(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "Adnan Oktar (Harun Yahya) nın Tüm Kitapları"

mm 




l^i» & 













G 




'1 






;flHlfc"' £ikan bir 
Sir Sizce. 

Ill 

i 

1$: 




AS 

It 






iinluk hayatta kullandtgmiz arac, gerecJeri §6yle bir du^unun; Ornegin cebinizde- 

ki anahtarlan... §uphe yok ki hi£ kimse, bir anahtann "tesaduf eseri" tarn kilidi 

acacak bigimi almi$ oldugunu ve cebinize de tesadufen girdigini soylemeyecek- 

ttr. Aym sekilde yoldaki tabelalann tesaduf eseri bulunduklan yerlere yerlestiklerini ve 

yine tesaduf eseri bu tabelalann uzerine sacjlan boyalarla insanlar ign bir anlam tasi- 

yan yazilann olu$tugunu iddia etmeyecektir. 

Ku$kusuz turn bunlar, uzerinde diifunulerek ve emek harcanarak, belli bir amag ile 
tasarlanip karsjmza gelmistir ve sizin de bu konuda en ufak stipheniz bulunmaz. 

ya yolda yilrurken gordugunuz insanlar, yanindan gecti^iniz atja^lar, onimuze / 
kedi ya da bir kopek?.,. 

onlann varliEjmin sebebi tesadufler olabilir mi? 
Kuskusuz btiyle bir ihtimal uzerinde diis. unmek bile son derece akil disjdir... Tek bir 
atacjn, bir telin tesadufen duzgunce bukulmesiyle masasina gelmesini manttksiz bulan 
bir kisi elbette ki, insanlann, kedilerin, kuflann, aQacJann ve turn evrenin de tesadufen 
meydana gelmesinin bunlaria kiyas edrlemeyecek kadar imkansiz oldugunu anlamak 
durumundadir. 

Ancak bu kadar acik bir gergege sirt qeviren insanlar bulunmaktadir. "Materyalist- 
Darwinist" olarak bilinen bu kimseler tesaduf leri ustun bir akil gibi sunan, art arda 
meydana gelen milyonlarca tesaduf tin toplamim "yaratici bir gu^" olarak gosteren ba- 
I bir ftkrin savunuculandir. Onlara gore tesadufler, dunyadaki butun insanlann aklin- 
' dan cok daha biiyuk bir akla sahiptirler. Dahasi onlara gore zaman cok onemli bir 
anahtar gorevindedir. Oyle ki tesaduf e zaman verilirse, cansiz ve $uursuz atom yifjm- 
larini insanlara, karmcalara, atlara, orkideye, giile ve aklmiza gelen -gelmeyen milyon- 
larca canliya {evirebitirMl 

Bu kitapta, kendilerini tesaduf ^kmazinin i^ine sokarak, ^evrelerindeki yaratili§ "\i 
delillerini inkar edenlerin ne tiir bir mantik bozukluiju sergilediklerini fark edeceksiniz. J 

Is 

YAZAR HAKK1NDA: Harun Yahya mustear ismini kullanan 
Adrian Oktar, 1956 yihnda Ankara 'da do§du* 1980'li yi I lard an bu 
yana, imani, bilimsel ve siyasi konularda pek £ok eser hazirladi. 
Bunlann yani sira, yazann evrimcilerin sahtekarhklarmi, iddialan- 
nm ge^ersizli^ini ve Darwinizm'in kanh ideolojilerle olan karanlik 
baglantilanni ortaya koyan cok onemli eserleri bulunmaktadir. 
Yazann turn calismatarmdaki ortak hedef, Kuran'm tebligini dunya- 
ya ulastirmak, boylelikle insanlari Allah'm varlrfjt, birligi ve ahiret 
gibi temel imani konular uzerinde dufiinmeye sevk etmek ve inkar- 
ci sistemlerin ^uruk temeilerini ve sapkm uygulamalarmi gozler 

online sermektir. Nitekim yazann, bugune kadar 60 ayri dile cevrilen yaklasjk 300 eseri, 

diinya ^aptnda genif bir okuyucu kitlesi taraf indan takip edilmektedir. 

Harun Yahya Kulliyati, -Allah'in izniyle- 21. yuzyilda diinya insanlanni Kuran'da tarif edi- 

len huzur ve bansa, dotjruluk ve adalete, guzellik ve mutluluga tasimaya bir vesile olacak- 

Iv: - 




> ttt 










Harun Yahya miistear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 
1956 yilmda Ankara'da dogdu. Ilk, orta ve lise ogrenimini An- 
kara'da tamamladi. Daha sonra Istanbul Mimar Sinan Univer- 
sitesi Giizel Sanatlar Fakiiltesi'nde ve Istanbul Universitesi Fel- 
sefe Bolumii'nde ogrenim gordii. 1980'li yillardan bu yana, ima- 
ni, bilimsel ve siyasi konularda pek cok eser hazirladi. Bunlann 
yam sira, yazarm evrimcilerin sahtekarliklarmi, iddialarmm ge- 
cersizligini ve Darwinizm'in kanli ideolojilerle olan karanlik bag- 
lantilarmi ortaya koyan cok onemli eserleri bulunmaktadir. 
Harun Yahya'nm eserleri yaklasik 30.000 resmin yer aldigi top- 
lam 45.000 sayfalik bir kiilliyattir ve bu kiilliyat 60 farkli dile cev- 
rilmistir. 

Yazarm miistear ismi, inkarci diisiinceye karsi miicadele eden iki 
peygamberin hatiralarma hiirmeten, isimlerini yad etmek icin Ha- 
run ve Yahya isimlerinden olusturulmustur. Yazar tarafmdan kitap- 
larm kapagmda Resulullah'm miihriiniin kullamlmis olmasmm 
sembolik anlami ise, kitaplarm icerigi ile ilgilidir. Bu miihiir, Kuran- 
l Kerim'in Allah'm son kitabi ve son sozii, Peygamberimiz (sav)'in de 
hatem-iil enbiya olmasmi remzetmektedir. Yazar da, yaymladigi tiim 
calismalarmda, Kuran'i ve Resulullah'm siinnetini kendine rehber 
edinmistir. Bu suretle, inkarci diisiince sistemlerinin tiim temel iddi- 
alarmi tek tek ciiriitmeyi ve dine karsi yoneltilen itirazlan tarn olarak 
susturacak "son soz"ii soylemeyi hedeflemektedir. ^ok biiyiik bir hik- 
met ve kemal sahibi olan Resulullah'm miihrii, bu son so- 
zii soyleme niyetinin bir duasi olarak kullamlmistir. 
Yazarm tiim cahsmalarmdaki ortak hedef, Kuran'm 
tebligini diinyaya ulastirmak, boylelikle insanlari 
Allah'm varhgi, birligi ve ahiret gibi temel imani ko- 
nular iizerinde diisiinmeye sevk etmek ve inkarci 
sistemlerin ciiriik temellerini ve sapkm uygula- 
malarmi gozler oniine sermektir. 

Nitekim Harun Yahya'nm eserleri Hindis- 
tan'dan Amerika'ya, Ingiltere'den Endonezya'ya, 
Polonya'dan Bosna Hersek'e, Ispanya'dan Brezil- 



ya'ya, Malezya'dan Italya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar diinyamn daha 
pek gok iilkesinde begeniyle okunmaktadir. Ingilizce, Fransizca, Almanca, Italyanca, Ispan- 
yolca, Portekizce, Urduca, Arapga, Arnavutga, Rusga, Bosnakga, Uygurca, Endonezyaca, 
Malayca, Bengoli, Sirpga, Bulgarca, Qnce, Kishwahili (Tanzanya'da kullaniliyor), Hausa 
(Afrika'da yaygm olarak kullaniliyor), Dhivelhi (Mauritus'ta kullaniliyor), Danimarkaca ve 
Isvecce gibi pek cok dile cevrilen eserler, yurt dismda genis bir okuyucu kitlesi tarafmdan 
takip edilmektedir. 

Diinyamn dort bir yanmda olaganiistii takdir toplayan bu eserler pek cok insanin iman 
etmesine, pek cogunun da imanmda derinlesmesine vesile olmaktadir. Kitaplan okuyan, 
inceleyen her kisi, bu eserlerdeki hikmetli, ozlii, kolay anlasilir ve samimi iislubun, akilci 
ve ilmi yaklasimm farkma varmaktadir. Bu eserler siiratli etki etme, kesin netice verme, iti- 
raz edilemezlik, ciiriitiilemezlik ozellikleri tasimaktadir. Bu eserleri okuyan ve iizerinde 
ciddi bicimde diisiinen insanlann, artik materyalist felsefeyi, ateizmi ve diger sapkm goriis 
ve felsefelerin hicbirini samimi olarak savunabilmeleri miimkiin degildir. Bundan sonra sa- 
vunsalar da ancak duygusal bir inatla savunacaklardir, ciinkii fikri dayanaklan ciirutiil- 
miistiir. (^agimizdaki tiim inkarci akimlar, Harun Yahya Kiilliyati karsismda fikren maglup 
olmuslardir. 

Kuskusuz bu ozellikler, Kuran'm hikmet ve anlatim carpiciligmdan kaynaklanmaktadir. 
Yazarm kendisi bu eserlerden dolayi bir oviinme icinde degildir, yalmzca Allah'm hidaye- 
tine vesile olmaya niyet etmistir. Aynca bu eserlerin basimmda ve yaymlanmasmda her- 
hangi bir maddi kazanc hedeflenmemektedir. 

Bu gercekler goz oniinde bulunduruldugunda, insanlann gormediklerini gormelerini 
saglayan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmasmi tesvik etmenin de, cok onemli 
bir hizmet oldugu ortaya cikmaktadir. 

Bu degerli eserleri tamtmak yerine, insanlann zihinlerini bulandiran, fikri karmasa 
meydana getiren, kusku ve tereddiitleri dagitmada, imam kurtarmada giiclii ve keskin bir 
etkisi olmadigi genel tecriibe ile sabit olan kitaplan yaymak ise, emek ve zaman kaybma 
neden olacaktir. Imam kurtarma amacmdan ziyade, yazarmm edebi giicimii vurgulamaya 
yonelik eserlerde bu etkinin elde edilemeyecegi aciktir. Bu konuda kuskusu olanlar varsa, 
Harun Yahya'nm eserlerinin tek amacmm dinsizligi ^iiriitmek ve Kuran ahlakmi yaymak 
oldugunu, bu hizmetteki etki, basan ve samimiyetin acikga goruldiigiinii okuyucularm ge- 
nel kanaatinden anlayabilirler. 

Bilinmelidir ki, diinya iizerindeki zuliim ve karmasalarm, Miisliimanlarm cektikleri ezi- 
yetlerin temel sebebi dinsizligin fikri hakimiyetidir. Bunlardan kurtulmanm yolu ise, din- 
sizligin fikren maglup edilmesi, iman hakikatlerinin ortaya konmasi ve Kuran ahlakmm, 
insanlann kavrayip yasayabilecekleri sekilde anlatilmasidir. Diinyamn giinden giine daha 
fazla icine gekilmek istendigi zuliim, fesat ve kargasa ortami dikkate almdigmda bu hizme- 
tin elden geldigince hizh ve etkili bir bicimde yapilmasi gerektigi aciktir. Aksi halde cok gee 
kalmabilir. 

Bu onemli hizmette oncii rolii iistlenmis olan Harun Yahya Kiilliyati, Allah'm izniyle, 21. 
yiizyilda diinya insanlarmi Kuran'da tarif edilen huzur ve bansa, dogruluk ve adalete, gii- 
zellik ve mutluluga tasimaya bir vesile olacaktir. 







Jw 



T& 




Sf 



I 



fls 





. * » 



/ * 

n Yahya 




D 










OKUYUCUYA 

Bu kitapta ve diger calis,malarimizda evrim teorisinin goku§une ozel bir yer aynlmasmin nedeni, bu teori- 
nin her turlu din aleyhtari felsefenin temelini olustwmasidir. Yaratihsj ve dolayisiyla Allah' in varhgmi in- 
kar eden Darwinizm, 140 yildir pek cok insanm imanmi kaybetmesine ya da ku§kuya du§mesine neden 
olmustw. Dolayisiyla bu teorinin bir aldatmaca oldugunu gozler onune sermek cok onemli bir imani go- 
revdir. Bu onemli hizmetin turn insanlanmiza ula§tinlabilmesi ise zorunludur. Kimi okuyuculanmiz belki 
tek bir kitabimizi okuma imkani bulabilir. Bu nedenle her kitabimizda bu konuya ozet de olsa bir bolum 
aynlmasi uygun gorulmustw. 

Belirtilmesi gereken bir diger husus, bu kitaplarm icerigi ile ilgilidir. Yazarm turn kitaplarmda imani konu- 
lar, Kuran ayetleri dogrultusunda anlatilmakta, insanlar Allah'm ayetlerini ogrenmeye ve ya§amaya davet 
edilmektedir. Allah'm ayetleri ile ilgili turn konular, okuyanm akhnda hicbir §uphe veya soru i§areti birak- 
mayacak §ekilde aciklanmaktadir. 

Bu anlatim sirasmda kullanilan samimi, sade ve akici uslup ise kitaplarm yediden yetmi§e herkes tarafm- 
dan rahatca anlasjlmasim saglamaktadir. Bu etkili ve yalm anlatim sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan 
kitaplar" deyimine tarn olarak uymaktadir. Dini reddetme konusunda kesin bir tavir sergileyen insanlar da- 
hi, bu kitaplarda anlatilan gergeklerden etkilenmekte ve anlatilanlarm dogrulugunu inkar edememektedir- 
ler. 

Bu kitap ve yazarm diger eserleri, okuyucular tarafmdan bizzat okunabilecegi gibi, kar§ihkh bir sohbet or- 
tami §eklinde de okunabilir. Bu kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitaplan birarada 
okumalari, konuyla ilgili kendi tefekkur ve tecrubelerini de birbirlerine aktarmalan acisindan yararh ola- 
caktir. 

Bunun yanmda, sadece Allah nzasi icin yazilmi§ olan bu kitaplarm tamnmasina ve okunmasma katkida 
bulunmak da buyuk bir hizmet olacaktir. (^unku yazarm turn kitaplarmda ispat ve ikna edici yon son de- 
rece gucludur. Bu sebeple dini anlatmak isteyenler icin en etkili yontem, bu kitaplarm diger insanlar tara- 
fmdan da okunmasimn te§vik edilmesidir. 

Kitaplarm arkasma yazarm diger eserlerinin tanitimlarimn eklenmesinin ise onemli sebepleri vardir. Bu sa- 
yede kitabi eline alan kisj, yukanda soz ettigimiz ozellikleri ta§iyan ve okumaktan hosjandigim umdugu- 
muz bu kitapla ayni vasiflara sahip daha bircok eser oldugunu gorecektir. imani ve siyasi konularda yarar- 
lanabilecegi zengin bir kaynak birikiminin bulunduguna §ahit olacaktir. 

Bu eserlerde, diger bazi eserlerde gorulen, yazarm §ahsi kanaatlerine, §upheli kaynaklara dayah izahlara, 
mukaddesata kar§i gereken adaba ve saygiya dikkat etmeyen usluplara, burkuntu veren umitsiz, §upheci 
ve ye'se surukleyen anlatimlara rastlayamazsmiz. 

Bu kitapta kullanilan ayetler Ali Bulac/m hazirladigi 
"Kur'an-i Kerim ve Tiirkge Anlami" isimli mealden almmi§tir. 

1. Baski: Kasim, 2002 / 2. Baski: Ocak 2006 / 3. Baski: Temmuz 2009 

ARA§TIRMA YAYINCILIK 

Talatpa§a Mah. Emirgazi Caddesi Ibrahim Elmas l§ Merkezi 
A Blok Kat 4 Okmeydam - Istanbul Tel: (0 212) 222 00 88 

Baski: Secil Of set / 100. Yil Mahallesi MAS-SIT Matbaacilar Sitesi 
4. Cadde No: 77 Bagcilar-Istanbul Tel: (0 212) 629 06 15 



www.harunyahya.org - www.harunyahya.net 




13 



IglNDEKlLER 



Giri§: Tesadiif Iddialarmm Mantiksizhgi 



Tesadiifler Ilah Olamaz, 

Tiim Varliklarm Yaraticisi Allah' tir 



15 



Evrendeki Kusursuz Diizen 
Tesadiif Iddialarmi Yalanlamaktadir 



23 



Bitkiler Alemindeki Turn Giizellikler 
Allah'm Yaratmasidir 



57 



Dogadaki Tiim Canlilarm Yaraticisi Allah'tir 



91 



Insanlar, Allah'm Ruhundan Ufledigi 
Akil ve Irade Sahibi Varhklardir 



119 



Teknoloji ve Sanat Alanmdaki (^ah§malar, 
Birer Tasanm Ornegidir 



141 



Sonug: Tesadiif Teorisinin Biiyiisii Kalkmaktadir 



167 



Ek Boliim: Evrim Yamlgisi 



173 







TUM BUNLAR 

Tesaduf degil 



*__ m 



* 







;Ǥ"> ' 


1 ^ 


■ 





SARKIT KESIT1 



^ 


r " 


IS 1 


1 


- ^J 


v 


-!°C^ 


* 


I 




_l 1 


' 


1" 




ACIBAKLA YAPRAGINA 
. DUSMUS YAGMUR DAMLASI 








"*-* 



^■iai^i^ ifri 



TESADUF IDDiALARlNlN 
MANTIKSIZUG1 




abah kalktigmiz andan itibaren kar§ila§tigmiz geyleri 
goyle bir diigiiniin... Bagmizm altma koydugunuz yastik, 
iizerinize orttiigiiniiz battaniye, sizi uyandiran galar saat, 
kalkar kalkmaz, temiz hava girmesi igin agtigmiz pencere, dolapta asi- 
li duran kiyafetleriniz, her sabah kalktigmizda baktigmiz ayna, kahval- 
tida kullandigmiz gatal-bigak, di§an gikarken yanmiza aldigmiz §emsi- 
ye, bindiginiz asansor, arabanizm kapismi agmak iizere kullandigmiz 
anahtar, yoldaki trafik lgiklan, tabelalar, i§ yerindeki masamzda duran 
kagit, kalem ve digerleri... 

Kugkusuz turn bunlar pek gok ki§i tarafmdan iizerinde dii§iinule- 
rek, emek ve vakit harcanarak, belli bir amag gozetilerek kargmiza gel- 
migtir. Bu konuda higbir giipheniz yoktur. Ve hig kimse bunlarm sabah 
kalktigmizda tarn olmalan gereken yerde, tesadiif eseri kargmiza gikti- 
gmi da iddia etmeyecektir. Ornegin kimse anahtarmizm tesadiif eseri 
tarn arabanizm kapismi agacak gekilde yontulmug oldugunu ve cebini- 
ze de tesadiifen girdigini soylemeyecektir. Ya da yoldaki tabelalarm te- 
sadiif eseri bulunduklan yerlere yerlegip ve yine tesadiif eseri sagilan 
boyalarla insanlar igin bir anlam tagiyan yazilarm olugtugunu iddia et- 
meyecektir. Aym gekilde masamzda duran ve §ekillendirilmi§ bir tel- 
den bagka bir §ey olmayan atagm bile oraya tesadiif eseri, tarn kagitla- 



i 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




n birarada tutacak gekilde biikiiliip kondugu- 
nu iddia eden kimse de gikmayacaktir. (^iinkii 
bunlarm her biri, boyutlan, gekilleri, iglevleri 
ve daha pek gok detaylanyla birer tasanm 6r- 
negidir. Sizin rahatmiz igin, ihtiyacmizi kar§i- 
layacak §ekilde, bilgi kullanilarak bilingli yon- 
temlerle iiretilmi§lerdir. Ve her birinin qevre- 
nizde bulunmasmm ozel bir sebebi, belli bir 
amaci vardir. 

Peki ya yolda yiiriirken gordiigiiniiz in- 
sanlar, yanmdan gegtiginiz agaglar, oniiniize 
gikan kopek, gatmizm sagaklarma yuva kuran 
giivercin, masamzda duran gigekler, yukan 
baktigmizda gordugiiniiz gokyiizii? Sizce on- 
lann varhgmm sebebi tesadiifler olabilir mi? 

Kugkusuz boyle bir ihtimal iizerinde dii- 
§iinmek bile son derece akildigidir... C^iinkii 
gevrenizi saran canh ve cansiz tiim varhklar, 
biraz once saydigimiz gevrenizdeki insan ya- 
pimi egyalarla kiyas edilemeyecek, tesadiiflere 
asla ihtimal birakmayacak miikemmelliktedir. 
Bunlarm her biri iistiin bilgi ve akil gerektiren 
bilingli bir yaratihgm ornekleridir. Tek bir ata- 
gm, bir telin tesadiifen diizgiince biikiilmesiy- 
le masasma gelmesini mantiksiz bulan her in- 
san, insanlarm, kedilerin, kuglarm, agaglarm 
ve tiim evrenin de tesadiifen meydana gelme- 
sinin bunlarla kiyas edilemeyecek kadar im- 
kansiz oldugunu elbette ki gorebilir. 



LALE KESITI 



^^i 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



Ancak giinumuzde, bu kadar agik bir 
ger^egi goremeyen, daha dogrusu gordiigii 
halde gormezlikten gelen insanlar bulun- 
maktadir. Bu kigiler, agaglarm, kuglarm, bu- 
lutlarm, evlerin, arabalarm, sizin, yakmlan- 
nizm, gevrenizde gordiigiiniiz diger insanla- 
rm ve canli-cansiz hergeyin, kisacasi iginde 
yagadigmiz kainatm kor tesadiiflerin eseri 
oldugunu iddia ederler. 

"Materyalist-Darwinist" olarak bilinen 
bu kimseler tesadiifleri iistiin bir akil gibi 
sunan, art arda meydana gelen milyonlarca 
tesadiifiin toplammi "yaratici bir gug" olarak 
gosteren batil bir fikrin savunuculandir. Ma- 
teryalist-Darwinistlere gore tesadufler, diin- 
yadaki biitiin insanlarm aklmdan gok daha 
buyuk bir akla sahiptirler. Yuz binlerce yil- 
dir gelip gegmi§ ne kadar insan varsa, hepsi- 
nin beynini, aklmi, dugiinme kabiliyetini, 
muhakeme ve hafiza giicunii, fiziksel ozel- 
liklerini ve daha yiizlerce binlerce ozelligini 
gekillendiren giiciin, "tesadiif" isimli bir "de- 
ha M oldugunu iddia ederler. 

