(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "Necip Fazıl Kısakürek"

Necip Fazil Kisakurek - Tarih Boyunca Buyiik Mazlumlar 




www.kitapsevenler.com 

Merhabalar 

Buraya Yukledigim e-kitaplar A§agida Adi Gegen Kanuna tstinaden 

Gorme Ozurluler tgin Hazirlanmi§tir 

Ekran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitaplari Dinliyoruz 

Amacim Yayin Evlerine Zarar Vermek Degildir 

Bu e-kitaplar Normal Kitaplarm Yerini Tutmayacagmdan 

Kitaplari Beyenipte Engelli Olmayan Arkada§lar Sadece Kitap Hakkmda Fikir Sahibi Oldugunda 

A§agida Adi Gegen Yaym Evi, Sahaflar, KUtUphane, ve Kitapgilardan Temin Edebilirler 

Bu Kitaplarda Hi? Bir Maddi ^ikarim Yoktur Boyle Bir §eyide DU§Unmem 

Bu e-kitaplar Kanunen Hig Bir §ekilde Ticari Amagli KuUanilamaz 

Bilgi Payla^tikga ^ogalir 

Ya§ar Mutlu 



Not: 5846 Sayili Kanunun "altinci BolUm-^e^itli HUkiimler " bolumunde yeralan "EK MADDE 11. 

- Ders kitaplan dahil, alenile§mi§ veya yayimlanmi§ yazili ilim 

ve edebiyat eserlerinin engelliler igin uretilmi§ bir niishasi yoksa higbir ticari amag gudulmeksizin 

bir engellinin kuUanimi igin kendisi veya iiguncu 

bir ki§i tek niisha olarak ya da engellilere yonelik hizmet veren egitim kurumu, vakif veya demek 

gibi kurulu§lar tarafindan ihtiyag kadar kaset, CD, braill 

alfabesi ve benzeri 87matlarda gogaltilmasi veya odiing verilmesi bu Kanunda ongoriilen izinler 

alinmadan gergekle§tirilebilir."Bu niishalar higbir §ekilde 

satilamaz, ticarete konu edilemez ve amaci di§inda kuUanilamaz ve kuUandirilamaz. Ayrica bu 

niishalar iizerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulmasi 

ve gogaltim amacinin belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayinina 

gegilmi§tir. 

T.C.Kiiltiir ve Turizm Bakanligi Bilgi i§lem ve Otomasyon Dairesi Ba§kanligi 

Ankara 

Bu kitaplar hazirlanirken verilen emeye harcanan zamana saydi duyarak 

Liitfen Yukaridaki ve A§agidaki Agiklamalari Silmeyin 

Not bu kitaplar Gorme engelliler igin taranmi§ ve diizenlenmi§tir. 

Tarayan 

Hasan Uslu 

elhasenu @ gmail.com 



Necip Fazil Kisakiirek _ Tarih Boyunca Biiyiik Mazlumlar 

TARiH BOYUNCA BUYUK MAZLUMLAR 

Necip Fazil KISAKUREK 

TARiH BOYUNCA BUYUK MAZLUMLAR / TARIH 

ESER 42 

e.Basim / Eylul 1999 

b. d. yaymlari: 29 Baski: Eko Matbaasi 

b. d. yaymlari Kurucusu: Necip Fazil Kisakiirek 

Yayin sorumlusu: Suat Ak 

Miiessese miidiirii: Emrah Kisakiirek 

Her hakki mahfuz ve "b. d. Yayinlari'na aittir. 

b. d. yaymlari, Ankara C. Vilayet Han 10/3 Cagaloglu - Istanbul 

Telefon: (0212) 5285551-5125922-5110873 

ISBN 975-8180-39-8 



TAKDiM 

Her milletten ve her cinsten mazlumlari bir arada topla-iyici boyle bir eser, zannimca ilk defa 
tecriibe ediliyor. 

Onu bana yazdiran saik, kitabin (Ve...) ba§likli son faslin-^da kekelenmektedir. Oyle bir sa ki, bu, 
(Sokrates)ten (Ve...)ye kadar belki her satirdan tiitmekte... Evet, bu eserin her satirini bugulayan bir 
ruh var ki, renk, §ekil ve hacim gibi, miicerret manasiyle, biitiin kitaba hakim... Oyleyse eserdeki 



«mu§ah-ihaslann goga hirer bahane; ve her §ey, AUanin «insan ki, zalum ve cehuldiir, emaneti 

kabul etti» fermanina uygun olarak, tarihi zulUm ve mazlumluk davasini ve buna en yaki§ani 

gostermek igin... 

Seginiz, ayiklayiniz, bulunuz ve goriiniiz! 

Esere ait biitiin kiymet hiikiimlerini, her tiirlii deger olgii-isiiniin, bekgisiz ve koruyucusuz, ugup 

gittigi manevi bir yangin yeri arsasinda riizgara saliveriyorum. Tesellim §urada ki, ba§ibo§ 

ve serseri sanilan bu riizgar, kivilcim ekilecek kalbleri segmekte ustadir; o kalbler de, segmekte, 

ayiklamakta, bul/nakta ve goster-imekte usta... 

Tarihi zuliim ve mazlumluk davasma biiyiik bir giri§ diye kabul edebileceginiz bu eserin, ayni ^apta 

bir de giki? noktasi ol-imaliydi. Belki bir gun o da olur. Ama bazi zaman ve mekanlarda oyle 

sokaklar g6rulmu§tur ki, girseniz de, tam igine dalacagmiz evin oniine gelince geriye donmek 

zorunda kalirsmiz. Ve maz-ilum, bahsettikleriniz midir, siz misiniz, eseriniz mi, ayirt-ede-mezsiniz. 

Ne yapalim; riizgar meselesi... 

Bizim, bazen, belki de hep, gogsumuze dogru esen riizgarm, bir gun ense kokiimuzun bir kari§ 

altmdan itecegi umi-idini hig kaybetmedim; ve bu umitle her gileye katlandim, didin-^dim, 

gabaladim, ya§adim. 

Can gidebilir, fakat bu limit gitmez. 

Bu limit, Mevla neylerse glizel eyledigini bilenler igindir. Allah yolunun gergek mazlumlarma 

selam olsun!.. 

N.F.K/1966 



SOKRATES 
ATiNA 

Eski Yunan... Atina... Mliselles ^ati motifleri altmda (Dorik) slitunlar... Basamak, avlu, slitun, gati, 
her tarafta, ^izgi ^izgi yontulmu§ mermerin senfonisi... Mavi gok, higbir engele garpmadan du§en 
i§ik, (Diskobol)un gevik hamlesine kadar her hareketi dondurulmu§ ta§, bu diyarda, (Plastik) plana 
bagli bliylik agikligi, muhte§em berrakligi ve saf tefekklirli besteliyor. Mantik, hendese ve di§ 
estetigin vatani... Hayalinizi, (Olemp) dagmdan hava-ilanacak bir kartalm sirtma yerle§tirip tepeden 
bakacak olursaniz, Atina'ya, nihayet (Partenon)da butunle§en kli-igliklu bliyliklu ^atilari, ana 
meydana dogru damar damar akan sokaklari ve §ehrin gogslinde bir kalb gibi garpan (Agora)siyle, 
cemiyet fikrinin, bir hendese §iiri iginde mekana nak§edilmi§ ornegi diyebilirsiniz. 
Eski Yunan ve Atina, ins an aklmm, di§ plan idra-ikinden i^e dogru tlittligu ve en ince tecrit 
gizgilerini kiv-rimla§tirdigi, fakat daima topraga bagli kaldigi naki§li bu-ihurdan... 

i§te, tarihin «Yunan harikasi» diye yazdigi ve fi§-kiri§mdaki ilk sebepleri bulamadigi bu akil ve 

zevk plat-formasmda kayna§an beyaz harmanili, giplak ayaklan sandalli insanlar arasmda yetmi§lik 

bir ihtiyar.. tsmi (Sokrates)... 

Henliz, babasiz hak Peygamber tsa Resullin doga-icagi, sonsuz ig plani getirecegi ve goklerin 

sirrma toprak-itan ula§maya gabalayanlara kar§ilik onu gokten topraga indirecegi bliylik gline tam 

dort asir var... 

Talebesi Eflatun'un tabiriyle, boga baki§li, gozleri-ini diktigi yeri kezzap gibi oyan, gikik geni§ 

almli, slit be-iyaz sakalli bu yetmi§lik ihtiyar, birgoklarmca Atina'nm ba§ma beladir. Onlara bela 

gibi gorundliglinli kendisi de bilir. Atina'nm bu di§ olu§ ve g6runu§u iginde rahatmi bulmu§ 

olanlarm kar§isma, en umulmadik anlarda ve yer-ilerde gikiverir; asasmi yoUarma bir engel gibi 

diker, ge-igip gitmelerini onler ve sorar: 

— Soyle bakalim, ne du§unuyorsun? 

— Neye dair du§unmeliymi§im ki? 

— Kendine dair... 



— Kendime dair mi? tnsan kendisini bilmez mi? 

— insanm en bilmedigi, kendisi... «Kendi kendini bil» 

— Ya obiir bildiklerim? 

— Bilmeyi bilmeden, onun nereden ve nasil geldi-igini bilmeden, bilmek olur mu? 

Hesaba gekilen adam, surati ve beyni bumburu§uk, kendisini bu garip ihtiyardan kurtanp, 

kagarcasma uzak-ila§ir. 

Me§hur komedi §airi (Aristofan)m, «Bulutlar» isimli piyesinde insafsizca alaya aldigi bu esrarli 

ihtiyar, gergekten nedir? 

Herkesin, tabii bir insiyakla, fazla kurcalamadan iginde aktigi hayatm her noktasma takilan, her 

§eyi tir- 

miklayan, de§en; altmdakini, gormek, bulmak, yakalamak isteyen miicerret bir idrak rahatsizi mi?.. 

Yoksa, insanlari zaaflari iginde bogmaktan zalim bir haz dev§iren, misilsiz bir komedyaci, efsane 

gapmda bir istihza dehasi mi?.. Onun, ugra§tigini soyledigi ve herkesi davet ettigi felsefe, «Hikmet 

dostlugu» manasina gelen du§unce ocagi, yoksa bu anla§ilmaz adamin aci tavri igindeki mana 

midir? 

§air, heykeltira§, mimar, asker, politikaci, hatip, kahin, giftgi, atlet, hayvan yeti§tiricisi; ve nihayet 

agag altlarinda bulu§tugu ve konu§tugu, kafa dertlisi talebeleri-^ne kar§i hep ayni yakici eda ve 

bogucu istifham: 

— Ben kimim, insan nedir, hayat neye yarar? 

Ve tek emir, biiyiik «usul» kapisini agan biricik i§aret: 

« — Kendi kendini tanimaya bak!» 

«NASIL?»I GETiREN 

Milattan evvel 470'de Atina'da dogdu. Maddenin di§ kabartilarindan iq delaletlere yol aramanin bu 

misil-isiz tecrit ustasi, di§ kabartilar diinyasinin en katisina bagli bir te§his ustasinin ogluydu. Bir 

heykeltira§in oglu... O da birkag yil ta§lan yonttu, heykele gali^ti; fakat bu i§ kendi-isine, kartalin 

karabatakliga ozenmesi kadar yabanciydi. Hemen ta§lari birakti ve onlarin miicerret hacimlerini 

ka-ifasinda kesip bigmeye ba§ladi. 

Fikir ve hikmet... (Philos - filos) Yunanca «dost, arkada§» demek... (Sophia - zofiya) ise «hikmet».. 

i§te (Philosophic - filozofi) felsefe, hikmet dostlugu; ve filo-izof, hikmet dostu... 

(Sokrates)e gelinceye kadar bu ocak, eski Yunanda (Sofist)lerin elindeydi. Hakikati higbir vari§ta 

durmadan ve hig bir eri§meyle yetinmeden aramak ve boyuna akil- 

dan §uphe etmek yerine, birtakim sahte du§unce silsileleri ve mantik oyunlari iginde busbiitun 
kaybetmenin mekte-ibi.. Guniimuzde, yalanci mantik delaletlerinin aldatmaca oyunu manasina 
gelen (Sofizm), o zamanki temsilcileri elinde, fikir caddesinin biricik devriye silahiydi. (Sokra-tes) 
ve talebelerinin, suratlarina «safsataci, mugalataci» yaftasini yapi§tirdigi (sofist)ler, iyi konu§mak, 
birtakim fikri i§ik oyunlariyle e§yayi tepetaklak gostermek ve ger-igekleri gozbagciligina getirmek 
sanatinda geng (Sokra-tes)i taklitgilikten hakikilige gegirdi ve (sofist)lerin kar§i-isina en biiyiik 
dU§man olarak dikti. (Sokrates), safsataci-ilarin fikir kuvvetiyle degil de, gelme oyuniyle yiktigi 
ha-ikikati, bizzat kendilerini ayni oyuna getirerek kurtardi. (Sofist)leri kendi mantiklari iginde 
bogdu ve saf idrakin hudutsuzluk perdesini agti. 

BugUnkii bati felsefesinin her koliyle birinden bi-^rinde diigUmlendigi ve topyekiin Uzerinde 
durdugu iXq ayakli dayanagin sahipleri, (Sokrates), onun talebesi Eflatun ve onun talebesi Aristo 
arasinda ba§ hoca, kendi-isi... ilk defa «nasil?»i, yani «usul»U getirmi§ olan... Ken-idisinden sonraki 
dayanak, madde otesi anlayi§, daha son-^raki de, madde igi dU§UnU§ olgiilerini getirdi; ve boylece 
biitUn metotgularinin (Sokrates)e, biitUn (spirtUalist) ve (idealist)lerinin Eflatun'a ve biitUn naturalist 
ve materya-ilistlerinin Aristo'ya baglanabilecegi Bati felsefe dayanagi kurulmu§ oldu. 
(Sokrates), beyninde biiyiik fikrin, oteleri kurcala-ima dii§iincesinin giban gibi zonkladigi diinya 
gapinda in-isan, bu tig ayakli dayanagin da ana dayanagi... 



Onu, yildizlar gokyiizUnde goz kirpi§tirdikga i§ik-ilan yeryiizune yagacak olan bir miidafaadan 
sonra, Ati-inalilara «kendi kendini tani, fazileti ara, hayati incele, sahteliklere tapma!» dedigi igin 
zehir i^irterek oldiirecek-ilerdir. Su^u «Yunan genglerini yoldan 9ikarmak»tir. Ken- 

dilerini gergek hayata surdiigu, gergek ve sonsuz hayati aramaya gagirdigi gengleri yoldan 

gikarmak!!! 

24 asirdan beri ne degi§mi§tir bu diinyada? 

DiYALOG 

Sokrates, derslerinde, ne kiirsii, ne sira, ne damalti, ne de belli ba§li bir zaman ve §ekil kaygisina 

du§tu. Hep gezdi, bazen agag altlarinda oturdu ve sadece konu§tu. Onun derslerinde biricik zaman 

ve mekan olgiisu (diya-ilog) tur; konu§ma ve konu§turma... i§te rastgele zaman ve mekanlarda 

kendisinden hig ayrilmayan bu (diyaloglar-idan - ki, talebesi Eflatun tarafmdan zaptedilmi§tir- onun 

biitiin ruhu tuter. Ondaki kafa gibanmm ne tiirlii zonkladi-gmi gormek igin, evvela, ruhun ispatma 

ait §u kiigiik ko-inu§maya goz atalim: 

« — iginde Ug sayismm hakim oldugu her §ey, yalniz Ug degil, tek de olmalidir. Boyle bir §eyin 

igine, kendisini vUcudu getiren §ekle zit bir fikir asla giremez. O halde onu vUcuda getiren §ey, 

tek'in §ekli... Bu §eye zit fikirse giftin fikri... tkiyle birde, sicakta sogukta ve daha bir gok §eyde 

oldugu gibi, her mevcut daima kendi ziddiyle beraberdir. Ne be§ sayisi gift fikrini, ne de onun iki 

misli olan on sayisi tek fikrini kabul eder. §imdi giki§ noktasma donelim: Bana, sicaklik igin 

bedende bulunmasi gerekli §ey nedir? diye so-^rarsan, dogru da olsa, cahillerin cevabiyle, hararettir, 

diye-imem. Bu, kelime degi§tirerek bir §eyi yine kendisiyle tarife kalki§mak olur. Fakat, onceki 

sozlerimizden sUzUlmU§, bil-igince bir cevap olarak, bunun, harereti doguran §ey, yani ate§ 

oldugunu soyliyebilirim. Hep bu anlayi§la gidersek §u-iraya variriz ki, birbirini doguran miiessirler 

arasmda UstU-'nU bakimmdan bir gaye noktasma ula§mali ve bu gaye nok-itasi ku§atici olmalidir. O 

halde sayida teklik, tek Ustii bir 



10 
11 



§eyden gelmektedir ki, o da birliktir. §imdi ayni gozle bakip soralim: Bedenin beden, yani canli 

olmasi igin bir §ey ge-^rekmektedir; o §ey nedir? O, gereken §ey ruhtur; ruh bu-idur.» 

§imdi, (Sokrates)in hemen biitiin diinya g6ru§unu, ahlak, terbiye ve iman telakkisini gergeveleyen 

§u konu§-imaya bakalim: 

«SOKRATES — (Talebesine) Sana bir §ey soyliyece-gim; ta ki, sen de, birgok kimse gibi 

dinsizlige sapmiyasin... Gergekten, sozle olsun, i§le olsun, once Tanriya, sonra ona bagli insanlara 

kar§i gunah i§lemekten beter bir §ey yoktur. ^ekinilmesine biiyiik dikkat gosterecegin bir §ey de, 

bir in-isani overken de, yererken de temelsiz §eyler soylemektir. Bunun igin, iyilerle kotuleri, 

iyilikle kotulugu ayirt edebil-imek lazim... ^unkii ona bagli olan, iyi insandir. Sanma ki, ta§lar, 

tahta pargalari, ku§lar ve yilanlar kutsi olabilir ve in§alar olamaz! Her §eyin en ustiinu iyi insandir; 

en algagi da kotii adam!...» 

«TALEBE — Evet, evet...» 

«SOKRATES — Fakat onun iyi ve dogru bir insan sifatiyle miikemmel bir kanun yapicisi 

olduguna en kuvvetli delil, olgiilerinin devlet idaresinde hakikati ke§fetmi§ bir adam tarafmdan 

yapilan kanunlar halinde, daima, higbir degi§iklige ugramaksizin devam etmesidir.» 

«TALEBE — Gosterdigin sebepler bana akla yakin g6runuyor.» 



«SOKRATES — Dogru soylUyorsam. (Minos)la (Ra-damantis)in yurtta§lan olan Giritlilerin en 
eski kanunlara sahip olduklarina akim yetmiyor mu?» 

«TALEBE — Oyle; oyle g6runuyor.» «SOKRATES — Pekala, o halde soyle! Bize sorsa-lar: tyi bir 
kanun yapicisi, iyi bir gudiicu, sagligi temellen-dirmek igin bedene ne vermelidir? tki §ey, biri 
bedenin ge-12 

u§mesine, oteki saglamla§masina yarayan gida ile idmani degil mi?» 

«TALEBE — gok guzel!» 

«SOKRATES — Bunun uzerine §6yle sonnalan ge-irektigini farketmiyor musun: Beden tarafi, 

ala!.. Ya iyi bir ruh ve ahlak dogurmak igin, iyi bir kanun yapicisi ve insan gudiicusu ne vermelidir? 

Bu suale, kendimizden de, ya§i-imizdan da utanmadan verebilecegimiz cevap nedir?» 

Ve (Sokrates), gar§i pazar, atlarin ve kopeklerin terbiyesini bilen Atinalilara nigin gocuklarinin 

terbiyesi-ini du§unmediklerini sormakta devam ediyor. 

Kimse de ona: 

— Peki; biz du§unemiyorsak sen du§un, biz soyle- 
yemiyorsak sen soyle!.. 

Diyemiyor. Zira onun ne du§undugunu ve ne diye-icegini biliyorlar. Bu: 

— Putlarinizi yikin! Fazilet ve hakikate teslim 
olun! insan olmanin borcunu odeyin! 
Kar§iligindan ba§ka bir §ey olamaz. 

Biraz sonra, miidafaasinda her inceligi bizzat goze-icek olan (Sokrates), nefsinden ve gayesinden 

habersiz in-isan ve cemiyetin binbir yol agzinda, elinde korkung bir ejderha gibi ta§idigi degnegi, 

biitun yanli§ istikametleri kesen bir vicdan heyulasidir! 

« — Olecegim diye hayiflanmiyorum giinkii olumden sonra, bir §eyin olduguna kuvvetle umidim 

var. 

Kendilerini gergekten hikmete vermi§ olanlarin, yaHniz olmek ve 6lmu§ olmak igin gali§tiklarini 

halk bilmez. 

Oliim adini verdigimiz §ey, bir yandan tenin ruhtan 

13 



ayrilarak kendi kendine kalmasi, obiir yandan da ruhun tenden ayrilarak kendi kendine var olmaga 

devam etmesi-idir. 

O halde ruh, ne zaman hakikate variyor? O, bedenle beraber bir §eyi incelemege giri§tigi zaman 

bedenin kendi-isini aldattigmi agikga goriiyoruz. 

Ruh, kendisini, ne i§itme, ne gorme hassasi, ne aci, ne haz, higbir §ey bulandirmadigi zaman daha 

iyi dU§UnUr. Boylece kendi igine gekilerek teni uzakla§tirir ve onunla her tUrlU ili§igi elden geldigi 

kadar keserek gergegi kavramaya gali§ir. 

Gergek filozoflarm §6yle dU§Unmeleri ve aralannda §u sozleri soylemeleri gerek: Evet, belki oliim 

bizi hedefe dogru goturen yoldur, giinkii ara§tirmalarimizda ten akil ile beraber oldukga, ruhumuz 

boyle kotU bir §eye bula§mi§ bulundukga, istedigimizin hedefi olan §eyi, yani hakikati higbir zaman 

elde edemiyecegiz. Gergekten tenimiz kendisi-^ni beslemeye mecbur oludugumuz igin, binlerce 

gUglUklere sebep olur. Bundan ba§ka ansizm gikip gelen hastaliklar, hakikatin pe§inden ko§mamiza 

engeldir. Bu kadarla da kaHmaz; ten bizi her neviden istekler,, tutkular, korkular, ku-iruntularla, 

bin tiirlii sagmaliklarla doldurur, oyle ki, hakli olarak denildigi gibi, bir an olsun onunla gergekten 

dii§iin-imek miimkiin olmaz. Kavgalar, gegimsizlikler, gabalama-lar, yalniz tenden ve onun 

isteklerindendir.» 

ATiNA'DA MANZARA 



Miladdan evvelki 4'uncu asir sonlannda Atina'yi, bir Ingiliz hukuk miitefekkiri «Tarihi Davalar» 
adli ese-irinde §6yle anlatiyor: 

«Zamanin belirli vasiflari, huzursuzluk, emniyet-isizlik, istikrarsizlikti. Harbi takip eden (01igar§i) 
ve zu- 

liim idaresi nihayete ereli pek az zaman gegmi^ti. Atina birkag ay iginde gaddar bir tedhi§ rejiminin 
her safhasi-ini g6rmu§tu. Bir iki yil iginde, Anayasa uzerinde dort bii-iyiik inkilap yapilmi§ti. 
Siirgun ve cebri muhaceret, insan yiginlarini birbirine katmi§ti. Soniip giden eski ustunluk-ilerin 
arkasindan, taze felaket yaralarinin acisi iginde hasretle bakiliyordu. Hassasiyet ve §uphe, kalblere 
hakimdi.» 

i§te, (Peleponez) harplerinde askerlik eden, bazi resmi vazifelerde bulunan ve nihayet her§eyi bir 
tarafa bi-^rakip kendisini Yunan genglerine din, ahlak ve terbiye dersleri vermeye vakfeden 
(Sokrates), boyle bir cemiyet tablosu iginde birdenbire bir kin hedefi oluverdi. Konu§-imalarinda 
harikulade ince bir mantik, inandirma giicii, tarti§ma metodu temsil eden bu adam, her an agma 
du§ur-imekte devam ettigi hayranlariyle, yepyeni bir idealin ha-ibercisi goriiniiyordu. Hasimlarini 
daima gosterdikleri te-izat iginde yakalayip kendi sozlerinde giiriitmek yolunu ta-ikip eden biiyiik 
kafa, ortada, eski usul ve gelenek adina higbir §ey birakmiyor, guvenilen her§eyi yikiyor, biitiin 
mevcudu hige indiriyor ve pek az insanin anlamaya ba§-iladigi bir «hep»ten bahsediyordu. 
Bu noktayi, deminki tngiliz hukuk miitefekkirinin anlayi§indan gorelim: 

«0, eski nizam igin korkutucu bir§eydi. Mevcudu, temelinden sarsiyordu. Devlet ve cemiyetin 
temellerine indirdigi her darbe derhal seziliyor, higbir engele rastla-imadan binayi dayanagindan 
gatisina kadar kavriyordu. Darbelerin tesirini yumu§atacak araci unsurlar da mev-icut degildi.» 
Nihayet, umumiyetle her cins kafanin nasibi gere-igince, etrafmda parmakla sayilacak kadar az 
insandan kii-igiik bir keyfiyet halkasi, goga higbir §eyden anlamayan kemmiyet dalgalani§larinin 
onculeri tarafindan, kendi 



14 

15 

inandiklarina gore kiifurle suglandirildi. Hayranlari tiger be§er artarken dti§manlarinin otuzar elli§er 

arti§i kar§isin-ida meydana tig adam gikti: (Melitos), (Anitos) ve (Li-kon)... 

i§te, kelimesi kelimesine resmi iddia: «Atina vatanda§i (Pithiyan)m oglu (Melitos), and ige-^rek 

bildirmi§tir: (Sokrates) fenalik ediyor. Atina'nm inan-idigi ilahlara iman etmiyor. Aksine, ortaya, 

iman edilecek yeni bir tiltahiyet gikariyor. Gengligi fesada veriyor. Cezasi 6ltim...» 

Bu tig adam birle§ip (Sokrates)i Eski Yunan'm hakim sayisi 200'den 2000'e kadar degi§en Halk 

Mahke-imesine verdiler. Mahkeme 501 tiyeli olarak kuruldu ve insanligm ilk fikir babalarmdan, 

Bati Dtinyasmda (1) nu-imarali vahdaniyetgi mizacm sahibi (Sokrates)i hesaba gekti. 

Sene, Miladdan evvel 399... 

Hakimler, at nali §eklindeki anfilere dizildiler, kar-i§ilarma btiytik fikir yugurucusu, dti§ktin kilikli 

ve girkin ytizlti (Sokrates)i gegirdiler; ve — bu noktaya dikkat! — onu, ileriye atmasi mtimktin higbir 

fikir ve kelimeden mahrum etmeyici, savunmalarmda tam serbest birakici bir fikir ve hakikat 

gtiveni iginde dinlediler. Ula§amadik-ilari hakikati hakikatsizlik diye almi§ olsalar da, hakikat 

orttictiltigtine dti§mediler; nasipsiz kaldilar, fakat algal-madilar. 

Ve (Sokrates)e dediler: — Soyle! 

O da soyledi. DUnya durdukga duracak hikmetleri siraladi. 

16 



APOLOCYA 

Atina'nin bir noktasindan, muhakeme meydanin-idan, goge dogru mevce mevce yiikselen ve 

ulvilikler alemindeki yerine ula§an biiyiik fikir... (Sokrates) konu-i§uyor ve ilk i§ olarak, hakimlere, 

su^landincilarin rah ve zihin hallerini gosteriyor: 

« — Atina'lilar! Insanlarin alasi! Beni suglandiranla-nn, kopurte kopurte konu§urken, uzerinde ne 

gibi tesirler biraktigindan haberim yok!.. Bense, onlarin hileli sozleri kar§isinda, hiiviyetimi 

kaybeder gibi oldum! Hem de onla-Tin biitiin soyledigi §eylerde, tek dogra nokta yokken... §u var 

ki, soyledikleri birgok yalandan, en fazla bir tanesine §a§tim: Ben gok usta bir hatipmi§im de, 

sozlerime inanmak igin ihtiyatli olmaniz lazimmi§!.. Du§undum: Benim, onlar hakkinda hemen, 

yalanci ve safsataci hiikmunu vermemden utanmalari, ustelik bu hiikmii bana dogru kaydirmaya 

9a-ili§malari, hareketlerinin en hayasiz cephesidir. Birazdan goreceksiniz ki, ben zerre kadar usta 

bir hatip olamiyaca-gim! Meger ki, dogru yu soyliyene, hakikati dillendirene, us-^ta bir hatip 

denilsin.. Eger oyleyse, onlarinkine degil, fakat kendi usulume gore hatip oldugumu ben de tasdik 

ederim. 

Atina'lilar! Benden i§itecekleriniz, ne onlarinki gibi aldatici sozler, cUmle baglantilarina dikkat 

edilmi§ hitabe-iler, ne de hesaplanip dUzenlenmi§ nutuklardir. Sadece, ken-^di kendine aklima 

gelecek ve dilimden sarkacak sozlerle be-iraber olacagim. Zira ben, soyliyeceklerimin dogru 

olacagi-ina gUveniyorum. Higbiriniz de benden, ba§ka bir§ey bekle-imesin! 

Atinalilar!.. Eger benim, gar^i meydanmdaki diikkanlarda ve ba§ka yerlerde konu§urken kuUanmayi 

adet edindigim sozlerle miidafaama giri§tigimi goriirseniz, sakm §a§maym ve bu yiizden 

karga§aliga dU§meyin! Yalniz §u noktaya dikkat ve ehemmiyet baglaym: Soyledigim, dog- 

17 

ru mu, degil mi? ^Unkii hakimin fazileti dograyu gormek-^te, hatibin fazileti de dogruyu 

s6ylemekte...» 

Bundan sonra kendisinden nigin nefret edildigine gegiyor, herkese musallat halini anlatiyor ve 

bunun neti-icesinde nasil bir baki§ gektigini belirtiyor: 

« — iki oglu var!.. Ona sordum. Eger senin iki oglun iki tay, yahut iki dana olsaydi, onlara bakip, 

gereken terbi-iyeyi vermek igin mutlaka bir adam bulur, onu Ucretle tu-itardm, degil mi? Bu adam 

da, elbette, ya bir giftgi, yahut bir at talimcisi olurdu. Fakat madem ki gocuklarm iki in-isandir; 

kendilerine bakip, gereken terbiyeyi vermek igin nasil bir adam bulmayi tasarliyorsun? Bir adama 

veya bir vatanda§a yaki§ir miimtazlik ve miikemmellik bilgisine sa-ihip kim var? Ben oyle sanmiya 

mecburam ki, sen baba oHman noktasmdan bu meseleyle me§gul olmu§sundur, boyle bir kimseyi 

taniyor musun?» 

« — Bunun neticesi olarak, imtihan ettigim kimseler kendi kendilerine ofkeleneceklerine bana 

kizarlar ve (Sok-rates) igreng bir adamdir, gengleri fesada sUriiklUyor, der-iler. Birisi kendilerine ne 

yaparak veya neleri ogreterek gengleri fesada sUriikledigimi sorsa, bilmediklerini soyler-iler. Fakat 

ne soyliyeceklerini bilmedikleri meydana gikma-ism diye, biitiin hikmet sahiplerine kar§i 

takimlmasi kolay olan §u edaya biiriinurler: Havadaki, yeraltmdaki §eyleri inceler; bizim 

taptiklarimiza inanmaz; zayif hiiccetleri kuv-ivetli gosterir!.. Boyle derler, zira hakikati gormek ve 

gos-itermek istemezler ve kendilerini her§eyi bilir sanmalarma ragmen higbir §ey bilmedikleri belli 

olmasm diye de omuz 9evirirler.» 

(Melitos) ve (Anitos)dan ziyade, korktuklarmm bu tip insanlar oldugunu soyleyen (Sokrates), 

otelere inan- 

18 

makla bu diinyayi tefti§ ve murakabe etmek arasmda bu adamlarca bir tezat vehmedildigi noktasma 
geliyor ve he-^men hiikmii basiyor: 

« — Bu adamlar ve benzerleri tipler, bana isnat et-itikleri i§lerle, yani akil ve hikmetle ugra§anlarm 
Tanriya inanmadigmi sanirlar.» 



Bu noktada (Sokrates), «Tann» yerine uydurma ilah, put diyemedigi igin boyle soylUyor ve eri§tigi 

hik-imetin, kendisini putlardan ayirmi§ oldugunu itiraf edemi-iyor. Boyleyken, asil inananin kendisi 

oldugunu ispat et-imek igin, o harikulade mantik aglarindan birini ithamcisi (Melitos)un oniine 

seriyor, onu hesapla§maya gekiyor ve her zamanki usuliyle kendi tezadi iginde yakalamaya 

ba-ikiyor. 

« — (Zeus)a and igerim ki, sen higbir Tanriya inan-imazsin!» 

Dedirttigi (Melitos)a, Tanrilik, ve insanlik i§ler bu-ilundugunu ve (Sokrates)in de bu i§lerle 

ugra§tigni ve bu i§lere inandigini itiraf ettirince, boga baki§ini, mahkeme Uzerinde gezdiriyor ve 

kelamin §u harika kutbuna yiikse-iliyor: 

« — insanlara ait §eyler bulunduguna inanan, fakat insanin varligina inanmiyan bir adam!.. Atlara 

ait §eyler bulunduguna inanan, fakat ata inanmiyan bir adam!..Ya bu olabilir mi? FlUt galanlar 

bulunduguna inanan, fakat flUt galanlara ait §eyler bulunduguna inanmiyan bir adam!... Bu hig 

olabilir mi? Pek ala! Ruhani §eylerin mev-icudiyetine inanip da ruhlara ve ona vUcut veren 

miiessire inanmiyan bir adam!.. Bu asla olamaz! Bu anlayi§, at ve e§eklerden dogan yavrular, yani 

katirlar olduguna inanip da at ve e§eklerin bulunmadigina inanmak kadar sagma olur!» 

Asil sug: 

19 

« — §imdi belki birisi kalkar da der ki, fakat Sokra-tes, §u senin hakkindaki dava nedir? 

Aleyhindeki garazlar ne yiizden, nasil tUredi? Hakkindaki biitUn rivayet ve dedi-ikodular, her halde 

sen yerinde rahat rahat otururken ve ba§kalarindan fazla bir§ey yapmazken gikamazdi. Her haHde 

birgok insanin yaptigindan daha ba§ka §eyler yaptin, o nedir? » 

Bu, (Sokrates)e gore hikmet ve hakikat a§kidir: « — Oyle kimseler gordiim ki, muhakeme edilirken, 

gayet tuhaf §ekiller ve hareketler iginde kendilerini kiigiil-itUrler. Sanki oldiiriilecek olurlarsa 

misilsiz bir i§kenceden gegecekler; yahut kurtulurlarsa ebediyen 6lmiyecekler...» 

Fikir ahlaki: 

« — Besbelli bir§ey ki, harplerde gok kere insan, silahini atip dU§manindan merhamet dilenmekle 

olUmden kagabilir. Eger insan, ruhunu algal tilmaya goz yumarsa, tUrlU tUrlU tehlikede olUmden 

kagmak igin ge§it ge§it yol bulur. Fakat ey insanlar, olUmden kagmak gUg bir i§ degil; kotUlUkten 

kagmak gok daha zor... Zira kotUlUk olUmden daha tez ko§ar. Nitekim ben ihtiyar ve yava§ yUrUr bir 

adam oldugum igin olUme tutuldum; dU§manlarimsa gevik ve korU korUne hizli olduklari igin 

kotUlUge tutuldular.» 

idealizma cesareti: 

« — Ancak ben, ba§ka tUrlU bir mUdafaadan sonra ya§amaktansa boyle bir mUdafaa ugruna olmeyi 

tercih ede-irim!» 

Hikmet ve neticesi: 

« — insanlar, birgoklarina, en fenasi kendi kendileri-^ne hikmetli gorUnUrler. Fakat boyleleri 

hikmetli degildir. Boyle olunca nefsi kendi 6z hikmet iddiasina inandirmak-^tan sakinmak lazimdir. 

Ba§ hikmet budur. Bunun Uzerine 

ben de nefsimi hikmetli sandigimi, fakat olmadigimi anla-idim. Ba§kalarina da bunu anlatmaya 
gali§tim. Bu halim in-icitici ve tiksindirici oldu. Kendi kendime dedim ki, ben go-igundan daha 
hikmetli olmaliyim! Zira hig kimse gUzel ve iyi bir§ey bilmiyor; fakat gogu higbir §ey bilmezken 
bir§ey bildigini saniyor; bense bilgisizligime kar§ilik bir§ey bildigi-imi sanmiyorum. Hig degilse §u 
ufak noktada onlardan daha hikmetli degil miyim?» 

« — GordUm ki, en §6hretli kimseler, akla yakin oHmak bakimindan en kifayetsiz adamlardir; ve 
daha az ta-ininmi§ kimseler onlardan gok UstUn...» 



« — §airlere gittim.. Ve gordiim ki, §iirlerini hikmet-ile degil, bir nevi insiyakla yazmaktadirlar. Bir 

de baktim ki, onlar, yazdiklari §iirler yiizunden kendilerini obiir i§ler-ide de insanlarin en hikmetlisi 

saniyorlar!» 

« — Anladim ki, i§giler ve ustalar da, §airler gibi, kendi sanatlarini becerebildikleri igin ba§ka 

hiinerlerde de qok hikmetli olmak davasinda; ve bu ahmakliklan yiizun-iden kendilerinin olan asil 

hizmeti batirmakta...» 

Ve zerrece tereddiit gostermeksizin hakikati ortaya koyuyor: 

« — Atina'lilar, insanlarin alasi! Aranizda, §u Sokra-tes gibi, hikmet noktasindan nefsinin gergek bir 

degeri ol-imadigini bilen kimsedir ki, en hikmetli olaninizdir. Boylesi de, ya pek az, ya hig yok!...» 

Boylece (Sokrates), miidafaasinin etrafindaki hik-imetlerden birdenbire esaslarin esasina gegiyor ve 

kendi-isinde bulduklari sugu aslinda en ileri fazilet olarak, yakici bir istihkar diliyle, yine bir 

(diyalog) suali halinde mah-ikemenin suratina garpiyor: 



20 

21 

« — Ben ne gibi bir cezaya mi miistahakim? Omriim boyunca dilimi tutmadigim igin?.. tnsanlardan 
gogunun de-iger verdigi §eylere aldirmadigim iqinl.. Paraya, mala, askeri riitbelere, hatiplige ve 
memlekette durmadan ortaya gikan tUrlU tUrlU riitbelere, entrikalara ve partilere baglan-imadigim 
igin?.. Bu gibi faaliyetler altinda ya§amayi kendi-ime yaki§tiramadigim, kendimi boyle bir hayat 
sUrmiyecek kadar §erefli saydigim igin?... Kendimi boyle §eylere vere-icek olursam, ne kendime ne 
de size bir faydam olur diye onlarin hepsinden, uzak kaldigim igin?.. Faydali bildigim §eylere her 
vatanda§a ogretmeye kendimi vakfettigim i5in?...BUtUn bunlar i^in ben ne gibi bir cezaya mi 
miista-ihakim? Soyliyeyim: Beni devlet adina (Pritaneyon)da besle-iyiniz! Sizi yeti§tiren, ruhunuzu 
geli§tiren, aydinlatan, bu-inun igin her§eyi birakan fakir bir adama yaki§acak budur. Bilmem ka? 
atli araba yari§larinda miikafat kazanan bir yurtta§tan, bir madde pehlivanindan fazla, buna ben 
Iayikim!» 

Tam bir sira koUamadan, par^a parga, fikir ve kiy-^met alakalarina gore diizenledigimiz Apolocya 
isimli bu me§hur miidafaa nasil bir §eydir? Mudafaadan ba§ka her §ey!.. O, i§i nihayet sugsuzlukta 
tamamlayici bir uzerin-iden atma savunmasi degil, her§eyi uzerinde toplayip asil hakikat ve fazileti 
ona baglama hamlesi, muhte§em bir taarruzdu. Sanki (Sokrates), hayalindeki du§mana kar§i 501 
ki§ilik bir agag alti toplantisi tertiplemi§, hakimlerini fikri mahkumlari haline getirmi§ti. Ara sira 
farkina varip gayet ince kivrimlarla vatanda§larindan, yani talebeleri makaminda insanlardan ibaret 
gordiigU yargiglarin sura-itinda bazan bir tokat, bazan bir istihkar, istihza ve her an korkung bir 
istigna ve daima ezici bir ders ve ihtar belirti-iyordu. Fakat ufak tefek soz kesmelerden ve 
kayna§malar-idan ba§ka (Sokrates)in dilini baglayici higbir davrani§ 

yok... HUrriyet terbiyesinden gelen 501 heykel onu dinli-iyor: 

« — Beni ne §u, ne de bu kotU adam incitebilir; imkani yok.. Zira iyi bir adamin kotU bir adam 
tarafindan incinmesi AUah'in iradesine uygun degildir. Gergi o adam beni oldiirebilir, 
memleketimden sUrebilir, vatanda§lik hakkimdan dU§Urebilir; belki o adamin kendisi de ba§kasi da 
benim zarar gordiigUmii sanir. Fakat gergekte zarari ben g6rmU§ olmam. Asil bunlari yapacak 
olanlardir ki, gi-iri§ecekleri haksizlik yiizUnden kendi kendilerini zarara sokmu§ olurlar. 
Atinalilar!.. i§te §imdi, miidafaami, sandi-iginiz gibi kendi menfaatim igin degil, ondan daha iistiin 
tut-itugum sizin menfaatiniz igin yaptigimi anliyor musunuz?» 



« — ^Unkii beni kaybedecek olursaniz, bir at sinegi ata nasil yapi§irsa, size oyle yapi§acak, belki 

sizi sinirlendi-irecek, fakat her an harekete getirmekten vazgegmiyecek, uyumaniza razi olmiyacak 

ba§ka birini kolay kolay bula-imazsiniz!» 

« — Atinalilar!.. Memleketinize leke siirmek isteyen-iler, sizi, hikmet sahibi bir adam olan 

Sokrates'i 6ldurmu§ olmakla suglandiracak; ve bunu yapabilmek igin, ben hig de oyle olmadigim 

halde, sirf sizi kotulemek bakimindan, bana hikmet sahipligini kondurmakta tereddiit gostermiye- 

cekler!..» 

«-Zira, ey insanlar, olUmden korkmak, bir insanin bilmedigi §eyi bildigini sanmasidir ki, sadece 

ahmakliktir. Hig kimse olUmiin ins an igin nimet olup olmadigini bilmez; halbuki en biiyiik 

fenalikmi§ gibi ondan korkarlar. Cehale-^tin en firkin §ekli, insanin, bilmedigi bir§eyi bilir sanmasi 

degil midir?» 



22 

23 

« — insanlar, asil bildikleri, bildiklerini sandiklari §eylerin cahilidir!» 

« — Orada hig §Uphesiz, sormak, gergegi aramak yii-izUnden olUme mahkum edilmek tehlikesi de 
yoktur!» 



« — OguUarim biiyiiyiince, ey insanlar, ben sizin ca-inmizi nasil siktimsa, siz de onlarm canmi oyle 

sikarak ceza-ilandirmiz! Eger onlarm faziletten ziyade paraya veya her-ihangi bir diinya matahma 

kiymet verdiklerini goriirseniz, yahut bir§ey olmadiklari halde kendilerini bir§ey zannettik-ilerine 

§ahit olursaniz, ben sizi nasil igneledimse, siz de onla-iri oyle igneleyiniz! Eger bunu yaparsaniz, 

ben de oguUarim da, sizden hakli muamele gormii? oluruz.» 

Oylesine ders veriyor ki, yargiglarini, ba§siz ve sonsuz bir (tirad) halinde oliim du§uncesinin 

ba§d6ndUru-cU §iirine gekiyor; ve herkese yalniz fikri, miicerret fikri, en tesirli ahenkten daha saf ve 

latif, esiri dU§Unceyi teklif ediyor: 

« — Oliim, akil yoniinden iki §eyden biridir: Ya bir higlik, busbiitUn §uursuzluk hali; yahut 

insanlarin umdugu ve ozledigi gibi, ruhun, bu diinyadan ba§ka bir dUnyaya gogmesi keyfiyeti... 

Birincisi ne biiyiik kurtulu§ ve ikincisi ne sonsuz bir kazan9...» 

« — Birincisinde zamanin biitUn aki§i tek bir gece...» 

« — ikincisine gore, bir kimse oteki diinyada (Orfe-os)a, (Museyos)a, (Homeros)a, (Heziyodos)a 

kavu§acaksa bunun igin acaba neye razi olmaz! Bu dogruysa, birakiniz, bir daha bir daha UstUste 

6leyim!» 

