(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "Kulliyat i Semsi-M. Semsettin Canpek"

M. Şemseddin Canpek 



KULLÎYAT-I ŞEMSİ 

(Divân-1 Hadîkatül-Meânî) 



Neşre Hazırlayan 
Doç. Dr. Orhan Bilgin 



istanbul 1990 



İÇİNDEKİLER 

TAKDİM : I 

ÖNSÖZ ve ŞAİRİN HAYATI :II-IX 

MANZUMELER _ :l-274 

1-Münâcat : 2-2 

2- Hak Kitap : 2-3 

3- Bahr-i Sıfat : 3-4 

4- Müntehâ-yi Sûlûk ve Ahvhal-1 Seyahatten 

Beyhan-ı Muhtasara : 4-7 

5- İlticâ-yı Na't-i Resul : 7-8 

6- Ey Gönül (Tevazu Babında) : 8-9 

7- Ümmü'l-Kitap (İrşâd) : 10-11 

8- Hikmet : 11-13 

9- Bâyesîd-i Bistâmîve Meczubun İrşadı : 13-15 

10- Bahr-i Sıfat (11) : 15-17 

11- Mersiye : 17-18 

12- Leyle-i Regâib : 18-19 

13- Nasîhat-i Şemsî : 19-23 

14- Tahmîs-i Gazel-i Es'ad : 23-25 

15- Ml'râc-ı Nebî : 25-26 

16-Rubâî -.27-28 

17- Tercî-Bend : 28-30 

18- Keza : 30-31 

19- Bir Devir Açıldı : 31-32 

20- Döndü Felek : 32-33 

21- Leyle-i Mevlûdü'n-Nebî : 33-34 

22- Fuâdın Pâk Edenler : 34-36 

23- İlk Bahar : 36-37 

24- Hayran Olan Gelsin : 38-39 

25- Gönül Meün Olsun : 39-40 

26- Tarih Sana Mi'yâr Olur : 40-41 

27- Emr ü Ferman : 41-43 

28- Tefekkür .- : 43-44 



29- Temâşâhâne : 45-45 

30- Fermân-ı İlâhî : 46-47 

31- Bahâristan : 47-48 

32- Men'-i İnklsâr-ı Kalb : 48-49 

33- Tefekkür-i Mevt :.: 49-50 

34- Tevhîd-i Bari : 50-52 

35- Açtı Güller : 53-54 

36- Mersiye : 54-55 

37- Hicâb Ardında Kalmış ....: 55-58 

38- Gidilmez Bî-Delü : 59-60 

39- Sofra-ı Rıdvan : 60-61 

40- Mâni-i Duhan Esbabına : 61-63 

41- Eshâb-ı Kibar : 63-64 

42- Mesken-i Ahrâr : 64-65 

43- Ara Bul : 65-66 

44- Mevlid-i Nebî : 66-67 

45- Yine O'ndan : 68-68 

46- Sadâ-yı Aşk : 69-69 

47- Nasihat : 70-71 

48- Gönül : 71-72 

49- Bu Şuûnât , : 73-74 

50- Medh-i Makâm-ı Risâlet : 74-75 

51- Aşk : 76-77 

52- "İnnâ aradnâ" Ayetinin Mefhumu : 78-79 

53- Gün Olur Kalbler Susar : 79-81 

54- Cânân'a Arz : 81-82 

55- Kalblerin Feryadı : 82-84 

56- Tezekkür-i Mevt .: 84-87 

57- Kim Uyanmaz : 87-88 

58- Tevhide Gel ...: 89-90 

59- Ehî-i Aşk : 91-92 

60- Nazîretü'n-Nasîha : 93-97 

61- Aşık Nazîm'ınEbyâtına Tahmis : 97-99 

62- Ramazan : 99-100 



« 



63- Ramazanda , .- 101-102 

64- Yine Ramazanda ; 102-103 

65- Ramazana Elveda' : 104-104 

66- Zikr-i Mevlâ ; 105-105 

67- Hazret-i Mevlânâ'nm Nâyinden ..: 106-107 

68- Dest-1 İmkân , ; 107-108 

69- Mecnûn Görünen Meczûb Mehmet Topraka İthaf : 109-1 10 

70- Münâcât : 110-112 

71- Kemâl-i Arifan ; 112-113 

72- Sure-i İnfitar Tefsirinden Mülhem : 113-114 

73- Kimseye Bulma Kabahat : 115-116 

74- Fuzûlî'nin Gazelini Tahmis : 117-118 

75- Şerh-nâme-1 Vak'a-3a Dilsûz : 118-125 

76- Hâl-1 İstiğrak : 125-126 

77- Kadir Gecesinde : 126-127 

78- Bana Merd-i Cihan Gelsin : 128-128 

79- Mucib-i Gufran Olur ; 129-130 

80- Nefsime Hitab : 130-132 

81- Mevlûd-i Nebî ; 133-134 

82- Hüsnün Beni ; 134-136 

83- Neler Olur .....; 136-137 

84- Ruh Aleminden Dönüş : 138-138 

85- Rahmet Bekleriz ; 139-140 

86- Encâm-ıKarar ; 140-142 

87- Son Bahar ; 143-144 

88- Kâm-ı Aşk ; 144-146 

89- Leyle-i Regâib , ; 146-147 

90- Nefsini Bil ; 148-148 

91- Esrara Bak ; 149-150 

92- Mi'râc Gecesi ; 151-154 

93- İlk Bahar ; 151-154 

94- Ramazan ._ : 154-155 

95- Dâr-ı Mevlâ Sendedir ; 155-156 

96- Vuslat : 157-157 



97- Vuslat - Ramazan Gecesi : 158-159 

98- Kurban Bayramı : 159-160 

99-Asâr-ıAşk : 160-161 

100- Mersiye : 161-163 

101- Vecd-i Hâlim : 163-164 

102- Ramazan-ı Şerîf ve Leyle-i Kadir : 164-165 

103- Aşıyan Oldu : 165-166 

104- Seyf-i Ebru : 167-168 

105- Diyâr-ı Aşka Gel : 168-168 

106- Fatih 'in Türbesinde : 169-170 

107- Kış : 170-171 

108- Tütün Hakkında : 172-172 

109- Yâ Hazret-i Mevlânâ : 172-173 

110- îhsân-ı Aşk : 174-174 

111- İlk Bahar : 174-175 

112- Mersiye : 176-176 

1 13- Ahiret Yolu : 176-177 

114- Kurban Bayramı : 177-179 

115- Sinirlilere Nasihat : 180-183 

116- Mebde ve Müntehâ-yı Beşer : 183-189 

117-Tasfiye-iNefs : 189-193 

118-VâızveHatîblereİthaf : 193-198 

119-Teâvenû : 198-201 

120- Mesnevi : 201-204 

121- Mezâhir-i Alem : 204-209 

122- Mezâmir-i Süleyman : 209-212 

123- Güler Yüzlülük : 212-215 

124- Aybı Taharri : 215-218 

125- Sefer Kıl : 218-219 

126- Alem îçre Alem : 219-223 

127- Gülen Aşklar : 223-226 

128- Medh ü Zemm : 226-229 

129- Zaman ve Hayat : 229-231 

130- Der Beyân-ı Hâlât-ı Mahabbet ve Ezdâduhu : 232-234 



131- Hâl-i İstiğrakta Hayâl • : 234-236 

132- Minarelerden • • 236-237 

133- Vekâyi'-i İbrahim Aliyhisselâm : 237-246 

134- Beyân-ı Hücemât-ı İsa Aliyhisselâm : 246-263 

135- Akâid-i Sıfâtiyye-i Rahmâniyye '• 263-267 

136- Alem-i Kevn-i Muallâ • 267-274 



TAKDİM: 

Üstadım M. Şemseddin-i Bursavî (k.s.a) bu yüce eserlerini, 1950- 
1960 yıllan arasında meydana getirerek, biz âcizlerine emanet 
bırakmıştır. Üstâdımızm bu manzumelerini neşretmeği fazlasıyla arzu 
ediyorduk. Uzun jnllar aradan sonra, adlanm yazmayacağım İnegöllü 
kardeşlerimin sebat, himmet ve gayretleri ile bu sonsuz arzumuz tahak- 
kuk eyledi. Kendilerine minnet ve şükran borçluyuz. Allah (c.c) onlar- 
dan razı olsun. 

Eksik, kusur ve hata tamamiyle biz âcizlere râcidir. Eserin Os- 
manlıca aslı mahfuzumuzdur; meraklılar oraya müracaat edebilirler. 
Zamanımız insanlarma okunması biraz ağır gelecekse de, ma'nevî fe5^ze 
vesile olması şüphesizdir. 

Bu âcizane notumla okuyanlan şimdiden kutlar, eseri vakıf olarak 
ücretsiz takdim eyleriz. 



Arahk 1990 
Ma'nevî evlâdı, 
E. Sabri Kalyoncupglu 



ÖNSÖZ: 

Bu çalışmada, Bursa'da doğmuş, ömrünün büyük kısmmı asmı 
yerde geçirmiş ve jöne aynı şehirde ebediyete göçmüş olan asrımızın 
Nakşibendî şeyhlerinden Muhammed Semseddln Canpek'in, daha 
yaygm şöhretlyle Semseddin-1 Bursavî'nln manzum eserleri bir araya 
getirllmeştlr. Merhum, manzumelerinin bir araya getirilmesi ve bası- 
lması halinde onlara "Dlvan-ı Hadîkatü'l-Ma'ârû" denmesini arzı eder- 
miş. Ancak değişik nazım türleriyle çeşitli konularda yazdmış manzu- 
meler olmaları dolasnsiyle, onlarm bir külliyat olarak mütalea edilmesi 
gerektiği hükmüne vararak, hepsine "Külliyât-ı Şem^' adım verdim. Zi- 
ra merhum, şiirde "Semsi" mahlasım kullanmıştı. Bu kej^lyet zaten 
manzumeler okunduğunda anlaşılacaktır. 

Sunulan metin, merhum Semseddln Canpek'in perakende mahi- 
yetindeki manzumelerinin, ma 'nevî oğlu ve halifesi E. Sabrî Kalyonu- 
cuoğlu tarafından İstinsah edüen metne isttnad etmektedir. Bu metin, 
180 varaklık çizgili, mukavva kapakh alelade bir okul defterliçindedir. 
Bu defterde önceden kaydedilmiş bazı manzumeler sonradan, üstü çizi- 
lerek, silinmiştir. Arap harfleriyle j^azılmış ikinci bir nüsha daha vardır 
ki, bu da bir önceki nüshadan istinsah edilmiştir ve ilk nüshadaki bazı 
kelimeler değiştirilmiştir. Binaenaleyh, zaruret hâsıl olmadıkça, bu 
ikinci nüshadan istifade cihetine gidilmemiştir. İlk nüshada mevcud 
olan manzumeler kaydedildikleri şekilde tesblt edilmiş, hiçbir müdaha- 
le ve değişikliğe gidilmemiştir. Yani E. Sabrî Kalyoncuoglu'nun istinsah 
etügi nüshadaki metinler, hiçbir tashih veya ilave olmaksızm, yeni harf- 
lerle tesblt edilerek, mümkün mertebe sağlam bir metnin ortaya 
çıkmasma çalışılmıştır. Yazma nüshada mevcud metnin dışında her- 
hangi bir müdahaleyi metnin basUmasmı deruhte edenler istememişler- 
dir. Bu şartlar altında yapılabilenin en iyisi ve en doğrusu yapılmıştır. 
Kej^fiyetin bu şekilde bilinmesinde fayda vardır. Çok zarurî hallerde dip 
notu konmuştur. 

Bu satırların yazan, yapılabileni yapmanm hazzım duymaktadır. 
Ancak yaptığı çalışmanm hatasız olduğunu asla iddia etmemektedir. 
Hatasız fin, sâdece Hâllk-i Mutlak'a mahsustur. Bu itibarla, ilim ve zevk 



III 
ü selîm erbabından samimi ricam, tesbit edecekleri bata ve eksiklikleri 
haber vermeleridir. Kendilerine medyun u şükran olacağımı şimdiden 
belirtmek isterim. 



Aralık 1990 
Doç.Dr. Orhan BÎLGlN 



HAYATI: 

(Runû: 1302-1381. Milâdi: 1886-1965) 



Manzumelerini bir külliyat halinde sunduğumuz Muhammed 
Semseddin Canpek veya daha yaygm adıyla Muhammed Şemseddin-i 
Bursavî'nln hayatı ve tahsili hakkında herhangi bir matbu veya gayri 
matbu eserde hiçbir bilgi mevcut değildir. O'nun çocukluğu, gençliği, ol- 
gunluk ve yaşlılık dönemi İle tahsili hakkındaki bütün bilgileri, halifesi 
ve manevî evlâdı E. Sabri Kalyoncuoglu vermiştir. Şeyhi ve mürşidinden 
her duyduğunu hafızasına nakşeden, sevgi ve bağlılık numunesi bu 
zât-ı muhterem, aşağıdaki malumatı verdi: 

"Üstadımı anlatmadan önce, kendilerine mürşidlik yapan silsile- 
den de bir nebze bahsetmek gerekiyor. Böylece hem vefa borcumuzu 
ödemiş ve hem de yollarının ne kadar doğru ve îlâhî rızâya uygun olduğu 
anlaşılmış olur. 

Yaradılmışlarm en üstünü, enbiyalar sultam Fahr-i âlem ( s.a.s.) 
Efendimizle başlayan "Altın Halka", insanların en hayırlısı, ilk müslü- 
man ve ilk halîfe Ebu Bekir-iSıddık (r.a.) vasıtasıyla zamanlarmın seçil- 
mişleri tarafından elden ele, gönülden gönüle "Mukaddes Emanetin" 
noktasına halel getirilmeden, son zamanların mürşidi ve kutub 
makâmınm sahibi Mevlânâ Hâlid Ziyâeddin el-Bağdâdî {k.s.a.) hazretle- 
rine teslim edüiyor. Ondan sonra da sırasıyla 31. halka olarak AbduUah- 
i Mekkî (k.s.a.) hazretlerine, 32. halka olarak Mustafa İsmet Yanyevî 
(k.s.a.) hazretlerine ve 33. halka olarak da bu sonuncu şeyhi'n manevî 
oğlu Osman NecmuUah (k.s.a.) (Doğumu Rumî 1245, vefatı 1324) haz- 
retlerine intikal ediyor. 

n. Sultan Abdülhamîd devrinin dahilîye nâzm Mehmed Memduh 
Paşa, hem İsmet Yanyevî hazretlerinin dervişi, dolajasiyle Osman Nec- 
muUah hazretlerinin manevî kardeşi, hem de İstanbul Fatih/Çarşan- 
ba'daki dergâhın her türlü maddî ihtiyaçlarını karşılayan mütevellisi- 
dlr. O sırada Bursa-Muradiye'deki "Mirî Budala (Kedili Dergâh) 
dergâhımn şeyhlik makamı boşalmış ve Bursa valiliğince, o zamanki 
nizâmın icabı olarak, Dâliliye Nezâreti'nden adı geçen münhal dergâh 
için bir mürşid isteniyor. Nazır Memduh Paşa da, Osmanoğlulan'nm ilk 



devlet merkezi evliyalar burcu Bursa'ya lâyık gördüğü ma'nevî kardeşi 
Osman NecmuUah Hazretlerinin vazifelendirilmesini, şeyhi ve mürşidi 
M. İsmet Yanyevî Hazretlerinden istirham ediyor. Yanyevî Hazretlerinin 
de mûnâsib görtnesiyle, her bakımdan mükemmel yetişmiş olan Osman 
NecmuUah (k.s.a.) rumî 1300 milâdî 1885 senesinde Mirî Budala 
Dergâhı şeyhlik makamına getiriliyor. 

Osman NecmuUah Hazretleri, elli beş yaşm verdiği olgunluk ve 
büyük bir aşkla bu önemli vazifesine başlıyor. İrşad görevi pek parlak 
geçmektedir. Bursa'mn Üim erbabı ve halk tarafmdan pek seviliyor. Bu 
arada hiç evlenmemiş olan şeyh Osman NecmuUah, dostlannm ve 
müridlerinin ısranna dayanamayıp, haseb ve neşeben mümtaz bir hanı- 
mla nikahlanıyor ve bu evUlikten de 1886 mUâdî senesinde Mehmed 
Semşeddin admı verdüderi bir çocuklan doğuyor. 

Küçük Şemseddin, feyz ocağı dergâhta edeb, ihlâs ve irfan deni- 
zinde yıkana yıkana yetişirken, bir taraftan medrese ilimlerini tahsil 
ediyor, diğer taraftan da muhterem pederleri tarafmdan kendisine tari- 
kat usûl ve âdabı öğretilerek, Nakşî-Hâlidî-İsmetî sülûkü görüyorlar. Bu 
hâdiseyi üstadım M. Şemseddin Hazretleri aynen şöyle naklettüer: 

- "Oğlum, bu gün tam altmış iki yaşıma bastım. Kırk 5^1 doldu. 
Artık sırrımı açıklayabilirim. Bu keyfiyet de ilk defa sana nasib oldu; 
ben hacıyım". Kırk yıllık sır ve hacılık; gözlerim hasTCtle açılmış ve 
şaşkın dinlemeye devam ediyorum: 

- "Efendi babam, tekkede erbain hazırlıklarını tamamlatınca, 
İstanbul'dan erbaine girecekleri çağırttı. Fâtih muhitinden beş hocae- 
fendi üe Çarşanba'daki dergâhm emekdarlarmdan okuma yazma bilme- 
yen ancak gönül kapısı açık sebzeci Arnavut ismail Efendi geldüer. Altı 
hocaefendi de Bursa'dan, bir de beni aralarına koydu; on üç kişi ol- 
muştuk. Hepsi gün ve devran görmüş, yaşh âUm ve arif kimselerdi. Ben 
aralarmda pek genç idim. Vazife ve dersler dışmdaki zamanlarda yapı- 
lan sohbetlerde, ismim geçer ve " şeyhzâdemiz pek genç amma iyi ye- 
tişmiş; aramızda hilâfet alacaklardan bin de O'dur" derlerdi. Kırk gün 
tamamlanmıştı. Usûlüne göre yapılan merasimle biri sebzeci İsmail 
Efendi olmak üzere beş zâta hilâfet verildi; aralarında ben yoktum. 
Genç olmama rağmen, hocaefendilerden duyduğum sözlerle, ben de 



VI 
ümitlenmiştim. Tabiî netice beni biraz mahzun etmişti. Bir kaç ay sonra 
bir gün efendi babamm eline su döküyordum; münasib bir İfadeyle ho- 
caefendilerden hakkımda duyduklarımı söyleyivertnce: 

"- İkmale kaldm Şemseddin" buyurdular. Mahcub olmuştum. Yi- 
ne o günlerden bir gün yemek yerken, efendi babam anneme hita- 
ben: 

"- Hanım, Şemseddin'i iyi bir hazırla. O'nu uzun bir seyahate çıka- 
racağız", dediler; annem de cevaben: 

"- Aman Efendi, plrlüc yaşımızda Mevlâmız (c.c.) bir evlâd İhsan et- 
ti. O'nu nerelerde ziyan edeceksiniz?" 

"- Senin akhn ermez hamm; sen O'nu hazırla, ötesine karışma. 
Dar ve sıkmtıh halinde, bi-izniUâh, O'nun yardımına yetişiriz." demesiy- 
le, karar verilmiş oldu. Kısa zamanda hazırlığımız tamamlandı. Bursa 
makamlarından lüzumlu vesaik temin edildi. Efendi bebamm ve anne- 
min eUerini öpüp dualarını alarak, bütün sevdiklerime, tekkeme ve Bur- 
sa'ya veda ederek, İstanbul'a hareket ettim. İstanbul'da şeyhülislâm- 
lıkça gerekli vesikam hazırlandı. Günü gelince de vapurla İskenderun'a 
hareket ettik." 

Üstadımın yolculuğu İskenderun'dan sonra kara yolu ile Halep. 
Şam. Kudüs, Nablus ve oradan da gemi ile Cidde'ye kadar sürüyor. Bila- 
hare Mekke ve Medine. Hac farizası dahil bu yolculuk bir buçuk yıl 
sürüyor. Seyahat dönüşünde Şam'daki Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî (k.s.a.) 
hazretlerinin kabrini ziyaret ediyor; kabir başında kendinden geçiyor. 
Kendilerine geldikten sonra oradan ayrılırken, halktan bir kimse: 

"- Cuma namazma geç kalacaksm, acele et", diyor. Halbuki, bu zi- 
yarete çarşanba günü geldiğini gayet iyi hatırlayan azîz üstadım, üç 
günün nasıl geçtiğini bir türlü bilemiyor, akıl da erdiremiyor. Bu hâlin 
bir keramet olduğunu düşünüyor. Bursa'ya avdetinde pederinin elini 
öptüğünde, nice imtihan ve çilenin mükâfatı olan "Hilâfetnâme" eline 
veriliyor. Hilâfetnâmenin ne suretle verileceğinin, emrin nerelerden ve- 
rildiğinin işareti olarak, hilâfetnâmenin altmdaki tarih, Hâlid-i Bağdadî 
hazretlerinin kabri başında kendinden geçtiği günün tarihini taşıyor. 
Bunun üzerine muhterem pederleri: 

"- Seyahatin, haccm ve hilâfetin bübârek olsun. Şimdi beni iyi din 



VII 
le; seyahatin uzun sürdü. Bilen, tani5^an hep sordular; Kudüs'e kadar 
gönderdiğimi söyledim. Sen de ondan ötesini tam kırk yıl açJdamaya- 
caksm." diyorlar. Üstadım M. Şemseddin, bu sözlerden o gençlik halin- 
de daha kürk yıl yaşayabileceği müjdesini sezip sevindiğini, o gün için bir 
sır ve incelik düşünmediğini beyan bujrurmuşlar İdi. 

Yirmi iki yaşm bahannda Nakşî-Hâlidî-lsmetî tarîki "hilâfet" 'ini 
alan şeyhimin muhterem pederleri: 

"- Şemseddin oğlum, fâni âlemde benim zamanım az kaldı. Kısa bir 
zaman sonra nizam bozulacak; memleket büyük bir belâya uğrayacak. 
O günleri görmek istemedik; niyazımız kabul edildi. Gel, sana son bir va- 
zifemiz kaldı; onu da icra eyleyelim." diyerek, yüce ma'nevî merasimi de 
İdrâk ettiriyor. 1909 milâdı yılında muhterem pederleri Hakk'a 
jrürüyünce, kendileri henüz 5rirmi üç yaşmdadır, babasından boşalan 
Mîrî Budala Dergâhı şeyhlik makarama oturuyorlar. Ba.bası, dergâhın 
hilâfetini de O'na bırakmışlardır 

O devrin Bursa'smda her son bahar başla3ap, ilk bahar ortalarına 
kadar devam eden ev gezekleri olurdu. Her gezegin bir sohbet ehli, kendi 
halkasını irşâd ederdi. Üstadım M. Şemseddin (k.s.a.), toplantılarım 
tarikat zikri şeklinde değil, tefsir, hadîs, fıkıh, kelâm v.b. gibi ilimleri 
öğreterek, îslâm ve Osmanh tarihleriyle evliya menkıbelerini gayet güzel 
bir tarzda anlatarak, hizmetlerine devam etmişlerdir. 

Halk dilinde" Seferberlik" denüen I. dünya harbinde, vatan pe- 
rişan, millet aç ve ızdırap içinde kıvranırken, bütün bu acılan yüreğinde 
aynen hisseden eızîz üstadım, hiç olmazsa yaşadığı şehrin sakinlerine 
bir geçim yolu temini için, zamanm en kudretli adamı Enver Paşa ile biz- 
zat görüşerek, aldığı müsaade İle bütün Bursa evlerini ordularımıza ço- 
rab, fanila dokuyan birer atölye haline sokmuş, zekâ ve enerjisini bu 
işlerin organizasyonuna hasretmişti. Bir müddet fiilî başkanlığım 
yaptığı Bursa Örücüler Kooperatifi'ni kurmak suretiyle, Bursa'mn bir 
sanayi şehri olmasmın da temellerini atmış oldular. Vefatına kadar adı 
geçen kooperatifin fahri başkanlağım derunte eden aziz şeyhim, bu koo- 
peratif sayesinde iş ve ektpek sahibi olan bir çok kimsenin de ha5nr du- 
asmı almıştır. 

1927 yılmda çıkarılan bir kanunla tekkeler kapatıhnca, O da, do 



VIII 
kuz yü bilfiil edâ ettiği Mîrî Budala Dergâhı şeyhliğinden ayrılıyor; kendi- 
sine iki fanila makinesi bırakarak, evinde uzlete çekiliyor. Bu iki maki- 
nenin gelirini Hoca Nâib Câmü imamlığından aldığı maaşa ekleyerek, 
kimsenin minnet yükü altma girmeden, maişetini temin ediyor. 

Çocukluk yaşlarında muhterem babası ile birlikte sık sık İstan- 
bul'a giden üstadım, Fâtih-Çarşanba'daki dergâhtan tanışıp arkadaş 
olduğu II. Sultan Abdülhamîd hazreüerinin kitapçıbaşısı sayesinde biz- 
zat Halîfe hazretleriyle de tamşıyor. Mütemâdi ziyaretler, hürmet ve me- 
veddetin ziyadeleşmesine vesile oluyor. Bu arada M. Şemseddin ile 
şehzade Selîm Efendi arasmda sağlam bir arkadaşlık kuruluyor. Böyle- 
ce Hazretin çocukluğunun bir kısmı sarayda geçiyor. İslâm Halîfesi 
Pâdişâh, oğlu Selîm Efendi'yl M. Şemseddin Efendi ile birlikte sarayda 
sünnet ettiriyor. Hatta sünnet yatağında yattıklan müddet içinde, bizzat 
padişah tarafından kendilerine hikâye kitapları okunmak suretiyle 
eğlendiriliyorlar. 

Bütün bu nakle çalıştığım ve daha nice hâtıralarım büyük bir vecd 
içinde dinledikten ve hafızama silinmez bir şeküde nakşettikten sonra 
bir gün üstadıma: 

"- Efendim, bütün o âlemleri, hâtıralan sizinle birlikte yaşadım ve 
siUnmemek üzere kalbimin en derin yerine sakladım. Ancak biz de fâni- 
yiz; hafızamız şimdiki kuvvetini kaybedebilir, sizin şiir kabiliyetiniz 
yücedir, ne olur, bu çok nühim halleri n azmediniz." dedim. İşte böyle bir 
yalvarış ve yakanşm sonunda, 1947 yümdan sonraki sohbet devresin- 
de, kendUerinin de kalem devri başlamış oldu. Divan edebiyaü tarzmda 
nazm kabiliyetinin mahsûlü olan: 

1- Divan-ı Hadîkat-ül Meânî, 

2- Mevlid-i Nebiy Aleyhisselâm, 

3- Nakşi-Hâlidî tariki, Adâb Risalesi, 

4- Tezekkür-ül Mevt ve Rabıta Risalesi, eserleri meydana geliyor. 
Bunlardan sadece {Tezekkür-ül Mevt ve rabıta Risalesi) hem Os- 

manhca ve hem de bu günkü yazı ile bastırılmıştır. 

Yetmlşbeş yaşlarmda İken üstadımm sıhhaü bozulmuş ve günbe- 
gün mukadder âkibetin endişesi üe. bizleri kederli etmeye başlamıştı. 
İstanbul'da idim. Yazdagım mektupta her kelimesi kalbimi sızlatarak: 



IX 

- "Efendim, bu kabiliyetsiz oğlunuz, nazm hünerinden mahrum, 
Arapça ve Farsçaya da vukufumuz yok, (Manzum Sllsüe) de, sizi nasıl 
beyân edeceğiz?" deyişimize verdikleri cevapta: 

- "Oğlum, bu gibi hallerde usûl, sonradan tescildir. Zamanı gelince 
bu mektubümtızu Hilmi Bey kardeşimize götürürsün. Selâmlarımı da 
söylersiniz. O Arapçaya da Farsçaya da vâkıftır. İsteğinizi o yerine geti- 
rir." buyurmuşlardı. Üstadımın vefatından sonra, hatıra mektubu ve 
emanet selamlarım Kimya Yük. Müh. Em. Alb, Hüseyin Hümi Işık haz- 
retlerine götürdük. Bu aziz dostumuz düegimizi, bir kaç gün içinde lüt- 
fettiler. (Manzum Silsile) nin sonundaki, efendimi vasfeden, İki mısra 
O'mundur. 

Üstadım cidden "muhibbi âli âbâ" idi. Bu vasfıyle her zaman fahr 
ederdi. Şeriat-ı Ahmediyeye, Ehl-i sünnet akidesine en derin mâna ile 
vâkıf ve sâdık, Nakşi tarikatınm son devir kûmmelin ricalinden, (Ledûn) 
ilmine aşina, has sohbet üyesi, keşif ve keramet gibi üstün vasıflara er- 
miş bir âli zât ve muhibbi âli âbâ idi. 

Kendilerini son ziyaretimde, 20/ Tem./ 1965 Salı günü, evinde be- 
ni imamete geçirerek, namazlarımızı cemaatle eda etmiştik. Yatsı na- 
mazından sonra: 

- "Efendim, ne olur sünnet namazlarım olsun oturarak eda eyleyl- 
niz." teklifime verdikleri cevap: 

- "Henüz dizlerimde derman var. Mevlâ'mdan haya ederim." buyu- 
rarak unutulmaz bir ders daha vermiş oldular. 

Veda ederek İstanbul'a hareket ettim, dört gün soma, geride üç erkek ve 
bir kız evlât bırakarak, baba yadlgan evinde 24/Tem,/ 1965 Cumartesi 
günü rûhlannı Hakk'a teslim ediyorlar. 

25/Tem./ 1965 Pazar günü ikindi namazım müteakip. Bursa Ulu 
Camii musallasmda cenaze namazı kılınmış ve yetmiş dokuz yaşmda 
olarak. Emir Sultan Kabristanında aziz vücudu toprağa konul- 
muştur. 

Aziz rûhlan şâd ve feyizleri üzerimizden eksilmesin. . Amin..." 



KULLİYAT-I 
ŞEMSÎ 



MÜNÂCAT 
(1) 

Bî-hudûd hamd ü sena olsun o Rabbü'l-âleme 
İsm-i Rahmânirrahîm'le etti tebşir Âdem'e 

Sâhib-î mutlak ve hâkim oldu yevmü'd-dîne ol 
Hem zihî sâni' ki abd-î mülteci buldu kabul 

Safha-î İdrâki eyler zikr ile hep müstakim 
Ol sebîl kim dâr-ı meVâ üzre olmuştur naîm 

"Gayr-i magdûb" eyle yâ Rab ravza-î dil şâd ola 
Kılma " dâllîn" yâ Rahîm ol günde kim mîâd ola 



(Fâilâtün - fâllâtün - fâüâtün - fâilün) 



HAK kitap 
(2) 

Gel Elif, Lâm, Mim oku haktır Kltâb, 
Çün ne şek vardır ne reyb, budur meâb. 

Müttekîye ol hidâyet va'd eder, 
Gaybe îman, hem salât üzre hitâb. 

Çün rızık verdi sana Hakk lûtf üe, 
Gayre infâk eyle sen de al sevâb. 



Biz ki, îman eyledik " mâ enzele". 
Evvelinle bizlere geldi cevâb. 



Cümlemiz onlar gibi ettik kabul, 
Inkıyâd ettik velî bî-ictinâb. 

Hem hüdâdır hem atadır ol ziya, 
Müfllhûnden ref olunmuş hep nikâb. 

Yâ ilâhî sen kelâmın zahir et. 
Ver hidâyet Şemsî'ye etme azâb. 

( Fâilâtün- fâilâtün- fâilün) 



BAHR-Î SIFAT 
(3) 

İlâhî, zât-ı pinhânm nihâmndan semâ peyda, 
Temevvüc eyleyib bahrin eder hep âşinâ peyda. 

Ayan ehline esrânn sifattan eyledin izhâr. 
Dedin bir kerre "ol" oldu yok İken mâsivâ peyda. 

Çıkardm zevk-i vuslatla yola bir çok ganî rehber, 
Şuâ^ile ona yetmez ki hurşîd asfiyâ peyda. 

Şereflendi cihan çün kim olup mir'ât-ı vechinden, 
Kemâl-î hikmetin izhâr eden bin mehlikâ peyda. 



Tegâfül eyledi insan senin lûtf-i azîminden. 
Yine etü şarâb-î aşk gönüllerde deva peyda. 



Bıhâr-1 san'atm mevcî olan Şemsî'yl âcizde, 
Demâ-dem tâb alıp ondan ede güftâr safa peyda. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün) 



MUNTEHÂ-I SULUK ve AHVÂL-İ SEYAHATTAN 

BEYÂN-I MUHTASARA 

(4) 

Seyehat emrini aldım tark-ı sugrâsım gördüm. 
Tamâm etmek içün seyri bîşart ibrâsım gördüm. 

Duâ oldu o sofrada bülend kudret şehâ döndüm, 
Zamîr-î şevketin çok devre-î uhrâsmı gördüm. 

Zamanım şâb idi geçtim sülûk-î erbain üzre. 
Yola çıktım hulûsümle amn sahrâsım gördüm. 

Girip sahraya dehşetle olup çöl mevc-ı rîglstân, 
Serâb eyler temevvüc hem feza safrâsmı gördüm. 

Hazin olmuş zemin her yer sararmış hep bütün âfâk. 
Değildi mesken-i Âdem, güneş hârresini gördüm. 

O yollarda düşüp kalktım leb-i atşân u bi-tâkat. 
Refikim yok, rekîbim yok, rehin devrâsmı gördüm. 



İmaretten tamâm hâli o vadiden geçip pür şâkk. 
Hayat fecri sonem derken de nussârâsmı gördüm. 



Huda ihsânmı aldım o kudretle yola daldım, 

O nîkistân-ı müdhişten Kudüs dürrâsmı gördüm. 

Girip nûr-i hakikat şu'lesiyle arz-ı Ken'ân'e. 
Garik-i hâk olup geçmiş bütün dehrâsım gördüm. 

Revâk-ı meşhedin nurlar saçan sakf-ı berîninde. 
Nebiler merkezinde mün'akit şûrâsmı gördüm. 

Sükût-i vahdeti buldum resuller makberesinde, 
O mabette hakikat ehlinin kübrâsmı gördüm. 

Tefekkür eyleyib ahvâl-i mi'râcı gönül bir dem, 
Açüdı SahratuUah'tan giden îsrâsım gördüm. 

Yine ben durmadım aşkı delil etüm revân oldum. 
Tutup sahrâ-i Tih'den yol beşer hicrâsmı gördüm. 

Huda isterse kühistan bile düz yol olur aşka. 
Nice efkar bulup yolda meşâ seyrâsım gördüm. 

Geçer mi nardan insan ger mahabbet kudreti yoksa. 
Nice geçmiş Selim andan izin tugrâsmı gördüm. 

Sıcaktan kavrulup kumlar, cahîm olmuş bütün vadi. 
Ziyâ-î âh-ı dil ile geçip dârâsmı gördüm. 

Sevâhü seyrüe bir gün ufukta Cidd'e göründü. 
HÜâlin zül-i şâmmda hayât umrâsım gördüm. 

Çıkmca râh-ı feyyaza göründü serkûy-ı Ahmed. 
Zafer tacı gibi beytle safâ-hîrâsmı gördüm. 



Girip dâr-î gönülden ol hüvlyyet gaybına bizler. 
Çıkan feryâdlaıi arşa nice kurrâsını gördüm. 

Cemî-ul cemde olmuş sâdıkânm cümlesi hâzır. 
O pîrân-î kirâmm hep gönül ârâsmı gördüm. 

Şuhûdumda bütün hâlât-ı aşk nâle güzîndim ben. 
Hayâlimde HalÜ'm mesken-î meırâsım gördüm. 

Sokuldum âb-i Zemzem isr-1 pây-î cedd-i mahbûba. 
Nübüvvet suyunun ol an lâtif mecrâsmı gördüm. 

Nıhân-î âşinâlarla girip ol halvet-î kudse. 
Yazılmış hâne-î dostunda tebrîrâsmı gördüm. 

Duran zâir acep fâniyyetinden dâhi kurtulmuş, 
Cesetlenmiş nazarda bend-i mu'tarrâsmı gördüm. 

Gönül tair vücûd zâir durulmaz her menâzUde. 
Hemân ol hubb-i aslîmn gelen cerrâsım gördüm. 

Mukaddes yollara düştüm, olup ol zevk ile sermest. 
Aman yâ Rab. mübarek Kubbe-î hadrâsım gördüm.' 

Düşüp bâb-î şerifinde beyâna yok tahammül hiç. 
Maiyette idi eshâb dahî Zehrâ'sım gördüm. 

Türabı cân verir emvâta ben rü'yet Üe lâldlm. 
Ne rü'yet kim bitip anda tenim sugrâsmı gördüm. 

Tecellî etmede her zerreye Allah sıfatından. 
Bilâ-keyf anda ben nür âlemin pîrâsmı gönlüm. 



Ne oldum ben acep vermiş iken câmm o cânâna. 
Ezel emrin zuhuriyle gelen büşrâsmı gördüm. 

O anda gördüğüm aynen nasıl fehm eyleye İnsan, 
Beşerde nesl-i Âdem nüsha-î kübrâsmı gördüm. 

Sadâsız akseder her safhada yüzbln tecellîyât, 
O hurşîd-î muarrânın ne dil-ârâsmı gördüm. 

Yeter Şemsî kalem yazmaz bu cezbe vasfîdir ancak, 
ilâhî nûrlarm beyzâsmı hamrâsmı gördüm. 

Tahattürle yine serden nesîm-i pür-cünûn esti, 
O hâlâta rübâî söyledim amma sesim pestdi. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâüün - mefâîlün) 



İLTİCA -î NAT-IRESÛL 
(5) 

Serîr-î pâklne geldim ayânem yâ Resûlallah, 
Edip sahraları menzil ferahnaki idim vallah. 
Gül-î ruhsânnı arzu edince yol verip Allah, 
Uçup geldim bula ihsan bu câmm yâ Resûlallah. 



Garîb-î müptelâjnm ben refîk-î hemdemim nerde? 
Düşüp kalka sana geldim arayıp bir şifâ derde. 
Dalâlet içre bırakma edip me'yus beni yerde, 
Esîr-î derd-i gerdun nâtüvâmm yâ Resûlallah. 



Gelip hâk-î kerîminde yüzüm sürdüm yüzüm pâk et, 
Reh-î aşkmda mecnûnum diler kaldır diler hâk et. 
Visalinden cüda olmak ne müşkildir ferahnak et. 
Perîşâmm, yeter eskimde kamm yâ Resi^lallah. 

Sahavetten berû dîdârma âşık olup geldim. 
Mahabbetle yola çıkmışlara lâhik olup geldim 
Çerâg-î dü şuâgîle seni nâtık olup geldim, 
Verip el şem-i cânâ bî-hirâmım yâ Resûlallah. 

Tecellîgâh-ı feyzinde düi nûr et İnayet kıl. 
Cemâlinle şeb-î hicranımı dür et himâyet kıl. 
Temâşâ-yî cemâl azmiyle geldim sen adalet kıl. 
Sürüre eyleyip tebdü figâmm yâ Resûlallah. 

Günâhım çok yüzüm yoktur nigâh etsem reva olmaz. 
Heman hâk-î Âdeminde demim aksa heba olmaz. 
Türabından şifâ buldum daha ahsen deva olmaz. 
İşin âh itme Şemsî'nin müdâmım yâ Resûlallah. 

( Mefâılün - mefâüün - mefâılün - mefâîlün) 



EY GÖNÜL 

(Tevazu bâbmda) 

(6) 

Ey gönül gel hâke düş, kendi gubârımdan sakm, 
Terk-i cevr et âb-ı çeşm-î bî-karânmdan sakın. 



Ol kemâl-î hajo-et içre anda yoktur hükm-i nâm, 
Râh-ı aşka mebde-î yol hem-civârımdan sakm. 

Fitnes^i basmak için dîdem verir seylâbı hep, 
Menba-î seylâb-î hikmet eşk-i bârımdan sakm. 

Maden-î lûtf-î mürüvvet olmada hep nûr-ı Hakk, 
Gelme şeytan nezdime sen nûr-i nânmdan sakm. 

Hayl-i şâh-î sâhib-î mülkem silâhım yoksa da, 
Sadnma hannâs gelirse hışm-ı bârımdan sakın. 

Gerçi ser-menzilde sakin hücrede pûr-ta'neylm. 
Geçme sertçe çiğneyip de gül-izânmdan sakm.- 

Gir o bustâna tevâzu'la bulursun İnşirah, 

Aç gözün hoyrat girilmez anda harımdan sakın. 

Hep geçen gün bir hayâtın aslıdır görmez misin ? 
Seyr-i gülzâr eyle amma inkisarımdan sakın. 

Sen Âdemle varlığa berzah nedir duydun mu hiç ? 
Perde perde yükseliştir çık da barandan sakm. 

Ehl-i derdin eylemiş rûşen dehir sohbetlerin. 
Anma Şemsî tâlib-î devrâna dânmdan sakın. 



{ Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



10 



ÜMM-ÜL KlTAB (Irşâd) 
(7) 

İşit Ümm-ül kltâb hükmün bütün ebnâ-yi insana, 
Şerîatle hakikattir duhûl et lübb-i Kur'ân'a 

Tenâhî lâ-tenâhî'de kitabuUah muhakkaktır. 
Geçer zan eyleme bunsuz, düşersin sonra hüsrana. 

Hisâr-î hükm-i Kur'ân'ın dışı nefs-î hevâdır bil. 
Nezâret olmadan şer'î, hakikat sanma rü'yâna. 

Tarikat ma'rifet ancak hudûd-î şer' ile kaaim. 
Bulup râhı gider dilden hicabı var hurûşâna. 

Yürü sonra o yollardan mücellâ eyleyüb kalbin. 
Geçip menzilleri bir bir erersin feyz-i Rahmân'a. 

Olup zâkir bi-lsmiUâh Huda olsun fuâdmda, 
İçüp aşkm şarâbından girersin seyr ü seyrâna. 

Şerîatle vusul vardır velâkin sa'b olur yollar, 
Relîkslz kat'ı müşküldür uyarsın belki şeytâna. 

Edâ et emrini Hakk'm bırakma en küçük şüphe. 
Dahî asnnlma adlinden hicâbdır dîn ü dünyâna. 

Bütün emr-î nevâfilde edip ikdam azimetle, 
Hisâb-î yevm-i ef âlin edip her gün hasîbâna. 

Yıkıp tevhîd ile zemmi kerahet nez'edip dilden. 
Gire gör hulk-i ahsenle bulup yol kalb-1 İnşâna. 



11 



Tecellîgâh-ı Mevlâ'dır okursun levh-i kudretten. 
Ne tatlı bir tegannî var kulak ver uy da hayrana. 

Meserret bul huzurda bin çeşit gamdan olup bîdâr, 
Du5aıp esrâr-ı ibdâ'ı cila ver nûr-i îmâna. 

Hakikat seyri istersen hicâb-î zulmeti kaldır. 
Gönül mülkünde iskân et yıkıp fer'i muhibbâna. 

Atıl Şemsî o ummana velâkin onla inşân ol. 
Sıkı tut dâmen-î şer'î katıl sejrân eden cana. 

( Mefâîlûn - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün) 



HİKMET 
(8) 

Meşiyyet cilvegâhmda felek arşdan revân eyler. 
Ne kudrettir o kudret kim fezayı pür-cihân eyler. 

O bülbüldür ki hayrandır gülistâmn bahânndan, 
Temâşâ eyleyip güller lisâniyle beyân eyler. 

Tebâyi' ser-bülendinde gönindü ravnak-î hikmet, 
Mûhe3?3râ eylemiş esbâb mühît-î şâyegân eyler. 

Halelden hıfz içün Nûr-î Mahammed Mustafâ'yı hem, 
Halil'e âtaşi âmn içün bir gülsitan eyler. 

Rlsâlet rütbesi alıp kanndaş üstüne Yûsuf, 

Olup sultan çıkar amma peşin zindan mekân eyler. 



12 



13 



Kimin fakr-î zaruretle birer köhne eder übâs, 
Kimin hâlile eyler teselli mihribân eyler. 

Kimin akl-î selimine verip İdrâk eder a'lâ, 
Amâ-yî kalb ile ba'zm işin her an gümân eyler. 

Kimi insan bütün zevkler Üe imrâr eder vaktin. 
Kimin âzâde-î siklet edip de kâmûrân eyler. 



Ezel ahdin unuttuk biz kapandı yevm ü sâl ondan. 
Kimi tevhid ü irfanda kimi hayran gümân eyler. 

Uyan Şemsi hayâlinden hakikat âleme bir bak. 
Nedir bu gaflet-i isyan demesen de zemân eyler. 

( Mefâilün - mefâflün - mefâilün - mefâilünj 



Esefhânî mübâlât eyleyip ba'zm sefahatle. 
Sönüp hurşîd-i rahşânı sözün âhır zaman eyler. 

Her an şe'n Üe devreyler feleklerde kamu ekvân. 
Benim vanm deyu inşân eser afzû beyân Qrler. 

Biri yek diğere bend pâye-î tedbir amn çün yok, 
Sıgm Allah'a nefsinden seni şej^âna hân eyler. 

Eder lutf eyleyip a'lâ, diler kahr eyleyup tfnâ. 
Seni bu şûrezâr içre bu yolda İmtihan eyler. 

Nice akvam gelip geçti cihan doldu boşaldı hep. 
Birer cilve olup bunlar bize ibret lyân eyler. 

Zaman oldu koca şarkda hüner lem'ân İdi bir gün. 
Cehil zulmet o kıt'ayı bu gün böyle vîrân eyler. 

Gelip evc-î muallâ-yî sanayide ilerleyip. 
Küfür âlüde bir garbi ona kaaim-makâm eyler. 

Eğer tedmîre gelmişse amn da vakt-i merhûnu, 
O ma'mûrun koca bir harb türabın seyl ü kan eyler. 



BAYAZÎD-Î BESTAMÎ ve MECZUBUN İRŞADI 

(9) 

Gel kulak ver bir hlkâyet eyleylm yekta sana. 
Dinle meczubdan ne hikmet söyletir Mevlâ ana. 

Girdi bir gün dâr-ı Mecnûn'dan İçerû Bâyazîd, 
Der tabîbâ bir deva ister günahım, ver bana. 

Menşe-î hikmet kelâmdan bihaber anda tabîb. 
Ermedi aklı bu işde vermedi kalbe ziya. 

Gözü kanlar ağlayan Mecnûn cevâb eyler o dem. 
Ben ki bir mecnûn sıfatım bir deva diyem sana. 

itme vahşetle nazar kim ben enîsinim senin. 
Dinle şimdi sanma sıhhatten akıldan bir cüda. 

Tevbe kökü ile istiğfar varakların yolup, 

Koy gönül havâmna tevhîdle döv tokmak da "lâ". 



14 



15 



Hem geçir insaf elekten ânı bir bir eyle sâf, 
Kalmaya hiç dâne-I fitne gele levne cila. 

Al mahabbet balmı durma karıştır pek güzel. 
Kepçesi kaaf-ı kanâattir sakm aldanma hâ.. 

Ateş-ı aşka verip bekle gelir bir gün kıvam, 
Gice gündüz her vakitte al am bâ-iştihâ. 

Terk edip hem de libâs-ı ta'neyi bir yol bulup, 
Siklet-î cûrme bulursun ol zaman Ücsîr. ştfâ. 

Eylesin cümle izâfâtin sükût gel vahdete. 
İşbu târifîmledir Ihj^-î cümle asflyâ. 

Ben gibi Mecnûn sıfat bir âşık-ı Hakk ola gör, . 
Ruşen eyle ol çerâg-î intikali bul safa. 

Varsa arzun derd-i vuslat çekmeğe gir dârtme, 
Vezn edip idrâk-I akim nlsbeti gör bul behâ. 

Akl Üe kâbll midir tefhîm-i ahvâl-î cünûn? 
Şu'lesl sönmüş şuurun büme kendin ezkfyâ. 

Feyz-1 abdfyyetle tercih mi eder ehl-î dile. 
Böyle idhâl olunur hâss-ul-hareme budala. 

Ehl-i Hakk'm dîdesinde İş bu âlem mûn'adim. 
Haneler, kâşaneler mülk-î cünûn dâr-üş-şifâ. 

Ger beyân etsem sana rüsvâybgım asan değil. 
Gizlidir bu her sebilin sımna ermez dehâ. 



Çün tabıb-î aşka izhâr eyledin derdin bu gün, 
Sayha-i zlkr ile buldu derd-i aşka dil deva. 

Zât-ı Mevlâ'yı bilirdi kendi nefsin anlayan, 
Perde-î aklı çeküp de nûn-ı aym açsana. 

Hüzn ile dikkat edip de görmeliydin vaz'ımı. 
Gizli bir dil ehlidir kim hükmeder her an bana. 

Ol sipihrin rehber-î hurşîdini bul Şemsiyâ, 
Seyr-i Hakk'dan ders alıp da aşka eyle iktidâ. 

{ Fâilâtün - fâilâtürf - fâilâtün - fâilün) 



BAHR-I SIFAT 
(10) 

Ey esîr-i nefs olan meçhule verdin iltifat, 
Reybiyâtm kıldı tagşîş fikrin oldu bî sebat. 

Sımm hal it muhitin hem muhatın azmlle, 
Bil ki zerrâtda tahavvul verdi ecsâma hayât. 

Fail isen cebr olunmaz hükm-ı Yezdan şöyle bil. 
Yâ ki mecbur kıldı zâtın hayret oldu beyyinât. 

Bahr-i esmaya düşüp girdi sıfata cümle halk, . 
Çün kıdem var her sıfatta hadis olmaz "Ism-i Zât", 

Ol Kadûn-û Lâyezâl bahrinde seyr eyler beşer, 
Şe.n ile îcâd eder onunla kaaim kâinat. 



Kesb edip ol bahr içinde veçheni sen ta'yln et. 
Hallini bil cebrü kadrin okna dâll-î münkirât. 



16 



17 



Izdırâbm terk edip gir bahr-i aşka Şemsiyâ, 
Bâb-ı feyz-î rahmeti bulmak dile, budur necat. 



Bir hadîka oldu âlem cümle ezhâr muhtelif, 
Zâbıt-ı erkân-ı fıtrat kıldı ref-î mu'sirât. 



( Fâilâtûn - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



Bir vedîa kıldı kalbler kaabil-i feyz oldular, 
Mihrekin esbabını bil fehm olunur harekât. 

Bî-nihâye sâha-î kudrette câri olmuşuz, 

Fehm ü idraktir vazifen kisb-i Âdem mümkinât. 

Kudretin ezdâd ile hiç olmasın maglûb-i tâb, 
Pertev-î nûr-î Huda'dır çün bu seyr-î ârizât. 