Materyalist-Darwinistlere gore bu de- 
hanm olaganustu olaylan gergeklegtirmek 
igin ihtiyaci olan tek §ey ise M zaman"dir. Bu 
garpik mantiga gore eger tesadufe zaman 
verilirse, cansiz ve §uursuz atom yigmlanni 
insanlara, karmcalara, atlara, ziirafalara, ta- 
vus kuglanna, kelebeklere, incire, zeytine, 




rv j 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 





DENIZ KABUKLARI 



portakala, geftaliye, nara, karpuza, kavuna, 
domatese, muza, laleye, menekgeye, gilege, 
orkideye, giile ve aklmiza gelen-gelmeyen 
milyonlarca canliya gevirebilir. Ustelik bunla- 
nn yam sira gezegenleri, yildizlan, Giineg'i, 
bunlarm dola§tigi yoriingeleri meydana geti- 
rebilir. Aynca Darwinizm'e gore biitiin ogren- 
ciler, biirokratlar, doktorlar, mimarlar, i§ a- 
damlan, miihendisler, bilim adamlan da tesa- 
diiflerin sabirli galigmalan sonucunda biraz 
mineral, biraz su ve giinegin de destegiyle za- 
man iginde meydana gelmi§lerdir. Ne ilging- 
tir ki soz konusu batil inancm temeli olan bu 
tesadiif putu, aym zamanda, kitaplarmda, 
konferanslannda, hararetli tartigmalarmda 
kendi "tesadiifi varoluglarmi" anlatan mater- 
yalist-Darwinistleri de olu§turmu§tur. I§te ba- 
zi evrimci-materyalist bilim adamlarmm La- 
tince kelimelerle, agir ve anlagilmasi ozellikle 
zorla§tinlmi§ bir iislupla anlattiklan evrim te- 
orisinin ve materyalist felsefenin oziindeki 
iddia budur. 

"Kainattaki Kusursuzluk Tesadiif Degil" 
olarak isimlendirdigimiz bu kitapta, kendile- 
rini tesadiif gikmazmm igine sokarak, gevrele- 
rindeki yaratilig delillerini inkar edenlerin, 
kendilerini ve iginde yagadiklan evreni yara- 
tan Allah'm apagik olan varligmi kabul etme- 
mek igin ne tiir bir mantik bozuklugu iginde 
olduklarma hep beraber §ahit olacagiz. 

Ancak konuya gegmeden once §unu be- 
lirtmekte yarar vardir: Materyalist-Darwi- 
nistlerin -bu kitapta inceleyecegimiz- mantik 



Jlj|-.J^ 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 



bozukluklan ve geligkileri, tarih boyunca ya§a- 
mi§ olan tiim putperestler ve inkarci toplum- 
larda rastlanan bir kavrayig eksikligidir. Geq- 
mi§ toplumlarda da insanlar totemleri, elleri 
ile yonttuklan heykelleri ilah olarak kabul et- 
migler, tagtan topraktan heykellerin yaratici 
olabilecegine inanacak kadar guurlarmi yitir- 
miglerdir. 

AKILLI TASARIM YANI YARATILI§: 

Allah'm yaratmak igin tasanm 

yapmaya ihtiyaci yoktur 

Kitapta yer verilen "tasanm" ifadesinin de 
dogru anlagilmasi oldukga onemlidir. Allah'm 
kusursuz bir tasanm yaratmig olmasi, Rabbi- 
miz'in once plan yaptigi daha sonra yarattigi 
anlamma gelmez. Bilinmelidir ki, goklerin ve 
yerin Rabbi olan Allah'm yaratmak igin her- 
hangi bir 'tasanm' yapmaya ihtiyaci yoktur. 
Allah'm tasarlamasi ve yaratmasi aym anda 
olur. Allah bu tiir eksikliklerden mimezzehtir. 
Allah'm, bir §eyin ya da bir i§in olmasmi 
dilediginde, onun olmasi igin yalmzca "Ol!" 
demesi yeterlidir. 

Ayetlerde goyle buyurulmaktadir: 

Bir §eyi diledigi zaman, O'nun emri 

yalmzca: "Ol" demesidir; o da hemen 

oluverir. (Yasin Suresi, 82) 

Gokleri ve yeri (bir ornek edinmeksizin) 

yaratandir. O, bir i§in olmasina karar 

verirse, ona yalmzca "OL" der, o da 

hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117) 




MH^WHtiHI 






•v- 



TUM B UN LA 




& 



$m& 



i^ 



Tesaduf degtl 



mm 



% 






v.- 





" 


iV&l' 




YiVi ' " 




wfl 


wf 




i - 








11 J 











ir*/*wO 



t^^-^j 






^: 



l-SAbUFLER 1LAH OLAMAZ, 
TUM VARUKLARIN 
VARA TICISI ALLAWTIR 



*l^m 




harles Darwin'in 19. yuzyilda ortaya attigi evrim teorisi, 
insanlik tarihinde yer alan en inamlmaz, en akil di§i iddi- 
alardan biridir. Buna ragmen, 150 yil boyunca gegitli bilim 
adamlarmdan profesorlere, doktorlardan aragtirmacilara kadar birgok 
ki§i bu teoriye inanmigtir. Bu insanlar bilimsel gergeklerle geligmeyi da- 
hi goze alarak, biiyiik bir kararlilikla evrim teorisini savunmaya gali§- 
miglardir. 

Oysa bu teori akil almaz bir iddia one siirmektedir. Evrim teorisi- 
ne gore, turn insanlar, bitkiler ve hayvanlar kor ve §uursuz tesadiifle- 
rin eseridirler. Evrimciler, bundan milyarlarca yil once, bilinci, akil, bil- 
gisi ve higbir gucii olmayan cansiz atomlarm, tesadufler sonucunda, il- 
kel gorba olarak adlandirdiklan okyanuslarda veya su birikintilerinde, 
belli oranlarda biraraya geldiklerine; daha sonra tesadiifen geligen 
olaylar sonucunda, bugun bilim adamlarmm en ileri teknoloji ile labo- 
ratuarlarda dahi olugturamadiklan proteinleri ve hucreyi olugturduk- 
larma inamrlar. Bununla da kalmaz daha da ileri giderek kor tesadiif- 
lerin meydana getirdigi hiicrelerin de yine tesadiifi siiregler sonucun- 
da, baliklan, deniz yildizlarmi, penguenleri, atmacalan, kedileri, aslan- 
lan, martilan, kuzulan ve hatta akil sahibi insanlan olugturduklarmi 
soylerler. 



! 

I 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




M 



L 



J 





AS "ijR ^1 






HP ■ 






E/3H flr- X 












•v^j 



p 


*# 


111 


RENKLI BOYUNLU 
TAVUS KU§U TUYU 


fJJ 


IK^> .^— . ^^K. _-J 




* 







Evrimcilerin ne kadar akildigi bir iddi- 
ada bulunduklanni anlamak igin bir ornek 
verelim: 

Tesadiiflerin yaratici giicii olduguna ina- 
nan evrimciler, gok biiyiik variller alsalar. Bu 
varillerin igine, bir canliyi olugturmak igin ge- 
rektigini dugundiikleri ne kadar madde varsa 
koysalar. Ornegin bu varile, canliligi olugtu- 
ran turn amino asitleri, proteinleri, lipidleri, 
karbon, fosfor, kalsiyum, karoten gibi ele- 
mentlerin hepsini koysalar. Daha sonra bu 
kangima digandan ne etki vermek istiyorlar- 
sa verseler. Ornegin varili lsitsalar, sogutsalar, 
iizerine yildinmlar diigiirseler, elektrik verse- 
ler. Varile koyduklan maddeleri istedikleri 
geli§mi§ cihazlarla kangtirsalar. Aynca bu ka- 
n§imm bagmda milyarlarca hatta trilyonlarca 
sene, birbirlerine babadan ogula vasiyet ede- 
rek nobet tutsalar. Ve higbir §eyi tesadiiflere 
birakmadan, kangimm her anim kontrol ede- 
rek, birbirlerine danigip, diinyanm en onde 
gelen biyologlarmdan, genetikgilerinden, fi- 
zikgilerinden, evrim uzmanlarmdan goru§ler 
alsalar. Bir canlmm olugmasi igin hangi §art- 
larm var olmasi gerektigine inaniyorlarsa 
hepsini kullanmakta serbest olsalar... 

Turn bu bilingli ve ciddi gabalara rag- 
men bu varilden canhliga dair bir §ey asla qi- 
karamazlar. Ne yaparlarsa yapsalar yine de 
bu varilin iginden, bu kitap boyunca resimle- 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



rini goreceginiz tavus kuglarmi, sergeleri, 
tavganlan, muhabbet kuglarmi, atlan, ger- 
gedanlan, karpuzu, mandalinayi, gulleri, 
yaseminleri, lhlamur agaglarmi, kirazlan, 
gilegi, muzlan, hindistan cevizini, pamu- 
gu, kestaneyi, misin, hurmayi, inciri, zeyti- 
ni, limonu, uziimleri, kayisiyi, sincaplan, 
baykuglan, karmcalan, balanlarmi v.s. qi- 
karamazlar. 

Ne i§lem yaparlarsa yapsmlar bu vari- 
lin igindeki atomlar; Einstein, Newton gibi 
karmagik problemler gozen dahi bilim 
adamlanni; Picasso, Michalengelo gibi sa- 
nat ve estetik yoniinden harikalar meyda- 
na getiren sanatgilan; Beethoven, Mozart 
gibi insan ruhuna zevk veren melodiler 
besteleyen miizisyenleri; bulu§lar yapan, 
kendisini meydana getiren atomlan mik- 
roskop altmda inceleyen bilim adamlanni; 
Humphrey Bogart, Charlton Heston gibi 
rol yetenegi olan aktorleri; Britney Spears, 
Ricky Martin, Michael Jackson gibi sanatgi- 
lan; dans eden, §arki soyleyen, simetriden, 
estetikten, renklerin uyumundan zevk 
alan, araba tasanmi yapan, kitap yazan, ki- 
tap okuyan, ogrenen, ogrendiklerini hafi- 
zasmda tutan, dugimen, akleden, muhake- 
me eden, heyecanlanan, sevinen, sevgi, 
merhamet ve §efkat duyan, ozleyen, firm- 
daki kekin kokusunu duyunca igtahlanan, 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 








A^_ 



w - ■ - v, 

Darwinistlere gore tesadiiflerin ola- 

gaiuistii olaylan gergekle§tirmek igin ih- 

tiyaci olan tek §ey "zamarTdir. Bu garpik 

Darwinist mantiga gore eger tesadiife 

zaman verilirse, cansiz ve §uursuz atom 

yiginlanni insanlara, kanncalara, atlara, 

ziirafalara, tavus ku§lanna, kelebeklere, 

incire, zeytine, portakala, §e£taliye, nara, 

karpuza, kavuna, domatese, muza, 

laleye, menek§eye, gilege, orki- 

deye, giile ve akhniza ge- 

len-gelmeyen mil- 

yonlarca canhya 

gevirebilir. 







KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 





yedigi yemegin tadmdan zevk alan, ko- 
mik bir olaya giilen, dostlan ile negele- 
nen, bir fikri savunan, miizakere eden 
insan zekasmi kesinlikle meydana geti- 
remezler. 

Bilingsiz atomlan, her ne gekilde bi- 
raraya getirirseniz getirin, higbir zaman 
bu varliklardan tek bir tanesini, hatta 
bunlardan herhangi birinin tek bir hiic- 
resini dahi olugturamazlar. 

O halde turn insanligm bilgi biriki- 
mi ve gabasi ile asla meydana gelemeye- 
cek canhhgi, §uursuz atomlarm, kor te- 
sadiiflerin yardimi ile meydana getirdi- 
gini nasil iddia edebilirler? Agikga anla- 
gilacagi gibi bir parga akli ve vicdani 
olan bir insan, Kim canlilarm ve insanla- 
nn, tesadiiflerin eseri olmasimn miim- 
kiin olamayacagmi hemen anlar. Higbir 
on yargiya kapilmadan, akli ve vicdani 
ile dugiinen her insan, turn bu varhklan 
yaratanm, iistiin bir akil, sonsuz bilgi ve 
benzersiz bir gug sahibi Allah oldugunu 
kesin olarak bilir. 

Ancak, 20. yuzyil boyunca biiyiik 
bir mucize olarak, insanlarm bir bolumii 
bu akil almaz senaryoya inanmiglardir. 
Putperest kavimlerin inanglan ile alay 






,i ■ 



PEMBE KUSTUYU 



H^3^C- 1M 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 




eden, onlari ilkel goren bu insanlar, 
profesor, bilim adami, ogretim gorevlisi 
gibi sifatlar tagimalarma ragmen, tahta- 
dan oyulmug bir putun insanlarm yara- 
ticisi olduguna inananlar kadar akillan- 
m ve vicdanlarmi koreltmigler ve bu saf- 
sataya inanmiglardir. Peygamber Efen- 
dimiz (sav) bir hadis-i gerifinde, boyle 
bir korliik tagiyan insanlara girkin en 
biiyiik giinah oldugunu hatirlatmakta- 
dir: 

"(En biiyiik giinah) Allah sent ya- 
ratmi§ iken, O'na ortak ko§man- 
dir." (Kutiib-i Sitte, Muhtasan Terciime ve 
§erhi, Prof. Dr. Ibrahim Canon, 2. tilt, Akgag 
Yayinlan, Ankara, s. 130) 
Allah Kuran'da, putlara tapan, 
putlan hakkmda yalanlar uydurarak 
onlarm hergeye giig yetirdigini zanne- 
den bu insanlan §6yle uyarmaktadir: 
Siz yalnizca Allah'tan ba§ka bir- 
takim putlara tapiyor ve birta- 
kim yalanlar uyduruyorsunuz. 
Gercjek §u ki, sizin Allah'tan 
ba§ka taptiklariniz, size rizik 
vermeye gii^ yetiremezler; oy- 
leyse nzki Allah'in Katinda ara- 
yin, O f na kulluk edin ve O f na 
§iikredin. Siz O f na dondiiriile- 
ceksiniz. (Ankebut Suresi, 17) 






ir ■ 

I 











VJXWMuMU 



TUM B UNLAR 

Tesaduf degil 



?H? 



j **W^*-^ *t *r**f r*js 








/ 



ZsS. 




> VHENDEKI KUSURSUZ 
DUZEN TESADUF 
IDD1ALARJN1 YALANLAMAKTADIR 



<r& 




anli ve cansiz turn varliklan iginde barmdiran evren, ku- 

sursuz bir tasanma, e§siz sistemlere, canlilarm yagayabil- 

meleri igin gereken tiim gartlarm varoldugu bir ahenk ve 

diizene sahiptir. Ozellikle 20. ve 21. yiizyilda elde edilen tiim bul- 

gular evrenin kusursuz bir plan ve tasanmm sonucu oldugunu ortaya 

koymugtur. Bilimin gosterdigi gergek §udur: Evreni, iistiin bir akla ve 

sonsuz bir giice sahip olan Yiice Allah yaratmi§tir. 

Ne var ki bilimin 20. yiizyilda kesin delillerle ortaya koydugu bu 
gergek, Darwinist-materyalist felsefeyi benimsemi§ kigiler tarafmdan 
gormezlikten gelinmektedir. Daha once de belirtildigi gibi materyalist- 
ler evrenin, kaosun, karmaganm ve tesadiiflerin iiriinii oldugunu iddia 
ederler. Ancak, evrenin olugumundan iginde i§leyen sistemlerin ve ba- 
rmdirdigi varliklarm arasmdaki kusursuz denge ve ahenge kadar ince- 
lenen her konu, evrenin kesinlikle tesadiif eseri olamayacagmi ortaya 
koymaktadir. 

Ingiliz fizikgi ve matematikgi olan Sir James Jeans evrendeki ku- 
sursuz diizeni §u gekilde ifade etmigtir: 

"Evren hakkmda yapilan bilimsel bir ara§tirmanm sonucu tek bir 
ciimleyle ozetlenebilir: Evren, matematik bilgisi sonsuz bir varlik 
tarafmdan dizayn edilmi§ olarak goriiliiyor." (Sir James Jeans, The 
Mysterious Universe, Cambridge University Press, 1932, s. 140) 



{ 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



I 



Evrendeki gok sayida irili ufakh gezegenin her biri 
biiyiik bir diizenin kritik onem ta§iyan pargalanni olu§tu- 
rur. Higbirinin ne uzaydaki konumlan, ne de hareketleri 
geli§igiizel degildir; tarn tersine bildigimiz bilmedigimiz 
sayisiz detaylanyla ozel olarak ayarlanmi§, belli bir 
amag iizerine yaratilmi§lardir. Nitekim evrendeki den- 
geleri etkileyen sayisiz kriterden sadece gezegenle- 
rin konumlanndaki degi§im bile iqiqe gegmi§ den- 
geleri altiist etmek, karma§aya sebep olmak 
igin yeterli olabilecek niteliktedir. Ancak 
bu dengeler higbir zaman §a§maz ve 
evrendeki miikemmel diizen de 
higbir aksakhga ugramadan 
devam eder. Bu, iistiin giiq 
sahibi olan Allah'in kusur- 
suz yaratmasidir. 




^ *■<*** 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 






■ lii | 

J*- 






j&mfiSmMk ©mcsorp^t ens 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 





r 


$M 


W'" 







F 

4 


A^/ '■'.'■ 


» 


fflkj^ 




' " l ^ ,B "[ i^G^T 


^Ifc^ 




i4J^.ra • t'iMi 


r*T^' 


4 


'/SSflal 


4fe 


^ 


l»»J . U *, 





i**!* 





!HT\i53i8 








1 


^m 


- * 


f 



./. 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 




Evrendeki mukemmel duzen, canlili- 
gm varolugunun tesadiifi mekanizmalar- 
la meydana geldigini one siiren evrim te- 
orisinin mimari Charles Darwin'i dahi, 
evrenin yaratiligmda tesadiiflerin yeri 
olamayacagmi itiraf etmek durumunda 
birakmigtir. Darwin'in bu itirafi goyledir: 
"Bu muazzam ve harikulade evreni, 
gok geriye ve 50k ileriye bakabilme 
kabiliyeti bulunan insan da dahil ol- 
mak iizere, kor tesadiif veya zarure- 
tin eseri olarak gormek 50k gtig, hat- 
ta imkansizdir." (Robert B. Downs, 
Dunyayi Degi§tiren Kitaplar, Tur Ya- 
yinlan, Istanbul 1980, s. 289) 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



3£J©5 



to*. 



CT' I niTTiulVi RljiJ 


i^Fr]F^7iTflTi 




t/r 









qgQQ 












Harun Yahya (Adnan Oktar) 



Ay ile Diinya arasmdaki mesafe Diinya'da hayatm devami ve bir- 
qok dengenin saglanmasi agismdan son derece onemlidir. Oyle ki bu 
mesafedeki kiigiik degi§iklikler bile onemli olumsuzluklarm meydana 
gelmesine sebep olabilir. Ornegin Ay ile Diinya arasmdaki mesafe; 

-Eger biraz daha yakm olsaydi, Ay Diinya'ya garpardi. 

-Eger biraz daha uzak olsaydi Ay uzayda kaybolur giderdi. 



di, Ay'm Diinya iizerinde meyda- 
na getirdigi gel-gitler tehlikeli 
boyutlarda biiyiirdii. Okya- J 
nus dalgalan, kitalarm algak r 
yerlerini kaplardi. Bunun so- 



ava cikan siirtiin- 



me okyanuslarm lsismi artirir ve 

Diinya'da ya§am igin gerekli olan hassas isi dengesi yok olurdu. 

-Eger biraz daha az uzakta olsaydi, gelgit olaylan azahrdi ve bu da 
okyanuslarm daha hareketsiz olmasma neden olurdu. Durgun su de- 
nizdeki hayati tehlikeye sokar, bununla birlikte soludugumuz havada- 
ki oksijen orani tehlikeye girerdi. 
http:/ '/www.pathlights. com/ ce_ency eloped^ 101 -mnl D h+mtiFlpmpn+al Vnrrpc 



Hz. Muhammed (sav): 

"Azamet ve vakar sahibi Allah 'tan ba§ka Ilah yoktur. Biiyiik Ar§ 'in sahi- 
bi Allah 'tan ba§ka ilah yoktur. Goklerin Rabbi, yerin Rabbi ve kiymetli Ar§ 'in 
□ Rabbi Allah' tan ba§ka mabud yoktur. " (Sahih-i Muslim, Hadis no, 4909) 



■J — / ^f "-fc-^ "*-»^ ^f -Jr «/ 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 






t£ 



Dalian gorursun de f donmu$ sanirs 

oysa onlar bulutlann suruklenmes. 

gibi sufGklenirler. Menjeyi k s a pa sag lam 

ve yerli yertnde yaparT Allah' in 

sanatidir... (IMeml Surest. 88) 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 



e (nasi I) do$eyip-yaydik? 
Onda sarsilmaz da$lar btraktik 
ve onda 'goz alict ve ic, acjci' her 
en {nice bitkiler) bitirdik... 
(Kaf SuresL 7-B) 



^i> 








J |H 








l'J 






r m 4 






■i/si 




' # - 


' 


» J^ -*■* 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Evrendeki biitiin gok cisimlerinin dagihmi, insanin ya§ami igin 
tarn olmasi gereken yapidadir. Ornegin uzayda biiyiik bo§luklar var- 
dir. Amerikah astronom George Greenstein, The Symbiotic Universe 
(Simbiyotik Evren) isimli kitabinda gok cisimleri arasinda belli 
uzakhklarin olmasinin onemini §6yle agiklar: 

Eger yildizlar birbirlerine biraz daha yakin olsalar, astrof izik qok 
da farkli olmazdi. Yildizlarda, nebulalarda ve diger gok cisimle- 






4 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 




rinde siiregiden temel fiziksel i§lemlerde hicjbir degi§im ger^ek- 
le§mezdi. Uzak bir noktadan bakildiginda, galaksimizin goriinii- 
§ii de §imdikiyle ayni olurdu. Tek f ark, gece cornier iizerine uza- 
nip da izledigim gokyiiziinde 50k daha f azla sayida yildiz bulun- 
masi olurdu. Ama pardon, evet; bir f ark daha olurdu: Bu manza- 
rayi seyredecek plan "ben" olmazdim... Uzaydaki bu devasa bo§- 
luk, bizim varhgimizin bir on §artidir. (George Greenstein, The 
Symbiotic Universe, s. 21) 









. 