« — Haksiz hiikiimler yiizUnden can veren kahra-imanlarla bulu§mak bizim igin ne yiiksek, ne UstUn 

saa-idet!..» 

« — §imdi ben, tarafinizdan hiikiim giymi§ ve idama mahkum edilmi§ olarak gidiyorum; 
dU§manlarim da haki-ikat tarafindan hiikiim giymi§ ve algaklikla haksizliga mahkum edilmi§ olarak 
gidiyorlar. Ben kendi cezamla kali-irim, onlar da kendi cezalariyle.. Belki bu §eylerin boyle 
oHmasi gerekti; ve olan her§ey iyidir.» 

« — Artik gitme zamani geldi. Ben olmeye gidiyo-^rum, siz de ya§amaya gidiyorsunuz. Fakat kim 
daha iyi bir nasibe gidiyor; bunu ancak Allah bilir.» 



Ke§ke meselemiz, hak ve hakikat a§igi, Bati tarihi-inin en biiyiik fikir adamina reva goriilen akibeti 

anlatmak olmasaydi da, sadece fikir iistii §iir ve §iir iistii fikir cep-ihesinden biitiin Apolocyayi 

kesimsiz ve bolumsuz vere-bilseydik. O, 2400 senedir, §airi, alimi, hukukguyu, filo-izofu, devlet 

adamini kapip goturen ugultulu bir §elaledir. 

Hakimler, ellerindeki tung levhalarla reylerini be-ilirttiler: 281 rey, oliim cezasi; 220 rey, beraat.. 

Eger (Sok-rates) o kadar dikle§meseydi de 3 1 rey kar§i tarafa geg-iseydi, kurtulmu§tu. 

« — Tetkik ve tahkik edilmeksizin gegen bir hayata asla varlik denilemez.» 

Hikmetinin sahibi, insana en biiyiik memuriyetini ilitar etmenin cezasini, iginde, kiifiir yobazlarinin 

ancak %56'ya varabildigi bir cemiyet ve onun yargiglarindan aldi: 

Olum.. 



24 
25 

ZEHiR 

Kendisinden birbuguk asir ya§li, biiyiik devlet ve hikmet adami (Solon)un tavsifiyle, dudaginda 

i§ikli bir tebessiim, oliim kararini kucakladi. Onu zindana gotiirdii-iler ve yakinlariyle dii§iip 

kalkmakta serbest biraktilar. 

Yolda giderken, ebedi sualciligini tekrarlamaktan kendini alamadi: 

« — Nigin agliyorsun? 

— Haksiz yere oliime gotiiriildiigiin igin... 

O anda bile, insan ruhunu tezatlari iginde yakalama metodunu birakmadi: 

— Demek, hakli yere oliime gotiiriilseydim, giilecek-i 
tin?» 

Nefsi ve nefsinin basis dertleriyle alakasiz, nefsini bile miicerret fikrin murakabe ve mii§ahede 

mevzuu diye alan hikmet adammdan ne miithi§ tecelli!.. 

Yakmlari kendisini hapisten kagmaya te§vik ettiler. Hatta bu bahiste ferdi kaygi iistii sebepler de 

gosterdiler. 

§iddetle reddetti: 

« — Ki§i teslim olmamali, geri gekilmemeli, safmi bi-irakmamali!.. Cenkte olsun, mahkemede 

olsun, nerede olur-isa olsun, yurdunun emrini yerine getirmeli!.. Eger bu emre inanmiyorsa onu 

verenleri aydmlatmaya ve g6rii§lerini de-igi§tirmeye gali§mali.. Bunun igin her vasitaya 

ba§vurabilir, fakatkagilamaz!» 

Yakmlarmdan (Ehakrates) diyor ki: 

« — i§te dostumuzun son tavri ve akibeti bu oldu. Dogrusunu soylemeliyim ki, o zamanm biitiin 

insanlari iginde en akiUisi, en dirayetlisi, en adaletlisi ve en 

ahlaklisiydi.» 

(Sokrates)in zindan hayatmda etrafmi oyle bir haHka sardi ki, i§, hiikiimete bir fitnenin ba§i gibi 

goriindii, ve 

26 

hapisliginin 30. giinii, baldiran otu zehrini igmeye mecbur edildi. 

O zaman 30 ya§larmda bulunan ve hocasma ait her§eyi sonradan kaleme alan Eflatun, (Sokrates)in 

oliim tablosunu gizen biiyiik ressamdir: 

« — Soziinii bitirince, (Sokrates) ayaga kalkti; yikan-^mak iizere ba§ka bir odaya gegti. (Kriton) bize 

kalmamizi tenbih ederek onun arkasmdan gitti. Aramizda konu§ulan-ilari, mevzu di§ma 

gikmaksizm, tekrar tekrar gozden gegir-^dik. Hem de, igine dii§tiigiimiiz felaketin biiyiikliigii 



uzerin-ide konu§tuk. Gergekten babasiz kalmi§tik; bundan boyle oksUzler gibi ya§ayacaktik. 
Yikanma bittikten sonra, onun yanina gocuklarini getirdiler. tkisi kiigiik, biri biiyiik ug 90-icugu 
vardi. Birtakim akraba kadinlar da geldi. (Sokrates) gelenlere ogutler verdi. Sonra kadinlarla 
gocuklara, gekilip gitmelerini soyledi. Derken bizim yanimiza geldi. Gune§ batmak uzereydi.» 
«U§ak, Hakimlerin buyrugu, (Sokrates), dedi; zehir igeceksin! Ve sonra devam etti: Bana kizip 
giicenmedigine eminim. Sen onlari, bu i§e sebep olanlari, pek iyi tanirsin! Haydi AUah'a 
ismarladik, alinyazin neyse o olur. Elinden geldigi kadar tahammiillu ol! U§ak geriye doner 
donmez, gozlerinden ya§lar bo§andigini gordiik. O zaman (Sokrates) 9na bakarak mirildandi: Sana 
da AUahaismarladik, dedigi-ii yapacagim! Ve bize doniip Have etti: Ne ince duygulu adam! Burada 
bulundugum miiddetge her gUn beni gorme-ige, benimle konu§maga geldi. tnsanlann en iyisiydi o; 
§imdi ne kadar iyi yiirekle benim igin agliyor! Haydi bakalim, so-izUnii dinleyelim onun! (Kriton), 
ezilmi§se zehiri getir, degiHse ez! Zehiri biraz daha geg igmekle sanirim kazanacagim liigbir §ey 
yok.. Boylece son dakikada hayata baglanmak, lartik higbir §ey kalmadigi anda onu korumak ve 
esirgemek 
27 

beni gUlUng eder. Haydi artik konu§tugumuz yeter, dedigi-imi yap!. Bunlari soyledi ve sUkunetlerin 

en e§siziyle, titre-imeden, beti benzi atmadan, zehiri aldi. O me§hur boga ba-ki§iyle, gozlerini 

adama dikti. Ve i9ti.» 

«Ben de meger bo§u bo§una kendimi zorluyor mu-i§um. Gozya§larini, birden, seller gibi 

bo§aniverdi. YUzUm ortUlU, iki biiklUm, agliyordum. Muhakkak ki, ona degil, kendime agliyordum; 

boyle bir arkada§tan mahrum olaca-igim igin kendime, kendi felaketime agliyordum. » 

O zaman (Sokrates) bagirdi: 

— Ne yapiyorsunuz dostlar; ne kadar da tuhafsmiz! Ben kadmlari, i§te bu manzarayi gormemek 

igin yoUadim. Onlarm bu gibi olgiisUzlUklerini onlemek igin.. OlUrken, sakin ve ugurlu sozlerle 

gitmek gerektigini bilmez misiniz?» 

« — Sogumak sirasi kalbe gelince, Sokrates olecegini soyledi. Karnmm alti goktan sogumu§tu. 

OrtUlU yiizUnii agar agmaz, §u son kelimeleri mirildandi: (Asklepyos)a bir horoz borgluyuz! 

Parasini ver, unutmai'Ve sustu. (Kriton), peki, olur, dedi: fakat bize ba§ka bir diyecegin yok mu? 

Bu suale artik cevap veren olmadi.» 

(Sokrates) 6lmU§tu. O anda toprak rengini alan du-idaklarindan, ba§indakiler, vaktiyle §u sozlerin 

d6kUlmU§ oldugunu hatirliyorlar: 

« — Aklin goze almasi gereken tehlike, ruhun olmez-iligine inanmaktir. Bu tehlike gergekten 

gUzeldir. Bunu, bii-iyiilU sozler ve dualar gibi, kendi kendimize tekrarlamah-yiz!» 

GonlUnii tamamiyle yatirdigi ebediyete, aklini biis-ibiitUn budayici bir vecd idrakiyle kapanamiyan, 

inandigi-ina bile akil zaviyesinden hala bir tehlike goziyle bakan, yani sonuna kadar akla bagli ve 

Yunanli kalan (Sokrates), 

her§eye ragmen akiUa akli iflas ettirmenin, hendeseyle hendeseyi yikmanin ve tlahi vahdet e§iginde 

dize gelme-inin Batida ilk ve e§siz ornegi... 

O, memleketinin putlarini devirmeye kalki§tigi ve (plastik) gergevenin sinek kagidina yapi§anlari 

insan ha-iyatinin ig kesimine gagirdigi igin oldiiriildii ve bu bakim-^dan fikir tarihinin, Batida ilk 

biiyiik mazlumu oldu. Ka-iderini 90k derinden sezmi§ ve bunun biitiin ruh soylulari igin umumi bir 

nasirroldugunu anlami§ti. Miidafaasinda, kar§isindaki 501 heykele §oyle haykirmi§ti: 

« — Bu i§ diinyada ne benimle ba§ladi, ne de benimle bitecek!.. Hak ve hakikati giinliik hayat 

kaygilarinin iistiin-ide tutanlari, daima benim akibetim kovalayacak!..» 

Bugiin (Sokrates) oldiiriileli, yani dii§iinen adam dii§iindiigii igin topraga tikilali 24 asir gegmi§ 

bulunuyor Acaba, o giin bugiin, arkalarindan ayni akibetin kovaladi-igi kimseler kagtir? 



28 

29 

(11) 

ISA DiNiNiN MAZLUMLARI 

YAHUDi 

Filistin'deyiz. Babasiz Hak Peygamberi tsa Resul'Un dogumundan beri 35 yil gegmi§tir. Onun 

garmi-iha gerildigini sandiklari mevsimden beri de 5 yiL. Sene 36.. 

Batililarin «01u Deniz» adini verdikleri goUe Ak-ideniz arasinda, Peygamberier yatagi bir bolge.. 

Hem Pey-igamber, hem de Yahudi yatagi.. 

Dar ve yilankavi sokaklan, koskoca duvariarda ku-igUcUk pencereleri, kalabaliklari huni gibi geken 

mikapvari mabetleriyle, Yunan illerinin di§ agikligma kar§i, ige kapani§ mizacmdan ketum gizgiler 

billuria§an bir §ehir.. 

Kudiis... 

Bu noktadan, Iran ve Hindistan yoniinde Dogu'ya, Yunan ve Roma istikametinde Batiya, eski Asur 

ve Misir diinyalarma dogru §imale ve cenuba dort gizgi gekecek olursaniz, her gizginin ba§ma, 

tungtan, tahtadan, ta§tan, altmdan, §ekil §ekil putlar oturtabilirsiniz. 

31 

Kudiis, eski, 50k eski tevhid beldesi... 

Mezopotamyada ate§i giil bahgesine geviren tbra-ihim Peygamber, o giin bugiin, Dogu ve Bati arasi 
oyle bir koridor agmi^tir ki, iginden peygamberier sell akar; ve gi-^de gide o yol, insanogluna hedef 
gosterici ezeli ve ebedi teblig basamagma kadar varir. Bu basamagi O'na, kaina-itm yiizii suyu 
hiirmetine yaratildigi Varlik Nuruna, evvela Adem Peygamber, sonra Ibrahim Resul hazirladi; ve 
Kudiis'ten gegen koridor gizgisi Uzerindeki peygam-iberler sell hep O'na yol agti. 
Sevgilisinin Miracmda AUah'm adlariyle belirttigi gibi, biri «Mescid-ul Haram», obiirii «Mescid-ul 
Aksa»yi gergeveleyen iki miibarek beldeden biri ve ilahi vuslat yolunda ilk menzil, Kudiis.. 
Nasil «01U Deniz» dedikleri girpmtisiz golden ote-iye kum denizi ba§liyor ve orada hayvan, deve, 
nebat da hurma agaci §eklinde §ahsiyet bagliyorsa, buralarm hay-ivani da merkep ve agaci zeytin.. 
Dort yam putlarla gevrili, bu eski, gok eski tevhit beldesi ve etrafmda goktanberi bit.soy tUremi§tir 
ki, ba§ sanati tevhit sirrmi iginden zedelemek ve biiyiik miicerre-idi bir takim hileli te§hislerle 
maskeleyip en korkung ve sava§ilmasi en getin puta gevirmektir. 

Bu soyun ismi, Yahudi... Yahudinin §eklini tarif kolay oldugu kadar manasmi gergevelemek zor... 
Yahudi, mukaddes sancagi asli sahibine teslim et-imek yolundaki §anli nebilerin ilk teblig plani 
UstUn insan-ilar kadrosu tsrailoguUari yanmda, ihanetine kendi 6z pey-igamberlerinden ba§layip bu 
hiyanet ruhunu ayrica kadro-la§tiran, soyla§tiran, kavimle§tiren ve nihayet belliba§li bir irk ve 
millet haline getiren bir ilk ve temel tip.. O, na-isil ve nereden geldigi meghul, §u veya bu ruh 
keyfiyetin-ide miistakil bir irk degil, kendisini Peygamberinden ve saf irkindan koparmi§ ve aynca 
mayala§tirip irkla§tirmi§ 



I 

ayri bir soy... Yahudi, miicerret ve umumi manada irkiyle insanoglu kadar geni§, mU§ahhas ve 
hususi ruhu; ve yaHniz bu ruha hapsettigi irkiyle de kendi 6z kemmiyeti dere-icesinde dar.. Roma 
imparatorlugu devrinde medeni diin-iyanin %3, bugiin ise %1,5 kadari... O, iistiin be§eriyetin ginar 
agacindan geldi ve sonra kendi kendisini ginarin to-ihumundan o tiirlii ayirdi ki, ormana zakkum 
agaglarini saldi; ve saf tevhitten ta§layarak biitiin inani§larin ve bu inani§lar etrafindaki insan 
topluluklarinin gizli mikrobu oldu. 



i§te, ilk peygamberlerin biiyiik teblig kadrolanna ait zit ve fesat^i kutbu belirten ve onu irk gapinda 

Ureten Yahudiyi boyle gormek ve onu Peygamberlerinin soyun-idan bilmemek, hatta tarn ziddi 

kabul etmek, ba§lica kistas... 

Miladi tarihin ba§larinda biitUn Suriye ve Filistini, biitUn §imali Afrikayi, cenubi tspanyayi, Ren ve 

Tuna ne-ihirlerinin Bati ve GUneyindeki biitUn Avrupayi, Kinmi, Kafkas ve Iran sinirlarindan oteye 

biitiin kiigiik Asyayi igine almi§ ve Akdenizle Karadenizi liavuz lialine getir-imi§ bulunan Roma 

imparatorlugu, Yaliudinin, kan da-imarlarina girip en liassas naliiyelerinde gizli somiirgesine 

karargali kurdugu ilk biiyiik tarihi biinyedir. 

Fransiz Akademisinden biiyiik bir tarihginin olgii-isii: 

« — Tarihimizin ba§inda, Romalilar tarafindan Ya: hudilerin ufalanarak diinyanin her tarafina 

dagitili§i ve serpili§i bir asir kadar siirdiigii halde, onlarin hiicreleri, daha evvel, kiigiik birliklerle 

imparatorlugun her ko§esi-ini tutmu§tu.» 

Roma'lilarin me§hur (Oracles Sibyllins) isimli ki-itaplarinda Yahudi §6yle konu§turulur: 

« — Toprak, ba§tan ba§a seninle doludur; deniz bi-ile..» 



32 
33 



(Flavius Josef) §6yle der: 

« — Yahudisiz tek §ehir bulunabilecegini sanmak 

giiliingtiir.» 

Me§hur Yunan tarihgisi (Strabon)un fikri de ba§ka tiirlii degildir... Ve i§te eski Roma'mn fikir ve 

hikmet 

adami (Senek): 

« — Bu suglu kavmin adet ve usuUeri her memle-ikette karargah kurmu§tur.» 

Ba§ta Roma'lilar bulunmak iizere hakim milletler tarafmdan Yahudilere tatbik edilen bu saga sola 

dagitma ve serpi§tirme i§ine, Yunanlilar (Diaspora) ismini taktilar ve bu ismin kadrola§tirdigi kara 

takkeli, kara ciibbeli, ka-iranlik baki§li, sinsi tavirli, korkak edali ve aktor mimikli siiriilere derin bir 

nefret soziyle baktilar. 

isa Peygamberin, etrafmi alan 12 havarisine: 

« — Yarm horoz otmeden aranizdan biri beni ele 

verecektir.» 

Dedigi Yuda, i§te, be§eriyet ormanmm bu zakkum 

agacma ait ilk tohumlardan biridir. 

Onun dinini de, iginden ve di§mdan Yahudi bozdu; ve AUah'm derecede dordiincii olarak — 

Birinci, Kainatm Fahri; ikinci, Hazret-i Ibrahim; iigiincii, Hazret-i Musa, dordiincii, Hazret-i tsa — 

gonderdigi ve «Ahmed» ismiyle Sevgilisini miijdelettigi Babasiz Hak Peygambe-ire, ya AUah'm 

oglu demek, yahut onu hig kabul etme-imek yoUarmdan iftira etti. 

Hazret-i Musa Sina Dagmda tlahi hitaba kar§i erirken, gerilerde, altundan bir buzagi yapip tapan o, 

iffet heykeli Meryem'e zina isnat eden o, Hazret-i tsa'yi inkar eden o, kabul etmi§ goriiniip de 

Romali'lara gammazla-iyan o, tsa dininin saf goniilliilerine tuzaklar kuran o, ayni dinin goniilliisii 

kiligmda ilahi sifatlari zedeleyen ve Hak Dini yolundan gikaran o, tncil'i degi§tiren ve en vah§i 

ta-iassubu koriikleyen o, hepsi o; ve bugiine kadar hig degi§- 

nieksizin, yikici, bozucu, bogucu dehasiyle nice marifet-iler beceren ve iman, a§k, ahlak ve birlik 
gordiigii her top-ilulukta fesat merkezlerini kuran o, hep o... 



7'LER 

Hazret-i tsa'yi Romalilara satarf Yuda, bizzat tsa Peygamber sanilip (tslami kaynaklar gozunde 
hakikat bu-idur) garmiha gerildikten ve Babasiz Hak Peygamber goge kaldirildiktan tarn 5 yil sonra 
(sene 36) Yahudilerin tuza-iga du§urdugu ilk kurban, tsa dininin ilk mazlumu sifatiy-e (Etyen) 
oldu. (Saint Etienne - Sent Etyen), Aziz Et-ien... 

Bati dillerinde (Saint) kelimesi «aziz» manasina gelir. §u kadar ki, bu tabir, rastgele e§ya ve 
§ahislara bag-ili kiigiik alakalari gostermekte ele alinmaz ve «mukad-ides» sifati ile kari§ik olarak, 
yalniz, ilahi visale ermi§ far-zedilen insanlar hakkinda kuUanilir. Bizim, ancak Saha-bileri ve 
evliyayi yiikseltici sifatlandin§larimiz gibi... 

islam! olgiilerin mutlak ifadesiyle kabul edebiliriz ki, Kainatm Fahrinden sonra tsa dinine baglilik 
iddia edenlerden veli ve aziz gelmesi ihtimali yoktur. tsa dini-^nin velileri, sadece ve ancak bu dinin 
AUah'i tevhit ve tenzihte dalalete du§memi§ baglilari arasmda bulunabilir. Bu kat'i olgiiyii hig 
kaybetmeksizin o devre bir goz atan-ilar igin de, tsa Peygamberin havarileri ve onlari takip eden 
baglilar arasmda kimin bu sifata gergekten layik oHdugunu kestirmek miimkiin degildir. Zira tsa 
Peygambe-irin getirdigi iman fi§kiri§mdan sonra pek kisa bir zaman iginde Yahudi kalpazanligmm 
parmak izleriyle biitiin saf-ifet ve asilligini kaybeden bu hak din (islam §eriatine ka-idar hak din), 
kendi halis akideleri etrafmda kimleri barm-dirabilmi§tir, ebedi meghul... 



34 

35 

1 

Biz yalniz, AUah'm, topyekun zaman ve mekana hakim, son ve en iistun Resuliine kadar gelen 
devrede tsa dinini 6z saffet ve asliligi iginde hak kabul ederek, onun sadece bu devrede vardigi 
mazlumlari, AUah'i tevhit ve tenzihte dalalete dU§memi§ olmalari §artiyle birer gergek aziz ve §ehit 
sayabilir ve bugUn ilk tseviler Uzerinde tslami olgiiye gore belirtilmesi miimkiin olmayan ig 
haki-ikati AUah'a havale ederiz. 

Tekrarlamakta fayda vardir ki, Miladi Birinci Asir-^dan ba§layarak Yedinci Asrm ilk yiUarma kadar 
gelen gi-igirda her tsevi, AUah'i tevhit ve tenzihte kusursuzsa, velilik derecesine ula§makta engelli 
degildir; Yedinci Asirdan ileriye dogru BatUUarm, isim ba§larma birer «aziz» sifatmi ekledikleri 
biitiin hayali kahramanlar birer uydurma velidir; oncekilerdense kimlerin ilahi tevhit ve tenzihte 
kusurlu veya kusursuz oldugu, gozUlmez bir mu-iammadir. 

Mesela tsa dininin ilk mazlumu bildigimiz (Sent Etyen)e mahkeme huzurnda soylettikleri dogru 
olsa, onu «Teslis - Ugleme» inani§ma bagli bir insan kabul etmek gerekir ki, o takdirde kendisinin 
tsa Peygamberi anlama-. digmi ve Allah ResuUerine ait miinezzeh hakikati bilme-idigini iddia 
etmek en dogrusu olur. Fakat biz bu laflari, Hristiyan muharrirlere ait uydurmalar diye ele alir ve 
(Sent Etyen)in mazlumlugundaki Yahudi rolUnii hesaba katarsak, hakkmda bir tenzih kapismi agik 
bulundurmu§ oluruz. 

Nitekim ayni kaynaklar, Yahudi eliyle sahtele§tiril-mi§ tncillere dayanarak ayni sozleri bizzat 
Hazret-i tsa'ya isnat ederler ve ona, «Kaadir-i Mutlak»m, gok tahtmda sagma oturtacagi oglu 
oldugunu soyletirler. 

Merkezi Kudiis olan Yahudilik Ulkesinde, Yunan ve Roma Medeniyetlerine kar§i iki cereyan, 
goktanberi alip yUrUmU§tU. Biri, bu putperest topluluklara kar§i tam bir muhafazarlik, ihtilatsizlik, 
infiratgUik, kabuk igi nefs miidafaasi... Obiirii, onlarakucak agmak, kiiltiirlerini in-icelemek, di§ 



diinya ve madde Uzerindeki usuUerinden ve sistemlerinden faydalanmak, kendilerine onlan ve 
onlara kendilerini a§ilamak... Bu cereyanlardan biri Yahudiciltk, obiirii Yunancilik... 
ikinci cereyanin ba§inda, Yahudilikle Yunanliligi bulamag haline getirmi§, Yahudi asiUi, 
iskenderiyeli Yu-inan filozofu (Filon) vardi. Milattan 20 yil evvel dogmu§ ve 54 yil sonra 6lmu§ 
olan bu filozof, Eflatun'un idealiz-masini Yahudilerin «Kitab-i Mukaddes» anlayi§iyle ka- 
ri§tirarark, Yahudilikle Yunanlilik arasi bir mezhep yu-gurmu§ ve ileride «Neo-Platonizma — Ney- 
Eflatuniye» kurucusu (Ploten)i yeti§tirecek olan tskenderiye mektebi-inin ba§langici olmu§tu. 
isa dininin ilk baglilari, memur edildikleri be§eri gaye kar§isinda elbette ki, kendi hesaplanna ikinci 
cere-iyani destekleyecekler ve irkla§tirilmi§ Yahudi taassubu-inun kabuguna gekilmek isteyenlerde 
en biiyiik du§manla-inni bulacaklardi. ^unkii bu kabuk, her §eyden evvel tsa Peygamberin getirdigi 
soluga kapaliydi., 
Boyle oldu. 

Yahudilerin, Yahudiciltk ve Yunancilik gruplari arasindaki geki^meler §ahis ve aile haklarina kadar 
tesir edici bir gap kazandi; ve bu hal, gittikge geni§lemekte olan tseviler birligini birtakim tedbirlere 
zorladi. 12'ler (Havariler)in karariyle 7 ki§ilik bir grup te§kilatlandirildi. (Diacre - Diyakr)lar, 
hizmet ediciler... Ta§idiklari Yunan isimlerinden de belirdigi gibi, hepsi Yunana: Etyen, Fi-lip, 
Prokor, Nikanor, Timon, Parmenas, Nikolas... Arala-irindan biri de dogrudan dogruya Yunanli. 
i§leri, tseviler 



36 

37 

birliginin maddi ve mail ihtiyaglarini idareden ba§ka, her ge^it telkin, propaganda, hamle ve 

hareket... Bu gruba, bi-irinci derecedeki Havariler dairesine bagli bir icra ve aksi-iyon komitesi 

demek yanli§ olmaz. 

12'ler, 7'lere ellerini uzatti ve sonralarinin Hristi-yan anlayi§ina gore dua ettiler. 

§6yle: 

«-Ruh-ul Kudiis yardimciniz olsun» 

Boylece, Yahudiler igindeki Yunanci zumrenin ezilmesini hedef tutan cereyan,, kar§isinda, gogu 

Yunanci olan ilk tsevileri buldu. 

Bunlar bir gali girpi muhiti iginde yayildilar ve her tarafa ate§ sagmaya koyuldular. 

Hepsi geng, hepsi ding, hepsi hareketli, hepsi hare-iketgi... tglerinde (Etyen), en gozukara ve 

hararetli olani... 

(SENT ETYEN) 

Kendi zaman ve mekaninda hak olan tsa dininin tahrifgilik miiessesesi Hristiyanlik (Musluman, 

zamanin-idaki gergek tsevilikle Hiristiyanligi birbirinden ayirir) Aziz lakapli (Etyen)e, ilk 

kuruculara mahsus a§k, ate§ ve hareket seciyesinin en parlak orneklerinden biri diye ba-ikar. 

iskenderiyeli oldugu sanilan ve hakim (Filon)dan diline bazi cUmleler doladigi bilinen (Sent 

Etyen), Yu-nanciligi iginde korudugu imanini, ilk i§ olarak Yahudi muhafazakarlarina kar§i miithi? 

bir yenilik bayragi halin-ide agti. 

Ufuklari kovaliya kovaliya, iklimleri demetleye demetleye geziyor ve her rastgeldigine okunu 

sapliyor. « — Eski tuluma yeni igki konulmaz.» « — Eski bir harmaniden yeni elbise bigilmez.» 

isa Peygambere atfedilen bu sozleri adim ba§inda ^tekrarlayan (Etyen), Havarilerden (Sen Piyer) 
Kudiis do-ilaylarinda daha ihtiyatli bir dil kuUanirken, dogrudan dogruya Yahudiligin kar§isina 
dikilmeyi ve dU§manina tani hedef vermeyi mizacina en uygun i§ buldu. 



Filistin gune§i altinda pinldayan Roma migferi, tsa Peygamberin garmiha gerildigi zanm Uzerinden 

5 yil ge-iceli biraz g6lgelenmi§ti. Bu cihangirlik migferi altmda, gogiis, kol ve ayak adalelerini 

agikta gezdiren Romali so-imiirgeci, bir insan nefesinin allak bullak ettigi ve zapte-dilmez manalar 

aleminden haber verdigi bu esrarli iilkede nasil tutunabilecegini hesap eder gibi bir hal igindeydi. 

isa Peygamberi huzurunda sorguya geken Romali Vali (Pons Pilat) tmparator tarafmdan merkeze 

5agirilmi§ ve agir zuliim isnatlariyle suglandirilmi^ti. 

Yahudilerin ve Yahudiligin, kendisini serbestge hissettigi bir andi bu... 

Yahudi biiyiikleri toplandi, kara takkelerini biribi-rine yakla§tirdi; ve gittikge uzayan yeni miiminler 

dizinin kolba§isi mevkiindeki bu ate§li adama pengeyi atti. 

Yakaladilar, kollarma girdiler ve onu, bir sira et-irafmda halkalanmi§ kara takkeli, kara cubbeli ve 

karanlik baki§li hakimlerin kar§isma gikarttilar. 

(Havariler ve Mazlumlarm Kilisesi) adli eserin muharriri Fransiz tarihgisi anlatiyor: 

« — O, higbir an kellesini kurtarmayi du§unmedi. Nefsi igin bir savunma, tenezzul edebilecegi i§ 

degildi; o, imanmi haykirmaya memurdu. Oyle haykirdi ki, sesi her taraftan duyuldu. Gergek 

mazlumlarm edasi daima bu oHmu^tur ve hep bu olacaktir.» 

Yahudilik temsilcilerinin suratma §amarmi indirdi. Oyle indirdi ki, yeryiizunde mevcut biitiin 

Yahudilerin yanagma bir pargasi inen tung bir levha gibi bu §amar, biitiin Ulkeyi ihtizazlarla 

doldurdu: 



38 

39 

[»? 

« — Yahudiler! Boyunlari boyunduruklu, kalbleri ve kulaklari miihiirlU insanlar! Siz daima imana 

kar§i gel-idiniz! Babalarmiz da boyle yapti, siz de boyle yapiyorsu-inuz! Hani ya, atalarmizm ihanet 

ettigi Peygamberler ve emirleri? Atalarmiz, Mesih'in gelecegini miijdeleyenleri oldiirdii; siz de 

Mesih'in kendisine kastetdiniz! Size me-ilekler tarafmdan indirilen ilahi kanunlara isyan ettiniz! Siz 

lanetlenmi§ bir milletsiniz!» 

Bu kadari dayanilir gibi degildi. Hakimler ofkele-irinden haykirmaya ba§ladilar. 

(Etyen), basma gelecegi biliyordu. 

Fransiz muharririne gore: 

« — Daha o anda goklerin agilmi§ oldugunu farke-diyordu. Gokleri agilmi§ ve Ogulu Babasinin 

saginda oturmu§ goriiyordu. Hakimlere bunu da soyledi ve §u hi-^tapla kar§ila§ti: KUfUr, kUfUr!» 

Hemen bildirelim ki, o zaman Yahudi ve Yahudi-ilik nasil Babasiz Hak Peygamber Hazret-i tsa'yi 

tanima-imakla tam kiifUrdeyse, (Etyen)in soyledigi farzedilen bu sozlere kar§i kiifUr ithami da o 

kadar yerindedir. 

O Yahudilik ki, Adem Peygamberin babasiz yara-itildigina inanir da, tsa Resul'Un ilahi iradeyle 

babasiz vUcut bulu§unu havsalasina sigdiramaz. 

Ve Hiristiyanligin (tsa dininin tahrifgilik miiesse-isesi), Baba, Ogul ve «Ruh-Ul KudUs» 

anlayi§indaki sa-ipiklik.. Bu sapikliga kar§i Allah, miinezzeh hakikatini Kur'aninda bildirmi§tir: 

«De ki, O, Allah birdir; bir UstU birdir. Kimseye muhtag olmayan ve her§eyin kendisine muhtag 

oldugu Sa-med'dir. Ne dogurmu§, ne dogurulmu§tur. Ve biitiin bu Kainatin topu ona denk 

degildir.» 

(Etyen)in «G6klerin tahtinda oturan Baba ve onun sagina aldigi Ogul» sozlerini s6ylememi§ olmasi 

ihtimali-ini daha kuvvetli tutalim; ve hadiseyi, bir kiifiir §eklinin 



ba§ka bir kiifUr §ekline zulmetmesi diye ele almaksizin «acaba soyledi mi?» istifhamini daima 

muhafaza ederek neticeye gelelim: 

Mahkemeyi gevreleyen Yahudiler, hakimlerin bu tavri kar§isinda hemen (Etyen)e saldiriyorlar ve 

onu mey-idan yerine surukluyorlar. Romalilarin duramdan haberle-iri bile olmuyor. Zaten, kayitsiz 

putperestler olarak, bu i§-ilerle heniiz fazla ilgilenmek de istemiyorlar. 

Yahudilerce kiifiir su^unun cezasi «recm»dir; ta§a tutarak oldiirmek... 

Yuzlerini, baki§larini ve hallerini anlattigimiz Ya-ihudiler (Etyen)i ta§ yagmuruna tutuyor. O, 

alnindan ^ene-isine kadar inen bir kan duvagi altinda, kendisine bu zul-imii edenlerin bagi§lanmasi 

igin yalvarmaktadir. 

incil'lerden birinde, tsa Peygamberin §u sozleri soyledigi rivayet edilir: 

«Ben size haberciler, hikmet sahipleri ve bilginler gonderecegim. Bazilarini oldiirecek ve garmiha 

gereceksi-iniz; bazilarini da sinegoglarinizda i§kenceye yatiracaksiniz. Fakat gergekte, size 

bildiriyorum ki, biitun bu i§lerin cezasi sizin soyunuz ustiine 96kecek!» 

(Sent Etyen)i Hiristiyanlar, tsa dinine sadakatin kanla atilmi§ ilk imzasi bilirler. 

ZULUM SERiSi 

Kendi dar ve basis kemmiyeti ve yikici, guriitucu keyfiyeti iginde biitiin insanliga «ezelden 

lanetlenmi§ milletler» gozuyle bakan Yahudi, 2'inci Asirda «Aris-te'nin Mektuplarinda, halini §6yle 

tarif eder: 

« — Hakim, bizi, ruhta ve maddede saf kalalim ve higbir milletle kati§mayalim diye, kanunun demir 

duvar-ilari igine kapatti.» 



40 

41 

i§te, tsa Peygambere Roma'lilar eliyle tertipledigi kasttan sonra, Yahudi bu dinin ilk mazlumunu, 
6z eliyle ve ta§ altinda oldiirdii ve bu i§i, kolesi oldugu putperest-ilerden, Roma'lilardan evvel 
bizzat yiiriittU. 

tsa dini, Peygamberine edilen kasdm 5'inci yilin-^dan sonra qok agir yakan, fakat yaktigi yeri tarn 
kavuran ve higbir tedbirle sonmeyen gizli bir ate§ cereyani halinde geni§liyor ve heniiz (Imperium 
Romanum - Roma Impa-iratorlugunun gurur ve hakaret dolu gozune deh§et ver-imiyordu. Fakat 
Yahudiye verdigi deh§et muthi§... 

(Sent Etyen) hadisesinden 3 yil sonra, (Herod Ag-rippa), Yahudi ulkesinin kralidir. Roma'lilann 
tabi yahu-di krallari iginde, zulmii ve efendilerinden a§ilanma sefa-ihat ve azamet hevesiyle 
me§hur... Hayati, uzun miiddet Roma'da tiirlii rezaletlerle gegti ve sefahat arkada§i yari deli 
(Kaligula) Roma tmparatorluk tahtina gikinca, ken-^disine, sulalesinden geldigi Yahudi Kralligini 
ihsan etti. Sefih ve azametli Yahudi Krali, Kudiis'e debdebeyle gi-^rer girmez ilk i§i, yahudilerin 
gonlunu kazanmak igin, dini bir politika tutturmak oldu. (Herod), Yahudi benligi-ini ok§ayacak 
her§eyi yapti, dualarda agladi. Yunana ve Yahudicuerin arasini busbiitun agti, Yahudiciligin biitiin 
esaslarini devlet himayesi altina aldi; ve yeni dinden bahsedenlere kilicini gevirdi, ilk hamlesi, 
Havarilerden (Jak)i, kisa bir soru§turmadan sonra oldiirmek... 

(Jak)i ihbar eden Yahudi, havarinin, yargiglara kar-i§i gosterdigi cesaret ve heybetten o hale geldi 
ki, orada, mahkeme heyeti kar§isinda avaz avaz bagirdi: 

— Ben de tsa dinindenim; i§te §u anda giriyorum! Beni de oldiiriin! 

ikisini birden hiikiim yerine gotiirdiiler, Havariyi ve ihbarcisini birbirine baglanmi§ olarak... Orada, 
Hava-irinin ihbarcisi, yanaklari ate§ ve gozleri kan dolu, kurba-inina dondii: 

— Oliimiine sebep benim! Ben de seninle beraber oliiyorum! Beni affediyor musun?. 



Havari ona dikkatle bakti ve minldandi: 
— Selamet senin uzerine olsun! 

Ve Havari, eski hain, yeni sadik, oliim arkada§ina sarilip onu optii. 
Kiliglar parladi ve gittiler. 

(Herod Agrippa) bu arada, oldiiriilmesine heniiz geyrek asir kadar bir zaman bulunan, Havariler 
iginde en me§hur, «Havarilerin Prensi» lakapli (Sen Piyer)i de tut-iturdu ve zindana attirdi. 
01durulmu§ §eklini ileride gorecegimiz (Sen Pi-yer)e bu kisa hapisliginde edilen muamele, zamanin 
hala o zaman; ve devranin hala o devran oldugunu gostermek bakimindan pek manalidir. 
Hucresinde, her biri dort askerlik dort gurup, si-^rayla nobet bekliyor; ve Havari, dort gift hanger 
goziin te-imasindan bir an bile uzak tutulmaksizin, her i§kence aletinden beter, manevi bir kiskag 
iginde bunaltiliyordu. ^iinkii niifuz ve tesirinden, yani hakkindan korkuluyor; ve §ayet kagirilacak 
olursa, bu hakkin tepelerine inece-iginden odleri patliyordu. Muhakeme edilmesi igin yortu-ilarin 
gegmesi bekleniyordu. tki zincirle duvara bagli, gozlerini kirpmadan kendisine bakmaya memur iki 
aske-irin arasinda oturmaya ve uyumaya zorlanan, ayrica hiic-iresinin kapisinda da iki asker 
bulundurulan (Sen Piyer), bir gece... Evet, bir gece... Her nasilsa zindandan kurtu-iluyor. 
Hiristiyan kaynaklarina gore bir mucize olmu§tur. Boyle bir gece, bir melek gelip, uykudaki 
Havariyi ha-ififge durtmu§ ve: 



42 

43 

— Kalk ayaga, demi§tir; kurtuldun! 

Gozlerini deh§etle agan (Sen Piyer), zindan hiicre-isinin muthi§ bir i§ik gaglayaniyle doldugunu ve 

askerlerin yigilip kaldigini g6rmu§tur. Ayaga kalkmi§, zincirler yere d6kulmu§, (Sen Piyer) 

yurumu§, yuriidiikge rastgeldigi kapilar kendi kendisine agilmi§ ve tsa Peygamberin en biiyiik 

havarisi bilinen (Piyer), bir anda kendisini, iistiin-ide yildizlar kivilcimla§an gok kubbenin altinda 

ve serbest bulmu§tur. 

isa dininin hak bildigimiz devresi iginde de olsa, kaynaklarma nispet ederek kendimizi inanmakla 

miikellef gormedigimiz bu menkibe, bize nihayet §unu ogretir: 

Roma'lilara tabi Yahudi Kralinin agtigi ilk zulum devresinde (Sen Piyer), yalniz hapsedilmekle 

kalmiyor, asrimizda bile ge§itli ulkelerde fikir ve iman adamlarina tatbik edilen ruh torpuleyici 

i§kencelerin hepsini tadiyor ve hapisten, her nasilsa, kurtuluyor. 

Gece karanliginda Kudiisun daracik sokaklarindan bir golge gibi kayarak tsa Peygamber 

baglilarinin toplu bulundugu gizli eve giden ve yolda§larinin deli baki§lari oniinde durumu bildiren 

(Sen Piyer),-oradan meghul bir semte dogru, golgesini ve ba§ini alip uzakla§iyor. 

Yahudi Kralinin ofkesi biiyiik.. Biitiin Kudus'Un bunlardan temizlenmesini emrediyor. Kalkanli ve 

miz-irakli askerler, ku§ku veren her evin kapi§ma dikiliyorlar ve igindekileri yeni ufuklara dogru 

gekilmeye zorluyorlar. 

§imale dogru, dere tepe diiz, hicret... ^ekildikleri yer, (Sen Piyer)in de gekildigi sanilan, yeni dinin, 

Ku-idiis'ten sonra merkezi Antakya... 

YAHUDi DEVLETiNiN SONU 

Miladin 50'nci yilinda yeni dinin ate§i, Filistinde kill altina gekilmi§ gibi... 

Yahudi, durumu §6yle yorumluyor: 

— Artik gev§ediler! ^uriime ba§ladi! 



Bu ate§, diinyanin birgok noktasinda, yuvasina oturmu§ kivilcimlar halindeyken Filistin'de ilk 
piriltilan-ini kaybetmi§e benzemekte.. Kudiis sokaklarinda birkag korkak golgenin iki biiklum 
karartisina siginan tsevilik tavri artik: 

— Heyyy, insanlar! Kalkin mezarlar agiliyor! 
Diye giglik koparircasina, evlerin kapilanni tok- 
maklayamaz ve sesini yiikseltemez olmu§tur. 

Heniiz Romalilardan oldiirucu bir darbe yemedigi-ine gore, onu engelleyen nedir? Yahudilik, 

yahudi §eddi mi? 

Hayir! Fakat biribirini kovaliyan ve tek nefes al-dirmamayi hedef tutan zulumler kar§isinda yeni 

dinin baglilari, artik tepeden inme baskin tesirini kaybettikleri ve du§manlarini iyice uyandirmi§ 

olduklari i^in, bir ihti-iyat ige kapanma gigirma girmi§lerdir. 

O sirada (An) isimli bir hahamba§i, tsevi birligini kokiinden kazimak igin yapmadigini birakmaz. 

isevi bil-idiklerini, (Sanhedren) isimli Yahudi Mahkemesinin kar-i§isma gikanr; ve Mabette, halka 

kar§i, isa Peygamberi inkara zorlar: 

Bagira bagira §6yle kar§ilik verirler: 

— Asia! Asil sizi, sizin guruttugunuz Mabedi 
inkar ediyoruz! ' 

Bunlari alirlar, bir ipe baglarlar ve yiiksek bir yar-idan uguruma atarlar. Olmeyip kivrananlari da 

ta§la oldii-'rUrler. 

Iseviler, ugurum diplerinde kan ve et peltesi... 



44 

45 

O siralarda yahudiler kendilerini oyle kuvvetli his-isettiler ki, Roma migferine bile dil gikarmaya 

ba§ladilar. Bu hal, nihayet, bir iki Roma temsilcisinin sertligi kar§i-ismda, Roma imparatorluguna 

ba§kaldirmaya kadar gitti. Fakat hayali bir krallik §eklinde olsa bile Roma'nm ayak tabani altmda 

hayat siiren bu milletin (Makabe)ler devri riiyasma (Imperium Romanum) adli gurur devleti 

tahammiil edemezdi. 

Etmedi. 

Kralm muhafizlarmi kiligtan gegirdikten ve sarayi-ini ate§e verdikten sonra Yahudiler, Filistinin 

birgok ye-irindeki Roma garnizonlarma kadar saldirdilar. Roma, isevilere ettigi zulumlerden sonra 

birdenbire nefsine gu-iveni artan yahudi hirsma kar§i, bir iki yil, kiigiik tedbir-ilerle cevap vermeye 

bakti ve biiyiik bir §ey yapamadi. Durum (Neron) devrine kadar siirdii. Nihayet, Yahudili-'gin de, 

iseviligin de dU§mani bu kanli putperest, 67 yilm-^da (Vespazyen) isimli generali 60.000 ki§ilik bir 

orduyla, Suriye'den cenuba dogru harekete gegirdi. Daglik mmti-ikada 1 1 .000 ki§i kaybeden ve bir 

an duraklamak zorunda kalan tmparatorluk Ordusu, yeni bir hamleyle ileri atildi. Bu defa 

(Vespazyen)in oglu (TitUs) kumandasmdaki or-idu, Filistini silip sUpUrdii. Kudiis'U sardi ve 

dU§UrdU. 

Korkung tarihi manzara: 

BUtUn Kudiis harabe... Mabet yakilmi§, yikilmi§ yerle bir edilmi§tir. Roma somiirge suvarisinin 

nallari aHtmda sayisiz yahudi cesedi... 

Yahudi kadmlari, mahzenlere sigmmi§, biribirine sarilmi§ titre§iyorlar. Atlilar buralara kadar 

giriyor ve on-ilari, kimini terkiye gekerek, kimini sagmdan tutup suruk-ileyerek goturiiyor. 

