzSd'i 
tefsirini tamamlamasi i9in tesvik etmijtir. Bu yazmm tipki basimi icin bk. "TercUmSnu'l- 
Kur'an cild-i ewel", Cdmi'a, 85/2 (1988), 62-5 

Buna Mukaddime-i Tefsir de denilmektedir. 

Tercumdnu'l-Kur'dn, III, Tearllf (Ebu Selman §iihcihanpuri), 41-6; Kasimf, Tahkiki mutdla'a, 
s.45 



256 



etmistir 37 '. ilk tefsiri kaybolmus, bulundugundan bu ispatlanmasi miimkun olmayan 
bir iddia olarak kalacaktir. 

Tercumanu'l-Kur'dri'm elimizde bulunan Islami Akademi (Labor 1976-86) 
nushasma gore Fatiha suresinin tefsiri 20 sayfahk mukaddime ve 6ns6zden (dibace) 
sonra ba§lamaktadir. Azad "Usul-i tercume ii tefsir" adini verdigi 1930 tarihli 
mukaddimede boylesine muhtasar bir giris. yazmak zorunda kaldigindan 
bahsetmektedir. "Son asir ve Kur'an'i anlamada olcti" adindaki ilk bashginda, her 
devirdeki insanlann icinde yetistikleri toplumlannin fikri atmosferinin iiriinii 
oldugunu belirtmekte ve bu sebeple de diistocelerin farkhligmi bir olctiye kadar 
normal gormektedir. islam'in ilk donemlerinden guniimuze dogru gelindikce 
tefsirlerin ilmi kalitesinin dustugunu de ileri siiren Azad bunun on yargilardan uzak 
bir baki§ ve Kur'an'in yine Kur'an'la tefsiri gibi bir usulle asilabileceglni ifade 
eder 572 . Azad'a gore Kur'an, anlasilmasi i9in bizim ortaya koydugumuz ustil ve 
metodlara uymak durumunda degildir, onun kendi metodu vardir ve biz onu almak 
durumundayiz. Peygamberlerin getirdigi hidayet usulii ilim ve felsefenin (hikmet) 
suni metodlanndan daha etkilidir. Azad daha sonra kendisine Kur'ati inen Arap 
toplumunun hangi ozellikleri sebebiyle Kur'an'i anladiklanna deginir. Ona gore ilk 
devirdeki fitrat Islam toplumuna hari?ten gelen felsefe ve diger ilimler sebebiyle 
bozulmus, ve bSylece bu Kur'an'in anlasilmasinin online ilk engel olarak ?ikmi§tir. 
Suni §artlann olu§turdugu zihniyet zamanla Kur'an anlayi§i ve tefsirine iyice 
isjemis, ve ne Fahreddin er-Razi ve ne de ondan sonraki pek ?ok mufessir bundan 
kurtulamami^tir 573 . 

Azad ?e§itli Kur'an ayetleri hakkmda asr-i saadette Rasulullah (s.a.) veya 
sahabe tarafmdan yapilan yorumlar ile yetinmeyip ?esit ?esit goriisler ileri surenlerin 
hem Kur'an'in anlasrimasini zola§tirdiklanm hem de insanlann ihtilafina sebebiyet 
verdiklerini ifade eder. Ona gore, senedi bir sekilde, bir tabiin'e kadar ula§an her 
rivayeti selefin tefsiri olarak algilamak da tefsirde sikmti dogurmu§tur. Kur'an'in 
kendi istidlal metodunun kaybedilmesi ise en biiyuk fecaat olmu§tur. Kur'ani ve 
peygamberi istidlal metodunun yerini Aristo mantigi ve filozof istidlalinin almasi 
hidayete giden fitri yolu tikami§tir. Bu, istidlal metodunu da a§arak kavram 
diizeyine kadar tasmmistir ki Kur'ani istilahlar giydirilen yeni anlamlar sebebiyle 



571 Kamali, S.A., "Abul Kalam Az^d's Commentary on the Qur'an", MW, 49 (1959), 15-16 (5- 
18) 

Terciimdnu'l'Kur'dn, I, 10 

573 Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 10-1 



257 



asli manalanndan kopartilmistir 374 . Her kitap ve Qgretinin bir ana maksadi vardir, bu 
bilinmez ise onu 9evreleyen halkalann ne anlama geldigi kestirilemez. iste Kur'an'in 
ana maksatlan bilinmez ise yukandaki anzalar 9ikar s75 . Azad'a gQre 4. asirda 
basjayan taklid furyasi fikhi konularla miinhasir kalmamis. ve tefsire de sirayet 
etmistir. Bu devirden sonra yazilan tefsirlerden bir kisminda Sncekiler gozii kapali 
kopya edildiginden mesela 3. asirda yapilan bir yanlishgin 9. asirda tekrarlandigi 
goriilmiisttir 576 . 

Azad'a gore, insanlardan kendisini anlamalanm isteyen Kur'an'm re'y ve akil 
ile tefsiri 90k tabii bir durum iken bazi kimseler Kur'an'in ne dedigini anlamak ifin 
kafa yoracaklanna kendi sabit fikirlerini Kur'an'dan delillendirmeye 9aba gostermi? 
ve bunun da adim dirayet tefsiri koymusjardir. Fikhi ve tasawufi tefsirlerdeki 
yanli§liklara da deginen Azad, Misir ve Hindistan'daki bazi 9evrelerin yeni buluslan 
gSz Sniinde bulundurarak Kur'Sn'in bu nevi seyleri ortaya 9ikarmak i9in indigi 
iddialanm tenkid ederek nakleder 577 . Azad 90k kisa fakat kapsamh girisinden sonra 
Tercumdnu'l-Kur'drfm yazilis gayesinden kisaca bahseder. 

Burada AzSd ilk olarak yukanda adi ge9en ve Kur'an'm anlasilmasi i9in 
buyiik onem verdigi uglii 9alismasmdan bahseder ki, bunun ilk ikisi kaybedilmisti. 
Tercumdnu'l-Kur'dri'dzki Kur'an terciimesinin keyflyetine de deginen Azad, baska 
hi9 bir seye ihtiya9 duyulmadan anlasilabilecek sadelikte bir tercume hazirladigim 
soyler. Bunu test etmek i9in ise normal bir tahsil duzeyine sahip 15 ya§indaki bir 
gence Bakara suresinin tercumesini vermis ve ona yonelttigi sorulardan sonra da 
tercumenin tarn olarak anlasildigina kanaat getirmistir 378 . Azad, a9iklayici notlarda 
(tefsir) ise az lafiz ile 90k mana ifada edilebilmesi i9in buyiik 9aba gosterildigini 
ifade eder. Mukaddimenin sonundaki su sozleri olduk9a dikkat 9ekicidir: 

"Tarn 27 yildir gilndtiz ve gecedeki baki§ ve diljilncemin konusu Kur'an olmu§tur. Ben onun 
her bir suresi, her bir ayeti, ve her bir lafzi icin vadiler a§tim, merhaleler ilstiine merhaleler 
katettim. Ne kadar matbu ve yazma tefsir sermayesi varsa bunlann bdyOk bir kismma g6z 
atmi$imdir. Ulflm-i Kur'an'la ilgili bahislerin her bir kenar ve kSsesini kapasitem oraninda 
arastinp dUsUnmekte ne tembellik gOsterdim ne gaflet..." 5 ' 



574 

575 
576 
577 
578 
579 



bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 12-3. Azad burada eski tefsirlerle birlikte Seyyid Ahmed Han'a da 
ta'rizde bulunmaktadir. 

bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 14 

bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 15 

bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 15-6 

bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 17 

bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 18-9 



258 



Azad Terciimdnu'l-Kur'an 'in 1945'deki ikinci baskisi icin yazdigi onsfizde 
ise tefsire yabana atilmayacak olctide ilave ve tashihlerde bulundugundan bahseder. 

Tercumanu'l-Kur'an'da Fatiha suresi tefsirin diger bSlumleriyle kiyas 
edilmeyecek oranda genis aciklanmistir. Ummu'l-Kur'an adini verdigi 200 sayfalik 
Fatiha tefsirinde o dinin mana ve mShiyeti, Allah'in rububiyyet, rahmet, adalet ve 
hidayeti ve "din gunii"nun niceligi gibi konular uzerinde 50k genis olarak durmus ve 
Kur'an'm insanlan davet ettigini asil seyin ne oldugunu bildirmistir. islam aleminde 
btiyiik ilgi uyandiran FStiha tefsiri Tiirkceye de cevirilmis ve Bir Yayincilik 
tarafindan 1984 yihnda Istanbul ' da yayinlanmistir 580 . 

Azad, Fatiha suresinin "jww*h" ile baslamasimn sebebini insanlann zihninde 

olusan, Allah'in korkulacak bir zat oldugu imajinin yikilarak onun yerine onlann 
i9ine muhabbet duygusunun yerlestirilmesi olarak aciklar 581 . Azdd'a gore cahiliye 
doneminde de kullamlan 4i\ lafzimn 382 ash olan "ilah" kelimesi "rab" gibi 

ibraniceden gelmektedir. Allah'in ^e*-y( ve f^^ sifatlan aym kokten turemis iken 

ikisinin birlikte gehnesinin sebebini arastiran Azad, Arap dilindeki kullanislarla 
bunu cSzmeye cahsir 583 . Fatiha' daki j*eJUH o, terkibinin esi ve benzeri olmayan bir 

"nizam-i Rububiyyet"e delalet ettigini ileri siiren Azad bu konu uzerinde buriin 
yonleriyle durur. Ona gore ilahi takdir ve hidayet nizam-i Rububiyyetin manevi 
yansimalandir 384 . Kainatin imanm Allah'in &>3>j\ sifatinin bir tecellisi olarak gdren 

Azad tahrib gibi gSriinen seylerin de ashnda imar oldugunu belirtir. £unku 
okyanuslann kabarmasi, volkanlann patlamasi, asm yagis ve yildinm gibi tabiat 
olaylan baska rahmetlerin habercileri ve sebepleridir 585 . Azad insanin Allah'la olan 
iliskilerinde korku ve tedirginlik yerine muhabbetin hakim olmasi gerektigini 
Fatiha'daki i y&ji sifati ve diger surelerdeki 4i Us- oil fj-LsT j^jji 3 (2:165) gibi 



580 



S81 
582 

583 
584 
585 



ingilizce'den $evirildigi anlasiian F&tiha Tefsiri'nde mevcut olan terctime hatalan miitercimin 
tefsir ilmine yabanci oldugunu g6stermektedir. En azmdan defalarca tekrarlanan "tefsir-bir- 
rai", "muhSkemat (dogrusu muhkemSt)", "tasaiyu (dogrusu teseyyu')" gibi sfizlerin daha 
dogru bir §ekilde gOsterilmesi gerekirdi. Ayrica tercUmede bazi kelimeler aynen tngilizcede 
oldugu gibi kullanilmistir. Mesela "enterne (internment) edilme emri" yerine "gozaltma 
ahnma emri" denilmeliydi. 

bk. Terciimdnu'l-Kur'an, I, 29-3 1 

bk. Terciimdnu'l-Kur'an, I, 32 

bk. Terciimdnu'l-Kur'an, 1, 35, 62 

bk. Terciimdnu'l-Kur'an, I, 37-61 

Terciimdnu'l-Kur'an, I, 63-9 



259 



ayetlerden 9ikanr. insan ger9ek kullugun tadim Allah'i sadece ma' bud olarak degil 
mahbub olarak da gordligii zaman tadar. Gergek manada Allah'a muhabbetin yolu 
ise onun mahbublanna muhabbet gostermekten geyer 58 *. Azad muhabbet ve 
baskalanm affetme konusu iizerine olduk9a fazla durur ve Hz. isa'nm (a.s.) 
hayatindan 8rnekler verip incil'den pasajlar aktanr. 

Azad'a gQre ^*uf ^ «iUU Allah'in adalet sifatina delalet eder. Ciinkii insanlar 

yapmis olduklanmn tarn karsihgim ahirette gorecekler ve boylece adalet-i ilahi 
tecelli edecektir 387 . O,. "din" ile "seriat" arasinda fark bulundugunu, din ilk 
peygamberden sonra W9 degismeden gelmisken seriatlerin peygamberden 
peygambere, zamandan zamana degi$iklik gosterdigini ileri surer 588 . Kendinden 
onceki biitun kitaplan tasdik eden Kur'an insanlan tek olan Allah'a kulluga dayah 
dinlerin birligine 9aginr 589 . Azad din hakkindaki a9iklamalan dinlerin birligi gibi bir 
boyuta kaydigi ve islam'i da diger dinlerin seviyesine indirdigi gerek9esiyle buyiik 
tepki almistir 590 . AzSd Fatiha suresinin tefsirinde 50 sayfalik bir hacim i9erisinde 
tarih boyunca olusan tann/ilah tasawuru iizerinde de durur. Daha 90k tannnin 
sifatlan konusunda ihtilaf oldugu i9in Azad 19 ve 20. asir filozoflanmn bu konuya 
nasil baktigim anlatu- ardin da Asya ve Uzak Dogu dinlerinin tann tasawuruna yer 
verir. Yahudilik, Hristiyanlik ve eski Yunan'daki tann tasawurlanndaki 
9arpikliklara da yer veren Azad son olarak Kur'an'm Allah tasawurunu ortaya 
kor 591 . Azad'in 119 bin yilh askm bir zaman dilimindeki tann tasawurunu incelerken 
gerek felsefl konulara gerekse dini metinlere olduk9a hakim oldugu gozlenmektedir. 

Azad "sirat-i mustakim"i a9iklarken bunun NisS suresinde (ayet: 69) 
belirtildigi gibi "enbiya, siddikin, siiheda ve salihin" siniflannin iizerinde gittigi yol 
oldugunu belirtir. Bu konuda olduk9a guzel a9iklamalar getiren Azad surenin 
tefsirini Fatiha'mn insani nasil egittigini a9iklayarak tamamlar. Azad Fatiha 
tefsirinde ana konudan sapmamis ise de konulan 90k boyutlu isledigi i9in bu 
9ahsmasi tefsir olmak yerine Fatiha suresi merkezli yeni bir sistem denemesi 
olmustur. 



586 

587 
588 
589 
590 



bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 99-100 

bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 1 14-5 

bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 186-91 

bk. Terciimdnu'l-Kur'dn, I, 183-6 

bk. Wahidur Rahman, "Abu al-Kalam Azad's Approach to the Qur'an", 34; KasimT, Tahkiki 
miitdla 'a, s. 70-2 



260 



Tercumdnu'l-Kur'dn 'in 1. cildinde Fatiha suresinin tefsirinden sonraki 
kisimlarda cogunlukla terciime ile yetinilmis yer yer de kisa tefsirler yapilmistir. 
Ayetler 2. ciltte l.'ye oranla biraz daha genis tefsir edilmistir. Tercumdnu'l-Kur'dn 
'da bu tefsir seklini gcjstermek maksadiyla ilk ornek olarak Al-i imnln suresinin 
159. ayetini aliyoruz. Bu ayette yiice Allah s6yle buyurur: "(? vakit Alldh'tan bir 
rahmet ile onlara yumusak davrandin! §dyet sen kaba, kati yiirekli olsaydin, hie 
suphesiz, etrafindan dagihp giderlerdi. O halde onlari affet; bagislanmalari iqin 
dua et; is hakhnda onlarla dams. Kararim verdigin zaman da artikAlldh'a dayamp 
giiven. Qiiriku Allah, kendisine dayamp guvenenleri sever." 

Ebti'l-Kelam Azad "Rasulullah'm (s.a.) nasihatci olusu ve devlet baskanhgi 
ile ilgili miihim hususlar" bashgiyla ayetin muhtevasim su d6rt maddede Szetler: 

1 . Senin kalbinde yumu$aklik ve mizacinda tarn anlamiyla bir §efkat bulunmasi Allih'in sana 
biiytlk bir rahmeti, liitfudur. Bdyle olmasaydi, insanlann kalbi sana dogru su anda oldugu 
gibi Mdesiz bir sekilde d5nuvermezdi. 

2. Uhud savafinda bir gurubun yaptigi 90k bflytlk bir hata idi, ancak senin kalbine konmus 
olan sefkat ve merhametin geregi onlari bagislayip birakmandir. 

3. Senin takip etmen gereken yol, sava? ve bansla ilgili i^lerde mesveresiz bir adim 
atmamandir. 

4. Bu hallerde yapilacak isin 6zD, 6nce Qmmetle me§verede bulunman, me§veredeki g6rU§leri 
tek tek ele alman ve bunlardan begendigine siki sikiya sarihp geregini yapmandu - . Me§vere 
kendi yer ve zamaninda, azmi elden birakmamak da kendi yer ve zamaninda degerli ve 
gereklidir. Me§vere yapilmadikga da karar ve azim konusu ortaya atilamaz, fakat bir de 
mesvere yapildi mi iste o anda azimle ise sanlmak gerekir. Bundan sonra higbir gOrils, 
tenkid ve muhSlefet onu hedefme ulasmaktan engelleyemez. imam'in cemSat ile istisSrede 

592 

bulunmasi ve aym zamanda kararh olmasi gerekir. 
Bu alintida goriildiigu gibi Azad ayetin tercumesini baska ve genis ifadelerle 
tekrardan ote bir sey yapmamastir. Onun burada iizerinde kesin ifadelerle durdugu 
husus Rasulullah'm (s.a.) da kesinlikle mesvere sarti ile bagh oldugudur. 

Azad Isra suresinin 79. ayetindeki li^asse Ulio <£kj ^^ o' ,^-fi ciimlesini diger 

ayetlere nisbetle daha genis apiklar. Ayetteki b^^j** Uis« ifadesi ile Rasulullah 

evrensel ve surekli ovgu makamma yukseltilmistir. Azad'a gore bu ayet Mekke 
doneminin son safhasmda, Rasulullah (s.a.) biiyuk sikinti ve mazlumiyet halinde 
iken inmi§tir. Musrikler onu oldurme planlan bile yapmaktaydilar. Boyle bir 
durumda ona fetih ve muvaffakiyetler verilecegini kim umid ederdi. Azad ayette 
Rasulullah'a fetih ve dunyevi muvaffakiyetlerin miijdesiyle yetinilmedigini, ona 

591 bk. Tercumdnu'l-Kur'dn, I, 123-74 

bk. Tercumdnu'l-Kur'dn, I, 347. Aynca Sura sQresi Syet 38'in tefsirine bk. Ill, 339 



261 



verilecek makamin bir insamn ulasabilecegi en yiiksek diinyevi makam oldugunun 
bildirildigini ifade eder. Qtinkii futuhat ve diinyevi ba§anlar oyle btiyuttilecek seyler 
degildir. Allah b$**s uiw .Afc, *U£w o' ur* buyurarak yeryiiziinde begenilip 

medhedilen insanlar icerisinde cihansumul ve siirekli Svguyii alacak olanin sadece 
Rasulullah oldugunu iyice ortaya koymusttir. Hangi devire, tilkeye ve nesle 
bakarsaniz bakin milyonlarca gQniilde onun sevgisi ve Svgusii bulunmaktadir. 
Sayisiz dillerde ona ovguler dizilmis. ve onun mahmud sifatindan bahsedilmistir. 

Azad'a gore bir insan 90k seyler yaparak anilabilir, ancak goniile girmek, ruha 
islemek 90k ayn bir olaydir. tskender ve Napolyon nice iilkeler fethetmi§ nice 
basanlar elde etmisler ama onlan oven ancak mahdut bir zumre olmustur. Eger 
insanlik tarihine bakilacak olursa gonullerdeki ihtiram ve dillerdeki ovgunun 
padi§ahlara ve krallara mi yoksa Allah'm peygamberlerine mi oldugu rahatfa 
gSriiltir. Cunkti peygamberler ruhlan ve gonulleri fethetmistir. Azad " bazi 
hadislerden anlasildigt kadariyla, ne zaman ki sen [diinyada] Alldh'a hamd ve 
sendmn bayragim yiikseltirsen o vakit bu makamin bir goruntusu (ve neticesi) 
kiydmet giinu ortaya cikacaktir" diyerek kapali bir ifadeyle de olsa sefaati 
kabiillendigini bildirir 593 . 

Azad tefsirinde alemin yaratilmasi, ahiretin keyfiyeti ve tenasuh'iin islam'da 
olup olmadigi iizerinde de durur. Mesela, alemin 6 giinde yaratilmasi meselesi 
uzerinde Yunus suresi ayet 3 esas alinarak ilgili diger ayetlerle birlikte etraflica 
durulur. Azad alemin yaratilmasinin basjangicmdan bahseden ayet olarak oi^-a ^& j 

pUJJ ^Jf is^f p... (Duhan: 1 1) ayetini alir ve o^a 'm sekil degistirmesiyle kainatta 

sirasiyla hangi cisimlerin var edildiginden bahseder. Bu duman onceleri tek bir kiitle 
iken aynlmis ve belli merhalelerden sonra yildizlar, gezegenler, yeryuzii, sular, 
nebatat hayvanat ve diger canhlar viicuda gelmistir. Nebatat ve hayvanatin ash 
sudur, insan ise cesitli evrelerden ge9irilerek (fjf$£>f (*£&>$ Nuh:14) var edilmistir. 

Azad kisa ayetler ve ku^uk i§aretlerle bu konuyu tarn olarak ortaya koymamn 
zorluguna isaret ettikten sonra "Kur'dn'in bu isdretlerden gdyesi alemin yaratihsini 
aqiklayip ortaya koymak degil Allah' in kudret ve kuvvetine insanlar in dikkatini 
cekmektif der. Konu ile ilgili eski tefsirlerde ge9en a9iklamalara da Azad 
tarafindan soyle isaret edilir: 



393 Isra 79'un tefsiri iq:in bk. Tercumdnu'l-Kur'dn, II, 363-5 



262 



"Hatirlanacak olursa mtlfessirler ilemin yaratih§i hakkinda sihhati sabit olmayan ve bllytlk 
oranda yahfldTlerin kissa ve rivSyetlerinden alinan pek 90k haber nakletmi§lerdir. Sah!h-i 

Mttslim'deki "C-*»J' p$i 3jj*-Jf 4i1 Ji* " hadisinin de hadisfilerin beyanma gOre merfil olmasi 
jUpheli olup bflyUk ihtimalle Ka'b el-Ahbar dayanmaktadir. H&fiz ibn Kestr tefsirinde bu 
rMyetleri bir araya toplamijtir." 5 4 

Hz. Yunus'un (a.s.) kissasimn islam alimlerini ilgilendiren iki onemli yonii 

vardir. ilki, onun kavmine kizip gitmekle peygamberlik vazifesini ikmalde kusurlu 

duruma dti§up dusmedigi, digeri ise bir balik tarafmdan yutulmasi ve yaptigi duamn 

neticesinde bir miicize olarak karaya cikanlmasi. Yukanda Mevdudi'nin tefsirini 

tanitirken onun Hz. Yunus hakkinda "beseri zaaflanna bir an da olsa maglup olarak 

Allah'm iznini almaksizin kavminden uzaklasmistor" seklindeki gorusunii 

nakletmistik. Ileri de gelecegi gibi Seyyid Ahmed Han ise cereyan eden hadisenin 

tamamen tabii bir hadise oldugunu ve Hz. Yunus'un balik tarafmdan yutulmasi gibi 

bir hadisenin cereyan etmedigini ileri surer. Bu konuya EnbiyS suresi ayet 87'nin 

tefsirinde Azad da deginir. AzSd o^' 3A kelimesinin Tevrat'ta ve eski Arapca'da ne 

demek olduguna i§aret ettikten sonra Yunus aleyhisselam ile ilgili hadisenin nerede 
cereyan ettigini anlatir. Azad'a gore olay ozetle soyledir. Hz. Yunus Kudiis'te 
(Yeru§alem) iken ona vahy geldi ve Ninova ahalisine yapmi§ olduklanndan dolayi 
azap gonderilecegini bildirmesi istendi. Yunus (a.s.) meselenin agirhk ve sikmtisi 
ile kendi imkansizhklanna bakip beseriyetinin bir geregi olarak morali bozuldu. Her 
ne oldu ise Yafa'dan Tarsus 'a dogru giden bir vapura bindi ve yolda bir firtinaya 
tutuldular. O devirde gemiciler bu nevi bir firtma ciktiginda vapurda gunahkar bir 
kulun bulunduguna ve bu insan vapurdan uzaklastinlmadikca da firtinanm 
dinmeyecegine inanirlardi. Vapurda kura cekerek bu giinahkari ortaya cikarmaya 
cahsacaklardi ki konuyu Hz. Yunus ogrendi. O "beni atm, buna benden daha 
mustehak kim olabilir ki" dedi. Zaten kuradan da onun adi cikmisti. Deniz'e atilan 
Hz. Yunus'u kocaman bir balik yuttu ve 119 gun sonra sahile ativerdi. Boylece Allah 
oliimle burun buruna gelen Peygamberini yeniden selamete erdirdi. Tevrat'ta onun 
bahgin karnmda iken dua ettiginden de soz edilir. 

Azad U?u* ^Ai if ifadesini "4jj J>1 & U>i« = Allah icin kizarak gitmisti" 
olarak , <uk jj& jj jf Jos cumlesini ise *Je. j*ai ^ olarak tefsir eder. Ona gore, 
tefsirlerde Sa'id b. Ciibeyr ve Hasan-i Basri'ye atfedilen "<uJUo ^k jj& v <&1 ji j£&" 
ciimlesi Hz. Yunus gibi bir peygamber icin kesinlikle diistinulemeyecek bir seydir, 



594 bk. Tercumdnu'l-Kur'dn, II, 175 



263 



ciinkii boyle diistinmek kufurdiir. Bu rivayet adi gegen tefsir imamlannin sozu 
olamaz, olsa olsa sonraki ravilerin yanhs anlamasidir. Azad daha sonra Enbiya 
suresi ayet 87'nin Tevnit'a dayah ikinci bir tefsirini nakleder 593 . 

Terctaianu'l-Kur'an'dan son olarak Zulkameyn ile ilgili ayetlerin tefsirinin 
dzetini verecegiz. Kehf suresinin 83. ayetinden baslayrp 101. ayetine kadar devam 
eden bolumde yahudiler tarafindan Rasulullah'a Zulkameyn hakkinda sorulan 
sorunun cevabi yer almaktadir. Bu ayetlerde onun kimligi hakkinda kesin bir bilgi 
bulunmamaktadir. Verilen bilgiler daha 50k onun hayatmdan ahnan birkac kesitten 
ibarettir. Azad bu konuyu bir risale hacmi sayilabilecek oranda 32 sayfa icerisinde 
ele alir. Burada konunun tamamindan bahsetmemiz mumkiin olmadigmdan bazi 
miihim noktalara temas ederek gSriisterini ortaya koymak istiyoruz. Bir defa 
kendisinden bahsedilen kimse dini inanci olan hatta haklanda islam kaynaklannda 
peygamberlik iddiasi bulunan bir kimsedir. Bu sebeple pek 50k kaynakta ge9en 
Buyiik iskender Ziilkameyn olamaz 396 . Tarihi bilgiler ve XIX. asirda yapilan 
arkeolojik ara§tirmalar bu kisinin ba§inda iki boynuz gibi cikmtisi oldugu anla§ilan 
Pers hukumd&i Sairus (Kirus) olma ihtimalini olduk?a yukseltmi§tir. Ustelik 
Sairus'un ayette zikredilen turden siyret ve huy sahibi oldugu da bilinmektedir 397 . 
Azad'm "giine§i siyah bir balfikta batar buldu" denilen yerin Ege kiyilan 
oldugununu ileri surdiigunii de goriiyoruz 5 ' 8 . Bozgunculuk yaptigi belirtilen 
kavimler ise Azad'a gore Mogollardir. ^in kaynaklannda Mogollar icin kullamlan 
en eski ismin Mog (<l$x) ve ba§ka bir kavim icin kullamlan adin da "Yueh-chi 

=Yuvaci" oldugu gorulmektedir ki bunun degi§erek "Yecuc" olma ihtimali pek 
yiiksektir 599 . Bunlar Kafkasyadaki bir kavmi olduk?a rahatsiz ediyorlardi. Azad bu 
konuyu haritalar ve tarihi veriler i§iginda uzun uzun ele almaya devam eder 600 . 

Azad'm tefsiri Tercumdnu 1-Kur 'an 'dan uzerinde yaptigimiz incelemeler bize 
onun Kur'an iizerine oldukga ciddi bir §ekilde egildigi ve Kur'an'i Kur'an'm kendisi, 
Kitab-i Mukaddes, sahih hadisler, tarihi bilgi ve bulgular ile ilmi bulu§lar isigmda 
tefsir etmeye ?alistigini gostermistir. Ancak biitiin o bu bilgi ve belgeleri 



595 

596 
597 
598 
599 
600 



bk. TerciXmanu'l-Kur'an, II, 489 

bk. Tercumdnu 'l-Kur'dn, II, 410 

bk. Tercumdnu' l-Kur'dn, 11,408-10 

bk. Tercumdnu 'l-Kur'dn, II, 406 

bk. Tercumdnu 'l-Kur'dn, 11,421-3 

Konunun tamami i?in bk. bk. Tercumdnu 'l-Kur'dn, II, 399-430 



264 



kullanirken hep ihtiyath olmus. ve ne bilimin sonuclanni mutlak olarak dogru kabul 
etmis ve ne de her habere gozii kapah evet demistir. Bu hem Kitab-i Mukaddes ve 
hem de -Miislim hadisinde goriildiigu gibi- hadis kaynaklan iizerindeki 
degerlendirmelerinde kendisini gSstermistir. Azad'in, tefsir kaynaklannda gecen ve 
cogu Kitab-i Mukaddes 'ten farkli bir sekilde nakledilen israili rivayetleri oradan 
almak yerine bizzat Kitab-i Mukaddes'ten yararlanmis olmasi daha dogru bir 
davrams olarak gQrulebilir. Gecmi§ milletler ve tarihi yerlerle ilgili Terctimdnu'l- 
Kur'dn'da bulunan bilgiler ve arkeolojik sonuclardan Azad'in iyi bir tarih 
nosyonuna sahip oldugu da anlasilmaktadir. AzSd tefsirinde fikhi konulara da 
deginmisse de fazla derinligine incelemek yerine ilgili kaynaklara atifta bulunmayi 
daha uygun bulmusnir 601 . 

B. Emin Ahsem IsIShf (d. 1904) ve Tedebhur-i Kur'&nh 

Hind alt kitasinda tefsir ilmine getirdigi bazi yenilikler ile bilinen ve takdir 
edilen Hamidiiddin Ferahi'nin Qnde gelen talebesi ve diistincesinin takipcisi olan 
Emin Ahsen Islahi 1904 yilinda 602 A'zamgarh'a bagh Bumhor'da dunyaya geldi. 
Babasi koyde genis arazileri olan ve cevresinde saygi goren Hafiz Muhammed 
Murtaza'dir. Islahi cocuklugunun ilk 10 yilini ailesiyle birlikte gecirdi ve ilk 
egitimini koyiinde aldi. 1914 yilinda A'zamgarh'a bagh Saray-i Mir'e giden Islahi, 
Mevlana §ibli Nu'mani'nin akrabasi Feralii ile birlikte kurulusunda yer aldigi ve 
dersler verdigi Medresetu'l-Islah'a kaydoldu ve burada sekiz yil ogrenim gordii. 
Islahi medresede kendisine ilim askini ve yazi yetenegini hocasi Abdurrahman 
Nigrami'nin kazandirdigim belirtmektedir. 

Emin Ahsen Islahi medreseden 1922 yihndaki mezuniyetini miiteakip Medine, 
Gunge (gonca) ve Sag (gergek) dergilerinde ?alisti. Bir siiredir Osmaniye 
Universitesi'nde hocahk ve idarecilik gorevlerinde bulunan Hamiduddin Ferahi 



601 



602 



Terciimdnu'l-Km'm'm tanitimi i?in ?u kaynaklara da bakilabilir: KasimT, , Tahkiki miitdla'a; 
Baljon, "A Modem Urdu TafsTr", Die Welt des Islams, 2 (1952), 95-107; Douglas, Abul 
Kalam, Chapter III; Manzur Ahmed, Mevldnd Ebii'l-Keldm Azdd, s. 237-335; Kamali, "Abul 
Kalam AzSd's Commentary on the Qur'an", 5-18; Wahidur Rahman, "Abu al-Kalam Azad's 
Approach to the Qur'§n", 25-36; 

Mustansir Mir bu tarihin 1906 oldugunu yazmistir ki bu Islalii tarafindan bize verilen 
biyografiye gflre yanhstir. C^nkU bize verilen yazida 1904'de dogdugu sOylendikten sonra 
"1914 yilmda 10 yasinda iken Medresetll'l-Islah'a..." gibi bir cllmle de bulunmaktadir (bk. 
Mir, Mustansir, Coherence in the Qur'an, Indianapolis 1986, s. 8 (Mir, Coherence); a.mlf., 
"Islahi's Concept of Sura-Pairs", MW, 73/1 (1983), 22 (22-32); a.mlf., "Comparative Study of 
a few verses in Islahi and Other Scholars", HI, 7/1 (1984) 26 (25-36) ). 



265 



(1863-1930) 1925 yilmda A'zamgarh'a dOntince Islahi'ye basjatacagi ozel Kur'an 
derslerine katilmasim onerdi. Oneriyi kabul eden Islahi Medresetu'l-Islah'ta 
Ferahi'nin vefatma kadar siiren bu derslerde ondan tefsir, fikih ve felsefe okudu. 
Ferahi donemin onde gelen yerli ve Prof. Thomas Arnold ve Prof. Josef Horovitz 
gibi batik ilim adamlanndan felsefe, siyaset felsefesi ve ibranice (Kitab-i 
Mukaddes) okumu§ ve bu sahalarda kendisini yetistirmis bir ki§i idi. Islahi bir 
yandan Ferahi'den okurken ote yandan da medresede Kur'an ve Arap edebiyati 
derslerine girdi. Ferahi'nin vefatiyla noktalanan derslerden sonra Islahi hadis 
konusundaki eksikligini gidermek igin Mubarekpur'a gitti ve orada buyuk hadisci 
ve Sunen-i Tirmizi §arihi Abdurrahman Miibarekpuri'den (1867-1935) hadis 
okuyup icazet aldi. Daha sonra A'zamgarh'a d6nen Islahi 1938 yilmda Mecelletu'l- 
Isldh isimli ilmi dergiyi cikardi 603 . 

Islahi, Mevdudi'nin teklifi uzerine 1941 yilmda kurulan Cemaat-i islami'ye 
katildi ve medreseden aynlarak cemaatin merkezi olan Patankot'a yerlesti. 
Pakistan'm kurulmasiyla Lahor cemaatin merkezi yapihnca o da buraya geldi ve 
Cemaat-i islami icerisinde aktif roller ustlendi. Cemaatte bulundugu sure icerisinde 
Mevdudi'den sonra ikinci adamlik pozisyonunu hep muhafaza eden Islahi, Mevdudi 
tutuklandi|inda veya yurt dismda bulundugunda Emir olarak Cemaati idare etti. 
1953 yilmda Kadiyanilerin aleyhinde ba§latilan hareketteki faaliyetleri sebebiyle 
hapse atilmca burada kaldigi 18 ay icerisinde en buyiik eseri olan Tedehbur-i 
Kur'dn'm taslagini gikardi. Pakistan'da muhtelif partiler kurulup sefimlere gidilince 
Cemaat-i islami de secimlere katilma karan aldi. IslShi ?e§itli gerekgelerle bu karara 
karsi ?ikti ve konunun tartisilmasi i9in suramn toplanmasim talep etti. Mevdudi'nin 
sura iiyelerini etkileyip kendi dustinceleri dogrultusunda karar almmasini temin 
ettigi gerek?esiyle de 90k sayida arkadasi ile birlikte 1957 yilmda Cemaat-i 
Islami'den aynldi 604 . 

Cemaat-i Islami'den aynldiktan sonra kendisini daha 50k ilmi cahsmalara 
veren Islahi 1958 yilmda "Tanzim-i islami" adiyla bir teskilat kurdu ve 1959 yilmda 
ayhk Misak dergisini ?ikarmaya basladi. Dergide 1957 yilmda yazimma basladigi 
tefsiri Tedebbtiru Kur'anh boliimler halinde yaymlayip ilim diinyasina sundu. 1961 



603 



604 



Bu dergide yaymlanan Kur'Sn'la ilgili makaleler sonradan kitapla$tinlmi§tir (bk. Kur'ant 
makaldt (haz. id§re-i Ulumu'I-Kur'Sn), Aligarh 1991, 320 s.). 

Isl§hi Cemaat-i Islami'den aynlma gerek?elerini Makdldt'mda anlatmi?tir (bk. Emin Ahsen 
Islaht, "Cema^t-i Islami se alahadgi ki bilnySdeyn (Cem§at-i islami'den aynlmanin temel 
sebepleri)", Makdldt-t Islahi, Lahor 1991, 1, 51-249 



266 



yihnda kurdugu ders halkasinda ise bati tarzi okul ve tiniversitelerden mezun 
kimselere Arap dili ve edebiyati, Kur'an ve hadis dersleri verdi. Daha sonra hem 
Tanzim-i islami hem de Misdk dergisinden aynldi ve ilmi cahsmalarla i^li dish 
olmak icin 1980 (1 Muharrem 1401) yihnda Tedebburu Kur'an ve Hadis 
Enstitusifrm kurdu 603 ve Tedebbiir 606 isimli bir dergi cikarmaya basladi (1981). 
Islahi 1980 yihnda tefsirini tamamlaymca kendisini hadis cahsmalarina verdi 
Muvatta ve Sahih-i Buhari derslerini Tedehbur'de yayinladi. Halen hayatta olan 
IslShi'yi Ocak 1994'te iki defa ziyaret edip Kur'an ve tefsirle ilgili sorular yonelttik. 
vakit 90 yasinda olmasina ragmen suuru acik ve din? goriinen Islahi en biiyuk 
arzusunun tefsir gibi bir de miitekamil hadis cahsmasi yapmak oldugunu fakat bunu 
tamamlamaya vaktinin miisade etmedigini ifade etmistir. Islahi gOriismemizde 
Mevdudi'nin Tefhimu'l-Kur'dri'i ile ilgili cok onemli bir iddiada bulunmustur. 
Iddiaya gore Mevdudi tefsirinin ilk 2 cildinde iyi bir performans gosterememis ve 
ne zaman ki Islahi tefsirini nesretmeye baslamis o vakit Mevdudi Islahi'nin tefsir 
metodundan etkilenmis ve sonraki ciltlerini hem daha genis hem de daha sistemli 
yazmistir. Mevdudi tefsirinin ozellikle ilk 2 cildinin yetersiz oldugunu kendisi de 
itiraf etmistir, ancak o bunu -daha once isaret edildigi gibi- insamn surekli bir 
degisim ve gelisim icerisinde olmasi sebebine dayandirmistir 607 . Mevdudi hayatta 
olmadigi icin bu iddiayi iddia olmaktan gikaracak giice sahip degiliz. Emin Ahsen 
Islahi genelde Arap?a yazan hocasi Ferahi'den yaptigi tercumeleri ve yuzlerce 
makalesinin yamnda tamami ciddi ara§tirma iirunu olan 20'den fazla da eser te'lif 
etmistir. §u ana kadar bu eserlerinden 6'si da ingilizce'ye 608 9evirilmi§tir 609 . 

1 . Mebddi-i tedebbiir-i Kur 'an 

2. Mebddi-i tedebbiir-i hadis * 

3. Hakikat-i sirk u tevhid 

4. Kur 'an me pardey (tesettiir) key ahkdm 



605 

60S 

607 
608 
609 



Kurulu? g&yesi ve fa^liyetleri i?in bk. H&lid Mesud, "tdare-i Tedebbtlr-i Kur'Sn u Hadis", 
Tedebbiir, sy. 1 (1981), 3-11; a.mlf., "idare ki pis reft", Tedebbiir, sy. 3 (1982), 3-4; 
a.mlf.,"idare key p&ic sSl", Tedebbiir, sy. 15 (1985), 3-7 

Bu derginin btittlh nilshalan bizde mevcuttur. Tedebbur'M yeni nilshalan sahsimiza ve ISAM 
kiltiiphanesine gelmeye devam etmektedir. 

bk. Mevdiidf, "Tefhimu'l-Kur'an kin h&let me liki geiy", Am, 1 16-7 

Kitaplardan * i§areti olanlar ingilizceye de cevirilmi5tir. 

Isiahfnin hayatiyla ilgili bilgiler kendileri tarafmdan bize verilen 3 sayfalik yazi ve 
dergilerinin taranmasiyla elde edilen malumat isigmda hazirlanmistir. Mustansir Mir de onu 
tamtirken sifahf notlar ve kitaplanndaki kisa bilgilere dayanmijtir (bk. Mir, Coherence, s. 8-9; 
Mir, "Islahi's Concept of Sura-Pairs", 22). 



267 



5. Felsefe key bunyddi mesdil- Kur'dn ki rdsni me * (Kur'an'in lsigmda 
felsefenin temel problemleri) 

6. Tezkiye-i Nefs, I-II* 

7. Isldmi riydset mefikhi ihtildfdt ka hal * 

8. Mecmua-i Tefdsir-i Ferdhi, Ferahi'nin 1 ciltlik tefsirinin Urduca terciimesi. 

9. Aksdmu 'l-Kur 'an, Ferahi'nin Arap?a risalesinin Urduca terciimesi. 

Tedebburu Kur'an 

Emin Ahsen Islahi'nin 23 yilhk emeginin iirunu 9 ciltlik Tedebbur-i Kur'dn 
tefsiridir. Tefsirin yazilmaya baslandiktan sonra Misak (Labor) dergisinde tefrika 
edilmeye baslandigmdan yukanda sozedilmisti. Boylece Tedebbtir-i Kur'dn daha 
kitabi sekil almadan dikkatleri uzerine cekmis ele§tiri ve 6vgii almistir. Mttfessir 
Islahi'nin yoneltilen elestiri ve 6vgulerden istifade etmis oldugunu saniyoruz. 
Tedebbur-i Kur'dn ilk olarak 1967 yilmda ilk iki cildi yayinlanarak kitabi sekilde 
okuyucunnn karsisina cikmishr. Diger ciltleri peyderpey bastmlan tefsirin baskisi 
1980 yilinda tamamlanmi§tir. 1. ve 2. baskisi 8 cilt olarak yapilan tefsirin ilk 4 cildi 
daha hacimli ve kullam§siz diye bSlunmiis ve 5 cilt yapilmistir. BOylece tefsir 1983 
yihndan itibaren 9 cilt olarak basilmaya baslanmistir. Tedebbur-i Kur'dn su ana 
kadar Pakistan ve Hindistan'da pek 90k defa tabedilmistir. 

Tedebbiir-i Kur 'dn yaymlanmasmdan itibaren biiyuk ilgi gormustiir. Bu ilgide 
tefsirini Ferahi'nin metodu iizere yazmis olmasimn buyiik katkisi oldugu asikardir. 
Tefsir uzerine §u ana kadar ikisi Urduca (Labor 1983, Labor 1991) ve digeri Arapca 
(Islamabad 1990) olmak uzere 119 master ve bir de Ingilizce doktora 9ahsmasi 
yapilmi§tir. Mustansir Mir, Amerika'da hazirladigi doktora tezinde 610 Islahi'nin 
sadece "nazm" konusuna yaklasimim ele almis. ve butun yonleriyle incelemistir. 
Yeri geldiginde Mir' in vardigi sonu9lardan istifade etmeye 9ahsacagiz. Yukanda 
adi ge9en master tezlerinden Hafiz iftihar Ahmed tarafindan "Menhecii '$-$eyh Emin 
Ahsen Isldhlfi tefsiriht adiyla Arap9a olarak hazirlanamn tezin de ciddi bir 9ahsma 
oldugu kanaatindeyiz 611 . 



610 



611 



Mustansir Mir bu tezini 1983 yilinda'TAe/wa/ic and Structural Coherence in the Qur'dn: a 
Study oflslahi's Concept of Nazm" adiyla Michigan Universitesi'nde hazirlamis ve Dr. Fazlur 
Rahman 'in da haar bulundugu jilri Ontlnde savunmustur. JUri tarafindan oldukca basanli 
bulunan bu tez 1986 yilinda Indianapolis'de "Coherence in the Qur'dn- a Study oflslahi's 
Concept of Nazm" adiyla basilmistir. 

Bu master tezlerini inceledik ve resmi mllsade olmadigi icin ancak i?indekiler ile 
bibliyografya bSltlmlerinin fotokopilerini edinebildik. 



268 



Tedebbiir-i Kur'drim tanitimina ge9meden once Emin Ahsen IslShi'nin 
Kur'an ve tefsirle ilgili gSriislerinden bahsetmek istiyoruz. Islahi bu konudaki 
goriislerini ti? yerde aciklami§tir. ilk olarak ce§itli zamanlarda yayinlanan 
makalelerinde bu konuya deginmistir. Bunlar igerisinde en onemlisi Tedebbiir 
dergisinin 1981-83 sayilannda 6 boltim halinde yayinlanan "Fehm-i Kur'an key liye 
cend biinyadi (birka? temel) usul" adh makalesidir. Islahi'nin bu konudaki en derli 
toplu cah§masi ise "Mebddi-i tedebbiir-i Kur'an" adiyla ilk olarak 1969 yihnda 
yayinladigi kitabidir. O tefsiri i9in giris mahiyetindeki bu kitabmda Kur'an'in 
anlasilmasi ve tefsirle ilgili biitun konulara sistemli bir sekilde deginmistir. Tefsirle 
ilgili goriislerini a9ikladigi yer ise tefsiri Tedebbiir-i Kur'dri'm birinci cildindeki 
mukaddimedir. 

Islahi Mebddi-i tedebbiir-i Kur 'an adh 223 sayfa kitabimn biiyiik bir kismini 
Kur'an'in anlastfmasimn sartlanna, geri kalani ise tefsir usullerine ayirmisfrr. 
Islahi'ye gore Kur'an'i anlamanin en basta gelen sartlan "halis niyyet", "Kur'an'i 
yuce bir s6z olarak kabullenmek", "Kur'an'in sundugu prensiplere g6re degi§meye 
hazir olmak", "Kur'an uzerinde derinligine dusiinmek" ve "Allah'a teslimiyet" 
olmak uzere bestir. Bunlar i9erisinde "Kur'an'in sundugu prensiplere gore 
degismeye hazir olmak" ozellikle dikkat 9ekicidir. Islahi'ye gore eger kiside Kur'an'i 
anlama siireci i9erisinde ona gore degisme azmi yok ise pesinen kendisi ile Kur'an 
arasina bir engel koymus demektir. Ama eger kisi bu degisime hazir olursa Allah 
ona Ankebut suresi ayet 69 'da 612 belirtildigi gibi hidayet yollanni a9ar ve Kur'an'i 
anlamasini artinr 613 . 

Islahi Kur'an uzerinde dusiinmek ve en nihayet onu anlamak i9in gereken 
dahili ve harici ara9 ve vasitalar (vesail) uzerinde de durur. Kur'an'i anlamanin 
Kur'an'in kendisinde bulunan (dahili) vesaili "dili", "nazmi" ve "kendi kendisini 
tefsiri" olmak uzere U9tiir. Kur'an'i anlamanin dis vesaili ise "miitevatir ve meshur 
siinnet", "diger hadisler ve sahabe kavilleri", "sebeb-i nuzul", "tefsir kitaplan", 
"semavi kitaplar" ve "Arap tarihi"dir. Kur'an'i yine Kur'an vasitasi ile anlamaya 
9ahsmak vazge9ilmez bir prensiptir. (^unkii Kur'an'i en iyi sekilde bizzat yine 
Kur'an a9iklar. Bu sebeple Islahi Kur'an'da aklina takilan sorulann cevabim en 



612 



613 



Ayetin meali: "Ama bizim ugrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarimiza eri§tirecegiz. 
Hi? §0phe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir" 

Islahi, Emin Ahsen, Tedebbiir-i Kur'an MX, Lahor 1993, 1, 37-9 (Tedebbiir-i Kur'an); a.mlf., 
Mebddi-i tedebbiir-i Kur'an, Lahor 1991, s. 19-21 (Mebddi-i tedebbiir) 



269 



sonunda yine Kur'an'da buldugunu belirtmistir 614 . Islahi Kur'an'i anlamanin i? 
ara^lan arasmda yer alan Kur'an'in dili iizerinde 50k durur 615 . Ona gore Kur'an'in 
anlasrimasi i9in ne guniimuz Arap?asi yeterlidir ve ne de islam'dan sonra gelen 
Hariri ve Mutenebbi gibi sair ve ediplerin dili kafidir. Kur'ani lafiz ve istilahlann 
hakkiyla anla§ilabilmesi i$in Lebid, Imriiu'l-Kays ve Zuheyr gibi "Muallaka" sahibi 
sairlerin ve Kuss b. Sa'ide gibi hatiplerin sozlerine bakmak gerekir. Ctinkii islam'in 
geni§ cografyalara yayilmasmdan sonra hem dilin yapisi ve hem de istilahlar 90k 
degismistir. Cahiliye donemi edip ve §airlerinin sozlerinin bizlere kadar butuniiyle 
ulasmadigiru da kabul eden Islahi bize kadar ula§anin da maksadi hasil edecek 
6l?tide oldugunu belirtir 616 . 

Islahi'ye gore Kur'an'i anlama siirecinde tefsirlere 6ncelik vermek hatalidir. 
^iinku tefsirler genel olarak ya bir dtistincenin terciimanligim yapmakta ya da 
rivayet adi altmda ya§ kuru ne varsa takdim etmektedir ki bu her ikisi de ger?ek 
arastinci ifin bir engeldir 617 . Hocasi Ferahi gibi kendisi de Kitab-i Mukaddes 
uzerinde 90k 9ali§mi§ ve eski kavimler ve olaylarla ilgili tefsirlerde ge9en ve 90gu 
mesnedsiz olan rivayet ve bilgileri aynen almak yerine bizzat Kitab-i Mukaddes'ten 
istifade etmeyi yeglemi§tir. ^iinku ona g6re bu kitaplar tahrife ugranu§ olmalanna 
ragmen bu gtin bile i9lerinde hakikat hazineleri ta§imaktadirlar 6!8 . Islahi Kur'ani 
istilahlann neredeyse tamamini miltevatir sunnetin i§iginda anlamaya ve tefsir 
etmeye 9ali§tigim belirtmi§tir. ^unkti ona gSre bu konuda en fazla hak sahibi 
Rasulullah (s.a.) efendimizdir. Bu istilahlardan "salat", "zekat", sa'y", "tavaf ' gibi 
ameli ibadetlerle ilgili olanlar bize kadar tevattirle gelmi§ ve anlamlan 
kesinle§mi§tir. Burada Islahi hadis munkirlerine de 9atar ve onlan bu nevi 
istilahlann manasini tahrif etmekle su9lar. Ona gore bu yapilan Kur'an'i inkar 
etmekle e§ anlamhdir, 9iinku Kur'an'in kendisi de, namazin nasil kihnacagi, haccin 
nasil eda edilecegi de bize tevatiiren gelmi§tir 619 . 



614 

6is 

616 
617 
618 
619 



Tedebbur-i Kur'dn, I, 27-8; Mebadi-i tedebbiir, s. 58-61 

AbduIlatTf A'zami Islaht'nin Arap dil ekollerini 9ok?a mQtalaa ettigini belirtmi§tir (bk. "Urdu 
ki ek net tefsir "TedebbUr-i Kur'an"- ek tearilf, Islam aor asr-i cedid, 14/3 (1982), 37 (24- 
42)) 

Tedebbur-i Kur'dn, I, 14-5 

Tedebbur-i Kur'dn, I, 32; Mebddi-i tedebbiir, s. 61 

Tedebbur-i Kur'dn I, 33; Mebddi-i tedebbiir, s. 70-2 

Tedebbiir-i Kur'dn I, 29 



270 



Islahi miitevatir ve meshur hadislerin dismdaki hadisleri Kur'an'in "zanni" 
kaynaklan arasinda sayar ve bunlardan da istifa edilmesi gerektigini fakat bunlan 
Kur'an'in derecesinde gorenler 620 gibi dusilnmedigini ifade eder 621 . Islahi nazm 
konusuna Kur'an'in anla§ilmasinda birincil deger verdigi i9in esbab-i niizulu na2ma 
halel getirmeyecek oranda kabul eder. Qtinkii esbab-i nuzul ashnda Kur'an'in 
anlasdmasinda temel bir oge degildir, ancak anlasilmasma katkida bulunabilecek bir 
unsurdur 622 . 

Emin Ahsen Islahi'nin tefsirinin en onemli ozelligi, nazm ve tenasube verilen 
yeni anlam ve sekil dogrultusunda hazirlanmis olmasidir. Islahi nazm konusuna 
girmeden once Kur'ln'in tertibi uzerinde durur. Qimkil Kur'an'in tertibinin tesadiifi 
ya da yanhs. oldugu yolundaki bir on kabul onun biitiin projesini ortadan kaldmr. 
Islahi'ye gore Kur'an'in tertibi, Kur'an ve hadislerdeki pek 50k delilin sahitligi ile 
tesadiifi degil "tevfiki"dir. "Tevfiki" kelimesine aciklik getirmek isteyen Islahi daha 
kolay anlasilan bir kelime secerek tertibin ilahi vahye gore yapildigini gOstermek 
ister ki, bu "mansus" kelimesidir. Yani Kur'an'in tertibi Hz. Peygamber'e (s.a.) 
Allah tarafmdan vahiyle yaptirtilmistir. Batihlann, "bazi sahabilerin elindeki Kur'an 
ctizlerinde ve ntishalannda bulunan tertibin farkli oldugu ve bunun da tertibin 
tevfiki olmadigim gdsterdigi" yolundaki itirazlanna da cevap veren Islahi bunun 90k 
normal bir durum oldugunu belirtir. "Kur'an'in indigi vakit onu parga parga 
bastirip hemen biitiin herkese dagitmak imkani olmadigindan yazi bilen her bir 
sahabi duydugu ve gordugunu kendi yamna kaydetmekte ve fakat bir tone de Hz. 
Peygamber (s.a.) tarafindan yazdinlan resminiisha bulunmaktaydi. Bu niisha ise su 
anda elimizde bulunanin aynisidir" diyen Islahi konuya akli bir 96zum getirmeye 
9ah§ir. Aynca her yil ana kadar gelen ayet ve sureler de Rasiilullah (s.a.) 
tarafindan su andaki tertibe gore Cebrail'in karsismda okunmakta idi 623 . Islahi'nin 
bir baska delili de Kur'an'in neden nazil oldugu sira ile degil de bu gunkti sekilde 
tertip edildigidir. Eger bu konu mansus olmasa idi ayetler geldigi sira ile yazihr ve 
mushaf boylece olusurdu. Bir baska alternatif ise Kur'an'in tamamim esit uzunlukta 
veya sayida ayete bdlmek olurdu. Halbuki su andaki Kur'an'da sureler birbirinden 
farkli uzunluklara ve ayet sayisina sahiptir. Islahi'ye gore Kur'an'in tertibine karsi 



620 
621 
622 

623 



Birelvfleri ve Ehl-i Hadls'i kastediyor olmah. 

Tedebbiir-i Kur'an I, 30 

Tedebbiir-i Kur'an I, 3 1-2 

Islahi, Emin Ahsen, "Fehm-i Kur'an key liye ?end bUny§di (birka? temel) usul" Tedebbur, sy. 
2 ( 1 982), 13-4(13-18) (Islfiht, "Fehm-i Kur'an") 



271 



ileri surulen aleyhteki iddialar onun nazm ve tenasiibiinden dogacak derin manalan 
yok etmek ve Kur'an'i karma kan§ik bir kitapmis gibi gostermektir ki bunun ba§ini 
da batih ilim adamlan cekmektedir 624 . 

Islahi Kur'ariin nazmim su tertibe gore aciklar. Her surenin kendi i9erisinde 
bir birlik olup bir ana konusu (amfld) vardir ve surenin diger ayetleri hep bu amudun 
etrafinda doniip dola§irlar 62S . Sureler kendi aralannda iki iki esteserek kiiciik 
gruplan olustururlar, daha sonra bu gruplar bir araya getirilerek 7 ana grup olusur. 
Bu 7 ana grubun her birinin de kendi icerisinde bir "cami' amud"u vardir. 7 gruptan 
her biri bir yada daha fazla Mekki sure ile basjar ve en az bir Medeni sure ile 
biter 626 . Islahi bu diistocesini Hicr suresinin 627 v&di o^' s s s iUsJ ' j* l "*"» ^M oa 3 ve 

Ziimer suresinin 628 ^tto i#to> iitr d^JtfsJt o-*"' Ji» ^ ayetlerinden hareketle 

temellendirir. Islahi'ye g6re bu ayetlerdeki ^Ue kelimeleri iki§er manasina gelen ^ 

kelimesinin foguludur 629 . Buna gQre Hicr suresinin manasi "Biz sana yedi cift 
verdik" olur ki IslShi'nin yedi gurubu ile uyu§maktadir. Ziimer' deki ayet de keza 
"birbirine benzeyen ^ifter ^ifter" manasim tazammun eder. 

Her sure kendisine benzeyen sure ile bir cift olushirur ve bu ciftler birbirini 
icmal-tafsil, prensip-ornek, Qnculler-sonu?... gibi 6 ana noktada ikmSl eder. Mesela 
bir ?ift olan Bakara ve Al-i imran surelerinden Bakara'da iman iizerinde durulurken 
digerinde islam iizerinde durulur. Her iki sure de Ehl-i Kitap'tan bahseder, ama 
Bakara'da yahudilerden Al-i imran'da ise hristiyanlardan bahsedilir. Bakara'da 
tarti§malar insan tabiatinda olan (nankorliik, inat... gibi) temel ozelliklerle 
delillendirilirken Al-i imran'da ilahi metinlere (Tevret-incil, Zebur) 
dayandmhr.... 630 . Islahi'nin sure gruplan arasinda Mekki ve Medeni diye bir ayinm 
bulunmamaktadir. Ona gore surelerin 50k az bir kismi birbiriyle 9ift olu§turmaz ve 
fakat bunlar diger sureleri ikmal etmektedirler. Fatiha ise herhangi bir sure ili cift 



624 
625 
626 

627 
628 
629 
630 



Tedebbur-i Kur'dn I, 17-8; Islahi, "Fehm-i Kur'an", sy. 3 (1982), 16-7 

Tedebbiir-i Kur'dn I, 24 

Bu 7 grup §u sfirelerden olusur: I. grup:sQre 1-5; II. grup: sure 6-9; III. grup: 10-24; IV. grup: 
25-33; V. grup: 34-49; VI. grup: 50-66; 67-114 (bk. Tedebbiir-i Kur'dn I, 25; Mir, 
Coherence, s. 76) 

Hicr ( 1 5): 87: "Andolsun ki, biz sana yedi mesanfyi ve ytlce Kur'an'i verdik" 

Ziimer (39): 23: "Allah sOztln en gtizelini, birbiriyle uyumlu ve cift cift olarak indirdi." 

Islahi, "Fehm-i Kur'an", sy. 3 (1982), 15 

Bu 6 noktanm detayi icin bk. ; Mahbub SObhanT, "MOsenna sflreton ka baliemi taalluk", 
Tedebbiir, sy. 9 (1983), 19-23; Mir, Coherence, s. 77-9 



272 



olusturmaz, 9unkii o bir onsoz, baglangi? mahiyetindedir. Islahi'ye gore Kur'an'da 
sadece konusal bir nazm yoktur, bu 2'li ve 7'li guruplar i9erisinde ayni zamanda 
mantiki yapisal bir nazm da vardir. 

Kur'an'in anlasilmasina biiyiik Qnem veren Islahi "peki senin bu nazm teorinin 
Kur'an'in anlas,ilmasi i^in katkisi nedir?; ve eger bu oyle Kur'an'i anlamak i9in 90k 
zaruri bir prensip ise neden ancak uzerinde yillarca 9ahsmak ve dusunmekle ortaya 
9ikacak derecede kapali oluyor?" seklinde gelen sorulara tek tek cevap verir. Ona 
gore insan nazmi bilmeden de Kur'an'dan istifade edebilir, ama nazm prensibinin 
uygulanmasi sonucunda Kur'an'in anlasilmasi ile digeri arasmda yerle gok arasi 
kadar fark vardir. Islahi'ye gore Kur'an'daki nazmin kavramp uygulanmasi 
sonucunda Kur'&i'in miikemmel bir biittin oldugu inanci insamn i9erisine yerle§ecek 
ve tek tek ayetlerden 90k biitunu ve bu ayetlerin arkasindaki ger9egi yakalamaya 
9alisacaktir. Bu sayede iimmet arasinda meydana gelen fikhi ve kelami/itikadi 
ihtilaflar sona erecektir. Ciinku fikhi ve kelami firkalar 9ogu kere par9aci bir 
diistace ile Kur'an'a yakla§makta ve Sdeta i§lerine gelen ayetleri se9ip, sure ve diger 
ayetlerle irtibati kopan ayete istedikleri manayi vermektedirler 631 . 