Jm£ 4 r& 




3r- 

- 


/■ 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 










Harun Yahya (Adrian Oktar) 



Fransiz Akademisinin bir iiyesi olan unlii Prof. Jean Guitton: 
"Doganin temel degi§mezleri ve ya§amin ortaya ^lkmasina neden 
olan ilk ko§ullar, §a§irtici bir kesinlikle ayarlanmi§tir. Evrenin ne 
denli akilalmaz bir incelikle ayarlanmi§ gibi gorundiigii hakkin- 
da bir f ikir vermek i^in Yer'den Mars gezegeni iizerinde bir ^uku- 
ra topunu gondermeyi ba§arabilen bir golf oyuncusunun beceri- 
sini dii§iinmek yeter!" (Jean Guitton, Tanri ve Bilim, Simavi Ya- 
yinlan, 1993, s. 54) 




,*v 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 






[nW^ftllWiVVWiflll 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 
















'_ 








f* --dd. j 


V ' 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



fl Mft gpffcfta fe ll ? ffp 1 r*Ti ffflirfta ffFre 






,- 




;■ 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



**" 





I 



Boy lete onlari iki gun itinde yedi gok olarak 






don 






yip- 



(Fussilet Surest, 12) 



40 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




I 



mij 



I 


: ■ 


Li) 




Ve 


onn 






m i 


\ 


1 M 


* 


y ■ i 


M 


>•« 


j 


' ■5^ 




: % 

F 

F 




r. 


i 



I 



'< *- 



\ JET:- 







flfr 


\ 1 


i ,y 




Sl 




L 






















pffji 1. ^ 






fr 
















W*^ 






Qui. V* 




r 






+- -. 



fUffifcl 



/**; 



■OTL 






■ --*. 



h 







^ 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 



::,-:l::-:' 






£*?** 






rama 



i.n« <*u 






[Rad 5uresi,17) ^J3 K 




-A. 










42 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Eger evrenin kanunlan sadece madde- 
nin kati ve gaz haline izin vermi§ olsa, ha- 
yat mumkiin olamayacakti. (^iinkii kati 
maddelerde atomlar birbirleri ile gok iqiqe 
ve durgundurlar ve canli organizmalann 
gergekle§tirmek zorunda olduklan dina- 
mik molekiiler i§lemlere kesinlikle izin 
vermezler. Gazlarda ise atomlar higbir is- 














\ 


™ 


^■vv*,*«vy 


?r-*vl 









-*^ 



44 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Hk _ .^k 





SI 









aKsfflTi 



* 




** 



Diinyada var olan ortamin ya§am agisindan uygunlugu tesadiif- 
lerle asla agiklanamayacak kadar hayranlik uyandinci ozelliklere sa- 
hiptir. Harvard Universitesi biyolojik kimya boliimii profesorii Law- 
rence Henderson bu durumu §6yle dile getirmi§tir: 



j i-jit 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 




(^evre, temel ozellikleriyle (yani canhlan olu§turan ^e§itli kimya- 
sallar ve fiziko-kimyasal i§lemler ile hidrosferin fiziksel ve kim- 
yasal ozellikleri yoniinden) ya§am igin olabilecek en uygun <;ev- 
redir. (Lawrence Henderson, The Fitness of the Environment, Bos- 
ton: Beacon Press, 1958, bnsbz) 






KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 





Allah, diinyadaki suyun miktarmi da canhlarin ya§amasina en 
uygun §ekilde yaratmi§tir. 18. yiizyil Ingiliz dogabilimcisi John Ray 
bu durumu §u sozlerle ifade etmi§tir: _ 

"Eger Diinya iizerinde §imdi oldugunun yansi kadar deniz olsay- 
di, o zaman su buhan miktan da §imdikinin yansi kadar olacak- 
ti, dolayisiyla biz de kuru topraklan beslemek i^in §u an sahip ol- 
dugumuz nehirlerimizin ancak yansina sahip olacaktik, ^xinkii 
su buhannin miktan, iizerinden yiikseldigi yiizeyin geni§ligiyle 





baglantilidir. Dolayisiyla Yaratici, bunu oyle bir §ekilde dii- 
zenlemi§tir ki, denizler, karalar i^in gereken su buhanni te- 
min etmeye yetecek bir geni§lige sahiptir." (John Ray, The 
Wisdom of God Manifested in the Word of Creation, 1701; Mic- 
hael Denton, Nature's Destiny, s. 73) 

Biitiin bunlan tesadiiflerin meydana getirdigini iddia ede- 
bilmek iqin bir insanin akil ve vicdandan tamamen uzakla§masi 
gerekir. 










; 



J 




48 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



'-AmfiU 


















s*5*£ 



^;*N" 



*■ 



PM0I 



& 



wi" 



*±z 






IKS 



~*r .* 






fez 



«— 



■<#■ 



/■^^. 



•ff!* V* 






■ 



n 



a, 



^ i 



>*f-/ ,/W_/^> 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 








50 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Molekiiler biyolog Michael Denton: 
"Eger aki§kanhgi daha yiiksek olsaydi, su, hayat i^in uy- 
gun bir temel olma ozelligini kesinlikle yitirirdi. Ornegin 
aki§kanhgi sivi hidrojen kadar yiiksek olsaydi, canhlann 
yapilan, tahrip edici etkiler kar§isinda ^ok daha §iddetli 
hareketlere maruz kalacakh... Hassas molekiiler yapilann 
su tarafindan desteklenmesi miimkiin olmayacak, canh 
hiicresinin son derece hassas olan yapisi ya§amini siirdii- 
remeyecekti... 

Ote yandan, suyun aki§kanhgi biraz daha az olsaydi, (pro- 
teinler, enzimler gibi) makromolekiillerin ve ozellikle mi- 



^r*, 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 



tokondri gibi 6zelle§mi§ yapilar ile kiicjiik organellerin 
kontrollii hareketleri imkansiz hale gelecekti. Ayni §ekil- 
de hiicre boliinmesi de imkansizla§acakh. Hiicrenin tiim 
ya§amsal f aaliyetleri fiili olarak donacak ve bizim bildi- 
gimize benzer bir hiicre ya§ami miimkiin olmayacakti. 
Hiicrelerin embriyogenez (anne rahmindeki geli§im) si- 
rasindaki hareket etme ve siiriinme yeteneklerine bagli 
olan daha yiiksek organizmalarin geli§imi ise, suyun 
aki§kanhginin 50k az bile daha dii§iik olmasi durumun- 
da, kesinlikle ger^ekle§emeyecekti. n (Michael Denton, 
Nature's Destiny, s. 33) 




52 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




(thnnni^i Cfto ^to Oft? £ta? sop 








P53 









> . 



>*"wr*?v!*v- >-* . * * >- 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Yeryuziinde var olan su, bir dongii iginde siirekli 
olarak yeniden kullanihr hale gelerek insanlann, bit- 
kilerin ve hayvanlann hizmetine sunulur. Aynca yer- 
yiizundeki su Giine§ f in isisi sayesinde "armdirilmi§ 
olarak" buharla§ir. Buhar atmosf erde yogunla§ip bulut 
halini alir, sonra da yagi§ §eklinde Diinya yiizeyine 
tekrar geri doner. Ornegin bir yilda Diinya f nin ekvator 
bolgesinden yakla§ik alti-yedi yiiz milyon ton suyun 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



'55 



#^ 










H| 


"IPW^^d 



buharla§ip havaya yiikseldigi, burada kuzey ve giiney 
kutup bolgelerinin yakinlanna ta§indigi, sonra da yag- 
mur yoluyla temiz su olarak yeniden denizlere dondii- 
gii hesaplanmi§tir. 

Bahsettigimiz bu d6nii§um olmami§ olsaydi, yani 
su buharla§ip yeryiiziine geri donecegine yok olsaydi 
hig ku§kusuz bu durum canhhgin sona ermesi igin ye- 
terli bir sebep olurdu. 



K?vr 



»*, *.*.-,-#-- 



.-"*.-* 



TUM BUNLAR 

'Tesaduf degil 



L *<t* 




TUM GUZELLIKLERL 
ALLAH YARATMiSTIR 



^W^r^F^WW^V^r^y^ 




engiyle, kokusuyla her biri ayri birer estetik harikasi 
olan menekgeler, sumbiiller, papatyalar, giiller; benzer- 
siz tatlara sahip, vitamin deposu meyvelerden kirazlar, 
geftaliler, elmalar, uziimler, gilekler, portakallar; canhhgm oksijen kay- 
nagi yegillikler, gamlar, selviler, kavaklar ve digerleri Allah'm insanlara 
nimet olarak sundugu giizelliklerdendir. 

Tesadiif iddialarma en ufak bir ihtimal birakmayacak kadar bii- 
yiik bir estetige ve olaganiistii komplekslikteki sistemlere ve benzersiz 
faydalara sahip olan bitkilerin her biri, sonsuz giig sahibi Allah'm yara- 
tigmdaki harikalan gostermektedir. Bu gergek kiigiik bir tohum tanesi 
igin de, bu tohum tanesinin iginde sakh bilgilerle buyuyen metrelerce 
yukseklikteki bir agag igin de gegerlidir. 

Yere gelince, onu da (yaratilmi§ biitiin) varliklar iqin al^altti- 
koydu. Onda meyveler ve salkimh hurmahklar var. Yaprakh ta- 
neler ve giizel kokulu bitkiler. §u halde Rabbiniz'in hangi ni- 
metlerini yalanlayabilirsiniz? (Rahman Suresi, 10-13) 







KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



. gaigiSSDD GEE Gfl7GQ. 

yj JUtTTTI 1 31 Fran 3™ 



* rf. 



1<- I 



1 



-.'■W 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 



,/m 



f 
\ 



. 



Resimlerde gordiigunuz bu kiigiicuk tohumlar- 
da, Britannica Ansiklopedisi 'ndeki bilgilerin 60 ka- 
tindan daha fazla bilgi vardir. Topraga birakilan to- 
humlardaki bilgiler, bir sure sonra bir zambak, bir 
sogiit agaci, bir menek§e veya metrelerce uzunlukta- 
ki bir me§e agacina d6nii§ur. Her tohumdan farkh 
tatlarda, kokularda, renk ve boyutlarda bitkiler gikar. 
Bu kadar olaganiistii bilginin bu tohumlara tesadii- 
f en yerle§tigini dii§unmek, insan akliyla alay etmek- 
tir. 

Kapkara topragin, minicik bir tohumla birle§e- 
rek, bu tohumun iginden rengarenk gigekleri, mis ko- 
kulu, esansh meyveleri gikarmasi Yiice Rabbimiz'in 
yarati§indaki mucizelerden sadece biridir. 








j 



B 



-&*&&*?%?-<*■&%*&* 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



■ xT, 




Bitkiler, sayilannin arttigi bolgelerde bir sure 
sonra gogalmayi durdururlar. Evrimcilerin iddi- 
alannin tarn tersine -guglii olanin korunmasi, za- 
yif olanin yok olmasi gerekirken- bitkiler ya§a- 
mak iqin miicadele etmeye giri§mezler. (^evrele- 
rindeki bitki ortiisiinun yogunlugunu adeta hisse- 
der ve niifuslarmi kontrol altinda tutarlar. Bu 
kontrolii saglamak igin de daha az tohum iiretme- 
ye ba§larlar. Tehlike ortadan kalkip iireme ihtiya- 
ci dogdugunda ise yeniden iirettikleri tohum mik- 
tarini artinrlar. (Dr. Lee Spetner, Not By Chance, 
Shattering the Modern Biology of Evolution, s. 16) 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 




i OK*b dMla? fl^ki eq b3n3teto3 ants 



***** 






* 

t 1 


1 


5 -^ 






i. 1 


\ "^*4 


J ■■ iVd 


V 


i ""2 


i^ « 






^^■w 


L J 


)-*.- Vi 


^V- 



I 



r/ J *I 



9 










T 









1*1 




i-ST^ 



->* i 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



. . 



^j^^fliE^tiE^Ef)?^ 



QEfeffi Oft? (fe 3®^ E© HI? £fflflj[*B& 



■ofl 



-« ** 



J****" 





^ 2^' 


I 


^?B 



1' 











Harun Yahya (Adrian Oktar) 




L 1 


Wti/ i£ •> : 




j*t"b kh 




, ^ fwir 






$■ j 






■ 


"^ 


ta 




. » 




t 

■ 




1 ' 




<■: 


"■- Bj 



I 



■^ 



**«i 



^v • u -- 


^ 


™* 


V Iffil 


f 


F *- .* 


*"- A^gJ 




w - 


*-' 


_ -^ 


;V 


' ;»1*1 


r. - 


r i 

- 


*';* *■*"/■ " . 




64 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



y 







f 65 






* "' A 





ffiWmzbflmvs 






**- j- 



/ 












^Wl 






* 






>• 
<4L f "^9 






' jfite 



f*H 



r 



? 







i 



66' 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



"Bitki aleminin tarihinde yiiksek seviyeli bit- 
kilerin agikga aniden ve birdenbire geli§imle- 
ri kadar bana daha olaganiistii gelen bir olay 
yoktur." (Francis Darwin, Charles Darwin'in 
Hayati ve Mektuplari, 1887, sf. 248) 



A^ 






;* 



# 





K 





w u 





w$ 






mt 



i 



* 




[Glfl^feibi 






"fl 



/ 






»-V 



^ 




>-*>* .-#-* 



68' 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



■ 






Dogadaki bitki ge§itliligi, bitkilerin tesadiif- 
lerin eseri olmadigini gosteren delillerden biridir. 
Her biri birbirinden estetik, ho§ kokulu bitkilerin 
kusursuz sistemlerini ve olaganiistii tasanmini 
§uursuz atomlann tesadiifen olu§turdugunu iddia 
etmek, biiyiik bir sagmahktir. Bu, bir magazadaki 
kiyafetlerin, kuma§lann, ipliklerin tesadiifen bi- 
raraya gelinmesiyle kendi kendine olu§tugunu id- 
dia etmek kadar mantiksizdir. 



r 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 






-* -T 



i r .- i nhOjf 



Ab , «4 t m i J r ^ " 



. PH 






L 






■— 


■ ( 


t nam ,bu rest, 


^ 

^ 


■■ y 


'' ' '^. 


^ *1 


■." 






* 


* * 

r ■ 





f^-fjf 






J™ 



p/?r* 









1 


1 





i 







l^ m 


P-m 


f**#JF< 


% 



;\ 



"...Ancak ben hala on 

yargisizca, bitki fosili kayitla 

nnda ozel bir yarahh§in oldugunu 

dii§iinuyorum. Eger bununla birlikte, 

bu siniflandirmanin hiyerar§isi i^in ba§ka 

bir a^iklama bulunabilirse, bu evrim teorisi- 

nin matem ^ani olur. Orkidenin, su mercimegi- 

nin, palmiye agacinin ayni atadan geldigini dii- 

§iinebilir misiniz? Ve bu f araziye i<;in herhangi 

bir delile sahip miyiz? Evrimciler buna bir 

cevap hazirlamahdirlar. Ancak bir^ogu sor- 

gulamadan once cjokecektir." 

(W. R. Bird, Origin of Species 

Revisited, s. 233) 






#JF 



- i ■" 




72 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Yeryiizundeki saymakla bi- 
tiremeyecegimiz ge§itlilikteki 
bitkiler, milyonlarca yildir ne za- ] 
man, ne yapmalan gerektigini to- ' 
humlannda sakh program saye- 
sinde bilmekte ve unutmadan, x [ 
yanilmadan bu programi uygula- 
maktadirlar. Higbir zaman bir ki- 
raz gekirdeginden §eftali agaci i 
gikmami§, limon agacina ait bir W 
tohumdan gilek geli§memi§tir. ! 
Beyni, gozii, akh olmayan bir 
tahta pargasinin boylesine ku- 
sursuz i§leyen bir programi ken- 
di kendisine uyguluyor olmasi | 
elbette ki imkansizdir. Milyon- 
larca yildir kusursuzca devam 
eden bu sistemin tesadiiflerin 
ba§ansi (!) oldugunu dii§unmek 
ise akil sahibi herkesin gu- 
lling bulacagi bir ha- 
yaldir. Bitkileri ya- 
ratan Allah f tir. 



> ::- 



Y •} A " 



fe, **^ 




r*^; 



r-> 



-- i* 






— **r" .-* 






tS*"^ 


t"J» 


I 


" 


■ 


rt 




r 

^4 . v 




f^~ 






Jfc*—/ <u 


p ^^JKiJKiJKyKul 





Harun Yahya (Adnan Oktar) 



'73 



"i 



K 



itfiu 


■'* * '*f^** 


35 


*Mf * 


-*t> $ 




'? 


■*-. ^ 


i . .§ tJ 


•— 


IT ~.k* 


jj* 


* 


■ ':■, 


jf'.^j 


■ 






■ ■ ^v 


. ■-. 


"■ L\" * 


7* ^ A 


j 


1". *' ... ' -h 


*»-.! 


<^A 


^^ 




&*m 


_, ^5 


L ju 


v**™,:^? * r 




fr' 


W;,^'-aV - ' 


T^ 


*H^52 


SE^JMt.'. 






■^ 5" % 


■^ppr-j 


m aJP 


*ag§ 




<' m 










L j ^X 


:,*. 


1 *• ■ 


r 


*?B 


^H^ffl^^TT 




UU 




& 


s 


^^J 





I 






■Si 



■v 




5 £ 






y 



awF 






- ■ _ 




"Bir me§e palamutu ay^i^egine degil de me§e agacina 
donii§mesi gerektigini nasil biliyor?... Yakla§ik 40 yil 
once biyologlar canh organizmalarda bilginin onemli 
bir rol oynadigini ogrenmeye ba§ladiklannda biyoloji 
bilimi de <;ok onemli bir mesafe almi§ oldu. Organiz- 
mada ona nasil i§lev gormesi, nasil biiyiimesi, nasil ya- 
§amasi ve nasil iiremesi gerektigini soyleyen bilginin 
yerini ke§fettik. Bilgi bitkinin i^erisinde oldugu gibi 
tohumun i^erisinde de mevcuttur. Tavugun i^erisinde 
oldugu gibi yumurtanin i^erisinde de mevcuttur. Yu- 
murta bilgiyi tavuga ge^irir, tavuk yumurtaya, bu boy- 
le surer gider." (Dr. Lee Spetner, Not By Chance, Shatte- 
ring The Modern Theory of Evolution, sf. 23) 



"J 


a i 








jHJ- 








, w i 








r j ". 













. jus 




£%'*•-'* i 




J? ^ ^» 


5 



iURSUZLUK TESADUF DEGIL 



^JR 



,j^jr % 



~ 



' 



i 






Peygamber Efendimiz diyor ki: 
"Allah giizeldir, guzelligi sever..." (ima 
Jenevi, Riyaz'us-Salihin, Cilt: 3, sf: 163) 



^f^/^/^^^^rj?^ ^/w-^/^/wv^,/;*/ s -J J 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 




Milyonlarca yildir degi§meyen esansi, birbirin- 
den giizel renkleri, yapragindaki piiriizsiizliik ve es- 
tetik goriiniimii ile bir giil yapragi bile evrimcilerin 
tesadiif iddialarmi giiriitecek niteliktedir. Yillarca 
egitim goren uzmanlar giil yapraginin esansini tak- 
lit edebilmek igin laboratuvarlarda deney ve ara§hr- 
malar yaparlarken, giil, bir uzmandan daha iistiin 
bir §ekilde milyonlarca yildir ayni benzersiz kokuyu 
iiretmektedir. 

Giil, kendine ozgii kokusu, rengi, yumu§akhgi 
ve estetik goriiniimiiyle Allah'in benzersiz sanatini 
sergileyen yarahh§ harikalanndan biridir. 





j ,. **g y ? ' 


- $S'~>-' I > 




L ■*. r." -.:m 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



. ■* 









_*# 






a 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 



SB33I] MlpEsia @3tjfisdte> fendfeK^i 



*U-ll 



3^02]]©&<3) 




BB 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Yeryiiziindeki turn bitkiler kendileri 
iqin en uygun yapilara sahiptirler. Orne- 
gin hindistancevizi tohumlan uzun siire 
suda kalirlar, bu nedenle kabuklan ol- 
dukga kalindir ve kabuklanni sudan ko- 
ruyan ozel bir yapilan vardir. Bu sayede 
suda uzun siire yolculuk edebilirler. Bu 
yolculuklan sirasinda normalden daha 
fazla besine ihtiyag duyarlar ki hindis 
tancevizi tohumunun iginde de tarn 
rektigi kadar besin sakhdir. Aynca hir 
distancevizi tohumu suda agilmaz, kara 
ya geldigini anlar ve tarn o anda agihr. 








Harun Yahya (Adnan Oktar) 




M,>fc 



Turn bunlan, §uursuz atomlann tesadiifen 
hesapladigini iddia etmek mumkiin degildir. 

Bu bitki, Allah'in iistiin yaratmasinin turn 
evrendeki orneklerinden yalnizca bir tanesidir. 




' Mi • P 


M 


: 


1 

| 

i 
t 1 J 


] 


' 


-,rt^- 


■ 


■ 


: 





h kainat/aki kusursuzluk tesaduf degil 

DSGaaMiteGi^^lSGa ' 





Bitkilerin iginde bazi atomlar biraraya gelerek bile§ikler meyda- 
na getirirler ve bunun sonucunda birbirinden giizel kokular iiretilir. 
Ustelik bu iiretim diinyanin dort bir yaninda ayni §ekilde olu§ur. Soz- 
konusu bile§ikteki en kiigiik bir degi§iklik, ornegin bir atomun sayi- 
sindaki farklilik kokuyu tamamen degi§tirebilir veya tamamen orta- 
dan kaldirabilir. Ancak, higbir zaman formiil bozulmaz, bitkilerdeki 
koku laboratuvarlannda hig hata yapilmaz. Bu miikemmellik sayesin- 
de diinyanin her yerinde ayni gigeklerden ayni kokuyu ahriz. 