Roma'lilar yahudi oluleri kar§ismda, hayvanlara duyulacak rikkati bile hissetmiyor. Bu rikkat- 

sizlik, Romali vah§etinden mi, Yahudinin acmmaz bir mahluk olmasmdan mi geliyor? 



Miladi ikinci Asnn tarihgisi (Hejezip)ten ogren-idigimiz sahnelere gore Miladi 70 yilinda 
Roma'lilarin ve emirleri altindaki somiirge birliklerinin topuklari altin-ida ezilen Yahudilik, 
ugradigi tarihi belalarin en biiyukle-irinden birini ya§ami§, tsa Peygamber ve yakinlarina etti-igini 
bulmu§tur. Artik ne sozde krallik, ne hayali devlet, ne sinif te§kilati, ne din reisligi... Roma'lilar 
Yahudi YUksek Mahkemesi (Sanhedren)i kokiinden kaziyorlar, dim reislik makamini kaldinyorlar 
ve Yahudi Ulkesini Suriye'den ayirarak, iginde ayri higbir temsilcisi olmayan bir Roma eyaleti 
haline getiriyorlar. Kudiis, Roma leji-yonlarmm ki§lasi oluyor: 

Ve ilahi cezanm gizledigi hikmete bakm ki, biitiin yeryiizunde mevcut her yahudinin Mabede 
odemekle miikellef oldugu vergi, bu defa putperest Romalilar tara-ifmdan ve uydurma tanrilari 
(Jupiter) adma almmaya ba^-iliyor! 

Artik isa dininin baglilari, daima ve her biiyiik davada oldugu gibi, merkezden muhite ziplami§lar 
ve Suriye kiyilarmdan ba§layarak Anadolu'nun cenubundan kivrilan, batismi yalayan, Trakya ve 
Yunan sahillerini ta-irayan, ttalya'ya atlayan, Roma'dan gegen doniip Misir ve Filistin'de 
tamamlanan bir yuvarlak uzerinde biiyiik (ak-siyon)merkezlerini burgulamaya koyulmu§lardir. 
Artik isa dininin mazlumlarmi buralarda takip ede-icegiz. 

Buralarda, Yahudilerin tirnagi, degnegi ve ta§ yag-imuru yerine, aq arslanlarm, lejiyonerlerin 
kasaturalari ve giplak insanlarin kollarim ve bacaklarim dort ayri istika-imete geken katirlar vardir. 



46 

47 

(SEN POL) 

Nasraniligin ilk mazlumu bilinen (Sent Etyen) ta§-ila oldiiriilUrken manzarayi seyredenler arasmda 

bir geng maddi g6rUnU§U hayli tiksindirici bir geng... Suratmda kimbilir hangi ruh deh§etinden 

gelen bir sinir takallusU, dudaklarmi germi§, agzmi ve di§lerini meydanda birak-imi§... Bu 

dudaklarda, kalbin i§tirak etmedigi korkung bir siriti§... Saglari vaktinden evvel dokiik, burunu 

minkaari, derisi soluk...Kisa boylu, zaif yapili, bir dokunu§ta dokii-ilecek kadar entipUften bir 

govde... 

(Sent Etyen) yahudi ta§lari altmda yere yigilmca, o ana kadar k6§esinden ayrilmayip sessiz sedasiz 

manzara-iyi seyreden bu geng, ilerleyip celladba§mm yanma geldi ve yalvardi: 

— OlUniin elbiselerini bana verir misiniz? 

Bu geng Yahudi gelenegine bagli ve Yunancilik cereyanma aykiri (Farizyen) mektebindendir ve 

ismi (Sa-Ul)dUr. §Uphe gekecek biri degildir, hususiyle ta§km zekasi ve Yahudilige ve Yahudiciiige 

a§iri sadakatiyle me§hur... 

istegini yerine getirdiler. 

Miladm 5'inci senesiyle lO'uncusu arasmda Tar-isus'ta dogan ve oradan Suriye'ye gegip miibarek 

sahaya ayak basan bu Yahudi genci, ba§langigta, ruhunu tsa Pey-igamber soluguna taassupla 

kapami§, azili Yahudicilerden biridir. Babasiz hak Peygamberin garmiha sUriiklenmek istendigi 

hengamede 20-25, (Sent Etyen)in ta§lanmasm-ida da 25-30 ya§larmda bulunan girkin Yahudi 

timsali bu geng, korkung; evet, korkung denilecek kadar derin ve ukdeli bir ig hayata malik... 

ileride ondan §6yle bahsedeceklerdir: 

«incirin §ahislari arasmda, tsa'dan sonra, en canli, en tamam, yiizUnii en berrak gordiigUmiiz odur. 
Onun parmaklarmi yaralarcasma gozdiigU meseleler, insan idra-ikini ebediyen yirtan soydandir. Biz 
onun en kiigiik, en hurda lafmi duyar duymaz hemen sahibini tanir; ve yalniz her§eyini feda etmeyi 
bilenlere mahsus bu esrar tonunu sezeriz.» 



ileride Hiristiyanlann bu riitbe mefkurele§tirecegi, maddesi ve ruhiyle bu hilkat garibesi geng, 
Yahudi irkina mahsus muazzam tecrit zekasinin ve bazan bu irktan her-ihangi bir fertte tecelli edici 
derinligine ig hayatinin, hala gergek yonii tarn anla§ilamami§, muhte§em ornegi... ilk tseviler 
arasinda en ileri hamlenin sahibi kabul edilebile-icegi kadar, Babasiz hak Peygamber'in miinezzeh 
dinini iginden bozan ve onu «Teslis-u9leme» akidesine gotur-iinU? olan gizli Yahudi dehasinin 
temsilcisi de olabilir. Bu hareketinde de samimi veya maksatli bulunabilir.. Onun esrarli simasinda 
her§ey mumkiin goriiniiyor; ve her§ey-den evvel, §uphe, miinezzeh tsa dininin pek kisa zaman-^da 
bozulmu§ olmasi vakiasi oniinde, gozlerini bu garip adama dikmekte hak kazaniyor. 
Unutmayalim ki, mill! ve itikadi her birligi yikma-iya memur her yahudi dehasi 19'uncu asirda 
Komiiniz-mayi bir Yahudi eliyle (Karl Marks ) kurarken, 20'nci Asirda ayni §eyi yikmak i^in yine 
bir Yahudiyi (Hanri Bergson) kullanmi§ti. 

ibrani dilinde (Saul), frenklerin agzinda (SaUl),-nam-i diger (Sen Pol), tsa dinine kazandirdigi iddia 
edi-ilen (mistik) buutlar bakimindan , bu dinin gergek mana ve esrarini ilk defa bozmu§ olmanin 
sanigidir. 



48 

49 

«Hak»la «batil» arasi ba§d6ndiiriicii zikzaklar gi-izen bu garip ruhun (Saiil)den (Sen Pol)e yol 

verici devre-isi 30 ya§larinda... Ve — hayali bir mizansen olmasi 90k muhtemel nakillere gore — 

mucize gapinda bir tecelliden sonra... Hiristiyan kaynaklarinda bu tecellinin ismi «Sa-urun 

ihtidasi»dir; (Sen Pol) olmaya ayak basmasi... 

30 ya§larinda var, yok... Kudiis'ten §am'a uzanan, piyade yuruyu§uyle 15 giinluk yolun 8'inci 

guniinde... Yolunda biitiin iklimler ve mevsimler dizili... Mevsim yaz oldugu halde ba§larina kardan 

takkeler giymi§ dag-ilardan, ate§ ustunde igi bo§ bir tava gibi kavrulan ova-ilardan ve kum 

yoUardan gegiyor. ^am kokusundan ya-inik kokusuna, yasemin ve gulden devedikenine kadar, 

burnuna ve gozune hitap eden biitiin bir tezat dehlizi iginde yol aliyor. Sanki kendi ruhunun iginde 

seyahat ediyor. Elinde degnegi, gozii sonsuz tekerlek izlerinde, hep dia§ianerek yiiriiyor; ve goge 

dogru mu giktigi, yere dogru mu indigi, one veya arkaya mi yon gosterdigi meghul bir yol iizerinde 

mesafe aliyor. 

Bir ogle vakti... Aydinlik iginde miathi§ bir aydin-ilik, kor edici bir i§ik... G6kten"bir i§ik fi§kirmi§ 

ve bir kartalin ser^eyi kapmasi gibi onu pengesi igine almi§tir. (Saiil) yere yikiliyor Gaiplerden bir 

ses: 

« — Saiil, Saiil, nigin bana i§kence ediyorsun?» 

(Saiil) inildiyor: 

« — Kimsin sen, Efendimiz?» 

Ses: 

« — Ben isa'yim; i§kence ettigin!» 

(Saiil) biitiin canini dudaklarinda toplayip haykiri-iyor: 

« — Efendim! Ne yapmami istiyorsun?» 

« — Ayaga kalk, kendine gel, §ehre gir! Orada ne yapman gerektigini anlarsin!» 

I§ik kesilmi§ ve tepe noktasindaki giine§e ragmen 

ortalik kapkara bir renk baglami§tir. (Saiil)iin yol arka-ida^lari da bir takim fevkaladelikler 
hissetmi§ler, anla^iHmaz miriltilar duymu§lar, onun evvela yere yigildigini, orada dudaklarinin 
kipirdadigini ve sonra ayaga kalktigi-ini g6rmii§ler, fakat higbir §eye akil erdirememi§lerdir. 



Dogrudan dogruya kendisi tarafindan da ortaya atilmi§ ve hatta bazi §ahitlere istinat ettirilmi§ 

olmasi akla yakin bulunan ve Hiristiyanlarin «Kitab-i Mukaddes»ine aynen giren bu hadise, artik 

(Saul)un yahudi kiligini de-igi§tirmi§ ve ona (Sen Pol)un harmanisini giydirmi§tir. 

Kendi tabiriyle «5arpilmi§, fakat ezilmemi§, her§e-yi alinmi§, fakat iimidi alinamami§; vurulmu§, 

fakat yok edilememi§» olan bu adam, artik yine kendi ifadesine go-re, aldigi «§ifasiz yarayla 

ya§amak» zorandadir. 

Temmuz gune§i altinda (Saul)un gegirdigi bu hali, bir (Histeri), sar'a hatta sadece muvazenesiz bir 

biinye Uzerinde gUne§ garpmasi tesirine baglayan miispet ilimci ve itikatsiz Avrapalilar varsa da, 

biz senedimizi boylele-rinden almak mevkiinde degiliz. Biz bu gibi tecellilerin, gergek sahiplerinde 

hak olduguna inanan, biiyiik mizana bagli ruhgular sifatiyle, maddecilerin bu te§hisini redde-ider; 

ve (Saiil), nam-i diger (Sen Pol)Un te§hisini kendi mizanimizda arariz: 

(SaUl)U (Sen Pol)Un e§igine yiikselten bu hal, asliy-ile mevcut bir gergegin mUthi§ bir kurmay 

dehasina sahip bir elde taklidi; yahut uzun riyazetler neticesinde eri§il-imi§ ve hakka asla hiiccet 

te§kil etmeyici ruhi bir harika (islam diliyle istidrag) §Uphesinden kurtulamaz. Zaten onun, tsa 

Peygambere yeti§tigi halde havarileri arasina girmeyi§i, uzun miiddet tsevilere kar§i takindigi tavir 

ve sonradan birdenbire bu dinde en biiyiik olmaya dogru gosterdigi vasiilar, bu mevzuda daimi 

birer §Upiie... 

Aldigi iddia edilen semavi emirden sonra (Sen U, §am'da, bir mabede biti§ik bir yaliudinin evinde. 



50 

51 

ag, susuz, dua eder ve g6zya§i dokerken buluyoruz. Ora-ida kiigiik bir tsevi halkasi, gizli toplanti ve 

ibadet halin-ide... Hatta, (Ananyas) isimli biri de, gokten, bu evi bulup orada (SaUl)U aramak ve 

etegine yapi§mak emrini almi§-itir. Bir de boyle bir iddia vardir. Bizzat (Sen Pol)Un icadi olup 

olmadigi meghul bir adam... O ve (Sen Pol) ba§ba§a veriyorlar ve «kendinden uzakla§ma, ba§ka bir 

hale geg-ime» tecriibesine giri§iyorlar. 

Ash, islam tasavvufunun «Fena-fillah» tabirindeki, kelama sigmaz hal olan bu olu§, kendilerince 

nasil ve hangi usuUedir, bilmiyoruz. Hiristiyan Mistisizmasmda bizim biiyiik kaynagimiza bagli ve 

ismi «tasavvuf»olan ruh terbiyesi sisteminden higbir eser yoktur. Sadece ede-ibiyat; ve fantezi 

planmda di§a ait siis... Evet, bizde biitiin ve hususibir rejim belirten bu davalarm davasmda (Sen 

Pol), birtakim di§ benzerliklere gore ne gibi bir yol takip ediyordu, bilmiyoruz. Bildigimiz bir§ey 

varsa buna ileri-ide Hiristiyanlar sadece bir tabir olarak «isa'da ya§amak» diyeceklerdir. Boylece 

tabirdeki sapiklik bile ortaya gika-icak; ve biiyiik islam velisinin: 

« — AUah'm seni sende oldiirmesi ve kendisiyle di-iriltmesi...» 

Diye belirttigi iistiin gaye, daima miinezzeh kala-icaktir. 

ilklerden, Havarilerden, 12'lerden olmayan, iistelik onlara kar§i tiirlii tertipler koriikleyen (Sen 

Pol)iin Havarilik unvani «Jantiy'lerin Havarisi - Putperestlerin dine gagiricisi»dir. 

Bu role, Miladi 40-45 siralarmda, 35-40 ya§larmda 

atildi. 

Evvela Arap illerinde seyahate gikiyor; ve goUerde 

kivrim kivrim kum dalgalari kar§ismda, kendisini sahilsiz bir dii§iince denizine atiyor. (Karantal) 
Dagmda kendisini tefekkiire veren Hazret-i isa tavn iizerinde oldugunu soy-iliiyorlar. 
Oradan §am'a doniiyor ve bayragmi agiyor; 
— Mesih!.. iman!.. A§k!.. 



Kendisini gorenler ve eskiden bilenler, ruhundaki bu tepeden inme degi§ikligin sebebini 

bulamamakta; ve onun Peygambere eski du§manligini du§unerek bir tuzaga kar§i olup 

olmadiklarini hesaplamakta... 

§am'dan, eski ocagina, kafir terkettigi Kudiis'e do-inu§.. . Sebep? Orada, du§man ayrildigi 

havarilerden bula-ibildigini bulacak ve onlarla yeni nefesin yayilmasi yolun-ida mahrem 

anla§malara girecektir. Derhal aci bir §uphe tavriyle kar§ila§iyor. tlkler, bu eski zalim (Farizyen)e 

ve onun hidayet iddiasina inanmiyorlar. Bu hal, havarilerden (Bernabe)nin - kendisi Kibrisli, obiirii 

de Tarsuslu - (Sen Pol)e kefil olu§una kadar suriiyor. (Sen Pol) boylece Havariler tarafindan 

benimsenmi§ ve artik onlarin da online gegerek biiyiik kavganin yolunu agmi^tir. 

Fakat muradina ermekten uzak. Zira Havarilerin topyekun goniillerini kazanamami§, aksine, 

bunlardan Yunanci olanlarin muthi§ kinlerini gekmi^tir. Hatta Hi-iristiyan kaynaklarinin pek 

karanlik gegtigi ve adeta elga-bukluguna getirdigi bir ifadeye gore, «du§up kalktigi Yu-nancilar 

onun hayatina kasdetmek istediler.» 

Bu nokta, tsa dininin saffet ve asliyetini ilk bozan isevilik iddiasinin (Sen Pol) oldugu uzerindeki 

§uphemi-izin en manali i^aretgisidir. Nitekim, yine (Sen Pol)den ba§ka kimsenin §ahitlik 

edemiyecegi §ekilde, giiya tsa Peygamber (Sen Pol)e goriiniiyor ve emir veriyor: 

« — Kudiis'ten 51k!... Buradakiler senin §ahit ol-autlarina inanmazlar! Burayi birak ve git! Seni 

uzaklara, Putperestlere g6nderecegim!» 



52 

53 

Havarilerden, yalniz, kefili (Bernabe)den iltifat ve i§tirak g6rmu§ olarak evvela Tarsus, sonra 

Antakya... Artik o Hiristiyan ifadesiyle «dunyayi salibe davet etme-iye hazir»dir. 

« — Ben bir adam taniyorum ki, vucudiyle mi, vucut-suz mu, bilemem, yalniz Allah bilir; tsa'nm 

iginde iiguncu goge kadar yiikseldi ve oyle §eyler gordii ki, agiklanmalari yasaktir.» 

(Sen Pol)un bu sozlerini bazi Hiristiyan muharrir-iler, Hiristiyan Mistisizmasinin temeli sayarlar. 

(Sen Pol)un putperestler alemine kar§i hareket ve hamlesi, mekan olgiisuyle iki safha belirtir: Biri, 

Anado-ilu, Ege dolaylari, Yunan illeri...ikincisi Roma.. Hepsinde hedef puta tapanlar; 

ikincisindeyse puta tapanlarin mad-ideye hakim, biiyiik kuvvet ve ni2am kadrosu.. O halde gaye o, 

Roma imaparatorlugu.. Yaya gegtigi yoUari, 13 yilda 20.000 kilometre hesap ediyorlar. 

(Sen Pol)iin hakikati ne olursa olsun, inandigi §ey ugruna kendisini veri§i, higbir zaafa dii§meyi§i ve 

gelik-iten iradesine higbir gatlak dii§iirmeyi§i sadece korkung!.. Herhangi bir kiifiir yolunda da 

tecellisi miimkiin olan bu irade ve fedakarligi, hak yolunda olduklarini bilenler, kendi asli mallari 

ve fitri icaplari saymalidir. 

(Sen Pol)iin eski Yunan dokiintiisii memleketler halkina ve Roma'lilara gonderdigi bir seri name 

vardir ki, (Epitr'ler) ismi altinda toplanmi§tir ve «Hristiyanlik Dii-i§iincesinin §aheseri» bilinir. 

(Sen Pol)iin bu gezilerinde, yava§ yava§, etrafini saran, kendisini koruyan ve davasini payla§an bir 

halka, 

jneydahlaniyor. Bunlann ba§licalari, (Mark), (Tit), Romali I(Siia), (Timote), Yunanli doktor 

(Luka)... Kadinlar da, i(Lidi), (Prisilla)... 

YoUarda (Sen Pol)iin binbir keramet gosterdigi id-idiasi da var.. Bir baki§ta iyi ettigi anadan dogma 

felgliler, tiirlii illetlilerden sonra, bir giin kendisini ta§ yagmuruna tutanlarin oldiiriicii vuru§larma 

ragmen yikildigi yerden kalkiyor, kan revan iginde uzakla§iyor ve yaralan birden kapaniveriyor. Bu 

yaralardan, alninda, ellerinde ve ayak-ilarinda kalan izler (Hristiyanlara gore hag sembolii) hig 

silinmemi§... 



50'nci yilin sonbahannda Atina... Her §eyi inkar edici giirumii^ kalabaliklann karargahi haline gelen 

Ati-. na, onu fena halde alaya aliyor. Oldiikten sonra dirilmeye ait sozlerine kahkahayla kar§ilik 

veriyorlar ve: 

— §imdi aynlalim da, ba§ka bir zaman seni dinle-iriz! 

Deyip dagiliyorlar. Fakat (Korent) halkina yazdigi name hemen tesirini gosteriyor ve (Sen Pol)u 

hakim hu-izuruna surdiirecek kadar kuvvetli bir inani§ seli (Korent) sokaklarmi ta§iriyor. 

53'de Efes ve orada iki yil kali§... Bu iki yil iginde bayragi altmda toplananlarla uzun ve igli di§li 

dU§Up kalkmalar, istigrak ve tefekkiir devresi ve sonunda bek-ilenmedik bir ruh haleti iginde 

Filistine donmek niyeti... 

Artik (Sen Pol)Un, canmi verme noktasi Roma'da bitecek olan ikinci yol safhasi agilmi^tir. IB" 

— Gitme, kal! 
Diye yalvariyorlar. 

Fakat o, semavi bir emir almi§ gibi: 

— Gidecegim! 
Diyor ve gidiyor. 



54 

55 

Mazlumluk gigirmm ba§mda (Sen Pol) §ohretinin zirvesindedir. Adim adim ektigi isim, 20.000 

kilometre boyunca, Roma tmparatorlugu kadar yaygm... Herkes onu konu§uyor ve hayaline gore 

portresini giziyor. 

Katolik edebiyatmm «GUnahtan gelen insan», «isa'nm giizel kokusu», «Vucuttaki diken», «Salib 

Cin-ineti» diye ba§liklandirdigi meseleler ve 16'nci asirda (Luter)in §iddetle protesto edecegi - 

Protestanlik hareke-iti- selim akla zit inani§lar, ilk temel kurucusu olarak ona dayanir. Bazi 

Hristiyan fikircilere gore «Hristiyanligm gergek icat edicisi bu, Tarsus'lu Yahudi»dir. Onlarca (Sen 

Pol), dine kendi hususi mizacmi getirmi§tir ve «isa'nm uluhiyetine inanmaz ve ortaya koydugu 

bunca girift dava ve meseleyi Hazret-i tsa'dan almi§ olamaz.» 

Fakat bu koyu katolikler bu g6rU§e tUkiiriirler ve «Kafirlerin Havarisi»nde, Hazret-i tsa'ya simsiki 

bagli olarak Hristiyanligm biitUn hakikatini goriirler. BUtUn bunlar da bizim, (Sen Pol) Uzerindeki 

§Uphemizin, tslami olgiisUyle, ne kadar yerinde olduguna delil... 

i§te, en sonra Efes'deki iki yiUik a§ilama devresin-^de, Hristiyanlik Teolocyasmm kanunlarmi — 

dogmalar, dim naslar — daha geni§ talim ve telkin eden (Sen Pol), birdenbire igine nasil dU§tUgU 

belirsiz bir hisle Filistin'e donmek kararmi verdigi zaman, Roma'da nihayete erecek olan olUm 

gizgisine girmi§ bulunuyordu. 

58 yilmm (Pan toko t) yortusundan biraz evvel tz-imir kiyilarmdan gemiye bindi ve Filistin 

sahillerine gikti. Orada, meczup sandiklari bir yari deli (Sen Pol)Un kar§i-isma dikildi, onun 

belindeki kemere yapi§ti, gekti, gikardi, kendi ayaklarma sardi ve haykirdi: 

« — Bu kemerin sahibi, Yahudiler tarafmdan i§te boyle kosteklenecek ve kafirlere teslim edilecek!» 

Ve oradaki Hristiyanlar, (Sen Pol)e, Kudiis'e uzan-imamasi igin aglayarak yalvardilar. 

Cevap verdi: 

« — Aglamaym.ve gonlUmii daglamaym! Ben, Efendimiz tarafmdan, ba§ima ne gelecekse ona 

memu- 

I rum!» 

(Sen Pol)Un ayak basmasiyla Kudiis'te Yahudi I ayaklanmasi ta§km oldu. Yahudilik (Sen Pol) 

isimli eski yolda§mda, irkmm, kendi kendisine y6nelmi§ en biiyiik hainini goriiyordu. §ehir 



birbirine girdi. (Sen Pol)un, he-isap soran kalabaliklara yaptigi agiklamalar degersiz kaldi. I Her 
§eye daima uzaktan ve nefretle bakan ve bu geki^me-I leri a§agi milletlerin §irretligi diye goren 
Romali, birkag Jkere Yahudilerle uzla§masini emrettigi halde olamadigini [goriince (Sen Pol)u 
yakalatti ve askeri garnizonda sorgu-lya gektirdi. «Kafirlerin Havari»sini, Romalilarm esirlere 
Itatbik ettigi (Flagellum — kamgilanma) cezasina garptir-lmak istediler. 
(Sen Pol) buna itiraz etti: 

« — Beni dovemezsiniz! Ben Roma vatanda§iyim ve hiikiim giymemi§ bulunuyoram!» Vali'nin 
kar§isinda: 

— Ne o, sen Roma vatanda§i mi imi§sin? 

— Evet! 

— §erefli unvan! 

— Malik oldugum §eref ! 

— iyi ama ben, bizzat, Roma vatanda§i unvanmi 
kazanmak igin hazineler sarfettim! 

— Olabilir! Ben dogu§tan Roma vatanda§iyim! 
Vali bu baglilik ifadesinden o kadar ho§laniyor ki, 

(Sen Pol)u birakiyor. Fakat yeni hadiseler ^ikiyor ve bu defa vali, (Sen Pol)u Yahudilik sitesinde 
tutamiyacagma hiikmediyor. 

Haydi, Filistin'e ilk giktigi yer olan (Sezare)ye siir-igun... Oranmki daha sert bir Romali. (Sen Pol) 
zindan-a— Mevsimlerce zindan hayati... Halk iginde gittikge 



56 

57 

,1M,1 
i'",'.? 

? ??I ' !;! V, 

biiyiiyen, efsanele§en ve tiirlii fitnelere yol agan bir isim. Bu netameli adamdan kurtulmak gerek.. 

Tekrar Kudiis'e surmek istiyorlar. Hi^bir taraf onu kabul etmeye niyetli degil... 

(Sen Pol) bizzat, tmparatora ba§ vuruyor ve Ro-ma'ya alinmasini, (Custodia Militaris) dedikleri 

askeri kontrol altina konulmasini istiyor. 

Emir: Evet! 

Burnu ve kigi altin yaldiz naki§larla siislii bir Ro-^ma gemisinde, migferli, mizrakli, kasaturali, 

kalkardi bir lejyoner halkasi iginde Roma yolu... Yaninda giraklari (Luka) ve (Aristark).. Girit ve 

Malta'dan gegiyorlar. Her yerde (Sen Pol), kendisini memur gordiigu i§in ba§in-ida... Giritte, 

davetine ko§an biiyiik bir grup dev§iriyor. Romali askerler manzaraya hayretle bakmakta ve ses 

51-ikarmamakta. .. 60 senesinin ilkbaharinda, ttalya kiyilari, (Vezuv) yanardagmin goge dogru 

katmer katmer duman-ilari ve Roma kaldirimi, me§hur cadde... 

(Sen Pol) oliim bucaginin e§iginde... 

(Sen Pol)un Roma kiyilarina ayak ati§i pek parlak oldu. Sanki gelen, askeri muhafaza altinda bir 

tutsak de-igil, yeni bir fetihten d6nmu§ bir ba§bug... Kiyidaki §eh-irin, hala tesirli bir takibe 

ugramayan tsevileri, kendisini heyecanla kar§iladilar. Romali kumandan (Julius), man-izara 

kar§isinda oyle vecde geldi ki, (Sen Pol)un bir miid-'det dinda§lari arasinda kalip onlari 

aydinlatmasina selahiyet verdi. Yeni inani§ kar§isinda ne tavir alacagini heniiz kestiremiyen 

Romalinin tavrindaki tereddiit ve mi-izaca ornek... 



Bir hafta sonra, Romaya dogru kara yolu... Bir as-iker kervani ortasinda (Sen Pol)... Her taraftan, 

gizli ve 

58 

agik iman ediciler, Havarinin yoluna dogru akmakta ve I etrafini almakta... Buna da goz yumuyor. 

(Custodia Militaris) adli askeri muhafaza tedbiri, I gayet sert usuUeri gerektirdigi halde (Sen Pol)e 

kar§i bi-iraz hafifletilmi§ goriiniiyor. Onun, sadece tutsaklik I alameti olarak bilegine bir demir 

halka takip, tutacagi ev-'de serbest oturmasina izin veriyorlar. ^ikmasi, gezmesi, ziyaretlerde 

bulunmasi yasak; fakat dilediklerini evinde kabul etmesi serbest... Bu §artla gamizonda goz 

hapsin-iden uzak kalabiliyor. 

Bu vaziyette iki sene gegirdi. 

§imdi, bir Fransiz miitefekkirinin - Fransiz Akade-^misi azasindan Daniel Rops - g6ru§unu, verdigi 

ibret der-isi bakimindan, gelmi§ ve gelecek biitiin asirlarin gogsune yara§ir bir dikkat yaftasi 

halinde belirtelim. 

« — tistiin insan, eli ayagi baglandigi zaman kendi-isini daha hiir ve kuvvetli hisseder. Zira onun 

hiirriyeti, maddesinin degil, ruhunun istiklalidir. i§te asirlar boyun-ica zindanlarda ve kamplarda 

boyunlarina esaret boyundu-irugu gegirilmi§ bunca insanin bize verdigi dersi, Sen Pol, en §ahane 

gapta heykelle§tiriyor!» 

Roma'ya yerle§ir yerle§mez, muhitine, o giine dek ugsuz bucaksiz yoUarda verdigi hitabelerin en 

keskin ve yakici bir ozetini yapti. Ondan sonra arkasi gelmeyen bu son hitabesinde, kendisinin, 

milletine ve biitiin insanliga sadik, halis bir yahudi oldugunu, fakat yahudilerle bera-iber biitiin 

diinyaya, gidilecek yolu gosterdigini soyledi, istikbalin tncil muharrirleri (Luka), (Mark). Ayrica 

(Ti-mote), (Aristark), (Epfras) ve daha niceleri, uzaktan ve yakindan gelmi§ olarak hep etrafinda... 

Adeta 20.000 ki-ilometrelik sahanin her bucagindan delegeler gelip, onun imparatorluk merkezinde 

etrafini almi§... Boylece (Sen piyer)in de ba§inda bulundugu Roma tsevilik gekirdegi tamamiyle 

§ekillendirilmi§ bulunuyor. ? 

59 

lll'Tl!"!' 

(Sen Pol) iin sozii: 

« — Bu esaret tncil'e menfaat getirdi.» (Obiil), (Piidans), (Sinus) gibi asil Romalilar, ya esrar 

tecessiisii, yahut hakikat a§kinin gayretiyle yeni di-ine girdiler. Sanki «Kafirlerin Havarisi»ne 

zindan diye se-igilen Roma, onun din telkinlerine imparatorluk tahti... 

Bu iki yildan sonra, inanilmayacak §ekilde, tmpa-iratorluk Mahkemesince beraetine hiikmedildi ve 

serbest birakildi. (Neron)un, Roma yanginindan sonra tsevilere agtigi zuliim kampanyasi yili 64... 

Serbest kalinca (Sen Pol) hemen tekrar yoUara dii§meyi arzuladi. Her tarafta, kendi eseri olan 

manevi ekim sahalarini, gormek, tsevilik tarlasinin verimlerini gozden gegirmek ve yeni ekinler 

yeti§tirmek sevdasm-daydi. 

Gezdi durdu. Nerelere gittigi iyi bilinmemekle be-^raber ^anakkale taraflarinda yakalanip Roma'ya 

gotiiriil-idiigii saniliyor. Bu defa hapislik rejimi gok sert ve si-iki. . .Biitiin Roma gergevesinde 

tsevilere kar§i tavir da gok degi§ik... Artik i§in §akasi kalmadigini anlayan Romali, Hazret-i tsa'ya 

baglilik iddiasinda olanlarin kokiinii ku-irutmak kararinda... 

(Sen Pol)ii, en vah§i hayvanlarin bile bannamaya-cagi duvarlari rutubet terleyen, giin i§igi gormez 

bir hiic-ireye yapayalniz, kapatiyorlar. Bu siralarda sozii: 

« — Gitme zamanim yakla§iyor. Giiciim yettigi ka-idar gali§tim ve artik gizdigim yol bitti. Hep 

imam savun-^dum. Artik tac giyecegim giin geldi. Adil hakimin, ba§i-ima gegirecegi §anli tac...» 

Muhakeme edilip edilmedigi meghul...En iddiali tahminlere gore, Hristiyanliga kar§i bu deh§et 

senesinde 



sik sik goriilen sUrgUnler iginde yola gikanlip olduriilU-iyor. OlUmii (Sen Piyer)inkinden bir giin 

aralikli... Hristi yanlarca birinin yortusu 29, obiirunun 30 Haziranda... 

(Sen Pol) u garmiha geriyorlar. Kendisim garmiha gerildigini sandigi Hazret-i tsa'ya nisbetle zelil 

goster-imek igin ba§a§agi germelerini istiyor. 

Bir hamlede ba§ini kesiyorlar. Hiristiyan kaynakla-rina gore kesilip du§en ba§ta ug kere hareket 

g6rulmu§tur; ve kan biriken uq ayri noktadan iXq ayri pinar fi§kirmi§tir. 

Oliimu ve hayati, tarn inananlara gore; fakat ash ve hakikati neye gore; §upheli... 

(SEN PiYER) 

Sen Piyer'in lakabi, Hristiyanlarca «Havarilerin Prensi»... 

O, (Sen Pol)un aksine, dogruca Roma'ya gidip oradaki tsevilik hamurunu ilk yoguran... (Sen Pol) 

Ro-ima'ya gelince bu hamuru hazir buldu ve busbiitun geli§-itirdi. O zamanki diinyanin en biiyiik 

fikir merkezi olan Roma'da tsevilik temeli dogrudan dogruya (Sen Piyer)e dayali... 

Bugunku garp medeniyetinin irca edildigi ug un-isurdan — Yunan akli, Roma nizami, Hristiyanlik 

hassasi-iyeti — ba§hcasini gergeveleyen diinya (Metropolis)i Ro-^ma^ (Sen Piyer)in gozunde, 

vUcudun kalbden veya di-imagdan fethedilmesi gibi bir deger belirtiyordu. ^epgev-re biitiin 

Akdenizi ku§atan ve me§hur kaldirimlariyla me-isafeleri ezerek silindiri biitiin iklimlere sokmu§ 

olan Ro-ima imparatorlugu ve onun i§ildattigi iistiin nizam... Yani e§ya ve diinyaya hakim, biiyiik 

manivela... Bu manivela, gergek iman ve fikrin eline gegti mi, biitiin madde alemi mana 

imparatorlugunun emrinde demektir. 



60 

61 

i§te (Sen Piyer), bu gergegi sezen mana fethine, mekan olgiisiiyle, merkezden ba§lami§ olandir. 

(Sen Pol) ayni olgiisiiyle muhitten merkeze dogru yol agarken obii-irii, merkezden hareket etmeyi 

tercih etti. Hristiyanlara gore (Sen Piyer) «Salibin bayragmi diinya kalbinin garp-itigi yere diken 

kahraman»dir. 

Roma o devirde, eski ihti§ami nisbetinde muhte-i§em bir (Dekadans — ^6kii§) iginde... Babil 

Kulesi... Biiyiik tmparatorlugun her sahasmdan gelen, karasmdan sarisma kadar tiirlii renkte 

yabancilar, onun (Forum)unda-ki berrak suyu, iginde ne ararsan bulunur, yosunlu ve ka-iranlik bir 

havuz suyuna gevirmi§tir. Eski (forum)un canli heykelini §ekillendiren ve Senatoda elini harli ate§e 

so-ikup: 

— Bir Roma asili yalan soylemez! 

Diyen eski seciyenin yerinde, §imdi, biitiin hayat i§tihasmi belinden a§agidaki bolgede arayan 

zalim, desi-seci, §iipheci bir tip peydahlanmi§tir. Bu giiriiyii§ ve giirii-itii§iin gizli kurmayi da 

Yahudi; her ziimre ve ferdi zayif noktasmdan enselemeye bakan Yahudi... Tahmine gore o zamanki 

1 milyonluk Roma'da 40-50 bin kadar.. O za-iman, tskenderiye'den sonra en biiyiik Yahudi yatagi, 

Ro-ima... Miladi 4 tarihinde ilk defa tmparator (Ogiist)e gonderilen Yahudi heyeti 8000 ki§ilik... 

(Sezar) devrinde resmen dost ilan edildiler ve onun oliimiine, Romalilar-^dan fazla aglayip 

doviindiiler. i§lerinin, ticaret ve kiigiik esnaflik oldugunu belirtmeye degmez. Roma iginde bir-igok 

mahallelere b6liinmii§ler ve orada 12 sinagog ve bir siirii mezarlik kurmu§lardir. 

i§te (Sen Piyer)in bayrak agtigi ilk zemin. 

Miladi 42'de Roma'ya geldi ve orada, (Sen Pol) 

den 1 gun sonra 67'de oldiiriildii. Roma'ya girdigi zaman 52 oldiiriildiigii vakit de 77 ya§mda... 
Demek ki, Miladi tarihin esasma gore Hazret-i tsa'dan 10 sene ya§li... (Sen pol)den de 15-20 yil... 



Roma'ya giderken giki§ noktasi, Antakya... ^izdigi yol da, Cenubi Anadolu, Trakya Ma-ikedonya, 

Korent... 

Roma'daki faaliyeti safha safha bilinmiyor. Mup-ihem ve tahmini... 

(Sen Pol) ile arasinda rakip ve geki§meli bir hava estigi muhakkak... Avrapali muharrirler bu 

rakabetler igin: 

« — Esasta birdiler; gerisi insani zaaflardan ve be§eri kiigukluklerden ibaret ele alinmaya degmez 

§ey-iler.» 

Der. Aziz ve hatta mukaddes tanidiklannin halleri-ini zaaf ve kiigukluk kabul ettikten sonra gayet 

tabii bir eda ile «ele almaya degmez» diye teselli bulmak, ancak UstUn insan ve gergek din §ahsiyeti 

Uzerinde fikri olma-iyan Avrupaliya yaki§ir. 

BugUn Roma'da (Tibr) nehrinin sag kiyisinda, Pa-ipalarin sarayi (Vatikan)in yaninda yiikselen ve 

kubbesin-ide (Rafael), (Mikel Anj) gibi ressamlarin goz nurlari pi-rildayan muhte§em (Sen Piyer) 

kilisesi, ona ve onun Ro-ima kilisesini kuruculuguna i§aret.. O, Katolikligin kuru-icusu sifatiyle 

Papalarin ilki ve Papalik miiessesesinin ba§i sayilir. 

(Sen Pol) U gotUren firtina i^inde oldiiriildii. (Vati-ikan) sahasinda oldUriildiigU yeri parmakla 

gosteriyorlar da, bunun nasil olduguna dair bir §ey bilmiyorlar. Hiristi-iyanlik edebiyati ona saygi 

ve fikri deger bakimindan §id-idetle bagli; fakat onun hayat ve olUm gizgilerinden mah-irumdur. 

77 ya§inda sUtbeyaz bir sakalla gevreli sa^siz ba§i-inin, kiifiir lejyonerleri elindeki kili^la 

dU§UruldUgU hayal 



62 
63 



I 

edilebilir. Baglilik davasinda oldugu kurtanci masuma sadakat derecesi ise yalniz AUah'a malum.. 

YANGIN 

Hazret-i tsa dogali 64, garmiha gerildi sanilali 34 yil gegmi§tir. Roma.. Sicak bir Temmuz gecesi.. 

18, ya-ihut 19 Temmuz... Sicaktan mermerler kizgm ve heykeHler sanki balmumu gibi yumu§ak.. 

Hafif bir riizgar, fakat cehennemden bir nefes.. Birden, §im§ekler gizen aci boru sesleri, oradan, 

buradan, biitiin beldeyi sardi. Roma, boru seslerinden fikirdiyor. 

Yangm ve felaket i§areti... 

Yangm iyice kozmopolitle§mi§ bu §ehirde, ali§il-imadik bir hadise degil.. Sik sik olur. Nufusun 

ta§km ve mermer in§alar etrafmda mantarvari bitmi§ ah§ap ^atila-irm yaygm oldugu beldede, 

yangm, gune§ ve ay kadar sik goriilen manzaralardan... Fakat bu defaki onlara benze-^miyor. Bu 

defa biitiin Roma, me§alelerle gevrilmi§ bir da-iire halinde her tarafmdan yaniyor. Kipkirmizi bir 

gok aHtmda alev ve kivilcim fiskiyesi bir §ehir maketine benze-iyen biiyiik merkez... 

Bu hal, kendi kendisine ^ikan ve ne tarafa yayilirsa yayilsm, belli ba§li bir smirdan ileriye 

gegemeyecek olan basit bir yangmdan ba§ka bir §ey... Sanki yiiz yerinden kundaklanmi^gasma 

birdenbire ve her tarafmdan parlayan §ehir, ancak te§kilatli bir te§ebbUsUn kurbani olabilecegi-ini 

haber veriyor. 

Yangm «BUyUk Sirk» mahallesinden ba§lami§, o mahalledeki bakkal ve kuma§ diikkanlarmi 

ku§atmi§, yag depolarma ve yanici daha birgok maddelerde dolu maga-izalara girmi§, oradan 

(Palaten) sahasmi gepgevre saracak §ekilde her yonde §ahlanan alevlerle birle§mi§, ve tarihin 

64 



en 1 

biiyiik §ehir yanginini ilan edercesine, kendisini yildiz-ilara gostermek igin goge yukselmi§tir. 

Ertesi sabah, gune§ Roma sirtlarinda dogarken vangin ayni §iddetle devam ediyordu. Gune§in 

dogu§u, cilk bir yaranin sargilanni du§urmek gibi bir §ey oldu. Duman, giglik, gatirti, gumburtu, 

havada ugan alevli bez-iler' ne tarafa gidecegini ve kimin kapisini ^alacagini bil-imeyen ve sadece 

deliler gibi ko§u§an bir kalabalik... Olenlerin, ^okiintuler altinda kalanlarin, yaralananlarin hesabini 

soran yok.. Gergekten hesapsiz 

Roma yangmi 150 saat siirdii; 6 gece, 6 giin, 6 sa-iat... Her §eyi bitirdikten sonra yangm, Roma'yi 

kiigiik bir gobekten ibaret birakip soniince, meydana gikan man-izara diinyanm sonu gibi goriindii. 

Beldenin 14 bolumun-iden lO'u yerle bir... Goklere gikan korkung bir yanik ko-ikusu.. Yunan'dan 

dev§irilmi§, Asya ve Afrika'dan getiril-imi§, biitiin sanat eserleri, kill.. Kaybolan servet ve insan 

emeginin hesabi imkansiz... thtiyar Romalilar bu hale (Imperium Romanum)un mana otagmda 

gikan bir yangm gozuyle bakiyorlar. Asirlardir Roma'nm tepesinden, ufuklara kivilcimli gozlerinin 

igindeki zafer hirsiyle ba-ikan di§i kurdun sanki boynu bukulmu§ ve gozlerine perde inmi§tir. 

Gergekten, bu enkazm iginden Roma'nm birden-ibire patlak vermi§ manevi goku§u tutmektedir? 

Yangmi doguran sebep? 

Asnmizm tarihgileri, manzara ne tiirlii delalet ederse etsin, bu i§te efsanevi bir kasta inanmiyorlar 

ve: 

« — Ancak beledi bir gayeyle, tskenderiye modasi yeni bir §ehir in§asi igin Roma'nm temizlenmesi 

istenmi§ olabilir.» 

Diyorlar. 

Fakat Roma halki i§i boyle anlamadi ve agizdan agiza bir isim dola§maga ba§ladi: (Neron)... 

Kulaktan kulaga fisilti helezonu: 



65 
I 



il — Roma'yi deli imparator yakti! 

I Bu ana kaatili, tagli vah§et ve cinnet heykeli, biitiin 

i Roma sefihleriyle beraber ejderha haline getirdigi nefsa- 

111 niyetinin ig gudulerini di§ari nak§etmek ve kar§isina ge- 

gip zevklenmekten ba§ka gaye tanimaz. Bir giin Ro- 

I ma'nin 14 semtine birden dU§en yildirimlar, bir kadinin 

" yilan dogurmasi, tiirlii cinayet ve felaketler, hep onun 

ugursuzluguna, onun yiiziinden gelen semavi cezalara at- 

fedilmekte.. Ustelik yangin gecesi, saray u§aklarindan 

I birgogunu ellerinde me§aleler, kenar mahallelerde goren- 

ler de var... O halde? 

I — Bu i§i yapan Neron'dur! 

? Bir giin onun, Yunanli (Oripides)e ait bir §iir oku- 

[I dugunu ve sonra bu §iiri degi§tirip tekrarladigini hatirli- 

lij yor lar: 

ill .(Oripides): 



ili « — Ben olUnce isterse yeryiizUnU alevler yalasin!» 

i (Neron): 

« — Ben ya§arken yeryuzunu alevler yalasin!» 

Bir rivayete gore de (Neron) yangin ak§ami bir 

I i kuleye gikmi^, ustiine bir aktor elbisesi giymi§ ve alevlere 

I {i kar§i, elinde sazi, bir §iirini okumu§... 

I j Homurtu mUthi§, halk galeyanda, saray tela§ta... 

II KUtle halinde sarayin oniinde toplanip yumruklari- 

l[ll ni (Neron)un §iir kiirsUsU burglara dogru uzatanlar... 

I Ne yapmali? 

! Yangina bir sorumlu bulmali! 

Kim olabilir? 

I Kim olacak; §u, hala ne idiigU, ne istedigi nereye 

dogru yol aldigi, magrur Romali kafasma giremiyen 

I is e viler!.. 