Nazmm neden bu kadar sor anlasridigi sorusunu da cevaplandiran Islahi 
bunun Kur'an'dan degil de bizlerden kaynaklandigim soyler. Ona gore kendisine 
Kur'an inen insanlar ve toplumda ya§ayan insanlar bu nazm ve tenasubii 
kavnyorlardi. Nazmm anlasilmamasi bir problem olarak daha sonra 9ikmi§tir. Bir 
butiinu olu§turan cuzleri anlamak 90gu kere daha kolay oldugu halde buuiniin 
anla§ilmasi ve o sekilde bir biitun olusmasindaki hikmetin tanmmasi daha zor olur. 
Nazm prensibine gore "bu ayet sununla ilgili, bu sure de sununla" §eklinde cuzleri 
gostermek bir ol9iide kolay olsa da "neden o oyledir" sorusuna cevap vermek 90k 
daha zordur ve 90k 90k dusiinmeyi ve 9ahsmayi gerektirir. Islahi bu konuda daha 
pek 90k ilgin9 gorii§e yer verir 632 . 

Emin Ahsen Islahi nazm ve tenasiip hususunda kendisinin ne tek ne de ilk 
oldugunu belirtir. Ona gore ba§ta Razi olmak iizere daha pek 90k mufessir ve alim 
bu konuya girmistir. Bu konu 90k fazla inceleme ve 9ahsmayi gerektirdiginden 
bunlann M9 biri i§in onemine isaret etmekten ote ortaya ileri derecede bir ?ali§ma 
koymami§lardir. Teorik olarak olaya yaklasanlar da bunu bizzat Kur'an'in uzerinde 



631 Tedebbiir-i Kur'an I, 20-2 



Tedebbiir-i Kur'an I, 22-4. Nazmin ?ogu kimseden gizli kalan yOnleri i?in bk. Tedebbiir-i 
Kur'an I, 26-7 



273 



pratige 9evirmemislerdir. Olaya bu aqiilardan bakildiginda hem teorik hem de pratik 
boyutu ile olaya yaklasan yalmzca kendisi olmustur 633 . IslShi bu konuda hareket 
noktasim hocasi Ferahi'den almissa da hem onun teorisini gelistirmis hem de bazi 
noktalarda ondan farkh sonu9lara ulasrmstir. Mesela Ferahi sure guruplanm 9 
olarak gostermisken kendisi bunun 7 oldugunu ortaya koymusftir. Buna benzer daha 
baska farklihklar da bulunmaktadir. 

Islahi'nin nazm prensibini biitiin yonleriyle inceleyip baska tefsirlerle de 
karsilastiran Mustansir Mir sonu? olarak, Islahi'nin tefsirinde 90k basanh oldugunu 
ancak onun nazm teorisinin hipotez fakat kuwetli bir hipotez olmaktan oteye 
gidemeyecegini soyler. Mir'e gore Islahi bu konuda baska mufessirlerde gorulmeyen 
90k mantikli ve tutarh sonu9lara ulasmistir 634 . 

Islahi'nin Kur'an'i anlama i9in onerdigi prensiplerden sonra simdi de tefsirinin 
tamtimma ge9iyoruz. Islahi Tedebbur-i Kur'an'i kendisinin 40 hocasi Ferahi'nin ise 
30-35 yilhk emeginin semeresi olarak takdim etmektedir. o tefsirinde aynntiya 
girmemek i9in a9iklamalanm ayetin anlasilmasiyla simrh tutmus ve "zimni" dedigi 
ikincil konulann a9iklamasina girmemistir. (^iinku ona gore dikkatli bir okuyucu 
ayetin asil manasini anladiktan sonra bu ikincil seyleri kendiliginden 9ikanr. 
Tedebbur-i Kur'drida baska tefsirlerden fazla ahnti bulunmamasinin sebebini hem 
usiil bakimindan o tefsirlerin bir kismiyla uyusmamasma hem de sunulan delilleri 
9iplak olarak okuyucunun karsisina koyma niyyetine baglamaktadir. Yani o ba§ka 
tefsirlerden deliller getirip okuyucuyu sartlandirmak istememistir. 

Islahi tefsirinde Arap edebiyatindan da sahitler getirmisse de bunlan 
okuyucularm genel seviyesini diisunerek smirh tutmustur. Aym §ekilde ayetlerdeki 
sarf ve nahivle ilgili ozelliklere de liizumu kadar deginmi§tir. Islahi soziinun 
sonunda Allah'i da sahit tutarak, mana ve medluliinde tereddut ettigi W9 bir ayeti o 
haliyle a9iklamadigini, tereddiidii varsa bunu bildirdigini ve hi^bir gorus ve 
nazariyeyi teyid etmek maksadiyla ayetin asil manasmdan uzaklasmadigim 
bildirmistir. Kendisinin Kur'an disinda hi9 bir kisi ya da gorusle baglantismin 
olmadigim da soyleyen Islahi tefsirini okuyamn onda zaman zaman hocasi Ferahi ile 
bile fikir aynhgina diistiigunu gorecegini ifade eder. 



633 
634 



Tedebbur-i Kur'dn I, 18-20 

bk. Mir, Coherence, s. 102. Aynca Mustansir Mir bazi ayetler etrafmda Islahi ile bazi baska 
milfessirlerin karsila§tirmasini da yapmistir (bk., "Comparative Study of a few verses in Islah? 
and Other Scholars", HI, 111 (1984) 25-36) 



274 



Islahi Tedebbiir-i Kur 'an' da ayetleri genelde £ duraklanna gore bOlunmus 

gruplara gore tefsir etmektedir. Her bir grubun girismde o gruptaki ayetlerin 
konusundan bahsedilip ayet metni ve Urduca tercumesi verilmektedir. Tefsir 
boliimti "elfaz ki tahkik aor ayat ki vezahat" bashgindan soma ba§lamaktadir. 
Burada her bir rukudaki ayet sirasma gore ayetler tefsir edilmekte ve manasi kapali 
kelimeler afiklanmaktadir. Sayfamn yanlannda ayetlerde istenen konulan 
gostermek i9in okuyucuya yol gosterici turden kiigUk yan bashklar kullanilmaktadir. 
Tefsirin yazisi giizel, diizenlemesi iyi ve paragraflan kisa oldugu ifin harici 
cazibeye sahiptir. I9 yapisinin nasil oldugunu gormek ifin ilk olarak Al-i imran 
suresinin 18-22. ayetlerinin tefsirine bakiyoruz. 

Islahi buradaki 5 ayetin konusunu kisaca a?iklayip ayet metnini ve terciimesini 
verir. Ayetlerin terctimesi bizdeki Kur'an mealleri gibi tarn cumleler halinde ve 
a?iktir. ...$& Vf 4J! y 4»i <d»! Aji seklinde ba§layan 18. ayetin tefsirinde Islahi, bu 

sehadetin u? farkli §ekilde tezahur ettigini ve bunlardan birincisinin "afakin 
seMdeti" oldugunu s6yler. Allah kainati yarattigi vakit ona oyle bir 9ali§ma duzeni 
verdi ki bu diizen bizzat Allah'm varligina §ahitlik yapmaktadn*. Bununla ilgili 
ayetlerin pek 90k ve maruf oldugunu sSyleyen Islahi sozii uzatmamak i9in bunlan 
nakletmez. I§te yaratilan bu kainata -Kur'an'in belirttigi gibi- oyle bir 0I9U (mizan) 
konulmu§tur ki bu bunlan yaratamn adalet ve hakkaniyeti sevdigini gosteriyor. 
Kur'an'da bunun da §ahitleri vardir diyen Islahi Rahman suresinin " Giine§ ve ay bir 
hesaba gore donerler. Yildizlar ve agaqlar secde ederler. O (Allah) gogii yiikseltti 
ve icine bir mizam koydu ki siz de olqiX ve tarti i$inde haddi a$mayin, aksine olciX ve 
tartiyi adalet ve insafla uygulayin ve mizdnda bir eksiltme yapmayin" ayetlerini 
(ayet: 5-9) delil getirir. Ona gore bu ayet a?ik9a gostermektedir ki nasil kainatm 
yaratilmasmda bir 0I9U var ise ve bu 6I9U bozulmadan devam ediyorsa, iste bu 
hakikate gore insanin da hayatinda adalet, insaf ve 0I9UIU olmaktan aynlmamasi 
gerekir. Islahi bir paragraf i9erisinde adaletten ayrilan kavimlerden bahsederek 
bunun tarihi delillerini de a9iklar 635 . 

$ehadetin ikinci sekli "enfusiin §ehadeti"dir diyen Islahi insanin Allah 
tarafmdan onun birligini ve adaleti hakim kilacagmi tasdik edecek bir fitratta 
yaratildigini soyler. Islahi bu konunun daha genis. olarak "Hakikat-i sirk" ve 
"Hakikat-i tevhid" adh kitaplarinda islendigini ve bunlara muracaat edilmesinin 
yararh olacagmi soyleyerek 6zlii bir a9iklama yapar. Islahi'ye gore fitrat iizere 



635 Tedebbiir-i Kur'an, II, 47-8 



275 



yaratilan insan asil itibariyle tevhidi sever. Cunkii i$Jc ^ui j3es ^s» -&( ijhs ayetinde 636 

tevhidin fitrat dini olduguna isaret edilmektedir. iste bu fitrat dini, adaleti 90k 
sevdigi i9in kSfirlere "'o^oXsu >juf ,& u j+ajssaiif ^^aJLaJi js^Ji sorusunu sormaktadir. 

Islahi ti^ttncu seMdet seklinin peygamberler aracihgiyla insanlara ulastinlan 
vahiy vasitasiyla oldugunu belirtir. Butiin peygamberler Ummetlerini tevhide davet 
etmister ve Allah'm "kalm bi'1-kist / adaleti ikame eden" bir zat oldugunu duyur- 
muslardir. Ne yazik ki insanlar zamanm ge9mesiyle, kendilerine ula§tinlan bu 
hakikatlerden yiiz 9evirmistir. iste son kitap olan Kur'an hak ile batih ayinci 
"furkan" sifatiyla adalet ve dosdogru yol yeniden ortaya 9iksm diye biitun insanlara 
gonderilmistir. Islahi "Kur'an'in 30 cuzunde burada icmalen verilen bilginin tafsilati 
vardir" diyerek bu ayeti biittin Kur'an' la irtibatlandmr. 

Ayette asCOoJij denilerek melekleri Allah'a serik tutmak isteyenlerin 

itikadlannin b6zuklu|u gosterilmistir. Kur'an'in baska yerlerinde de meleklerin 
Allah'i tesbih edip anmaktan baska bir iddialannin olmadigi belirtilmistir. 
Meleklerle ilgili Bakara suresinde genis a9iklama yaptigim ve bu sebeple simdi 
detaya girmek istemedigini soyleyen IslShi burada sahid olarak sadece Safifat 
suresindeki "(melekler soyle derler:) Bizim her birimiz i9in, bilinen bir makam 
vardir. $iiphesiz biz orada sua sira dururuz ve stiphesiz Allah'i tesbih ederiz" 
ayetlerini 638 nakleder. Ayetin devammda Allah'm varhgina ilim sahiplerinin de 
sahitlik ettigi belirtiliyor. Konuyla ilgili bu surenin bas tarafmda " ^ ^9 o^'y' "i 

a9iklarken genis. bilgi verdigini soyleyen Islahi buradaki ilmin peygamberlerden 
intikal eden ilm-i hakiki oldugunu soyler. Bu ayette tevhidi dusiinceyi savunup dini 
bidat ve batil diisuncelerden temizleyen ilm-i hakikiye sahip miiceddidlere ve 
muslihlere i§aret olunmustur. 21. ayette ia^b osyk o^' diye tarif edilen alimler iste 

bu smiftandir. Allah burada ger9ek ilim sahiplerini meleklerle birlikte saymis ve bir 
tutmusftir. 

Islahi'ye gore .k»«}b UilS ifadesi 4ji 'niin zamirinden haldir. Bu durumda mana 

"Allah tek yaratici oldugundan biitiin gii9 ve ihtiyar onun elindedir ve o bu ihtiyar 
ve tasarrufunu adalete uygun olarak kullanir" seklinde olur. h~s kelimesi gunliik 



636 Rum (30): 30 

637 Kalem (68): 34-5 

638 Saffat (37): 164-6 



276 



kullanisimizdaki zulilm ve cevr-ii cefanin karsiti oian hak, adalet ve insaf manasina 
gelmektedir. Islahi'ye gore bu kelime en genis manasiyla sozde, fiilde, fikirde ve 
ahlaki davram§larda Allah'in insani kendisi uzerine yarattigi fitrata g6re hareket 
etmesi ve kilpayi bundan sasmamasina denir. Bu konuda genis bir a9iklama yapan 
Islahi Allah'm kainatta bir diizen kurdugundan, bu dtizenin bir pargasi olarak insanin 
kendisine bahsedilen akh ile hiir oldugundan ve Allah'in adaletinin geregi olarak, bu 
dtinyada hatah davranislar sergileyen insanlan uyarmaktan baska ileri derecede bir 
mudahalede bulunmadigindan bahseder. Yine adaletinin bir geregi olarak, akhni ve 
guctinu yanhs kullanan insana lihirette ceza verecektir. 

1 8. ayetin sonundaki ,«Cs*Jf jtyH $& yi <tff y cumlesini oncesi ile guzel bir sekilde 

irtibatlandiran Islalii Allah'm adaleti kdim kilacak giic kuwet ve hikmete sahip 
oldugunu belirtir. Burada Ehl-i Kitab'a tenbihte bulunularak Allah'in bizzat 
kendisinin, meleklerin ve ilim sahibi kimselerin sahitligiyle tek oldugu ve 
yeryiizunde adaleti kaim kilacak giic ve kudrete sahip bulundugu ve onu bundan 
engelleyecek kimsenin cikamayacagi ortaya konmus olmaktadir. 

Surenin pM—yf 4ti x& ^jjjj o' §eklinde baslayan 19. ayetindeki "din" 

kelimesiyle Islahi'ye gore Allah'in insanlan hidayet icin gonderdigi din-i haktki, 
"ilm" kelimesiyle de Allah tarafindan hakki aciklamak ve ihtilaflan sona erdirmek 
icin verilen ilm-i hakk kasdedilmektedir. Islahi "din" ile neyin kasdedildigini Bakara 
suresinin basmda genis olarak acikladigini soyler. Burada kisaca Allah'm Ja««JL un» 

olma sifati geregi insanlara dogruyu gostermek icin bir din gonderdigini, bunun da 
admin islam oldugunu aciklar. Islahi Allah'm, yahudi ve hristiyanlar tarafindan 
nefsani arzulan ve inatlan sebebiyle bozulan islam'i insanlara yeniden sunmasim da 
onun ^s-flJb usis olmasinm geregi olarak gorur. Bu konuyu da Bakara suresinin ...5o^i 5 

lot j-lji 0^" seklindeki 213. ayetinin tefsirinde genisce acikladigini ifade edip oraya 
miiracaat edilmesini onerir. 

20. ayetteki 4i ^#>3 c~eJUf ciimlesi bas egmek turunden bir manayi tazammun 

eder. Burada cevirilen yiiz insanin en serefli azasi oldugundan kisinin biitun 
varhgini O'na teslim ettigi manasmi tasir. Aynca burada cok buyiik bir tevazu ve 
teslimiyet ornegi gorulmektedir. Islahi ayetteki "ummi" lafzinm lugavi ve istilahi 
olmak uzere iki manasi bulundugunu, istilahi mananin Ismaili Araplann genel adi 
oldugunu ve hi? bir tahkir manasi tasimadigim ifade eder. ^iinkii bizzat Rasulullah 



277 



(s.a.) i?in de ^5/1 ^i lafzi kullamlmistir. Lugavi manasinda kullamldigi takdirde 

tahkir ifade edebilecegini kabul eden Islahi buna ayetten ornek getirir. Islahi'ye gore 
f&uie cUmlesi Ehl-i Kitap ve Araplan davet eder bir iislupta "olun iste miisluman 

olacaksaniz!, biz vaktimizi sizinle tartisarak ge9irmek niyyetinde degiliz, ?unku biz 
dogru yolumuzu bulmusuz..." manasina gelmektedir. Ayetin sonunda Rasulullah'a 
(s.a.) bu gibi durumlarda tebligden sonra vazifesinin bittigi soylenerek teseili 
edilmistir. Bu durumda artik onlann isi Allah'a kalmistir. 

Surenin 21. ayetinde kendilerin hakki ulastoran peygamberleri ve hak ve 
adSleti emreden fazilet sahibi insanlan oldiiren kimselerden bahsediliyor. Islalii'ye 
gore ayetteki j»-^w terkibi 50k ince hakikatlere temas etmektedir. insan oldurmek 

su9tur, peygamber oldurmek ikinci bir suctur, onlan haksiz yere oldurmek ise sue 
iizere suctur. Burada j*» lafzina oyle bir mana yiiklenmi§tir ki bu her§eyin oniine 

ge9mekte ve hatta peygamberler dahi bunun smin i9erisinde bulunmaktadirlar [yard 
haksiz olarak bir muamelede bulunamn degil normal insan peygamber olmasi bile 
sonucu degi§tirmez]. Bu ayette aynca bu isleri yapan kimselerin artik islah 
olmayacak tiirden bir hastahga yakalandiklan ortaya konmu§tur. incil'de de Hz. 
Isa'nm bu peygamber Slduren insanlardan iimidini kesdigiyle ilgili pasajlar yer 
almaktadir. iste bu sebeple ytice Allah bu kimselerin giizel bir mujdeye layik 
olmadiklarmi belirtmi§tir. 

Bu grubun son ayetinde bu tiirden insanlann yaptiklan her §eyin bosa 9iktigi 
ve kendilerine maddi manevi hi9bir yardimci da bulamayacaklari buyurulmu§tur. 
Islahi'ye gSre bu yardim isi hem dunyada hem de ahirette olmayacaktir. Zaten tarih 
Kur'an'da belirtilen bu hususun harf be harf 9iktigma sahittir. 

Bu 5 ayetin tefsirini bu §ekilde a9iklayan Islahi daha sonra "adalete (kist) 
iman, imamn en Qnemli rukunlarindandir" diye bir ba§hk atarak bu konuyu genis 
olarak tartismak ister. Tartismada hocasi Ferahi'nin konu hakkindaki a9iklamalanm 
ayrmtisiyla nakleder. Dort maddede ozetlenen bu iki sayfalik a9aklama olduk9a 
faydah bilgiler ihtiva etmektedir 639 . 

Yukandaki a9iklamalardan Islahi'nin liizumlu bilgilerin aktarilmasma ozen 
gosterdigi ve aynntidan ka9tigi hemen dikkati 9ekmektedir. O bunun i<?in daha 6nce 
yaptigi a9iklamalara sik sik atifta bulunmusftir. Tefsir ederken ayetin oncesi ve 



639 Tefsiri arzedilen 5 dyet i?in bk. Tedebbur-i Kur'dn, II, 45-57 



278 



sonrasi ile irtibatmi ka9irmamis ve bu irtibatin manaya nasil bir sekil verdigini 
ortaya koymaya 9ah§mistir. Ozellikle k~aib UJH terkibini bu ayetlerin mihveri olarak 

gormustur. Bu ayetlerin tefsirinden Islahi'nin Kur'an'in tamami uzerinde de ciddi bir 
ihatasi oldugu anlasdmaktadir. Ayetten ^lkardigi sonu$lan ve aktaracagi bilgileri 
kategorilere ayirmasi da okuyucu a?isindan bir kolayhk saglamaktadir. 

Yukanda, Islahi'nin Kur'an'i anlama ve tefsir usulii ile nazm teorisi hakkinda 
genis. a9iklama yaptigimizdan son 6rnek olarak Ma'un suresinin tefsiri ile 
yetinilecektir. Surenin tefsiri herzaman oldugu gibi sure hakkinda verilen kisa bilgi 
ve Qnceki sureler ile olan miinasebeti bahsi ile baslamaktadir. Fil ve Kurey§ 
surelerinde Kurey§'e nimetlerin sirf Beytullah sebebiyle verildigi ve kendilerinin 
Beytullah hurmetine korunduklan, fakat buna ragmen nankOrltik yapip iman 
etmedikleri belirtilmistir. Islahi'ye g6re, Maun ve Kevser surelerinde ise Kurey§'in 
Ka'be'nin idaresini ellerinde tutan liderlerinin dii§unce ve davranislanndan 
bahsedilmekte ve onlann artik Beytullah'in imtiyazim ellerinde bulundurma hakkini 
kaybettikleri ortaya konulmaktadir. Boylece Allah bu yerin idaresini ehil olana 
verecektir. 

Islahi Ma'un suresinin muhtevasindan bahsederken, bu ayetlerin ilk 
bolumiintin o devirde Ka'be'nin mutevellisi olan Ebu Leheb hakkinda indigini 
soyler. Kendilerinden &LajJ3 jt^s diye bahsedilen kisiler ise o donemdeki 

muslumanlar olmayip Ka'be'de cahili adetler iizere ibadet eden ve fakat her tiirlu 
kotuliigu i§leyen kimselerdir. Beytullah asil olarak i?inde sadece Allah'a ibadet 
edilen bir ibadetgah ve ona siginan yoksul kimselerin goriip gozetildigi bir 
miiessesedir. Bu ayetlere gore Beytullah musriklerin elinde bu her iki ozelliginden 
uzakla§tinlmi§tir. Ayetlerin tefsirinde zikredilen birkac onemli hususu da §6ylece 
aktarabiliriz. c-jIj! kelimesi nefreti de i9ine alan bir taaccubu bildirmektedir. ^jji 

kelimesi ise Fatiha suresinde oldugu gibi ahirete i§aret etmektedir. Islahi'ye gore 
hemen ayetin ba?inda Ebu Leheb ve onun gibilerin ahireti inkar ertigine i§aret 
edilmesi, ahireti inkar eden bu kimselerden kendi menfaatlerini saglama dismda bir 
§ey beklenemeyecegini gostermek i9indir. Boylesi biri ne yetimi diisiinur ne de 
miskini. Islahi bu gibilerin durumuna Leyl suresinin 5 'ten 10'a kadarki ayetlerini 640 
de §ahit getirir. 



640 Mealleri: "Artik kim verir ve sakinirsa, en gUzeli [iyi gelecegi] de tasdik ederse, biz de onu en 
kolaya hazirlanz. Kim cimrilik eder, kendini mUstagni sayar, en gtizeii de yalanlarsa, biz de 
onu en zora haziriariz." 



279 



Islahi £jo kelimesinin itip kakma manasma geldigini lea ,h> ^f o^»*i f>s> 
ayetinden 641 de 9ikanr ve yetimlere ikramda bulunulmasimn ,«aJi o$*>£> * J>. W 

ayeti 642 geregince Kur'ani bir emir oldugunu bildirir. Islahi'ye g6re bu ayetlerde 
kendisine fakirlerin goriip gozetilmesi i§i devredilen kisinin bunu yerine getirmedigi 
ve emanete hiyanet ettigi ortaya konularak o ki§i kavmi Sniinde zor duruma 
dusurulmiistur. Ustelik bu kisUerin Kabe'nin hakkini yerine getirdiklerini gostermek 
icin kildiklan namaz da yalanciktan 6te bir anlam ta§imamaktadir. Halbuki bu bina 
Ibrahim ve Ismail aleyhimiisselam tarafindan Allali'a samimi bir sekilde ibadet 
etmek i?in yapilmistir (Ibrahim: 37). Daha sonra Islahi, Ibrahim ve neslinin 
ibadetiyle bu musriklerin ibadetlerinin 643 nasil birbirinden farkli oldugunu ayetler 
i§igmda afiklar. Islahi "her devirde liderler halki ahmak yerine koyarak halkm 
benimsedigi dini orf ve adetleri riyakarane bir sekilde yerine getiriyorlar" diyerek 
guncel bir hataya ayetin umumundan istiflde ile parmak basar. 

Islahi'ye g6re yuce Allali, miisriklerin namazimn i?i bos. hareketlerden ibaret 
oldugununun delillerini gosterise merakh ve cimri olmalan ger9egiyle gostermistir. 
£iinkii onlar temelinde ihlas olan namazi hakkiyla kilsalardi bu nevi yanli§ 
hareketleri yapmazlardi. Namazin ozelliklerinden biri de Allah'a verdigi nimetler 
icin siikretmektir. Boyle bir insan nasil olur da cimrilik yaparak fakiri doyurmaz. 
Ayetin en son kelimesi olan 05*^1 komsular arasmda odiin? olarak verilip ahnan 

turden kti9uk seylere denir. Biitiin toplumlarda komsular arasinda bu nevi ah§ 
verisler 50k normal karsriamr. Ancak kalbi kati ve serli insanlar komsusundan bir 
sey almaya ve ona birsey vermeye yanasmaz. 

Islahi bazi kimselerin namazda gosteri§ yapilmasmdan bahsedildigi ifin bu 
sureyi Medeni olarak adlandirmalanni yanhs bulur. Ona gore buradaki namaz 
Islam 'daki namaz olmayip Hz. Ismail zamaninda konulan ve daha sonra asliyeti 
bozulan ibadettir. Musrikler bu ibadeti bozulmu§ sekliyle yerine getirmeye 
cahsmaktaydi 644 . 

Kisa bir ozeti arzedilen Ma'un suresi tefsirinde bize gore dikkati ceken en 
onemli husus Islahi'nin tefsirini, sure indigi vakit miisriklerin haleti ruhiyesini goz 



641 
642 
643 

644 



Tur(52): 13 

Fecr(89): 17 

bk. Enfal (8): 35. Meali: "Onlarm BeytullSh'taki namazlan ancak el cirpmak ve lshk calmak 
jeklindedir" 

Surenin tefsiri icin bk. Tedebbtir-i Kur'dn, IX, 579-86 



280 



Oniinde bulundurarak yapmis olmasidir. Onun jJLu>u j^i ayetiyle mtisliimanlann 
veya miinafiklann degil de bizzat ayetin asil konusu olan mtisrikler oldugu 
hususundaki isran yerinde goziikmektedir. Ustelik o bu gQrusimu fca*" *i£e yi c-Jf jUc 

(&%* d& i» 3 ayeti ile de desteklemistir. Kureysin liderlerinden olan Ebu Leheb'in 

sirf g6steris i9in ibadet yapmasim giinumuzle de irtibatlandiran Islahi onun bu fiilde 
ne ilk ve ne de son oldugunu gostermek istemi§tir. 

Islahi'nin gerek tefsir usulii ve nazm teorisinden ve gerekse tefsirde gosterdigi 
a§in dikkatten Kur'an'i tefsir etmekten 50k anlamak i9in yola giktigini anliyoraz. 
Onun -mukaddimede belirttigi gibi- her hangi bir ekolle irtibath olmamasi da daha 
serbest olarak du§unmesine katki saglamistir denebilir. Tefsirde a9ikga gSriilen bir 
baska husus onun hem lafiz hem de mana ve mefhum olarak Kur'an'a hakim 
oldugudur. O bir yandan tefsirini yaptigi ayetlerin lafiz olarak benzerlerini getirirken 
ote yandan da ayetler arasinda 90k kimsenin ilk anda farkedemeyecegi bir anlam 
birliginin varhgim gOstermeye 9alismistir. Onun zayif hadisleri, zayif tefsir 
kavillerini, tefsirlerde eski ummetlerle ilgili ge9en zayif bilgileri almamis olmasi da 
tefsirine gtiven hissi veriyor. Aynca o daha fazla cilt tefsir yazayim diye degil de 
tefsirin ciltlerini nasil daha az tutabilirim diye 9aba gSstermis ve a9iklamasim daha 
once yaptigi hususlan yeniden anlatmak yerine oraya referansta bulunmustur. 
Tedebbiir-i Kur 'an dil ve anlatim olarak sade ve anlasihr ise de i9indeki bilgilerin 
hislerden 90k akil ve mantiga hitap etmis olmasi Pakistan gibi okuma yazma oram 
dusiik bir ulkede okuyucunun, kultiir duzeyi yuksek mahdud bir kesimle sinirh 
kalmasina sebep olmustur. 



281 



IV. BU D®NEM TEFSlRLERMN GENEL KARAKTERISTiGI 



Tez 9ah§mamizm bu bolumiinde, Hind alt kitasinda 1857 yilmdan sonra 
olu§an ekolleri tamtmis ve bu ekollere mensup miifessirlerce yazilan Urduca 
tefsirlerin 8nemlilerini ele alip degerlendirmis bulunuyoruz. Bu donemde vticuda 
getirilen tefsir mirasma hacim, muhteva ve sayi itibariyle biiyiik katkida bulunan ve 
mustakil bir 9ahsma konusu yapilmasi gereken Diyobendi ekolunii, tez di§i 
birakmak durumunda kaldigimizi bir kez daha ifade etmek isteriz. Arada ciddi bir 
kopukluk olmamasi i9in de yen geldiginde hem Diyobendi ekolunu tamttik hem de 
okuyucuya bir fikir vermesi afisindan Diyobendi ulema tarafmdan yazilan tefsirlerin 
bir listesini verdik. islami 9alismalarmi tamamen Kur'an' a dayandirma iddiasinda 
olan Ehl-i Kur'an ekolu tefsircilerini ise U9uncu boliimde tamtacak, bolum sonunda 
da Ehl-i Kur'&n ile diger ekollerin tefsirciliginin bir mukayesini yapacagiz. §imdi 
1857 sonrasmda yazilan tefsirlerin daha Qnceki tefsirlere gore ne gibi farklihklar 
arzettigini belirterek tefsirlerin genel bir degerlendirmesini yapmak istiyoruz. 

$ah Veliyyullah Dihlevi ve ogullannm Urduca Kur'an tercume ve tefsirleri 
i9in bir donum noktasi oldugununa i§aret olunmu§tu. Bu alimlerin rahle-i 
tedrisinden ge9en ya da ilimde onlann yolunu benimseyen alimler, bolgenin ozel 
§artlanmn da etkisiyle, genelde islam! ilimler ve Qzelde de Kur'an iizerine dikkatli 
bir sekilde egilmisler ve bunlann gayretleri sonucunda aradan daha uzun bir zaman 
ge9meden Urdu dilinde yazilan tefsirlerin sayismda ciddi bir arti§ olmustur. 
Ingilizlerin Hindistan'a hakim olmasmdan once yazilan tefsirlerde, insanlara 
Kur'an'in ogretilerini tamtmak ve Kur'an yolunda yuriimelerini temin etmek gibi tek 
bir gaye giidultirken 1857 yilmdan sonra yazilan tefsirlerde gayeler degistigi gibi 
tefsirlerde isjenen konularda da 9e§itlilik kendisini gostermistir. Bunda farkh 
gayeler etrafinda bir araya gelen ve farkh metodlar uyguyayan fikir ekollerinin payi 
buyiiktiir. Hindistan cografyasimn Hindistan, Pakistan ve Banglade§ gibi il$ ayn 
par9aya boliinmesinin tefsirlerin sayismda olmasa da yazilma gayesinde ve isjenen 
konularda bir itidal ve istikrara sebep oldugu soylenebilir. 

Bu arzettigimiz genel degerlendirmeyi biraz a9mak gerekecektir. Bolgedeki 
ekollerden olu§um svirecini ilk tamamlayan Ehl-i Hadis ekoliine mensup alimler 
Kur'an'in, Kur'an ve hadisler i§igmda tefsiri gayesini gutmuster ve tefsirlerinde bazi 



282 



konulara ayn bir ozenle yaklasmisjardir. Bu ekoliin de ba§i ile sonu arasinda bazi 
degisiklikler olmus ve mesela ilk donemlerde hadis agirhkli 9ahsmalar yapihrken 
daha sonra akli istidlal yollan da agirhkli olarak kullamlmistir. §ah Veliyyullah'in 
hadise biiyiik onem verdigi bir ger9ektir, ancak onu izledigini iddia eden Ehl-i 
Hadis, hadisin sihhatine 50k fazla ehemmiyet vermemis ve Kur'an tefsirinde Isl&m 
ve Kur'an akhm kullanmak yerine zayif da olsa tabiinin sSzunii tercih ederek §ah 
Veliyyullah'in metodundan udul etmistir. 

Donemin onemli sahsiyetlerinden bin olan ve diistinceleri Ehl-i Hadis ile 
biiyiik bir tezad arzeden Seyyid Ahmed Han ise subiirunun kat'i ohnamasim ileri 
suriip hadislerin 90k biiyiik bir kismim reddetmis ve Kur'an tefsiri i9in, Kur'an'in ve 
onun baska bir tefsiri olan kainatin okunmasinin yeterli oldugunu ileri siirmu§tur. 
Allah' in kainata bir dtizen verip kendi halinde biraktigi ve boylece artik kainatta 
fitrat kdnunumm cari oldugu, bu prensibe ters dusen mucize ve melek gibi seylerin 
varhginin ise imkan di§i bulundugu iddiasi baste Ehl-i Hadis olmak tizere bolgede 
olu§maya ba§layan fikir ekollerini harekete ge9inni§ ve boylece tefsirler i9in yeni 
yeni konular ortaya 9ikmistir. Ehl-i Kur'an ekoliinden olan diger zevat ise itikadi 
konulann yaninda ameli konulann tarti§malanni da tefsirlerine tasimislar ve yeni 
yeni tartismalara zemin hazirlayacak kitaplar te'lif etmislerdir. Bu ekol i9erisinde 
^ekralevi ve Perviz 9esitli konular etrafinda konu tefsiri diyebilecegimiz 9ahsmalar 
hazirlayarak tartisilan konulara yenilerini katmi§lardir. 

Gulam Ahmed Kadiyani'nin ba§lattigi hareket ba§ta kelam olmak uzere butiin 
Islami ilimleri ilgilendirecek sekilde 90k yonlii gelismistir. Gulam Ahmed' in kendi 
iddiasindan hareketle bir peygamber oldugu kabul edildigi takdirde, Kur'an'da 
bulunan ve nihai hiikumler olarak inanilan akidevi ve fikhi esaslann yeniden gozden 
ge9irilmesi geregi hasil olmustur. Gerek Gulam Ahmed gerekse diger Kadiyani 
alimler kendi tefsirlerinde bu konulan islemis degisen §artlara gore alternatifler 
sunmuslardir. Senaullah Amritsari gibi miifessirler ise bunlarm tefsirleri ile diger 
kitaplanndaki iddialarina yazdiklan tefsirlerle cevap vermeye 9ahsmislardir. 
Kadiyaniligin siyasi yonden de biiyiik 9alkantilara sebep oldugu ve onlar sebebiyle 
nice alimlerin hapislere kondugundan yukanda yer yer bahsedildi. i§te boylece bu 
hareket de bolgenin fikri canlihgina yeni bir boyut getirmi§ ve tefsirlerde yeni 
bahisler a9ilmasma sebep olmu^ur 645 . 



645 Mesela Mevdfidi, Peygamberligin sona erdigi konusunu tefsirinde ?ok genis olarak incelemistir ( 
bk. II. bfllttm E/3) 



283 



Yukanda Diyobendi ekoliinden bahsederken onlann btiyiik oranda itidali 
temsil ettigini belirtmistik. Bu ozellikleri tefsirlerine de yansirms ve yorumlannda 
bazi sivri hususlar kendisini gostermi§se de itidal simn zorlanmami§tir. Bu ekolun 
onde gelen sahsiyetlerinden Esref Ali Tanevi tefsirinde tasawufi izahlara agirhk 
verirken Mufti Muhammed §efi' fikhi konulari oncelikli olarak ve geni§9e 
islemistir. Ekolun yenilik?i kanadmi temsil eden Ubeydullah Sindi ve Abdulmacid 
Deryabadi gibi alimler sosyal konulan ve Kur'an merkezli bir toplum olusturulmasi 
geregini agirhkli olarak islerken, gelenekgi yonii agir basan Muhammed idris 
Kandehlevi gibi alimler kelami konulan one gikarmislardir. Birelvi ekolune gelince; 
bunlann, Allah Rasulii'ne (s.a.) olan sevgileri ve evliyaullah'a olan baghliklan 
sebebiyle Kur'an ve hadislerden hareketle bazi yeni yeni konulan toplumun 
gtindemine getirdiklerini yukanda gormiistiik. Bunlar bir yandan tefsirlerinde b6yle 
konulan tartisirken 6te yandan da tarti§ma usluplanndaki sertlik ve tavizsizlik 
sebebiyle diger ekollerle surtu§meye girmislerdir. Bu siirtusme zaman zaman 90k 
btiyiik boyutlara ulastinlmi§tir. 

ikinci bolumde tefsirlerini tanittigimiz alimlerden Mevdudi, Azad ve 
Islahi'nin Kur'an'a yaklasirken on yargilardan en fazla uzak olan §ahsiyetler 
oldugunu belirtmek isteriz. Bunlardan Mevdudi, tefsirini islami ilimlerdeki bilgi ve 
birikimi fazla olmayan kimseler i?in yazdigmdan, ba§ka kitaplannda tarti§tigi agir 
ve ihtilafli konulan tefsirine ta§imamis boylece daha geni§ bir kesimin tefsirden 
istifadesine vesile olmuste. Biitiin ekollerle diyalogu olan, fakat W9 bir ekolle 
organik bir bagi bulunmayan AzM ise geleneksel diisiinceden kopmadigi gibi 
modern bilim ve dusunceye de kapilanm kapamamistir. Bu manada o Kur'an'a, onu 
anlamak gayesiyle biituncul bir baki§ a9isiyla yaklasmis ve topluma menfi manada 
yeni bir tartisma konusu a9mamistir. Gayesi sureleri, ayetleri ve kelimeleri arasmda 
Ilahi bir insicam ve saglam bir nazm olduguna inandigi Kur'an'i bir buttinltik 
i9erisinde anlamak ve a9iklamak olan Islahi de bolgenin giindemine menfi manada 
yeni bir katkida bulunmami§tir. 

Hind alt kitasinda Kur'an'a yaklasimdaki bu farkhliklar ve tartismaya a9ilan 
konulardaki 9esitlilik sebebiyle tefsirlerin hem sayisi hem de hacmi artmistir. Daha 
onceieri u9-bes ciltle simrh kalan tefsirler her cilde bir ctiz §eklinde 30 cildi bulan 
kapsamh 9ah§malara donmustur. Tefsirlerin cilt sayismin ve bu sahada 
soylenenlerin artmasimn tefsir ilmine olan katkimn da artmasi anlamma 
gelmeyecegi a9iktir. Literature yeni bir eserin katilmasi sevindirici olsa da bu yeni 
eserin muhtevasinin Kur'an'i anlamaya olan katkisi daha onemlidir. 1857 yihndan 



284 



sonra yazilan tefsirlere bir de bu afidan bakmak uygun olacaktir. Daha once her 
tefsiri kendi i?erisinde degerlendirirken soylediklerimizi burada tekrar etmeksizin 
bazi genel teshislerde bulunmak istiyoruz. 

Bu boliimde ele aldigimiz Urduca tefsirleri miistakil olarak ve butun 
yonleriyle degerlendirdigimiz takdirde, en eskiden basjayarak su tefsirlerin one 
ciktigim soyleyebiliriz: Ahmed Hasan Dihlevi'nin Ahsenu 't-tefdsir'i, Ebu'l-Kelam 
Azad'in Terciimdnu'l-Kur'drtx, Mevdudi'nin Tefliimu'l-Kur'dri'x, Kerem §ah 
Ezheri'nin Ziydu'l-Kur'drix ve Emin Ahsen Islahi'nin Tedebbur-i Kur'arCx. 
Bunlardan baska Melihabadi'nin tefsiri rivayet tefsiri olarak bir kiymeti haiz ise de 
i?erisinde 50k fazla ahnti bulundugu ve 90k hacimli oldugu i?in istifadesi oldukca 
zordur. Kisa tefsirler iferisinde ise Vahiduzzaman'm Tefsir-i VahidTsx ve 
Muradabadi'nin Haza'inu'l-'irfarCx istifade edilebilecek 9alismalar arasindadir. Bu 
donemin onde gelen alimlerinden biri olan Siddik Hasan Han' in Tercumdnu'l- 
Kur'dn'da. 90k basanh bir tefsir ortaya koyamadigina tefsiri tamtirken i§aret 
etmistik. Tefsirler i9erisinde ilmi tarafsizhgin ve iislubun en fazla ihlal edildigi eser 
olarak Ahmed Yar Han'in Tefsir-i Na'imVsx kar§imiza 9ikmaktadn-. Kendisi ilmi 
yonden iyi yetismif bir alim oldugu halde, cemSat taassubu sebebiyle muhalifleri 
hakkinda islam kardesligi ile bagdasmayan seyler teleffuz etmistir. Eger Tefsir-i 
Na 'imfden ihtilafli konularin tefsiri 9ikanlip yeni bir duzenleme yapilacak olursa 
guzel bir tefsir vuciida getirilmi§ olur kanaatindeyiz. Bolgedeki genis 9ahsmalardan 
olup miiellifinin asgari dtizeyde katkisi bulunan tefsir Ebii'l-Hasenat Ahmed 
Kadiri'nin Tefsiru'l-Hasendt'txr. Bu eserin tefsir ilmine katkisimn yok denecek 
duzeyde oldugunu bir kere daha ifade etmek isteriz. Ancak miiellifinin mensup 
oldugu ekoliin onde gelen sahsiyetlerinden biri olmasi hem miiellifinin hem de 
Birelvi ekoliinun ilimdeki payesini gostermesi a9isindan tipik bir 9ali§madir. 
Birelvilerin hem hadisciligi hem de tefsirciligi a9isindan Pir Kerem §ah Ezheri bir 
istisna olmustur. 

1857 yilindan sonra yazilan ba§ka yiizlerce ciiz ve sure tefsirini ya da 
tamamlanamami§ tefsirleri goz oniinde bulunduracak olursak 646 , bunlar hangi gaye 



646 Bu tefsirlerin yttzlerce sayfa tutan tanitimi i?in bk. Binark, tsmet- Eren, Halit, World 
Bibliography of Translations of (he Meanings of the Holy Qur 'an - Printed Translations 
1515-1980, Istanbul 1986, s. 523-687; Han, Urdu teracim; Nakvt, Urdu tefdsir . BOlgede 
yazilan diger dillerdeki ^ahsmalan da Kur'an'a tefsirine bir katki olarak gOrmek ve anmak 
durumundayiz. Burada Urdu dijinda 15 kadar dilde Kur'an tercQme ve tefsiri yapilmistir. 
Bunlann tanitimi i?in bk. Binark-Eren, a.g.e, s. 9/38, 239-42, 247-9, 281, 311-2, 313-4, 317- 
41,395,402-14. 



285 



ile yazilmis, olursa olsun bize insanlann Kur'an'a olan muhabbetlerini ve 
meselelerini Kur'an'in hakemligi ile fozme azimlerini gostermektedir. Bir zamanlar 
sayilan onlarla ifade edilen tefsirlerin birka9 yuzle ifade edilir olmasindan §ah 
Veliyyullah'in, insanlan Kur'an etrafinda toplama hayalinin -bir noktaya kadar- 
ger9ekle§mi§ oldugu sonucuna varabiliriz. iste Kur'an'in merkeze almdigi bu yeni 
yapilanma ve biiyuk gayret, bir zaman Hindu adet ve geleneklerini din sanan 
insanlann olusftirulan yiizlerce medresede verilen egitim sayesinde ger9ek islam 'la 
tanismasmi sagladigi gibi verilen miicadele sonucunda bolgeden tngilizlerin el 
9ekmesi sonucunu da ddgurmusftir. 



286 



U^UMCU BOLUM 



• A 



EHL-I KUR'AN EKOLU 



287 



L EHL-I KUR'AN EKOLU'NUN 0LU§UMU VE URDUCA 
TEFSIRLERi 

Bir gurap ve cemaat olarak 1902 yihnda Abdullah Cekralevi tarafindan bazi 
prensipler dairesinde olusturulmasma ragmen iizerine oturdugu temel gSriisler 
itibariyle daha 50k Seyyid Ahmed Han' dan gucunti alan 1 bu hareket Hind alt 
kitasinda en fazla tepki ahp ses getiren olusumlardan olmu§tur. Bu ekol daha 50k 
bati tarzi egitim almis ve modern hayat formlanna meyyal bir kesimi etkileyen bir 
diisunce olarak ve sayilan onu gecmeyen temsilcilerine gore kix^iik degi§iklikler 
yasayarak guniimiize kadar varhgini surdtirmustur. Ehl-i Kur'an mensuplan diisunce 
ve yasayislannda Kur'ari'i temel almalan sebebiyle Tefsir bransinda hazirlanan bu 
tezin inceleme alarunda biraz ayncahkli olarak ele almacaklardir. Kur'an'in 
anla§ilmasina ne gibi bir katki sagladiklan ileride tesbit edilmeye calisUacak olan 
Ehl-i Kur'an'in, yttce Kitabimizin en buyuk miifessiri olan Hz. Peygamber'i (s.a.) 
dislayarak nasil bir tefsir ortaya koyduklanmn ciddi bir merak konusu oldugunu 
pesinen soyleyebiliriz. Asagida bu ekolun nasil olu§tugu ve hangi ilkeler etrafmda 
mticadele verdiginden bahsedilip bu ekole mensup mufessirlerle tefsirlerinin 
tanitimina ge9ilecektir 2 . 

A. Ekolim 01u$umu ve Temel Fikirleri 

Ehl-i Kur'an ekolunun olusumunu hazirlayan tarihi arkaplan bilinmeden onu 
tarn olarak analiz etmek zor olacagi iQin bu hususa biraz egilmek zarureti vardir. 
Ikinci bSlumun girisinde ingilizlerin sirasiyla ekonomik, askeri, siyasi ve ktiltiirel 
olarak Hindistan'i nasil ellerine gecirdiklerinden kisaca bahsedilmi§ ve bunlara 
karsi olu§an mukavemet 9esitlerine isaret edilmisti. Gerek ingiliz hakimiyetinin 



Bu husus konunun uzmani Dr. Seyyid Abdullah tarafindan a?ik?a ifade edilmi?tir (bk. 
Abdullah, Seyyid, Sir Seyyid Ahmed Han aor un key ndmver rufeka ki Urdu nesr kafennl aor 
fikricdize, Islamabad 1989 (l.bs. Delhi 1960), s. 7-10 (Abdullah, Ndmver rufeka) 

Ehl-i Kur'an konusunda elimizde bulunan en derli toplu kitap olmasi sebebiyle Hadim 
Hiiseyin Ilahl Bahs'm "el-Kur'dniyyiin ve §itbehdtuhum havle's-silnne" (Taif 1989) adh 
Arapca ?ahsmasindan -Ozellikle Kur'an ve tefsir di§mdaki konularda- fazlaca istifade 
edilmistir. GQrebildigimiz kadanyla Hadim HUseyin mtidellel bir ?ahsma ortaya koymussa da 
kendisi -zannimizca- Ehl-i Hadis ekolQnden oldugu icin zaman zaman onlari anlamaya 
9ah§ma zahmetinde bulunmaksizm ifrata varan tenkitlerde bulunmu§tur. Yine de bizim 
ulajamadigimiz bazi kitaplardan ve eski dergilerden almtilarda bulunmasi i?imizi 
kolaylastirmistir. 



288 



hizh bir merhale katettigi 1857 oncesinde gerekse ulkenin tarn olarak onlann eline 
ge9tigi 1857 sonrasmda buralara gorevli olarak geien tngilizler bir yandan 
Hristiyanhk propagandasi yaparken diger yandan da islam hakkida ve aleyhinde 
kitaplar nesretmeye ba§lamislardi. Bu kisUerin temel diisiincesi Kur'an, hadis, islam 
tarihi, kultur ve medeniyeti ve islam fikhi hakkinda ihtilafli konulan bulup bxinlan 
tartismaya acarak hem tepkileri Sgrenmek hem de muslumanlar arasinda ikilik 
yaratmakti. islam alimleri tarafindan bunlara verilen cevaplar ise onlann kapasite ve 
dustace yapisina g6re hep farkli farkh olmustur. ikinci boliimde Ehl-i Hadis 
ekolunun bunlara karsj olan genel tavnndan sozedilmisti. Diger bir ornek olarak 
Dogu Hind §irketi'nde bir memur olarak 9ahsan ve dusunceleriyle su anda 
incelemekte oldugumuz Ehl-i Kur'an'a fikir babahgi yapan Seyyid Ahmed Han ele 
ahnabilir. 1857 bagimsizhk savasina mukaddem yillarda islami konularda daha 
gelenek9i ve radikal bir cizgi takip eden Ahmed Han ingilizlerin Hindistan'i ele 
gefirmelerinden sonra ingilizlere kar§i lhmh bir yol takip etmis ve soylemlerini giin 
ge9tik9e modernist bir zemine oturtmustur. 0, hayatin ger9eklerini algilamada ve 
problemli ySnlerini 96ziime kavusturmada nasslardan yardmi alacagma; degisen 
toplumun sartlanm kendisine ilke edinerek nasslan yorumlamaya ve bu ilkelerine 
uymayan nasslan bir yolunu bulup te'vil etmeye ya da tamamen reddetmeye 9aba 
gostermistir. Bvmlan yaparken ya ingiliz mustesriklerin ortaya attigi metin okuma 
ve degerlendirme usiillerini kullanarak ya da klasik usiiller uzerinde bazi r6tii§lerle 
onlann bekledigi sonuca ulasmayi hedeflemi§tir. Mesela Sir William Muir'in Hz. 
Peygamber'in (s.a.) sireti ve hadisleri konusundaki goriislerini tenkit ederken bu 
defa kendisi islam tannine baki§ usulu a9isindan onlann oyununa gelmi§ 3 ve 
gelenek9i ulema tarafindan tenkide maruz kalmi§tir. 

Pozitivizm herseyin tabiattaki sebep-sonu9 iliskileri i9erisinde ele alinmasim 
gerekli goren bir akimdir. Aynca bu akim akil, deney ve gozlemi bunlann disindaki 
her tiirlu bilgi kaynagmm Sniinde tutar. Bu prensipleri buyuk 6l9ude benimseyen ve 
bu sebeple Hindistan'da kendisine "tabiat9i- ney9iri" denen Seyyid Ahmed Han ise 
kitap ve siinnette (mucize, melek, cin...gibi) bu prensiplere ters g5rdugu seyleri 
a9ik9a reddederek ba§lamistir. Ozellikle hadislerin Hz. Peygamber'den 200 yil 
kadar sonra yazilmaya baslanmasi ve yazima kadarki sozlii rivayet doneminde 
9esitli suphelerin (!) bulunmasi bunlann guvenirliligini biiyuk 6l9tide ortadan 



3 



Ahmed Han'm kendi kitabina yazdigi cevabi okuyan Muir bekledigi sonuca ula§mi§casina 
"Ben Seyyid Ahmed'in tslam 'ma degil musliiman halkin islam 'ma karsiyim" der (bk. Dar, 
Bashir Ahmad, Religious Thought of Sayyid Ahmad Khan, Lahore 1971, s. 11 (Dar, Religious 
Thought)). 



289 



kaldirmi$tir 4 . Aynca bunlann Kur'an'a arzinda Kur'an'la 90k hususta 9elismeleri 
yine giivenirliliklerine halel getirmistir 3 . Ahmed Han ve arkadasjan bununla da 
kalmamis Kur'an'i da ?e§itli agilardan degerlendirmi§ ve ondaki hiikiim ve haberleri 
"mecazi-hakiki-tarihi" diizleminde yorumlamis ve bunlardan kendi usullerine 
uymayanlan tarihin karanhgina hapsetmek istemislerdi. 

Biitiin bunlann neden yapildigi iizerinde durulmasi gereken 90k ciddi bir 
husustur. Onlar bu kanaatlara yaptiklan 90k koklu 9ahsmalar sonucunda mi yoksa 
bazi on kabtil ve sartlann saikiyle mi ulasmislardir? Bunu cevaplandirmak i9in 
uzun bir bahis a9mak gerekmektedir ki malesef bu bizim i9in tezin simrlanni asmak 
ve konu disma tasmak olur. Ancak bazi ipu9lanmn yardimiyla su kadanm soylemek 
mumkun ki, Seyyid Ahmed Han ve ekibi kendi toplumlarim iginde bulundugu kotii 
durumdan kurtarmak igin buyuk bir miicadele vermisler ve bu mticadele esnasinda 
tikandiklan veya tikamnz diye dii§undukleri yerlerde Islam'in 6z kaynaklanndan 
bflyiik tavizler vermislerdir. Onlann bu tavizkar tavn takinmasmda bizim hadis, 
tefsir, fikih ve tarih kaynaklanmizdaki bazi yanli§hk ve 9eli§kilerin de rol oynadigi 
inkar edilemez. Birileri yuzyillarca bu yanli§hk ve 9eli§kilere belli saglam usuller 
dairesinde cevap bulacagi yerde te'villerle ge9i§tirmeye 9ah§mi§, kafa yoranlar da 
etki bakimmdan yetersiz kalmi§tir. Ahmed Han ve arkada§lan ise bu yanli§hklara 
i§aret edip lslah yoluna gideceklerine bunu kendilerine biitiinii reddetmek i9in bir 
sebep ittihaz etmi§lerdir. 

Bu donemde Seyyid Ahmed Han ve arkada§lannm kar§isma klasik Islami 
ilimlerinin yamnda akh da iyi kullanan Sah Veliyyullah gibi bir §ahsiyet yerine 
nassin (ozellikle de hadislerin) zahirine son derece tavizsiz bir sekilde sanlan Ehl-i 
Hadis gibi bir akimin 9ikmasi onlara daha fazla hiz vermis ve boylece kendilerini 
hakh gostermek ve hari9ten destek9i bulmak i9in pek zorlanmamislardir. Ehl-i 
Hadis'in akh en zayif bir hadise bile feda etmesi, hadisin metninde problemler 
olmasina ragmen senetteki zahiri saglamhgi one 9ikarmasi Ahmed Han ve 
arkada§lannin isini ko!ayla§tirmistir. 



Hadis rivayetinin Hz. Peygamber (s.a.) ddneminden ba§lamak Uzere tasniflerin 
tamamlanmasma kadar sOzlti ve yazih olarak iki koldan devam ettiginden modernistlerin, 
"tamamina yakmi sOzlU rivayetlere dayaniyor" dedikleri hadislere gllvenilmeyecegini 
soylemelerinin ilmT bir dayanagi yoktur (bk. BagdadT, el-Hatfbu'I-, TakyidiX'l-ilm, Dima§k 
1974, kisim 3, 4, s. 64-150; A'zami, Muhammed Mustafa el-, Studies in Early Hadith 
Literature, Indianapolis 1978, chapter II, s. 18-27; a. mlf., Dirdsdt fi'l-hadisi'n-Nebevt ve 
tdrihu tedvinihi I-II, Beyrut 1980, 1, 3. bab, 71-83). 

Ahmed Han'in hadis ve sllnnet gortisU icin bk. el-Kur'dniyyun, s. 100-6; Daudi, Hadis 
Qahsmalari, s. 298-300. Bu konuya ileride deginilecektir. 



290 



Seyyid Ahmed Han, £erag AH, Muhsinu'1-Mulk ve Seyyid Emir Ali'nin 
temsil ettigi diistince, bidayette bir Ehl-i Hadis mensubu iken 6 koyu bir hadis 
diismani kesilen Abdullah £ekralevi tarafmdan biraz daha sistemlestirilerek 1902 
yihnda "Ehlu 'z-Zikr ve 'l-Kur 'an" adiyla kurumlastorilmistir 7 . Yeni olusuma merkez 
olarak Labor' u se9en Cekralevi burada kendi diisiincesi etrafmda konusmalar yapip 
kitaplar telif etmistir. Muhaliflerinin elestirilerine cevap vermek i9in i§d'atu'l- 
Kur'dn adiyla bir de dergi yayinlamistir. Yayin faaliyetlerinin yamnda kendilerine 
mahsus olan mescitte baghlari ile birlikte faaliyetlerine devam etmisse de halktan 
fazla bir kimse etrafma toplanmami§tir. Bunda £ekralevi'nin son derece keskin ve 
tavizsiz ?izgisinin etkisi a9iktir. Onun "Burhdnu 'l-Furkdn..."m basmda da yazdigi 8 
gibi bolgede buyuk olusumlar i9in gerekli olan "mursid-murid iliskisi" gibi bir 
yapilanmaya siddetle kar§i olusu ozellikle egitimsiz halk kitlelerinin harekete 
katilmasina menfi ySnde etki etmistir. 

Lahor'da §ekillenen hareket baska bolgelerde de temsil edilmi§tir. Muhibbu'l- 
Hak Azimabadi (1857-1953) bu hareketin Bihar bolgesindeki kurucusu ve temsilcisi 
olarak gosterilmektedir 9 . Hareketin fiili degilse de fikri temsilciligini (^ekralevi'nin 
1914'te olumunden sonra sirayla Hoca Ahmediiddin Amritsari (6.1936), Hafiz 
Muhammed Eslem Ceracpiiri (6.1955) ve Gulam Ahmed Perviz (6.1985) 
ustlenmistir. Ozellikle Perviz yaptigi faaliyetler ve ne§rettigi kitaplar ile Pakistan' da 
uzun stire ilmi-siyasi gtindemi me§gul eden bir sahsiyet olmu§tur. Onun vefatindan 
sonra bu diistince bir9ok kesim ve ki§i tarafmdan cihz olarak temsil edilmeye devam 
etmekle birlikte ilmi olarak bu gorusii temsil ettigini gosterebilecek 9apta bir kimse 
mevcut degildir. Pakistan ve Hindistan'da bulundugumuz sure i9erisinde ozellikle 
bati tarzi egitim goren ya da egitimini batida tamamlayan kimselerden bir kismimn, 
a9ik9a mensubiyet ikrarinda bulunulmasa da islami konularda Ehl-i Kur'an gibi 



Sonradan Ehl-i Kur'an du§tincesini benimseyen zevatm biiyuk bir kismi ilk ba§ta Ehl-i Hadis 
diistincesini savunmaktaydi (bk. Mevc-i kevser, s. 71-2). 

Ehl-i Kur'an ekolUnUn olusumunu hazirlayan sebepler i?in bk. el-Kur'dniyyun, s. 21-4. Bu 
hareketi kurumla§tiran (^ekraievi'nin kisiliginden hareketle HSdim HUseyin hareketin olu§masi 
ve kurumlasmasinda tngilizlerin eli ve destegi oldugundan bahsetmektedir (bk. el- 
Kur'dniyyun, s. 30) 

£ekriUevi'nin ifadesi aynen s6yle: 

"Ben imamet, nQbQvvet ve risalet iddiastnda degilim. Evliyalik davasmda bulunmuyorum, pir de 
degilim, mejayih de. (Kimseden) bey'at almiyorum ve kimseyi kendime mUrid edinmiyorum, fUnkU 
ben bunlari kilfllr olarak gSrilyorum" (bk. Burhdnu 'l-furlcan aid saldti 'l-Kur'dn, Lahor ts., nasihat 
(Burhdnu 1-furkdn)) 

bk. el-Kur'dniyyun, s. 20 



291 



diistindugii gSriilmtistiir 10 . Ozellikle Pakistan'daki devlet ricali ve Hindistan'da 
devlet dairelerinde iist diizey memurluklarda 9ahsan muslumanlar -islami egitim 
almis. olsalar bile- laik bir hayati ve devlet diizenini benimsemekte ve hadislerin 
getirdigi prensipleri extra yiik olarak gfirmektedirler. 

Bugiin Ehl-i Kur'an'in gelenegini temsil eden idareler icerisinde Lahor'daki 
Iddre-i Tulu '-i Islam (Tolu e islam Trust) ve Ddru 'l-Kur'dn u Encumen-i Ummet-i 
Miislime basta gelmektedir". Pakistan devleti tarafindan desteklenen ve bir olcude 
modernist dustaceyi temsil eden Iddre-i Sekdfet-i hldmiye (Institute of Islamic 
Culture) adh kurulu§, yaymladigi 50k sayida kitap ve cikardigi ilmi dergiyle hadis 
inkarcihgim ve Ehl-i Kur'an dti§uncesini desteklemekle su^lanmaktadir 12 . Dergilere 
gelince; Perviz'in goriislerini geni§ kitlelere ula§tirmak i?in 1938 yihnda 9ikarmaya 
basladigi Tulu'-i Islam adh dergi 13 onun vefatmdan sonra da hayatina devam 
etmektedir. Mecelle Beldgu 'l-Kur 'an da Ekoliin Lahor'daki diger kolunun etkili bir 
yayin orgamdir 14 . 