Koku iiretiminde gok ince hesaplar soz konusudur. Bu i§lem sira- 
sinda kompleks yapili molekiiller ortaya gikar. Ornegin giiller koku 



u ^tiffi 




iiretimi igin 3 ile 10 arasi miktarda bile§ik kullanirlar, beyaz frezya 10, 
niliifer ise 6 bile§ik kullanan bitkilerdendir. Bu konuda egitim almami§ 
insanlann formuliinu gozmekte zorlanacagi hatta gozemeyecegi kimya- 
sal bile§ikler, bitki tarafindan ancak mikroskopla goriilebilecek bir 
alanda iiretildigi gibi, her bitki ayn bir koku ve kimyasal formiil kulla- 
nir. Koku uzmanlan ise birbirinden farkh, giizel kokular iiretmek igin 
uzun yillar emek verirler. 

Bitkilere, ancak kimya miihendislerinin sahip olabilecegi bu §uuru, 
akh ve bilgiyi veren nedir? Koku laboratuvarlanndan gok daha ba§anh 
olan bitkiler Allah'in yaratma sanatini gozler online seren delillerdendir. 



*Ii 



\v\j^ 



IMAHir 



faTtf 



X. 




lii evrimci paleontolog Niles Eldredge 
itiraf ediyor: 

"Ashnda tiim biyolojik diinyada gordiigumiiz 
diizen i^in tek alternatif a^iklama ozel yarati- 
li§tir." (Niles Eldredge, Time Frames: The Ret- 
hinking of Darwinian Evolution and the Theory 
of Punctuated Equilibria, New York: Simon 
&Schuster f 1985, s. 29) 



I 










i- 



t + 



I 



-, , v 



r : I 



A 




[bag^to GfiUfflifl QfiMBfe cassia Qfi? 




Harun Yahya (Adnan Oktar) 









Hz. Muhammed (sav) diyor ki: 

"Karpuzdan faydalamniz ve ona ta'zim ediniz. Qiinkti onun si 
yu cennetten, tadi da cennet tadindandir... Karpuz cennet (meyvele- 
rin)dendir. " [Olum-Kiyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 
lam §a f rani, Bedir Yayinevi, s. 313] 



,*v- *■ 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 







Harun Yahya (Adnan Oktar) 




P. ■J'tf\"JTW _-_n~_ — _ i _ — _r_rr-i.~ JV — -i—i 

rtteffjgr? ffi Fin irnrffirn re? 






i 



Muz, ge§itli karbonhidratlar ve onemli olgiide potasyum ige- 
rir. Bu igerigi ile hiicre ve kas geli§imini saglar, viicudun su den- 
gesini ayarlar ve kalp ati§lannin normale donmesini saglar. Bu 
yararlarmin yanisira, Allah Kuran'da "Ustiiste dizili meyveleri 
sarkmi§ muz agaglari" (Vakia Suresi, 29) ayetiyle muzun cennet 
meyvelerinden oldugunu haber vermi§tir. Elbette ki diger tiim ni- 
metler gibi cennetteki muz da diinyadakinden gok daha kusursuz 
olacaktir. Ancak Allah diinyada da bu cennet nimetinin bir ben- 
zerini yaratmi§ ve insanlan bu meyveden f aydalandirmi§tir. 



I 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



i 

I 



Evrimciler tek bir 
bezelye tanesi bile mey- 
dana getiremezler! 

Diinyanin en iinlii 
bilim adamlanni -hatta 
gegmi§te ya§ami§ turn 
bilim adamlanni- bira- 
raya toplasinlar, diinya- 
nin en geli§mi§ ve en 
yeni teknoloji ile dona- 
tilmi§ laboratuvarlanni 
kullansinlar, ileri tekno- 
lojinin olabilecek tiim 
imkanlanni bunun igin 
seferber etsinler ve bu 
i§ iqin yillarca gaba 
sarf etsinler... Ne ya- 
parlarsa yapsinlar, de- 
gil tek bir bezelye ta- 
nesini, bezelyeyi 
olu§turan tek bir 
hiicreyi dahi olu§- 
turmalan miimkiin 
degildir. I§te bu 
gergek evrimcile- 
rin gormezden 
geldikleri en 
onemli noktalar- 
dan biridir. Her§e- 
yi yoktan yaratan 
Alemlerin Rabbi 
olan Allah'tir. 



| 




J* 






^*. 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 









t i. 



I 



*r*J 



TUM BUN 



^Tesaduf degil 



L^^l 



•v *-*-s *.*r^# 



*vvi^ 




OGADAKI 

tOM ca Tularin 

VARA TIGS! ALLAH' fm 




incaplar, tavganlar, zebralar, kangurular, papaganlar, cey- 
lanlar, tavus kuglan, kelebekler, balinalar, yunuslar, ziirafa- 
lar, kaplanlar, kaplumbagalar, develer, denizyildizlan, ku- 
gular... Her biri kendisi igin en uygun mekanlarda, en gok ih- 
tiyag duyduklan sistemlerle donanmig §ekilde bulunur. Kimi keskin goz- 
lerle, giiglii kaslarla, kimi zehire dayamkli keselerle, kimi de cezbedici ko- 
kularla ihtiyaci olan her sisteme sahip olarak hayata gozlerini agar. Peki 
heniiz gormedikleri bir ortam hakkmda hazirlikli olmalan gerektigine da- 
ir bilgiyi onlara kim vermigtir? Karada dogacak bir kedi oksijeni direkt 
olarak kullanabilecegi akcigerlere, suda yagayacak olan bir baliksa oksije- 
ni suda erimi§ olarak kullanabilecegi solungaglara sahip olmasi gerektigi- 
ni nereden bilmektedir? Kuglar ugmak igin hafif iskelet yapilarma, pengu- 
enler su tutmayan ozel bir yagla kaph tiiylere, kartallar binlerce metre 
yiikseklikten avmi gorebilecekleri keskin gozlere, agagkakanlar kafalarmi 
giddetli darbelerden koruyacak ozel bir suspansiyon sistemine sahip ol- 
malan gerektigini nasil du§iinmu§lerdir? 

Orneklerini sayfalarca gogaltabilecegimiz bu bilgileri ve buna uygun sis- 
temlerin tasanmmi bu canhlarm 'genlerine kim §ifrelemi§tir? Yoksa bu 
hayvanlarm yagammi yitirerek tecriibe kazanmig olan sozde atalan, gele- 
cek nesilleri dugiinerek genlerinde degigiklik yapmaya ve onlara gegitli or- 
ganlar hediye etmeye mi karar vermiglerdir? Yoksa kor tesadufler ve §u- 
ursuz atomlar -nasil olmugsa olmu§- birbirinden mukemmel tasanm hari- 
kasi canhlar mi var etmiglerdir? Elbette ki hayir... Canhlan da onlarm sa- 
hip olduklan mukemmel sistemleri de yaratan, aym zamanda turn evreni 
canhhk igin en elverigli §artlarda var eden alemlerin Rabbi olan Allah'tir. 



i 



92 



J^^iJ 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



AA 



fl iPhi rf kr^Ttb [frffi TnTfeTTfeni era 

— n — — fL— — - - — - — n. - i— i. ^m- „ r ■ u _ _ - I* — FH — — T* L _ W — — 

mFTTfra renins n^rfT>n^ n |nrtt^ ffep 
(pfeGr?8nJ3&a3) 



,-*• 



*$& 






» * 






** *. * 






■^ *r 





3L 


CQWI 


p 


= 1 F * 






T* 






Vijr*^ ' 






jf^l 


W 


/ ^ 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 







K 





KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 






Birgok balina ve yunus, deniz dibindeki karanhk bolgeler- 
de bir tiir dogal "sonar" kullanarak avlanir. Ozellikle di§i bali- 
nalar ses dalgalan aracihgiyla "gorebilir". Ses dalgalan, ayni 
gormede oldugu gibi, odaklanir ve bir noktaya gonderilir. Geri- 
ye donen dalgalar, hayvanin beyninde analiz edilir ve yorumla- 
nir. Bu yorum, hayvana kar§isindaki cismin bi^imini, biiyiiklu- 
giinii, hizini ve konumunu aqikqa belli eder. Bu canhlardaki so- 
nik sistem inanilmaz derecede hassastir. Ornegin bir yunus su- 
ya atlayan bir ki§inin "igini" de algilayabilir. 

Ses dalgalan yon bulmanin yam sira haberle§me igin de 
kullanilir. Birbirinden yiizlerce kilometre uzaktaki iki balina 
ses kullanarak anla§abilir. 

Bu hayvanlann haberle§mek ve yon bulmak igin gikarttik- 
lan sesi nasil iirettikleri sorusu hala biiyiik oranda cevapsizdir. 
Ancak bilinenler arasinda, yunusun viicudundaki gok §a§irtici 
bir ayrinti dikkat geker: Hayvanin kafatasi yapisi, beyni bile 
tahrip edecek kadar siirekli ve §iddetli bir bigimde yaydigi ses 
bombardimanindan korunmak iqin ses yahtimlidir. 




ty U- 



- -;^ 







Harun Yahya (Adrian Oktar) 



§imdi turn bunlarm iizerinde dii§iinelim. Deniz memeli- 
lerinin sahip olduklan tiim bu §a§irtici ozellikler, evrim te- 
orisinin yegane iki mekanizmasi, yani mutasyon ve dogal se- 
leksiyon kanaliyla olu§mu§ olabilirler mi? Hangi mutasyon 
bir yunusun bedenine sonar sistemi yerle§tirebilir ve sonra 
da hayvanin beynini sonardan korumak igin kafatasini ses 
yahtimli hale getirebilir? 

Elbette §uursuz siireglerin, tesadiiflerin eseri olarak boy- 
le bir sistemin meydana gelmesi miimkiin degildir. Tiim 
bunlar Yiice Allah f in yarati§inin delilleridir. 



« 



k^Lrt*. 




96 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



>S5kl 






9 ED *^ 

1^ V* 




RH 



..« 










^^^ K\ 




y 


B^ jfy 


I'A » 


a 


VY * 


J|^L J| 


^ 


.¥ 




i ■ 


m \ 


■ H 




H 






1 T '] 


. 




JUIMfe- 


. 7^* i . v ^rf™ 


^-?~^r+*S 


p *j*±s y ^/ ^-^ */ 




■J 




Bal anlari diger butiin canhlar gibi kendi tiirlerine ozgii dav- 
rani§lara sahiptirler. Bu davrani§lar evrimciler agisindan gikmaz- 
larla doludur. Ornegin evrimciler peteklerin yapisi, on binlerce 
annin ayni kovanda ya§amasini saglayan kusursuz ileti§im gibi 
konulara "iggiidii" kavramiyla agikhk getirmeye gali§irlar. Oysa 
Charles Darwin, Turlerin Kokeni kitabinda sordugu bir soru ile, 
kurucusu oldugu teorinin iggiidii iddialan konusunda igine dii§- 
tiigii geli§kiyi §6yle vurgulamaktadir: 

...i^giidiiler Dogal Se<;me f yle kazanilabilir veya degi§iklige ug- 
rahlabilir mi? Anyi, -biiyiik matematik^ilerin bulu§lanndan ^ok 
onceden- petek gozlerini yapmaya yonelten i^giidii i^in ne diye- 
cegiz? (Charles Darwin, Turlerin Kokeni, s. 186) 



*J^f*S -*-/,/ ./ 



-r^r s 



*/ -*s *j */ */ -++* 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



ffefl mrn >i>n reftE ffiffl r& 




I I _ ■ _ " _ ^ II " _ ~ _ _ ~ _" _ A L~_ " -jMLm-J I 1 ~_ f ^ ^Bk_ " " _ ~_~_ "" _*~_ ~ J l_~L T " 





7 ® £3MI}Cft $3£fe^^ 
(rifcnfttn rra flfrfrtffl foftrm tticMh rtrmrtfttrfife 



1^0 1m 


£ - - 1 * Is 


Jim* & 


Srr v Br ^% ^^ ^^^ 



\ 





w 


^ 


- *%K 




J^ v4 


** 



tJl 



J ** 



■ 






#* 


j 


i 


k J - 


#V 



Kelebeklerin her iki kanadinda ayni renk tonu ve ayni desen, 
ayni yerde mevcuttur. Her§eyin tesadiifler sonucunda ortaya giktigi- 
ni iddia eden evrim teorisi, kelebek kanatlannda oldugu gibi doga- 
da sergilenen sanat, renk ge§itliligi ve simetri gibi ornekler kar§isin- 
da tarn bir gikmaz igindedir. Charles Darwin bu konuda igine dii§tii- 
gii geli§kiyi §6yle ifade etmi§tir: 

Parlak renklilik..., parlak di§i kelebekler, bu giizelligin dogal 

seleksiyonun kontrolii altinda gergekle§tigini du§unemiyorum. 

(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol.11, s. 305) 






KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Eski bir evrimci profesor olan Gary E. Parker da -diger pek 
gok bilim adami gibi- paleontoloji ve biyoloji alaninda yaptigi 
gah§malarin sonunda bilimin evrimi yalanladigi sonucuna var- 
mi§ ve tiirlerdeki ge§itlilik kar§isindaki samimi dii§uncelerini 
§6yle dile getirmi§tir: 

"Canhlarda ne kadar inanilmaz bir ^e§itlilik var, hem tiirlerin 
kendi i^inde gosterdigi f arkhhklar hem de muazzam sayida- 
ki degi§ik tiirler. ^ogumuz renkte, §ekilde, boyutta, ozellikte, 
fonksiyonda gordiigiimiiz bu <;e§itlilik kar§isinda saygi dolu 
bir korku, ha§yet hissediyoruz. Neden bu kadar 50k <;e§it 
mevcut?" (http://www.icr.org/pubs/imp/imp-008.htm; impact 
no. 88, Yaratih§, Seleksiyon ve Qe§itlilik, Gary E. Parker, ICR, 



October 1980) 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 








KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



s 



E 







^v *». - ~^^Y ■ u" 



1 



Savanlann kuru 9 
otlannda avlanan i 
bir aslan neredeyse 
goriilmezdir. (^iin- 
kii aslanin renkleri 
gevre ile kan§ir. Ay- t 
ni §ekilde uzun otlar- 
da bir gitayi ayirt etmek 
de gok zordur. Allah, bu 
canlilann tumiinu bulunduk 
Ian ortama uygun kiirklere sa 
hip olarak yaratmi§tir. Boyle- 
likle bu canhlar, hem 
avlanna sez- 
dirmeden jt 
yakla§abilmekte^.* rf 
hem de dii§man- / 
lanndan korunabilmektedir 
ler. 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 




/ 




Y^ 




-A. -i^iBH^fi^^SI 


i^^i^^WWK. x\ 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 








Harun Yahya (Adrian Oktar) 



* 







KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Hayvanlar arasinda goriilen fedakarhklar, 
DarwiniznVin en onemli gikmazlanndan birini 
olu§turur. (^iinku Darwinizm dogada kiyasiya 
bir miicadele oldugunu, giiglii olanin zayiflan 
her zaman ezecegini one siirerken, canhlar bu 
iddialan yalanlayan pek gok davrani§ sergile- 
mektedirler: Birbirlerini tehlikelerden korur 
beslerler, temizler tedavi ederler, birbirlerine 
yuva hazirlarlar... Hatta kimi zaman kendi can- 
larini dahi bir digeri igin feda edebilirler. Bu 
durum evrimciler agisindan tarn bir gikmazdir. 
Darwin bu gikmazi §oyle ifade eder: 

"Bir^ok i^giidii o kadar harikadir ki biiyiik 
ihtimalle geli§imleri okuyucuya teorimin 
tamamini yikmak i^in yeterli bir engel ola- 
rak goziikecektir." (Animal Mind, sf. 22, 
[Charles Darwin, Turlerin Kokeni, 1859]) 





-tf*;*^ 









Bir evrimci yayinda canhlardaki fe- 
dakarhk ornekleri konusunda ya§anan 
sikinti §6yle dile getirilir: 

"Sorun, canhlann niye birbirlerine 
yardim ettikleridir. Darwin'in teori- 
sine gore, her canh kendi varhgini 
siirdiirmek ve xireyebilmek iqin bir 
sava§ vermektedir. Ba§kalanna yar- 
dim etmek, o canlinin sag kalma ola- 
siligini azaltacagina gore, uzun va- 
dede evrimde bu davrani§in elenme- 
si gerekirdi. Oysa canhlann ozverili 
olabilecekleri gozlenmi§tir. n (Bilim 
ve Teknik Dergisi, sayi: 190, s. 4) 




112 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF U. 



v*V 



>E| , * 



fc j/£&^ 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



fll3 






Evrim teorisinin kurucusu Charles Darwin, teorisini gegersiz kila 
canhlardaki miikemmellikleri gormekten duydugu sikintiyi §6yle dile 
getirir: 

"Gozii dii§iinmenin beni titrettigi giinleri hatirhyorum. Ama §imdi 
bu §ikayetlerimin iistesinden geldim. §imdi bu yapinin kii^iik r 
onemsiz par^alan beni genellikle olduk^a rahatsiz ediyor. Bir tavus 
ku§unun tiiyii ise, ne zaman baksam beni hasta ediyor. (Francis Dar- 
win, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, s. 90 ) 




-!* 



J J 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 










Harun Yahya (Adrian Oktar) 







KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 









-J S y ---•_/,/ jyfcjt 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



111 



F ]**_ *7" 



-a * *■- 



>& 



j- 



^*: * 



tl* 



f^~ t- H 



H 



V ! 






./'.V'-T*- 



:i f 



"7" 



- 1 






TUM B UNLXR 



^ 



m 









LP^Bh&twWf 



YABANI TAVUS KUSU TUYU 



j 



;-f^ 



F-. '.-.':■.■ . ' 



VW 







:.v; 


: 




r\\ 1 


# - *S ) 




p 








\ \: V- '■'.■■: - 


>7- '■"'■'■ ^N 


J »• ■ »V*JFJ*» ■ - 1 r ■ ■ 


■ t , JWi ■■_■ _-■.■ . ■ 





O'-^ 



j>w_/^jr^ 



. N^AnLAR; ALLAfriN 
: , RUHUNDAN UFLED/GJAXlL 
VE iRADESAtilBi VARUKLARDIR 




ergekte evrim teorisinin tesadiif iddiasimn mantiksizli- 
gi tartigma gerektirmeyecek kadar agik ve ortadadir. 
Evrimcilerin iddiasi, §ehrin ortasmdaki biiyiik bir gok- 
delenin, yagmurun, firtinanin etkisiyle molozlarm, ta§larm 
tesadiifen biraraya gelmesi sonucunda ortaya giktigmi iddia etmekle 
aym sagmaliktadir. 

Evrimciler, ozetle, cansiz maddenin uzun zaman verildiginde can- 
lamp hiicreler olugturduguna, bu hiicrelerin kendilerine isabet eden 
mutasyonlar ve aralarmdaki "rekabet" sonucunda, Stephen Hawking, 
Albert Einstein, Frank Sinatra, Mari Curie gibi insanlan, filleri, kele- 
bekleri, baliklan, yaseminleri, limonlan veya akasya agaglanni olugtur- 
duguna inanmaktadirlar. 

Higbir bilimsel bulguya dayanmayan bu iddialarmda kar§ila§tik- 
lan en biiyiik zorluklardan biri ise, insan ruhuna ait ozellikleri agikla- 
maktir. Cansiz maddelerin ve tesadiiflerin nasil olup da, diigiinen, se- 
vinen, giilen, iiziilen, heyecanlanan, sanat eserleri meydana getiren, 
moda olugturan, beste yapan, sevdigi §arki galmca co§ku duyan, goz- 
lemenin kokusundan zevk alan, yogurdun tadmi seven, ozleyen, dost 
olan, buluglar kegifler yapan, devlet yoneten, uzaya giden insanlan 
olugturdugunu kesinlikle agiklayamazlar. 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 







f 



tT^*r^ 



,*';■-*• 



122' 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



5 









v^-A^r^ *, 



*a*w*w*. *. T-*^tf*--^*^« 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 








"»F ** .* V* 



• ', W .+ *W 



.URSUZLUK TESADUF DEGIL 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 









Q 




Evrimciler tiim varhklann tesadiiflerin eseri oldugunu iddi 
etmektedirler. Bu batil inanca gore zaman iginde tesadiiflerin yar- 
dimi ile "ilkel gorba" adini taktiklan gamurlu sudan canhlar tiire 
mi§ ve geli§erek insanlara d6nii§mu§lerdir. Insan bedenindeki 
estetik ve simetriyi zamanin yardimi ile meydana getiren tesadiif 
isimli hayali giig, bununla da yetinmemi§ ve insan zekasini ve 
duygulanni meydana getirmi§tir. 

Her ne kadar bilimsel terimlerin arkasina gizlenseler de ev- 
rimi savunanlann temelde iddia ettikleri, bu garpik mantiktir. 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Evrimci bilim yazan Roger Lewin: 

"Fiziksel anlamda, insanin evrimi hakkindaki herhangi bir teorinin, 
gii^lii cjeneleri ve iri kesici di§leri olan ve bizden dort kat hizh ko§an 
maymun benzeri bir atanin nasil yava§ yava§, iki ayakh bir hayvana 
d6nii§tugunii a^iklamasi gerekir. Bu gii^lere akh, konu§mayi ve ah- 
laki ekleyin, bunlann hepsi evrim teorisine ba§ kaldirmaktadir." 
(John Peet, The True History Mankind, http://www.mesozoic.de- 
mon.co.uk/mankind.htm) 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 







128 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



V 

Wit 

vHbf 




ml 



Jr. 