§ehirde bir nida; 

— Roma'yi tseviler yakti! ! ! 
66 

iNSANDAN MUMLAR 

Tevkifler ba§ladi. Uzerlerine hususi i§aretler konu-ilan tsevi zanli kapilarm oniinde, tiger be§er 

ki§ilik asker gruplari..- Kadm, erkek, gocuk, geng, ihtiyar, §ahdamar-da birer mizrak ucu, dogru 

zindana... Roma zindanlari oyle doldu ki, o devrin tarihgisi bunu iki kelimeyle «kay-ina§an 

insanlik!» diye anlatiyor. 

Biitiin sorgular bo§.. tsevi zanlilar siikut iginde... 

Ne kamgi, ne kerpeten, ne mengene, ne i§kence garki, tsevilerden bir laf olabiliyor. 

— Haberim yok! 

Ba§ka bir §ey soylemiyorlar. Boyle bir hadiseye hig de hazirlikli degilken tsevilerin bedahet 
duygusuyla bulduklari ve hep birden uyduklari tavir: 

— Higbir §ey bilmiyoruz! 

Ne kanun, ne mahkeme, ne bir §ey... (Neron), ku-idurgan halka, biitiin hmcmi igine kusabilecegi bir 

kan ga-inagi gostermek arzusunda... 

Ve kabuslara sigmaz sahneler... 

§imdiki (Sen Piyer) kilisesinin bulundugu yerdeki «Neron Sirki»nde, her gtin garmiha gerilenler, 

tek kiligta ba§i dti§tirtilenler, i§kence garklarmda uzuvlari koparilan-ilar ttimen ttimen... Segkin bir 

ktiftir ve zultim aydmlari smifi, bu manzarayi bir (Striptiz) numarasi gibi seyret-imekte... 

Bunlar higbir §ey degil... 

tsevilerden, kadin, erkek, gocuk, geng, ihtiyar, bir ^ogunu soyup tizerlerine geyik postu 

gegiriyorlar, sarayin korusuna saliyorlar ve demir parmakliklarda sakli vah§i ^oban kopeklerini 

saldirtip pargalani§larini seyrediyorlar. 

Bu da bir §ey degil; nihayet hayalin ve kabuslu rii-iyalarin alabilecegi bir §ey... Dahasi var; higbir 

(mitolo-Ji)nin kaydetmedigi kadar mtithi§i: 

67 

ii. 

1 
1 



(Neron), biitiin bu zulumlerin tamamlandigi gUniin gecesi, ba§inda bir arabaci migferi, zafer 

arabasina gikin atlari bizzat surerek korudaki facialar yolundan gegiyor. Yolun iki yaninda, insan 

boyunda, san ve mavi alevler sagan, yagli, regineli me§aleler... Bunlar, Kayserin zafer arabasiyle 

gegecegi, vasifsiz ve tabirsiz facialar yolunun canli fenerleri, tepeden tirnaga tutu§turulmu§ 

insanlar, tsevilerdir. 

Tarihin kubbesini ebediyyen inildetecek olan bu sahne, yangindan 27 giin sonraki 15 Agustos 

gecesi... 

(Neron)un Romali asil, zuliim ve inkiraz sinifina verdigi bu muhte§em baloda yakilan binlerce 

insandan mum iginde, maceralarmi gordiigumuz iki ruhani §ef, (Sen Pol) ve (Sen Piyer)yoktur. Ya 

ele gegirilememi?, ya-ihut herhangi bir kaygi yiizunden heniiz ele gegirilmek is-itenmemi§ 

bulunuyorlar. 

Hadise Roma'da nihayete erse yine iyi!.. Her tara-ifa haberciler gikariliyor ve o devirde Roma 

imparatorlu-igunun her k6§esinde yuvalanmi§ olan biitiin tsevi gekir-ideklerinin yakilip kill 

edilmesi emrediliyor. 

isevilik, yine getirdigi mana ile degil de, kendisine bo§alacak saha arayan bir kinin dindirilmesi 

yolundan ar-^tik Roma'nm birinci taarruz hedefi olmu§tur. Bir taraftan boyle olurken, obiir taraftan 

da, kalblerini derin bir rikkat ve merhamet kaplayan bazi Romalilarm bagrmda en bii-iyiik giri§ 

kapismi bulmu§tur. Ebedi kanun.. Zulmiin evvela ne gotiirdiigiine ve sonra ne getirdigine bakacak 

olursaniz hep ayni tecelliyi goriirsiiniiz. Zuliim yolundan 1 kaybeden, ayni yoldan 10 kazanacaktir. 

68 

^H KANUN FUH§U 

AAA| Miladi 64'den 3 14'e kadar gegen 250 yil, tseviler ?Mfesabma, zalimlerden birinin gidip 
obiiriiniin geldigi ve ?T zaman zaman sahnelerin (Neron)unkilere yakla§tigi kor-kung bir imtihan 
gigm oldu. Bu defa, fiili zuliimde en vah§i hayvanlari gegen insanlar, hareketlerini 
kanunla§tir-imaya, kanuni algakliga dii§mek gibi yalniz bir nevi insa-ina mahsus bir felakete via cut 
vermeye ba§ladilar. (Ne-ron)un (Institutum Neronianum) isimli kanunu, tsevilige, obiir dinlere 
tanman hakki reddederken, bir miiddet son-^raki kanunlar ve bunlarm tatbik §ekilleri higbir 
mahluka reva g6riilmemi§ bir cinayet belirtti. Yeni imam, kanunla «me§'um ve mecnun» ilan ettiler. 
ikinci Asir nihayetine kadar kendi putlarmi ve kahramanlarmi korumak gibi bir tasalari yokken, 
Ugiincii Asirda, putla§tirdiklari eski (Ogiist) ve Roma putlarma tsevileri zorla sadakate sii-l 
riiklemeye kalktilar; ve bu yolda vicdanlara hiikmedici j kanunlar gikarmaktan gekinmediler. 
Kanunu ve hakimi o tiirlii fuh§a zorladilar ki, eskiden beri mevcut, hak arasm-^da karga§alik 
gikaranlari oliime kadar gotiiren (Coercitio) kanununu, karga§alikla ilgisiz tsevilere kar§i 
kuUandilar. ilk asirlarm bu huyu, Yirminci Asirda kendisine hala bazi tecelli mekanlari bulmakta 
degil midir? O giinlerin; 

« Christianos esse on licet — tsevilige izin yok-itur!» 
§eklindeki kanun formiiliiyle, bazi devirlerin; 
« — Allah ve ahlaktan bahsetmek yasaktir!» 
Fermani arasinda ne fark? 

§u fark vardir ki, bu ruh ve fikir vah§etini, Romali, 
I idayete girmemi§ken gosterir; obiirleri ise hidayetten [^iktiktan sonra... 
69 

ARSLANLARIN AGZI VE... 

Tanrila§tirdiklari eski imparator (Ogiist)iin, yol ke-isici e§kiyaya kar§i icat ettigi, giplak insanlar 
iizerine ag arslan ve kaplanlari saldirtmak cezasini da tseviler aley-ihinde kanunla§irdilar 
Oyle ki, bu cezaya garptirilan her tsevi, infaz te§kilati ancak Roma'da bulundugu igin, 
tmparatorlugun her tarafindan gayet nadide bir hayvan yemi olarak Ro-ma'ya gonderilmeye 



ba§ladi. Gitgide bu i§ oyle bir kan safasi haline geldi ki, Romalilann tsevilige kar§i miicer-iret 
kininden mi, yoksa arslan agzinda pargalanan insanla-ri seyretmekteki §ehvetinden mi, neden 
dogdugu anla§il-imaz oldu. Bu i§ igin Asya ve Afrika'nm en yirtici, en g6-irulmemi§ hayvanlari 
tutulup hususi vasitalarla Roma'ya gonderiliyor, hayvanlar gunlerce kafeslerinde ag birakili-iyor; 
kan safasi giinii, halk, seyirlerin en cazibelisine ka-ivu§mak igin, sirtmda en parlak tuvaleti, sirke 
can atiyor-idu. 

Arslanlara atilmakta, gocuk, geng, ihtiyar, hasta, deli, hig bir istisna §arti yok... Sadece kiigiik bir 
nokta var ki, hailevi bir tuhaflik belirtmekte: Eski Roma ka-inunlari bakire kizlarm oldiiriilmesine 
engel oldugu igin, en kiigiik ya§taki kiz gocuklarm evvela cellatlar tarafm-idan irzlarma gegiriliyor, 
ondan sonra da gayet me§ru bir i§ yapildigi emniyetiyle iiayatlarma kiyiliyordu. 

yeni dinin baglilari diinyanm en sefil ve adi insanlari gos-iteriliyordu. 

Bir misal: 

iseviler en korpe gagdaki bir gocugu almi§, vUcu-idunu yaglayip una batirmi§lar... ^ocugun diri 

diri, kalbi-ini agmi§lar ve kanmm emmi§ler... Ondan sonra kizartip lierkese parga parga dagitmi§lar. 

GiiniimiizUn politika iftiralarma benzeyen, sirtlan-ilari bile tiksindirecek boyle isnatlardan sonra 

ona gore ceza... 

isevilik akidesini giiriitmek igin de en barbar ha-iyaller. .. 

§6yle diyorlardi: 

« — Evet, onlar tek ve mutlak bir Tanri'ya inani-iyorlar ama biliyor musunuz inandiklari nedir? » 

Nitekim 19'uncu asrm ortalarmda (Paleten)de tari-ihi bir plak bulunmu§ ve bu tarihi rivayeti tam 

ispat etmi§-itir. §u anda Roma'nm (Kir§er) miizesinde bulunan bu plakta, garmiha gerilmi§ bir e§ek 

resmi ve altmda §u yazi vardir: «Aleksamen, Tanri'sma presti§ eder...» (TertUlyen) diyor ki: 

« — isevilik halkin gozUnde oyle bir §eamet ve nu-ihuset merkezi olmu§tu ki, Roma'da (Tibr), 

Misir'da Nil nehri tassa, gok kapansa, §im§ekler gaksa, yer sallansa, kitlik olsa, harp patlasa, 

hastalik yayilsa, bir agizdan hay-ikirmalar: tseviler arslanlara, tsevilere 6lUm!» 



isevilere kar§i halkin kin ve nefretini gekmek igin en agir iftiralara kadar gidiliyor, zengin tsevilere 
hizmet eden koleler toplattirilip, uglari kur§unlu kamgilar altinda kendilerine efendileri aleyhinde 
masallar diizdiiriilUyor, 
70 



Hakim - tmparatora and ig ve tsa'ya sov! 
itf yTdayim Ve bUgUne k Efendime nasil sovebilirim? 



71 
ill 



111 



«Hakim — tmparatora and ig! 

«Sanik — Eger beni bu laflarla yola getirebilecegi-ini saniyorsan yaniliyorsun! §Uphen varsa haber 

vereyim: Ben tsa'ya bagliyim ve hig bir faniye and igmem! 

«Hakim — Unutma ki, emrimde vah§i hayvanlar var. 

«Sanik — Olsun! OlUm bizce saadettir. KotUden iyiye gegmi§ oluruz... 



«Hakim — Mademki vah§i hayvanlardan korkmu-yorsun, dedigimi yapmazsan seni ate§e atanm! 

«Sanik — Senin ate§in ancak bir saat yanar, pe§in-iden soner; sen yakinda gelecek olan adaletin 

ate§ini du-i§un! Ebedi cehennem ate§ini du§un! Karar ver ve ne ya-ipacaksin yap!» 

Hakim daha karara vakit bulamadan etrafi saran kiifiir yobazlari atiliyor ihtiyar tseviyi demir bir 

gubuga baglayip oniine gali girpi yigiyorlar, veriyorlar ate§i... Sakalina kadar her tarafi alevler 

iginde firlayan gozleri ruhunun semasina dalmi§, (Sen Polikarp)... 

Roma'nin yiiksek aristokrasi sinifindan adeta do-igu§tan inanmi§, Romali kocasile putperest oldugu 

igin birle§meyen, sonra da onu tsa dinine geken, fakat hemen oldiiruldugu igin bakire olarak dul 

kalan, dumandan bo-igulmak iizere kapatildigi hiicrede dipdiri ve dua vaziye-itinde bulunan ve 

nihayet ba§i kesilen, guzellik ve incelik-^te, dillere destan bir (Sent Sesil)leri var ki, Garp hiristi- 

yanlik edebiyatinin ana sermayelerinden biri... 

resmi din kabul edildigi giine ve Allahi tenzih §artiyle hak olarak devam ettigi yedinci asir ba§lanna 
kadar, tiirlii vah§et §ekilleri iginde 6ldurulmu§ daha nice mazlum... Bu devre iginde tsa dininin 
mazlumlari — Allah'i tenzih §artim hig unutmayalim — birer gergek miisluman ve se-init.... 
tsa dininin mazlumlarini gergeveleyen en garpici dekor, Katakomplar... Roma'nin, bugunkU tUneller 
gibi, yer altmda kat kat oyulmu§ korkung dehlizleri.. Yakilan olulerin kiillerini kavonozlara 
doldurup hiicrelerine koy-iduklari, daracik upuzun, sarma§ dola§, karmakari§ik, igi-^ne gireceklerin 
kaybolacagi ve bulunamayacagi kostebek yollari... 01mu§ Romalilarm toprak alti §ehri.. En derini 
25 metre yer altmda, 1200 kilometre uzunlugunda bir kor diigiim... Zulmet ve deh§et galerileri... 
i§te Roma'nm ilk tsevileri, ustunde gune§in dogup batarken biiyiik bir kavis gizdigi (Impreium 
Romanuni)\x, bu zulmet galerileri iginden fethettiler. Oralarda gizlendi-iler, toplandilar, ibadet 
ettiler, ilahiler okudular, dinlerine yeni girenleri hususi torenlerle kabul ettiler ve oralarda basilip 
arslanlarm agizlarma atildilar. Hiristiyan edebiya- 
1 

nm, filmlere kadar gegmi^ demirba§ unsuru olan Kato-omplar, ba§ta (Sen Piyer), biitiin tsevi 
biiyiiklerinin ye-§tirme ve geli§tirme kursusu ve iman davasmda nice urbanlik maceralarm sahnesi 
oldu. 

Ve nihayet tseviligin 380 yilmda Roma tarafmdan 

72 

73 

(HI) 

ISLAMIN ILK KURBANLARI 

OLgu 

Mazlum, her dinde, her inani§ tarzmda bulunabilir. Hatta higbir §eye inanmayan insanda; insan 
§6yle dursun, hayvanda bile.. Mazlum, kendi haline gore degil, zulme-diciye nispetle sifatlanandir. 
Onun igindir ki, mazlumda her zaman kiymet ve fazilet aranmaz; ters tarafmdan asil kiymet yani 
§enaat, zalimdedir. Mesela yakm bir devirde Moskof komiinistlerinin elektrikli odalarda 
gildirttiklari ve firmlarda kavurduklari insanlar, §ahis ve davalari baki-immdan cellatlarmdan 
farksiz olduklari halde birer maz-ilumdur. Boyleleri, §ahsi derecelerini degil, hedef oldukla-iri 
zulmii ifadede miyar rolUnde... 
Ya §ehit?... 

ZulUm yoluyla §ehit, kendine zulmii reva gorenin §enaatini gosterdigi kadar, kendisiyle, 6z nefsiyle 
de eri-i§ilmez bir riitbe belirtir. 
Oyleyse §ehitle mazlum arasmdaki fark? 
75 



Hak olan inani§in mazlumu olmak.. 

Buda ancak miisluman olmakla kabil... 

Miisliimanlik sifati, Adem Peygamberden ba§lar, biitiin Peygamberler, sirasinca yuriiyiip gider, 

yeni bir §e-riatle gelmi§ her resulde onun baglilanna ge^er ve niha-iyet biitiin §eriatlerin ve iman 

ol^iilerinin tamamlayicisin-ida ve O'nun iimmetinde karar kilar. Demek ki, Miislii-imanlik, bir 

inhisann armasi degil, ezelden ebede kadar biitiin insanliga kucak agmi^ ve hep oyle gelip gitmi§ 

bir 

§iimuliin tugrasi... 

§ehit, Allah yolunda canini veren... §ehitlik mutlaka miisliimana mahsus.. Miisliiman, Adem 

Peygamberden beri, resuller bo-iyunca ve daima Sonuncusuna bagli olarak ilahi vahdaniyeti, 

AUah'i tenzihte sapikliga dii§meksizin dog-irulayan. .. 

Her §ehit, her vakit mazlum degil, fakat her maz-ilum, yukaridaki vasiflar gergevesinde her defa 

§ehit... 

i§te bu incelikler yoniinden, eserimize «Tarih Bo-iyunca Biiyiik Mazlumlar» ismini verirken, her 

5e§it kur-ibani ger^evesine alici bir mikyas dii§iindiik. tsa dininin hak oldugu devre i^inde de, 

Yahudi parmagi yiiziinden, tlahi tenzihte kimlerin sapikliga dii§mii§ ve kimlerin dii§-imemi§ 

oldugunu kestirmek miimkiin olmadigi igin, bun-ilari da umumi mazlumluk planinda ele aldik ve 

§ehitlikle-irini §arta bagladik. 

Gayemiz, gergek, §ehitler ba§ta, sapik bile olsalar en azili kiifre kurban gittikleri muhakkak 

olanlarin da iginde bulundugu umumi mazlumluk planini ele almak. 

i§te §imdi, gergek ve mutlak §ehitlerin, 6lmii§ken olmeyenlerin, iginde dipdiri, gergek ve mutlak 

hayatla dipdiri dola§tiklari saray e§igine gelmi§ bulunuyoruz. §e-ihitler, diinyada Allah igin, 

6lmemi§ken olenlere kar§ilik, 6lmii§ken olmeyenler... 

Bir de, imana «gericilik» yaftasina yapi§tirici de-^virlerde, §u veya bu tiirlii kazaya ugrami§ bazi 

meslek adamlarina §ehit vasfini takan ve aykiri gegindigi mukad-ides kaynagin inceler incesi 

manasini kendi isimsiz mak-isadina uydurup yerine ba§ka bir mefhum bulamayan inkar yobazlarin 

§ehitlik anlayi§ini dii§iiniin! 

«islamin ilk kurbanlari» ba§ligindaki sonsuz hayat kazancini, bu olgiilerin kiyas gizgileri iginden 

siiziiniiz. 

ILK §EHiT 

Ezellerin ve ebetlerin dinine kar§i ilk zuliim, asla gayesine varamamak nasibi iginde, AUah'in 

Sevgilisini hedef tutar. Kuduz kiifiir kaplanlari edasindaki Kurey§ mii§rikleri, kendi hesaplarina i§in 

§akaya gelir tarafi kaHmadigini anlayinca, Varligin Tacina her tiirlii hakaret ve cefa §ekillerini 

denemeye kalktilar. Yiizii suyu hiirmetine kainat yaratilan ebediyet miijdecisinin gegtigi yoUarda, 

bir setin iistiine ^okmii^ler, bayku§ kafalarini birbirine da-iyami§lar, ellerini Nur Heykeline dogru 

uzatip: 

— i§te diyorlar, bize gokten haber getirdigini iddia eden Abdiilmiittalip soyundan garip adam! 

Kahin, §air, sihirbaz, mecnun; ulvi memuriyetini dii§iirmek igin ba§indan a§agi yagdirmadiklari 

vasif yok... Kabede ve namazda, alemlerin temeli sirtina, yeni kesilmi§ bir devenin i§kembesini 

koyuyorlar ve O biitiin yaratilmi§larin efendisi, ba§i secdede, o vaziyette kipirda-imadan bekliyor. 

Kapisinin oniinde, yere g6miilmii§, teste-^re di§leri gibi sipsivri ta§lar ve dikenler... 

Her tiirlii mazlumluk seviyesi iistiindeki Resuller 

77 

76 



ResulUne edilmek istenen zulUmler, Islamin ilk devirle-irinde «Muslumanim!» diyenlere, hususiyle 

zayif ve mii-idafaasizlara neler yapilabilecegini gostermek bakimindan ancak bir havanin tespiti 

i^in... 

Kurey§in, en kuvvetliler himayesinde en soylu go-icuguna bunlar yapilirsa, bilhassa, fakirler, 

kimsesizler, mustaripler, bedbahtlar, esirler ve gentler kadrosu, yani saffet sinifi mensuplanndan 

ibaret miislumanlara neler yapilmaz? 

Allah tan: 

« — Sana emredileni a^iga vur!» Emri gelir gelmez, kiifiir de biitiin vasitalariyle zul-imiinu, agilan 

bir ejderha agzi gibi meydana gikardi. 

Biiyiik sahabi, ilk miislumanlardan, giir sesli ileri-^de Peygamber miiezzini Bilal Habe§i'yi, kole 

olu§undan faydalanarak yakaliyorlar. Boynunda ip, Mekke gocukla-'rinin elinde, dagdan indirilmi§ 

bir canavar gibi sokak so-ikak gezdiriyorlar. Oyle surukluyorlar ki, boynunu ip ke-isiyor, bagrini 

kan buruyor. Ona sesleniyorlar: 

« — Tanrilarimizi kabul et, onlari dogrula!» Yalniz ve her an §u cevabi veriyor: « — Allah bir... 

Allah bir...» Biraz sonra §anli sahabi Bilal, ko§a ko§a yeti§en Hazreti Ebubekir'in kendisini 

satinalmasi ve azat etme-isiyle kurtulacaktir. 

Arslan di§lerinden daha fena isiran kavurucu gune§ altinda kumlara girgiplak ve arka Ustii yatinp 

karinlarina kiigiik degirmen ta§lan koyduklari miislumanlarm, ayni teklife cevaplari: 

« — Allah bir...» 

78 

En azili islam du§mani bir ttalyan muharririnin -Leone Rutano - bu devir hakkinda gorii^u 

nek yoku;.^' *""* * "Imb «* ^ bile do- 

tr A,S11 halm' bu itiraftan sonra bizzat kendisi 

Islama donecegi yerde hangi kuvvetle du§manlikta de 

vam ettig! ve nasil olup da mucizeyi gormedigi soruLaSi 

gereken nasipsiz muharrire kar§i! sorulmasi 

Bir cariyeyi, degneklerini yiizune garparak oyle kamgiladilar ki, gozleri gormez oldu. 

— Sefil miisluman, dediler; bize don ve kurtul! 

— Hayir, diye cevap verdi; ben kurtulmu§um, 
miislamamm. 

— Gordiin mil dediler; Tanrilarimiz gozlerini nasil 
kor etti! 

— Asia, diye cevap verdi, gozlerimi perdeleyen 
Alah'tir, agacak olan da O... 

Ve sabreden, gilesini dolduran miisluman cariye-inin gozleri agildi. 

ilk §ehit, ihtiyar bir kadm.. Ammar bin-i Yaser'in annesi.. Kadmi tepeden tirnaga dovdiiler. Ebucehl 

kadi-inm ba§ma bir de harbi galdi ve kurbanmi, cansiz yere yigdi. 

islamm ilk §ehidi miibarek ihtiyar kadm, bembe-iyaz saglari hamam lifi gibi kan dolu, dudaklan 

ebediyet aleminden aldigi selama kar§i gulumsemeli, kafirlerin ayaklan dibinde yatiyor. 

Miisluman anne, kiifiir reislerinin kar§isma gikip, en ta§km cezbe sesiyle haykirmi§ti: 

79 



— MUslUmanim! Hamdolsun! Murdarligmizdan uzagim! Hamdolsun! Miisliiman olecegim! 

Hamdolsun! 

§EHiTLERiN EFENDISt 

Peygamber emrini tutmamanm neticesi olan Uhut Cengi imtihani, §unlara mal oldu: Karga§alik 

anmda Var-iligm Nuru Uzerine yagdirilan ta§lar ve tulgasma indirilen bir kilig... Allah ResulUniin 



alninda, yanaginda ve alt du-'daginda hirer yara.. Nur dizisi di§lerinden biri kirik... Tulgasmin 

zincirinden kopan iki demir halka yanagina gomiilu... 70 §ehit; ve aralarinda, 6ldurulu§ tarzi 

baki-imindan en ileri kiifiir zulmiine hedef bir kahraman... Peygamber amcasi, pehlivan ve arslan 

Hamza.. §ehitlerin efendisi O'dur. 

Mekke fethine kadar kiifiir sailarinda kalan, Emeviler soyunun biiyiigii Ebusufyan ve karisi Hind, o 

siralarda tslamin en ta§kin dii§manlarindan.. Hele Hind, liele Hind!.. Hind'in olanca derdi, tasasi, 

Kainatin Efendi-isini koruyanlari bir bir ortadan kaldirmak.. Bunun igin bir tertip ve bir insan 

bulabilmek... 

Habe§li kole Vali§i'yi buldu: 

— Tanrilarimiza dil uzatan Peygamberlik iddiasin-i 
daki adamin koruyucusu ve amcasi Hamza'yi oldiirebilir 
misin? 

— Oldiiriiriim! 

— Oldiiriirsen azat edilirsin! 

— Oldiiriiriim! 

— Ayrica, sana vermeyecegim kalmaz! Hazinele-i 
rim senin! 

— Oldiiriiriim! 

Vah§i, Habe§ illerinden gelme biridir ve oralann 

jetince, uzaktan 90k iyi silah atar. 40-50 adim oteden at-Tigi bigak ve mizraktan ku§ bile kagamaz. 
i§te bu Vah§i; ileride imana gelir gelmez hemen bagi§lanacak, Sahabiler dizisine girecek, dizinin en 
so-inunda da kalsa tslamm ulviligine en parlak misallerden birine §ahsiyle erecek olan bu Vah§i, 
alemlere rahmet olarak gonderilen Peygamberin en ate§li ve en kuvvetli muhafizlarmdan, amcasi, 
arslan ve pehlivan Hamza'yi oHdiirmek vazifesini iizerine aldi. Gozledigi firsat Uhud ^enginde 
ayagina geldi. 

Ortalik toz duman iginde, her§ey allak buUak, goz gozii gormez bir anda, elinde mizragi, bir ta§in 
arkasina saklanip, arslam bekleyen odlek ve sinsi bir avci gibi Hamza'yi koUamaya ba§ladi. Hamza, 
elinde kilici, cenk meydaninda done done, kafirleri dograya dograya ta§in oniine kadar geldi. 
Vah§i'ye mesafesi pek yakin... Vah§i, mizragini firlatti ve Peygamber amcasi arslan ve pehlivan 
Hamza'nin kalbine gomdii. Tek ba§ina kafirleri piiskiirte piiskiirte hamle eden Hamza'nin elinden 
kilig dii§tii, Hamza yere yigildi. 

AUahin imtihan cilvesi olarak islam Ordusundaki kari§iklik kiifiir saflarina giiven verip Kurey§liler 
ileriye atilinca. Hind, pe§inde bir siirii gigirtkan kadin, ko§a ko§a yeti§ti. Hamza'nin naa§i ba§ina 
gomeldi. Hind, Hamza'yi, gogsiinde Vah§i'nin mizragi, can vermi§ goriince, keyfin-iden bir zafer 
gigligi kopardi ve yanindakilere haykirdi: 

— ^abuk, bana bir hanger! 

Hind bu hangerle, Peygamber amcasi biiyiik §e-hid'in karnini ve gogsiinii yardi, cigerlerini gikardi 
ve bir pargasini kesip, kudurmu§gasina agzinda gignemeye ba§-iladi. Yutamadi, daha fazla 
gigneyemedi ve tiikiirdii. 

Giine§, o ana kadar mislini gormedigi boyle bir ci-I nayete kar§i, gozlerine siyah perde gekmeleri 
igin bulatla-I ra yalvara dursun... 



80 
81 



Hind, uzerindeki biitiin miicevherleri sokiip, Mek-ike'de bir o kadar da altin verecegi vaadiyle 

Vah§i'nin ayaklarina atti. 

Medine'ye dondiikten sonra tekrar cenk meydanina giden AUanin Resulii, Uhut §ehitlerinin ve 

amcalarinin tiiyler urpertici manzarasina bakip buyurdular: 

« — Bunlarin Allah yolunda can verdiklerine ben §a-ihidim! Allah yolunda yara alanlar, Kiyamet 

guniinde me-izarlanndan o tiirlii kalkacaklardir ki, yaralarindan kan bo§anacak, kanlari al renkli ve 

misk kokulu olacak...» 

« — Yarab, bana §ehitlik nasip et! Oyle ki, du§man-ilann, senin du§manlann, Resuliiniin du§manlan, 

benim burnumu ve kulaklarimi kessinler; ve sen beni huzurana alip sor: Nerede bumun ve 

kulaklarin?.. Ben de §6yle ce-ivap vereyim: Onlar, senin ve Resulun ugrunda kesildi. Kafirlerin 

eliyle...» 

AUahin sevgilisi, Medinede, cenge hazirlanirken yana yakila boyle dua eden bir Sahabiyi, ayni 

vaziyette buldular. Noktasi noktasina duasi kabul edilen sahabi... 

HABiB VE ARKADA§LARI 

Habib, vecd ve a§k timsali geng bir Sahabi... A§k ugrunda, ba§ta cam, vermiyecegi yok... Her 

biiyiik a§kin, sonunda kanla imtihan edilmesi gibi de, §erefli ustii §eref-ili bir nasibe malik... 

Uhut cengi siralarinda, iki oymak birle§ip, AUah'in Resulune tuzak kurmak istediler. 

Medine'ye aralarindan elgiler gonderdiler. Elgiler insanoglunun en biiyiik huzuruna gikti; ba§larini 

gogiisle-irine egdiler ve samimi insanlara mahsus bir tavir takinip rica ettiler: 

— Ey AUah'in Resulii! Aramizda birkag miisliiman 
var... Fakat bunlar dini ogretmek igin yetersiz... Bize bir 
talim heyeti gonder de herkese dini anlatsin, ogretsin ve 
oymaklarimiz ba§tan ba§a Miisliiman olsun... 

AUah'm Resulii, Asim Bin-i Sabit'in reisliginde bu samimi kilikli insanlara alti ki§ilik bir heyet 
katti. Arala-irinda, vecd ve a§k timsali, geng sahabi Habib... 

Hep beraber Medine'den gikildi. Issiz bir noktada, iki oymagin elgileri birdenbire Sahabilerin 
iistiine guUan-idilar ve en kaba sovmelerle onlari dovmeye koyuldular: 

— Bize inandiniz ha! Maksadimiz sizi tuzaga dii-i 
§iirmekti. Nasil olup da anlamadiniz? Katlanin §imdi ba-i 
§iniza geleceklere ! 

Ve Sahabilere, yapmadiklari i§kence birakmadilar. 

Sahabiler haykirarak etraftan imdat istedi. Fakat is-isiz yerin kayalarindan sesleri doniip geriye 

geldi. Bu hal i§kenceyi biisbiitiin azdirdi. Bir an, aralarindan birisinin firlamasiyle obiirleri de 

kafirlerin elinden siyrildi. Hep beraber ko§tular, yakindaki sivri bir kayanin iistiine can attilar. Altisi 

da, hanger gibi sipsivri kayanin tepesinde... 

Hainler, kayanin etrafini sarip yukariya bagirdilar: 

— inin oradan, caninizi bagi§layalim! Soz veriyo- 
ruz! 

Reisleri Asim Bin-i Sabit, tepeden cevap verdi: 

— Kafirlerin ahdina inanilmaz! tnmeyecegiz! 
Ve ellerini agip dua etti: 

« — Yarabbi, halimizi Resuliine bildir!» 
Asim'i, elleri agik dua ederken okla §ehit ettiler. 



82 



83 



Kafire inanip kayadan inenleri de iple bagladilar ve Mek-ike'ye goturduler. 
Aralarinda, vecd ve a§k timsali; geng Sahabi Ha-bib... 
Mekke'de onlari gar§i gar^i dola§tirdilar: 

— Bunlar Muslumanlar! Esir diye satiyoraz! Yok mu satin alacak?.. 
Sattilar. 

Bu noktada, kiifiir mantiginin ayrica hazirlayacagi herhangi bir tuzaga du§meye yer yoktur. Yalin 
kafali kiifiir sorabilir: 

— Mademki Peygamberdi, nigin tuzagi evvelden 
ke§fedemedi? 

Kiifiir aklinin yarasa gozlerine gozlerinizi dikerek dersiniz ki: 

— Peygamber dogrudan dogruya gaibi bilen degil, 
ancak AUah'in bildirdigini ve bildirdigi kadariyle bilen-i 
dir. Bu kadan da ancak «bildir!» §mriyle agiga vurulabi-i 
lir. Peygamberlerin bilmedigi oldugu gibi, tlahi sir icabi, 
bildirmedigi de vardir. Peygamber, kiirenin giindiiz min- 
tikasindayken gece tarafindaki karincayi gorebilir de, ya-i 
ni ba§indaki adami gormeyebilir. Hep, ilahi irade, kader 
cilvesini saran hikmet... Bu hikmet (mekanik) hesaplarin 
gergevesine sigmaz. 

Habib'i oldiirecekleri meydana gotiirdiiler. Etrafin-ida bir siirii mii§rik... Hakaret eden edene... O, 
a§k timsali, kurban ornegi Habib, manzaraya giiliimseyerek bakiyor. Kalabalik iginde, gururlu reis 
Ebusiifyan da var... Gozleri hayretle firlami§, iman nuru iginde piril piril i§ildayan bu yiiziin 
manasini gozmeye gali^iyor. 
Cellat yakla§ti. 

— Bir laliza, diye mirildandi, Habib; bir laiiza!. 

goynuma kilig inmeden iki rekat namaz kilayim. tzin ve-^rir misiniz? 

Birakiyorlar. Mii§riklerin liomurtulari, ugultulari cinde, Habib, lialvet odasindaymi§ gibi liuzura 

biiriilii, '— nazini tamamliyor: 

— Buyurun! Hazirim! 

Hayret miitlii§, iiomurtular, viziltilar ta§lan: 

— Vurun kellesini! Bekletmeyin! Bu iialini gorme- 
im. 

Tek kelime soylemeksizin, insani zaptedici bir tes-ilimiyet belirten liali o kadar dokunakli ki, 
Habibe dayana-imayip soruyorlar: 

— §imdi senin yerinde Peygamberin olsaydi da, 
seni birakip, O'nu oldiirseydik razi olur muydun? 
Ve cevabi beklemeden yeti§tiriyorlar: 

— Ama dogrusunu soyle yemin ederek soyle, gon-i 
liinden koptugu gibi soyle! 

Habib, gokleri aydinlatan yiiziinii kafirlere geviri-iyor ve heceler dudaklarindan tane tane 
dokiilerek: 

— Dinleyin, diyor, iyi dinleyin! Size alemlerin 
Rabbi Allah iizere yemin ederek soyliiyorum ki, sevgilisi-i 
nin ayagina kiigiiciik bir diken batmaktansa, ben, hayati-i 



mi vermeyi, giin i§igindan ve gun yiizlii gocuklanmdan 

mahrum kalmayi tercih ederim! 

Gulgule goklere gikiyor. Ebusufyan herkesi sustu-irap haykiriyor: 

— Ben bu diinyada, O'nu Sahabilerinin sevdigi gi-i 

bi insan sevebilen tek ki§i gormedim! 

Habib'in mermerden yontulmu§ gibi berrak ve mevzun boynuna kilig iniyor, Habib gulumsiyerek 

olu-iyor; oldiikten sonra da, govdesinden ayrilan ba§i gulum-semekte devam ediyor. 



84 

85 

(IV) 

PEYGAMBER TORUNU JKI §EHiT 

HAZRET-i HASAN 

Kainatin Efendisi hakkinda, erkek gocuklarinin ya-i§amamasi yiiziinden mu§rikler «ebter — nesli 

kesik» de-imi§lerdi. Cevabi, «Kevser» Suresinde Allah verdi: 

« — Sana ebter diyenlerdir ki, oyle olacaklardir!» 

Asil onlann nesli kesilecek, Allah Resulununki ise, millet millet, biitUn yeryiizUnii saracak ve her 

devirde kurtancilik bayragmi ta§iyacak... 

Oyle oldu. Nur ku§agi, Allah Resulunun nesli, kizi incelik kaynagi Fatima ve amcasmm oglu 

derinlik men-bai Ali'den, Hasan ve Huseyin isimli iki Peygamber toru-niyle, manada ve maddede 

kol kol biitiin insanligi kucak-iladi. 

«Kevser» Suresinin miijdeledigi Nur Nesline ba§ olmaya memur, mukaddes emanetin sn" cevherini 

kanmda eritmi§, iki §anli kolba§i, Peygamber torunlari Hasan ve 

87 

Huseyin... Ve yeryiizunun, iq fitneye kurban, en biiyiik iki §ehidi... 

Ba§mda kadmlik ismet ve zarafetinin en parlak taci Fatima, logusa yataginda... Yaninda 

yavrucagi... Kapi vu-iruluyor. Gelen, AUah'in Sevgilisidir. 

AUah'in Sevgilisi, yavruyu kucaklarina aliyorlar ve kulagma ezan okuyorlar: Allah en biiyiik, Allah 

en bii-iyiik... 

Yedinci giinii tekrar gelip yavrunun saglarini kesti-iriyorlar ve agirliginca altini sadaka ediyorlar. 

«Akika» kurbani da kesilip fukaraya dagitildiktan sonra, damatla-irina soruyorlar: 

« — Ogluma ne ad verdiniz?» « — Heniiz bir ad veremedik, ey AUah'in Resulii!.. Harp, yahut Cafer 

isimlerinden birini dii§iiniiyorum ama adlandirmak size ait.» 

Gaye - tnsan ve Ufuk - Peygamber, buyuruyorlar: « — Adi El-Hasen olsun!» 

Bir ba§ka bildiri§e gore, Hazret-i Ali yavrusunu. Harp, yahut Cafer diye isimlendirmek istedigini 

AUahin ResulUne bildirince Vahiy Melegi inmi§ ve Alemin Fahri-ine: 

« — Ey AUahin Resulii, demi§; Ali'nin seninle alakkasi, Harun'un Musa'ya nisbeti gibidir. Sen de 

Ali'nin oglunu, Harun'un gocuguna verdigi adla isimlen-idir.» 

Ve Siiryani dilindeki ismin Arapga kar§iligi, Nur neslinin yiiriitiiciisii yavruya takilmi§... El-Hasen, 

giizel-ilik ve iyilik vasfinin ismi... 

Araplarda bu adla ilk isimlendirilen o... 

AUah'in Resuliiniin, mukaddes sirtlarina bindirip lyerde emekliyerek gezdirdigi torun... 
Biira diyor ki: 



«-i- Ben, AUah'in ResulUnii, miibarek sirtlannda Hasan 'i gezdirirken gordiim. §6yle diyorlardi. 

Yarabbi, ben Hasan'i severim; sen de onu sev!» 

Sik evlendi ve sik bo§andi. Bir iddiaya gore dok-isan kere... 

Bu mevzuda yapilan bir dedikoduya, kizi istenen 

bir buyiigun cevabi: 

« — Yiiz kizim olsa da Hasan her defa birini alip obiiriinii bo§asa, sonuncusuna kadar hepsini 

verirdim.» 

Sekizi erkek ve ikisi kiz, on evladi ya§adi. 

Misilsiz bir ziiht ve takva... Yaninda birgok at ve deve varken yirmibe§ kere yaya hac... 

Sordular: 

— Beraberinde bunca binek oldugu halde, bu ka-idar uzaklardan yaya gelmenin manasi nedir? 

Dedi. 

« — Ben §erefli Evin yolunu yaya yiiriiyemiyecek olursam, Allah'in huzurunda duramiyacak kadar 

hayaya du§erim.» 

O kadar giizel, tatli, gekici, biiyiileyici bir konu§-imasi vardi ki, insan onu dinlerken kendisinde, 

kendisin-iden higbir §ey kalmadigim hisseder ve hemen teslim olur-^du. 

Umeyr bin-i tshak: 

« — Omriimce kimseye rastlamadim ki, kelami ba- 



88 

89 

na sukutundan faziletli g6runmu§ olsun. Yalniz Hasan bin-i Ali konu§urken o hale du§erdim ki, 

onun asla sus-imamasini ve hep konu§masini isterdim.» 

A§iri hilim sahibi, son haddiyle yumu§ak... Haya-itinda kimseye sert muamele etmedi ve ofke yiizu 

goster-imedi. 

Her mikyasin ustunde comert... thsan edince yiiz-bin dirhemden eksik vermezdi. tki kere, tek 

dirhem kal-imamacasina, biitiin varini muhtaglara dagitti. 

Bir gun kar§isina bir adam gikti: 

— Vaktiyle pek zengindim, §imdi qok du§kunum! 
Buna gore yardimini istiyorum!.. 

§u cevabi aldi: 

« — istegin, istegindeki olgii, benim sana vermeyi du§undugume gore fazla degil.. §u var ki, seni, 

layik ol-idugun derecede agirlamaktan aciz kalirsam uzulurum!» 

Ve Peygamber torunu, biitiin parasinin getirilmesi-ini emretti. Getirdiler... Tarn eliibin dirhem... 

Getirene sordu: 

« — Gegenlerde sana saklanmak Uzere bir para ver-imi§tim. O nerede?» 

— Evet, o da eliibin dirhem... Sakli... 

— Onu da getirin! 

Peygamber torunu, saklattigiyle beraber yiizbin dirhemi, diinkii zengin, bugUnkii fakir ve yarmki 

90k bii-iyiik zengine ihsan etti. 

Bir §iirinden: 

« Sen yaratiktan, Yaratici ile miistagni ol! 

« Ki, yalandan dogru ile miistagni kalasm. 

« Rizkmi AUah'm fazlmdan bekle! 

« Bil ki, Ondan gayri rizklandirici yoktur! 



« Kul kulu zengin edebilir sanan 
« Rahmanin guciinu tanimayandir.» 



Hazret-i Hasan, Hicretin kirkinci senesi Ramaza-ininda -19 Ramazan Pazar giinii- Halife... O giine 
kadar dort biiyiik halifenin idareleri suresince en derin ziiht ha-iyatini ya§ayan ve diinya 
nailiyetlerine higbir deger ver-imeyen Peygamber toranu, otuzyedi ya§inda reislige gel-idigi an, 
ruhi ve siyasi §artlarin en nazikleriyle kar§i kar§i-iya... Horasan'dan Misir'a, Suriye'den Yemen'e, iki 
gap-iraz hat arasi biiyiik bir diinya pargasini kaplayici islam iilkesi, Miiminlerin Emirligi makami 
etrafinda hazin bir ^eki^meye §ahit... Peygamber Evinin timsali, Peygambere mahsus ilim §ehrinin 
kapisi, ilahi visal sirrmm Hazret-i Ebubekir'den sonra ikinci emanetgisi, her vasif iistii bii-iyiik 
Hazret-i All ile, yine iistiin sahabilerden, Arabm dahilerinden, islam imparatorlugunun 
Okyanuslara at sii-iren kumandanlarmi yeti§tirmi§ kurucularmdan Hazret-i Muaviye arasmdaki 
anla§mazlik ve maliim neticeleri... 

islam tarihinin biiyiik ukdesi olan bu meselede ger-igek ve derin miimine dii§en g6rii§, Hazret-i Ali 
ile Mua-iviye arasmdaki anla§mazligi bir igtihat ihtilafmdan ibaret bilmek, bu anla§mazligm ba§ka 
§ahislar iizerindeki ihtilailarmdan dogmu§ olarak iki Peygamber torununa edilen korkung 
kastlardan Muaviye'yi miinezzeh tutmak ve ebedi sorumlulugu, bu anlayi§ ayriligmm nefsani 
istis-imarcilarma yiiklemektir. 

Asirlardan, ham ve kaba softalik miiessesesinin §u veya bu tarafa gekerek miizminle§tirdigi; sonsuz 
bir vecd iginde kiifre kar§i birlik kuracagi ve i§i ta ruhundan alaca-igi yerde yalniz bundan ibaret 
biraktigi ve hem islam birli-igini, hem de dava biitiiniinii pargalayip ufaladigi mes'ele 



90 

91 

iizerindeki hiikiim bu kadardir! Hazret-i Ali sahabilerin'in en biiyiiklerinden, Muaviye de 
biiyiiklerin-dendir; Ali mutlaka hakli, Muaviye ise haksiz degildir; ve giine§ dogup battikga 
ufuklarm hicap kizartisi gegmiye-cek olan Peygamber torunlarma ait cinayette Muaviye masumdur. 
§u vakiayi az insan bilir: 
Bir giin AUah'm Resulii, vahiy katiplerinden Mua-viye'ye buyurdular: 

— Bir giin gelecek ki, senin gocuklarm, benim to-i 
runlarima en biiyiik zulmii edecekler! 

Muaviye yildirimla vurulmu§a dondii: 

— Aman, ey AUah'm Resulii, ne diyorsunuz! izin 
verin, hepsini oldiireyim, neslimi kurutayim!» 
AUah'm Resulii giiliimsediler: 

— Hayir, ya Muaviye, bunu yapamazsm! Takdir 
neyse o olur! 

i§in hikmetini anlayanlarsa pek az oldu. 