Eylemiş Allah hidâyet zâlim û fâsıklara. 
Mebde i her halde mutlak İktihâm-î vâcibât. 

Görmedin mi berk urur her an şuûn -î sermedi, 
Ayn-ı irfanla nazar et ger olursa varidat. 

Kim ki noksana düşer bü kim anm elkân dâll, 
Rü'yet-ı fâsidle olmaz derk-i ahvâl-î sıfat. 

Perdeyi sil gözlerinden ahseni seyreyle gel. 
Kim sana şekvayı izhâr etdiren hep câhilât. 

Gayeti yok hem hududu ol meâdm mebdein. 

Var demek hep ol demekür çün muhatın şeş cihât. 

Ol ki hadistir taalluk eylemiş esma ana, 
Zü'1-hayât yâ kim cemâdât hep o kudrettir hayât. 



MERSÎYE 
(11) 

Hubb-i Ahmed mazhandır yevm-i matem müslûmânm, 
Var ise sıdkm Resûl'e matemin tut mihribâmn. 

Zûlmet-î hicretde n'oldu şeb-çerâg-ı Âl'i yâd et. 
Yaralar aç sineni sadpâre et çıksın figânm. 

Sanma kim bir vak'a-î adîyedir ol âfet-i eyyam, 
Bî-fütûr hep zîr-i hâke döktü kamn dûrfeşâmn. 

Düştü attan kurrat-ûl ayn-î ResûluUah yere. 
Allah Allah eylediler ehl-i beytin Mustafâ'mn, 

Darp urup mel'un cihanda en büyük peygambere. 
Tarumar etti o zâlim kıblegâhm âşıkâmn. 

Sâkıyân-ı kevser iken gitti evlâdile atsan, 

Dâg urup her lahza pürhun eyledi hem hanedanın. 

Ravza-î şâh-î Hüseynin muktedâsı ehl-i derttir. 
Der melâl-î nâle-i mazmûn-ı âh-ı câvidâmn. 

N'ola hâl-î rûz-i mahşer dest-1 Haydar' da Yezîd'in, 
Teng ü dehşet kükreyen pâjtode ol sâhib-kırânm. 



Gaşyolur bücümle âdem mahşer-î hüsranına. 
Pür Siyah menzilde gör Şemsî amn hâl-î yamanm. 

( Fâilâtün- fâilâtün- fâilâtün- fâüâtün) 



18 



19 



LEYLE-I RAGÂİB 
(12) 

Muktedâ-yî ı'tüâ mahmûl-i aşk-î Mustafa ol sen. 
Yevm-i hurşîd-ı Regâib'de sabâ-î pürsafâ ol sen. 
Bâde-î subh-î Regâib'le jakan istifa ol sen. 
Gussâ-i dehri bıraktım sâlik-î mezhep hafâ ol sen. 

Ahter-î âlem gibi yandıkta misbâh-î Regâib. 
Hâk-i fetrette ziya verdi o hâl-î pür merâtip. 
Necm-i Ahmed kim tulü etti açıldı cümle gâlb. 
Başka âlem. başka anda bu dem bir tâifâ ol sin. 

Devr-i her sâl-î hüdâdır al şarâb-i feyz-i aşkdan. 
Çıktı bin ma'nâ müdellel ol hitâb-î feyz-i aşkdan 
Ders-i vahdet et kıraat gel kltâb-î feyz-i aşkdan. 
Nâzır-Î gülgûn-i ihya tâlib-î feyz-i şifâ ol sen. 

Bir hurûşâm- sima' ol hem salâtı söyle ezber. 
Çıktı her ferdden bu gün, âvâze-î "Allahu ekber". 
Girse bin reng-î cihâna savt-ı Hakk'dır hep beraber. 
Çün o Lâtûtî cihanda âşıkanla saf safa ol sen. 



Beyt-i dilden ref olup kesret hicabı olsa gûlgûn. 
Kat'olup eşkâl-î kesret gitse ajnıımdan fûsûn. 
Şâhid-i maksad nevâyi buldum oldum ben de menmûn, 
Sıdk-ı dille bir muhibb-î Çâryâr-î Mustafâ ol sen. 

Bahr-i enginler gibi cûş etmede bu dem seherler, 
Sohbet-î peygûle-î irfanda sâkî gibi erler. 
Sadrıma volkan dökülmüş dîdelerden pür serer ol, 
Bezm-i eshâb-î hünerde tâ ki mizân-î vefa ol sen. 

Bir mahal kim nazm-ı mazmunla okundu devr-i elhan, 
Resm-i îslâmdır seherde duyduğun ezkâr-i irfan. 
Ol makam ki kânı hoş lehçesi kurrâ-i Kur' an. 
Anda bir bâb-î gedâyım dağdağam yok bî-cefâ ol sen. 

Her ne kim nazm eyledim cânâ habîbe oldu â'lâ, 
Çün Regâib'le edip feth-î mübîni dilde Mevlâ. 
Olmadı bir şeb ki vâki şehriyâr-î ajm-i Leylâ, 
Şemsiyâ her an muhibb-î hânedân-î Mustafâ ol sen. 

{ Fâilâtün- fâilâtün- fâilâtün- fâilâtün) 



NASİHAT-I ŞEMSİ 
(13) 

Nerden gelip gideriz? 
Duydun mu biz ne deriz? 
îsm-i "Hû" zikrederiz, 
Allah dejap gideriz. 



Bir köprüden geçerte. 
Anda şerbet içeriz, 
Bir gün olur göçeriz, 
Allah deyip gideriz. 

Bulduk "Habib" yolunu. 
Tuttuk canan kolunu. 
Kovmaz elbet kulunu, 
Allah deyip gideriz. 

Aç dîdeni yâre gel. 
Yol bilmezsen ara gel. 
Dağı bırak dara gel, 
Allah deyip gideriz. 

Geldiğimiz Âdem'dir, 
Gafletimiz nedendir? 

Kazancımız bu demdir. 

Allah deyip gideriz. 

Ehl-i beyt'den al haber, 
Ebû Bekr üe Ömer, 
Dahi Osman u Haydar, 
Allah deyip gideriz. 

Fâtıma'dır anamız. 
Hasan. Hüseyn câmmız 
Cümlesi sultânımız, 
Allah deyip gideriz. 

Şemsî acep neyliyor? 
Hep nasihat söylüyor, 
Duâ talep qrliyor, 
Allah deyip gideriz. 



20 



21 



îtme nefse hiç tama, 
Hakk'ı dinle ver semâ. 
Ruhuna ver hep şuâ, 
Allah deyip gideriz. 

Akıtanlar gözyaşı. 
Doğruluktur her işi, 
Hakk'a dalmış bir kişi, 
Allah deyip gideriz. 

Gel kanaat ehli ol, 
"Lâ yufnâ" kenzini bul. 
Doğru yoldur işbu yol, 
Allah deyip gideriz. 

Kibr u tuğyan eyleme, 
Lütfe, küfrân eyleme, 
Hakk'a isyan eyleme, 
AQah deyip gideriz. 

Sehâ büyük ameldir. 
Dîne esas, temeldir. 
Velayete bedeldir, 
Allah deyip gideriz. 

Ateş meşreb bilemez. 
İblis nârdır dilemez. 
Nar da nura gelemez, 
Allah deyip gideriz. 

Gör Halil'in nurunu. 
Yaktı Nemrut nânnı. 
Ver sen dahi vanm, 
Allah dej^p gideriz. 



Gücendirme yânnı. 
Yakarsın öz câruru, 
Sabreyle al sânını, 
AUah deyip gideriz. 

Gitme şerrin başına. 
Şeytân geUr peşine. 
Karışma Hakk İşine, 
Allah deyip gideriz. 

Deme bir kez intikam, 
Hakk'a eyle i'tisâm. 
Vekü eyle ves-selâm, 
Allah deyip gideriz. 

Bakma âlem işine. 
Düşme insan peşine. 
Verme siklet basma, 
Allah deyip gideriz. 

Vediadır hep malm, 
Çocuklann, iyâlin. 
Hoş görünsün misâlin, 
Allah deyip gideriz. 

Tîyb olmalı yemeğin. 
Müsmir olur emeğin. 
Biz gelmeyiz demeyin, 
Allah deyip gideriz. 

Hazır varken araba, 
Bunda kalma gurabâ. 
Al sırtma bir abâ. 
Allah deyip gideriz. 



22 



23 



Zâten ne var gidecek? 
Tûl-i emel bitecek, 
Ahbâb seni itecek, 
Allah deyip gideriz. 

Taşlar konur basma. 
Kimse bakmaz kasma. 
Bul bir yoldaş, âşinâ. 
Allah deyip gideriz. 

Kalan var mı cihanda? 
Gider gedâ sultan da 
Dünya ile revanda, 
Allah des^ip gideriz. 

Aşkdır câm beyİQren, 
Hakk sözünü sesleyen. 
Âdemleri dersleyen, 
Allah de5^p gideriz. 

Cürmümle ben giderim. 
Şemsî çoktur kederim, 
Geldi sâil bak derim, 
Allah dejdp gideriz. 



TAHMÎS-1 GAZEL-1 ES'AD 
(14) 

Bu üftâden demâdem vasl-ı feyz-î kibriyâ ister. 
Bulunmaz câbecâ yollar amn çün asfiyâ ister. 
Gelip mâmure-î kurbe, makam-î elkiya ister. 



25 



"Gönül nûr-î cemâlinden habîbim bir ziya ister. 
Gözüm hâk-î rehinden ey tabibim tûtiyâ İster." 

Muhibb-î mutlakım cânâ çıkan her demde âhımdır. 
Alâmet sadr-ı derdimden giden dûd-î siyâhımdır. 
Tabîbâ kılmışım teşhis gözüm seylâb-ı rahimdir, 
"Safâ-yî sineme zulmet veren jeng-î günâhımdır. 
Âmân ey kân-i ihsan zulmet-î kalbim cila ister." 



24 



Zemîn ü asuman bekler şeref bulmak visalinle. 
Tesellidir gönül her an senin nûr-î hayâliıüe. 
Peyâm-î hüsn-i hâl almış kulun Şemsî cemâlinle, 
"Nolâ bir kerre şâd olsun cemâl-î bâ kemâUnle. 
Ki kemter bendeniz Es'ad sana olmak feda ister." 

( Mefâîlün - mefâüün - mefâîlün - mefâîlün ) 



Nazar olmazsa, aczimden olur hâl-î dilim berbâd. 
Bulup bir yol çıkar arşa benim ahım ile feryâd. 
Ümidim rahmetindir kim hârâbatım ola bünyâd. 
"Ne âb-î dîdeden rahat, ne âh-î sineden imdâd. 
Benim bâr-î günâhım lûtf-1 şâh-î enbiyâ İster." 

Olup Mecnûn gibi pürhûn şuurum kalmadı serde, 
İrişmezse yed-î beyzâ harabım kaldığım yerde. 
Makâm-ı iltica sensin bulursun bin deva derde, 
'Yetiş imdada ey Şâh-î risâlet rûz-1 mahşerde. 
Ki derd-î bî devâ-yî mâ'siyet senden şifâ İster." 

Beni ol bezm-i hâssmdan haberdâr et edip himmet. 
Ki maglûb eyleyüb ol hâlet-î aşka verib ismet. 
Bırakma âcizi böyle melal içinde pür hayret, 
"Sanldım dâmen-î ihsâmna ey Şâlî-î ümmet. 
Dahîlek yâ Muhammed hasta canım bir deva ister." 

Gammla kûşe-î mihnetde ben mihmân idim sensiz, 
Sabî dersin okur bir tâlib-î İrfan idim sensiz. 
Dönüp sahrâ-yı aşkmda hemân hayran idim sensiz. 
"Gül-î ruhsânna meftun olanlar şüphesiz sensiz. 
Ne mülk û mâl ü cân ister ne de zevk û sefa ister." 



MÎ'RÂC-I NEBİ 
(15) 

Gel berû âşık açıldı hep semâvât bu gece, 
Ayn-ı uşşâka göründü nîce dârât bu gece. 

Nûr İle doldu feza âlemde zulmet kalmadı, 
Emr-i Hakkla kalktı perde nuh mûrâât bu gece. 

Sâcide meşhûd olup mescûd o anda bâ-kemâl, 
Safha-î dil oldu kûşşâd ayn-i âyât bugeoe. 

Ruşen etdi rehgüzâr-î âşıkâm vuslata, 

Çünkl Mi*râc-î Resûl'dür doldu cennât bu gece. 

Buldu mahbûb yârine, çün rehgüzâr-î hubb Üe. 
"Nûr-ı Hakk" hurşid-i rahşân ile bizzat bu gece. 

Doldurup peymâne-î neş'e küşâd etti yolu. 
Ahter-î ikbâline çün kalktı râyât bu gece. 

Mülk-i hüsnün şem'ine yandı verâlar kalmadı, 
Ahsen-î takvimle ecsâd-î kemâlât bu gece. 



26 



27 



Çınlayıp tevhîd ile arz û semâ baştan başa. 
Geldiler tehlîle her âlemde zerrât bu gece. 

Müjde-î teşrifine âlemde insanlar içün, 
Bâg-ı hilkatde kuruldu hep müsavat bu gece. 

Söndü bâtıl âteşi çün yandı Mi'râc kandili, 
Devr-i çarhm kıymetinden al mükâfat bu gece. 

Sânı-î perverdigâr açtı şifâ ebvâbmı. 
Rahmeti sebkat edip geçti celâlât bu gece. 

Anladım güftânm etdim kanaat avf içün. 
Rahmeti ihsan eder saat be saat bu gece. 

Aşk-ı bülbül veş hisâl ehli olur her bir ibâd, 
Çünki Mi'râc-ı feyz ü necat bu gece. 

Câvidânî bir makaam kim her kese olmaz nasiîb, 
KuUanna oldu mev'ûd eyle isbât bu gece. 

Ne acep vasim demidir hedr olur gafillere. 
Bin tecellî aks eder her kalb-i mir'ât bu gece. 

Lî-meallahdır makâm-ı vahdete yoktur zeban. 
Dehşetinden inhilâl eyler irâdât bu gece. 

Gel açup da perr ü bâli Şemsî mi'râc edelim, 
Ümmete mi'râc salâtmış doldu saffât bu gice. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



RUBAİ 
(16) 

Ey olan derd-î derûnumla benim nâlegüzîn. 
Sanma sakm gizli yollarda benim hâlim hazîn. 
Vermişim uzleüe kendim kendime hanemde zîn. 
Yok sıfât-î aynımızda münhedim hâl-i rûzîn. 

'm'n edip bilmez demiş bümez anı meçhul zeban. 
Nakz olur mu râh-ı irfan eylese câhil gümân. 
Her çerâğ-î berka hayret eylemez aklı olan. 
Söyleyen söyler sözün sen tut kemâl ehli izin. 

Açma fitne, bilme düşman, bümeyen insanlan, 
Tlğ-i çarh almış elinden şerbet-î dermanlan. 
Kendi fi'lidir bilen her yaptıgm hayratları, 
Âdemiyyetten hemân Iskât içün aldım izin. 

Duymadım her kim ne derse, çekmedim asla elem, 
Medh-i ahbâb beklemezdim zemm-i düşmandan ne gam. 
Fârig-î alâyişim birdir bana medh İle zem. 
Ger kelâmı hayl olursa fail içün ne hazîn. 

Gülsitâm terk edip hârâya kim mâü olur. 
Nûr-i hurşîdden zalâm-î leyle mi dâhil olur. 
Duymayan câhü sözün her rahata nail olur. 
Zu'm-1 hâmüe beşer tutsa büe dünyâ yüzün. 

Hem acep olsa ne var şâh-ı celili âlemin, 
llm Üe çıksa dahi hep fevkına her âdemin. 
Zihni idrak etmeUydi varlıgm bir elzemin. 
Ruhuna iıfan mı yazılmış giren etsin vezin. 



29 



28 



Hubb-i dünyâdan anınçün hep kerahet eylerim. 
Böylece azadelik vasfında âdet eylerim. 
Hangi ummana dalıp da ben feragat eylerim. 
İsmidir "Bahr-î sıfat" ol sahili yok denizin. 

Fâide var mı acep memnun olunsa bir zaman, 
Bu cihân-î bî sebâtm lâ beka izzi ayan. 
Hem sipihrin devletinde cümlemiz mihmân heman, 
Şemsiyâ dergâh-ı mevlâya dönüp kaldır yüzün. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün) 



TERCÎ - BEND 
(17) 

Nûr-i Kur'ân açarak dîn râhımızı. 
Asuman aks eyledi dil râhımızı. 
Titreten tekbir ile cângâhımızı, 
îsm-i zâtıyla duyup Allahımızı. 
Buldu ol yüce ezan dilhâhımızı. 

Gasp olur mu şem-i hurşîd-î Uâhi, 
E^le bir teftiş ziyâ-î nûr-i mâhı. 
Böyledir bu hikmet-î âlem kemâhı. 
Âlim-ül esrardı ol emrin penâhı. 
Buldu ol yüce ezan dilhâhımızı. 

Bâg-ı cennetten gelen nûr-î hilâldir. 
Hem safâ-î tab'a mümkin zemihâldır. 
Yakdı kandil her minare bî-zevâldır. 
Korkma bu da'vet Resûl-i Zülcelâl'dır. 
Buldu ol yüce ezan dilhâhımızı. 



Matla'mdan nurla doldu ramazan, 
Bahr-i hikmet mevc urup doldu cihan. 
Da'vet etti ahsen-î savt ile Rıdvan, 
Mest olup bir dem işittik savt-ı cânân. 
Buldu ol yüce ezan dilhâhımızı. 

Câm-i destinde tutup da dinle hürrem, 
Dem-i halvethâne-i aşk al da bir dem. 
Nûş edip iftârma bir ayn-ı zemzem, 
Zahm-i kalbe eyle anı şimdi merhem. 
Buldu ol yüce ezan dilhâhımızı. 

Mevc urup deryâ-yı envâr-î îlâhî, 
Çün temessül etti vahdet cilvegâhı. 
Bahr-i ihsan nura gark etti bu mâhı. 
Hem emânet oldu âdemde vicâhî. 
Buldu ol yüce ezan dilhâhımızı. 

Cilve-î lutfugörüp de anla kahnn. 
Nura gark etmek için üftâde-zârm. 
Ol kûsûf-î canda istişkaakı devrin. 
Zevki rüh tecdididir bu safha seyrin. 
Buldu ol yüce ezan dilhâhımızı. 

Ehl-i temkin ol, tecellî eyler elbet. 
Kıldı derman ol tabîba verdi nusret. 
Vâkıf-î arz-î sena ol bunda hikmet. 
Korkma kopmaz böyle canlarda kıyamet. 
Buldu ol yüce ezan dilhâhımızı. 

A'zam-î eltâf-ı 'âli hikmetinden. 
Bir ışık hâlinde ayn-î rahmetinden. 
Yıkanıp nûr ile dâmen ismetinden. 



Şükrü İzhâr eyle Şemsî kısmetinden. 
Buldu ol jrüce ezan dllhâhımızı. 



30 



31 



Uyandı çeşm-i gaflet, zevk alır kalpler bu tekbirden, (1) 
Maıîz-î aşka can geldi devâ-yî feyz-efeâdan. 



( Fâüâtûn- fâüâtûn- fâllâtün) 



Uyan ol nefhalardan Şemsiyâ sen de nasibin al, 
Hitâb-î aşffyâ doldu Ulucâmi kebîrâdan. 



KEZA 
(18) 



( Mefâllün - mefâflün - mefâüün - mefâîlün) 



Yine doğdu hilâl-î savmımız burc-î muallâdan. 
Tulû'-l hüsn-i dlldânn kulübü eyledi şâdan. 

Gülistanlar gibi açdı minareler kanâdille. 
Anm aksiyle envân zuhur etti mûsemmâdan. 

O bülbüller gibi feryâd eden âşık müezzinler. 
Nida eyler İdi tevhîdile dert ehline "Lâ" dan. 

Bu cümblşgâh-ı feyyazdan niçin zevk almamış dâllin. 
Kapanmış levhâ-l gönlü güman bulmuş mezâyâdan. 

Ne rütbe feyz-1 mahsûs vardı her "Allahû ekber" de. 
Gönül pervaneler gibi arardı bâg-ı sahradan. 

Kitâb-î gülşeninden hem bu na'tı eyleyip inkâr. 
Gönül elhâm tağyir mi olur hiç emr-i vâlâdan. 

Semâ-î mû'minîn şimdi dolup savt-î müezzinden. 
Gelip lâhuta dâhü hep hltâb-ı "Udhulûhâ" 'dan. 



BİR DEVlR AÇILDI 
(19) 

yine bir devir açıldı pek yakında aşikâr eyler. 
Nice kılsm am insan, sanırsm rûzigâr eyler. 

Sipihri kıldı erkân-î neşât-î ayş iqin meydân. 
Verir her hastaya başka İlâç böyle şlâr eyler. 

Eğer mâmure-I ikbâl ararsan dinle âsân, 
Tekâlîb-î zamandır bu felek leyi û nehâr eyler. 

Egerçe bî-karâr oldun U3mp devrin kazâsma. 
Bulutlar sel olur ba'zen, geçince lâlezâr eyler. 

Tevehhüm etme dermandan tabibe aız edüp hâlin. 
Kulübü nlsbeten sâkln olanlar intizâr eyler. 

Esîr-ı derd olan ârlf mukârin olsa âsâra. 
Kılardı İltimas amma tevekkül ihtiyar eyler. 

1- Bu misra Uk metinde, 

"Uyandı çeşm-1 gaflet, dil olup bina bu tekbirden" şeklindeydi. . 



Kemâl-î inşirah gelsin deyü ister isen dehre. 
Tutun erbâb-ı Hakk'a çün o nisbet payidar eyler. 

Yine duyma ne derse kimseler asla elem çekme. 
Bu yolda tâm olan irfân-ı zemme iftihar eyler. 

Nihânhâne-i uzletten kanşma seyr-î esrara. 
Çıkan evc-î Süreyya'ya zuhura itibâr eyler. 

Müşâhid ol ki dâreynde hesâbm pek kolay olsun. 
Nesîm-î nevbahâr Şemsî afif serden güzâr eyler. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâılün) 



32 



33 



Âşinâ bilsin bizim mihrabımız görsün de bir, 
Terk-i âlem ile sâcid ol ki tâ'at böyledir. 

Secdegâh etmişti aşk ehli amn müırâbmı. 
Etmeden cümle melâik secde, pervâz böyledir. 

Terk-i gam etdi henüz bilmeden îsâ secdesin. 
Eyledik secde müdâm va'diyle mümtaz böyledir. {*) 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâüün) 



DÖNDÜ FELEK 
(20) 

Yandı, kavruldu feza döndü felek yaz böyledir. 
Başımız üzre gelen hurşîd-i enbâz böyledir. 

Sahile koştu beşer te'sîr-i hurşîdden kaçıp. 
Kurtulur sandı gazâbtan dâm-ı kurnaz böyledir. 

Tab'-ı gerdün reTet-î insaf ile devr etse de. 
Doldu müzic ortahk sivri sinek sâz böyledir. 

Çün mezâk-î aşk olan suzân olup şem'i yakar. 
Canla cism-î pertev-î hurşîdle perdâz böyledir. 

Zâhidâ gör nân yakıp şû'le verdi sinemiz, 
Berk-i âhtır âteşin bâzârmıız nâz böyledir. 



LEYLE-Î MEVLÛD-ÜN-NEBÎ (Aleyhisselâm) 
(21) 

Bugün mevlûd-i Ahmed'dir ahr peymâne âşıklar. 
Gelendir gevher-î evvel erer ol kâna âşıklar. 

Açıldı perde-î zulmet doğup çün Şems-i lâhûtî. 
Yanar ol pertev-î envâr gelir seyrâna âşıklar. 

O'dur dürler sedeflerde, O'dur cevher bütün yerde. 
Olup sayyâd-i ebhârî dalar ummana âşıklar. 

Bugün pervane olmuştur görünce şem'i mecma'da. 
Yanan kandîl-i aşkındır yanar pervane âşıklar. 

Şarâb-î aşk-ı mevlûdî içen mahmur olur birden, 
Nihânî gülşen-î îyşde gezer hayrâne âşıklar. 

* Hz. İsa A.S. in ruhu sonradan nefh olundu. "Elestü"de yoklu. 



34 



O sahbâ-yî elestî dest-1 kudretten alan hayran. 
İçip leylâ-1 mevlûde erer mestâne âşıklar. 

O leyl-i mes'ade ermiş temâşâ eylejâp vasim. 
Çıkarlar aradan anlar girip devrâna âşıklar. 

Kimin çûn bunca cümbişler neye yandı bu kandiller? 
Anıp esrârmı ba'zan gezer dîvâne âşıklar. 

O nur doğdu bu mihr-î âfitâb andan şeref buldu. 
Tutup zincîr-i zülfünden gider cânâna âşıklar. 

Diler bir anda hatm eyler serâser hikmetin dersin, 
Diler envâra gark eyler giden sultâna âşıklar. 

Diriltir mejrt olan canı hayât-î câvidânîden. 
Bulurlar çeşme-ı Hızrî gidip vîrâna âşıklar. 

Binâ-î dest-i kudrettir yıkılmaz bil ki ey Şemsî! 
Cihanda çâr aktardan bakar fermana âşıklar. 



35 



Fena bulmaz şu a5Ti-î resmile İnsan, 
Vücutsuz seyr eder ol can vekâd içre. (*) 

Vurûdun maksad-î a'lâ ola saV et, 
"Limen el-mûlk" hitâbm bil senâd içre. 

Hurûşân ol diyâr-î sıdka azm eyle, 
Rlyâ ile sakın durma murâd içre. 

Ahp ibret susuz ummanda saklan kim. 
Bulunmaz veche-1 vahdet sevâd içre. 

Meâl-î lubb-i Kur'ân olmadı i'lân. 
Onu bul sen ledûnden bir mûfâd içre. 

Huda bildirdi ancak râsihûn kalbe, 
Amn çün ilm-i mahfî ictihâd içre. 

Esîr-î nefs olur mu kâşif-î esrar. 
Bulup nakkaşı nefsinde ziyâd İçre. 



( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün) 



Olan bezm-î tecellîden serâser nâb. 
Bulur esrâr-ı âyâtı fuâd içre. 



FUADIN PÂK EDENLER 
(22) 

Fuâdm pâk edenler i'tikaad içre. 
Görür Hakk'ı mücellâ kalb-i şâd İçre. 

Olunca sırr-ı ekberde hûveydâ Hakk, 
Hakikat incilâ eyler midâd içre. 



Sehîl olmaz bu da'vâ hep selîm İster, 
Görünmez ayn-ı ağyara cihâd içre. 

Gelir ol mehlikâ bir gün ki âşıktır. 
Hayatı buldu mahbûbda vedâd içre. 



* Vezin icabı tenvinsiz yazıldı, 
aslen "vekkâd" idi ve doğrusu da odur. 



36 



Hazân olmaz o dil kim içti kevserden. 
Gider şer'in sebilinden sedâd içre. 

îlâhî hurşid-î ruhsânm göster. 
Gönül dursun çerâg-î i'timâd içre. 

Garîk-î zulmet-î isyan kulun âciz, 
Meded et Şemsî'ye yâ Rab ibâd içre. 

{ Mefâîlün-mefâîlün-mefâîlün) 



İlkbahar 

(23) 

Yine kıldı hayât ezhâra daVet âşık-î zân 
Neden yok geçtiğim yollarda zevkin bir herîdân. 

Sabâh-Î leyle düşmüş görmedin mi katre-î şebnem, 
O gülzâr kim anâ mihnetle dâhil her giriftarı. 

Neden dîvâne-î aşk hep arar dâr-uş-şifâ ondan. 
Girip zahmetlere bir çok bahânn hep talepkân. 

Bilip ahkâmını aşkın tahammül etmeli ancak. 
Safa tab'mla mı kursun sarayı dehre mi'mârı. 

Letâif seyriçün çık bir feza -5^ âleme ruhen. 
Görünmez mi hafi olsa dahi her yerde âsân? 

O güller kim açıp söndü o seller hep gelip geçti, 
Sehâb bunlar idi gördün gözünde var mı miktarı. 



37 



Revaç ver aşka bak seyre çıkıp bir gün diyarından. 
Bahar açmış olur her an zülâl ise olan câri. 

Yine mecra aramaksa makâmmda gidip bulsun. 
Meğer olsun nasîb bir gün o gül - ruhsâra dîdân. 

Şehâ halvet - sarây-i vahdete yoldur umulmaz yer. 
Kime ihsan eder Allah o canlar bildi ikrân. 

Tutulmuş hep dil-î mihnet bekaa yok genc-i fânide, 
Zihî şefkat-şiâr sandın seninçûn çarh-ı gaddân. 

Yine geldin bu akşam da bu dünyâya heves verdin. (1) 
Tutup hep yok yolun senkim unuttun sendeki varı. (2) 

Değilsin sen sana hâkim sana emr eyledi evvel. 
Uyan bir kez bulup kendin duyup evvelki iş'ârı. 

Vücûd-î bî misâlin "sen" sıfatıyla olup rûşen. 
Sabâ vaktm duyup ehl-î dilin oldun mu gamhâri. 

Zamâmn yok sana zulmü, senin zulmün sana kâfi, 
Tabîb-î ehl-i dil yok mu uyandırsın o bîmân. 

Felek midir ki mahkûmun ana verdin şikâyetler, 
Hayatta hüsn-i ahlâkla görünsün filin envârı. 

O sâhlb mülke dön Şemsî bekaa genci o merkezde, 
Çeragı yak ki esfelden olur a'lâya reftân. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün) 

1- Bu mısra ilk metinde şöyle idi: 

"Niye geldin karin-î şâm bu gerdûnc arûs oldum" 

2- Unutdun: fcrâmuş ilk metinde. 



HAYRAN OLAN GELSİN 
(24) 

Safâ-3â aşkile sekrân olup hayran olan gelsin. 
Musaffa eyleyüp kalbin demi pinhân olan gelsin. 

Siplhrin menzil-i hâke nazar etsin vefa var mı? 
Rumûz-î "Alleme'l esma" bilip insân olan gelsin. 

Leyâlde durmayıp eski işidlp savt-ı ilhamı. 
Görüp pervâne-î aşkı ana kurbân olan gelsin. 

Sebîl-î hüsn-i aşkında atıp bârl olup bînâ. 

Fena mülkünde ancak nefsine sultân olan gelsin. 

DÜi ism-î Muhit Içre. muhat olsun o deryada. 
Libâsı mahv edip anda heman uryân olan gelsin. 

O deryadır ki hâmuştur murassa şems eder aksin. 
Olup fermânma tâbi ana mlhmân olan gelsin. 

Duyup emr-î elesti hep lisân-î lubb-i Kur'ân'dan. 
O zevk û şevki duymakla "Azîmu'ş-şân" olan gelsin. 

Girip "lâ havf" hisarından "velâhüm yahzenûn" ile. 
O mektepten ahp dersi bana Lokman olan gelsin. 

Hitâb-ı daVetl duysun mahabbetler dlyârmdan. 
İçip ol bâde-î âşkı fem'-ı reyhan olan gelsin. 

Gönül mısnnda bul camı o meyden nûş edip cânâ. 
O sekrln zerresinde gark olup umman olan gelsin. 



38 



39 



KÜîd-î mahzen-î esrar açıldı âh-ı serd ile. 
Özün fehm eyleyüb de hâzır-î divân olan gelsin. 

Görüp dilden cemâl-î bâ-kemâl-î Ahmed'I bir an. 
Bulup Şemsî o mir'âtı "Aleyhâ fân" olan gelsin. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



GÖNÜL METÎN OLSUN 
(25) 

Nâ-mlzâc oldu beden, olsun gönül bârl metin. 
Diz çöken salhorde aslana hücum eyler cebîn. 

Çün samûm-î satvetin girmiş mizacım mülkine, 
"Fa'hrucu'l eşkâle fînâ yâ Ilâh-el âlemin". 

Ihtüâf-î hâdlsât cismi meğer tahrîb eder. 
Nazm-ı cisme vaz-I tertip eyledtn kânun emîn. 

Hatm-I destandır şürû et tazelensin hil'atım. 
Bendeki âsâr-ı kudret akd-ı hükmündür senin. 

Bârigâh-î heybetinde kemterîn hükmü n'ola? 
Cümleten erkân-ı fıtrat dest-I kudret mâ ü tın. 

Vâdi-î muhtarda serkeşlik edip geçmiş isem. 
Senden ister kâmmı bî imttyâz halvet-nlşîn. 

Kudretin mikdânna bir zerre arş-î müstevâ, 
Nakşımn hoş levhasından bir varak rûy-î zemin. 



40 



Neş'e-î aşkınla gerçi hastalık hissetmedim. 
Döndüler etrafıma te'sîr için hep nâzenîn. 

Milk-i dilde inhiraf olsa ne gamdır ey Rahîm, 
Dûd-i âh-ı Şemsî'nin ersin sana peştir hemîn. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



TARİH SANA MÎ YÂR OLUR 
(26) 

Mihverinde sayf-u sermâ durmadan tekrar olur, 
Şiddet-î efkâr geçer târih sana miyar olur. 

Pek çekin her duyduğundan kîl u kaale bakma hiç. 
Bilmeden dâhil olursun belki ol eşrâr olur. 

Âleme hayr ise kastm tercih eyle re'feti. 
Her mürüvvet kânı elbet dâlm-ül ezkâr olur. 

Kendi sa'ymla eriş her vüs'at-î devre bugün. 
Bu fena âlem için gayre tenezzül âr olur. 

Bilmek istersen eğer mihrabım bak kalbine, 
Himmet-î ebrâr muhakkak sanma ki her an olur. 

Medd ü cezr ile geçer ömr-î beşer hemm û fereh, 
Nûr-i zulmet sendedir gayretle hep envâr olur. 

Gittiğin yol Râşidîn isrinde olsun her zaman, 
Kalb-i müdrik meskeni hep meclis-î ahrâr olur. 



41 



Ehl-i dildir şüphesiz her hâdisâta bakmayan, 
Çünkl onlar hep ledünden vâkıf-î esrar olur. 

İnzibât-î asn fehm etmiş de nazır öylece. 
Müsterihtir râm-i hükm-î hazret-î Settâr olur. 

Etmeyen her mazhar-î sırr-î kemâle inkiyâd. 
Gördüğü her firkat-î mevhum ile bî-zâr olur. 

Zevk-i cûşâ-cûş ile söyler kelâm durmaz yine. 
Her furû'undan onun pîrâ-1 perverdâr olur. 

Fe5^ ahr ol rûh-î revan girdi aşkm râhma, 
Mevc-i derya olsa zîrinde ona gülzâr olur. 

Şemsiyâ âsûde olmaksa dilek çek hırkayı. 
Ferdiyettir kurtuluş âlemde gayrî bâr olur. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



EMR U FERMAN 
(27) 

Beden dârus-sanâjd'dir alır her an emir ferman. 
Tecellîler ne yerdendir gelen esrar eder hayran. 

Hulûl-î sermedîyyetle harîm-î dergâha çekmiş, 
Rıyâz-î huld-i a'lâdır makâm-î ravza-î ndvan. 



42 



Hakîkî ihtişamında kimi memnun kimi mahzun. 
Hüzünlerde safa bulmuş, kimi etmiş buna i^an. 

Ne esrardır ki emvâcı görülmez her beşer magrûk. 
Kesafetten müberrâ nûr sıfât-î Zât ile Rahman. 

Hayât ma'lûm olur ezdâd-i hilkatte taharriden, 
Kevâklb rûnumûn oldu edince aksine taban. 

Mukarrer şu'lesi rengi gelir nâsûta lâhuttan, 
Teveccühgâh-1 esrara olur mu'ciz temaşadan. 

Olur sûknâ-yı haşmet bî karârdan merkez-î sûflâ, 
O esfelden çıkar en son sadâ-yî ye's ile ahzan. 

Nebâtm cûş-i izhân hazâm eyledi isbât, 
Tenâhîden muarrâ oldu cevherde bulan derman. 

Sehâba intizârın katreyi müddet eder amma. 
Buudlardan gelir sonra hududu olmayan ezman. 

Görünse kudretin hükmü olur cilveger-î esrâ. 
O hâristân-ı agyânn hududu mecma-î ekvan. 

Çıkar âvâze-î imdâd kemâl ehli olur hâmüş, 
O haşmetgâh-ı eyvâmn şeriri melce-î insan. 

Akar her nehri bir semte yolun çün eyledin İzhâr, 
Tulû-î neyyirât kıldı nasıl her sebzey-î bostan. 

Haber aldmsa hâkinden ne yolda orlemlş tasvir. 
Göründü cûş-i hilkat mevcesinde menba-î cisman. 



43 



Atâlet olmasın cismin baharında şitâsmda, 
Şehinşâhı yümün oldu vücûtla İtilâsından. 

"Hüvel evvel" olan varlık sana sımn beyân etti. 
Nihayetsiz gelen ruhun mücessemdir bilâ noksan. 

Vücûdun sırrını hâmil olan dünyâda insandır, 
Kemâl-î akl u irfanla tezekkür eyleyen Lokman. 

Şuûnât-î cihan sende bu bir lûtf-î İlâhîdir, 
Nedir dünyâ nedir ukbâ nedir igvâ eden şeytan. 

Sebîl-î Ahmedîj^ttir ne aynis^et ne ga)iTiyyet, 
Ne sevdadır o Şemsîyâ mahabbetle döner devran. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün) 



TEFEKKÜR 
(28) 

Ekledim bir şeb tefekkür san'at-î inşâna bakıp, 
Cûş-i encâm-î semâdan matlab-î a'lâya bakıp. 

Mu'clzî bir levh-1 bî pâyân İçinde harf-i masfûf. 
Birleşen harf-î hecâdan kevkeb-î kübrâya bakıp. 

Manzar-î ajmımdaki eşya tehâlüf ile memlû, 
Bî-hudûd ecrâmile hem vus'at-î deryaya bakıp, 

Mübde'-î Hallâk görünür âşdc-î cûşân olana, 
Hakk'a tesbîh eyleyen her zerre-î eşyaya bakıp. 



44 



Rehnümûn oldu bana çün âyet-î Nûr'u okudum, 
Maddeleşen nûr ile kandîl-i musaffaya bakıp. 

Geçmede fermân-ı İlâhî ile zerrâta hayat. 
Görmeli âb-î revanda neş'e-î sahbâya bakıp. 

Berk sanılır devr-i tabiattaki nûr-î muzâbî, 
San'atm tasvir ü terkibindeki eczaya bakıp. 

Hükm-i kaza mesned-î her şa'şa'a-î zeyn ü ziya, 
Hajret ile arşdaki kûrsî-i muallâya bakıp. 

Ahteri vermek Içün nazm-î kevâkible misâle, 
Yevm-i zuhurunda gözüm ület-î ûlâya bakıp. 

Çün o bünyân-î müsemmâdan ki mişkât-î münevver. 
Hep melâhat görünür gül-çehre-î zîbâya bakıp. 

Arz u semâda nümâyan vahdet-î kevnle sıfatı, 
Âşıkı ma'şûk eyledim hâne-î dünyâya bakıp. 

Gâyet-î aşk daVet-î halvet-serây-î mahremiyyettir. 
Anladım "Levlâke" hitâbmdaki ma'nâya bakıp. 

İ'tikâd ettim nesîm-î merhamet zâtmda mevcûd, 
Nehr-i rahmetle yunulmuş dehşet-î isyana bakıp. 

Görmek istersen kemâl-î kudret-î Mevlâ'yı elhak, 
Şemsiyâ im'ân ile eyle nazar esmaya bakıp. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün ) 



45 



TEMÂŞÂHÂNE 
(29) 

Bu seyyare uyûn-î zahire bir levh-i surettir. 
Tefekkür ehli indinde tekâmülle azimettir. 

Temâşâhâne-Î ibretnümâdır ehl-i irfana. 
Cihanı setreden perde güzergâhta ne ibrettir. 

Verâ-yî perde görülmez meğer çeşm-î basîr olsun, 
Lisân-î kâl Üe teblîg olan sanki hikâyettir. 

Kavânîn-î tekâmülde müessir görmüyor a'mâ, 
Şehâdet cüvegâhmdan nazar bir başka halettir. 

Kunûz-î sır olan sâhib beyân etti duyan sem'a, 
Nikâtın sakladı cehle ne uM bir nezâkettir. 

Suver nâbûd olur cins-i havas gitse. 
Gelir ervâh-ı âliyye gören ancak basirettir. 

Makâm-î pâye-î kadre mukârin olmak ahsenle, 
Fuyûzundan çerag-î tal'atı hüsnünde rü'yettir. 

Hicâb-î gaybde mahfîdir fesâd ehli kalır yerde, 
O hurşîd-î cihantâbdan veren zıUı bu kesrettir. 

Kimi bekler bütün bir şeb temâşâ-yî Resul aşkı, 
Zilâmı eyleyen hâil bana hep hâb-ı gaflettir. 

Ümîd var ol ki ye'sinden olur zulmet gönüllerde, 
Kabûl-î her duâ Şemsî mahabbetten işarettir. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



46 



47 



FERMÂN-ı İlâhî 

(30) 

Bak lisân-î Ahmed'e Allah ne ferman eyledi, 
Nefh edip ruhun anâsır ûzre İnşân eyledi. 

Kudretin izhâr için ol Hayyu Kayyûm Lâ Yezâl, 
Hikmetinden nice bin ecsâma bin cân eyledi. 

"Kün" deyip ekvâna btr kez oldu hiç yoktan ayan. 
Her birin bir cevher-î mahrekte umman eyledi. 

"Ahsen-î takvim" dedi ol sim izhâr eyleyip, 
Ehur-i "kün" den her hafâyı kalbe pinhân eyledi. 

Gönderip cismi sefile verdi gurbet perdesi. 
Açtı perde sâllhînden gayri isyan eyledi. 

Adi edip kıldıysa âsîler yerin dâru's-sakar. 
Cennetinde âşıkı lütf ile iskân eyledi. 

Kaldınp benlik libâsın anda âşık olana, 

Ref edip ruhun tuzağın mest-i hayran eyledi. 

Hem içirdi âb-ı vasim cur'asıyla bir şarâb. 
Yol verip bîkeslere gurbette bürhân eyledi. 

Setr için hem dîdelerden giydirip bir çul libâs. 
Hırka -1 fânî içinde âm sultân eyledi. 

Bû-jd zevke eyle3:ip gark başka âlem gösterip, 
Duydurub sırr-î kelâmın ref -i pinhân eyledi. 



Girdirip ol kal'a-yî rengine gösterdi yerin. 
Kıl tefekkür ilm-i Sultan' dan ne ihsan eyledi. 

Şemsiyâ büdinse ahvâl-î kemâl-i fitratı. 
Nefsine atf etme hâli cümle Rahman eyledi. 

( Fâlilâtün - fâüâtün - fâilâtün - fâilün) 



BAHARİSTAN 
(31) 

îşit elhân-ı hubbu se3T-ı bostanda şu bülbülden, 
Temâşâ eyle İbret al bakıp elvânma gülden. 

Revân olmuş görüp evsâf-ı canandan o ibdâı. 
Bütün ezhâr eder tesbîh am zan etme müşkilden. 

Taaccüb eyleme asla felek böyle kurulmuştur. 
Gülün de hemdemi hardır ki fark olsun o sûnbülden. 

Niçin durmakta gül yüksek gelip görsün deyü ağyar. 
Büken boynun olur mahfuz fuâdı tertemiz zülden. 

Ser-î hâke ekebilmek hünerdir toplayıp kendin. 
Tevazu' kıl menekşeler gibi kim yanma fülfülden. 

Bu hikmethâne-ı âlemde gör îcâd makaamm sen, 
Eserlerden taharri et tecezzi eyledi kilden. 



48 



49 



Taharri eyle âlemde vücûb-î emr-i Hakk'dır bu, 
Mukallid olma görmekle işit ma'nâ recûlünden. 

Bilip evsâf-ı elvâm bırak kendin o ummana. 
Tecezzi etmeyen esmaya çevril inme Düldül'den. 

Geçip cevlângeh-î nâsûtı bir hoşça güzer eyle. 
Çıkarıp câme-î rengi giyin artık libâs tülden. 

Lisânın olmalı iksir şifâ bahş-î melal olsun, 
Huda mahfuz ede Şemsî seni her an tenezzülden. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



MEN"-1 İNKİSÂR-I KALB 
(32) 

Câlib-î re'fet değil mi bâg-i kalbin gül bahân, 
Sâhib-î irfan olanlar çiğnemezler gülistanı. 

Lâfz-ı tahkire sebep ne meşreb-î fakre acep, 
Bî kenar bir bahr-i vus'attır o kalbin çevredân. 

Âdeme cevr û cefâ mu'tâd eden hulk-î perişan, 
Ferd-i âdiye döner her veçhile bed iştihân. 

Etmeye rencide bir an kalb-i mûru kem zeban, 
Ref edegör kalb-i mağmumda olan her inkisarı. 



Kimsenin hiç yerde kalmaz bed kelâmı ma'kesinden. 
Her kapı amadedir feth eyle bâb-î dil-hisân. 

Batş-ı Rabbin şiddetinden kurtulunmaz söz ile, 
Devre-î mir'ât olur ruhunda ikbâlin medân. 

lümseyi sen hırpalama kim açılsın jeng-i mir'ât. 
Cümlede mevcûd olur ol fıtrat-î Zîşan vekârı. 

Şen olur mu İnkisâr-î kalb üe gülşende me'vâ? 
Sahn-ı gûlzâr-î cihâmn var mı fertlerde karan? 

Gülşene düşse eğer bir göz yaşı âfet olur, 
Kesr eder anlatmadan ol âlemi bir inkisarı. 

Şemsiyâ sen şekl-i ârâyış-ı kevne bakma hâl ol. 
Gör şiâr-î kâmilini tut lisânm yakma nân. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün) 



TEFEKKUR-İ MEVT 
(33) 

Seyr-i insan veçhesi hep bâb-ı gûristânedir, 
Reh revân oldukta cismin dâr-ı hâristânedir. 

Asiyâbm muttasıl devrân eder imha için. 

Döndü sanma şems ü mâhı hep dönen reftânedir. 



Âlem-î lâhûta yükselt sen seri servî gibi, 
ZıU-i senâde nice ecsâm-ı can pastanedir. 



50 



51 



Hikmet-î feyyazına hiç hadd û pâyan yok. 
Kudretinden zerre değil âlem-î vus'at. 



Mâh u hurşîd bile bî-tâb ola bir gün dura hep, 
Bî- şuur sejn-eyle kim ehl-î kemâl mestânedir. 



Unsur-î zerre dahî bir başkaca âlem. 
Nûr-i elvandan bedâyi' buldular ismet. 



Fevt edib ahdini dalma bu fena zevkine hep. 
Bul o zevk-î sermedîyi ol bahârlstânedir. 



Zerre bile mihverinde şems-i asgardır. 
Bu ne îcâd akl olur müstagrak-î dehşet. 



Nerde o âlim gezenler nerde şâh ile gedâ? 
Dildeki efsânelerde hâk ile yeksânedir. 



Sırr-ı zâtm bilen ancak sensin îlâhî. 
Derkine imkân mı bula hâdim-î gaflet? 



Şemsiyâ eyle tefekkür mevt-i emvâta bakıp. 
Gördüğün âsâr-ı makber bile sengistânedlr. 



Feyz-1 kudretle bulur emvâc dahî İmkân, 
Şekl-i ibdâa yeter bahrindeki kudret. 



{ FâUâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâüün ) 



Kudretinle sejT eder her kâinat ayn. 
Arz dahi emrinle bulmakta tamâm sür'at. 



Durmadan sür'atle gitmekte bütün aktar. 
Gitse milyonlarca sâl yok sejn-e nihayet. 



TEVHİD-İ BÂRİ 
(34) 



Hâke verdin cezb için sen kuvvet-î nân, 
Hâkden âdem eyledin verdin de melâhat. 



Ey hikem-î hükmü veren âdeme hajret. 
Ey binâ-5â kevntne hiç olmayan gayet. 



Bu hurûşan bu kevâkib ne eser yâ Rab, 
Bu ne elvân-î ziya şiddetli hararet. 



Ey sipihrin nâzımı hem zâbıt-î eflâk. 
Ey veren merkez-i hâke nâr-ı sekînet. 



Her semâ kevkebi yanmış cezbeye dalmış, 
Neş'e-î feyzinle cihan etmede tâat. 



Sen Ganî'sin cümle âlem hep sana muhtâc. 
Birliğinden zâtına mahsûs Samediyyet. 



Raks eder aşkınla döner devr-i felek hep, 
Zikr-I teşbihinde bulup cümlesi lezzet. 



52 



Lütfunun her dem bütün asâr-ı manzûru, 
Sahne-î pûr-nûr-i hakikatte hidâyet. 

Maksad-i aksâ-yı kevni eylejrtp idrâk. 
Cümle melâik sana etmekte itaat. 

Mâcerâ-yî dehre insani edip meclûb. 

Hem zalûm û hem cehûl etmek nedir hikmet? 

Maktel-î mevhum bu dünyâ pîş-i nazarda. 
Nâra dahi adlinle girer şahs-ı dalâlet. 

Her beşer aşkınla bulur bunda kemâl, 
Lütfuna vabeste olur ni'met-î cennet. 

Derk edip kahrmdaki hükm-î nihânî, 
Ehl-i nânn bile müştâk-î inayet. 

Zikrini tekrar ediyor bülbül-î nâlan. 
Her seheri eyleyerek lütfa işaret. 

Hikmetin mir'ât içinde şü'le gösterdi, 
Zât-ı Ahmed'dir o mir'ât ma'kes-î rahmet. 

Yâ İlâhî rahmetinden katre ihsan et. 
Gark ola ol katreye Şemsî de nihayet. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâllün) 



53 



AÇTI GÜLLER 
(35) 

Açtı güller bezm-i tâm içre mülevven dehenin. 
Mest-i can verdi bulup tasvirini ol meskenin. 

Pür serer olmuş cihanda hep beni fârlg görüp. 
Müjg-i hançer vermeye açmış kevâkib revzenin. 

İstiyor dostlar ki dönsün kendi ferman üe çarh. 
Bir bina kılmış ki mimar vermiş islâh düzenin. 

Dem olur çıktıkça âteş eyleyip feryâd-ı âh, 
Bilmemişler semigûn olmazdan evvel rahnenin. 

San'atı yâra vurur Ferhat gibi her dem külünk. 
Gördü ayyuka çıkarken dag sanıp âşık tenin. 

Ger tavaf eyler diyâr-î yân sanmış kal'adır, 
Cerr için etmiş temenna görmedi zat harmamn. 

Bilmedi hâk-î rehinda tutmağı er destini, 
Zor gelir çün ol ciğer dağında buldu ma'denin. 

Yolda kaldı bahr-i aşkm sert görüp tugyâmm. 
Bilmedi boş sımsıkı tuttu o gerdûn mahzenin. 