L 



1 




*tit9> 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



Insan, bilingli, irade sahibi, dii§unebilen, konu§abilen, aklede- 
bilen, karar verebilen, muhakeme yapabilen bir varhktir. Tiim bu 
ozellikler Allah f in insani ruh sahibi kilmasinin bir sonucudur. An- 
cak evrimcilerin iddialarina gore iilkeleri i^in politik, sosyal, ekono- 
mik kararlar alan ba§anh ba§ansiz, gelmi§ gegmi§ tiim devlet adam- 
lan da sozde tesadiiflerin yonettigi hayali mekanizmalar sonucu var 
olmu§lardir. Bu iddianin imkansizhgini Darwin de fark etmi§ ve ki- 
tabinda §6yle demi§tir: 

"Son iki boliimde, insanin, viicut yapisinda a§agi bir bi^imden tii- 
rediginin izlerini ta§idigini gordiik, ama insan zihin giicii baki- 
mindan biitiin obiir hayvanlardan oylesine f arklidir ki, vanlan bu 
sonu^ta bir yanh§lik olabilecegi ileri siiriilebilir." (Charles Darwin, 
insanin Tureyi§i, Onur Yayinlan, Nisan 1995, s.85) 




130 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 





F * 



] 

1 


k 


L 



& 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



Darwinistler tesadiifleri iistiin bir akil gibi sunan, ardi ardina 
meydana gelen milyonlarca tesadiifiin toplamini "yaratici bir giig" ola- 
rak gosteren batil bir fikrin savunuculandir. Darwinistlere gore tesa- 
diifler, diinyadaki biitiin insanlann akhndan 90k daha biiyiik bir akla 
sahiptirler. Yiiz binlerce yildir gelip gegmi§ ne kadar insan varsa, hep- 
sinin beynini, aklini, dii§unme kabiliyetini, muhakeme ve hafiza giicu- 
nii, fiziksel ozelliklerini ve daha yiizlerce binlerce ozelligini §ekillen- 
direnin, 'tesadiif isimli bu f deha f oldugunu iddia ederler. Darwinistle- 
re gore, diinyanin en zeki, en bilgili bilim adamlannin iistiin teknolo- 
ji ile iiretemedigi hiicreyi, tesadiifler §uursuz atomlan kullanarak iire- 
tebilmi§lerdir. Dahasi bu tesadiifler Einstein, Pasteur, Galilei, Newton 
gibi dehalan da meydana getirebilmi§lerdir. Elbette bu iddialar son de- 
rece akil di§idir. Turn varhklann Yaraticisi sonsuz kudret sahibi olan 
Yiice Allah f tir. 






$ 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Evrimcilerin iddiasi, zaman ve tesadiif ikilisinin 
gamurlu suyu; yetenekli, zeki, bagarih, estetik zevke 
ve giizellige sahip, kusursuz bir gorme ve duyma ka- 
biliyeti ta§iyan varhklara d6nii§tiirdugudur. 

§imdi dii§unun: Bu sayfalarda resimlerini gor- 
dugiinuz, yetenekleri ve ba§anlan ile taninan insan- 
lar tesadiif, zaman ve gamurlu su ugliisunun eseri 
olabilirler mi? 

Tesadiifen meydana geldigi iddia 
edilen varhklar sanattan, estetikten 
zevk alabilirler mi? 

Bu varhklar tesadiiflerin eseri ol- 
salar senaryolar yazip, beste yapip, 
film yonetip, rol yapabilirler mi? 

Boyle varhklar Oscar odiiliinu 
kazanabilirler mi? 

Tesadiiflerin meydana 
getirdigi varhklann 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



hayal giicii olabilir mi, yiizlerce sayfalik ro- 
manlar yazabilirler mi? 

Elbette ki Him bu sorulann tek cevabi 
vardir: Hayir. Tesadiifler, ne kadar zaman ve- 
rilirse verilsin, gamurlu suyu bir insana do- 
nii§turup, sonra da o insana bu ozellikleri ka- 
zandiramazlar. Sadece bu sorulann cevaplan 
dahi evrim teorisini gokertmeye yeterlidir. 

Agiktir ki, Him bunlan ba§arabilen 
varhklar ancak iistiin bir ilim ve giig 
sahibi Allah'in yarati§inin eserle- 
rindendirler. 

Allah onlari bu yeteneklerle 
yarattigi, sanatgihgi, rol yapma- 
yi ilham ettigi, seslerini giizel 
yarattigi igin onlar yetenekli 
sanatgilardir. Bu nedenle ba 
§anhdirlar. 



V 







w 

w ft 

:m v m 









v 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 










/ 










t-SB. L j 1 ^ A. A. 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 










136 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Diinya iizerinde yakla§ik 7 milyar insan ya§amaktadir. Bu insan- 
lar 7 milyar kusursuz gorme sistemine ve yine 7 milyar kusursuz duy- 
ma sistemine sahiptir. Insanlann sahip oldugu gorme sistemleri oyle- 
sine geli§mi§tir ki, bugiin en ileri teknoloji ile iiretilen higbir kamera 
gozlerin insana sundugu goriintii kalitesine ula§amamaktadir. Yine 
insanin sahip oldugu kulaklar, guniimiizun ultra modern ses sistem- 
lerini tamamen geride birakmaktadir. 

Ama Darwinistler, en geli§mi§ teknolojinin "boy 61gii§emeyece- 
gi" bu gorme ve duyma sistemlerini kor tesadiiflerin in§a etti- 
gine inanmaktadirlar. 

Bu garip iddiaya gore TESADUF+gAMUR+ZAMAN 
ugliisii biraraya gelmi§, insan akhnin ve tecriibesinin 
ula§amadigi bir teknolojiyi meydana getirmi§lerdir. 
Ustelik, son derece akilci ve titiz bir gah§ma yap- 
mi§, bu sistemlerden 7 milyar insanin her birinde 
birer gift olu§masina olanak vermi§lerdir. 

Ku§kusuz bu iddia aqikqa gostermektedir ki, 
evrimciler bu iiq giiciin adeta "ilah" ozelligine sa- 
hip olduklanni dii§unmektedir. 










Jk ' \ 






• 








¥mU 








J§ 




\, 



*?*>* *->^4 ** *, m i *wt v 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



'137 








138 \ 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



v/.v- 



» _ - , 



+J*+*i 













w 



CM 



■4 Tlu. 



Tesadiifen biraraya gelen §uursuz ve cansii 
atomlar dii§unemezler, fizik kanunlanni bilemez- 
ler, matematiksel hesaplar yapamazlar, miihendis 
olup tonlarca suyu tutan dayanikh barajlar, devasa 
gokdelenler in§a edemezler, bilgisayar kullanamaz- 
lar, piyano ?ahp, ho§a giden besteler yapamazlar. 



+91&Z 







Harun Yahya (Adrian Oktar) 



u 

W^* 



'139 



r 




..•: 




WM B Ui 



KKE 



L*^fl 



•i 






L 


a 


i 




. 


Bh 


'Are* irt k jf-*fi * 

:■*■ i-i? i ! 


' ; : 


y 


Hfc 




fp 1 ' 


* 


fSBr--- 


"" 




h 


•^-^ 


^Jt^UJ^A 













m?> 



Z>- 







^ * <*. 






w 



: ' ^ 









ergiin i§e giderken iizerinden gegtigimiz koprii, i§ yerimi- 
zin bulundugu bina, asansorler, gatal ve bigaklar, iglemeli 
masa ortiimuz, kiyafetlerimiz, arabamiz, gantamiz, gozlii- 
giimiiz, gazeteler, televizyon, duvanmizdaki tablolar... Bunla- 
nn her biri, biling, akil, bilgi ve yetenek sahibi insanlar tarafmdan tasar- 
lanmi§, planlanmi§ ve iiretilmiglerdir. Akil sahibi higbir insan bunlarm 
evimizin bir kogesinde veya bir caddenin iizerinde kendi kendilerine, do- 
ga olaylarmm etkisiyle tesadiifen olugtugunu iddia etmez. Ornegin iize- 
rinden her gun gegtiginiz kopriiyii in§a eden miihendisleri, iggileri ve tek- 
nisyenleri tammazsmiz, ama oyle birilerinin var oldugundan gok eminsi- 
nizdir. Son model bir araba gordiigimiizde, bu araba hogunuza gider ve 
bu tasanmi gergeklegtirenleri gormeseniz bile baganlarmi takdir edersi- 
niz. 

Sonug olarak bir yerde planh bir yapi, bir eser varsa, bunun bir mey- 
dana getireni oldugundan her zaman emin oluruz. Ancak, Darwinistler 
bu konuda onyargihdirlar. Kimileri, bilim adami olmalarma ve dogada, 
giinliik hayatimizda kar§ila§tiklanmizdan gok daha olaganiistii tasanm- 
lar gormelerine ragmen, bunlarm tesadiifen olugtuklarma inamrlar. (^iin- 
kii onlar, yaraticimiz olan Yiice Allah' a iman etmemek igin kendilerini 
§artlandirmi§lardir. Bunlar, Allah' m bir ayetinde bildirdigi gibi "...Kalp- 
leri vardir bununla kavrayip-anlamazlar, gozleri vardir bununla gor- 
mezler, kulaklan vardir bununla i§itmezler." (Araf Suresi, 179) 



* 



i 




Same ecga fetfte oaS sBgaD^ (Us qp 




f ■*■ 



?fe 



£fc^ 




DARWINIZM FORMULU: Zaman + (Jamur + Tesadiif = Insan 
Evrimcilere gore milyonlarca yil once yeryiiziinde mevcut olan qa- 
lurlu sulardan tesadiiflerin yardimi ile insan meydana gelmi§tir. Insan 
>eynini, akhni, dii§iinme kabiliyetini, muhakeme ve hafiza giiciinii ve 
daha binlerce maddi manevi ozelligini §ekillendiren, evrimcilere gore bu 
iig giiciin biraraya gelmesidir. Bu durumda evrimciler, soz konusu 3 gii- 
cii "ilah" olarak kabul etmekte ve bu sahte ilahin zaman iginde teleskop- 
la gokyiiziinii inceleyen, fiber optik kablolar iireten, bilgisayar kullanan, 
geli§mi§ teknoloji ile robotlar yapan, hologram goriintiiler elde eden, cep 
telefonu icat eden insan zekasini olu§turduguna inanmaktadirlar. 

Darwinistler, tek kudret sahibi olan Yiice Allah'in varhgini kabul 
etmemek i^in i§te boylesine biiyiik bir mantik hezimeti sergilemektedir- 
ler. 



Harun Yahya (Adnan Qfefe 
- ■ i i . 

F -mHkI 


itU-- #145 

^L ^B _^^j g| y ^B_B L " "1 
^^^^__ ^^W*» B. ft . l 

Jl 

WJrJL 



146 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



O -T 



A. 




^m'T' 



■ ■ ' 

A 



i] \mt 







Harun Yahya (Adrian Oktar) 



Paul Davies (Avustralya'daki Adelaide Universitesinden iinlii 
matematiksel fizik profesorii): 

Eger doganin derinliklerinde ger^ekle§en i§lerin kompleksligi, 
diinyanin en zeki beyinleri tarafindan bile zor anla§ihyorsa, bu 
i§lerin sadece birer kaza, birer kor tesadiif eseri oldugunu nasil 
dii§iinebiliriz? (Paul Davies, Superforce, New York: Simon and 
Schuster, 1984, s. 243) 



m 



i 



WM 



1\. 



Q 


in* 








>*,-.* 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



Darwinizm'e gore biitiin tasanmcilar, mimarlar, miihendisler, 
bilim adamlan, §uuru, akh ve iradesi olmayan tesadiiflerin yardi- 
miyla, gamurlu bir su birikintisinin zaman iginde canhya donii§me- 
siyle ortaya gikmi§lardir. Evrimcilerin bu iddialan, kum ve gakil ta§- 
lanyla dolu bir kiyiya vuran dalgalann zaman iginde tesadiifen mi- 
mari §aheserler, saraylar olu§turduklanna inanmaya benzer. 

Fizik kanunlanna gore ince hesaplar yaparak tonlarca agirhgin- 
daki demir kiitleleri havada uguracak, ya da su iistiinde yiizdiirecek 
tasanmlan yapan akil, §uur ve irade sahibi insanlann gamurlu Su- 
dan, zamanla, tesadiiflerin eseri olarak olu§amayacaklan gok agiktir. 
Evrimciler ise, evrim teorisinin hipnozu altinda bu mantiksizliklan 
goremeyecek durumdadirlar. 



/ 







*l in int-i^ - i 



JiJt! 
■ ■ . 




150 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



C 



"•vSHdJTrt 



JU 



EKTi;: 



kildi? 


;t 


"Al 


lah 



im emre 



soracak oiursan, suph 



halde nasi I 
nyorlar? 
(Ankebut Sure si r 61) 




.- . i.:.-i 



i 



-3^3=ci=: 






. '4 








hM 






M 


^.^> jxT~ ■ 




■ / 


1 ■" 'X* 












XI 
1 






■J- J 

























Harun Yahya (Adrian Oktar) 



£fpHI 







* tf_ 



i 



DarwiniznVe inanmak mantigin, du§iinme yeteneginin, akhn 
ve kavrayi§in tamamen ielq olmasi demektir. Normal bir insanin 
"ta§lar tesadiifen dizilip, bir gokdeleni tiim tesisati ile birlikte in- 
§a etti" demesi mumkiin degildir. Ancak Darwinistler bundan da- 
ha inanilmaz olan bir iddiada bulunmakta, arazide biriken gamu- 
run canlandigini, tesadiif ve zaman ikilisinin de yardimi ile kent- 
ler in§a eden, ampulii bulan, binlerce kilowathk enerji iireterek 
kurduklan §ehirleri aydinlatan, hassas hesaplamalarla kopriiler, 
gokdelenler in§a eden akil ve bilin^ sahibi insanlan olu§turdugu- 
nu soylemektedirler. 



152 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



■ 






^r 



i^ 






suil: 



V 



■ 



-4*- 



-f+f-J' 






Harun Yahya (Adrian Oktar) 



'153 



W^m^ 






... 

h -V. 



i "1 





1 



I 








^, 








H ^^r sT * 






i^^ i' *JfeJ 






^n| _^ 1 i JruRH 







^ifrtnls 



m 









Evrimciler, guniimuzden 5 milyar yil once bazi atomlarm tesa 
diifen biraraya gelerek kusursuz bir plan yaptiklanna inanirlar. 
Evrimcilerin bu akildi§i ve bilimdi§i senaryoya gore, cansiz ve §u 
ursuz atomlar rastgele birarada bulunurken riizgar, firtina, §im§ek- 
ler, ultraviyole i§inlan ve depremlerin yardimiyla her biri kusur- 
suz tasarim harikalan olan canhlan olu§turmu§lardir. Sayfada 
gordiigiinuz mimari eserleri yapan insanin tesadiifen olu§tugunu 
iddia etmek, ta§ kiitlelerinin riizgarlann etkisiyle zaman iginde 
kusursuz mimari eserlere donu§tugiine inanmaktan gok daha man- 
hk disi ve akilsizcadir. _-^^^^mm 






fi 



5 



*•* r ,*>**-? *r * i" t^i - - v k^ >* if a* ,*vr 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



doafl Caste ^3BGaft?soanmi3& 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



Darwinizm f in amaci, insanlann son derece agik ve kesin olan yarah- 

h§ gergegini inkar etmelerini saglamakhr. Bunun igin evrimciler, her biri 

birbirinden kusursuz ve miikemmel sistemler igeren canhlann bir dizi te- 

sadiifiin biraraya gelmesi sonucunda olu§tugunu iddia eder ve buna her- 

kesin inanmasi i^in gah§irlar. Gozlerinin online serilen Him bilimsel delil- 

ler ve apa^ik ger^ekler, onlann bu inanglanni degi§tirmemi§tir. Soz konu- 

su saplanhh inanca sahip insanlar giiniimiiz teknoloji- 

sinin heniiz bir agiklama getiremedigi piramitlerin, 

zaman i^erisinde rastgele geli§melerle meydana 

geldigi gibi bir iddiayi gulling bulurlar. 

Ama bundan daha ciddi bir akilsizlik 

sergileyerek, piramitleri meydana ge- 

tiren insan zekasi ve yeteneginin 

"zaman + tesadiif+^amurlu 

k su~insan" formiiliiyle olu§- 

tugunu kanitlamak igin 

p her tiirlii yola ba§- 

vururlar. 












KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



^tSi^Si?S ^M^AAl^ Se^lX^il^^^ 




f^Bf^**, 



».*«■*** 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



#r 



Mh 



1 



Bir insan bir tablo gordiigunde, hemen bu tablo- 
yu yapan yetenekli, tecriibeli, bilgili bir ressamin 
varligini anlar. Ressami gormese bile varhgindan as- 
la §iiphe duymaz. Hig kimse bu tablonun boyalann 
tesadiifen tuval iizerine dokiilmesi ile olu§tugunu 
iddia etmez. Bu tablolan begenen ki§i ise, ovgii ve 
takdirlerini bu tablolara degil, bunlann mimanna, 
ressamina iletir. 

(^evremizde gordiigumuz tiim giizellikler, onla- 
nn Yaraticisi olan Allah'a aittir. Ovgiiye ve §iikre la- 
yik olan ise sadece Rabbimiz olan, her yarattigini 
benzersiz yaratan Allah'tir. 




>i*>*.->-#' - 



.-- 




» * * ^i- V k. * 4 .* *** ■ * - m ■ 4w m • m 



— -— --^-^ 



■r * « -j. V * V+ >5 ' * J * V- 




Iki boyutlu, cansiz birer kopya olan tablolar- 
daki goriintulerin dahi tesadiif eseri olu§ma ihti- 
mali imkansizken; iiq boyutlu, canh ve kiyas ol- 
mayacak miikemmelikteki asillan iqin kor tesa- 
diiflerin etkisi nasil du§uniilebilir? 




Mahmudiye Kalyonu, Osmanlica Arif imzali, Hicri 1360 imzali 



**!* 



WP*H 






Harun Yahya (Adrian Oktar) 








Bu resimlerde goriilen yashklar, kuma§lar, per- 
deler birer tasanm urunudiir. Bunlann her biri igin 
onlarca tasanmci gah§mi§tir. Bu resimdeki desenle- 
rin tesadiifen olu§amayacagini agikga gorebilen in- 
sanlar, her nasilsa, bu kuma§lann kaynagi olan can- 
hlann, bu desenleri tasarlayan insanlann tesadiifen 
olu§tuguna inanabilmektedirler. 

Bu akilalmaz durum, Darwinizm'in bazi insan- 
lann aklini ve kavrayi§ini orten bir biiyii etkisi yap- 
tigini gosteren sayisiz delilden biridir. 



H| 



y 



ft** 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 






gasEDi Snivel 1K^) 



«^*. 





u/C*. 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 




164 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



' I 



E 



> 



vS" 



ffsnt ratntFti ranreaas Eft? aiffto ?a 






















J 



1 


1 ' 




1 ^ 


i 


1 "r " " ^h 


1 




#fl 


I 




P~ 


■% ' 


* r V- 




-* % 


i 


\ 


w 


\ 


* 


^^^I^^^^V 




F»* 


^^E~ ^ 








TUM BUNLAR 

Tesaduf degil 




•W«,-*4«*l«f 






ONUQ 
TESADUP TEORiSiNlN 
BUYUSO KALKMIST1R 




nyargisiz, higbir ideolojinin etkisi altmda kalmadan, sade- 

ce aklmi ve mantigmi kullanan her insan, bilim ve mede- 

niyetten uzak toplumlarm hurafelerini andiran, zaman, te- 

sadiif ve gamurun biraraya gelerek "yaratici bir ilah" olugtur- 

dugunu iddia eden evrim teorisinin, inamlmasi imkansiz bir iddia ol- 

dugunu kolaylikla anlayacaktir. 

Bagtan bu yana belirtildigi gibi, evrim teorisine inananlar, dunya- 
nm ilk donemlerinden itibaren tesadiiflerin ince ince galigtigma ve za- 
mamn da yardimi ile arazide birikmig gamur kangimmdan dugunen, 
akleden, buluglar yapan profesorleri, iiniversite ogrencilerini, Einstein, 
Hubble gibi bilim adamlarmi, Frank Sinatra, Charlton Heston gibi sa- 
natgilan, bunun yam sira ceylanlan, limon agaglarmi, karanfilleri gikar- 
digma inanmaktadirlar. Ustelik, bu sagma iddiaya inananlarm bir kis- 
mi bilim adamlan, profesorler, kulturlu, egitimli insanlardir. Bu neden- 
le evrim teorisi igin "diinya tarihinin en biiyiik ve en etkili buyiisu" ifa- 
desini kullanmak yerinde olacaktir. (Jiinkii, diinya tarihinde insanlarm 
bu derece aklmi bagmdan alan, akil ve mantikla diigimmelerine imkan 
tammayan, gozlerinin online sanki bir perde gekip gok agik olan ger- 
gekleri gormelerine engel olan bir ba§ka inang veya iddia daha yoktur. 
Bu, Afrikah bazi kabilelerin totemlere, Sebe halkimn Giineg'e tapmasm- 
dan, Hz. Ibrahim'in kavminin elleri ile yaptiklan putlara, Hz. Musa'nm 



i 



l 

I 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



•'■I 







kavminin altmdan yaptiklan buzagiya tap- 
malari veya Hiristiyanlann tagidigi teslis 
inanci kadar vahim hatta daha da akil almaz 
bir korliiktiir. Peygamber Efendimiz (sav) 
boyle insanlar igin "Gozii kor olan degil basire- 
ti kor olan kimse kordur."(Ramuz El-Kadis, s. 
362) diye buyurmuglardir. Bu durum, 
Allah'm Kuran'da da i§aret ettigi bir akilsiz- 
liktir. Allah, bazi insanlarm anlayiglarmm 
kapanacagmi ve gergekleri gormekten aciz 
duruma diigeceklerini birgok ayetinde bil- 
dirmektedir. Bu ayetlerden bazilan §6yledir: 
§xiphesiz, inkar edenleri uyarsan da, 
uyarmasan da, onlar i^in f ark etmez; 
inanmazlar. Allah, onlann kalplerini 
ve kulaklanni miihurlemi§tir; gozle- 
rinin iizerinde perdeler vardir. Ve 
bxiyiik azap onlaradir. (Bakara Sure- 
si, 6-7) 

...Kalpleri vardir bununla kavrayip- 
anlamazlar, gozleri vardir bununla 
gormezler, kulaklan vardir bununla 
i§itmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, 
hatta daha a§agihktirlar. I§te bunlar 
gafil olanlardir. (Araf Suresi, 179) 

Allah ba§ka ayetlerinde ise, bu insanla- 
rm mucizeler gorseler bile inanmayacak ka- 
dar biiyulendiklerini §6yle bildirmektedir: 
Onlann xizerlerine gokyiiziinden bir 
kapi a^sak, ordan yukan yiikselseler 
de, mutlaka: "Gozlerimiz dondiiriil- 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 



dii, belki biz biiyiilenmi§ bir toplulu- 
guz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15) 

Bu kadar geni§ bir kitlenin iizerinde bu 
biiyiinun etkili olmasi, insanlarm gergekler- 
den bu kadar uzak tutulmalan ve 150 yildir 
bu biiyiinun bozulmamasi ise, kelimelerle 
anlatilamayacak kadar hayret verici bir du- 
rumdur. (^iinkii, bir veya birkag insanin im- 
kansiz senaryolara, sagmalik ve mantiksiz- 
liklarla dolu iddialara inanmalan anlagilabi- 
lir. Ancak diinyanm dort bir yanmdaki in- 
sanlarm, §uursuz ve cansiz atomlarm ani bir 
kararla biraraya gelip; olaganiistii bir orga- 
nizasyon, disiplin, akil ve §uur gosterip ku- 
sursuz bir sistemle igleyen evreni, canlilik 
igin uygun olan her tiirlii ozellige sahip olan 
Diinya gezegenini ve sayisiz kompleks sis- 
temle donatilmig canlilan meydana getirdi- 
gine inanmasmm, "buyii"den bagka bir agik- 
lamasi yoktur. 