Hazret-i Hasan halifelik makammda Yemen, Hi-icaz, Kiife, Irak, Horasan havzalari kendisine bagli 

oldugu halde, ancak alti ay, alti giin kalabildi. 

Biraz once belirttigim anla§mazlik 5?iiziinden, Hali-ifeye baglUik di§i kalan sahalarm merkezi §am.. 

Hazret-i Hasan §am Valisinin altmi§ binlik bir orduyla Irak'i eline gegirmek iizere hareket ettigini 

haber almca, o da ordusu-inu toplayip yola gikti. Agir bir yiiriiyii§le Miidayine vardi ve ordusuna 

istirahat verdi. Orada birkag giin dinlenme-iden sonra, ba§kaldiranlarm iizerine gidilecek... Hazret-i 

Hasan bu §urada, gece ve giindiiz, yorgun ve uykusuz hep dii§iindii: Tarailar miisliiman... 

^arpi§irlarsa oluklar gibi miisliiman kani akacak... Tarai^ardan higbiri kar§ismdaki- 



ni kinp ezmeden muradina ermiyecek... MUsliimanlar arasi ilk biiyiik ve kanli bogu§ma, kendi 
zamaninda 9ik-imi§ olacak... Buna razi olamaz; fan! bir diinya ve makam davasi igin, ne kadar hakli 
olursa olsun, boyle bir b6lunu-i§e ve bolumler arasi birbirini yeme ihtirasina yol agamaz. 
Kar§i tarafa elgiler gonderdi ve bazi §artlar altinda sulha razi olarak Halifelik makamini birakti. 
Oradan Kufe'ye ve kisa bir dinlenmeden sonra Medine'ye d6nu§... Bundan ileriye ya§adigi dokuz 
buguk yil iginde Hazret-i Hasan, adim ba§inda, en hain pusula-irin kurbanlik hedefi... Her §eyi 
biraktigi ve perdenin ote-isindeki alemden ba§ka higbir hasret gekmedigi halde, Peygamber Evinin 
biiyiik oglu olmasi gibi bir sifat, iiain-lerce, ya§amasina engel... §urada, burada, sadik, 
yakinla-inndan otuz kirk §aiisiyet birer balianeyle 6ldiiriilmii§tiir; asil gaye kendisini oldiirmektir ve 
oliim dairesi ona dogru geni§letilmektedir. 

Hazret-i Hasan bu i§aretlerden iirktii ve kendisini selamette iiissetmek igin dogrudan dogruya 
teiilikenin idare merkezine, §am'a gitti. Bir zaman da orada kaldi. Oradan aziz dostu Saad-Ul- 
Musli'nin vali bulundugu Mu-isul'a... §am'da goz gore gore bir liarekete giri§meyen iii-yanet, 
hemen Musul'a yeti§ti. Musul valisinin liaberi ol-^mayan bir ziyarette, Peygamber torununun 
suyuna ve ye-imegine zeliir kari§tirdilar. Hasan gUnlerce acilar iginde kivrandi, fakat iyi oldu. 
Baktilar ki, olmuyor; dalia tesirli bir zeiiir tertiple-imeyi dU§UndUler. Yeni zeliiri, bir §i§e iginde, 
nasil kulla-inilacagini gosteren bir mektupla beraber Musul'a gonder-idiler. Hiyanet ve cinayet 
emanetlerini ta§iyan adami, yol-ida, vah§i hayvanlar pargaladi. Oradan gegen biri, parga-ilanmi? 
cesedin yaninda §i§eyi ve mektubu buldu ve Haz-iret-i Hasan'a gotUriip teslim etti. Peygamber 
torunu, ter-tipgiyi bu mektuptan 6grenmi§ken, mahcup olmasm diye 



92 

93 

suglandirmaktan gekindi ve kimseye bir §ey soylemedi. Fakat nasilsa i§i ogrenen Musul Valisi 

Saad, haini yakala-itip boynunu vurdurdu. 

Hazret-i Hasan gUn yiizUnii kendisine 50k goren bu hallerden son derece mahzun, Medine'ye gegti. 

Orada da iki defa zehirleme te§ebbUsU... Bu defa te§ebbUs, biitUn kadmlik ve zevcelik ocagmi 

yikarcasma sarsacak §ekilde, nikahlisi Cade tarafmdan idare ediliyor. Hiyanet §ebeke-isi, 

Peygamber torununun evine kadar sizmi§tir. 

Peygamber kani ta§iyan ilahi vecd ve ebedi tesli-imiyetin biiyiik miimessili, zevcesine higbir §ey 

soyleme-idi; kivrandirici istiraplar iginde biiyiik babasi Peygamber-iler Peygamberinin Ravzasma 

gidip agladi, Ravzanm par-imaklarma yapi§ip dua etti. AUah'tan §ifa istedi ve yine 

kurtuldu. 

Medine'de de kalmamaz! Yine Musul!.. Bir giin Musul gar^ismda bir k6§ede duruyor. Elin-ide 

sopasi, iki gozii kor bir bedbaht, kendisine dogru geHmekte... Ortaligi simsiyah goren bu ama, ne 

tiirlii bir ta-ilim ve terbiye altmda yeti§tirilmi§ olacak ki, dogru ona yana§ti ve sopasmm sivri uciyle 

Hazret-i Hasan'in ayagi-ini yaraladi. Pe§inden af dileyip gitti. Fakat amanm sivri uglu sopasi 

zehirli... Hazret-i Hasan yataga dii§tii, ayakla-iri davul gibi §i§ti. Uzun bir tedavi ve yine §ifa.. 

Musul'da da oturulmuyor! Tekrar Medine; Peygamber beldesi... Bu defa zevcesi Cade'nin evine 

inmedi ve kizkarde§ine mi-isafir oldu. 

Fakat kalbi miihiirlii kadin firsat koUamakta.. 

Cade, giinlerce Hazret-i Hasan'i uzaktan takip etti. 

Bir Cuma gecesi. Cade, avucunda kiigiik bir kutu, Medine sokaklarinda golgesini yilan gibi 

kaydirarak, ko-icasinin yattigi hiicrenin oniine geldi. Herkes uykuda, bii-itiin Medine sessiz.. Cade, 

hiicrenin algak perceresindeki su testisini aldi ve elindeki kutudan oraya beyaz bir toz 



I 

bo§altti. Bu igenin cigerini yakacak ve midesini pargala-iyacak olan, un haline getirilmi§ elmas 
kinntilaridir. 

Muminlerin imami, biraz sonra uyanip elini testiye atti ve suyu dikti. tginde, yiirek kavurucu bir 
aci.. Yiizii 
( yemye§il- 

Hazret-i Huseyn'e haber ko§turaldu. Hazret-i Hasan'in ba§i, karde§inin kucaginda: « — Soyle, bu i§i 
Sana kim yapti?» « — A benim karde§im, benim bildigimi sen de bi-ilirsin! Bana agik olan sana 
kapali degildir. Fakat bize du-i§en sabir ve teslimiyettir.» 

Hazret-i Hasan, kendisinin agtigi §u kiigiik ba^lan-igigtan sonra, diinyanin ve tarihin en biiyiik 
mazlum ve §e-ihidi olmaya namzet karde§ine vasiyetler etti. Bir aralik sarsilir ve iirker gibi oldu; ve 
Hazret-i HUseyin'in olUmii sakin ve tela§siz kar§ilamak gerektigi yolundaki ihtarina §u cevabi verdi: 
« — Nasil tela§lanmam? §u anda Allah'in , bir ben-izerini diinyada gostermedigi heybetli emrine 
giriyorum! Bu gUnedek mislini gormedigim birtakim mahluklari da goriiyorum! Nasil 
tela§lanmam?" 

Ve arka UstU uzandi; hece hece, her hece ve keli-^menin arasi agik, §ahadet Kelimesini getirdi: 
« — §ahadet ederim ki, Allah'tan ba§ka ilah yok-^tur; ve §ehadet ederim ki (M....) onun kulu ve 
resulUdUr» 

Ve otelere agilan gozlerini bu fanilik perdesine Imdu. 
Hicri 50 nci yil, 5 Rebiiilevvel... 47 ya§inda... 

Zehirlenmesinden biraz evvel riiyada, «ihlas» Suresinin ilk ayetini alnina yazili g6rmu§tu. 
RUyayi anlattiklari derin bir miislUman demi§ti ki: 
95 

94 

Ifil 



« — Eger riiyasi sadiksa oliim §erbetini igmesine pek az kaldi demektir.» 

SozU: 

« — Allah'in dilegine baglanan ki§i, nefsi igin, AHlah'in segtigi halden ba§kasini istemez.» 

Ebu HUreyre'den Hadis meali: 

« — AUahim; ben Hasan'i severim, onu seveni de se-iverim.» 

Biitiin bunlara ragmen, Peygamber torunlarina edi-ilen zulUm bahsinde Hasan'in vaziyeti, bir kibrit 

gopU ate-i§inden ibaret kalir. HUseyn'inki ise alevleri Ar§'i saran ve be§erin hayatinda tek kalan bir 

yangin... Kibrit onda par-iladi; yangin HUseyinde gikti ve kainat yandi. 

HAZRET-i HUSEYN 

Hicretin dordiincU yilinda (§abanin 5'inci Sail gU-'nU) Peygamber beldesinde kulaktan kulaga bir 

miijde fi-isiltisi: 

— Allah ResulUniin ikinci torunu, Allah'in arslani Ali'nin ikinci oglu diinyaya geldi! 

Hasan ile arasinda bir yil bile yok... 

56 sene, 5 ay, 5 gUn ya§adi ve Hicri 6rinci yilin 10 Muharrem Cuma gunii, Kerbelada, higbir masal 

ve destanin ve higbir hakikat ifadesinin kaydetmedigi §ekil-ide, islam tahassUsUniin ba§ istirap 

kutbu olarak oldiiriil-idii. 

ismini ali§i, karde§ininki gibi.. 

« — Onu da, Harun Peygamberin ikinci ogluna ait ismimle adlandiriniz!» 

Ve yavruyu, bu tbrani ismin Arapgadaki kar§iligi olan «HUseyn» ile adlandiriyorlar. 



Gogsiinden ayaklanna kadar, vUcutga Kainatin Efendisine tarn benzerlik... 

ilimde, ibadette, ahlakta, §ecaatte iistiin... 

Birgok yaya hac, sik sik orug ve ba§ini secdeden Idirmamacasina namaz... 

Hayatinda dort kere evlendi. Zevceleri, Leyla, Um-mii Veled, Ummii tshak, Rubap...Ummu Veled, 

Iran sul-itaninin kizi... tran'in fethinde miislumanlarin eline esir du§uyor; ve misilsiz soyluluk ve 

guzelligiyle, Halifeler Halifesi Omer tarafindan Hazret-i Huseyn'e layik goriilu-iyor. 

ikisi erkek, ikisi kiz, dort evlat: Ali-yiil-Ekber (Bu-iyuk Ali), Ali-yiil-Asgar (Kiigiik Ali), Fatima, 

Sekine... Sirasiyle, her gocuk bir anneden... 

Erkek gocuklarindan, cinsinin gUzellik ornegi, AHlah Resulunun simada ve seste benzeri Ali 

(Ekber), 28 ya§larindayken Kerbela'da kendisiyle beraber §ehit edil-idi. Ondan sonra Nur Neslinin 

Huseyni kolu, bir ismi de «Zeynelabidin» olan Ali (Asgar)dan geldi. Bir rivayet, Hazret-i 

Huseyn'in, isimleri Ali olan oguUarini uge gika-iriyor ve Kerbela'dan sonra hayatta kalan 

Zeynelabidin Hazretlerini, ortanca Ali kabul ediyor. Her ne §ekilde olursa olsun tmam-i 

Zeynelabidin, Huseyn'e bagli Nur 



96 

97 

Neslinin biricik devam ettiricisi ve en iistiin faziletlerin yumagi... 

Abdest alirken yiizU sapsari kesilir ve nigin sa-irardigini soranlara: 

« — Nasil sararmayayim, derdi; kimin huzurunda oldugumu bilmiyor musunuz?» 

24 saatte 1000 rekat namaz... i§te bu Zeynelabidin!. 

Bir gUn kendisine dil uzatan bir insani gormezlik-iten gelince, yiizsUz adam: 

— Gormiiyor musun, dedi; seni kastediyorum! Sa-ina sovUyorum! 

Ve Zeynelabidin'den §u cevabi aldi: — i§te bunun igin gormiiyorum ya!. BUyiik Arap §airi 

Ferzadak, Zeynelabidin'in co-imertligini §oyle belirtir: 

« — §ehadet kelimesinden ba§ka higbir yerde yok demiyen insan...» 

i§te bu Zeynelabidin!... 

« — Ba§ina gelenlerden mahluklara sizlanma! Zira merhametliyi merhametsize §ikayet etmi§ 

olursun!» Diyen Zeynelabidin... 

Peygamber torunu HUseyn'in , kendisine layik og-ilu... 

Hazret-i HUseyn, zevcesi RUbap ile, ondan kizi Se-kineyi gok severdi. 

Bir beyti: 

«Ben zevcem RUbap ile kizim Sekine'nin 

Oturduklari evi bile severim...» 

Hazret-i Hasan bahsinde belirttigimiz biiyiik ukde-^nin kordiigUm safhasi, Muaviye'nin olUmiiyle 

beraber Hazret-i'HUseyn zamaninda agildi. MUminlerin Emiri 

azt-i Ali ile §am Valisi Muaviye arasinda ba§layan nla§mazlik, Muaviye'ninkilerden ba§ka 
istismarci eller-^de Peygamber torunu Hasan'i zehirler ve i§e §eytani bir "istikamet vermeye 
bakarken, Muaviye'nin olUmii davayi biisbiitUn §eytan emrine verdi ve hicri birinci, miladi ye-idinci 
asir gergevesinde topyekun zaman ve mekanm en biiyiik faciasma yol agti. 

Hazret-i Hasan'm zehirlenmesinden beri 10 yil, bilmem ne kadar ay gegmi§ ve Muaviye Halifelik 
maka-immi muazzam bir devlet tahti haline getirmi§tir. islam biiyiik denizlere gikmi§, islam! §evket 
her tarafi tutmu^-itur. 



Hazret-i Hiiseyn, Medine'de, gozU biitUn diinya ni-imetlerinden uzak, igine kapanik, yakinlan 

arasinda ya^i-iyor. Halifelik makamini tutanlarla arasindaki ip hep ger-igin, fakat oldugu gibi... tpi 

koparacak yeni bir hamle yok ortada... 

Birdenbire bir hadise: Medine Valisi, Muaviye'nin yegeni, hisli ve insafli taninan Velid, ba§ta 

Peygamber to-iranu Hiiseyn, Hazret-i Omer'le Hazret-i Ziibeyr'iri ogul-ilarini aratiyor. Birbirlerinin 

en yakin dostlari, ug biiyiik saiiabinin ogullan... 

Gelen liaberci, Hazret-i Hiiseyn ile Ziibeyroglunu Peygamber Mescidinde buluyor: 

— Vali sizi gagirtti! Liitfen liemen buyurun! 

Ali ve Ziibeyr'in ogullan, hayret, biraz da deh§etle baki§iyorlar ve haberciye: 
— Sen git, diyorlar; biz arkandan geliriz! Ziibeyroglu, Hiiseyn'e soruyor; 

— Bizimle dii§iip kalkmayan Velid'in boyle bir-i 
denbire bizi gagirmasina ne dersin? 

— Bana oyle geliyor ki, Muaviye oldii, yerine og-i 
lu Yezid gegti. Bizden biy'at almak igin Valiye emir ver-i 
mi§ olsa gerek... 



98 

99 

Gergek! Muaviye 6lmii§tiir. Yerinde oglu.. Oteden beri siire gelen malum ukde yiiziinden en nazik 
biy'at merkezleri, §ehirlerden ve kalabaliklardan ziyade, bu ug biiyiik §ahsiyet... Yezid, biitiin islam 
iilkesinin birlik ha-ilinde kendisine tabiligini saglayacak olan bu hayati i§in hemen yerine 
getirilmesi igin amca oglu Velid'e name, g6ndermi§tir. Velid, bu gayet hassas nameyi alir almaz, 
mahremlerinden birkagmi topluyor ve istirapla akil dani-i§iyor: 

— §u emre kar§i ben ne yapabilirim? Ya biy'at et-i 
mezlerse?... Etmeyeceklerine hig §iiphem yok! Bunlar, 
Allah Resuliiniin en biiyiik tig sahabisinden gelen tig bii-i 
yiik zat... Muhakkak ki, Halifelige Yezid'i layik gorme-i 
yecekler. Muaviye zamanmda neler oldugu malum... 
§imdi oglunu nasil benimserler? Ne yapacagimi, nasil 
davranacagimi bilemiyorum! 

Velid'in kurmaylari cevap verdi: 

— Vaziyet gayet muhatarali!.. Ya bu deveyi giide-i 
ceksin, ya bu diyardan gideceksin! Ugiinii birden gagirtir-i 
sm! Cellatlarmi da gizlersin! Biy'at ederlerse ne ho§! Et-i 
mediler mi, iigiiniin birden boynunu vurup i§i «oldu, bit-i 
ti» ye getirirsin! Yoksa, halk ihtilatlarma birakacak olur-i 
san, felaket!.. 

Mescit kapismda Hiiseyn ile Ziibeyroglu arasmda-iki konu§ma devam ediyor. Hiiseyin'in g6rii§iinii 

dogrula-iyan Ziibeyroglu, ona soruyor: 

— Ne yapmak niyetindesin? Davete gidecek misin? 

— Evet; adamlarimi da alip toplulukla gidecegim! Bakalim, ne diyecek? 

• — Gitme, basma bir §ey gelir! 

? — Ben ancak Velid'in bana zarar eri§tiremeyecegi §artlar altmda giderim! 

— Etme, belli olmaz! O, hiikiimetin ba§mda... Ken-^dini koruyamiyabilirsin! 



-Bildirdigim tedbir ve tevekkiilden ba§ka yapa-!cak i§im yok! 



Birbirinden aynldilar. ZUbeyroglu, evine gidip saklandi. HUseyin, ev halkini ve yakinlanni toplayip 

Ve-ilid'in kapisina gitti. Kapida adamlanna hitabi: 

— Siz burada duranuz ve ben igeriden gikmadikga veya seslenmedikge yerinizden kimildamayiniz ! 

Benden bir ses i§itirseniz igeriye dolar ve gerekeni yaparsiniz! Ses i§itmeden girmek, ben gikmadan 

da gitmek yok! 

Hiiseyn, Velid'in kar§isinda... Velid, yiizii sapari, elinde Yezid'in namesi, Peygamber torununa 

bakiyor: 

— Muaviye oldii ve Halifeligi Yezid aldi. Her taraf ona ba§ egmi§ bulunmakta... Fakat biy'atlerin en 

onemli-isi, ta§idigin sifat bakimindan seninki.. Sonra da arkada§-lanninki.. Seni, yeni halifeye biy'at 

etmeye davet ediyo-irum! 

Hazret-i Hiiseyn, §u inceler incesi cevabi verdi: 

« — Dedigin gibi, ta§idigim sifat bakimindan, be-inim gizli biy'at etmem dogru olmaz! Etsem de 

makbul sayilmaz! Sen, Medine Valisi, bizi lialk iginde agik biy'ate davet et!» 

Uysal ve yumu§ak seciyeli Velid: 

— Peki, oyle olsun! 

Demekten ba§ka cevap bulamadi. 

Fakat, akil vericilerinden odada bulunan bir adam atildi: 

— Ne yapiyorsun, ya Velid? Eger Hiiseyn buradan biy'at etmeksizin gikip gidecek olursa, kandan 

seller ak-imadan ba§ egmez! Hazir ayagina gelmi§ken ya biy'at et-itirecek ve bunu halka ilan 

edeceksin; yahut biy'at edince-yedek onu tutacaksin, hapsedeceksin! 

Peygamber torunu bu fesat ajanina dondii, onu en agir kelimelerle ha§ladi ve kimseden izin 

beklemeksizin ^Aip gitti. 



100 

101 

Fesatgi, Velid'in Uzerine yiiriircesine haykirdi: — HUseyn'i biraktin! KoUarini sallaya sallaya git- 
ti'. SozUmii dinlemedin! §imdi ba§imiza neler getirecegini 
goriirsUn! 

Velid, ondan daha sert, sesini yiikseltti: — Koca peygamber torununa, biy'at etmedigi igin mi 
kiyayim? Ben boyle bir cinayeti hayal etmekten bile AUah'a sigininm! Bana diinyalari ve oteleri 
verseler boy-ile bir §enaati dU§Unemem! 
Ote yandan, ZUbeyrogluna tekrar adam gidiyor. 
Cevap: 

— Bana bir gUn miihlet verin! Yarin gelirim! 
Hazret-i Omer'in oglundansa higbir haber yok.. 

ZUbeyroglu, karanlik basinca, pahada agir, yiikte hafif e§yasini toplayip, karde§i Cafer'le beraber, 
Mekke yoniinde sirra kadem basiyor. 

Hazret-i Hiiseyn, Velid'in §iddet kuUanamamasi kar§isinda, ertesi giinii en yakinlaririi topladi; 
dudaklarin-ida Kur'andan bir ayet, Medine sokaklarindan apagik ge-igerek, Peygamber beldesini 
bnakti. Manzara, Medinelile-re gok aci geldi. Pe§ine dii§iip agla§maya ba§ladilar. 
O anda seksenlik bir ihtiyar, Peygamber torununun arkasindan hazin hazin bakarak §6yle dii§iinmii§ 
olamaz 
mi: 



— Bundan yetmi§ yil kadar evvel, Kainatin Efendi-isi Medine'ye giderken §arkilar ve §iirler 

soyleyenlerin 90-icuklan, hatta kendileri, §imdi de O'nun evladi Medineden 

gikarken agla§iyorlar!.. 

§ehir di§inda, kar§isina, Abdullah bin-i Muti gikti: — Kurbanin olayim, ey Peygamber torunu! 

Nereye 

gidiyorsun? 

— §imdilik Mekkeye... Orada AUah'tan istihare 

ederim. Bakalim yolumuz nereye du§er? 

102 

Sakin KUfeye gideyim deme! O belde ugursuzdur 

I halki da vefasiz... Babana gadr, karde§ine zulmettiler. Mekke'den ayrilma! Sen Arabin 

efendisisin! Hicaz halki Arabin efendisinden yiiz gevirmez! Mekke'de kal! 

— Bakalim, Allah ne gosterir? 

Hazret-i Hiiseyn Mekke'ye vardi; ve dudaklarinda Kur'andan yine bir ayet, «Harem-i §erif» 

gergevesine 

girdi. 

ZUbeyrogluyla bulu§tu. Mekke biiyiikleriyle gorii^-itU. 

Hazret-i Omer'in oglundan hala bir haber yok... 

Yalniz, biy'at etmedigi biliniyor. 

Peygamber torunu nasil bir yol tutacak? 

Me^hul... 

Fakat ipin kopmak uzere oldugu belli... 

Haber , islam diinyasinin her tarafini ginlatmi^tir: — Peygamber torunu Hiiseyn ile, Omer ve Zii- 

beyr'in oguUan, Yezid'e biy'at etmiyorlar! 

§am'da ku§ku biiyiik... Yezid'in sarayinda her kafa bir istifham i§areti: 

— Ne yapsak? Zor mu kuUansak? tdamlarina mi gitsek? Ya Hicaz ve pe§inden birgok islam 

merkezi ayak-ilanirsa? Aldirmazsak ne olur? Ayrilik ve kopuntu, geni§-leye geni§leye §am'a kadar 

girmez mi? Bu vaziyette ha-lketsiz kalmak miimkiin mil? 

Derken, Kufe'de bir hareket... Kiife ileri gelenleri ' mektup yazip Hazret-i Huseyn'e gonderdiler: 

«Kufeye gel! Topyekun sana biy'at edelim!» Hazret-i Huseyin tereddiitlu... Kufe'den yana da 

ku§kulu... 

Bir mektup daha...Arkasindan, binlerce imzali bir 

de halk davetiyesi... 

103 

Huseyin'in cevabi §u oldu: 

«Mektuplarinizi ve davetiyenizi aldim. tlginizden ho§nudum. Size, evimden ve en yakinlarimdan 

Muslim bin-i Akil'i gonderiyorum. Vaziyetinizi gorsun, fikirleri-inizi incelesin, biiyiiklerinizle 

konu§sun ve bana hiikmu-inuzu bildirsin. Sizi tek karar etrafinda birlik goriirsem, ben de kalkar, 

gelirim!» 

Muslim'e de §u emirleri verdi: 

— Evvela Medine'ye... Allah'in Resulunu ziyaret et! Ev halkinla helalle§... Oradan Kufe'ye... Kiife 

birlik mi, saglam mi, gUvene layik mi, iyice anla ve bana bildir! 

Muslim, aldigi emirlerin ilk kisimlarini yerine ge-^tirdikten sonra, atinin ba§ini Kiife istikametine 

gevirdi ve yanina iki kilavuz, kum yoUarinda akmaya ba§ladi. 

Yol korkung... Kilavuzlar istikameti kaybettiler. Oldiiriicii susuzluk... Kilavuzlarin ikisi de oldii; 

fakat Muslim kendisini kurtarabildi. 

KUfe... Muslim, dostu Muhtar'in evinde... Eve akan akana... BUtUn KUfe galkanti iginde... Kisa 

zamanda HUseyn adma 18.000 ki§iden alman biy'at... 



KUfe Valisi Numan, iyi ve din duygusu kuvvetli bir insan oldugu igin, Hazret-i HUseyn'e dogru bu 
aki§i zorla kosteklemiyor; boyuna ogUt vermek ve §am'dan gelecek tehlikeyi gostermekle kaliyor. 
Valinin bu halini goren Yezid taraflilari, §am'a haber ugurtmakta geri kaHmiyorlar: 
-Huseyin'in adami Muslim Kufe'yi birbirine katti! Netice kotii! Vali Numan, zaif ve tedbirsiz! 
Kararli ve kuvvetli bir valinin hemen Kufe'ye gonderilmesi, §art! 
§am tela§ta... Basra Valisi UbeyduUah bin-i Zi-yad'a emir: 

— Kiife Valiligine tayin edildiniz! Son hizla Kufeye gidip idareyi teslim almiz ve Muslim bin-i 
Akil'i, olii veya diri, ele ge^iriniz ! 

Ziyadoglu, Basrada karde§ini birakip yanma biiyiik bir maiyet aldi; 96I riizgari kiiheylanlar 

uzerinde Kufeye kanat agti. Yezid'in hilekar adami yeni Vali, tiirlii planlarla Muslim'in 

etrafmdakileri dagitti. Hazret-i HU-iseyn'in fedakar elgisi, tek ba§ma, sokak ortasmda kaldi. Artik, 

sigmabilecek hig kimsesi yok.. GUg bela ihtiyar bir kadmm barakasma can atabildi. thtiyar kadmm 

oglu MUslim'i yeni valiye haber verdi. Evi sardilar ve MUs-ilim'i yarali olarak, canma 

dokunulmayacagi vaadiyle Zi-yodoglu.'nun huzuruna sUriiklediler. Orada, Peygamber torunu evinin 

baglilarmdan Miislim bin-i Akil, kalbini ni-i§anlayan kiliglarla kar§ila§ti; ve Kerbela §ehitlerinin 

6n-icUsU olarak can verdi. 

Hazret-i HUseyn, aldigi ilk haberler Uzerine, neti-iceyi beklemeden sefer hazirligma giri§iyor. Omer 

bin-i Abdurrahman ve tbn-i Abbas gibi yakmlari, KUfelilere asla gUvenilemiyecegini soyleyerek, 

onu ille Mekke'de kalmaya te§vik ediyorlar: 

— Gitme diyorlar; sen Kufelileri bilmezsin! Seni yan yolda birakirlar ve hemen kuvvetil goriinene 

sigmir-ilar. Madem ki sana bu kadar bagli goriiniiyorlar, ni^in toplanip buraya gelmiyorlar? Sen 

yine her yardimi yurd-da§larmdan, Hicaz 'Mardan bekle! Eger onlara dargmsan ve mutlaka gikip 

gitmek kararmdaysan, hi? olmazsa kale-ileri kuvvetli, daglari sarp, baba dostlarmm kayna§tigi Ye- 

men'e git!. 

Fakat HUseyn, gayet iradeli, kar§ilik veriyor; 

— OgUtleriniz babaca ve karde^ge.. .Fakat benim buralardan uzakla§mam ve gidecegim yere gitmem 

kesin-ile§mi§tir. 

— Hi^ olmazsa ev halkmi beraber gotiirme! 



104 

105 

— O da garesiz! Beraber gelecekler! 

Mekke'den, uzun bir kervan halinde Irak'a dogru yola giki§.. . 

Yolda, bir gUn oglu Zeynelabidin igin en gUzel methiyesini soyleyecek olan §air Ferzadak'a 

rastliyorlar. 

— Selam sana, ey Peygamber evladi! 

— Sana selam, ey §air! Nerelerden geliyorsun? 

— Halkm i^inden... Her tarafa serpilmi§ insanlarm iginden... 

— Halk ne dU§UnUyor? Hali nasil? 

Biiyiik §air cevaplarm en buyugunu veriyor... 

— Halkm kalbi seninle, kilici du§manla... Ve Allah diledigini i§ler. 

Peygamber torunu hig aldirmadan, AUah'm kazasi-^na dogru Kiife istikametinde ilerliyor. 

Ufukta, toz duman iginde iki atli... Dort nala gelip Peygamber torununun oniinde duruyorlar. 

EUerinde bir mektup: 



« — Sana bu mektubu oguUanmla gonderiyorum. Sakin yola devam etme! Ben gelip sana 

kavu§uncaya ka-idar bulundugun noktada bekle!» 

Abdullah bin-i Cafer'den gelen bu mektup, Hazret-i Huseyn'e arkasindan yeti§en son «dur!» 

gigligidir. Fa-ikat o durmuyor, ve ilahi kazanin inecegi kum tanesi nere-ideyse oraya dogru 

ilerliyor. 

Gerilerle ilgisini iplik iplik gozup ileriye dogru mesafeleri kangal kangal dolayan Peygamber 

torunu, de-ire tepe diiz, yuriidii. Kufe'de olup bitenlerden hala bilgisi yok... Bir aralik Hicaz illerinin 

kokusu artik duyulmaya-icak kadar mesafe alindigi ve yeni kokularm sininna vanHdigi hissi 

gelince, Kufe'ye onden bir mektup gikardi. Pek 

yakinda Kufe'ye varacagini bildirdigi mektubu «Kays!» isimli bir yakmma teslim etmi§ ve onu, 

altma gUzel bir kiiheylan gekip ufuklara dogru sUrmU§tUr. 

Kays'i Kadisiye sokaklarmdan dort nala gegerken durdurttular ve atmdan al a§agi ettiler. UstU 

aranmca gizli mektup bulundu. Onu, mektupla beraber, muhafaza altm-ida, KUfe valisi 

Ziyadoglu'na gonderdiler. 

Mektuba kisa bir nazar atan vali, adamlarma em-iretti: 

— Kesin ba§im! 

Ba§langicm ba§mda ikinci §ehit... 

Hazret-i Huseyin, atmm sirtmda, ba§i gogsunde, her §eyden habersiz, mesafelerin te§bihini 

gekmekte... 

Yolda, sagdan ve soldan bazi katilmalar... 

Sa'lebiye mevkiinde kara haber: 

« — Gonderdigin ilk elgi, sana Kiifede §u kadar go-iniillu toplayan Muslim, Vali Ziyadoglu 

tarafmdan oldiir-tuldu! Vaziyet 90k tehlikeli! Kararmi ver!» 

Hazret-i HUseyn vurulmu§a dondii. BUtUn kervan ta§ kesilmi§... Bazi dostlari, Peygamber 

torununun etrafi-ini aldilar: 

— Bu vaziyetten sonra donmek lazim! Artik israrm degeri kalmadi! 

Muslim' in karde§leri atildilar: 

— Ya karde§imizin ocUnii aliriz, yahut biz de onun gibi §ehit oluruz! Mutlaka gidecegiz! 

Peygamber Torunu, MUslim'in karde§lerine hak verici bir eda ile ufuklari i§aret etti: 

— Gidecegiz! 

Yola devam ediyorlar... 

Bir iki konak sonra ikinci §ehidin haberi... 

Ba§lan biraz daha egik, yine yola devam ediyor-ilar... 

1 



106 

107 

Ey, yerle gogiin, yiizii suyu hiirmetine yaratildigi Gaye-tnsan ve Ufuk-Peygamberin sevgili torunu! 
Nereye gidiyorsun? Senin agmaya gittigin ufuklari kapayip, senin kapattigm ufuklari agmaya gelen, 
Peygamber kanina su-isami§, insan kilikli iblislerin ayak seslerini duymuyor musun? Evet; gaibin 
e§yada tel tel ihtizazindaki gizli i§a-iretleri herkesten iyi kaydeden sen, §air Ferzadak'in dedi-igi 
kaza okunun saplanacagi yerde hedef olmaya gidiyor-isun! Buna gore ya her §eyi biliyor ya higbir 
§ey bilmiyor-isun! 
O konaktan da kalkiyorlar. Bir nehir gegiyorlar. Bir diizlUkte ilerliyorlar. 



Kar§ilannda, 90k uzaklarda, birtakim §ekiller.. §e-ikiller belli oluyor: Uzun bir dizi atli... Bir siivari 

alayi de-inilebilir. 

Sagdaki dag yamacina dogru istikamet degi§tiri-iyorlar. Siivari de o tarafa sapip kar§ilarina 

gegiyor... 

iki taraf , kar§i kar§iya, durmu§tur. 

Vakit ogle, Hazreti Hiiseyn'in miiezzini ezan oku-iyor. Topragin kumlu derisi iirpemiekte: Allah en 

biiyiik!.. 

Herkes Peygamber torununun arkasinda namazda. Hiir isimli bir kumandanin emri altindaki kar§i 

taraf as-ikerleri de, uzaktan, biiyiik imama uyup namazlarini kili-iyorlar. Namazdan sonra Hazret-i 

Hiiseyn yiiksekge bir yere ^ikip bir hutbe veriyor. Hutbesinin iginde, kumanda-ina dogru 

haykiriyor: 

« — Biz, biy'at igin tarafimiza gonderilen haber ve davet iizerine geldik! Kendimizden hareket etmi§ 

degi-iliz!» 

Hiir, uzaktan, ayni yiiksek sesle kar§ilik veriyor: 

— Biz de, o mektubu sana yazanlardan degiliz! Fa- 

kat kar§i gikip seni ele gegirmeye ve Kiifeye kadar sen-^den ayrilmamaya memuruz ! 

— Bizi esir mi ediyorsunuz? 

— Hayir, beraberimize aliyoruz. 

Hazret-i Hiiseyn geriye doniip adamlarina nida etti: 

— Haydi, atlayin atlariniza! Herkes binegine! Geri doniiyoruz! 

Hiir, atildi: 

— Olamaz. Ne Medineye donebilirsiniz, ne de ba§-ika bir yere.. Kiifeden gayri her istikamet size 

kapali!... 

Hazret-i Hiiseyn kiskivrak sarildigmi anladi. i§i so-^nuna kadar gotiirmekten ba§ka yol kalmami§tir. 

Kendile-irini uzakga bir mesafeden takip eden atlilarm kiskaci iginde Kiife yolunu tuttular. ^ok 

gegmeden Kiifeli dost-ilardan bir grup gikageldi. Kumandan Hiir, evvela, gelen-ileri Hiiseyn' le 

gorii§tiirmek istemedi. Fakat Peygamber Torununun azimli israrma dayanamadi ve izin verdi. 

Gelenler, Kiifenin tablosunu, oldugu gibi, Hazret-i Hiiseyn'in gozleri oniine serdiler: 

— Kiife artik ellerinde! Murahhaslarmiz §ehit edil-idi! i§ karmadi! ^aresini burada dii§iinelim! 

Gruplardan biri, Hiiseyn'in atmi dizginlerinden kavrayarak yalvardi: 

— Ya Hiiseyn! Kiifede dostalarm pek az, dii§man-larmsa pek 50k! Boyle, elin ayagm bagli, 

gidemezsin! Gel, bir tertibini bulup seninle dag tarafma sivi§alim; ora-idan, benim kabilemin 

bulundugu yana ^ekiliriz! En dip tepelerde bizimkiler... Dii§manlar iizerimize derya misali gelseler 

yine bir §ey yapamazlar!... Az zamanda kom§u oymaklar bize katilir. Ba§lari oldugum yirmi bin 

cengaveri emrinde bil! ^ok gegmez, dii§mana saldirabile-cek kuvvete eri§iriz. Benimle gel! 

Hazret-i Hiiseyn bu candan sozleri tek tek dinleyip kararmi bildirdi: 



108 

109 

« — Allah sana iyi niyetin bakimmdan hayirlar ih-isan etsin! Fakat ben seninle gelemem! §imdilik 
bizim igin bir kere tutmu§ bulundugumuz yonden yiiz gevirmek giig! Sen don ve yurduna git! 
AUah'm diledigi olur. » 

Gelenler, mahzun, ayrildilar. Hiiseyn Kiife siivari-ileriyle beraber yiiriidii; ve Muharrem aymm 
ikinci giinii «Kerbela» dedikleri, diinyanm en felaketli yerine indi. 



Burasi UstUnde ku§ degil, hayalin bile ugamayaca-igi, u^arsa bogulacagi, ye§il renge ebediyen 

hasret, sapsari bir oliim zemini.. 

Ne ba§tan ba§a liigat kitaplarinda, ne de bir ugtan obiir uca yeryiizunde deh§etinden bir i§aret 

bulabilecegi-iniz Kerbela vadisine kondular. Korkung gece... Muhar-irem ayinin hilali, Kerbelaya 

fazla bakamayarak kaybol-idu. Kumlarin ve dikenlerin nefes ali§ini dinleyen bir ses-isizlikten ba§ka 

higbir varlik hissi gelmiyor insana... Ara-ida bir, kisik bir at ve deve homurtusu, yeryiizunde 

olduk-ilarinin iiitarcisi... Birer tente ^atisi §eklindeki gadirlarda ba§ba§a vermi§ golgeler... 

Aralarinda bir tanesi, dimdik ve dU§Unceli duru§iyle, Peygamber Torununa ait oldugu-'nu ilan 

ediyor. 

Sabaiii ettiler. Bir de ne gorsUnler? Kar§ilarinda, ordu gapinda yeni bir kuvvet.. Omer bin-i Saad 

kumanda-isinda KUfeden gelen dort bin neferli birlik.. SUvarilerin ba§indaki HUr'den sonra, arkadan 

gelen ana kuvvet ve Omer bin-i Saad... Askerini Hazret-i Huseyn'in ta kar§isi-ina yaymi§, umumi 

kumandayi eline almi§, bekliyor. 

Saadoglu, Hazret-i Huseyn'e bir adam gonderdi: 

— Nigin Kufeye dogru yola giktiniz? Muradiniz nedir? Agiklayiniz! 

— Kumandaniniza deyiniz ki, Kufeliler davet etti, ben de geldim! Eger davetten caydilarsa 

donerim! 

Omer bin-i Saad, bu cevabi kelimesi kelimesine Kiife valisine ugurttu. 

Kar§ilikli bekleme... Tarailar arasmda liigbir temas vok.— Yalniz, uzaktan birbirlerini suzuyorlar. 

Vali Ziya-doglu'ndan gelen cevap: 

« — Huseyn'e biy'ati teklif et! Hemen askerin ve kendi adamlarmm oniinde Yezid'in Halifeligini 

tanism! Kabul ederse serbesttir. Kabul etmezse, onu sar, sularmi kes , olu veya diri, yakala!» 

— Seni Yezid'e biy'at etmeye, davet ediyorum! 

—Asia! 

— Ba§miza gelecekleri du§unuyor musun? 

-Her §ey AUahtan gelir! 

— Son defa soyluyorum, biy'at et! 

— Bo§una zahmet ediyorsun! 

Kumandan, be§yuz atli gikartip yakmdaki suyu tut-iturdu. Peygamber Torunu ve yakmlarmm 

deh§etle agiHmi^ gozleri oniinde suya engel oldular. Hazret-i Hiiseyn, manzaraya pek yakm, vakar 

ve tevekkiil iginde, dU§man-ilarmm cinayet hazirligmi seyrediyor. 

Biri (Abdullah bin-i Ebilhusayn), suyun yanmdan Peygamber Torununa haykirdi: 

« — Ya Hiiseyn! Can verinceye kadar tek damlasmi tadamadan, suya baka baka, susuzluktan 

6leceksin!» 

O zaman Peygamber Torununun ellerini kaldirip, dua edasiylemirildandigi goriildii: 

« — ilahi, sen bu adami suya kanamadan, igi yana-: 6ldiir!» 

Hiiseyn'in, AUahtan sadece susuzlukla oldiirmesini iiledigi adam, kisa bir zaman sonra oyle bir 

illete tutula-icaktir ki, kirba kirba su igtigi halde kanmayacak vesu (iginde, su igebilmek imkani 

iginde, bir tiirlii suya doya-adan can verecektir. 



110 

111 

Kerbelada bilmem kagmci ak§am... Su kaynagmm tutuldugu giiniin gecesi... Hazret-i Hiiseyn, 

kumandana haber gonderdi: 

— Sizinle, tenhada, ba§ba§a g6ria§mek istiyorum! 



Bulu§tular. 

« — Ya Omer bin-i Saad! Nedir miislumanlara ha-izirladiginiz bu zulumler? Birakin beni, ya 

Medineye do-ineyim, yahut kafirlerle sava§mak igin Turkistan taraflari-ina gideyim! Dogruca 

§ama, Halifenizin gozii oniindeki yere de gidebilirim! tnsafa gelin!» 

— Bence gUzel teklif! Hemen, §imdi valiye bildiri-irim ! Bakalim ne emir verir? 

Kiife valisi, elinde Huseyn'in teklifini bildiren mektup, sedirinde oturayor. Yaninda, AUah'in 

yarattigi biitiin lanetlilerin, kendilerine ba§ se^ecekleri bir §enaet heykeli, «§emir» adli insan 

sureti... 

Ziyadoglu, mektubu bir Iki kere okuyup gozlerini §emir'e dikti: 

— Teklif hig de fena degil... Nereye gitmesi gerek-itigini du§unuruz! Ben teklifi esas olarak kabul 

ediyorum! Ba§ini alip gitsin ve bizi derdinden kurtarsin! 

§emir, §eytani hayran birakacak bir tavirla yilan isligi galmaya ba§ladi: 

— Ne yapiyorsun, ey Ziyadoglu; ben de seni, dira-iyetli, azimli bir insan biliyordum! Eline gegen 

firsati nasil kagiriyorsun? Du§unmuyor musun ki, Hiiseyn, Peygam-iber torunudur ve nereye 

giderse kendisine taraftar bulur? Kuvvete erince de, evvela senin basma bela olur. Duydu-iguma 

gore askerlerin kumandani, gece, onunla tenhalarda bulu§mu§ ve konu§mu§... Bu da Omer bin-i 

Saad hesabi-ina §upheli bir i§aret... Hiiseyn onun da askerlerinin irade- 

sini gelebilir. Sen Omer'e, Huseyn'i biitiin etrafiyle tutup buraya getirmesi igin emir gonder! Ba§ka 

bir §eye kari§-imasm! Hiiseyn senin huzuruna gikarildiktan sonra karari verirsin! Dilersen 

bagi§larsm, dilersen cezalandirirsm! Fakat her halde uzaktan karar vermez ve i§i zaif ellere 

bi-irakmami§ olursun! 

Ziyadoglu bu §eytani telkin kar§ismda eridi ve §e-imir'e: 

— Oyleyse, dedi; i§in ba§ma seni gegiriyorum! Dogru Kerbelaya git ve emrimi kumandana bildir. 

Hii-iseyn'i, arkada§lariyle beraber, buraya, bana getirsin! Hii-iseyn ayak direr, gelmek istemez ve 

kar§i koyarsa, hepsini kiligtan gegirsin ve cesetlerini atlara gignetsin! Eger bu emre kumandan da 

ba§ egmeyecek olursa, onun da kelle-isini kestirebilir ve bana gonderirsin! Her yetkiyi veriyo-^rum 

Sana! Hemen al namelerimi ve yola 91k! 

§emir, Muharremin dokuzuncu giinii, felaketten bir giin evvel Kerbelada... 