Ham edip kaametleri zülf-î perişan bî-nişan. 
Terk edip toprağa gömdü hep sürüyüp dâmenin. 



Ağlama ey göz gubârdır dergeh-î salim yine. 
Aşk beyâmnda kırar ol pâyini hep rehzenin. 



54 



Hep sulayıp ol yolu gül çıksa âbından eğer, 
Perde-yî çeşmlnde seylâb aşk diyarından senin. 

Çâresâz olmak gerek bîçâreye bîçâreler, 
Leşker-î çarhın sibâ'ı basmadan tâ suhanm. 

Sebkat etmiş lütf u kahra et dehalet zâtma, 
Şemsiyâ çâk olmadan düşkün gibi pîrâhenin. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



55 



Muhibbân ehlinin görkim ser-î mestinde âteş var, 
Harâb kalblerden hiç sorma sevâblardan günahlardan. 

Donan kalbe deva ister isen cû-yî elemden sen. 
Hararet al yanan ol sîne-î sevdâ-penâhlardan. 

Nazar kıl kâinata mâyesi aşk ile feryattır. 
Olur âzâde uşşâk-î îlâhî kem nigâhlardan. 

Biziz ol âşık-î sûzan Muhammed ehl-i beytine. 
Gönül feryâd edip sejn-ân eder arşı vicahlardan. 



MERSİYE 
(36) 

Yine geldi Muharrem hep cefâ-efşân o mahlardan. 
Gönül hayran olur gûş eyledikçe cûş-i ahlardan. 

Bugün dâr-î muhibb-î ehl-i beyt matem ile doldu, 
Güneş ahz-î küsüf eyler çıkan dûd-î siyahlardan. 

Nedir esrân hüznün? Mustafâ'ya feyz-i kurbiyyet. 
Gelir zîrâ çıkan her âha bir lebbeyk o şahlardan. 

Bugün gülgûn-i eskimle gülistan oldu rengârenk, 
Zahamlardan gelen neş'e serâb-î intibahlardan. 

Bugün ezhâr-ı bâg-î dil yine oldu hazân ey yâr, 
Kitâb-î Kerbelâ'yi hep okurlar dârigehlerden. 



Oku ol âteş-î berki zamirinde yanan ruhdan. 
Tafahhus eyle gel gönlün bu yevmi bil tebahlardan. 

O sahra yanmada el-an gelir âteş semâvattan, 
Lehîb-î dil daha muhrik yanan deşt-î miyahlardan. 

Bilip ehl-î verâ âhm elemden hüznlle doldum, 
Du5aıp feryadlan Şemsî giden hemrah ve rahlardan. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



HlCÂB ARDINDA lîALMIŞ 
(37) 

Hicâb ardmda kalmış kim mufehham olduğun bilmez, 
O hurşîdden akan feyzin mukassem olduğun bilmez. 
Gönüllerde onun bî-behre mahrem olduğun bilmez. 



56 



O âdemler ki âdem küU-ı âlem olduğun bilmez. 
Muhakkak âdemin âlemde bir dem olduğun bilmez. 

O gün emr-î hitâb-î Hakk'ı can bülbül işitmişken, 
Tekâlîb-üz-zamandır kim görünmez her kese gülsen. 
Ne andır kalb-i âdem den geçer tekrar o gül mesken. 
Haberdâr olmamışsa "Allem-el Esma" rumuzundan, 
Ben-i âdemse de âdem mükerrem olduğun bilmez. 

Gelir subh-î ebed durmaz döner gülzâr-ı fıtrattan. 
Bu cûşâ cûş gidip hâmûş gelir esrâr-ı hilkatten. 
Gider bir gün o sağarlar da işretler de kesretten, 
Sabâh-î Hakk'ı idrâk etmeyen tahmîr-i tînetten. 
Zuhûr-Î Ahmed'in âlemde akdem olduğun bümez. 

O dem gülzâr-i kudretten şecer dikti bu âlemde. 
Serinde bir muazzam nûr gelen nûr-i mücessemde. 
Edip tefviz bütün emri mükellef etti ol demde, 
Temâşâ etmeyen envâr-ı Hakk'ı vech-i âdemde. 
Gönül nâmmda bir beyt-î muazzam olduğun bilmez. 

Duyup emr-î nevâhîyi kemâlde kalmayıp mübhem. 
Olup insan ana sâlik müşerref olmalı her dem. 
Gidip deryâ-i vahdetde bulunsun veche-î a'zam, 
Cidâl-î kaal ile vahdet-şinâsım zarmeden âdem. 
O sımn ehl-i hâle feyz-i mülhem olduğun bilmez. 

Görenler levh-i meknûnu ederler sözlerin tahdîd, 
Giren ol bâğ-ı tevhidde olur hayran olur tecrîd. 
Bütün eşya onu tesbîh eder mesturedir Tevhîd, 
Kitâb-î bî-hurûf-î aşk ile ders almayan zâhid. 
Okur âyâtı elfâz ile muhkem olduğun bilmez. 



57 



Kemâl-î aşk ile sekrân olan söyler hakîkatden. 
Duyanlar cân alır her dem o deryâ-yî rubûbetden. 
Bulur hurşîd dahî riTat ayan nûr-î nübüvvetden. 
Bilir bilmez edenler güftügû sırr-î hüviyyetden, 
Aceptir vâkıf-î esrâr-ı ebkem olduğun bilmez. 

Sabâ lütfunda kalbi hâb iken silmezse bir kimse, 
Nesîmden aldığı rahşanla hâl almazsa bir kimse. 
Gönül dânnda mihmâm gelir bulmazsa bir kimse. 
Beşerde kâinatı mündemiç bilmezse bir kimse, 
Şumûsun zerrelerde katradan yem olduğun bilmez. 

Cedelsiz feth-i heft-î kişveri zân eylemiş süsde, 
Tavakkuf eylemiş gerdûne-î dünyâ telebbüste. 
Senin çün hadd-i matlûbun değil etvâr—ı melbüsde. 
Nazar endâz-ı ibret olmayan âfâk-ı enfüste. 
Zemîn û âsumân levh-î mücessem olduğun bilmez. 

Perişan olmadan toplan perişanlar olur maksûm. 
Olur ariflere manzûr-i aymn kalb ile ma'lûm. 
Haberdâr olmayan nefse bütün hikmet olur ma'dûm, 
Kelîm'i zan edenler rû'yet-î didâr ile mahrum. 
'Terânî len terânî" içre mudgam olduğun bilmez. 

Bu seyrângâh-i âlen^en gider a'lâ vü hem ednâ. 
Nedir evkat |elip gegmiş harâbatda olup ifna. 
Emel kalmaz dlem kalmaz gelen yeksan giden ra'nâ, 
Mesâib âşıkaiayn-îmenâsıb bilmeyen dânâ. 
Ser-î dâr-î bı^lâ bir kürsi-yî Cem olduğun bilmez. 

O münkö" kim zaîf kalbi eder hep neş'eden tahvif, 
Amn çjSn gelmede dâim binâ-yî aşka bin tahrif. 
Ne anlar lem'a-rîz-î gülfeşandan kim kıla ta'rif. 
Eden hâlât-ı aşka bâr-ı kîl û kaal ile tavsif. 



Meyân-î dîde-î dil sırr-ı müphem olduğun bilmez. 

Bilenler "Kenz-i lâ yufnâ" bülrler kalbtedir medfûn, 
Ebû-Zer'ler gibi o anlar sanarlar batım altun. 
Diyenler var zaîf tâli" beni etdi zebûn gerdûn. 
Olanlar kasr-ı bî-bûnyâd-ı câh-î servete meftun. 
Meğer iklîm-i fakrın câ-yi hürrem olduğun bilmez. 

Gözünden aktığı yaşlar sebep olsa neam görse, 
Yanan kalbi sulanmakla serinlese kerem görse. 
Ne yol kalır ne ilm-î-hâl eğer bir kez elem görse, 
O hûnîler ki halka cevr eder cüz-î sitem görse: 
Adâlethâh olur nefsinde azlem olduğun bilmez. 

Kuru da'vâ ile her şey olur zanneyleyen câhid, 
Gam-î aşkda mezâk-î cana şevkin olmadan şâhid. 
Bilir mi leyle-î yeldâ hitabı şeklini nâhid. 
Beni ebrû-yi yâra bakmadan men' eyleyen zâhid. 
Rükû' eyler de mihrâbm neden ham olduğun bilmez. 

O âşıklar ki her şeb hücrede dildâra gitmiştir, 
Mehâsmla münevverler dolu bir dara gitmiştir. 
Gönül esrânnı tevdi' eden bir yâra gitmiştir. 
Senin Şemsî lisânm bilmeyen âvâre gitmiştir. 
Sükûtun remzinin nâ-çâra elzem olduğun bilmez. 

{ Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlûn ) 



58 



59 



GİDİLMEZ BI-DELIL 
(38) 

Rehzen-î irfana hoşdur hep temennâ-yî sebîl, 
Çünki ânın gâye-yî matlûbu ancak sel-sebîl. 

Bulsa arif tâb-i isti'dâda râh-î iltihak, 
Emr-i vasla dem olur her zerrede bir Cebrail. 

Levh-i dilde nakş-ı bekaa manzar-î hüsnündedir. 
Mihribâm mihr edinmek her zaman carî değil. 

Geçmeden candan bilir zâhid dahi müşkilcedir, 
Lîk ister bilmeden ol dem-be-dem ömr-î tavîl. 

Niceler var nakd-i can bezlinde kaygı çekmedi, 
Pây bend-î mülk olup da kalmadı hâr û zelîl. 

Ma'kesinde safha-î tasvîr-i nakkâş-î ezel, 
Bezmgâh-î dâr-ı ağyar sem'-i cân olmak degU. 

Harf-i ülyâ okunur ol can kitabından sana, 
Nâbit eyler ol riyâz-î feyz-i cananın Halîl. 

Pîş-i aynında durup hâil olan efkâra bak. 
Hep anâsırdan mürekkep ol sana etmekte hîl. 

Fitne deryasında tutma dâmen-î kibr û gurur. 
Kim bu dergâhta aranmaz bu azizdir yâ zelil. 

Mürsil-î safa güzer etsin o şejrtan ne demek, 
Nûr ile ihrâk eder ol âteşi zikr-i cemîl. 



60 



Maşnk-î feyz-î hüveydâdır sana yol gösteren. 
Duyduğun evvel hitâb-î "Fescudû" emr-î Celîl. 

Aşka bürhân oldu çün " Kaalû-belâ" verdin cevâb, 
Çün elesti duymayanlar âkibet oldu hacîl. 

Kaldı a'râf-î cihanda kim "Fehüm lâ yubsirun" 
Çeşmi her dem nâzır-î âlem velî ma'nen alîl. 

Sormadan yol var mı göster vâsıl olmuş kimseler? 
Şemsiyâ mesdûd olur yollar gidilmez bî-delîl. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



61 



Pertevinden şule göstermiş de vuslat bekleyip, 
Câm-ı nuru nûş eder âb-î hayat meyhanesi. 

Öyle sermest eylemiş kim bilmiyor da'vâsını. 
Kâinat mı düe gelmiş cümlenin bigânesi? 

Sekri almış tâ ezelden bilmiyor âlem nedir, 
Ehl-i aşk meşkûr olur doğmazdan evvel ânesi. 

Bir tecellî almış ol rûh cisme mülhak olmadan, 
îsm-i "Hû" etmiş ihata kalmamış efsânesi. 

Lütf u revnak sazıdır Şemsî girince râhma, 
Cur'ası nûr-î hakikat selb eder bir dânesi. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



SOFRA-Î RIDVAN 
(39) 

Hep kurulmuş sofra-î ndvan dolu peymânesi, 
Bezm-i dosta da'vet olmuş can bulup dildânesi. 

Dâhil-î iftar olup bayram eder sâim sivâ. 
Açılır meşk-î sabak i'mâr olur viranesi. 

Nûş eder bâde-i vaslı, dem-be-dem sarhoş olur, 
Mevc gibi cûş eyleyib çılgın olur dîvânesi. 

Aklı cisminden olup selb ruhuna etmiş güzâr, 
Âkü-î mecnûn-nümâ gülzârdadır kâşanesi. 



MÂNÎ'-Î DUHAN ESHABINA 
(40) 

Serâpâ zevkine meftun kimi irşada gelmiştir, 
Lisân-Î hâl ile gûyâ bize inşâda gelmiştir. 

Riya sun-î kebirdir hem müvelliddtr fuzûlâtı, 
O sathî hükm ile durmuş kelâm îrâda gelmiştir. 

Hayâlinde olan mechûlu neşre iştiyâkmdan, 
îlim fanusunu zu'mile mi îkâda gelmiştir. 



62 



Bina etmek ona sanki verilmiş bir kemâldir kim. 
Tezelzül eylemiş kasn onu bünyâda gelmiştir. 

Neden râsih gibi söyler bu işde hazzı yok madem. 
Dimağı almadan lezzet neyi işhâda gelmiştir. 

Görünmez meskeninde bin çeşit olsa kerahetten. 
Onu hep vech-i şiddetle bize isnada gelmiştir. 

Ne rütbe gayrete düşmüş ki söyler bahr-i buhrandan, 
Duhan bîçâresi batmış göze feıyâda gelmiştir. 

Tutar destinde bümez kim refikidir o hasmımn. 
Şu kahve çay dahi her dem ona imdada gelmiştir. 

Zarar var mı dubandan kim onun hiç bir lehîbi yok. 
Şaşıp kalmış dumandan acz ile feryada gelmiştir. 

Bütün fi'l-î lemem yoktur sanasm kalmamış bir söz. 
Mazarrat zan edip şada ve hem nâşâda gelmiştir. 

Umûm belvâ olup herkes fakîr zengin duhankeştir. 
Deme devran safa hükmündeki mu'tâda gelmiştir. 

Beşer şerle olur me'luf diye beyhude ta'n eyler, 
Hakîm-î fıtrata bakmaz neler icada gelmiştir. 

Demişler ba'zı sûfîler gerektir kim ola israf. 
Fakat iradı bilcümle kesâd evkâta gelmiştir. 

Diyen evvel zaman içre kesesinde fulûs yokmuş, 
Suhan-perdâz olup da milleti ifsada gelmiştir. 



63 



Makaam-î izzeti bulmak içün dünyâyı devr etsen, 
Çerâg-î kâbiliyyet lütf-i isti'dâda gelmiştir. 

Bu hayrethâneye hayretle düşmüş çok mürâhik var. 
Teessüf etme sen Şemsî bu söz ecdada gelmiştir. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



ASHAB-I KİBAR 
(41) 

Bir şeb-î mahsûsda eshâb-î kibar 
Gülşen-î dârât yemin û hem yesâr. 

Vech-i âlemde nümâyan sîreti 
Zemişân ettî derûnu iftihar. 

Ruşen idi her köşe hufiaz ile 
Feyz-i carî bezm-i nura hem civar. 

Dem-be-dem geldi şarâb-î İsfahan 
Safha-Î levhden almdı iştihar. 

Çıktı demsâz şakk olup leyi perdesi 
Savt-ı kadri medd olup bî-ihtiyâr. 

Hem sadâ-yî hac Hüseyn'de ol zaman 
Var olan mikdar sadâ ile hezâr. 



MüU lem oldu çünkü İbrahim'le 'lyd 
Na't u elhân aklı etdi târümâr. 



64 



Vasf-ı canda bir mekân halkı leheb 
Dâr-ı ahrâr kubbe-î yâra girip. 



65 



Bezm-i mest-î nûş iken bir talibi 
Bâdeslz ol meclis etdi berkenâr. 



Ser-bülend-î âfitab ol hükmü adi 
Devr-i şer'-î nûr-i Muhtâr'a girip. 



Merkez-î sohbette kalbler cûş edip 
Ayna-jâ acz eylemişti inkisar. 

Her garibe her mizaca mu'tedil 
Münteşir olsun makarr-î payidar. 

İsmi Rıdvan ol makamın cevheri 
Vus'atmca Şemsi eyler yadigâr. 

( Fâilâtün- ffâilâtün- fâilün ) 



MESKEN-İ AHRÂR 
(42) 

Buldum uzlet bej^-i dildâra girip 
Sakin oldum dâr-ı bî-dâra girip 

Hücre-î hicran içinde beklerim 
Onda hûnâb leyi ü nehâra girip. 

Hem tasavvurla bilinmez bu ne hâl 
Ehl-i zevkle ister esrara girip. 

Zahir û bâtmda mir'ât-î vusul 
Berkemâldir hüsn-i etvâra girip. 



Hikmet -î mevcudu müdrik arifi 
Şemsiyâ bul sahn-i gülzâra girip. 

( Fâilâtün- flfâilâtün- fâilün ) 



ARABUL 
(43) 

Aşk-ı vuslat neş'esiyle dolu sahbâ ara bul. 
Bâhurûş elhâna gelmiş bezm-i ukbâ ara bul. 

Ruhun oldukça revan gel râh-ı aşka feyz alıp, 
Kayd-i elfazdan müberrâ savt-ı zîbâ ara bul. 

Kıblegâhm veçhesinden bir muallâ nûr gelir, 
Minsab-î nuru tutan bir ser ehibbâ ara bul. 

Bezm-i hâss-î Ahmed'e îsâl eden bir mahremi, 
Âşık-î sırr-î ezel bir necm-i sabâ ara bul. 

Tâbe sabah eyledin mi hiç aceb nâle figan 
Selsebîl-î feyz-i nûr gelmez caba sen ara bul. 



Gelsin istersen tehî destan ilâ âhirzaman, 
Bâb-ı lütfü gösteren bir pûş-i abâ ara bul. 



66 



Mevlidin envârı açtı bir fezâ-yî i'tilâ: 
Ol fezadan nûr olup irfanı tes'îd eyleriz. 



67 



Berzah-î bahrî geçip de âlem-i envâra gir, 
Zevk-ı cûşâ-cûş ile her seyre kaba ara bul. 



Aşkile devvâr olur çün mâh û hurşîd û semâ; 
Nûr-i zevk-î leyle-î mevlûdu hurşîd eyleriz. 



Hep odur her dem eden envâr-ı feyzi tâbdâr, 
Hükm-i esrâr-î vücûda bir mürebbâ ara bul. 



Ol haremgâh-î Huda'dan şu'le oldu rûnümâ; 
Şu'le-Î nûr-î ezelle aşkı tezyîd eyleriz. 



Gösterip vahşet demâdem kaçma aslındır o yer, 
Bahr-i zahhâr-î Hûda'da bî muhâbâ ara bul. 



A'zam-î vak'a idi mebdeyle mî'âd ortası 
Geçmedi devr-î felek hep onu tecdîd eyleriz. 



Hüsn-i hulkile erişdi her kemâle ârifan. 
Öyle uşşâka yetiş durma muhibbâ ara bul. 



Vahy-i münzeller gibi Hak'dan kitâb-î asdıkâ, 
Hakk'a sıddîklarla zevk-î leyli teşdîd eyleriz. 



Arsa-î dehşetde bir gün görmeden Hâkim seni. 
Etme gel ol mekteb-î inşâm heba ara bul. 



Lütf-i Hak'dır mü'mine ta'yîn eder işbu günü 
Devre-î leylinde sönmez nuru tecdîd eyleriz. 



Sen tecellâhâne-î ismette her dem ebkem ol, 
Zahm-i tîg-î aşka merhem Şemsî bâbâ ara bul. 



Gel dehalet eyle bu mihrin ziyâ-î nuruna, 
Mevlid-î cananla bizler bu seher îyd eyleriz. 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



Oldu uşşâka bu şeb bir leyle-î izz-î safa. 
Kalbimiz tenvîr edip biz aşkı mürşîd eyleriz. 



Müncelî gördüm bütün âlemde nûr-î emcedi. 
Böyle bir el tâf ile biz Hakk'ı tevhîd eyleriz. 



MEVLUD-İ NEBİ 
(44) 

Hüzn-i âlemden eser yok na'ti te'yîd eyleriz; 
Revnak-ârâ-yî meserret cûdu tahmîd eyleriz. 



Zevk-i aşk-î akrabiyyetle Habîb-î Ekrem'e, 
Şemsiyâ biz âlem-î ma'nâda temcîd eyleriz. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



68 



69 



YİNE O'NDAN 
(45) 

Bu şeb her ferde neşve aşikâr oldu 
Cihan başka sabâh-î zemigâr oldu. 

O gün kim doğdu ol Peygamber-î âlem, 
Zalâm-î leyli Islâmm nehâr oldu. 

Çün etdl ol Habîbim cismile teşrif 
Beşer, cin ruhuna pek î'übâr oldu. 

Göğüslerden taşan şem'-î hakikatler 
Şeh-î şefkat Muhammed'den nisâr oldu. 

Ki hurşîd-î hakikat ol ziya ile 
Neşât-î câm u dâd-î hoşgüvâr oldu. 

Bu âgûş-î vefa İçre gelen ahkâm: 
Binâ-yî şer'a sûr-î üstüvâr oldu. 

İlâhî kandili yaktı cihan aktar, 
Mecâlis-î dile bir lâlezâr oldu. 

Yed-î kudret açıb bâb-î semâvâtı, 
Tecelligâh mübeşşir gam-güsâr oldu. 

Duyup ervâh-ı kudsî Şemsiyâ bu şeb. 
Yolunca gitmeyenler şermsâr oldu. 

( Mefâîlün-mefâîlün-mefâîlün ) 



SADÂ-Yİ AŞK 
(46) 

Bu gurbetgâh-ı insanda kime dönsen gerek yüzün. 
Serinde hikmet-î Rahman görür her kim siler özün. 

Şu dâr-î gaflete yatıp uyanmak bilmeyen insan. 
Gelir bir gün uyanır da duyar müthiş melek sözün. 

Çekip can perdesinden onsekizbin âlemi sejret, 
O derâ-yî muhît icre uyan da bak açıp gözün. 

Hakikat şem'iniîkâd edip de ism-i "Hû" ile. 
Görünsün hüsn-i ahlâkla serinde parlayan yüzün. 

Temâşâ->i reh-î hurşîde dön de gönlün açılsm, 
O gün Tuble's serâir'de kararmasın senin rûzun. 

Mehâsmla temessül eylemiştir ahdmm sânı, 
Hümâ-yî âlem-î envâr olup taynn ola mevzun. 

Dü-î danadaki envâra bak bir çeşm-i irfanla. 
Döke şebnem gülistana gözün yaşı ciger-sûzun. 

Nazar kıldıkça inşâna görüp ahsen cihet hâlin. 
Uyandır "men aref nefse" saçıp akvâl-i efâlin. 

Ne güldendir ne meşhur sevt-ı bülbüldür sadâ-yî aşk, 
O feryâd şem'-i yâra baş vurandan geldi dâd-efzûn. 

Der-î hikmetde erbâb-î hakâyık bul da ey Şemsî, 
Ser-Î eşkinde bir katre selâm olsun sana cüz'ün. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâüün) 



NASİHAT 
(47) 



70 



Fârig-i gayr ol haber var dostlara cânân ilinden. 
Nice bin can kırdırıp cânâna cavlan mı ararsın? 



71 



Re'ylni terk etmeden âlemde yârân mı ararsın? 
Kogmadan şeytânı baştan serde insan mı ararsın? 

Nefse hâkim olmadan sen gayre hükmetmek için. 
zahir ile ey zaîf bir emr-i Kur'ân mı ararsm? 

Etmeden akl-î selimle dâr-ı hiddet bâbmı sed. 
Onda hıfzetmek için hep kenz-i pâyan mı ararsm? 

Herkesin gönlünü söndürmekle yanmaz sende ocak, 
Cevr ile sen yak da canı sonra ihsan mı ararsın? 

Dag gibi benlik kuşatmış manzar-î aynı Hümeze, 
Ol harîm-î kudse böyle bezl-i gufran mı ararsın? 

Kurtara gör nefsini ol veyl deresi dehşetinden, 
Afet-î şeyle düşüp yaranla seyran mı ararsın? 

Şûle-î her âh ile girmezden evvel râh-i pâke. 
Durmayıp söyler de hep kendine imkân mı ararsın? 

Cur'asmdan nûş eden sarhoş misâli bâg-ı gülde. 
İçmeden bir mey-yi lâhût koca umman mı ararsın? 

Girme hâristân-ı güftâra tutulma dâmeninden. 
Ey demâ-dem reşk-i ta'nınla gülistan mı ararsm? 

Öyle bir şehre erişkim yolu efgan dağı lâle. 
Arifin ma'lûmuna bak dâr-ı mihman mı ararsın? 



Bak seherde açılan güller figân etmekte bülbüller. 
Hiç dokunmaz birbirine anda hicran mı ararsm? 

İbret al bir kerre onlardan feragat ehli ol. 

Durma Şemsî sor da bak âlemde pişman mı ararsın? 

( Fâilâtün - fâüâtün - fâilâtün - fâilâtün ) 



GÖNÜL 
(48) 

Kadrini bil Şemsî hilkattir gönül 
Mazhar-î sırr-î hakikattir gönül. 

Leyle-î zulmette kalmaz öyle yer 
Şem'-l rüyet dâr-ı vuslattır gönül. 

Fitne ehli girmesin milk-î dile 
Hükat-Î ayn-î basîrettir gönül. 

Teşne-leb can vermede her gün suya 
Bir nehir var menba-î zattır gönül. 

Akmaymca bulmaz amma göz yaşı 
Seyl-1 eşk girdâb-ı hayrettir gönül. 



Yanmayınca tâc-ı ser vermez ziya 
Şem'a bak ol bir delâlettir gönül. 



72 



73 



BU ŞUÛNÂT 
(49) 



Artıran sûz-î dili tenvir edip 
Rehgüzâr-î genc-i hikmettir gönül. 



Seyr-i âlemde bana hep sath-ı deıyâ görünür, 
Aks-i deryada her an levh-î muarrâ görünür. 



Gösterir ol pâye-î kadri gama 
Münkire gam yâra izzettir gönül. 

Zulmet-Î zülfe giriftar bâg bân 
Dâsitân-î aşk kanâattir gönül. 



Durmayıp lafz-î kesafette ki mefhûm açılır. 
Bu şuünât yine başdan başa ma'nâ görünür. 

îsm-1 vâhiddeki ma'nây-î ezelin nuruna. 
Zahiri bin renge mazhar devr-i ülyâ görünür. 



Pâs banız bâg-ı ebrâr bekleriz 
Dehr-i zâlimden bu nevbetdir gönül. 

Sâkin-î hâk-î der-î yâr olmağa 
Alsa başın istikâmettir gönül. 

Bekle ol kârhânejri mal almağa 
Az da olsa hep saadettir gönül. 

Bir meta' kim az olur, talip bulur 
Ahz-ı bâzâr-î velayettir gönül. 

Dürrünü tahkik için gitsen eğer 
Gör metâ-î aşkı sohbettir gönül. 

Lâle ruh bagnnda hüzn-î tâm ile 
Gayre şuglun hep melâmettir gönül. 

"Rabbi hüblâ neccinâ mimmâ nehâf ' 
Şemsi bil dâr-î mahabbettir gönül. 



Künh-i Zât'ı çeşm-i mürsel bile idrâk edemez. 
Her eserde lütf-i Zât'ı pek hüveydâ görünür. 

Bahr-î sıfat mevcelense mûrtefi' olsa hicâb, 
Levha-î dildeki ibda' üe ihya görünür. 

Mebde-î cûd sımm Âdem'de izhâr eyleyib, 
Hikmet-î Âdem bana bir sırr-ı kübrâ görünür. 

Nûr-i hubbiyyetle kim tezyin ederse sineyi, 
Bezm-i vuslat ona bâtında müheyya görünür. 

Muhteşemdir hikmetin kenzi onu bilmek gerek, 
Hâne-î dil keşf olunsa ka'r-ı deıyâ görünür. 

Terk edip de âlemi bir gün çeküse postuna. 
Ol harâbtan ona dîdâr-î mu'allâ görünür. 

Hırka-pûş-î inziva olsa ne mutlu kişiye, 
Seyr-i âlîden ona sahf-î mücellâ görünür. 



( Fâilâtün - fâüâtün - fâilün ) 



74 



Dîde-î nazır ile âsâr-ı tâm keşfederek. 
Bu muamma ile Şemsî yine a'lâ görünür. 

( Fâilâlün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



Fehm û idrâke anâsır sedd-i hâil, 
Gâyet-î şe'nî-yi fîkr flkr-î cünûndur. 

Ne mutavvel seyri var ol kehkeşâmn, 
O avalim bu görüşten de füzûndur. 



75 



Dehşet-âver şu muazzam kâinat, 
Fazl-ı meskûn ile arzdan yine dûndur. 



MEDH-İ MAKÂM-I RİSÂLET 
(50) 



Çün zuhûr-î hükm-i hilkat kabri bunda, 
Nûr-i a'zam hâk-i Yesrib-i pâke medfûndur. 



Nakş-ı nakkâş-î ezel ne rûh-nümûndur. 
Her zuhurun lem'ası bir kâf ü nûndur. 

Şu cihan kubbesine şöylece bir bak. 
Gördüğün hep o ziyalar ne füsundur. 



Arz eder eflâke fahri Fahr-i âlemle. 
Kadrini bil tuttuğun habl-il butundur. 

Vâdi-î vuslat sebîl-î Aşk-ı Ahmed, 

Ol nlhânî bulmayan idrâk-i magbûndur. 



Oturup bir kudret-î ülyâyı düşün, 
Hâlik-î halkı unutmak ne hüzündür. 

Hükm-i feyyaz şu'le yakmış bak ne taban, 
Manzar-î levh-î feza dâr-ul-funûndur. 

Hep giyip gülgûn demâ-dem seyre dalmış, 
Mâh u hurşîd-î münîr devr ile gerdündur. 



Ey muhît-î gülşen-î trfân-ı canan, 

Bezm-i bağın her dem uşşakla meşhûndur. 

Ger kerem-î rahtnetln ol bağa erse, 
Afvla dergâhma vuslatta me'mûndur. 

Tâlib-î feyz-î nazar hep bâga girdi, 
Sırr-ı bedî'tn o bostan cümle meftundur. 



Cem' olup levn-î pedîdâr-î kevâkib 

Şol sipihrin burcuna bir emr-i meknûndur. 



Zil de zail oldu Şemsî ol haremde. 
Münzevîdir dâr-ı tevhidinde meskûndur. 



Mubhemln halletmeğe künh-i hayâtm, 
Kâlle gördüm diyenin kavli zunûndur. 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



77 



76 



AŞK 
(51) 

Menşe-î mu'ciz bedâyi'dir beşer 
Mûmtezictir onda zevk ile keder. 

Her velâdet fıtraten hulk-î sa'îd 
Ruhdaki ol safiyet tenle gider. 

Ahsen-î takvim idi rûh-î ebed 
Oldu ba'zı zî-şeref ba'zı beter. 

Kimi bâg-î gülde giryan kinıi şen 
Nûr-i rûyu olmadı asla heder. 

Olsa devr-î pürdalâl handan mıdır? 
Cana canandan peyâm-î bâhatar. 

Tuttu bahr-î vadiyi sisle duman 
Zâr içinde kaldı insan bî-haber. 

Gülsitâni etdi rû-yî gafleti 
Sandı gâfll ol hayâli müstakar. 

Kendisine kendisi düşman olup 
Oldu indinde müsâ\â her nazar. 

Olmadı âzâde-î gamm û elem 
Dehre bin hâr oldu agyâr ile şer. 

Şahsa olmaz ta'n-ı düşman zehr-i gam 
Açsa gayretle eğer ol bâl ü per. 



İhtiyaçtır her kişiye arkadaş 
intibak etse mehâsinle zafer. 

Derd olunca bir deva bulmak gerek 
Sejnrini muhkem eder gamla zarar. 

Aşk durur hâzik tabîb her bir gama 
Kıldı ol sihri açıldı her nazar. 

Câ-yi bustân-î nedamettir felek 
Bu çemende bülbül olmaktır hüner. 

Meşcer-î makbul riyâz-î sinedir 
Hikmet-î mazmûn-i uşşaktır şecer. 

Ol tecezzi bilmeyen aşk-î rasîn 
Bülbülü anlar da dinler her seher. 

Kisve-î nura bürünüp ehl-i dil 
Gösterip dostluğunu aldı güher. 

Kâbil-î tavsif değildir lem'ası 
Tâc-ı zerrin şu'lesi şems û kamer. 

Nâledir imdâd eden her âşığa 
Şun'-ı zâhid olmadı hiç mu'teber. 

îlm-i aşkı kim ki inkâr eyledi 
Şemsiyâ ol lâl ü sergerdan gezer. 

{ Fâüâtün - fâilâtün - fâilün ) 



78 



(İNNÂ ARADNA" âyetinin mefhumu) 
(52) 

Ne ulvî sim hâmildir zajâf insan, 
O sırda gördü hep şu'le, zekâ. iz'an. 

Delîl-î râh-ı canan buldu hubbunda. 
Verildi ol emânet kim duyup ekvan. 

Mahabbet râh-ı aşka iktizâ etti. 
Keman ebru verip devrinde hep kurban. 

Sıdıkta gevher-î aşk her zaman bakî. 
Boyunda çenber-î şer'-î Huda Kur'an. 



79 



Safâ-î dâlmî mümkin kıhp emri. 
Zamanla kâinat oldu bütün handan. 

Bülend dağ İrtifâm geçti çün Âdem, 
Cemâlin kadrini bildi bulup ihsan. 

Ukûs-î nura gir Şemsî teşekkür kü. 
Dile rahmet bü5mktür rahmet-î Rahman. 

( Mefâîlün-mefâîlün-mefâîlün) 



Ne vüs'at var ne istl'dât kl kaldırsm, 
İbâ etti semâ vû arz ü kûhistan. 

Yine bî-çâre câmidler eder tesbîh. 
Alır dersi fakat aks etmedi irfan. 

Onu mahmul Idl insan kazâsmda. 
Kabul etti verip gayret ona Deyyan. 

Tecâhûl etti ba'zılar görüp düşvâr. 
Cehaletle zalûm oldu olur pişman. 

O sim keşfeden habl-î Muhammed'dl, 
Tecellî kalb-I agâha edip Sübhan. 

Ahp zevki emânetten o an uşşak, 
Elest âvâzı duydu hoş nevasından. 



GUN OLUR KALPLER SUSAR 
(53) 

Gün olur kalpler susar dünj^ coşar 
An gelir hep kayb olur ancak O var. 

Kevn-I eşya mahvolur kalmaz eser 
Gark-ı umk-î bahr olur âba susar. 

îsm-i mahbûbda erir bir dem vücûd 
Çünkl deıyâ-)^ tecellî bî-kenâr. 

Aşk imiş âlemde kayd û intiha 
Olsa hajran kalmaz anda ihtiyar. 

Medd-1 ahmış pertev-î aşk gayeti 
E^yler ol rûh-î beşerden ref -i bâr. 



81 



80 



Anlayan tarz-î hakûnâne edeb 
Mekteb-î aşkda bulur bir çeşmesâr. 

Akl u fikri hubbe kim hasr eylemiş 
Buldu ol zevk-î azîmi aşikâr. 

Oldu meftûn-î cemâl-î hanedan 
Göz yaşmdan doldu şebnem gülizâr. 

Ol mecâz-î şevk ki gönlündür senin 
Kim odur mahsûl-i zevk-î iftihar. 

Geçme harâbdır deyip yâd ellere 
Bâlig-î vüs'atde olmaz iştihar. 

Sahn-i âlem hep o feıyadla müdâm 
Şûrezârdı yok mu sankî bahtiyar? 



Bunda bâsır anda a'mâ olmadan 
Eyle teşrlh-î hafâya intizâr. 

Vech-i maksudu kapar huffâşlara 
Âteşi "el yevmû tünsâ"da yakar. 

Günde yüzbin veçheden yüz gösterir 
Cerh verir dildâr sana hep müsteâr. 

Sûret-î ahkâm-ı şer'dir âyine 
Hâme-î mu'ciz beyân ancak O var. 

Tevbeler et Şemsiyâ çok var günah 
Rahmetinde sırr-ı hikmet aşikâr. 

{ Fâilâtün- fâilâtûn- fâilün) 



Çünkl mahlîdir hakikat güneşi 
Mâh u hurşid nûr eder ondan nisâr. 

Menba-î candan çıkan savtı işit 
Çeşme yeksan ola bostanla mezar. 

Fâni ol sen mültakâda bul şifâ 
Zikr-i Hakk'dan olma hâli bî-karâr. 

Gel hasara düşme dâne bul gönül 
Dayk-ı işe sevk eder bu rûzigâr. 

Hubb-i aşkın olsa zâhlr zerresi 
Mülk-i dilde bula vuslat bî-gubâr. 



CANANA ARZ 
(54) 

Kıl sabâ hâlim benim cânâna arz. 
İlticâgâhım olan sultâna arz. 

Tâ ki takım bezm-i vîrân olmaya 
Eylemiştim davetin rindâna arz. 

Sâki-î gül çehrelerle yoldayım 
Eîyle gülzârda mukîm ihvana arz. 



Devr-i cevr-î lâle renginde miyiz? 
Eyle hlcretde yatan pinhâna arz. 



82 



Mâtem-î gül bülbüle dâg gösterip 
Hüzn-i levhi eylemiş efşâna arz. 

Bâg-ı dâgı ona yeksan eylemiş 
Küfr-i zülfü ej'lemiş yeksana arz. 

İhtiyat etsin geçer akşamlan 
Tâb-ı hurşid vaktin et gılmâna arz. 

Fitne bâb-î âteşi her lahza var 
Fâş ederler etme hiç üıyâna arz. 

Âteş-î kâbus için hiç durma et 
Katre katre su veren müjgâna arz. 



Şemsiyâ yok başka türlü bir necat 
Durma sen git eyle ol purşân'a arz. (*) 

{ FâUâtün- fâilâtün- fâilün) 



KALELERİN FERYADI 
(55) 



Düle anlatmak ne müşkil kalplerin feıyâdmı. 
Ney gibi âvâz-ı aşkm bildirip gird-bâdmı. 



• Purşan kelimesinin na olduğu anlaşılamadı. Kelimenin harfleri şunlardır (pe, re, şin, 
elifve nun.) 



83 



Vehm-i hatır mahvı lâzım muüakâ her akıla. 
Aklı idrâke vurup bulmak gerek imdadım. 

Çok hazin oldu cihan kim hâl-i aşkdan hazzı yok. 
Bir nazarla sükkeri bilmez kişi, iç tadmı. 

iptidaî malzemeyle ol nasıl helva olur? 
Olma câhil bulmak ister tabhımn üstadını. 

İsmini anmakla gelmez çün dlmâga lezzeti. 
Ruha zerk etmek idi ders eyleye dil şadım. 

Olmaj^nca sende ikdam olmaz elbet de Hüdâ, 
A5T1-1 dil âh etmeyince bulmaz âşık yâdım. 

Reh revân olmak ne müşkil nusret-î yâr olmasa. 
Kimse keşfetmez bu yolda hilkatin bünyâdım. 

Gel haber duy ey dili-î sevdâ-penah şeydâ nedir? 
Var İlâhî bir şafak ihzar eder îkaadım. 

Dil hurûşân eyleyip hurşid gibi tâbân ola, 
Dest-i şâh-î mürselînden ahz edip irşadım. 

Gonca-î gülzâr-ı feyzin medhini duymak için, 
Keşf-i gıtâ eyle de gör sen dahi îrâdım. 

Zikr ile çmlat ki gönül gülşen-î me'vâ ola. 
Gel de gir bâg-î safâya terk edip mu'tâdmı. 



Hakk'a teslîm eyle kendin mahvedip benlikleri. 
Bir zamancık yok olan görmüş gönül Bagdâd'ım. 



84 



85 



Ne muallâdır o âlem çün anâsır bî-haber. 
Göz göremez gizlemiş mahbûb için î'câdım. 

Nârı nurdan kim ki farketmez ebed âciz kalır, 
Ziynet-î dünyâda kaplar rûh ile ecsâdmı. 

Berk uran ol âteşin gülzâr nedir bilmek gerek. 
Anlayıp esrâr-ı ilmi kendi isti'dâdmı. 

Gül temennasında zanneyler gönül kavgaların, 
Şemsiyâ ol ta'n edenler bilmedi is'âdıru. 

( Fâilâtün - fâilâtûn - fâilâtün - fâilün) 



Çaresiz Tübles-serâir'de açılmış fi'limiz. 

Hiç aranmaz "mâl, benûn" kalb-i selîm olsun yeter. 

Kim ciger-gâh-î hazini garka-î isyan ise. 

Hep döküp bârân-i gam yer yer arar müşfik nazar. 

Zîb u ziynetle esir-î pençe-î nefs û emel. 

Baş açık hem nefs-i nefse zahir olur hayr u şer. 

Reng kâbus rûh kararmış hem basar a'mâ ola. 
Koşturup etrâfma hep haykırıp "eynel-mefer". 

Çıka eflâke sadâsı âh ü vaveyla ile, 
Dehşet-engiz ol günü gör hep hazân-î ten beşer. 

Veçheler gamla dolu imdada yok hiç bir gelen. 
Yerlere düşmüş o memsûh re's-i efser cilveger. 



TEZEKKUR-İ MEVT 
(56) 

Şâm-ı bezmin yıkılır kalmaz hayâtından haber, 
Gülsitân-î âlemin sönmüş emelden yok eser. 

Serv-i kamet ajm-ı ruhsâr hâk olur sahbâ harâb. 
Akseder birden sadâ-jâ "li menl'1-mülk" pür zafer. 

Ol hitâbm in'ikâsı Vâhidü'l-kahhar olur. 

Öyle şiddet kim değil ervah, bütün arzu semâ titrer. 

Merkez-î hâkda bütün nâs âcız-û kaasır olup. 
Bir muazzam hevl ola kim kalmaya mahşerde yer. 



Kurdet-î Kahhâr ile ancak o yerde mahkeme. 
Ah ne müşkil ol selâsil û hisâb-î pür keder. 

Gösterir gammaz lisânı sanki nânn ol cehîm, 
Tal'atm hüsran eder hep elmasa rehber eğer. 

Söndürür nâr-î elîm-î dûzahı ancak o gün, 
Sadr-ı uşşaktan çıkıp da fırlayan "ah"dan serer. 

Sâhib-î gencîne-î esrâr-ı Hak Fahr-î cihan, 
Re's-i uşşaka çekip dest ile sancâg-î hazar. 

Dîde-î mağmumu nurlar nâr-ı İbrahim gibi, 
Rüşen-î gülsen kılar hep onları canlar çeker. 



87 



Hâk-1 pâyinden onun gamlar gider güller açar, 
Kurb-i dergâhı verir vech-î siyah pareye fer. 

Pertev-î şem'i elinde hazret-î Kur'an durur, 
Taht-ı pâylnde onun bû-yî revan Kevser eser. 

Nûş eden tek cur'asın dâresmde mahfuzdur tamam. 
Zerre denli cisme değmez âteş-î berk û sakar. 

Âb-ı aşkdır dû cihanda şurbu mümkündür onun. 
Lahzada eshâbım matlûbuna îsâl eder. 



86 



Aczile gelmekte dergâha bütün ehl-î günâh, 
Afv-i rahmet yâ ilâhî sâile verme keder. 

Kimse mahrum olmadı ol ma'den-î pür himmete, 
Hep günâh olsa bu defter bahr-i kân ihsan eder. 

Çünki "Fed'ûm" buyurdun "Istecibleküm" ile, 
Sîne-î Şemsî ola hep manzar-î ehl-î hüner. 

( FâUâtün - fâilâtüri -.fâilâtün - fâilün) 



Gonca-î mehpâre-î elvan gibi gülsen a5ran. 
Bulmayı bilse beşer ol bâg-ı cananda gezer. 

İzzete erdi anâsır kaybeden ebrâra bak, 
Kâm-i beka neşve-î gülrîz gibî şâm û seher. 

E^le aczimle beni meşmûl-i ihsan yâ ilâh. 
Kıl kerem Jenkdâr-ı mihnetle beni etme beter. 

Derd-i tâkat-sûza yâ Rab ver deva incitmeden, 
Bî-mecâlim katra-î lütfün olur bahr-ı dürer. 

Hep serâpâ bir mihân-âbâd olur gülzânmız, 
Incilâ-sâz olmasa ger gülbün-î levh-î basar. 

Her gönül kim buldu envâr-î Muhammed'le şeref, 
Şeb-çerâg-î aşkile ol leylini eyler seher. 

Çün sadefte eyledin dür katra-î rahmet sebep. 
Gam diyârmdan alırsm sâüi pek muhtasar. 



KlM UYANMAZ 
(57) 

Kim uyanmaz hâb-i gafletden bu âlem bâr ona. 
Kim sataşmaz yâr u ağyara gelir dildâr ona. 

Kim kemâl-î kudreti idrâk eder zandan geçer. 
Bildirip eyler tesellî dâima Settâr ona. 

Fehm edip de kendi nefsin anlayanlar söylemez. 
Okuyup ders-î me'ânî eylemez inkâr ona. 

Sen bu gün Üm-î haldki bümeyl ister misin? 
Bir mürebbî eşiğinde bağlamp yalvar ona. 

Hikmet-î fi'lin senin hiç bilmeyen câhillere. 
Anlamazlar Hak kelâmı söyleme zinhar ona. 



88 



Tâlib oldur umk-ı dilde ders-i İsmuUâh ola, 
Magnb û maşrıkda olsa lahzaten yol var ona. 

Yokla kalbin gör ne vüs'atda yapılmış beyt-i Hak, 
Hem içinde eylemiş inşâ sadeften dâr ona. 

Nûr u zulmet her birisin ayn ajnrı veçhesi. 
Belki benlik çevrelenmiş her taraftan nâr ona. 

Girmeyip bâzâr-ı aşka eylemiş cem-î riya. 
Yırtmamış benlik ridâsm jnırttırır Kahhâr ona. 

Almayan dilden haber bilmez küşâdı nicedir, 
Sûretâ bilgin geçer de eylemez İkrar ona. 

Âşık okur bir dil ile anlamaz herkes onu. 
Ol mahabbet nagmesldir vâkıf -î ebrâr ona. 

Gizlemiş tahtel kubâb ol "men aref ' erbâbma. 
Boş değil ondan cihan amma ki yok iş'âr ona. 

Ba'zılar tîg-î mahabbetle gelip kurbân olur, 
Nezd-i dergâh-î harîm-î Ahmed-î Muhtar ona. 

Ba'zılar pervâneveş puryân olur. 

Kim safâ-yî meşrebe geçmiş heman berdâr ona. 

Perde-î kesret-nümâdan kurtarıp cân û dili. 
Korkmadan ilm-î ledûnden söyletir esrar ona. 

İşte Şemsî bâg-ı hüsnün bülbül-î şeydâsı çok. 
Aç elin bir bir nisâr et dâne-î mismâr ona. 

{ Fâilâtün - fâüâtün - fâilâtün - fâilün ) 



89 



tevhide gel 

(58) 

Bâb-ı aşkdan aç kitap temcide gel 
"Men aref dersin oku tahmîde gel. 
Mest olup ikrârmı tecdide gel 
Bastırılmış âteşi teşdide gel. 
Yak da gel tevhide gel, tevhide gel. 

Sahne-î tevhîd olup devrâmmız 
Nevbahâr olsun biraz bostâmmız. 
Destgîr olsun bize merdânımız 
Nûr ile dolsun bugün meydâmmız. 
Nura gel tevhide gel, tevhide gel. 

Sanma biz meydâna noksan gelmişiz 
Câm-ı aşk elde kemâkân gelmişiz. 
Nûş edip de mest-i hayran gelmişiz 
Aç gözün cânâna mlhman gelmişiz. 
Sen de gel tevhide gel tevhide gel. 

Berzah-i nardan geçip gel câm bul 
Serteser âlem gezip inşâm bul. 
Bübbül-î hayrana sen dermâm bul 
Aç dilin fehm eyle de cânâm bul. 
Hakk'a gel tevhide gel tevhide gel. 

Gurbet illerden geçen âbâd olur 
Hâk-i zilletten çıkan hep şâd olur. 
Pâk eden cân û teni âzâd olur 
Bak nasıl feryadımız İnşâd olur. 
Durma gel, tevhide gel, tevhide gel. 



90 



91 



Hemrehi bulsan bulursun doğru râh 
Rehberin olsa eğer şu'le-i âh. 
Nâle-I efgân edip olsan tebâh 
Gönderir Lokmân'ı elbette îlâh. 
Ağla gel, tevhide gel, tevhide gel. 

Sil gubânn hikmet-î Yezdan'a bak 
Tâb-i dilde mazhar-î Rahmân'a bak. 
Derdnâk gel kendine dermana bak 
Gir gönülden parlayan volkana bak. 
Yan da gel tevhide gel, tevhide gel. 

Çün teselsül etti zincîr-î atâ 
Gel tutup da dest-I sâdât bul rehâ. 
Hâb-i gafletten uyan ey bî-vefâ 
Bâgbanda toplanırken dilrübâ. 
Bâga gel tevhide gel, tevhide gel. 

Mevc ürürken âlem-î ma'nâda nûr 
Çâk edip sadnn heman yansın gurur. 
Olmaz asan bahr-i hikmetten mürur 
Mâsivâ gits.tn de dü bulsun sürür. 
Gark olup tevhide gel, tevhide gel. 

Meşreb-î rind ol cihanda mu'tedil 
Verse bin cam ger dehir bakî değil. 
Mâcerâ-yî âleme sen girme gel 
Şemsiyâ bul ehl-i dil ol ehi-1 dil. 
Aşk Üe tevhide gel, tevhide gel. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



EHL-İ AŞK 
(59) 

Gör bu ehl-î aşkı kim câhil ona olmaz yakın. 
Anlamaz sevmek nedir hep gözlerinde hûr-i in. 

timine bakıp da anlar serfürû etmez ebed, 
Muktezâ-yî nefs ile almış bu yolda cür'etln. 

Mısr-ı dili feth edenler sokmadı şeytânmı, 
Sûr-ı gayret çekmişiz biz kal'amız gayet metin. 

Ey gönül bir dem takarrub eyle de etrafa bak. 
Akıtıp gözyaşlann gel kim sana olsun muin. 

Hem geçip "Lâ" perdesinden bul rumûz-i hikmeti. 
Koru başm bu fenada düşmeden hâke serin. 

Hem nedir kim aldığın kâmm senin bir katredir. 
Geçme can dursun kafeste sen hayattan iç demin. 

Gir gönül şehrine onda çalkanan deryaya bak. 
Aç gözün mir'ât-ı Hakk'dan gör ki umku ne derin. 

Gördüğün deryây-ı vuslat nerde derbânı onun. 
Sor o derbân-î şerife nerdedlr babı onun. 

Sen derûn-î sineden aç safha-î hikmet yolu. 
Gör ne kudret müncelî olmuş sana ayn-el-yakîn. 

Onda gördüm pür-vefâ merd-i cihan eyler nazar, 
Levh-i dilden ref edip âlem hlcâbm ol mübîn. 