Allah Kuran'da, inkarci felsefenin savu- 
nucusu olan bazi kimselerin, yaptiklan bii- 
yiilerle insanlan etkilediklerini Hz. Musa ve 
Firavun arasmda gegen bir olayla bizlere bil- 
dirmektedir. Hz. Musa, Firavun'a hak dini 
anlattigmda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi 
"bilgin buyiiculeri" ile insanlarm toplandigi 
bir yerde kar§ila§masmi soyler. Hz. Musa, 
buyiiciilerle kar§ila§tigmda, buyiiciilere 
once onlarm marifetlerini sergilemelerini 



<d-'i 




W'i: 

■ r 




| JHJ 


" 


0.J 


» 


ff j MM 


. 



■■} 



y. i 



■ ; 




ALTIN SULUN TUYU 






170 Tj 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



1 

■" J 


1 




ill 


s 








emreder. Bu olaym anlatildigi ayet §6yledir: 
(Musa:) "Siz atin" dedi. (Asalanni) 
ativerince, insanlann gozlerini biiyii- 
leyiverdiler, onlan deh§ete dii§iirdii- 
ler ve (ortaya) biiyiik bir sihir getir- 
mi§ oldular. (Araf Suresi, 116) 

Goriildiigu gibi Firavun'un biiyuciileri 
yaphklan "aldatmacalar"la - Hz. Musa ve 
ona inananlar digmda- insanlann hepsini 
buyuleyebilmi§lerdir. Ancak, onlarm attikla- 
rma kargilik Hz. Musa'nm ortaya koydugu 
delil, onlarm bu buyiisunu, ayetteki ifadey- 
le "uydurduklarmi yutmug" yani etkisiz kil- 
mi§tir: 

Biz de Musa'ya: "Asani firlativer" di- 
ye vahyettik. (O da firlahverince) bir 
de baktilar ki, o biitiin uydurduklan- 
ni derleyip-toparlayip yutuyor. Boy- 
lece hak yerini buldu, onlarm biitiin 
yapmakta olduklari ge^ersiz kaldi. 
Orada yenilmi§ oldular ve kii^iik 
dii§mii§ler olarak tersyiiz cjevrildiler. 
(Araf Suresi, 117-119) 

Ayetlerde de bildirildigi gibi, daha once 
insanlan biiyiileyerek etkileyen bu kigilerin 
yaptiklannm bir sahtekarlik oldugunun an- 
lagilmasi ile, soz konusu insanlar kuguk 
dii§mu§lerdir. Gunumiizde de bir buyiiniin 
etkisiyle, bilimsellik kilifi altmda son derece 
sagma olan bu iddialara inanan ve bunlan 



Harun Yahya (Adnan Oktar) 



savunmaya hayatlanni adayanlar, eger bu 
iddialardan vazgegmezlerse gergekler tarn 
anlamiyla agiga giktigmda ve "biiyii bozul- 
dugunda" kiigiik duruma diigeceklerdir. Ni- 
tekim, yaklagik 60 yagma kadar evrimi savu- 
nan ve ateist bir felsefeci olan, ancak daha 
sonra gergekleri goren Malcolm Muggeridge 
evrim teorisinin yakm gelecekte diigecegi 
durumu §6yle agiklamaktadir: 

Ben kendim, evrim teorisinin, ozellikle 
uygulandigi alanlarda, gelecegin tarih 
kitaplarmdaki en biiyiik espri malze- 
melerinden biri olacagma ikna oldum. 
Gelecek ku§ak, bu kadar giiriik ve be- 
lirsiz bir hipotezin inamlmaz bir saf- 
likla kabul edilmesini hayretle kar§ila- 
yacaktir. (Malcolm Muggride, The End of 
Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 
1980, s.43) 

Bu gelecek, uzakta degildir aksine gok 
yakm bir gelecekte insanlar "tesadiifler"in 
ilah olamayacaklarmi anlayacaklar ve evrim 
teorisi diinya tarihinin en biiyiik aldatmaca- 
si ve en giddetli biiyiisii olarak tammlana- 
caktir. Bu giddetli biiyii, biiyiik bir hizla 
diinyanm dort bir yanmda insanlarm iize- 
rinden kalkmaya ba§lami§tir. Artik evrim al- 
datmacasmm sirrmi ogrenen birgok insan, 
bu aldatmacaya nasil kandigmi hayret ve 
§a§kmlikla diigiinmektedir. 







B^ 









*L r wt^^S^v 




arwinizm, yani evrim teorisi, yaratili§ gergegini reddetmek 
amaciyla ortaya atilmi§, ancak ba§anli olamami§ bilim di§i 
bir safsatadan ba§ka bir §ey degildir. Canliligm, cansiz mad- 
delerden tesadufen olu§tugunu iddia eden bu teori, evrende ve 
canlilarda gok mucizevi bir diizen bulundugunun bilim tarafmdan ispat edil- 
mesiyle gurumu§tur. Boylece Allah' in turn evreni ve canlilan yaratmi§ oldu- 
gu gergegi, bilim tarafmdan da kamtlanmi§tir. Bugun evrim teorisini ayakta 
tutmak igin dunya gapmda yurutulen propaganda, sadece bilimsel gergekle- 
rin garpitilmasma, tarafli yorumlanmasma, bilim gorimtusu altmda soylenen 
yalanlara ve yapilan sahtekarhklara dayalidir. 

Ancak bu propaganda gergegi gizleyememektedir. Evrim teorisinin bi- 
lim tarihindeki en buyuk yanilgi oldugu, son 20-30 yildir bilim dunyasmda 
giderek daha yuksek sesle dile getirilmektedir. Ozellikle 1980'lerden sonra 
yapilan ara§tirmalar, Darwinist iddialarm tamamen yanli§ oldugunu ortaya 
koymu§ ve bu gergek pek gok bilim adami tarafmdan dile getirilmi§tir. Ozel- 
likle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farkli alanlardan gelen qok 
sayida bilim adami, Darwinizm'in gegersizligini gormekte, canlilarm kokeni- 
ni artik "yaratili§ gergegiyle" agiklamaktadirlar. 

Evrim teorisinin goku§unu ve yaratili§m delillerini diger pek gok gali§- 
mamizda butun bilimsel detaylanyla ele aldik ve almaya devam ediyoruz. 
Ancak konuyu, ta§idigi buyuk onem nedeniyle, burada da ozetlemekte yarar 
vardir. 



5 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Darwin'i Yikan Zorluklar 

Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir ogreti olmasma kar- 
§m, kapsamh olarak 19. yuzyilda ortaya atildi. Teoriyi bilim dunyasmm gtin- 
demine sokan en onemli geli§me, Charles Darwin'in 1859 yilmda yaymlanan 
Turlerin Kdkeni adh kitabiydi. Darwin bu kitapta dtinya iizerindeki farkli can- 
li turlerini Allah'm ayn ayn yarattigi gergegine kar§i gikryordu. Darwin'e go- 
re, Kim ttirler ortak bir atadan geliyorlardi ve zaman iginde kiigiik degi§im- 
lerle farklila§mi§lardi. 

Darwin'in teorisi, higbir somut bilimsel bulguya dayanmiyordu; kendi- 
sinin de kabul ettigi gibi sadece bir "mantik yurutme" idi. Hatta Darwin'in ki- 
tabmdaki "Teorinin Zorluklan" ba§likli uzun boliimde itiraf ettigi gibi, teori 
pek gok onemli soru kar§ismda agik veriyordu. 

Darwin, teorisinin onundeki zorluklann geli§en bilim tarafmdan a§ila- 
cagmi, yeni bilimsel bulgularm teorisini guglendirecegini umuyordu. Bunu 
kitabmda sik sik belirtmi§ti. Ancak geli§en bilim, Darwin'in umutlarimn tarn 
aksine, teorinin temel iddialarmi birer birer dayanaksiz birakmi§tir. 

Darwinizm'in bilim kar§ismdaki yenilgisi, tig temel ba§likta incelenebi- 
lir: 

1 ) Teori, hayatm yeryuzunde ilk kez nasil ortaya giktigmi asla agiklaya- 
mamaktadir. 

2) Teorinin one surdugu "evrim mekanizmalan"nm, gergekte evrimle§ti- 
rici bir etkiye sahip oldugunu gosteren higbir bilimsel bulgu yoktur. 

3) Fosil kayitlan, evrim teorisinin ongorulerinin tarn aksine bir tablo or- 
taya koymaktadir. 

Bu boliimde, bu tig temel ba§hgi ana hatlan ile inceleyecegiz. 



B 



\ 



A§ilamayan Ilk Basamak: Hayatin Kokeni 

Evrim teorisi, ttim canli ttirlerinin, bundan yakla§ik 3.8 milyar yil once 
ilkel dtinyada ortaya gikan tek bir canli hucreden geldiklerini iddia etmekte- 
dir. Tek bir hucrenin nasil olup da milyonlarca kompleks canli ttirtinti olu§- 
turdugu ve eger gergekten bu ttir bir evrim gergekle§mi§se neden bunun iz- 
lerinin fosil kayitlarmda bulunamadigi, teorinin agiklayamadigi sorulardan- 
dir. Ancak ttim bunlardan once, iddia edilen evrim stirecinin ilk basamagi 
tizerinde durmak gerekir. Sozti edilen o "ilk hticre" nasil ortaya gikmi§tir? 

Evrim teorisi, yaratili§i reddettigi, higbir dogatistti mtidahaleyi kabul et- 
medigi igin, o "ilk hucre"nin, higbir tasanm, plan ve dtizenleme olmadan, do- 



s 



**s v* 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



% - % > 



Darwin'in hayal urunu iddialannin pesinde sii- 

ruklenen evrimciler bir teslis inanci ta§imakta- 

dirlar. Cunkii tesaduf+qamur+zaman uclusu- 

nun, biraraya geldiginde, butun varhklan, in- 



ce sahip olduguna inanmaktadirlar. 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



ga kanunlan iginde rastlantisal olarak meydana geldigini iddia eder. Yani te- 
oriye gore, cansiz madde tesadufler sonucunda ortaya canh bir hiicre gikar- 
mi§ olmalidir. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlanna aykin bir iddi- 
adir. 






"Hayat Hayattan Gelir" 

Darwin, kitabmda hayatm kokeni konusundan hig soz etmemi§ti. Qun- 
kii onun donemindeki ilkel bilim anlayi§i, canlilann gok basit bir yapiya sa- 
hip olduklanni varsayiyordu. Ortagag'dan beri inamlan "spontane jeneras- 
yon" adli teoriye gore, cansiz maddelerin tesadufen biraraya gelip, canh bir 
varlik olu§turabileceklerine inamliyordu. Bu donemde boceklerin yemek ar- 
tiklanndan, farelerin de bugdaydan olu§tugu yaygm bir du§unceydi. Bunu 
ispatlamak igin de ilging deneyler yapilmi§ti. Kirli bir pagavramn uzerine bi- 
raz bugday konmu§ ve biraz beklendiginde bu kan§imdan farelerin olu§aca- 
gi sanilmi§ti. 

Etlerin kurtlanmasi da hayatm cansiz maddelerden tureyebildigine bir 
delil sayiliyordu. Oysa daha sonra anla§ilacakti ki, etlerin uzerindeki kurtlar 
kendiliklerinden olu§muyorlar, sineklerin getirip biraktiklan gozle gorulme- 
yen larvalardan gikiyorlardi. 

Darwin'in Turlerin Kokeni adli kitabim yazdigi donemde ise, bakterilerin 
cansiz maddeden olu§abildikleri inanci, bilim dimyasmda yaygm bir kabul 
goruyordu. 

Oysa Darwin'in kitabmm yaymlanmasmdan be§ yil sonra, tinlii Fransiz 
biyolog Louis Pasteur, evrime temel olu§turan bu inanci kesin olarak guruttu. 
Pasteur yaptigi uzun gali§ma ve deneyler sonucunda vardigi sonucu §6yle 
6zetlemi§ti: 

Cansiz maddelerin hayat olu§turabilecegi iddiasi artik kesin olarak tari- 

he gomulmu§tur.i 

Evrim teorisinin savunuculan, Pasteur'un bulgularma kar§i uzun sure 
direndiler. Ancak geli§en bilim, canh hucresinin karma§ik yapismi ortaya qi- 
kardikga, hayatm kendiliginden olu§abilecegi iddiasmm gegersizligi daha da 
agik hale geldi. 

20. Yiizyildaki Sonugsuz (^abalar 

20. yuzyilda hayatm kokeni konusunu ele alan ilk evrimci, unlu Rus bi- 
yolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu yillarda ortaya attigi birtakim 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



tezlerle, canh hucresinin tesadufen meydana gelebilecegini ispat etmeye ga- 
li§ti. Ancak bu gali§malar ba§ansizhkla sonuglanacak ve Oparin §u itirafi yap- 
mak zorunda kalacakti: 

Maalesef hucrenin kokeni, evrim teorisinin tumunu iqine alan en karan- 

lik noktayi olu§turmaktadir.2 

Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayatm kokeni konusunu gozume 
kavu§turacak deneyler yapmaya gah§tilar. Bu deneylerin en unlusu, Ameri- 
kali kimyaci Stanley Miller tarafmdan 1953 yilmda duzenlendi. Miller, ilkel 
dunya atmosferinde oldugunu iddia ettigi gazlan bir deney diizeneginde bir- 
le§tirerek ve bu kan§ima enerji ekleyerek, proteinlerin yapismda kullamlan 
birkag organik molekul (aminoasit) sentezledi. 

O yillarda evrim adma onemli bir a§ama gibi tanitilan bu deneyin gegerli 
olmadigi ve deneyde kullamlan atmosferin gergek dunya ko§ullarmdan gok 
farkli oldugu, ilerleyen yillarda ortaya gikacakti .3 

Uzun suren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kullandigi atmos- 
fer ortaminin gergekgi olmadigmi itiraf etti. 4 

Hayatm kokeni sorununu agiklamak igin 20. yuzyil boyunca yurutulen 
turn evrimci gabalar hep ba§ansizlikla sonuglandi. San Diego Scripps Enstitii- 
su'nden unlu jeokimyaci Jeffrey Bada, evrimci Earth dergisinde 1998 yilmda 
yaymlanan bir makalede bu gergegi §6yle kabul eder: 

Bugun, 20. yiizyih geride birakirken, hala, 20. yuzyila girdigimizde sa- 

hip oldugumuz en buyuk gozulmemi§ problemle kar§i kar§iyayiz: Ha- 

yat yeryuzunde nasil ba§ladi.5 




Evrimcilerin hayatm kokenine 
aciklama getirme cabalarimni 
bir ornegi de Miller deneyidir. 
ilk zamanlarda evrim adma 
onemli bir gelisme olarak lanse 
edilen bu deneyin gecersizligi 
zaman ignde anlasilmis hatta 
Miller'in kendisi de bunu itiraf 
etmek zorunda kalmistir. 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Hayatin Kompleks Yapisi 

Evrim teorisinin hayatin kokeni konusunda bu denli buyuk bir agmaza 
girmesinin ba§lica nedeni, en basit sanilan canli yapilann bile inamlmaz de- 
recede karma§ik yapilara sahip olmasidir. Canli hucresi, insanoglunun yapti- 
gi butun teknolojik urunlerden daha karma§iktir. Oyle ki bugun dunyanm en 
geli§mi§ laboratuvarlannda bile cansiz maddeler biraraya getirilerek canli bir 
hucre uretilememektedir. 

Bir hucrenin meydana gelmesi igin gereken §artlar, asla rastlantilarla 
agiklanamayacak kadar fazladir. Hucrenin en temel yapi ta§i olan proteinle- 
rin rastlantisal olarak sentezlenme ihtimali; 500 aminoasitlik ortalama bir 
protein igin, 10 950 'de l'dir. Ancak matematikte 10 50 'de l'den kuguk olasiliklar 
pratik olarak "imkansiz" sayilir. Hucrenin gekirdeginde yer alan ve genetik 
bilgiyi saklayan DNA molekulii ise, inamlmaz bir bilgi bankasidir. Insan 
DNA'simn igerdigi bilginin, eger kagida dokiilmeye kalkilsa, 500'er sayfadan 
olu§an 900 ciltlik bir kutiiphane olu§turacagi hesaplanmaktadir. 

Bu noktada qok ilging bir ikilem daha vardir: DNA, yalniz birtakim ozel- 
le§mi§ proteinlerin (enzimlerin) yardimi ile e§lenebilir. Ama bu enzimlerin 




Evrimcilerin en buyuk yanilgilanndan biri yukanda temsili resmi goriilen ve ilkel diinya 
olarak nitelendirdikleri ortamda canhhgin kendiliginden olusabilecegini dusunmeleridir. 
Miller deneyi gibi cahsmalarla bu iddialanni kanitlamaya cahsmislardir. Ancak bilimsel 
bulgular karsisinda yine yenilgiye ugramislardir. Ciinku 1970'li yillarda elde edilen so- 
nuclar, ilkel diinya olarak nitelendirilen donemdeki atmosferin yasamin olusmasi ic;in 
hicjbir sekilde uygun olmadigini kanitlamistir. 




L 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 






i 



sentezi de ancak DNA'daki bilgiler dogrultusunda gergekle§ir. Birbirine ba- 
gimh olduklarmdan, e§lemenin meydana gelebilmesi igin ikisinin de aym 
anda var olmalan gerekir. Bu ise, hayatm kendiliginden olu§tugu senaryo- 
sunu gikmaza sokmaktadir. San Diego California Universitesi'nden tinlii 
evrimci Prof. Leslie Orgel, Scientific American dergisinin Ekim 1994 tarihli 
sayismda bu gergegi §6yle itiraf eder: 

Son derece kompleks yapilara sahip olan proteinlerin ve nukleik asit- 
lerin (RNA ve DNA) ayni yerde ve ayni zamanda rastlantisal olarak 
olu§malan a§in derecede ihtimal di§idir. Ama bunlann birisi olma- 
dan digerini elde etmek de mumkiin degildir. Dolayisiyla insan, ya- 
§amm kimyasal yollarla ortaya gikmasmm asla mumkiin olmadigi so- 
nucuna varmak zorunda kalmaktadir.6 

Ku§kusuz eger hayatm dogal etkenlerle ortaya gikmasi imkansiz ise, 
bu durumda hayatm dogaustu bir bigimde "yaratildigmi" kabul etmek ge- 
rekir. Bu gergek, en temel amaci yaratih§i reddetmek olan evrim teorisini 
agikga gegersiz kilmaktadir. 

Evrimin Hayali Mekanizmalan 

Darwin'in teorisini gegersiz kilan ikinci buyuk nokta, teorinin "evrim 
mekanizmalan" olarak one siirdiigii iki kavramm da gergekte higbir ev- 
rimle§tirici giice sahip olmadigmm anla§ilmi§ olmasidir. Darwin, ortaya 
attigi evrim iddiasmi tamamen "dogal seleksiyon" mekanizmasma bagla- 
mi§ti. Bu mekanizmaya verdigi onem, kitabmm isminden de agikga anla§i- 
liyordu: Tiirlerin Kokeni, Dogal Seleksiyon Yoluyla... 

Dogal seleksiyon, dogal segme de- 
mektir. Dogadaki ya§am mucadelesi 
iginde, dogal §artlara uygun ve giiglii 
canhlarm hayatta kalacagi du§imcesine 
dayanir. Ornegin yirtici hayvanlar tara- 
fmdan tehdit edilen bir geyik suriisim- 
de, daha hizh ko§abilen geyikler hayat- 
ta kalacaktir. Boylece geyik siirusii, hiz- 
h ve guglu bireylerden olu§acaktir. 
Ama elbette bu mekanizma, geyikleri 
evrimle§tirmez, onlan ba§ka bir canh 
tiirune, ornegin a tiara donu§turmez. 





I 

I 




Evrim teorisini ge^ersiz kilan gerqeklerden 

bir tanesi, canhhgin inanilmaz derecedeki 

kompleks yapisidir. Canh hucrelerinin qekirde- 

ginde yer alan DNA molekulii, bunun bir 6r- 

negidir. DNA, dort ayn molekulun farkh dizili- 

minden olusan bir tur bilgi bankasidir. 

Bu bilgi bankasinda canhyla ilgili biitun fizik- 

sel ozelliklerin sifreleri yer ahr. insan DNA'si 

kagida dokiildugunde, ortaya yaklasik 900 

ciltlik bir ansiklopedi gkacagi 

hesaplanmaktadir. Elbette boylesine olaga- 

nustu bir bilgi, tesadiif kavramini 

kesin bicimde gecersiz kilmaktadir. 