Peygamber torunu ve yanmdaki yiize yakm insan; kadmdan, kucaktaki gocuga kadar bir dizi 

masum, susuz-iluktan kavrulmakta... Matralarda tek damla su kalmami§ ve biraz ileride bulunan su, 

nobetgilerin oku ve mizragi halindeki yakici dilini istihza ile gikarmi^tir. Alemde her halde ikincisi 

olmayan susuzluk i§kencesine kar§i zalim-iler o kadar hissiz ki, bulutlar siingerlerini sulardan 

§i§irip ko§u§salar ve Hiiseyn'in ba§i iistiinden sikip akitsalar, belki goge ok gekecekler! 

insan hayatmda bu levhanm bir e§i olup olmadigi-ini §undan anlaymiz ki: 

— Su, su! 

Diye kivranan gocugunu kucagma alip: 

— Dilimi em, evladim, belki biraz faydasi olur!. 

Diyen bir baba vardir Kerbelada... 



112 

113 

§emir'in Validen getirdigi emirleri taazzumla Ku-imandana sunmasi, Kufeli askerler arasmda 
gergin bir ha-iva dogurdu. Herkes, koriikoriine emrine girdigi bu adama tiksinerek bakiyor. 
Kumandan Omer, bu duyguya terciiman oldu: 
— Sen kalbsiz bir insansiz, ya §emir! 



— Kalbe degil, kaf aya kulak vermenin gUniindeyiz ! 

Ve oyle laflar etti ki, Omer'in kalbini miihurledi ve ikbal hirsini kamgiladi. 

Muharremin dokuzuncu giinii ak§ami, Omer aske-rine hiicum emrini verdi. Saflar her yandan 

harekete ge-igip Hazret-i Huseyn'i daracik bir d6rtko§e igine almaya ba§ladilar. 

Hiiseyn, karde§i Abbas'i Omer'e gonderip sordur-idu: 

— Boyle geg vakit iizerimize gelmekten muradiniz nedir? 

— Artik bu i§i bir neticeye baglayacagiz! Emir aHdik! 

— Anla§amaz miyiz? 

— Hiiseyn biy'ate razi olmadikga higbir anla§maya imkan yok! 

Abbas vaziyeti Hiiseyn'e bildirdi ve tekrar Omer'e gonderildi. 

— Hiiseyn. diyor ki, boyle gece vakti hiicum, insafa sigmaz! Hig olmazsa bize sabaha kadar 

miisaade edin! 

Omer buna razi oldu. 

Hiicum, Muharremin onuncu giinii sabahma bira-ikilmi§tir. 

Hiiseyn, batan giine§e arkasmi vermi§, bir heybet ve ulviyet karartisi §eklinde, etrafmi alan 

yakmlarma hitap ediyor (aynen): 

« — AUah'a, senalarm en giizeliyle; ister saadet, ister mihnet halinde olsun, hamdederim! Rabbim; 

Sana hamde-derim ki, bize niibiivvetle ikram ettin, hakki i§itir kulaklar ve goriir gozler verdin ve 

kalblerimizi hakki kabul edici ya-irattm! Bize Kur'ani bildirdin ve din ilmini ogrettin... Bizi, 

§iikredici kuUarmdan eyle! Soziin bundan otesi §u ki, ben, yakmlarimdan daha vefali ve daha 

hayirlismi, ev halkim-^dan da daha iistiin ve faziletlisini gormedim. Allah hepini-ize, bana 

fedakarligmizdan otiirii, hayirlar ihsan etsin... Oy-ile sanirim ki, dii§manla giiniimiiz yarmdir. Yarm 

sabah on-ilarla hesap meydanimiz agilacak... Bu bakimdan size, hepi-^nize izin veriyorum: Bana 

kar§i iizerinizde bir borg olmak-isizm, her zimmetten kurtulmu§ olarak, bu gece gidebilir, selamete 

gikabilirsiniz ! Gidiniz, geceye bir deve gibi bininiz ve uzaklasmiz! Her biriniz de aile fertlerimden 

birinin elin-iden tutsun ve onu selamete ^ikarsm!.. AUah'm hayri iizeri-inizde olsun!.. Gidiniz, 

koylere, kasabalara yayilmiz!.. Ta ki, Allah, mihneti iizerinizden kaldirsm... Dii§manlarm biricik 

muradi beni elde etmektir; beni elde ederlerse kimseyi iste-imezler! Gidiniz !» 

Bu ezici hitap altmda biitiin iradeler tuz-buz... tlahi imtihan, kar§ilarma iki §ey gikarmi^tir. Ya can, 

ya Pey-igamber Torunu... 

Hiiseyn'in oguUari, karde§leri ve karde§lerinin ogulUan halkmm oniine gegiyor: 

« — Senden sonra ya§amak, ya§ayabilmek i^in boy-ile bir gareye asla ba§vuramayiz! Allah 

g6stermesin!» 

Hiiseyn, israrla: 

« — OguUarim, karde§lerim, yegenlerim; siz yapmi-iyorsunuz, ben izin veriyorum! Miislim'in 

§ehitligi yeter! Gidiniz, ben istiyorum!» 

Aile yakmlarmdan biri biisbiitiin ileriye gidiyor ve sahneyi en aci heyecana boguyor: 



114 

115 

« — Hayir, gidemeyiz! Hangi hayata ve ne yiizle?... tnsanlarm yiiziine nasil bakabiliriz? 
Biiyiigiimiizii, efen-idimizi korumak igin bir ok bile atmadan, tek yara alma-idan savu§up geldik mi 
diyecegiz? Allah iizerine soyliiyo-iruz ki, bunu ebediyen kabul edemeyiz! Aksine, hepimiz, 
mallarimizi, canimizi, gocuklarimizi sana feda etmekten bir an bile geri kalmayiz! Seninle yanyana, 
son nefesimi-ize kadar garpi§maya biitiin gonliimiizle haziriz!» 



Arkasindan bir ba§kasi: 

« — Seni tek ba§ina birakirsak, hakkini edada AHlah'a ne diyebiliriz; hangi ozrii ileriye surebiliriz? 

Valla-ihi, ben mizragimi du§man gogsunde pargalayincaya, kili-icimi da, kabzasina dek kirincaya 

kadar senden ayrilmam! tsterse silahim olmasm; senin ugranda koUarim kopari-lincaya kadar ta§ 

atarak sava§inm!» 

Hepsi bunlara benzer §eyler soyledi, hepsi bu duy-igulara ortak ^ikti ve bir agizdan haykirdilar: 

« — Olecegiz, donmeyecegiz, seni yalniz birakma-iyacagiz!» 

Peygamber torunu, ellerini agarak yakinlarina dua etti ve: 

« — §imdi, dedi; herkes yerine ve hazirliginin ba§i-ina!..» 

Hazret-i Hiiseyn, yaninda , biiyiik sahabiierden ve ilklerden Ebuzer'iri kolesi, ay i§iginda kilicini 

siliyor ve bir §iir okuyor... §iirde, oliime, kadere, celil olan Rabbin emirlerine ait hikmetler... 

Hazret-i Huseyn'in agzindan dokiilen misralari, bi-iraz ilerideki gadirindan kizkarde§i Zeynep 

duydu ve bir ?iglik kopararak bayildi. 

Kizkarde§i aydinca, Hiiseyn ona hitap etti: 



« — Allah'a sigin, karde§im; ve bil ki, yerde ve gokte ne varsa olUr. Gokler de baki kalmaz. 

Allaii'tan ba§ka lier-§ey Helakte... Annem, babam ve agabeyim benden dalia lia-iyirliydilar. Birer 

birer gittiler.» 

Sonra yakinlarina bazi emirler verip bir kenara ge-ikildi. 

Gokleri huni iginde gekip sUzecek, eritecek, yuta-icak kadar derin bir sessizlik iginde, sabaha kadar 

namaz, te§bih, zikr ve dua... 

Hicri 61'inci yilin 10 Muharrem Cuma sabahi, do-igan gUne§, HUseyn'i, Kerbelada , geceden beri 

elleri agik vaziyette, duada buldu. 

Hazret-i HUseyn'in yiize yakin etrafi iginde eli ki-^lig tutabilen 72 ki§i... 32 sUvari ve 40 piyade... 

Aradaki nispet, bire altmi§... 

Gecenin siyah yiizUnii sabahin ilk i§iklan pudralar-iken, biitUn hazirliklarini bitirmi§ler, namaz... 

Hazreti-i Hiiseyn, fedailerini tertipledi. Sag kanatta Ziiheyr, sol kanatta Habib, merkezde de 

kendisi... San-icak, karde§i Abbas'in elinde... 

Hazret-i Hiiseyn, atinin iistiinde... Elinde Kur'an ... Agti; ve §iddet onlarinda Haktan imdat isteyici, 

kalbe kuvvet dileyici, her §eyi ilahi emre baglayici, AUanin mu-iradina ba§ egici duasini okudu. 

Sonra atmi birkag adim ilerletip ozengileri iizerin-ide dogruldu ve dii§man saflarina hitap etti 

(aynen): 

« — insanlar! Sozlerimi dinleyin! Aceleden sakinin! Beni dikkat ve siikunetle dinleyin ki, size 

takdiri vacip olani anlayasiniz! Geli§imdeki ozre kulaklarinizi ve kalbinizi agin! tnsaf edip ozriimii 

kabul eder ve sozlerimi dogrular-saniz gergek saaadete erersiniz! Boyle olmazsa istediginizi 

yapin!» 

O anda gerilerden bir giglik koptu. Peygamber To-irununun kizkarde§leri agla§maya ba§lami§lardi. 



116 

117 

Hiiseyn sustu, kizkarde§lerini siikunete getirdi ve yine dii§mana kar§i, hitabesine devam etti: 
« insanlar! Beni aslima nispet edin ve bakin, ben ki-mim? tginizi, ruhunuzu kurcalayin, nefsinizi 
tokatlayin ve sorun kendi kendinize; kanim size helal midir? Ben Pey. gamberinizin kiziyle amca 
oglunun gocugu degil miyim? §ehitlerin Efendisi Hamza, babamin amcasi; Cennette ka-inat agan 



Cafer de benim 6z amcam degil mi? Karde§imle benim, Cennet ehli genglerinin efendisi ve 

miiminlerin goz-ibebegi oldugumuza dair Peygamber soziinu i§itmediniz mi? §uphesiz ki, bu 

sozumde beni dogrularsmiz! Eger yalanla-imaya kalkarsaniz, sorun, iginizde bilen vardir. Sorun; 

Cabir bin-i Abdullah, Ebu Said, Sehl bin-i Saad, Zeyd bin-i Erkam ve daha niceleriniz bilir! Bu 

kadar insan iginde, be-inim kanimi akitmayi yasak edecek biri yok mu?» 

i§in fenaya sarar gibi oldugunu hisseden ba§ mel'un §emir, agzmi agmak istedi; fakat Huseyn'in 

safm-idan Habib'in korkung bir narasiyle sustu. Huseyn yine sozii aldi: 

« — Eger soylediklerim uzerinde bir §upheniz varsa, yahut benim Peygamberinizin torunu 

olduguma inanmi-iyorsaniz, biliniz ki, dogudan batiya kadar, Allah Resulu-'nun, Denden ba§ka 6z 

toruni' yoktur! Soyleyin bakalim, benden ne istiyorsunuz. Oldiirdugum bir mazlumun kanmi mi, 

yedigim bir malm bedelini mi, agtigim bir yaranm kisa-ismi mi? Siz, ey §it, Ey Haccar, ey Kays, ey 

Yezid, beni, mii-ihiirlerinizi ta§iyan namelerle davet etmediniz mi?»* 

Peygamber Torununu, ayaklarina kapanircasina davet ettikten sonra §imdi onu oldiirmeye gelenler 

arasin-ida boy gosteren bu adamlar, teker teker one gikip: 

— Hayir, biz boyle bir §ey yapmadik, seni davet etmedik! 

Dediler. Hazret-i HUseyn, bu insanlarin sefilligine mahzun mahzun bakti ve: 

« — Evet, dedi; davet ettiniz; fakat mademki §imdi I doniiyorsunuz, beni istemiyorsunuz, birakin, 

geldigim ye-Ire d6neyim!» 

Ba§ta davet edicilerden, §imdi dU§man §afuldaki, I ismi gegen Kays, cevap vermeye kalkti: 

— Ya HUseyin, Ziyadoglununun emrine ba§ egmez 

misin? 

Hazret-i Huseyn, atinin uzerinde insan §eklinde bir heybet: 

« — Bu dU§UndUgUnUz, higbir zaman, higbir tUrlU olamaz!» 

Ve atindan indi. 

Huseyn'in sag kanadina memur ZUbeyr, atini sU-iriip haykirdi: 

— MiislUmanlar! Kendilerini MUslUman bilenler, Peygamber Torununa nasil kilig gekebilir? 

ZUbeyr'e cevap, §emir mel'ununun gektigi ok... Ok vizildayarak safin gerisine dU§tU. ZUbeyr, 

Hazret-i HUseyn'in ihtariyle geri dondii. O esnada bir harika: 

Huseyn'in kar§isina ilk gikan ve onu ku§atan sUva-'rilerin ba§i HUr, altindaki asil ati sUriip dort nala 

Hu-iseyn'in online geldi ve insan asaletinin en biiyiigUnii gos-iterdi: 

— Sana katiliyorum, ya HUseyn! Bu ana kadar olan sugumu affet! 

— Seni affediyorum, ya HUr! Hakkin rizasi seninle olsun! 

DU§man saflarinda heyecan dalgalani§iL.HUr, atim onlara gevirmi^, haykiriyor: 

— Vaz gegin bu cinayetten! Kiliglarinizi kinlarina sokun! 

§emir ve Omer'in ulumalariyle, HUr'Un de UstUne ok gekerek kar§ilik verdiler. Kumandan Omer 

bin-i Saad, bir ok gekip narayi basti: 



118 

119 

— i§te en evvel ben ba§liyorum ve cengi agiyorum! 

Havada, HUseyn'in safina dogru vizildayarak ya-igan binlerce ok.. 

Kisa bir ok dUellosunun arkasindan, Kufeliler sa-ifinda ileriye atilan iki ki§i.. Bunlar KUfe valisinin 

koleleri Yesar ve Salim... 

Er dilediler. 

Peygamber Torununun safindan, iki degil, bir ki§i gikip, birer kiligta i§lerini bitirdi. 



Hak ve iman kilicinin korkun^ ini§i... 

Fakat nispet, hire iki degil, altmi§... 

Be§bine yakin Kufeli, ellerinde kiliglar, mizraklar ve topuzlar, hep birden saldirdilar. 

Nara, ^iglik, gelik sesleri, at ki§nemeleri, kadin fer-iyatlan, gumbiirtu, gatirti, inilti.. 

Hazret-i HUseyn'in, kendinden ve oglu Ali (Ekber) den ba§ka 70 cengaveri §ehit... Aynca, son anda 

mazlum-ilara katilan Hiir de §ehitler arasinda... Her §ehit, canmi ug be§ zalime mal ettigine gore 

du§man oluleri yiizlerce... 

Tarn bu anda Peygamber Torununun biiyiik oglu Ali de nam ve §anim haykira haykira kaatillerin 

igine daHdi ve tbn-i Nemir isimli lanetlinin eliyle oliim yarasini alip yere du§tu. Sonuncudan ve en 

buyiigunden bir evveHki 7 I'inci §ehit... 

Kum tanelerinin, kanlarini ige ige keneler gibi §i§-tigi bu §ehitlerin cigerleri agilip bakilsa goriilur 

ki, onlar daha evvel susuzluktan kavrulmu§, goz goz olmu§tur. 

Kaatillerin gemberi iginde HUseyn, biitUn fedaileri kumlara serilmi§, tek ba§ina... Yerdeki §ehitler, 

susuzluk-ilarini gidermek igin al renkli bir §erbet havuzuna dalmi§-casina kana bulanmi§... 

Gerilerde, kuytuca bir noktada, 

kizkarde§leri Ummii Keysum ve Zeynep, kizlari Sekine ve Fatima, zevcesi RUbap; ve oglu, Nur 

Neslinin Hiiseyni kolunu yuriitmeye memur, Ali (Zeynelabidin)... 

HUseyn, manzaraya, bir an, gozlerinde kelimelere Sjgmaz bir mananin golgesi, deh§etle bakti; ve 

susuzluk-itan kupkuru kesilmi§ dudaklarinda, babasina, Peygamber kizi annesine, ResuUer ResulU 

biiyiik babasma bagli mis-iralar, atmi kaatillere dogru siirdii. 

Peygamber neslinin katilleri, evvela oklarma, pe-i§inden mizraklarma ve kiliglarma davrandilar. 

OldiiriicU oklari, Peygamber neslinin kaatilligi gibi bir dereceyi temsil eden iki §ahis, §emir ve 

Sinan gekti-iler. 

O anda islam beldelerinin ulu camilerinde (KUfede de ayni §ey) hatipler, Cuma namazmda, 

Kainatm yiizii suyu hiirmetine yaratildigi Peygamberler Peygamberine ve onun soyuna ait 

methiyeler okurken, atmdan dU§en Peygamber torununun Uzerine atildilar; ve bir miiminin operken 

bile Urperecegi o miibarek vUcudu delik de§ik et-itiler. 

Mukaddeslerin mukaddesi vUcuttan gelen ve Uze-irinde tam 105 tane ok, mizrak ve kilig yarasi 

bulunan govdeyi ba§mdan ayirdilar. Kimbilir o ba§i hangi ellerle saglarmdan tutup diktiler ve 

boynunda testerelerini yiirii-iterek, koyun kellesi koparir gibi nasil kestiler? 

insanoglunun iki kutbu vardir: Biri AUah'm Sevgi-ilisi, obiirii o Sevgiliden gelen maddi ve manevi 

emanetin kaatili ve haini olmak derecelerine bagli iki kutup... Hig-ibir varlik onun kadar 

yiikselemez ve bunun kadar alga-lamaz. BUtUn insanlik, biitUn tarihi §ahislar bu iki derece 

arasmda... Bizzat Allah, ters kutbu, Kur'anmda «BelhUm adal — Hayvandan a§agi» diye 

gergeveliyor; ve biitUn mustarip be§eriyet, onlarm agtigi felaket ^igiri iginde kur-itulu§ ariyor. 



120 

121 

Gerilerdeki kadmlar ve kUgUk gocuklardan ibaret acizler grubu iginde, Hazret-i HUseyn'in 
kizkarde§leri kizlari, zevcesi ve onlara bakmaya memur oglu, esir... 

OlUm melegi onun mukaddes ruhunu kabzettigi anda, hava kapkara kesildi. Oyle bir karanlik goktiX 
ki, gokte yildizlar hecelenir gibi oldu. Pe§inden, hasret verici bir kiziUik... 

Neler oldu, neler oldu... 



Eger gune§ sonmedi, yildizlar tek nokta Uzerinde carpi§ip tek nokta iginde kaybolmadi, zaman 

kopmadi ve mekan yanmadiysa, sebebini AUah'in «Sabur» ve «Hakim» isimlerinde aramak lazim. 

insana iyilikte ve kotulukte bu kudreti veren Hikmet Sahibine kurban ola-ilim.. 

O giinden bugiine, miiminlerin kalbinde olanlarsa, 

1300 kiisur yildir, fezanin hayal eri§emez bir noktasindan gelen ciger paralayici bir gigligin 

yankilan... 



Kerbela UstUne gokler dolusu yagmur bo§aniyor. Kipkirmizi ufuklann gevresi i^ine yagan yagmur 

kan ren-iginde... 

Ebu§§eyh, tbn-i Ayyine, tbn-i §irin, Essalebi, tbn-i Saad, tbn-uz-Zehra, Mansur bin-i Ammar gibi 

islam bii-iyukleri bir agizdan kaydediyorlar ki, Kerbela Uzerindeki karanlik uq gUn sUrmU§ ve bu 

arada tUrlU esrarli semavi i§aretler goriilmU^tiir. 

Kerbelada nereden bir ta§ kaldirilsa altinda kan... 

Bunlar, oldugu goriilenler ve soylenenler... Ya goklerin otesinde ve miiminlerin kalbinde olanlan 

goren ve soyleyebilen var mi? 

« — Hasan ve HUseyn, Ar§m iki yanma asili kUpeler-idir.» 

Buyuran Allah ResulUniin torununa, higbir mahlu-ika edilemeyecek bu zulUm acaba Ar§'i ve 

melekler ale-^mini ne hale geetirdi? tlahi tecellilerin namiitenahi ulvi esrar makami Ar§'a tokat 

atarcasma kulagmi yutmaya ve kiipesini dU§Urmeye kalkan kaatillere ne vasif bulalim ki, 

hareketlerinin tesir ve neticelerini hayal edebilelim? 

122 

§ehitler §ehidinin kesik ba§mi bir torba iginde Zi-yadogluna gotUrmek Uzere, iglerinde §emir ve 

Sinan'm da bulundugu atli bir kol gikardilar. Atlilar Kerbeladan bir konak ileride bir yere inip mola 

verdikleri ve yiyip ig-imeye ba§ladiklari zaman duvardan korkung bir el ^ikiyor ve parmaklarmdaki 

kanli kalemle duvara bir beyit yazi-iyor. Bu beyitte, Huseyn'i oldiirenlerin Hesap Guniindeki 

hallerinden bahsedilmekte... 

O ak§am, gece bir daha kalkmamak istercesine 96-ikunce, goze goriinmez mahluklar ebedi azabi 

bildiren §i-iirler okuyarak dovunduklerine, agla§tiklarma ve bunlari bazi insanlarm kulaklariyle 

i§ittiklerine dair rivayetler vardir. 

Kiife sokaklarmdan dort nala gegen atlilar, kanlari di§ina sizmi§ bir torba iginde, Peygamber 

Torununun ba-§ini ta§iyorlar. 

Peygamber torununun kesik ba§ini Kiife valisinin oniinde torbadan gikaran kaatil, yaptigi i§in 

bUyiiklUgUnii gostermek igin bir §iir okudu. 

123 

«Ben diinyanin en yiice dagini devirdim!» diye ovUnen bir pehlivan gibi, lanetli Sinan, bu §iirinde 

insa-inoglunun en hayirlisini oldiirdiigUnden bahsediyordu. Hizmetinin bedelini yiikseltmek i^in, 

irz dU§manina, kun-^daktaki 6z evladini teslim ettiginden bahsetmenin tavri gibi bir §ey... 

Bu kadarina, kaatillerin efendisi Ziyadoglu bile da-iyanamadi ve nefretle haykirdi: 

— insanoglunun en hayirlisi oldugunu biliyordun da neye oldiirdiin? 

Ve ellerini garparak kapiya dogru seslendi: 

— Cellat! 

Sinan'in da kellesini, Ziyadoglu'nun ayaklan dibi-ine dU§UrdUler. 

Ziyadoglu, elinde ince bir degnek, yerdeki Pey-igamber torununun kesik ba§ini diirtUyor. 

Degnegiyle ke-isik ba§in soluk dudaklanni kurcalayip ona: 

— Nigin bu i§e beni zorladin; kabahat sen de mi, bende mi? Cevap ver? 

Gibilerden bakiyor. 



Ar§'in iki kiipesinden biri olan kesik ba§, sonsuz saadetin ufkundan, gUliimsUyor. 

Kesik ba§ ve arkasinda Kerbela esirleri, Peygam-iber torununun kiz karde§leri, gocuklan ve 

zevcesi, ta §am'a kadar tiirlii eziyet ve hakaretler altinda surunduru-ilup goturulecek; ve orada 

Huseyn'in ba§i, altin bir tepsi iginde, efsanevi bir nar gibi Yezid'e sunulacaktir. Nem-irutlara ve 

Firavunlara parmak isirtici, ismi isimlikten 91- 

124 

. sifatla§an Yezid, yine ince bir degnekle bu ba§i tepsi-ice yuvarlayip sesini yiikseltecektir: 

« — Hamdolsun; Bedr genginde kiligtan gegirdikle-ri atalanmin intikamini Ahmed'in soyundan 

aldim! Sof-ralar kurulsun, §enlikba§lasin!» 

Bir zaman sonra da Muhtar bin-i Ubeyd askerleriy-ile Kiifeye saldirip Kerbela i§ine kari§anlari tek 

tek araya-icak, bunlardan 6000 ki§iyi kiligtan gegirecek, Ziyadoglu ve §emir'in de kelleleri bu arada 

dU§ecektir. 

Peygamber torununa edilen zuliimde uzaktan ve yakindan parmagi bulunanlardan her fert, belasini 

bu diinyada bulmaya ba§ladi. 

Yakup bin-i Sufyan anlatiyor. 

— Bir gece, bir dost meclisinde sohbetteyiz... Bah-isimiz Kerbela faciasi... Dostlardan biri, bu i§e 

yardim edenlerden hepsinin belasini buldugunu soyledi. O zaman aramizdan gayet ya§li bir adam 

ayaga kalkarak dedi ki: Ben Kerbelada HUseyn'e kar§i gikarilan askerler iginde bulunanlardanim; 

bakin, bana higbir §ey olmadi, higbir kotUlUk eri§medi! Sustuk! thtiyarin yam ba§mda bir kan-^dil 

yamyordu. Kandilin fitili birdenbire, sonecek kadar ufaldi, biizUldii, kisildi. thtiyar kandili ele alip 

diizeltmek istedi. Nasil oldu; ihtiyar oynarken kandilden bir kivilcim mi sigradi, nedir, adamin UstU 

ba§i parlayiverdi. Hep bir-^den ihtiyarin Uzerine atilip ate§i sondiirmeye gali§tik; ol-imadi. Adam 

kendisini pencereden Firat nehrine atmak zorunda kaldi. Pencereye ko§u§tugumuz zaman, adamin, 

dumanlar iginde suyun dibine goktUgUnii gordiik. 

125 

Benzersiz haile, Yemen daglarindaki gobanlardan Hazer denizi kiyilarindaki balikgiya kadar biitUn 

miimin-ilerin cigerine oturdu. tnsanoglunun en biiyiik dili Arapga, Peygamberden torununa ait 

mersiyelerle, okyanuslar gibi galkalandi, durdu. 

Hadis meali: 

« — Benim soyum Uzerinde bana eza eden kimseye AUah'in gazabi biiyiik olur.» 

Hadis meali: 

« — Kim Hasan ile Hiiseyn'i severse beni sevmi§ olur; kim onlara aykiri giderse bana aykiri gider.» 

Hadis meali: 

« — Benim evim ve soyum; Nuh'un gemisi gibidir. Sevgileriyle bu gemiye binenler kurtulur, 

binmeyenlerse helak olur.» 

Hadis meali: 

« — Sizin en hayirliniz, benden sonra soyum igin en hayirli olamnizdir.» 

Hadis meali: 

« — Soyumdan kimseyi ate§e atmamasi igin Rabbime yalvardim; Rabbim de dilegimi kabul etti.» 

Hadis meali: 

« — Benden bir kill inciten kimse, beni incitmi§ olur. Beni inciten de AUah'i incitmeye kalkandir.» 

Hadis meali: 

« — Sirat uzerinde en saglam yiiriiyecek olanlar, so-iyumdan gelenlerle Sahabilerime sevgide en 

saglam olanlar-idir.» 

Hadis meali: 

« — Hasan, bana, Huseyn de Ali'ye (biri yumu§aklik-ita, obiirii §iddette) benzer.» 

Hadis meali: 



« — HUseyn bendendir; AUahi seven onu da sever.» ] Hadis meali: 

« — Evimden en sevdiklerim, Hasan ile Huseyn'dir» 

Hadis meali: 

« — Benim emanetimi ta§iyanlar, soyumdan gelenler ^e bana yardimci olanlardir. Onlarda bir hata 

gorecek olursaniz bagi§layiniz, iyi olanlara da bagrinizi aginiz!* 

Hadis meali: 

« — Sizi tiirlii nimetlerle lutuflandiran AUah'i sevi-iniz! AUah'i sevdiginiz igin beni seviniz! Beni 

sevdiginiz i^in de soyumdan gelenleri seviniz. » 

Hadis meali: 

« — Benim nefsim, insana kendi nefsinden, ziirriye-tim de kendi zUrriyetinden sevgili olmadikga o 

insanda iman kemallenemez.» 

Hadis meali: 

« — Ev halkimdan birine iyilik eden kimseye ben, Ki-iyamet guniinde kar§iligmi veririm.» 

AUah'm Resulii, ebedilik, alemine davet olunacak-ilan zamandan bir ay evvel, Mekkede, Veda 

Haccmda, biitiin yer ve gok halki kendilerini dinliyormu§ gibi bir kalabaliga kar§i buyurdular: 

« — Ben size iki sonsuz kiymet birakiyorum: Biri, kurtulu§ ve nur kaynagi Kur'an, obiirii de evimin 

ve soyu-imun baglilari.» 

Ve UQ kere tekrarladilar: 

« — Evim ve soyum bahsinde size AUah'i hatirlati-irini. Evim ve soyum bahsinde size AUah'i 

hatirlatirim! Evim ve soyum bahsinde size AUah'i hatirlatirim.!» 



126 

? 127 

Sanki Kerbelayi; ve tlahi emanet kaatulerinin, du-idaklarda «Allah» kelimesi, AUah'i nasil 
unuttuklarim gozleriyle goriiyorlardi. 

Ahzap, Saffat, All imran, Vedduha, Meryem surelerinde ve Kur'anm daha nice yerinde, Peygamber 
soyundan gelenlerin ezeli temizligini, ebedi kurtulu§unu ve miiminlerce onlara bagliligin mutlak 
luzumunu bildi-iren tlahi fermanlar... 

(V) 

200.000 KELLE USTUNDE IBN-UZ ZUBEYRIN BA§I 



Peygamber torununa, alinlarinda Muslumanlik yaf-itasini ta§iyanlarin ettigi zulum, hayal ve imkan 
aleminin higbir ikliminde goriilmedi. Onun igindir ki, Mutlak Hakimin esrarli kanununa gore, 
Huseyn'in kesik ba§i uzerindeki tac, higbir mazlum ve §ehide nasip olmami§ ^apta biiyiik... 
Peygamber torunlari iki karde§, Ar§'in iki kanadin-^da birer kiipe... 

HACCAC (ZALiM) 

Biitiin vasiflariyle iistiin bir sahabi oldugu i^in sa-idece §ahsina higbir kotuluk konduramiyacagimiz 
Muavi-ye'nin Emevi halifeler boyunca soyu sopu, iman ve ada-ilet ornegi bir ikisi miistesna, islam 
nurunu, basamak ba-isamak karanliga indiren bir silsile oldu. islam, bir taraf-itan, Dogudan Hind ve 
Sind'e, Batidan ispanya ve Biiyiik Okyanusa dayanirken, ote taraftan, devlet kadrosunda ve temsilci 
§ahislar planinda korkung bir gaye kayibma ug-iramaya ba§ladi. ^oliin en miskin kum tanesine 



kadar ya-ikan bUyiik soluk, o kum tanesinden, esrarli bir tohum gibi saraylar, kubbeler ve beldeler 
fi§kirtirken, gayesini yalniz madde fethine baglayici ve ana ruhu bogucu bir ihanet manzarasina 
§ahit oluyordu. Fethettigi Kisralar (Iran §ah-ilari) diinyasinin buyugunu, yamali elbisesiyle Mescitte 
kabul eden ve ona parmagini isirtan gergek halife Omer'in fetih bucagi Samda, §imdi Muaviyeden 
kalma, 



128 

129 

f 

ba§tan ba§a ye§il mermerden sarayda oyle bir nesil pey-dahlanmi§ti ki, eski Roma kayseri deli 

(Kaligula)nm mi, §anli bir Sahabinin mi oguUari olduklarim kestirmek zor-idu. 

Hazret-i Omer'in: 

« — Sen bu Ummetin kayseri olmaya dogru gidi-iyorsun!» 

Dedigi Muaviye'nin pe§inden her §ey oyle oldu. Peygamber evladmm kaatili Yezid'den sonra, 

ortada, ko-iparilmaya deger bu kadar biiyiik bir ba§ bulunmadigi haHde zuliim hirsi ve en kuduz 

nefsanilik tecellileri o zaman-ikini de gegiyordu. 

Emevi halifeleri silsilesinde zuliim hirsi ve en ku-iduz nefsanilik tecellisinin, kendisine kapikulu 

hiiviyeti olarak buldugu sadik alet, «zalim» lakapli Haccac... «Haccac-i Zalim..» 

Abdiilmelik yeni halife... Elinde Kur'an, gozleri AUah'm kelammda, bir k6§ede kendisine gore 

bir§eyler yaparken, ko§up halife oldugunu haber veriyorlar. Bir de-ili sevinciyle dogruluyor, 

Kur'ani kapatiyor ve AUah'm Kitabma §6yle hitap ediyor: 

« — Bu seninle son bulu§mamiz!» 

i§te Yezid'i takip eden tersine tekamiil gagmdan bir i§aret!.. 

«Ta§m teri» ve «sineklerin babasi» lakapli Abdiil-imelik, ilk i§ olarak bir nevi basm kanunu gikardi; 

fikir ve soz hiirriyetini kokiinden yasak etti. Ayrica bir ferman: 

«Hak ve adalet aramak igin Halifeye ba§ vurmak da yasaktir.!» 

Bastirdigi paralara ismini koyduran ilk sozde miis-luman devlet reisi de o... 

130 

Bir yakinina emri: 

« — Ben seni dinlemek arzusunu gosterdigim miid-idetge konu§abilirsin!» 
Her §eye ragmen, hiirriyet getirdigi iddiasinda de- 
gildi o... 

ilk istidatlarini Muaviye zamaninda gosterip Yezid 

hengamesinde patlak veren biiyiik fitne, Peygamber to-irunlarinin ve en iistiin sahabi gocuklarinin 
kellelerine mal oldugu halde, bir tiirlii kapanmiyor, boyuna cerahat toplu-iyor ve hep i§liyor. 
Abdiilmelik'in Halifelik makamina kurulu§undan bir yil sonra nuhusetler beldesi Kiifede yeni bir 
hareket... Kufeli bir grup, Hiiseyn'in kaatillerini, en kiigiik yardim-icilarina kadar meydana gikarip 
cezalandirmadikga yerle-^rine oturmamak azmiyle ayaklandilar. Halifeye kar§i ter-itipledikleri 
birliklerle Firat'i gegtiler. §amdan iizerlerine, Suriye ordusu gonderildi. Onlar bin ise, Suriyeliler 
on-bin... Fakat ayaklananlar oyle azimli ki, kiliglarinin kinla-irini dizlerinde pargaladilar ve 
g6riilmemi§ bir gullani§la Suriyelilerin iistiine atildilar. 
§6yle nara atiyorlardi: 
« — Cennet, cennet! Ali'nin fedailerine cennet!» 



Suriye ordusu, bu zaptedilmez serdengegtiler kar§i-isinda api§ip kaldi. Suriyelilerce anla§ma ve 

uzla§ma tek-ilifi... Kabul edildi; ve ayaklananlar, koUarini sallaya saHlaya dondiiler. 

Abdiilmelik biiyiik bir zaaf kaydetmi§ oluyordu. 

Basrada da isyan... 

Abdiilmelik, sarayinin pinltili dekoru iginde bu ka-ranlik durumu, dii§iiniiyor. Iraka, kuvvetli gok 

kuvvetli, yumrugunu indirdigi yeri yamyassi edecek bir el gonder-imek lazim!... Halifenin etrafinda 

biiyiik bir divan... 

131 

— Aramizda Iraka gidecek ve oralari sindirebilecek kim var? 

Haccac isimli biri atildi: 

— Aradigin adam benim, ya Halife ! 

— Sen gekil! 

Halife, suali iki kere daha ortaya atti. Ba§lar egik, herkes siikiitta... U^iincii sualden sonra yine 

Haccac atil-idi: 

— Aradigin adam benim, ya Halife ! 

— Sen herkesi e§ek ansi gibi sokarsin, gok a§iri gi-idersin; ama ne yapalim, hemen yola 91k! 

Haccac, biiyiik bir askeri birligin ba§inda, Irak yo-ilunu tuttu. Zuliim kabiliyetim ilk defa kendi 

askerlerine gosterdi; onlari cebri yiiriiyii§le, sabahlara kadar yol aHmaya zorladi. Kendisi de su 

kirbalari yiiklii bir hecin de-ivesinin sirtinda, elinde Kur'an, iizerinde fakir bir ma§lah, ugarcasina 

golii a§ip yapayalniz Kiifeye girdi. 

Haccac, askerleri arkadan kendisine yeti§meye ga-ibalarken, Kiife sokaklarinda bangir bangir 

haykiriyor: 

— Camiye, herkes camiye! Hemen §imdi! 

Umumi hayret... Bu ne demek? Camiye boyle va-ikitsiz gagiri§ neden olsa gerek? 

Haccac, §ehrin biiyiik camiindeki kiirsiide ta§ gibi sessiz, somurtmu§, oturuyor. 

Haccac'in askeri §ehre akar ve her tarafi tutarken cami, kubbesine kadar insan kelleleri 

yigiimi§casina doldu. 

Haccac, Kiifelilere hitap ediyor: 

« — Bana iyi bakin! Ben me§hur bir adamim! Ka-izandigim zaferler adimi her giin biraz daha 

parlatti. Sar-igimi gikarayim da beni daha iyi goriin! Gordiiniiz mii, 

. E§eyler segebildiniz mi? Hah, tamam! Bakiyorum, bazi-ilariniz beni daha iyi gorebilmek igin 

boyunlarini uzatiyor. 3u uzanan boyunlara yapi§ik kelleler ne de giizel uguru-lur! Ben bu i§te 

ustalarin ustasiyim! Daha §imdiden, saki-larinizla sakallariniz arasindaki kellelerinize bagli o 

upu-izun boyunlarinizdan akacak kanlarin kipkizil piriltisini g6rmekteyim!» 

Haccac, gozleri fal ta§i gibi agilmi§, neye ugradigi-ini §a§irmi§ kalabaliga kar§i ayni tonla devam 

ediyor: 

« — Miiminlerin emiri, sadagindaki oklari bo§altti; iglerinde en sert ve keskin olan beni segti! Ey 

habis Irak-ililar! Ey isyan ve hiyanetten ba§ka bir §ey bilmeyen kotii insanlar!» 

Ve higbir liigatgeye sigmaz kiifiirler, kiifiirler ve son ferman: 

« — Sizi kirbag dii§manlari sizi! Sizi kole gocuklari, sizi fahi§e yavrulari! Ben fazla konu§mayi 

sevmem! Ne-iler yapacagimi goreceksiniz! Bundan boyle higbir nokta-ida bir topluluk 

gormeyecegim! Toplanti, biraraya geHmek, ba§ba§a vermek hepinize yasak! Kulaktan kulaga gizli 

fisiltilar, fiskoslar da yasak! Artik kimse kimseye, neler dondiigiinii, neler olup bittigini, nereye 

gidildigini sormayacak! Herkes yaliniz §ahsi i§iyle ugra§acak... Tek-^rar ediyorum: Ben bir §eyi iki 

kere soylemem! Sizin kor-ikakliginizdan, hainliginizden ne kadar igreniyorsam, keli-imelerden de o 

kadar tiksiniyorum! Hepsi bu kadar! Hali-ifeye biy'at, sadakat, orduda vazife, i§ giig ve otesine 

pay-idos! Yoksa vay haline, elime dii§eceklerin!» 

CAMiDE iNMEYE BA§LAYAN KILig 



Zalim lakapli Haccac, sozlerinin bu noktasinda, yanindaki katibe dondii; 



132 

133 

« — Oku bakalim, Halifenin Iraklilara namesini!» 

Katip okumaya ba§ladi: 

« — Rahman ve Rahim olan AUah'in ismiyle... Al-lah'in kulu, miiminlerin Emiri Abdiilmelik'ten 

Irakin ger-igek miimin ve miislumanlanna selam olsun... Sizi, zatin-idan ba§ka ilah olmayan 

AUah'in selametiyle...» 

Haccac, avaz avaz katibe seslendi: 

« — Dur, burada dur!» 

Katip sustu. 

Haccac, en hafif tabid «nifak yilanlari» olan bir araba kiifurden sonra: 

« — Miiminlerin Emiri size selam ediyor da, dedi; nigin kendisine bir agizdan mukabele 

etmiyorsunuz? Hainler, asiler, caniler, reziller! Sizi odun tala§i gibi dilim dilim kesip ayaklarimm 

altmda gignerim!» 

iginde umumi lailardan ba§ka bir §ey bulunmayan mektubun okunmasi bitince, halk, 90k defa 

oldugu gibi riyakar sesini yiikseltti: 

« — Allah miiminlerin Emirini bagi§lasm, Allah ona selamet versin!» 

Haccac, ig ve di§ dU§manlara kar§i yeni te§kil edi-ilecek birliklere girmek Uzere, eli ayagi tutar 

herkese iXg gUn iginde toplanmalari, yahut kafalarmm ugurulacagi haberini verip kiirsUden indi. 

O sirada yanma, KUfenin ileri gelenlerinden Umeyr adli bir ihtiyar yana§ti: 

— Ben ihtiyar ve hastalikli bir insanim! Orduda i§e yaramam. Uzaklarda oguUarim var... Benim 

yerime ogul-ilarimdan en kuvvetli ve bahadir olanmi getirtsem de versem, daha iyi olmaz mi? 

— Uygun!.. Daha iyi olur! 

Haccac camiden gikarken iki ki§i etrafini aldi: 

— Bu Umeyr dedikleri ihtiyar kimdir, biliyor mu-isunuz? 

. — Hayir! Kimmi§? 

— Halife Osman oldiiriilUrken, cesedinin iistUne 91-iOP da tekmeleyen, onun kaburga kemiklerini 

kiran 

Umeyr... 

Umeyr, ancak §u cevabi verebildi: 

— Osman, babami zindana attirmi§ ve ihtiyarin orada olmesine sebep olmu§tu. 

Haccac, eliyle sakalini uzun uzun tarayarak Umeyr'i tepeden tirnaga sUzdii ve muhafizlarindan 

birine i§aret gakti. 

Zalim ihtiyari, kendisinden daha zalim Irak valisi-inin i§aretiyle saglarindan tutup camiden di§ariya 

sUriikle-idiler ve hemen i§ini bitirdiler. 

BUtiin Irak bolgesinin umumi Valisi Haccac oniin-ide herkes, tis! ! ! 

Haccac, oniine geleni kesti bigti, gik diyenin ba§i-ina topuzunu indirdi, §ehirlerde en biiyiik imar 

hareketi muazzam zindan ^atilari kurmak oldu. Bu arada halife Abdiilmelik'in arap ati ismarlar gibi 

tip ve cinslerini sa-iyip dokerek istedigi kadinlari, 56I 96I ve kasaba kasaba aramayi da ihmal 

etmedi. Hasili tam da Yezid sUlalesine mahsus, ne degerli bir alet oldugunu kisa zamanda 

gos-iterdi. 

Nihayet Halife Aldiilmelik oliim d6§eginde... Araplara ait vazge^ilmez bir §iar halinde, bu vaziyette 

bi-? dudaklarinda bir §iir: 



«Bizi nazlandiran her§ey ugup gitt: Sonsuz harabelerde yanip sonen §im§ekler gibi...» Ba§ucuna 
oglu Velid gelince de §u misralar: «Hasta d6§egi ba§inda bu ne biiyiik ilgi halkasi? Yoksa, 
gozlerinizin oniinde oleyim diye mi bu ala-lka?» 



134 

135 

Abdiilmelik, yatagina kapanip higkira higkira agla-iyan ogluna, o anda bile bir zuliim apolocyasi 

halindeki son ogutlerini verip oldii: 

« — Kole kizlar gibi aglama. Ben rahumu teslim edince sen kaplan postuna biiriin! Kilicini omuzuna 

at ve Sana yan bakanin kafasina indir! Acimak yok! Onu unut! Sana ba§ kaldiracaklardan 

higbirinin, yataginda olmesine imkan verme!» 

Velid'in Muslumanlikla biitiin alakasi, Suriyede gordiigu hiristiyan eserlerine bayilip, diinyada bir 

e§i bu-ilunmamasi kaydiyle §am'da yaptirdigi cami... Her§ey di§ planda biiyiimekte ve ig planda 

kiigiilmekte... 

§6ylesine: 

Muaviye igin, Ummetin kayseri olmaga dogru git-itigini soyeyen Halifeler Halifesi, o soyun 

Romalilari da gegecegini biliyor muydu? 

Abdiilmelik ve oglu Velid'in biitiin seyircilerini hizmetkar nefsinde 6zle§tiren ve misilsiz zulmiyle 

efendi-ilerinin zuliim imparatorlugunu koruyan Haccac, camide kaldirdigi kilici Kabenin tepesine 

indirmeden yapamazdi. O, iistiiste kellelerle yiikselttigi ehramm zirve noktasma muazzam bir ba§ 

oturtmaliydi. 

Buldu. Biitiin bu anlattiklarimizdan birgogu olma-idan, bu muazzam ba§, gegti Haccac'm eline... 

Bu ba§, Peygamber Torunu Hiiseyn'inkinden sonra en biiyiigii; onun aziz arkada§i ve dava yolda§i 

ibn-iiz-Ziibeyr'in... Biiyiik sahabi Ziibeyr ile, sahabilerin en bii-iyiigii Hazret-i Ebu Bekir'in kizi 

Esma'nm oguUari tbn-iiz-Ziibeyr... 