Mensuplan MUnkirin-l Hadis, Kur'ani, ^ekralevi, neyqirt ve Pervizi 
adlanyla da anilan bu hareketin yazih literaturii 9ogu kere basildigi ilk sekliyle 
kalmi§ ve piyasada bulunmayan nadir kitaplar simfina girmistir. Ozellikle Seyyid 
Ahmed Han'm bazi kitaplan, Cerag Ali, Abdullah Cekralevi ve Ahmedflddin 
Amritsari'nin kitap ve makaleleri, degil kitapqiilarda kiitiiphanelerde bile bulunamaz 
olmustur. Bunda diger ekollere mensup zevatm miiteseddit tavn ve yayincilann bu 
eserleri yaymlamaktaki korkulan etkin olmustur denebilir. Bu konuda bizim gibi el- 
Kwr'dniyyun kitabi yazan Hadim Huseyin de aym §ikayetlerde bulunmakta ve bu 
kitaplann buytik bir kismmi sadece Kadiyanilerin Rabva'daki merkezinde 
buldugunu ifade etmektedir 15 . Anlasilan Kadiyaniler Ehl-i Kur'an'i kendilerine 90k 
yakm gdruyorlar. 



10 



13 



14 

15 



Bu konuya Hindistan ve Pakistan kdltiir tarih?isi §eyh Muhammed ikram da dikkat ^ekmekte 
ve ismen bu ekole bagli olmasalarda 50k sayida kimsenin ayni gQriisU savundugunu 
belirtmektedir (bk. Mevc-i kevser, s. 71). 

Ehl-i Kur'an ekolU ile ilintili guruplann tanitimi icin bk. el-Kur 'dniyyim, s. 57-64 

Resid Ahmed, Fitne-i inkdr-i hadis, Kara?i h. 1403, s. 8 

Seyyid Deputy Nezir Ahmed' le birlikte cikanlmaya ba§lanan ve daha sonra tamamen 
Perviz'in idaresine gecen bu dergi 1993 yilindan itibaren dUzenli olarak ISAM kUtllphanesine 
gelmektedir. 

bk. el-Kur 'dniyyim, s. 58 

bk. el-Kur 'dniyyun, s. 29 



292 



Efal-i Kur'an'in temel fikirlerine gelince; ekoliln hayatiyetini daha 90k fikir 
diizeyinde siirdurdugfine ve diger ekollerde oldugu gibi bir egitim muessesesi 
gelenegine bagh olmadigina isaret olunmusfti. Ekoliin bu yapisi sonucunda ana 
konularda birbiriyle benzesseler bile furuati ayn degerlendiren §ahsiyetlerin ortaya 
9ikmasi kasimlmaz olmu§tur. Bunlann daha 90k imani konularla ilgili gorusleri 
asagidaki gibidir. 

1 . Ehl-i Kur'an'a mensup alimlerin tamami Kur'an'in tlahi kelam oldugunda 
ve onda nasih ve mensuh ayet bulunmadiginda mtittefiktirler. Kur'an'in nasil 
anlasilmasi gerektigi, tarihilik ve evrensellik, hakikat ve temsil gibi konularda bazi 
farkli dtisiinceler oldugundan bu konuya mufessirlerden tek tek bahsederken yeri 
geldiginde deginilecektir. 

2. Bunlann btiyuk bir kismi mucizeyi a9iktan reddederler. Kur'an'da mucize 
ile ilgili ayetleri ba§ka §ekillerde yorumlarlar' 6 . Seyyid Ahmed Han' a ve Eslem 
Ceracpuri'ye gore Hz. Muhammed'in (s.a.) Kur'an di§inda herhangi bir mucizesi 
yoktur 17 . 

3. Melekleri ve cinlerin varhgini Ehl-i s-Siinnetin kabul ettiginden ba§ka bir 
§ekilde kabul ederler 18 . Hem Ahmed Han'a hem de Perviz'e gore Cebrail Allah'in 
peygamberine vahiy inzal eden bir kuwetidir 19 . 

4. Bunlar Hz. Muhammed (s.a.) dahil butiin peygamberlerin ahirette sefaatini 
inkar ederler 20 . 

5. Allah kelami olarak siibutuna kesinkes inandiklan Kur'an'in disinda ba§ka 
bir kaynaga hukiim koyma ve insanlann hayatim tanzimde benzer fonksiyonun 
verilmesini -yani hadislerle, muctehid goriis ve ictihatlanyla amel edilmesini- §irk 



16 



17 



18 



19 
20 



el-Kur'dniyyun, s. 307-10; McDonough, Sheila, The Authority of the Past: A Study of Three 
Muslim Modernists, Pennsylvania 1970, s. 36. Ileride Seyyid Ahmed Han' in tefsirinin 
tanitiminda bu konu gelecektir. 

Ahmed Han, Sir Seyyid, "Keramet aor Mu'cize", Makdldt, I, 123-7; Ahmed Han, "Kur'Sn-i 
Mecid ki tefsTr key usul", Makdldt, II, 239-42 ; Ceracpuri, Muhammed Eslem, Ta'limdt-i 
Kur'dn, Delhi 1 934, s. 150-2 

Seyyid Ahmed Han'in meleklerle ilgili gOrilsU tefsiri tanitilirken etraflica verilecektir. Perviz 
ise cinleri dag ve ormanlarda yasayan vahsi kabileler olarak adlandinr (bk. Perviz, Gul&n 
Ahmed, Lugdtu'l-Kur'dn, Lahor 1984, 1, 447). 

bk. Perviz, Lugdtu'l-Kur'dn, 1, 415 

Ahmedtlddin Amritsari, Hoca, Beydnun li'n-nds, Lahor 1990, III, 5; el-Kur'dniyyun, s. 343-5 



293 



addederler 21 . Kur'an'da, Kur'dn di$inda herhangi bir kaynaktan bilgi almanin ve 
bununla dini hayati tanzim etmenin haram olduguna dair a£ik bir bilgi yok iken bu 
ekol mensuplan 4i Vf (*So«Jf oj ayetinin ve bu mealdeki diger ayetlerin kendilerine 

gerekli yetkiyi verdigini iddia ederler. 

6. Abdullah Qekralevi ve Perviz Kur'an'da ge9en "ars"in bir varhk olmaktan 
90k bir deger olarak tasawur edilmesi gerektigini ve "ar§'a istiva"mn da biittin 
kainaat'a sahip olmak ve onu kontrol etmek manasina geldigini iddia ederler 22 . 

7. Kabir hayatim ve alem-i berzahi kabul etmezler 23 . 

8. Ahiret hayati 24 , cermet ve cehennem hakkida Ehl-i Kur'an i9erisinde 119 ayn 
egilim vardir. Abdullah (^ekralevi ve bazi arkadaslan cermet ve cehennemin 
olabilirligine inanirlar ve fakat bunlann kiyametin vukuundan sonra yaratilacagini 
iddia ederler. Seyyid Ahmed Han, Eslem Ceracpuri, Seyyid Makbul Ahmed ve 
arkada§lan Ibn Sina gibi islam felsefecilerinin yoluna uyarak "cermet cehennem ve 
orada olacagi belirtilen seyler ashnda ger9ek olmayip sadece temsillerden ibarettir" 
derler. Zira ayetler nazil oldugunda Arap toplumunun beklentilerine gore bir 
temsilde bulunulmus, halbuki zamanin degi§mesiyle insanlann nimet ve azapla 
ilgili tasawurlan degi^mistir 25 . Gulam Ahmed Perviz, Ahmediiddin Amritsari ve 
Ca'fer $ah BelvSri cermet ve cehennemin beser hayatimn bir seklinden ibaret 
oldugunu iddia ederler. Dunya hayatimn iyi ve rahat olmasi cenneti, sikmtih olmasi 
ise cehennemi temsil eder. (^unkii ger9ekte cermet ve cehennem hususi iki mekan 
degildir 26 . 



21 



22 



23 
24 



25 



26 



Ehl-i Kur'an' in sttnnet ve hadise baki$i i^in bk. Perviz, Gulam Ahmed - Ceracpuri, Eslem, 
Makdm-i hadls, Lahor 1992, s. 91-2; Ceracpuri, Muhammed Eslem, Hemdrey dini ulum, 
Delhi 1989, s. 1 13; el-Kur'dniyyun, s. 210-56; Daudi, Hadis Qah$malari, s. 277-80; Wahidur 
Rahman, A.N.M., "Modernist Muslim's Approach to Hadith: Aligarh School", HI, 16/4 
(198?), 13-26. Bu konuda daha 50k sayida kitap, tez ve makale bulunmaktadir. 

Cekralevi, Burhdnu'l-furkdn; s. 262; Perviz, Mefhumu'l-Kur'dn, Lahor ts., II, 457; el- 
Kur'dniyyun, s. 302 

el-Kur'dniyyun, s. 333-43 

Perviz' in ahirete yiikledigi mana icin bk. Perviz, Cihdn-i ferdd, Lahor 1987, s. 126 vd.; 
Ahmad, Aziz, Islamic Modernism, s. 225 

bk. Ahmed Han, Sir Seyyid, Tefsiru'l-Kur'dn, Lahor 1995, I, 67; Ceracpuri, Ta'limdt, s. 212; 
el-Kur'dniyyun, s. 353 

bk. Perviz, Tebvibu'l-Kur'dn Mil, Lahor 1984, I, 255 ve II, 557; Perviz, Lugdtu'l-Kur'dn, I, 
448-9, 454-5; Perviz, Cihdn-i ferdd, s. 126 vd.; Perviz, Metdlibu'l-furkdn, Lahor 1975, I, 338; 
el-Kur'dniyyun, s. 353-4; Ahmad- Grunebaum, Muslim Self-Statement, s. 174-8 



294 



9. Ibadetler konusunda islam ummetinin geneli ve Hind altkitasindaki 
ekollerin hilafina bazi farkh diisiince ve uygulamalan vardir. Ozellikle Abdullah 
Cekralevi'den sonra namazin vakitleri, rekat sayisi kilinis adab ve erkani ile diger 
ilgili konularda hadisleri devre disi birakan ve sadece Kur'an'a dayanan bazi 
degisiklikler yapilmistir 27 . Siibutu Kur'an'a dayanmayan cenaze 28 ve bayram 
namazlarim 29 da kilma zarureti yoktur 30 . 

10. Zekat'in Kur'an'da belirtilen simflara verilmesi kabul edilmekle birlikte 31 
zekati gereken mal, iirun ve kazancin cinsi, miktari, farziyyetin tahakkuku siiresi, 
verilme sekli vs. hususlarda farkh dusunce ve yorumlar vardir. Zekatla ilgili hadis 
edebiyatimn degerlendirme disi birakilmasi ve hukmiin sirf Kur'an ve akilda 
aranmasi bu konuda da ayni ekol i9erisinde olduk9a farkh gortislerin ortaya 
9ikmasim tabii kilrmstir 32 . Ancak burada Perviz'in zekati islami devletin kendi 
memurlanna toplatacagi ve bunun ashnda vergiden (tax) baska birsey olmadigini 
iddia ettigini belirtmek gerekir. Ustelik ona gore b6yle bir devlet olmaz ise zekat 
kulliyyen dtiser 33 . 

1 1 . Ekol mensuplanndan gogu Ramazan'da bir ay 01119 tutulmasini Kur'an'm 
nassina muvafik goriirken; senenin herhangi bir ayinda 01119 tutmanin yeterli 
olacagi, " r*}\ ^sj ^y_ y 5 ;»*}( ,*£» ^iii ojjj " 34 ayetiyle sicak gtinlerde 0019 tutma olgusu 

9elistiginden daha uygun bir zamanda (22 Ekim-20 Kasim arasi gibi) oru9 tutulmasi 



27 



28 

29 

30 

31 
32 
33 
34 



Bu konuda £ekralevi "Burhdnu 'l-furkdn aid saldti'l- Kur'an" isimli bir kitap yazarak namazin 
kilinis adab ve erkanmda oldukca k8klU degisiklikler Snermistir. Ona g6re Kur'Snt namaz tie 
degil be? vakittir (bk. Burhdnu 'l-furkdn, s. 89-93). Ahmedilddin Amritsari ise ilgili ayetleri 
tefsir ederek iki vakit namaz oldugunu ifade eder. Bununla birlikte Kur'an'da daha fazla namaz 
kihnabilecegine dair de isaretler bulundugunu itiraf eder. "Isteyen istedigi kadar kilsin, ama 
giinde iki vakit dahi kilmayanlara yaziklar ol$uri"der (Namazla ilgili gSrtisleri icin bk. 
Beydnun li'n-nds, I, 56-124). 

Ashnda Tevbe suresindeki ...ojJ ^Jc ^u y 5 ljui ou ^ j*-? ^Jc J*s? y 5 ayeti (ayet 84) bir 

yoruma gore cenaze namazma isaret ermektedir (mesela bk. Nesefi, Ebu'l-Berekal en-, 
Tefsim 'n-Nesefi I-IV, Istanbul 1 984, II, 139). 

Abdullah (^ekralevi bayram namazinin varhgmi kabul etmektedir. Ondan bahsederken bu 
konuyla ilgili gQriisilne yer verilecektir. 

Namazla ilgili ekol mensuplan arasmda farkhlasma olmus ve d6rt ayn yQnelis ortaya 
cikmistir. Bu y8nelisler ve temsilcileri icin bk. el-Kur'dniyyim,s. 366-82 

Mesela bk. Beydnun li 'n-nds, I, 222 

Zekat konusu icin bk. el-Kur'dniyyun,s. 383-96 

bk. PervTz, Kur'dnifaysaley, Lahor 1992, 1, 1 16 

Bakara(2): 185 



295 



gerektigi ve ayetteki " oi^jow Ubf " ifadesi geregi onu? muddetinin Ramazan ayindan 

sadece 9 gun olmasi (21 Ramazan' dan ay sonuna kadar) liizumu gibi farkh bazi 
goriisler de ileri surulmustur 33 . 

12. Ehl-i Kur'an'm zina, ifki , kumar, sirkat, irtidat, miras ve 50k eslilik gibi 
ukubat ve muamelat konulannda da bazi farkh yaklasimlan vardir 36 . Ozellikle 
Perviz murted'in cezalandinlmasi prensibine karsi 9ikmis ve bunun Kur'ani bir 
hukiim olmadigim iddia etmistir 37 . 

B. Mufessirler ve Tefsirieri 

Ehl-i Kur'an ekolu ser'i bilgi kaynagi olarak sayilanm ona vardirmadiklan 
lafzi miitevatir hadisleri 38 ve siibutuna kesinkes inandiklan Kur'an-i Kerim'i kabul 
ettikleri i9in butiin bilgilerini Kur'an'a dayah olarak iiretmisler ve bu sebeple de 
Kur'an iizerinde 90k 9ah§mi§lardir. Bu ekolun fiili kurucusu olmasa bile fikir babasi 
olarak kabul edilen Seyyid Ahmed Han'dan ba§lamak uzere Mevlana Gulam Ali 
Kusuri, Abdullah ^ekralevi, Ahmeduddin Amritsari ve Gulam Ahmed Perviz 
tarafindan Kur'an tefsirieri yazilmistir. Ehl-i Kur'an'm hadis inkarcihgi diisiincesine 
onemli katkilan olan Mevlana Gulam Ali Kusuri'nin yazdigi U9 ciltlik noksan tefsiri 
yayinlamak i9in bazi girisimlerde bulunulmussa da i9indeki aykm goru§lere halkm 
asm tepki gosterebilecegi dusuniilerek cesaret edilememistir. Basilmasi su siralar 
yeniden giindeme gelen tefsirin yazmasi Kusuri'nin oglunun yamnda muhafaza 
altmdadir 39 . Hafiz Muhammed Eslem Ciracpuri 40 Kur'an' la ilgili bir9ok eser 
yazmissa da bunlar tefsir niteliginde olmadigi i9in burada degerlendirmeye tabi 
tutulmayacaktir. Ehl-i Kur'an bashgi altmda 9ahsmalarindan ornekler verilecek olan 
Allame inayetullah Han Mesriki (6. 1963) fiili olarak Ehl-i Kur'an ile bir iliski 
i9erisinde bulunmamissa da benzer gorusleri kendi eserlerinde hep savunmustur. 



35 



36 



37 
38 



39 
40 



Orup konusundaki farkh degerlendirmeler ve bunlara verilen cevaplar i?in bk. el-Kur 'dniyyun, 
s. 396-401 

Mesela Pervizi ekol haramlar ipin uzun listeler hazirlanmi§ olmasmdan §ikayet etmi§ ve 
sadece murdar hayvan, akitilmis. kan, domuz eti ve Allah di§indakiler i?in kesilen hayvanlan 
haram saymi§lardir. 

Bu konulann aynntih tamsmasi icin bk. el-Kur 'dniyyun, s. 403-41 

M. Eslem Ceracpun "Ehl-i Kur'an'dan bazilan rnQtevStir hadisi kabul ettigi icin ben Ehl-i 
Kur'an da degilim" der (bk. Mevc-i kev.ier, s. 72) 

bk. Amritsari, Beydnun li'n-nds, I, 3-4 (takrizler); el-Kur 'dniyyun, s. 33 

CeracpurT'nin hayati ve eserleri i?in bk. Cdmi'a (Muhammed Eslem Ceracpuri Number), 
79/3-5 (Delhi 1982) 



296 



Yukanda bu ekoliin daha 50k fikir diizeyinde varhgini surdurdiigunden 
bahsedilmisti. iste bu gercekten hareketle, Ehl-i Kur'an ekoliinun yasayan 
miiesseseleri ve temsilcileriyle organik bir bagi olmayan Mesriki'nin cahsjmalanna 
da burada yer verilecektir. 



1. Seyyid Ahmed Han (1817-1898) ve Tefsiri 

Seyyid Ahmed Han gerek Ehl-i Kur'an'in fikir babasi olmasi gerekse Hind 
altkitasmin topyekun egitim, fikir ve kfiltiir hayatina vurdugu damga itibariyle 
uzerinde 50k fazla durulan ve hakkinda 50k sayida cahsma yapilan bir §ahsiyettir 41 . 
O sadece kuwetli bir teorisyen olmakla kalmayip ayni zamanda 50k veliid bir 
yazardir da. £ok sayidaki eserinin yaninda makaleleri ve kiiciik risalelerinden 
derlenen 16 ciltlik bir makaleler kulliyatina da sahiptir. Hind toplumunun i?inde 
bulundugu sosyal, siyasal ve ekonomik §artlann Ahmed Han'in dusuncelerinin 
olusumuna biiyiik etkisi oldugu a§ikar oldugundan bu toplum §artlan icerisinde nasil 
bir hayat siirduguntin bilinmesi zarureti vardir. Bu sebeple onun tefsirle ilgili 
goriisterine ge9meden once hayatmdan ve siyasi ki?iliginden bahsedilecektir. 



a. Hayats ve Siyasi Kisiiigi 

Soyu, baba tarafmdan 36. gobekten Hz. Huseyin'e dayanan Ahmed Han 
1232/1817 yilmda Delhi'de diinyaya geldi 42 . Atalanmn Herat'tan gelip Hindistan'a 
yerle§meleri Babiirlu padi§ahi §ah Cihan donemine (1628-59) rastlar. Hem baba 
hem de anne tarafmdan atalan Babiirlu saltanati yillannda iist diizey devlet 
hizmetinde bulunmu§ kimselerdi. Delhi Kalesindeki mahkemede vazifeli olan 
babasi Seyyid M. Mir Muttaki Han son Baburlu Padi§ahi Bahadir Sah'a yakm bir 
ki§i idi. Mir Muttaki dervis. mizac, sessiz sedasiz bir kimse oldugundan onun 
egitimiyle okuma ve okutmaya ozel bir ilgisi olan annesi ilgilenmis ve ogluna 12 



41 



« 



Seyyid Ahmed Han ve Aligarh hareketi hakkinda yazilan kitap ve yapilan bilumum diger 
5ali?maiardan olujturulan 45 sayfalik se?me liste Muhammed Ziyauddm Ensarl tarafmdan 
Aligarh Fikr-u Nazar dergisinin Ekim 1992'de yayinlanan Sir Seyyid Ozel sayismda 
verilmi§tir (bk. s. 251-96) 

Kendisi Hutebdt-i Ahmediye adh kitabinda Hz. Peygamber'e (s.a.) kadar ula§an soy kiitiigtinQ 
vermi?tir (bk. Hali, Altaf Husain, Haydt-i Javed (ing. tr. K.H. Qadiri- David J. Matthews), 
Delhi 1979, s. 1). Aynca bk. es-SamerraT, Ulemdu'l-Arab, s. 716 



297 



yasma gelinceye degin eski usulde dersler aldirtmisttr. Hali'nin beyanina gore 
Ahmed Han, gerek babasina refakat ettiginde padisah'in yasadigi Delhi Kalesi'nde, 
gerekse evde 90k eglenceli ve rahat bir ?ocukluk devresi gefirmi^tir 43 . Babasi onu 
arada bir seyhi §ah Gulam Ali'nin (6. 1824) yanina gottirtir ve orada Ahmed Han 
dervislerin ibadet hayatim ve zikirlerini hayranhkla takip ederdi. Kur'an'i 
hatmettikten ve temel dini bilgileri aldiktan sonra Farsfa ve Arap9a dil egitimini 
ozel hocalardan surdiirdti daha sonra da matematik, geometri ve tip okudu. §iir ve 
edebiyata olan meraki sebebiyle de devrinin Mirza Esedullah Galib gibi onde gelen 
sair ve edipleriyle gorustu ve onlardan dersler aldi. Dini konularda ders aldigi 
hocalanndan biri de §ah Veliyyullah'in torunu §ah Mahsusullah b. §ah 
Refi'uddin'dir 44 . 

Seyyid Ahmed Han evliligini 18 yasmdayken yapti. Yirmi iki yasmda iken 
babasimn olmesi (1838) iizerine 9ahsmak durumunda kaldi. Amcasmin gorevli 
bulundugu mahkemede basladigi (1838) memuriyetini Agra (1838), Manipur 
(1841), Fetihpur Sikri (1842) ve Delhi'de (1846) surdiirdu. Mahkeme zabit katibi 
olarak ba§ladigi memuruyette hakimlik derecesine kadar yukselme basansim 
gosterdiginden dedesinin uhdesinde iken oliimuyle miinhal kalan nisan ve lakaplar 
Baburlti padi§ahi tarafindan ona verildi. Delhi'ye donmesiyle ilk gen9lik yillannda 
aceleyle goz attigi kitaplan yeniden ve derinligine okuma ve islami ilimlerdeki 
eksikligini giderme firsati dogdu 4S . Bu zaman zarfmda bir yandan memuriyete 
devam ederken ote yandan da 1839 yihnda basladigi yazarhk hayatim siirdurdti. Bu 
yillarda Delhi'de yazdigi en onemli eser olarak Delhi ve civannda yaptigi sosyo- 
kulttirel ve arkeolojik ara§tirmalannm sonu9lanm kaydettigi "Asam 's-senddid" adh 
kitaptir 46 . Delhi'de dokuz yil gorev yaptiktan sonra 1855 yihnda bas hakim (sadr-i 
emin) olarak Bicnor'a tayin edildi. Buradan sonra sirasiyla Muradabad (1857), 
Gazipur (1859) 47 , Aligarh (1864) ve Benares (1867)'te de gorevlerde bulunarak 



43 
44 
45 

46 



47 



Haydt-i Javed, s. 1 8 

Mevc, s. 65 

Bu devrede okudugu kitaplar i?in bk. Haydt-i Javed, s. 33 

Bu kitap ilk olarak 1847 yihnda tabedilmi§tir ve bir nilshasi ISAM kutiiphanesinde mevcuttur. 
ilk dSnemde yazdigi 10'u a§kin kitap i?in bk. Haydt-i Javed, s. 31-3, 37-8; Troll, C.W., 
Sayyid Ahmad Khan, Karachi 1979, s. 36 (Troll, Sayyid Ahmad Khan); Abdullah, Fikri cdize, 
s. 7-10 

Kitab-i Mukaddes Qzerinde iyi bir arajtirma yapabilmek icin Gazipur'da bulundugu sQre 
i9erisinde bir yahudfden Qcretle ibranice dersleri aldi. Aynca burada IbrSnice, ingilizce ve 
Urduca harflerle baski yapabilecek bir matbaa kurdu ve burada Urduca kitaplanni ingilizceye 
?evirecek bir tngiliz istihdam etti (bk. Mujeeb,77je Indian Muslims, s. 447) 



298 



hakimlik gorevinden 1876 yilinda kendi istegiyle emekliye aynlarak Aligarh'a 
yerlesti. 

Onun devlet hizmetinde bulundugu bu yillarda iilke siyasi, sosyal ve 
ekonomik afilardan biiyiik bir karmasa ve yikim i9erisinde idi. ingilizlerin 
Hindistan'i ele ge?irmek i?in ba§lattiklan faaliyetleri sonu?suz birakmak i?in yerli 
halk kendi i?erisinde teskilatlamyordu. Sonunda Ahmed Han Bicnor'da hakim 
olarak bulunurken 1857 bagimsizhk savasi (sipahi ayaklanmasi) patlak verdi. 
Seyyid Ahmed Han bu miicadelede ingilizlere karsi savasmak bir yana onlara ?e§itli 
yardimlarda bulundu 48 . Sava§ sonrasmda o bu tutumu ile ingilizlerin takdirine 
mazhar oldu ve Hintyildizi nisaniyla taltif edildi. Bu zamandan sonra o, ingilizlerle 
miisliimanlann birbirine sert karsihklar vermemesi ifin gonullii aracihk rolti 
iistlendi. "Loyal Mohammadan of India- Hindistan'm sadik muslumanlan" ve 
"Esbdb-i begdvdt-i Hind- Hind isyamnm sebepleri" adh kitaplan her iki tarafin 
asinliklanni torptilemeye yonelik olarak yazilmistir 49 . Ahmed Han 1859 yilinda 
esini kaybetti ve biitun israrlara ragmen 42 gibi gene bir ya§ta oldugu halde yeniden 
evlenmeye yana§mayarak kendisini ger9ekle§tirmeyi planladigi ideallerine adadi 30 . 

Seyyid Ahmed Han'm hayatinda doniim noktasi olarak kabul edilen 
olaylardan biri de Benares'te gorevli iken iki oglu ile birlikte 1869'da tngiltere'yi 
ziyaretidir. Ziyaretin gayesi hem Sir William Muir'in ingiliz misyonerlere yardimci 
olmak maksadiyla yazdigi dort ciltlik "Life of Mohamet" 51 adh kitaba cevap olarak 
yazmayi planladigi kitap icin malzeme toplamak hem de oradaki egitim 
miiesseselerini inceleyerek kurmayi planladigi egitim kurumu i?in bilgiler 
saglamakti. Ahmed Han ingiltere'de 90k iyi kar§ilandi ve Krali9e dahil 90k sayida 
ust diizey yetkilinin iltifatma mazhar oldu 52 . Burada ge9irdigi 17 aym onun 
hayatinda koklu izler biraktigi bu tarihten sonra yazdigi kitaplanndan 
anla§ilmaktadir. 

ingiltere'den gelince bir yandan Benares'te hakimlik gorevine devam eden 
Ahmed Han ote yandan da Tehzibu 'l-Ahldk (The Mohammedan Social Reformer) 
adini verdigi dergiyi 9ikarmaya basladi. Bu dergiye yazdigi makalelerin yaninda 



48 

49 

so 

5! 
52 



1857 bagimsizhk savastnda Ahmed Han'm aldigi tavir i$in bk. Haydt-i Javed, s. 46-56 

Bu kitaplann muhtevasi igin bk. Haydt-i Javed, s. 60-9 

bk. Haydt-i Javed, s. 84 

D8rt ciltlik ilk baskisi 1861 yilinda Londra'da yapilmistir. 

ingiltere seyahatinin aynntilan i?in bk. Haydt-i Javed, s. 107-21; Graham, G.F.I., The Life 
and Work of Sir Syed Ahmed Khan, Karachi 1 979, s. 64- 1 32 (Graham, Sir Syed) 



299 



1862 yilinda Gazipur'da kurup sonra Aligarh'a naklettigi Scientific Society'mn 
yayin orgam olan Aligarh Gazette i?in de yazilar gonderdi ve bu kurumu gelistirmek 
i9in 9aba harcadi. Zaten Aligarh'ta bulundugu 119 yil (1864-7) i?erisinde Society'yi 
bir diizene sokmus ve muslumanlarla ingilizlerin birlikte 9ahstigi ve onemli ilmi 
faaliyetler yiiriiten bir kurum haline getirmisti 33 . Onun modern egitim veren bir 
egitim kurumu kurma arzusu ise 24 Mayis 1875'te Aligarh'ta "Mohammadan 
Anglo-Oriental College" ile gercekle§ti. Seyyid Ahmed Han Aligarh Koleji ile daha 
yakmdan ilgilenebilmek i?in 40 yila yakindir siirdurdugu devlet memurlugu 
gorevinden 1876'da emekliye aynlarak Aligarh'a yerlesti. Onun girisimleri 
sonucunda kolej hem yeni binalara hem de ek simflarla yiiksek Sgrenim dxizeyine 
kavustu. Kolej e 1920 yilinda ise toiversite statusu verilerek "Aligarh Muslim 
University"adim aldi 54 . 

Emekliliginden sonra da devletle olan iliskisini kopartmayan Ahmed Han 
1878 yilinda Hindistan igin onemli bir kurum olan Kraliyet Naibinin Yasama 
Meclisinde (Viceroy's Legislative Council) gorev aldi ve bu gorev 1883'e kadar 
devam etti 5S . 1886'da muslumanlann egitim meselelerinin tartisilmasi i9in islam 
egitim konferansi'm (The Mohammadan Educational Conference) teskil ettirdi ve 
bu konferans periyodik olarak toplantilar yapti 56 . Muslumanlann, hindularla birlikte 
olusrurulan All India National Congress' in faaliyetlerine katilmasmm yanlis 
oldugunu siddetle savunan 57 Ahmed Han kurmus oidugu Yurtseverler Cemiyeti (The 
Patriotic Association) vasitasiyla da bu olusuma karsi 9ikanlan bir arada tutmayi 
hedefledi. Bu davranisi sebebiyle ingiliz idaresinin takdirini topladi ve kendisine 
"Sir" iinvam verildi. Edinburg Universitesi tarafmdan onursal hukuk doktoru tinvam 
ile de odullendirilen 58 Seyyid Ahmed Han 27 Mart 1989'da Aligarh'ta oldu 59 . 



53 



54 



55 
56 



58 
59 



Bilim Cemiyeti diye tercQme edilebilecek bu kurumun kurulu§u ve faaliyetleri i9in bk. Hayat-i 
Javed, s. 84-9, 91-4 

Aligarh Muslim University'in tarihi i?in bk. Tonki, S.M., Aligarh and Jamia- fight for 
national education system, New Delhi 1983 (Tonki, Aligarh and Jamia); Ensari, M. 
ZiyauddTn, Mevldnd Azdd, Sir Seyyid aor Aligarh, New Delhi 1992 (Ensarf, Azad); Graham, 
Sir Syed, s. 159-69; Mevc-i kevser, s. 73-123, 137-45; Bhatnagar, S.K., "M.A.O Kahc 
(College) ka kryam", Fikr u Nazar (Sir Seyyid Number ), Aligarh Ekim 1992, 109-3 1 

bk. Haydt-i Javed, s. 176-83 

bk. Haydt-i Javed, s. 194-202 

Bu konudaki gOriisJeri ve giri$imleri icin bk. Haydt-i Javed, s. 203-16 

bk. Haydt-i Javed, s. 2 1 8 

Hayati, dtl§Unceleri ve eserleri hakkinda genis bilgi icin bk. Hall, Haydt-i Javed; Graham, Sir 
Syed; Smith, Wilfred Cantwell, Modern Islam in India, New Delhi 1979, s. 8-48 (Smith, 



300 



Aile ve fevresinin yapisinin ve yetisme doneminde aldigi egitimin bir sonucu 
olsa gerek genglik yillannda yazdigi kitaplar onun o devirde bolgedeki diger ulema 
ile paralellik arzeden diisiincelere sahip oldugunu ortaya koymaktadir. Hatta o vakit 
Ehl-i Hadis ekolu diisiincesini kabul ederek mezhepleri taklid fikrine karsi 
9ikmisti 60 . Bu donem 1857'e kadar az bir degismeyle devam etmistir 61 . Bu yildan 
sonra ingiliz hukumetine karsi uzlasmaci bir tavir sergileyen Ahmed Han 
muslumanlan ingiliz idaresiyle iyi gefinmeye davet etmistir. ikinci devrede yazdigi 
kitaplann tamamma yakmi dogrudan ya da dolayh olarak ingilizler ve Hristiyanlik 
ile ilgilidir 62 . 1869'da ingiltere'ye yaptigi ziyaretten sonra yazdiklannda hem 
islam'in temel kaynaklanna hem de temel prensiplerine karsi daha laik bir bakis 
a?isi ortaya koyan Ahmed Han bu donemde yazdiklan ile ingilizleri hosnud ederken 
muslumanlan kusturmus ve kizdirmistir. Ozellikle siinnet ve hadisin dindeki yeri, 
mucizeler ve keramet, melek cin ve seytan, hilafet ve baska bazi kritik konularla 
ilgili olarak Tehzibu'l-Ahldk dergisinde yazdigi yazilar ona karsi bir cephe 
a9ilmasina sebep olmustur. Gelistirdigi yeni diisiincelerde batida gelisen determinist 
tabiat felsefesinin yogun izleri bulundugundan sebep sonu9 iliskisine ve deney ve 
gozlemlerin sonucuna ters dustugune inandigi islami deger ve inanislan ya kabul 
etmemis ya da 90k farkli olarak yorumlamistir 63 . Ona gore Allah insanlann her 
seyine mudahale etmemekte ve onlan kainati yarattigmda koydugu prensiplerle 



Modern Islam in India); Troll, Sayyid Ahmad Khan; Malik, Hafeez, Political Profile of Sir 
Sayyid Ahmad Khan- a documentary record, Islamabad 1982; Mujeeb, The Indian Muslims, 
s. 447-52; DaY, Religious Thought; ikram, Mevc-i kevser, s. 73-1 1 1; Filer u Nazar (Sir Seyyid 
Number); Blumhardt, "Ahmed Han", IA, I, 182-3; Baljon, J.M.S., "Ahmad Khan", £/ 2 (ing), I, 
287-8; Abdullah, Seyyid, "Ahmed Han", UDMl, II, 116-22; Oz, Mustafa, "Ahmed Han", 
DIA, II, 73-5 



60 



61 
62 



63 



bk. Siddikf, iktidar Hiiseyin, "Sir Seyyid per Veliyyullahi tahrik aor Vahhabt tahrik key 
eserat", Fikr-u nazar (Sir Seyyid number), 103 (95-108). iktidar HUseyin bu makalesinde 
Seyyid Ahmed Han'i savunmak icin 50k bUyuk zorlamalara girmis ve mesela onu temize 
cikarmak icin §ah Veliyyullah'm da mucizeleri inkar ettigini iddia etmistir. Ona gore Ahmed 
Han, ?ah Veliyyullah'm dUsilncelerine Diyobend ve Ehl-i HadTs alimlerinden daha yakmdir 
(bk. s.104). 

Ilk dSnem yazilannm Szellikleri i9in bk. Troll, Sayyid Ahmad Khan, s. 42 

(1) Tarih-i serkesi-i Bicnor; (2) Esbdb-i begdvdt-i Hind; (3) Loyal Mohammadan of India; 
(4) Tahkik-i Lafz-i Nasdrd; (5) Tebyinu'l-keldm fi tefsiri't-Tevrdti ve'l-incili aid millet VI- 
isldmfozet ingilizce terciimesi icin Ahmad- Grunebaum, Muslim Self-Statement, s. 43-8); (6) 
Risdle-i ahkdm-i ta'dm-i Ehl-i Kitdb bu donemde yazdigi belli bash kitaplardir ki yukanda 
bahsedilen ozelliklere tamamen sahiptir. 

Sibli Nu'manfnin Seyyid Ahmed Han'i tenkid eden bir §iirine aciklama yazan Seyyid 
Silleyman NedvT,, Ahmed Han' in tepki alan sozlerinden bir kismmi aslmda ingiliz zorlamasi 
ve Aligarh Koleji muhabbetiyle soyledigini belirtir (bk. Mevc-i kevser, s. 99) 

301 



basbasa birakmaktadir. Onun tefsiri ve Kur'an tefsiri ile ilgili yazilan de daha cok 
bu son donemin urtiniidur. 

Ona gore, yuzlerce yil once yasayan miictehitlerin ictihatlarimn hi? bir degeri 
yoktur, ciinkii toplum degismistir. Toplumun ihtiyaclan goz oniinde bulundurularak 
Kur'an'a ve akl-i selim'e uyacak tarzda yeniden ictihat edilmelidir. Din isleriyle 
devlet i§lerinin birbirinden ayn olmasi 64 gerektigini de ileri stirmesi ve hilafetin 
sadece hakimiyet smm icerisinde bir etkiye sahip oldugunu 63 iddia ederek 
panislamizmi reddetmesi ingilizlerin isjne oldukca gelmistir. Bununla Hind 
miislumanlanmn tslami Hilafeti temsil eden Osmanh ile olan irtibatimn kesilmesi 
hedeflenmistir. 

Egitim sisteminde dini ilimlerin yaninda hatta onlardan daha fazla olarak 
miisbet ve felsefe gibi akli ilimlere daha fazla onem verilmesini 66 savunmus. ve bu 
ilimlerin egitimi icin Aligarh Kolejinde ingiliz hocalann dersler vermesini sevincle 
karsdamistir 67 . 

Biittin olumsuz fikirlerine ragmen Seyyid Ahmed Han kendisini savunmakta 
pek zorlanmamistir. Ciinkii uhdesindeki iist diizey memuriyetler, arkasmdaki ingiliz 
destegi, kullandigi diller, gticlii kalemi, Islami ilimlere ilaveten miisbet ve sosyal 
bilimlerdeki yetismishgi, bunlann da otesinde medeni cesareti onu kendi doneminde 
muhaliflerinden iistiin kilmistir. Du§uncelerini yaymak i9in kurdugu egitim 
kurumlanndan aldigi destekle de o toplumunun tartismasiz en sozii dinlenir ki§isi 



64 



65 
66 



67 



Delhi'deki C&mia Milliye islamiye'nin hocaianndan Prof. Muhammed MucTb bu konuyia 
ilgili olarak onun hakkmda §6yle der: 

"Sir Seyyid'in islam hakkmdaki gOriislerine bakildiginda onun bizim tarifimize gdre miisiflman bir 
dtisUnttr olarak kabul edilemeyecegi stfylenebilir... Sir Seyyid gercekte sekiller/laik bir kafa yapisma 
sahiptir ve temelde sekiller degerlerin geli$tirilmesi cabasi i9erisinde olmu§tur." (bk. The Indian 
Muslims, s. 448) 

bk. Ahmed Han, "Hilafet", Makdldt, I, 157(156-63) 

Bugtin Qniversitenin dint ve sosyal bilimler dismdaki bOlilmlerinin daha geli?mi§ ve basanh 
oldugu Aligarh Oniversitesini ziyaret ettigimizde ifade edilmistir ki bu Qniversitenin 
kuruldugu gOnQn politikasinin bir sonucu olsa gerektir. 

Hindistan'm kalkinmasi ve ilerlemesi icin Seyyid Ahmed Han'm sadece egitime dnem verip 
onayak olmasi Ozellikle milslumanlann ticaret ve sanayide mesafe katetmesi icin hi? bir 
giri§imde bulunmamasi Muhammed ikr§m tarafindan tenkid ediimis ve bir Qlcflde de 
yadirganmi§tir. Ona g5re zaten Aligarh Koleji, IktisadJ hayatm sadece bir yOnUyle ilgili olarak 
ingiliz devletine sivil memur yeti§tirmekten ote bir i$e de yaramamistir. Ostelik teknik 
branslara agirhk verilecegi iddiasiyla hayata gecirilen Aligarh'ta bati standardmda teknik 
egitim verilmek yerine bati felsefesi ve nazari bilimlerine yOneiinmistir (bk. s. 35 1) 



302 



olmustur. £ogu kere kendisine yoneltilen en sett tepki ve elestirilere karsi bile 
umursamaz bir tavir takinmistir 68 . 

b. Tefsir Goriifii ve Urduca Tefsiri 

Seyyid Ahmed Han bilgi iiretirken bidayetinden beri her zaman Kur'an'in yol 
gostericiligine bas vurmussa da Kur'an ayetlerinin tefsiri olarak kabul edilebilecek 
kitap ve makalelerini telif hayatimn son donemi olan 1870'den sonra yazmi§tir. 
Tesbit edebildigimiz kadanyla tefsirle ilgili ilk yazisim 1874 yihnda kaleme 
almistor 69 . Bu tarihten sonra Kur'an ile ilgili 50k sayida makale ve risalesi yayinlanan 
Ahmed Han'in Kur'an'la ilgili makale ve risalelerinin ekseriyeti Makdldt-i Sir 
Seyyid adiyla M. Ismail Panipati tarafindan 16 cilt olarak derlenen mecmuanin 2. ve 
4. cildini olu§turmu§tur. Bu makale ve risalelerinden bir kismi asagiya cikartilmistir. 

1- "Tefsiru's-semavat", Tehzibu'l-ahlak, Receb-Saban 1291/1874 

2- "Ashab-i Fil ka vaki'a", Tehzibu'l-ahlak, Safer 1293/1 876 

3- "Kafir agley zamane me bi giizrey hee", Tehzibu'l-ahlak, Receb 1293/1876 

4- "Sure-i Cin ki tefsir", Tehzibu'l-ahlak, Safer 1 293/1 876 

5- (Tefsiru) el-Cinnu ve 1-cdn aid mdfl'l-Kur'dn, Agra 1891, 48 s. 

6- Tahrirfi usuli 'Me/sir, Agra 1 892 70 

7- Kur'an kissalanyla ilgili 18 makale ve risale {Makdldt, IV) 

8- izdletii 'l-ayn an zikri Zilkarneyn, Agra 1 889 

9- Terkimfi kissati Ashdbi 'l-Kehfi ve 'r-Rakim, Agra 1 890 

1 0- Haiku 'l-insdn aid mdfi 1-Kur 'an, Agra 1 89 1 

1 1- "Essay on the Holy Koran", Life of Muhammad-a series of essays on the 
life ofMahommed and subjects subsidiary there to, London 1 870 

Seyyid Ahmed Han'in Kur'an tefsiriyle ilgili goru§leri derli toplu olarak 
tefsirine mukaddime olarak tasarladigi Tahrir fl usuli 't-tefsir adh risalesinde 
goriilmektedir. Ashnda o tefsirini tamamladiginda usul-i tefsir ile ilgili daha geni§ 
bir mukaddime yazmayi planlamis, tefsirin tamamlanmasi gecikince de bu kisa 



68 



69 



70 



Mesela Tefsiru 'l~Kur 'an 'a yazdigi kisa giri?te bu tenkitlere deginmi§ ve " bu tefsirin basilmasi 
ve satin alinmasi hususuna insanlar muhalefet etmekte ve reddiyeler yaziimaktadir. Ben 
bunlann hi? birine iltifat etmedim. QUnkii dii§unUyorum da bunlar ne yazmi? olabilirler ki..." 
demi§tir. 

Kesin olmamakia birlikte ilk yazismm Tehzibu'l-Ahldk , &dL yazdigi (5/15 (§aban 1291/1874) 
ve Makdldt'ma da alman (II, 1-1 15) "Tefsiru's-semavat" olmasi gerekir. 

Bu alti makale ve risale Mak&lafXz. sirasiyla 1-115, 116-127, 128-136, 137-149, 150-196 ve 
197-258 sayfalan arasinda yaymlanmi§tir. 



303 



risaleyi yazmak durumunda kalmi§tir. Bunu kendisi de bu risalenin hem basmda 
hem de sonunda ifade etmistir. Tahrir hem mustakillen hem de Tefsiru 'l-Kur 'an ile 
birlikte basilmi§, Makdldfta. da bir risale olarak yer almistir 71 . 

Ahmed Han bu risalesine yakm dostu Muhsinii'l-Mulk'ten aldigi ve tefsirinin 
yayinlanan bdliimlerinde gordiigii hatalan bildirdigi mektubunun metnini vererek 
bashyor. Muhsinu'1-Mulk, Seyyid Ahmed' in bu tefsirde yazdigi hi? bir goru§e 
katilmasmin miimkun olmadigini belirterek " bu tefsiri 4isii ** ^y_ y u? j$sh jt-aj 

cinsinden kabul ediyorum" der. Tefsirin, Urdu dilini kullanma bakimindan okuyan 
herkesi etkileyebilecegini ve bilgisi olmayam hemen i9indekileri kabiile 
gStiirebilecegini de ifade eden Muhsinu'l-Mtilk tefsirdeki te'villerin te'vil 
kavraminin sinirlanm asacak derecede ileri goturiildugumi iddia eder. Muhsinu'l- 
Mulk'iin bu mektubunun bir bolumiinu asagrya aynen aliyoruz: 

"Sen mUsltiman mtlfessirlere iyiden iyiye ktlfllrler edip onlari yahudi mukallidi diye 
yaftalarken gtlntlmtlzlln dinsizlerinin sfizleri ttzerine Oylesine inan? besliyorsun ki, onian 
arastinlip saglamhgi ortaya konulmu? yakfnf bilgiler olarak kabul edip Syetler [anlamak] i9in 
Kur'ani model olarak takdim ediyorsun. Komik olan judur ki sen bu gflrtSsleri te'vil bile 
etmiyorsun ([bunlari] te'vili ktlfllr kabul ediyor olmahsin!) aksine Kur'Sn'ui sahih ve asli 
tefsiri olarak anhyorsun. Halbuki ne siyak-i kelam, ne elfaz-i Kur'anT ve ne de Arap kullanisi 
bunlan desteklemektedir 72 . 

Seyyid Ahmed Han dostu Muhsinu'l-Mulk'tin bu mektubuna uzun bir 
mektupla cevap vererek onu iknaya fahsir. Bu mektup aki§i kar§ihkli ikiser 
mektupla son bulur. 

Tahrir "el-Aslu'1-Ewel, el-Aslu's-Sani..." §eklinde 15 ba§hktan olu§makta ve 
her baslikta ayn bir husus ele ahnmaktadir. Dordiincu asilda Kur'dn'in Hz. 
Peygamber'in (s.a.) kalbine lafzen inzdl veya vahyedildigini ancak vahyi ah§ 
yolunun ba§kalannin inandigi gibi Cebrdil vasitasiyla olmayip "meleke-i 
nubuwet" vasitasiyla oldugunu iddia eder. Burada Kur'dn'in Hz. Peygamher'e 
mana olarak vahyedildigi ve lafzin ona ait oldugu gorii§une karsi cikar. Sah 
Veliyyullah'in "Tefhimdt"ta onun mana olarak inzal edildigi yolundaki sozlerini 
esefle karsiladigmi belirtir 73 . Be^inci asilda Ahmed Han tefsirde 90k zikri gececek 
olan "kanun-i fitrat" konusuna genisce deginir ve "Alldh'in sifatlari simrsiz oldugu 



71 



72 
73 



Kutiiphanemizde bu U9 sekli de mevcut ise de yazisinin okunakhligi sebebiyle Makdldt'taki 
versiyonundan yararlanilacaktir. Bu usul kitabi Muhammad D. Rahbar tarafmdan ingilizceye 
?evirilerek Aziz Ahmad ve G.E. Von Grunebaum'un editQrlUgQnde yayinlanan Muslim Self- 
Statement... kitabi i?erisinde yaymlanmistir (bk. s. 25-42). 

Mektubun metni i?in bk. "Kur'an-i MecTd ki tefsir key usul", Makdldt, II, 201-2 

Ayrinti i?in bk. "Kur'an-i Mecid ki tefsir key usul", 227-8 



304 



ve o diledigini yerine getirebilecegi halde ?u andaki mevcut kdinat iqin bir kdnun 
vazetmi$tir ve bu kdnun durdugu muddetge bunun hilafina bir§ey yapmasi onun 
sifatlanna halel getirir ve bu sebeple boyle bir durum muhaldir" der ve ilgili 
gordugu ayetleri siralar 74 . 

Onuncu asilda 90k kisa olarak Kur'an'in hi? bir degisiklige ugratilmadan 
gunumiize kadar geldiginden Onbirinci asilda ise Kur'an'in tertibinin mansus 
oldugundan soz eder 7S . Onikinci asil Kur'an'da neshin olmadigi hakkindadir. 
Tahrir'de bir sayfa yer alan bu konuyu baska bir vesile ile daha geni§ olarak ele 
almi§tir 76 . Onu^ilncii asilda Kur'an'in muneccemen inzalinin keyfiyeti ve hikmetieri 
iizerinde durulmaktadir 77 . 

Son olarak onbesinci asilda, Kur'an Allah kelami oldugu halde insinlar i9in 
indirilmis olmasi sebebiyle insanlann kelaminda bulunan mecaz, temsil, tesbih gibi 
hususlann onda da bulunmasimn normal oldugu ifade edilmistir. Burada Kur'Sn 
tefsiri ifin onemli olan lafizlann delaletleri konusu da ele alinmis ve gerek tek 
manali gerekse miisterek manali lafizlann Kur'an'da hangi mana i9in kullanildiginin 
ara§tinhp bulunmasi gerektigi 6zellikle belirtilmistir 78 . Hz. Yunus'un (a.s.) bir bahk 
tarafmdan yutulmasi ve bahgin karmnda uzun sure kalmasi Ahmed Han' in 
"kanun-u fitrat" teorisiyle gelistigi i?in bu defa 90k onem verdigi kelimelerin 
medlulii meselesiyle konuyu 96zmeye 9alisir. Ona gore ayetteki ^5UI kelimesi 

yutmak manasmda olmayip agziyla yakalamayi ifade eder; yutmak manasma gelen 
kelime ise „dbj dir 79 . 

Tefsiru'l-Kur'an 



74 

75 

76 

77 
78 
79 



bk. "Kur'an-i Mecid ki tefsir key usQl", 230 

bk. "Kur'an-i Mecid ki tefsir key usul", 242 

bk. "Kur'an-i Mecid ki tefsir key usul", 243; "Bahs-i nasih u mensuh", Makdldt, I, 100-3; 
Hahn, Ernest, "Sir Sayyid Ahmad Khan's the Controversy over Abrogation (in the Qur'§n): an 
annotated translation", MW, 64/2 (1974), 124-33 

bk. "Kur'an-i Mecid ki tefsir key usul", 243-6 

Aynnti i?in bk. "Kur'Sn-i Mecid ki tefsir key usfil", 246-9 

bk. "Kur'an-i Mectd ki tefsir key usul", 253 



305 



Seyyid Ahmed Han Tefsiru'l-Kur'dri'x 1876 yihnda yazmaya baslamis 80 ve 
tefsirin Fatiha ve Bakara surelerini kapsayan ilk cildini 1880'de Aligarh'ta 
bastirmistir. tsra suresinin tefsirini ihtiva eden 6. cilt 1895 yihnda Aligarh'ta 
tabedilerek tefsir tamamlanmistir. Daha sonra Kehf, Meryem ve Taha surelerinin de 
tefsirini yapan Ahmed Han hayattayken bunlarin basildigini gorememistir. Bu ek 7. 
cilt olarak 1904 yihnda Agra'da miistakillen nesredilmistir 81 . 

Daha basilmadan tepki alan tefsir' e karsi muhalif sesler yukselmis ve ona 
reddiye turunden kitaplar yazilmistir 82 . Bunlar i?erisinde Seyyid Nasiruddin M. 
Ebu'l-Mansur Tenkihu'l-beydrtx (Delhi 1297/1879) ve Muhammed Ali'nin (6. 
1887) el-Burhdn aid techil-i men kale bi gayri ilmin fi'l-Kur'anh (Muradabad 
1303/1885) zikredilebilir 83 . O donemde Abdulhak Hakani Dihlevi (6.1917) de ilk 
cildini 1887'de nesrettigi Fethu'l-Menndn... isimli tefsirinde Seyyid Ahmed Han'a 
90k siddetli elestirilerde bulunmus ve Ahmed Han' in yazdigi kitabm "Tefsir-i 
Kur'an" degil "tahrif-i Kur'an" oldugunu soylemistir 84 . Senaullah Amritsari Ahmed 
Han' in tefsirdeki gOriislerini reddetmek igin miistakillen bir kitap yazmamissa da 
yazdigi tic tefsirde de onun goruslerini reddetmek ve cevaplandirmak i9in geni§ 
bahisler a9mistir. Bu gtin Ehl-i Kur'an i9erisinden bile mucizeler hakkmda gortis 
beyan ederken yaptigi yorumlarla Kur'an'in rahundan uzaklastigi yolunda elestiriler 
gelmektedir 85 . 

ilk baskismdan sonra yine o yillarda bir-iki baski daha yapan tefsir 1995 yilina 
kadar tefsire olan asin muhalefet sebebiyle bir daha yeniden basilamamistir 86 . Biz 



80 



81 



82 



83 

84 
85 
86 



Hali yazilan tefsirin bazi kisimlanmn Tehiibu'l-Ahlak dergisinde yazdigi yillarda 
yayinlandigmdan s6z etmektedir ki (bk. Hayat-i Javed, s. 173) bu durumda aleyhte yazilan 
kitaplarm baski tarihinin 1 879 olmasi normal kar§ilanabilir. 

Tefsirin baskilan icin bk. Ensarf, Muhammed Ziyauddin, "Sir Seyyid aor Aligarh tahrik- 
Mtlntehab kitabiyat", Fikr u nazar (Sir Seyyid number), 254-5 (251-96); Han, Urdu terdcim, 
s. 40-1; Nakvt, Urdu tefdsir, s. 45; Kasimi, Cdize, s. 33-4; Saliha, Urdu Terdcim, 210-1 

Hali'nin naklettigi bir olay Seyyid Ahmed Han'm tefsirine yapilan ele§tirilere nasil alayci bir 
?ekilde baktigini 90k gilzel g8steriyor: Adamm biri genis, bir ailesi oldugundan bahsedip i§ 
bulmasi hususunda kendisine yardim etmesi icin Ahmed Han'a mektup yazar. Ahmed Han 
ona, tefsiri hakkmda bir elejtiri yazip yayinlamasini ve bfiylece 50k satacak olan bu kitaptan 
elde ettigi gelirle maddi sikmtisim giderebilecegini Ogiltler (bk. Hayat-i Javed, s. 174). 
Boylece Ahmed Han muhaliflerini johret ve maddi menfaat elde etmek isteyen kimseler 
olarak gostermeye calisir. 

bk. Saliha, Urdu Terdcim, s. 210 Tefsir'e Ahmed Han'm hayatini yazan arkadasj Hali bile 
elesdri getirmijtir (bk. Hayat-i Javed, s. 173) 

bk. Hayat-i Javed, s. 174; Saliha, Urdu Terdcim, s. 21 1-2 

Beyanun li 'n-nas, I, takriz, 4 

bk. Ahmed Han, Tefsiru' I- Kur'an, Teartif (Prof. Refiullah Sihab) 



306 



de arastirmamizda bu yeni baskiyi kullanmaktayiz ki malesef bu baskida 7. cilde yer 
verilmemistir 87 . Tefsir'in su ana kadar Fars<?a disinda baska herhangi bir dile 
terciime edildigi yolunda bir bilgi yoktur. Tahrif'x de igine alan Fars?a terciime 
Seyyid M. Taki Fahr-i Da'i Geylani tarafindan yapilmis ve 2 cilt halinde Tahran'da 
tabedilmistir 88 . 

Fatiha ile baslayip Taha ile biten tefsirde biitiin ayetler; sayfanm saginda 
Arapgasi solunda ise Urduca terciimesi olmak iizere verilmistir. Terciime iizerinde 
inceleme yapanlar onun bu tercumede §Sh Abdulkadir Dihlevi'nin meshur 
tercumesinden ?ok9a istifade ettigini hatta 9ogu yerlerinin bu tercumeyle ayru 
oldugunu belirtmisterdir 89 . Bazi kelimelerin Urdu dilindeki karsdiklannm ise yanlis 
se?ildigi ifade edilmistir 90 . Tefsir boliimune bakildigmda biitiin ayetlerin tefsir 
edilmedigi goruliir. Hatta tefsiri yapilan ayetler bazi surelerde % 50 dolaylannda 
iken bazi surelerde %1'e kadar du§mektedir. Mesela Bakara suresindeki ayetlerden 
yansma yakmi tefsir edilirken Nisa suresinin sadece 3. ve 24. ayetleri tefsir 
edilmistir. Tefsir edilen ayetler ise daha 90k Ahmed Han'm fitrat kanunu dedigi 
usule ters gibi gelen , ya da batimn 9e§itli vecheleriyle tenkid ettikleri ayetlerdir. Bu 
manada miicizeler, kissalar ve cihadla ilgili ayetler on siralarda gelir. 

Seyyid Ahmed Han Fatiha suresinin tefsirine ba§lamadan once yazdigi 11 
sayfahk giri§te Kur'an'daki surelerin isimlendirilmesine kisaca degindikten sonra 
kiraat konusunu ele ahr. Kur'an nazil oldugunda onu yazanlar oldugu gibi 
yazmaksizm ezberleyenler de olmu§tur. Iste bu ezberleyenler bazi ayetleri bazi 
ku9iik degisikliklerle zihinlerinde tuttugu 19m farkli kiraat rivayetleri ortaya 
9ikmistir. Kur'an Hz. Ebu Bekir (r.a.) zamamnda toplaninca bu farkhlik tamamen 
ortadan kaldinlarak yaziya ge9irilmi§ olan sahih §ekil mushafi olu§turmu§tur. 
Batihlarm Kur'an da tahrife ugramistir derken Kur'an'm ilk yazih niishasiyla bugxin 
elimizde bulunan niisha arasinda bir farkhligm oldugunu isbat etmeleri gerekir ki bu 
mumkiin degildir 91 . Ahmed Han daha sonra siilerin tahrif iddialanm ele alarak lehte 



87 

SS 

89 
90 
91 



Tefsiru'l-Kur'an'in bu 7. cildinin yeniden basildigi hususunda Tulu-i islam dergisinin Agustos 
1996 sayismda ?ikan ilan Uzerine temini i?in yazi$mada bulunulmu5tur. 

Caisi, Kebir Ahmed, "Tefslru 'l-Kur'dn ka Farisi tercOme", Tehzibu'l-Ahldk, 1 1/9-10 (Sep-Oct 
1992), 25-34 (25-34) 

bk. Saliha, Urdu terdcim, s. 21 1 (Abduihak HakanT'den naklen) 

bk. §attari, Urdu terdcim, s. 433-4 

Ahmed Han, Tefsiru'l-Kur'dn, I, 1-6. Aynca bk. Ahmed Han, "Essay on the Holy Koran", 
Life of Muhammad-a series of essays on the life of Mahommed and subjects subsidiary there 
to, London 1870, 12-8 



307 



ve aleyhteki delilleri degerlendirir 92 . Ona g5re sure basjanndaki besmeleler surenin 
kendisinden bir ayettir. Ancak genel tertiplere muhalif olmamasi iQin 
numaralandirmaya besmeleyi katmamisfrr. Bu giriste Kur'an'da bulunan secavend 
i§aretlerinin de manasi tanitilmis. ve tefsir yaparken ilave i§aretler kullamlmis ise 
belirtilmistir. 

Senaullah Amritsari'nin tefsirini tanitirken Ahmed Han'm Fatiha suresinde 
duayi nasil anladigindan bahsedilmis ve Amritsari'nin tenkidine yer verilmisti. 
Yahudi ve hristiyanlara kar§i lhmh bir bakis a?isina sahip olan Ahmed Han bunu 
Fatiha suresinin son ayetindeki jJlan v 3 &&& v_>3-s*eJt j*c ifadesini tefsir ederken de 

gostermis. ve hemen hemen butiin tefsirlerde bu simf yahudi ve hristiyanlar olarak 
gosterilmisken o "bunlar fitrat nurunu hayata gecirmeyen ve gefirmek i?in gayret 
sarfetmeyenlerdir..." demistir 93 . Ahmed Han' a gore Kur'an'da 29 sure basmda yer 
alan harfler (huriif-i mukatta'a) surenin ismidir ve bu harflerle bashyan sureler 
9e?itli a9ilardan birbirleriyle benzerlik arzetmektedirler 94 . 