Dolayisiyla dogal seleksiyon mekanizmasi higbir evrimle§tirici guce sa- 
hip degildir. Darwin de bu gergegin farkmdaydi ve Turlerin Kokeni adli kita- 
bmda "Faydali degi§iklikler olu§madigi surece dogal seleksiyon higbir §ey ya- 
pamaz" demek zorunda kalmi§ti.7 

Lamarck'in Etkisi 

Peki bu "faydali degi§iklikler" nasil olu§abilirdi? Darwin, kendi donemi- 
nin ilkel bilim anlayi§i iginde, bu soruyu Lamarck'a dayanarak cevaplamaya 
gali§mi§ti. Darwin'den once ya§ami§ olan Fransiz biyolog Lamarck'a gore, 
canlilar ya§amlan sirasmda gegirdikleri fiziksel degi§iklikleri sonraki nesle 
aktanyorlar, nesilden nesile biriken bu ozellikler sonucunda yeni turler orta- 
ya gikiyordu. Ornegin Lamarck'a gore zurafalar ceylanlardan turemi§lerdi, 
yuksek agaglarm yapraklarmi yemek igin gabalarken nesilden nesile boyun- 
lan uzami§ti. 

Darwin de benzeri ornekler vermi§, ornegin Turlerin Kokeni adli kita- 
bmda, yiyecek bulmak igin suya giren bazi ayilarm zamanla balinalara do- 
nu§tugunu iddia etmi§ti.8 

Ama Mendel'in ke§fettigi ve 20. yuzyilda geli§en genetik bilimiyle ke- 
sinle§en kalitim kanunlan, kazamlmi§ ozelliklerin sonraki nesillere aktanl- 
masi efsanesini kesin olarak yikti. Boylece dogal seleksiyon "tek ba§ma" ve 
dolayisiyla tumuyle etkisiz bir mekanizma olarak kalmi§ oluyordu. 







-v« 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 




Lamarck ziirafalarin 
ceylan benzeri hay- 
vanlardan tiiredikle- 
rine inaniyordu. Ona 
gore otlara uzanma- 
ya cahsan bu canhla- 
nn zaman icinde bo- 
yunlan uzamis ve zu- 
rafalara d6nu§iiver- 
mislerdi. Mendel'in 
1865 yihnda kesfetti- 
gi kahtim kanunlan, 
yas,am sirasinda ka- 
zanilan ozelliklerin 
sonraki nesillere ak- 
tanlmasinin mumkun 
olmadigini ispatla- 
mistir. Boylece La- 
marck'in zurafa ma- 
sah da tarihe kari§- 
mi§tir. 



v 



B^a 



Neo-Darwinizm ve Mutasyonlar 

Darwinistler ise bu duruma bir gozum bulabilmek igin 1930'larm son- 
lannda, "Modern Sentetik Teori"yi ya da daha yaygm ismiyle neo-Darwi- 
nizm'i ortaya attilar. Neo-Darwinizm, dogal seleksiyonun yanma "faydali 
degi§iklik sebebi" olarak mutasyonlan, yani canlilann genlerinde radyas- 
yon gibi di§ etkiler ya da kopyalama hatalan sonucunda olu§an bozulma- 
lan ekledi. 

Bugiin de hala diinyada evrim adma gegerliligini koruyan model neo- 
Darwinizm'dir. Teori, yeryuziinde bulunan milyonlarca canli turimun, bu 
canlilann, kulak, goz, akciger, kanat gibi sayisiz kompleks organlarmm 
"mutasyonlara", yani genetik bozukluklara dayali bir sureg sonucunda 
olu§tugunu iddia etmektedir. Ama teoriyi garesiz birakan agik bir bilimsel 
gergek vardir: Mutasyonlar canhlan geli§tirmezler, aksine her zaman icin 
canhlara zarar verirler. 

Bunun nedeni gok basittir: DNA gok kompleks bir diizene sahiptir. Bu 
molekul iizerinde olu§an herhangi rasgele bir etki ancak zarar verir. Ameri- 
kali genetikgi B. G. Ranganathan bunu §6yle agiklar: 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Mutasyonlar kuguk, rasgele ve zararlidir- 

lar. Qok ender olarak meydana gelirler ve 

en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu tig ozel- 

lik, mutasyonlann evrimsel bir geli§me 

meydana getiremeyecegini gosterir. Za- 

ten yuksek derecede 6zelle§mi§ bir orga- 

nizmada meydana gelebilecek rastlanti- 

sal bir degi§im, ya etkisiz olacaktir ya da 

zararli. Bir kol saatinde meydana gelecek 

rasgele bir degi§im kol saatini geli§tirme- 

yecektir. Ona buyuk ihtimalle zarar vere- 

cek veya en iyi ihtimalle etkisiz olacaktir. 

Bir deprem bir §ehri geli§tirmez, ona yi- 

kim getirir. 9 

Nitekim bugune kadar higbir yararli, yani 
genetik bilgiyi geli§tiren mutasyon ornegi goz- 
lemlenmedi. Tiim mutasyonlann zararli oldugu goruldu. Anla§ildi ki, evrim te- 
orisinin "evrim mekanizmasi" olarak gosterdigi mutasyonlar, gergekte canlilan 
sadece tahrip eden, sakat birakan genetik olaylardir. (Insanlarda mutasyonun en 
sik gorulen etkisi de kanserdir.) Elbette tahrip edici bir mekanizma "evrim me- 
kanizmasi" olamaz. Dogal seleksiyon ise, Darwin'in de kabul ettigi gibi, "tek ba- 
§ma higbir §ey yapamaz." Bu gergek bizlere dogada higbir "evrim mekanizmasi" 
olmadigmi gostermektedir. Evrim mekanizmasi olmadigma gore de, evrim de- 
nen hayali sureg ya§anmi§ olamaz. 



Rastgele mutasyonlar insanlara 
ve diger turn canhlara her za- 
man zarar verirler. Resimde mu- 
tasyona ugradigi igin iki basji 
olarak dogmus bir buzagi gorii- 
luyor. 



s 



Fosil Kayitlan: Ara Formlardan Eser Yok 

Evrim teorisinin iddia ettigi senaryonun ya§anmami§ oldugunun en 
agik gostergesi ise fosil kayitlandir. 

Evrim teorisine gore butiin canhlar birbirlerinden tiiremi§lerdir. Once- 
den var olan bir canh turii, zamanla bir digerine ddnu§mu§ ve biitiin tiirler 
bu §ekilde ortaya gikmi§lardir. Teoriye gore bu donu§um yiiz milyonlarca yil 
siiren uzun bir zaman dilimini kapsami§ ve kademe kademe ilerlemi§tir. 

Bu durumda, iddia edilen uzun donu§um sureci iginde sayisiz "ara tiir- 
ler"in olu§mu§ ve ya§ami§ olmalan gerekir. 

Ornegin gegmi§te, balik ozelliklerini ta§imalarma ragmen, bir yandan 
da bazi siirimgen ozellikleri kazanmi§ olan yan bahk-yan siiriingen canhlar 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



ya§ami§ olmalidir. Ya da surungen ozelliklerini ta§irken, bir yandan da ba- 
zi ku§ ozellikleri kazanmi§ siirimgen-ku§lar ortaya gikmi§ olmalidir. Bunlar, 
bir geqi§ siirecinde olduklan igin de, sakat, eksik, kusurlu canlilar olmalidir. 
Evrimciler gegmi§te ya§ami§ olduklarma inandiklan bu teorik yaratiklara 
"ara-ge^i§ formu" admi verirler. 

Eger gergekten bu tur canlilar gegmi§te ya§ami§larsa bunlann sayilarmm 
ve ge§itlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olmasi gerekir. Ve bu ucube can- 
lilarm kalmtilarma mutlaka fosil kayitlarmda rastlanmasi gerekir. Darwin, 
Tiirlerin Kokeni'nde bunu §6yle agiklami§tir: 

Eger teorim dogruysa, tiirleri birbirine baglayan sayisiz ara-gegi§ ge§it- 
leri mutlaka ya§ami§ olmalidir... Bunlann ya§ami§ olduklarmm kanit- 
lan da sadece fosil kalmtilan arasmda bulunabilir. 10 



Darwin'in Yikilan Umutlan 

Ancak 19. yuzyilm ortasmdan bu yana dunyanm dort bir yanmda 
hummali fosil ara§tirmalan yapildigi halde bu ara gegi§ formlarma rastlana- 
mami§tir. Yapilan kazilarda ve ara§tirmalarda elde edilen butun bulgular, 
evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlilarm yeryiiziinde birdenbire, ek- 
siksiz ve kusursuz bir bigimde ortaya giktiklarmi gostermi§tir. 

Unlii Ingiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci ol- 
masma kar§m bu gergegi §6yle itiraf eder: 

Sorunumuz §udur: Fosil kayitlarmi detayli olarak inceledigimizde, 
turler ya da smiflar seviyesinde olsun, surekli olarak aym gergekle kar- 
§ila§inz; kademeli evrimle geli§en degil, aniden yeryiiziinde olu§an 
gruplar goriiriiz.n 

Yani fosil kayitlarmda, Kim canli tiirleri, aralarmda higbir gegi§ formu 
olmadan eksiksiz bigimleriyle aniden ortaya gikmaktadirlar. Bu, Darwin'in 
ongoriilerinin tarn aksidir. Dahasi, bu canli tiirlerinin yaratildiklarmi goste- 
ren qok giiglii bir delildir. Qunkii bir canli tiiriiniin, kendisinden evrimle§ti- 
gi higbir atasi olmadan, bir anda ve kusursuz olarak ortaya gikmasmm tek 
agiklamasi, o tiiriin yaratilmi§ olmasidir. Bu gergek, iinlii evrimci Biyolog 
Douglas Futuyma tarafmdan da kabul edilir: 

Yaratili§ ve evrim, ya§ayan canlilarm kokeni hakkmda yapilabilecek 
yegane iki agiklamadir. Canlilar diinya iizerinde ya tamamen mukem- 
mel ve eksiksiz bir bigimde ortaya gikmi§lardir ya da bdyle olmami§- 
tir. Eger boyle olmadiysa, bir degi§im siireci sayesinde kendilerinden 
once var olan bazi canli tiirlerinden evrimle§erek meydana gelmi§ ol- 



I 




KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Biiyiik resimde bir deniz canhsi olan Nautilus'un 100 milyon yilhk fosili goriiliiyor. Sol- 
da ise gunumuzde ya§ayan Nautilus. Fosil ile gunumuzdeki Nautilus (sagda hayvanin 
kabugunun kesiti yer ahyor) karsilastinldiginda her ikisinin de birebir ayni ozelliklere 
sahip oldugu goriilmektedir. 

malidirlar. Ama eger eksiksiz ve mukemmel bir bigimde ortaya gikmi§- 
larsa, o halde sonsuz giig sahibi bir akil tarafmdan yaratilmi§ olmalan 
gerekir.12 

Fosiller ise, canlilann yeryuzimde eksiksiz ve mukemmel bir bigimde 
ortaya giktiklarmi gdstermektedir. Yani "tiirlerin kokeni", Darwin'in sandi- 
ginin aksine, evrim degil yaratih§tir. 



1 



insanin Evrimi Masah 

Evrim teorisini savunanlarm en gok gundeme getirdikleri konu, insanin 
kokeni konusudur. Bu konudaki Darwinist iddia, bugun ya§ayan modern in- 
sanin maymunsu birtakim yaratiklardan geldigini varsayar. 4-5 milyon yil 
once ba§ladigi varsayilan bu suregte, modern insan ile atalan arasmda bazi 
"ara form'larm ya§adigi iddia edilir. Gergekte tumuyle hayali olan bu senar- 
yoda dort temel "kategori" sayilir: 

1- Australopithecus 

2- Homo habilis 

3- Homo erectus 

4- Homo sapiens 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 



* 
^ 



Evrimciler, insanlann sozde ilk maymunsu atalanna "guney maymu- 
nu" anlamma gelen "Australopithecus" ismini verirler. Bu canhlar gergekte 
soyu tukenmi§ bir maymun turunden ba§ka bir §ey degildir. Lord Solly 
Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi Ingiltere ve ABD'den dimyaca un- 
lu iki anatomistin Australopithecus ornekleri uzerinde yaptiklan qok geni§ 
kapsamh gah§malar, bu canlilann sadece soyu tukenmi§ bir maymun turu- 
ne ait olduklarmi ve insanlarla higbir benzerlik ta§imadiklarmi gostermi§- 
tir.13 

Evrimciler insan evriminin bir sonraki safhasmi da, "homo" yani insan 
olarak siniflandinrlar. Iddiaya gore homo serisindeki canhlar, Australopithe- 
cuslar'dan daha geli§mi§lerdir. Evrimciler, bu farkli canhlara ait fosilleri ardi 
ardma dizerek hayali bir evrim §emasi olu§tururlar. Bu §ema hayalidir, qiin- 
ku gergekte bu farkli smiflann arasmda evrimsel bir ili§ki oldugu asla ispat- 
lanamami§tir. Evrim teorisinin 20. yuzyildaki en onemli savunuculanndan 
biri olan Ernst Mayr, "Homo sapiens 'e uzanan zincir gergekte kayiptir" diyerek 
bunu kabul eder.14 

Evrimciler "Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapi- 
ens" siralamasmi yazarken, bu turlerin her birinin, bir sonrakinin atasi oldu- 
gu izlenimini verirler. Oysa paleoantropologlann son bulgulan, Australopithe- 
cus, Homo habilis ve Homo erectus'un dunya'nm farkli bolgelerinde aym do- 
nemlerde ya§adiklarmi gostermektedir.15 

Dahasi Homo erectus smiflamasma ait insanlann bir bolumu qok mo- 
dern zamanlara kadar ya§ami§lar, Homo sapiens neandertalensis ve Homo 
sapiens sapiens (modern insan) ile aym ortamda yan yana bulunmu§lar- 
dir.16 

Bu ise elbette bu smiflann birbirlerinin atalan olduklan iddiasmm ge- 
gersizligini aqikqa ortaya koymaktadir. Harvard Universitesi paleontologla- 
rmdan Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmasma kar§m, Darwinist 
teorinin igine girdigi bu gikmazi §6yle agiklar: 

Eger birbiri ile paralel bir bigimde ya§ayan tig farkli hominid (insanim- 

si) gizgisi varsa, o halde bizim soy agacimiza ne oldu? Agiktir ki, bun- 

larm biri digerinden gelmi§ olamaz. Dahasi, biri digeriyle kar§ila§tinl- 

digmda evrimsel bir geli§me trendi gdstermemektedirler. 17 

Kisacasi, medyada ya da ders kitaplarmda yer alan hayali birtakim 

"yan maymun, yan insan" canlilann gizimleriyle, yani sirf propaganda yo- 

luyla ayakta tutulmaya gah§ilan insanm evrimi senaryosu, higbir bilimsel 

temeli olmayan bir masaldan ibarettir. 




186 ' 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 




Evrim yanhsi gazete ve dergilerde g- 
kan haberlerde yandakine benzer ha- 
yali "ilkel" insanlann resimleri sikhkla 
kullanihr. Bu hayali resimlere dayana- 
rak olusturulan haberlerdeki tek kay- 
nak, yazan kisilerin hayal gucudiir. 
Ancak evrim bilim karsismda o kadar 
qok yenilgi almistir ki artik bilimsel 
dergilerde evrimle ilgili haberlere da- 
ha az rastlanir olmustur. 



Bu konuyu uzun yillar ince- 
leyen, ozellikle Australopithecus 
fosilleri uzerinde 15 yil ara§tirma 
yapan Ingiltere'nin en tinlii ve 
saygm bilim adamlarmdan Lord 
Solly Zuckerman, bir evrimci ol- 
masma ragmen, ortada maymun- 
su canhlardan insana uzanan 
gergek bir soy agaci olmadigi so- 
nucuna varmi§tir. 

Zuckerman bir de ilging bir "bilim skalasi" yapmi§tir. Bilimsel olarak ka- 
bul ettigi bilgi dallarmdan, bilim di§i olarak kabul ettigi bilgi dallarma kadar 
bir yelpaze olu§turmu§tur. Zuckerman'm bu tablosuna gore en "bilimsel" -ya- 
rd somut verilere dayanan- bilgi dallan kimya ve fiziktir. Yelpazede bunlar- 
dan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bilimler gelir. Yelpazenin en 
ucunda, yani en "bilim di§i" saydan kisimda ise, Zuckerman'a gore, telepati, 
altmci his gibi "duyum otesi algilama" kavramlan ve bir de "insanm evrimi" 
vardir! Zuckerman, yelpazenin bu ucunu §6yle agiklar: 

Objektif gergekligin alanmdan gikip da, biyolojik bilim olarak varsayilan 
bu alanlara -yani duyum otesi algilamaya ve insanm fosil tarihinin yo- 
rumlanmasma- girdigimizde, evrim teorisine inanan bir kimse igin her- 
§eyin mumkiin oldugunu goriiruz. Oyle ki teorilerine kesinlikle inanan 
bu kimselerin geli§kili bazi yargdan aym anda kabul etmeleri bile mum- 
kundur.18 

I§te insanm evrimi masali da, teorilerine korii koriine inanan birtakim 
insanlann bulduklan bazi fosilleri on yargdi bir bigimde yorumlamalarmdan 
ibarettir. 



J 



Harun Yahya (Adrian Oktar) 






\&6* 



Darwin Formulii! 

§imdiye kadar ele aldigimiz turn teknik delillerin yanmda, isterseniz ev- 
rimcilerin nasil sagma bir inam§a sahip olduklanni bir de gocuklarm bile an- 
layabilecegi kadar agik bir ornekle ozetleyelim. 

Evrim teorisi canliligm tesadufen olu§tugunu iddia etmektedir. Dolayi- 
siyla bu iddiaya gore cansiz ve §uursuz atomlar biraraya gelerek once hiicre- 
yi olu§turmu§lardir ve sonrasmda aym atomlar bir §ekilde diger canlilan ve 
insani meydana getirmi§lerdir. §imdi dii§unelim; canliligm yapita§i olan kar- 
bon, fosfor, azot, potasyum gibi elementleri biraraya getirdigimizde bir yigm 
olu§ur. Bu atom yigini, hangi i§lemden gegirilirse gegirilsin, tek bir canli olu§- 
turamaz. Isterseniz bu konuda bir "deney" tasarlayalim ve evrimcilerin aslm- 
da savunduklan, ama yiiksek sesle dile getiremedikleri iddiayi onlar adma 
"Darwin Formulii" adiyla inceleyelim: 

Evrimciler, gok sayida buyiik varilin igine canliligm yapismda bulunan 
fosfor, azot, karbon, oksijen, demir, magnezyum gibi elementlerden bol mik- 
tarda koysunlar. Hatta normal §artlarda bulunmayan ancak bu kan§imm igin- 
de bulunmasmi gerekli gordiikleri malzemeleri de bu varillere eklesinler. Ka- 
n§imlarm igine, istedikleri kadar amino asit, istedikleri kadar da (bir tekinin 
bile rastlantisal olu§ma ihtimali 10" 950 olan) protein doldursunlar. Bu kan§im- 
lara istedikleri oranda isi ve nem versinler. Bunlan istedikleri geli§mi§ cihaz- 
larla kan§tirsmlar. Varillerin ba§ma da diinyanm onde gelen bilim adamlan- 
m koysunlar. Bu uzmanlar babadan ogula, ku§aktan ku§aga aktararak nobet- 
le§e milyarlarca, hatta trilyonlarca sene siirekli varillerin ba§mda beklesinler. 
Bir canhnin olu§masi iqin hangi §artlarm var olmasi gerektigine inamhyorsa 
hepsini kullanmak serbest olsun. Ancak, ne yaparlarsa yapsmlar o variller- 
den kesinlikle bir canli gikartamazlar. Ziirafalan, aslanlan, anlan, kanaryala- 
n, bulbiilleri, papaganlan, atlari, yunuslan, giilleri, orkideleri, zambaklan, 
karanfilleri, muzlan, portakallan, elmalan, hurmalan, domatesleri, kavunla- 
n, karpuzlan, incirleri, zeytinleri, uzumleri, §eftalileri, tavus ku§larim, sulun- 
leri, renk renk kelebekleri ve bunlar gibi milyonlarca canli turiinden higbirini 
olu§turamazlar. Degil burada birkagmi saydigimiz bu canli varhklan, bunla- 
nn tek bir hiicresini bile elde edemezler. 

Kisacasi, bilingsiz atomlar biraraya gelerek hiicreyi olu§turamazlar. Sonra 
yeni bir karar vererek bir hiicreyi ikiye bdliip, sonra art arda ba§ka kararlar alip, 
elektron mikroskobunu bulan, sonra kendi hiicre yapismi bu mikroskop altmda 
izleyen profesorleri olu§turamazlar. Madde, ancak Allah'in iistiin yaratmasiyla 



4 




188 



/ 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



hayat bulur. Bunun aksini iddia eden evrim teorisi ise, akla tamamen aykiri bir 
safsatadir. Evrimcilerin ortaya attigi iddialar iizerinde biraz bile dii§iinmek, iistte- 
ki drnekte oldugu gibi, bu gergegi agikga gosterir. 



G6z ve Kulaktaki Teknoloji 

Evrim teorisinin kesinlikle agiklama getiremeyecegi bir diger konu ise 
goz ve kulaktaki iistiin algilama kalitesidir. 

Gozle ilgili konuya gegmeden once "Nasil goriiruz?" sorusuna kisaca ce- 
vap verelim. Bir cisimden gelen i§mlar, gozde retinaya ters olarak du§er. Bu 
i§mlar, buradaki hucreler tarafmdan elektrik sinyallerine donu§turulur ve 
beynin arka kismmdaki gorme merkezi denilen kiigiiciik bir noktaya ula§ir. 
Bu elektrik sinyalleri bir dizi i§lemden sonra beyindeki bu merkezde goriin- 
tii olarak algilamr. Bu bilgiden sonra §imdi du§unelim: 

Beyin i§iga kapalidir. Yani beynin igi kapkaranliktir, i§ik beynin bulun- 
dugu yere kadar giremez. Gdriintii merkezi denilen yer kapkaranlik, i§igm 
asla ula§madigi, belki de hig kar§ila§madigmiz kadar karanlik bir yerdir. An- 
cak siz bu zifiri karanlikta i§ikli, pinl pinl bir dunyayi seyretmektesiniz. 