92 



93 



Eyleyip kat'-î menâzil var Ulu dergâhına, 
Du5mıayan feryâd-ı aşkı duysun aç da kulagm. 

Geç kelâmın kesretinden dinle cünbüş nâlesin. 
Zevk ü şâdîden o feıyâd oldu kalblerde enîn. 

Her bahar olur hazan hem var denen eşya emel. 
Âlem oldu çâr unsur İnfikâki pek çetin. 

Bak fezaya nerden almış pertev-î nuru kamer. 
Gün tülü' etmiş vücûdunda cemâl olmuş karîn. 

Ol nedir kesrette Vahdet hem nedir mâni olan. 
Gel haber al hikmetinden olmadan câmen kefîn. 

Bî-tekellûf eyledth ifşa gönül mecnun mudur? 
Çok müsâvî gördü insan oldu âlem pek cebîn. 

Bir avuç toprak sana inkâr ederse ger sabah, 
Yagdınp oklar kemandan hep nişana pür haşîn. 

lîg-i cehd ile lisâmn kat'edip pinhân olur, 
Medhl, ta'm hiç işitmez Şemsî âşık dediğin. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



NAZÎRETÜ'N- NASÎHA 
(60) 

Derd-i dünyâ ile insan bende-î emmâr olur. 
Kendine bir iş de bulsa nefse hizmetkâr olur. 

Boş durulmaz gerçi bu gam-hâne-î âlemde hiç. 
Hep atâletle geçerse ömre ancak bâr olur. 

Hüsn-i ahlâkla beraber sen devam et sa'yine. 
Nefsi ıslâh et sadeften dürre-î şehvâr olur. 

Hikmet-î emr-î Hudâ-yî lemyezel'dir "Fe'stakim", 
Olmak onun ile merbut ahsen-ül etvâr olur. 

Dikkat eyle geçmesin ömrün hevâ-yî nefs ile, 
İ'tiyâdm olsa ihsan mevkiin ebrâr olur. 

Yardım et ma'dûnuna ecdâdma bak ibret al. 
Hiç kapanmaz defterin hem hâlid-ül âsâr olur. 

Lîk Ihlâs ile olsun fî sebîlillâh işin. 

Bil onu lûtf-î Huda'dan ol fül hüşvâr olur. 

Vüs'atm derk etmeyip her şey'i kendinden bilen, 
Âlem-î ma'nâda ol mücrim gibi ber-dâr olur. 



Âkil olan söylemez her kârmı agyânna. 
Açma sımn çok hasûd var mugfil-î efkâr olur. 



Şu'le-î irfanla tâb-nâk muhlis-î etvâr ara, 
Çünki sejT-î râh-ı Hakk'da mahrem-î esrar olur. 



94 



95 



Müdrik ol her gördüğün şahsı inanıp açma râz. 
Belki bir kâmil kişidir belki de eşrâr olur. 

Sû'-i zandan ictinâb etmek için pek çok düşün. 
İhtiyat et ki karârm ahsen-ül ahyâr olur. 

Her ne kim eyler kişi hep kendine etmektedir, 
Aks-i te'sıratla ancak celb-i istihkar olur. 



Asl-ı maksad vech-i istikbâldedir mâzî değil. 
Bu şuûnât târihe bir defter-î âsâr olur. 

Hûsn-i tedbîr ile her işde edip ikdâm-ı tâm. 
Hem hudûd-ı izz-i merfû' mecma-î efkâr olur. 

Hüs-i hâl kim safha-î kalb şuglunun mlr'âtıdır. 
Gün gelir ol hasletin bir râyic-î bâzâr olur. 



Bak şu ayân-î mezâhtr mahşer-î ezdâd bütün. 
Vermeyen deste gtrîban sâlim-ül ekdâr olur. 



Kimseye hiç unf ile söz söyleme taşdır kelâm. 
Doğru olsa desti yırtan gül gibi hem hâr olur. 



Her azaba btr rehâ var çevre olur tatihâ 
Cümle hâristan dahî bir cennet-î ezhâr olur. 

Lûtf ile deıyâ-yı rahmet eylese cûş û hurûş. 
Kaldırır her müşkili hem şu'lesi bî-nâr olur. 

Müskili gördükte ihvanda açıp bâb-î atâ, 
Yardrnı et kim âdemiyyette esas nassâr olur. 

Ver ki yoUarm açar pl tâ ki bâbm feth ola, 
Rûtbe-i şîrîn-i güftâr dirhem û dînâr olur. 

Parlasan bu fânide sen de acep gevher gibi, 
Şöhret-î hükmün cihande matma-î enzâr olur. 

îlm u hilmi hem dahî mâl-î helâli cem eden, 
Tâc-ı re's-î fukara fahr-î ulûl-ebsâr olur. 

Seç tarîk-î cehdi evvel ütifâmdan senin, 
Kudret-î irfanla insan ajm-ı kâmgâr olur. 



İnkisâr-î kalbe bâis olmamak elzem sana, 
Kalb-i mahzun nazregâh-î hazret-î Settâr olur. 

Kibr ü şiddet gajnre istiskal ile yâ lütf Üe, 
Her ne yaptmsa umûmen kadrine mi'yâr olur. 

Sözden evvel dikkat eyle sarf-a israf etmeden, 
Çünki İzhâr eyleyen şahsiyyeti güftâr olur. 

işlerinde sözledir muhkem ve takva olması. 
Sözdür Istihkâm-ı kudret sözle iş pür-kâr olur. 

Ma'nidâr olsun sözün hem yâvegûluktan kaçın. 
Bil ki, bî-ma'nâ kelâmdan dinleyen bîzâr olur. 

Sen tevâzu'la beyân et cümle ilm û hikmeti, 
Hilm olunca kalb-i âdem meşrik-î envâr olur. 

Bejrt-i sadrmda tecellî eylesin ilhâm-ı Hakk, 
Kâmilinin dâr-ı feyzi câmi-î züvvar olur. 



96 



97 



Terk-i zulmet eylemiştir zühd ile âmil olan. 
Öyle âlim ilmile deıyâ gibi zehhâr olur. 

Hâkle etmez âteş ülfet ol revan sen âb gibi, 
Sabr ile insan kulübü feth eden sahhâr olur. 

Kimse düşman olmayıp ister misin zemmetmesin. 
Sevgi göster ayn-ı lûtfu herkese ihtar olur. 

Ba'zılar söyler mesâvî sen ona olma yakın, 
îctinâb etmek de her âkil için hüşyâr olur. 

Hâl-i menkubda nazar et tavnna ahbâbmm. 
Öyle eyyâm-î belâlar sıdkma mi'yâr olur. 

Bir zaman tayyar iken sen anlamazsm hâlini. 
Mevkiin gördükçe ahbabın seni devvâr olur. 

Yine daVet et celîs-î meclisin olsun vefa, 
Ravza-î ilm û kemâlde ne güzel iftar olur. 

Kıl karîn-î neslini kendine yâr agyâr değil, 
Akrabânm kalbi her dem çünki re'fetkâr olur. 

Ebevejme hüsn-i hizmet vâcib olmuştur sana. 
Ol pedîdar hizmetin bî-şüphe ber-hurdâr olur. 

Adi edip evlâdına bak hakkile eyle edâ. 

Ol velayet hakkıdır gasp eyleyen gaddar olur. 

Bahş-i Hak'dır ailen kırma sakın sahibini, 
Sırr-ı zevcat derk olunca gör ne vefakâr olur. 



Hakkı nâ-hak eyleyip de kimseye verme halel. 
Ekleme hadda tecâvüz yok yere ızrar olur. 

Kimsenin ahvâlini etme tecessüs zevke bak. 
Âlemin ardmda koşma pâyma yol hâr olur. 

Gûflügüy-î âleme verme merak israf budur. 
Vakti israf eylemek ikbâline idbâr olur. 

Her dehân-î i'tirâz ebkem şerî'at ehline, 
Çûn tehâlüf eyleyenler siyret-î mekkâr olur. 

Mebde'inde lütf ü ihsan kesb-i zâtındır senin. 
Bu bazâr-î dehre uymazsa kişi dümdâr olur. 

Her kime olsa nasîb ol şû'le-î nûr-i hasen. 
Az da olsa katra katra cûşe-î ebhâr olur. 

Ma'nevî maddî bütün esbâb-ı izzetle şeref, 
Şemsiyâ tehzîb-i hulkdur nâşir-î envâr olur. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün) 



ÂŞIK NAZÎM'IN EBYÂTINA TAHMİS 
(61) 

Mûlk-i dil agyâr elinde kalsa hicranlık budur, 
Dâg-ı hicran ile yanmış işte hajranlık budur. 
Bahr-i gam mevc-î kederle dolsa tüfanlık budur, 
"Kimseyi dil teng-i âzâr etme sultanlık budur. 
Kalb-1 mûru tahtgâh eyle Süleymanlık budur" 



Korkma zâlim âteş olsa görmedin mi n'oldugun. 
Olmuş İken cûş-i belâ kül olup da solduğun. 
Çeşm-I ibretle serâpâ gör ademler dolduğun, 
"Zîb-i gûş et her kemâlin bir zevali olduğun. 
Mihr isen de zerre ol hurşîd-i rahşanlık budur". 

İbret al da dürbin ol her bir avâklbden azîz. 
Tâbi' ol hükm-î kazaya hâtınn eyle temîz. 
Âdet-î devr-î felek bazan acı, bazan lezîz, 
"Her dü çeşmin geh dür efşân eyleyip geh la'lrîz. 
Hande eyle zîr-i lebden bizde giıyanlık budur". 

Çeşmini eşkinle doldur söndür âteşgâhmı. 
Eyleyip binbir cesaret dehşet aldı râhım. 
Rehgüzânnda görürsen düşmen-î bedhâhmı, 
"Dâg-ı reşk-î mihr-i mahşer kıl şerâr-î ahım. 
Tâb-sûz-î aşkile yan, sîne-süzânhk budur". 

Sözlerinden müdrik ol kalb kırmadan kıl ictinâb. 
Olsa defter mebdeinden hep siyah olmaz sevâb. 
Vech-i yâra pâk olup ondan yana eyle şitâb, 
"Zülf-I yân eyle vakf-î pîç u tâb-î Iztırâb. 
DÜ perişanlık budur âşüfta sâmanhk budur". 

Kıl hazer ol teşnelerden bülbüle versen de râz. 
Her seher bübbül gibi hiç durma eyle çok niyaz. 
Râh-ı aşkı gülde saklar hep hakikattir mecaz. 
"Gerçi her derde bulunur bir tabib-î çâresâz. 
Nabz-gîr-î kalb-i mahzun ol ki Lokman'lık budur". 

Intihâb-î yâr-i sâdık derde herdem pek mühim. 
Yâra cevr etmez o gamdan dîdeler olmaz sakîm. 
Şemsiyâ bul aşk yolunda hep muvafık müstakim. 



98 



99 



"Açma mahrem zann edip her şahsa razın ey Nazîm. 
Bâd-i sarsar gelse cûşân olma umraanlık budur". 

( Fâilâtün - fâilâtûn - fâilâtün - fâilün ) 



RAMAZAN 
{62) 

Yine girdik o mâha kim keremdir yâ Resûlallah, 
Ramazandır onun ismi himemdir yâ Resûlallah. 

Bütün va'din bu aylarda günahkâr ümmetin avfı. 
Ne hoş emrin ki lütfe ajm-ı demdir yâ Resûlallah. 

Gözüm nemnâk ümîdvânm kılarsın cûd ü ihsanlar, 
Recâmız bizlere herdem keremdir yâ Resûlallah. 

Çıkarsa tâk-ı arş üzre bu aylar vasf-ı mümtazla. 
Ne ay ki aslı zâtınla kıdemdir yâ Resûlallah. 

O eltâf-î İlâhî hep seninçün va'd olunmuştur, 
Sebeb gufrana sensin ol alemdir yâ Resûlallah. 

Bana cür'et veren ancak mahabbettir talepkânm. 
Hatâ mu'tâdiyim amma nedemdir yâ Resûlallah. 

Tutup ma'zûr acı asgarlara hem afve lâjnk gör. 
Bilirsin perde-î ezmân elemdir yâ Resûlallah. 



Seni âlemlere gönderdi Allah hulk-i a'zamla. 
Sıfatından şefaat mûltezemdir yâ Resûlallah. 



100 



101 



RAMAZANDA 
(63) 



Vusulün "Kaabe kavseyne" vücûd-ı kâmilindendlr, 
Huda'dan isteğin ref-î elemdir yâ Resûlallah. 



Yol verir her gün ramazan tâlib-î dîdâr olana, 
Da'vet-î bezmî olur her âşık-î dildâr olana. 



Sana ihsan olan ol vüs'at-î emr-î şefâ'atten, 
Gûrûh-ı evliya onda bademdir yâ Resûlallah. 

Ziyânm aksidir her kâmil insandan temevvücler. 
Ki onlar habl-i ebrâra dimemdir yâ Resûlallah. 

Serâpâ gülsitan oldu mübarek ay gönüllerde. 
Açıldı bâb-i rahmet çün haremdir yâ Resûlallah. 

Bu günler şu'le saldı safha-î kalbe nesîm esti. 
Devam etsin o nurlar kim ni'amdır yâ Resûlallah. 

Yetiştir feyzini muhtâc-ı ihsanım mürüvvet kıl. 
Kulun hehr-î füyûza atş-i femdir yâ Resûlallah. 

Zebûn etti bizi devran ki düştük bahr-i isyana. 
Derinde Şemsî kurbanlık ganemdir yâ Resûlallah. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâüün ) 



Görünür çeşm-i basîra ne imiş şehr-î ramazan, 
Şeref-î vuslat ile her zerresi pür nâr olana. 

Elde gülgûn câm ile ol hükme mahkûm bekleyerek, 
Sofra-î iftarda alır magrib-î envâr olana. 

Feth olur ebvâb-ı semâ bir gece bin mâha bedel, 
Âşinâ-î gulgule-î hikmet-î edvar olana. 

Hem Huda lütfüe menşur verüir kenz-i büşrâdan. 
Yerde değil bir gecede gökleri devvâr olana. 

Şu'le salar tâb-ı mlr'ât-î zamire dostu renk renk, 
Nakş-ı dilde mürşid-î ahkâm-ı keremkâr olana. 

Onbir ay miftâh-ı dindi ol gülün gülsen yerine. 
Bak ne bülbüller üşer ol sinesi gülzâr olana. 

Mebde-î âyât-ı Furkan rahmet-î gufrandır bu ay. 
Feth olur ol şu'legâh-ı akdesinde yar bulana. 

Eyler izhâr-î letâif da'vet-î iftarla her şâm, 
Mazhar-Î eltâf-i Hâdî mahrem-î esrar olana. 

Sûret-î eşyaya düşmüş sanki nûr-î âfitâb, 
Safha safha nakş edilir her gynü iftar olana. 



102 



103 



Cilvegâh-î evc-i arşdan ol hurûşân-î atâ. 
Bezi olundu südde-i babında kim bîdâr olana. 

Ekmel-î hilkatde cins cins mâide ihsan olunur, 
Dest-i adl-î zû'l-kerem hem muhsin-î etvâr olana. 

Zât-ı gevher mihver-î bajram olur yevm-î huzurda, 
Şemsiyâ eyle dehalet mücrime Gaffar olana. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâllâtün ) 



YİNE RAMAZANDA 
(64) 

Neler verdi ramazan şol gurûb-î lâlezânndan. 
Neler geldi o lezzetle geçen iftarda yârından. 

Teravihlerle tervîh buldu kalbler hep olup şâdan, 
Mehâsmdan temessül eyledi şebler kerârmdan. 

ilâhî çok şafaklar doğdu her eşkâI-1 imkâna. 
Sadırlar gülsen olurken o bâgm gül bahânndan. 

Kamu yevm-î revâc-î aşkile câri bu aylar hep. 
Gönüller nûr olup verdi cemâlin lem'azânndan. 

Olup sırlar hüveydâ hep bu ayda anladı insan. 
Geçip mest-î mahabbetle onun bâb-î şuhûrundan. 



Görünce havz-ı lâhûtî gönüller oldu pür rahşan, 
Mekâm-î gülşenlnde yer bulup havzm kenarından. 

Şeref bahş-î hidâyetle beşer magruk-î nûr oldu, 
îçip de âb-1 re'fetkânnm seyr-î devamından. 

Neden İçdikçe yanmak oldu âdet cümle uşşakta, 
Çün âteş söndüren carî ser-î âteş nisârmdan. 

Yanıp zahirde bâtmda tutuştu âtdş-î firkat, 
Ufûl etmektedir çünki mübarek mâh revânmdan. 

Bu hicranla haberdâr olmak ister cümle âşıklar. 
Gelir bir çok haberler de mahabbetler diyarından. 

Cihanda öyle bir perde açılmıştı gören gördü, 
Hakîkî merd olan kimse beyân etmez vekânndan. 

Bu yollar sehl olur ancak o dustür-î muazzamla, 
O bir feyz-î muallâ nisbet-î perverdigârmdan. 

Makâm-î İsmete ermek bu aylarda mukaddemdir. 
Bizi ma'sûmlann ruhu sever çıksa mezânndan. 

Bu leylin subh-ı feyyâzmdaki eyyamda tes'îd var. 
Bulanlar gark olur nâra tulûun inficârmdan. 

Şükürler eyle sen Şemsî bu günler herkesin vechi. 
Güler yarm olur basn-am cemâl-î tabdânndan. 

{ Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



104 



105 



RAMAZANA ELVEDA (Ateş manzumesi) 
(65) 

Özüm sevdâ-fezâ bir leyle-î garrâda yanmıştır. 
Vücûdum seyr-1 ruhsâr-î cemâl-ârâda yanmıştır. 

Azîm günlerde ki her yammız leyl-î mükerremle, 
Serâpâ nûr olan bezm-î safâ-pîrâda yanmıştır. 

Benim cûrm-î muhatımla onun eltâf-ı nurundan. 
Yanan deryada sönmüşse benim deryada yanmıştır. 

Yanar her an görünce rû-yi dildân o pervane. 
Benim rûhumdaki cünbüşgeh-î ulyâda yanmıştır. 

Cihan bâgmda revnak yok o yânn gülşeni başka. 
Bu ay kim da'vet-î yârdır gönül hep onda yanmıştır. 

Mekân olmaz zaman olmaz arar her yerde âşıklar, 
Cibâl-î aşk denen o vâdi-yî Sînâ'da yanmıştır. 

Cihan pür-nûr iken her zerre-î cismimdeki âteş, 
Zülâl-î cân ile teşne olan kavgada yanmıştır. 

Eser yoktu o kavgada fesâhattan fezâhattan, 
O yerde savt-ı elfâz hep birer ma'nâda yanmıştır. 

Doğunca şems-i Hakk burc-ı fuâdımdan ziya verdi. 
Yananlar mum gibi kaldı gönül "ülâ" da yanmıştır. 

Gelenler böyle geçmişti bizi kurtardı sahradan, 
Dil-î âvâre-î Şemsî bu gün sahrada yanmıştır. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



ZÎKR-t MEVLÂ 
(66) 

Zikr-i Mevlâ nurunu tecdîd eder bilsen onu. 
Öyle nûr ki aşkmı teşdîd eder busen onu. 

Her makâmm devresi bir başka âlem bildirir. 
Kendi sa'ym zevkini tezyîd eder bilşen onu. 

Kıt'a kıt'a kürrejd geşt eyleyip sorsan deva, 
Mesken-î kalbinde rindan îd eder bilsen onu. 

Kendi kendine gelip î'mâr eden sen bekleme. 
Himmetin kâşaneler teşyîd eder bilsen onu. 

Ferd-i kâmil kendi sa'yiyle bulur esmânm, 
Aşk-ı vuslat kullan tefrîd eder bilsen onu. 

Tek mu'ânz olma Mevlâ yolunu tağyir için. 
Bînevâlar Hâlik'i tevhîd eder bilsen onu. 

Aks-i renk etsen de İzhâr her nazarda şüphe var, 
Zînet-î İrfan seni tahlîd eder bilsen onu. 

Sadndır ehl-î dilin çün mahzen-î sırr-î hafâ. 
Her günü üftâdeler tes'îd eder bilsen onu. 

Şemsi sen etme tecessüs âlemin ef âlini, 
Böyle haller ruhunu tecrîd eder bUsen onu. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



HAZRET-Î MEVLÂNÂ'NIN NÂYİNDEN 
(67) 



106 



Figân ehlin müdam tenzih eder ahvâl-i gerdundan, 
Zihî mihnet-keşân-î kâmilandır nây-ı Mevlânâ. 



107 



Semâ-î cana İzhâr-î nlhandır nây-ı Mevlânâ, 
Nevâ-yî aşk-ı Cem feyz-î revandır nây-ı Mevlânâ. 



Ebed bahsin haberdâr eyleyip eflcâr-ı uşşâka. 
Hayât-î nâ-pedîdden kıssahandır nây-ı Mevlânâ. 



Gönülde dâd-ı feryadı ona izhâr için candan, 
Sudûr-î sâmitin hâlin beyandır nây-ı Mevlânâ. 



Dem-î aşk ile yakıp âşıkı hecre çeker bir dem, 
Harîme hem tarîk-î imtihandır nây-ı Mevlânâ. 



O canlar kim diler her an bu cûşişden haber alsm. 
Ona hemdem olan zâta nişandır nây-ı Mevlânâ. 



Safâ-yî vasla uşşâkı yetiştirmiş o mazmunla. 
Gülü reyhana çekmiş bir zebandır nây-ı Mevlânâ. 



Uyup nefse deme bir değneğe esrar mı gizlenmiş, 
O razı inletip duysan ne candır nây-ı Mevlânâ. 

Sadâ-jâ ra'dı geçti ol fezâ-yî nefhada tnsan, 
Sipihre emr-1 devr-î asumandır nây-ı Mevlânâ. 

Girip umman içinde mevcelerden bir haber alsan, 
Haberdâr-î bihâr-î ârlfandır nây-ı Mevlânâ. 

Bırakmaz jeng-i mir'âtı taravet kesb eder ruhlar, 
Maânî neşr eden hüonet-beyandır nây-ı Mevlânâ. 

O'dur sermest edip bigâneyi ihrâc eden kalbden. 
Alevlenmiş çerâg-î feyz-i andır nây-ı Mevlânâ. 

Girip gûlşende cevlân ettirir bîmânm .ancak, 
Ki zîrâ pür-safâ-3â gülsitandır nây-ı Mevlânâ. 

Verir âb-î hayâtı dîde yaşmdan o bostana, 
Makâm-î ekmele ondan zımandır nây-ı Mevlânâ. 



Melâhat lehçe-î şîrîn ile memzûc-i ra'nâdır. 
Binâ-yî a'zama erkân-ı hândır nây-ı Mevlânâ. 

Ki zîrâ hançer-î seylâba sîne verd-i şeydâdır, 
Zülâl-î can sunan bir na't-handan nây-ı Mevlânâ. 

Nedir ol bâde-î Kevser ki gülberginde handandır. 
Nedir o andelîb her dem figandır nây-ı Mevlânâ. 

Gidip Şemsî dur ol bâb-î Celâleddin'de âdâbla. 
îşit dal aşk-ı ha5Tâna revandır nây-ı Mevlânâ. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâılün - mefâîlün ) 



DEST-İ ÎMKÂN 
(68) 

Bulduran hep dest-i imkân gösterir dünyâdan onu, 
Hüsn-1 bî-emsâlle terkîb eyleyip ulyâdan onu. 



108 



109 



Zâbıt-î erkân-ı fıtrat olmağı insana Allah, 
Etti tefhîm-î hakâyık maksad-ı ihyadan onu. 

"Lenterânî" içre mudgam bir terânî âteşin dem, 
"Alleme'l-esmâ"' rumuzu gösterir deryadan onu. 

Ger ser-î dîvânma yazsan çıkar resmile hep Hû, 
Gönderip almak gerektir zevkile hayyâdan onu. 

Nice bin cism-î furûzan yanarak yol üzerinde. 
Yine bir çöp gibi birden çıkarır gayyadan onu. 

İhtişamı ol şeririn merkez-î sadrında merkûz. 
Her kemâlât ehl-i seyri kurtarır hülyadan onu. 

Ol beşer kim masdar-î âlem bilir rûh-î revanm. 
Hep görür âsâr-ı kudret perde-î rü'yâdan onu. 

Nâr, hava, hem âb türâbdan nûr alınca cism-1 Âdem, 
Fark eder ehl-î kemâl vech-î Süreyya'dan onu. 

Olsa hem bezminde onun nûr-ı mücellâ-yı edeb. 
Ol bahârm gülşeni eyler tabîb kimyadan onu. 

Yevm-i ezel nûr-ı edeb gûlizâr-î hikmetinden. 
Anla ol mehdden gelen savt-î nebiyyâdan onu. 

Beyyinâtın var şukûfezânnı anla kitabdan. 
Ger serinde olsa zevkin kurtarır meyyâdan onu. 

Şemsiyâ âfâk-ı enfüsden haberdâr oldu ebrâr, 
Kûşe-î uzletde buldu farkla tutyadan onu. 



MECNÛN GÖRÜNEN MECZÛB MEHMET TOPRAK'A İTHAF 

(69) 

Şâh-ı Geylân'a demişler nedir etvâr-î cünûn, 
Mecma-î esrar demiş ol se5T-i efkâr-î cünûn. 

Zü'1-ukûle cezb-i idrâk akl ile mümkün müdür? 
Fehm edilmez anlar ol hâl-î glriftâr-î cünûn. 

Bildin ol şeydâlan âzâde serdir dâima. 
Buldu mir'ât-î safa bâtmda esrâr-î cünûn. 

Zikr-1 tevhidi safadır kim hurûşân eyledi, 
Melce-î hayrana girdi sizce ol dâr-î cünûn. 

Canım cananla tevhîd eyleyip bulmuş yakîn. 
Kalmasın kat'-î hesapla yâr ü agyâr-î cünûn. 

Vecdet-î mevcudu idrâk eyleyip şaşmış garîb. 
Şulesi sönmüş görürsün hep yanar nâr-î cünûn. 

Görünür zeyn-î ciladan müctenlb pür ızdırâb. 
Sabit û zîr-î belâdır sûz-ı güftâr-î cünûn. 

Âkü-î dânâ görürsün hep esîr-î rûzigâr, 

Eşk-i gamla ol sular hep dest ü gülzâr-î cünûn. 

Gam yolunda seyl-i seyre kapılıp hayran iken. 
Sevk eder bî-ihtirâs ol anda serdâr-î cünûn. 

Bir muammadır o esrar medhali yok keşfine. 
Kim tasavvurla bilinmez zevk-i âsâr-î cünûn. 



( Fâilâtûn - fâilâtûn - fâilâtün - fâüün) 



110 



Bahs-i cinnet anladın mı câzib-î meczûb-ı Hak, 
Yoksa her fertte bulunur ba'zı reftâr-î cûnûn. 

Ol hicâb-î mest nedir kim onu âkil edecek, 
Klşver-Î aşk evc-i bâlâ oldu eş'âr-î cünûn. 

Hem kaza uşşâkmı beyhude gezdirmez tehî, 
Mahz-ı hikmetten kurar eyvâm mi'mar-î cûnûn. 

Hâl-i zâr-î derdile ebter görünse zahiren, 
Merkez-î devletnişîndir dâr-ı gamhâr-î cûnûn. 

Bâde-î nûr cezbelendirmiş yine istek ile. 
Kâsım-î şurb mesned-î re'fetde ikrâr-î cûnûn. 

Kâm-bahşî ol bilir gûlşende güller berk-i âh, 
Sâbit-î merkez safadır aşkda kûhsâr-î cûnûn. 

Görmedin mi Şâh-ı Geylan neylemiş ahvâlini, 
Şemsiyâ bak nice yakmış onu envâr-î cûnûn. 

( Fâilâtûn ■ fâilâtûn - fâilâtün - fâUûn) 



111 



MÛNAGAT 
(70) 

Derd-i tâkat-sûza derman eyle yâ Rab, 
Vüs'at-î cürmûmle İhsan eyle yâ Rab. 



Savlet-î nefse zaîfim eyle imdâd. 
Kıl kerem lütfü firâvân eyle yâ Rab. 

Gitmiyor ankâ-yl mihnet sînebânm, 
Nâr-ı aşkınla beden dârmda hânm. 
Kendi hâlimde kırık şehperle zânm; 
Her ümidim sende handan eyle yâ Rab. 

Hep bulurken dîdeler tâ subhu hâbdan, 
Ben ciger-sûz-î leyâlim inkılâbdan. 
Eşk-1 gam dökmekte çeşmim ızdırâbdan, 
Yandınp can taze bir can eyle yâ Rab. 

Der-gûşâya muntazır bâb-î seherdim. 
Hâsılı endûh u gamdan pür kederdim. 
Feyz-i aşkmla uyansam terk ederdim. 
Sen uyandır feth-i zindan eyle yâ Rab. 

Hikmetindir her kemâl-î gamda âzâd. 
Kudretindir her garibi eylemek şâd. 
izzetindir neşve-î gûlrîzde âbâd. 
Zevkle dâim gönlü şâdân eyle yâ Rab. 

Cevher-î nûr ile memzûc başka tâc et, 
Cümle-î uşşâkda seyr-î ibtihâc et. 
Mülk-i fakrımda beni âlî mi'zâc et. 
Diler isen dîde giıyân qrle yâ Rab. 

Haşyet-î ehl-î kemâl kurb-î celâlin, 
Mezheb-î uşşak ise hubb-î cemâlin. 
Kalbi tezhîb eyleyen ayn-ı kemâlin. 
Ol kemâlle ehl-i irfan Qrle yâ Rab. 



113 



112 



Verdirip te'nîs-i ulvî kalb-i zara. 
Bu ne hüanetdir ki denmez yâra ağyara. 
Çün çekildim halk-ı âlemden kenara. 
Sen hayat ver bari inşân eyle yâ Rab. 

Derd-i hicrana esaret başka halmiş. 
Vuslata sûzişgeh-î mihnet cidâlmiş. 
Şeb-çerag-î hikmet onda eşk-i âlmiş. 
Ol çerâgîle hurûşân eyle yâ Rab. 

Yâ îlâhî cümle farkı berkenâr et, 
Ateş-î aşkım gönlümde nisâr et. 
Feyz-i hurşîdinle kavur onda nâr et. 
Şemsî kulun hıfz-ı nîrân eyle yâ Rab. 

( Fâilâtün- fâilâtün- fâilâtün ) 



KEMAL-Î ÂPÎİFAN 
(71) 

Kendi nefsi hâricinden bir saadet gelmez inşâna. 
Yine kalbinde ihdastır onu her halde ihsana. 

Kesb-i sa'y etti fakat gerdûn-i garibe vermedi tâbin. 
Durdu meh-rûlar sebîl-i müntehâsmda firîbâne. 

Her zuhârat bir teşebbüstür bilinse olmadan râfi', 
Sun-i mi'mâr ilm-i hikmet bahr-i kudret remz-i Kur'ân'a. 



Akl-u irfan hem hakâjak künhünün de nâil-i bahtı, 
Nûş edip âb-î hayatdan hükmeder ol devre merdâna. 

Ol kemâl-î ârifandır sell-i seyf etmiş de nefsile. 
Hep lehîb-efşân olur ol seyfile gel Şemsî meydâna. 



SÛRE-I INFÎTÂR Tefsirinden Mülhem 
(72) 

Sadâ-yî ra'düe manzûme-î dünyâ olup da şûr. 
Muazzam nefhatü'l-ba'se gelince sûr. 

Temevvüc ettirip bâb-î semâ mûnşak olur birden. 
Dökülüp cümle jnldızlar cibâl ebhâr olur menşur. 

Ferâğ-î bâl mı oldun evvel û âhir bu vadide? 
Sütunu yok emel kasnn nihayet payıdır makbûr. 

Her insan bîkes û bî-çâre hem bî-câme gitmiştir, 
Eyâ insan sana n'oldu neler etdi seni mağrur. 

Dalâletdir ki hep va'd-î cinan çeşm û zebâmnda, 
Görünür çün Gafur ismi gönül olur ona mesrur. 

Keremle iğtirâr oldu Kerîm'e küfr-i ni'metden. 

Ki akim kaldı tedbîrden gözünden oldu hep mestur. 

Ne suretle seni terkîb edip verdi sana teklîf, 
Mükezzibler olur makhûr ki zille düşmedi hiç nûr. 



114 



Yolun bil kim münezzehdir vûcûbdan Hazret-Î Allah, 
Kaza etmez keremlerle denilmez zâlime ma'zûr. 

Ümîd kaydiledir kim kurbet emr-î müstecâbmdır. 
Nedir elvâhma yazmış senin ismindeki menşur. 

Seni halk eyledi ahsen adaletle edip teklif. 

Bilip tekrîmini takvim gözün aç olmadan mahmur. 

Kitâbm sebt eder kâtib hayırdır yâ ki serdir ol, 
Hesâb âm gelir ol gün safâ-jâ kalbedir düstûr. 

Hemîşe hicr-i yâr oldu kamu mihnet hacâletler, 
Tarahhüm suretin gösterdi âh-î serd olup magfûr. 

Duhûl etti na'îme ol kişi kendi necat buldu, 

Yeter cem'etme bari ma'siyet zenb oldu hep makhûr. 

Meânîden mudil bilmez makâm-î pâye-î kadri. 
Düşürdü ma'siyet payı turâba eyledi mahrûr. 

Sivâ-yî her belâ ihrâc olunmaz aks-i rûyundan. 
Gelir yevm-î muazzam her ne varsa gösterir mestur. 

Bisât-ı nefs-i zâtm olmadı gayrî temellükle. 
Muhakkak sâhib-î yevmü'l-emirden oldu ol manzûr. 

Nazar kıl Şemsiyâ sayyâd rehinde gör tuzak kurmuş. 
Tutun dâmân-i şer'-i Ahmed'e çok perr ü bâl mehcûr. 

( Mefâüün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



115 



KİMSEYE BULMA KABAHAT 
(73) 

Kimseye bulma kabahat münfaildir neylesin, 
Âşıkı aşkı yakar çün müste'iddir neylesin. 

Hep felekler yandı amma şem'-i gafil yanmadı. 
Zayi etdi vakt-ı cerhi mu'temiddir neylesin. 

Yanmaz ahcar çünki eşcâr misli yanmak olmadı. 
Öyle mu'tâd eyledi âteş şedîddir neylesin. 

Taş olursa kalbi yanmaz, buldu isti'dâd şecer. 
Girmedi ol nâr-ı aşka nev-velîddir neylesin. 

Gelmedi ûstâd elinden bir güzel işlenmedi. 
Sert olur âlemde onlar mücitebiddir neylesin. 

Ol ki azm-î şevki var kudretle girmiştir yola, 
Veysî olmuş şeyhi ol zât müsteiddir neylesin. 

Reng-i rûyundan çekilmiş katre-î eşkin döker. 
Kendi haliyle kalıp da münceriddir neylesin. 

Revzeninden kavme bakmışlar da var kim söyledi, 
Bâr-ı mihnetden usanmaz mün'akiddir neylesin. 

îhtirâz etmez mi ashâb bağlıdır gisû-jri yâr. 
Görse âşıklar onuda müncemlddlr neylesin. 

Kılmak olmaz sûk-ı sevdada garîb ahbabım, 
Şol nihâl-î serv-kad donmuş kadîddir neylesin. 



Gelberu niçin koşarsın anlamak mı kâtı'ı. 
Olmasa devrân anunçûn yol ba'îddir neylesin. 

Çehresi olmuş mübeddel baş açık hayran bakar, 
Müstehîlen bir kemikle bir deridir neylesin. 

Aldılar teslim edip de sahn-ı veçhe koydular. 
Bir terazi kaldı i'dâm nâpedîddir neylesin. 

Okları her lahza cana gelse Allah'dan bilip. 
Emri bekler dâima ferman cedîddir neylesin. 

Hurduhâş etmek için ol okları saymak gerek. 
Bekliyor vaktin velâkin münhaliddir neylesin. 

Âşıkı âşık yapan tek bir mahabbetdir sere. 
Bin küsur ekvâna dalmış bî-reşîddir neylesin. 

Hep zülâl-î hûn-i dildir kim değişsin levh-i hâl. 
Göz yaşıyla sebt edenler pek adîddir neylesin. 

Gerçi himmetler tavakkuf eylemez hep muntazır, 
Çünki Şemsî âmiri ancak Mecîd'dir neylesin. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün) 



116 



117 



FUZÛLÎ'NİN GAZELİNİ TAHMÎS 
(74) 

Ayn-ı vasfin tâ sabâvetde ayânen bilmişüz. 
Terk edip de cân-ı cismi onu bî-can bilmişüz. 
Râh-ı uşşakda gidip bir başka imkân bilmişüz, 
"Biz cihan ma'mûresin ma'nâda vîran bilmişüz. 
Âflyet gencin bu vîrân içre pinhan bilmişüz". 

Sûret-î tasvirde pûyan sîretidir pây-ı pest, 
Şem-i ruhsârile yanmaz onu almaz ise dest. 
Olmadı bîvâyeler hiç şerbet-î güftâra mest, 
"Ger özün dânâ bilür taklîd ile sûret-perest. 
Âlem-î tahkîkde biz onları nadan bünıişüz". 

Hâl-i eşya dile gelmiş söyletir üHâdeyi, 

Hâlik'm teşbih eder duydun mu sen hiç maddeyi? 

Sohbet-î şâribde mahmur büdtren inşâdeyi, 

"Bî-haberler şerbet-î rahat bilirler badeyi. 

Biz hakîm-î vakt olup dökmüş am kan bilmişüz". 

Şahnlşîn-î mülk-i dünyâ gönlü bulmazsa safa, 
Çün ne hâsıl öyle menzilden ki sonudur cefâ. 
Şem'süz-î sohbet-î bostâmna râzî urefâ, 
"Bilmişiz kim mülk-i âlem kimseye kılmaz vefa. 
Ol zamandan biz anı mülk-î Süleyman bilmişüz". 

Her seherde yanmayı biz öğrenip pervaneden. 
Aşk meyinden eyledik nûş dest-i nûr cânâneden. 
Öyle sermest olmuşuz kim farkı yok dîvâneden, 
"Ayrı bilmişsin Fuzûlî mescidi meyhaneden. 
Sehv imiş ol kim seni biz ehl-i irfan bilmişüz". (♦) 

♦ Fuzulî'nin bu gazeli "Leylâ ile Mecnun" mesnevisi içindedir. 
Bu bakımdan şairin Dîvan'mm gazelleri arasında yer almaz. 



Bâg-1 hicran İçre yanmaktansa vuslat bulmalı. 
MUk-1 dü gamhâne olmaktansa nusret bulmalı. 
Bî-vefa ahbabda kalmaktansa uzlet bulmalı. 
Ol şarâb-î zevk u şevkten Şemsî neş'et bulmalı. 
Bade dildâr veçhesinden geldi İhsan bilmişûz. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün ) 



118 



ŞERH-NÂME-I VAK'A-Î DÎISÛZ 
(75) 

E^blnâ-yî İhtimamında senin 
Sun'una aklı erer mi kimsenin? 

E^ bu akla sırr-ı a'zam vermeyen 
"nisım-î seyr-ı mu'azzam sermeyen. 

Ey nukûşunda sahâif mümkinât 
Hâfız-î mûstahfız-î her kâinat. 

Zelleye ettin celâl ey Zülcelâl 
Dag gibi isyana verdin de mehal. 

Kân-ı kerem cûd ü ihsan sahibi 
Bu ne hikmet kim habîbin naibi, 

Hâk içinde yâ melâmet mi bula? 
Bir Muharrem'de azîm vak'a ola. 



119 



Ol Yezîd-Î mürde ruhlu cism-i nahs 
Nice etti zulmü ol bî-muhteres. 

Sordular ol hikmetin encamım 
Râsihûna vak'arun eyyamım. 

Hep rumûzât-î ehâdis söyledi 
V£ik'a-î dilhûnu teşrih eyledi. 

Tâ ezelden böyle yazmıştı kalem 
Bildi evvel ol Resûl-î Muhterem, 

Dedi Hazret gördü bir gün bir velîd 
Fâil-î kerbûn belâdır bu Yezîd. 

Akıbet, öyle zuhur etti yine 
Darb erişti kıble-î ehl-î dine. 

Canlı cansız kim ki olduysa mu'în 
Ol zamandan cümlesi oldu laîn. 

Öyle olsa tâ ebed biz sevmeyiz 
Sevmeyiz hiç bî-edeb de sövmeyiz. 

Gizli gizli ağlarız biz kendimiz 
Sevmedik aylarda vardır derdimiz. 

Her Muharrem muhteremdi evvelâ 
Âsim oldu, oldu sonra Kerbelâ. 

Ger şerefli mazi olsa her beşer 
Nakz-ı ahd eylerse kaldı onda şer. 



120 



Ayda olmaz dersen eğer sen günah 
Katil eyler bir silâhla can tebâh. 

Ger edersen bir şerîk-î cürmû afv 
Cürmün olmaz mı senin de hem muzâf? 

Bak ramazan oldu sence muhterem 
Olur elbet ma'kesi de bî-kerem. 

Ba'zı gün kandil yanar îydler olur 
Ba'zı günler hürmeten tes'îd olur. 

Yevme vardır mâha vardır inkisar 
Âdem olan aglayup matem tutar. 

Nâzır-î manzûr bütün eşya ile 
Ağlar iken cümleten ulyâ bile. 

Yevm-i nahsa gösterir her kim nzâ 
Duymamış bir zerre te'sir bî-hayâ. 

Kendine gelseydi böyle gam acep 
Hep yanardı nefsine gelse ta'ab. 

Yandı onda çarh u etrâf-î felek 
İns ü cin de ağladı hem de melek. 

Edemezmiş kimseye lâ'net kişi 
Çüıiki yok kalb onda hep dünyâ işi. 

Hangi dinde var acep böyle fesâd 
Bî-taraf kalmış da almış mü'min ad. 



121 



Büerek kim onlara hürmet eder 
Bâ-kasem ol Hakk'a imansız gider. 

Lanet olsun âline ensânna 
Etmeyenin kör olan ebsânna. 

İşte Zeyneb imtisaldır her kese 
Lâ'net etti etmeyen her nâkese. 

Gösterip azm-î cesaret söyıedi 
Ol cesur hatun Yezîd'e neyledi. 

Dedi kalbinde olaydı Mustafâ 
Hürmete lâyık idî âl-î abâ. 

Hem ResûluUah buyurdu ey Yezîd 
Şu HüsejTi benden demişti çok şedîd. 

Murtazâyi kim ki sevmez hakkıle 
Sevmedi dînin dahî muhkem bile, 

Ummasın ol zerre hüsn-î hatime 
Düşmanı olsa ol onun ger Fâtıma, 

Bu ne haldir ey denî, kâfir, laîn 
Senden alçak çıkmadı ettim yemîn. 

Sana lâ'net etmeyene lâ'netim 
Olsun ona tâ kıyamet nefretim. 

Bu hususta ehl-i irfan ne dedi 
Ağlayıp da şerh u i'lân eyledi. 



122 



Sevdi zâhlr sözde kaldı lûbbü yok 
Sızlamazsa tâ derinden hubbu yok. 

Bir mihenk oldu hakîkî yâ kizlb 
Ümmetin ahvâlini kıldı hizib. 

Bir hizib var sâde müslimdir iyi 
Bildi âşık tâ ciğerden yanmayı. 

Yandı çünki ol Habîb'e aşkı var 
Vurdu toprağa başın çün meşki var. 

Kısm-ı evvel matma'i oldu cinan 
Kısm-ı sânî buldu vuslat ile can. 

Dedi Allah ağlayın çok gülmeden 
Ağlamakla kurtulur nardan beden. 

Hem dedi sormaz size Allahınız 
Var gönülden hubbile bir âhınız. 

Hep mahabbetdir suâlin heybeti 
Var mı evle'l-kurbuna hiç hürmeti? 

Candan üstün sevmesi lâzım dile 
Ol Habîb'i hem dahî ÂI'i ile. 

Sel akıtan gözlerinden aşk ile 
"Mâ arafu" verdi dersi meşk ile. 

Bildiler ehl-î suhan Kur'ân'ı tâm 
Mecma-Î dürr-î fesahat ol kelâm. 



123 



Hep ayan, ahfâ. kuru, yaş ondadır 
Nemli gözlerle kuru baş ondadır. 

Ehl-i irfan bulmayaydı ger vücûd 
Ol belagat kalmış idi bî-hudûd. 

Sözleriyle hem melek evsâf kılar 
Aşk u cezbe kalbleri pek saf kılar. 

Çün o remzi etmedi hail zahiri 
Şimdi dinle ehl-i dil bir mahiri. 

Tâ ezelden etmişizdir lâ'neti 

Kim duyar da yanmaz ol mel'aneti. 

Hem Yezîd'e lanet ile kalmayız 
Kim geçerse râhımızdan salmayız 

Biz sorarız sudan aydan hep bile 
Hem sorarız kâinata hem yele. 

Cûş edip de ol Fırat ne taşmadı 
Kahr edip de kûh u sahra aşmadı. 

Zâhidâ ma'zûr göreydin bizleri 
Etti mahrûr bir göreydin bizleri. 

Cedd-i Hüseyn çün buyurdu kim Fırat 
Sahilinde abdest alsa olsa şâd. 

Gördü mekruh fazla su dökmekligi 
İstedi ondan hazer etmekligi. 



124 



Eksilir mi bir nehir israf ile 
Gafil insan anlamaz bu lâf ile. 

Nil dururken böyle emretti neden 
Gasl olunmaz fazla su |Jje beden. 

Bir muazzam hikmeti var kudretin 
Aldı dersi anlayanlar hikmetin. 

Kasd edip Musa'ya ta'kîb eyledi 
Yuttu Fir'avn'ı o derya neyıedi. 

Âd, Semud kavmin yel etti hep harâb 
Hepsini alt etti dağlarla türâb. 

Gül ile teslim olup da bî-riyâ 
Emr-i Hakk'a enbiyâ-vû evliya. 

Sildiler seyr ettiren ma'bud durur 
Her işinde hikmeti mevcûd durur. 

Anla vech-î hikmeti oldu feda 
Ümmet ağlar da bulurlar ihtida. 

Bizler için oldu ol şah çün feda 
Ağlamaktır inlemektir borç edâ. 

Anlaşıldı kim ki nusret etmedi 
Yâ duyub da kalbe rikkat gitmedi. 

îşte bunlar pây-ı ser merdûd olur 
Lâ'net letmez kalbile Nemrûd olur. 



125 



Ey gönül gel ağla durmadan bu gün 
Mâh-ı menhus akdi onda kan bugün. 

Düştü hâke ol mübarek "ten" bugün 
Gönlün ağlat bul necatı sen bugün. 

Nâra yanmaz bunda derd ile yanan 
Mazhar-î ihsan olur onda inan. 

Sen de Şemsî ittibâ' eyle ona 
Buldu fırsat kim ki aşk İle yana. 

Hem tese'ül eyle ihvandan da sen 
Ede belki yâd ile pek çok haseo 

Esselât ey Hâdi-î râh-î Huda 
Vesselam ey melce-î âsî gedâ. 

( Fâilâtün- fâilâtün- fâilün ) 



HAL-Î ÎSTİĞRAK 
(76) 

Bir sabahtı sonbahar oldu bizim cevlâmmız, 
Dolmuş idi ol nehârda zevk ile erkâmmız. 

İstedik her mâh u sâl olmak için ona seza. 
Oldu bizde aşk-ı ifna arş olup iskânımız. 



126 



Sa'dile emr eyledi şerre olun bugün ba'îd. 
Gün gele cümle gide kurbân ola fermanımız. 

Nûr-i hurşid ref olunca şâm-ı şem'-î bezmine. 
Geçti gönül nuh feleği buldu dost dermanımız. 

Ağlar iken gülmeli hem bilmeli dost seyrini. 
Ölmeden ölmek iledir daVet-î cananımız. 

Şöyle bil kim ol telâhuk kevser-î vuslat ola, 
Hüsn-i aşka bağlanıp mi'râc ola efgâmmız. 

Etme kahrından şikâyet lütfuna kılma kibir, 
Kîl u kâlle telh-gûftâr olmaya îmânrmız. 

Ön şeriat cebhesi hâlin hakikat olmalı. 
Hiç kabul etmez diğer bî-fâide pişmanımız. 

Çünki dîn û i'tikâdm mebdei tevhîd idi, 
Vuslata ajmı yolun var kudrete îkânımız. 

Âteş-î berk-î firâksız bul sırât-î müstakim. 
Ger şücâr olmaz isen Şemsî budur dermanımız. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün) 



KADİR GECESİNDE 
(77) 

Gelişti seyr-i âlem gülizâra bir vefa esti, 
Füyûzât -î ulâ nûr-î mu'în-î istifa esti. 



127 



Gelen pertev feşandı bu hayâtm cümle babından, 
Nesîm-î zevk ile ol gün seher-î i'tUâ esti. 

Semâlar dalgalandı dün gece nûr-î mükerremden, 
Simâ-î ruha ondan bir ziyâ-î kibriyâ esü. 

Düim hâne-i mihmandar olunca mehper-î İzze, 
Benim kâşanemi tevkîre bû-yî gülnûmâ esti. 

Cihanlar nura gark oldu ziyâ-î bezm-i vahdette. 
Harîm-Î iltikâsı celbine bir mehlikâ esti. 

Taş atsın hikmete bücümle menkûbile insanlar. 
Küfürler eyledi mevcuda ol kim ibtüâ esti. 

Ayânımdı alıp bu hükmüe esrâr-ı buşrâdan. 
Duyuldu Ravzatü'l-Kuds'e hafâdan bir nida esti. 

Tecellî-sâz olup ol nurda akvâl-î kemâlâtdan, 
Zemîn-î zille mihverden acâib bir deva esti. 

Alan kimdi duyup subh-î ezelden lezzet-î vecdi, 
Sanasın berk olup geldi ayânen bir sadâ esti. 

Ne denlü hayrete salmış seni Şemsî sebeb ol kim, 
Müselsel âb-ı müşkinden akan ol can feda esti. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



128 



BANA MERD-Î CİHAN GELSİN 
(78) 

Dedi ol server-î a'lâ bana merd-î cihan gelsin. 
Kesip meylin sefâhatdân şeyâtmden kaçan gelsin. 

Gidenler arsa-î mev'ûde candan geçtiler cümle, 
Heman pervâne-veş aşka yanıp püryân olan gelsin. 

Kelâma bakma kim sığmaz hakikat aks eder düden. 
Akıl almaz o levhi çün onu ondan duyan gelsin. 

Zihî kudret o levhinde boyanıp rengine onun. 
Cihanı kaplasm nuru velî kendi nihan gelsin. 

Bu güftâr-î beyan söyler değil lahm-î zeban söyler. 
Anâsırdan çıkıp bir şeb hakîkî tercüman gelsin. 