Seyyid Ahmed Han' in tefsirin tamtimina Kur'an kissalan ile ilgili ayetleri 
nasil yorumladigmi ortaya koyarak girmek istiyoruz. O bu konuyu hem tefsirinde 
hem de miistakil makalelerde i§lemi§tir. Ilk olarak Hz. Adem'in (a.s.) yaratihsindan 

A 

bahseden ayetleri nasil tefsir ettigine bakilacaktir. Hz. Adem'in kissasi Kur'an'da 
sekiz yerde gecmektedir. Bunlardan ilki olan Bakara suresi 30. ayetinde Hz. 
Adem'in yaratih§i oncesinden ve yaratildikdan sonra gelisen bir dizi olaylardan 
bahsedilmektedir. Seyyid Ahmed Han Hz. Adem'in yaratih?i kissasina 90k onem 
vermi§ ve kissamn ilk ge9tigi yer olan Bakara suresi 30-38. ayetlerin tefsirine 25 
sahife gibi geni§ bir yer ayirmistir. Butiin tefsirlerin bu kissayi Allah ile melekler 
arasmda bir tartisma veya gorii§me olarak nakletmesini bir hata olarak goriip "Allah 
onlarm dedikleri §eyden beridir"der. 

Ilk once i£aa» <shj J15 i| 3 ifadesindeki melek lafzina bir a9iklama getirmek 

isteyen Ahmed Han burada meleklerin varhgi, keyfiyeti ve yaptiklari isjerle ilgili 
ilgin9 a9iklamalarda bulunur. Ahmed Han' a gore Melek, lafiz olarak hem Arap9ada 
hem de ibranice, Grek9e (Yunanca) ve Fars9ada elgi, haberci manasina gelmektedir 
ki Allah'in mesajim peygamberlere ula§tirmaktadir. Ancak boyle bir varhgin ismi 



92 bk. Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 6-7 
bk. Tefsini'l-Kur'dn, I, 13 
94 bk. Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 14-6 



308 



gectiginde insanlar gayr-i ihtiyari olarak onu mucessem bir varhk olarak diisunuyor 
ve onun icin yasadigi bir yer ve ozel bir hayat tarzi dii§unuyorlar. Bu dtislince 
nesilden nesile aktanlmis ve melek icin karbeyazi bir renk ve nurani bir cisim 
tahayyiilii gercekmi§ gibi sunulmu§tur. Buna ilaveten melekler icin ayn ayri simflar 
tahayyiil edilmi§ ve kimisi kizgin, kimisi 90k gosterisli, kimisi yagmur yagdiran 
kimisi ise sura iifleyen olarak gosterilmistir 95 . Ahmed Han daha sonra eski kavim ve 
felsefelerdeki melek inanisim ele alarak onlann melege hangi sifatlan verdigini 
degerlendirir. Ozet olarak der ki "butiin milletler melekleri be§eri ayip ve 
noksanlardan uzak ve mukaddes varhklar olarak gormu$ler ve bu sebeple iyi insana 
mecdzen "melek gibidir" demi§lerdir. Kur'dn'da Yusuf (a.s.) iqin kadinlarm " 
...Alldh'i tenzih ederiz ama bu insan degil ancak gok guzel bir melektir" 96 ifadesi 
bunun fdhididir" 91 . 

Tarihteki melek tasawurundan sonra islam 'daki melek tasawuruna gecen 
Ahmed Han ashnda muslumanlann tasawur ettigi tiirden bir melegin olmadigim 
bunun sadece Alldh'in yarattigi kuvvelerden bir kuwe oldugunu belirtir. Meleklerin 
tasawur edildigi gibi varliklar olduguna dair Kur'an'da hifbir delil olmadigim 
soyleyen Ahmed Han aksine En'am suresi 8. ve 9. ayetleriyle bu tasawurun 
reddedildigini iddia eder. Kendi goriisunun Muhyiddin ibn Arab! ve Fusus §arihi 
Konevi tarafindan da yillar once ifade edildigini belirtir 98 . 

§eytani da melek gibi bir kuwe kabul eden Seyyid Ahmed Han bunun icin 
hem ibn Arabi ve §arihlerinden hem de Hz. Peygamber'in (s.a.) hadislerinden ornek 
getirir. Bunlara gore alemde bulunan "kuvve-i vehmiyye kulliyye" iblistir ve tek tek 
insanlarda bulunan "kuvve-i vehmiyye" ise iblisin ziirriyyetidir. Bir goruse gore de 
"nefs-i emmare" iblisin ziirriyyetidir, ciinkii bunu Kur'an da "fiiphesiz biz insani 
yarattik ve nefsinin ona ne vesvese verdigini biliyoruz (Kaf 16)" ve " §uphesiz nefis 
kotiilugu emreder (Yusuf 53)"ayetleriyle teyid etmistir. Onun bir kuwe olduguna 
Hz. Peygamber'in (s.a.) "seytan insanin icinde kan misali dolasir" hadisi de isaret 
etmektedir 99 . 



95 

96 

97 

98 
99 



bk. Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 52-3 (ozetle) 

bk. Yusuf (12): 31 

Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 53-5 

Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 55-58 (flzetle) 

Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 58-9 



309 



Musliimanlann gogunlugunun inandigi gibi melek ve seytan miistakil birer 
vticutlara sahip olsalar bile ger?ekte bunlarla Allah arasinda ayette bahsedilen 
miibahase olmusmudur?. iste Ahmed Han bu konuya da geni§?e deginir ve 
meleklerin Allah kar§ismda bir soz soyleyemeyecegi ayetinden 100 hareketle bunun 
mtimkiin olamayacagim iddia eder. Ona gore bu olay Kur'an'in indigi vakit ashabin 
ekserisinin anlamaktan uzak oldugu ince bir hakikattir. Daha dogrusu onlar bu 
ayetlerden kendi anlayi§lanna gore birseyler gikarmislar ve bununla tatmin 
olmuslardir ki bu Kur'an'in bir mucizesidir. Gercekte bu miibahase bir mecazdir ve 
Kur'an'da baska ayetlerde de kendisini gostermektedir. Allah'in goge ve yere 
"isteyerek veya istemeyerek buyruguma gelin" demesi onlann da "isteyerek 
geldik" 101 demeleri bunun icin acik bir misaldir 102 . Kur'an'da Hz. Adem kissasinda 
oldugu gibi oyle kissalar vardir ki bunlar ashnda hayali ve temsili'dir. Kur'an 
insanlar icin ve insanlann kullandigi lisanla nazil oldugu icin insanlann kullandigi 
iisluplar onda da kullanilmishr. Bu sebeple Hz. Adem kissasinda gecen konusmalan 
ve olaylan hakikata yormanm mantiki bir temeli yoktur 103 . 

Seyyid Ahmed Han a£U*ju ^ jil ij 3 ifadesi icin getirdigi bu uzun 

aciklamalardan sonra 3 1 . ayetteki *Lwyf f>J pM s ifadesinin tefsirine gecer. Bu ayet 

parcasmdaki 119 kelimeyi ayri ayri ele alan Ahmed Han ^k' nin "okutmak, ogretmek 

ve talim yaptirmak" manasma gelmedigini ifade eder. Buradaki f^k ifadesi Allah'in 

insanda bilme, anlama, tahayyul etme, diisunme ve birkac seyi bir araya getirerek 
yeni yeni seyler yapma (terkib) melekesini yaratmasim ifade etmektedir. O bu 
gorusunii Beyzavi tefsirinden yaptigi bir alinti ile de destekler 104 . 

,eaT 'in avamm ve mescid mollalarinm inandigi Adem peygamber olmadigmi 

da iddia eden Ahmed Han bu lafizia nev'-i beser'in kasdedildigini soyler. Bu 
goriisune ise f& \$m*m1 'iszuu us & pfiij}* ^ {^TLais- j*) ayetini delil getirir ve ayetteki 

ff lafziyla insanlann tumiine hitab edildigini ve ^T lafzimn da nev'-i beser'e delalet 

ettigini soyler. 



100 

101 
102 

103 
104 



Enbiya(21):27 

bk. Fussilet(41): 11 

Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 59-6 1 (ozetle) 

Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 61-2 (Ozetle) 

bk. Tefsiru 'l-Kur 'an, I, 63 



310 



sLwyi 'mn bazi mufessirlerin iddia ettigi gibi at, esek gibi yaratiklann isimleri 

demek olmadigim da iddia eden Ahmed Han bununla, Allah' in insanm i?inde 
yarattigi ve his ve akilla tanman her seyi bilip tamyacagi bir kuweye isaret 
edildigini belirtmektedir. Bu sebeple *U~<yf lafzi tgir ile tekid edilmistir. i$ir pLwV) 

,baT (& 5 ayeti o kadar ince bir konuya i§aret etmektedir ki bu insanin bilgisinin 

mahiyetini a9ik9a ortaya koymaktadir. insan 90k seyin sadece ismini bilir onun 
mahiyetini taniyamaz bu sebeple Allah insan ogluna kuwe olarak yerlestirdigi seyi 
*Ls-.y( ile ta'bir etmistir 103 . 

31. ayetin basmdaki ifadeyi kolayhkla te'vil eden Ahmed Han ayetin 
devaminda biraz kari§iklik bulundugunu ve zamirlerin merciini tayinde bazi 
gu9liikler oldugunu ifade ederse de bunlan da te'viFi basanr. Ona gore ^^^^ 

ifadesindeki zamir *U-.yi 'ya degil insan nev'ine i§aret eden ,8*1 'e racidir. Bunu 

s6ylerken hem *U->yi 'ya racidir diyen Beyzavi'nin hem de baska mufessirlerin 

re'yine muhalefet eder. Burada insandan maksat da onun vucudu degil fitratidir. 
Adeta Allah her seyi bilme kuwetini insana bahsettikten sonra meleklere d6niip 
"[madem siz onceki ayette ge9en seyleri soylediniz] oyleyse insan nev'ine tevdi 
edilen ne varsa onlan soyleyin bakalim" dedi ve melekler aciz kaldi. Bu sefer Allah 
insan nev'ine dondu ve "ey nev '-i be§er ! , meleklerde olan §eyleri turn ozellikleriyle 
bir bir soyleyin" dedi ve insan bunlan bildi. 33. ayetteki ,*& zamirleri meleklere 

gitmektedir ve ^jc 'deki ^& 'le aym degildir 106 . 

Seyyid Ahmed Han 34. ayetteki i 5 asi-<! lafzimn "yiizii koyun yere kapanmak" 

manasina gelmeyip "itaat, emir dinleme ve tezelliil" manalanm ifade ettigini soyler 
ve buna Arap §iirinden deliller getirir 107 . Ona gore X&-, j*& ve k^s* da Islam 

alimlerinin iizerinde acayip sozler soyleyip yorumlar getirdigi lafizlardandir. O 
bastan beri bu kissayi hakiki manasiyla almadigi i9in cenneti de baska manaya 
hamletmektedir. Burada cermet insan fitratmin miikellef kihnmazdan onceki bir 
halini temsil etmektedir. ±,$**> lafzi da zaten insanin gayr-i mukellef iken miikellef 



105 bk. Tefslru 'l-Kur 'tin, I, 63-4 

106 bk. Tefslru 'l-Kur 'an, I, 65 

107 bk. Tefslru 'l-Kur 'an, I, 65-6 



311 



duruma ge9mesinden kinayedir. Burada Ahmed Han'm en son degindigi konu 
insanin yaratihs maddesinin keyfiyetinin ne oldugudur 108 . 

Birinci cildin 69. sayfasindan sonraki kismin mustakil bir makale iken Hz. 
Adem kissasinin tefsirine sonradan katildigi izlenimi dogmaktadir. Ahmed Han 
burada okuyuculann kolayhgi i9in Adem kissasindan bahseden turn ayetleri yeni bir 
duzenleme ile bir araya getirip tek tek terciimesini veriyor 109 . Buna ilaveten daha 
once tefsiri yapilmayan ayet par9alanmn tefsiri de bu ekte goze 9arpmaktadir. 
Tekrar olmamasi igin bu boltimun tanitirmna girilmeyecektir. 

Kissa fashni Hz. Musa'nin kizildenizi bir mucize olarak asasiyla yanp 
ge9mesinden bahseden ayetlerin tefsiri ile tamamlamak istiyoruz. Kur'an'da bu konu 
Bakara suresi 50. ayet 110 ile birlikte biri §u'ara suresi ayet 63 ve digeri de Taha 
suresi ayet 78'de olmak uzere baska iki yerde daha gecmektedir. Beni israil'in 
kissasi Kur'an'da 90k yerde gecmektedir, ne var ki insanlar bunlann hepisinin Hz. 
Musa (a.s.) zamamnda gegtigi yanilgisi i9erisindedir. Hz. Musa'nin kissasi 
i9erisinde Kizildeniz'den ge9ilmesi ve Firavun'un bogulmasi olayim dikkate deger 
bulan Ahmed Han bazi kimselerin bu yerin Nil oldugu yamlgisma diistugunu soyler. 
Ahmed Han "Miifessirlerin tamamimn bu olayi bir mucize gibi gostermistir ki bu 
fitrat ve kudret kanununa terstir" der. Eger hilaf-i fitrat bir sey yapilmis olsaydi 
deniz yanlmak yerine sert hale getirilirdi ve Hz. Musa ve kavmi iizerinden ge9erdi. 
Ortada hilaf-i fitrat bir durum yoktur, Kur'an'in lafizlanndan da boyle bir durum 
9ikmamaktadir 1 ' l . 

Ahmed Han daha sonra yukanda isaret edilen 119 ayeti her a9idan ele almaya 
baslar. Ona gore Bakara suresindeki y*J! <& uijs il 3 ayetinde bir mucize olarak 

denizin yanlmasma i§aret eden bir durum yoktur. §u'ara ayet 63 ise yanks 
algilanarak yanlis yorumlanmistir. Bu ayetteki ^\ JU«o o^i o' ifadesinin ger9ek 

manada sart (illet) ve ondan sonra gelen (^t«Ji a^-Wir jy jr jLCs) jiaiU kismimn ise 

onun cezasi (ma'lul) olarak degerlendirmesi Arap dili a9ismdan yanhstir. ^iinkii 
Arap dili a9isindan eger ceza mazi olarak gelirse ve basina s ahrsa, "^>\ ^u/U 



108 
109 



110 
111 



bk. Tefsim'l-Kur'dn, I, 66-9 (ozetle) 

Onun tefsirine aldigi bu son bOlUm mQstakil olarak da yayinlanmi§ ve sonradan da Makalat 
icerisine alinmistir (bk. Ahmed Han, "Kissa-i Adem aleyhi's-seiam", Makdldt, IV, 1-12). 

Bu ayetteki Kizildenizi gecme olayi 29 sayfahk geni§ bir hacim icerisinde i^lenmigtir. 

bk. Tefsiru 'l-Kur'dn, I, 78-82 (Szetle) 



312 



yj&jrt o! = e l er sen bana ikram ettiysen ben sana (zaten) dun ikram etmi§ 

bulunuyorum" misalinde oldugu gibi, kendi mazi manasinda kalir ve §artm ma' lulu 
olmaz. Ctinkii ceza §arttan once vuku bulmustur. Bu ayette denizin yanlmasi ve 
zeminin susuz bulunmasi "darb"m sonucu (ma' nil) degildir. Bu ayetteki oj*» fiili 

"birseye bir baska sey ile vurmak" manasinda olmayip "yuriimek, ilerlemek, mesafe 
katetmek" manasindadir 112 . Boyle olunca da ayetin manasi "5/z Musd'ya asasi 
yardimiyla suyu qekilmi§ veya agilmi$ olan denizde yurumesini vahyettik" demek 
olur. Burada eger bir mucize varsa o da Musa ve kavminin sular cekilmisken 
denizden gecmesi, Firavun ve askerleri gecerken ise sulann artarak onlari icine 
almasidir 113 . 

Daha sonra Ahmed Han, Batlamyus'un Fransa'da basilan kitabindaki tefsirine 
de aldigi Kizildeniz haritasi yardimiyla bOlgeyi tarif eder ve bu denizin o 
donemlerde bu denli kabank olmadiginin ve icinde otuz kadar ada banndirdigimn 
delillerini ortaya koyar. Buna gore Hz. Musa ve kavmi gece yansi en uygun yollan 
kullanarak denizin §u anda Siiveys Kanali y5nundeki en list tarafina gelirler ve deniz 
5ekilmi§ken kayaliklarla deniz arasinda kalan yerden kar§iya gecerler. Zaten Duhan 
suresindeki tjAj (j»ji iiyt 3) kelimesi 114 o sirada deniz zemininin sudan ari oldugunu 

gSstermektedir. Onlan takip eden Firavun ve ordusu ise ism farkmda olmaksizin 
denizin Qekildigi yere girince sulann kabarma vakti geldiginden sular birden kabanr 
ve boylece hepisi bogulup gider 115 . Boylece Seyyid Ahmed Han olayi her zaman 
yasanan bir gel-git olayimn sonucu olarak gosterir. O zamanin en gticlii adami olan 
Firavun ve askerlerinin bunun farkmda olmamasi ilgin? bir durumdur. 



112 



113 



114 
115 



oji- fiilinin mesafe katetmek ve yUrtimek manasina gelmesi i?in mefi&lUniln ^J harf-i cer ile 

kullanilmasinin gerekli oldugunu itiraf eden Ahmed Han ayette bu harf-i cerin bulunmamasini 
"pespese gelen iki kelimeden her ikisinde harf-i cer bulunmasi fesahat a?isindan uygun 
olmadigindan ikincisi hazfedilmistir" diyerek a?iklar ve buna baska yerlerden misaller getirir 
(bk. Tefsiru'l-Kur'dn, I, 93). 

Tefslru'l-Kur'dn, I, 82-92 (Szetle) MUfessirlerimizden SUleyman Ate§, kissanm anlatilis 
tarzindan bunun bir mucize oldugunu kabullenmekie birlikte o vakit gel-git olayi sebebiyle 
suyun ?ekilmis olabilecegini ve sular tekrar kabarmaya ba§larken o bOlgeden ge?meye cah§an 
Firavun ve ordusunun bogulmu§ olabilecegini bir bilgi olarak ifade eder. Ona gore ayetlerdeki 
bazi ifadeler bu anlayis i<;in milsaittir (bk. Yiice Kur'dn'in Qagda^ Tefsiri, Istanbul 1988, I, 
163-4 

bk. ayet 24 

Tefsiru'l-Kur'dn, I, 97-105 (ozetle) Bu kissanm tefsiri icin ayrica bk. "Kissa-i Musa aleyhi's- 
selam ka", Makdldt, IV, 226-86 



313 



Seyyid Ahmed Han Bakara suresindeki cihadla ilgili ayetleri (190-5) 10 sayfa 
i?erisinde tefsir eder ve burada daha 90k cihadin nasil olmasi ve ne §artlarda 
ger9ekle§tirilmesi gerektigi uzerinde durur. Olayin Hz. Peygamber (s.a.) 
zamanmdaki cereyanmdan ve sebeplerinde olduk?a kisa bahseden Ahmed Han 
cihadin §artlanm olduk?a zorlastar ve burada daha 50k islam'm yumu§akhk dini 
oldugundan, onda vahset bulunmadigmdan bazi alimlerin cihad telakkileri sebebiyle 
islam'm yanlis. tamtilmaya fahjildigindan bahseder ve olduk?a pasif ve oztir dileyici 
ifadeler kullamr. Bu husus Bakara 193'deki 4t &JJ1 03& 3 *& 05^ y ^jz> ^^isiS 5 
ifadesinin izahinda daha a?ik olarak gorulur 116 . 

Ahmed Han Kur'an'da sava§tan bahseden ayetlerin izahina ozel bir onem 
atfeder. Bu sebeple diger surelerdeki ilgili Ayetlerin tefsirlerine ilaveten Tevbe 
suresinde -tefsirin hacmine g6re- 90k 90k uzun sayilabilecek a9iklamalara girer ki 
bunlann toplam sayfa sayisi 80'dir. Burada oncelikle cihaddan bahseden ayetleri 
belli bir sistem i9erisinde tek tek ele alarak bunlann ozellikle batihlar tarafindan 
islam'm aleyhinde yorumlanabilecek yonlerini tefsir ve te'vile gider. ilk ba§ta ele 
aldigi ayetlerin tefsirinde Mekkeli mu§riklerin muslumanlara i§kence etmesine ve 
onlan 90k zor §artlarda yasamaya mahkum etmesine ragmen onlarm silaha sanhp 
karsilik vermediginden uzun uzun soz eder 117 . Muslumanlann silaha sanlmak yerine 
hicreti yeglemesiyle ilgili olarak da Habe§istan'a hicreti ornek gosterir 118 . Medine'ye 
hicrete de deginen Ahmed Han, ashnda Mekkeli mii§rikler muslumanlara ilismeyip 
rahat bir §ekilde ibadetlerini yapmalanna musade etseydi ve Hz. Peygamber'i (s.a.) 
oldiirme planlan yapmasaydi muslumanlar hicret etmeyecekti demek ister 119 . Buna 
gore fertlerin miislumanhgina dokunulmayan bir toplum i9erisinde oranin halki ve 
idarecileriyle iyi ge9inerek hayat surmenin pekala islami oldugunu ima eder. 

Seyyid Ahmed Han'a gore Medine'deki sava§lann temelinde daha fazla 
toprak elde etme ve gayr-i miislimleri zorla islam 'a getirme gibi bir gaye yoktur. 
Cihad sadece "ya tehdit ve saldinya kar§i, ya anla§mayi bozma sonucunda 120 ya da 



116 
117 
118 
119 

120 



bk. Tefsiru'l-Kur'dn, I, 248-58 (Qzetle) 

bk. Tefsiru'l-Kur'dn, IV, 34-8 

Tefsiru'l-Kur'dn, IV, 38-40 

bk. Tefsiru'l-Kur'dn, IV, 40-2 (Szetle) 

Bu hususta yahudilerle yapilan sava§lar ve mekkenin fethi 6rnek gSsteriliyor (bk . Tefsiru'l- 
Kur'dn, IV, 61,66, 69, 87 



314 



bir bolgede kalan miisliimanlara dinlerini yasama firsati verilmedigi 121 zaman" 
yapilmistir diyen Ahmed Han cihadin tamamen savunma ama9h ve emniyeti 
saglamaya yonelik oldugunu ortaya kor 122 . Bunun 19m Peygamber (s.a.) devrindeki 
gazve ve seriyyeleri tek tek ele alarak kendi prensibi dogrultusunda yorumlar. Hz. 
Peygamber'in Mekke'yi fethettigi vakit Kabe'deki putlan kirdirtmasim tenkit 
edenlere karsi bu davramsin hakh oldugunu savunur ve Kabe'ye Hz. ibrahim'den 
sonra Araplann putperest olmasi sonucunda konulan bu putlarm tevhid inancinm 
ruhuyla 9elistigini s6yler. Bunu s5ylerken tenkit oklanm Gazneli Mahmud ve 
Alemgir Evrengzib'e 9evirir ve bunlarm Hindistan'da yaptiklarmin Hz. 
Peygamber'in yaptigina W9 benzemedigini ifade eder 123 . Musliimanlann tarih 
boyunca egemenlikleri altinda yasayan yahudi, hristiyan ve putperestlere karsi 
saygih oldugu ve oniara din hurriyeti verdigini ve bu konuda ciddi bir sikayet 
olmadigim da dile getiren Ahmed Han hiristiyan dunyasinm yaptiklanndan 
bahsetmez. Ozellikle ingilizlerin kendi bolgelerindeki 9ifte standard tutumunu 
elestirmeye hig yanasmaz. 

"Bir konu daha kaldi hi, o da peygamberlerin sava§masmin onlarin §anma 
yaki§ip yaki§madigidir. "Sava§ onlarin §anma uymaz" demek kudret kdnununun 
aksine bir iddia oluf diyerek teorik bir mevzu a9an Seyyid Ahmed Han 
peygamberlerin neden savasmak zorunda kaldigini "aksi takdirde muhalifleri 
sebebiyle bugiln yeryuztinde W9 bir din olmazdi" diyerek cevaplandmr ve Hacc 
suresinin 41. ayetini 124 delil getirir. Ona gore, Hz. Peygamber'in devlet baskanligi 
bir mecburiyetin sonucudur. Yoksa o, Hz. Siileyman (a.s.) gibi padi§ah olarak 
gonderilmis bir peygamber degildir. Araplar vakit kugiik kabileler halinde 
yasiyorlardi ve islam'a girdiklerinde kendilerini bir liderin emri altinda toplanmak 
zorunda hissediyorlardi. i§te bu sartlar Hz. Peygamber' i devlet baskanhgma mecbur 
duruma getirdi 125 . 



121 

122 



123 
124 



125 



bk. Nisa: 75 yani;...oW3Jl 3 pUJIj Jb-yf j» j>m w il.. o JI 3 4j! J~- ^J qjJjISJ y ,»OU j ayeti. 

Kimlerle ve hangi §artlarda sava$ilacagma dair a?iklamalan i?in bk. Tefstru 'l-Kur 'an, IV, 49- 
56, 106-7 

bk. Tefslru'l-Kur'dn, IV, 107-8 

Ayetin meali: 

"Onlar, ba?ka degil, sirf "'Rabbimiz Allah'tir" dedikleri i?in haksiz yere yurtlarindan ?ikarilmi§ 
kimselerdir. Eger Allah, bir kisim insanlari (kOtflltiklerini) diger bir kismi ile defedip Onlemeseydi, 
mutlak surette, ifierinde Allah'in ismi bol bol anilan manastirlar, kiliseler, havralar ve mescidler 
yikihr giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardim edenlere muhakkak surette yardim eder. Hie 
stiphesiz Allah, gUclttdQr, galiptir." 

Tefslru'l-Kur'dn, IV, 110 



315 



Ehl-i siinnet muslumanlannin inan9 esaslarindan biri de meleklere imandir. 
Meleklerin vahiy inzaline aracilik etmeden baslayrp tabiat olaylanm diizenlemeye 
kadar varan bir dizi gorevleri oldugu kabul edilir. Mtislumanlar savaslarda 
meleklerin kendilerine yardim ettigine de inanirlar. Buna esas olarak da kendilerine 
hem Kur'an ayetlerini hem de bu konudaki 50k sayida hadisi ahrlar. Ne var ki 
Seyyid Ahmed Han Bedir savasinda Allah'm melekler vasitasiyla miislumanlara 
yardim ettigi hususunu bir tiirlu kabul etmez. Bu konudan a9ik?a bahseden ikisi Al-i 
imran 126 , ikisi de EnfaTde 127 olmak iizere dort ayet vardir. Onun meshur "kanun-i 
fitraf'ma gore boyle bir seyin olmasi miimkun degildir. Bu hususta Ahmed Han 
ilgili ayetlerin a9ik ifadelerini baska manalara hamletmek i?in 90k biiyuk 9aba 
harcar ve sayfalar dolusu s6zler sarfeder. Ona gore bu konuda hadis kitaplannda 
bulunan rivayetlerinde bir degeri yoktur 128 . 

Sir Seyyid' in tabiat kanunlannin ziddina birseyin cereyan etmesini 
kabullenmemesi onu Hz. Peygamber'in (s.a.) mi'racini ger9ekte olmami§ bir olay 
olarak yorumlamasina goturmiistiir. tsra suresinin ilgili ayetini tefsir ederken 
konuyla ilgili ayetleri ve hadisleri bir araya toplayan Ahmed Han mi'rac hadisesini 
butiin yonleriyle bir risale hacmi sayilabilecek 131 sayfa i9erisinde ele almi§ ve 
tefsirinde hi9bir konuya bu kadar genis bir yer vermemi§tir. isra suresinin bir 
ayetine bu kadar yer ayiran Ahmed Han geriye kalan 110 ayeti 17 sayfa i9erisinde 
tefsir etmistir, daha dogrusu ilgili birka9 hususa deginmistir 129 . 

Herhangi bir §ekilde te'vili mUmkiin olan ayetleri zahiri manaya ters de olsa 
te'vil eden Ahmed Han bazan tikanip kalmaktadir. Bunun misali ise Hz ibraliim'in 
Nemrud tarafmdan ate§e atildiktan sonra atesin onu yakmamasi ile kuslann 
diriltilmesi hususudur. Hz ibrahimin 9agirmasiyla olti ku§larm nasil dirilip 
kendisine geldigi Bakara suresi ayet 260 'da soyle ge9er: 



126 



127 



12S 
129 



Bu konuyla ilgili Al-i imran (3): 124 ve 125'in mealleri: 

"O zaman sen, milminlere sOyle diyordun: indirilen flg bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, 
sizin i<;in yeterli degilmidir? Evet, siz sabir gSsterir ve Allah'tan sakimrsaniz, onlar (diismanlariniz) 
hemen $u anda iizerinize gelseier, rabbiniz, nisanh be§ bin melekle sizi takviye eder." 

Enfal suresi ayet 9 ve 12'nin meali: 

"Hatirlaym ki, siz Rabbinizden yardim istiyordunuz. O da, ben pe?pese gelen bin melek ile size 
yardim edecegim, diyerek duanizi kabul buyurdu. (...) Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben 
sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kafirlerin yilregine korku salacagim; vurun 
boyunlarma! Vurun onlarm bttttln parmaklarma! diye vahyediyordu." 

bk. Tefstni'l-Kur'an, II, 51-8 ve IV, 8-16 

bk. Tefsiru'l-Kur'dn, VI, 1-147 



316 



" Ibrahim Rabbine: Ey Rabbim! OlUytl nasil dirilttigini bana gOster, demisti. Rabbi ona: 
Yoksa inanmadm mi? dedi. Ibrahim: Hayir! inandim, fakat kalbimin mutmain oimasi icin 
(gflrmek istedim), dedi. Bunun Uzerine All&h: Oyleyse dOrt tane ku? yakala, onlari yanina al, 
sonra (kesip parcala), her dagin basma onlardan bir parca koy. Sonra da onlari kendine cagir; 
kosorok sana gelirler. Bil ki Allah aztzdir, hakimdir, buyurdu." 



Ahmed Han bunu bilfiil vuku bulmus bir olay olarak kabul etmez ve "bu 
sadece bir riiyadan ibarettir" der. Bunun i?in de 259. ayetteki uyuma hadisesini rabt- 
1 ayat prensibiyle karine olarak ileri surer 130 . 

Mufessir Seyyid Ahmed Han tefsirinde riba, hacc, talak ve teaddud-i zevcat 
gibi fikhi konulara da deginir. O, toplumun selameti ve insanlar arasmdaki dostane 
iliskilerin bekasi i9in ribayi 50k tehlikeli bir ticari faaliyet olarak goriir. Ustteki 
paragraflarda ge?en konularda hadisleri ve muctehid kavillerini nazan itibara 
almayan Ahmed Han ribS konusunda her ikisinden de ahntilar yapar ve riba ile ilgili 
fikih kitaplannda tarti§ilan seklin di§ma pek ?ikmaz. Konunun fikhi yonuyle birlikte 
insani yonune de dikkat geken Ahmed Han baskasma bor9 verenlerin, degil faiz 
almak gerekirse ana parayi bile feda etmelerini sahklar. £unku bu, toplumdaki 
kayna§ma i9in kacinilmaz bir zorunluluktur 131 . 

Hacc §art ve rukunlarmin 90k a9ik bir sekilde Kur'an'dan 9iktigi iddiasiyla bu 
konuda hadislere yer verilmez. ^unku hadisler Kur'an'la ortaya konan hacca sadece 
bazi tali ekler getirmistir ki buna hacet yoktur. Haccm 9esitlerini (ifrad, temettu' ve 
kiran), sart ve riikunlarim 132 ve diger menasikini fikih kitaplannda ge9en isimleriyle 
adlandmr. Hacc ile ilgili bahsin sonuna ise "Haccin Hakikati" bashgiyla tamamen 
tarihi ve sosyal i9erikli bes sayfahk bir a9iklama ekler 133 . 

Seyyid Ahmed Han' in gerek tefsiri gerekse Kur'an ve tefsirle ilgili diger 
kitaplan dikkatlice incelendiginde onun biitiin gucunii yine kendi ifadesiyle "word 
of God" ile "work of God" (yani, Allah'm sozii ile Allah'm isi = tabiat) asla 
5elismezligi prensibine verdigi gozlenir 134 . Kur'an'da bulunan sebep sonu9 iliskisine 



130 
131 
132 

133 
134 



bk. Tefsiru'l-Kur'dn, I, 304-5 

bk. Tefsiru'l-Kur'dn, I, 308-21 

Haccm riikunlarini aciklamak icin atilan bajhga "Haccin Kur'an-i Kerim'deki rUkunlan" adi 
verilmi§ ve bOylece hadisler devre di§i birakilmistir (bk. Tefsiru'l-Kur'dn, I, 265) 

bk. Tefsiru'l-Kur'dn, I, 259-75 

Hali der ki: "Bazi kimseler demektedir ki: "Seyyid Ahmed Han Kur'an'in mefhumu ili ilgili bir 
seyler yazarken ne Allah'; ne de RasQlullah'i dUsttndtl." Bu bazi te'villeri i?in dogrudur, ancak 
tefsirin tamami i?in bSyle denilemez" (bk. $attari, Urdu terdcim, s. 420) 



317 



ters her sey bu prensibe gore yeniden yorumlanmis ve te'vil edilmistir l3S . itiraf 
etmek gerekir ki o bazi te'villerini o kadar iyi stislemistir ki okuyucuya ondan ba§ka 
bir se?enegi kabiillenmeyi adeta imkansiz kilmistir. Bu sebepledir ki tefsir 
devrindeki okumus. kesimi olduk9a etkilemistir. Yukandaki misallerden de 
goruldugii gibi bazi te'vil ve tefsirler ise zorlamadan oteye gitmemistir. Onun 
aciklayamadigi hususlan ise "riiyada olmustur" sozleriyle ge9istirmesi ikna edici 
gorunmemektedir. 

Onun secici davrandigi tefsirin gogu yerinde gozlenmektedir. Mesela en 90k 
kullandigi tefsirlerden olan Razi ve Beyzavi tefsirlerinde kendisini te'yid eden bir 
bilgi buldu mu onu almakta ve Uzerinde derin tahlillere ve tevcihlere gitmemekte 
aleyhte bir bilgi 9iktimi da onu bir yolla bertaraf etmektedir. Razi ve Beyzavi 
tefsirlerinde olan bilgilerin ya tamamen dogru ya da yanhs, kabul edilmesini 
gerektigi savunulamaz. Ne var ki ayni degerde olan bilgilerden -saglam bir usule 
dayanmaksizin- birini kabul edip digerini reddetmek de ilmi objektiflige sigmaz. 
Bu 9ifte standard tefsirde pek az kullanilan hadisler i9in de gozlenmektedir. 
Kelimeler de onun bu tavnndan nasibini alrmstir. Mesela "cihad" kelimesi Kur'ani 
bir kelimedir ve muslumanlann 90gunluk olarak yasadiklan b6lgelerde konu§ulan 
dillere "cihad" seklinde girmi§tir. Bu kelime Urducada da 90k yaygin olarak "cihad" 
olarak kullanilmistir ve kullamlmaktadir. Ama Ahmed Han bu kelimeyi 
kullanmaktan hassasiyetle uzak durmu§, onun yerine dogiis, kavga, arbede, 9atisma, 
sava§ ve harb manalanna gelen 136 "lerai ^jlj " kelimesini tercih etmistir. Urducanin 

en iyi kullamcilanndan biri oldugu halde bu kelimeyi "0 giinlerde farkli 9agn§imlar 
yapabilir endi§esiyle" kullanmamis olsa gerektir. 

Tefsirde bulunan diger bir kaynak Kitab-i Mukaddes'tir. Ahmed Han yillar 
siiren 9ah§masi sonucunda olu§an bilgisini tefsirinde de kullanmisfor. Kelimelerin 
istikaki ve kissalann mahiyeti i9in olduk9a fazla kullanilan Kitab-i Mukaddes'e 
onun olduk9a fazla itimat ettigi goriiluyor. 

Son olarak denebilir ki bu eser, bir butiinliik i9erisinde Kur'an'i yorumlayan ve 
onun kapah manalarim a9iga 9ikaran bir eser olmayip Kur'an'daki bazi ayetleri ya da 
ayet guruplanm yeni bir usul dairesinde tevil edip melhuz sonuca ulasdmaya 



135 



136 



imadu'l-Hasan Azad Farukl'ye g6re Seyyid Ahmed Han tefsirini yazma g^yesi iki ana 
noktada toplanir: islam? ger9ekleri akii ile a<;iklamak ve kainatta sadece fitrat kSnunlarmm 
cart oldugunu gflstermek (bk. "Sir Seyyid Ahmed Han aor MevlanS Azad bihaysiyeti 
milfessir", IAC, 10/2(1 978), 70-76 (69-80) 

bk. FTruzuddTn, Firuzu 'l-lugdt, Lahor ts., s. 1 153 (^iy maddesi) 



318 



£ah§ilan bir kitaptir. Bu melhuz sonu9 ta hi9bir §eyin "fitrat kanununa" ters 
olamayacagi on kabuludur. 



2. Abdullah Cekralevi (6. 1914) ve Burhanu'l-Furkan aid Salati'l- 
Kisr'dn'i 137 

Asil adi Gulam-i Nebi (Gulam Nebi) olan ve 1899 yilmda ismine "Abdullah"i 
ekleyen Cekralevi, 19. yy.'m ii9uncu ^eyreginde 138 Pencab eyaletinin Miyanvali 
bolgesinin "Cekrale" sehrinde dunyaya geldi. lime ve tasawufi hayata onem veren 
bir aile i?erisinde biiyiidu. Ilk egitimini aile 9evresinden ve mahalli medreselerden 
alarak yetisti. Sonra da Delhi'ye giderek Ehl-i Hadis ekoliiniin kurucusu Nezir 
Huseyin Dihlevi'den okudu. Buradaki egitiminden sonra Ehl-i Hadis mesrebine 
uygun olarak tedris ve te'lif hayatini surdurdu. Ehl-i Hadis ekolu geregi fikih 
mezheplerine karsi olan Cekralevi amcasi oglu ile yaptigi bir munazaranin ardindan 
Kur'an di§inda hi9bir vahiy bulunmadigi ve seriatte hadislerin onun yerine 
konulamayacagi sonucuna vardi. Bu tSrihten sonra hadislerle ameli bir tarafa 
biraktigi gibi hadislerin Islam'in kaynagi olma bakimindan itimada sayan 
olmadigim propagandaya ba§ladi. 

Kur'an'i one 9ikarma dii§iincesinden sonra yazip 1899 yilmda (Seyyid Ahmed 
Han'm tefsiri o tarihte yayinlanmi§ bulunuyordu) aym dii§iinceyi paylasan Deyra 
Ismail Han bolgesi emiri Nevvab Allah Dad Han'm yardimiyla bastirdigi tefsirinde 
hadis ve taklid'e karsi tavn 90k net olarak ortaya 9ikmaktadir. Daha sonra kendisine 
merkez olarak Lahor'u se9en Abdullah Cekralevi 1902 yilmda burada "Ehlii'z-Zikr 
ve'1-Kur'an" adim verdigi cemaati kurdu. Cemaate katilan Baba Muhammed 
Cetto 139 ve Muhkimu Din Kefes gibi bazi varhkli kimseler cemaatin kendisini 
tamtmasi ve nesriyat yapmasi i9in maddi kaynak saglami§lardir. Kendisini 



137 



138 



139 



ismi Ehl-i Kur'§n ekolOntin kurucusu olarak gecen Abdullah (^ekralevfnin hayati hakkinda 
detayh bilgi veren bir kaynaga rastianmami$tir. Qe5itli kitaplarda bulunan parca par9a 
bilgilerden onun hayatinm biltiin safhalarini aydmlatacak blitUnluk olujturmak ise mumktin 
gSriinmemektedir. Bu sebeple bu konuda en derli-toplu cah§ma hilviyeti tasiyan el- 
Kur'dniyyun ilk kaynak ittihaz edilip hayati diger kaynaklardaki bilgilerle desteklenecektir. 

el- Kur'aniyyfln kitabinda onun icin "19. yy.'m UcllncU geyreginin sonunda dogdu" denilse de 
bu bilgi onun hakkindaki baska bilgi ve tarihlerle ^elismektedir. Onun 1835, 1840'li yillarda 
dogmu§ olma ihtimali oldukca yQksektir. 

bk. el-Kur'dniyyun, s. 28. BugUn de Cetto ailesi Pakistan'in varhkli ailelerindendir. 



319 



"birilerini mtirid edinmeye 9ahsan biri" olarak gostermekten §iddetle ka9inan 140 
£ekralevi diistincelerini yaptigi konusmalar, munazaralar, yazdigi kitaplar ve 
"isa'atii'l-Kur'an" adiyla nesretmeye baskdigi dergide halka duyurmaya ?ali§ti. 
Lahora ilk geldiginde "Kur'an ve Buhari dismda mutemed kitap yoktur" diyen 
^ekralevi'nin Ahmeduddin Amritsari tarafindan ikna edildigi ve yukandaki 
fikrinden donerek tek mutemed kitabm Kur'an oldugunu ilan ettigi 
nakledilmektedir 141 . Seyyid Ahmed Han, £erag Ali, ve Muhsinu'l-Mulk'iin 
faaliyetleri sebebiyle ozellikle Ingiliz okullannda okuyan egitimli kesim arasinda 
ragbet goren diisunce Cekralevi tarafindan yeni bir semsiye altinda temsil edilmeye 
baslaymca bu gortistere bati tarzi egitim alan kesimden yeni bir tevecciih oldu 142 . 
Abdullah £ekralevi'nin ve ekol mensubu diger zevatm entellektiiel diizeyde 
yuruttugu 9ahsmalar sebebiyle harekete halk kesiminden fazla goneli§ olmadi. 

tki defa evlilik yapan Abdullah £ekralevi'nin dunyaya gelen iki oglan bir 
kizindan bir oglu ve kizi babalannm diisuncelerini benimsemis. ve yaymak i9in 90k 
9aba sarfetmi§lerdir. Egitimli ve kulturlu olan ikinci esi de onun diisuncelerine 
olduk9a destek vermistir. Abdullah £ekralevi 1914 yihnda Miyanvali'de vefat 
ederek oraya defhedilmistir. 

Cekralevi'nin kendisini iyi yetistirmis. bir ki§i oldugu soylenmektedir. Hadim 
Hiiseyin onun Arap9a ve Urducayi 90k iyi bilen ve kullanan bir ki§i oldugunu 
belirtmektedir. Kur'an ve tefsirle ilgili bir9ok eseri bulunan Abdullah QekralevT'nin 
kitaplannin hemen hepsi piyasada bulunmadigi gibi kutiiphanelerin de kayip 
listelerindedir. Bunda gelenegi temsil eden ekol mensuplannin ona ve hareketine 
asm kizgm olmasmm etkisini soylemeye hacet yoktur. Biz gerek o bolgede 
bulundugumuz uzun siire zarfmda gerekse daha sonraki ugrasilanmizda onun 
tefsirini elde edemedik. Ancak burada onun "konu tefsiri" nitelikli olan ve Londra 
SOAS kutuphanesinde bulabildigimiz kitabi "Burhanu'l-furkan ala salati'l-Kur'an" 
iizerinde inceleme yaparak tefsir metodunu ortaya 9ikarmaya 9ahsacagiz. 
Makalelerine ilaveten, 14 adet olan kitabmdan dogrudan Kur'an ve tefsirle ilgili 
olanlar §unlardir 143 : 



140 
141 
142 

143 



Bu konudaki ifMesi yukanda dipnotta gegmi§ti (bk. Burhdnu 'l-furkdn, Giri§-Nas!hat). 

bk. Beydnun li'n-nds, I, 6 

Hadim Htiseyin Abdullah (^ekralevi'nin ingiliz idSresiyle baglantilan oldugu hususunda da 
bazi iddialarda bulunmakta ve bazi deliller ileri stirmektedir. Bu iddia aslinda Ehl-i Kur'an' m 
diger butiin temsilcileri i?in yapilmi§tir (bk. el-Kur'dniyyun, s. 30-1). 

Kitaplan i?in bk. el-Kur'dniyyun, s. 28-9, 468 



320 



1. Tefsiru'l-Kur'dn bi dydti 'l-furkdn. Abdullah (^ekralevi'nin Ehl-i Kur'an 
olarak yazdigi ilk eser olan bu tefsir ilk cuzlerin tefsirini ihtiva etmekte olup 
tamamlanmadan tek cilt halinde 1899'da basilmi^tir 144 . 

2. Tercemetu 'l-Kur 'an bi dydti 'l-furkdn, 3 ciltlik Kur'an meali. Bu meal kendi 
dti§uncelerini aktarmasi bakimmdan 6nemli 9ah§malarindandir 145 . 

3. i$d 'atu 'l-Kur 'dnfi cevdbi i§d 'ati 's-siinne 

4. Saldti 'l-Kur 'an md alleme 'r-Rahmdn bi aydti 'l-furkdn 

5. Ruhu 'l-insdn kemd beyyenehii 'l-Kur 'an 

6. Reddu'n-neshi'l-me§hur ft keldmi'r-Rabbi'l-gafur. Kur'an' da neshin 
olmadigiyla 146 ilgili olan bu risale tefsiriyle birlikte ve miistakil olarak basilmi§tir 147 . 

Burhanu'l-furkan ala salati'l-Kur'an 

Bu kitap muhaliflerin 148 "islam'in 90k sayida meselesi kamil §ekliyle Kur'an'da 
mevcut degildir, hadislere kesinlikle ihtiya? vardir" soziine kar§i bir cevap olup 
"Kur'an muslumanlarm hayatlannda muhta? olduklan her turlu bilgi ve hiikmix 
ihtiva etmektedir hem de tafsilatiyla, i§te namaz misali" kar§i iddiasinda 
bulunmaktadir. ^ekralevi'ye g6re muhaliflerce ileri surttlen "Kur'an'in mucmel 
hadis kitaplannin mufassal oldugu" iddiasi dogru degildir ve bu iddia bizzat Kur'an 
ayetleriyle 9eli§mektedir. Zira yiice Allah §6yle buyuruyor: "...Aynca bu Kitabi 
(Kur'an) da sana herbir§ey i?in bir a9iklama , bir hidayet ve rahmet kaynagi ve 
miislumanlar i9in bir mujde olarak indirdik 149 . ... (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir 
soz degildir. Fakat o, kendinden oncekileri tasdik eden, her§eyi a9iklayan (bir 
kitaptir); iman eden toplum i9in bir rahmet ve hidayettir 150 ." 



144 



145 



146 



147 
148 



149 



150 



bk. Ahmed Han, Urdu teracim, s. 112; C. Nakvt, Urdu tefdsir, s. 52; el-Kur'dniyyim, s. 28; 
Muhtar-i Hak, "Kur'Sn-i mectd key Urdu teracim u tefasir", 433, 454 

Baskilan icin bk. Ahmed Han, Urdu teracim, s. 1 12-3; Saliha, Urdu teracim, s. 120; el- 
Kur'dniyyun, s. 28; Muhtar-i Hak, "Urdu teracim u tefSsir", 433 

Muslim'de gecen bir rivayete gore ^-^l SjJLaJfj £i$LaS\ ^Jc l^b- ayeti Qzerinde nesih 

isleminin cereyan edis tarzi ile ilgili sQylenenleri Abdullah Cekralevi'nin nasil degerlendirdigi 
hakkmda bk. Burhdnu 'l-furkdn, s. 1 12-3 

CekralevT, Burhdnu 'l-furkdn, s. dal (3) 

Cekralevi bu muhalifleri §unlar olarak vermektedir: "Abdullah GaznevT, Ebu Said Muhammed 
Hiiseyin, Abdulcebbar (Kalktlta'dan) ve Gulam Ahmed (Medrese-i Nu'maniye'den).". 
Bunlardan ilk ilcil Ehl-i Hadis, dardunctisii ise Diyobendi'dir. 

bk. Nahl (16): 89. Cekralevi'nin tercQmesi kendisinin gQrusunii tasdik etmeye daha yakm bir 
sekildedir. 

Yusuf(12): 111 



321 



"islam'in her meselesi Kur'an'da vardir" derken bir konuya agikhk getirmek 
liizumu oldugunu ifade eden Cekralevi, bugiin insanlann "bu islam' dandir" 
iddiasiyla inandiklan ve yasadiklan seylerin aslmda sonradan islam' a katihp 
Islain'danmis gibi gosterilen seyler oldugunu belirtir. Buhari, Muslim, Hidaye, 
§erh-i Vikaye, Kafi (Kuleyni'nin) gibi kitaplarda bulunan her seyin Kur'an'da 
tafsilatiyla bulunmasi da beklenemez. £iinku Allah, islam dininde gerekli ve 
munasip gordugu her seyi kendi kitabinda en giizel bir sekilde ortaya koymustur ki 
...(gkii (gi oioJl p^jt ayeti 151 bunun acik delilidir. Bir sey'e islam'dandir diyebilmek 

icin onun Kur'ani olmasi geregi vardir 132 . 

Qekralevi herkesin kendi mezhebine ya da keyfine gore namaz kilmasmi kiifr 
olarak kabul eder. Ona g6re soru "bizim kildigimiz namazi Kur'an'dan gSster" degil 
"bizim kildigimiz namaz Kur'an'a uygun mu?" olmalidir. Muhaliflerine seslenerek 
"sizler, u o$*k ^^oi^sji f$*jf 3 s$Laii ^u>i ud* fs&ow ^ yjted ayetinde 153 zikri 

gecenler gibi Allah'in kitabinda anlatilan namazi bozdunuz" der 154 . 

Kitabma bu sekilde giris yapan Cekralevi aslmda kitabim hangi usuller 
etrafinda olusturulan bilgileri ihtiva edeceginin de i§aretlerini vermis olmaktadir. 
Ona gore namazla ilgili hakkmda Kur'an'da acik bir ifade, emir ve tavsiye 
bulunmayan bir husus bin kiisur yildir miislumanlar tarafindan uygulana gelse de 
Islam! degildir. O toplam 408 sayfadan olusan bu kitabmi yazdigi vakit yazih ve 
sozlii bircok tenkit ve tehditle karsilasmistir. Ona tenkit yazanlardan bir tanesi de 
Senaullah Amritsari olup kitabimn adi "Delilu'l-Furkan"dir 155 . 

Abdullah Cekralevi, Burhdnu 'l-furkdn'' da. §ahit olarak getirdigi ayetlerin 
meallerini baska terciimelerden vermek yerine kendisi terctime etmistir. Boyle 
olunca da terciimede 90k fazla tasarrufta bulunmustur. Cogu kere ayeti tefsiri bir 
sekilde terciime ederek diisuncesine yakin manayi cikarmistir. Kitabimn basmda 
terciimenin ozelliklerinden bahsederken ayet terciimelerinin hadis, kissa ve sebeb-i 
nuzullara dayandinlmasmi yanhs buldugunu ifade eder 156 . 



151 
152 
153 
154 
155 
156 



Maide (5): 3 

Burhdmt'l-furkdn, s. 1-3 (flzetle) 

Meryem(19):59 

bk. Burhdnu 'l-furkdn, s. 4 

Nedvi, Abdulmiibin, Senaullah Amritsari, s.60 

bk. Burhdnu 'l-furkdn, s. cim-dal (s-g) 



322 



Cekralevi, Burhdnu'l-furkdri 'da iki ana bashk altinda tic temel konuyu 
incelemistir. tlk konu "sirf Kur'ani namazin farz oldugu ve digerlerinin ktifur ve §irk 
oldugu" hakkmdadir. ikinci konu "namaz nicin farz kihnmisUr ve kihnmasindaki 
maksat nedir" bashgini tasimaktadir. Son olarak da "Kur'aria dayah namazin adab 
ve erkaninin ne oldugu"na yer verilmistir. Teorik bilgilerin agirhkh olarak islendigi 
birinci bolum onun sadece namaz degil diger biitiin konulardaki bakis acisim ortaya 
koymaktadir. Mesela burada "dinin her i§i Allah'm indirdigine (<&( J$\ U) uygun 

olmahdir" diyerek ilk once <&! jjii U' in ne oldugu tarti§masim acar. Burada ehl-i 

hadis tabirine farkli bir mana yukleyerek hem Hz. Peygamber'in (s.a.) kar§ismda 
olanlan (mii§rikler) hem de Firavun'u ehl-i hadis olarak tanitir. Ona g6re ehl-i 
hadis, Allah'm htikmu karsisma eski peygamberlerin (ona nisbeti dogru ya da yanh§ 
olsun) sozlerini fikaran kimselerin tamamidir, bunun Hz. Peygamber'den sonra ya 
da once olmasi arasinda hi?bir fark yoktur. Nitekim Firavun'un ehlinden bir adamm 
soyledikleri Firavun'un da bu manada ehl-i hadis oldugunu gosterir. Ayet soyle: 

"Firavun'un ailesinden olup, imanini gizleyen bir mlimin adam §5yle dedi: (...) Andolsun ki, 
(musS'dan) Once Yusuf da size a$ik deliller getirmi§ti ve onun size getirdigi seyler hakkinda 
stlphe edip durmujtunuz. NMyet o vefat edince "All§h ondan sonra peygamber gOndermez" 
dediniz. i§te Allah o a§in giden §llphecileri b6yle saptirir." 157 

Qekralevi bu ayeti terciime ettikten sonra soyle der: "Firavun kendisini Hz. 
Yusuf un tdbilerinden saymakta ve zamamnda revagta olup ta Yusuf peygambere 
nisbet edilen sozleri (ehddls) kullanarak Yusuf un (a.s.) son peygamber oldugunu 
iddia edip Hz. Musd'ya "sen kdfirlerdensin" demektedir. Iste Alldh'in kitabi 
karsisinda [Hz. Musa'mn naklettikleri] hadis ileri siirmek [Hz. Yusuf a nisbet 
edilen sozler] Firavun ve benzerlerinin sunnetidir. " ,58 

Goruldugti gibi (^ekralevi cok acik olarak ayetin manasim saptirmakta ve 
Firavun'un ailesinden "mu'min" birinin iyi bir mana ile soyledigi sozu Firavun 
soyluyormus. gibi nakletmekte ve igneleyici sOzlerle muhaliflerine saldirmaktadir. 
Bu konudaki diger ilgin? bir yorum Bakara suresinin mealleri a§agida verilen 101 ve 
102. ayetleriyle ilgilidir. 



157 



1SS 



MQ'min (40): 28, 34. Qekralevi kijinin sQzUniln ba$ladigi 28. ayetin ba§mi almi§ sonra da 
ayet 34'e gegmijtir. 

bk. Burhanu'l-furkdn, s. 17-8 



323 



"Allah tarafindan kendilerine, yanlannda bulunani tasdik edici bir el?i (Kur'§n) 1S9 gelince ehl- 
i kitaptan bir gurup, sanki All&h'm kitabini bilmiyormu§ gibi onu arkalanna atip terkettiler 
(101.) ve SUleym&n'in htlkumranligi hakkmda seytanlann (pirler ve hocalann) uydurup 
sQylediklerine tSbi oldular (Allah'in kitabi di§mda Suleyman'a (a.s.) nisbet edilen sOzleri eger 
o sOylemis olsaydi kafir olurdu). Halbuki SUleyman bllyU yapip k&fir olmadi. LSkin seytSnlar 
(pirler ve hocalar) kafir oldular (gunkU Allah'in kitabi di§mda kendilerinde muhafaza ettikleri 
sOzleri StlleymSn'a (as) nisbet ettiler)..." 



Bu ayetin hem tercumesinde hem de araya sokusturulan aciklamalarda onemli 
yanhshklar vardir. ilk olarak, j^ kelimesini "Kur'an" olarak terciime etmesinin 

yanhs oldugunu belirtmemiz gerekir. Bu ayette ge?en j^-»j kelimesi hicbir mutemed 

tefsirde 161 bu manada ahnmamisken £ekralevi kitabmin bir?ok yerinde bu kelimeyi 
"Kur'an" diye terciime etmistir. Seytanlann Hz. Suleyman'in mulkii hakkmda 
soylediklerini Allah'in kitabi disinda olup hadis nevinden olan seyler olarak 
degerlendirmekte ve parantez icerisinde de bu seytanlann pirler, yani tasawuf 
erbabi, ve hocalar (molvi= mevlevi= &$!$*), yani ilim erbabi oldugunu ifade 

etmektedir ki 90k tehlikeli bir benzetmedir. Bu ikinci kelime £ekralevi'nin 
inceledigimiz kitabinm uzerinde kendi ismi oniinde de bulunmakla birlikte zaman 
zaman birileri icin "hoca taslagi" demek i9in de kullamhr ki £ekralevi burada molvi 
kelimesini alay i?in kullanmisa benziyor. Son olarak kiifre diisenlerin seytanlar 
(pirler ve hocalar) oldugunu ifade ederken sihirle ilgili eskilerden gelen bilgileri 
Kur'an'm disindaki hadis turii bilgiler olarak yorumlamasi ilim ciddiyetine 
yakismamaktadir. Ileride bu ayeti temel alarak sarfettigi sozlerde sihir vb. bilgileri 
nakledenlerin (seytanlar) ehl-i hadis oldugunu soyliiyor. 162 

Kur'an'daki "Rasulullah'a (s.a.) itaat edilmesiyle ilgili ayetleri uzerinde 90k 
dusiinulmesi gereken ayetler olarak yorumlayan Abdullah Qekralevi Hz. 
Muhammed'in (s.a.) peygamberligini kabullendigini ifade etmekle birlikte burada 
kendisine uyulmasi istenen Muhammed'in Kur'an' la ayni olan Muhammed 
oldugunu iddia eder. Ona gore Kur'an' la Hz. Muhammed (s.a.) birbirinden ayn 
seyler degildir ve ona itaat emredildigi zaman maksat agzindan Kur'an 9ikan 
Muhammed' dir. Bunun da en a9ik delili Kur'an'da ge9en j^-j kelimelerinin 9ogu 



159 

160 
161 
162 



CekralevT Kur'an'da ge?en Jj-jj kelimelerine ?ogunlukla "Kur'an" manasi vermektedir (bk. 

Burhdnu 'l-furkdn, s. 22). 

bk. Burhdnu 'l-furkdn, s. 14-5 

Mesela bk. Beyzavi, Nesefi, Hazin, ibn Kestr vd. 

bk. Burhdnu 'l-furkdn, s. 15 



324 



yerde Kur'an manasinda kuilamlmasidir 163 . O [o$*o«j ^i 3] <Us (jJ^j y 3 -Uj-j 3 4»i (3*o»i 

(j^T jjjji 1^1 (j ayetini 164 aynen soyle terciime eder: "Ey iman edenler! Alldh'in 

hukmune inamn, yani onun gonderdigi Kur'dn-i mecid uzere devam edin, ve ondan 
yiiz gevirmeyiri" . Terctimeden soma yaptigi a9imlamada ayetteki 4J3-.J kelimesiyle 

119 bakimdan Hz. Muhammed'in (s.a.) kasdedilmedigini iddia eder. Birincisi: O da 
muminlerden biri iken ondan nasil kendi kendisine (ya da baska bir rasiile) itaat 
etmesi istenir? Daha sonra Kur'an'da ge?en i^T ^jji t&f b ifadelerinin Hz. 

Peygamber'i de nasil iQine aldigini isbat etmek i?in cok sayida ayet nakleder. 
Ikincisi: -Uc I3J5J v 5 'deki zamir mufreddir ve eger Allah ve Hz. Muhammed'e ayn 

ayn itaat emredilseydi zamir u^Lc olurdu. Burada itaati emredilen Allah ve onun 
kitabi oldugu ipin miifred kullanilmistir, gwk.il her ikisi de ayni seydir. 4)3,-, 3 'deki 
3 ise vdv-i atf-i tefsiridir ve Allah'a itaatin ashnda neye itaat oldugunu gosteriyor. 
tf5un9iisii de sudur ki, eger 3 atif olarak dxi§unulurse burada hukmune itaat edilecek 
ikinci bir zSt ?ikar ki bu Kur'an'm 4> vi <&** o' 16S ve u>f <u&- J> a/*, y 5 m 
ayetleriyle 9elismektedir, halbuki Kur'an'da celiski yoktur 167 . 

Enfal siiresindeki ayeti terciime eden Qekralevi'nin ayeti nasil kendi istegi 
dogrultusunda yorumladigi ilave ettigi "hukum" ve "inanmak" kelimelerinden 
anlasihyor. Belki bazi zorlamalarla itaat kelimesi inanmak manasina alinirsa da 
ayetin zahirinden hiikum kelimesi 9ikmamaktadir. Allah'in kelimeleri sinirsizdir, 
eger Kur'drii kasdetseydi M9 bir zorluk olmadan "Kur'an, kitab, furkan" gibi 
kelimelerden birini kullamrdi. Qunkii Kur'an kolaydir ve Allah, kullan zorluk 
9eksinler istemez. Diger bir husus kitabina ayetin son iki kelimesini almamasidir. 
Zannimizca o$*«-* <*& 3 ifadesi -Ce I3J3J y 3 le birlikte "bir insan birseyler soylerken 

birilerinin onu dinlemesini" resmediyor. Bu konusan Rasulullah (s.a.) ise onun 
soyledigi seyin Kur'an veya kendi gorusleri olmasi bu ayetteki genel yapiyi haleldar 
etmez. Qekralevi sebebi nedir bilinmez degerlendirmesine kilit rolu tistlenebilecek 



163 

164 
165 
166 



bk. Burhdnu'l-furkdn, s. 20-1. O jji ve j3<J! kelimelerini de Kur'an'm tamammda Kur'an 

manasina hamlediyor (bk. Burhanu 'l-furkdn, s. 25-9) 

Enffll (8): 20 

En'am (6): 57 ve Yusuf (12): 40 

Kehf(18):26 



325 



bu ifadeyi almamistir. iste bu konudaki g6riislerini a9iklayan ^ekralevi'nin 90k 
fazla zorlama yaptigimn kendisi tarafindan da farkedildigi kullandigi ifadelerden 
rahatlikla anlasdmaktadir. Ama ne yazik ki prensiplerinden taviz vermeye 
yanasmamaktadir. 