Ustelik bu o kadar net ve kaliteli bir goruntudiir ki 21. yiizyil teknoloji- 
si bile her turlu imkana ragmen bu netligi saglayamami§tir. Ornegin §u anda 
okudugunuz kitaba, kitabi tutan ellerinize bakm, sonra ba§mizi kaldirm ve 
gevrenize bakm. §u anda gorduguniiz netlik ve kalitedeki bu goriintuyu ba§- 
ka bir yerde gdrduniiz mii? Bu kadar net bir goriintuyu size diinyanm bir nu- 
marali televizyon §irketinin iirettigi en geli§mi§ televizyon ekrani dahi vere- 
mez. 100 yildir binlerce miihendis bu netlige ula§maya gali§maktadir. Bunun 
igin fabrikalar, dev tesisler kurulmakta, ara§tirmalar yapilmakta, planlar ve 
tasanmlar geli§tirilmektedir. Yine bir TV ekranma bakm, bir de §u anda eli- 
nizde tuttugunuz bu kitaba. Arada buyiik bir netlik ve kalite farki oldugunu 
goreceksiniz. Ustelik, TV ekrani size iki boyutlu bir goruntii gosterir, oysa siz 
tig boyutlu, derinlikli bir perspektifi izlemektesiniz. 

Uzun yillardir on binlerce miihendis tig boyutlu TV yapmaya, goziin gor- 
me kalitesine ula§maya gah§maktadirlar. Evet, tig boyutlu bir televizyon siste- 
mi yapabildiler ama onu da gozliik takmadan tig boyutlu gormek miimkiin 
degil, kaldi ki bu suni bir tig boyuttur. Arka taraf daha bulanik, on taraf ise ka- 
gittan dekor gibi durur. Higbir zaman goziin gordiigii kadar net ve kaliteli bir 
goruntii olu§maz. Kamerada da, televizyonda da mutlaka goruntii kaybi mey- 
dana gelir. 



i 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



I§te evrimciler, bu kaliteli ve net goriintiiyii olu§turan mekanizmamn 
tesadiifen olu§tugunu iddia etmektedirler. §imdi biri size, odanizda duran 
televizyon tesadiifler sonucunda olu§tu, atomlar biraraya geldi ve bu go- 
riintii olu§turan aleti meydana getirdi dese ne dii§unursiiniiz? Binlerce ki- 
§inin biraraya gelip yapamadigim §uursuz atomlar nasil yapsm? 

Goziin gordiigiinden daha ilkel olan bir gorimtuyu olu§turan alet te- 
sadiifen olu§amryorsa, goziin ve goziin gordiigii gdriintiiniin de tesadiifen 
olu§amayacagi gok agiktir. Aym durum kulak igin de gegerlidir. Di§ kulak, 
gevredeki sesleri kulak kepgesi vasitasiyla toplayip orta kulaga iletir; orta 
kulak aldigi ses titre§imlerini giiglendirerek iq kulaga aktanr; ig kulak da bu 
titre§imleri elektrik sinyallerine donii§tiirerek beyne gonderir. Aynen gor- 
mede oldugu gibi duyma i§lemi de beyindeki duyma merkezinde gergek- 
le§ir. 

Gozdeki durum kulak igin de gegerlidir, yani beyin, i§ik gibi sese de 
kapalidir, ses gegirmez. Dolayisiyla di§ansi ne kadar giiriiltiilii de olsa bey- 
nin igi tamamen sessizdir. Buna ragmen en net sesler beyinde algilamr. Ses 











i 




■ ' 


H 


LP* 


H. rt .-J^^^k \ 


H 


B * j hj^u " t»- jj* — j 


H 


rr 'a 7 / /j i^2 




H 





p 




kiJMi^ ' ±MJp 


liW • 1 ^3 


i^& 


=* 


ip- a 'jj 


J^^^^ Krm _P^ " 


; 


■ ■"'' j 




Gozii ve kulagi, kamera ve ses kayit cihazlan ile kiyasladigimizda, bu organlan- 
mizin soz konusu teknoloji urunlerinden qok daha kompleks, gok daha basanh, 
gok daha kusursuz tasanmlar oldugunu gdruruz. 



t 






KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



gegirmeyen beyninizde bir orkestranm senfonilerini dinlersiniz, kalabalik bir 
ortamm tiim guriiltiisiinii duyarsimz. Ama o anda hassas bir cihazla beyni- 
nizin igindeki ses diizeyi olgiilse, burada keskin bir sessizligin hakim oldugu 
goriilecektir. Net bir goruntu elde edebilmek iimidiyle teknoloji nasil kulla- 
nihyorsa, ses igin de aym gabalar onlarca yildir siirdiiriilmektedir. Ses kayit 
cihazlan, miizik setleri, birgok elektronik alet, sesi algilayan miizik sistemle- 
ri bu gali§malardan bazilandir. Ancak, tiim teknolojiye, bu teknolojide gali§an 
binlerce miihendise ve uzmana ragmen kulagm olu§turdugu netlik ve kalite- 
de bir sese ula§ilamami§tir. 

En biiyiik miizik sistemi §irketinin iirettigi en kaliteli miizik setini dii§ii- 
niin. Sesi kaydettiginde mutlaka sesin bir kismi kaybolur veya az da olsa 
mutlaka parazit olu§ur veya miizik setini agtigmizda daha miizik ba§lama- 
dan bir cizirti mutlaka duyarsimz. Ancak insan viicudundaki teknolojinin 
iiriinii olan sesler son derece net ve kusursuzdur. Bir insan kulagi, higbir za- 
man miizik setinde oldugu gibi cizirtili veya parazitli algilamaz; ses ne ise 
tarn ve net bir bigimde onu algilar. Bu durum, insan yaratildigi giinden bu ya- 
na boyledir. §imdiye kadar insanoglunun yaptigi higbir goruntu ve ses ciha- 
zi, goz ve kulak kadar hassas ve ba§anh birer algilayici olamami§tir. Ancak 
gorme ve i§itme olaymda, tiim bunlarm otesinde, gok biiyiik bir gergek daha 
vardir. 



f 

I 



Beynin Iginde Goren ve Duyan §uur Kime Aittir? 

Beynin iginde, i§il i§il renkli bir diinyayi seyreden, senfonileri, ku§larm 
civiltilarmi dinleyen, giilii koklayan kimdir? 

insanm gozlerinden, kulaklarmdan, burnundan gelen uyanlar, elektrik 
sinyali olarak beyne gider. Biyoloji, fizyoloji veya biyokimya kitaplarmda bu 
goriintiiniin beyinde nasil olu§tuguna dair birgok detay okursunuz. Ancak, 
bu konu hakkmdaki en onemli gergege higbir yerde rastlayamazsmiz: Beyin- 
de, bu elektrik sinyallerini goruntu, ses, koku ve his olarak algilayan kimdir? 
Beynin iginde goze, kulaga, burna ihtiyag duymadan tiim bunlan algilayan 
bir §uur bulunmaktadir. Bu §uur kime aittir? 

Elbette bu §uur beyni olu§turan sinirler, yag tabakasi ve sinir hiicreleri- 
ne ait degildir. I§te bu yiizden, her§eyin maddeden ibaret oldugunu zanne- 
den Darwinist-materyalistler bu sorulara higbir cevap verememektedirler. 
Qiinkii bu §uur, Allah'm yaratmi§ oldugu ruhtur. Ruh, goriintiiyii seyretmek 




Harun Yahya (Adrian Oktar) 



iqin goze, sesi duymak igin kulaga ihtiyag duymaz. Bunlann da otesinde du- 
§immek igin beyne ihtiyag duymaz. 

Bu agik ve ilmi gergegi okuyan her insanin, beynin igindeki birkag san- 
timetrekupluk, kapkaranlik mekana Kim kainati tig boyutlu, renkli, golgeli ve 
i§ikli olarak sigdiran yuce Allah'i du§imup, O'ndan korkup, O'na sigmmasi 
gerekir. 



S 



Materyalist Bir Inang 

Buraya kadar incelediklerimiz, evrim teorisinin bilimsel bulgularla agik- 
ga geli§en bir iddia oldugunu gostermektedir. Teorinin hayatm kokeni hak- 
kmdaki iddiasi bilime aykindir, one surdugu evrim mekanizmalarmm higbir 
evrimle§tirici etkisi yoktur ve fosiller teorinin gerektirdigi ara formlarm ya§a- 
madiklarmi gostermektedir. Bu durumda, elbette, evrim teorisinin bilime ay- 
kiri bir du§unce olarak bir kenara atilmasi gerekir. Nitekim tarih boyunca 
dunya merkezli evren modeli gibi pek gok dii§unce, bilimin giindeminden gi- 
kanlmi§tir. Ama evrim teorisi israria bilimin gimdeminde tutulmaktadir. Hat- 
ta bazi insanlar teorinin ele§tirilmesini "bilime saldin" olarak gostermeye bi- 
le gali§maktadirlar. Peki neden?.. 

Bu durumun nedeni, evrim teorisinin bazi gevreler igin, kendisinden as- 
la vazgegilemeyecek dogmatik bir inam§ olu§udur. Bu gevreler, materyalist 
felsefeye koru korune baglidirlar ve Darwinizm'i de dogaya getirilebilecek 
yegane materyalist agiklama oldugu iqin benimsemektedirler. Bazen bunu 
agikga itiraf da ederler. Harvard Universitesi'nden unlu bir genetikgi ve aym 
zamanda onde gelen bir evrimci olan Richard Lewontin, "once materyalist, 
sonra bilim adami" oldugunu §6yle itiraf etmektedir: 

Bizim materyalizme bir inancimiz var, 'a priori' (onceden kabul edilmi§, 
dogru varsayilmi§) bir inang bu. Bizi diinyaya materyalist bir agiklama 
getirmeye zorlayan §ey, bilimin yontemleri ve kurallan degil. Aksine, 
materyalizme olan 'a priori' baglihgimiz nedeniyle, diinyaya materyalist 
bir agiklama getiren ara§tirma yontemlerini ve kavramlan kurguluyo- 
ruz. Materyalizm mutlak dogru olduguna gore de, Ilahi bir agiklamanm 
sahneye girmesine izin veremeyiz.19 

Bu sozler, Darwinizm'in, materyalist felsefeye baghlik ugruna ya§atilan 
bir dogma oldugunun agik ifadeleridir. Bu dogma, maddeden ba§ka higbir 
varlik olmadigmi varsayar. Bu nedenle de cansiz, bilingsiz maddenin, hayati 
yarattigma inanir. Milyonlarca farkh canh turunun; ornegin ku§larm, balikla- 



& 



* 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



nn, zurafalarm, kaplanlarm, boceklerin, agaglarm, gigeklerin, balinalann ve 
insanlann maddenin kendi igindeki etkile§imlerle, yani yagan yagmurla, qa- 
kan §im§ekle, cansiz maddenin iginden olu§tugunu kabul eder. Gergekte ise 



Hareket 




Tat alma 



Koku alma 



isitme 







Biitun hayatimizi beynimizin iqinde ya§anz. Gordiigumuz insanlar, kokladigimiz gqekler, 
dinledigimiz muzik, tattigimiz meyveler, elimizde hissettigimiz islakhk... Bunlann hepsi 
beynimizde olusur. Gergekte ise beynimizde, ne renkler, ne sesler, ne de goruntiiler vardir. 
Beyinde bulunabilecek tek §ey elektrik sinyalleridir. Kisacasi biz, beynimizdeki elektrik sin- 
yallerinin olusturdugu bir diinyada yasanz. Bu bir goriis veya varsayim degil, dunyayi na- 
sil algiladigimizla ilgili bilimsel bir agklamadir. 



v 

7 







Harun Yahya (Adrian Oktar) 







bu, hem akla hem bilime aykiri bir kabuldiir. Ama Darwinistler kendi deyim- 
leriyle "Ilahi bir agiklamanm sahneye girmemesi" igin, bu kabulu savunmaya 
devam etmektedirler. 

Canhlarm kokenine materyalist bir on yargi ile bakmayan insanlar ise, 
§u agik gergegi goreceklerdir: Turn canhlar, iistiin bir giiq, bilgi ve akla sahip 
olan bir Yaraticimn eseridirler. Yaratici, turn evreni yoktan var eden, en kusur- 
suz bigimde diizenleyen ve tiim canhlan yaratip §ekillendiren Allah'tir. 



t-£ 



t 



Evrim Teorisi Diinya Tarihinin En Etkili Buyiisudur 

Burada §unu da belirtmek gerekir ki, on yargisiz, higbir ideolojinin etki- 
si altmda kalmadan, sadece aklmi ve mantigmi kullanan her insan, bilim ve 
medeniyetten uzak toplumlarm hurafelerini andiran evrim teorisinin inanil- 
masi imkansiz bir iddia oldugunu kolayhkla anlayacaktir. 

Yukanda da belirtildigi gibi, evrim teorisine inananlar, biiyiik bir varilin 
igine birgok atomu, molekiilii, cansiz maddeyi dolduran ve bunlarm kan§i- 
mmdan zaman iginde du§unen, akleden, bulu§lar yapan profesorlerin, iini- 
versite ogrencilerinin, Einstein, Hubble gibi bilim adamlarmm, Frank Sinatra, 
Charlton Heston gibi sanatgilarm, bunun yam sira ceylanlarm, limon agagla- 
nnin, karanfillerin gikacagma inanmaktadirlar. Ustelik, bu sagma iddiaya ina- 
nanlar bilim adamlan, profesorler, kultiirlu, egitimli insanlardir. Bu nedenle 
evrim teorisi igin "diinya tarihinin en biiyiik ve en etkili buyusu" ifadesini 
kullanmak yerinde olacaktir. Qunkii, diinya tarihinde insanlarm bu derece 
aklmi ba§mdan alan, akil ve mantikla du§iinmelerine imkan tammayan, goz- 
lerinin oniine sanki bir perde qekip qok agik olan gergekleri gormelerine en- 
gel olan bir ba§ka inang veya iddia daha yoktur. Bu, Afrikah bazi kabilelerin 
totemlere, Sebe halkinin Giine§'e tapmasmdan, Hz. Ibrahim'in kavminin elle- 
ri ile yaptiklan putlara, Hz. Musa'nin kavminin altmdan yaptiklan buzagiya 
tapmalarmdan gok daha vahim ve akil almaz bir kdrluktur. Gergekte bu du- 
rum, Allah'm Kuran'da i§aret ettigi bir akilsizliktir. Allah, bazi insanlarm an- 
layi§lannin kapanacagmi ve gergekleri gormekten aciz duruma du§eceklerini 
birgok ayetinde bildirmektedir. Bu ayetlerden bazilan §6yledir: 

§iiphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar i^in fark et- 

mez; inanmazlar. Allah, onlarin kalplerini ve kulaklanni muhurlemi§- 

tir; gozlerinin iizerinde perdeler vardir. Ve biiyiik azab onlaradir. (Baka- 

ra Suresi, 6-7) 

...Kalpleri vardir bununla kavrayip-anlamazlar, gozleri vardir bunun- 



2 



1941 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



t 






la gormezler, kulaklan vardir bununla i§itmezler. Bunlar hayvanlar 
gibidir, hatta daha a§agihkhrlar. I§te bunlar gaf il olanlardir. (Araf Su- 
resi, 179) 

Allah, Hicr Suresi'nde de, bu insanlann mucizeler gorseler bile inanma- 
yacak kadar buyulendiklerini §6yle bildirmektedir: 

Onlann iizerlerine gokyiiziinden bir kapi agsak, ordan yukari yiiksel- 

seler de, mutlaka: "Gozlerimiz donduriildii, belki biz biiyulenmi§ bir 

topluluguz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15) 

Bu kadar geni§ bir kitlenin uzerinde bu buyunim etkili olmasi, insanla- 
nn gergeklerden bu kadar uzak tutulmalan ve 150 yildir bu buyunim bozul- 
mamasi ise, kelimelerle anlatilamayacak kadar hayret verici bir durumdur. 
Qiinku, bir veya birkag insanm imkansiz senaryolara, sagmalik ve mantiksiz- 
liklarla dolu iddialara inanmalan anla§ilabilir. Ancak diinyanm dort bir ya- 
nmdaki insanlann, §uursuz ve cansiz atomlann ani bir kararla biraraya gelip; 
olaganustu bir organizasyon, disiplin, akil ve §uur gosterip kusursuz bir sis- 
temle i§leyen evreni, canlilik igin uygun olan her turlu ozellige sahip olan 
Dunya gezegenini ve sayisiz kompleks sistemle donatilmi§ canhlan meydana 
getirdigine inanmasimn, "buyu"den ba§ka bir agiklamasi yoktur. 

Nitekim, Allah Kuran'da, inkarci felsefenin savunucusu olan bazi kim- 
selerin, yaptiklan biiyiilerle insanlan etkilediklerini Hz. Musa ve Firavun 
arasmda gegen bir olayla bizlere bildirmektedir. Hz. Musa, Firavun'a hak di- 
ni anlattigmda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi "bilgin buyiiculeri" ile insanlann 
toplandigi bir yerde kar§ila§masim soyler. Hz. Musa, buyuciilerle kar§ila§ti- 
gmda, biiyuciilere once onlann marifetlerini sergilemelerini emreder. Bu ola- 
ym anlatildigi ayet §6yledir: 

(Musa:) "Siz ahn" dedi. (Asalanni) ahverince, insanlann gozlerini bii- 

yiileyiverdiler, onlari deh§ete du§urdiiler ve (ortaya) biiyiik bir sihir 

getirmi§ oldular. (Araf Suresi, 116) 

Goruldugii gibi Firavun'un buyiiculeri yaptiklan "aldatmacalar'la -Hz. 
Musa ve ona inananlar di§mda- insanlann hepsini buyuleyebilmi§lerdir. An- 
cak, onlann attiklarma kar§ihk Hz. Musa'nm ortaya koydugu delil, onlann bu 
biiyusiinu, ayetteki ifadeyle "uydurduklanni yutmu§" yani etkisiz kilmi§tir: 

Biz de Musa'ya: "Asani firlahver" diye vahyettik. (O da firlahverince) 

bir de baktilar ki, o biitiin uydurduklanni derleyip-toparlayip yutu- 

yor. Boylece hak yerini buldu, onlann biitiin yapmakta olduklan ge- 



I 







Harun Yahya (Adrian Oktar) 



^ersiz kaldi. Orada yenilmi§ oldular ve kii^iik dii§mu§ler olarak ters- 
yiiz ^evrildiler. (Araf Suresi, 117-119) 

Ayetlerde de bildirildigi gibi, daha once insanlan buyuleyerek etkileyen 
bu ki§ilerin yaptiklannm bir sahtekarlik oldugunun anla§ilmasi ile, soz konu- 
su insanlar kiigiik du§mii§lerdir. Guniimiizde de bir biiyiinun etkisiyle, bi- 
limsellik kilifi altmda son derece sagma iddialara inanan ve bunlari savunma- 
ya hayatlarmi adayanlar, eger bu iddialardan vazgegmezlerse gergekler tarn 
anlamiyla agiga giktigmda ve "biiyii bozuldugunda" kiigiik duruma dii§ecek- 
lerdir. Nitekim, yakla§ik 60 ya§ma kadar evrimi savunan ve ateist bir felsefe- 
ci olan, ancak daha sonra gergekleri goren Malcolm Muggeridge evrim teori- 
sinin yakm gelecekte dii§ecegi durumu §6yle agiklamaktadir: 

Ben kendim, evrim teorisinin, ozellikle uygulandigi alanlarda, gelecegin 

tarih kitaplarmdaki en biiyiik espri malzemelerinden biri olacagma ikna 

oldum. Gelecek ku§ak, bu kadar giiriik ve belirsiz bir hipotezin inanil- 

maz bir saflikla kabul edilmesini hayretle kar§ilayacaktir.20 

Bu gelecek, uzakta degildir aksine gok yakm bir gelecekte insanlar "tesa- 

dufler"in ilah olamayacaklarmi anlayacaklar ve evrim teorisi dunya tarihinin 

en biiyiik aldatmacasi ve en §iddetli biiyiisii olarak tammlanacaktir. Bu §id- 

detli biiyii, biiyiik bir hizla diinyanm dort bir yanmda insanlarm iizerinden 

kalkmaya ba§lami§tir. Evrim aldatmacasmm sirrmi ogrenen birgok insan, bu 

aldatmacaya nasil kandigmi hayret ve §a§kmhkla dii§iinmektedir. 



5 



E 

I 



Sidney Fox, Klaus Dose, Molecular Evolution and The Origin of Life, New York: Marcel Dekker, 1977, s. 2) 

Alexander I. Oparin, Origin of Life, (1936) New York, Dover Publications, 1953, s.196 

"New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life", Bulletin of the American Meteorological Society, c. 63, Kasim 1 982, 

s. 1328-1330 

Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7 

Jeffrey Bada, Earth, §ubat 1998, s. 40 

Leslie E. Orgel, The Origin of Life on Earth, Scientific American, c. 271, Ekim 1994, s. 78 

Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189 

Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 184 

B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988 

Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1 964, s. 1 79 

Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record", Proceedings of the British Geological Association, c. 87, 1976, s. 133 

Douglas J. Futuyma, Science on Trial, New York: Pantheon Books, 1983. s. 197 

Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 75-94; Charles E. Oxnard, "The Place of 

Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt", Nature, c. 258, sf. 389 

J. Rennie, "Darwin's Current Bulldog: Ernst Mayr", Scientific American, Arahk 1992 

Alan Walker, Science, c. 207, 1980, sf. 11 03; A. J. Kelso, Physical Antropology, 1. baski, New York: J. B. Lipincott Co., 1970, sf. 

221; M. D. Leakey, Olduvai Gorge, c. 3, Cambridge: Cambridge University Press, 1971, s. 272 

Time, Kasim 1996 

S. J. Gould, Natural History, c. 85, 1976, s. 30 

Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 19 

Richard Lewontin, "The Demon-Haunted World", The New York Review of Books, 9 Ocak 1997, s. 28 

Malcolm Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s.43 



196 



KAINATTAKI KUSURSUZLUK TESADUF DEGIL 



Dediler ki: "Sen Yiicesin, 



bize ogrettiginden ba§ka 

bizim higbir bilgimiz yok. 

Gergekten Sen, her§eyi bilen, 



hiikiim ve hikmet sahibi olansin." 



(Bakara Suresi, 32) 




l