Bilinmez serteser âlem ki esrâr-î Huda'dır bu. 
Alan emr-î müsemmâyı bana versin nişan gelsin. 

Varılmaz bâb-ı ulyâya giren anlar çıkan saklar, 
Zamâmn kutbu sebk eyler bilen am ayan gelsin. 

Gider dilden hicabı gel o jmklerle alınmaz yol. 
Çıkılmaz burc-i vâlâdır yükün baştan atan gelsin. 

Dedi mecruh anâsırla eyâ Şemsî bu yol bitmez, 
Hazân-î gamda bübbül-veş çemenlerden uçan gelsin. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



129 



MUCİB-1 GUFRAN OLUR 
(79) 

Gelmeyince bülbül-âsâ seyrine gül kan olur, 
Andelîb ol gülşene girdikte bir tûfân olur. 

Açdı amma gonca bağrı dehrile çekti elem. 
Derde Isti'dâd ise hep kâbil-î derman olur. 

Mihnete sabr eyleyen rahat görür Yûsuf gibi, 
Alem-î süflî katmda durduğu zindan olur. 

Gülşen-î pâkîzedir ol sâhib-î tâb'-î selîm, 
Andelîb ol gülşene hem dâhil-î elhân olur. 

Her kim Ihlâs ile pürhâk-î kadem olsa bugün, 
Elh-i beylden sayıhr hem ismi de Selmân olur. 

Seyr-1 bâg et bir seher aç gönlünü bir dinle bak, 
Kevser-î cennet akar hükmünde kul pıihmân olur. 

Âşıkı gör Âli'ni gördükçe anda mihr-i tâb, 

Hak bilir ol bî-tasavvur durmadan kurbân olur. 

Kim gavâs-ı bahr-i ilmî oldu hiç müflis değil, * 
Zahiren bir miskin amma sonradan aslan olur. 

Tâbi-î ferman eder isterse bir demde bile, 
Cevher-î zâtm teemmül eyleyen hayran olur. 



' gavvâs kelimesi vezin icabı "gavâs" yazıldı. 



Geldi ol mevsim ki verdi bejl-i hüzne inşirah, 
Şemsiyâ çün lütfü herdem mû'cib-î gufran olur. 

( Fâilâtün - fâüâtün - fâilâtün - fâilün ) 



130 



131 



Gönderip mürsel nebî Musa'yı bir şâh pervere, 
Ögrete fevka't-tabîa ne İmiş ilm-î meâb. 

Deme üftâde fakirdir deme ben allâmeyim, 
Bahre düşen tutar elbet demeden bu şeyh u şâb. 



NEFSİME HİTÂB 
(80) 

Şemsiyâ vardır serinde bil ki yetmişbin hicâb, 
Hayme-î ten etti mestur sonradan oldun harâb. 

Beş hicabı açdm ancak sen havâsdır diyerek. 
Çok kalan var cümle sende tek geçilmez öyle bâb. 



Eyleyince her bahân kıjTnete bir vâsıta. 
Bir tecellî katre-î nîsânı eyler dürr-i nâb. 

Bak sipihre dikkat eyle hem zemine kendine. 
Hep o te'sîrdlr ki ejrvân-î felekde inkılâb. 

Gün doğar yağmur yağar eşcar büyür esmâr olur. 
Cümle işde bir sebeb bir vâsıla kılmış nisâb. 

Ruhda vardır arzda vardır kâinatta bu nizâm, 
Hükm-i tanzimi muâdil dâfiayla incizâb. 



Ol zaman kim şeş cihâtı feth edib de yol bula. 
Beş çekildi bir edib aynı mekâm istiâb. 



Lûtfu amn gül açar dürle dolar mevc-î bahar. 
Ger sihâm-î pürkazâ esse olur girdâb-ı hâb. 



Ba'zı zulmet ba'zı nûr olmuş onu kim anlasın. 
Saklamış kendin o perde Zâtma olmuş nikâb. 



Vüs'atınca eyledi her şahsa teklif cebri yok. 
Sırra nüfuz etmeyeni öğütür bu âsiyâb. 



Mâverâ-yî ümi keşf et yoktur onun maddesi, 
Anla etraf -î cihâtı Hakk yolun gayrî serâb. 



Bâ teselsül vüs'atmca pekçe tut ol habli kim, 
Vasla seyrin hikmetin böylece kurmuş müstecâb. 



Gitmek için bir delil ister seferde hazrete. 
Git sebîl-î aşka anda yap ciğerinden kebâb. 



Çün muazzam kudretiyle nakş olunmuş kâinat. 
Kıldılar hep kâşif-î esrar olanlar ictinâb. 



Dıde-î ibretle bak kim ne idi Cibril Burak, 
Birbirin ta'kîb eder akmak için de her bir âb. 



Sen mi idin bu ademden şöhret-ü şân isteyen. 
Bağlamış gönlün demektir her taraftan ızdırâb. 



132 



Kîl ü kâl-î âleme b^âne ol da bil serin, 
Âlem-î kesretden ayrılmak demektir intisâb. 

Mekteb-î aşka devam et nusha-î kübrâ oku. 
Orda sarrâf-î cihan ol tâ bulasm sen de tâb. 

Durma madde yüklerinle âkil ol git da'vete. 
Kalma girdâb-î vücûdda ol sana verir ikâb. 

Var ile yok beynini fark eyle kalma yok ile. 
Cümleden ibret alıp da dinle geldi çok hitâb. 

Haşr-1 kübrâ olmadan gel haşr-ı sugrâda çalış. 
Gel biraz da zulmet İçre dogduragör âlîtâb. 

Verdi Allah öyle bir nur gayre israf etme sen. 
Var idi gelmezden evvel şimdi gördüğün türâb. 

Giydirip etten libâslar ana insan mı dedin. 
Doldur anı boş duran evraka hiç denmez kitâb. 

Teşne-î câm-î visal olmak için insan gerek, 
Rişte-î can tazelenmez olmadan bir yer harâb. 

Tlg-i gayretle gönül hârâsmı aç Şemsiyâ, 

Çün diriğ olmaz bu yolda sinelerde hep nuşâb. * 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



133 



MEVLUD-1 NEBİ 
(81) 

Nurlar saçalı âleme gülzâr-ı Muhammed 
Teşrifine hatif dedi dîdâr-ı Muhammed. 
Gönlünde ola rû-yi şerefbâr-ı Muhammed 
Âteş görünen sinededir dâr-ı Muhammed. 
Sermâye-i candır seyr-i envâr-ı Muhammed. 

Geldi bu gece âlemlere nûr saçıp ol mâh 
Âteşgede hem puthaneleri etti tebâh. 
Tuttu bu gece devrân-ı felek başkaca râh 
Gönderdi O'nu kullarına hazret-i AlUah 
Her şulesi bin reng ile ezhâr-ı Muhammed. 

Teşrif edip dîdeyi kimya gibi rûşen 
Ahbân kılar ruhlara nezzâre-yi gülsen, 
Rüyunda bulur şems-î sabâ rahgüzerinden 
Hurşîd görünür lü'lü-i dendan deheründen. 
Tâ naşir olur gonca-ı esrâr-ı Muhammed. 

Uşşâkı yakıp kalblerdeki ezbere koymuş 
Ahfadı gelip âşıklan bir yere koymuş. 
Aktâbı dahi serdefter-î servere koymuş 
Her ni'met-i ahkâm-ı Huda'yı sere koymuş. 
Ser-hikmet-i serrişte-i ser yâr-ı Muhammed. 

İclâl-i musaffası olup kevser-i Kur'ân 
Ahlâkını hem "hulk-i azîm'le etti beyan. 
Meddahı olup mahbûb-i Huda diye Rahman 
Gel çok düşün ey tâlib-i serçeşme-i irfan 
Mülk-i melâhat sertâc-ı etvâr-ı Muhammed. 



* Bu kelimenin aslı "nuşsâb"dır, ancak vezin icabı "nuşâb" yazıldı. 



134 



Gülsen gibi vechi gıbta-ı arz u semâdır 

Her veçhesi bin mihre değer şems-i Huda'dır. 

Durr-î çerâgı ehl-i safa hükm-i rızâdır 

Güftârı onun gencîne-î âsâr-ı ulâdır. 

Ser tâ be-kadem hikmet-i envâr-ı Muhammed. 

Sahn-î dilini eyle safâ-sâz-ı müretteb 
Hem hüzme-i ahlâk-ı Muhammed"le de vuslat 
Tak sîne-i gülgûnüne bir gonca-i hikmet 
Ol gün ki göre dildânm tâlib-i rü'yet 
Nazır olamaz gayre talepkâr-ı Muhammed. 

"Mevlûd-i Nebi" cananıma yevm-i elesttir 
Babından alıp buyu gönül öylece mestdir. 
Olsa yetişir hâki dahi mestime beştir 
Ol olmasa ger gülşen-i âlem de kafestir. 
Teşrîf-i nebî serder-i serdâr-ı Muhammed. 

Teskin olalı bahrine daldım gibi gûyâ 
Her derd-i dili zer güheriyle kıldı ziya. 
Her kim yetişe mevceleri eyledi hayyâ 
Umkunda karâr etti bu Şemsî olup ahyâ. 
Tebdil ederek nuruna her nârı Muhammed. 

{ Mefûlü - mefâîlü - mefâîlü - feûlün ) 



HUSNUN beni 
(82) 

Ey gelip hüsnün beni seylâb-ı müjgân eyleyen, 
Bî taraf cevlân edip döndükçe derman eyleyen. 



135 



Ey beni memnun edip bezm-î visalinde yine, 
A3aı-ı hân-î iltifatı üzre mihmân eyleyen. 

Râh-ı aşkında güneş hatt-î zerin açtı yola, 
'Âlî mihrâb gösterib de ref -1 hicran eyleyen. 

Şâhid-î maksad neva ol menzil-î matlûb için, 
Tâ'nadâşı olsa da feth-î gülistan eyleyen. 

Gayre bakmazsa bulur âşık sırât-î müstakîm. 
Düşmana hem dostlara yol verdi imkân eyleyen. 

Dâr-ı mihnetden alıp dostu gülistan se3Tine, 
Kendi şem'in söndürür ağyara pişman eyleyen. 

Perde-i settâr bürür çün SUMMU, BÜKMÜN.UMY olup. 
Perde ardında yine O'ydu perişan eyleyen. 

Subhdem yandı tutuştu yâ nedir matlaplan. 
Hark eden ism-î cemâl hem ref -i tûfân eyleyen. 

Bezm-i gam içre şarâb-î nâleyl nûş etmeyen. 
Sordu mu bir kez acep kimdir o efgân eyleyen. 

Gördü mühlik zannedip gülsen sarayın hep cefâ. 
Ham eden kaametleri zevk sandı tuğyan eyleyen. 

Şehreh-î âlem o kim bildi ateş nerden gelir. 
Almadı semm-î cahîmî hark-ı devrân eyleyen. 

Kalbe Allah dolar amma İsmi onun "nûr" olur. 
Beyt-i lâhut gülsen oldu bildi İz' ân eyleyen. 



136 



Matlaından âfitâbm kendi gelmez nûr gelir, 
Mess-i nâr olmaz o şem-î hiçde bîdâr eyleyen. 

Kim murâd etmiş safâ-yî cevher-î rûh bulmağı. 
Her seherde müjde-î hurşîde im'ân eyleyen. 

Bağda şâhidler olur Şemsî uyan da bâga gir. 
Her tarafta aks eder anda hirâmân eyleyen. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



NELER OLUR 
(83) 

Kâline hayran eder kim nâştr-î Kur'ân olur, 
Mustafâ emrine her an tâbi-î ferman olur. 

Gonca-î dürbeste-î Âl'e mahabbet eylese. 
Ol tadümış zevk içinde ismi de Selmân olur. 

Kim gönülden şu'lelendirmiş mahabbet duygusun. 
Ol harâb âlemde olsa kendine sultân olur. 

Kahr ederse bir deminde mesh olur arslan dahi, 
Hükm ederse düşmam berbâd eder arslan olur. 

Lûtfüe ger kılsa insana nazar sevdin diye. 

Bir deminde müflis insan bir azîm'üş-şân olur. 

Bâb-ı cennet dest-i hükmünde durur kevser ile. 
Hem de neslinden alır kim ki ona mihmân olur. 



137 



Öyle bir gûlşendir ol bâg-î visalin dâhili, 
Andelîb-veş âşıkânı anda hoş elhân olur. 

Her kim anlar meşcerestnden alırsa bir varak. 
Verse bîmâra biraz ondan Üâç Lokman olur. 

Kim mahabbet etse candan afv olur her ma'siyet, 
Kıllet-î hürmetle tâat mucib-î İsyan olur. 

Ayrılır ondan olur hem âkibet ağyar gibi, 
Aşkile bir deyre girse ravza-î ndvân olur. 

Seyri üzre gezdirir her dem düer seyyareyi. 
Ger düerse her kevâkib bir meh-î tâbân olur. 

Kasnnm etti binâsm cedd-i ekremi Halîl, 
Sûret-î asl-ı bina îslâma bir erkân olur. 

Devr-1 ânm durduğu yerde fazilet bahşeder, 
îsmlne ashab dedirtir cevher-î ezmân olur. 

Fehm edilmez câm-i aşkdan almayınca bir demi. 
Hâdi-î ilhamı duydu ol ki ser-gerdân olur. 

Çıktı başı perde-î a'râz ve cevherden kimin. 
Rengine boyandı bî-reng oldu a'yândan olur. 

Çâk edip her bir seherde sadnm Ahmed için, 
Gevher-î la'lle boyandı şakk-ı sadr andan olur. 

înşirâh duydu mahabbetle o kim mi'râc eder, 
Şemsiyâ gel mâdihi Âl ol sana gufran olur. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



138 



RUH ÂLEMİNDEN DÖNÜŞ 
(84) 

Seyr-i lâhûtî geçip âlem-i me'nûsa kadar, 
Yevm-i fâmde durup ol hil'at-î mahsûsa kadar. 

Çünki ol bir da'vet-î a'zam olur ehl-î dile. 

Bir harâb cismi yakıp bir gayr-i melbûsa kadar. 

Aşk onun gerdûne-î pür ihtişam bir nâkili, 
Seyf-i uşşakla çalınmış kalb-i me'yûsa kadar. 

Alımr ders ile ma'nâ görünür bâg-î visal. 
Gider ecsâm-î beşer sâha-i mahbûsa kadar. 

Sanma kim hep ben diyen vâdîde yol alsın kolay, 
Ba'zı ma'bûda kadar ba'zı da menhûse kadar. 

Suç değil hayvan için serbest ameller işlemek. 
Belki onlar seyr ederler tâli-î ma'kûsa kadar. 

Nefs-i zâlim şehveti ger kaplamazsa ruhunu, 
Emr-i kuds ile gider tâ râh-ı meb'ûse kadar. 

Yol odur kim seyrini şaşmışlara nûr gösterir. 
Tutmayan söz yâ bulur şer belki nâkûsa kadar. 

Göz yaşmdan olsa pinhan arif olmaz bî haber. 
Yol açıktır iş kalır bir hamle yedbûse kadar. 

Gir de bir vahdet-i aksâya ki varlık göresin. 
Şemsi me'zûn olamaz açmakta ihsasa kadar. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün) 



139 



RAHMET BEKLERİZ 
(85) 

Hâk-i râhm gözleriz biz türlü rahmet bekleriz. 
Ger figanla her gece tâbmda vuslat bekleriz. 

Sâkin-î hâk-î fenayız bakmayız alâyişe, 
Leşker-î irfana girdik anda nevbet bekleriz. 

Tâlib-î şem'-î ruhuz ger yolda cellâd-î ecel. 
Vermeden dâmen ona bâb-î saadet bekleriz. 

Olmadan gün ejder-î nefs eylemek ister zebûn. 
Def -i güm-râh-î dalâlet nefse mihnet bekleriz. 

Zevk-i dünyâdan degü herkes gibi maksûdumuz. 
Belki nüş ettik şarâb-î pür kanâat bekleriz. 

Gerçi görmez çeşmimiz ol perde-î agyâr ile, 
Hâcib-î ebvâb-ı esrânz mahabbet bekleriz. 

Hamle-î a'dâ-i dinden hep hatar havfm çekip. 
Biz hisâr-î aşkı şimdi bî-melâmet bekleriz. 

Ger belâ fülkünde rahat olduğun izhâr edip. 
Bir nigâr-î der nikâb indinde himmet bekleriz. 

Gül dehânı üzre ta'nmdan figanlar İstemiş, 
Bin gam-î pinhân içinde bir delâlet bekleriz. 

Der ki ol gamze heman ben tîg-i tecrîd isterim. 
Yar kuyunda müslümânız verse zahmet bekleriz. 



140 



Nâke-î hubbile mahmil çekdirlp dest ile hem, 
Teşne-î câm-î visaliz biz de devlet bekleriz. 

Bu ne sırdır dâğ-ı pinhan gösterir hem va'd edip, 
Şemsiyâ bin sabr ile biz yine ruhsat bekleriz. 

( FâUâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



ENCÂM-I KARAR 
(86) 

Hizmet-î Azrail'in buldukta encâm-î karar. 
Sermedi emrin verip îsrâfil'e ol Kirdigâr. 

Nice bin yıllar yatan akvâm-ı insan cesedi, 
înhilâl etmiş tebeddül eylemiş pûrhâk-I zâr. 

ismi cismi nâ-pedîd olmuş harâb olmuş iken. 
Olmuş iken safha-î ruhsân zülfühep gubâr. 

Nev cesed bulmuş yeni başdan atıp fâniyyeti, 
Cem'-î hilkat kat' edip güftân açmış bir diyar. 

Kâf-ı uzlette tamâm ofaıuş uçup simürg-i can. 
Hep serâser nefha-i hilkatte yâ Hay zikri var. 

Devr-i nâlan başlamış eshâf-ı a'mâl vezn olur, 
Ba'zı handan ba'zılar olmuş tebâh-1 eşk-i bâr. 

Bir güruh geçmiş ki sahra mevc-i râyât-î hazar. 
Bir güruhu bağlanıp iblise ağlar zârü zâr. 



141 



Dost arar bir kerre bulsam ah necât-î hayn der 
Mest-1 müstagrak beşer hep kimde kalmış iktidar. 

Ansızm berk eyleyip bir nûr-i rahşan ileri. 
Ruhsat almış ol ser-î hikmet olup da aşikâr. 

Ol Habîb-î Kibriya kim "Rahmeten lü âlemin" 
Sâhib-î"Levlâk" hem de hâmi-î her gam-gûsâr. 

Kurb-i dergâh-î risâlet şevk-ı efzun mu sana, 
Âşıkm elbet verir yardımcısın perverdigâr. 

Ba'su ba'del-mevt-i ecsâd vasf-ı şer'î böyledir. 
Bir de hassm ba'su ba'delmevti vardır bî-şümâr. 

Gerçi duydun "Ölmeden Öl" emre ma'nâ başkadır. 
Sabr u teslim û tevekküldür tekâlîb-î hıyar. 

Öl demek midir ki ölsün, târik-î dünyâ gibi. 
Etmeden ahde vefa, ruhbâniyetle bî-vakâr. 

Yâ mecâzib saflarında hîç olup kalmak mıdır? 
öyle hâl kim bir kalıp seyyar gibi hem bî-izâr. 

Katı edip yâ nefsini bî nefs Üe seyr eylemek, 
Hançer-î berk ile yırtıp bir ışıkta İntizâr. 

Hazret-î şâh-î rusul bak v?z'ı re'fet eyledi. 
Bir binek atın senin ol nfkile olun süvâr. 

Her beşer İnsan olunca nefsini öldürmeden. 
Ona gâlib olmalı çün katl-i nefs ruhbana kâr. 



142 



Fârig-î tendir fakat ol hicret-î vaslı bilir. 

Sen ölen nefsimi yendim demede ma'nâ mı var? 

Ver yesin, hem nûş edip âb-î şarâb-î tayyibi, 
Bezm-i erbâb-î sefâhet içre sen hiç olma yâr. 

Gitme israf bâbma çün men' edilmiş şer'ile. 
Bak kemâl ehlinde can nakdi nice olmuş nisâr. 

ölmeyen nefsini tut kim yenmek onu güç olur, 
îşte "Mûtû kable en temût" ile kayd-ı nigâr. 

Ehl-i dil unsur-ı hayvâniyyejd mahsur edip, 
Enderûn-î kalb içinde buldu başka bir pazar. 

Bâs-u ba'del mevti görmek devr içinde işte bu. 
Geçti andan bir cenaze nefse geldi nevbahâr. 

Ruhda şehbâl-î kamâlin üıtizâz etmiş demek, 
Tab'-ı eşkal fülkileseyr etmesin leyi û nehâr. 

Çünkü kâmü nefs-i hayvâniyyeye kıldı namaz. 
Gitti mevta cism-i hayyı yine ol sırla yaşar. 

Sînegâh-î aşk olup ol meyt-i haj^vâniyyenin, 
Seyr edip bedmestini oldun mu Şemsî nâledâr? 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün) 



143 



SONBAHAR 
(87) 

Gün karardı bir hazan dahi yetişti sonbahar. 
Soldu ezhâr-î müzeyyen kalmadı feyz-î nehâr. 

Böyle oldu tâ ezel ef âl-i düstûr-î hayât, 
Fûlk-i devrân aldı yükün sırtma bî ihtiyar. 

Devr-i tavr-î dil güşâ geçti yine anlatmadan, 
Âkibet düdarla şevkin kaldı leyle intizâr. 

Ger mücellâ eyleyip ol sahne-î aşkı gece. 
Vermeyip hâb-gâh-1 nevme olmadan hem târümâr. 

Sûret-î ikbâle şâhid inkılâb-î dehr için, 
Kurb-i dergâh-î muallâ oldu anda lâle^âr. 

Ravza-î hâk mesken olsa bâg-ı dil cennet olur, 
Terk-i heyyûlâ eden bir gayri meVâsm arar. 

Lîk hilkat durdurur düşvâr edip ikbâlini, 
Bî-tekellüf gösterip ezvâk-ı zülmu aşikâr. 

Özr edip gerdûn-i gammaz hârmm düşvânm. 
Hastadan kesmez ümid der kim olur güllerde hâr. 

İşte gerdün-î felek ismin verip durduğumuz, 
Hep cünûdîdlr Azâzil emrinin ol bî-şümâr. 

Nitekim fasl-î hazân ol bülbülü lâl eyledi, 
Pertev-î ikbâlde şem'i söndürür bu rüzigâr. 



144 



Çık da gör bir levh-i kudret ne feza inşâ eder. 
Kim görür biUâh o takı etdi rahtm üstûvâr. 

Bedr-i tâb-î leyl-i envar gösterir her dem zaman. 
Günde beş kez daVet eyler gerçi dara Kirdigâr. 

Ebr-i nîsan kâfi gelmez her nihâlin neşvine. 
Hangi sahraya güzer kılsan görürsün âb-dâr. 

Tayn tehdîd eyleyip tertîb-i def-î haşarat, 
Meyl-i teksîr-î zahâir bâ uluvv-i İktidar. 

Zahm-i tende yol bulursa rûh uçup idrâk eder. 
Pür çemen sebze bahâr-î evliya burcunda var. 

Zulmet-î hayretledir kim ihtilatta dâmeni, 
Saff-ı uşşâka hücumla buldu âhir inkisar. 



145 



Koymadı devran ki bilsen aşk nedir hâli nedir? 
Âşıkım dersen Resûl'e hem muhibb-î müsteân. 

Kaldı sem'inde hakîkî hubb-ı hâss-î Mustafa, 
Nefse tercih eyledin mi hubbuna verdin mi can? 

Nemli eşkinle düşündün mü mahabbet vûs'atın? 
Dost muhibbe kim cefakeştir ona vermez ziyan. 

Vây ana kim aşkı bilmez de muhibbin gayr eder, 
Sûretâ şîrin göründü hasrete oldu revan. 

Aşk-ı Hakk'ı bulmadan mahşerde istimdâd edip, 
'Yâ ResûluUah" seni sevdim elimden tut aman. 

Sevdiğim sevdin fakat hiç "bugzu fi'llâh" bilmedin, 
Seyf çeken evlâdıma gönlünde buldun âşiyan. 



Müdrik-î evsâf-ı reydir vâkıf-î sırr-î suhan, 
Hâib olmaz onlara uymakla insan bi'1-mirâr. 

Her kuyûd-î mâsivâdan kıl tecerrüd Şemsiyâ, 
Âlem-î sîrette yoktur suretiyle iştihar. 

( Fâüâtün - fâllâtün - fâilâtûn - fâilün) 



KÂM-I AŞK 
(88) 

Çıksa başm perdeden bir kâm-i aşk olsa ayan, 
Matlab-î âşufte-î dehre dalıp da yanmadan. 



Aşk-ı sevda bir taraflı olmaz ancak gül olur, 

Hâr-i gayret dürtmemiş kalbinde dolmuş hep güman. 

Kat'-ı ülfet eyleyip dünyâda bizden el çekip, 
Zâlime ettin feda hep aşkımız oldun yaman. 

Çünki rağmen kalbin ona vermiş idi rağbeti. 
Görmüşüz biz eyledin hep terk-i deşt-î hanedan. 

Ülfetin yok çünkl ettin aşkımız gayra feda, 
Kümadm bugzuma bugzu, duymadı sem'in figan. 

Git seni şimdi o küsm bu cehennemden halâs. 
Var muhibb-î hâs olan ol sevgilinle nâra yan. 



Zühde nisbet pâymâl kıldın bütün sevgileri. 
Yâ niçin geldin şefaat mı ararsın bî-nişan? 

Ver nişanın ol mahabbet kim sana Allah dedi. 
Bu melâmet bu firak geldi sana ba'del-hazan. 

Hâne-î rahmet yıkıldı düştü dihkan toprağa, 
Tal'atm bârân olup hiç bulmadm âha zaman. 

Şemsiyâ hep tâb-ı sûz-î sineden ahlar çekip. 
Kıl tezekkür dehşet ile sanma âdî imtihan. 



146 



147 



Hâzin-î dür kim sadef şehvândır hâmil olup, 
Fehm olundu aşikâra rahmet îsâr eyledi. 

Ruhu gülzâr-î nübüvvet mahzenin teşrif edip. 
Vermeye ol lû'lü'ü bu arzı pâzâr eyledi. 

Söndürüp nûr-î ezel her yerde düşman çeragm, 
Sarsar-î kahrmda seyf-î dâg-ı küffâr eyledi. 

Derde düştü meskeninde fitne-ı eşrâr o gün, 
Muktezâ-î kahr olan â'mâlini târ eyledi. 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



Zevk için kalbler gülistanın münevver kılmağa. 
Yandı her iklimde kandil nüm pür-nâr eyledi. 



Bunca kandil kim fürüzân eyledi mu'minlere. 
Hem zafer na'tm o demde sem'a güftâr eyledi. 



LEYLE-İ REGAİB 
(89) 



Kısmetin idrâk eder ancak onun âşıkları, 
Çeşm-i heft-kişvere evvel feth-i esrar eyledi. 



Mebde-î âyât-ı Rahman hükmün izhâr eyledi, 
Vaz'-ı âlem nuh felekten kastm iş'âr eyledi. 



Açtı bir dârü'ş-şlfâ âşık alır ondan gıda, 
Ni'met-î meşmûl-i âlem ba'zı ebrâr eyledi. 



Makdem-î rahminde İnşâ oldu tâk ile kalem, 
Hikmet-Î aşkın husulün gösterip vâr eyledi. 



Matbah-î bezminde sâil ol da dur sen Şemsiyâ, 
Ahmed-î Muhtâr'ı anda Rabbi serdâr eyledi. 



Her sadâ-yî şevk-bülendî yırttı leylin perdesin, 
Kalb-i uşşâka o tekbîr rağbet ihbar eyledi. 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



Öyle rağbet ki denilmiştir "Regâib" cem'üe. 
Ol sebebden kalb-i mü'mln seyr-i edvar eyledi. 



148 



NEFSÎNÎ BİL 
(90) 

Abd-ı Hay'dır nefsini bil nehr-i envâra açıl, 
Bahr-1 feyyaza duhûl et onda ervaha katıl. 

Katrasm zevk bildiğin ol cism-i fânî mazhan, 
Döndü bir çöp gibi aktı akacaktır muttasıl. 

Durmayıp vasf-î Celâl'de kıl muhatap kendini, 
Gayr-ı me'mun bir dümensiz fülke binme yol tavîl. 

Girdi bin türlü siyâset şu derin toprağa hep. 
Bul o emvâcı felâket hâricinde sen sebil. 

Gel de sejrr eyle mezâristânı kim âlem budur. 
Girmeden geç öyle sengistâna seyrin öyle bil. 

Rehber-î irfanı dinle kaabil-î idrâk olup. 
Nabzına bak zâtmı teşhis için gayra değil. 

Hep ayar ister o pâzâr, meşher-î aşktır deme. 
Kıymeti tasgir edilmiş olsa cevherdir cemîl. 

Mahv edip eczâ-i terkibi asıl olmak gerek. 
Bir gün ol gün kim gelir sür'atle olmazsın zelil. 



149 



ESRARA BAK 
(91) 

Bir muamma oldu âlem devr eden esrara bak. 
Olma me'yus bir düşün ol cilve-î Settâr'a bak. 

Setr edilmiş her hakikat âmmenin enzârına. 
Her deminde def-i derdi şekkeden âsâra bak. 

Bin gamı pinhân edip kalbinde sen bul inşirah, 
Suret-î gerdûne bakma anda mahmul nâra bak. 

Bir ateş yandıkta etrafın dahi dağlar geçer. 
Âteşi hep zîr-i hâk olmuş giden ağyara bak. 

Düşme dâm-î ihtirasa hep ateş bundan gelir. 
Yandı dâmen her cihetten vaz'-ı nâ-hem-vâra bak. 

Dolsa destler nâle-î mazlum bu hengam hatm olur, 
Çek elin hem terk-i nam kıl nevnihâl ensâra bak. 

Hıfz-ı gerdûna degüsin ernr olunmuş şehsuvar, 
Katra-î zer hükmüne kıymet verip de dara bak. 

Adi ile tâib olursun arsa-î mülkünde sen, 
Bâgbân-î gülizâr ol deste batan hara bak. 



Cûş-i mevc-î aşkile izhâr-ı şerh-î gam demek, 
Tılsım-î cem'iyyenin ihsâmna bulmak delil. 



Mızrab-î bezmi tutan behçet fezâ-yî mülk olur, 
î'tidâlin bî-nizâm oldukça istiğfara bak. 



Dâr-ı uşşâka kabul oldukta hicran hatm olur, 
Şemsiyâ gir minnet olmaz yoktur anda hiç bahîl. 



Ol şehtnşâh-î gönül hem maveraya gitmeden. 
Sanma devrin oldu viran nakş eden mi'mâra bak. 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



150 



Başına çal mihrini şol rüzigârm gam yeme, 
Ba'zı fânî ol yine gel sikke-î dînâra bak. 

Geldi bin ok ihtiyar oldu beden edvar ile, 
Fîahnelendi dâr-1 ten gel çatlayan dîvâra bak. 

Şemsiyâ bu buk'ada sen nefsini âsûde kıl, 
Hâme-i takdir oku fi'l-î ulu'l-ebsâra bak. 

( Fâilâtün - fâüâtün - fâilâtün - fâilün) 



MÎ'RÂC GECESİ 
(92) 

Gel gidelim mebde-î Mi'râc'a kadar 
Giyelim lıil'at-ı aşkı taca kadar. 
Yandı feza gülşen-i nûr eylediler 
Pür niyaz mabetteki sîrâca kadar. 

Mihrine her gâh giderek gark olalım 
Varalım fecrindeki tâb-ı âca kadar. 
Pâye-1 kadr-i bülendi seyr edelim 
Arsa-î mev'ûddaki revvâce kadar. 

Düşelim hep pâyina dâmen tutalım 
Gailet-î gerdûnide ihraca kadar. 
Akalım seller gibi coşkun olalım 
Hatt-ı rûhsâra giden emvâca kadar. 



151 



Sadn çâk eyleyelim şâkkeyledi "Ol" 
Dilfikâr-î mâverâ-yî evce kadar. 
Bâd-i sahbâ esti meyl-î rifate 
Dinle kurbanları tâ Hallâc'a kadar. 

Müntehâdan aldı ol zevk-i harîmi 
Bâde-î pür-aşk ile nâm-zâca kadar. 
Aşk içinde şeb-çerâğ-î vasla yol var 
Durma ara sen dahi feccâca kadar. 

Düştü eâlî-i eâzım derine 
Zulmile ma'rûf koca Haccâc'a kadar. 
Sümm-i şekkin hayretinden hâke düşmüş 
Münkesir-bâl mürg veş lehhâca kadar. 

Her marîz-î ânza verdi bisâtm 
Râh-ı kahn seyr edip minhâce kadar. 
Duyurur emr-i ledunnî zevk alana 
Baş açıp lebbeyk diyen hüccâce kadar. 

Menba-î Esra'dan ahrlar hikemi 
Şemsiyâ hep sen gibi muhtaca kadar. 

( Fâilâtün- fâilâtün- fâilâtün ) 



ÎLICBAHAR 
(93) 

Geldi gülzâra letafet berf u bârân geçtüer. 
Erbain hamsin ile berd-î acûzan geçtiler. 



152 



Hep diraht almış nemi ezhâra can gelmiş gibi, 
î'tidâl bulmuş hava hicretle mürgan geçtiler. 

Levn-i hadrâ doldu sahra jale yagdı goncaya, 
DaVet-î bülbül duyuldu bâga rindan geçtiler. 

Serdi dibalar felek hep vakt-i sajtfm nâmma. 
Firkati yağma edip de ehl-i dîvan geçtiler. 

Oldu hayme zıll-i eşcar hasret-î mestâneye 
San'at-î Mevlâ nizâmın gördü hayran geçtiler. 

Sath-ı elvân-î çemen oldu bisât-î fukara. 
Ayrılıp bâr-î şugulden çoğu yayan geçtUer. 

Geçtiler hep seyr için elvâh-ı âlem manzarm. 
Terk edip fâhir libâsı yan üryan geçtiler. 

Gerçi geç kaldı bu yıl hurşîd-i âlem şiddeti, 
Bezm-i sahbâ bekleyenler sanki candan geçtiler. 

Lehçe-Î Şîrin okundu her mizâc-î âşıka. 

Bir güruh olmuştu şeydâ hep perişan geçtiler. 

Bülbül-î nâtık önünde vecd ü istiğrak ile. 
Çehresi pür neş'e olmuş ehl-i irfan geçtiler. 

Nevbahârm hil'at-î hadrâsmı seyr etmeye. 
Hırkası yırtık fakirle cümla a'yan geçtiler. 

Hem sürûd-I na'tüe doldu mecâlîs-î safa. 
Gördü mâl-î sofrayı evvel senâhan geçtiler. 



153 



Kudret-i Hallâk-ı a'zam bin çeşit ihzar edip. 
Hep nisâr etmiş taamlar bûy-i reyhan geçtiler. 

Da'vet-ı Rahman verip ni'metleri âcizlere. 
Açtı güller, lâle, sünbül sadra mihman geçtiler. 

Durmayıp çağlar nehirler âşıka Ühâm için. 
Bülbülün şen na'mesiyle cümle na'than geçtiler. 

Buldu âlem zevk-i hasdan hep riyasız perr ü bâl, 
Hâne-berdûş oldu ba'zı döndüler yan geçtiler. 

Tâ ezel ber-mûcib-î kânun kılıp hükmünü dehr, 
Çehre-î gül-berk-i handan nice nîsan geçtiler. 

Hiç düşündün mü serinden kaç bahârm geçtiğin. 
Hep hurâfât oldu efsâne ki devran geçtiler. 

Bu nedir dünyâ veya ukbâ mıdır anlatmadan, 
Âciz-î muhtâc ile tâc-î Süleyman geçtiler. 

Pîşe-î cevlâna geçti kevser-î sahbâ ile, 

Ehl-i takva bî-riyâ zühhâd de pinhân geçtiler. 

Aşk ile bu nevbahâr faslında bin söz söyleyen, 
Nâledâr âvâz ile pürhun sühandan geçtiler. 

Bağlamış fermân-ı hükme hem neşat var hem gumûm, 
Kemter-î gafil ile her şâh-ı derman geçtiler. 

Âlim û arif demez âhir bulur her var olan. 
Oldu bî-beste olar kim bu hicabdan geçtiler. 



154 



Durmayıp devrin yapar gûyâ felek bir âsiyâb. 
Yâ müsâfirhânedtr Şemsî şu handan geçtüer. * 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün ) 



RAMAZAN 
(94) 

Şu mâh-î fevz-i rahmet kim hulul etti o cevherdir. 
Zamirinde cemî esbâb müheyya burc-i ahtardır. 

Uluvv-î rif atı hep âsümânî ma'delet emri, 
Şeh-î mahtır ki yılda bir gelir nl'metle eşherdir. 

Binâ-yî hükmüne burhan yeter cevlân-ı ef âli, 
Çerâg-î ehl-i izzettir bilâ hurşid münevverdir. 

Onun metbûma tâbi' olanlar peyk-i şevkette, 
Hulûlu magflret efzâ zihî fazl-î müyesserdir. 

Akar âb-î hayât adliyle carî feyz-i eşreften, 
Melâik sofra başmda o an sâkî-yi Kevser'dir. 

Velî burcu demek caiz ki ta'mîm oldu hayratı. 
Nazar kıl safha-î levha cemâlin nura mazhardır. 

Kitâb-î kâinat fevk-î harîmi bârgeh-î seyri, 
Peyâm-î şevketi almış hayâl et ol ne serverdir. 



155 



Mücellâdır hayâtı zulmeti râfi' bahâ engîz. 
Amn mensubuna her dem fezası rûh perverdir. 

Hevâ-jâ nefse tâbi' olmadan mâni' olur hisden. 
Yeter eltâf ana dâim hidâyetle mutahhardır. 

Azîmet kıl günâh-î sâl düşer böyle mühim günde. 
Vezinde sıklet-î hayrı olan insan mübeşşerdir. 

Zülâl-Î mağfiret ser çeşmesi dâim akar durmaz. 
Hayır bakî günâh afvi bu günlerde mukarrerdir. 

Muhalif zûlmet-î ezmân silindi kaldı hayrâtm. 
Marîzin olsa güç hâli şifâ bunda muharrerdir. 

Mekârihden hazer kıl mihnet-î âfâka dâl olma. 
Bu müşkildir ki mevcûd olmaya ser-tâca efserdir. 

Tırâz-î ihtiyarın mesned-î devrâna terk etme. 

Sana ol bâbda ey Şemsî yeter mahkûm musahhardır. * 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



*: Bu manzume Nisan 1953'te yeızılmıştır. 



DÂR-I MEVLÂ SENDEDİR 
(95) 

Ey sıfât-î kâinatın dâr-ı Mevlâ sendedir. 
Yerle gök kaldırmayan nûr-î muallâ sendedir. 

* Bu manzume 30 Mayıs 1953'te yazılmıştır. 



156 



Sırr-ı a'zam zâtını Âdemde temsil eyledi. 
Sen de bir mir'ât-ı zatsın vech-i â'lâ sendedir. 

Müsteârm devresinden aslma eyle rücû. 
Her anâsır varlığın nef ile illâ sendedir. 

Âlim û nazır odur her an C'nun şe'nindesin, 
Cümle-î Esra'da vâki' her tecellâ sendedir. 

Hep hakikat sende pinhandır sana hayran melek, 
Sâde îd-î ramazan mı yevm-i vâlâ sendedir. 

Ehl-i aşk ister zülâl-î câm-ı meyden ber-devam, 
Mürsil-î sâgar-i sâkî selsebîlâ sendedir. 

Tazelendi ol nübüvvet bâgımn ser-çeşmesi, 
Parmagmdan verdi âb-î "Men tevellâ" sendedir. 

Zikr-i na't-î ravza-î kevneyne dal bülbül gibi, 
Zerre-î hâk olsa ömrün yine kellâ sendedir. 

Geçmeden gün nefs-i emmâreyle eyle hep cihâd, 
Çünki fânî bildiğin bu cism-i süflâ sendedir. 

Bahr-i bî-pâyâna dal da söyleme sarhoş gibi. 
Demesinler sonra Şemsî "Kaale kîlâ" sendedir. * 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



157 



' Bu manzume 30 Mayıs 1953'te yazılmıştır. 



VUSLAT 
(96) 

Tâ'n olunmaz âşıkm şi'ri selâset olmasa, 
Çok görülmez vecd olan sözde firâset olmasa. 

Geldi meydâna bu levha nakş edilmiş râyegan. 
Eylemezdi kimse ifşa ger hamaset olmasa. 

Müşkil-î âlem ve sırr-î kâinat olmaz nihan, 
Lâl olurdu ehl-i dil dest-î veraset olmasa. 

Hem cüıân-î feyz-i ekber nakl olurdu bir zaman. 
Ger şebistân-î ademde ol siyâset olmasa, 

Safha-î gerdunda mesturdu erenler bî-zaman, 
Sûz-ı aşkla zîb-i gülşende nefaset olmasa. 

Her hüner zayi' olur hem kişver-î eş'âr bile, 
Şerh-i a'lâ-yî hakîkatta hirâset olmasa. 

Devr-i aşkdır âsumân-î hü'atm nar zîneti. 
Hep yanar ol müsteâr emr-î riyaset olmasa. 

Rûh olurdu aynı Isâ cismi terk etmek ile, 
Manzaru'l aynında âmâli ana sed olmasa. 

Servet-î sâmlt olurdu ma'rlfet tenfîz için. 
Şemsiyâ ger ehl-i irfanda hasâset olmasa*. 

( FâÜâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



•: Bu manzume 2 Mart 1953'te yazılmıştır. 



158 



159 



RAMAZAN GECESÎ 
(97) 

Olsa vaslı subh u samda âşıka yoktur aceb, . 
Kim alır her gamzesinden şem-i nuru rûz u şeb, 

Meh ki saye saldı düştü gönlümün mihrâbma, 
Mest olup her gece encüm saymadır sanma edeb. 

Olmadan meyhâne-î aşkda müdavim müptelâ, 
Reşha-î gam levh-i sinende verir elbet taab. 

Bir yüzünden âlemi rûşen görüp kaldır nikaab, 
Lî-ma'allah vasl-ı dânnda muhittir her taleb. 

Her demi çeşminde bir yaş olsa hûnî seyf gibi, 
Keşf-i envâr-î sabâhat âteşi olmuş sebeb. 

Hâliyâ bir ehl-i dil erbabına düşmüş yolun, 
Çün riyâz-î kadre yazılmış ki bulmuştur ragab. 

Düfikâra derd-i aşkın şerhine düşmüş gönül, 
Teşne-î câm olduğun bilmiş görünmüş hûşk-leb, 

Buldu fırsat çün bu günler yevm-i mahsustur deyip. 
Sormadan girdi o bezme câm sâkîsı zeheb. 

Her cihetten oldu envâr-î tecellî rû-nümâ, 
Çün bilindi ramazanda es'ad-î leyyâl-1 Rab. 

Mest-i bîhuş jrirmi gün geçdikte kaldı bir sülüs, 
Matla-î feyzinde günler devr-i esrâ oldu hep. 



Yevm-i işrundan da sonra ekmel-î eyyam gelir. 
Bir şebinde cezbe-î vahdetle irfan mükteseb. 

Parlayan rüknünde eşvâk-î safâyı bul ara, 
Cennet-î mâh var ki Şemsî buldu eshâb-î tarab* 

( Fâüâtün - fâilâtün - fâllâtün - fâilün) 



KUI^AN BAYRAMI 
(98) 

Yandı şem'-î feyz-i rahman, îd-i cihandır bu, 
Müntebih ol millet-î İbrahim'e bir yevm-i nişandır bu. 

Ol ziyâ-î vahdet-î idrâke vasim maddesi, 
Nûr-i seyyâl misli çağlar hûn-i kurbândır bu. 

Hâcer'in cevlân edip zülf-î perişâm ile. 
Döktüğü yaş berk-ı âb-î çeşme-i efgândır bu. 

Sırr-ı âlî cûşiş-î Beyt-ül Haram'dır bu gün. 
Devr-i hacdır âlemine, nehr-i ihsandır bu. 

Çün kemâl-î bâg-ı îsâle temevvücgâhdır. 
Her sene bî-vâyelere bezm-i rahmandır bu. 

Bî-nihâye ayn-i hân-î iltifattır gelen, 
Âyet-î edhâ'daki hâssa-i fermandır bu. 



*: Bu manzume 20 Ramazan 1372'de yazılmışür. 



Hikmet-î ulviyye-î edhâyı gördüm Beyt de. 
Mahşer-î kavme dedim Kıble-i ihvan dır bu. 

İşidlp aşk ile tekbîr-î cihâm" melek. 
Dediler âciz denen gulgule-î candır bu. 

Mehbit-Î envâr-ı Hak'dır zahir û bâtın için. 
Ravza-Î ndvâna medhal bâb-ı cevlandır bu. 

Şâmil-î erkân olur mu sözle râz-î muhkem. 
Melhar-î sırr-î Huda bârân-i gufrandır bu. ' 

Ger temâşâ-yî hikem azmine çıktın amma. 
Şemsiyâ nâ-kaabil-î tavsîf-i lisândır bu. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



160 



ASÂR-IAŞK 
(99) 

Kad âsâre'l aşkı lü-uşşâkı nâren lis'sudûr. 
Kâne aynı râiyen hâze'ssebîlu fl'1-huzûr. 

Hem-nişîn-î ehl-i aşk ez goft-i tu der aşk râ. 
Blşnev serdî âh-ı men başed rehâ ez hâb-î şûr. 

Sâkin-î eflâk-i aşk verdi şebistâna ziya. 
Teşne-î kâmü bulundu vâai-î aşk doldu nûr. 



161 



İktidâ ettikde âşık râh-ı maşuk azmine. 
Oldu sabit neiyile isbât o yolda bâ-sürûr. 

Çün muhîb ol nâr-ı "lâ" yi sevk-i agyâr eyledi, 
Hatt-ı isbât oldu uşşâka o menzil bî-şuur. 

Bir tabîb-î hazıka erdi o demde hastası. 

Ol tabîb-î berk eder dâin küşâd oldukça dür. 

Düşse yerlerde metâm pest olur illâ ki aşk. 
Çünkl dîvâne-i aşk mihnetle etti hep mürur. 

Oldu pümûr ol şebistân-î vefa ahbâb ile, 
Pâsibân-î milk-i baht bîdân gördü dest-i cûr. 

Aldı sahrâ-yî belâdan berzahiyyet kalmadı. 
Gerçi gafiller bu bâg-î mihnete etmez ubûr. 

Var ümidim resm-i aşkda şevkin iş'ârmdayım, 
Subh-ı rûhsânnda elbet goncalar eyler zuhur. 

Pür sebat ol Şemsiyâ va'di mücerred mi anın? 
Duymadm mı lûtfe kahrm eyleyen tebdil odur. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



MERSİYE 
(100) 

Durma ağla hüznile her müslümân ağlar bu ay, 
Nûr-ı Ahmed hâke düştü dû cihan ağlar bu ay. 



Levh ü kürsî, arş-ı a'lâda melekler ağladı. 
Hür u gılman sâkin-î her âsümân ağlar bu ay. 

Titreyip rûh-î Betül kabrinde inler vâ Hüseyn, 
Ravza-Î dâr-üs-selâm da hânümân ağlar bu ay. 



162 



Şöyle bil kim tuttu ma'tem Kevser'i ondan alır, 
Bâ-revân eskile Şemsî hep nihân ağlar bu ay. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



163 



Kükreyen küflara karşı şîr-i Yezdan Murtazâ, 
Düşmeyen seyfi yere ol kahraman ağlar bu ay. 



Hiç onulmaz darb-ı dest-î lâ'netin erdi dile. 
Topla kendin sâhib-î levlâk olan ağlar bu ay. 

Rahmet-î Rahmân'ı İnzal etmeğe me'mûr iken. 
Dinle ol Peygamber-î âhirzamân ağlar bu ay. 

Çekti bezminden elin başın urup âşık yere, 
Hançer-î berk-î fenadan derd-keşân ağlar bu ay. 

Feyzine leb-teşne iken ehl-i îman yâ Hüseyn, 
Çektiler âbı lebinden çağlayan ağlar bu ay. 

Verdi sâkî zehrile memlû olan camı bugün, 
Nâle-î cân oldu matem âşıkân ağlar bu ay. 

Şu'le-î âteş midir bu süz-1 âh-î aşk mıdır? 
Çarha çıktı dûd-i âhı durmadan ağlar bu ay. 

Kanlı gündür encümen doldu belâ hicran ile, 
Hûn-i eşkle söndü gülzar bâgıbân ağlar bu ay. 

Zerre denlû keşf edenler Kerbelâ'nm âfetin. 
Ol muazzam fitneyi duydukça kan ağlar bu ay. 



VECD-Î HALIM 
(101) 

Benim bir vakt-i ezkânm, husûsî vecd-i halimdir, 
Müselsel sünbül-î deste musavver ittisâlimdir. 

Gönül zahmı alıp sînem, sükût elfâza dönmüştür. 
Dehâmmdan zuhur eyler o mazmun ki misâllmdir. 

Ezel kâtipleri yazmış bekaa-î ruhu menzilde. 
Tenim hicran ile bekler giden hep mâh u salimdir. 

Ne hoş cem'iyyeti var kim geçer cevr û sitemler hep. 
Habersiz olma ondan kim geçen günler zevâlimdir. 

Ne yerlerden perişan mestlere bin mevceler gelmiş. 
Sakın zan etme ki hallerdeki sözler hayâlimdir. 

Hârâbat ehli suretten nümayiş eylemez çünkl, 
Kemâl-î vüs'ati terkim yine ayn-î kemâlimdir. 

Tarîk-î sabrı kayb etmek gelir hatt-î cünûn üzre, 
Dehâmm dere edip kalbe muradım i'tidâlimdir. 



164 



165 



Olur dür bir zaman habs olmağa râzî gelip vakti, 
Asâ-yî mu 'çizi açmış hulul eden hilâlimdır. 

Girip meyhâne-î aşka serâser gayb olup Şemsî, 
Tecerrüd âlemin gördüm bu âlem pâylmâlimdir*. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



ICader derler imiş Kadr'e erince âdem-î hükat. 
Dolaşan kümmelîn ervâhmm âsânnı gördük. 

Safâ-yî sadrile aldık o leyl-î pür şifâdan nem. 
Kuru eşcar gibî mej^t gönül esmânm gördük. 

Nazar kıl bu cihan erkân-ı aktabdan değil hâli, 
Hitâbm a'zammda yâ uli'l-ebsârmı gördük. 

Bu günlerde itaatle gtrip halka-i tezkâre, 
Rizâ-î Hakk ile marzî gülen rûhsârmı gördük. 