Peygamber evine ve yoluna sadik tbn-iiz-Ziibeyr, Allah Resuliiniin irtihallerinden yarim asir geger 
gegmez atlayiveren ve her an, kah su iistiinden, kah su altmdan kan fesat kar§ismda o tiirlii istiraba 
dii§mii§tii ki, artik dayanamami§ ve Hicazi ayaklandirmi§ti. Emevilik iddia-ismdaki bayku§larm, 
altmdan kapladiklari islam gatismda daha fazla otmelerine son vermek isteyen tbn-iiz-Ziibeyr, 
kar§ismda Haccac'tan ba§kasmi bulabilir miydi? 

Haccac, tbn-iiz-Ziibeyr ve taraililarmi ele gegir-imek igin, yine deve iistiinde ma§lahi uga uga 
Hicaz'a geHdi ve mukaddes beldeyi sardi. Onbinlerce miisliimani dogradiktan sonra, AUah'm Evine 
bakan Ebi Kabis Dagi tepesine mancmiklar kurup Kabeyi dovmeye ba§ladi. E§i-igini opmek iizere 
miisliimanlarm aylarca uzak mesafeler-^den akip geldigi AUah'm Evi, Muaviye'yi takip eden Emevi 
halifelerinin kumandanlari tarafmdan doviiliiyor! 

Muhasara esnasmda bir giin, tbn-iiz-Ziibeyr, «Ha-cer-iil-Esved» in yam ba§mda namazda... Tam 
rukiia var-^digi an bir mancmik ta§i beline rastlayip onu yere serdi. Bir iki kemigi kirilan tbn-iiz- 
Ziibeyr, siiriine siiriine an-^nesinin evine uzandi. 

Allah Resuliiniin Hicrette «Sevr» magarasmdaki mahremiyet dostu, en biiyiik manevi emanetin 
sahibi Hazret-i Ebu Bekir kizi Esma ki, o korkung hengamede Mekke ile magara arasi mekik 
dokuyarak, Kainatm Efen-idisine ve babasma yiyecek, igecek ta§imi§ti. 
tbn-iiz-Ziibeyr i§te bu anneye gitti ve onun dizleri-^ne kapandi: 
— Anne; bir mancmik ta§i kemigimi kirdi; soyle, bu halimle ne yapayim? 
Biiyiik kadmdan cevabi aldi: 



« — Oglum; Haccac gibi bir zalime ba§ egmektense topraga girmek hayirlidir. Sana du§en i§, siirUne 
sliriine ko§up §ehitlik kasesine uzanmaktir! Ko§, git, §ehit ol!» 



136 

137 

ibn-Uz-ZUbeyr o haliyle firlayip iki biiklum, kilica na sarildi; ve o sirada §ehre sizmaya ba§layan 

du§man as-ikerlerinin uzerine atildi. Bir an iginde viicudu delik de§ik yere serildi. Naa§im 

surukleye surukleye Haccac'in onii-ine goturduler. Haccac, bir taraftan ibret, bir taraftan da 

miibarek kadina azap olsun diye, §ehidin naa§im daraga-gina gektirdi. Maksadi, biiyiik kadin sahabe 

Esma Hazret-ilerini ayagina du§urmekti. §ehit oglunun acikli manzara-isina vakar ve iftiharla bakan 

ulvi kadinin, kibir gibi gor-idiikleri muhte§em tavrini bozmak, duygusunu kirmak, ba§ini 

egdirmek... 

Adamlarina emir verdi: 

« — Annesi gelip yalvarmadan cesedi daragacindan indirmeyiniz!» 

Nur puskurtulen iginde gezen biiyiik kadin, giinler gegtigi halde oglunun cesedini aramadi; ve Allah 

§ehidi ibn-iiz-Ziibeyr hep ipte kaldi. 

Aziz anne ornegi Hazret-i Esma, gUnlerden sonra, ba§i daima ulviliklerde, daragacmm oniinden 

gegti ve et-raftakilere cesedi i§aret ederek §6yle hitap etti: 

« — Bu hatip hala minberden inmesin mi? Bu vazi-iyette ve bu lisanla soyleyecegini soylemekte 

devam etsin mi?» 

Herkes Urperiyor. Haccac, bu yakici sozleri kadi-inm ricasi manasma aliyor ve hemen aziz naa§i 

indirterek gomdiiriiyor. 

Yegeni Omer'in sozU: 

« Velid'in cesedini topraga indirirken kefen igin-i 

de bir debelenme hissettim. Sagligmda da gUlerken hep 

boyle debelenir ve ayagiyle yeri do verdi. » 

Zalimlerin prensi Haccac da, 20 yil valilikten son-^ra, 54 ya§mda, trakta oldii. Hastaligi Araplarm 

yemeye ali§ik oldugu bir nevi topragi fazla ati§tirmi§ olmak... 

Zulmiiniin bilangosu: 

En Ustte tbn-Uz-ZUbeyr'in ba§i, 200.000 kelle ve oldiigU gUn zindanlardan gikarilan 28.000 

masum... 

Nasilsa haremine girip bir sandik igine gizlenen Medineli bir §airi, sandigi agip bakmadan, diri diri 
topra-iga gomdiiren Uzerinde tepinen ve: 
« — Topraktan kulagima sesler geliyor!» 
Diye zevklenen Velid de oldii. 

138 

139 

(VI) 

iMAM-IAZAM VE OBURLERI 

iMAMI AZAM 



Hicri birinci asnn ikinci yansinda patlak veren fe-isat, kendisini ikinci asra devrederken, sade §ahis 
ve soy ihtiraslarini degil, biitiin bir vecd ve a§k kaybini ve onun yaninda kuru ve satihgi bir akilcilik 
gayretini de if§a ve ihtar ediyordu. Yani, biiyiik din ahlak ve hakikatlerini gigneyen §ahis ihtiraslari 
iginde, ayni ahlak ve hakikatler saf anlayi§ bakimindan da kararmaya ba§liyor ve yerini nasipsiz bir 
ukalaliga birakiyordu. Bu, her §eyin altiist olmaya ba§lamasi, ruhlarin iman yagmurundan feyz 
ala-imaz bir tutukluga du§mesi demekti. Bu her zaman ve her inani§ §eklinde oldugu gibi, ruh 
feyzinden kendisini di§a-iriya atan ve miistakil bir eri§ vasitasi oldugunu sanan ku-iru akil ve kaba 
mantigin, biiyiik vecd ve a§k devresine kar§i tepkisi demekti. Bu tepki de, yine her zaman ve her 
mezhepte goriildiigii gibi, ancak vecd ve a§k kudretinden dU§en fertler ve cemiyetlere has bir illet... 
141 

i§te boyle bir havanm agilmaya ba§ladigi Hicri bi-irinci asrm ikinci yarismda, Yahudi 

parmagi'ba§ta, tUrlU batil mezhepler ortaliga tohumlarmi serperken, MUslU-imanligi, ferdi ve igtimai 

biitiin bir sistem halinde billurla§tirmak, abidele§tirmek, fert ve cemiyet hayatmm hayali denecek 

kadar uzak ihtimallerini de kavrayici bir geni§likle tablola§tirmak, boylece kuru akla da hakkmi 

verip her §eyi asli vahidine baglamak, en aziz vazife ol-idu. 

Ve imam-i Azam Hazretleri, gergek miiminlerin fert fert igini burkultan ve topyekun tslam 

cemiyetini sa-iran isimsiz bir hasret halindeki bu ihtiyaci; tslami belirt-ime ihtiyacmi yerine 

getirmek iizere, Hicri 80 yilmda diin-iyaya geldi. 

Lakabi tmam-i Azam, kiinyesi Ebu Hanife ismi Numan Bin-i Sabit... 

imam-i Azam'in gocuklugunda, Nur Devrini go-irenlerden (sahabilerden) ancak birkag ki§inin 

hayatta bu-ilundugu rivayeti var... Giden-Nur Devri, gelen karanlik gigir iginde ancak birkag 

kivilcimmi birakabilmi§... Boy-ilece tmam-i Azam, kiigiik ya§ta da olsa, Nur Devrinin Nur 

merkezini gorenlerden birkagmi g6rmii§ olmakla tslamm sahabilerden sonra en iistiin kadrosu olan 

«Tabiin-B aglilar» sinifinda oluyor. 

imam-i Azam'in, birkag sahabiye yeti§tigi hakkin-^daki zaif telakki edilen rivayeti yerinde kabul 

etmeyecek olursak, kendisini «Teba-i Tabiin- Baglilarin baglisi» si-^nifindan saymak gerekiyor. 

Fakat biitiin bu hesaplar, gotiirii cemiyet olgiisiine gore bigilmi§ §eyler... Asil ferdiyle tmam-i 

Azam, O'na bagliligin en iistiin basamagi... 

^ocuklugu, Emevi halifeler kolunun manada ve Hdede en zalimlerinden Abdiilmelik ve oglu Velid 

za-^^iinda gegti. 19 ya§ina girdigi zaman da, halifeligi an-V 2-3 yil siiren ve islam Devletini ilk 

biiyiik halifeler , VJjne yiikselten Omer tbn-i Abdiilaziz'i idrak etti. Fa-ikat ufuklarina yigdigi 

karanliklar iginde Omer tbn-i Ab-diilaziz, ancak bir anlik bir §im§ek oldu ve pe§inden her sey yine 

Yezid-Velid gizgisi iizerinde yiiriimege devam 

etti. 

imam-i Azam dilinin donmeye ba§ladigi gagdan, 

son nefesini verdigi ana kadar (60 kiisur sene) yaliniz din ile, din incelikleriyle, dinin igi ve di§ 

meseleleriyle ugra§-iti ve fezayi yildizlar arasi nisbet gizgilerine bogarcasma, tslamligin kainat 

gapindaki hakikatlerini 6rgiile§tirdi. Ve i§te bu i§in ismi manasina gelen «Fikih» ilmini kurdu. 

Fikih; dinin ig hikmet ve hakikatlerine bagli ola-irak, di§, olgii ve hakikatlerinin tablosu... Tasavvuf, 

nasil Allah Resuliiniin batini (igi), §eriat de zahiri (di§i) demek-ise, fikih, i§te o di§in daima ige bagli 

olgiiler manzumesi... Bu bakimdan tmam-i Azam, «zahir ehli» denilen di§ ilim kadrosunun ba§i 

olarak tslamin di§ hakikatler cephesine bagliysa da, bu gapta bir kemale eri§mek igin koklerini ig 

plana ve ince hikmetlere kadar ula§tirmi§ olmaliydi. 

imam-i Azam, tecellisindeki biiyiikliigii ve §ahsi-iyetini di§ cephe iizerinde gosteren, fakat 

yeti§tirici ruh feyzini de igine alan kemal ornegi... 

Onun bu halini ve iistiin kemal idrakini §u misilsiz levhadan siizelim: 



Bir gun, talebesiyle birarada, agikga bir yerde otu-irurken onlerinden biiyiik veil Ibrahim Edhem 

gegiyor. Imam-i Azam hemen ayaga kalkiyor ve ba§i gogsunde, sessiz ve g6steri§siz gegen Ibrahim 

Edhem'e hitap ediyor: 

— Buyursunlar; efendimiz, buyiigumuz! 

Veli gegip gidiyor. 



142 

143 

imam-i Azam'm tamamiyle zahir planmdaki tale-bileri, hocalarma soruyorlar: 

— Nasil olur efendim; sizin gibi muhte§em bir din buyiigu, bir mezhep kurucusu, nasil olur da 

boyle bir der-ivi§e efendimiz diye hitap eder? 

imam-i Azam Hazretleri, belki verdigi derslerin biitiin ruhu olarak §u cevabi veriyor: 

« — Gordiigunuz dervi§e ihtiramim §u yiizden ki, o bizzat Allah ile me§gul, bizse nefsimiz 

bakimmdan i§in dedikodu tarafiyle...» 

imam-i Azam'i ig planda tmam-i Azam eden bii-iyiik velilerden Maruf-u Kerhi Hazretleridir. 

imam-i Azam gapmda biiyiik miigtehidlerden, tmam-i Azam'm vefati senesinde diinyaya gelen 

imam-i §afii, Hanefi mektebinden bir imamm Uvey oglu... Uvey babasmm Hanefi fikhma bagli 

eserleri iginde yeti§ti ve i^tihat makamma eri§tikten sonra §6yle dedi: 

« — MUslUmanlarm gogu tmam-i Azam'm manevi gocuklaridir. O, bir babanm evladma rizk aramasi 

gibi MUslUmanlarm bu ihtiyaglarmi Uzerine aldi ve ben ne 6g-rendimse onun mektebinden 

6grendim...» 

Hadis meali: 

« — BUtUn Peygamberler benimle iftihar ettikleri gi-ibi ben de Ummetimden Ebu Hanife kUnyeli ve 

Numan isim-ili biriyle iftihar ederim ki, o, mUslUmanlarm i§ik tutucusu ve karanliktan aydmliga 

fikaricisi olacaktir.» 

Ebu Hanife gibi, dUnya ve fani makamlarla tek alakasi olmayan ve higbir siyasi temayUl de 

belirtmeyen mUcerret bir ilim ve hakikat adamma zulUm nasil olur? 

Olur! 

Zalim, i§te pen^esini bu noktaya kadar uzatandir ve kendisine zararli olsun olmasin, bUyUklUk ve 

yUksek-ilik gordUgU her §eye tirnaklarini gegirecek, zehirini di§a-iriya vurmak igin mutlaka bir 

bahane bulacaktir. Zalimin kini, dogrudan dogruya ulvilik ve faziletedir ve bu kanun kiyametedek, 

degi§meyecektir. 

ilim adamlarina hak ve hakikati maskeleyici hU-ikUmler verdirmek isteyen zalimlerle, zalimlerin 

boyle emirlerine gUle oynaya ba§ egen sozde ilim adami §eklin-ideki mana zalimlerini, tarihin hangi 

devrinde eksilmi§ gorebiliriz? Bu noktada imam-i Azam, arasinda yeti§tigi iki muhalif rejimin de - 

hem Emeviler, hem Abbasiler-kurbani oldu. 

Emeviler devrinin sonlarinda Irak valisi tbn-i Hu-beyre, boyle bir adami rejimlerinin emrinde 

kuUanmak Uzere, ona KUfe kadiligini teklif etti: 

— Kabul edemem efendim: ben bu i§in adami degi-ilim! 

— Sen ne diyorsun? Senin gibi ilim ve fazl sahibi bir insan «ben bu i§in adami degilim!» derse ya 

ba§kalari-ina ne demek dU§er? 

— Onu kendileri bilir. Fakat ben bu i§e gore olma-idigimi biliyor ve bildiriyorum! 

— Kabul edeceksin! 

— Edemeyecegim ! 

— Sonra halin fena olur! 



— Ne olursa olur; fakat ben kadi olamam! 

Oyle sinirleniyor ki, vali, emrindeki §akileri gagi-riP Imam-i zam,'i falakaya baglatiyor ve ona yiiz 

sopa v"rduruyor. 



144 

145 

Her tarafindan kan giden Biiyiik tmama son teklif: 

— Kabul edecek misin? 

— Edemeyecegim ! 

Yiizde on faiz hesabiyle on sopa daha... imam-i Azam kendinden gegmi^tir. 

— Goturun! 

Ve Ebu Hanifeyi, her tarafi kirik dokiik, evine go-iturup birakiyorlar. 

Derken Abbasiler... Bagdat isimli kiigiik koyiin merkez olu§u. K6§e bucak firlayan mermer 

sutunlar, pi-iriltili kubbeler... BUtUn diinya iklimlerini yeni merkeze baglayan ve uzerlerinden fildi§i 

yiiklii kervanlar, gegen 

yoUar... 

Emevilerin mezarlarina kadar agilmi§, bulunan iskeletler yakilmi§, riizgara savurulmu§tur. Zulmiin, 

de-ivasini, kendisine zit ba§ka bir zulumle bulmasi gibi, bu gidi§in de gidi§ olmadigi belli bir §ey... 

Abbasilerin ilk halifelerinden Mansur... Yabanci dillerle Arapga arasinda ilk tercUme kopriisiinii 

kuran, bu arada Eski Yunan metinlerini de dev§iren ve sekiz asir sonraki (Ronesans) hareketine 

kaynak hazirlayan, islam irfanini kiituphaneler dolusu ciltlere doken, fakat her §eyi emrine alacak 

biiyiik ruhi muvazeneyi denkle§tiremeyen Abbasi Emiri, derhal tmam-i Azam'a kancayi atti: 

— Kadilarin Kadiligi makami sana layiktir! 

— Beni affedin efendim; ben o makama layik degi-ilim!.. 

— Layiksin! 

— Degilim! 

Bu tiirlii geki^meler ba§ini almi§, gidiyor. tkide bir tmam-i Azam Bagdata gagiriliyor. Halife 

sarayina alini- 

yor, atlas ve canfes kapli sedirlere oturtuluyor ve hep ay-ini teklif kar§ismda kalip ayni cevabi 

veriyor. 

Bir giin vaziyet, son derece hassas bir noktaya geHdi: 

— Ya Ebu Hanife! Ben, Miiminlerin Emiri, kendi-imi yeminle baglayarak sana bildiriyorum: 

Vallahi kaza makamma gegeceksin! 

— Ben de yeminle cevap veriyorum: Vallahi bu makama gegmem! 

MUthi§ bir hava... Mecliste bulunan, Halifenin ya-ikmlarmdan Rebi, tmama hitap ediyor: 

— Sen ne yapiyorsun? Nasil oluyor da, Allah Uzeri-ine yemin eden Halifeyi, boyle iginden gikilmaz 

bir vazi-iyete dU§Urebiliyorsun? 

imam ona gUlUmseyerek cevap veriyor: 

« — Her mU§kUlUn §eriatte bir kolayi vardir. Yemi-^nin de keffareti var... Halifenizin yemin 

keffareti vermesi de benim vermemden daha kolay...» 

Bu, hep boyle gitti. tmam-i Azam, a§k ve ilmini birbiri iginde besleyerek ve din irfanmm daima 

hasbilik cephesinde kalarak, 24 saatin 4 saatini bile nefs ihtiyagla-inna harcamaksizm nur sagmakta 

devam etti. 



Ona ve temsil ettigi ilme kar§i zulum istidadi yaHniz devlet bUyiiklerinden gelmiyor. ZUmre ziimre 

bozulan Islami §iar, tmam-i Azam'in elinde biitiin asliyet ve saf-fetiyle i§ildarken, «Hariciler» ve 

«Mutezile» gibi batil 

Mezhep baglilari da ona di§ biliyor ve bir bahane koUu-iyor. 

Bir giin huzuruna, elleri yalin kiligli bir «Havaric-Hariciler» toplulugu gikti. Kili^lanni kafirlere 

9ekmi§ bir avir iginde, bu adamlar, tmam-i Azam'a sordular: 



146 

147 

« — igki igerken bogazi diigUmlenip olen bir insan-ila, zinadan peydahladigi gocugunu dogururken 

olen bir kadin, miisluman midir, degil midir?» 

imam-i Azam, biiyiik bir vakar ve siikun iginde: 

« — Evvela kiliglarinizi kinlarina sokun ki, diyor; kalbim onlarla me§gul olmasin ve sualinize salim 

duy-iguyla cevap verebileyim!» 

« — Hayir , diyorlar; kiliglarimiz cevabindan evvel kinlarina girmez! Cevabina gore de ya girer, ya 

i§ini gor-imeden girmez !» 

Bu tiirlii olenleri kafir belleyen bu adamlarin bek-iledigi cevabi verebilir mi tmam-i Azam?.. 

Gulumsuyor: 

« — Peki, cevap vereyim!.. Bu dediginiz insanlar hangi topluluktan? Puta tapanlardan mi, mecusi 

mi, Ya-ihudi mi, nasrani mi, hangi milletten?» 

« — Besbelli bir §ey ki, miisluman !» 

« — Oyleyse meselenizin cevabini kendiniz vermi§ oluyorsunuz!» 

«Hariciler» elleri ayaklari tutulmu§, hayretle baki-myorlar. 

— iman ile amel, birbirinin iginde, fakat birbirin-iden ayri iki keyfiyettir; ve imam kaldirici kalbi bir 

fill ne-iticesi olmaksizin hi^bir maddi amel, ki§iyi Muslumanlik-itan gikarmaz! 

Diyecek olsa belki sapiklarin kilicini ba§ina yiye-icek olan tmam-i Azam, bu inceler incesi cevapla 

onlari oyle bagliyor ki, §erlerinden korunabiliyor. 

Halifeyle ihtilafi o hale geldi ki, artik iki tarafin da birbirini teselli edebilecek bir ihtiyat payi 

kalmadi: 

— Kaza makamini kabul etmemekte israr ediyor musun? 

148 

— Evet! 

— Ben de sana kabul ettirmekte israr ediyorum! 

— Siz bu ilahi emanet davasini, ancak AUah'tan korkan ve nefsinden emin olan birine havale 

edebilirsi-iniz! 

— Sen o adamsin! 

— Ben siikun halinde bile kendimden emin degi-ilim; ofke halinde nasil emin olabilirim? Kisacasi 

ben bu i§e layik degilim! 

— Yine mi o kelime? — Hep o, layik degilim! 

Halife, gozleri falta§i gibi agilmi§ avaz avaz debe-ileniyor: 

— Yalan soylUyorsun! 

— Yalan soylUyorsam, yalanci, miiminlere hak ve adalet tevzii makamina getirilemez! Bunu olsun 

takdir edin! 

imam-i Azam, g6rulmemi§ bir fikir azameti iginde dogruluyor; ve Halifeyi, yeryiizUnde higbir 

mantik kudre-itinin varamiyacagi bir ifade cenderesine aliyor: 



« — Ya dogfu soylUyorum, yahut yalan! Dogru soy-iliiyorsam bu makama layik olmadigimi kabul et 

ve beni kaza mevkiinden affeyle! Yalan soyluyorsam, dedigim gibi, yalanci kaza makamina 

getirilemez, yine affeyle !» 

Bogulacak hale gelen Halife, girtlagini yirtarcasina bagiriyor: 

— Ko§un aim bu adami ve bana ba§ eginceye kadar hapsedin ve her giin doviin. 

Sirf, devlet zona altinda hak ve hakikate zit hiikiim vermemek igin kaza makamini reddeden tmam-i 

Azam'i, mevsimler boynuca zindanda surundurduler. Kendisine 

149 

her giin ekmek yerine dayak yedirildi; ve biiyiik imam ucu kur§unlu kamgilar altmda aziz ruhunu, 

yolundan ve emirlerinden kil kadar sekmedigi AUah'ma teslim etti. 

Hicri ikinci asrm tam ortasi, sene 150... 

Hakka kar§i olan devletle, hakki giiden biiyiik fert arasmdaki ezeli maceranm heybetli timsalidir o... 

Biiyiik Miictehid, en geng gagmdan ba§layarak, ahlak ve zekasi, vecd ve ilmi, a§k ve takvasiyle, 

halk igin-ide abidele§iverdi; ve Kiyamete kadar agik olan igtihat ka-ipismm artik nigin kapali 

kaldigmi, e§i bir daha gelmez fa-iziletleri ve miistesna biitiinle§tiriciligiyle g6stermi§ oldu. 

Daha geng ya§tayken, biitiin gecelerini ihya ettigi, din meselelerine abanmi§ olarak uykusuz 

gegirdigi riva-iyeti her. tarafi sarmi§tir. Halbuki o siralarda tmam-i Azam, ancak yari gecesini ihya 

etmekte, geri kalanmda uyumaktadir. 

Sokaktan gegerken, Biraz ilerisinde iki ki§inin §6y-ile konu§tuklarma §ahit oluyor: 

— Bak, bak! Ebu Hanife gegiyor! §u biiyiik din ve ilim adami!... 

— Ne diyorsun? §u biitiin gecelerini ihya eden, iba-idetle gegiren insan, ha? 

imam-i Azam, evine kapagi atar atmaz Kibleye do-^niiyor ve titreyen ellerini yiiksekliklere kaldirip, 

aglaya aglaya AUah'a yoneliyor: 

« — Yarabbi! Ben, malik olmadigim faziletle arnHmaktan sana sigmirim! Ancak yari gecemi ihya 

edebildi-igim halde halk onu biitiin gece saniyor! Boyle bir zandan sana sigmirim! Bu bana senin 

ihtarm!.. Artik biitiin gece-ilerimi ihya edebilmem igin zaif kuluna kuvvet nasib et!» 

O giinden sonra tmam-i Azam, tam 40 sene yatsi 

namazmm abdestiyle sabah namazma gikti. 70 yil ya§adi-igma gore, demek bu hadise kendisi 30 

ya§larmdayken oluyor. 

Malik olmadigi faziletle anilmaktan AUah'a sigi-^nan ve tlahi bir ihtar halinde kendisini halkm iyi 

zannmi tamamlamaya memur kilan tmam-i Azam'a kar§ilik, re-izaletlerini fazilet diye yaymlatici 

cemiyet giidiiciilerini dii§iinecek olursak iirpeririz! 

^ok giizel giyindigi igin bu halini begenmeyenle-irin ve kotii giyinmeyi takva sananlarm, hususiyle 

zahir harapligmi ruhta degil, maddede sananlarm itirazma bir ayetle cevap verdi: 

Meal: 

« — Rabbinin sana verdigi nimetleri agiga vur! ! !» 

Bir su kenarma oturmu§ gama§irmi yikiyor. Yiki-iyor, gitiliyor, tekrar suya daldiriyor, yine 

gitiliyor, bir tiirlii temizlige son veremiyor. 

Soruyorlar: 

— Siz bir dirhem necasete kadar ibadeti bozmaya-agi fetvasmi verdiginiz halde bu a§iri titizliginiz 

nedir? 

Cevaptaki azamete bakm: 

« — O fetva, bu da takva !» 

Toplulugu igine alan umumi hiikiimlerle, §ahislarm serbest oldugu hususi olgiiler arasmdaki smir 

bundan da-iha giizel ayirt edilebilir mi? 

Bir de tmam-i Azam'a baglilik iddia eden ve §eria-te §eriat katmaya kalkan ham ve kaba softayi 

dii§iiniin! 



imam Azam'daki takva duygusu oyle derin ki, ala- 



150 

151 

cagmi almak iizere gittigi kapmm, faizi andirir korkusiyle golgeliginde bile oturamadi. 

Sabaha kadar ibadet, tefekkiir, tetkik, tahkik... Sa-ibah namazi mescitte... Ogleye kadar talebeleriyle 

miiza-ikere ve onlara ders... Ogle namazmm arkasmdan, ikindi-iye, sonra ak§ama ve daha sonra 

yatsiya kadar hep etrafm-idaki ilim ve fikir halkasma ruh a§ilamak... Yatsidan sonra evi, §ahsi 

hayati ve sabaha kadar kendi kendisini terbiye etmesi... Biitiin bu arada da, kisa ve fasilali duraklar 

ha-ilinde 24 saatin ancak birkagmi doldurabilen uyku. 

EUi be§ kere hac... 

Son haccmda, Kabe iginde biitiin bir gece, hatimle kildigi iki rek'at namaz... Ve bu namaz iginde, 

mezhebi-inin kiyamete kadar baki kalacagma dair hatiften gelen ni-ida... 

Ya§adigi 70 yilm giin sayismdan 50k fazla Kur'an hatmi... 

Din ilim ve tefekkiir planmm en biiyiigii olan imam-i Azam, bu biiyiikliige, biraz evvel 

dokundugumuz gibi; en ileri ruh feyzinden nasip almaksmiz eri§emezdi. Aldi ve eri§ti. Fakat zahir 

planmm biiyiigii oldugu igin batmi tarafmi gizlemek makammdaydi. 

Bakmiz: 

Bir ak§am, yatsi namazmdan epey sonra tek ba§ma mescide geliveriyor. Mescitte, mihrabm 

oniinde, yalniz tek bir kandil yanmakta... Mescit hademesi, tmam-i 

Azam'i goriince ihtaramla kapiyi agiyor ve yol gosteri-iyor. tmam-i Azam, mihrabm oniinde ve 

yanan kandilin altmda diz gokiip oturuyor ve oylece kaliyor. O an, kan-idilde yag kalmadigmi 

kandilin neredeyse sonmek iizere bulundugunu goren hademe, kandile yag doldurmak igin bir 

hareket yapiyor. Fakat Biiyiik imam eliyle i§aret edip bu hareketin liizumsuz oldugunu anlatiyor, 

adam da gikip gidiyor. 

Sabah vakti, ufuklar yirtilmaya ba§larken camiye gelen hademenin gordiigii manzara tiiyler 

iirpertici: 

Pek az kalip gidecegini sandigi tmam-i Azam, ora-ida ve aym vaziyette... Kibleye dogru diziistii 

oturmu§, ba-i§i gogsiinde, istigrakta... Ba§mm iistiindeki kandil de go-iriinmez ellerle ve defalarla 

doldurulmu§ gibi, agiz agiza yag dolu, pirildamakta... 

imam-i Azam, hademeden, gordiiklerini kimseye soylememesini rica ederek yerinden kalkiyor ve 

ba§ka bir ko§ede cemaati beklemeye koyuluyor. 

Huzuruna bir kole gikti: 

— Ya Ebu Hanife! Ben bir koleyim; efendime nasi-ihat et de beni azad etsin.. 

— Bunun igin bana birkag giin izin ver! 

— Neden? 

— Ben de bir kole satm alip azad etmeliyim ki, bu ogiidii efendine verebileyim... Kendim 

yapmadigim ve nefsime yiiklemedigim bir fedakarligi ba§kalarmdan iste-yemem! 

i§te, imanda, ihlasta, a§kta, takvada, ilimde, idrakte keramette, ahlakta tmam-i Azam... 



152 
153 



iMAMI MALIK 

Biiyiik imam Ebu Hanife'den 13 yil sonra dogan (Hicri 93) ve 29 yil sonra vefat eden tmam-i Malik 

Haz-iretleri, dort hak mezhep kurucusunun ikincisi olarak din olgiilerinin sadik mimarligi i§inde, 

Kitap, Siinnet ve «ic-ma-i iimmet — Sahabilerin toplu hukumleri» malzemesiy-ile kendi igtihat 

binasmi kurunca, kar§ismda yine zulmiin kanla fir^aladigi di§lerini buldu. 

Dini, nefsaniyetlerine uydurmak isteyenler, nikaha ait bir meselede ondan bekledikleri cevabi 

alamaymca tmami o tiirlii dovdiiler ki, bilegi gikti. Dayagm biraktigi hastalik yiizunden de omrii 

boyunca her an yikandi ve o hastalik iginde gitti: 

Ona sordular: 

— Bagilere (devleti yikmaga kalkan isyancilar ve ihtilalciler) olUm cezasi, §eriatta caiz midir, degil 

midir? 

Gayet zarif bir tebessiimle cevap verdi: 

— Devletine gore degi§ir. Eger Omer bin-i Abdiila-ziz gibi iman ve adalet timsali bir adama kar§i 

olursa ca-iizdir! 

— Ya hem ba§ kaldiranlarda, hem de devlette, hak-ika bagli bir taraf bulunmazsa? 

imam-i Malik hazretlerinin tebessUmii derinle§ti. 

— O zaman, i§lere, zalimin zalimden intikami go-ziyle bakmak gerekir. 

iMAMI HANBEL 

UgiincU igtihat kapismm bekgisi tmam-i Safi Haz-iretlerine de zulmiin kement UstUne kement 

attigmi bilsek de, bu bahiste fiili ve biiyiik miigtehidin hayati iizerinde miiessir bir tecaviizden 

haberli bulunmuyoruz. 

Bu bakimdan, hakkmda ayri bir fasil agamiyoruz. 

Fakat dordiincii imam, Ahmet bin-i Hanbel (164-241) bunlardan hig birinin ugramadigi bir zuliim 

vesilesi-ine, bir itakat belasma gatmi§ ve en agir i§kenceler altmda zerrece haktan sekmemi§ bir 

iman ve ahlak biitiinii... 

Obiir iig miigtehitten higbirinin ugramadigi itikat belasi, tmam-i Hanbel'e rastlayan miithi§ bir fikir 

karga-i^aligi iginde ortaya attiklari «Kur'an mahluk mudur, degil midir?» davasi... 

Felsefenin alip yiiriidiigii, kuru aklin her §eye damgasini vurmaya kalki§tigi, sir idrakinin kurudugu, 

in-ikiraz bulmu§ eski medeniyetlerin fikir pislikleriyle bera-iber saf Arap biinyesine a§ilandigi 

hengamede, gittikge 6r-iselenen a§k anlayi§i ve ruh algali§ina en keskin misal «Kur'an mahluk 

mudur, degil midir? » davasi oldu. 

Tam, tereddi misali... 

Kur'an AUah'in kelamidir ve onun zatiyle kaimdir. Boyle olunca da, AUah'in sifatlari gibi, zatina 

baglidir, kadim ve ezelidir ve mahluk degildir. 

Siinnet ve Cemaat Ehli ruhunun, en cahil fert elin-ide bile bedahet anlayi§iyle kavrayacagi bu 

mesele, o za-iman kuru ve dayaniksiz akildan ibaret kalanlari o tiirlii §a§irtti ki, bunlar Kur'ana 

mahluktur demenin, adeta AHlah'i tenzih manasina gelecegini sandilar; ve AUah'in kelamini, 

AUah'in yarattigi bir §ey bildiler. 

Cereyan biiyiidii, yayildi, devlete kadar i§ledi. Bir-ibiri pe§inden tig Abbasi halifesi, Memun, 

Mutasam ve Vasik , Kur'anin mahluk oldugu kanaatiyle Siinnet Ehli itikadinin di§inda kaldilar; ve 

bu inani§i resmile§tirdiler. 

O sirada biiyiik hiikiim, dordiincii igtihat kapisinin bekgisi ve dordiincii mezhebin kurucusu tmam-i 

Han-bel'e dii§iiyordu. 

Hemen, biitiin islam iilkesini meltem meltem iir-perten sesini yiikseltti: 



154 



155 

— Kur'an mahluk degildir! AUah'in sifatlan gibi ondandir ve onunladir! 

Ve i§te kendisine, her kahramana oldugu gibi, bit-imez tukenmez gile devresi agildi. Korkutuldu, 

hapsedildi, kamgilandi, fakat inani§indan donmedi. 

Bir an geldi ki, Halife, valilerine §u emri gonderdi: 

« — Havzanda biitiin din alimlerini sorguya gek! Kim Kur'ana mahluk degildir derse ba§mi kesip 

Bag-dad'a g6nder!» 

Vaziyeti gorenler imam-i Hanbel'e yalvardilar: 

— Tehdit altmdasm! Kalbinle imanmda sabit kala-irak yalmiz dilinle istediklerini soylesen olmaz 

mi? 

« — Olmaz! Alimler hakki soylemekten kaginirlar ve ozre kagarlarsa, cahiller ne yapar? Boyle 

olursa hakki tesbit nasil olur?» 

Onu aramaktalar... Halk kapismm oniine birik-imi§... Herkes, kagit kalem, tmam-i Hanbel'in 

soyleyecek-ilerini kaydetmege hazir... 

Haberi almca §6yle dedi: 

« — Ben bu miiminlere, bu hak ve hakikat isteklile-irine ihanet edebilir miyim?» 

Ve iginde, nefslerini hak yolunda fedaya hazir in-isanlar bulunmadikga bir cemiyetin ayakta 

duramiyacagmi hissettiren imam, ilave etti: 

— Ben hakka ihanet edemem! Hayatimm bir degeri yoktur! 

Nihayet devlet reisinin huzurunda: 

— Kur'an mahluk mudur , degil midir? 

— Degildir! Ha§a! 

— izah et! 

— Eger AUanm ilmi mahluksa Kur'an da 6yledir!» 

Api§ip kalan, fakat inadmdan donmeyen halife, tmam-i Hanbel'i o tiirlu kirbaglatti ki, kahraman 

miigte-hid, oliim halini andirir bir komaya du§tu. Cellat gagirilip 

da kill? parildaymca, biri ko§a ko§a geldi; bu halin asker-iler arasmda heyecan uyandirdigi her 

tarafta homurtular ba§ladigi haberini getirdi. 

Odii patlayan ba§bug, bagirdi: 

— Birakm ba§mi kesmeyin! Onu zindana atm! Ora-ida giiriisun! 

Tam 28 ay zindan hayati... 

Zindanda ona sordular: 

— Sana edilen i§kencelere kar§i bir diyecegin var mi? 

« — Ne diyebilirim ki?. Beni, akiUarinca Allah yo-ilunda bir hayir i§lemek igin kamgiladilar. Allah 

biitiin kuUarina hidayet versin!» 

AHMET BiNi NASR 

Hadis ilmi biiyiiklerinden Ahmed bin-i Nasr-i Huzai'yi, elleri ve ayaklan zincire vurulmu§, ta 

uzaklar-idan getirip, Halife Vasik'in huzuruna gikarttilar: 

— Soyle bana, Kur'an nasil meydana geldi? 

Zincirler iginde iman buyiigu §ehametle haykirdi: 

— Laflarini geveleme! Ne demek istedigini anliyo-irum! §unu bil ki, Kur'an yaratilmami§tir! 

— Ya, Kiyamet guniinde, AUah'in oldugu gibi kuHlarina goriinecegi hakkinda kanaatin? 

— Gokteki ayi nasil goriiyorsan, Kiyamet guniinde Rabbini oyle kameri g6rii§Undeki agiklikla 

goreceksin!.. 

— Yalan soylUyorsun! 

Ahmed bin-i Nasr, daha §iddetle atildi: 

— Sen yalan soylUyorsun! 



— i§e bak sen! Kiyamet giiniinde Allah, §u senin §6rundugun gibi bir vUcuda malik olarak mi 
goriinecek? 



156 

157 

Ben kendisine boyle uydumia vasiflar takilan bir AUah'a inanmiyorum ! 

Ve Ahmed, AUah'm her tiirlii madde ve §ekilden miinezzeh oldugunu, goriinu^undeki hikmeti bu 

diinyaya mahsus g6ru§ unsurlariyle izaha imkan bulunmadigim bunu bildiren hadis 'in akil ve 

madde UstU bir sirra i§aret ettigini soylemeye vakit bulamadan, meclisteki hocalar-idan fetva geldi: 

— idami vaciptir! 

— ^abuk bir kili^; Bana celladm palasmi getirin! Kegeyi de yere serin! 

Halifenin bu bagri§i uzerine, ko§u§tular, celladm palasiyle kegesini getirdiler. Vasik bir vuru§ta 

pazarliksiz iman kahramanmm ba§mi du§urdu: 

— Bu kelleyi bir kaziga gegirip halka te§hir ediniz! Kazigm ustiine de idam sebebini bildiren bir 

yafta asmiz! Kazigm yaninda mizrakli bir asker nobet beklesin! Kelle, riizgardan, §undan bundan , 

Kibleye donecek olursa miz-ragiyle diirtup yuziinu o taraftan gevirsin! 

Boyle yaptilar. 

Halk arasinda bir fisilti: 

— Ahmed'in kesik ba§ini bekleyen nobetgi, gece, ba§in kendi kendisine Kibleye dondiigunii ve 

«Yasin» su-iresini agik dille ba§tan ba§a okudugunu gormu§... 

(VII) 

MANSUR — KENDi KENDtNIN MAZLUMU— 

§U ME§HUR HALLAg 

§u me§hur Hallag; Mansur-ul Hallag; halk dilinde Hallag-i Mansur.. §u me§hurlarin me§huru veli... 
Her§eyden evvel bildirelim ki, bu §6hret, onun he-isabina, ^ekilir gibi bir yiik degildir; ve «§6hretin 
afet ol-idugu» hakkindaki hadis hikmetini en aci §ekilde ortaya koyan cinstendir. AUah'in biiyiik 
dostlari, namsiz ve ni-i§ansiz kalmayi, her tiirlu manzara parlakligina tercih etti-iler; ve ancak 
ortulmesi imkansiz cepheleriyle ve istemek-isizin, dillere destan olmayi gaye bilmeksizin, me§hur 
ol-idular. Allah Resulunun hadisindeki ikinci hikmet baki-^mindan da mahfuz kaldilar. Mansur ise, 
§6hrete isteyerek ko§tugu iddia edilemezse de, en fazla ortunmesi gereken yerde en 90k agildi; 
velilik uslubunu zedeledi ve §6hreti-ini, hikmetlerden habersiz kalabaliklara kadar indirdi. Ve 
zahirde tam ayar, som bir kiifiir ifadesinin sahibi goriin-imesine ragmen, miimin ve ustelik veli 
kalmanin gozul-imez bilmecesini, hayret ve deh§etle agilan gozler oniin-ide* mukaddes olgiiyii 
tirmalayici ve akil yirtici bir levha 



158 

159 

gibi gezdirdi. Elbette ki, ugradigi afet, suruklendigi §6h-iretin, o §6hret de bu afetin neticesiydi. 
Devrinin biiyiik velilerinden birinin sozii: « — Bizim, magaralarda, izbelerde fisilda§tigimiz sir 
tecellilerini Mansur agiga vurdu ve ayaga du§urdu.» 



O sir, kelimeye, ibareye, akil ve nisbet kaliplanna dokiilUnce mutlaka bozulan, gergegini kaybeden 
bir ince-ilik olarak, Mansur'un dudaklarindaki iki kelimenin igin-idedir. Bu iki kelimeyi Mansur'u 
duymu§ olan herkes bi-ilir: bilmeyenler biraz sonra gorecekler, bilip de anlayan-ilar veya anladigini 
sananlar, yahut hig anlamayanlar da, burada, biiyiik «anlatilmaz»dan, mutlaka anla§ilmasi ge-reken 
noktayi bulacaklardir. 

sir ikliminde mahfuz kalmanin ve Allah dostlugu maka-imini kaybetmemenin nasibiyle, birinci hal 

arasindaki iki-iye b6lunu§tur ki, Mansur'u kendi kendisinin mazlumu kilmaktadir. 

Halbuki onun, mahut iki kelimeyi, ikilikten, yani gizli §irkten kurutulmak igin soyledigini sananlar 

ve boylece hadiseye muhal gapinda bir tevil arayanlar var-idir. 

Hakikatteyse o, kendisini busbiitun kaybedip bula-imayacagi noktada, yine kendisini, hem de 

kendisinden miinezzeh gibi bir nevi §uursuzluk ozrii belirten bu ve-ihimden donememi§tir. 

Mansur kissasindan gikarilacak bu hisseyi ba^lan-igigta bu kadar gosterip sonda yine ele alabiliriz. 



Seziliyor ki, Mansur, di§aridan gelen bir zulmiin degil, kendi nefsinden fi§kiran bir §eyin 

mazlumudur; kendi kendisinin mazlumu... Zira onun akibetini Mukad-ides Olgii bigti ve idamina 

hiikmetti. O halde Mansur'un uzerinde en biiyiik adalet tecelli etti... 

Eger Simavna kadisi Bedreddin'e -ki o, Mansur'un batini miinezzehligine kar§ilik tam bir sapiktir- 

sorduklari gibi Mansur'a da sorulsaydi, §uphesiz ayni cevap alina-icakti: 

— §u senin fiilinin §eriatte cezasi nedir? 

— id am! 

Bu bakimdan Mansur'u, ezilmi§ bir hak sahibi, ya-ihut dogrudan dogruya bir zulum hedefi olarak, 

§eriati yanli§ temsil edenler elinde gadre ugrami§ kabul etmeye imkan yoktur. Sadece hiikmiin 

tatbikinde yasak §ekillere ve yanli§liga du§ulmu§ ve zulme kagilmi^ olabilir. Bu da higbir deger 

belirtmez ve esasa tesir etmez. 

Nihayet, zahiri kiifiir ifadesine ragmen en ince bir 

ismi Huseyn... Mansur, babasinin adi... Huseyn bin-i Mansur... Lakabi, Hallac... tranli... 

Lakabini §u yiizden aliyor: 

Tanidiklarindan bir hallacin diikkanina ugrami§.... Hallagtan bir i§ igin filan yere gitmesini istemi§ 

ve diikkani bekleyecegini s6ylemi§... Hallag, Mansura ait o i§i yerine getirmek uzere gikip gitmi§ ve 

biraz da gecik-imi§... D6nu§te demi§ ki: 

— Ya Huseyn! Senin igin bu kadar geri kaldim, §imdi i§lerimi nasil yeti§tirecegim? 

Mansur parmaginin ucuyla pamuk yiginlarini i^a-iret eder etmez, tel tel suzulmu§ ve taranmi§ gibi, 

saf pa-mk bir tarafa, kitik ve supriintu bir tarafa... 

Biitiin Bagdat bu kerametle galkalanmi§... 

Artik bu esrarli Huseyn bin-i Mansur'un lakabi. 