AbdullSh £ekralevi namaz vakitleri i?in hasseten asagidaki iki ayeti temel alir 
ki esasinda bunlann her ikisinde de bes vakit namaz net olarak ifade edilez. 
Bunlardan ilki Hud suresindeki (ayetl 14) jji j*UJj 3 ji^ift ^jh s$JLaJf <$ 5 ayeti olup 

ikincisi isra suresinin (ayet 78) \*&u qV j*a\ Jf^ o! /*& oV 3 Ji" 3~* ^ o-*^" ty^ 

o^UaJi ^1? 9 ayetidir. O bu ayetlerdeki j-ji & uij 5 ji^jf ^j^ ve jseaJf oL 5 3 J*" J- 6 ls" 

^-o^ii iJjjjj ifadelerinindeki lafizlan tek tek inceleyerek bunlan be§ vakit namaz i9in 

kafi delil olarak goriiyor 168 . iliride de "Hulasa-i Bahs" bashgi altinda yaptigi 
a9iklamalann lsiginda bes vakit namazm kesin simrlanm tayin ediyor 169 . Baska 
mufessirlerden de benzer gortisu ifade edenler olmussa da hi9 birisi kesin ifMe 
kullanmamistir. Bu iki ayetle ilgili dort sayfahk a9iklamasim okudugumuz 
(^ekralevi'nin hatasi fiili ve kavli siinnetle ortaya konan ve asirlar boyunca ya§anan 
bes vakit namaz olgusunu pesinen kabul edip bunlan Kur'an'dan bulmaya 
9abalamasidir. Halbuki o hi9bir surette bunlari nazar-i dikkate almayacagini ifade 
etmisti. Qiinkii yukardaki ayetlerden zorlama ile bes vakit namaz 9ikanlsa bile 
bunlar pekala gundiizun ilk dilimine ya da aksamin ge9 vaktine toplanabilir. Yani 
giin dogmadan onceki namazla birlikte olan diger iki aydinlik namazi gtine§ tepeye 
dikilmeden kihnabilir, ayette buna bir mani yoktur. JJ! j«* ^1 ifadesi ise sabit bir 

yere isaret olmayip bir zamandan baslayip gelen zaman diliminin sonunu gosteriyor. 
Bu zaman dilimi i9erisindeki herhangi bir vakit bu namazlar i9in kullanilabilir. 
Halbuki (^ekralevi sabah, ogle, ikindi, aksam ve yatsi namazlanmn isimlerini tek tek 

170 

aniyor . 

Kur'an'da ezan ve miiezzinle ilgili bir bilgi ve isaret olmamasmdan hareket 
eden (^ekralevi, Kur'an'da olmayan bir isin yapilmasi kiifrii gerektirdiginden namaz 
19m ezan kiifurdtir der. Hz. Peygamber'in (s.a.) ezan okunmasim ogutlemedigini de 



167 

168 
169 
170 



bk. Burhdnu'l-furkdn, s. 29-35 
bk. Burhdnu'l-furkdn, s. 91-5, 99-101 
bk. Burhdnu'l-furkdn, s. 107-9 
bk. Burhdnu 'l-furkdn, s. 93 



326 



iddia eden mufessirimiz bunun da diger iftiralar gibi bir iftira oldugunu soyler 171 . 
Mii'minlerin cuma gunii namaza cagnlmalanndan bahseden Cuma suresi ayet 9 
hakkmda soyle der: 

"Bu ayette gecen S^JLaU ^ajj ifadesini bugtln okunan ezan i?in almak kelam-i il&ht'de tahrif 
yapmak demektir. CUnktl bunun bOyle olduguna dair ne bu Syette ne de ba§ka Syetlerde bir 
karine vardir. Aksine bunun nid3-i Rabbanf- ki ^-oiJI iJjJjJ dir- ile baglantisi oldugu 
hususunda pekcok kartne vardir..." 

Namaza caginlmayla alakah olan ikinci ayet Maide 58'dir. Metni 05&1 * pjl 

^ib c«i UJ 5 f 5 j& i&jjtftf! o$juh ^1 (viiU »ii 3 olan ayet Abdullah ^ekxalevi tarafmdan 

soyle terciime edilmistir: "Ve ey mu'minler! Siz ehl-i kitdb'i Kur'dni namazin 
tarafina ydnlendirmeye gali§tiginizda onlar buna giililp oyun qikarmaya (dalgaya 
almaya) gah§tilar. Bu onlarin Allah' in kitdbim anlamamalarindan 
kaynaklanmaktadir. " Tercumeden sonra ayeti aciklamaya gecer mufessir, bu ayetle 
de sonradan uydurulan ezanin kasdedilmedigini iddia eder. Ayetteki nida kelimesi 
ytiksek bir sese isaret etse de bu yuksek sesle "ho, ho" demek olmayip aksine 
sukunetle soz soylemek icin kullamhr. Kur'an'da bu soz defalarca bu manada 
gelmistir 172 . Sonra Qekralevi bu ayetleri diledigi gibi yorumlar. 

Goruldugii gibi yukandaki her iki ayet ashnda namaza caginlmayla ilgili acik 
ifadeleri iceriyor. Bunun ezan oldugu ayette acikca belirtilmese de Cekralevi'nin 
dedigi "bu nidd-i Rabbani- ki ^a^i\ %JjJ dir-" burada kotii bir te'vil olarak 

sintmaktadir. Ama fiili ve kavli hadislerle yiizyillardan beri suregelen tatbikatlar 
reddedilir ve te'vile sinirsiz bir saha verilirse ortaya bundan daha farkli bir manzara 
cikmasi kacmilmazdir. 

Ehl-i Kur'an ekoliinun kurucusu Abdullah Cekralevi'nin ayetleri nasil 
yorumladigina dair yukarida getirilen misaller bize yeterli lsik tuttugu 
kanaatindeyiz. Bu sebeple bazi diger konulardaki goraslerine de kisa kisa deginilip 
baska bir tefsire gecilecektir. 

Ona gore Kur'an'da tilavet secdesini amir bir hiikum olmadigi icin tilavet 
secdesi k6tii bir bid'attir 173 . Bes vakit namazin ikiser, tic ve dorder rekattan 
olustuguyla ilgili olarak sahid tuttugu ayet 50k dikkate degerdir. Ona gore Fatir 



171 bk. Burhanu'l-furkan, s. 132, 134 



172 



Her iki ayetle ilgili a^iklamalan i?in bk. Burhanu'l-furkan, s. 134-5 



173 bk. Burhdnu 'l-furk&n, s. 204-8 



327 



suresinin ilk ayeti olan ^u, 3 £J$ 3 ^ia ist^f jy iu, acjujf jci»- j»,yi 3 o»3*»jf jA»H <& 

jwi^i 'da namazin rekatlannm sayisi i?in a9ik delil vardir. £ekralevi bu ayeti 

basindan beri kendisine g6re yorumladiktan sonra sira ayetteki few*! kelimesine 

gelince bunun bazi ahmaklann iddia ettigi gibi "kanatlar" manasina ahnamayacagmi 
kesinlikle iddia eder. Ona gore bu kelime rekat manasindadir ve ikiser, ti9er ve 
dorder (£b, $£*£$ ,j£a) kelimeleri de bu rekatlann sayisimna isaret eder 174 . £ekralevi 

bu te'vil'i rek'at kelimesi Kur'an'da olmadigi ve muhaiifleri de onu bu hususta 
sikistirdigi i?in yapmak zorunda kalmistir 175 . Bayram namazlanni kilmak Kur'an'in 
emridir, hutbe de okunmahdir. Bu namazlann vakti ise gun dogumuyla baslar ve 
gun batimiyla son bulur 176 . Kur'an'daki surelerin basmdaki besmeleler Kur'aridandir 
ve o surenin bir ayetidir 177 . Cenaze namazi diye birsey yoktur, Kur'an mevtaya 
sadece dua edilmesini emretmektedir. Zaten kihnagelen seye de, rtiku ve secdesi 
olmadigi icin, namaz demek mumkun degildir 178 . Namazin mukarrer vakti disinda 
kihnmasina ya da cem edilmesine kati surette icazet yoktur. Miisluman -vakti i9inde 
olmak sartiyla- ayakta, oturarak, yatarak, i§aretle, yani, kendesinin (mesru o^uler 
dahilinde) §artlanna hangisi uyuyorsa o surette namazim kilmasi gerekir 179 . Sehiv 
secdesinin Kur'an'da yeri olmadigindan bir kisi onunbir riiknunu unutursa hatirladigi 
yerde tekrar eder 180 . 

Abdullah £ekralevi son olarak anekdotlar seklinde verdigimiz meseleleri her 
defasinda Kur'ani bir temele oturtmaya cah§ir. Sozii uzatmamak i9in bu ayetler 
nakledilmemistir. £ekralevi'nin Kur'an'i nasil tefsir ettigine dair ornekler verirken 
yer yer tenkitlerde bulunup sahsi kanaatimizi belirttigimiz i9in burada ayri bir 
degerlendirmeye gidilmeyecektir. Ancak su kadanm soylemek zaruri goriinmektedir 
ki, bu ekoliin fikir babasi olan Seyyid Ahmed Han da asm te'villere gittigi halde 
degerlendirme ve tenkitlerinde ilmi seviyeyi dusiirmemeye 9ahsmistir. Ustelik onun 
getirdigi deliller ve ornekler 90gu kere ikna edici seviyedeyken (^ekralevi agiz 
kavgasi olarak surdurdugii degerlendirmelerinde ileri surdiigii ornekler iddia ettigi 



174 
175 
176 
177 
178 
179 
180 



bk. Burhanu 'I-furkdn, s. 346-7 
bk. Burhanu 'l-furkdn, s. 3 1 1-3 
bk. Burhanu 'l-furkdn, s. 380-3 
bk. Burhanu 'l-furkdn, s. 387 
bk. Burhanu 'l-furkdn, s. 402 
bk. Burhanu 'l-furkdn, s. 407 
bk. Burhanu 'l-furkdn, s. 408 



328 



seyi isbattan 90k uzak kalmaktadir. Ayetlerin terciimesindeki tahrife ka?an asm 
tasarrufti da ayn bir kusurudur. Cekralevi'nin gerek bu kitaptaki gerekse diger 
kitaplanndaki bir9ok g6rusu kendisi daha hayattayken tenkit almis ve Ehl-i Hadis 
mensuplannm basim 9ektigi genis bir gurup alim onun kufriine fetva vermistir 181 . 

Cekralevi yer yer tefsir ve Arap dili kaynaklanm kullanmakla birlikte 
problemleri daha 90k kendi mentalitesine gore gelistirdigi Kur'an'i anlama ve tefsir 
etme yontemi yardimiyla 96'zmektedir. 



3. Ahmediiddin Amritsari (o. 1335/1936) ve Beyanun ii'n-nash 

Ehl-i Kur'an ekoluniin ilmi yonden verimli ve onde gelen sahsiyetlerinden biri 
de Hoca Ahmeduddin Amritsari'dir. Hoca Ahmediiddin 1861 yihnda Amritsar 
sehrinde diinyaya geldi. Kur'an ogrenimi ve bazi alet ilimlerinden sonra misyoner 
okuluna gitti ve orada Kitab-i Mukaddes ve devrinin modern ilimlerini okudu. Bu 
okulun akabinde Amritsar' daki islami egitim veren liseye kaydolarak buradan 
diploma aldi. Duzenli ogrenim hayatini bu sekilde noktalayan Amritsari okuma ve 
ogrenmeye olan duskunliigu sebebiyle kendisini yetistirmeyi surdurdu. Babasimn 
dostu olup dogdugunda ismini koyan miifessir Gulam Ali Kusuri'nin 182 
Ahmeduddin' in yetismesinde ve 9ahsmasim daha 90k Kur'an uzerine 
yonlendirmesinde buyiik rolii oldugu ifade edilmektedir. Gen9liginin ilk yillannda 
hadisle amelin geregine inanan Amritsari, Kusuri'nin etkisiyle bu diisuncesinden 
tamamen uzaklasti 183 . ilimdeki mertebesi sebebiyle bolgede sohret yapti ve 
Amritsar'daki bir medreseye hoca olarak kabul edildi. Bu medresede 1917'e kadar 
stiren hocahgmdan resmen emeklilige ayrihnca yine Amritsar'da bulunan bir kiz 
okulunda 1930 yihna kadar hocahk yapti 184 . 

Her iki yerdeki hocahk yillannda Kur'an iizerinde 9ahsmalarda bulundu ve 
Kur'an tefsiri dersleri verdi. Diisiincelerini yaymak ve aleyhinde soylenenlere cevap 
vermek i9in "Ziyau'l-islam" admda bir dergi 9ikardi. Bu dergide Senaullah 
Amritsari'nin itirazlarina verilen cevaplar Qnemli bir yer tutmaktadir 185 . Onun 1926 



181 
182 
183 

184 
185 



Fetva konusu i?in bk. el-Kur 'dniyyun, s. 32 

Yukarida Ehl-i Kur'an ekolU tanitiiirken bu zattan s8zedilmi5ti. 

Beyanun li 'n-nds, I, Tearttf, 6 

bk. el-Kur 'dniyyun, s. 33-4 

bk. Beyanun li 'n-nds, I, Mukaddime, 7 



329 



yihnda kurdugu "Ummet-i Mtislime- ieX«* a*? "adh cemiyete 186 kultiirlu ve varlikh 

kesimden biiyiik katihmlar oldu. Burada "Belag" ve "Beyan" isminde iki dergi daha 
9ikardilar. Amritsar'da faaliyetlerine devam eden Ahmeduddin geride bes. 90cuk 
birakarak 1936 yihnda 75 yasmda vefat etti 187 . 

Ahmeduddin Amritsari'nin ilme olan meraki onu, icerisinde mahalli dillerin 
de bulundugu dokuz adet dili ogrenmeye ve kendisini iktisad, tarih, cografya, 
matematik, astronomi, mantik ve botanik gibi bran§larda yetistirmeye sevketti 188 . 
Onun yetismishgi ve ilmi bakimdan kendine giiveni devrinde yasayan 6nemli 
§ahsiyetlerle sik sik gortismesine ve onlarla g6ru§ ah§-veri§inde bulunmasina iyi bir 
zemin hazirlami§tir. Bu ctimleden olarak, Muhammed ikbal'le (1877-1938) 
miiteaddit defalar gorustniis, ve fikir ahsveri§inde bulunmushir. O vakitler tkbal'in 
Ehl-i Kur'an' in agina du§tugu yoniinde soylentiler 5ikmi§ ve o gunlerde yazdigi 
§iirlerinde Kur'an'a vurgu yapmasi buna delil g6sterilmi§tir 189 . Daha 50k fikri 
temeller tizerine oturan Ehl-i Kur'an hareketinin ikbal'i de etkilemi§ olabilecegi 
Gulam Ahmed Perviz'in sonraki yillarda ikbal tizerinde 90k durmasindan da 
anlaiilmaktadir 190 . Onun fiilen bu ekole mensubiyeti ileri suralemese de bazi 
dii§uncelerinin bu ekolle paralellik arzettigi bugun artik kabul edilmektedir 191 . 

Ahmeduddin Amritsari'nin sik sik gorustiigu bir ba§ka ki§i de Abdullah 
£ekralevi'dir. Amritsari yaz tatillerinin bir kismim ^ekralevi ile ge9iriyor ve 
kar§ihkh fikir ali§veri§inde bulunuyorlardi. G6ru§lerinin biiyiik ol9iide benzerlik 
arzettigi, ancak bazi ciiz'i konularda ihtilaf ettikleri ifade edilmektedir 192 . Hadim 
Hiiseyin, Amritsari'nin Gulam Ahmed Kadiyani ile de goriistiigiinii ve bazi 
konularda tartistiklarmi, fakat aralannda hi9 bir zaman ileri diizeyde bir uyumsuzluk 
gozlenmedigini ifade etmektedir 193 . Amritsari, kendisine ve kendisi gibi goru§lerini 
a9iklayan ba§kalanna cephe alan kimselere kar§i "toplumda herkesin kendi 



186 
187 
188 
189 
190 

191 

192 
193 



Bu cemiyet bugun Ahmediiddin'in torunu Prof. Sahiyye Sehaullah'in idaresi altmdadir. 

Hayati igin bk. el-Kur'dniyyun, s. 33-9; Beydnun li'n-nas, I, Teariif, 6-8 

bk. el-Kur'aniyyun, s. 34 

bk. el-Kur'dniyyun, s. 36 

Perviz'in ^lkarttigi derginin ve olu§turdugu milessesenin adi olan "Tulu'-u isla^n" kelimesi 
tkbal'in bir §iirinden ahnmijtir. "tkbal aor Kur'an" adh iki ciltlik kitabi da yine Perviz'in 
IkbaTe olan ilgisinin acik delilidir. Bu kitaptan ileride sozedilecektir. 

ikbal hadisler hakkinda Ehl-i Kur'Sn ile benze?en g6rii§ler ta§imaktadir (bk. Daudi, Hadis 
Qah$malari, s. 282-4 

el-Kur'dniyyun, s. 35 

el-Kur'dniyyun, s. 37 



330 



goriisiinu agiklama hurriyeti bulundugunu ve bunu yasaklamanin haram oldugunu" 
ifade eder. Ona gore, yeni yeni ve muhtelif (aykin) goriisler ortaya atmak ilmin 
gelismesine sebep olur ve yeni arastirmalann onunxi a9ar. Bunun tarihte pek 90k 
ornekleri vardir. Eger ortaya bir sey konulurken bir hata yapilmissa failin niyyeti iyi 
oldugu takdirde bunun bir mesuliyeti olmaz 194 . 

Tedrisle birlikte te'lif hayatim da siirdiiren mufessir Ahmeduddin Amritsari 
btitiinu Kur'an'a dayanan bir 90k eser yazmistir. Asagida tamtimi yapilmaya 
9ahsilacak olan tefsiri dismdaki eserlerinden onemlileri sunlardir: 

1. Mu 'cize-i Kur'dn der beydn-i mirds-i muselmdndn, Labor 

2. Asl-i mutd ' 

3. Reyhdnu'l-Kur'dn 

4. Kur'dn-i mecid u Rasul-i hamid 

5. Hayr-i kesir der isbdt-i vucub-i Rabbi kadfr m 

BeySnum ii'n-Nas 

Kur'an'm tamaminin 196 tefsirini ihtiva eden Beydnun H'n-Nds ilk olarak 1905 
yilmda 7 cilt halinde Amritsar'da basilmi§tir. Bu ekoliin du§toce ve hareketlerine 
olan toplumsal muhalefet sebebiyle tefsir 1935 yilinda ikinci defa basildiktan sonra 
1990 yilma kadar yeniden basilamami§tir t97 . Mtiellifm torunu tarafmdan 1990 
yilinda yeniden diizenlenip basilmaya ba§layan tefsirin 1996 yilma kadar ancak ilk 
U9 cildi piyasaya surulebilmi§tir. Tefsirin ilk baskilan piyasada olmadigi i9in tanitim 
yeni basilan bu ilk u.9 cilt uzerinden yapilacaktir. 

Tefsir Prof. Gulam Mustafa Tebessiim tarafmdan yazilan sekiz sayfahk bir 
tanitim, mtiellifm kaleminden 9ikan 88 sayfahk bir temhid ve 14 sayfahk bir 
mukaddimeden sonra baslamaktadir. Gulam Mustafa tanitim yazisinda bu tefsiri, 
Cerag Ali, Seyyid Ahmed Han ve Kusuri'den sonra Kur'an'i halkla tanistiran ve 
biiyiik bir cesaretle yazilmis ilk tefsir olarak takdim eder. Mezkur tanitim yazisinda 
Beydnun li'n-nds'la ilgili ortaya konulan 10 temel husiisiyeti burada ozetlemek 



194 
195 



196 



197 



bk. Beydnun li 'n-nds, I, Temhid, 7 

Bu eserlerin ?ogunun baski yeri ve tarihi hakkmda bir bilgi bulunmamaktadir (bk. el- 
Kur'dniyyitn, s. 38-9) 

el-Kur'dniyytin'da Kur'an'm ba?indan Kasas suresinin 70. ayetine kadarki 20 cliziin tefsirini 
ihtiva ettigi belirtilmektedir ki bu yanhstir. Ziten ilk U9 cilt ilk 14 ctlzun tefsirini ihtiva 
etmektedir ki geriye kalan 4 ciltte 16 cilz'tln tefsirinin bulunmasi normaldir. 

Tefsirin baskilan icin bk. Han, Urdu terdcim, s. 4 1 ; Nakvi, Urdu tefdsir, s. 34; Muhtar-i Hak, 
"Urdu terScim u tefasir", 421 



331 



yerinde olacaktir. Bu yaziya gore, herseyden once Amritsari Kur'an'i Kur'an'la 
anlamaya 9ahsmi§, "Zeyd nasil anladi, Bekir ne dedi"ye bakmami§tir. O, Arap 
dilinin gerekleri ve fitratm yaptiklan (fitrat kanunu) dismda hi9bir seyden istishad 
etmemistir 198 . Tefsiri yazarken "benim g6ru§lerim nasil algilanir ki? " diye hi? 
dtistinmemistir. Uluhiyet ve risaletin smirlanni 90k a?ik olarak ortaya koymu§, 
tevhid akidesini tasawuf ve tarikatin yanhs. ve anlasUmaz yorumlanndan kurtanp 
anlasdir bir zemine oturtmusUir. Kur'an'daki sure, ruku' ve ayetler arasindaki rabt ve 
tenasiibu giizel bir iislupla ortaya koymu§tur. O kendisinden onceki bazi yiiksek 
havsalah kimseler gibi mezheplerin sinirlamalarindan uzakta Kur'an'in muhatabi 
olarak biitiin insanhgi gormiistiir 199 . 

Amritsari Kur'an'i nasil anlamak ve tefsir etmek gerektigi hususundaki 
goriisterini tefsirinin basmdaki "temhid" ve "mukaddime"de ortaya koymu§tur. O 
buralarda sadece tefsir gorusunii ortaya koymakla kalmami§ aym zamanda agirhkii 
olarak hayat felsefesinden bahsetmi§tir. Asil dindarhgin ne oldugu, Kur'an'la 
birlikte sahife-i fitrat olan kainatin da okunmasi gerektigi, insan fitratinin iyilik ve 
kotiilugii temyiz edebilecegi, dunyamn felahimn yollan, ger9ek kible Allah'm 
kendisidir, dinde zorlamanin ortadan kalkmasiyla dunyada sulhun hakim olacagi ve 
gurupculugun ortadan kalkmasinin yolu ve ismi amlmayan bir9ok baska konu 
burada enine boyuna tartisilmi§tir. Ehl-i Kur'an'dan olmasi hasebiyle de bu 
konulann hemen hepsini Kur'an ve akilla irtibatlandirmi§tir. Temhid' in sonunda 
bulunan ve onun tefsir goru§unu yansitmasi bakimmdan onemli gibi gOriinen 
"Kur'an-i hakim M apnl tefsir hi zaruret= Kur'an'in kendi kendisiyle tefsiri geregi" 
bashgi, burada Kur'an'in Kur'an ile tefsirinin teorik boyutundan 90k bununla ilgili 
misallere yer verilmesi sebebiyle aldaticidir. Ancak konunun sonunda teorik boyutla 
ilgili birka9 soz soylenir: "Hdsil-i keldm, bizim iqin sirf Kur'dn-i Kerim'in kendisine 
gore anlasilmasinin liXzumu vardir. Bu tefsirde (Beyanun li'n-nds) bize makul 
olculer dahilinde bizzat Kur'an'in arzusunun gosterilmesi hedeflenmistir ki, eger 
Kur'an'in bu usul dairesinde biitiin din mensuplari arasinda bans saglamaya 
geldigi gercek bir olgu ise o vakit biitiin kitap sahipleri bu usule gore neden hareket 
etmesin ki!!r im 



198 



199 
200 



Ahmediiddin Amritsari bu konuya mukaddimede ?ok a?ik olarak i§aret etmi$tir (bk. Beyanun 
li'n-nds, I, Mukaddime, 103) 

bk. Beyanun li'n-nds, I, Tearuf, 4-5 

bk. Beyanun li 'n-nds, I, Temhid, 78 



332 



Ayni sekilde "Temhid"in sonunda yer alan "Kur'an ki zariiret" bashgi yine 
teori agirhkh bir konuyu ?a|n§tirsa da boyle olmami? daha 90k temsillere agirhk 
verilmistir. Ona gore, toplumlann dejenere olmasi, kisUerin kendi hocalarim, 
seyhlerini, biiyuklerini, peygamberlerini hep olmalan gerektiginden yada 
olduklanndan farkli gostermeleri, dinler arasindaki 9atismalar, mezhep ve 
firkacihk 201 hep Kur'an'm toplumlar i9in gerekliligini gosterir. Cunkii toplumlann ve 
fertlerin problemlerini hakkiyla ne Tevrat ve ne de Incil 96zebilir. Ahmediiddin 
burada kitap sahiplerine (ehl-i kitap) de seslenir ve Kur'an'm onlann ihtilaflanni da 
ortadan kaldiracagim ilan eder. "Ey akil sahipleri" diye ba§ladigi hitapta da, 
Kur'an'm akil sahiplerinin oniine "rasyonel bir din" serdigini hatirlatir. "Eger bu 
denilenleri kabulleniyorsaniz, gelin kardes karde§ ve makul olqiiler dairesinde 
gerqek iyiligi yayin. Sahih usuller iizerine birle§erek birlikte qah§mak ve biitiln 
dunyayi islah etrnek gerekir" onun 9agn ve iyi dilekleridir. "Giri§=Temhid"inin 
diger kitaplardaki "giri§"lerden farkli oldugunu itiraf eden mufessir Ahmediiddin' in 
temhid'i kapati§ ciimleleri te'vile a9ik ve bir 6l9tide tehlikeli mesajlar i9ermektedir. 
O §6yle der: "Umid ederiz ki ileride bitip tukenmeyen kavgalar yerine ilahi kitaplar 
iizerinde 'hangisi hakem olup btittin ilhami kitaplar arasinda ban§i saglayabilir ve 
herkesin onune degi§mez rasyonel bir din 9ikanr" diye dii§unulur. Ey karde§ler! 
Birlik olun, ilerleyin ve fesadi ortadan kaldmn" 202 

G6rulmu§tur ki Ahmediiddin, temhidinin hemen her sayfasinda gayr-i 
miislimlerle ilgili meselelere yer vermekte ve nasil muslumanlann arasinda birlik- 
dirlik olmasi bekleniyorsa onlarla da ayni §ekilde kardes karde§ ya§amayi tavsiye 
etmektedir. O giin i9in bu, bQlgede ya§ayan ve idareye hakim olan ingilizlerle iyi 
ge9inmek i?in Seyyid Ahmed Han'm baslattigi hareketi sahiplenmekten ba§ka bir 
mana ta§iyamazdi. Onun rasyonel bir din olusturulmasi du§iincesi de o vakit, heniiz 
vefat etmi§ olan Ahmed Han sebebiyle bolgenin okumus kesimi i9in pek yeni bir 
soylem niteliginde degildi. 

Ahmediiddin' e gore ger9ek din insanm kendisi iizerinde yaratildigi "fitraf'tir. 
Bu sebeple, eger insan fitrata uygun olarak hayat siirse her insanm benliginde 



201 



202 



Amritsart Kur'an'm firkacihgi ortadan kaldirmak iijin geldigini 90k yerde ifade eder (mesela 
bk. Beydnun li 'n-nds, I, Temhid, 82) 

bk. Beydnun li 'n-nds, I, Temhid, 88-90 



333 



mevcut olan fitri ilham'in disinda herhangi bir Rasul veya Nebi'nin gelmesine 
ihtiyac olmazdi 203 . 

Ahmeduddin mukaddimede ulumu'l-Kur'an'a dair bir dizi konuyla ilgili 
goriistou ortaya koymustur. Ona gore, Kur'an Allah'in kontrolunde yazilmis ve 
onun tarafmdan korunmustur. Kur'an'in ^ oUCJi ^ /$\ $ « ^feijii oUCJi ^ /# 3 t ^y> 

olaOl ^J /ii 3 « J*«v-»i oUOf ^ /5I3 ve (j-jjif ujUOI ^ /if 5 seklindeki ayetleri bu 

hususun a9ik delilleridir. (^unku bu ifadeler bizzat kitaptan onlarla ilgili seylerin 
okunmasini sahklamaktadir. Kur'an, Rasulullah'tan sonra cem' ve teksir esnasinda 
bir tahrife de ugramamistir. Boyle olsaydi ondaki ince diizen iyiden iyiye bozulurdu. 
Kur'an'in yazilmakta oldugunun bir baska delili de bir yere giden sefirlerin 
yanlannda Kur'an sahifelerini de bulundurmalandir ki Kur'an buna Sj^ pi/ 6>- isjuU 

Sjfrfcw ac^ iojC« tj*«a ^ o/b *u> j>oi 5/Ja i«»( iiT ayetleriyle 204 isaret etmistir 205 . 

Ahmeduddin de diger Ehl-i Kur'an gibi Kur'an'da neshin varhgini kabul 
etmez 206 . Tefsirlerdeki sebeb-i niizulla ilgili rivayetler ekseriyet itibariyle sahabe 
kavilleri ve tabiin nakilleri oldugu i?in Ehl-i Kur'an tarafmdan kabule sayan 
goriilmezler. Ahmeduddin tefsirine bu kabil rivayetleri almamissa da 9e§itli ayetler 
i9in sebeb-i niizul olarak anlasilabilecek seylerden sozetmistir. Mesela Tevbe 
suresinin mii'minlere " Ey iman edenler! Kafirlerden yakinmizda olanlara karsi 
savasm ve onlar (savas aninda) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah 
sakmanlarla beraberdir." seklinde hitab eden 123. ayeti hakkinda soyle der: 

"Yukanda kendilerine yanh§ haber ula§an kimselerden bahsedilmi§ti. Bu ayette ise kasden 
problem cikaran toplulugun durumundan bahsediliyor. Medine yakinlannda oyle §erli 
kabileler vardi ki bunlar her yd bir iki defa fitne 9ikariyorlardi. Halbuki bunlar bizzat 
Medine'ye gelip Kur'an dinliyorlardi. Bu ayet i§te bu fitnecilerle sava§ yapilmasi hususunu 
bildirmektedir." 207 

Ahmediiddin bu bilgiyi nereden aldigim belirtmemistir. Boylesi bir bilgi 
Kur'an'da olmadigma gore ya tarih kitaplarinda gecmekte ya da hadis. Bu ikisi de 



203 
204 
205 

206 
207 



bk. Beydnun li 'n-nds, I, Temhid, 79 

bk. Abese (80): 11-16 

bk. Beydnun W n-nds, I, Mukaddime, 100-1. Halbuki bu ayet bircok tefsirde Hz. Peygamber'in 
(s.a.) elcileri olarak degil de melekler olarak tefsir edilmistir. Ustelik Amritsar! bu tercihi 
yapmasina herhangi bir gerekce de gdstermemijtir. 

Nesh konusu i?in bk. Beydnun li 'n-nds, I, 246-7 

bk. Beydnun li 'n-nds, II, 406 



334 



ona gore sebeb-i nuzul i9in gayr-i mutemed olduguna gore bunlardan boyle bir 
bilgiyi almamis olmasi gerekir. Eger bu kulaktan kulaga gelen bir haber yada 
uydurma bir soz ise bunun boylesi bir tefsirde nakledilmesi ilmi usiillerle 
bagdasmaz. 

Amritsari'ye gore Kur'an'daki ilk besmele Fatiha'nin bir cuzudur, diger 
surelerin basmdakiler ise sureleri birbirinden ayirmak icin Allah tarafmdan 
konulmu§tur ve surelerdeki ayet sayisina dahil degildir. Enfal ve Tevbe ayn sureler 
olmayip iki boliimlu tek suredir ve bu durumda Kur'an'daki rum sureler 1 13'dur 208 . 
Kur'an'da "yedi harf ( kiraat)" diye birsey olmamistir. Eger Allah tarafindan boyle 
bir seye icazet verilse idi bunun elimizdeki Kur'an'da mevcut olmasi gerekirdi 209 . 
Belki de boyle birsey o donemde bazi kimselerin cesitli okuma zorluklanndan 
dolayi ihdas edilmis bir uygulama idi ki, ummet arasinda Kur'an bilgisi ve hifzi 
artinca bu uygulama kendiliginden ortadan kalkmistir 210 . 

Beyyine suresindeki UJ ^ i&s ayeti Kur'an'm her bir suresinin bir kitap 

mesabesinde oldugunu gdstermektedir. Nasil sureler arasinda bir ilgi varsa bu 
sureler (kitab) i9erisindeki ayetlerin de birbiriyle munasebeti vardir. Ahzab suresi 
ayet 37'de Hz. Zeyd (r.a.) ile Hz. Zeyneb'in (r.a.) olayindan bahsedilmektedir. 
Biraz fasiladan sonra gelen "Ey iman edenler! Mii'min kadinlan nikahlayip da, 
henuz zifafa firmeden onlan bo§arsaniz , onlari sayacaginiz bir iddet suresince 
bekletme hakkimz yoktur..." 211 ayeti acikca bahsedilmese de Zeyd'le Zeyneb'in de 
ayni §ekilde zifafa girmeden bo§andiklarmi gosteriyor. Aksi takdirde bu ayetin 
talaktan bahseden (Bakara ve Talak gibi) baska bir surede bulunmasi gerekirdi. Biz 
bu sonucu ayetler arasindaki miinasebet prensibinden cikanyoruz 212 . 

Ahmeduddin Amritsari'nin tefsir §ekline gelince; her surenin basmda o 
surenin ismi, Qnceki sureyle irtibati ve hangi konulan ihtiva ettigi 6z olarak 
anlatilmaktadir. Kur'an'daki mku'lann (^ duragi arasi) kendi i?erisinde anlamh 

birlikler oldugu inancmdan olacak Beydnun Wn-nds'ta. tefsiri yapilacak ayetler £ 



2 s bk. Beydnun li'n-nds, I, Mukaddime, 91-3 (Ozetle). Qekralev! ise besmeleyi sureierden bir 
ayet olarak kabul ediyor. 

209 Neshi kabul etmediginden "b6yle birsey vardi da sonradan ortadan kaldinldi" gibi bir konuya 
hie girmemektedir. 

210 

bk. Beydnun li'n-nds, I, Mukaddime, 102 

211 Ahzab (33): 49 

212 bk. Beydnun li 'n-nds, I, Mukaddime, 94 



335 



duraklanna gore bdliinmustur. Her bir defasmda bir (bazan daha fazla) ruku' ahnip 
once terciimesini verilmekte ardindan da "tesrihat" bashgiyla a?iklamalara 
gefilmektedir. Bu usul tefsirin birinci cildinden sonra bozulmu§ ve diger ciltlerde 
ayetler gurup olarak ahnip tercume ve tefsir edilmek yerine tek tek terciime ve tefsir 
edilmistir. Zaten ikinci ve uguncii ciltlerde tefsir yok denecek kadar azaltilmis, 90gu 
kere tercume ile yetinilmistir. Ozellikle ilk dort surenin tefsirini ihtiva eden birinci 
ciltte tercumeden sonra ^'larda verilen ayetlerin ozet tefsiri olan "tesrfhaf'lar yer 

almakta sonra da ilgili konular biraz daha derinligine ve genellikle halki 
ilgilendirmeyen ince boyutlanyla "hava§i" bashgi altinda incelenmektedir. Tefsirde 
hac, kible, miras, zekat vs. gibi konu basliklan da bulunmaktadir. Burada Beydnun 
li'n-ndshn guzel yonlerinden birisinin, her ruku' dan once o rukunun genel olarak 
muhtevasindan ve onceki ruku ile olan ilgisinden bahsedilmesi ve boylece 
okuyucunun kar§isina §ikacak yeni ayet guruba hakkinda bilgilendirilmesi oldugunu 
belirtmek gerekir. 

Burada ornek olarak Nisa suresinin 23. ruku'unu alarak miifessirin buradaki 
ayetleri yorumlama tarzini ortaya koymak istiyoruz. 163-171 arasi ayetleri ihtiva 
eden bu ruku' nun ana konusu eski peygamberler ve onlann insanlara duyurdugu 
hakikatler ve Hz. Isa'nin durumu olmaktadir. Miifessir 6nce 21. ve 22. rukunun 
muhtevasim hatirlatir ve okuyucuya bu gurupla onlar arasinda bir ilgi kurma imkani 
saglar. Ona gore, bu gurup'ta ilk olarak peygamberlerin gelisinin insanliga olan 
faydasindan soz edilmektedir. Peygamberler gercekleri soylemek iizere mujdeleyici 
ve korkutucu sifatlanm haiz olarak gonderiliyor ki, insanlar ve toplumlar ileride 
Allah'a kar§i "biz uyanlmadik" demesinler. Ger9ek bu iken malesef insanlar 
peygamberleri Allah'm yaninda gormekte ve onlara sefaat9i ve kurtanci goztiyle 
bakmaktadirlar. Aynca peygamberlerin sozlerine Allah'm soziiyle birlikte *m 4J&3 
degerini vermekteler. 

Sozlerine insanlar tarafmdan peygamberlere verilen pesitli haksiz (!) sifatlan 
sayarak devam eden Ahmediiddin bunun sirf musltimanlara mahsus bir hal 
olmadigini mesela miisrik hristiyanlann Hz. Isa'ya Allah'm oglu diyerek bu konuda 
daha da ileri gittigini belirtir. Asil itibariyle ibn-i Adem olan biitiin peygamberler en 
yuksek hallerini Allah'm peygamberi olarak ortaya koyarlar. Mu§rik hristiyanlann 
inancma gore teslis u? ayn sahsiyeti temsil etmektedir. Baba oguldan tamamen ayn 
bir hakikat ta§ir, ogulsa babadan ayri bir §ahsiyettir. £unkii bu ikisi ne ortak zatiyet 
ve ne de ortak sahsiyet ta§irlar. Bu durum ruhii'l-kudiis igin de ge9erlidir. Ona ne 



336 



baba ne de ogul denebilir, ?unku o her ikisi arasinda ti9uncu bir sahsiyet, u?uncu bir 
hakikat, mustakil ve ezeli bir vasitadir. Bu teoreme gore eger baba "zaruriyyu'l- 
viicud" ise ogul da Qyledir, ruhti'l-kudus de oyle. Bu durumda U9 "zaruriyyu'l- 
viicud" ?ikmaktadir, oyleyse onlara neden tek bir "zaruriyyu'l-vucud" ve tek bir 
"vacib" denilmektedir. Eger bunlar tek tek fertler ise bunlara nasil tek bir fert 
denir? Eger her 11911 i9in de "kamil-i mutlak" denilirse sonu? itibariyle 119 kamil-i 
mutlak'a neden gerek olsun?. Kaldi ki kamil-i mutlak'm taadudii durumunda kamil- 
i mutlak'hk ozelligi ortadan kalkar nakis durumuna diiser. 

Hristiyanlann Isa tasawurunu elestiriye devam eden Ahmeduddin Amritsari 
ona "kelime ve kelam" denilmesini ozelligi olmayan bir durum olarak yorumlar. 
Ona gore Allah biittin mahlukati ifin "ayet = delil, isaret" tabirini kullanmistir ve 
eger ayetlerden biri olan isa ifin ilahlik gibi bir ozellik araniyorsa yine Allah'm 
ayetlerinden olan 5riimcek ve sivrisinegin SU9U ne?. Aym sekilde yuce Allah bir 
ayet-i kerimede 213 biitiin aga9lar kalem, denizler miirekkep olsa Allah'in 
"kelime"lerinin yazmakla bitirilemeyecegini ifade etmistir. Buna gore sirf Isa (a.s.) 
"kelime" oimamakta ve eger "kelime"ye ilah olma imtiyazi veriliyorsa bu diger 
kelimelerden ni9in esirgeniyor? Anlasihyor ki Hz. Isa diger insanlar gibi bir 
insandir, iste bu sebeple yuce Allah yukandaki (23. ruku') ayetlerde "onun hakkinda 
ug tin uqunciisiidur demeyiniz" buyurmustur. 

A9iklamalarma devam eden Ahmeduddin 163. ayetin basmdaki ^j\ u*a- 5 i ur 

iUi Up-jf ut ifadesinden hareketle 163 ve 164. ayetlerde Kur'an'm 119 yolla nazil 

olduguna isaretler 9ikanyor. Bunlann neler olduguna isaret etmeyen miifessirimiz 
sadece Allah'in Hz. Peygamber'le Musa (a.s.) ile konustugundan daha fazla 
konustugundan bahseder. Bu vahiy sekillerinden birinin Allah'la konusma 
oldugunun anlasilmasmdan sonra ikincisinin Davud'a (a.s.) Zebur'un verilmesi gibi, 
U9unciisuniin ise ayetlerde adi ge9en diger peygamberlere nasil vahyedildiyse oyle 
bir vahiy sekli oldugu anlasihyor. 165. ayetten ise "insan su ve havayi kolayhkla 
elde edebildigi gibi hidayeti de elde etmesi gerektigi" sonucu 9ikanhyor. ilk insanlar 
fitri bir cennet i9erisinde bulunuyordu ve fitrati ile hidayeti buluyordu. Her vakit 
kar§isinda akil ve sahife-i fitrat (kainat) bulunuyordu. Ne zaman ki insanlar diinyaya 
yayildi ve aralannda miicadeleler basladi, iste o vakit Allah insanlara peygamberler 
gonderdi ve bunlar hidayeti asli seklinde insanlara ulastirdilar. Bu insanlar zamanla 
Ilahi mesajiara kendi diisuncelerini de katmaya yeltendikleri i9in gazaba ugradilar. 



213 bk.Lokman(31):27 



337 



Sonra Ahmeduddin bu ilahi mesajin asliyetini muhafaza etmi§ oldugunun kabiilu 
i9in i?inde ne gibi ozelliklerin korunmus olmasi gerektigine deginir. Ahmeduddin 
Amritsarf'ye gore Kur'an, Muhammediyet'i hakim kilmak i9in degil biitun diinya 
i?in ilelebed tek maksad olan islam'i hakim kilmak i9in indirilmistir. Ama ne yazik 
ki bugun (1900'lti yillarin basi) bazilan ?ikip "Ahmediyet" "Babiiyyet" ve 
"Bahaiyef'i propaganda ederek islam'i dar bir 9er9eveye hapsetmi§lerdir. Her kitap 
i9erisinde bazi hidayet ve aydinlaticilik kinntilan olabilir, ne varki mutlak hidayet 
kaynagi ancak ve ancak Kur'an' dir. 166. ayet bunu pek a9ik olarak ortaya koyuyor 
(651). iste bu kitabi kabullenmeyen kimseler Allah'a kar§i gelmi§ olduklarindan 
Allah onlari cehennemle cezalandiracaktir. iste ey insanlar! Size bu halinizden 
kurtulmamz i9in Kur'an'la birlikte bir de el9i gelmistir, ona uymaniz menfaatiniz 
icabidir. 

Ahmeduddin konu peygamber gondermeye ve vahiy inzaline gelmisken kendi 
toplumunda gimdeme getirilen yanlis bir kanaate de cevap vermek ister. Bazi 
kimselerin "ilhdm-ildhi dunya var oldugu vakit sadece bir defaya mahsus olarak 
verilmistir ve birdaha hi9 verilmeyecektir" iddiasi ona gore bir9ok a9idan 
kabullenilemez. Ahmediiddin'm a9iklamalanndan bu iddiamn hindular tarafmdan 
ortaya atildigi ve "vedalar ilk ve tek vahiylerdir" iddiasmi tasidigi anla§ihyor. 
Mufessirimiz "vedalar bulunmazdan once ve onu bilmeyen insanlar hidayeti nasil 
buluyordu?, milyonlarca yil oncesine ait oldugu iddia edilen vedalar bu uzun zaman 
dilimindeki her donemde nasil anlasriabiliyordu?, eger anla§ilmiyorsa o donemde 
vahiy gelmesi gerekmezmiydi? gibi sorular sorarak hindulann islam vahyini 
ge9ersiz gormesinin vine kendi teorilerinden hareketle miimkun olmadigim ifade 
eder. Mufessir bu konudaki a9iklamalarma biraz daha devam ederek konuyu net 
olarak ortaya 9ikarmaya 9ahsir. 

Bu ruku'nun son boliimunde hristiyanlarm Hz. Isa 19m yaptigi 
yakistirmalardan bahsedilip bunlann yanlis oldugu belirtilmektedir. Ona "1191111 
u^iincusiidur" denemez, 9iinku o Meryem'in ogludur. Ahmeduddin Amritsari bir 
anadan diinyaya gelmesi sebebiyle beser olan Hz. Isa'ya Allah'in ogullugu ve ilahlik 
sifatlarimn verilmesini yanlis bulur ve bu sifatlarm baska beserden neden 
esirgendigini sorar. Biitun insaf sahipleri ve akillilar bir araya gelerek diinyayi bu 
yanh§ itikatten temizlemelidir. zaten Kur'an da buna 9agirmaktadir 214 . 



214 Nisa sflresi ayet 163-171 'in tefsiri i?in bk. Beydnun li'n-nas, I, 645-56 



338 



Beydnun li'n-nds'' da. toplam onbir sayfa i?erisinde verilen tefsirden derlenen 
bu ozetten Ahmediiddin Amritsari'nin Kur'an'i tefsir ederken 90k derin yorumlara 
ve tahlillere girmi? oldugu anla§ilmistir. Rivayet tefsirlerinde mtifessirlerin ?e§itli 
rivayetlerin yardimiyla asUklan problemleri o dilin ozelliklerini, akhn kurallanm ve 
Kur'an'in btitunlugunun verdigi destegi kullanarak asmaya 9ahsmistir. Bunu 
yaparken yer yer yersiz te'villere ve indi degerlendirmelere de gitmistir. Bu onun 
uyguladigi metodun bir sonucudur. 

Tefsirde fikhi konularla ilgili de gOriis bildirildiginden yukanda bahsedilmisti. 
Onun bu meyanda uzerinde onemle durdugu bir konu mirastir. Nisa suresinin 
tefsirine girilmeden once bu konu mttfessir tarafindan adeta tefsire bir ek olarak 
aciklanmi§tir. Bu konunun ilgili ayet geldiginde degil de burada a^iklanmasi 
konunun tefsir yazildigi gunlerde tartisilmi§ olmasi sebebine baglanabilir. Belki de 
surenin basma konan bu boliim Ahmeduddin'in konuyla ilgili kamuoyunda ilgi 
toplayan kitabimn bir ozetidir. Yirmi sayfa icerisinde ele alinan konuyu Qzetlemek 
yerine sadece konunun temeli olan bir hususa isaret edilecektir. Amritsari'nin 
iddiasma gore, Kur'an'daki ilgili ayetler muris'in vefat etmeden once mahndan 
istedigi kadanm vasiyyet edebilecegini gostermektedir. Bu vasiyyete hi? bir 
kimsenin mudahale hakki yoktur 215 . Halbuki Hanefi, §afii, Hanbeli, Zeydi ve 
imamilere gore, vasiyyet borctan sonra kalan terikenin u?te birinden fazla olursa 
varisiere yetki verilmi§tir; isterlerse vasiyyeti uygularlar istemezlerse terikenin iicte 
biri vasiyyet edildigi sekilde sarf edilir, kalan taksim edilir. Maliki ve zahiriler ise 
ii9te biri ge?en vasiyyeti hi? olmamis. gibi sayarlar 216 . Ahmeduddin'in mezheplerle 
ihtilafa dusmesinin ana sebebi kendisi Kur'an ile yetinirken onlarin bu konudaki 
mevsuk hadisleri de kullanmis olmasidir. O, ayetin hukmiinun a?ik olmadigi ya da 
bir seyle mukayyed bulunmadigi yerde hadis, sahabe kavli ve icma gibi deliller 
yerine tamamen akil, maslahat ve adalet gibi prensipleri harekete gegirmekte ve 
problemi bu yolda cozmektedir. Yukanda zikredilen vasiyyet konusu haric tutulacak 
olursa, onun mirasin diger meselelerinde yaptigi yorumlar ve taksimattaki 
sistematigi olduk?a ba§anh goriilmektedir 217 . 

Sonu? olarak birseyler soylemek gerekirse Beydnun li'n-nds tefsiri 
entellektiiel diizeyi ve fikir orgtisii bakimindan olduk9a ba§arih bir tefsirdir. Onu 



215 
216 

217 



Beydnun li'n-nds, I, 536 

bk. Karaman, Hayreddin, Mukdyeseli tsldm Hukuku I-III, istanbul 1991, 1, 381-2 

Tarti§manin tamami i?in bk. Beydnun li'n-nds, 1,536-55 



339 



anlamak igin dikkatlice ve tekxar tekrar okumaya ihtiya9 vardir. Tefsir yontemi 
bakimindan Amritsari, Seyyid Ahmed Han ve Abdullah Cekralevi ile 
karsdastmlacak olursa onlann daha 50k kendi dogrulanni Kur'an'a soyletme 
temayuliinde oldugu, Amritsari'nin ise Kur'an'in sundugu ilkeleri dogrular olarak 
kabul ettigi ve problemleri bunlara gore 90zdugii goruliir. Bu ifadeyle suphesiz onda 
hie on yargi bulunmadigi ifade edilmek istenmemektedir. Yer yer o da kendi 
usuliiyle 9elisen yorumlarda bulunmaktadir ki bu onyargilannin usuliine galabesi 
demektir. 



4. inayetullah Han eI-Me§nki (1888-1963) ve Tezkire'si 

Hindistan'da, kurmus oldugu Haksar Hareketi ile adindan uzun yillar soz 
ettiren inayetullah 1888 yilinda Lahor'da diinyaya geldi. Baburlii sarayinda list 
diizey askeri ve sivil gorevlerde bulunmus. Patan irkina mensup koklti bir ailesi ve 
Amritsar ile Batala'da geni§ arazileri bulunan zengin bir babasi vardi. B6yle bir 
aileden gelmi§ olmasi o giiniin §artlannda ona ayncalikli bir egitim alma imkam 
saglami§tir. inayetullah lise sonuna kadarki egitimini Amritsar' da tamamladiktan 
sonra Pencab Oniversitesi'nde matematik egitimi aldi. Buradan mezuniyetim 
miiteakip 1907'de gittigi Cambridge Universitesinde matematik, fizik ve dogu 
dilleri bran§lannda lisans ve lisans iistu egitimi gordii. Cambridge'den iistun 
dereceler elde ederek mezun olduktan (1912) sonra kendisine teklif edilen ust diizey 
devlet gorevlerini reddederek akademik hayati se9ti 218 ve 1913-17 yillan arasmda 
Pesaver'deki Islamia College'de miidur yardimcihgi ve mudiirliik gorevlerinde 
bulundu. 1917-20 yillari arasmda Egitim Bakanhginda 9ah§an inayetullah buradan 
sonra birka9 yil daha devlet gorevinde bulunduktan sonra istifa etti. 

Mesnki asagida tanitimim yapacagimiz "Tezkire" adh kitabmi 1924 yilinda 
yazdr 19 . 1926 yilinda Kahire'deki hilafet konferansina katildiktan sonra 1931 yilma 
kadar devam eden ve aralarmda Arabistan, Tiirkiye, Irak, iran ve Fas 'in da 
bulundugu islam iilkeleri ve Avrupa seyahatine 9ikti. Burada Adolf Hitler ve Albert 



218 Ingiltere'de elde ettigi ilstOn ba§anlan Qzerine tngiliz gazeteleri ondan 8vgQ ile bahsetmi§ti 
(bk. Seth, Hira Lai, The Khaksar Movement, Delhi 1985, s. 15-6) 

119 Tezkire'nin yayinlandigmda biittin dlinyada bUyilk ilgi ile karjilandigi ileri sOriilmektedir (bk. 
Seth, The Khaksar Movement, s. 16-7, 21) 



340 



Eienstien gibi onemli sahsiyetlerle bulustu 220 . Doniistinde HaksSr ( jUTb- ) adini 

verdigi dini ve ahlahi prensiplere dayah teskilati kurdu 221 . Bu yildan sonra 
inayetullah'in adi bu hareketle 6zde§lesti. Daha 50k dostluk, giizel ahlak, ?ah§kanlik 
gibi insani prensipler one ?ikanldigi ve diger dinlere de belli bir hakhlik verildigi 
i?in Haksar hareketine sadece miislumanlar degil yahudi, hristiyan, hindu ve 
budistlerden de katilanlar oldu. Hareket, liderinin yogun 9ahsmalari sebebiyle kisa 
zaman igerisinde Hindistan disma tasti ve Burma, Seylan (Srilanka), Bahreyn ve 
Guney Afrika gibi ulkelerde destek9i buldu 222 . 

Bu harekete mensup olanlann (haksar) ayinci ozellikleri Mki renkte sade bir 
elbise giymeleri ve yanlannda bil?e denilen ku?uk bir bel tasimalandir. Bu tarz bir 
kiyafet ve techizat onlann her vakit ise ve savasa hazir olduklanni simgeler. 
Haksar' in prensiplerine g6re kardeslik ve dostluk ruhu iferisinde insanlann maddi 
refahi icin 9alismak 90k onemlidir 223 . Herbir haksann baskalanyla tartismamasi, 
insanlan 9eki§tirmemesi, ahsveris, yapacagi vakit birbirini tercih etmesi 
kurallardandir 224 . Haksarlar kendi biit9elerini (beytu'1-mal) olusturmaya 9ah§tilar ve 
kendi aralannda tedaviil eden para bastilar 225 . Haksarlar 100 binleri a§an sayilanyla 
her yil hac gunlerinde bir araya gelir Haydarabad (Sind) §ehrine yakin Lavari 
denilen yerde hacca benzer ve hac adini verdikleri bir panayir diizenlerlerdi 226 . 
Toplumsal bir hareket olarak ortaya 9ikan ve kendisini tanitmaya buyiik onem veren 
Haksar hareketinin ilk yayin organi 1934'de Lahor'da 9ikartilmaya ba§lanan haftalik 
el-Isldh dergisi olmusto. Zaman zaman kapatilan bu dergiye ilaveten el-Ekseriyet 
(al-Akthariyat, Luknov 1943), The Radiance Weekly ve al-I'ldn adh dergileri de 
bulunmaktadir 227 . 

Haksar hareketi ile Hitler' in nazi organizasyonu arasinda bir benzerlik 
kurulmaya 9ahsilmi§tir. Eger boyle bir benzerlik var ise kim kimden etkilenmistir? 



220 
221 

222 

223 
224 

225 
226 

227 



bk. Smith, Modem Islam in India, s. 289; Seth, The Khaksar Movement, s. 18-9 

Haksann idSrT teskilatlanmasi i?in bk. Muhammad, Shan, Khaksar Movement in India, 
Meerut 1973, s. 10-1 1 (Muhammad, Khaksar Movement) 

Seth, The Khaksar Movement, s. 44-9, 139-50; Mathur, Y.B., Muslims and Changing India, 
New Delhi 1972, s. 226-7 

bk. Mathur, Changing India, s. 196 

Diger kurallar icin bk. Mathur, Changing India, s. 196-7 

bk. Mathur, Changing India, s. 2 1 3-6 

Hasmet Ali, "iniyetullah Han el-Mesnkt", UDMi, XIV/2, 303 (302-4) 

Smith, Modern Islam, s. 287; Mathur, Changing India, s. 220-2 



341 



sorusu akla gelmektedir. Mesnki, Hitler' in kendisinden etkilendigini ve 
kitaplarindan haberdar oldugunu iddia etmistir 228 . Mathur'a gore de Hitler 
Mesnki' den etkilenmistir, giinkii Haksar'm teskilatlanmasi tamamlandiginda daha 
nazizmden eser yoktu 229 . Seth'e gore ise bu bir abartmadan ibarettir, 9unku bundan 
ne Hitler ve ne de Hitler uzerine arastirma yapanlar bahsetmistir 230 . Kimin kime 
etkide bulundugu bilinmez ama bilinen bir sey vardir ki o da Almanlann 
Reichsbank'in baskam Dr. Schacht vasitasiyla Haksar hareketine 70 bin rupi yardim 
ettigidir. Schacht Mesnki ile Nisan 1939'da bulustugunda Almanyanin kendisinin 
cah§malanndan hosnud kaldigim ve bu sebeple kendisinin Almanya Altm 
Madalyasi ile taltif edilecegini soylemistir 231 . Bu arada Allame Mesnki genel olarak 
Ingiliz hukumeti ile de iyi geginmis ve hatta gerek gorulur ise devlete 50 bin goniillii 
ile her tiirlu iste yardim edebilecegini teklif etmistir 232 . 

Buttin mesaisini Haksar'm giiglenmesi i9in harcayan inayetullah zaman zaman 
tutuklandi ve toplam 10 yil kadar hapis yatti. Hareketin ilk yillannda silahli 
macadeleye karsi olan Inayetullah bir ara askeri bir teskilat kurarak adamlanm bazi 
catismalara soktu. Baskilann artmasi uzerine 1946 yihnda silahli mticadeleye son 
verildi ve Pakistan' in kurulmasiyla (1947) da hareket resmen dagitildi 233 . Mesnki 
hareketi dagittiktan sonra kendisini legal siyasi ?alismalara verdi ve 1948 yihnda 
Islam league'i kurdu. Allame Mesnki 27 Agustos 1963'de kanserden vefat ederek 
Labor' a defhedildi. 

Me§nki'nin sahsiyetini ve eserlerini inceleyenler onun Avrupa'nm bilim ve 
felsefesinden 90k etkilendigini, bu sebeple de dusiincelerine sipiritualizm yerine 
materyalizmin hakim oldugunu soylemislerdir. inayetullah Mesnki'nin maddi gu9 
ve kudretin gostergelerinden olan devlet ve egemenlik Uzerinde 90k konusmus 
olmasi suur altindaki bu etkide yatsa gerektir. Bu arastirmacilara gore, Allame 
Mesnki'nin dusunceleri Darwin, Bacon, Machiavelli ve Bentham gibi yazar ve 



228 
229 
230 
231 
232 
233 



Baljon, Modern Muslim, s. 12 

Mathur, Changing India, s. 230-1 

bk. Seth, The Khaksar Movement, s. 22 

Muhammad, Khaksar Movement, s. 97-8 

bk. Mathur, Changing India, s. 228-30 

Hareket bugttn de bazi eski Uyelerin ?abalanyla iki gurup olarak hayatiyetini stirdilrmekte 
olup toplumda daha 50k sosyal icerikli hizmetier gdrmektedir (bk. Ha?met Ali, "inayetullah 
Han el-Me§nki", 304). 



342 



filozoflara dayanmakfadir 234 . islami konulardan tevhid, ahiret hayati, namaz, zekat 
vb. konularda Ehl-i Siinnet cizgisinden uzaklasmis ve bunlan kendi dii§uncelerine 
gore yeniden yorumlamis ve tanimlamishr 233 . inayetullah Mesnki islami 
konulardaki diisiinceleri sebebiyle Hind ulemasi tarafindan siddetle elestirildi ve 
hatta kiifriine fetva verildi 236 . 

Mesnki' nin Tezkire dismda d6rt kitabi daha bulunmaktadir. Bunlar I§drdt 
(1930), Hadisii'l-Kur'dn (1951), Tekmile (2 cilt, Labor I960) 237 ve Armagdn-i 
hakim , d'\x. Ehl-i Kur'an'a mensup diger alimler gibi onun kitaplari da aleyhteki 
muhalefet sebebiyle yeniden basilamamakta ve kitapcilarda bulunmamaktadir. 