RAMAZAN-I ŞERİF ve LEYLE-Î KADİR 
(102) 

Nice yular gelip geçti firakın bârmı gördük. 
Sonunda her ramazan kaafile-sâlânm gördük. 

Reh-î sahrâ-yı mihnetde gidip âvâre-î pinhân, 
Gedâ-yî muhteşem gönlünde, yâr ebhânm gördük. 

Hilâl-î aşk bilip ma'dûde-î eyyâm-ı hâlinden, 
Binâ-î şer" ile kaaim metîn etvânnı gördük. 

Dağılmış gizlice yer yer vefa genci o mâhın da, 
Şi'âr-î pür-sadâkat her dem-î ensârmı gördük. 

Teveccüh eyleyip bahre sıfat ahkâmmı bildik, 
Sipihrin menzili yok mu günün ahyârmı gördük. 

Fesadı def edip kalbden eriştik magrib-î şemse. 
Clhân-efzâ olan imsakinin iftârmı gördük. 



Bu mâhında ne miktar cümı ü işyân u hatâ varsa. 
Döküldü levh-i Kur'an'da onun ikrarım gördük. 

Yıkılmış cevher-ı ezdâd harâb olmuş iken bünyâd. 
Edip afvı ana mu'tâd duyan ebrânnı gördük. 

Hârâbatın mıdır medhûş-i aşk olmuş duran Şemsî, 
Uyandık beyt-i isyâmn gelen mi'mânm gördük. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



ÂŞİYAN OLDU 
(103) 

Neden ol beyt-i sevda bizlere bir âşiyân oldu. 
Hazırlanmış sefer rahtı yine ferş-î mekân oldu. 

Binâ-yî hecri yıktı aşk diyânndan gelen sarsar, 
Nesîm içre göründü pür kadeh el mihribân oldu. 



•: Bu manzume 3 Ocak 1954'de yazılmıştır. 



166 



Perişan hâl olurmuş devr-i seyrâna giren âşık, 
Mey-î sevda dağılıp sofrada bir imtihan oldu. 

Vefasız çarh İçin oklar atılıp bagr-ı sûzâna. 
Neden bu hükmile bîmâra rağbette gümân oldu. 

Feragat ehli korkuttu perişan oldu üılâslar. 
Gönül mülkün yıkan âciz bugün sâhib-kıran oldu. 

Olur bir gün bulur kıymet kerem-î aşinalığın, 
Medâyih-î sahi-tab'm bütün ehl-î cihan oldu. 

Bulunca vâdi-î idrâk salâbet semt-i dildardan. 
Zamanla bâd-i fecrin şebneminden gülizâr oldu. 

Müsavidir zemîn û âsümân çün ayn-ı irfana. 
Gönül elvân-ı ezhârla semâda câvidân oldu. 

Değil pinhan basiretten nişanın gösterip lütfün, 
Kemâl-î ma'rifet kasr-î relî'inde nihân oldu. 

Ne müşkil var gönül çarhı döner durmaz zamanında. 
Kaza hükmü erişince revâfız müslümân oldu. 

Gümân etme musavvir eyledi nakşm düşün Şemsî, 
Nizâm bulur bu âlemde zaman gerçi yaman oldu. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



167 



SEYF-İ EBRU 
(104) 

Seyf-i ebrudan kaçıp hiç bilmeden Iş'ânm, 
Pertev-î müjgâna döndü kat'edip reftârmı. 

Ehl-i manzûrdur de)ap mihrâb edinmiş vechini. 
Dökülüp eşk-î seri söndürdü mihnet nânm. 

Oldu çeşm-î mestdeki ol gamze ağyar muhribi, 
Silk-1 ehl-î hâle girdi buldu dil efkârım. 

Bâg-bân-î pürkerem aldı müsâfir talibi, 
Baht-ı gamhar gördü şimdi re'fetin âsârmı. 

Nuru nârında bulup etdi seher her ânmı. 
Cümle evkâtı açılmış ref edip şebtânm. 

Açtı hem ahbâb ile a'dâsma rûşen kdıp, 
İltifât-î mahzeninden ol feza gülzânm. 

Döndü hab-gâh-î ebedde buldu mahkûmun bilip. 
Saklayıp tîr-î kazadan bî-nevâ bîdârmı. 

Ger meta-î mülke baksan hep ticâret faslıdır, 
Gönca-î fâniye rahmet bulsa lâlezârmı. 

Katre-î nîsan bilip de bir zamancık dinlese. 
Bir ömürdür mecma-î ehl-î kemâl güftânnı. 



Kaail-î meddahı olmuşken sükûta vardılar. 
Öyle zevkle buldular gencîne-î esrânm. 



Kıl tahattur Şemslyâ n'oldu o sâkî demleri. 
Yol ve erkân bilmeden almıştı hizmetkârım. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâllâtün - fâilün) 



168 



169 



20 Eylül 1954 



FÂTİHİN TÜRBESİNDE 
(106) 

Ey şehinşâh-î dehir azm-î hükümdarınla sen, 
Feth-i kişver o^ledin hem seyf-i sâlânnla sen. 

E^ bu toprakta yatan fîrûze-î ebhâr u ber, 
Eyledin bu merkadı pîrâste envânnla sen. 



DİYÂR-I AŞKA GEL 
(105) 

Diyâr-î aşka gel sen de haberdâr olmak istersen. 
Gönül bâgma girmekle seferdâr olmak istersen. 

Açan aşk-î Muhammed'dir o vuslat yolların ancak, 
Cihâd-î nefs için yolda teberdâr olmak istersen. 

Revaç ver sineye rekzet livâ-3â aşkı bir kerre. 
Nihayet leşker-î nefse zaferdâr olmak istersen. 

Amîm-ül-feyz-i enverdir şeiı-î rûz-ı mahşerdir, 
Muhammmed Mustafâ'yı sev güherdâr olmak istersen. 

İşit Mi'râc-ı mahbûbu o mu'ciz hâl ile hâl ol. 
Erenler râhma sen de kemerdâr olmak istersen. 

Tavaf etmek dile Şemsî eriş ol hurşid-î seyre, 
Makaam-î asumandan ger nazardâr olmak istersen. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



Menşe-î pâzâr-ı rezm ettin diyâr-î küfrde. 
Ekledin bir çağı tecdid devr-i edvârmla sen. 

Bir muazzam kubbeyi pâk eyledin İslâm için. 
Yok edip esnâm-ı küfrü dest-i kahhârmla sen. 

Hem Resûl-î Kibriyâ'nm mazhar oldun medhine, 
Tîg-ı pürhûnu çekince ceyş u serdârmla sen. 

Ruşen ettin dehri her müşkil sana âsân olub. 
Doldurup envâ-ı ma'bet cehd ü ikdânnla sen. 

Sen hadîsde kaydolan remzi beyân etmek için. 
îsm-i Kostantîn'i verdin darb-ı dînânnla sen. 

Kılmadın emvâc-ı deıyâ-î hasûddan hiç hazer. 
Gülşen-î destinde tuttun baht-ı bîdânnla sen. 

A'zam-î resm-î keremle gösterip rû-yî neşât, 
Hâzin-î lütfa duyurdun sît-ı ruhsânnla sen. 

Ahsen-î mubdi-i Hallak sâhib-î seyf ü kalem. 
Bir peri peyker gibisin hüsni etvânnla sen. 



170 



171 



Berr ü bahr olmuş musahhar nice tâc etmiş rükû. 
Pes dedirttin şark u garba tarz-ı güftârmla sen. 

Pâyma çün kasr-ı Kayser hâk-i seyrâmn olup. 
Tâ serîr-î hükme çıktm pây-ı reftânnla sen. 

Eyledin adlinle mülk-î me'meni ehl-î zaman. 
İsmi bu Şemsî gibi ak yüzlü dildârmla sen. 



Def -i gam kıldı o seyr-î şevk-ı bâg gitse dahi. 
Başka bir feyzdir ki saldı âteşi etti nisâr. 

Ger hazan bir devr-i ahzân-î nisâbdır cümleye, 
Çün mürûr-î safha-î çeşme salar her dem gubâr. 

Nazm-ı dilde bir harâb âşık gibi viran olur, 
Devr-i sipihre muhalif öz seferde ne ki var. 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâüün) 



KIŞ 
(107) 

Tab'-ı gerdun gam getirdi yaklaşmca sonbahar. 
Nergis û sünbül yerine pîş-i nâr buldu karar. 

Bezmi erbâb-î temenna zîr-1 sakfa kurdular. 
Bir hadîka oldu hücre kurb-i vuslat aşikâr. 

Özr edip gerdun yine adlile re'fet gösterip. 
Lâle gitti neşve-î gül-çehre geldi bâ-vekaar. 

Buldu temkin, müdrik-î evsâf-ı her tab'-î şitâ, 
De'b-i la'linden deman ehli bulur âyinedâr. 

Ol haşîn mevsim yakarken kûh u sahra canlan, 
Ayş ederler âşinâlar zevk verir perverdigâr. 



Etmedin mi bir tasavvur mücmelen evkaatmı. 
Muttasıl me'mur olur mu zevkine bu rûzigâr? 

Emr-i tahvîl-i zamandır feleğin hiç şüphe yok, 
Şeb-çerâgm yakmayanlar oldu âhir gamgüsâr. 

Derd-i gam zevk û safa re'yinle bulmaz inkılâb. 
Sakin olsan hep ümîdi sarf ile leyi û nehâr. 

lüm o bahrin hâsılı ber-mûcib-î emr-i kaza, 
Sa'y-i tâbân kıldı cemiyyet esâsın üstüvar. 

Gülşeni zincire vurdu ruhsat aldı berd-bâd, 
Çün salâh-î i'tidâl emsâl-i akran pâydâr. 

Şemsiyâ yoktur hilâl-î nevde iksîr-î zeval, 
Saff-ı bekaa kurb-i dergâh-î uluw-î kirdigâr. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâüün ) 



172 



TÜTÜN HAKKINDA 
(108) 

Eylemişler bir varakta ihtimam. 
Ol ne mekruhtur ne israf ne haram. 

Çün umûm belvâ eder def -î kerîh, 
Mecma-î İslâmı etme ittiham. 

Bir de israf fazla sarftır haddi var, 
Emr-i infâk aile olâa tamam. 

Hem haram hep emr-i Hak'dır gayri yok, 
Cür'et-î nastır bu sözler ves-selâm. 

Bir duhan mı girdi çeşmine senin. 
Üfledi hep âlim û şeyh-î kiram. 

Bak ki zahnnda dururken bin hatâ, 
Lâubâlî etme Şemsî sen kelâm. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



YA HAZRET-İ MEVLANA 
(109) 



173 



Gizli sim eyledin izhâr elinde nây ile. 

Bin ateş güftâra geldi mazhar-î pinhân-ı aşk. 

Yapmağa bir taze gülzâr-î nübüvvet bagçesin. 
Su verip çeşminden ana eyledin bostân-ı aşk. 

Zerre zerre ettirip hâke lisân-î kudreti, 
Zikr-i nâ'tm ol habîbin eyledin erkân-ı aşk. 

Sen keramet bahrini aşdm cihan dönsün diye. 
Durmaz ol dergâha girmiş dönmeden hayrân-ı aşk. 

Etseler de güftugû hep bilmeyenler kadrini. 
Şark u garb meftûn-i ümin sözlerin tüfân-ı aşk. 

Zayi' olmaz gül temennasında eller kan ola, 
Bî-sebeb gelmez o yoldan mahşere kurbân-ı aşk. 

Çün erişti mahfel-î esrara nutkun daVeti, 
Rehber oldu göz yaşmdan damlayan her kân-ı aşk. 

Zevk-i nâymdan olup çâk rahnelendi hep hicâb, 
Çün uyanmış ruhlara sen eyledin i'lân-ı aşk. 

Ol şehinşâh-î cihanı zikr ile sen Şemsiyâ, 

Bir cenahda bulmak istersen heman âsân-ı aşk. 



1 Nisan 1959 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



Câlis-î ser-taht-gâh-î evliya sultân-ı aşk. 
Ey Celaleddîn-i Rûmî gösterip burhân-ı aşk. 



174 



IHSÂN-I AŞK 
(110) 

Çekti Mevlânâ livayı eyleyip ihsân-ı aşk. 
Söyletir her bir nefeste nây üe destân-ı aşk. 

Târümâr eyler nlzâm-î zahiri, dil hay olup, 
Dinleyenler duydu Hakk'ı oldular rindân-ı aşk. 

Güfte-î ilm-î İlâhî nakş olup da kalblere, 
Mâsivâ gitti tecellî eyleyip cânân-ı aşk. 

Bin fesahat vermez efkârında ma'nâ hikmetin. 
Eyleyen agâh değil mi sadrını dermân-ı aşk. 

Derdine bir başka â3n:n içre bulmuş cilveger. 
Ol bekaa-î izz-i câh kim dediler eyvân-ı aşk. 

Mesned-ârâ-yî hikemdir ehl-i tevfîk izzeti, 
Zülmet-î hajTretle olmaz Şemsiyâ Kur'ân-ı aşk. 

( Fâllâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâllün) 



175 



Sâl-i nev olmuş baharda âfltâbm çehresi, 
Hâzin-î genc-î letafet hâke vermiş kudreti. 

Gel tafahhus eyle hüsnün âkibet târ olmasın, 
Çün hakîm-î ma'rifet vechinde verdi rif ati. 

Saldı bâga gösterip yol menzilin eşcâr ola. 
Ne hayattır sebzedâra girdin attın sikleti. 

Gece gündüz oldu rûşen parlıyor subh-ı bahar. 
Oku fehm et sûre-î Nûr'undaki Nûr âyeti. 

Tâbi-î fermân-ı aşk hem hâhiş-î milk-î cüıân, 
Gülşen-î vuslatta âlem vermiş oldum hayreti. 

Ravza-î dehre döker hergün gubâri rüzigâr, 
Sermediyyet perdedân çün bu âlem lezzeti. 

Şol mezâhirde eder hem emr-i Kaadir "Fe'nzurû", 
Gam verir eyler neşât ol pâye-î Cem devleti. 

Teşne-î câm-î visal ol zâhir-î nuzzâr ile, 
Hikmet-î eşyaya ver hem bir nigâh-î safveti. 

Olrrla fânilerle hem-dem geçti nice nevbahâr. 
Bağlayıp elvana Şemsî iş bu âlem gafleti. 



15 Mayıs 1959 



İLKBAHAR 
(111) 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



Esti yine bâd-i bahar yevm-i ahzân hicreti, 
Feyz-i yârın ne lûtufdur attı gülzâr mihneti. 



176 



MERSİYE 
(112) 

Hep esîr-î dâm-ı gam olduk duyunca yâdını. 
Bildirir âvâz-ı aşklar ol günün sevvâdını. 

Devr olup ol vak'a-î dilbend-i deşt-î Kerbelâ, 
Ehl-i derde dâg olup hep kırdı kalbler şâdıru. 

Vurdu hâke bir kara yüzlü laîn hiç korkmadan. 
Ah Muhammed Mustafâ'nın sevgili ahfadını. 

Duymadı mel'un kulaklar kör olup gözler dahi, 
Teşne-lebli Ehl-i Beyt'in canhıraş feryadını. 

Küfre hizmetle edip hep dîn-î İslâm'dan hurûc, 
Nâle-î gülçehre âmn bozmadı mu'tâdıru. 

Görmedi hic böyle hunriz mutlaka devr-î felek. 
Yetmedi lafz-î beşer ol zulme koysun âdını. 

Çün muhibban dökdüler hep eşk-i âh-î bî-karâr. 
Ağla Şemsî bu Muharrem'dir verir Hakk dadını. 

10 Muharrem 1379 
( Fâilâtün - fâilâtün - fâüâtün - fâilün) 



AHİRET YOLU 
(113) 

Şu ebvâb-î beka görkim müselsel dîdeye evkaat. 
Nedir ol devr-i hâmûş ki müberrâ nâle-î esvât. 



177 



Çekip bu âlemin kaydm tahammül eyledin hecre. 
İnanma sihr-i gerdûna demi olmaz anın isbât. 

Susup bâd-î sabâ ahbaba pinhan nâleler kaldı. 
Perişan sineler hem mihr-i fâni temmet'ül-emvât. 

Sakm vahşet edip korkma o topraklarda ecdâd var. 
Edip ünsiyyeti onlar ile bekle gelir saat. 

O berzah kim avalim beynidir vasim yolu dendi, 
Muhalled bahr-ı aşkmda muhat bilcümle mevcudat. 

Ricayı hep şi'âr kıl rahş-ı kâmı muzdarib etme. 
Senin çün muntazır anda "Şefî-ul-ahsen-is-salTât". 

Şefaat va'd eder her an olunca mu'terif insan. 
Olur rehber ulu Sultan görüp cürmün yine kat kat. 

Umarım sej^id-ül-kevneyn Muhammed Mustafâ'dan ben, 
Diye Şemsî otur dâr-î naîm içre olub âzâd. 



1 Ekim 1959 



( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



KURBAN BAYRAMI 
(114) 

Şu hayat döndü yine bir yevm-i zara. 
Her demi benzer mi âmn gülizâra. 



Hep revân oldu yine ol hûn-i gülgûn. 
Şimdi cennetde açıldı bâb-ı meknûn. 



178 



Bak dem-î edhâ ile dolmuş cihâna. 
Dön biraz da sem'ini ver âsümâna. 

Dinle tekbîrler işit fevk-î semâdan, 
Ol Halil'in gönlü oldu şimdi şâdan. 

Eğdirip ser ol Halil'e ayn-ı rüya, 
Şakkolup ol gün feza gelmişti ahyâ. 



179 



Ol zebihlerde bedenler hakkı varmış, 
Rûh için âlemde ol bûy-î nisârmış. 

Gönderip cennet taamı verdi imkân. 
Doydu Eshâb-î sufâ her yevm-i kurbân. 

Haddi yoktur her zaman eyler tecellî, 
01 eder bin renge mâlî her mahalli. 



Anladın mı ol mahabbetdi "Fedeynâ", 
Nûr-i rahmet fûzu kıldı her "ataynâ". 



Keşf eden etti beyan hep iş bu razı. 
Gösterip a'yân ile ulvî mecazı. 



Pür-mesâr oldu bir onda sahn-i dünyâ, 
Hüsn-i ferda hep nikâhın açtı güya. 



Fâş olursa hem acep mi sırr-ı muğlak, 
Fahr-i Âlem emri oldu hayra mutlak. 



Sır da olsa ol gelen koç hükm-i a'lâ. 
Var edip yoktan onu bir emr-i Mevlâ 

Ol basiretsiz ki görmez ser-bülendi. 
Yâ hakikatsiz mı anlar ol nedendi. 



Nefsini tek kurtaran imkân bulurmuş, 
Gark-ı zevk-î vuslat-î dildâr olurmuş. 

Gel feda ol vuslatm bir zevkini bul, 
Anda tecrîd ile huUet aşkırj bul. 



Her vücudda bir zuhur var kim hayâtı, 
Dâr-ı timsâl kıldı onda kâinatı. 



Varını kıl hep feda gel sen de yâra, 
Nûr idi galip asılda çünkü nâra. 



Ol ne idi sel gibi aktı da kanlar. 
Kurtulan canla beka buldu bu canlar. 



Hân-i îsmâîl'de bakî ni'meti var. 
Hep melâik oldu sâkî hikmeti var. 



Her vücudda, ol vücûdun mevci vardır, 
Cilvegâhmda onun çok fevci vardır. 



Derk edip de dîde-î ibretle seyr et, 
Nisbet-î emsali bil tahrîb-i deyr et. 



Anla sımn ol Vedûd'un mazharından, 
Âlem-î ruhla beden hem makberinden. 



Gün geçer ol zevk-i vuslat unutulmaz, 
Şemsiyâ aldın o ruhsat unutulmaz. 

13 Eylül 1951 
( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün ) 



180 



SİNİRLİLERE NASİHAT 
(115) 

Kâinatta zerre zerre her tezâd ihsan olur, 
Bî-sebeb olmaz düşün bir zerreden inşân olur. 

Yaptı insanda tezâdi Hâllk-ul hulk-i hayat, 
Meşreb-î Âdem'de akbeh ba'zı da uılîyân olur. 

Hüsn-i hulku eyledi tercih ü senden istedi. 
İstikâmet i'tidâlden şerr ise cûşân olur. 

Cevr olur ba'zan gazab vaktinde âdet böyledir, 
Bî-şu urluk sanma gayrî kendini sûzân olur. 

Kalmadı onda edeb lâkin çeken kimdir taab, 
Men'eder Allah niçin hiddet ona bârân olur. 

Dinlese Allah kelâmın gûşe-i sâf-hâneden. 
Zâlimin ger olsa âteş su dökersin fân olur. 

Yürü artık ey sitemkâr bâlig oldun akla gel. 
Tut ki kan olmuş adalet eyle bu irjân olur. 

Kim tutulmuş men'olan ahlâka feryadın işit, 
Bahr-i buhrana düşüp de fi'li hep efgân olur. 

Kendini bilmez hucûm etmiş de sanki vehmine. 
Ol hayâl bir ma'reke ihdâ eder meydân olur. 

Gâlib olan hiddeti maglûb edip de aklım, 

Kalb tehalükle vurur hem mahrek-î verdân olur. 



181 



Hep tezelzül eylemiştir serbinâ-yî meş'ari. 
Cismi istilâ eder tesrî-i her nebzân olur. 

HiddeU buldukta bir yol inküâb-î şiddete, 
Cinnet-i mevkute dendi bunda böyle şân olur. 

Kendi kendin itiraf eyler edince avdeti. 
Yaptığından utanır da hâline pişman olur. 

Ol zaman kim aklı geldi kendine eyler rtâb. 
Kırdığın tâmîre yetmez sarfına çok ân olur. 

Hiddetin aslı ise her dem tahakküm fikridir. 
Bilmedi iflâs eden sabrına acz i'lân olur. 

Hissi-i eşlemle müşavir olmadan çıktı yola. 
Mamtıga etmez tenezzül meşreb-î hayvan olur. 

Seyr-i hiddetle verirse dâmeni kör nefsine. 
Gösterir tatlı yolu ol yol ona zindan olur. 

Kaldırır hiddet eli hiç fâide vermez ona. 
Menfi te'sîri muhakkak âdeme hicran olur. 

Mebde-î hiddette bilsin âkibet maglûb ola. 
Hâzır olsun çünkü zahrı kâmüen hüsran olur. 

Ol zaman çün her karar yanlış ve tedbîr bî-musîb. 
Hem fecâyi- şunda kim nâfi' olan hasmân olur. 

Şiddet-î hiddetle zîrâ za'f gelir teşvîş olur. 
En geniş ölçüde hasmın nefine imkân olur. 



ICızmamak çün et tebessüm ya soğuk kanlı otur, 
Unsur-î ruhdur ki sarfı ukde-î gerdan olur. 

Kim muvaflak oldu maglûb eyleyip de hiddeti. 
Ol tebessümde sihir var düşmeni yârân olur. 

Kim ki a'sâbma hâkim olmadı biz söyleriz. 
Aynaya dönsün o onda rû-yi bed i'lân olur. 

Aslı aksinde görünmez aynada hiç bir riya. 
Baktığında kendi korkar kerh-i muhibbân olur. 

Çün abus -ul veçhile hep görmeden sagm solun. 
Gam diker şiddet biçer mahsûl da ısırgan olur. 

Perde-î çeşmindeki nakşı çekip deryaya bak, 
Nakş olur nakkaşın onda hikmeti iz'ân olur. 

Gül dikersen gül açar mesrur olur hep gül yüzün. 
Yâr için ağyara katlan hâr ile bostan olur. 



182 



183 



Şemsiyâ ister misin mümkün ola tûl-î hayat? 
î'tidâl-î demle ol kim âmirin Kur'ân olur. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



MEBDE ve MUNTEHA-İ BEŞER 
(116) 

Bildiniz mi kim beşer ismindeki mahlûk nedir. 
Cism-i maddîden ibaret mi acep efsânedir? 

Gâh tahin gâh terkîb ile mi neşv û nema. 

Sonra şeyhûhet denen devre kadar mi rehnümâ? 

Sonra zîr-i hâke girdi kalmadı nâm u nişan. 

Bu mudur İnsan denen ol "Ahsen-ül-halk"'le beyan. 



Mu'tedÜ meşreb kaçar ifrat u tefritten her an. 
Dikkat eyle şiddet ashabı heman korkak olur 

Çünki israf eylemek olmaz hayat zâten kısa. 
Şiddet û hiddet zamâm kayb eden kervan olur. 

Lûtf u îhsân-î Huda'dır çün hayat bahş eyledi. 
Yoksul olmakta denilmez musrif-î ezmân olur. 

Hep şikâyetler edip durma felekten ol sana. 
Vakti verdi azmi verdi yapmayan noksan olur. 



Bundan ise ol ibaret nesl-i hayvandan beter. 
Çünkü arslan kuvvet üe ona binlerce yeter. 

Fil cesametle ve maymun sür'atiyle çok geçer, 
Zehrile yılan bile ta'kîb eder kanm içer. 

Hem de te'sîrât-ı dünyâ şerrine her dem nişan. 
Zahir û bâtın hücûm-î müdhişinden bî-inan. 

Bir kasırga karşısında tüy gibi uçmak mıdır? 
Ol zaîf cism ile yer yer bî-huzûr kaçmak mıdır? 



184 



185 



Ol mehîb mevcûd-i ummân-î hurûşâna bakıp, 
Dalgalann arasında gâh inip de gâh çıkıp. 

Öyle olmaz çün bu işte sırr-ı meknûn olmalı, 
Remz-i mahsus var ki onu mahreminden bulmalı. 

Bak biraz inşâna mebdei nedir yâ şimdi ne? 
Akla dehşet verdirir bak en küçük bir ferdine. 

Hep beden çıplak deri ince bacak cılız olur. 
Düştü bî-derman hayâta ma'reke eşsiz olur. 

Yüce dağlar koca ormanlar görüp de korkuyor, 
Kevkeb ile kubbe-î füshat mehabet sokuyor. 

Bu kadar dehşet içinde cânmı kurtarması. 
Bir taraftan da sıcak bazan soğuklar sarması. 

Aç, susuz kalır eğer kim bir muini olmasa, 
îşte insânm zuhuru bir belâya dalmasa. 

Şöyle bir im'ân ile bak ne muazzam o beşer, 
Gâye-î matlûbunu is'âf için dağlar aşar. 

Onları bir toz gibi atıp kayalar söküyor. 
Madeni âhenleri su eyleyip de döküyor. 

Öyle kuvvet kim alır arslanlan kayd altına. 
Sığmayan vadilere girmiş o destin tahtma. 

Bî-habersin kendi zâtmdaki müdhiş kudrete. 
Bir vücûd-î muhtakar dersin görülmez haşmete. 



Zahiren gördüğümüz nâçiz beşer bir madde mi? 
İşte bu hâk-î beden bir sırr-ı meknûn âdemi. 

Zarf olup ol cevher-î ecsâd gönül envânna. 
Ol nihân âlemde mahfî herkesin enzânna. 

İşte ma'nâ-yî hakîkî pertev-î efrîz odur. 

Her sınıf mahlûka mutlak "mâ bihit-temyîz" o'dur. 

Ne imiş ma'nâ-yı insan kim o râz-î cevherin. 
Kâinat a'mâlinin ferman beri hükm-î berin. 

Ger olaydı bir seviyye her hayatla bu beşer. 
Tâbi' olsaydı kavânin ile mahsûsa eğer. 

Yâ olaydı iş bu ma'nâ ayn-i hayvâniyyetin, 
înfiâlâtı hududu dâhilinde kesretin. 

Çok kolaylaşırdı tetkik etmeğe mâhiyyeti, 
Lîk heyhat kırdı erbâb-î tetebbu' cür'eti. 

Bir nazar sathile baksan sen görürsün vahdeti. 
Sonra ezdâd-ı nevâkısda görürsün hasleti. 

Çünkü İnsaniyyet oldu bu'd-ı mutlakta yeri. 
Kaldı cevlangâh-ı reftânnda umman asgari. 

Sen eğer meftür olan evsâf ile tetkik edip. 
Bilmek istersen o insan hilkatin tahkîk edip. 

Rabt edecek bulamazsın bir usûl kaanûn ona. 
Olmadı kimse muhît akl-î beşer pek dûn ona. 



186 



Şimdi gör bir âdemi kim i'tidâl kadrin bilip. 
Hem kemâl sımn edip his şehvetin hasnn bilip. 

Her temâjallât-ı aklı ölçüyor mikyas ile. 
Tartıyor mîzân-ı adlüe değil vesvâs ile. 

Hem ticâret eyliyor meşru' olan ahvâl Ue, 
Savlet -î ahengi var ef âl u hem akvâl ile. 

Sonra ol âdem yamnda gördüğün başka kişi. 
İltifat etmez lezâîz-î hayâta yok eşi. 

Hem usanmış lezzet-t ikbâle hırsın salmamış. 
Yüz çevirmiş nev-i insandan emel de kalmamış. 

Dag başmda fakr içinde mesken-î aram bulup. 
Bir tecellî-yî nzâ-î Hak'la bî-âlâm olup. 

Neşve-Î kudsiyyeden şeydâ olup bî-iztırâr, 
Nefy edip nefsin hakîm-î fıtratın hükmün arar. 

Solda gördün bir kişi kim aklı meşhur bî-halâs. 
Şer ayırmaz çün basiret kalmamış pür ihtiras. 

Nefsini kılmış kuyûd-î örf ü âdetden beri, 
İncizâb-î şehvete etmiş müheyya her yeri. 

Hem tnân-î ihtiyarı boynuna sarmış gezer. 
Zevkine meyi eylemiş de bâb-ı fışkı pek sezer. 

Bak diğer insan kılıklı humk-ı mahz bir câhüe. 
Ol gabâvet gösterir hep dide-î bedhâh üe. 



187 



Menzil-î hayvâniyetle hem seviyye-î cemâd. 
Zayi' eyler hüsnü hattm çehresi olmuş sevâd. 

Bir diğer gördün ki hep sâika-î mevki' ile, 
înhimâk etmiş hayâle, uğraşır tâli' üe. 

Kim o vahime ile can vermede ferdi için. 
Hem cebânet gösterir ifriti var kastı için. 

Izdırâbmdan döner etrafına dünyâ gibi, 
Dest-i teshirinde olsun cümle nâs eşya gibi. 

Bu tabansız karşısında kahraman gördün metin, 
Kal'a-î müstahkemi dögmüş zamanla azm-i dîn. 

Top sadâ-yî ra'd-ı şâm hep belâ-yı asuman. 
Miğfere inmiş kılıçlar bâtımn dehşet nişan. 

Sath-ı hâk olmuş dem-i insan ile bir sel gibi, 
Erguvânî rengi gördükçe olur bir sel gibi. 

Dalga-Î kühvârı geçti sanki pervâz eyleyip. 
Olmadı dem-sâz-ı âvâz saklamr nâz eyleyip. 

Dikkat eyle mahviyetli âlemi işler eli. 

Hep serâir hilkat üzre perde açmak ciddeli. 

Kudretin vermiş o zevke bir nazar te'sîs ede. 
Bir tabiat hükmüne olmak zaferyâb re'yi de. 

Durmayıp seyr-î tabâyi' eyliyor bir bir derin. 
Hep taharri eylemek mi'mâr-ı mutlak eserin. 



188 



Hem dem-î şugline olmuş rehnüma pür iktihâm, 
Hâzin-î gencîne-î esrar olur aldıkça nam.' 

îşte böyle bin çeşit sevda Üe hep sâridir,. 
Gör ki edvâr-î ümem bir here û merc aşaridir. 

İhtirasa gaye yok her bir temayül birbirin, 
Veîyeder ger mazhar olsa tu sefer de diğerin. 

İşte Allah aşkına siz söyleyin kaabil midir, 
Kûnh-i inşam yine insan olan nâkil midir? 

Şimdi tedbîr û tedebbürden bu im'ân-î kelâm. 
Beyjrine ile hüküm etmek gerektir ves-selâm. 

Âdemi hayvâniyetten fark dahi bir şart ile. 
Çünkü tefrik ne nutuktur ne medeniyyet ile. 

Belki insan aklı hulk-ı lâ-tenâhîye gider. 
Bildiğin hayvan ise mahdud tedenniye gider. 

Nisbeti insana hayvânm olur mahsur gibi, 
Gajrr-i mahsur ile nisbet nâr ile pür-nûr gibi. 

Bir taraf var kim huzûzât-î demi teccüd eder. 
İnfiâlât-î kesirle ruhunu tahdîd eder. 

Bir taraf tarb-gâh-ı uşşakta leyâlî hıfz eder, 
Vasl-ı yâr almış hayâlin ictinâb-î lafz eder. 

Çün yarattı Âdem'i Hakk ehliyetle gelmeğe. 
Her merâtiple fezâil fevkma 5rükselmege. 



189 



Matlabı hep terblye-î nefsile tehzîb olup. 
Hem bu gîr-ûdâr-ı müthiş arası bî-reyb olup. 

Bir zebân-î hal bulup takrîr-i gam etmeklige, 
Seyyid-ü mevcûd-i âlem isrlne gitmekliğe. 

Seyr-i insâmn nutukla cerha cevlâmn görüp. 
Dil serîr-î ma'delet kurbunda seyrânm görüp. 

E>yledi uşşak da feryâd buldu amma ilüfât, 
Şemsiyâ sen hil'at-î bakî giyip te bul necat. 



20 Ekim 1952 



I Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



TASFÎYE-Î NEFS 
(117) 

Hakk'ı idrâk eyle taksimde düşen ashabına. 
Herkese hak ver de düşme hakkımn ezhâbma. 

Bil ki bir taksîm eden var ol mukassim karma. 
Hürmet eyle bil sebeb kıldı seni izhânna. 

Yüz çevirip sa'yimin esmândır dersen eğer. 
Gitdi malı zân ile ol iddüıâr elden gider. 

Olmajnp mağrur fi'li dönse bir Hak'dan yana. 
Bilse borcun verdiğin tasgir edip bakmaz ona. 



Bir itaat var ki nefsi lezzetinden yüksetir. 
Bu huzura kaptıranlar nefse her şey istetir. 

Onda gizlenmiş de fırsat bekleyen şeytâna bak. 
Gâyesî şöhret olan her İhtirası durma yak. 

Her emânet kim sana vermişti Allah bilmeli. 
Gösterip ta'zim ona hem kendi ismin silmeli. 

Ger mahabbetse temenna ettiğin girmez bahîl, 
Ma'rifet oldur ki nefsin Hakk için eyler zelîl. 

Haller ef aller içinde kul için hâlis olan. 
Kendi te'sîri değil de lütfü Allah'dan bulan. 

Bâyezîd şöyle buyurmuş hiç kalırdı çektiğin. 
Ger göreydin bir kere Tehlîlinin gerçekliğin. 

Hilkatmda ihtiyara sâhib olmuştur kişi, 
îhtiyânn Hakk'a tefviz eylemiştir er kişi. 

Bu sükûn ile hareket zahiridir aşikâr. 

Öyle muhtar ki, ne sükûn var ne hareket ne hıyar. 

Gâye-î her ma'rifet çün hüsn-i zandır Rabb'ma, 
Nefse karşı sû-i zan olmuş temel erbâbma. 

Bir vazife bil ibâdet nefsini garretmesin. 
Ol vesile kulluğun izhâr eder şerretmesin. 

Şöhretinden nehy eder Peygamber-î zîşâmmız. 
Gösterişten iyliği hem kubhile ilânımız. 



190 



191 



Fakr olursa gizli fahrî onda çok mahsûl olur, 
Gayre ifşa eyleyince fakri de yoksul olur. 

Etme da'vâ haklı olsan açma bâb-î iddia, 

Söz uzar da hayrı kalmaz bitmez artık mûddeâ. 

Görme hattâ kendi fi'lin etme a'yâna hulul, 
Görmemezlikle olan her fi'li ahsendtr kabul. 

Nefsinin ahvâl-i mezmûmun peşin pür-şûr görüp. 
Sonra halka eyle tevcîh-î nazar ma'zûr görüp. 

Hayrı görmek başkasında hayrıdır a'mâlinin, 
Hak yolunda bin tarîk var aynıdır ikbâlinin. 

Kim ki halka kendi ayniyle bakarsa pek yaman, 
Hakk nazarla baksa özrün derk eder ol dem heman. 

En azîz şeyle geçen an kim onun haddindedir. 
Kendi nezdinde azîz olmak dahi vaktindedir. 

Çünkü dünyâda azizlik an ve kalbinde olur, 
Terk-i âdâb-î nefis nefsin de ahzmda olur. 

Bilmemektir haddini hiddetde insan ekseri. 
Çünkü hiddet nefse tâbi' oldu cinnet benzeri. 

Mihnetin ayarlayıp muhtâc olunca hakkına, 
Mustafa'yı örnek eyle nef için de hulkuna. 

Kudretin yetmez amelde ham olur kaddln dahi. 
Kul olunca yok tefâhur etmeğe haddin dahi. 



Hep sükût et bak Ebû Hafz'a ne ma'nâ söyledi, 
"Ol ki sakindir bilip de ba'zı ra'nâ söyledi. 

Düşmedi göz hapsine Mevlâ onu hıfz eyledi, 
Oldu me'mun cevher-î aşkı çü pinhân eyledi". 

Varlığın elbisede gösterme nâsa aynî ol. 
Haricî her imtiyaza göz yumup müstağni ol. 

Her hediyye ahmr görsen de onda zületi. 
Almayıp da reddedersen kibr ü nefsdir illeti. 

îzzet-î nefsin edip daVâsım red eyleme. 
Haz verir nefse iade hubbunu seddeyleme. 

Meşgul olma her kesin elfâzma ol zül-kerem. 
Bak ne mutlu der o kimseye Resûl-î Muhterem. 

Kendin eylerken hesâb gayrın kusurun göremez, 
Tâlib-î esrâr-ı uhte nûr-i irşâd eremez. 

Sanma istihkak ile vâcib olundun hürmete. 
Binde bir yok lütfa karşı dikkat eyle hizmete. 

Bir ibâdet olmadı mevzun gele ihsan ile. 
Hep halâs oldu beşer ol rahmet-î Rahman ile. 

Görmeyeydin aybmı Safvâ'na Peygamber dedi, 
Cübben ile örte i4in aybı ahsenter idi. 

Sordular ehl-î dile Allah'a gitmek nicedir. 
Şol cevab kim verdi nurun talibi hep gîcedir. 



192 



193 



Efkarın zengin yanma girrr.esi fakn sebeb. 
Görme sa'yln İmtiyazın lütf-i ihsandır hedef. 

Kul o'dur kim kendi âbiddtr ibâdet istemez, 
Aczile kulluk büir de kula tâat istemez. 

Mû'min oldur gece mü'min dostuna olsun çerâg. 
Gündüzün âsâ olur hiç avnine olmaz ırâğ. 

îlmile a'lem olanm oldu a'mâli sagîr 

İlmi noksan kimsenin a'mâli olmakta kesîr. 

İlmi arttıkça azımsar çünkü a'lem amelin. 
İlmi noksan çok görür taksiridir bu emelin. 

Zevk verip her bir zamire essin ol bâd-î bahar, 
Şemsiyâ kılsın muattar rûşen olsun bâğ-ı yâr. 

( Fâüâtün - fâllâtün - fâilâtûn - fâilün) 



VAİZ VE HATÎBLERE İTHAF 
(118) 

Bulur hep âdemiyyet ilmüe irfan. 
İlimden dûn olan insan olur bî-şan. 

İlim, emr-î sıfâtm ekmeltndendir. 

Tutan Peygamber emrin kümmelîndendir. 

İlim derya, beşer onda olur gavvâs, 
Zlhî cevher furûştur sâhib-î ihlâs. 



Mübeşşerdir eden bir noktajn i'lâm, 
Safâsı rif at-î ruha verir ârâm. 

O ilmi sen dahi pür şevk heyecanla, 
Hamiyyetle feragatle bütün canla. 



194 



195 



Tamâm yok evin yoksa gül efşâna. 
Kütüphanen senlnçün oldu kâşane. 

Beşer çün lerzenâk olmuş fuâdm var. 
Duyuşun sözlerin berrak ve tatminkâr. 



Tevazu 'la mahabbetle yapansın sen. 
Her an peygamberinden emr alansmı sen. 



Şikâyet etmeden güçlükleri yendin. 
Aciz saydm şikâyeti çekip kendin. 



Görürsün a'lemi ondan gururun yok. 
Olup mahrumiyet deıyâsma magrûk. 



Riyan yoktur müdâhînin dahi yoktur. 
Huzurun var senin çün az dahi çoktur. 



Unutup ızdırâbı hem hayat ye'sin. 
Çevirirsin sana neş'e verir dersin. 



Nizamlı kalbine mezceyledin şefkat. 
Vazife his ve mesûliyyetin re'fet. 



Alırsm gönlünü dostun vefa ile. 
Acırsın düşmana çesm-i hafâ üe. 

Tahammülle sabır dersin atûfettir. 
Temiz sevgin ganî sözün meziyyettir. 



Ögünmezsin gönül mi'mârisin çünkü. 
Eder hep bahtiyar va'din sözün dünkü. 

Büyükle hem-sır oldunsa vazifenle. 
Çocukla bir sabi oldun ilm û fenle. 



Fakirsin zengin olmazsm fakat kalbin. 
Cihandan vüs'ati fazla dedi Rabbin. 



Vazife gördüğün yerde koşarsın hep. 
Sürür verir sana bu yoldaki taab. 



Fuadda mi' deden fazla emel şevke, 
Huzüzattan verirsin hep değer zevke. 



Bilirsin yaptığın şey'i fena denmez. 
Kemâlindir inancın ızdırâb vermez. 



Yaşarsın hazla ma'nâda sözün hikmet. 
Değerlenir seninle ma'nevî kıymet. 



Teenniyle olur hükmün düşünürsün. 
Hidâyet râhma elçi görünürsün. 



Samimîsin bulursun dost sürür içre. 
Yaşarsın ol faziletle gurur içre. 



Mukabil beklemezsin bir kerem olsun. 
Kavilde şefkat û mezcin alem olsun. 



196 



Dilin kalbindekin söyler riyan yoktur, 
Mûeyyeddir kelâmın hiç yalan yoktur. 

Olup maglûb-i his temkînl kayb etmen. 
Çabuk kızman, sûkûnetsiz yola gitmen. 

Araman sevgide gizli nefi'ler hiç, 
Anınçün iştibâh etmez denir bilgiç. 

Rahimsin her işinde gayn tercihin. 
Ki zîrâ vaktin olmaz nefse telmihin. 

Bütün dersinde aslolan senin meğer. 
Gurursuz itimâda verdiğin değer. 

Zamanın ızdırâb olsa günün zorlu, 
İ3?lmsersin kara görmez gözün nurlu. 

Tevazu' gösterirsin haklı olsan da. 
Gururun ilm iledir saklı olsan da. 

O güftar ki gelir kalb-î hamiyyetden. 
Çekinmezsin cesaretle hakîkatden. 



197 



Nazargâhmda olmaz başka bir âlem. 
Eğer varsa karanlıklarla hep matem. 

Değerli sa'y ile nüsha gidersin sen. 
Çalışmaktır kemâlin râhı dersin sen. 

Olur kıjnnetlerin takdirde âcizler. 
Haber duymaz bulunur böyle nâ-çîzler. 

Taannüd eyleyen var belki zaittir, 
İnad çünkü cehaletle müvellettir. 

Demâ-dem katradan nem almağı bilmez. 
Kulak sağır olunca söz İşidümez. 

Hidâyet olmayınca kem mizâc kurur. 
Körün gözü hakikat nankörü olur. 

Görüp endîşe-î vakti durup sönme. 
Seni Allah ve Peygamber sever dönme. 

Talep minnet değil izhâr-ı hakdır bu, 
Nisâr etmek zevi'1-ilme sabakdır bu. 



Lisâmn gerçeği söyler havadisten. 
Kırılmaz kimse böyle ilme vâristen. 

Cesaretin senin cür'et değildir çün, 
Nefi'lerle değil maksad geçirme gün. 



Heyecanlı olur kalbi muhibbâmn. 
Saadet zevki aldıkça karîbâmn. 

Eserde madde yok amma şu hâk üzre. 
Hazînen var sekâ'Uah-î serak üzre. 



Evâmirden gelen sa'yin desin arif. 
Demokrasi hayâtm ilmine vâkıf. 



Sipihrin fângı ol da selâmetten. 
Beyân et sâmia subh-î kıyametten. 



198 



Verip ol şerbeti can hasretin göster, 
Şifâ-î vasla gönlün rağbetin göster. 

Bu mazmunla beyân eyle kemâlâttan. 
Revaç bulma esâtîr û hurâfâttan. 

Kitâb-î hilkat -î âlem nedir oku, 

Yakıp hannâsı Şemsî Hakk'dan al koku. 

( Mefâîlün - mefâüün - mefâîlün ) 



TEAVENU 
(119) 

Ey beşer duy gördüğün öyle düşün her hâlini. 
Sen olup sensiz kıyâs et rehberin a'mâlini. 

Âteşin ahlarla yak hannâsı Hak'dan al koku. 
Hilkat -î âlem denen a'zam kitabı bir oku. 

Halka arkasm dönen gafil niçin bednam olur. 
Ektiği cümle ümitler bâdi-î hüsran olur. 

Sevmeyen var mı hayatı böylesi meydanda yok, 
Hemdemin her dem sürürün sevmeyen âlemde çok. 

Biz yapandır bizleri birlikte kendimiz değil. 
Kendimizden gayrısın düşünmejdnce biz değil. 



19£ 



Gayr-ı mümkünler içinde bu hayat imkânîdir, 
Çün hayat her sahibin bir kıymet-î iskânîdir. 

tek başa bir iş olur mu gayra muhtaçtır beden? 
Nefsimizin emrine hep böyle hayranlık neden? 

Kurtul ol kendi beninden tam hayat karşındadır, 
Varlığm yekta duyuşu hep benin dışındadır. 

Küfr ü cehli anlamak çün şol fena serhaddine, 
Vakümiz yok hep taallukla geçen bin derdine. 

Pek büyük bilgi gerek cehlin bilip tek durmaya, 
Âteş-î berk-î firaktır dîde lâzım görmeye. 

Ol ki sîm üzer sözü gayrî mahabbet bilmiyor. 
Kalbi çoktan susmuş onun hiç gubânn sümiyor. 

Nerde düsiz kalsa akça orda kalbler feth eder, 
Nerde cünbüşdân açsa gül gibi solup gider. 

Fahr-i fahr ile konuşmak pek zayîf histen doğar. 
Ol küçük hisler de azgm ihtiras olur boğar. 

Bir hazînedir kanâat sahibin eyler azîz. 
Çok görür az varlığı her maide olur lezîz. 

Her seven kalbler cesur hem kuvveti sağlam olur. 
Göklerinde hiç bulut görünmeden encam olur. 

Bak ki insansız olan inşâna kalmış bî-nevâ. 
Bir enîs bulmuşsa canı sevgiden almış deva. 



200 



201 



Vasfı olmaz bir bütün" olmazsa âdemden eğer, 
Çün yanm kalmak cezâsm her şahıs kendi çeker. 

Kîn ile bu'z û hased korkaklığın İzhârma, 
Başka bir kisve giyip gelmiş gönüller dârma. 

Âlem-î a'lâl olur bilse gönül tasdikim. 
Hasta oldur bilmeye ma'lûmunun tatbikim. 

Ol seciyyesiz ki nef i hiç dokunmaz âdeme. 
Kahramanı olmadan inşân eserle âleme. 

Hasta ruhlar karşılaşır kendi ihmâli İle, 
Ol netice kim muhakkak infial hâli ile. 



Nef eder mi gayriye ol kendi vakün bilmeyen. 
Fendine şuglun abestir olmaz Islâh gelmeyen. 

Gözleyip âlemleri bakmak dikendir dâmene, 
Hançer-î bî-rahm olan gözle bakarlar nâmene. 

Minneti hem mihneti atmak dilersen bî-azâb. 
Önce kendinden ötesin gör ki var mı ızdırâb. 

Kendini üstün tutan hep gayriden pür inkisar. 
Sûz-nâk mı kişver-î ervahta carî hep nehâr. 

Her gelen tâbi' olur kayd-î emelde hür değil. 
Bir esâretgâh-ı mücmeldir bu vâdî Tür değil. 



Çün riyâz-î dehre gelmiş rûh sükûn ister müdâm. 
Hep harâb eyler o ruhu kin hased hem intikam. 

Âdeme mev'ûd olunca her saadet bâ-şiâr. 
Ol yeter bilsin saadet bir saadetten çıkar. 

Müstelîd olmak da mümkün cenneti dünyâda var. 
Cenneti eyler cehemıem ruhtaki munzam gubâr. 

Bî-huzûr insan ikinci yoldadır devr-î melal, 
Top-yekûn bir ızdırâb almış bütün gün hep cidal. 

Hiç düşünmez kendisinden her kopan parça heder, 
Zann olur mu her giden gün bir daha avdet eder. 

Türlü türlü ızdırâb îcâd eder az ömrüne, 
Cevher-î zâtm unutmuş zevk-i bade humruna. 



Sem'ine erdi nida hürriyet-î ervah ile, 
Zevk üe vuslat gerekti geçti ömrün vâh ile. 

Gayesiz can bir serap içre yaşar mevte kadar. 
Ol kaza şemşîrine ma'rûz olur fevte kadar. 

Münşi-î hikmet olan âlemde dâr-î hikmete. 
Bu mecazdan aynhp gir Şemsiyâ ol sîrete. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



MESNEVİ 
(120) 

Bî-ilim olsa hayâtmda beşer. 

Bir hayâldir kim ölümden münteşer. 



202 



Çok derin duymak gerek etrafını. 
Başı boşluk hedr eder sarrafım. 

Müşk£ât-î dehre karşı durmağa. 
Öyle kim bir çok cihazlar kurmağa. 

Ga5n-et-î şevki ola hep bî-zevâl. 
Yâ nebât-î bî-şu'ur bir intikâl. 

Bir tefekkür kılsa insan hilmüe, 
Bî-şu'ur mu yâ akıl mı ilmile. 

Farkı kim idrâk eder bir yol bulur, 
Çünki nâçiz gayesiz bir çöl bulur. 

Safvet-ı rü'yetle baksa biz olur. 
İltifatı ben ise gamrîz olur. 

Biz ile başlar vefâdâr her işe. 
Ben üe ayn-î hüviyyet birleşe. 

Çün geniş ufkun hayattır mürşidi. 
Ok çıkar yaydan görünce hurşidi. 

Ok atan biz sadrunızsa hedefi. 
Ol hatâ mebdei bulmaz sadefi. 



203 



Rûh kifayetsizliği düşvâr olur. 
Başıboş miskin hayat ihtar olur. 

Bilmeden davramşıyla fi'lini. 
Hep karartır Hakk ışığı kalbini. 