Tezkire 

Tezkire inayetullah' in Kur'an uzerine yapmayi tasarlayip da gerceklestiremeye 
muvaffak olamadigi 10 ciltlik bir cahsmanm ilk cildi olmustur. Cilt 1 diye belirtilen 
Tezkire'nin kapagmda yazan "Kur'an'in sahih makasidi ve Allah katindan 
oldugunun 10 cilt icerisinde..." ifadesi okuyuculan baska ciltlerin de bulundugu 
yanilgisma dii§urebilir. Mesnki 1. cildin mukaddimesinin sonunda ileriki ciltlerde 
hangi konulara degineceginden tek tek bahsederek bir Slgude mustakbel 
9ah§masinin planini ortaya koymustur. Buna gore cahsmanm son 4 cildini, 
"ummetin hayat ve memati icin 50k onemli" dedigi konulan anlatmak tizere, 
"ilmu'l-Kur'an" ve "Tarihu'l-Kur'an" bahislerine ayirmayi planlamistir 238 . Klasik 
manada "tefsir" kategorisine girmeyen Tezkire' de, Me§nki degi§ik bir konu tefsiri 
Qrnegi ortaya koymustar. Elimizde bulunan btiyiik boy Tezkire' de 132 sayfahk 
Urduca diba$e (giris), 100 sayfalik Urduca mukaddime ve 172 sayfahk konu tefsiri 
bolumii bulunmaktadir. Asil niishaya gore Tezkire' de 144 sayfalik Arapca 
iftitahiye'nin de bulunmasi gerekirken elimizdeki niishada burasi yoktur. Konu 
tefsiri diye adlandirdigimiz boliimde "imanin keyfiyeti ve islam'm nihai hedefi", 



234 

235 



236 

237 



238 



bk. Mathur, Changing India, s. 222-3; Muhammad, Khaksar Movement, s. 18-9 

Mathur, Changing India, s. 225-7. inayetullah H3n ve Haksar hareketi ili ilgili geni§ bilgi 19111 
dipnottaki eserlerin 9e§etle yerlerine bakilabilir. 

bk. Bennuri, Cdmi'atu Diyobend, s. 67-72; Ha$met Ali, "inayetullah Han el-Me§nki", 303 

Bizde mevcut olan bu kitap toplam 802 (415+447) sayfadir ve onun son dSnemine ait oldugu 
i?in diisiincelerinin geldigi noktayi gOstermesi bakimindan incelemeye degerdir. O bu kitabi 
i?in kapakta "Kur'dn'in ogretileri icin son soz" ifadesini kullanmis ve i9erisinde bazi sure ve 
ayetlerin yorumunu yapmistir. Bu 5zelliklerini de dikkate alarak bu eser iizerinde ileride bir 
9ali§ma yapma niyetindeyiz. 

Mesnki, Tezkire, Mukaddime, s. 99-100 



343 



"ittika'mn keyfiyeti", "itaat-i Rasul", "Islam'm galebe 9almasi ve ittihad-i alem", 
"islam'm yerlesmesi ve tevhidin naksedilmesi", "ibadetin hikmeti", " salat'in 239 
hikmeti", "sirat-i mustakim" ve "salat'in semeresi" ana bashklan bulunmaktadir. 

Mesnki Tezkire'yt birbirinden farkh ve biri Arap?a digeri ise Urduca olan iki 
ayri diba^e yazmasmm gerek?elerini Urduca "dibace"de kisaca a9iklami§tir. Ona 
gore, hakikate susarms. insanlar 10 cilt olarak tasarlanan 9ahsmanin tamamlanmasim 
bekleyemeyebilir ve boylece 9ahsmanin sonunda ortaya cikacak olan temel 
prensipleri ogrenmekten mahrum kalabilir. Bunu ortadan kaldirmak i9in ula§ilmasi 
muhtemel sonu9lar hakkinda onceden fakat 90k kisa olarak bilgi verilmek 
istenmistir 240 . Mesnki uzun diba9esinde vahiy, Kur'an, islam, Muhammedilik- 
muslumanhk farki, vahdet, tevhid, fitrat kanunu, iman, kiifur, cennet, cehennem, 
namaz, oru9, hac, zekat, siral-i mustakim ve daha pek 90k konuyla ilgili goruslerini 
ortaya koymusftir. Bu bolumde bilgiler yaldizli bir dil, fakat kansik bir anlatim 
tislubu ile sunulmuftur. Onun Kur'an ile ilgili soylediklerini Kur'an ve tefsire 
bakisim yansitmasi sebebiyle 90k kisa olarak ozetlemek istiyoruz. 

Me§nki'ye gore, eger insan zaaflannin esiri olmasa idi vahye zaruret olmazdi, 
yani vahyin zarureti insanin zaaflanndan dolayidir 241 . Semavi kitaplar arasinda ash 
korunarak guniimuzdeki insanlara ulastmlan tek kitap Kur'an' dir. Bunun pek 90k 
delilleri vardir. Batihlar aslina bakihrsa boylesi bir kitaptan her konuda 90k istifade 
edebilirler 242 . Qiinkti son derece genis ve belig bir kitaptir ve onda insanligm 
toplum hayatimn mtireffeh bir hale gelmesinin buttin malzemesi mevcuttur. 
Mesnki'ye gore Kur'an, iizerinde derinligine diisuniilmeye ve kafa yorulmaya a9ik 
bir kitaptir. Kendi i9erisinde tutarh bir mantik orgiisu bulunan ve her yoniiyle 
miikemmel olan bu kitap insanlann kiyas ve fikirlerine muhta9 degildir, 9iinku onun 
tefsiri bizzat kendi kendisidir. Kur'an'in kendi i9erisinde ve kendisine has 
degi§meyen bir liigati oldugu i9in insanlann yaptigi ve degi§meye a9ik liigatlerden 
rmistagnidir. Onun her bir ayetinin tek bir manasi vardir, 9unku onda insanlarda 
olan ihtilaf ve 9eliski bulunmaz. Nerede insanin akhna ayetler arasinda tenakuz 
bulundugu siiphesi, tekrar ve ihtilaf oldugu saibesi dogarsa bu onun anlama 



239 



240 



241 
242 



Me$nki "salat" kelimesine "namaz" dijinda farkh bir mana verdigi i?in burada asli §eklinde 
yazilmi5tir. 

inayetullah Han el-Mejnkt, Tezkire, Lahor ? ts., Dtba?e, s. 85-6. Onun bu a?iklamasmdan 
(jah§masinin sonu^lanni 8nceden kararla?tirdigi da anla$ilmaktadir. 

Me§nki, Tezkire, Diba^e, s. 13 

Me§nki, Tezkire, DTba?e, s. 2 1 



344 



kithgindandir. icma, tevil ve insanlann nefsani hileleri onun maksadini 
degistiremez 243 . 

Mesnki insanlann Kur'an'dan uzaklasmasimn sebeplerine de deginir ve bunda 
daha 90k, sonradan ortaya ?ikan ve Kur'an'i tefsir edebilmek i9in sart kosulan 
ilimleri su?lu bulur. Insanlar kiraat kaidelerinden tutun lugat, sarf, nahv, ilm-i insa, 
maani, beyan, bedi' ve ilmu resmi'l-hat'ta kadar Kur'an'i golgeleyen luzumundan 
fazla bir yigm kaide ile ugrasmak zorunda birakilmistir. Bunlara bir de akil 
noksanhgi, fehim eksikligi ve kor taklid eklenerek Kur'an'in anla§ilmasi 
engellenmistir 244 . Btitiin bunlar Mesnkiye gore Araplann dusunce yapilannda ve 
benliklerinde olan zaliirperestligin ve evhamin bir sonucudur. Onlar Kur'an'in zahiri 
giizelligi iizerine 90k durmus. ve (ma'ani, bedi, beyan gibi) degi§ik degi§ik ilimler 
icad ederek onun gtizelliklerle siislemeye 9ahsmi§lardir. Araplann du§unce 
§ekillerinin bir di|er kismi da vehim ve tecessuslerdir. Bu ozellikleri sebebiyle 
Kur'an'da batini konulara egilmisler ve Allah'in mahiyeti, niibiiwetin hakikati, 
vahyin keyfiyeti, melekler, cinler, cermet ve cehennem gibi konularla 
ilgilenmi^erdir 245 . 

Me§nki burada hadisler konusuna da girer ve hadislerin cem ve tedvinini bos 
ve zararh bir ugra§ olarak degerlendirir. Ona gore binlerce insan teselsul ve tevaturii 
mumkiin olmayan seylerin pe§inden gitmis ve ravilerin haseb ve nesebi i9in son 
derece gereksiz 9ahsmalar yapmislardir. Tedvin esnasinda Araplar hadisler i9in 
Kur'an'a uygunluk veya en azmdan onunla zit olmamasi §artim ko§mak yerine 
ravilerin zati durumlanni dikkate almi§lardir. Bunun sonucunda da 9e§it 9e§it 
hadisler dindeki muteber insanlann adma nisbet edilivermistir. Bu ugra§ilar ile 
Kur'ani konular iizerinde 9ah§mak i9in aynlmasi gereke 90k kiymetli vakitler heder 
edilmistir. Me§nki'ye gore, uzun yillar hadislerin pesinden ko§an bu insanlann suur 
altmda Kur'an'in eksik, yetersiz, muglak ve a9iklanmami§ oldugu 6n kabulu 
bulundugu anla^lmaktadir 246 . Aslmda Mesnki Hz. Peygamberin son peygamber 
oldugunu ve peygamberlerin ger9ekleri timmetlerine en iyi sekilde a9ikladikianm 
kabul eder 247 . O burada Allah'm kelamini peygamberler gibi a9ik ve anla§ihr bir 



243 
244 
245 

246 

247 



MejnkT, Tezkire, Diba?e, s. 37 

Me§nkT, Tezkire, Diba^e, s. 47 

Mesnki, Tezkire, Mukaddime, s. 74. Me§nki mukaddimenin 61-100 sayfalanni "Arap 
dQ5iincesinin Kur'ln ile ?arpi5rnasi" konusuna ayirmistir. 

Mesnki, Tezkire, Mukaddime, s. 73 

Me?nki, Tezkire, Diba?e, s. 18 



345 



sekilde ortaya koymayan tefsirleri elestirir ve onlan "ruhsuz bir ceset" olmakla 
su5lar. Bu soziiyle bir olsude o, rivayet tefsirlerindeki rivayetlerin Hz. Peygamber'e 
(s.a.) nisbetinden siiphe ettigini belirtmek ister 248 . 

Mesnki'ye gore Kur'an'daki miitesabihatin manasini ilimde iist seviyeye ^lkan 
kimseler anlayabilir. ilimde "riisuh sahibi" diye adlandinlan kimseler ilimleri yeterli 
noktaya eri§inceye kadar tevile yeltenmez ve ula§mca da miitesabihati te'vil ederler. 
Miitesabihat Muhkeme gore fer'i olmakla birlikte 90k onemli bilgiler ihtiva ettikleri 
i9in arastirilmalannda bir beis yoktur ve hatta bu bizzat imanin kendisidir. Ayette 
kalplerinde suphe oldugu soylenen kimseler dar g6ru§lu ve eksik ilimli insanlardir. 
Bunlar mtitesabihat iizerinde fesad ve ihtilaf cikarmak i?in ugrasirlar; asil maksad 
i9in ugra§salar bile ilimlerinin azhgi sebebiyle bir sonuca varamazlar 249 . 

Gerek diba9ede ve gerekse diger bolumlerde 250 Mesnki'nin islam'in ilk 
donemindeki insanlan tavsif ederken sahabe, tabiin gibi isimler kullanmak yerine bu 
ki§ilerin tamamim Araplar olarak adlandirmasi ve su9lamayi bunlann adeta 
tamamma yapmasi ilgi 9ekicidir. Halbuki, islami ilimlerin tedvini donemine 
bakildiginda gerek hadis ve gerekse diger ilimlerde oncii olanlann onun su9ladigi 
Araplar degil de acemler oldugu goriilur. Onun bu Arap antipatisinin gerisinde 
hangi sebebin bulundugunu dogrusu merak etmekteyiz. Mukaddimede de Araplann 
onlarda mevcut olan mentalite sebebiyle islam'a ne derece zararh oldugundan 
bahseder. Aym zamanda "International Congress of Orientalists"in bir iiyesi 251 olan 
Mesnki'nin mustesriklerden olduk9a etkilendigi kendisini a9ik9a gostermektedir. 

Islam aleminin gerilemesi, Darwin' inin evrim nazariyesinin islam' la hangi 
bakimlardan uyu§tugu 252 ve bu alemde cereyan eden (?) irtika nazariyesi, Bati 
medeniyetinin geli§me sebepleri ve istihlaf (insanm yer yiiztinde halife kihnmasi) 
ayetinin ne anlama geldigi gibi hususlar mukaddimenin konularindan bazilandir. 
Mukaddimede ayrica Kur'an'la ilgili pek 90k konu tartisilmi§ ve ilgili ayetler tefsir 
edilmi§tir. Me§nki burada osj^k-oJ! VI *-«« v ayetinin yanks. anla§ilmasi sonucunda 
insanlarin Kur'an'dan uzaklastigindan ve Kur'an'a tazim etmenin 6l9iisunun ne 



248 
249 
250 
251 

252 



Me§nkf, Tezkire, Diba?e, s. 54 

Mejnki, Tezkire, Diba9e, s. 48-9 

Mesela bk. Me§nk!, Tezkire, Mukaddime, s. 61-7 

bk. Mathur, Changing India, s. 192 

O bilyilk oranda islfirn'm yaratih? teorisini reddetmi? onun yerine Darwin'in evrim teorisini 
koymu§tur (bk. Muhammed, Khaksar Movement in India, s. 10-1 1 



346 



olmasi gerektiginden uzun uzun bahseder 253 . Miiteaddit surelerde bulunan k ^**oJ! 
obCJi ve j~* o'jS ifadelerinden ve />>* & j^ /juu ob 5 " Uj-i >*«» 3 Syetinden hareket 

eden Mesnki Kur'an'm asil itibariyle kolay ve anla§ihr oldugunu, fakat onu anlamak 
icin tarn bir yakiniyet, kamil bir iman, son derece hiir diisunce ve basiretin gerekli 
oldugunu vurgular 254 . 

Mesnki Ankeb&t suresi 50-52. ayetlere 255 dayanarak Rasulullah'a mucize 
olarak sadece Kur'an'in verildigini ve onun baska mucizesinin bulunmadigim s6yler. 
Mesnki'ye gore Rasulullah (s.a.), gilsteri (mucizeyi kasdediyor) yapmak icin degil 
insanlan ictimai helakten korumak icin gelmistir 256 . Mukaddimede Kur'an'm dili 
ile mesaji arasindaki irtibata da deginilir. Dibacede Mesnki Kur'an'in sonradan icad 
edilen dil ve belagat ilimlerinin kurallan ile anlasilamayacagim soylemisti, burada 
bunu tekrar eder ve bunun delillerini getirir. Nahl suresinin 103. ayetinde 237 
musriklerin, Rasulullali'a Kur'an'i Arap olmayan birinin ogrettigini iddia ettiginden 
ve fakat bunun makul olmadigindan bahsedilir. Arap olmayan birinin Rasulullah'a 
acik bir Arapca olan Kur'an'i ogretemeyeceginden hareket eden Mesnki fesahat ve 
belagatta ileri derecede olan Araplann dil bakimmdan Kur'an gibi bir kitap 
yazabilecegini ileri siirer. Aksi taktirde dil mevzusu neden ortaya atilmis. olsun! 
Bunu kendisine bir hareket noktasi olarak alan Mesnki bu defa, Kur'an'in faziletinin 
lafiz ve ibarelerindeki fesahetinden gelmedigi, onun asil faziletinin mana ve 
medluliinde bulundugu sonucunu cikanr 258 . 

Maide suresinin 09*^ (*sw 4*- ^J ij^b-j au,^i <ui t$*af s <&i i^si i^i ^jji i^t o 
ibaresini ta§iyan 35. ayeti Mesnki tarafindan aynntih bir sekilde yorumlanmi§tir. 
Mesnki bu ayetin Us-ijJ) <ui ($iaf 3 ibaresini "Allah'in sevdigi, begendigi isjeri vesile 



253 

254 
255 



256 

257 



258 



Mesnki, Tezkire, Mukaddime, s. 50-2 

MejrikT, Tezkire, Mukaddime, s. 57-9 

Ayetlerin meali: "Ona Rabbinden (baskaca) mucizeler indirilmeli degil miydi?" derler. De ki: 
Mucizeler ancak Allah' in katindadir. Ben ise sadece apacik bir uyariciyim. Kendilerine 
okunmakta olan Kitab'i sana indirmemiz onlara yetmemis. mi? Elbette iman eden bir kavim 
icin onda rahmet ve ibret vardir. De ki: Benimle sizin aranizda $ahit olarak Allah yeter. O, 
gOklerde ve yerde ne varsa bilir. Batila inenip Allah'i inkar edenler (var ya), i§te ziyana 
ugrayacaklar onlardir." 

Mesnki, Tezkire, Mukaddime, s. 94 

Ayetin meali: "§iiphesiz biz onlann: "Kur'an'i ona ancak bir insan Sgretiyor" dediklerini 
biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri $ahsm dili yabancidir. Halbuki bu (Kur'an) apacik bir 
Arapcadir." 

Me§nki, Tezkire, Mukaddime, s. 91 



347 



kilarak onunla yakinlik kurmak i9in ?aba gosterin" seklinde tercume etmistir. O 
mezkur ayetin maksad ve manasimn tahrif edilerek Allah'a yakin olmak ifin pir ve 
seyhlere tevessuliin caiz gosterilmeye 9ahsildigmi hayretle karsUadigmi ifade eder. 
Pir ve seyhler de zahiren susarak i^ten i?e de bunu onaylayarak ayetin manasini 
kendi taraflanna 9ekmis ve islam aleminin liderlik mevkilerini kendiliklerinden elde 
etmeye cahsmislardir. Dtinya muslumanlan tarafindan Kur'an'in lafzim korumak 
i9in gosterilen gabamn mana ve mefhumlannm korunmasi i9in de gosterilmesi 
gerekirken hissiz ve ilgisiz kahnmi§, susulmustur. Boylece insanlar vesile ayetini 
vesile ederek pir perestligi mesru kilmaya ve onlarm dine dair getirdigi yorumlan 
kabullenmeye baslamislardir. Mesnki bu nevi akil almaz dusunce ve yorumlan 
goriince beyninin zonkladigini da ifade etmektedir. 

Ona g6re, isra suresinin ^57 £ ^osw jf cOij oUc of **'>** o^Ub «««*, o^y. 3 o/i 

($q>\ ^JLwjJI fs«j)j ^J\ Of***£ Of**** Oi^ ki4JJj! <|56 ^ ibjpu V 3 f^Za yal\ >_i£f Q ft vl t J 5(j 4933 ,j* ^S&cj 

^jjji (jfiii ji ayetleri insanlarin seyhlerine yaptiklan tevessiiliin faydasiz ve bu 

ugrasinin bos. oldugunu ortaya koymustur. iste burada Kur'an bir mucize olarak 
kendi kendini a9iklamis ve onlann yamldigini ortaya koymustur. Allah'a en yakin 
kullar olan peygamberler bile kendilerini kurtarmak i9in gece giinduz 9ahsip 
Rablerine ibadet ederlerken pirlere ve velilere de ne oluyor! Allah'm htikumeti 
diinyadaki insanlarin hukiimeti gibi degil ki araci konularak is yapilmaya, birseyler 
elde edilmeye 9ahsilsin! 259 . 

Mesnki bes vakit namazi kabul etmekle birlikte bunun belli bir zamana 
mahsus oldugunu iddia eder. Ankabiit suresinin 45. ayetinin yf\ ^i /& 5 ^c*Jt 3 

flissflJi qc ^j 53JU1K o' kismini alip a9iklayan Mesnki Urducada da aym sekilde 

kullamlan "namaz" kelimesi yerine hep "s^JUaJf "1 kullanir ve salati inceleyenlerin 

bunun her gun bes defa yapilan amel olmadigmi goreceklerini ileri stirer. Ona gore 
Allah'in bunu emretmedeki hikmeti o donemde insanlan egitmek idi. Askerler 
gerektiginde hazirlikh olmalan ve komutanlanna itaat etmeye ahsmalan i9in nasil 
belli vakitlerde bir meydana toplamp onlara bazi kurallar Qgretiliyor ve bazi 
hareketler yaptmhyor ise ayni maksad namaza i?in de ge9erlidir. Mescidde 
toplanma, saflann diizgun olmasi, vakte riayet ve sessizlik hep bu egitime isarettir. 
Mesnki ayetteki j£LsJf 3 slissaJt kelimeleri uzerine 90k durur ve asil maksadm bu 



259 Me§nki, Tezkire, s. 156-7 



348 



oldugunu ortaya kor ve "asil olan budur, namaz sadece bir sebeptir, boyle olunca da 
sebebin her vakit ayniyla uygulanmasina gerek yoktur" demek ister. Mesnki asil 
soylemek istedigini yf\ &\ /a 3 cumlesini tefsir ederken soyler. Buna gore Allah'in 

24 saat zikredilmesi gerekir. Allah'in zikri yaninda namazin ne sozii ve luzumu olur. 
Ona gSre Allah'i zikretmek bazi kimselerin eline tesbihi alip i§i gticu birakarak 
Allah Allah demesi degildir. Bu 90k zayif ve komik bir yorum olur 260 . 

Mesnki namaz konusuna Tezkire' nin baska yerlerinde de deginir. Tezkirenin 
bir yerinde kendisi iqin hangi prensiplerin daha onemli oldugunu 90k a9ik olarak 
ortaya kor. "Namaz bir ibadet degildir" 261 diyen Mesnki burada sunlan soyler: 

"Oruc, namaz, hac ve zekati resmen, adeten veya ta'zimen eda etmek veya kelime-i §ehadesi 
lafei olarak tami tamma sdylemek bana g8re kesinlikle ibadet degildir . Eger herhangi bir 
fert ya da kavim kendi i§lerinde AllSh'in htlkumleri [fitrat kanunu demek istiyor] 
dogrultusunda gidiyor ve onun kanununa amelen itaat ediyorsa fakat resmen, veya adeten 
veya geleneksel olarak putun, gtlne§in ve aym karjisinda secdede bulunuyorsa o aslinda 
Allah'a ibadet eden biridir, puta secde etmesi ise sadece abesle istigal kabilindendir. Aslma 
bakilirsa bdylesi Sbid-i hiida bir kavim isin bu zahiri secdenin de Aliah'ui karsismda olmasi 
gerekir (iyi olur)." 3 . 

Me§nki kanun-u fitrat ve islam' in fitrat dini oldugu prensibi uzerinde fazlaca 

durur. Ortaya a§ere-i mtibe§sere diye adlandirdigi on temel kor ve "iste bu on esas 

dini fitrattir" der. Onun ihdas ettigi bu on esas sunlardir: "Tevhid fi'1-amel, vahdet-i 

iimmet, emire itaat, mal ile cihad, I0I19 ve beden ile cihad, hicret, davram§larda 

istikamet, ilim, guzel ahlak, ahirete iman." Me§nki'ye gore, diger islami prensiplerin 

tamami bunlann i9erisinde mutalaa edilir. 4if ^^jlaj Jjjuj y l^u ^ui ^ ^f <dif o^ka 

ayetinde 264 ortaya konulmak istenen ger9ek de zaten budur 265 . 

Mesnki, Haksar hareketinin Incil'i ve degi§mez kitabi 266 olarak tavsif ettigi 
Tezkire'de Islam'la ilgili olan, olmayan pek 90k konuya temas etmis. ve oneriler 
getirmistir. Bu onerileri getirirken ise tamamen ayetlere dayanmaya ve onlan 
kullanmaya 9ah§mi§tir. Fakat onun ayetleri kullani? ve yorum sekli diger 



260 
261 
262 
263 

264 
265 
266 



MesnkT, Tezkire, s. 206-9 

Mesnkt, Tezkire, s. 1 12 

MesnkT, Tezkire, Dibace, s. 98 

Mesnki, Tezkire, Dibace, s. 99. O bu gOrilsleri icin Meryem suresi ayet 59 ve Zilzal sflresi 
ayet 7 ve 8 'den istishad eder. 

Rum (30): 30 

Mesnki, Tezkire, Diba?e, s. 126-7 

Mathur, Changing India, s. 223 



349 



mtifessirlerden olduk9a farkli olmustur. Mesriki kendisinden once ayetin nasil 
anlasddigma, icinde ge?en kelimelere nasil anlam ytiklendigine hi? bakmamisUr. 
Yukanda arzedilen kendi usuliine gore buna zaten gerek de yoktur. Ctinku ona gore 
bu ilimler zahirperest Araplarin sonradan uydurdugu ve Kur'an'in ash ile uyusmayan 
seylerdir ve boyle seylere dayah olarak Kur'an'i anlamaya ve yorumlamaya 
gahsmak hatahdir. iste hadisleri de disjayan bu mantik ona Kur'an'i anlamaya 
9ahsirken smirsiz bir saha kazandirmis ve o bu saha i9erisinde, Islam'in temel 
prensipleri ile 9atisan fakat yeni olabilen 90k sey soylemistir. Kur'an'i anlamak 
isteyen insamn Kur'an'a, her turlii bilgi ve on kabuliin etkisinden uzak olarak hiir bir 
kafa ile yonelebilmesi 90k tabii bir hakki olarak gortilebilir. Ancak Mesriki etkisi 
altmda kaldigi ve hatta suur altini teslim ettigi gelisme, degisme, ilerleme, 90k 
kazanma, gti9 ve kudret gibi yeni olu§an ve sinm konulmayan batih degerleri 
yanilmaz kabul etmis ve bunlan gerektiginde suurunun derinliklerinden 9ikararak 
baska kihflar giydirip sunmu§ ama islami degerlere, bilimlere Arabin olu§turdugu 
seyler diyerek karsi 9ikmis ve raddetmistir. iste bize gore kabul edilmez olan budur, 
ve Ehl-i Kur'an i9erisindeki bazi alimler ve bir kisim modernistler bunu yapmi§tir. 
Bu a9ilardan Tezkire'ye bakildiginda Me§nki'nin kendisini merkeze ahp yanilmaz 
kabul ettigi ve Kur'an'a dair kendisinden once soylenenleri tamamen bos tartismalar 
ve degerlendirmeler olarak gordiigu ortaya 9ikmaktadir. Sonu9 olarak, cins bir 
kafaya sahip olan Mesnki Tezkire'de, kafasindaki diisiinceleri Kur'an'a sQyletmeye 
9ahsmistir denilebilir. 



5. Guiam Ahmed Perviz (1903-1985) ve Mefhumu'l-Kur'&n ile Metaliu'l- 
Kur'an'x 

Ehl-i Kur'&n ekoliinun Seyyid Ahmed Han' dan sonraki en velud sahsiyeti olan 
Qodri Gulam Ahmed Perviz 9 Temmuz 1903 yihnda Dogu Pencab'a bagh Batala 
sehrinde (kasaba) dunyaya geldi. Dedesi Qi§tiye tarikatina intisaph Hanefi 
mezhebine bagh alim ve tabib bir zat idi. Ilk Kur'an egitimini ve dini bilgilerini 
kendisini de sufi olarak yetistirmek isteyen dedesinden aldi. Diizenli egitim hayatim 
orta okulla smirlayarak Lahor'da bir devlet matbaasinda katib olarak ise ba§ladi. 
Buradaki vazifesi uzun yillar siirdii ve matbaa mudurliigune kadar yukseltildi 267 . 
Burada 9ah§tigi miiddet i9erisinde dusiincelerinden olduk9a etkilendigi ikbal 



el-Kur 'aniyyun, s. 47 



350 



uzerine cahsti. Lahor'da gecirdigi gunlerde IkbaTle muteaddit defalar bulusup onun 
diisunceleriyle dogrudan temasa gecme firsati da buldu. Bu goriismelerin Perviz'in 
Kur'an uzerindeki sahsmalannda derin etkiler biraktigi anlasilmaktadir 268 . 

Meshur Kur'an miitercimi Hafiz Nezir Ahmed'in Qnciiliigunde 1938 yihnda 
ortaklasa cikanlmaya ba§lanan Tulu'-i Islam dergisi Nezir Ahmed'in resmi 
gorevleri sebebiyle sonradan tamamen Perviz'in idaresine gecti. O bu tarihten 
itibaren vefat edinceye kadar bu derginin hem sahibi hem editoru hem de yazan 
oldu. Bu dergide 193 8 'den baslamak iizere yazilan cikan baska bit sahis Perviz'in 
ayni zamanda hocasi olan 269 ve fikri olusumunda btiyiik oranda tesirinde kaldigi 
Eslem Ceracpuri'dir 270 . Perviz'in Ceracpuri ile ilk goriismesi 1931 yihnda olmus ve 
aralanndaki yakinhk Ceracpuri'nin 1955'deki vefatina kadar kesintisiz swmustiir 271 . 
Perviz'in sesi olan Tulu'-i Islam' m. yayim iilkenin siyasi durumu sebebiyle 1942 
yihnda durmussa da 1948'de Delhi yerine Kara9i'de yeniden Qikanlmaya 
baslanmistir 272 . Dergi halen yayin hayatim surdiirmektedir" 3 . 

Perviz ikbal tarafmdan ortaya atilan "iki millet nazariyesi"ni benimsedigi icin 
bunu yazilannda hep savunmus ve bu sebeple Pakistan'in kurucu lideri Muhammed 
Ali Cinnah'm takdirini kazanmisti. Cinnah'la olan yakinligi Cinnah'in 1948'deki 
oliimune kadar devam etti. Perviz kendisini dini 5ahsmalara daha fazla vermek i?in 
1955 tarihinde istegiyle emekliye aynldi. 1957 yihnda Anayasa 5ah§malanm da 
yuruten "islam Hukuku Komisyon"una iiye olarak atandiysa da Eyiip Han'm 
1958'deki askeri darbesi sebebiyle bu komisyonun omru pek kisa siirdii. Perviz 
1958 tarihinde Karasi'den aynlarak Lahor'a yerlesti. 

Labor' a yerlesmesiyle birlikte yazi hayatma ve sohbetlerine hiz veren 
Perviz'in etrafmda daha 50k kolej ve iiniversitelerde okuyan kesimden buyiik bir 



268 



269 



270 



271 
272 
273 



Mesela bk. Chawla, Mohammad Iqbal, A Study of Islamic Writings in Pakistan, Lahore 1990, 
s.6 

Perviz 1935 yihnda alti ay kadar onunla birlikte ya§ami$ ve ondan ozel dersler almi?tir (bk. 
Perviz, Gulim Ahmed, "Vo merd-i dervT?", Cdmi 'a (Mevlana Muhammed Eslem CerScpuri 
Number ), 79/3-5 (Delhi 1982), 80 (Perviz, "Vo merd-i dervis") 

Muhammed Eslem Ceracpuri'nin ismini "Ceyracpuri" ve "Ciracpur?" dile de yazmak 

mQmkandUr. Bu kelimenin ash "j$^>'j ,*•" oldugundan ^ 'deki "ye"harfi kendisinden Onceki 

harfi fetha ile okutur ve kendisi aciksa okunmaz, bu sebeple "Ceracpflri" okunusu daha dogru 
olsa gerektir 

bk. Perviz, "Vo merd-i dervi§", 78 

bk. McDonough, The Authority of the Past, s. 35 

Bu derginin TDV ISAM kUttlphanesine gelmekte oldugundan yukanda sOzedilmisti. 



351 



yigilma oldu. Ozellikle bati tarzi egitim almis. olan kesim onun yenilikfi (modernist) 
diistocelerine olduk?a ragbet ediyordu 274 . Basta Hadis olmak iizere pek 90k 
konudaki aykm diisunceleri islami ilim gelenegine bagh ulemayi kizdirdi. Bu kesim 
bir yandan Perviz aleyhinde yazilar yazarken 5te yandan da kendi aralannda bir 
birlik kurmaya 9ah§iyordu. Nihayet bunlardan bin kadan Perviz'in, savundugu 
dtisunceler sebebiyle islam dairesinden cikip kafir oldugu yonunde ortak fetva 
nesrettiler 275 . Bu fetva Perviz'in halkindindeki itibanm zedeledi ve hareket alamm 
daralttiysa da onu fikirlerinden dondiirmedi ve faaliyetlerinden geri koymadi. 
Devletin bu fetvayi temel alarak ona mtirted uygulamasi yapmamis olmasi da 
kendisine hareket kolayhgi veren bir etken oldu. Perviz bu hengame igerisinde suren 
hayatmi 24 §ubat 1985'te tamamlayarak Lahor'da vefat etti. 

Perviz daha hayatta iken hakkinda 9ahsmalar yapilan yerli ve yabanci basin 
tarafmdan takip edilen bir ki§i olmustur 276 . Bu ?ali§malarda bazilannda o, 20. asnn 
biiyiik bir filozofu olarak anihrken bir diger gurup 9ahsmalarda bir orijinalligi 
olmayip Karl Marx 'in ekonomi ve Darwin' in evrim teorilerini aynen kopya eden 
biri olarak gosterilmistir. Bu gurup ayni zamanda onun islami sahada ileri siirdugu 
fikirleri sebebiyle kiifrune fetva vermistir. L^iincii gurup 9ali§malarda o modernist 
biri olarak takdim edilerek bu sifatiyla Seyyid Ahmed Han ve ikbal'in goru§lerini 
geli§tirdigi soylenmistir 277 . Ama ne olursa olsun o, eline kalemi aldigi giinden 
itibaren giindemde olmus ve yazdigi pek 90k kitap ve makalelerde ortaya attigi 
degi§ik ve aykin fikirler sebebiyle tartisUmistir. 



274 



275 



276 



277 



Perviz bu konuda jQyle der: "... Benim kitaplanm sayesinde kavmin fikir ve dU§iince sShibi 
fertlerinin ve Ozellikle neslimizin ?ansli ve egitim gOrmil? kesiminin Kur'Sn'a yfineliji artti" 
(bk. Tebvibii 'l-Kur 'an, I, 9). Aynca bk. el-Kur 'dniyyun, s. 6 1 

bk. Perviz key bdrey me ulemd ka miittefeka fetva, Karaci ts. Kitapla§tinlan bu fetvada Once 
kitaplanndan yapilan ahntilar ile Perviz'in g6ru§lerine tek tek yer veriliyor (30 sayfa) 
ardindan da bu nevi diisunceleri olana kimsenin islam'daki yerinin ne oldugu soruluyor. 
Cevap belumunde ise gQrii§leri tek tek ele alinarak mevsuk kitaplardaki bilgilerle 
kar5ila?tinhyor ve htikiim veriliyor. Daha sonra ise bu goriislere katilan ulemanm isimleri 
bulunmaktadir. Kitabm en sonuna da diger islam ulkelerindeki alimlerin bu konuyla ilgili 
fetva ve g5ru§ieri onlarin ifadeleriyle dercedilmistir. Bu kitap asil itibariyle bir fetva ise de 
Perviz'in g8rilslerini bir araya getirmesi sebebiyle onemli bir kaynaktir. 

Hakkinda yapilan galismalar 19111 bk. "Allame Gulam Ahmed Perviz- ek teariif ', Tulu-i Islam, 
49/2 (1996), 12-24. Batih ilim adamlarinm kendisiyle yaptigi mtilakatm (1.4.1982) teyp ve 
hakkinda Pakistan Televizyonunda yaymlanan tanitici programin (3, 23. 10. 1983) video 
kasetleri elimizde mevcuttur. 

bk. Chawla, Islamic Writings in Pakistan, s. 9-10. Perviz'in modernist dllsUnceleri J.M.S. 
Baljon tarafmdan Modern Muslim Koran Interpretation 1880-1960 (Leiden 1961) adh 
kitabinda ele alinip muasirlanyla birlikte degerlendirilmi$tir. Bu eser Kur'dn Yorumunda 



352 



Perviz'in siyasi, ekonomik ve sosyal goriisleri iizerine M. Phil 278 tezi 
hazirlayan M. Iqbal Chawla onun 1947 oncesi goriisleri ile sonrasindaki 
goriisterinde onemli farkhhklar oldugunu soyler. Mesela o 1938'de yazdigi bir 
makalede Hz. Ebu Bekir (r.a.) omeginden hareketle zekatin toplanmasi hususunda 
devletciligi savunurken Pakistan' in kurulmasindan sonra devletin zekat toplamasma 
kar§i ?ikar. ikinci bir misal ise azinhklann devlet kademelerinde gorev almasiyla 
ilgilidir. 1939'da nesredilen bir yazisinda musliimanlann tarih boyunca 
egemenlikleri altindaki azinhklara devlet idaresinde gorevler verdiginden ve bunun 
iyiliginden bahsederken Pakistan'daki yazilannda buradaki azinliklara devlet gorevi 
verilmemesini savunur. Daha 9arpici olani ise onun sosyalizm konusundaki 
diisunceleridir. O 1960 oncesinde sosyalizmin asm muhaliflerinden iken Zulfikar 
Ali Buttonun is basma gelmesiyle gundeme getirilen "islam sosyalizmi"nin siki 
propagandist! olmusftir. Chawla'nin su iki ciimlelik tesbiti 90k dikkat 9ekicidir 
"Perviz kendi doneminin bir urunudur. Onun igin islam ilerleme demekti ve bu 
sebeple onu gunun ihtiyaglarina gore yorumladi. Onun yorumunun en can ahci 
noktasi siyasal ve ekonomik teori idi [yani herseyi bunlara gore yorumlamistt]. 
(Ashnda) Onun konu ve kavramlari tamamenyeni degildF 219 . 

Perviz tamami 50 cildi askin 90gu buyiik boy 35 kadar eser yazmistir 280 . Bu 
eserlerin hemen hemen tamaminin Kur'an ve tefsirle ilgili oldugu soylense 
abartilmi§ olmaz. Qunkii bu kitaplar konu ve isim olarak dogrudan Kur'an ve tefsirle 
ilgili olmasa da bunlarda islenen konular Kur'an ayetlerinin ilgili konulardaki tefsiri 
mahiyetindedir. Kur'an ve Tefsirle ilgili eserlerine ge9meden once diger 
eserlerinden kisaca bahsetmek uygun olacaktir. Bunlar i9erisinde Perviz ile hocasi 
Eslem Ceracpuri'nin yazilanni ihtiva eden Makdm-i hadts'i ozellikle anmak gerekir. 
Makdm-i hadfs'de bu iki Ehl-i Kur'an ekolii mensubu alim hadisle ilgili goriiserini 
ortaya koymu§lardir. Kitapta bulunan "Kur'an ki tefsir ehadis ki ru se = hadislere 
gore Kur'an'm tefsiri" ve Kur'an-i kerim rivayet key ainey me = rivayetlerin i§igmda 



Qagda$ Yonelimler (Ankara 1994) adiyla TUrk9eye 9evirilerek Fecr Yaymevi tarafindan 
ne§redilmi§tir. 



278 
279 



280 



Master sonrasi doktora Oncesi bir akademik calisma. 

Chawla, Islamic Writings in Pakistan, s. 8-9. Burada Chawla'nin kitabinin Perviz'in yakin bir 
talebesinin kontrolUnden ge?ip onlara ait bir mttessese tarafindan basildigmi Ozellikle 
belirtmek gerekir. Kitabi kontrol eden Mohammad Omar Draz (M.O.D.) gerekli g6rdUgtt yere 
parantez i?i aciklamalar ilave etmi§ ve tashihi gereken yerleri de yine parantez icj cQmlelerle 
a9iklami§tir. Yukandaki bilgiler onun tarafindan ne bir tenkide ne de tavzihe tabi tutulmustur. 

Eserleri i?in bk. el-Kur'dniyyun, s. 52-4. Perviz'in eserlerinin tamami sahsT kllttiphanemizde 
mevcuttur. 



353 



Kur'an-i kerim" boliimleri onlann Kur'an'in hadislerle tefsir edilemeyecegi 
iddialanni i?ermesi bakimindan tefsir metodlanm tanima agismdan onemlidir. 
Kitabin Ebu Hanife'nin hadisleri 90k sert bir sekilde tenkid etiginden bahsedilen 
"imam Ebu Hanife aor Hadis" adh boliimu de zikredilmeye degerdir. 

Selim ve Tahire isimli iki hayali gence hitaben yazilmis, mektuplannin 
toplandigi Selim key nam hutut (2 cilt) ve Tahire key nam hutut bati tarzi bir 
edebiyet turudiir. O bu iki genci geleneksel islam 'a ve yanh§larla dolu topluma karsi 
miicadele veren iki sembolik fahsiyet olarak tahayyiil etmistir. Selim'e 
mektuplannda Allah tasawurundan Hz. Muhammed'in dindeki yerine, komum'zm 
ve Islam iliskisinden namaz ve zekat'a kadar pek 50k konuya uzun uzun 
deginmistir. Tahire'ye mektuplannda ise nikah, talak, taaddiid-i zevcat, ev i§lerinin 
nasil zevk ahmr bir duruma getirilecegi ve kaynana ve kayinpedere kar§i nasil 
davranilacagma kadar pek 90k konu gundeme getirilir. Bu mektuplardan birinde 
Perviz, miras ve §ahitlik konulannda kadinlarla erkekler arasindaki esftsizligi (!) 
kabullenilemez olarak adlandmr 281 . 

Perviz'in ilk donemde yazdigi kitaplardan yedi tanesi Ma'drifu'l-Kur'dn 
adinda bir seri olarak diizenlenmis ve serinin ilk kitabi 1941 yilmda yaymlanmi§tir. 
Toplam yedi kitaptan olu§an seri ikinci ve miiteakip baskilannda boliinerek yeni 
isimlerle miistakil ciltler halinde ne§rine karar verilmi§tir. Ma'drifu'l-Kur'dn 
serisinin miistakil olarak basilan kitaplan §unlardir: Bark-i Tur -^ jj> , tblis u 

Adem, tnsdn ney kiya soga?-lnsan ne du§undu?, Cuey nur - jp^pr - Nur irmaklan, 

Men u Yezddn, Mi 'rdc-i insdniyet, Su 'le-i mestur. Bunlar icerisinde daha 90k inanca 
dair konulann islendigi Iblis ii Adem ve Men u Yezddn onun en fazla ses getiren 
kitaplandir. Iblis ii Adem'de §u konular isjenir: insanm yaratihsi, Adem kissasi, 
iblis, §eytan, cinler, melekler, vahiy ve risalet. 

Nizdm-i Rububiyyet ise onun bir baska onemli kitabidir. Daha 90k imani 
konulann tartifildigi kitaba sonradan ilave edilen kisimda sosyalizm, kominizm, 
kapitalizm, Marx 'in basansiz kaldigi noktalar, faiz ve zekat konulanna yer 
verilmi§tir. Fikir agirhkh olmasi hasebiyle 90k dikkatli okunmasi gereken bu kitapta 
ayetler ince yorumlara tabi tutulmu§tur. "Tasawuf ve islam" ve "Tasawuf ve Ikbal" 
olmak uzere iki boliimden olu§an Tasawuf ki hakikat'm yaninda Sdhkdr-i risalet 



281 

Perviz, Tahire key nam hutut, Lahor 1989, s. 35-6 



354 



Omer Fdruk 282 , Katl-i milrted, Esbdb-i zevdl-i ummet 2 * 3 , islam kiyd he?- islam 
nedir?, isldmi mudseret ve tngilizce islam- a challenge to religion da onun onemli 
kitaplanndandir. 

Perviz'in Kur'an' la dogrudan ilgili kitaplan ise su tic gurupta 
degerlendirilebilir. Bunlardan ilki konu tefsiri tiiriinden olan kitaplardir ki Azddi ka 
Kur'dni me/Tzwm-ozgurlugun Kur'ani anlami, Kur'dni faysaley- Kur'an'in hukiimleri 
(iki ciltte bes cilt) ve Kur'dni kavdnin bunlara ornek gosterilebilir. ikinci sirada 
Kur'an'in muhtevasi, dili ve ilimleriyle ilgili kitaplar bulunmaktadir ki, bunlann 
basmda Lugdtu'l-Kur'dn (4 c.) ve Tebvibii'l-Kur'dn (3 c.) gelir. icinde "Kur'an 
disindaki hi? bir semavi kitabin asliyetini koruyamadigi" tezinin islendigi Mezdhib-i 
diem aor dsmdni kitdbeyn (Dtinya dinleri ve semavi kitaplar) bu simfta 
degerlendirilebilecek bir kitap olup ozellikle Kur'an tarihi bakimindan onemlidir. 
Mezdhib-i diem aor dsmdni kitdbeyn'de Rasulullah'in (s.a.) belki risaletten once 
degil ama risaletten sonra okuma yazmayi bildigi (ogrendigi) iddiasi yer 
almaktadir 284 ki bu iddiaya daha once Ehl-i Kur'an ekolunde rastlanmamisti. 
Lugdtu 'l-Kur 'dn 285 ve Tebvibu 'l-Kur 'an onun genclik yillannda Kur'an'dan istifade 
i?in yaptigi on galismalann uriinudur. O Kur'ani lafiz ve istilahlann Kur'an'in nazil 
oldugu donemde nasil anlasilmis ise bugun de -Kur'an'dan en dogru bir sekilde 
istifade i?in- oyle anlasilmasi gerektigi tezini savunmu§ ve lafizlann dogru mana ve 
medluluniin bilinmemesinin batim ve tasawufi tefsirlerin dogusunu hazirladigim 
iddia etmestir 286 . 

Lugdtu 'l-Kur 'an' da o, Kur'an'daki butun kelime ve lstilahlan, yer ve sahis 
isimlerini Arap alfabesi sirasina gore tek tek almi§ ve mevsuk kaynaklara gore 
aciklamishr. Ele aldigi lafiz birden fazla yerde ge?mis ve her gectigi yerde farkli 
anlamlarda kullanilmissa bunlan da tek tek aciklamis ve aralanndaki ortak manaya 
i§aret etmistir. Hi9bir surette hadislere guvenmeyen Perviz Kur'ani lafizlan 



282 



283 



284 
285 
286 



Hz. Omer (r.a.) Kur'an'i One cikaran sOzleri ve uygulamalan sebebiyle Ehl-i Kur'an ekolUnQn 
?ok Snemsedigi bir §ahsiyettir. Perviz de 530 sayfahk bu kitabini Hz. Omer'i tanttmanin 
yaninda onun gOriljlerinden kendisine deliller ?ikarmak maksadiyla yazmijtir. 

Bu cep kitabi boyu 150 sayfahk risale kU?Uk hacmine ragmen onun g5rU§lerinin bir Szeti 
mahiyetinde oldugundan Tulu-i islam dergisinde iki defa yaymlanmis ve kitaplasfrnldiktan 
sonra da 8 baski yapmistir. Ostelik bdlgede dini kitaplar 700 ila 1500 adet basihrken bu 
1993'te 10 bin adet basilmisttr. 

bk. Perviz, Mezdhib-i diem aor dsmdni kitdbeyn, Lahor 1989, s. 139 

Lugdtu'l-Kur'dn i?in bk. Ahmad- Grunebaum, Muslim Self-Statement, s. 171-2 

bk. Pervtz, Tebvibii'l-Kur'dn, I, 5-6, 8 



355 



a9iklarken bazan hadisleri kullanmamanin sikintisim da yasamistir. Mesela 
Kur'an'da gece karanligi ve tan yerinin agarmasindan kinaye olarak kullanilan 
"jiw'yiisiAJ! ve a^'yf-UosJf (beyaz ve siyah ip)" kelimelerine "tan yerinin agarmasi" ve 

"gecenin karanligi" manalarim vermi§se de buna kaynak olarak ilgili hadisleri 
gostermesi gerekirken hi? birsey diyememistir 287 . Halbuki bu kelimelerin Kur'an'm 
baska yerinde ve Arap edebiyatmda 288 "tan yerinin agarmasi" ve "gece karanligi" 
manalannda kullamldigina rastlanmamistir. Birtakim eksik ve hatah yonlerine 
ragmen bu calismamn hem Kur'an '1 tanima hem de Perviz'in, tefsiri i?in temel teskil 
eden Kur'ani lafizlari nasil anlamlandirdigini gorme bakimmdan biiyuk onemi 
vardir. Ustelik Lugdtu 'l-Kur 'an Perviz'in ilmi bakimdan en objektif eserlerindendir. 

Tebvibu'l-Kur'dn Kur'an'm mutekamil bir konu fihristidir. Bu, sadece 
konularla ilgili ayetlerin pespese siralandigi bir 9alisma olmayip aym zamanda belli 
bir sistem icerisinde olusturulan baslik ve alt bashklarin anlamlandinldigi, sonra da 
cizilen anlam 9er9evesine hangi ayetlerin ne tur ozellikleri sebebiyle girdiginin 
belirtildigi bir kitaptir. ^!ali§mamn hacimli olmasi da bu sebeptendir. Tebvibu'I- 
Kur'dn'da ayetlerin se9ilisindeki mentalite goz oniinde bulundurulacak olursa 
bunun bir nevi tefsir olduguna da hukmolunabilir. 

Perviz'in Kur'an'la ilgili U9iincii bsim kitaplan ise Kur'an tefsirleridir. Onun 
biirun kitaplan aym zamanda bir tefsir mahiyetinde ise de tefsir niyyetiyle yazdigi 
iki kitabi vardir. Bunlardan ilki U9 ciltlik Mefhumu'l-Kur'dn olup ilk olarak 1961 
yihnda Lahor'da tabedilmistir. Metdlibu l-furkdn ise onun hayatinda tamamlamaya 
muvaffak olamadigi ikinci tefsiridir. Bu tefsirinin birinci cildi 1975'te, altmci cildi 
1984'te, yedinci cildi ise vefatindan sonra 1991'de nesredilmistir 289 . Ne§reden 
kurumla yaptigimiz gorii§mede Metdlibu 'l-furkdn 'in tamamlanacagi ifade 
edilmistir 290 . Asagida bu iki tefsir ana hatlariyla tamtilacaktir. 

Mefhumu'I-Kur'an 



287 
288 



289 
290 



bk. Perviz, Lugdtu 'l-Kur 'an, II, 629-30 

Mesela ibn Manzur bu manada kullanihsi i?in Kur'an'dan baska bir delil gOsterememi? ve 
sahid olarak da ilgili hadisi zikretmijtir (bk. Lisanu 'l-Arabl-XV, Beyrut ts., 4*3- madesi, VII, 
298). 

Bu iki tefsirin baskilan ifin bk. Han, Urdu terdcim, s. 165; Nakvi, Urdu tefdsir, s. 53 

Muhtemelen bu tamamlama i?i (hatinmizda kaldigi kadanyla) Perviz'in Kur'an derslerinde 
ahnan teyip kayjtlanndan yapilacaktir. Yoksa onun mUsveddesini biraktigi bir fahsmadan 
sOzedilmemistir. 



356 



Yazim tarihi itibariyle once olan Mefhumu'l-Kur'dn aslinda ne bir Kur'an 
tercumesi ve ne de tarn anlamiyla bir tefsirdir 291 . Perviz Kur'an' 1 hasten sona dikkatli 
bir bakisja gozden ge?irerek onceki 9ahsmalarinin da yardimiyla ayetlerden 
anladiklanm (mefhum) yazivermistir. Bu sebeple genelde cok kisa a9iklamalar ile 
yetinilmi§ ve soylenmek istenilen birkac kelimeye sigdmlmaya 9ahsilmi§tir. 
Muhtevaya girmeden once muellif Perviz'in bu eseri nicin hazirladigini kendi 
ifadeleriyle sunmak istiyoruz. 

Perviz eserini nicin yazdigimn cevabmi iki kademede ortaya koymu§tur. "el- 
Kur'anu'I-azim" dedigi ilk boltimde akhn onemine ve guciine ragmen herseyi 
?ozmek i9in yeterli olamayacagina deginmi§ ve buna bir?ok miisluman ve batih 
miitefekkirin sozlerini delil olarak getirmi^ir 292 . Allah hayvanlara akil vermemi§ 
ama iflerine sevk-i tabi'i denilen bir duygu yerle§tirerek hayatlanni yanilmadan 
surdurmelerine imkan vermi§tir (Bu onlar i?in hem akil hem de vahiy yerine 
gecmektedir.) 293 . insana lutfedilen akil tek ba§ina yetmedigine gore ona rehberlik 
yapacak ba§ka bir§eye daha ihtiya9 vardir ki o da vahiydir. Vahyin en sonuncusu da 
Allah tarafindan Hz. Muhammed'e (s.a.) gOnderilen Kur'an'dir. i§te bu Kur'Sn 
Allah' in korumasi altmda guniimuze kadar bir harfi degi§meden gelmi^ir 2 ' 4 . Kur'an 
ilk geldiginde o toplumun problemlerini en mutekamil manasiyla cozmu§tur. Bugtin 
toplumlarm problemleri 90k fazla arttigindan ve sanldiklan akil onlari varmak 
istedikleri iyi sona ulastirmaktan uzak oldugundan vahyin aydinligina ihtiya9lan 
oldugunu anlamaya baslamislardir 293 . Bugun insanlann hayatlanni daha da 
kolaylastirmak ve problemlerini 96zmek i^in ihtiyacini hissetlikleri idari sistem 
Kur'an tarafindan 90k once "en iyinin liderliginde sura prensibine dayah bir yapi" 
olarak insanhga sunulmu§tu. Yine Kur'an insanligm huzur ve istikran i9in koleligi, 
irk ve renk aymmcihgini ortadan kaldirarak toplumlann oniinii a9mistir 296 . insanlar 
mill! ve kabilevi bir diizenin di§ma 9ikilamayacagini tahayyul ederken Kur'an onlara 
cihan§umul bir diizenin olabilecegini g^stermistir 297 . Bugiin diinyanin hali Kur'an'in 
indigi vakitten daha nazik ve kotti ise de Kur'an, o vakit insanlara ve cemiyete nasil 



291 

292 
293 
294 
295 
296 
297 



bk. Perviz, Mefhumu'l-Kur'dn, Lahor ts., I, Te'Sriif, ^> 

bk. Mefhumu 'l-Kur 'an, I, Giri§, 2-3 
bk. Mefhumu 'l-Kur 'an, I, Giri§, 4 
bk. Mefhumu 'l-Kur 'an, I, Giri?, 5 
bk. Mefhumu 'l-Kur 'an, I, Giri§, 4-5 
bk. Mefhumu'l-Kur'dn, I, Giri?, 8-9 
bk. Mefhumu 'l-Kur 'an, I, Giri?, 1 



357 



huzurlu bir hayat bahsetmisse bugun de aynisini yapacak giic ve dinamiklere 
sahiptir. Kur'an'in o^j» <»* y s |«&lc *3$*- M4 ^faa & l yd m ayeti de bunun 

olabilirligine isaret eder 299 . Kur'an insanlara problemleri icin rehberlik yapar ama 
onun rehberliginden ancak onu ve cagm gerekleriyle toplumun ihtiya9lanm 
geregince bilenler istifade eder. Soziinxin burasinda Perviz kendisinin de 25-30 
yildir Kur'an'i ve cagi anlamaya ve cagm gereklerini de dikkate alarak Kur'an'in 
hakikatlerini insanlara anlatmaya ve ogretmeye cahstigini belirtir. Ona gore 
Mefhumu 1-Kur 'an iste boyle bir cabanin urunudur 300 . 

Buradan sonra Perviz Mefhumu 'l-Kur 'an' \ neden yazdigindan bahsettigi 
"Teariif ' adiyla yeni bir giris agar. Burada ilk once Kur'an'i hakkiyla anlamak 
isteyenlerin, Szellikle de okumus gene neslin, sayisinin gun gectikce arttigindan ve 
fakat onlerine ?ikan engeller bulundugundan bahseder. Bunlann farkinda olan biri 
olarak Perviz kendisinin gencleri ve egitimli kesimi anlamak icin ne gibi 
cahsmalar yaptigim ve onlara nasil yoneldigini anlatir 301 . Kendisinin bu olumlu 
yonelisiyle birzaman yamna dine kufrederek gelen gencler dindar olmu§ ve Kur'an'la 
bulusmu§lardir. Bu sekilde Kur'an' a yOnelen gengler tercume ve tefsirler vasitasiyla 
Kur'an'i anlamak isterlerse de bu murnkun olmaz ve §evkleri kinlan bu insanlar 
daha ilk ciizde Kur'an'i birakiverirler. Neden onlara yardimci olacak tiirden bir 
tercume ve tefsir mevcut degildir? sorusunu soran Perviz bu meyanda ilk once 
rivayet tefsirciliginin eksikliklerini ara^inr 302 . 

Perviz'e gore, Kur'an'in Rasulullah'tan (s.a.) baska birisi tarafindan daha iyi 
anlasUabilecegini soylemek hi9bir surette murnkun degildir. Boyle olunca da bizim, 
Kur'an'i anlamak icin bir baska yere muracaatimiza hie luzum yoktur. Fakat 
buradaki problem Rasiilullah'm Kur'an'i nasil anladigiyla ilgili bilgilerin bize kadar 
asli sekliyle ulasamamis olmasidir. Mesela Buhari'nin tefsir kitabmda Bakara suresi 
ayet 31 ve Maide suresi ayet 87'nin tefsiriyie ilgili iki rivayet o ayetlerin tefsirinden 



298 
299 
300 
30! 

302 



Bakara (2): 38 

Mefhumu 'l-Kur 'an, I, Giri§, 1 1 
Mefhumu'l-Kur'dn, I, Giri§, 12 
Mefhumu'l-Kur'dn, I, Te'artif, ^>< 

Mefhumu'l-Kur'dn, I, Te'artif, K-> 



358 



ne kadar uzaktir. Buniar ve bunun gibi diger pek 90k misal Rasulullah'in tefsirinin 
bize kadar asli suretinde ulasmadigini agik^a gostermektedir 303 . 

Perviz'e gore sadece hadis kitaplan boyle degildir, tefsir kitaplannda da ayni 
problemler vardir. i«lf *U-.yi paT^ 5 ayetinin ibn-i Kesir tefsirinde nasil agiklandigini 

gosteren Perviz bu agiklamanin ayeti anlamak i<;in yeterli olamayacagini yazar. Hind 
altkitasmin en eski ve meshur Kur'an tercumesi olan §ah Abdulkadir'in Muzihu 
Kur'arimfaxL da bir misal veren Perviz egitim gormus genglerin bunlarla Kur'an'i 
anlamamasini normal gordtigiinu ifade eder 304 . Burada Perviz zaten, Kur'an'in 
hakkiyla ne baska bir dile 9evirilebilecegini ve ne de mevcut kelimeler yerine 
Arap9a muteradifleri konuldugunda ayni manamn elde edilebilecegini kabul eder ve 
bu du§uncesini destekleyecek pek 90k ornek getirir 305 . 

Perviz daha sonra kendisinin ne yaptigindan bahseder. O yaptigi esash 
9ali§malar ile ewela kelimelerin Kur'an nazil oldugu vakitlerde ne anlama 
geldiklerini bulmaya ve Kur'an'm bu anlamlardan hangilerini nerede ve nasil 
kullandigini tesbit etmeye 9alistigim anlatir. Bu i§te daha once hazirladigi 
Tebvibu'l-Kur'dn ve Lugdtu'l-Kur'ari'm 90k biiytik fayda sagladigim da ifade eder. 
Diger onemli bir konu Kur'an'da bulunan temel istilahlardir (kavram) ki Kur'ani 
ogretilerin bu istilahlar vasitasiyla nasil sunuldugunun 90k iyi bilinmesi gerekir. 
Tercumenin Kur'an'm kelime ve kavramlarim hakkiyla ortaya 9ikarmaktan aciz 
oldugunu gerek9e gSsteren Perviz onun yerine bu kelime ve kavramlarla neyin ifade 
edilmek istendiginin bilinmesinin daha onemli oldugunu savunur. Ona gore 
Mefhumii'l-Kur'an bu sebeple bir terciime gibi hazirlanmamistir 306 . Daha sonra 
Perviz Kur'an'daki temel kavramlan ve konulari ele ahr. 

(^ahsmalarim hangi kaynaklar Uzerine bina ettigini de a9iklayan Perviz eski ve 
yeni alimlerin hepsinden istifade ettigini a9ik9a soyler ve "9iinku buniar bizim 
sermayemizdir" der. Onlardan istifade etmenin onlarla herhangi bir konuda ihtilaf 
etmenin biiyttk bir giinah oldugu anlamina gelmeyecegini de belirten Perviz 
okuyuculanm "kim benim bu kitabimda Arap9a'ya ve Kur'an'm ogretilerine ters bir 



303 
304 
305 
306 



Mefhumu'l-Kur'dn, I, Te'ariif, o-g 
Mefhumu'l-Kur'dn, I, Te'ariif, ^-^ 
Mefhumu '1-Kur 'an, I, Te'Srtlf, ^ 

Mefhumu'l-Kur'dn, I, Te'ariif, S. Perviz, Kur'an'm terclimesinin yapilamayacagma Metdlibu'l- 

furkdn'da da deginir ve konuya Kur'Sn'in i'cazinin terctlme vasitasiyla gidecegi endisesiyle 
yaklasir (bk. Metdlibu 'l-furkdn, IV, 323). 



359 



§ey gorurse bana bildirsin, ama kim de ^Vi Vjhl^j ia# u*w u (23:24) derse bu kabul 

edilmeyeceginden beni mazur gorstin" diyerek kendisini ele§tiriye cagmr 307 . Ona 
gore Mefhumu 'l-Kur 'an Kur'an'i anlamak icin insanin bir cabasidir ve insanin 
cabasimn da hatadan munezzeh olmasi hi? bir zaman du§unulemez 308 . 