Böyle İnsan kalmaz artık değeri, 
Hamle-î bî-kudreti her dem geri. 

Çünkü ol sajaklayan bir hastadır. 
Yâ ki olmuştur esîr pâ-bestedir. 

Gölge gibi ızdırap ta'kîb eder, 
Mest-i bî-pâktır harâb ta'yîb eder. 

Bir nebatı sesn* ile olmaz hayat. 
Hep bahar rüzgârı vermez kâinat. 

Doğduğu için yaşar ba'zı beşer. 
Kendi kendine esîr olup göçer. 

Söylemezse ilm u san'at hep derin. 
Bir serap ardmda koşmaktır yerin. 

Koş, yorul, bak boş hayat mürşid midir? 
Yol hatâsı mugfil-î mümdit midir? 



Dâm-ı gerdûn oldu nefsi okşamak, 
Çün nasıl değil niçindir yaşamak. 

Az da olsa bilmez arzu olmadan. 
Can ile istek gerek an dolmadan. 



Madde-î bî-ruh ise köksüz olur. 
Yokluğa mahkûm olur bir gün kurur. 

îkn ü irfan-î hakikat âdeme. 
Başka bir âlem hazırlar hemdeme. 



204 



Kim ki galiptir hayat hoşnûd eder, 
Sofra-î devranda ber-maksûd eder. 

Reng-i rûyunden geçer ruh âlemi. 
Madde berzahtır geçer yevm û demi. 

Vermeye şerbet ki sâkî-yî dehir, 
Bezm-i işret olmaya bir gün zehir. 

Bir lisan var bildirir şevk û gamı, 
Şemsiyâ aşk ehline ol hlkemi. 

{ Fâilâtün - fâilâtün - fâilûn) 



MEZÂHİR-1 ÂLEM 
(121) 

Yâ İlâhî şu mezâhir âleminde infisâl. 
Olmasaydı bâtına mevsûl olup da ittisal. 

Ben beni görmez seni de anlamazdım bâ kemâl. 
Alime hemhal olup da nâsa olmazdım delâl. 

Bir buluş verdin bana vicdan diyorlar ismine. 
Bir vücûd dahi ilâve eyledin can resmine. 

Bu nazarla kendimi kendimde buldum âşinâ. 
Başka varlıklar bu mir' âtta göründü rûşenâ. 



205 



Ruh ki her an pür tecellî şe'n-i bahir evveli. 
Hem vücûd bu şe'n iledir mün'akis zat cevvali. 

Ruh vücûdu kendine şart-î zarurî buluyor. 
İşbu suretle vücûd ilk müte'allik oluyor. 

Bir vücûd-î müstearla ruh-ı hâssm vahdeti. 
Hep misâlin naibin oldu nefisle izzeti, 

Çürikû vicdân-î umûmdur hep vücûd-î âm ile, 
Mebde-î vahdette zâtından tecellî tâm ile. 

Yâ ilâhî bir cihetten sen bizi ervah ile. 

Bir cihetten şol vücûd mesken de hem dilhâh ile. 

Bu iki silsileyi bahr-î şu'unda durdurup, 
Mültekâ-î aşka vasi ettin ki onda yok gurûb. 

Ol şuûnâtm ki cismâniyyedir hep câzime. 
Hem şu'ûn-î ma'nevîye ruh ki her an âzime. 

Dâhilimde hâricimde başka bir hal gösterip, 
Nokta-î vasl-î şuûna emr edersin "F'e'ktarib". 

Bu ikide olmasaydı ittisalin mebdei, 

Kim açardı işbu ecrâm-î nizâmdan perdeyi. 

Cüz'-i ferd tasvirinin her menşe-î bünyâdmm, 
în'ikâs-î hayretidir şe'n-i âher dâdmm. 

Hikmet-Î kimya heyâkil unsûr-ı ferdiyyenin, 
Vâlid-Î ihya hüceyrât tab'ına bendiyyenin. 



206 



lüm bilirdi bu hayâtın ruhunu ecrâmım, 
Toplanıb ecsâd ile her yevm ü sâl ârâmını. 

Ey musavvir-î cihan bu çift şu'ûn-î sarsarın, 
Mebde-î vashnda verdin iki âlem masdarın. 

Cazibe mefhûmuna girmişti ancak maddiyât. 
Ruh misâlinde bilindi mâneviyyatla hayât. 

Çün esîr melheme fennîyesiyle bu şu'ûn, 
Zannolundu müntehâ-î hal tabiatta sükûn. 

Cüz-i fertler munkasım olsa diğerde infisâl. 
Bir temâyüz-î hususa müstenit olmaktı hâl. 



207 



Cism u ruhun bu visali olmasıydı böyle bend. 
Ben beni nasıl tanırdım hâl üe hem tâ ebed. 

Anlaşıldı mebde-î vasim verâsmda daha, 
Çok mu'azzam kuvve-î vaslıyye var bî-intihâ. 

Var ki ruhlarla beden ol veçhile kıldı karâr. 
Ben dedim kendime buldum kendimi bî-ihtiyâr. 

Ben diyebildim ki ruhâniyyet-î cismimle hem. 
Cem' edip bu sûreteynde mün'akis oldu himem. 

Nefsime kendim dedim bu mebde-î vahdetle çün, 
'Tesniye, teslis" yıkıldı, arş-ı Rahman buldu "kün" 



Muttasıl vâhid ise eğer esîr bir fert gibi. 

Yâ nasıl bir kısmı tahrik olunur bî-bend gibi. 



Bildiren benden "beni" her vechüe "mtn hubbehu", 
"Meh arefe nefsehu, fekad arafe Rabbehu". 



Ruha bir ta'jân-i cevher atf edip rapt edelim. 
Cismi bir se5?yâle-i mevhum ile zabt edelim. 



Ben "ene" hiç demedim amma yine bir zildeyim. 
Ol "ene" zıUmda mestur, bir vücûd hâüdeyim. 



Böyle olsaydı benimçûn gayre ülfet ne olur, 
Rûh üe ecsâm arasmdaki nisbet ne olur. 



Rü'yetlm haysi)vet-î mutlak değil bendlndeytm. 
Ben henüz bu yolda arş-î vâhidiyyetindeytm. 



Nefs ile cismim nasd mahrem olurdu diğere. 
Ben ise ervahda gördüm cismi baktun her yere. 



Tay ediyorsam vücûdu bu şuûn ile bile. 
Hep sıfatından ibaret görsem âlemi hele. 



Sonra ecsâmda görüp ervahı idrâkimle ben. 
Çünkü fa'âliyyet-i zihnimde mevcuddu beden. 



Anlayıp mefhûmunu bâtmla ism-i zahirin, 
İstivâ-î arş ile fevkinde arş-î bahirin. 



Ittihâd-î ruh-beden bir irtibât-î tâm ile. 

Ben dediğim nefsi gördüm ki.karâr ecsâm ile. 



Gerçi olmuştur bu yolda çok "Enel Hakk" söyleyen. 
Etmeden ifna "ene"yl"zâta" varmak dileyen. 



208 



209 



Gitti sâdât-î kiram ancak visal ruhen idi. 
Eyleyip mevcudu ifna bend-i meftühen idi. 

Çün Vücûdun karşısmda müzmahüdir her vücûd, 
Rü'yet-î meşhûd bile her vuslat-î ervaha cûd. 

Yâ İlâhî mazhar-î sırr-î kelamm enbiyâ. 
Ettiler bir bir beyân amma ki mu'cizdem riya. 

Hep münâcât eyleyenleri sana gâfü bilip, 
îştigâl etmişti onlar ismine câhil bilip. 

Bilmediler kim kelâmm olmasaydı bu beşer. 
Aleme gelmez idi olmaz idi hiç hayr u şer. 

Âdeme esmayı Sen ta'lîm edip bildimıesen. 
Anlatamazlardı, bilmezdik şurur mu yâ hasan. 

Bildiler onlar mahabbette husûmet oldu yâd. 
Aşkı zanneylediler hep ihtirasla i'tiyâd. 



Rûh ile cismin tevahhud nokta-î kusvâsım. 
Anladım artık şuûnun hatt-ı istivâsmı. 

Yâ İlâhî sen bizi mahrum-ı vasim eyleme, 
Menzil-î Ruhu'l-kudus'den cana faslm eyleme. 

Yandınp eczâ-i terkibim senin aşkınla hep, 
Sâki-î dü rengi göster yâ bana buldur sebep. 

întişâr-î nûr-ı lâhûtiyyetin versin sürür. 

Hep o mişkât-î Muhammed'den ki işrâk etti nûr. 

Kılmışım sahn-î sadîka menba'mdan zer nisâr, 
Vâye-î feyz eyle fırsat ver de ey perverdigâr. 

Suzinak olsun sözüm hem tâbnâk et kıl atâ. 
Şemsî eylerse nasihat kendi âciz pür hatâ. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün) 



Nefs esaretinde zayi' eyleyip hürriyeti. 
Kibre tahvil eylediler eldeki cüz'iyyeti. 

Bu taraftan suver-î ecsâma ettim bir nazar. 
Bir de ervahı hayâl ettim zamanla serteser. 

Hep ezeller lâ yezeller geçti bir an hâtırat, 

"Ben" gibi binlerce "Ben"ler gördüm onda mümkinât. 

İttisâl-î nisbeti gördüm de ben hayranladım. 
Bendeki onlarda onlardaki bende anladım. 

Kendi varlığımı bildim ol şuhûdî ruh ile, 
Onlan bildim kıyâs-î cevher-î meftüh ile. 



MEZÂMIR-I SÜLEYMAN * 
(122) 

Sert kelâm eyler gadüb ihvâmm 
Sen mülayim söyle bul imkâmm. 

Söyle hikmetle kelâmm lâyıkm 
Çün sefâhettir dehânı ahmakm. 

Zcbûr-i, Dâvud aleyhissclâmdan Mczamir-1 Süleyman'a alt 15.ci babın nazmen 
tercümesi: 



Hakk görür nîk û bedi herdem ayan 
Durmadan ilm-î İlâhî bir zaman. 



210 



211 



Ehl-i zevkin yevm ü mâhı çok fena 
Gönlü teslîm olmayan bulmaz gmâ. 



Dil selâmdır, kim hayâtın meşceri 
Bedlisan ruhu yakar eyler keri. 

Ger sefih eylerse tahkir ceddini 
Âkili dinler mürebbî haddini, 

Beyt-i sâlih hiç tükenmez ni'meti 
Âfet-Î candır şeririn nekbeti. 



Havf ile çok olsa mâlın kıymeti 
Izdırâb-î yevme değmez kesreti. 

Hubbile lezzet verir sebze ta'âm 

Zehr olur düşmanla her ta'rh-î lehâm. 

Meşreb-î hiddet nizâm mihveri 
Hilm ile me'lûf adalet kişveri. 



Neşr-i ilm eden dolar hikmet fcmi 
Nâr-ı hicran kalb-i humkun her demi, 

Zebh-i âsî hep kerahettir şiar 
Müstakim olmaz du'âlar müste'ar. 

Eyler Allah cümle âsîye ceza 
Sen salâhı etme ifsâd hâkezâ. 

Târik-î de'b-î edeb te'dîb olur 
Etmeyen tekdire ikrah tîb olur. 

Gayre istihza suûbet kendine 
Uğramaz erbâb-ı hikmet nezdine. 

Nefs-i emmâre helaktir ekseri 
Öyle âdem kaldı vicdandan beri. 

Aks eder dilşâd gönülden rûyuna 
Gam hazinin mün'akistir müyuna. 

Kalbi müdrik ilm-ü irfan talibi 
Çeşm-i magbûn hep sefahat şâribi. 



Nutk-ı leyyinle eder arif beyan 
Seyl-i gayyadır küfürle çağlayan. 

Râh-ı tenbel hâr ile memlû olur 
Sa'ye hâhişger olanlar yol bulur. 

Akl-ı kâmil mâderin mesrur eder 
Zülm edenler kahr olur da hor gider. 

Akl-ı nakıs mı sefâhetten emîn 
Hikmet-î irfan eder aklı metîn. 

Cerh olunmaz varsa işde meşveret 
Müsteşarladır nizâm-î memleket. 

İstişare eyle hiç etme fütur 

Bul tecellîgâh-ı hikmetten sürür. 

Hem safâ-yî kalb ile ol sen fatîn 
Olma süfli olma hiç bir dem cebîn. 



212 



213 



Hem harâbîdir o derdin son ucu 
Pây-ı temkin gerçi olmuş yorucu. 

Ehl-i tuğyan bümedi var müntakim 
Râh-ı güftâr-î latiftir müstakim. 

Rüşvete me'lûf olanlar hep nedem 
Hırsa müstagrak tama'la münhedem. 

Kim ki terbiyye her an mesmûudur 
Nezd-i izzette lisan mevzuudur. 

Terbiye gerçi dili iz'âc eder 
Bilse tevbîhi kemâl intâc eder. 

Re's-i hikmet oldu Allah korkusu 
Mebdeidir halka hizmet sorgusu. 

Nazm-ı emsâl-î Süleyman eyledin 
Şemsiyâ izhâr-ı ferman eyledin. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



Gayesi sevgi olunca bu hayât. 
Dehenin dertlere vermekti necat. 

Hançer-î müjgâna yüzü gülmeyen, 
Pek zavallı şevkile yükselmeyen. 

Gerçi ağlarlar sevenler bî-nevâ. 
Var o eşk-î rizde başka bir deva. 

Verdiği çün ehline tagyîr-i hâl, 
Nûr gibi çağlar o yaşlar bî-zevâl. 

Çok haşîn korkunç gülen de oluyor. 
Çok dudaklardan yalan dökülüyor. 

Neş'eli tatlı mükemmel de olur. 
Saçılır âlem-i ervaha o nûı . 

Yıl akıp gider ki ol bir çeşmedir. 
Bezm-i âlemden garaz birleşmedir. 

Her tebessüm iltifat eyler taleb. 
Kalbe nezzâre-yi ihsastır sebeb. 



GÜLER YÜZLÜLÜK 
(123) 

Bak tebessümle şifâdır âdeme. 
Dost olanlar dost bulurlar her deme. 

Hep yüzün gülsün için gülsün diye. 
Ta'n olur vech-î abus sursun diye. 



Muhrib-i edvara karşı durmaya. 
Hadd-i ömrü pür-neşat doldurmaya, 

Handerîz olmak gerek gamhânede, 
Vasf-ı insan dıhkile devrânede. 

Kudretin hem bunda te'sîr-î fütûh, 
Tanndandır yükselir ona bu ruh. 



Aşk İledir ol makâm-î inşirah. 
Âlem-î nûr oldu gözde her sabah. 

Yâr deminde inşirâh-î kalb buluş. 
Sanki iksîr-î mahabbettir gülüş. 

Bülbül-î muhrik dem-î feyz-î ribât. 
Âteş-î germi süer rû-yî neşât. 

Bir gece git hacle-î aşka füsun. 
Tutuşur vuslat ile yevm-î hüzün. 

Bir dokun sâz-î derûnun teline. 
Bin nüvâzişle tutunmaz eline. 

Gerçi dert-âver olup ağlamayan. 
Gülmeyi bilmez nihan çağlamayan. 

Mihnete artsm tahammül gülünüz. 
Solmasm bâg-î emelde gülünüz. 

Ehl-i hikme vaz'-ı kânun-î beşer. 
Dîde oldu kâmkâr yâ vaz'-ı şer. 

Kaç çeşit nev'-î beşer edhâki var. 
Bâ-sürûr var bir de derdînâki var. 

İzz-i câhm gülmesi hem de müsîbet handesi. 
Boş gülüş şaşkın gülüş şermendesl. 

Dost hasım der intikam sarhoş hirâm. 
Hüeli hem pür-riyâ var ber devam. 



214 



215 



Birde ma'nâlı gülüş var muhtasar. 
Hem evetli hem hayırlı bî-zarar. 

Bî-şu'ur gülmekte var pâ-bendesi, 
Gonca-î bahs-î ümidin handesi. 

Şevkile ma' sum güler dâim ferah, 
Pümeşat âşık güler seyr-î merâh. 

Cevr olur ba'zan eder hande gadap. 
Zâlimin rû-yî bedi bilmez edep. 

Sinsi güler çesm-i eshâb-î gurur. 
Var zavallı bir gülüş kim bî-sürûr. 

Mest-i medhûş eylese günlerce âh 
Şâd eder bir dem tebessümle nigâh. 

Muglak-î müphem olur ba'zı gülüş. 
Şemsiyâ sen gül-i handanla buluş. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



AYBI taharri 
(124) 

Taharri eyleyen aybı hüner görmez. 
O kıskanç defter-î aybı bir an dürmez. 



216 



217 



Zaîf ruhlar olur meşgul diğerlerle. 
Alır zevk ızdırablarla kederlerle. 

Hakikat dostu olmaz kim arar noksan, 
Bu gözde kîn ü kem memlû bakış râyan. 



Bulursa fırsatı ger makdem-î dostta. 
Düşürmek çün riya ile durur postta. 

Görüştükçe zehir dökmek için kalbe, 
Delâil arzeder mefkureyi selbe. 



O göz kim bir zaman görmez halâsım. 
Açar cür'etle istihfaf ridâsını. 



Neyi sevdiğini sormak ona gelmez, 
Sever ol sevmediğin sevdiğin sevmez. 



O insandan kırıntı olduğu halde. 
Görür bir dev gibi zâtm gözü malda. 

Değildir kimseye dost hem de bulmaz da. 
Diğer endişlik ister dost almmaz da. 



Fikirsizlik onun fikri devâın olmaz, 
Amn çün mantığı terk bî-nizâm olmaz. 

Yüreksiz hem de dostsuzdur arar aybı. 
Bütün imkân muhal olur verir reybi. 



O göz kim hep ayıp arar o zemmâmdır. 
Yaşar kendi için ancak o nemmâmdır. 



Açılma sem'-i zemmâma serâirden. 
Silâh olur ona bir gün aleyhinden. 



Beğenmemek içindir kim beğenmez hep. 
Münekkittir sözü, fi'li geniş mezhep. 



Yanaşma nezdine doğru sözü yoktur. 
Güvenme rahm-i bî-dâdm özü yoktur. 



Hatâya el basar da bir sevâb görmez. 
Mükemmel görse bir fi'li elin sürmez. 

Sıfât-î dost ile her an gelir amma, 
Hatamâktu- gıyabında seni anma. 

O göz kim ayb arar, insanlığa ait. 
Bulunmaz üzerinde mafsal-î vâhid. 

Ne şefkat merhamet vardır ne de saygı, 
Bütün heızzı nefi'lenmek budur kaygı. 



Geçerse dest-i menhûse salâhiyyet, 
Heman nefs-î nefisim der verir dehşet. 

Amnçün her redî'e bir fazilettir. 
Odur insansız insan bî-halâvettir. 

Sebatsızdır kararsız i'timatsızdır, 
Diliyle cenk eden kalbi sebatsızdır. 

Kabul etmez sarih hakkı hakikati. 
İnatçı i'tlsafçıdır hüviyyeti. 



218 



Görünmez sureti sîret ile ga5Ti, 
Hilâf-î mes'adet hem bî-huzûr sej^l. 

Keçi boynuzlan misli sözü tatsız. 
Eder tagyîr-i asar da demez haksız. 

Cihanda yok gören gözler tefekkürler. 
Benim gibi münekkitler deyip körler. 

Bu tip insanları tedvir dahi güçtür. 
Ki zîrâ bilmediğin bilmez, bu suçtur. 

Yarım insan tıfıl dersi gibi meşki. 
Olur müşkül hidâyet râhma şevki. 

Zavalhdır kurumuş ruh gibi netsin. 
Bırak Şemsî onu Allah halâs etsin. 

( Mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



219 



Öyle mest ol kim huzurun görseler 
Mest-i camdır bu desinler derseler. 

Zevk-i bakîye duyur cân û teni 
Cinnet-î mevkute sansınlar seni. 

Hüznile dur Hakk sever mahzun dili 
Hüznüe buldu yolu herbir veli. 

Hüznü sanma kim çeker dünyâ için 
Belki hüzn etmez bile uhrâ için. 

Haşyet-î ism-î Celâl'dır hep gamı 
Bulmak isterken Resûl-î Ekrem'i. 

Katra katra yaş döküp de dîdesi 
Murg-i cana hep gelir tayr idesi. 

Refref-î nûr-î salât etse zuhur 
Dâr-ı Şemsî Ravza-î Rıdvan olur. 



SEFER KIL 
(125) 



( Fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



Mülk-i tecrîdde sefer kıl a'zami 
Geç fezada Şems ü mâh ü encumi, 

Şevkile git sırr-ı Hakk'a mahrem ol 
Hem celîs-î dâr-ı gavs-î a'zam ol. 



ÂLEM ÎÇRE ÂLEM 
(126) 

Bul bu âlem içre âlem nerdedir, 
Za'f-ı insan ma'denîdir maddedir. 



220 



Ruh fecirsiz gayn olmuş kâinat. 
Hasta kalbe madde vermiş iltifat. 

Hâba dalmış ol zekâlar bî-tabîb. 
Kalmış irşaddan nevâsız muzdarib. 

Yok gönûldaş mahremine ittikâ. 
Bir sönük lamba gibi durmuş zekâ. 

Bulmadan bir âlî meşreb mihriban. 
Kendine uysun mu ister bu cihan. 

Enderûnundan dolup ondan taşan. 
Az bu mtnvâi ûzre kalbinden coşan. 

Izdırab taktir edip eyyamım. 
Gizlemiş öz cevherinde nâmını. 

Dinledim nevmîd olan şekvâsım, 
Fakr-ı müstağni bulup me'vâsım. 

Izdırabmış benliğe karşı gelen. 
Âdeme safvet verirmiş vâsılen. 

Cevher-î zâtile dolmazsa o ser. 
Benliğin hurçmlıg^la yol keser. 

Gelmesinde ibtilâ hikmet nedir. 
Öğrenemezdi beşer safvet nedir. 

Duygu te'sîrl bulunca ruhta kâm, 
îhtiyâc-î ma'nevîden bir nizâm. 



221 



Çün zdâl-âlûd ü hem rûyâ olur. 
Anladım derse o bir hülya olur. 

Ayn bir dildir gönûldaş mahremi. 
Gösteremez tozlu ayna o demi. 

Der ki ben de âkilim sağım demek. 
Gördüğün bu meşcere bağım demek. 

Ma'nevî varhklarm ol vehmile, 
Neydigin fark edemez bir sehmile. 

Hazz-ı mi'de bu doyar mi ihtiras. 
Üst cilâlı* altı zillet levn-i pâs. 

Doymaz ol toprak gibi âteş gibi. 
Zilli yoktur âfltâb-i garb gibi. 

Bak sönük ayna dile vurmuş mudur? 
Dinle kalbi yoksa dem durmuş mudur? 

Kendi etrafın kapayan kimseler. 
Gönlüne bir kapı bulmaz netseler. 

Bak Celâleddîn-i Rûmî söyledi. 
Bu misâli şöyle tavsif eyledi. 

Ol haılr i'mâl eden böcek gibi. 
Kendini habs qrledi gerçek gibi. 

Anlayıp dürbin olan mes'ûd olur, 
Izduraptan sonra zevk meşhûd olur. 



222 



Olmaya mes'ûd dize gelmek gibi, 
Insân İnsanlıgmı bilmek gibi. 

Kibrile şişmiş beden bî-şân olur. 
Bir dan misU küçûlüp fân olur. 

Kalbi mermer ruh sönük pas âyine, 
Ma'nevî hamle girer mi re 'yine? 

Bünyeye oldu musallat bin haşer, 
Kayb edip kalbi huzurundan beşer. 

Ruha temkin vermeğe var ihtiyâç. 
Bir tabîb lâzım ki versin sert ilâç. 

Kurtaracak tâlib olan şahsmı, 
Bî-futûr arz eylejap ihlâsıhı. 

Kalbi oldukça hayattan bî-nevâ. 
Ol muavinle bulur ancak deva. 

Belki ol sönük yere vurur cllâ. 
Duygu ufkunda kemâlâtın bula. 

Ol zaman insan sevinir kendine. 
Balta vurmuş oldu nefsin bendine. 



223 



Kendimizden kaçmamız hep cehlimiz, 
Bümedigimiz içindir aslımız. 

Bulmaz ol imkâm mümkünden neden? 
Ol kemend-î ihtirası çözmeden? 

Açılır ol bâb gönül meşrûhudur. 
Cevher-î ruh derbeder meftûhudur. 

Şen gönüller göklerinde durmaya. 
Onda yüzlerce güneşler görmeye. 

Yak çerâgı geç nefis gayyâsım. 
Kapkara bir menfâat dünyâsmı. 

Gör neler var lübb-i âlemde neler. 
Aşk yolunda tayr eden pervaneler. 

İşte ol âlem görünür Şemsiyâ, 
Onda yok bu'z û adavet hem riya. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



İnşân insanlık sıfâtm açmağa. 
Bir anahtar var açıp nür saçmağa. 



GÜLEN AŞKLAR 
(127) 



Sen ararsan kendi şartm gayrisin, 
Kesb-ı zâtın nâm-ı müste'ânsm. 



Çehre-î gerdüne bak da aşikâr. 
Olma sayyâd-î cihana dilşikâr. 



225 



224 



Medd ü cezr ile hayâtın seyrini. 
Hep gülen aşklar düzeltir devrini. 

Bahr-i külde meskenin iç hikmeti, 
Feyz-i fıtrat üzre ruhun rû'yetL 

Açılıp umkunda kökler bağlayan. 
Hep gülen aşklar göriişte ağlayan. 

01 bilense seyf-i kâtı'lar gibi, 
Verse şu'le zıU-ı râfi'ler gibi. 

Yükselirler atılan sert taşlara. 
Hep gülen aşklar o mağrur başlara. 

KüUenen aşklar ölür tekrar yanar, 
Şem'tne bir sevgili inşân arar. 

Çün inanmıştır sever kudret bulur. 
Hep gülen aşklar o dem izzet bulur. 

Müşterek dillerle söyler bî-hurûf. 
Gönlüne eyler hitâb-î pür suhûf. 

Ma'bed-î ruhmuş gönüller âlemi. 
Ol gülen aşk onda buldu hemdemi. 

Bilmez inşân engine açılmadan. 
Göremez göz ötede neydi cihan. 

Berk-i lâhût yaktı mebhût âşığı. 
Ol gülen aşk olduTann ışığı. 



Damla damla dolsa gönül kadehi, 
Kal'a-î vasim olurdu fâtihi. 

Sineden onda suhûflar okunur. 
Hem gülen aşklar nisâr eyler buhur. 

Onda hastaya şifâ derde deH^â, 
Bahtsıza uğur daralmışa neva. 

Nevhayât aşkile onda boşalır. 
Her gülen aşk işbu âlemde kalır. 

Yûnus anlatmış o yolda kaderi. 
Bizde bir şey var demiş pek İleri. 

însân inşân olmadan yok değeri. 
Çok gülen aşk da görürmüş eseri. 

Başı boş dünyâ devirmiş tacım. 
İhtiyar olmuş ağartmış saçmı. 

Bir harâbgâh ki bunaltmış âdemi. 
Bak gülen aşk dalgalandırsın demi. 

Aldanıp fânî diye vermez değer. 
Mahv olurduk bakî kalsaydı eğer. 

Bilme fânî bu ömürdür payidar, 
Çün gülen aşk âleminde var karar. 

îbre-î hubbu çeviren yer yüzü. 
Bahtiyardır onda açtıran gözü. 



Şemsî mahbûb-î kulûb-î âşıkan. 
Hep gülen aşkla olurmuş kâmüran. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



226 



227 



Her senada olmalı bir i'tidâl,. 
Aksi halde gaybine var ihtimâl. 

Fart u tefritten muarrâ olmalı, 
Hem riyadan da müberrâ olmah. 



Ögdügü için ögülmek isteyen, 
Reyb alır böyle görünmek isteyen. 



MEDH Û ZEM 
(128) 

Medhe şayan çok rical var aşikâr, 
Zemm olur korkak senalardan nisâr. 

Hüsn-i ahlâk medhine mülhim olur, 
Ögme ifrata vanrsa zemm olur. 

Asi odur medhe samîmiyyet ola, 
Kalb ile dil sözde cem'iyyet bula. 

Sâiki korku olan her ögmede. 
Benzer ol tehzile hem de levme de. 

İhtiyaçtır gerçi medh inşân için. 
Ölçülü olmak gerek imkân için. 

Medhe şâyân olmadı hep kadh eden. 
Kadrini bilmiş demektir medh eden. 

Çünkü teşvik görmede tergîb ile, 
Sevk eder ihsana ol tatyîb ile. 



Ba'zı tenkîd û ta'arruz bâ-hulûs. 
Çok senaya oldu tercih ol husus. 

Ölçüsüzlük sevk eder efsâneye, 
Za'f-i kalble eldeki peymâneye. 

Ün akan ırmağa benzer durmadan. 
Satha kalmıştır zaîf ağır batan. 

Her çiçekte râyiha var bir çeşit, 
Bûjaı etrafı sarar olmaz eşit. 

Verse de işbu nazar kalbe sürür, 
Dühünündan râyiha etmez ubûr. 

Beğenir görse beşer lezzetini. 
Kendinin her hangi bir hasletini. 

Medh için gördüğü ancak o taraf, 
Sebkat etmez bilmediğine şeref. 

Müsbet işler nef i çün kalben öğen. 
Verdi teşvik hacmine hayrı seven. 

Aksi hâli bir kadir bilmez olur, 
Gonca-î bahta sabâ gelmez olur. 



228 



Her beşer za'f ile insandan eser, 
Ahsen-î güftâra bin hasret çeker. 

Kıskanıp lâyık olanı sevmeden. 
Türlü türlü bî-huzûr olmak neden. 

Bir kasırga esti ruha kıskamr. 
Hiç meziyyet gayrisinde yok samr. 



Doğrulukladır uluvv-î ihtişam, 
Çeşm-i gevher Şemsiyâ buldu nizâm. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



229 



Bu devamdan kendini eyler harâb. 
Çünkü ruhen hastadır görmez savâb. 

Zemmi teşvik eyleyen kıskanmadır, 
l'ttrâf etmek çıkan bir anmadır. 

Çün irâde za'fıdır inkâr eder. 
İşbu hâlle medhini ikrar eder. 

Görse bir bâzâr-ı ülfet hırslamr, 
Hem beğenir bî-mürüvvet kıskarur. 

Kalb ile baş ayrıdır bilmez vakar. 
Muktedir olmaz lisâm kem şi'âr. 

Kıskamr vâdî-i tedbîr olsa dûn, 
Cilve-î ta'm olur nakş-î cünûn. 

Ol hatâ lafzile dil hançer olur, 
Bedzebanlar çerha bir çenber olur. 

Gel revâc-î dehre uy da mu'tenâ. 
Söyleme haksız ve yersiz de sena. 



ZAMAN ve HAYÂT 
(129) 

Zaman akmakta dâim şebçerâğm beklemek bilmez, 
Zamâmn üstüne her kes zamâm eklemek bilmez. 

Onu maglûb eden aşktır zamansız eylemiş derman, 
Fezâ-î mazhariyyetle Hakîm'e bende-î ferman. 

Devamlı dalgadır çünkü hayât iklım-i hîçîde. 
Bütün bu dalgalar bir gün erir ol sahil-î hiçte. 

Değilse bir harabe kalb-i insan ki masun kalmış, 
Saadet bâbmı bulmuş yaşamak sırrmı almış. 

Müselsel bir zamanla bu hayât inşâm baktıkça. 
Olur mümkün zamanı yok edip ebhâra aktıkça. 

Bütün ezman geçen ahvâl hayâlde bir görünüştür, 
Reha yolda sebatı hiç kırılmayan yürünüştür. 

O halde hâzin-î gencîne-î sır ma'nevîyettir. 
Bu yolda seyr-i imkânla vukufu sermedîyettir. 

Müemmendir olur hâkim hayâtm ol sıcaklığı. 
Nasıl değil niçin olmak bilince yaşamaklığı. 



230 



Zaman israfa gelmez çün hayâtm mesnedi ezman, 
Kİ israf etse evkâtı hayâtı hedr eder İnsan". 

Gönül hep maziye bağlı güvensiz olsa istikbâl. 
Bu kâfi muzdarib olmak için aynmda izmihlal. 

Hayâl olur güzel mâzî gönül ol gün ki razıdır. 
Bulur kuvvet bu istikbâl tahattur gerçi mazidir. 

Z^amâmndan tasarruf eyleyip her an büâ taksir, 
Zamâm kendine râm etmek imkâmn edip tedbîr. 

Şikâyet eyleyen ondan zamanı öldürenlerdir. 
Bu tarzın da saadetle huzuru kem görenlerdir. 

Hayat her şeyden evvel bir cidâl-î yevm-i ezmandır. 
Ona azmin zarurettir netice vasl-ı İmkândır. 

Tereddütle hayâtı ger hayât içinde bilmezse, 
Nlsâb-î nl'meti bilmez gubâr-î çeşmi silmezse. 

Sa'âdet gelmez inşâna dururken boş atâletle, 
Vucûd hıfzı alır şerbet çalışmakla adaletle. 

Hayatta ahseni bümek müretteb kılmağa ikbâl. 
Bunu sırrmda hissetmek çalışmak cehdüe çok sâl. 

Bu yolda neş'elerle hem irâde kuvveti lâzım. 
Ümitle tazelenmiş bir kıyamın hasreti lâzım. 

Yalandan yapmacık neş'e ömürsüzdür eder bîzâr. 
Sahihtir o içinden gülmesin hissettiren etvâr. 

Zamâmnda bilen nef in geniş ölçüde sayd eyler. 
Hayâtı yük bilen tenbel bütün zevki de dert eyler. 



231 



Gönüller hastalığıdır gelen hep can sıkmtısı. 
Onu ancak halâs eyler olursa aşk kırıntısı. 

Gönül zevkidir ol vak'a derinliğine girmekle. 
Büyük kudret alıp ondan,hakîkat hâle ermekle. 

Fakat bilmek gerektir talibi matlûbunun zevkin, 
Melâletten ola tab'-î-latîf hem de ml'zâc engin. 

Garîk-î nl'met olmuşsan emânettir sana dünyâ, 
2^mânın kıjTiıetln bil kim olur bir gün o da rüya. 

Bıraktı hâke hep hüsnün gelen var mı yine gitmez, 
Şarâb-î hâba dalmış da ona bir gün zeval yetmez. 

Hayâl-î sâl imiş dünyâ müselselmiş yine âlem, 
Mûkedder kılma ezmânm safâda olma pek hürrem. 

Hazer kıl âh dilinden çok zamânm münkalibtir hep, 
Amnçün ehl-i dil feryâd elinden müctenlbtir hep. 

Gönüller umkuna bakmış ne tatlı yevm ü sâl geçmiş, 
O canlı hâtıralardan muattar günleri seçmiş. 

Uyanmış gam diyarından görünmüş perde-î dîdâr, 
Şeb-î gayret gelir bülah uj^nmış dîdeye ensâr. 

Müheyya eylemiş gerdun sürûrlyle dem-î gülgûn. 
Binip gerdûne-î aşka gelir ol kâmet-î mevzun. 

Vücûd-î kâmile Şemsî zaman mülkü olur muhkem, 
Harîm-î arife girse huzur bulur ben-î âdem. 

( Mefâılün - mefâîlün - mefâîlün - mefâîlün ) 



232 



DER-BEYAN-I HÂLÂT-I MAHABBETve 

EZDÂDUHU 

(130) 

Mihen-î yevminin ısrarına hayret eyleme. 
Bend-1 ihlâsa sarıl derdine rağbet eyleme. 

Yetmez İnşâm kemâle irgöre mutlak zekâ, 
Kalb yolundan ruha merbut her makâm-î ittikâ. 

Dikkat eyle kendisinden hep kaçan İnşâna bak, 
Çün amelî bir zekâ mahbûsu bulmaz intibak. 

Menba-î sevgi kurursa vahşet-engiz hâl alır, 
Âfltâb düşse yerinden kendini ihmâl alır. 

Güller açsa cezbelense bülbül olsa rehnumâ, 
Mest-i elhan zemzemüe dolsa etrâf-ı semâ. 

Gel gelelim madde îcâbı beşer dört yüzlüdür. 
Ruha tâbut oldu ecsâm ol beden aç gözlüdür. 

Yâ sever yâ sevmez anlar kendisince haklıdır. 
En amansız düşmanı inşâna şaşkın aklıdır. 

Ger itaat eylemezse emr-i kalbe İhtiras, 

Şahsı her dem bir oyuncaktan onun olmaz halâs. 

Bu esaret önce tahrîb eylemekte meşrebi. 
Söyletir aslı seciyye irtifâmdan lebi. 

Tutmak insan secijryesin ayakta dâd budur. 
Bilmeli insanca derdin mihnete imdâd budur. 



233 



Hırs-ı dünyâ dolsa kurur ruhunun öz menbaı. 
Kendini teb'îd eder zâtından israf mezraı. 

Böyle ruhlar hasta hem mermer gibi sert de olur. 
Vızlar âvâre sinekler misli bedmest de olur. 

Der ki Fahreddin Irâkî bahs-i ruhtan bir haber. 
Gençliği geçmiş de şeyhûhette söyler bak neler. 

"- Bir nehtr yamnda öyle çok uyumuş kalmışun. 
Ol benim nehrim imiş akmış hayat boş kalmışım. 

Maddevî âlemde siz de boşalınca ruhunuz. 
Bildirir aym susuzluk ma'nevl mahzurunuz." 

Sevgijd hiç bir zekâ tezgâhı i'mâl eylemez. 
Ol safâ-î kalb iledir gayre ibzal eylemez. 

Sevgisiz insan kurudur hem de boştur ameli. 
Ne mahabbet ne de şevkat çünkü yoktur temeli. 

kalbi insâmn eğer boş levha-î nâçâr ise. 
Bu kazançtan menfaat mı umulur idbâr ise. 

Rahne-î seng-î siyah hep zevk-i süflâdan olur. 
Sevgiyi i'mâl eden derbân-ı Mevlâ'dan olur. 

Damla damla ol süzülmekle dışmdan dâhüe. 
Ruhunun enhân bir kezcik erişsin sâhüe. 

Mayalandıran onu kalbdir zekâ-ı sırf degü. 
Çünkü var bir sevgi ruhta söylenir bir harf değil. 



235 



234 



îşte sevgi böyledir zahirde bâtın söylesin, 
Bî-riyâ aynile vâki' irtibatın söylesin. 

Var derûnun içre başka tâbi-î ferman olan. 
An için ol bâgı sejTân etmeğe mihmân olan. 

Bir mu'azzam hibedir sevgi beşerden beşere. 
Bir alev misli akar ruhdan gider hep haşere. 

Bu huzurdur bu sükûndur ol tesânüd dediğin, 
Neşve-î ndvan bulunca gitmez ayrı yediğin. 

Sevgi bâbm aç ki girsin hep gönüldaş hâresi. 
Önce çıksm nefret û kin kalmasm dil yâresi. 

Aşk demek sevgi demektir seciyi bilsen eğer. 
Ol ki erbâb-î vefadır Şemsiyâ dünyâ değer. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



HÂL-İ İSTİĞRAKTA HAYAL , 
(131) 

Bir şeb-î deycur ki görünmüştü ruhumda Irak, 
.Sem'-i hicran ile duydum ki müsemmâ bl'l-fırâk. 

Kûy-i canan mı o yer bir şi'r-i revan mı hayâl. 
Aynıma bir gölge mi etti hıram neydi o hâl. 

Çöl derin bir samta müstagrak neye olmuş muhat. 
Uğramış bir unsur-î azlam ki bulmuş inhitat. 



Zulmeti bir reng de almış matem eylerdi türâb, 
Katra katra hun bulanmış hem kızarmış mâhitâb. 

Makber-î tânnda etmiş hem onun şemsi gurûb. 
Ceddini cennette bulmuş bâ-vücûd âgûş olup. 

Fushatile ol avalim ruha aşikâr idi. 
Müşteil kabri bu rîkistanda sûzişkâr idi. 

Bir cihan düşmüş semâdan burçlar olmuş târümâr. 
Hep şevâhık zulmet olmuş zilline konmuş mezar. 

Toprağı her dem nehârî, leyl-i zulmet câbecâ, 
Merkad-î bî-serden ancak nuru onun rûnümâ. 

Sengsâr olmuş görülmez onda hiç ma'mûreîer. 
Tâ uzaktan göz yaşı dökmekte mağmum çehreler. 

Matemi bir renkle kıknış onu çünki aşikâr, 
Âşıkâna cenneti hâzır kılıp perverdlgâr. 

Çünkü ol sıbt-î Nebî şâh-î şehîdân-î veğâ. 
Kıldı hûnâb-î milelle selb u ibrâ-î hatâ. 

Mû'mine çün bir fedadır iş bu hükm-î pür kaza, 
Dürr-1 kevkeb kandili hem kubbesi olmuş feza. 

Subh-ezel nefhası müştâk-î dile safvet verir, 
Hükm-i kahhâr adi ederken düşmana hasret verir. 

Ol verâda durmadan bir nefha ısdar eyledik, 
Derdmenler fırkat-î ahlarla feryâd eyledik. 

Şeş cihet sâmit olup bu ra'şe-î cûşanlara, 
Hajret etti hep melâık hâl-i medhûşanlara. 



236 



Şemslyâ tenvir için şu hâkdân-î esfelin. 
Eyle ta'lik bu belâyı vechine müstakbelin. 

( Fâilâtün - fâilâtûn - fâüâtûn - fâllûn ) 



237 



minarelerden 

(132) 

O lâhûö sadâ AUahû-ekber zlkr-i Yezdânî. 

O bir gûlbang-i Mevlâ'dır ki inletmekte vlcdâm. 

Metali' gösterir her an devam eyler muakkibler, 
Güneş gittüçe başlar her eyâletten murâklbler. 

O ruhanî sadâ çıktıkça sadr-î aşikârımdan, 
Vicâhî feyz gelir herdem bütün ekvâna canandan. 

Bütün mevcûd-i hilkat yâd eder Hallâk'ı kendince. 
Duyulmaz çüş eder Allahü-ekber dil mizâcınca. 

O bir Sûr'dur ki israfil elinde hep uyanmıştır, 
Kİ lâhûtî ezanlarla gönül nura boyanmıştır. 

Sükûnetle uyandırır o lem'a lem'a tehEller, 
Açılıp şeb-çerâgla zulmet-î gabıâda leylîler. 

Gönül medhûş u müstagrak kulübün ayn-ı darbmdan. 
Duyup Allahü-ekber hep clhânm şark u garbmdan. 



Bu da'vetgâh-ı kudsîden serâser nur dolup gerdûn, 
Gelir emvâc-ı Subhânî bulur dünyâyı hep meskûn. 

Dujrup Allahü-ekber' den girer raksa felekler de. 
Semâdan akseder tehin okur ajmın melekler de. 

Seherlerden hurûc etsin bu Şemsî'ye hulul etsin. 
Silinmez bu meğer nûr-î İlâhî hep üfûl etsin. 

{ Mefâîlün - mefâüün - mefâîlün - mefâüün ) 



VEKÂYl'-I İBRAHİM ALEYHlSSELÂM 
(133) 

Kıssa-î İbrahim'i gel dinle oldu câvidan, 
Ism-i huUetle müej^ed cism-i pâki kâmüran. 

Nür-1 kudsiyyetle kılmış ol cemâli mihılban, 

Hayy u Kayyum. Mâlik-el mülk, Hâlik-î kevn û mekân. 

Bî-nihâye hâssa-î kudrette câri mümkinât, 
Pertev-î nûr-î Huda çün işbu seyr-î kâinat. 

Hikmet-î idrâke merbut iktisâb-î hubb-i Zât, 
Çün Halil'e ol tecellî neş'esi verdi eman. 

Ba's olup bir baht-ı kara üzre sâhib mu'cizât, 
Cevher-î zâtmda hikmet cem' edip ol pâk-zât. 

Evar edip Nemrud'a nushile mukaddem bâ-necât. 
Yaktı Nemrud bir ateş kim emre karşî bâ-feşân. 



238 



Yaktmp dağlar gibi odunları ol bî-edeb, 

Kasd-ı düşman dosta takat buldu var bunda sebeb. 

Görmedi ayn-î felek hiç böyle kânün-î feşan, 
Kûh ü sahra ol zaman hep verdi tamudan nişan. 

Bindirip bir mihrak-î devvâra ol Nûr Âdem'i, 
Aşk kltâbm neşre tahsisdi fezada ol demi. 

Vasf-ı aşkın çün takabbül hep rızâdır muhkemi. 
Bir hitâb-î izzet erdi nâra oldu gülsitan. 

Ol Hakîm-î fltratm hep anlaşılmaz sim bu, 
Neşve-î kudsiyyenin hubdan yapılmış seyri bu. 

Veçhesinde parlayan dewâr-ı Ahmed nuru bu. 
Sanma âteş sanma şimşek sanma hurşîd parlayan. 

Şu'le-yâb-î nâra verdi nûr-i canan ol zaman, 
Gark-ı nûr-î ma'rifet oldu gülistan ol zaman. 

Zîb-tal'at bâde-î feyzle hurûşân ol zaman, 
Pertev-î hüsn-î Halil'den nân oldu hep nihân. 

Lütfü âteşler içinde nâr-ı sevda oluyor, 
Nûr-i mahzm veçhesi hep vech-i ferda oluyor. 

Evvel âteş sonra vuslat hep o sevda oluyor, 
Âteş-î her dûd-i âh kim sinelerde imtihan. 

Feyz-i rahmet nakş-ı zîbâ menzeli nar bilmeli, 
Reng-i nânn fer'-i gülde mahsab nar bilmeli. 



239 



Ayn-ı nûr olmak için de medhali nar bilmeli, 
Şem'-i vasla yandı âşık buldu canan ol zaman. 

Tûr'da âteş gösterip Musa'ya bu vuslat dedi. 
Yak da gel her maddeyi çün böyledir vahdet dedi. 

Hecr-i hicret çektirip evvelce bu ruhsat dedi. 
Geçti madde âleminden buldu birlikte nişan. 

Hiç iken bir varlığa girdin görünen hiç beden. 
Var sanıp ol hiçi girdin onda gayb oldun neden? 

Tek zuhur etmez bu kesret yanma5anca şem'adan, 
Âlem-î kevn û mekân oldu o neş'etle revan. 

Emre tâbi' ol yetişsin feyz-i Hakk burhan sana. 
Nar nedir kim nûr ola nurun da aslı nar sana. 

Nân nura kalbeder bir gün olur gülsen sana. 
Yan Halîlveş kim ki yandı kalmadı âteş-feşan. 

Sen dahi düş mahrek-î hîçîye gör neyler seni. 
Olmayan gülden olur gül öyle zeyn eyler seni. 

Âteş-î dünyâ mı yoksa bâr-i tîn eyler seni? 
Çün halâs buldu Halîl amma ki bitmez imtihan. 

Gül gibi açmış iken ol gonca oldu emr-1 Şâh, 
Keşfile pişinde gördü öyle müthiş râh-ı mâh. 

Hem teveccühgâh-ı semt-î arsa-î beji;-! İlâh, 
Ol azâb-î igtlrâba olmadı hiç lerzân. 



Haşyetengiz kumlu sahra ortasında bir cemel. 
Durmadan gitmekte amma nerde aksâ-yî emel. 



240 



Üç vücûd-î pâki olmuştu deve ancak hamel, 
Râh-ı mechûl gâye-î azmi de mechûl hep revan. 

Kim idi râkib o çöller neşr-i envâr eyledi, 
Pîr-i rûşendi biri kim terk-i efkâr eyledi. 

Zevce -î ekremle ferzend emri ikrar eyledi, 
Nür-i şeyhûhet olup ruhsâr-ı aynmda ayan. 

Sadrına inmiş mübarek re'si gör teslimini. 
Hem mutâ-î hükm-i Rabb olmuş bilir tekrîmini. 

Bilmedin mi kimdi ol zât anlayıp ta'zîminl. 
Ol Halîl-î Rabb-i a'zâm her garibe hanedan. 

Sormadan râhı Halil'e gitmede Hâcer bile. 
Göğsüne basmış hüzünle tıfl-ı nâzikler ile. 



241 



Nâgehan bir kum çölünde çöktü ol hayran cemel, 
Gayr-ı zî-zer'miş meğer ol şemsile yanmış mahal. 

Hayretin İzhâr edip Hâcer Halil'e bî-halel, 
Iftlrâk-î hicreti anlar mı mehcûr olmayan? 

Kâbil-î iskân değil ol yer cahîmden nam verir. 
Çatlamış her yer güneşten anda mahlûkât erir. 

Seng-i hârr olmuş cebel hep ser-nigûn olmuş serîr, 
Maksad-î ârây-ı hicret mi yıkılmış âşiyan? 

îndiler ol vahaya sabr-î tahay5aır ederek. 
Baktı Hâcer vak'ayı bir dem tefekkür ederek. 

Çün süvâr oldu Halîl emri tezekkür ederek^ 
Ol zimâm-î uşturu çekti ide ric'at heman. 



Bir yanmda gülşen-î tevhîd olan hemser ile. 
Sormuyor çün kenz-i hikmetten bulup anlarda can. 



Bildi gitmektir onun ikdâmmı Hâcer zebun. 
Etti bir âh kim cebel ahlarla doldu bî-sükûn. 



îstinâd etmiş o cevher zevc-i âlî hazrete. 
Hem bakar ol tıfl-ı ma'sûma alıp da şefkate. 



Aksi birden tâ fezada inledi ol dem füzûn. 
Dedi kim bu ric'ate n'oldu sebeb etme nihan. 



Yâ niçin bu çölleri geçmek sebeb ne hicrete? 
Hüsmet-î rıhlet nedir hem burda var mı sâkinan? 



Hem bizi bî-kes kojrup gitmek reva mı şöfylece. 
Tek ve tenhâ çölde kala zevce ferzend böylece. 



Sormağa görmez lüzum çün hiç tereddüt etmiyor, 
Safvet-î ihlâsı var hem yalmız da gitmiyor. 

Var ümîdi zevci onun Hâfız'ı İncitmiyor, 
Çün refîk-î hem-rehi zevci nebiyyü'l-müstean. 



Kimlere ettin emânet kim bıraktm öylece, 
Fehm ü idrâk ile vehme girdi Hâcer nâtûvan. 

Bir muazzam ümmetin re'sinde oldun pâdişâh. 
Cümleye me'mur olasın hem vasiyy û hem penâh. 

Çölde bizi razı mıdır terke Allah bî-günâh. 
Ger bana yok rahmetin yâ neyledi bu nevcivan. 



242 



243 



Kalb-i İbrahim bu hâle oldu pek çok münkesir, 
îftirâkın zehr-i âteşnâkl oldu mu 'tesir. , 

Nice izhâr eylesin kim zevce hâif dert kesîr, 
Dîde-î hayretle nazır yâr evinde pür figan. 

Yakmamıştı âteş-î Nemrud vücûd-î pâkini, 
Nâr-ı firkatle bu kez Ma'budu yaktı sakini. 

Olsa da mürsel nebî göstermeden tâbnâkini, 
Kaldmp başın dedi ey hûr-i nisbet âşiyan. 

Ey benim gam-hâr-i canım hâmil-1 bânm bu gün. 
Bir de sen yakma beni volkan gibi nârım bu gün. 

Hullet ile mün'adım ben sanma ki vanm bu gün. 
Var olan vermekte emri dinle var hükm-î nihan. 

Üzme ey mehveş yeter bu işte pek âciz Halil, 
Çünkü ben ettim telâkki böyledir emr-î Celîl. 

Masdar-î ahkâm-ı hikmet olmada bu dem delfl. 
Gel metanetle tahammül eyle oldun kâmüran. 

Kıl tevekkül eyledim Allah'a teslim bî-elem. 
Ol Muîn-î bîkesandır Hâfız-ul-hayr-ül kerem. 



Fahr-ı âlem nesl-i pâkinden eder arz-î cemâl. 
Saklasap göz yaşım bir dem dönüp oldu revan. 

Duydu Hâcer müjde-î sırr-î Huda'yı ol zaman. 
Terk edip hüznü yere serdi rldâyı ol zaman. 

Döndürüp Allah'a etti ol nidâja ol zaman. 
Oldu ol müddet içinde menba-î zemzem ayan. 

Darb-ı pâkmden mi çıktı mesken-î cânâna su? 
Hangi menba'dan gelir ol kıble-î a5m.âna su? 

Nûr-ı feyzinden akar her dîde-î irfana su. 
Öptü pâym hazretin zemzem deyip de çağlayan. 

Mesken-î me'vâsı oldu öyle çöller âdemin. 
Sonra imrân oldu ol yer buldu vahşet hâtemin. 

Çün musalla oldu Kabe kıblegâh-î âlemin. 
Ol zaman kim âlemi teşrif edip nûr-î Jiyan. 

Mülk-i tecridde idi ol mecma-î dürr û güher. 
Mutmaindi sahn-i dil-sâfı ve gitmişti keder. 

Oldu bir şeb bir tecellî mevki-î nevm-î hazar, 
Vahy olundu nefha-î esrâr-ı bezm-î zebh-i cân. 



Sen zuhür-î Ahmed'e oldun vesile muhterem. 
Gayri seylâb etmesin ol hançer-î müjgâna kan. 



İçtimâ' etmişti dilde hep kesîrâne haber, 
Darbe-î nev şeklini tecdîd edip de bu sefer. 



Et tevekkülle itaat emr-ı Hakk'dır ey nihâi, 
Hâfız-î kevn ûmekândır sea sakın etme melal. 



Yâ ne için vâki' oldu bu mezâhimle keder. 
İster Allah sığmaya hiç dâr-ı kalbe bir güman. 



Görmüş idi bir ceset deryada nısfı herdedir, 
Ekleder vahşî semek hem de tuyljr ol mürdedir. 



244 



245 



Dedi yâ Rab nice haşrola cesed her yerdedir. 
Şek mi ettin yâ Halil'im tecrübe et de inan. 

Zebh-i tahmîr eyle dört mûrgu gidip kûha bırak, 
Râz-ı fi'l-î kudreti gör olma hikmetten ırak. 

Acz-i külle sırr-ı a'lâya vukuf olmaz merak. 
Şekl-i evvel oldu ihya uçtu ol dem murgiyan. 

Fikr edip ol lahm-i mevta nevhayat bulmak için, 
Kim veren ol reybi ona dil sebat bulmak için. 

Teslim olmak pek kolay mı ruh necat bulmak için. 
Mutmain olsun diye hep şûriş-î kalb û dehan. 

Bitmedi ol iptilâ kim şüphenin hicrâmdır, 
Gülsitâmn şulesi âteş gibi sûzânıdır. 

Duydu emri gevhere-î yektasının kurbânıdır, 
Oldu kalbi gîce-î hicran gibi bir şebsitan. 

Aldı tsmâîl yolda söyledi Hakk'dan kelâm. 

Yâ büneyye emr olundum zebhine ben fll-menâm. 

Sen ki âgâh-î serâirsin düşün bâ-ihtimâm, 
Şem'-i çeşmâmnla ver ey nûr-i ajraım bir nişan. 

Emr-i Hakk'ı çün işitti gör o sultan neyledi, 
HÜanet-î "Mâ zâ terâ"'dan şöyle im'ân eyledi. 

Vech-i pâkin koydu hâke sabn ikrar eyledi, 
Hâcer-î mâder bilip ilham ile koştu heman. 



Baktı âh etti fakat teslim idi Allâhma, 
Koptu bir parça ciğerden had verip de âhma. 

Zâhidâ gör vermeden cân almaz Allah râhına, 
Şeyr-i aşkda buna derler vermeği cânâna can. 

Mihnet-î mehcûru bezm-î yâr olandan sor da bil, 
Sîne-î uıyânı beyt-un-nâr olandan sor da bil. 

Nakd-ı canı Haydar-î Kerrâr olandan sor da bil. 
Sor bu tefsiri bulup bir âşık-î püıyâna yan. 

Var mı nisvanda acep Hâcer gibi bir muhterem. 
Zevci oğlu hem resuldür hem nebiyy-î zül-kerem. 

Nesline gelsin Habıb-î Kibriya tâcü'1-ümem, 
Zebhine zebh-Ü-azîm oldu mukabil râyegan. 

Koç mudur gökten inen yâ şevkat-î afv mı gelen? 
Ye's ile bir darb-ı seyfi senge çâk etmiş iken. 

Ten bulup cân-î latîfl ol misâl-î mürg ilen, 
Nahri vâcib etti Allah hem ilâ âhtr-zaman. 

Hem selâmı ol büyük İbrahim'e Allah dedi, 
Millet-î İbrahim'iz bizler HabîbuUah dedi. 

Buldu feyzi kim ki bu mecliste bir kez âh dedi, 
İşte merhem atsa bin ok çarh-i bî-iz'an her an. 

Olsun edhâ cümleyi tes'îd edip te salimiz. 
Gitmeye başka safâya meyledip te bâlimiz. 



Yapsa hep yâr gülşenlnde lyd-i istikbâlimiz, 
Menzüin bu Şemsi'nin Allah ede darül'-eman. 

( Fâllâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâllün ) 



246 



247 



"Fenefahnâ" kavli isbât eyledi "Min ruhtnâ", 
Çün mukâbü kuvve-î münfalle Meryem ona. 

"Ahsanet" kavli tahâretdi tabiat âlemin. 
Çünkü ahkâm-î nefesten kıldı tecrid kâmüin. 

Hem de kâbüdl o Meryem cism-1 Hayy'ı almağa. 
Oldu meb'ûs vahdetin bahrine her an dalmağa. 



BEYÂN-İ HİKEMÂT-I İSÂ Aleyhisselâm 
(134) 

Oldu îsâ her tabiat âlemin fevkinde yâd. 

Batn-ı Meryem'de mükevven ol mutahhar bî's-senâd. 

Gayr ile bir olmadı hâkden olup da neş'eti, 
Nefh-i Clbrîlle verilmişti İlâhî âyeü. 

Çün göründü sûret-î insanda Clbnl Meryem'e, 
Korktu Meryem âdemîden inkıbaz geldi deme. 

înbisât lâzım gelirdi ahz için hem bir cenin. 
Tebşir etti bildirip kendi risâletin Emîn. 

Bir gulâm ki- bahş olundu hem Zekİ57yâ diyerek, 
Nefh edip Ruhul-kudus hazâ nebiyyâ diyerek. 

Mâ-i Meryem nefh-i Cibril'den muhassal bir beşer, 
Sûret-î insanda zâhtr âyetuUahdı meğer. 

Meryem'e nisbetle insandı cesetle manzan, 
Sûret-î temsüde gördü Rûh'u insan benzeri. 



Bir zaman âbld idi ma'bette hem leyi û nehâr. 
Ol haremde kim Zekeriyyâ idi sâhib karar. 

Fâklhe gelmişti cennetten ona erzak için. 
Bir hayat hazırladı gltdl dahi Hallâk için. 

Şarka gitmişti tatahhur etmeğe Meryem o gün. 
Ehline akrabdl menzü perdelendirdi önün. 

• Şâb-ı emred suretinde gördü Cibril'i heman. 
İffetinden korktu zulmile taarruzdan o an. 

Vasf-ı insan kim mahall-î töhmetidir Meryem'e, 
Oldu isnad çün beşer şâb göründü Âdem'e. 

Gördü Meryem bir beşerdir Cebrail'den havf edip, 
İstiâze etti Rabb'e ol beşerden tarf edip. 

Ism-i Rahmân'a sığmdım sen de Rahmânî isen, 
İstiâze eylerim AUâh'a şeytânı isen. 

Hâlini arz etti muzmerden takiyyâ diyerek. 
Bir huzur buldu dehaletle seviyyâ diyerek. 

Nefs-i Rahmân'm tecellîsiyle geldi ol huzur, 
Harc-ı tenfîs eyledi gönlünde hâsıl oldu nûr. 



248 



Emr-i nefhî te'hir etmişti görünce hacretin, 
Çûnkû hayret almış İdi dehşetinden Kudret'in. 

Nefh edeydi Meryem'in ol haletinde ruhunu. 
Bir ehad bulmazdı takat duymaya meşrûhunu. 

Ol sebebten bekledi hâl-î tabiat avdetin. 
Sonra ifşa eyledi kim ben resulüm İzzet'in. 

Bir gulam bahş etmeğe geldim zekîdir hem Mesih, 
îsmi îsâ söyleye ol mehd içinde bâ fasîh. 

Çünkü Meıyem muntazırdı va'd-i Hakk'm vaslma, 
Istimâ ettikte ol tebşiri geldi akîma. 

Münşenh oldu bilip Ruhu'1-emîn nâkü İdi. 
Münbasit oldu feyizden zâhid û âkil idi. 

Bildi İrfân-Î zekîyi şehveti fail olup, 

Nefh olundu Ruh-ı kudsî vaktine kail olup. 

Hubb-i zattan mûnbais şehvet idi Meryem'de hep. 
Ol mahabbet kim zuhuru âleme oldu sebeb. 

Her vücûd-î kâmilin hubbu hakikat cevheri, 
Safha-î eflâkte seyrân ettirir ol mazhan. 

Âdemi tahmîr edip tinden anâsır mecz ile, 
Nefs-i Rahmâniyyeden ruh nefh edip bir haczile, 

Muktezâ-î kavl-i "Gulâmen zekiyyâ" vech-i hâs. 
Böylece Meıyem'de cismin kevnini bildirdi nâs. 



249 



Nçv'-i râbi' oldu îsâ'nm tevellüd hey'eti, 
GajT-i eb geldi vücûda Ruh-ı Rahman nefhati. 

Oldu halk Âdem türabdan hilkat-î Havva lehim. 
Oldu îsâ bîpeder hem gayriler eble rahim. 

Madde-î nûıîye-î lâhût-i berzahiyyetin, 
A'zam-î cemlyyetl süründe vâhidiyyetin. 

Hûkm-i mu'tad ûzre etti onda tekvin nev'lne. 
Çünkü tenzih etti cins-î âdemîden halkma. 

Ol vûcûd kim Ruh-ı kudsUe müeyyed mu'teber, 
Lâbis-î heyyûladan tecrîd olunmuştu meğer. 

Neş'et-î evvelde tinden tayr-ı tekwn etmeğe. 
Misi edip tekvin sıfatta bâ-mukayyed gitmeğe. 

Hem dahi ihyâ-i emvatla mümasil bildirip, 
Sihhat-ı a'mâ vü a'rec her marazda gösterip, 

Emr-l cüz'îdir bu kudret vâki' olmaz küllüne, 
Hâtim-î hükm-î velayetle halîfe cüz'üne. 

Çûn mesel kıldı onu tekmı-i Âdemle tlâh, 
Misl-i Havva halk olup Meryem'de râh. 

Bir zûkürden halk-ı ünsâ eylemişti evvelâ. 
Kıldı ünsâdan zükûru kudretile mücmelâ. 

Misl-i Âdem'le beyân etti nlsâ töhmet olur. 

Ol zaman âdemden ünsâ şimdi ünsâdân zükûr. 



Nefs-i rahmâniyyedir ruh çün hayât zâta sıfat. 
Ol sıfatla bir tecellî buldu mevtada hayât. 



250 



Seyr edince Cebrail her biı mevâlid üzere. 
Oldu hâkim ol anâsır onda vârid üzere. 



251 



Etse te'sîr ayn-ı ecsâmdan birine ger o rûh. 
Yâ mübaşir olsa suretle misâlle bâ-sunûh. 

Ol cisimde bir hayat zahir olur ol mes ile, 
Her mizâc-î hâs ki kaabildir hayâta his ile. 

Her ne miktar olsa akvâ Hayy ile zahir olur, 
Şiddet-î te'sîr-i zahir fâil-î mahir olur. 

Bil ki mutlak hâssa-î ruh mecz olursa bir yere. 
Sâri olur onda hayat her cemaddan mazhare. 

Cebreil Isrinden aldı Sâmirî bir kabza hâk. 
Âlim oldu iş bu emre Sâmirî bil-inhlmâk. 

Keşf istidrâcîdir kim ol şehâdet eyledi. 
Ruh mübaşir oldu cisme Hayy delâlet eyledi. 

Suret-î emsale çün kim Sâmirî âlim idi, 
Ruh-ı küUîde mümessil Cebraîî kâim idi. 

İttihâz etmişti zerden sûret-î içli ayan, 
Hayy olup ses verdi kendi cinsini etti beyan. 

Sâmirî ger sûret-î uhrâda etseydi amel. 
Bir esed yâ bir feres yâ ademî yahut cemel. 

Ol zamanda sûret-î mesnûamn savtı olur, 
Kükresdp yâ kişneyip yâ bâ-kelâm refti olur. 



Çünkü me'mur şark u garba cümle te'sîr eyledi, 
Gâyet-î saltanatın sidre'de tabsîr eyledi. 

Muhtelif mazharda şe'nile tecellî vahidi. 
Ol tasarruf İle te'sîr etti Rûh'a ahadi. 

Şîşede manzûr olan bir levn-i âb kim levn-i zarf. 
Gösterir mazrufunu aynile tebdilinde sarf. 

Çün hayat sârî olur eşyadadır Lâhût denir. 
Kâim olsa bir mahalde ruh ona Nâsût denir. 

Ruhla Kayyûm her mahal Hayy' dır İlâhî ruh ile. 
Tesmiye oldu anmçün nisbet-î Subbûh ile. 

Belki îsâ oldu RuhuUâh ile zâti's-sunûh, 
Çün vücûd-î zahirinde i'tibârî oldu rûh. 

Cebrail tavr-î beşerde ümmî oldu hem beşer, 
Sûret-î insanda zahir oldu îsâ müstakar. 

Zahir oldu hem sıfât-î Hay^r ile îsâ dahi, 
Muh>â olmak hâletiyle gördü mevtada dahi. 

Çünkü RuhuUah olup nefhinde îsâ'dır fütûh, 
Hayy olur bir nesne mes etse mürurunda o rûh. 

Nefh-i Cibril KelimetuUah'a mahsus idi. 
Sabit oldu nefh-i îsâ onda bir hassa İdi. 

Çün tevellüd eyledi Muhyî ki RuhuUah idi, 
Mazhannda bâ-hakîkat Hayy eden Allah idi. 



252 



Cebrail vehmiyye idi çün göründü beşert, 
Nefh-i Cibril de mûtevvehhimdi zîra nazarî. 

Oldu bunlar da vücûd-î Hakk'a nlsbetle hayâl, 
Hazret-î Ûlûhiyet'den faize oldu hisâl. 

Hem muhakkak oldu ahyâ zât-ı îsâ'dan zuhur, 
Çün mûtevvehhimdi ahyâ kudret-î Hakk'dı nuşûr. 

Hem muhakkak hem müvehhem bejmlnl cem'eyledi. 
Cismi onun üzre mahlûk mehde girdi söyledi. 

Vech-i Meryem mâ-i muhakkak idi İns aslına, 
Sûret-î insanda girmişti müvehhem fashna. 

Çün müvehhem oldu Cibril ile zîrâ ki melek, 
Nâfih oldukta mümessil idi vehmi bilerek. 

Hem tahakkukla tevehhum etti filinde zuhur, 
Zahir oldu kevne vecheyn i'tibarlle o nûr. 

Her iki nisbetle ihya atf olur kul fi'line, 
Fer'idir tekvîn-i asim nlsbeti ef âline. 

Gösterip isnâd-ı İhyayı tarîk-î vehmile, 
Tayra nef ettikte uçtu hâk İdi ol cezmile. 

Sûret-î rûhiyye-î aslı değildi neş'eti, 
Sûret-î cismlyye-î hissîyesi haysiyyetl. 

Hey'et-î tajo" İle i'lâm eyledi tenbîh ile, 
Hazret-î Kur'ân dahi Kâf koydu ol teşbîh ile. 



253 



Tayr-ı şey'in oldu "IznuUah" sebeb ihyâsma, 
Ayn-ı tekvîn olmadı îsâ üe mahyâsma. 

Nefh idi îsâ'dan amma oldu menfuh Hakk üe, 
Fl'l-i örfte hâsıl-î vechân olup mülhak ile. 

îzn-1 Rab'la kendi nefsinden tekevvün etti ol. 
Halikı Hakk oldu şey'in çünkü emr oldu kabul. 

Neş'et-Î îsâ tevehhümle tahakkuk sureti. 
Hâlini etti beyan veche)Tile taynn âyeti. 

"Tübriyül ekmeh ve ebras" cümle îsâ'dan vürûd. 
Hep tevehhümle tahakkuk ûzredir ayn-î hudûd. 

Şöyle ki İhyâ-ı emvat feth-i aynm kudreti, 
Nefh için Meryem'de Cibril'in temessül hikmeti. 

Hîn-i ilkâ sûret-î ihya ile hem "vahy" idi, 
Üm cihetten aslı surette görülmüş Hayy İdi. 

Hayy u üıyâ eylemezdi ten cihetten beşeri, 
Şûret^î tab'iyye-î nûriyyedendi eseri. 

Gördü nazır nutklle ihya ki hayvânî değil, 
Hayy olup nâtık olur meyjdt yine hûnî değil. 

Ya'nl nutka nutk Üe eyler cevab lebbeyk ile, 
Hayy olup nâtık bulundukça kalır ol peyk ile. 

Çün rucû' eyler yine ol hâîet-î asla heman, 
ÂkÜ û mâşiy değil bir ömre kalmaz nâtüvan. 



254 



Her cemâd kim nutk eder ihya gibi bir mu'cize. 
Terk olunca sûret-î asl-î cemâd gelmez söze, 

Çün hayât ervah için her nefh ile zâtiyyedir, 
Nefs-i Rahmâniyyeden esmâ-i lâhûtiyyedtr. 

Ol hasâistendir ihya oldu hininde fütûh, 
Mütemessil idi CibrÜ sûret-î insandı Rûh. 

Ger o anda gayrı suretle geleydi Meryem'e, 
Unsurîye suretinde gayr ile girmez deme. 

Çünkü ol Ruh-ul emîn'di mütelebbis olarak. 
Etti ilkâ kelimeyi müteşebbis olarak. 

Ger geleydi Cebrail ol sidreden kim müntehâ, 
Sûret-î nûriyye-î tab'iyyesiyle küUlhâ. 

Sûret-î unsur ve erkândan da hâriç ol makam, 
Felek-î sâmin ile sâbi'de buldukta hitâm. 

Hiç tecâvüz etmez ol fevkdan ki ol zâtiyyedir, 
Suver-î nûr-î ilâhiyye-1 esmâiyyedir. 

Cebrail sultân-ı unsurdur anm çün kuvveti. 
Her anâsır tahtına hep müştemildir kudreti. 

Her makam ehlindeki me'hûz u isti'dâd ile. 
Mâlik olur ol şekilde temsîle zeyyâd ile. 

Çün mütemmessüdi Cibril nefhi te'hîr eyledi, 
Fasl edip beynin zuhurdan hâdise seyr eyledi. 

Hem hüviyyet-i İlâhî evvel idi nelhadan, 
Sûret-î îsâ dahi evvel idi Hayy etmeden. 



255 



Mevtte ihya zahir oldukta hulule saptılar. 
Bu hasâîs-î Rubûbiyyet deyip te taptılar. 

Setr edip her bir mezâhirde tecellî hâlinin, 
Hasr edip aynüe îsâ 'ya İlâhî kudretin. 

Küfrile hem bir hatâ beynin edip cem' gittiler, 
îbn-i Meryem'dir dediler hem hulul vehm ettiler. 

Hadd-i zâtında hüviyyet-i İlâhî emrini, 
Sûret-î insanda mahlûl bildiler Zât se3rrini. 

Setr edip Allah'ı îsâ'nm beseriyyetine. 
Küfre nisbet oldu Halik girdi hüviyyetine. 

İbn-i Meryem mazharmda Hakk Taâlâ hayy edip. 
Hükmünü îsâ 'ya tefvizle meâl-î hayyedip. 

Suret ile ol hüküm bejmini fasl eylediler. 
Nitekim ol suret ile geldi Cibril dediler. 

Hâliyâ mevcud değildi ol nefıh fasl eyledi. 
Hadis oldu suretinden vaktine kesl eyledi. 

Sûret-î hissiyyede oldu kelime Rabbine, 
Hem dahi RuhuUah oldu nefhatüe hubbine. 

Sûrete-Î rûhiyyede her bir beşer Ruhullah'tır, 
Sûret-î esmada cümle nâs KelimetuUah'tır. 

Cism-i Âdem tesviye oldukta Yed'uUah ile, 
Nisbet etti kevnine nefhile RuhuUah ile. 

Belki her şahs-î ebî sûrîsine mensûb olur, 
Sîret-î insandaki Ruh nâfih-î merbûb olur. 



Cism-i insanı edip Rabbi seviyye terbiye. 
Verdi ol cisme İlâhî Ruh ile bir nev'iye. 

Kevn-i aynında o mesvâ cismidir menfûh olan. 
Kendine nisbet olundu her beşerde rûh olan. 



256 



257 



Ol kelâmdır var eden hem kâinatı âdemi. 
Bir deminde yok eder hem bir kelime âlemi. 

Ol taayyünle muayyen oldu îsâ nefh ile, 
Menzil-i Ahmed'de oldu âdemiyyet faile. 



Sûret-î Âdem ki tinden tesviye olmuş idi. 
Nitekim evlâdı rahm-î umde yoğrulmuş idi. 

Nefh olundu cümleye vaktinde RuhuUah ile, 
Cism-i maddî hayy olundu böyle LütfuUah ile. 

Nâfihe nisbet budur cismile kabl-et-tesviye. 
Olmuş idi çünkü onlar nefhden evvel terbiye. 

Cism-i Hakk'a nisbet olmaz sûret-î üm nlsbeti, 
Sûret-î ecsâm o halde ruhda buldu rif ati. 

Bir hayat var bu fenadan gayn Hubb-î zât ile, 
"Lâ yetenâhî" görünür, rûhdaki mtr'ât ile. 

Cümle Âdem cismi ruhdan sonra oldu tesviye. 
Ol tecessütten de sonra ruh oluptur mer'iye. 

Sûret-î îsâ ise Ruh-ul-Emîn'm nefhile, 
Ba'dehu tekvin olundu ol kelime eclile. 



Menba-î ervahta mâzî ne de istikbâli var, 
Nakş-ı levhin ebediyyetlerde mevcûd hâli var. 

Zevk ile mümkün olur ancak bu irfan talibe. 
Hâsıla olmaz o keyfiyyetle nisbet salibe, 

Nemleye nefh etti bir gün Bâyezîd ıhyâ için, 
Ahz edip zevk-î Muhammed meşreb-î îsâ için. 

Katı edilmiş nemle gördü seyreder bulmuş hayât. 
Arif oldu çünkü biUâh nefh olundu hâsılat. 

Ma'nevî ihyada böyle cehlile meyyit olan, 
Kalb-l ihyadır ki hissi Ümile tesbît olan. 

Ol hayat zâtiyye-î Ümiyye-î nuriyyedtr, 
Ârifîn û âliyîri nefsinde ol hasrijryedlr. 

Kâmü insan mazhar-î güldür sıfatın aynıdır. 
Kalbi kâbü ki tecellîgâh-i Mevlâ zeynidir. 



Oldu cismiyyetle rûhiyyet j-lne 35^11 gibi. 
Bir temayüz olmadı takdîm u ezmâm gibi. 

Cümle mevcudat oluptur hep İlâhî kelime, 
KelimetuUah ki tevdî oldu "kün"le Meryem'e. 

Çün hakikat mutlaka haysiyyetiyle rükn ola, 
Hakk'a nisbet oldu ol cevher ki onda kün ola. 



Müsteardan oldu bir lahza mücerret Bâyezid, 
Kudretin tevdî edince kâü-î hablil-verîd. 

Çün beşer bahr-î rubübiyyetle merbûbij^yetin, 
Berzahiyyet oldu beyninde bu inşâiyyetin. 



258 



259 



Bunda insan sûreteyn ile zuhur etmiş idi, 
Bahr-i vâcib berzahı imkân olup gelmiş idi. 

A'zam-î burhanı oldu vasf-ı insan Rabbine, 
Zât tecellîsi demektir çünkü nuru hubbuna. 

Oldu esmâ-î İlâhîye tahakkuk masdarı, 
Hazret-î ilmiyye isti'dâdma ruh mazharı. 



Pes melâike-i âllin kim cemâl-î Hakk ile. 
Hep müheymen oknası tab'iyye-î mutlak ile. 

Nev'-i insanîde izzet şahsına mesbûk olur, 
Sûret-î esmâ-i Zâtiyye ile mahlûk olur. 

Zikr-i Hakk'la cami' oldu her izzeti, 
"Ahsen-î takvim" idi cemiyyet üzre rif ati. 



Var idi bi'l-kuvve tesviyeden evvel ruhda ol. 
Lef olup ba'delvücûd hem buldu tâatle kabul. 



Halk u îcâdda mahabbet hükm-i SırruUâh olur, 
İUet-î gâye-i âlem ma'rifetullâh olur. 



Dikkat eyle hilkat-î İsa'da ruh maal cesed, 
Ân-ı vâhid oldu onda Ruh ile mevcûd veled. 



Ma'rifetullâh arar ol bir beşer kim uyanık. 
Nefse arif olmaz illâ ol ki aşk ile yanık. 



Oldu mücmel ismi RûhuUah cesed nerde kalır. 
Bin çeşit i'câz u mu'ciz de bu hükatte olur. 

Söyledi bu âleme geldikte âdem lafzım, 
Nerden aldı ol kelâmın tıfl iken de hıfzım. 



Âlem ondan zahir oldu bildi onda Rabbini, 
Nefs-i rahmanda teneffüs eyledi kalb tarbini. 

Nefs-i rahman oldu zahir âlemi bilmek ile, 
Çün teneffüs ayn-ı esma suretin vermek dile. 



Olmadan insan nasıl meb'ûs olur insanlara. 
Ol şerâfet-bahş olundu mazhar-î Rahmanlara. 



İmtihan ettikte nefs-î İsevî Rahman ile, 
Ayn-i cem'de fark olup ol inşân ile. 



Sordular hajo-etle "fi'1-mehdi sabiyyâ" diyerek. 
Söyledi emr-i kitabî "ent nebiyyâ" diyerek. 



Arif oldu ajTi-ı demde Mele-î â'lâ gibi, 
Tıfl iken aldı risâlet Âdem-î bâlâ gibi. 



Her melâik ki bulur arz u semâda mertebe. 
Kâmil insan geldi onlardan mufaddal mezhebe. 



Nefsi Rahmân'm tayyünîyle oldu bend-i ruh 
Ruh-i kudsile verildi ismi rünkü kendi Ruh. 



Yalmız ol nev'i alm ki hayırlı nassUe, 

Bu nevi' memduhdan onlar oldu efdal fassile. 



Ajm-ı cem'de fark için te'kîd ile "Nefy-il-uyûb", 
Etti teşbih fasl ile ki "Ente allâm'ul-guyûb". 



Zahir olmuş Mele-î Â'lâ'da melâikedir, 
Hilkatm hem zulmetin nurunda müstehlikedir. 



Tâ ki ıtlak ile takyîd oldu mahsûs hâl ile, 
Hakk'a mensûb oldu ilmin küllisi iclâl ile. 



260 



261 



Hakk'ı îsâ'dan beyânen fark edip te "înneke", 
İkni nefy etdi "Velâ alem ve mâ fi nefsike". 

Kaili "ben" olmak ile Rabb-i alemsin ona. 

Her vücûd kim Hak' da müstehlik ola cem'sin ona. 

Zîr-i nikâb kaldı yine beşeıiyyet haberi, 
Zulmet-î âsân kaldırdı basiret nazarı. 



Teslis eyler ba'zısı ba'zı Huvallah diyerek, 
Nefy eder îsâ dahi hep "î'budûUah" diyerek. 

Şirk edenler zâtına yâhud sıfatında ayan. 
Nâr olur me'vâsı ancak gayri yok vech-î beyan. 

Küfre mess etmiş azâb ger tövbekar olmaz ise. 
Fazl u rahmet va'd olur gönlünde hâr olmaz ise. 



Clsm-i isa'yı kılıp tathîr küdûrâttan Huda, 
Hey'et-î vasf-î tabîisryeden etti hem cüda. 



Afv ile va'd eyledi Allah dönen müşriklere, 
Rahmet-î Rahmân'ı gösterdi velî bî-şeklere. 



îsm-i Hayy'm kudretinden faize cismi dahi. 
Bu ecilden ne katü oldu ne maslûb ey ahî. 



Her gelen peygamberân misli resuldür ol dahi, 
Ümm-ü Sıddîk'dır kemâlle muttasıftır bâ-vahı. 



Ol vücûd kim Ruh-ı kudsüĞ müeyyed mu'teber, 
Lâbis-î heyyûladan tecrîd edilmiş bî-keder. 



Âkilân û şâribân olmuştular aynel-beşer. 
Nice lâyıktır Ulûhiyyete ol hakken nazar. 



Cevherin ecsâda nisbet eyledi halk eyleyen. 
Server-î sâmit olur isminden idrâk eyleyen. 



îsm-i câmi'le getirdi evvelâ ol kavi ile. 
Cümleye tahsîs-i nisbet eyledi "mâ del" ile. 



Lübb-i Kur'âft'da beyan var halk-ı eşyaya kadar, 
Ravza-î hâkden alıp evc-î Süreyya'ya kadar. 

Ruh temessül eyliyor hep cümle âyât-î mübîn, 
Dıhyetü'l kelbi mi hâzır oldu yâ Ruhu'1-emın. 

Sen bu tenbîhe-i rûhiyyeye eyle bir nazar. 
Ol letafet rif atiyle verdi Rabbinden haber. 

Nefy edip şahsiyyeti "mâ kultu lehum" kaili, 
Emr-i Rabb'dır söyleten hem söylenen ol nazili. 

Kendi kavminden yine bir fırka söyler Rabb'dır ol, 
îbn-i Meryem'dir Mesîh'dir sâlise mülhakdır ol. 



Çün rubûbij^etle bir mevcuda nisbet olmadı, 
Âhere nisbetle ayniyle kitabet olmadı. 

Her biri bir ismile oldu mümeyyez munfasıl. 
Tâ ki Hayy ismile ervah oldu ona muttasıl. 

Bu sebebden fasl ile "Rabbî ve Rabbiküm" dedi. 
Kendi nefsinden ve kavminden kinaye eyledi. 

Her isim ki mazhannda celb-i isti'dâd eder, 
Setr eder ism-î Gafur ma'kûsunu ol dâd eder. 



262 



263 



İsm-i Zâtiyye olan hükm-î hurûf-î gaybiye. 
Ol kelime vaslı "elkâhâ ilâ Meryem" diye. 

Ol kelâm neydi ki "ilkâ" oldu mehdde söyledi, 
İsm-i Zâtı unsur-î a'yâna te'sîr eyledi. 

Cisme kâbil-i hurufla çün mukârenet olur. 
Ol kelâm ayn-î sıfattır ona izafet olur. 

Sûret-Î îsâ'da ruh oldu hakîkî kelime, 

Çün ulûhiyyet-i gaybiyyeden ervâh-ı makdlme. 

Neş'et-î unsurla kabil oldu Mi'râc rif ati, 
Buldu a'yan kabiliyet ol hurûf haysiyyeti. 



Hem muvâzebet ederdi ol resûl-i mu'teber. 
İşbu âyetle du'âlar eyledi verdi eser. 

Ger muvaffak olsa bir kimse duada hayr ile. 
Hep icabet vâki' olur gösterilmez şerr ile. 

Geç de kalsa gayridir mes'ûlüne ol hâssadır. 
Rahmeti ammedir onun lüufu da muhtaassadır. 

Ga3T-i meczûz dur 'atası Şemsiyâ kıl sen duâ. 
Oldu dünyâ bu hayatla rûh için bir mezriâ. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



Bâ-vücûd tekrar gelip ol adi eder pür-intizam, 
Hazret-î Mehdî'yi eyler hem salâtmda imam. 



Hüznü, havfı ref olunmuş evliyânm perveri, 
Neş'et-î asl-î hayat-î dünyevî hem uhrevî. 

Sebt edip Furkan bilâ tebdil kelimâtı ile, 
Çün "Hüvel-fevz-ül-azîm" oldu beyanâtı ile. 

Tâlib-î gufran olup îsâ dedi "Ente'1-azîz", 

Kim ki buldu ol isimden izzeti Hakk'dır muizz. 

Hazret-î Ahmed dahi bir leyle-î kâmilede. 
Ümmeti hakkında etti çok duâ nafilede. 

Tâ tulû-î fecre varınca teahhur eyledi, 
Savtma hubbu için Hakk dinledi nûr eyledi. 

El-Hakîm terdîf edip îsâ dahi etti du'â. 
Hikmetin terbijryetinden kavmi olsun sumeâ. 



AKAİD-Î SIFATİYYE-İ RABBANİYE 
(135) 

Vâhidiyyet Zât'da esmâ-i sıfattan her biri. 
Şâir esmâ-î sıfatın aynıdır kudretleri. 

Çün sıfat-î cümle esma Zât'da müstagrak durur, 
Feyz-i akdes ile Zâtı müncelî oknak durur. 

Her sıfâtda zahir oldu Vâhidiyyet ile Zât, 
Birbirinden iknile oldu mümeyyez her sıfat. 

Hazret-î ılmiyye-î zâtiyyedir kim her mahal. 
Ol zuhurla buldu temyize taallukla delel. 



264 



265 



Her bir esma oldu hem bir ism İçin Zâtı ile. 
Kim O'na muhtassadır bir hassa-î âtî ile. 

Her sıfat Zât'm ne aynî hem ne gajnîdir ayan. 
Bunda ezdâd oldu nefyî nefyile isbât beyan. 

îlm ile Haj^y başka ma'nâ bâ-vûcûd aynî olur. 
Her sıfat mefhûmile yek-dîgerin gayrî olur. 

Şol misâl kim ilm ile âlim ola Hakk talibi. 
Âlimin hayy olması hem bir vücûdun sâhlbl. 

Ba'zı ba'zmdan olup evsa' ve eşmel vüs'ate, 
Ba'zı asvel gibidir ba'zı için de rif ate. 

Ba'zı esma Zât ile hem ba'zı esmâ-î sıfat, 
Ba'zısı esmâ-ı ef aldlr merâtip hâsılat. 

Bu merâtîb-î selâseden ki her bir mertebe, 
Herbir ism İçin kemâl muhtassadır çûn kudrete. 

Allah ismi lsm-1 Rahman oldu esmaya şumûl. 
Olmadı Ismeyne gayrî bir isim dahi udûl. 

Her isim Zât'a delâlet eyledi ancak delîl. 
Ol İsimde âherln gayrı olur Zât'a adîl. 

Çûnkl her bir ism İçin oldu delâleteyn beyan. 
Her biri Zât'a delâlettir vucûd ile ayan. 

Yâ delâlettir taleb hem sevk u izafet ile. 
Yâ delâlettir vücûda ayn-1 ism-1 Zât ile. 



Oldu hem me'lûhiyetle zât-ı a'yanda İlâh, • 
Çün olurdu mutlaka ger olmayaydı böyle râh. 

Rûtbe-Î Zât-î ulûhlyyet cemî'-l esma ile, 
Bî-mezâhtr olmadı Ülâ mu'ayyen şey üe. 

Hem îlâh olmazdı ma'rûf nefsimiz bilmeksizin, 
Arif ol nefse dedi Peygamber-î hayr-el-gûzîn. 

"Küntü kenzen" sırrı bu irfan İle buldu husul. 
Olmaz ol Allah'ı me'lûh bilmeden Hakk'a vusul. 

Çün vücûd ajTiî olup cümle sıfatta bil-flil. 
Her tecellî oldu Zât'a bir dclîl-1 müstakil. 

Âlemin Hakk'a delâlet etmesi hak'dan beri, 
Keşf-i Sânînin atâsîdır o mlr'ât meşheri. 

Âlem-î a'yân olup surette Hakk'm mazhari. 
Her merâyâ-î uyunda sûret-î esma merî. 

Mümtezlç oldu sıfât-î abdlle kudret kemâl, 
Hakk olup sem'l basan hem kuvâsı öyle hâl. 

İmtizâc-î huUetln ma'nâsı îbrahîm İçin, 
Zât tecellîslyle abdin her sıfatı oldu dûn. 

Her bir insan kurb-1 nevâfüle Hakk'a irişe. 
Beşerî her bir sıfattan fâni olup değişe. 

Kavs-i a'lâ mevtlninden kim urûc eylerse bil, 
Ittlsâfı hem sıfatı oldu İbrahim Halîl. 



266 



Oldu hâmid hem de mahmûd hulletin evsâfı bu, 
"Kul, hüvellezi yusallî" halk içinde vasfı bu. 

Çün vücudda zahir olan ol kemâlât ile hamd, 
Râci' olur Hazret-î Mahmûd'a mir'ât ile hamd. 

Her avâklb-us-senâ eyler rucû' ba'dessalât. 
Çünkü a'yân-î vücûdda zahire Esmâ-i zât. 

O taayyunât-ı esma kim sıfâtm mazhari. 
Oldu hazret-i İlimde mebde-i cem' ezheri. 

Şan budur bir şey'i bir şey'e tahallül etmedi. 
Pes mütehallil ki faildir o mahcûb gitmedi. 

Kurb-i farz mertebesidir ki Halil'e ol fena, 
"Ölmeden öl" dendi vâki'dir nevâfil de sana. 

Kurb-i nevâfil ki bulup cezbe-i hubda beka, 
Çün fenası sebkat edib de Bekâ'ya bâ lika. 



Âlem-î ervâhda olan bu tekârub-i şuhûd, 
Fem-I Hazret-i Resûl'den böylece etti vürûd. 

Oldu ervah hep cunûd ile mücenned ma'rifet. 
Hem taâruf hem tenâkür ol sıfattan mûnşeet. 

Bes ehâdiyyet-i îlâhiye-i Zatiyye de. 

Gayri yoktur aym oldu bi'z-zuhûr bâkiyye'de. 

Cümle esmâ-î îlâhlyye hakikat Zât ile, 
Vasf-ı Zât-î ehadiyyet oldu ayn-î Zât ile. 

Kesret-î nisbet İle çün gayri oldu her sıfat. 
Şemsiyâ etti seni ol bir sıfatla mümkinât. 

( Fâilâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâilün ) 



267 



Fâniyye olup sıfatı ayn-ı bâkiyye ile, 
İsm-i bâtmda tecellî-yi sülûki Hayy üe. 

Keşf-i âher kim makamıdır beka ba'del fena. 
Farkı ba'de'l cem olur ol ism-i zahirle ona. 

Vâhidiyyet vahdet üzre ba'zımız mir'ât-ı Hakk, 
Suver-î nûr ile zahir ba'zımızdan Zât-ı Hakk. 

Her zuhuriyle temeyyüz mertebe-î evveli, 
Hazret-î ilmiyyedir kim ol taayyün hâsılı. 



ALEM-I KEVN-I MU'ALLÂ * 
(136) 

Âlem-î kevn-î mu'allâ oldu Âdem'le tamâm, 
Çünkl cami' oldu esma onda fıkdân-î hitâm. 

SûretuUah mazhar-î Âdem vucûd-î rûh ile. 
Oldu mir'ât gayr-i mecluh hâil-î subbüh ile. 

Âlemin hatmi dahi âdem olup encâm-ı kâr. 
Akl-ı külden fass-ı hatim müctenib eyyâm-ı nâr. 



* Bu manzumenin başmda, metinde. Bakar sûresinin 30. âyeü yazılıdır. 



269 



268 



Sûret-î cem'iyyet-î esma dahi mahsûssadır. 
Bu hazâin âlemin hatmile mahtûm fassadır. 

Her sıfatı bir şuûna aynile maksuredir. 
Ol makam kim Ahmedî'dir cem'i nuradır. 

Vech-1 hasta mazhar-î cûd-î vücûd ekmel zevat. 
Her cûzûv bir ism-1 hasla mûnkalibdir mümkinât. 

Ol hazâlin âleminde sûret-î esma ile, 
Sûret-î insân-ı kâmil neş'et-î Kur'ân ile. 

Oldu mahzun her hakikat Âdem'in çün sûruna. 
Ol kemâlât madde-î neş'etle Âdem nuruna. 

Neş'et-î unsurda Âdem misl-i kevnqm sureti, 
Neş'et-î insanda ekmeldi hazâin kudreti. 

Çün hazâin bi'lfül insan-ı kâmilden ola. 
Âlemin hatmi dahi bilcümle hatminden ola. 

Tesmiye kıldı Huda bundan halîfe Âdem'i, 
Sûret-î misllyye-î nev'iyyedir hem hâtemi. 

İlmine külliye dendi çünkü Esma hafızı, 
Mihr-i sultandır hazâin arza her mâ-hâfızı. 

Küll-i esmâ-î sıfâtm batım hem zahiri. 
Suver-î nev'iyye-î kevniyyenin de âhiri. 

Oldu zübde ol netâyic neş'et-î mevcûdeye, 
Hâtem oldu âlem-î kevnindeki mahdûdeye. 



Mülk-i Hakk'm hatmi insân-ı kâmil külliyesi. 
Yok hazâin âlem üzre bir ahad mer'iyyesi. 

Ba'demâ hiç kimse etmez feth-i baba cür'eti. 
Çünkü memhur bir hazîne izne bağlı fethati. 

Feth-i cüz'e hikmet-î Rabb iktizâ-î ezberi. 
Feth-i küUî hatm-ı insân-î mükemmel mefhari. 

Kâmil inşân ile mahfuz eyleyip bahr ü beri. 
Âlem-î cem'a hilâfetle mukaddem eseri. 

Çün hakâyık âleminden iktizâ etse meğer. 
Ol hazâin âlemin hıfzmda istihlâf eder. 

Hem ıfâza eyleyip cem'iyyeti külliyeden, 
tsm-i Vâhid mazhariyle ism-i Zahirle beden. 

Kevn-i cami' oldu Âdem fasıla oldu beyan. 
Seyr-i Âdem "Bejnı-e humâ berzahun lâ yebgıyân" 

Bahr-i vucûb üe ebhârî mekânda olmadı. 
Ancak insân-î mükemmel sa's^ne sed bulmadı. 

Çün verâ cem'-î hakâik hilkaten mevcûd idi, 
Rûh üe oldu misâli fasla ol bir cûd idi. 

Her merâtib ve menâzır tab'ma Furkân üe, 
Zahiri bâtında ism-î hâss Üe ferman ile. 

Âlem-î mir'âtta bir emr-î cila maksûd idi. 
Âdem'e mtr'ât cüâsı masdar-î Ma'bûd idi. 



Sûret-î cem'iyyede mecma'di esma neş'eti. 
Zahir oldu neş'et-î insanda cem'-î hazreti. 



270 



271 



Cami' oldu her kuvâ-î kevni ismile beşer, 
Kümmelîne oldu mekşûf ayn-ı esmâ-î nazar. 



Cem'-i ekmel kim hazâin âlemi hıfz eyledi. 
İşbu cem'-î ekmeli hiç bir melâik bilmedi. 



Her beşer haj^ân-ı nâtıktır kemâl bulmaz ise, 
Sûret-î insâniyyetten cüz' olup gelmez İse. 



Çün hakâik isminin icrası âlemde yeri. 
Cüzde İzhâr bi-haseb-il-levn ile oldu berî. 



Olmayınca iltihâk-î kümmelîne kısmeti. 
Bir ceset meyyit gibi inşâna onun nisbeti. 



Sûret-î tafsîle-î âlemde esma âyeti. 

Oldu furkân-î hazâin mazhar-î kül sureti. 



Çün kemâl-î mertebe insanda istihlâf idi. 
Olmadı bir kes ki illâ mazhar-î evsâf idi. 



Çün bu neş'etle beşer de hâlz-î mümtaz olup, 
Mazhar-î ecme' ve ecmel müntehab feyyaz olup. 



Bes ibâdet Zât'a mazhar îsm-i Hakk'm ezherl, 
Satveti hem de celâli i'tirâzsız zîveri. 



Hüccetullah kâim oldu hep melâik münkesir, 
Cürmüle ma'siyyeti isnâd ile hep muntazır. 



Bir kes Hakk'dan bilmez illâ Zât'ı ihsan eylesin, 
Vasf-ı Vahdâniyye'den ol cem'i im'ân eylesin. 



Mele-Î â'lâ üzere gâlib idi nûr-ı Hakk. 
îddiâ etti melâik zanlandır müstahak. 



Pes melâikde zuhûr-î cüz' ile abdiyyeti, 
Âdem'in hep bâtımnda müştemeldi sureti. 



îsm-i zât da süret-î cem'iyyeti mir'âtma, 
Ktm o mlr'ât-î zuhur âdemde oldu zâtma. 



Lâkin oldu zâhir-î cüz'e melâik manzan, 
Her mezâhir ma'rifette Hakk zuhûr-î kaderi. 



Etdi istinbâ-ı Hakk arz u semâ her mâ ile, 
Mülzem etti onlara muhtâc olan esma ile. 



Bilmeyip kadrin ibâdet ehliyiz hem hâmidûn. 
Kuluna oldu ceza (Yefalun, mâyü'merûn). 



Cem'-i esmâ-î İlâh'a ittilâ-î i'tiraf, 
Bî-vukûf olduklann bildirdi ancak bâ-tavâf. 



Muktezâya gâlib oldu bî-şuûr zemmettiler, 
Tezkiye-î nefs edip de cerh-i âdem ettiler. 



Çünkü Âdem oldu Hakk'm hücceti kâmil idi, 
Neş'etinde ajm-i nûr-î Ahmedî hâmil idi. 



Bilmeden esma şuûnun sen de etme i'tirâz, 
2^htr oldu bir isimle cümle ecrâm mustefâz. 



Fıtrat-î îslâm'la gönderdi seni aldı havas, 
Ba'zı esma oldu amma ba'zı da inşâna hâs. 

Ba'zı zâünda mukadder cümle zâtmda zuhur, 
Olduâmme hâlikiyyet inse Cebbar hem Gafur. 

Zâtma zâtiyledir ilmi "Bi-zâtihis-sudûr", 

(Mâ esâbek min hasene) oldu Zâündan nuşûr. 

Çün niza' etti melâik aynıdır isnatları. 

Ol fesâd kim âdemi cerh oldu tâm ifsâtlan. 

Fi'l-i nakzı gayre isnâd ism-ı -Zâtî'den nukûl, 
Muktezâ-yî hâdisiyyet buldu nefsinde kabul. 

Atf edip noksan mezâmi âdemin ef âline, 
Gitdüer tahsis edib tesbîh-i takdis kâline. 

Ger melâik ma'rifet-î nefse olsa müstefâz, 
Vahdet-î mebsûta olmazdı nizâ'-î i'ürâz. 

Nefse arif oldu küUiyette arif oldular, 
Emr-i sâmi' oldu ervah cümle hâif oldular. 

Bildiler kim Âdem oldu cümle esma mecma'i, 
Secde etü bâ-edeb gördükte onda Câmi'i. 

Gördü îblis ba'zı âlem suretin şâm idi, 
Sîret-î nârmdan îblis kibrile sânî idi. 

Görmedi "Fa'âl" sıfâtm olmadı hem kâbüe. 
Ol dahi gayr-î sıfattır feyz-i akdesten dile. 



272 



273 



Çünki âlemden olup cüz' olmadı hâsıl cemi", 
Âdem için hâsıl idi oldu ervah müsteml'. 

Çün ihanet etti İblîs Âdem'e nakz-î hisâb. 
Bilmedi cem'iyyet-î Âdem^dedir mahz-î nisâb. 

Olmak istersen eğer îblîs'e dost, sen de yürü, 
Setr edip nuru hicabla, fi'l-i mazmûma yürü. 

Şöyle bil kim her ta'ayyün bir muaj^en üzredir. 
Oldu âlî setr eder "nûr" ol mükevven üzredir. 

Her hicâbiyyette aynile muayyen hark eder. 
Kim ki Mahmûd vasfını vasf-î mudilden fark eder. 

Şol hicâbiyyet taayjoinünde şâhid olmaya, 
Muhteceb oldu o zîrâ Hakk'a hâmid olmaya. 

Bu hicâbdir kendi nefs-î ihticâbmdan ona. 
Kül kıyamı etdi mahrum ma'rifetten her yona. 

Öl muayyen iddia etti enâniyyet ile. 

Kendi aynmdan ve ayn-î külde sejr-î Zât Üe. 

Süretejm beyninde Allah âdemi cem' eyledi, 
Cem*-i vücûbu hakâjnk-ı Ahâdiyye idi. 

Sûret-î âlemde Hakk'dan böyle müstaflef olup, 
Âlem-î rüh âlem-î ecsâma ol dem leffolup. 

Nefh-i Zâtı cem-i berzah bahr-i imkân mazhan, 
Beyn-i arşda ol hakikat müstevî Hakk rehberi. 



274 



Arsa-î hâk oldu menzil çün hanûri hâk idi, 
Geldi dünyâya Peyâm-ı feyz nuru pâk İdi. 

Cem'-i külde çün tezâd var hem azîz û hem mudül, 
ICâmll oldu ba'zılar hem ba'z-ı zâlim bi'1-cehil. 

Geldin ol berzahda sevk etmek için keştîlerl, 
Levn-1 mercana tutulmaz dûrr-I safî erleri. 

Kim teveccüh etti ona bâkl oldu sîreti. 
Hep fena buldu olar kim müsteardı sureti. 

Çünki âdemdir o cem'-î cem'e kabil olmağa. 
Şemsiyâ eyle tezarru' sen hidâyet bulmağa. 

{ Fâüâtün - fâilâtün - fâilâtün - fâllün ) 



1'