Mefhumu 'l-Kur 'an' da sayfanin iistiinde ayetlerin Arap9asi altta da ayet 
numarasina gore a9iklamalar yer almaktadir. Aciklamalann icerisinde o ayetle mana 
bakimindan ili§kili ba§ka ayet var ise onlann da numaralan verilmektedir ki konu 
biitunlugunun yakalanabilmesi icin guzel bir usuldiir. Perviz'in Mefhumu 'l- 
Kur'drCda. nasil bir tefsir yontemi takibettigini gostermek i9in ilk inceieme 
Mu'minun suresinin a§agida Ttirkce meale verilen 1-11 ayetleri uzerinde olacaktir. 

1- Gercekten mQ'minler kurtulusa ermistir; 2- Onlar ki, namazlarmda husu icindedirler; 3- 
Onlar ki, bos ve yararsiz seylerden ytlz cevirirler; 4- Onlar ki, zekati verirler; 5- Ve onlar ki, 
iffetlerini korurlar; 6- Ancak e§leri ve ellerinin sahip oldugu (cariyeleri) hari9. (Bunlarla 
iliskilerden dolayi) kinanmi§ degillerdir. 7- §u halde kim bunun Otesine gitmek isterse, iste 
bunlar, haddi asan kimselerdir. 8- Yine onlar ki, emanetlerine ve ahitlerine ri&yet ederler; 9- 
Ve onlar ki, namazlarma devam ederler. 10- iste, asil bunlar varis olacaklardir; 1 1- Firdevs'e 
varis olan bu kimseler orada ebedi kahcidirlar." 

Perviz bu ayetlerin mana ve mefhumu §u §ekilde ortaya kor: 

1- Geliniz, size kimlerin mahsulUntin olgunlasacagini ve kimlerin cabalannin meyve 
verecegini bildirelim. Bunlar hem dtlnyada hem de ahirette hayatin en iyisini 
yasayacaklardir. Bunlar 5yle kimselerdir ki bizim kanunlanmizdaki yapinin dogrulugunu 
teslim etmi? ve onu kendi hayatlannin temel gayesi yapmislardir. 

2- Bunlar tarn bir kalbi yOnelisle bu kanunun pesisira giderler, yani; bu kSnuna gSre 
Uzerlerindeki tUm farizalan gdnill ho§luguyla yerine getirirler. 

3- Bu ayette bu kimselerin gttclerini hicbir netice vermeyecek bos seylere harcamamalari 
hususuna Ozellikle dikkat cekilmistir. Aym sekilde bu kimseler kendilerini Kur'an'a dogru 
gitmekten engelleyen her isten uzak durmahdirlar (41: 26). Bunlar her ttlrlU lagviySttan 
uzak durmu?lardir. 

4- Ve bunlar Oylesi bir programi da harekete gecirmislerdir ki bununla btitiin insan nev'ine 
ilerleme ve buyttmenin sermayesi beraberce ulasacaktir. 

5,6-Bu mu'minier kendi cinsi gUclerini zabt u rabt altmda tutarlar ve ancak ya kendi eslerine 
ya da sahibi oldugu cariyelerine (kQleligin kaldinlmasi ile ilgili Kur'ani htikumlerin nazil 
olmasmdan 6nce. 47: 4) kullanirlar ( fakat bu canyelerle nikah yapihrsa kendi esjeri 
mesabesine gececegi kararlastinlmis bulunuyordu). Onlara zina htikmunil doguran 
iliskilerden uzak durma hususunda hip bir ayiplama yoktur. 

7- Her kim buna ilaveten cinsi yakinligm ba?ka herhangi bir seklini secerse, iste o zaman o 
kanunu cignemis ve Allah'in hududuna tecaviiz etmis olur (ki bu cok bilytlk bir gQnahtir. 
24: 2). 

8- Bunlar emanetlerinin ve muahedelerinin sahibidirler (4: 58). 



307 
308 



Mefhumu 'l-Kur 'dn, I, Te'arfif, ^>-^j> 
Mefhumu'l-Kur'dn, I, Te'artlf, b 



360 



9- (Ozetle ba§an ve sansh hayat onlar icindir.) Bunlar Allah' in tayin ettigi namaz dllzenini 
tam olarak korurlar, yani; bunlar hayatm her safhasmda adimlarmi Allah' in kanununa 
uymak icin atarlar (24: 41). 

10-Bunlar o kimselerdir ki hayatm mutluluk ve gUzelliklerine varis olacaklardir. 

1 1-Yani, bu dllnyada bile her HJrlU geni§ligin, ferShm, ye§illik ve gUzelligin oldugu bir hayata 
sahip olacaklar. Ahirette de bu nevi bir hayata sahip olacaklardir. Onlar o hayat icerisinde 
sUrekli yasayacaklardir (7: 43; 43: 72)." 309 



Goruldujjii gibi, getirilen afiklamalar tercumenin biraz daha serbest ve genis, 
olanidir. Mesela birinci ayetteki ^isf kelimesinin ne ifade ettigi iki cumle i9erisinde 

net olarak ortaya konulmushir. o^^J' kelimesi ise "iman edenler, muslumanlar, 

Allah'a inananlar" gibi bir karsdikla anlamlandinlmak yerine "Allah' in kanunlarini 
kabullenip onu hayatlannin vazge?ilmez gayesi yapanlar" karsdigi uygun 
gortilmusttir ki anormal bir yorum degildir. ikinci ayette "namazi husu ile kilma" 
manasi agikken aciklama o yonde gelmemistir. 3-11 arasindaki ayetlerin 
a9iklanmasmda bir-iki kti9uk husus hari9 bir problem yoktur. Perviz'in kole ve 
cariye hususundaki hassasiyeti 5 ve 6. ayetlerin a9iklamasinda hemen kendisini 
gostermistir. 11. ayetin izahmda ise ahiret hayatinin da diinya hayatindan pek farkli 
olmadigim 9agn§tmr bir ifade bulunmaktadir. Yukanda da bahsedildigi gibi 
miifessir Perviz ilgili gordiigii ayetleri (24:2 gibi) sure ve ayet numarasiyla birlikte 
a9iklamamn gerekli yerinde vermektedir. 

Perviz'e gore ihlas suresinin mana ve mefhumu §6yledir: 

1- (Konu buraya gelmijken [ey Muhammed] bizzat kendi adamlarina ba§arilarmizin sadece 
askeri gilc ve kuwet sebebiyle olmadigi temel gerceginin a9iklanmasi zarureti vardir. Bu 
ba§an ashnda ilim ve basftetin aydinhgmda ortaya koydugunuz, ve delil ve burMnlar 
yoluyla da ikrar ettiginiz islami Ogretilerin bir neticesidir. Bu Ogretiler i?erisinde ana nilkte 
Allah tasawurudur. (...) Bu Allah tasavvuru §6yledir) (i) Bir olan Allah kendi z&t ve 
sifatlarmda tektir, onun herhangi bir ortagi yoktur. BUtiln kainatta tek kanun koyucu ve 
emir sahibi odur ve biltiln insanhgin onun koydugu kanunlar 5er?evesinde ya§ama 
zorunlulugu vardir. B8yle olursa [kabul edilirse] insanlar arasmda da bir birlik (vahdet) 
olmu§ olur. (Yaraticiyi tek olarak tasavvur etmenin neticesinde vahdet-i kiinun ve vahdet-i 
insaniyete ula§ihr.) 

2- (ii) O (Allali) kendi kendine yeter olup onun di§mdaki her?ey hayata ilk adimini 
atmasmda, hayatta kalmasinda ve bilyiiyUp gelismesinde hep O'na muhtactir. O ytlksek ve 
miistahkem bir kule gibidir ki her HlrlQ tehlikeden mahfuz kahr ve Qstelik selden korunmak 
isteyen kimseler ona dogru ko§ar ve ona siginir. 

3- O bilttin canhlan yaratmayla var etti dogurma ile degil. (QQnktl dogurma ameliyesinde 
doguranin bir par?asi dogurulanla birlikte gidiverir ve bOylece dogurandan bir§ey eksilir. 
Ama yaratma 8yle degildir.) Ne o bu jekilde birisini dilnyaya getirmi§tir ve ne de bir 
kimsenin dogurma ameliyesinin neticesidir. Ve, 



309 



Mefhumu'l-Kur'dn, II, 773-4 



361 



4- (iii) Onun es ve benzeri bir kitnse yoktur ve olamaz da zaten. (DOnyada bir kisim dehrf- 
ateist mllstesna geri kalan herkes AllaWa 3 ' (U>-) inandigini iddia etmektedir. Fakat AHSh 

Oyle mahsfls (,j*$«au>) birsey degildir ki her bir fert onu gOrerek hep ayni sekilde inansm. O 

gOrUlemeyen, hissedilemeyen, idrak ve suur QstU bir varliktir. Bu sebeple, Aliah'a 
inanmanin manasi "sizin O'nun hakkmdaki tasavvurunuzun ne oldugu?" olmus olur. Bir 
tasavvura gdre ona inaniniz, buna All§h'a inanmak densin, bir baska tasawura gflre 
inantniz, buna AUSh'a inanma iddiasmda bulunulsa da onu inkar etmek densin[5yleyse 
buradaki 6lcu ne olmalidir?]. Allah hakkmdaki tasavvurlardan en sahihi ancak Allih'in 
kendisi hakkinda yaptigidir. Bu tasawur ise Kur'&n disinda hi9bir yerde bulunamaz. Bu 
sebeple AllSh'a ancak Kur'an'in ileri silrdugtl tasavvura g6re inanmak ona iman etmek 
sayihr. iste bu Allih tasawuru gayet muhtasar fakat mukemmel sekilde bu surede ortaya 
konmustur. Sizler.ilim mercflerinden sorun, AllSh'i bu derece eksikliklerden tenzih eden 
ve yllce tutan bir baska tasawur bulunabilir mi? B6yle bir AHSh'a inanmak sizin 
basarinizin sirridir. iste bu sebeple O'na iman etmenin manasi 'siz de i?inizde (beseri 
smirlar dahilinde) bu nevi sifatlar vilcuda getiriniz' demek olur. Bu nevi ytlce sifatlari 

311 

Uzerinde tasiyan bir millete dtlnyanin hangi milletleri karsi koyabilir ki? 



Perviz'in ayetlerden 9ikardigi mefhumda genel olarak bir 9eli§ki ve yanli§hk 
gorulmemesi bir yana ilk ve son ayet isin getirilen yorumlann kisa olmasina ragmen 
doyurucu oldu|u sSylenebilir. Perviz'in turn surenin ozeti olarak sundugu "I$te bu 
sebeple O 'na iman etmenin manasi 'siz de iginizde (beseri smirlar dahilinde) bu 
nevi sifatlar viicuda getiriniz ' demek olur. Bu nevi yiice sifatlari uzerinde tasiyan 
bir millete dunyanm hangi milletleri karsi koyabilir ki" ifadesi -biraz kapali da 
gecilmis olsa- bu ayetlerden elde edilebilecek iyi bir sonuctur denilebilir. Perviz'in 
bu sureyi yorumlarken kullandigi ifadelerin oldukca keskin (radikal-tavizsiz) oldugu 
da dikkat cekmektedir. 

Metalibu'l-furkan 

Metdlibu'l-furkdn Perviz'in yillar siiren Kur'an-i kerim derslerinin teybe 
kaydedildikten sonra yaziya gecirilmis seklidir. Onceleri dinlemek isteyenler icin 
kasetlere 90galtihp dagitildigi anla§ilan bu Kur'an derslerinin kitaplastinlmasi 
talepleri gelince Perviz'in bazi talebeleri bunu ustlenmis ve yaziya ge9irmislerdir. 
Perviz, hayatta iken arahklarla basilan ilk alti cildin miisveddelerini okumus ve 
eksik kaldigina inandigi yerleri tamamlamis, konusma dilinin yaziya ge9irilmesiyle 
olu§an bazi kapahhklan da gidermistir. Bunlar i9erisinde birinci cildi adeta yeniden 
yazmistir 312 . Tefsirin yedinci cildinin ve teyp kasetlerinin 96ziimlenmesiyle vucuda 



310 



311 
312 



Burada Perviz'in kullandigi lo»- kelimesi tanri ve Allah kelimelerinden ikisini de karsilamakta 
ise de burada tann manasinda kullandigmi saniyoruz. 
Mefhumu'l-Kur'dn, III, 1496-7 
Metdlibu 'l-furkdn, I, Mukaddime, j 



362 



gelecek olan diger ciltlerinin Perviz'in tashih ve ikmalinden ge9meyecek olmasi 
tefsirin sihhati agismdan §uphesiz olumsuz bir durumdur. Ger9i tefsir ve tavzihlerin 
yogunlugunun ilk ciltlerde bulundugunu ifade eden Perviz'in sQzlerinden 313 sonra, 
son ciltlerin kendi gOzetiminde ne§redilemeyecek olmasim 50k da biiyiitmemek 
gerektigine inaniyoruz. 

Metdlibu 'l-furkdn mufassal bir i?indekiler kismi 314 ve kisa bir mukaddime ile 
baslamaktadir. Perviz kisa mukaddimesini Kur'an' 1 anlamak i$in atilacak adimlara 
ve okuyucunun karsisina 9ikacak engellerin nasil asdacagina ayirmisfrr. Ona g6re, 
aradan ge?en uzun zaman dilimi ve yapilan bazi yanlis anlamlandirmalar Kur'ani 
lafizlann asil manalanni gizlediginden bu manalar ancak "Kur'an'in kendi kendisini 
tefsir ettigi" ger9egiyle ortaya 9ikar. Bu ise o lafizlann hem kendi konteksinde hem 
de ayni kokten gelen kelimelerin birlikte degerlendirilmesiyle tahakkuk eder 315 . 
Ikinci olarak, biitun on yargilardan annarak Kur'an iizerinde tedebbiir etmenin 
liizumu vardir. Qiinkti Kur'an belli bir zaman i9in inmemi§ ve belli bir kesimin 
anlamasina havale edilmemistir. Eskilerden istifade etmek hakli sakli kalmakla 
birlikte her bir ferdin onun uzerinde dtisunme ve kendisi i9in birseyler 9ikarma hak 
ve zorunlulugu vardir. Tedebbiir edilirken Kur'an' daki miicerred lafiz ve konulara 
ozellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bu mucerredler zimmnda tesbih, temsil ve 
istiarelerin her bir sahis tarafmdan birikimine gore farkh algilanmasi normal bir 
sonu9tur. Kur'ani ahkamda ise bir ihtilafin olmasi kabullenilemez 316 . 

Perviz Metdlibu 'l-furkdn 'da ayni sure i9erisindeki pes. pese gelen ayetleri belli 
guruplara bolmii§ ve bunlara "bab" adim vermistir. Mesela Bakara suresinin ilk bes 
ayeti 1. babi olu§turmu§tur. Sonra da bu babdaki konulann bir listesi babm 
basmda verilmistir. ilgili babm tefsiri bittiginde ise "babin ozeti" ismiyle bir ba§hk 
atilarak elde edilen somujlar arzedilmistir. Tefsirde 90k miktarda bashk kullamlmis 
olmasi ilk ba§ta goze batmakta ise de okuyucuya buyiik bir kolaylik sagladigi i9in 



313 
314 



315 
316 



Metdlibu 'l-furkdn, I, Mukaddime, J 

Bunun Ozellikle belirtilmesinin sebebi oradaki tefsirlerin btiytlk bir kismmda 500 yil 6nce 
yazilmi§ yazmalar misali i?indekiler kisminm bulunmamasi, bulunsa bile hacet savmak 
ttlrilnden pek kisa olmasidir. Pervfz'in hemen hemen bllttln kitaplan ilmi yazim teknikleri 
sebebiyle diger ulemanin kitaplanndan UsttlndQr. Mesela bu tefsirde cilt sonlanna konmus 
indeksler bile bulunmaktadir ki bOlge tefsirciligi icin fevkalade ah§ilmamis bir yeniliktir. 
Buttin bu dtlzenlemelerde hedef kitlenin bati tarzi egitim almis kUltQrlil kesim olmasimn 
siiphesiz bilylik payi vardir. 

Metdlibu 'l-furkdn, 1, Mukaddime, £ 
Metdlibu 'l-furkdn, I, Mukaddime, £ - %J 



363 



normal goriilmelidir. Tefsirde ayetler 90k miicbir bir durum olmadik9a terciime 
edilmemi§ sadece 6z mana ve mefhumu ile yetinilmistir. Perviz tefsirle ilgili daha 
once de kitaplar yazdigi i?in bazan daha onceki kitaplannda mufassalan anlattigi 
konulara ya da tefsir ettigi ayetlere burada girmemis. sadece onlara atifla 
yetinmistir 317 . 

Perviz'in Metdlibu'l-furkdn tefsiri Mefliumu'l-Kur'dn'w. aksine oldukga 
mufassal bir gahsmadir. Bu a9idan bakildigmda birisinin Kur'an meali digerinin ise 
tarn anlamiyla bir tefsir oldugu soylense yanhs olmaz. Metdlibu'l-furkdri'm. 
genisligine ornek olmasi bakimindan Fatiha suresinin toplam 66, ilk ciiziin ise 
toplam 888 sayfa (cilt 1-3) i9erisinde tefsir edilmis olmasim gostermek yeterli olur 
kanaatindeyiz. Yukanda da ifade edildigi gibi Ozellikle ilk dort ciltte konular 90k 
detayh bir sekilde a9iklanmis diger ciltlerde ise bu yogunluk giderek dusmtistur. 
§imdi de Perviz'in Metdlibu '1-furkarC 'nda Kur'an'i nasil tefsir ettigini bazi Qrneklerle 
gostermek istiyoruz. ilk ornek olarak Nisa suresinin 59. ayetini alip mealinden 
sonra Perviz'in yorumunu verecegiz. 

"Ey iman edenler! Allah'a itSat edin. Peygamber'e ve sizden olan Ultllemre (idSrecilere) de 
itSat edin. Eger bir hususta anlajmazhga d(l§erseniz -AHSh'a ve Shirete ger?ekten 
inaniyorsaniz- onu Allah'a ve Rasflle gOtUriln (onlarin talimatma g8re halledin); bu hem 
hayirh, hem de netice bakimindan daha gllzeldir." 

Bu ayet Perviz tarafmdan 22 sayfa i9erisinde butun detayiyla tartisilmistir. 
Tartismamn tamamim buraya tasimak mumkxin olamayacagmdan Qnemli yerlerinin 
ozetiyle yetinilecektir. Perviz "Kur'an ka siyasi nizam" ve "Allah aor Rasul ki itaat" 
bashklan altmda agirhkh olarak Allah nasil bir varhk ki ona itaat mumktin olsun ve 
Rasululldh'a itdatten ne anlasilmahdir? konulanna deginilmistir. Perviz'e gore 
Allah goriilmeyen ve hislerle ihata edilemeyen bir varhktir, boyle olunca da O'na 
itaatin manasi bir besere itaat benzeri olmayip O'nun gonderdigi kitaba itaat etmek 
olur. Islam da Kur'an'a dayah olarak ortaya konan ictimai bir nizamdir. Sonu9 olarak 
Allah'a itaatin ameli manasi, Kur'ani hukiim ve usiilleri uygulamak i9in kurulan ve 
adina "Islami nizam" veya "Islami memleket" denilebilecek diizene uymak olur. 
(Perviz bu konularm Metdlibu'l-Furkdrim. 2. ve 3. ciltlerinde de a9ikladigmi 
parantez i9inde belirtir.) Bu dtizen ilk olarak Hz. Peygamber (s.a.) tarafmdan 
kurulmu§ ve kendisi de bu diizenin merkezi yetkilisi (Central Authority) olmustur. 



317 Bu hususlann bir kismina mukaddimede deginilmi§tir (bk. Metdlibu'l-furkdn, I, Mukaddime, 
J-iO 



364 



Buna g6re Central Authority'ye itaat etmek ashnda sirasiyla Kur'Sn'a ve Allah'a itaat 
etmek demektir. Ayete dQniilecek olursa; ayetteki J^-yt f$«*k>f s <&f 1$*^! ifadesi "ilk 

olarak Rasulullah tarafmdan olusnirulan Allah nizamina (islami nizam) uyun" 
demek olur. Bu Central Authority'ye de gordiigii istev sebebiyle "merkez-i millet" 
denilebilir 318 . 

Kur'an'm genelini goz oniinde tutarak bu ayetlerdeki ifadeleri kavramlasftran 
Perviz ileriki sayfalarda bu kavramlara cesitli yeni istevler yiikler. Ona gore sonu? 
olarak, Kur'an'da ge?en Allah ve Rasulullah' dan maksat "merkez-i millef'tir. 
Hayatta iken "merkez-i millet" olan Rasulullah'a (s.a.) itaat etmenin aslmda Allah'a 
itaat etmek manasinda oldugu hususunda pek 90k ayet bulunmaktadir. Perviz buna 
delil olarak su ayetleri gosterip bunlan kisaca yorumlar: Al-i imran (3): 172, Hasr 
(59): 4, Maide (5): 33, Ahzab (33): 57, Tevbe (9): 3,8. Perviz'e gore bu ayetlerdeki 
hususlar ve anla§malar ashnda Rasulullah' in karar ve hiikumleri sonucunda olmu§ 
bir§ey degildir. Bunlar Allah'm emri ve karandir Rasulullah ise "merkez-i millet" 
olma sifatiyla bunlan icrei etmi^ir 319 . 

Nisa suresinin 59. ayetinde u^uncii olarak "ulu'l-emr"e itaat edilmesi 
isteniyor. Perviz'e gore, nasil ki bir hukumette ba§ta en list duzey yetkili (Central 
Authority) altlarda ise memur takimi (ummal-i hiikumet) bulunursa burada da 
durum ayrudir. Burada Allah, "nasil merkezi otoriteye itaat ediyorsamz aym sekilde 
altlardaki idarecilere de itaat edin" demis oluyor. Ayetin sonu ise sunu gosterir: 
"Eger sizinle idareciler arasinda bir anlasmazhk ?ikar ise bunun halli i?in merkezi 
otoriteye basvurun. Merkezi otoritenin karan nihaidir, ciinkxi Allah'm hiikmunu 
temsil etmektedir. Karar hususunda da artik kalbinizde bir rahatsizhk duymayin" 320 . 

Perviz, Rasulullah "size benim ve benim ra§id halifelerimin siinnetine uymak 
gerekir" buyurmakla kryamete kadar devam edebilecek sayisi belli olmayan bir 
simfa i§aret etmistir. Ama ne yazik ki ra§id halifeler devri kisa surmti§ ve kralhk 
(mulukiyyet) devrine ge9ilmi§tir. Burada yetki bolunmus. ve idari isler "merkez-i 
millef'e dini isler ise alimlere havale edilmi§tir. Bu durumda da, sahislarla devlet 
arasinda bir problem ?iktiginda bunun halli alimlerden istenmi§tir. Boylece Allah ve 



318 
319 



320 



Metdlibu'l-furkdn, IV, 336-7 

bk. Metdlibu'l-furkan, IV, 337-41. Mefhumu'l-Kur'dn'da Necm suresinin 3. ve 4. ayetlerini 
yorumlayan Perviz, Rasulullah' in kendiliginden bir hilkum koymadigmi, sadece kendisine 
vahyedileni beyan ettigini ileri sQrer (bk. Ill, 1238). 

Metdlibu'l-furkdn, IV, 341-2 



365 



Rasulullah'in hukmti ortadan kalkarak alimin verdigi hiikiim nihai karar yerine 
ge9mi§tir. Artik alimler Allah ve Peygamber adina hiiktim verir olmuslardir, ustelik 
bunlann hiiktimleri degismez gibi kabullenilmistir 321 . 

Hadislerde "Allah'a itaat ayn, Rasulullah'a (s.a.) itaat ayn birseymis gibi 
gosterildigi, Rasulullah'a itaatin ise onun hadislerini hayata tatbik etmek oldugu" 
mantigi yer aldigi i9in bu konuda birseyler soylemek gerektigini ifade eden Perviz 
hadis ve siinnet konusuna girer ve ilk olarak hadislerin yazilmasi konusunu a9ar. 
Ona gore, eger hadis de dinin bir par9asi olsaydi Rasulullah (s.a.) Kur'an gibi onun 
da yazilmasini emreder, korunup korunmadigim da takibe alirdi. Boyle bir sey 
olmadigi gibi onun tarafindan hadislerin yazilmasi da yasaklanmis ve yazilanlann 
imhasi istenmistir. Yazilmasi hususunda bazi kimselere ruhsat verildigi dogru bile 
olsa bu bir emir degildir ve hadislerin Kur'an ciddiyetinde kaydedilip muhafaza 
edildigi anlamim tasimaz. Allah Kur'an'i koruyacagim vadetmis iken hadis i9in 
boyle bir taahhutte bulunulmami§tir. Bu sebeple Allah'a ve Rasulullah'a itaat 
edilmesi istenirken Allah'a ayn Rasulullah'a ayn itaat kasdedilmemistir 322 . Perviz'e 
gore ashabin onde gelenlerinin hadislere bakisi da onemli bir konudur. Bunlar eger 
hadisi de dinin bir par9asi gorse idiler Rasulullah'in (s.a.) vefatindan sonra Kur'an'i 
toplayip bir usule gore yaziya ge9irdikleri gibi hadisleri de yazarak muhafaza 
ederlerdi. Hadisleri yazdiklan soylenen sahabilerden bir kismi ellerindeki metinleri 
kendiliklerinden imha etmisler diger bir kismmin metinleri ise Hz. Omer (r.a.) 
tarafindan Kur'an dismda bir §eye ragbet edilmesin diye yaktinlmistir. Hz. Omer' in 
hadisle 90k istigal edenleri hapis vb. cezalarla cezalandirdigi da rivayet 
edilmektedir 323 . 

Hadis literatiiriinun ilk donem yazih orneklerinden Hemmam b. Miinebbih'in 
(o. 131) sahifesinin sihhati hususunda menfi birsey soylemeyen Perviz, h. 58 
yihndan once Medine'de hadis kitabi te'lif eden birisi (Hemmam) sadece 138 hadis 
toplayabilirken nasil oluyor da ondan 2 asir sonra gelenler yiizbinlerce hadis alip 
bunlann 3-5 binlik bir kismiyla hadis kiilliyatlan olusturuyorlar? sorusunu ortaya 
atar 324 . Bununla o §unu demek ister: "Aslinda asr-i saddette dyle pek hadise onem 
verilmiyordu ve kimse bunun uzerine dii?miiyordu. Miiksirundan olarak gosterilen 



321 

322 
323 
324 



Metalibu 'l-furkan, IV, 342-3 
Metalibu'l-furkan, IV, 343-5 
Metalibu 'l-furkan, IV, 345-8 
Metal ibu'l-furkdn, IV, 348-9 



366 



Ebu Hureyre'nin (r.a.) talebesi olan bir zat bile ancak 138 hadislik bir mecmua 
olusturabiliyor. Eger Ebu Hureyre oyle qok hadis rivayet eden biri olsa idi bunlarm 
talebesi Hemmam tarafindan yaziya gecirilmis olmasi ve genis bir kulliyat 
olusturmasi gerekirdi. Demek ki, sonraki donemlerde insanlar hadis uydurmus ve 
bunlan Ebu Hureyre 'ye isndd etmistirler. " Perviz a9ik9a demese bile sozlerinden 
bu mana kolayca anlasihyor. Baste Buhari ve Muslim olmak iizere kiitiib-i sitte'nin 
muelliflerinin yiizbinlerce hadis arasindan ancak bazilanni kitaplanna almis 
olmalan da hadislerin buyiik bir kismimn guvenilir olmadigma bir baska delildir. 
Ostelik bunlarm kitaplanna aldiklan hadislerin Hz. Peygamber'in (s.a.) sozleri 
oldugu, biraktiklanmn ise ona ait olmadigi hususunda da kat'i bir delil yoktur. 
Musanniflerin kendilerinden rivayet naklettigi kimselerin sozlii beyanlan bunun i9in 
kafi degildir. Demek ki Buhari, Muslim, Tirmizi gibi zevat ortaya Qikip bu hadisleri 
tedvin etmeseydi dinin yansi kayip mi olacakti?!. Din Allah tarafindan ikmal 
edilmi§tir, hadisler onu ikmal edemeyecegi gibi hadislerin bulunmamasi da onu 
nakis kilmaz 325 . 

Perviz, hadislerin gayr-i metltiv vahy olmasi, hadis Kur'an tearuzunda Kur'an'i 
beyan ettigi gerekfesiyle hadisin tercih edilecegi, hadislerin Kur'an'i neshedebilirligi 
ve Kur'an'm hadise olan ihtiyacimn hadisin Kur'an'a olan ihtiyacindan fazla olmasi 
gibi konularda da g6rii§lerini soyler ve bunlarm ciddi dayanaktan yoksun iddialar 
oldugunu belirtir. islam nizamimn ihyasi ve ummetin felah ve refahi i?in yapilmasi 
gereken §ey hadislerin Kur'an'm i§iginda yeniden gozden ge9irilmesi ve ona 
uymayanlann "bu Rasulullah'm sozii olamaz" denilip reddedilmesidir. Perviz'e gore 
buna, hadis inkarcihgi degil temizlik ameliyesi (amel-i tathir) denilmelidir 326 . 
Konuyu kapatirken 59. ayetle 60. ayet arasmda bir miinasebet kurmaya 9ah§an 
Perviz Allah'in ayetleri kar§isina ba§ka §eyler fikarmayi 60. ayette ge9en o^cUWi ^1 

)5*rb* o' ds^.y. olarak goriir. Tagutun hukiimlerine gore hayat tanzim etmek ise 

Maide suresinde "kim Allah'm indirdikleriyle hiikmetmez ise iste onlar kafirlerin ta 
kendileridir" ifadesiyle kiifur olarak tesmiye edilmistir. Perviz'e gore "tagut" Allah 
disinda hiikiim koyma yetkisi olduguna inanilan ger9ek ya da hayali ki§i ve/veya 
kurumlardir 327 . 



325 
326 

327 



Metalibu'l-furkdn, IV, 350-3 
Metdlibu'l-furkdn, IV, 354-8 
Metdlibu 'l-furkan, IV, 358-9 



367 



Pervfz'in yukanda ozeti arzedilen yorumlanndan onun hem Kur'an hem de 
diger islami ilimlerde gercekten yetismis. biri oldugu anlasihyor. Bu genis bilgi 
birikimine ragmen o bazi on kabulleri sebebiyle adil davranmamaktadir. 
Rasulullah'in (s.a.) Kur'an tefsirinde tek yetkili oldugunu kabul eden birisinin 
kolaycihgi secip rivayetlerde gordtigu bazi zafiyetleri bahane ederek hadisleri 
tumden reddetmesi ilim ve insafla bagdastinlamaz. Ikinci bir husus da onun, kendisi 
disindaki alimlerin btiyiik bir kismim Kur'an'i ve dini anlamamakla suclamasi ve 
onlan ilk siraya hadisleri ahp Kur'an'a ikincil deger veriyormus gibi gostermesidir. 
Hadisleri dinin temellerinden sayanlara kar§i o^LWi ^Jf i^rbssi ji 03^. 

benzetmesinde bulunmasi da ilmi insafa sigmaz. Hemmam b. Munebbihi de o vakit 
hadis rivayet edilmedigi icin ancak 138 hadis nakletmi§ gibi gostermesi yine olayi 
bile bile carpittigini gostermesi bakimmdan onemlidir. Halbuki onun hocasi Ebu 
Hureyre'den sadece bu kadanm ahp yaziya ge9irmi§ olmasi pekala dii§unulebilir. 
Bunun disinda da bazi yanhs, yorumlan bulunmaktadir, ancak bunlan tek tek ele 
almaya luzum gortinmemektedir. Asagiya alacagimiz iki kisa ornekle bu fash 
kapatmak istiyoruz. 

Bakara siiresi ayet 23 ve 24'de yuce Allah Kur'an'dan stiphe edip ileri geri 
konu§an miisriklere meydan okumu§ ve onlara giicleri yeterse Kur'an surelerine 
benzer bir sure getirmelerini soylemisti. Perviz bu meydan okuma konusunu enine 
boyuna i§lerken Kur'an'in tertibinin de meydan okuma icin bir konu olabilecegini 
ifade etmistir. "Kur'an Peygamber (s.a.) tarafmdan iimmete §u andaki tertiple 
sunuldugu i?in, daha iyi anlamak maksadiyla Kur'an'in nuzul sirasina gore tertibini 
ve okunmasim savunanlar beni hie ilgilendirmiyor" diyen Perviz mevcut tertibin 
inceliklerinden bahseder. Ona gore Kur'an iyi yazilmis bir ders kitabi (nisab) gibidir. 
Nasil ki ders kitabinda once iizerinde ittifak edilen noktalar (musellemat)ve temel 
ilkeler (mebadiyat) ozlii bir §ekilde yer ahr, sonra da bu ilkeler ve esaslar yavas 
yavas, derece derece birbiriyle ve ana ilkelerle ince baglar koparilmadan i§lenmeye 
devam eder ve kitabin sonuna ulasddiginda ele ahnan konu okuyucunun zihnine 
iyice yerle§irse Kur'an'in mevcut tertibi de aym sonucu dogurur. Okuyucu hi9 ntizul 
tarihini dikkate almadan Kur'an'i bastan sonra dikkatlice okursa onun muhteviyati 
bir biitiinluk icerisinde onun zihnine yerlesir. Perviz soyle der: "Ben kendi 
basiretimle diyebilirim ki, Kur'an 'in mevcut tertibi de yukaridaki dyette (Bakara 23) 
kendisiyle dunyaya meydan okunan Kur'dni i'cazin bir parcasidir. Yuce Allah' in bu 



368 



kitabi kendisini ortaya koymak igin ne sebeb-i niizula (§dn-i nuzul) ve ne de ozel bir 
tertibe muhtagtir." 328 

Perviz'in teorik olarak Kur'an'm nuzul sirasina gore tertibine ve esbab-i 
nuzulun dnemine kar§i gikacagini zannetmiyoruz. £iinkii bu ikisiyle Kur'an daha iyi 
anlasriabiliyorsa Perviz igin her ikisi de dnemlidir. Fakat buradaki problem nuzul 
sirasina gore tertibin ve esbab-i nuzulun hadis kaynaklannda ge9en rivayetlere 
dayaniyor olmasidir. Buna ise Perviz siddetle kar§i 9ikmakta ve dini asillann 
supheli seylere dayandmlmasim uygun gormemektedir. 

Hz. Yusuf la (a.s.) Misirh sahibinin kansi arasmda ge?en olaydan bahseden 
ayetlerde (Yusuf (12): 23-4) bulunan bazi ifadeler miifessirlerin ihtilafma sebep 
olmusta. Bu ayetlerdeki " isfji* j-j-i ^ -til ", " i# ^ " ve " *tj o^ " ifadeleri her 

ikisi de Ehl-i Kur'an'dan olan Seyyid Ahmed Han ve Perviz tarafindan farkli 
yorumlanmistir. Perviz t£f$£e l ^f ^ 4ii ifadesindeki ^ lafzmi Allah'in karsihgi 

olan Rab olarak tefsir ederken Ahmed Han bu kelimeyle Yusuf un Misirh 
efendisinin (miirebbi) kasdedilmis oldugunu soyler. <fc, &l&j i9in de aym durum soz 

konusudur. Ahmed Han bu ifadedeki ji&jt kelimesinin bazi tefsircilerin iddia ettigi 

gibi, yapmayi aklina getirdigi (l# ^ ) fill i$in uyanda bulunmak maksadiyla duvarda 

Yusuf a (a.s.) goriilen babasi Ya'kub (a.s.) veya bir baskasma ait suret manasina 
ahnamayacagim; bununla efendisinin kendisine yaptigi iyiliklerin goztinun online 
gelmesinin kasdedildigini iddia eder. £iinku Ahmed Han'a gore buradaki 4»j 

kelimesi de "Yusuf un efendisi" manasina gelmektedir. Perviz'e gelince o, 4>j 

kelimesini "Allah" manasinda anlarken cM>y. 19m "kar§isinda Allah'in parildayip isik 

sa9an ahlaki degerler i" der. Dikkat edilirse Perviz bu kelimeyi kelimenin asil 
manasiyla ortiismeyen bir sekilde te'vil etmistir. Bu iki miifessir bazi noktalarda 
birbirinden aynhyorlarsa da ozellikle o&y. kelimesine miisterek "kanun-i fitrat" 

prensipleri geregi tabiat iisrii bir mana vermekten ka9inmalari sebebiyle 
birlesiyorlar 329 . Birlestikleri bir baska nokta ise bu ayetleri farkli sekillerde tefsir 
eden mtifessirlere kar§i saldirgan ve alayci bir tislup kullanmalandir 330 . 



Metdlibu 'l-furkan, I, 3 16 



329 Bizim olAjj kelimesiyle "Ya'kub (a.s.) veya bir ba§kasinin sflretinin Yusuf a (a.s.) gOrilnerek 

onu kfltti fiilden vazge?irmesi" iddiasini yanlis bulan Ahmed Han ve Perviz'i dogru 
bulmamakia bu konuda tefsirlerde ge?en haberleri tasdik ettigimiz manasi gikanimamahdir. 



369 



Sonuc olarak denilebilir ki Perviz bircok menfi yoniine ragmen butun omrii 
boyunca Kur'an Uzerinde cah§an ve Kur'an ve tefsirle ilgili pek 50k kitaplar te'lif 
eden biri olarak 6nemli bir §ahsiyettir. O hadisleri yok sayarak Kur'an'i anlamaya 
cah§mi§sa da yer yer Kur'an'in Kur'an' la tefsirine giizel ornekler vermi§ ve en 
azmdan Kur'an'in kendi kendisini ba§ka harici bir unsura gerek olmadan bir 
biitunliik icerisinde ortaya koyabilecegini isbata 9ah§mi?tir. Onun eserlerini dikkatli 
bir gozle okuyan bir ki§i bazi menfi hususlan g(5z ardi ettigi onlara takilmadigi 
takdirde Perviz'in Kur'an anlayi§indan ve ayetlere getirdigi yorumlardan miisbet 
yonden istifade edebilir. Dini bilimlerin yaninda ba§ta felsefe olmak uzere sosyal 
bilimlerden haberi olmayan bir ki§i Perviz'i yanh§ anlayabilecegi gibi onun ba§anh 
bir §ekilde savundugu hatah g6rii§lerinden de etkilenebilir. 



Bizim dikkat ^ekmek istedigimiz konu bu ikisinin akhn sinirlanni a§an konularda (mucize 
gibi) kar§inin delili ne olursa olsun kendi prensiplerini ijletmeleridir. 

330 bk. Metdlihu 'l-furkdn, VII, i 8-22; Ahmed Han, Tefslru 'l-Kur 'an, V, 66 vd. 



370 



II. EHL-I KUR'AN EKOLU'NUN TEFSIRCILIGININ 
DEGERLENDIRMESI VE DIGER EKOLLERLE MUKAYESESI 



Ehl-i Kur'an ekolii ismen 1902 yihnda Abdullah £ekralevi tarafindan 
kurulmussa da temelleri daha once atilmis ve gunumuze degin hayatiyetini, kii9uk 
?aph mtinferid olusumlar bir yana birakilacak olursa, daha cok fikir duzeyinde 
surdurmtistur. Ehl-i Kur'an ekolii mensuplanmn Ehl-i Hadis, Diyobendi ve Birelvi 
ekolleri gibi medreseleri ve buralarda okuyan binlerce talebesi olmamissa da, 
ozellikle devlet okullannda ve bati tarzi egitim veren ozel kurumlarda okuyan 
gen9leri kendi ogrencileri olarak gormusterdir. Bunun en a?ik ornegi Seyyid Ahmed 
Han ve Gulam Ahmed Perviz'de g6rulmu§tur. Seyyid Ahmed Han kendi kurdugu 
egitim kurumunda uyguladigi programla gen9lerin kafa yapisim dagi?tirmeye, 
Perviz ise Pakistan' in bati tarzi egitim veren okullannda okuyan gen9lerin ilgisini 
9ekerek onlara islam konusunda ayn bir baki§ a9isi vermeye 9ah§mi§tir. Bu iki 
alimin ba§ansmda kalemlerinin gticu ve eserlerindeki ahsilmi§in dismda yeni ve bir 
6l9iide de orjinal diisuncelerin etkisi inkar edilemez. Seyyid Ahmed Han'in 
esaslarim koydugu Ehl-i Kur'an diisiincesinin toplumun egitimli kesiminde makes 
bulmasimn bir ba§ka sebebi de bu dusuncenin bolgede uzun yillar hakim olan 
ingilizlerce ge9er ak?e olarak kabul edilmesidir. £unku Ingilizler devlet 
dairelerinde, medreselerden mezun olanlardan 90k batik anlamda olu§turulan 
okullarda okuyan ve Ingilizce bilen kimselere is vermistir. Bu kesime karsi 90k 
sicak yakla§an Ingilizler, Diyobendilerle Azad gibi Ingiliz varhgim i9ine 
sindiremeyen §ahislan desteklemek bir yana her zaman sikintiya sokmuslardir. 

, A 

tngiliz hiikiimetinin Azad'm tefsmni iki defa elinden ahp kaybettiginden daha once 
bahsetmistik. Burada Ehl-i Kur'an' in fikri olu§umunu tamamen ingilizlere bor9lu 
oldugunu da diisunmiiyoruz. Ingilizlerin katkisi olu§turduklan ortamla bu yone 
meyyal olanlann oniinii a9mak ve idari ve maddi olarak bunlara bir 6l9uye kadar 
destek vermek olmustur. Ehl-i Kur'an ekoliiniin olu§umunda bolgedeki fikir 



371 



akimlannin Ozellikle de Ehl-i Hadis ekoliintin menfi manada biiyiik payi olduguna 
bu boliimun ba§lannda i§aret etmistik. 

Ehl-i Kur'an ekoliine mensup alimlerden yukanda tefsirlerini 
tanittiklanmizdan Seyyid Ahmed Han, Mesnki ve Perviz tefsirlerinde bati bilim ve 
felsefesinin verilerini kullanmis ve batih degerleri kutsami§, Ahmediiddin ile 
Cekralevi ise daha 50k Kur'an'in Kur'an ve Kur'an'in akil ile tefsirine onem 
vermisterdir. Bu tefsirleri gectikleri yerlerde ayn ayn degerlendirdigimiz i9in burada 
bazi farkh noktalara ve ortak gidisata temas etmek istiyoruz. Seyyid Ahmed Han 
daha once revacta olan Kur'an'in sahabe ve tabiin kavillerini de icine alan hadislerle 
tefsiri gelenegini reddetmi§ ve bunlann tamamim bos. ugra§lar olarak addetmistir. 
Ahmed Han' in tefsirde yapmaya cahshgi bu metod degi§ikliginin ve eskiyi yok 
sayismin yakin arkada§lanndan modernist Muhsinu'1-Mulk tarafindan bile 
yadirgandigina i§aret etmistik. Ahmed Han'm ileri siirdiigu bir baska iddia Kur'an'in 
kanun-i fitrat'a (yard sebep sonu? ili§kisine) ters birsey ihtiva etmesinin 
du§iinulemeyecegidir. Bu prensibe gore o, Kur'an'in biiyiik bir kismmi olu§turan ve 
insanlik tarihinin btttiin yonleriyle bir ozeti olan kissalan yeniden yorumlayarak 
sebep sonuc ili§kisine ters gelen olay ve sozler te'vil etmi§tir. Ahmed Han'm 
bunlan te'vil ederken hem akli guciinii hem de kendisine kadar olu§an bilgi 
birikimini son derece iyi kullandigini bir kere daha belirtmek isteriz. Mucize, melek 
ve cin gibi tabiat ustti olay ve ki§iliklerin inkan yine fitrat kanununa baglanmi§tir. 
Ahmed Han' in yaptigi Qali§ma, Kur'an'in ba§indan sonuna kadar hi? bir ayet 
atlanmadan yapilan bir tefsiri degildir. O adeta, eline kalemi almi§ ve Kur'an'i 
ba§tan sona kadar okuyarak fitrat kanununa ve aklma ters gordiigu ayetlerin altim 
?izmis ve daha sonra bu ayetleri Kur'an tefsiri adim verdigi bir cahsmada 
yorumlami§tir. Bu benzetmedeki delilimiz onun sadece bu tur ayetleri tefsir etmis, 
olmasi ve Kur'an' la ilgili makalelerinde sadece bu konuyu iskmesidir. Ahmed 
Han'm bu tiir bir calisma yapmis olmasimn toplumun geleneksel yapiyi temsil eden 
alimlerinden biiyiik tepki gordiigiinu ve Ahmed Han'm tefsirine reddiyeler 
yazildigmi da soylemi§tik. 

Onun gerek tefsir gerekse diger sahalardaki <?ah§malan toplumun bir 
kesiminden tepki alirken ba§ka bir kesimi tarafindan biiyiik kabiil g6rmii§tiir. 
Bunlar arasinda Abdullah (^ekralevi, Ahmeduddin Amritsari ve Muhammed Eslem 
Ceracpuri'nin ismi one cikmaktadir. Bunlardan Ehl-i Kur'an diisuncesini en 
kuwetli bir §ekilde gen? nesillere aktaran Ceracpuri ve daha sonra da Ahmediiddin 
olmu§tur. Eslem Ceracpuri tefsir yazmami§sa da Kur'an uzerindeki kitaplan ve 



372 



iiniversitede verdigi dersleri ile 50k geni§ bir egitimli kesimin fikri alt yapisina 
etkide bulunmusftir. Ahmediiddin tefsirinde daha 50k insanlar arasmdaki ihtilaflann 
ortadan kaldinlarak bir birlik ve beraberlik ruhunun tesisini telkln etmisse de, 
hadisler ve diger islami ilimler hakkindaki kanaatini degistirmedigi isin toplumun 
diger kesimleri tarafindan samimi bulunmami§tir. Ancak o tefsirinde Cekralevi ile 
kiyas kabul etmez bir bicimde durust ve basanh olmusftir. 

Mesnki'nin kitaplannda 50k ilgin? konulara temas etmis. olmasina ragmen 
tefsir ilmi acisindan basanh oldugunu soylemek imkani bulunmamaktadir. Bunda 
onun biitiin tefsir mirasim yok sayip kendisini merkeze alarak yeniden bir seyler 
ortaya koyma gibi biiyiik bir iddia icerisinde olmasinin buyuk payi vardir. Onun 
Haksar hareketi ile birlikte btitun faaliyetlerini toplu olarak degerlendirdigimizde 
ozellikle islam uzerindeki degerlendirmelerinde samimiyetinden suphe 
duydugumuzu ifade etmek isteriz. Aksi takdirde islami konularda ciddi bir alt yapisi 
olmayan bir §ahsin islam'in temel kaynagi olan Kur'an uzerinde bu kadar ihtiyatsiz 
sozler sarfetmesi ve islam kultiir mirasim toptan reddetmesi diisunulemezdi. 
Me§nki Bati biliminin en list duzeyde temsil edildigi yerlerden biri olan ingiltere'de 
egitim almi§ ve kendisini bu sahada iyi yetistirmi§se de kendi iilkesine dondugiinde 
bu sahada birseyler yapamayacagmi gormu§ olmali ki, teknik bran§ta bir§eyler 
yapmak ve topluma faydali olmak yerine hi? ilgisi olmadigi halde tefsir sahasma 
yonelmi§tir. Bu tavir onun hie bir simr tammayan cins kafasi ile de birle§ince 
Tezkire, Tekmile ve Hadisti'l-Kur'an gibi ilginc kitaplar ortaya 9ikmistir. 

Gerek tefsir ilmi ve gerekse tefsir di§mdaki konularda Ehl-i Kur'an icerisinde 
en ba§anh §ahsiyetin Perviz oldugunu rahathkla soyleyebiliriz. Bir defa o Kur'an 
uzerine bu ekole mensup diger alimlerden daha fazla egilmi§ ve dogrudan Kur'an' la 
ilgili 90k sayida kitap yazmistir. Perviz' in 9ah§malanna baktigimizda bunlarda 
ayetleri tefsirde secici davranmadigi ve kendi metodu dogrultusunda Kur'an'm 
tiimunii tefsire 9ah§tigi gozlenmi§tir. Bu ise gerek genel okuyucuya ve gerekse bu 
sahayla ilmi seviyede ilgilenen kesime onun du§iincesini bir btitiinluk i9erisinde 
yakalama firsati vermistir. Perviz Kur'an'i tefsire en yetkili §ahsin Rasulullah (s.a.) 
oldugunu fakat bunlann bize saglikh olarak ula§madigini ifade ettigi i9in bir beser 
olarak Rasulullah'in (s.a.) irsadatmdan destek almayan kendi yorumlanmn 
eksikligini zimnen kabul etmi§ olmaktadir. Perviz Rasulullah'in tefsirinin 
ahnmamasindan dolayi ortaya 9ikabilecek bilgi ve yorum eksikligini giderebilmek 
i9in hem Arap dili hem de bizzat Kur'an uzerinde 90k 9alismi§ ve Kur'an'in Kur'an 
ile tefsirini one 9ikarmi§tir. Onun Kur'an'i tefsir ederken 90k yogun bir fikri mesai 



573 



harcadigina eserlerinin tiimunde sahit olmaktayiz. Perviz'in tefsirciligini 
taniyabilmek i?in "tefsir" adiyla yazdigi kitaplanmn disindaki 9ahsmalanna da 
bakilmasi zarureti vardir. Ciinkii onun biitun eserleri aym zamanda bir tefsir 
hiiviyeti arzetmektedir. Perviz Kur'an'in anlasilmasi i9in aklim ve Kur'an'm 
kendisini son derece iyi kullanmissa da zaman zaman on yargilannin esiri olmus ve 
kendi prensipleriyle 9elisen yorumlarda bulunmustur. Buna onu tamtirken yer yer 
isaret etmis bulunuyoruz. 

Hem Ehl-i Kur'an hem de diger ekole mensup alimler fiziki olarak aym 
cografyanm insanlan olmuslarsa da aklen ve ruhen ayn diinyalarda yasamislardir. 
Gelenegi temsil eden Ehl-i Hadis, Diyobendi ve Birelvi ekolleri i?erisinde zamam 
okuyan ve zamamn gereklerini islam'm prensipleriyle 9atistirmaksizin oneriler 
getirenler olmussa da gelenek 9ogu kere agir basmis ve yeni seyler soyleyenler bazi 
hakli gerek9eleri de olsa tiimuyle reddedilmistir. Bu redci tavir aynisiyla, toplumun 
biitun sahalannda yeniligi ve degisimi savunan Ehl-i Kur'an ekolii alimleri 
tarafmdan da sergilenince her iki kesimin birbirinden istifSdesi zorlasmistir. 
Bolgenin en k6klu egitim kurumu olan Darululum-i Diyobend'de 40 yih askm 
hocahk ve idarecilik yapan §eyhu'l-Hind Mahmud Hasan Diyobendi bu ikilemi 
kirmak i9in Aligarh'la bir diyaloga girmisse de bu iilkedeki ozel sartlar sebebiyle 
uzun omiirlu olamamistir 331 . Fikri plandaki bu kopuklugu kirmaya yonelik en ciddi 
hareket gelenekle yenilik arasinda bir 9izgi tutturmaya 9ahsan Cemaat-i islami 
olmus, fakat bu hareket de siyasetle 90k fazla l^li dish olmasi ve ciddi bir egitim 
kurumu gelenegi olusturamamasi sebebiyle sinirh bir kesime hitap edebilmistir. 

Tefsir ilmi a9ismdan Ehl-i Kur'an ile diger ekolleri degerlendirecek olursak, 
bunlar arasmdaki en onemli farkm uygulanan metodda oldugunu soyleyebiliriz. Ehl- 
i Kur'an ekolii mufessirleri kendilerini, Kur'an ve akil disinda bir seyin sinirlamasma 
izin vermediklerinden 90k geni§ bir sahada soz soyleme hurriyeti elde etmisler, 
bunun bir sonucu olarak da Kur'an tefsiri adi altmda 90k degisik seyler 
soylemislerdir. Gelenegi temsil eden ilim ehlinden Ehl-i Hadis kendisini selefin soz 
ve davramslanyla sinirlandirmis ve re'y ile Kur'an'i tefsir etmenin kufur oldugunu 
soylemis, Diyobendiler hadislere ilaveten Hanefi fikhmi one 9ikararak kendilerine 
bir sinirlama getirmis, Birelviler ise bunlara tasawufu ve evliyaullahin irsadatim da 
katmislardir. Boyle olunca da Ehl-i Kur'an mufessirleri tefsir yaparken daha aktif bir 
durumda bulunurken digerleri kendilerini derece derece pasif bir konuma 



331 bk. Bin$ik, Abdulhamit, "$eyhu'l-Hind Mahmud Hasan Diyobendi", Ilim ve Sanat, sy. 41 (Nisar. 
1996), 62 



374 



itmislerdir. Bunlardan hangisinin daha dogru oldugu sorusuna gelince, bizim 
kanaatimize g8re bunun cevabi bu her iki kesim arasinda orta yolu takip eden Azad, 
Mevdudi ve Islahi gibi alimlerin tefsirleriyle verilmistir. £unkii bunlar genel olarak 
Kur'an'in anlasilmasina hizmet etmisler ve Kur'an tefsirinde kendilerini sinirlayan 
seylerin Kur'an'in kendisi, sahih sunnet, Arap dilinin genel kural ve kullanislan ile 
tarafsiz akil oldugunu kabullenmi§Ierdir. Ehl-i Hadis, Diyobendi ve Birelvi ekolleri 
icerisinde bu usulu uygulayan mufessirlerin de ayni oranda basanli oldugunu ikinci 
bolumttn degerlendirmesinde ifade etmistik. 

Tefsirlere toplumun islamlasmasina olan katkilan asisindan baktigimizda ise, 
Ehl-i Kur'an miifessirlerinin tartismalanni entellektuel seviyede surdtirmesi ve 
toplumun geneline yabanci kelime ve kavramlar kullanmalan sebebiyle bu tarza 
asma olan sinirh fakat aktif bir egitimli kesime hitap etmis, ancak toplumun gerek 
fikri gerekse ameli yonden islamla§masina ciddi katkida bulunamami^lardir. 
Bunlarm hitap ettigi kimseler bati ile iyi ili§kiler icerisinde bulunan ve batih 
degerleri temsil eden kesim oldugu i?in de yer yer oryantalizmin yerli temsilcileri 
durumuna du§mu§lerdir. Seyyid Ahmed Han ve Mesnki'de 332 bu yon daha fazladir. 
Buna ragmen Ehl-i Kur'an ekoltt tamamen kaybedilme ihtimali olan genclere el 
attigi ve onlan Kur'an' la tamstirdiklan icin takdire sayan bir is yapmi^lardir. Mesela 
modernizmin Hindistan'daki kalesi olarak bilinen Aligarh kolejinden mezun olan 
genfler arasindan oyle insanlar 9ikmi§ ki bunlar ku9uk bir yonlendirme ile orta yola 
gelmis ve bolge insanina ?ok hayirh hizmetlerde bulunmuslardir. Hindistan'm 
bagimsizhgim elde etmesinde Muhammed Ali, §evket Ali, Dr. Muhtar Ahmed 
Ensari ve Hakim Ecmel Han gibi zevatm etkin rol ustlenmesi ingiliz egitim 
sistemiyle yetisen insanlann nereden nereye geldigini gostermesi a<?isindan onemli 
bir gostergedir. Delhi'deki Cami'a Milliye islamiye'yi de bunlann kurdugundan 
ikinci boliimde bahsetmistik. 

Ekoller arasinda toplumun Kur'an egitimi ve Kur'an tefsirleri vasitasiyla 
islamla§tirilmasma en buyiik katkimn Diyobendi ekolii tarafmdan yapildigini 
gormekteyiz. Bunlar bir yandan medreselerinde ve mescidlerinde ogrencilere ve 
halka Kur'an egitimi ve dersi verirken ote yandan da Kur'an iizerine yazdiklan 
?esitli seviye ve kategorideki kitaplarla toplumun islamla§masina biiytik katki 
saglamisjardir. Mevdudi'nin bu konudaki payini tefsirinin Pakistan i?i ve disindaki 
basim ve satisi 90k a9ik olarak gostermektedir. Islahi ve Azad da insanlan Kur'an'a 



332 Bu iki aiimin batida milstejriklerce kurulan miiesseselere Uye oldugundan ilgili yerlerde 
bahsetmijtik. 



375 



9agirdiklan ve mesailerini bu noktaya kaydirdiklan ifin toplumda islam'in 
yerle§mesine katkida bulunmu§lardir. Birelvi ekolii daha 90k egitim seviyesi du§iik 
halkla i?li di§h oldugu i9in toplumun islamla?masini tasawuf yoluyla yapma gayreti 
i9erisinde olmu§tur. Ehl-i Hadis ekolune mensup alimlerin, tefsirlerini yazma 
sebeplerini inceledigimizde, toplumun talep ve beklentilerine cevap vermenin ilk 
gaye oldugunu gdrmekteyiz. Ancak bu gayenin tahakkukunda ciddi problemler 
olduguna ikinci bSlumde yer yer i§aret edilmi§ti. 



376 



SONUC 

VE 

BIBLIYOGRAFYA 



377 



SONUC 

Diinyada musluman niifusu bakimindan onde gelen ulkelerden Hindistan, 
Pakistan ve Banglades/in bir araya gelerek olusturdugu Hind alt kitasi gerek insan 
mozayigi, gerek farkh din ve kultiirleri gerekse konusulan dillerin coklugu sebebiyle 
her zaman ilgi odagi olmustur. Bolgenin cografi yapisi kadar koklu Hint diisunce ve 
felsefesi de pek 50k kimsenin dikkatini cekmi§ ve iizerinde cah§ilmaya deger 
konulardan addedilmistir. Tefsir bransmda arastirma yapan bir musluman olmamiz 
sebebiyle biz de Urduca tefsirler konusuna ilgi duyduk ve bu konuyu inceledik. Bizi 
boyle bir incelemeye iten sebeplerin basinda boylesi yeni bir dilde nasil olup da 
Turkce ve Farsca'dan kat kat fazla Kur'an tefsiri ve terciimesinin yapildigi sorusu 
olmu§tur. Tezimizde bir yandan bu soruya cevap verebilmek icin konunun arka 
plamm arasfrrmaya ote yandan da yazilan tefsirlerin genel karakteristiklerini 
gostermeye 9alistik. 

incelememizin saglam temellere oturmasi icin de tezimizin giri§inde bolgenin 
ne zaman ve ne sekilde islamla tanistigindan, nasil bir idan yapi icerisinde 
gunumuze kadar ta§mdigindan ve ne tiir badireler atlattigindan kisaca bahsettik. 
BSlgenin islam'la ilk hicri astrda tamsmi§ olmasmi Hind insamna islam'in asli 
sekliyle ula§mi§ olmasi bakimindan buyttk bir bahtiyarhktir. Hindistan'a islam'i 
tasiyan Muhammed b. Kasim'in itina ve basan ile siirdurdugu fetih hareketleri 
Gazneliler tarafindan daha da yayginlastmlmis ve boylece Hind insam fevc fevc 
musluman olup bolgede koklii islam devleti geleneginin olusmasma katkida 
bulunmu§lardir. Bu tarihten 1857 yilma kadar miislumanlann idaresinde kalan Hind 
alt kitasmda yuzlerce islam sanat eseri ve bir o kadar da islam egitim merkezleri 
kurulmustur. Burada hiikiim stiren Turk devletlerinin hayirh te§ebbiisleri ile olu§an 
Urdu dili oylesine hizh bir gelisim gostermis ki kanaatimizce dunyanm ba§ka bir 
yerinde bir dilin bu kadar hizh gelistigine sahit olunmamistir. §eyhlerin, dervislerin, 
ilim adamlannin ve askerlerin Urducamn gelismesinde biiyiik paylan olmu§tur. 
Tezimizin birinci bolumunde Urduca'nin olusmasindan ve geliserek bir ilim dili 
haline gelmesinden bahsedilerek bu konuda iilkemizde var olan bilgi eksikligini 
giderme hedeflenmistir. 

Tezimizin yine birinci bolumunde, Urduca'nm olu§umunu tamamlamasindan 
1857'ye kadar yazilan tefsirler incelenmis, ve bunlar iQerisinde onemlileri eldeki 



378 



bilgiler oramnda tamtilmistir. Kur'an tizerinde Urdu dilinde yapilan ilk 9ahsmalarin 
h. X. asnn sonlannda yazilmaya bavarian Kur'an mealleri oldugunu belirtmis 
bulunuyoruz. Bu tarihten sonra Kur'an uzerindeki 9ahsmalar hem sayi hem de konu 
olarak artmis ve aradan uzun bir zaman gegmeden Kur'an tefsirleri de yazilmaya 
baslanmistir. Bunlardan Muradi'nin (1195/1781?) Hiiddi ni'met adh tefsirinin ilk 
9ahsma olmamasina ragmen bir kilometre tasi olduguna i§aret etmistik. §ah 
Veliyyullah ve ogullan ise bolgedeki hadis, Kur'an ve tefsir 9ahsmalan i$in bir 
doniim noktasi oldugundan bunlann Kur'an hizmetlerini daha genis olarak 
inceledik. 

Hind alt kitasinda adlanndan gun gectikce daha fazla s6z ettiren milleti 
Baburliiler yerine ingilizler olmaya baslaymda ulema ve idareciler ?e§itli careler 
dusunmtisse de aldiklan tedbirler bir sonuc getirmemi§ ve 1857 sonrasmda bolge 
tamamen ingilizlerin kucagina du§mu§tur. Bu durum bolgede kendi nesillerine 
islam terbiyesi verememekten korkan musltimanlan endi§elendirmis ve bu endi§eler 
sonucunda daha 90k egitim ama9h yeni olu§umlar kendisini gostermi§tir. Bu 
donemde §ah Veliyyullah bir asir kadar once ba§lattigi islami ilimlerdeki butunliik 
kinlmi§ ve hadis ve siinnete agirhk veren Ehl-i Hadis, geleneksel islami ilimlere ve 
Hanefi mezhebine baghhk gosteren Diyobendiler, Kur'an disinda dini bir otorite 
tammayan Ehl-i Kur'an ve tasawufu ve evliyaullah'in tasarrufatim one 9ikaran 
Birelviler ortaya 9ikmistir. Nedve ve Cemaat-i islami ise eklektik bir yapi 
gostererek bir 90k ekolden renkler tasimistir. Tezimizin ikinci bolumiinde bu 
ekollerin olu§umundan, temsilcilerinden ve temel fikirlerinden bahsederek bunlara 
mensup alimlerce yazilan tefsirler i9in bir alt yapi olusturmaya 9ahstik. 

Ekol mensuplan tarafindan yazilan tefsirler biiyiik oranda ekolun du§iincesini 
yansitmi§ ve ekolun goriisterini savunmu§tur. Ekolden olup da geni§ perspektifle 
tefsir yazanlar ise en basta o ekol mensuplarmca elestirilmistir. Mesela Ehl-i Hadis 
ekoliinden olan Senaullah Amritsari'nin, Arap9a tefsirindeki dustinceleri ve 
yorumlan sebebiyle yine aym ekolden olan Gaznevi ailesi tarafindan 90k tazyik 
altinda birakildigim ifade etmi§tik. Ubeydullah Sindi'de bazi gortisleri sebebiyle 
kendisi gibi Diyobendi olan alimler tarafindan elestirilmis ve is tekfir noktasina 
kadar g6turiilmu§tiir. 1857 yihndan sonra olusan ekollerin onde gelen alimlerinin 
tamamimn ya tarn bir tefsir ya da cuz ve sure tefsiri yazmis olmasi 90k dikkat 
9ekicidir. Bunda mtislumanlan Kur'an etrafinda toplama gibi bir gaye ilk sirada 
gelse de, Kur'an'm kudsiyeti golgesinde kendi diisuncelerini daha kolay kabul 
ettirme gibi bir diisunce de rol oynami§ olabilir. Cunkii gerek Gulam Ahmed 



379 



Kadiyani, gerek Seyyid Ahmed Han ve gerekse Allame Mesnki kendi dii§tincelerini 
Kur'an'a soylettirmek gayesi i9erisinde olmuslardir. 

Birinci bolumde ele aldigimiz tefsirler genelde yazma oldugu i9in bunlar 
iizerinde 90k kisa olarak durduk ikinci bolumde ise tamami elimizde olan tefsirleri 
daha genis olarak tanitmaya gayret gosterdik. Qkuyucunun tefsirin tamamim gozden 
ge9irme imkani olamayacagmi da dtisiinerek her tefsiri kendisi i9erisinde 
degerlendirmeye 9ahstik. Bunu da, kendi dtisuncelerimizi soylemek yerine, tefsirin 
yazihs. gayesine hizmet edip etmedigini ve i9inde 9eliskiler bulunup bulunmadigmi 
ortaya 9ikararak yapmaya 9ahstik. Zaman zaman da ayni dfinemlerde yazilan diger 
Urduca tefsirlerle karsilastirmalarda bulunduk. inceledigimiz tefsirlerin tamamim 
belli sure ve ayetler esas alinarak inceleyip degerlendirmek bir yol olarak 
gortinmekte ise de bazi tefsirlerin eksik olmasi, bazi ayetlerin tefsirinin bir kisim 
tefsirlerde yer almamasi veya 6zet ge9ilmesi bizi her tefsiri farkli Syet ve sureler 
lsigmda degerlendirme mecburiyetinde birakti. Bu metodun mahsurlanni asgari 
diizeye indirmek i9in de tefsirin tamamim gozden ge9irmeye ya da en azindan kendi 
i9erisinde bir biltunliik olusturacak kisimlanni incelemeye gayret gosterdik. Biz 
tefsirin sadece mufessir tarafmdan yazilmadigim, kalemin bir ucunun, miifessirin 
ifinde yasadigi toplumnn elinde olduguna inandigimiz i9in miifessiri gerektiginde 
genis olarak tanitmaya ve ona yon veren toplumsal olaylara temas etmeye 9ali§tik. 
Bu bize tefsirleri daha iyi bir sekilde anlama ve anlatmayi saglamistir. 

Tezimizin U9iincii bolumunde ele aldigimiz Ehl-i Kur'an ekolii ashnda ikinci 
bolumun bir par9asidir. Bunu ii9iincu bolumde miistakil olarak ele almarmzin tek 
sesebi 9alismalanmn tamamim Kur'an iizerinde yogunlastirmalandir. Aynca bu bize 
tamamen gelenek di§i ve bolgedeki ingiliz hakimiyetinin mirasi olan ekolii daha 
dikkatli inceleme firsati vermistir. Dusunceleri ile Ehl-i Kur'an ekoluniin olusumunu 
hazirlayan Seyyid Ahmed Han, tefsirciligi iizerinde mustakil olarak 9ahsilmasi 
gereken bir alimdir. ^unkii o yaptigi izahlarla, 90k kuwetli bir akli muhakemeye, 
genis bir bilgi birikimine ve engin bir muhayyileye sahip oldugunu gOstermistir. 
Onun Musa aleyhisselamm Kizil denizden ge9mesi ve Firavun'un bogulmasi ile 
ilgili yaptigi izahlann orjinalligine dikkat 9ekmistik. Her bolumun sonunda 
yaptigimiz degerlendirmeler ile tefsirler iizerinde yaptigimiz miinferid 
degerlendirmeleri birbiri ile irtibatlandirmaya ve boylece bir biitiinluge ulasmaya 
gayret gosterdik. 



380 



Hind alt kitasmda 4 yiiz yil i?erisinde vticuda getirilen tefsir mirasina toplu 
olarak bakacak olursak karsimiza sevindirici ve iiziicii olmak uzere iki manzara 
5ikmaktadir. Bunlardan sevindirici olani, bu kadar kisa zaman igerisinde diinyanm 
hi<? bir islam iilkesinde gorulmeyen oranda tefsir ve Kur'an terciimesi ile sair Kur'an 
gahsmalannin vucuda getirilmesidir. Bu biittin diinyadaki ilim adamlannin dikkatini 
cekmis ve en meshur oryantalistler bu sahada birseyler yazmak ihtiyacini 
duymuslardir. Tefsirlerinin sayisi sebebiyle sevindigimizi ifade ettikten sonra simdi 
de bizi iizen seyin ne oldugunu ortaya koymak istiyoruz. Kur'an Allah'm insanlara 
gonderdigi en mukemmel eser ve son mesajdir. Kur'an'a inanmak kadar onu 
anlamaya Qahsmak da miislumanlann iizerine bir vecibedir. Ancak Kur'an'i anlaya 
gahsirken insanin 50k dikkatli olmasi, on yargilanndan annmasi ve Kur'an'da 
hidayet bulmaya 9ahsmasi gerekmektedir. Bu yapilmadigi takdirde insanin Kur'an'in 
satir aralanndan kendi dusuncelerini okumasi ka?inilmaz olur. Kur'an'i anlamada 
gosterilecek bu hassasiyetin kat kat fazlasinin Kur'an tefsirinde gosterilmesi gerekir, 
ciinku is artik ba§kalanm da ilgilendirmekte ve islam'm btiyuk onem atfettigi kul 
hakki ortaya 9ikmaktadir. iste Hind alt kitasmda yazilan Urduca tefsirlere bu a9idan 
baktigimizda sevincimizin yanm kaldigim soyleyebiliriz. ^unkii Tefsir yazanlardan 
buyiik bir kismi kendi dogrulanni Kur'an'a tasdik ettirmeye calismislar ve 
muslumanlann onune bir degil onlarca Kur'an 9ikartarak zihinleri kan§tirmi§lardir. 
Bu giin bunun bir sonucu olarak da bolgede yeni yetisen kultiirlii kesim dini 
ilimlerle ilgilenen ilmiye simfini gayri mutemed kimseler olarak algilamaya 
baslamistir. Kur'an'in, islam'm ruhu ile 9elismedigi siirece farkli yorumlara a9ik 
oldugu inkar edilemez, ancak bunun 0I9USU de yine Kur'an'in kendisi olmahdir. Ne 
yazik ki bu konuda en fazla elestiriyi kendilerini bizzat Kur'an'in hakemligine ve 
yonlendirmesine teslim ettigini iddia eden Ehl-i Kur'an ekolii alim ve miifessirleri 
i9in yapmak durumundayiz. Benzer tavir Birelvi ekoltindeki bazi alimlerde de 
kendisini gostermistir. Bu konuda az hata yapanlar en iyiden baslamak tizere Islahi, 
Mevdudi, Azad, Kerem $ah Ezheri ve Diyobendi ekolii alimleri olmustur. 

Sonu9 olarak soylemek gerekirse, Ingilizlerin bolgeyi ellerine ge9irip kendi 
sistemlerini uygulamasi sonucunda kurtulusu islam'a sanlmakta bulan miislumanlar 
imkansiz gibi goriineni basarmis ve 90k kisa zaman i9erisinde kendi kurumlanni 
kurmuslar ve gen9 nesillerin hizmetine vermi§lerse de bir seyi basaramamislardir. O 
da aralarindaki ihtilaf ve kavgalar. Ustelik bu zamanla oylesine artmi§tir ki kendi 
varhklarini muanzlarinm yoklugunda gormiislerdir. Biz inaniyoruz ki, eger 
miisliimanlar o devirde kendi aralarindaki ihtilaflari en asgari diizeye indirip 



381 



vakitlerini bo§ tarti§malar yerine hayirh ve faydah 5ah§malara harcasa idiler bugun 
bulunduklan durumdan 50k daha iyi bir seviyede olacaklardi. Bu giizel ortamdan 
tefsir ilmi de istifade etmi§ ve sadece Kur'an'm anla§ilmasi gayesiyle tefsirler 
yazilmi? olacakti. 



382 



BIBLIYOGRAFYA 



ABDULHAK, Urdu ki ibtiddi nesv vii nemd me sufeydey kirdrn ka kdm, Evrengabad 

(Dekken) 1933 
• \, "Purani Urdu me Kur'an-i mecid key teracim u tefasir", SDK, II, 177-81 

(Abdulhak, Purdni Urdu) 

,"Urdu", UDMI, I, 331-68 

, "Ordu", 1A, IX, 392-9 

ABDULKAYYUM, "Ehl-i Hadis.", UDMI, III, 580 

ABDULLAH, Seyyid, Sir Seyyid Ahmed Han aor un key ndmver rufekd ki Urdu 

nesr kafenni aorflkri cdize, Islamabad 1 989 

, "Ahmed Han", UDMI, II, 1 16-22 

ABDULMETiNNEDVI, Mv. Sendullah Amritsari, Gucranvala 1988 
ABDURRAHMAN ABD, Codri, Seyyid Ebii 'I- 'A 'Id Mevdudi, Lahor 1 988 
ABDURRAHMAN HAN, Mun§i, Mi 'mdran-i Pakistan, Lahor 1983 
AHMAD, Aziz- GRUNEBAUM, Gustov E. Von, Muslim Self-Statement in India 

and Pakistan 1857-1968, Wiesbaden 1970 
AHMAD, Azid, Islamic Modernism in India and Pakistan 1857-1964, London 1970 
, "Activism of the Ulama in Pakisten", Scholar, Saints, and Sufis (ed. Nikki 

R. Keddie), Berkeley 1972, 257-72 
AHMAD, Qeyamuddin, "Ahl-i Hadis", Encyclopaedia of Asian History (Ed. 

Ainslie T. Embree), London-New York 1988, 1, 30 
AHMAD, Zubaid, The Contribution of Indo-Pakistan to Arabic Literature, Lahore 

1968 
AHMAD BAH§, Hafiz, "Diyau'l-ummet ek inkilab aferin sahs.iyyet", Makaldt (Pir 

Kerem §ah Ezheri), Lahor 1990, 13-87 
AHMED, Evsaf, "Urdu aor Tiirki zubanon mg musterek dahil elfaz", Cdmi'a, 88/10 

(1991), 13-29 
AHMED HAN, Muhammed Halil, Telhisu'l-habir fi ahkdmi't-tekfir el ma'ruf 

inkisdf-i hak, Faysalabad 1988 
AHMED HAN, Sir Seyyid Bahadur, Life of Muhammad-a series of essays on the 

life of Mahommed ..., London 1870 
, Review on Dr. Hunter 's Indian Musalmans: Are They Bound in Conscience 

to Rebel Against the Queen ?. Benares 1872 
, Tefsiru'l-Kur'dn, I- VI, Lahor 1995 



383 



_, Makdldt-i SirSeyyid, I-XVI (nsr. M. Ismail Panipati), Labor 1965-92 



AHMED, Hur§id, "Kitab-i inkilab: TefMmu'l-Kur'an", Am (Tefhtmu'l-Kur'dn 

number), ll/7(Lahor 1972), 19-32 
AHMEDUDDIN AMRJTSARI, Hoca, Beydnun li'n-nds, I-III, Lahor 1990 
AHSAN, M. Manazir, "Cemaat-i islami", DlA, VII, 291-3 
AHTER RAHI, "Mv. Ebtt'l-Kelam Azad merhum aor tahrlk-i da'vet u teblig-i 

Kur'an", Misak, 20/8 (Lahor 1973), 3-6 
AHTER, Ihsanu'l-Hak, Sdh Veliyyulldh, Lahor 1988 
ALGAR, Hamid, "Cirag-i Dehli", DIA, VIII, 303-4 
ALLAH BUKHSH, The Ahle Sunnat Movement in British India 1880-1921, Lahore 

ts. 
"Allame Gulam Ahmed Perviz- ek teariif ', Tulu-i islam, 49/2 (1996), 12-24. 
Alldme Hamiduddin Ferdhi haydt u efkdr-Makdldt-i Ferdhi Seminar, A'zamgarh 

1992 
ALLANA, Ghulam Ali, Eminent Muslim Freedom Fighters 1562-1947, Delhi 1983 
ALUSI, §ihSbuddin Mahmud el-, Ruhu'l-me'dni fi tefsiri'l-Kur'dni'l-'azim ve's- 

seb 'i'l-mesdni, I-XXX (15 ciltte), Beyrut ts. 
AMRITSARI, Senaullah, Tefsir-i Sendi, I-Vffl, Serkoda 1994 

, Tefsiru'l-Kur'dn bi keldmi'r-rahmdn, Gucranvala" ts. (Idare-i Ihyau's-Siinne) 

ANSARI, A.S. Bazmee, "Faydi", EI 2 , II, 870-2 

, "Feyzi-i Hindi", DIA, XII, 524-5 

ATAULLAH, Mufti Muhammed, Kimydey vahdet, Karaci 1993 
ATE§, Suleyman, Siilemi ve Tasawuft Tefsiri, Istanbul 1969 

, Ytice Kur'dn'in Qagdas Tefsiri, I-XI, Istanbul 1988-91 

A'VAN, Melik §ir Muhammed Han, Mehdsin-i Kenzii 1-imdn, Lahor ts. 

AYDEMIR, Abdullah, Tefsirde Isrdiliyat, Ankara 1979 

AYDINLI, Abdullah, "Ehl-i hadis", DIA, X, 507-8 

AZAD, Ebu'l-Kelam, Terciimdnu'l-Kur'dn, I-III, Lahor 1976-86 

, Fatiha Tefsiri (trc. Orhan Bekim), Istanbul 1 984 

A'ZAML Abdullatif, "Camia' key pecas sal, Cdmia\ 62/5 (1970), 9-52 

,"Urdu ki ek net tefsir "Tedebbur-i Kur'an", IAC, 14/3 (1982), 24-42 

A'ZAMi, Muhammed Mustafa el-, Studies in Early Hadith Literature, Indianapolis 

1978 

, Dirdsdt fi'l-hadisi'n-Nebevi ve tdrilju tedvinihi, I-II, Beyrut 1980 

AZEEM, Anwar, "Urdu- a victim of cultural genocide !", Muslims in India (ed. 

Zafar Imam), New Delhi 1975 



384 



AZHAR, Zuhur Ahmed, "Birelvi", UDMI, IV, 485-7 

, "Diyobendi", UDMI, IX, 621-5 

BADAONl, A1-, Muntakhabu-t-Tawdrikh (ing. trc. W.H. Lowe), I-III, Delhi 1986 

BAGDADI, el-Hatibu'l-, Takyidu'l-ilm, Dimask 1974 

BALJON, J.M.S., Modern Muslim Koran Interpretation 1880-1960, Leiden 1961 

, Religion and Thought of Shah Wali Allah Dihlavi, Leiden 1986 

, "A Modern Urdu Tafsir", Die Welt des Mams, sy. 2 (1952), 95-107 

, "A Comparison Between the Qur'anic Views of 'Ubayd Allah Sindhi and 

Shah Wall Allah", IS, 16/3 (1977), 179-88 

, "Ahmad Khan", EI 2 (ing), 1, 287-8 

BATT, Muhammed Yusuf, Mv. Mevdudf apni aor dusron hi nazar mi, Labor 1 989 
BATTI, M. Ishak, Fukahaey Hind, I-V (7 mucelled)Lahor 1974-81 

, Fukahaey Pah u Hind, I-III, Lahor 1982-9 

BAYUR, Y. Hikmet, Hindistan Tarihi, I-III, Ankara 1946 

BEDAH§ANI, Makbul Beg, "Hind", UDMI, XTV, 175 

BELAZURI, Ahmed b. Yahya el-, Futuhu'l-biilddn (nsr. Ridvan Muhammed 

Ridvan), Beyrut 1403 
BENNURI, Muhammed Yusuf el-, el-Ustdzii'l-Mevdudi ve sey'un min haydtihi ve 

efkdrihi, I-II, Karaci 1976-77 
, Cdmi'atu Diyohend el-Isldmiyye ft dav'i'l-makdldti'l-Bennuriyye (nsr. 

Muhammed Habibullah Muhtar), Karaci 1980 
BEVERIDGE, "Feyzi Seyh", UDMI, XV, 1088-9 
BEYZAVI, Nasiruddin 'Abdullah b. 'Omer, Envdru't-tenzil ve esrdru't-te'vil 

(Mecma'u't-tefasir'in i9inde), I- VI, Istanbul 1984 (1. bs. 1317'den ofset) 
BHATNAGAR, S.K., "M.A.O kahc (college) ka kiyam", Fib- u nazar (Sir Seyyid 

number), Aligarh 1992, 109-31 
BILGRAMI, Gulam Ali Azad, Subhatu'l-mercan ji dsdr-i Hindustan, I-II, Aligarh 

1976 
BIRELVI, Ahmed Riza Han, Kenzii 'l-imdnji tercemeti 'l-Kur 'an, Lahor ts. 

, Devdmu 'l-aysfi 'l-eimmeti min Kureys, Lahor ts. 

, Mecmu 'a-i resdil mes 'ele-i nur aor sdye, Lahor 1 989 

, Melfuzdt, Karaci ts., 

, Husdmu'l-Harameyn, Lahor 1989 

, Temhid-i imdn (Hiisdmu 'l-Harameyn'le birlikte), Lahor 1989 

, The Islamic Concept of Knowledge (ed-Devletu'l-Mekkiyye bi'l-mdddeti'l- 

gaybiyye, y.y. 1905) Manchester ts." 



385 



BIRI§IK, Abdulhamit, "§eyhu'l-Hind Mahmud Hasan Diyobendi", Him ve Sanat, 

sy. 41 (Nisan 1996), 55-69 
, "Pakistan'da Islam Disi Azinhk ilan Edilen Kadiyanilik", islam Mecmuasi, 

sy. 155 (Temmuz 1996), 41-3 
BLUMHARDT, "Ahmed Han", JA, I, 182-3 

BUHARI, Muhammed b. Isma'il el-, Sahihu'l-Buhdri, I- VIII, Istanbul 1981 
BUHARI, Stiheyl, Lisdni Makdldt, I-III, Islamabad 1991, III 
BUTRALEVf, Abdurrezzak, Teskinii'l-cindn fi mehdsin-i Kenzu'l-imdn, Islamabad 

1987 
CAISf, Kebir Ahmed, "Tefsiru'l-Kur'an ka Farisi tercume", Tehzibu'l-Ahldk, 1 1/9- 

10 (1992), 25-34 
CALBANI, Gulam Hiiseyin, Sdh Veliyyulldh ki ta 'lim, HaydarSbad (Sind) 1963 

, Life of Shah Waliyulldh, Delhi 1980 

CALENDER!, ResM Ahmed, Ddrululum-i Diyobend, Islamabad 1989 

CALiBI, Cemil, Tarih-i edeb-i Urdu, I-II, Lahor 1987 

CAVID, Mahbub, "Tahiru'l-Kadin se hususi interview", Kavmi Digest, 9/6 (Kasim 

1986), 16-44,209-35 
CERACPURI, Muhammed Eslem, Ta'limdt-i Kur'dn , Delhi 1934 

, Hemdrey dint ulum, Delhi 1989 

CEVDET PA§A, Ahmed, The Sunni Path (Ma 'lumdt-i ndfi 'a) , Lahor 1993 
CHAWLA, Mohammad Iqbal, A Study of Islamic Writings in Pakistan, Lahore 

1990 
CEKRALEVI, Abdullah, Isd 'atu 1-Kur 'an, Lahor 1320 

, Burhdnu 'l-furkdn aid saldti 1-Kur'dn, Lahor ts. 

CI§Ti, Muhammed Abdulhalim, Haydt-i Vahiduzzamdn, Kara?i 1957 

DAR, Siireyya, Sdh Abdulaziz Muhaddis Dihlevi, Lahor 1991 

DAR, Bashir Ahmad, Religious Thought of Sayyid Ahmad Khan, Lahore 1971 

DARIMI, Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman, Sunenii 'd-Ddrimi, Istanbul 

1995 
DAUDI, Halid Zaferullah, Sah Veliyyullah Dihlevi' den Guniimuze Pakistan ve 

Hindistan 'da Hadis Qahsmalan, Istanbul 1 995 
, XIX. Asir Hindistan Hadis Alimi Siddik Hasan Han 'in Hayati ve llmi 

Sahsiyeti (doktora semineri 1991) Ankara Uni. Sosyal Bilimler Enstitiisu 
DERYABADI, Abdulmadd, Beseriyet-i Enbiyd, Kara?i 1960 
, Mudsirin, Karaci ts. 



386 



DiHLEVI, Abdulhak, Ahbdru'l-Ahyar (trc. Subhan Mahmud v.dgr.), Delhi 1994 

DIHLEVI, Ahmed Hasan, Ahsenti 't-tefasir, I- VIII, Lahor ts. 

DiHLEVI, Sah Abdulkadir, Tefsiru Midihu 'l-Kur 'an, Lahor ts. 

DIHLEVi, Sah Veliyyullah, et-Tefhimdtu 1-Hdhiyye, HI, Haydarabad (Sind) 1967 

, Shah Waliyullah's Ta'wil al-Ahadith (trc. G.N. Jalbani), Lahor 1973. 

, el-Fevzu'l-kebir (trc. Selman en-Nedvi), Beyrut 1987. 

, Hticcetulld.hu 'l-Bdliga (th. Seyyid Sabik), I-II, Kaliire ts. 

DOUGLAS, Ian Henderson, Abul Kalam Azad- an intellectual and religious 

biography, Delhi 1989 
DURSUN, Turan, Din Bu, I-III, Istanbul 1990 
EBU DAVUD, Suleyman b. Es'as es-Sicistani, Sunen-i Ebi Ddvud, I-V, Istanbul 

1981. 
ELVAI, Muhyiddin el-, ed-Da 'vetii 'l-lsldmiyye ve tetawuruhd fi sibhi 'l-kdrrati 7- 

Hindiyye, Dimask 1986 
EMIR-i HURD (Mirhord), Siyeru'l-evliyd (trc. l'cazu'1-Hak KuddM), Lahor 1992 
ENSARI, M. Ziyauddin, Mv. Azad, Sir Seyyid aor Aligarh, New Delhi 1992 
, "Nak§-i AzM", Fib- u nazar (Ebu'l-Keldm Azad number), Aligarh 1989, 

179-196 
, "Sir Seyyid aor Aligarh tahrik- Muntehab kitabiyat", Fikr u nazar (Sir 

Seyyid number), Aligarh 1992, 251-96 
EREN, Cuneyt, Siddik Hasan Han ve Neylii 'l-merdm min tefsiri dydti 'l-ahkdm 'i 

(doktora tezi 1994), Ankara Uni. Sosyal Bilimler Enstitusu 
BINARK, Ismet- EREN, Halit, World Bibliography of Translations of the Meanings 

of the Holy Qur'an - Printed Translations 1515-1980, Istanbul 1986 
ER§AD, AbdurresM (haz), Bis barey muselmdn, Lahor 1990 
ES'AD GEYLANI, Seyyid, Seyyid Mevdudi- da 'vet u tahrik, Lahor 1986 

, Maudidi Thought and Movement, Lahore 1984 

ESERI, Ebu Ali, "Mv. Ebii'l-Kelam Azad ka uslub-i tecziye", Fikr u nazar (Ebu'l- 
Keldm Azad number), Aligarh 1989, 47-50 
ESERI, irsadu'1-Hak, Pdk-u Hind me ulemdey Ehl-i Hadis_ ki hidmdt-i hadis, 

Faysalabad 1990 
FARUK HAN, Muhammed, Sdh Abdulkadir ki Kur'dnfehmi, Lahor 1 986 
FARUKI, Ikbal Ahmed, Tezkire-i ulemdi Ehl-i Sunnet ve Cemd 'at-i Lahor, Lahor 

1987 
FARUKI, Imadu'l-Hasan Azad, "Sir Seyyid Ahmed Han aor Mv. Azad bi haysiyeti 

miifessir", LAC, 10/2 (1978), 69-80 



387 



FARUKI, Ziibeyr Ahmed el-, Musdhemetii Ddrululum bi Diyobend fl'l-edebi'l- 

Arabihattdam 1980, Delhi 1990 
FARUQI, Ziya-ul-Hasan, The Deoband School and the Demand for Pakistan, 

Lahore 1962 
FARUQUE, Muhammad al-, "Some Aspects of Muslim Revivalist Movements...", 

IC, 63/3 (1989), 19-41 
FAZLUR RAHMAN, Islam and Modernity, Chicago 1982 
FERAHI, Hamidiiddin, Tefsiru Nizdmi'l-Kur'dn (Urduca), A'zam Garh 1990 
FERIDABADi, Hasimi, "Data Gene Bahs", UDMl, DC, 92-7 
FERiDE HANIM, Mv. Seyyid Ebu 1-A 'Id Mevdudi key siydsi haydldt ka ek tenkidi 

miitdla'a (doktora tezi 1990), Cami'a Milliye islamiye, §u'be Islamic 

Studies 
FERIDI, Nesim Ahmed el-, "Siracu'1-Hind es-Sah Abdulaziz ed-Dihlevi" (trc. M. 

Emin en-Nedvl), Sekdfetii'l-Hmd, 38/3-4 (1987), 1-60 
FERTVAI, Abdurrahman Abdulcebbar el-, Cuhudu Ehli'l-Hadis ft hidmeti'l- 

Kur'dni'l-Kerim, Benares 1980 
FIRUZABAd!, Muhammed b. Ya'kub el-, Tenviru'l-mikbds min tefsiri tbn Abbas 

(Mecma'u't-tefasir'in icinde), I- VI, Istanbul 1984 (1. bs. 1317'den ofset) 
FIRUZIDDIN, Firuzu'l-luiat, Lahor ts. 
FUYUZURRAHMAN, Mesdhir-iulemd, I-III, Lahor ts., 

, Tedruf-i Kur'dn, Lahor ts. 

GEYLANI, Menazir Ahsen, Pdk u Hind me muselmanon ka nizdm-i ta'lim & 

terbiyet, I-II, Lahor ts. 

, Sevdnih-i Kdsimi, I-III, Lahor ts 

GRAHAM, G.F.I., The Life and Work of Sir Syed Ahmed Khan, Karachi 1979 

GULAM ALi, Melik, Ljildfet aor mulukiyetper i 'tirdidt ka tecziye, Lahor 1991 

GULAM MUHAMMED, Raca, Imtiydz-i hak, Lahor 1979 

GUNGOR, Mevlut, "el-Fevzti'l-kebir", DIA, XII, 510-1 

HABIBULHAK NED VI, Seyyid, "Urdu ki ehemmiyet", Cdmi'a, 90/5 (1993), 28-40 

HAHN, Ernest, "Sir Sayyid Ahmad Khan's the Controversy over Abrogation (in the 

Qur'an): an annotated translation", MW, 64/2 (1974), 124-33 
HALACOGLU, Yusuf, "Alaeddin Halaci", DIA, II, 330 
HALI, Altaf Husain, Haydt-i Javed (trc. K.H. Qadiri- David J. Matthews), Delhi 

1979 
HALID MES'UD, "idare-i Tedebbur-i Kur'an u Hadis", TedebbiXr, sy. 1 (1981), 3- 

11 



388 



_, "Idare ki pis reft", Tedebbur, sy. 3 (1982), 3-4 
_, "idare key pane sal", Tedebbur, sy. 15 (1985), 3-7 



HAMID AHMED HAN, Ta'lim u tehzib, Lahor 1975 

HAMID, Raziyye, Newdb Siddik Hasan Han, Delhi 1983 

HAMIDULLAH, Muhammad, "Cultural and Intellectual History of Indian Islam", 

Die Welt Des Islams, sy. 3, 127-44 
HAN, Ahmed, Kur'dn-i kerim key Urdu terdcim- Kitdbiydt, Islamabad 1987 
HAN, Gulam Mustafa, "Urdu me Kur'ani muhaverey", SDK, II, 301-4 
HANIF, Muhammed Ataullah ve ABDULKAYYUM, "Sah Veliyyullah Dihlevi", 

UDMl, XXHI, 39-47 
HASAN, Qamar, Muslims in India, New Delhi 1988 
HASENI, Abdulhay el-, Nuzhetu"l-$avdhr ve behcetii'l-mesdmi' ve'n-nevdzir, I- 

VIII, Haydarabad (Dekken) 1931-70 

, es-Sakdfetu'l-isldmiyyefi'l-Hind, Dimask 1983 

HASMET ALl, "inayetullah Han el-Mesnki", UDMl, XTV/2, 302-4 
HATIBOGLU, Mehmed Said, "Hilafetin Kureysiligi", AUIFD, sy.23 (1978), 121- 

213 
HAZIN, Alauddin AH b. Muhammed el-, Lubdbu't-te'vil fi ma'dni't-tenzil 

(Mecma'u't-tefasir'in icinde), I- VI, Istanbul 1984 (1. bs. 1317'den ofset) 
HERMANSEN, M.K., "The Current State of Shah Wali Allah Studies", HI, 1 1/3 

(1988), 17-30; 
HEZARVI, Muhammed Siddik, Kenzii 'l-tman tefdsir ki rosni me, Lahor 1988 
HOC A, Nazif, Ruzbihan al-Bakli ve Kitab Kasf al-Asrar'i ile Farsca Bazi Siirleri, 

Istanbul 1971 
HOSAIN, M. Hidayet, "Data Gen? Bahs Lahuri", Li, III, 493 
HUCVIRi, Ali b. Osman, Kesfu'l-Mahcub, Lahor 1968 

, Kesfu 1-Mahcub -Hakikat Bilgisi (haz.,trc. Siileyman Uludag), Istanbul 1982 

HUSSAINI, Syed Shah Khusro, Sayyid Muhammad al-Husayni-i Gisudirdz: on 

sufism, Delhi 1983 
HUSEYIN, Seccad, "Sevatiu'l-ilham", Sekafetu'l-Hind 10/3 (1959),89-101 
HUSEYIN, Seyyid ihti§am, Urdu edeb ki tenkidi tarih, Delhi 1988 
ISLAHI, Emin Ahsen, Mebddi-i tedebbur-i Kur 'an, Lahor 1991 

, Makdldt-i Isjdhi, Lahor 1991 

, Tedebbiir-i Kur' an I-IX, Lahor 1993 

, "Fehm-i Kur'an key liye cend biinyadi (birka? temel) usul" Tedebbur, sy. 2 

(1982), 13-4(13-18) 



389 



IBM HURDAZBIH, Ubeydullah b. Abdullah, el-Mesdlik ve 'l-memdlik (nsr. M.J. de 

Goeje), Leiden 1967 
IBN KESiR, Ismail b. Omer, Tefsiru'l-Kur'dni'l-Azim (th. M. Ibrahim el-Benna v. 

dgr.), I- VIII, Istanbul 1985 
, Muhtasaru Tefsiri ibn Kesir (th. Muhammed Ali es-SSbuni), I-III, Beyrut 

1986, 
tBN MACE, Ebu Abdillah Muhammed b. Yezid el-Kazvini, Sunenti ibn Mace, I-II, 

Istanbul 1981. 
IBN MANZOR, Lisdnu'l-Arab, I-XV (6 ciltte), Beyrut ts. 
IKRAM, §eyh Muhammed, Ab-i kevser, Lahor 1992 

, Rud-i kevser, Labor 1992 

, Mevc-i kevser, Lahor 1992 

ILAHI BAH§, Hadim Huseyin, el-Kur'aniyyun ve subehatuhum havle's-siinne,Taif 

1989 
'IMARA, Muhammed, Ebu 'l-A 'Id el-Mevdudi ve 's-sahvetu 'l-lsldmiyye, Rehire 

1987 
INAYETULLAH, "Ahl-i Hadith", EI 2 , 1, 259; 

, "§3h Abdulkadir Dihlevi", UDMl, XII, 935 

ISHAK NED VI, Muhammed ve §EMS-I TEBRiZ HAN, Tdrfy-i Nedveti'l-ulemd,!- 

II,Luknovl983 
ISHAK, Muhammed, ilm-i hadis me Pdk u Hind ka hissa, Lahor 1 977 
JAMALUDDIN, Syed, "The Barelvis and Khilafat Movement" Communal and 

Pan-Islamic Trends in Colonial India(ed. Mushirul Hasan), New Delhi 

1985,400-11 
KADIRI, Ebii'l-Hasenat Muhammed Ahmed, Tefsiru'l-Hasendt, I- VI, Lahor 1992-4 
KADIRI, Mahmud Ahmed, Tezkire-i ulemd-i Ehl-i Sunnet, Faysalabad, 1992 
KADIRI, Mecidullah, Kenzti 1-imanfi tercumeti 1-Kur 'an aor diger ma 'ruf Kur'dni 

Urdu terdcim ka tekdbuli cdizefdoktora tezi 1993), Karaci Universitesi 
KADIRI, Muhammed Abdulhakim §eref, ihsan ilahi Zahir ki kitab el-Birelviyye ka 

tahkiki aor tenkidi caize, Lahor 1 995 
KADIRI, Muhammed Eyyiib, Urdu nesr ki irtikd me ulemd ka hissa, Lahor 1988 
KAMALI, S.A., "Abul Kalam Azad's Commentary on the Qur'an", MW, sy. 49 

(1959), 5-18 
KARAMAN, Hayreddin, Mukayeseli islam Hukuku, I-III, Istanbul 1991 
KASIMI, Ahlak Huseyin, Mehdsin-i Miidihu Kur 'an, Beyra 1983 



390 



, Birelvi terciime-i Kur'dn ka ilmi tecziye, Faysalabad 1983 

, Tercumdnu 'l-Kur 'an ka tahkiki mutdla 'a, New Delhi 1 993 
, "Mevlana Ebu'l-Kelam Azad ka'ilmi makam u mertebe", Cdmi'a, 85/10 

(1988), 5-16 
KASIMi, M. Salim v.dgr., Caize-i terdcim-i Kur'dni, Diyobend 1968 
KASIMi, Muhammed Suud-i Alem, "Ahd-i vusta ki ek ehem Farisi tefsir Bahr-i 

Mevac ka tahkiki miitalaa", UK, 111 (1992), 49-78 
KAUR, Kuldip, Madrasa Education in India- a study of its past and present, 

Chandigarh (India) 1990 
KEREM §AH EZHERI, Pir, Diydu 'l-Kur 'an, I-V, Lahor h. 1414 

, Makdldt, I-II, Lahor 1990 

KEVKEB, Abdunnebi, Haydt-i sdlik seyhu 't-tefsir mufti Ahmed Ydr Han, GucerSt 

1971 
KHAN, Kabir Ahmad, "A Select Bibliography of Writings by and about Shah Wali- 

Allah Dihlavi in English and Urdu", MWBk. Rev., Ill (1986), 56-65 
KHAN, Rais Ahmad, "The Life and Thought of 'Abd al-Qadir Bada'uni", IS, 6/2 

(1967), 141-54 
KHAN, Shafi Ali," Nationalist Ulama's Interpretation of Shah Wali Allah's 

Thought and Movement", JPHS, 3117, (1989), 209-248 ve 38/3 (1990), 192- 

219 
KIDVAI, Muhammed Salim, Ulum-i Isldmiye aor Hindustani ulemd, Aligarh 1991 

, Hindustani mufessirin aor un ki Arabi tefsireyn, Lahor 1 993 

, "Faydi and his undotted tafsir of the Qur'an", IMA, 9/2 (1978),73 

KOgYIGIT, Talat, "Abdulaziz ed-Dihlevi", DIA, 1, 189 
KONUKgU, Enver - AKUN, Omer Faruk, "Babur", DIA, IV, 395-400 
KONUKCU, Enver, Dogustan Gunumuze Biiyiik Islam Tdrihi, I-XVI, Istanbul 

1992, IX, 464-521 

, "Ekber §ah", DIA, X, 542-4 

, "Cihangir", DIA, VII, 538-9 

, "Babiirliiler", DIA, IV, 400-4 

KURTULU§, Riza, "Ahmed §ehid", DIA, II, 134-5 

, "Emir Hiisrev-i Dihlevi", DIA, XI, 135-7 

KUTUB, Seyyid, FiZddli'l-Kur'dn, I- VI, Beyrut 1985 
LAHORI, Muhammed Seff, "Refiuddin", UDMI, X, 318-20 
LAL, K.S., Early Muslims in India, New Delhi 1984 



391 



LUDYANEVI, Muhammed Yusuf, ihtildf-i ummet aor sirdt-i mustakim, I-II, Karaci 

1399 
MAHBUBURRAHMAN, "Darululum-i Diyobend", FN, 18/7 (1981), 5-16 
MAHMUD HASAN, Miujihu Furkdn, Medine 1989 
MAHMUD, Halid, Mutdla'a-i Birelviyyet, I-III, Lahor 1986-8 
MALIK, Hafeez, Political Profile of Sir Sayyid Ahmad Khan- a documentary 

record, Islamabad 1982 
MANZUR AHMED, Melikzade, Mv. Ebii'l-Keldm Azdd-fikr ufen, Luknov 1989 
MASUDUL HASAN, Sayyid Abul A 'ala Maududi and His Thought, I-II, Lahore 

1984-86 
MA'SUMI, Ebu Mahfuzu'l-Kerim, "et-Tefsiru'1-Mazhari ka nakid&ie caize", UK, 

4/1(1989), 79-96 
MATHUR, Y.B., Muslims and Changing India, New Delhi 1972 
MAZHAR HUSEYiN, Mevdudi mezheb, Lahor 1992 
McDONOUGH, Sheila, The Authority of the Past: A Study of Three Muslim 

Modernists, Pennsylvania 1970 
MEDENI, Hxiseyin Ahmed, es-Sihdbu's^sdkib ale'l-musterild'l-kdzib, Diyobend 

1907 
MEHAIMI, Ali el-, Tabsiru'r-Rahmdn ve teysiru'l-menndn, I-II, Beyrut 1983 
MELiHABADI, Seyyid Emir Ali, Mevahibu'r-Rahman, I-XXX (10 ciltte), Lahor ts. 
MES'UD AHMED, Muhammed, Giindh-i bigundhi, Lahor 1982 

Haydt-i Mv. Ahmed Ridd Han Birelvi, Siyalkot 1981 

Fddil-i Birelvi aor terk-i muvdldt, Lahor 1988 

Imam Ahmed Ridd aor dlemi cdmidt, Sadikabad 1990 

The Reformer of the Muslim World, Karachi 1995 

"Rifi/a Han", UDMI, X, 278-84 



MES'UD AHMED, Muhammed, "Urdu teracim u tefasir-i Kur'an", FN, 12/6 
(1974), 320-35; 12/7 (1975), 383-94; 12/8 (1975), 449-465 

MESWKI, inayetullah Han el-, Tekmile-i tetimme, I-II, Lahor 1960 

, Tezkire, Lahor ? ts, 

, Man's Destiny (ed. Syed Shabbir Hussain), Islamabad 1993 

METCALF, Barbara Daly, Islamic Revival in British India: Deoband, 1860-1900, 
New Jersey 1982 

, "Deobandis", The Oxford Encyclopaedia of the Modern Islamic World (ed. 

J. Esposito), I-IV, New York 95, 1, 362-3 



392 



MEVDUDI, Ebu'l A'la, Tefhimu'l-Kur'an, I- VI, Lahor 1991 

, "Tefhimu'l-Kur'an kin halet me likhi geiy", Ain (Tefhimu'l-Kur'an number;, 

11/7(1972), 115-7 

, "Kur'an-i mecld", Ain, (Tefhimu'l-Kur'an number;, 1 1/7 (1972), 1 19-29 

, "Tefhimu'l-Kur'an likhey huey meyrey pis-i nazar kiya tha", Ain (Tefhimu'l- 
Kur'an number;, 1 1/7 (1972), 1 12-4 
MIHR, Gulam Rasul, Seyyid Ahmed Sehid, Lahor ts. 

, "Azad", UDMI, 1, 99-104 

MIR, Mustansir, Coherence in the Qur'dn- a Study of Islahi's Concept ofNazm, 

Indianapolis 1986 

, "Islahi's Concept of Sura-Pairs", MW, 73/1 (1983), 22-32 

, "Comparative Study of a few verses in Islahi and Other Scholars", HI, 111 

(1984)25-36. 
MIRZA, Mohammad Wahid, The Life and Works of Amir Khusrau, Lahore 1962 
MTRZA, Sehavet, "Gisudiraz", UDMI, XVII, 586 
MIYAN, Hamid, "Fadil-i Birelvi ka Tercume-i Kur'an-i pak", Beyyindt, 35/4 

(1979), 8-16; 36/6 (1980), 51-64 
MIYAN, Seyyid Muhammed, Ulemd-i Hindkasdnddr mdii, I- VI, Karaci 1986-92 
MUBAREKPURl, Kadi Athar, el-'Ikdu's-semin, Saray-i Mir A'zamgarh 1968 
, el- 'Arabu ve 1-Hindu ft 'ahdi 'r-risdle (trc. Abdulaziz izzet Abdulcelil), 

Kahire 1973 
, "el-Hukumatu'l-'Arabiyyetu ffl-Hind ve's-Sind" (trc. Abdulaziz izzet 

Abdulcelil), ed-Dirdsdtu'l-isldmiyye, 5/3 (1970), 46-7 
MUBAREKPOr!, M. Hanif, Mekdmi'u'l-hadid ale 'l-kezzdbi'l-anid, Lahor 1982 
MUHAMMAD, Shan, Khaksar Movement in India, Delhi-Meerut 1973 
MUHAMMED ABDULLAH, Sahdbe-i kirdm aor unper tenkid, Multan 1410 
Muhammed Eslem CeracpM number, Cdmi'a, 79/3-5 (Delhi 1982) 
MUHAMMED ILYAS, Menhecu's-Seyfy Ahmed Hasan ed-Dihlevi fi tefsirihi 

Ahsenu't-tefdsir (master tezi 1994), International Islamic University, 

Islamabad, Usuluddin Faculty 
MUHTAR-I HAK, M. Alim, "Kur'an-i mecid key Urdu teracim u tefasir", SDK, II, 

418-62 
MURADABADI, Na'mttddin, Hazdinu 'l-irfdn (Kenzu 'l-imdn ile birlikte), Lahor ts. 
MUZTAR, A.D., Shah Wall Allah, Islamabad 1979 
MUSLIM, Ebu'l-Huseyn Muslim b. Haccac el-, Sahihu Muslim, I-III, Istanbul 1981 



393 



MOSIRU'L-HAK, "Hindustan me Kur'an-i mecid key teracim u tefasir", lAC, 10/4 

ve 11/1 (1978-9), 12-24 
NA'IMI, Ahmed Yar Han, Tefstr-i Na'imt, I-XV, Labor 1973-92 

, tlmiX 'l-Kur 'an li tercumet 'l-furkdn, Lahor ts. 

NAKVi, Cemil, Urdu tefasir- Kitdbiydt, Islamabad 1992 

, Kur'dn-i mecid key Urdu teracim ma 'a muhtasar tdrihu'l-Kur'dn ve 

terdcimu l-Kur 'an, Karaci ts. (Edeb numa) 
NAKVI, Seyyid Kudret, Lisdnt makdldt, I-II, Islamabad 1988 
NED VI, Abdulmubin, Mv. Sendulldh Amritsari- muhtasar hdldt aor tefsiri hidmdt, 

Gucranvala 1988 

, "Senaullah el-Amritsari", BI, 31/4(1406), 71-82; 31/5(1407), 69-79 

NED VI, Ebu'l-Hasen Ali en-, Tarih-i da 'vet u azimet, I- VII, Karaci ts. 

, "Merakizii'1-ilm ve's-sekafetu'1-islamiyye fi'1-Hind", BI, 10/6 (1961), 83 

NED VI, Ebu'l-Hasenat, Hindustan ki kadim Islami dersgdheyn, Lahor 1989 
NEDVi, Seyyid Siileyman, Ydd-i reftegdn, Karasi 1983 

, "Tercumanu'l-Kur'an cild-i ewel", Cdmi'a, 85/2 (1988), 62-5 

NEMR, Abdulmun'im en-, Tdri\iu'l-lsldmfi'l-Hind, Beyrut 1981 

NESEFI, Ebu'l-Berekat en-, Tefsiru'n-Neseji- (Medarikii't-tenzil), I-IV, Istanbul 

1984 
NEVSEHREVI, Imam Han, Terdcim-i ulemdey hadis4 Hind, Lahor 1 992 
NIZAMI, Khaliq Ahmad, MaulanaAzad, Delhi 1990 
, "Gisu Daraz", EI 2 (Ing), II, 1114-6 



, "ed-Devletabadi", UDMl, LX, 470-1 

, "Cisti", DlA, Vin, 342-3 

, "Cistiyye", DIA, VIII, 343-6. 

, "Devletabadi", DIA, IX, 242-3 

, "Evrengzib", DlA, XI, 537-9 

AAA 

NU'MANI, Asim, Mv. Mevdudi per chutey ilzdmdt aor un key mudellel cevdbdt, 

Lahor 1985 

, Mv. Mevdudi per I'tirdddt ki hakikat, Lahor 1990 

NU'MANi, Mv. Sibli, $i'ru'l-Acem, I-V, A'zamgarh 1940-51 

, Makdldt-i §ibli, A'zamgarh 1955 

NUR MUHAMMED, Birelvifetvey, Lahor 1987; 

NURANI, Emir Hasan, "Mv. Seyyid Emir Ali Melihabadi", Cdmi 'a, 78/12 (1981), 

7-19 



394 



OSMAN, Muhammed ve Es'ar, Mesud, Pakistan ki siydsi cemdateyn, Lahor 1988 
OZ, Mustafa, "Ahmed Han", DIA, II, 73-5 

, "Dihlevi, Abdulkadir", DIA, IX, 293 

OZCAN, Azmi, "Darttlulum", DIA, VIII, 554-5 

, "EbU'l-Kelam Azad", DIA, X, 335-7 

OZ§ENEL, Mehmet, Pakistan 'da Hadis Cahsmalan (yiiksek lisans tezi 1992), 

Marmara Uni. Sosyal Bilimler Enstitiisu 
PANiPATI, Kadi Senaullah, Tefsir-i Mazhari, I-XII, Kara9i h.141 1/1991 
PERVIZ, Gulam Ahmed - CeracpM, Muhammed Eslem, Makdm-i hadis, Lahor 

1992 
PERViZ, Metdlibu'l-furkdn,l-WlI, Lahor 1975-91 

, Tebvibu'l-%ur'dn I-III, Lahor 1984 

, Lugdtu'l-Kur'dn, I-IV, Lahor 1984 

, Cihdn-iferdd, Lahor 1987 

, Mezdhib-i alem aor dsmdni kitdbeyn, Lahor 1989 

, Tdhire key n&m hutiit, Lahor 1989 

, Kur'dnifaysaley, l-W., Lahor 1992 

, Mefhumii 'l-Kur 'dn, I-III, Lahor ts., 

, "Vo merd-i dervis", Cami'a (Mv. Muhammed Eslem Ceracpuri Number ), 

79/3-5 (1982), 78-86 
Perviz key bdrey me 'ulemd ka muttefekafetvd, Kara?i ts. 
PIRZADA, Sayyid A.S., "The Role of Deobandi Ulama in Pakistan's Politics: 

1947-1956", South Asian Studies, 111 (1990), 64-81 
QURESHI, Ishtiaq Husain, Ulema in Politics, Karachi 1974 
, The Muslim Community of the Indo-Pakistan Subcontinent 610-1947, Delhi 

1985 
RAHMAN ALI, Tezkire-i'ulemd-i Hind (trc. M. Eyyub Kadiri), Karaci 1961 
RANA, Cemil Ahmed - Selim Mansur Halid (haz.), Tezkire-i Seyyid Mevdudt, 

Lahor 1986 
RANA, Ihsan Ilahi, "Senaullah Pan! Pati", UDMI, VI, 1032-4 
RESID AHMED, Fitne-i inkdr-i hadis, Kara?i h. 1403 
RIZVI, Saiyid Athar Abbas, Shah Abd al-Aziz: Puritanism, Secterian, Polemics and 

Jihad, Canberra 1982 
, A Socio-Intellectual History of the Isnd 'AshariShi 'is in India, I-II, Canberra 

1986 



395 



RIZVI, Seyyid Mahbub, Mukemmel tarih-i Ddrululiim-i Diyobend, I-II, Karaci ts. 

RIZVI, Zaferaddin, Haydt-i A 'Id Hadret, I-III, Kara9i 1938 

Roddd-i Cemdat-i isldmyJ-Vlll, Labor 1993 

RUMi, Ebu'l-Evsaf, Diyobend se Bireli tak, Lahor ts. 

ABDUR REHMAN, Sabahuddin, Amir Khusrau as a Genius, Delhi 1982 

SAEEDULLAH, The Life and Works of Muhammad Siddiq Hasan Khan Nawab of 

Bhopal, Lahore 1973 
SA'IDI, Muhammed Abdussettar, Imam Ahmed Ridd Birelvi -cdmi 'u 'l-ulum abkari 

sahsiyyet, Lahor. 1993 
Sakdfetu 1-Hind (Ebu'l-Kelam Azad number), 29/3-4 (1988) 
SALIHA (b.) Abdulhakim §erefuddin, Kur'dn-i hakim key Urdu terdcim, Kara?i ts. 

, A Brief Survey of Urdu Translations of the Qur'an, Bombay 1984 

SAMERRAJ, Yunus Ibrahim es-, tflemdu'l-Arab J! sibhi'l-karrati'l-Hindiyye, 

Bagdad 1986 
SARAY, Mehmet, "Ahmed §ah Durrani", DL4, II, 134 
SCHIMMEL, Annemarie, Islam in the Indian Subcontinent, Leiden 1980 
SEDiD, Enver, Urdu edeb ki muhtasar tdrih, Islamabad 1991 
SEHARENPURI, Halil Ahmed, Berdhin-i kdti'a bi cevdb-i Envdr-i sdtVa, Karaci 

1987 
SELMAN E§-§EMS..., "§ahsiyyetii Mv. Ebi'l-Kelam Azad beyne'1-ilmi ve's- 

siyaseti", Sekdfetu'l-Hind, 20/1 (1969), 5-12 
SEMi'U'L-HAK, "Ulema-i Diyobendi aor meydan-i sahafet", Beyyindt, 37/1-2 

(1980), 49-59 
SENBELI, Muhammed Arif, Birelvi fitne ka neyd rup, Lahor 1978; 
SERFIRAZ HAN, Muhammed, Tenkid-i metin ber Tefsir-i Na'imiddin, Gucranvala 

1992 

, itmdmu 'l-burhdnji reddi Tevdihi 'l-beydn, Gucravala 1 993 

SERHENDI, Varis,7/wf Urdu Lugat, Lahor 1993 

SERVER, Muhammed (haz.), Armagdn-i Sdh Veliyyulldh, Lahor 1988 

SETH, Hira Lai, The Khaksar Movement, Delhi 1985 

Evliyaey Kiram number, Seyydre Digest, I-IV, Lahor 1 986 

SHAFI, Mohammad, "Abd al-Hakk b. Sayf al Din", EI 2 (Ing), I, 60-1 

, "Abdulhak Hakki b. Seyfeddin", UDMI, XII, 830-2 

SIDDIK HASAN HAN, Ebu't-Tayyib Muhammed Kannevci, Tercumdnu'l-Kur'dn, 

I-XVI, Lahor 1890-1905 



396 



_, Ebcedu'l-ulum, I-ffl, Beyrut 1979 

_, et-Tdcu'l-miikellel, Beyrut 1983 

j Katfu's-semer fi akideti ehli'1-eser, Kahire 1984 



SIDDIKI, Enis Ahmed, "Darululum ki tefsiri hidemat", er-ResM (Darululum-i 

Diyobend number), 4/2-3 (1976), 569-604 
SIDDIKI, Evlad Ahmed, "Ebu'l-Kelam Azad- ek tecziye", Fikr u nazar, Aligarh 

(EbU'l-Kelam Azad number), Agustos 1989, 85-93 
SIDDIKi, Iktidar Hiiseyin, "Sir Seyyid per Veliyyullahi tahrik aor Vahhabi tahrik 

key esentt", Fikr u nazar (Sir Seyyid number), Aligarh 1992, +95-108 
SIDDIKI, Muhammed ishak, "Tefhimu'l-Kur'an per ek nazar", Beyyinat, 24/3 

(1974)-34/5 (1979) arasi muhtelif sayilar 
SIDDIKI, Muhammed Sa'd, ?//«-/ Hadis aor Pakistan me us ka hidmet, Labor 1988 
SIDDiKI, M. Yasin Mazhar, "Mv. Azad ki fikr-i Kur'ani ka'umumi tecziye", Fikr u 

nazar, Aligarh (Ebti'l-Kelam Azad number), Agustos 1989, 121-138 
SIDDIKI, Na'im, el-Mevdudi, Lahor 1989 
SIDDIQI, M.R., "el-Camiatii'l-Osmaniyye", DIA, VII, 103-4 
SINDi, Ubeydullah, et-Temhidli ta'rifi eimmeti't-tecdid, Cam§oro (Sind) 1976 
, Uhdmu 'r-Rahmdn fi tefsiri 'l-Kur 'an 'aid usuli 'l-lmdm §dh Veliyyulldh ed- 

Dihlevi, I-II, Kara?i ts. 

, §dh Veliyyulldh aor un ki siydsi tahrik, Lahor ts. (el-Mahmud Akademi) 

, §dh Veliyyulldh aor un kafelsefe, Lahor ts. (el-Mahmud Akademi) 

SMITH, Wilfred Cantwell, Modern Islam in India- a social analysis, New Delhi 

1979 
SUHDERVI, AbdurresM 'Iraki, Berr-i sagir Pdk u Hind me 'ulemd-i Ehl-i Hadis ki 

tefsiri hidmdt, Siyalkot 1988 
SUYUTI, Celaleddin b. Kemaleddin, el-itkdnfiulumi'l-Kur'dn (th. Mustafa Dih el- 

Bugd), I-II, Beyrut 1987 
SUBHANI, Mahbub, "Musenna sureton ka bahemi ta'alluk", Tedebbur, sy. 9 

(1983), 19-23 
SAHClHANPURI, Ebu Selman, "el-Hilal Kalkuta", Cdmi'a. 85/3 (1988), 100-14 
, "Mv. Ebu'l-Kelam Azad aor Mv. 'Ubeydullah Sindi", IAC, 21/4 (1989), 39- 

51 
SATTARJ, Seyyid Hamid, Kur 'dn-i Mecid key Urdu terdcim u tefdsir ka tenkidi 

mutdla'a, Haydarabad (Dekken) 1982 
SEHRISTANI, Muhammed Abdulkerim e?-, el-Milel ve 'n-nihal, Kahire 1968 



397 



SEYHOPURI, Muhammed Eslem, "Mv. Ebu'l-Kelam Azad ka ba9pan", Ceridetu'l- 

Esrdf, 6/1 (1992), 52-62; 6/2 (1992), 43-7 
TALIB KARA0, istiyak, Mv. Muhammed Na'imuddin Muraddbddi, Labor ts. 
THANEVI, Esref Ali, Hifzii 1-imdn ani 'z-zeygi ve 't-tugydn (ve ma'ahu Bastu '/- 

bendn ve Tagyiru'l- 'unvdri), Lahor 1980 
THANEVI, izhar Ahmed, "Darululum ve tecvid u kiraat", er-Resid (Darululum-i 

Diyobend number), 4/2-3 (Lahor 1976), 648-52 
TAYYIB, Muhammed, Tdrifci Ddrululum-i Diyobend, Kara9i ts. 
TIRMiZI, Ebii Isa Muhammed b. Isa et-, el-Cdmi 'u 's-sahih, I-IV, Istanbul 1981 
TITUS, Murray T., The Religious Quest of India: Indian Islam A Religious History 

of Islam in India, Delhi 1979 
TONKI, S.M., Aligarh and Jamia- fight for national education system, New Delhi 

1983 
TROLL, C.W., Sayyid Ahmad Khan, Karachi 1979 
TUFEYL, Muhammed, "Ulema-i Pencab ki tefsiri hidmat", FN, 22/2 (1984), 53- 

103 
, "Hadis-i Nebevi- FetevS Ri^viyye ka Biinyadi meahiz", Diydey Harem, 23/9 

(Lahor 1993), 78-84 
TURABI, Elifuddin, Ebu 'l-A 'la el-Mevdudf- haydtuhu ve da 'vetuhu, Kuveyt 1 987 
TURKMEN, Erkan, Emir Htisrev-i Dihlevi'nin Hayati, Eserleri ve Edebi §ahsiyeti, 

Ankara 1989 

, "The Turkish Elements in Urdu", Osmanh Arastirmalan, sy. 6 (1986), 1-30 

, "Urdu me Turk! elfaz", Khuda Bakhsh Library Journal, 50 (1989), 33-63 

UDMI Idare, "Siddik Hasan Han Kannevci", UDMI, XII, 103-6; 

USLU, Recep, Sind'de Islam Fetihleri (yiiksek lisans tezi 1990), Marmara Uni. 

Sosyal Bilimler Enstittisu 
UVEYSI, Muhammed Feyz Ahmed, Imam Ahmed Rtdd aor^ilm-i hadis, Lahor 1980 
UNAL, Ismail Hakki, "DihlevT, Abdulhak b. Seyfeddin", DIA, IX, 291-3 
VAHlDUZZAMANJebvibu'l-Kur'anJ-II, Lahor 1983 

, Tefsir-i Vahtdt, Lahor ts. 

Vesaik-i Mevdudi (haz. idare-i Ma'arif-i islami), Lahor 1984 

WAHIDUR RAHMAN, A.N.M., "Abu al-Kalam Azad's Approach to the Qur'an", 

J. Asiatic Soiety. Bangladesh, 31/1 (June 1986), 33 (25-36) 
, "Modernist Muslim's Approach to Hadith: Aligarh School", HI, 16/4 

(198?), 13-26 



**' 



f „C, \w u 



0i& 



398