160 

161 

§urada burada birkag §eyh degi§tirdikten sonra Bagdat... Gayesi, Cuneyd'in ir§at halkasina girmek. 
Bir rivayete gore Cuneyd onu miiritleri arasina aHmiyor ve §6yle diyor. 
« — Ben miiritlerimin igine mecnunlari almam!» 



Mansur'un adi manada bir deli olmadigi muhak-ikak. Fakat CUneyd gibi bir bUyUgiin anlatmak 

istedigi mana da acaba ne? Tarikat rejiminin istedigi rah saglam-iligi ve bazi tecellilere kar§i 

gostermek borcunda oldugu yiiksek muvazene bakimindan bir eksigi mi var? 

Eger bu rivayet dograysa, onu, neticeyi aydinlatici kuvvette bir ilk g6ru§ kabul etmek lazim... 

Nitekim Nak§iligin bir buyiigu, ileride §6yle soy-ileyecektir: 

« — Eger, Mansur devrinde Abdiilhalik-i Gucdeva-ni'nin en hakir bir miiridi bulunsaydi, Mansur 

a§ilmaz-idi!» 

Yani onun ruhi muvazenesi simsiki tutulur ve Mansur'a o iki kelime soyletilmezdi. 

Mansur, geng ya§ta ayak bastigi Bagdadin zahitler ve dervi§ler muhitinde hemen «acayip adam» 

olarak goz-ileri uzerine gekti. Bir taraftan gok giizel hicviyeler ve dim eserler yaziyor; bir taraftan 

da ne olmak istedigi belirsiz, her an huzursuz ve rahatsiz nefsinden bizar ve halinden pi§man bir 

eda ile dola§iyor. 

Ali Hadrami'den naklediyorlar: 

«Cuneyd'in etrafmda halkalanmi§, oturayorduk-Meclise, cUbbeli, son derece giizel yiizlU bir geng 

geldi. Selam verdikten sonra bir kenara gekilip gomeldi. CU-ineyd onu gorerek seslendi: 

— Sormak istedigin bir§ey var mi? 

—Var! 

— Sor! 

— Seciyemizle varligimiz arasmdaki miinasebeti bilmek nasil miimkiin olabilir? 

— Bu sual bana manasiz goriindii. Galip bir teces-isus eseri!.. Nigin bana, gergekten igini 

kurcalayan bir sual sormuyorsun? Mesela gagda^larmdan daha iistiin olmak i^in kalbinde yanan 

arzuya ait bir sual?... 

Bundan sonra §eyh, meclisin dagilmasi igin bir i§aret verdi. Hepimiz kalktik. O vakit §eyh, bu 

acayip genci, elinin i§aretiyle yanma gagirdi. Geng yakla§mca §eyh ona bir§eyler soyledi. Yanliz §u 

son kelimeleri i§it-itim: 

— Bir gun senin kanm, daragacmi kirmiziya boya-yacak! 

Geng adam higkira higkira aglamaya ba§ladi. KaHkip gitti. ! 

Hikayenin bu noktasmdan sonra, Cuneyd'in bir miiridi Mansur'u takip ediyor. Mansur dogruca bir 

me-izarliga gidiyor, ba§mi dizleri arasma alip oylece kaliyor. Takipgi, yiyecek igecek gibi bir§eyler 

alip doniiyor. Man-isur hep o vaziyette... Bir miiddet sonra ba§mi kaldirmca, yanmdakini goriiyor 

ve «gok dertli bir nazarla» ona baki-iyor. tkram edilen yemeklerden yalniz bir iki lokma ali-iyor. 

Konu§maya ba§liyorlar: 

— Sen nerelisin, delikanli? 

— iranliyim! Fakat gocuklugum ve gengligim Ku-' zistan ile Basrada gegti. Oralarda yeti§tim. 

— ismin ne? 

— Huseyn bin-i Mansur... 

Bunlari anlatan Cuneyd'in miiridi, ilave ediyor: 

— Kirkbe§ yil sonra ayni gUn, Mansur'un idam edilmi§ oldugunu duydum. 

I 



162 
163 
IKLIM IKLIM 



Bagdattan sonra Mekke... Dort mevsim boyunca, ba§indan akan yagmur ve gune§ lavlan altinda, 

Kabe av-ilusunda ibadet...Bu bir sene iginde, yalniz abdest almak ve Kabeyi dolanmak igin 

yerinden kimildadi. 

Kendi kendisini en yalgin, en dikenli riyazet reji-imine sokmu§tur. 

Bu da, ku§lann, golgelerine bile takilip du§tugu, yerle gune§ arasi sivri kayalar arsinda kilavuzsuz 

yola ^ikmanin i§areti... 

Ve Mansurda, dipsiz ve sahilsiz Tasavvuf ummaninin «hal» diye isimlendirdigi §ey ba§ladi. Ama, 

demir gibi bir penge iginde tutulmaz ve gayesine vardiril-mazsa bu «hal» en tehlikeli, hatta insani 

ebedi yokluga firlatici hale doner. Ve -batil mezheplerde de oldugu gibi-ruhi bir idman neticesi 

kazanilmi§, gayesiz marifetlerden ileriye ge^emez. 

Bir yakini ona ogiit veriyor: 

— Zaman zaman, oniinde, ilahi tecellilerden birta-ikim §im§ekler ^akabilir. Hatta bu i§aretlere sik 

sik el at-imak, sende iradi bir meleke haline gelebilir. Boyle olsa da gurura saplanma, nefsine 

gUvenme! Gaipler aleminden sana hususi bir bilgi verildigi kuruntusuna dU§me! MUr§i-idin 

dersinden de ogrenecegin gibi, boyle halleri ve onlara kapilanlari nebiler makbul saymiyor. 

Mansur'un verdigi cevap §udur: 

« — Hadis nakledenlerin ogrettikleri §eyleri bende 

gergekle^tiren i§te o tecellilerdir. Ben hadislere, ancak bu ilhamlar bana her §eyin aslini gosterdik^e 

ve igimdeki manalara uydukga gUvenebilirim.» 

Zaten, mukaddes sinirlari korumak ve yanilmaz mizani simsiki tutmak manasina gelen edep, 

Mansur'un en zaif tarafi ve sonunda, ba§iyle odedigi eksiklik.... 

A§agidan yukariya bakan halka, kellesi koltugunda bir ip canbazi gibi nasil goriindugunu ve nasil 

kaba §6h-irete sUriiklendigini ba§ta anlattigimiz Hallag'a ait tslami eserler, ciddi ve emin olanlariyle 

pek az §ey bildirir; haHka gore olanlariyle de, birbirini tutmaz gizgilerde destan-ilar diizer. Bu 

mevzuda 25 senesini Arap illerine baglayip biiyiik bir tetkik eseri yazan (Masinyon-Massignon) 

isim-ili bir Fransiz muharriri vardir ki, i§i boyuna vesikaya baglama gayreti iginde, vesikalari kendi 

iq tefsirine gore kullani§i bakimindan ona hig itimat edilemez Mansur'un gergek portresini, ancak 

lediin ilminde gileli bir irfana sa-ihip, bir miislUman miitefekkir gizebilir. 

i§te, bu itimada degmez, fakat Mansur'a gore de aksi iddia edilemez nakillerden birine gore, Hallag, 

bir aralik etegine yapi§tigi ilk §eyhlerden biri olan Mekki ile sokakta yan yana yiiriirken, §eyh, 

Kur'andan bazi ayetler okumaya ba§lami§... O zaman Mansur ona doniip demi§ ki: 

— Senin Kur'andan okudugun bu kelamlara benzer sozleri ben de soyleyebilirim! 

Halbuki , asil bu lafi edebilecek, kainatta higbir veil ve miimin mevcut degildir. 

GUya hadiseyi bizzat nakleden §eyh Mekki sozUnii §6yle baglami§: 

— Bu sozunden sonra Mansur'u bir daha gorme-idim! 



164 

' 165 

Tuster taraflarma gidiyor ve oralarda iki yil kadar kaliyor. Kimbilir, ruhundaki bir degi§ikligin 

i§areti midir, nedir, kiligmi da degi§tiriyor. Sirtmdan sofi cUbbesini 51-ikarip kisa yenli asker 

gomlegi giymeye ba§liyor. Ve halk arasma oyle bir §6hret saliyor ki, alemin gozU onun Us-itUnde 

kaliyor. 

iginden gikmadigi riyazet rejimi mUthi§.. Yanagi, ensesi ve dirsegi, yastik nedir unutmu§tur. 

Yanindan yirmi yil ayrilmayan hizmetgisine gore: 



— Hallag, higbir zaman, uyumak igin uzanmadi ve yan tarafina yatmadi. Geceleri, sabaha kadar 

ayakta du-rurdu. Yorgunluktan baygin hale du§unce yere gomelir ve o vaziyette biraz kestirir, yine 

ayaga firlardi. 

Bir yakinimin ihtan: 

— Kendine biraz daha dostga muamele edemez mi-isin? 

— Bedenim, kendisinden asla ho§lanmadigim bir dosttur! 

Ona sormu§lar: 

— Siz bu iistiin derecedeyken, bu agir yiik altina girmeniz neden? 

— Allah dostlarina ne rahatlik eser eder, ne de ce-ifa... Onlar bu sifatlardan fanidirler.» 

i§te, akil almaz iki zit tavir iginde Mansur! 

Sozii: 

« — AUah'in kulu olmak, mur§idi ve miiridi olma-iyan, higbir §eyi tercih ve tefrik edemeyen, higbir 

§eyi at-imayan, higbir §eyi almayan, dagitmayan, toplamayan, nefsine kulak asmayan ve hirs 

beslemeyen bir insan ol-imak demektir.» 

« — O ki, kendi hakkinda du§uncesi, ba§kalarinin-kine uyar ve bundan rahatsiz olmaz... O ki, 

arzulari pek azdir ve du§uncesine tabidir. AkiUi ve bilgiliyken aptal ve 

166 

cahil goriiniir ve cehaleti gergek vasif diye segmi^tir tradesi gayet serttir, hiikumranligi kendi 

igindedir ve her an ate§ ustundedir.» 

«-Kanuna sadakat onun §iar„ gunahlar! mu§ahe-ide onun sahasi, be§eriyet onun sirri, peri§anlik 

onun gu-iruru, sefalet onun fahri, tevazu onun tavri, cennet onun sarayidir... Zemini poller, yoUari 

kiilliikler, hikmeti yasa-(bgi an Kudreti de kuvvetsizliktir... AUah'in miilkunden ba§ka bir miilkun 

Hakki gazaba getirdigini bilir ve her §e-iyi sahibine birakir... insan odur!» 

Horasan, Sistan, Kirman§ah ve Fars illerini kari§ kari§ dola§ti. Derken Ahvaz ve Bosna... Biitun bu 

yerler-ide halkin igine girdi ve ruhlarina girmeye bakti. Halkin kalbinden gegenleri o tiirlii 

okuyordu ki, ona «Mansur-ul Esrar» demeye ba§ladilar. Fakat, ba§ta anlattigimiz vesi-ileye 

bagladiklari «Hallag» lakabi hepsine galip geldi ve Mansur, omrii boyunca «Halla9» diye anildi. 

Hem §ohrete baliklama dali§i, hem de ondan tiksi-ini§i, Hallag'in seciyesindeki igice tezat 

mimarisini gos-itermekte §aheserdir. Bakmiz: 

Basra'da, Kadi tbn-i Ubeyd'in amcasiyle konu§u-iyor: 

— Basra'dan gidecegim! — Neden? 

— Buranin halki benden gok fazla bahsediyor! Bunlardan kendimi dinleye dinleye biktim, usandim! 

— Ne diyorlar? 

— Benim, herkesin dualarini hakikat haline getirdi-igimi soyluyorlar. Hatta mucizeler gosterdigimi 

iddiaya kadar gidiyorlar! Ben kimim ki, bana boyle vasiflar veri- 

167 

yorlar? Gegenlerde biri bana, fukaraya dagitmak uzere bi-^raz para getirdi. ^il akgeleri camide 

halinin altina sakla-idim. Bir iki gun sonra, ayni camide etrafimi fakir dervi§-iler sardi. Bu parayi 

onlara dagitayim diye halinin ucunu kaldirip paralari aldim. Manzarayi goren dervi§lerin goz-ileri 

falta§i gibi agildi. Hemen elimin dokundugu yerde, tozun topragin, altuna gumu§e dondiigu rivayeti 

ortaligi sardi! 

Bunlari Mansur'dan dinleyen Kadi tbn-i Ubeyd'in amcasi, bir aralik Mansur'a miiritlik eden 

yegenine diyor ki: 

« — Bu adamin tavirlarinda §upheli haller seziyo-^rum! Bu lafima mim koy! Bir gun gelecekte, 

Mansur'dan qok daha fazla bahsedildigini duyacaksin!» 

iKi KELiME 

Basra'dan tekrar hacca gittigini, oradan Ahvaz ta-iraflarina doniip, karisi, gocuklari ve miiridleriyle 

yine Bagdada dondugunu ve bir sene kaldigini, tekrar yoUara dU§tUgUnU, Hindistan, Horasan ve ^in 



sinirlanna kadar uzandigini; Hindistanda «§efaatgi» , Horasanda «Gizliyi G6ren», ^in ve 

Turkistanda «Yeti§tirigci», tranda «Za-'hit» Zuzistanda «Vicdanlara hakim» lakaplarini aldigini; 

Bagdatta «Vecde dalmi§», Basradaysa «G6zleri kama§-'mi§» diye anildigini bildigimiz Hallag, 

nihayet... Evet ni-ihayet... Me§hur nidayi, o iki kelimelik muthi§ sayhayi ko-ipardi. 

«Enel Hak- Allah benim!» 

Cuneyd'in de kar§isina gikmi? ve haykirmi§: 

— Enel Hak! 

Ciineyd §6yle kar§ilik vermi§: 

« — Hayir! Sen Hak degilsin! Hakkin golgesisin! 

Golgeyle Zati kari§tiriyorsun! ilk defa oldugu gibi, yine soyluyorum: Bir giin gelecek, senin kanin 

daragacini kir-imiziya boyayacak!» 

BiitUn bu tavirlara ragmen iginde oyle bir giinah ukdesi ta§iyordu ki, bir zamanlar, Musa isimli bir 

arkada-§iyle Bagdat sokaklarindan gegerken bir binanin damin-idan uzerine du§en golgeyi anlamak 

igin ba§ini kaldirinca damda 90k giizel bir kadin g6rmu§, kadindan hemen goz-ilerini gektigi halde 

kendisini ebediyen kovalayacak bir giinah i§ledigini sanmi§ ve Musa'ya §6yle demi§ti: 

« — ^ok da geg olsa bir giin goreceksin! Gozlerim-ile i§ledigim bu giinahin cezasini nasil 

gekecegim ! » 

Hallag, daragacindan da, kalabalik igindeki ayni arkada§ina tepesindeki sehpayi gosterip diyecektir: 

«Gordian mii, Musa? 40 yil sonra olsa da bir giin gelir, harama goz atan insani, i§te boyle , 

herkesten yiik-isege gekerler.» 

Mansur, mukaddes sinirlar bakimindan burada da hata ediyor; sugtan yana en biiyiigii kiigiiltiirken 

en kiigii-igii biiyiitiiyordu. 

Halbuki Mansur, ig ve di§ nisbetlerin en giizel ahenkgisidir. ! 

Bir giin Bagdat'ta, arka sokaklardan birinde dostla-nyle yiiriirken, yakici, eritici, mestedici bir kaval 

sesi ge-ilir. Hallag'in etrafindakiler o kadar teessiire dii§erler ki, aralarinda birkagi g6zya§larini 

tutamaz. 

Biri sorar: 

— Bu ne sesi boyle? 

Mansur cevap verir: 

— §eytanin sesi! Kaybettiigi diinyaya agliyor!» 

I 



168 

169 

« — Istirap bana gida, bela ise nimettir. Bunlarin kar§iliginda yine onlardan ba§ka bir §ey 

beklemiyorum.» 

Dedigi soylenen Mansur, biraz evvel «her tiirlii diinya rahat ve eziyetinden fani» gordiigU Ustiin 

ermi§lik seviyesine gore, gok eksik bir derecededir. O, cihanda az g6riilmii§ tezad bulamaglanndan 

biri.. 

§u levhaya dikkat edelim: 

Mansur, bir agag arkasinda gizlice sozlerini dinle-iyip zapteden bir rivayetgiye gore, gece, ay 

i§iginda, me-izarlikta aglaya aglaya §6yle figan etmekte: 

« — Ey beni a§kiyle sarho§ eden, kendimden gegi-^ren AUahim! Beni kendimden biisbiitiin gizle, 

ruhumu bana gosterme! Senin beldelerinde ya§ayip da benden tik-isinen kuUarinin sayisini arttir! 



Benim felaketimi isteyen din baglilannin, gergek miislUmanlann, sadik miiminlerin de sayisini 

arttir! 

Sonra ug defa haykirarak yere du§uyor. Agzi kan iginde... 

Bir yakinina dert yanmi§; 

«. — Bazilari bana veli, bazilan da zindik diyecek-. i gana zindik diyecekleri tercih ederim ben... 

Allah da onlari tercih edecek...» 

Bizse Mansur'a asla zindik demeyecegiz; sadece, gergek, fakat biiyiik sirri demir pengelerinde 

saklayan en biiyiiklere nisbetle eksik ve di§ cephesi alayi§li bir veli hiikmunu verecegiz. 

Mansur, ada§i olan biiyiik camiye gidiyor ve igeri-dekilere haykiriyor: 

— Etrafima toplanin, miisliimanlar; ve size soyle-iyeceklerimi can kulagiyle dinleyin! 

Kalabaliga hitap: 

— Allah beni, aranizdan bir §aki olarak halketti. Oldiiriin beni!...» 

Sahte mistik hiristiyanlarin bayildigi bu gibi iptidai ruh kama§malarina deger verecek higbir biiyiik 

veli yok-itur. 



Bir defa pazar yerinde halk civil civil kayna§irken §6yle bir giglik atiyor: 

« — Miiminler! Beni Allah tan saklayin!» 

Ve AUaha ba§ kaldirmanin muhal oldugunu bile bile devam ediyor: 

« — Beni kendimden ayirdi, bir daha da geri ver-imedi. Beni tekrar bana birakir korkusundan, 

huzurunda dim vazifelerimi yerine getiremiyorum! AUanin huzurun-idan siiriiliip atilmi§ olanlarin 

vay haline...» 

Yine bir dostuna, hakkinda en giizel fetvayi verdi: « — Miisliimanlarca en liizumlu vazife, benim 

ida-mimdir. Hig hatirindan gikarma: Benim oliimiimledir ki, §eriatin hiikiimleri yerine getirilmi§ 

olacaktir. Mukaddes olgiiyii bozanin mutlaka idami vaciptir.» 

Fakat muhakemesinde bunu soylemedi. 

«Enel Hak» velvelesi biitiin Irak'i tutu§turdu. Her-ikes bu nidanin geldigi tarafa, binbir yonden 

bakiyor. Hayret, deh§et, nefret, hikmet, ibret, ha§yet gozleri... 



170 

171 

Fikih alimi tbn-i Davud'un heybetli sesi: 

« — §eriat hiikiimlerince Mansur-iil Hallac edilmelidir!» 

Hallac'in yakalanmasi emredildi. 

Sene 299... 

FakatJHallac, Bagdat'ta yok! 

Qkip gitmi§!... 

iki yil sonra (301) uzaklarda yakalamp Bagdat'a getirilecektir. 

Ugiincii bir hacci oldugunu bildigimiz Mansur, bu iki yil iginde nereleri gezdi, ne yapti, neler 

soyledi, meg-ihul... 

Hallag'a atfedilen kelimeler, kelimeler: 

Susami§tim... Yiiziimii §araba egdim... 

Kupanin karanliginda bir golge gordiim: SEN! 



Ve: 

Kalbim bir goz, Rabbin i§igini goren; 

Fisildadim: Kimsin? 

Yanki cevap verdi: SEN 

Ve: 

Gordiigum ben miyim, sen misin ey Rab 

iki Tanri mi? 

Dilimden yeller alsin, yeller alsin! 

iki Tanri lafini! 

Lakin aramizda bir «ben» beliriyor! 

Kaldir bendeki bu «ben»i, kendi «ben»inle! 

Ve: 

Kelamini degi§tir! * 

Hayalet diinyasini birak! 

Allah oniinde ne olgii ne nisbet... 

Nefsini yok et, a§kinin pe§inde ko§! 

Ar§'a yiiksel! 

Daglari, zirveleri u^arak a§! 

Biitiin akil ve zan tepelerini geg ! 

Gordugunu tarn goriinceyedek! 

i§te gece!... Oru^tan sonraki ziyafet gecesi!.. 

Ve hikmet: 

« — Nereden geldigini bilen, nereye gittigini de bi-ilecektir! Ne oldugunu bilen, sonunda ne 

olacagini da bi-ilecektir! Sonunda ne olacagini bilen, daha evvel kendi-isinden ne istendigini de 

bilecektir! Kendisinden ne isten-idigini bilen, ne tiirlii i§ gomiek gerektigini de bilecektir. Ve 

bunlari bilen, nerede oldugunu, ne oldugunu, nasil oHdugunu bilecektir. ! » 

Mansur'un kitaplik yegane eseri: 

«Tavasin-ul Kur'an» isimli bir esrar incelemesi... «Tavasin-ul Kur'an», bazi sure ba§larindaki kesik 

harfler ve sevenle sevilen arasinda §ifreler... 

Bakiniz, Mansur'un sir zevki nerelere kadar uzan-^mak cehdinde... 

ZiNDAN 

Hallag'i, §eriat hiikumlerine garptirmak uzere ara-iya dursunlar... 

Bir gun, agir bir riyazet aninda, AUah'in Sevgilisi ^m, hatirindan §unlar ge^mi^ti: 

— Mirag gecesi, AUahtan, nigin yalniz miiminlerin bagi§lanmasini diledi de biitiin kuUann affini 

istemedi? 



172 

173 

Man sur, bu duygular kalbinden geger gegmez kar-i§isinda ResuUer ResulUniin ruhaniyetini 

buluyor. 

AUahin Sevgilisi buyuruyorlar: 

— Benim kalbim AUahin emirlerine aynadir. Ben ancak O'nun irade ettigini dileyebilirim. Eger 

Allah her kulunun bagi§lanmasini isteseydi ben de onu dilerdiim. 

Mansur, bu kar§ilik Uzerine, son derece olgiisUz bir harekete kalki§iyor. Ba§indan tUlbendini gikanp 

nebilerin bile §efaat etegini tuttugu UstUn Resul kar§isinda keramet gostermeye kalki§iyor. 



Eline kuvvet ve keramet verilen bir veil hesabina, edep hatasinin bundan daha ilerisi hayal 

edilebilir mi? 

AUah'm Resulii buyurayorlar: 

— Kar§imda takindigin bu keramet tavrmdan son-ra, o tulbendini gikardigm ba§mi da feda etmen 

lazim! Ta ki, senden razi olayim! 

Batm ilminin biiyuklerinden ve eminlerinden biri, bu miinasebetle diyor ki: 

« — i§te Mansur'un mizacmdan bir sir noktasi ki, onun du§tugu ve katlanmak zorunda kaldigi hali 

izah eder. Mansur daragacmda diyecektir ki: Ben biitiin bunla-irm ba§ima nereden geldigini bilmez 

degilim; fakat sadik a§ikim, O'nun emrinden donmem ve kendi ahdimden yiiz gevirmem!» 

Ona hatirlatanlar var: 

— Ya Mansur! Hak o'dur de, benim deme! 

Aldiklari cevap: 

— Evet, evet... Ondan ba§ka ne var ki? 

Mansur: 

« — Marifet, e§yayi manada yok gormekten ibaret- 

tir.» 

Mansur: 

« — Haktan gelen ilham odur ki, higbir fikirde ona kar§i gelmek mecali olmasm...» 

Mansur: 

« — Dunyayi birakmak, nefsin ziihdu... Ahireti bi-irakmak, gonliin zuhdii... Kendi kendini birakmak 

da ca-inm ziihdu.. .» 

— Ya Mansur, sabir nedir? 

« — Sabir odur ki, elinizi, ayagmizi keserler, sonra da sizi daragacmda sallandirirlar. Gik 

demezsiniz!» 

Mansur'u yakalayip Bagdat'a getirdiler. Biitiin §e-iliir ayakta... Bagdat'm gonial ehli, mahut iki 

kelimeyi duymami§, anlamami§ gibi goriiniiyor, i§i sir ve hikmet alemine havale ediyor ve Hallac'i 

ne dogruluyor, ne de yalanliyor. Fakat zahir ehli, zahir planindaki g6riinii§e gore, gayet hakli olarak 

galeyanda... 

Ciineyd'e sordular: 

— Bu laflarin tevili var midir? 

Ciineyd, hikmetli ba§ini sallayarak: 

« — Mansur'un, dedi; tevili giiniinde degil, Kerbelasi giiniindeyiz!» 

Son ana kadar Mansur'u takip edecek olan §ibli de §6yle dedi: 

« — Biz Mansur'la ayni §eydik! Halk bizi deli san-iigi igin kurtulduk! Fakat Mansur'u akla ve §uura 

nisbet tiler ve astilar!» 



174 

175 

Ii 
I 

§ibli de, Mansur'a benzerligni, dikkat edilerse, §u-iur di§i bir hale inhisar ettiriyor. §uur iginde bu 
hal, tek kelimeyle, kiifiir!.. 

Mansur'u evvela zindana attilar. Bir rivayete gore bu zindan saraya bagli bir daire, bir rivayete gore 
de esa-isen saray gergevesi iginde bulunan umumi zindana ili§ik bir hiicre... 



Mansur zindanda yiUarca kaldi ve ba§langigta iyi 

muamele gordii. Ziyaretgilerini serbestge kabul etmesine 

izin verdiler. Halk, Mansur'a inananlari ve inanmayanla- 

-Tipesrardan anlayanlan ve anlamayanlanyla, «ziyaret9i» 

sifatiyla zindana dolmaya ba§ladi. 

I Birtakim dedikodular dondii ve Mansur'un ayni ol-igiisuzluklerde devam ettigi, saray 

biiyuklerinden bile ken-idisine baglilar dev§irdigi ve bir fitneye dogru gidildigi ri-ivayeti, Halife 

Muktedir'in kulak yivlerinde dola§ti. 

Baglilanndan, ileri gelenler, yakalandilar ve hapse atildilar. Sorgularinda, hepsi de birden Mansur'a 

insaniis-itu sifatlar verdiler ve bagliliklarini agiga vurdular. Man-isur, yuzle§tirildigi vakit, 

yakinlarinin kendisi uzerindeki g6ru§lerini kabul etmedi: 

« — Ben, dedi; sadece AUah'a kuUuk eden, namaz kilan, oru? tutan ve hayir i§lemeye bakan bir 

insandan ba§ka bir §ey degilim!» 

Bu anla§ilmaz, ipe sapa gelmez edalar kar§isinda ne yapacaklarini bilemediler. 

Hanefi kadilarindan tbn-i Behlul ile, Maliki alimlerinden Ebu Omer ve devrin birgok fikihgilari 

bira-raya getirildi. 

§eriatin hiikmii: 

« — Ortada agik ve tevilsiz bir sug olmadikga kim-isenin idamina karar verilemez. Boyle bir itham, 

ancak 

Mansur sugunu itiraf ederse kabul edilebilir. Ba§kalarinin iddiasi, delilsiz ve mesnetsiz, itibara 

alinamaz!» 

Yakalanan miiritler, dinlenen §ahitler, aranan evler ve ele gegirilen vesikalar, §eriat temsilcilerini 

idam hiik-imunu vermekte tatmin edemedi; ve mesele, olgiiniin §art ko§tugu agiklik ve kesinlige 

kavu§turulamadi. 

Bir taraftan da zindanda harikulade hadiseler ol-imaktadir. Mansur'u muhafazaya memur kolelerden 

biri ona yemek gotururken gordiigu harikulade hadise yiizun-iden, elinden yemek tepsisini 

du§urmu§, aklini kaybede-icek hale gelmi§, bir kenarda biizulup titremeye ba§lami§-itir. Kole, 

hiicrede Mansur'un viicudunu o kadar buyumu§ goriiyor ki, igeride bir ayak sigacak kadar bile yer 

kalma-idigina §ahit olup kendinden gegiyor. Koleyi «yalanci hokkabazlara inanan aptal!» diye 

ha§liyorlar; fakat herke-isin oniinde kolenin zangir zangir sarsildigi ve ayakta du-iramaz halde 

oldugu meydanda... 

Esrar!.. 

Bunun uzerine Mansur'un hiicresini degi§tiriyor-ilar; onu adi mahkumlarin yam ba§inda yeniden 

yaptirdik-ilari bir hiicreye koyuyorlar. Ziyaretleri de kokiinden ya-isak ediyorlar. 

Nufuz kuUanarak veya bir kolayini bularak Man-isur'u gormeye muvaffak olanlarin anlattiklari, hep 

harika... i§i gucii adi mahkumlarla du§up kalkmak ve On-ilari hak yoluna gekmek... Onun di§inda 

devamli ibadet... Gunde bin rekat namaz kiliyor. 

Soruyorlar: 

— Sen, Hak benim diyorsun; ya namazi kimin igin kiliyorsun? 

Cevap: 



176 
177 
Cif 



« — Biz, birbirimizin kadrini biliriz !> 

Bir mesele yiizunden boynu vurulmak iizere bulu-inan zindanciyi, bir duasi kurtariyor. 

Be§ metre uzunlugundaki bir sedirin bir ucunda bulunan bir mendili, kendisi obiir ugundayken, hig 

kipir-idamadan, kolunu hafifge uzatip aldigini ve terini sildigini gorenler var... 

Hallac, mahkumlara teklif ediyor: 

— Sizi hapisten kurtarayim mi? 

Ve eliyle ta§ duvari gosterir gostermez gizli yollar 

agiliyor. 

— Haydi, diyorlar; sen de gel! 

— Gelmeyiz, diyor; biz Allah mahpusuyuz! 

Ve ilave ediyor: 

— Bizi Hak suglandirdi! Cezamizi bekliyoruz! 



iansur'un zindan hayati Uzerindeki rivayetler ora-iya kadar gidiyor ki, bir gun Mansur'un, bir gun de 

zinda-inm ortadan kayboldugu bile soyleniyor. Ugiincu gunii her §ey/yerli yerinde... / Sormu§lar: 

— Bu ne hal? 

— Beni, demi§; bulamadigmiz gece, ben ondaydim. Zindani bulamadigmiz gece ise, o buradaydi. 

Ondan son-^ra her §ey yerli yerine geldi ki, §eriat korunsun ve hiikiim hedefini bulsun! 

Sadece tecelli bakimmdan da du§unulse, bu anla-iti^ta, AUaha mekan bigmek ve AUahla bulu§mayi 

iddia etmek gibi, temel olgiiyii sarsici bir mana var... 

Veil kerametine mutlak olarak inananlardaniz; fa-ikat boyle bir tefsire bagli olanina degil... 

Bu hikaye, kerametleri muhakkak olan Mansur'un, halk hayalinde nerelere kadar goturiildugune ve 

etrafinda nasil bir edebiyat kopurtuldugune misal olarak degerli... 

— Ya Mansur! Sozunden don tovbe et ve kurtul! 

Yine ayni korkung eda: 

— Sozii kim soylediyse tovbeyi de o etsin!... 

DARAGACI 

YiUar gegtikten sonra bir gun, Hallac'i kadi huzu-iruna gikariverdiler. Mahkemeye, Hallac'a ait ele 

gegiril-imi§ bir mektup gosterildi. Bu mektupta, bazi §er'i emir-ilerin ayniyle yerine getirilmeksizin 

nasil telafi edilebile-icegine ait bazi hayali usuUer gosteriliyordu. 

Kadi Ebu Omer, Hallac'a sordu: 

— Bu hiikiimleri nereden gikardin? 

— Basrah Hasan'in «Muhabbetname»sinden... 

Kadi ofkelendi: 

— Ben «Muhabbetname»yi okudum; defalarla da dinledim. Onda boyle bir §ey yoktur! Sen bir 

«§aki»sin! Batili hak diye gosteriyorsun! 

Mahkemede bulunan Halifenin veziri, «kafir»den ba§ka manaya gelmeyen «§aki» sozUniin zapta 

gegirilme-ili istedi. Fakat Malik! Ebu Omer'in bu itham temayiilu-ne kar§i, Hanefi kadi Ebu Bahlul, 

cUrmiin agik olmadigi- 



178 
179 



ni, bir insanin inkar ve yeni bir itikat kasdiyle olmaksizin boyle karanlik fikirler yiiriitebilecegini, 

biitiin meselenin bizzat sanik tarafindan alinacak tavra bagli oldugunu, sa-inik bu dediklerini §eriati 

inkar ve yeni bir mezhep kur-^mak manasinda kabul eder ve bundan nedamet goster-imezse oliimu 

hak edecegini ileriye siirdii. 

Halifenin veziri, i§in yine gikmaza girdigini goriin-ice duru§mayi kestirdi; ve ilk yargicin «§aki» 

te§hisini zapta gegirterek altini imzalatti. Mahkemede bulunanlar da tek tek imzaladilar. 

O zaman Mansur'un dayanamayip §6yle haykirdigi soyleniyor: 

— Beni boyle mugalataya getirerek «§aki» sayma-iya ve dinimden etmeye hakkiniz yoktur! 

Halife, karar mahiyetinde saydigi vesikayi goriin-ice, bu defa biitiin olgiiler di§i bir hingla emrini 

verdi: 

— Sugluya bin kirbag vurulsun!.. Olmeyecek olur-isa elleriyle ayaklari kesilsin!.. Sonra boynu 

vurulsun!.. Kellesi bir kaziga gegirilip halka gosterilisin!.. Cesedi de yakilsin!.. 

Fevkalade nazik bir nokta iizerindeyiz: 

i§, mahkemenin kararinda ve Halifenin fermaninda degil, §eriatin emrettigindedir. 

Mansur, sugunun ba§i olan kendi «Enel - Hak» id-idiasina kar§i kaza makamina acaba ne demi§tir? 

iddiasini, kabul mu, red mi etmi§tir? 

Reddetmi§se, mesele nasil sabit g6riilmU§; kabul etmi§se iddiasinda israr etmi§ midir? 

Tovbe ne nedamete davet edilmi§ midir, edilmemi§ midir; ve o, bu daveti, kabul etmi§ midir, 

etmemi§ midir? 

Eger iddiayi kabul etmi§, yahut iddia sabit olmu§ ve Mansur bundan d6nmemi§se, i§kencesiz olmak 

§artiy-le biricik hakki olUmdiir. 

Ne yazik ki, Hanefi kadismm agmak istedigini bil- 

jgjj bu adalet yolu Uzerinde neler olup bittigine dair higbir bilgimiz yok... 

Ama: 

Yakalandigi andan beri gordiigii yumu§ak muame-ile ve bazi suallere verdigi cinasli ve kaypak 

cevaplar his-isettirmektedir ki, agik ve diiriist bir tovbe ve nedamet be-iyani, Mansur'u 

kurtarabilirdi. Bu bakimdan, Mansur hak-ikmda, §eriatin, ne tam bir diiriistliikle tatbik edildigini, 

ne de aksinin yapildigim iddiaya imkan vardir. 

Mansur'un, «Enel - Hak» sozUndeki kainat gapmda sugtan, mutlak bir ifadeyle nefsini tenzih 

etmedigi ve donmedigi hissindeyiz. Bunu da, bir tUrlU agik tovbeye yana§mayan fakat kiifUrde de 

israr etmeyen ve daima edep hatasi §eklinde devam eden bir zahir cilvesi olarak kabul ediyor ve 

batmda Mansur'u mazur ve sorumsuz ta-iniyoruz. Sekir hali... tzah edecegiz. 

Hallac'i bir sUrii muhafiz arasmda, prangaya vuruHmu?, bir katira binbirip siyaset meydanma 

getirdiler. Bag-idat'm Tak Kapisi meydani... 

Gegirdigi geceyi, oglu Hamid'den dinledikleri ri-vayetiyle, §6yle anlatiyorlar: 

Evvela iki rekat namaz kilmi§... Sonra gece yarisi-ina kadar: 

« — Hayal, hayal, hayal!..» 

Diye s6ylenmi§... 

Uzun bir miiddet, sedirinde ta§ gibi kaldiktan sonra birdenbire ayaga firlami§ ve haykirmi§: 

« — Hakikat, hakikat, hakikat!..» 

Kibleye d6nmU§ ve konu§maya ba§lami§: 

«-Kulunu kendi adma konu§turmakla sen vazife-ilendirdin! Kendi alametin, kendi remzin diye 

kuUanmak 



180 



181 

iizere bana sen el attin! Gosterdigim kerametler hep senin lutuflarm! Beni yerden kaldirip olmezler 

arasindaki tah-itimda da oturtan sensin!» 

Vesaire vesaire... Bu «vesaire»leri fazla kurcalami-iyoruz; zira yine olgii di§ina gikiyor. 

Pe§inden siikut... 

Hizmetgi ona sorayor: 

— Bana, seni ebediyete kadar hatirlatacak bir soz soyle! 

Cevap harika: 

« — Nefsine dikkat et!.. Sen onu kendine kole et-imezsen o seni eder!» 

Hallac, elleri ve ayaklari zincirli, meydanda.. Du-idaklarinda diinyanin en tatli tebessumu... 

Bir giin, bulundugu bir mecliste, kendisini goste-irip: 

— Mansur dedikleri kopek bu mudur? 

Diye hitap eden veil oniinde tebessum ettigi gibi... 

Muthi§ kalabalik... Herkes birbirini gigniyor ve son anda Mansur'dan bir §ey kapmak istiyor. 

Bir dervi§ sordu: 

— Nasil oldu da bu hale du§tun? 

Bir §iirle mukabele etti: 

«Bana kupayi verdi; ig dedi, igtim! 

Sonra gigligi basti: Cellat, palayi getir!» 

Bir ba§kasi sordu: 

— A§k nedir? 

— Bugun ve yarin goriirsun! 

O giin oldiiriildii, ertesi giin de yakildi. 

Sual: 

— Tasavvuf nedir? 

— Onun en a§agi derecesi bende gordiigiin haldir. 

Ya yiiksek derecesi? 

Onu gormeye size yol yoktur! 
Hallac'i sehpanin altindaki yiiksekge yere gikardi-ilar. Direkleri, ipi ve givileri goriince kahkahalarla 
gUlme-iye ba§ladi. Helvanli Ebu Hasan'a gore «o kadar gUldii ki, gozlerinden ya§ geldi.» 
Oradan kalabaliga bakiyor ve en onde §ibli'yi go-iriiyor. Dostuna hitap ediyor. 
— Seccaden yaninda mi? 
— Yanimda... 

— §uraciga ser de namaz kilayim... 

§ibli seccadeyi seriyor. tki rekat namaz... Birinci sure zammi, «Seni yargilayacagiz!»; ve ikincisi, 
«BUtUn nefsler olUmii tadacaktir!» mealindeki ayetler... 
Derken, halka dogru, bir hitap: 

« — AUahim; sirlarini ba§ka kuUarindan gizleyip bana agtigin igin sana siginirim! Burada, senin 
dinin ug-irunda gayrete dU§Up beni oldiirmek igin toplananlarin suglarini affet! Bana gosterdigin 
hikmetleri onlara da g6s-itermi§ olsaydin elbette bunu yapmazlardi, bilmiyorlar. Affet! Onlara 
merhamet et!» 

Cellat, Hallac'in iki ka§i arasina, alninin tam orta-isina mUthi§ bir topuz indiriyor. Hallac'in burun 
delikle-irinden fi§kiran kan... Mansur, bir giglik atip UstUnii ba§ini Pargalayacak gibi bir hareket 
yapiyor ve hemen, baygin, yere yigiliyor. 
Bundan sonra bin kirbag... Arada ayilan Mansur bu 



182 

183 

bin kirbaci yerken ne inliyor, ne yiiziinu buru§turayor, ne de bir §ey soyliiyor. Kirbacin her 

kalki§inda, infaza neza-ret edenler sanki ondan bir niyaz, bir soz, bir af istegi beklemekte... Artik 

Mansur bir kaya... 

i§kenceyle beraber ta§ atanlar da var... Bir dostu -belki §ibli- ta§ yerine bir giil atti. Ta§lardan higbir 

tees-isur gostermeyen Mansur, vUcuduna giil degince inildedi. \ Sordular: \ — Ne oldu? 

« — Ta§ atanlar avam takim! Halden anlamazlar. Halden anlayanin bir gUlU bizi incitti!» 

Pe§inden elleri, koUan ve ayaklan kesiliyor. EUeri kesilirken kanli bileklerini yiizUne sUriiyor ve 

diyor: 

« — Kan kaybetmekten sarabilirim! Korkumdan sa-irardigim sanilmasin diye yiizUmii 

pembele§tiriyorum ! » 

Ve devam ediyor: 

: — A§k namazinin abdesti, insanin kendi kaniyle olmadan makbul degildir.» > 

Yere dii§en her damla kanin «End - Hak» yazdigi-ini gorenler veya gorenler oldugunu soyleyenler 

var... 

Hallac'i bu vaziyette -belki yaralari sarilmi§ ola-irak- sehpaya bagladilar. §afak vakti ba§layan 

i§kence ak-i§am kararincaya kadar sUrdii. Ak§am vakti halifenin fer-imani geldi: 

— Ba§inikesiniz! 

infaza memur kumandan: 

— Vakit 90k geg, dedi; ba§ini yarin keseriz! 

BUtUn gece, elleri ve ayaklan kesik, sehpaya bagli kalan ve higbir belaya kanmayan Mansur... 

Ertesi sabah, gune§in ilk i§iklari Dicle'nin sularina ' cilali ta§lar gibi yagarken, Mansur'u 

daragacindan indir-idiler ve bir kiilge halinde yere du§urduler. Onu biraz ote-iye ta§idilar ve 

saglarindan kavrayip dik tuttular. K1I19 kalkti. 

O zaman Mansur, iginde bir cumlelik soluk halinde kalan son caniyle mirildandi: 

« — A§ki tadanlarin hepsi, onunla yalniz kalacaklari bu am beklediler!» 

Cesedi bir hasira sanldi ve uzerine neft dokiilerek yakildi. Kulleri de, Dicle kiyisindaki bir 

minareden irma-iga savruldu. Ba§i bir kaziga gegirildi ve emir verildi: 

— Evvela Bagdat'ta, Kopruba§i noktasmda halka iki gun te§hir edilsin; sonra ayni §ey igin diyar 

diyar gez-idirilsin, Horasan'a kadar goturulsun! 

Sene 309... 

§imdi, ba§larda vadettigimiz son kiymet hiikmiinii yerine getirelim: 

Mansur bilmecesi nedir? 

O, hem suglu, hem de veli; hem en biiyiik cinaye-itin i§leyicisi, hem de Allah dostu; nasil olur? 

Onun sugu zahirde ve masumlugu batmdadir, fakat i§te o zahir dedikleri plan, batm tarafmdan 

murakabesiz kaldi mi, aslmda istihkak edilmeyen cezayi sineye gek-^mek gerekir. Zira hiikiim 

zahire goredir, §eriat icabi bu-idur; ve iistiin veil, batini kadar zahirini de koruyandir. 

Bu, ciltlerle kitaplik niikteyi burada keserek kisaca sirri anlatalim: 



184 
185 



Mansur, o iki kelimeyi, daha nice misali oldugu gj. bi, manevi sarho§luk aninda, kendisinden her 

teklifin kalktigi sonsuz hayret deminde soyledi ve ayilinca zahirine geregi gibi geki diizen 

veremedi, hep o muvaze-inesizlikten iginde bir §ey ta§idi. Bu eksikliktir ve boyle oldugunda, mana 

doktorlarinca, §uphe yoktur. Mansur, manevi sarho§luk aninda yuvarlandigi yokluk ve §ahit 

ol-idugu ilahi varlik mu§ahedesinde, bir hamle daha edip, hem gergekte ve hem kelimede kendi 

«ben»inden biisbu-itun soyunabilseydi: 

-«La mevcude illallah — Haktan ba§ka mevcut yoktur!" 

Diye haykirirken kendisini bir daha bulamazdi. 

§imdi mana doktorlarindan en biiyiik iki §ahsiyeti, eski bir eserimizdeki «Tefsirci» hiiviyeti iginde 

konu^tu-iralim: 

Tefsirci: 

« — Ben Mansur'u kabul ve tasdik edemem; §eriata ve ilme bagliligimdan otiiru... Onured ve inkar 

etmek de, asla elimden gelmez. §u var ki, ben Mansur'u kabul ede-ini, kabul etmeyenden ziyade 

severim.» 

Yine tefsirci: 

« — Allah ehli, sekir halinde, kendinden gegme ve kaybolma aninda soyledikleri sozlerde 

mazurdurlar. Mansur'un soziinu, akil ve kiyas gergevesi iginde sarfet-mege imkan yoktur. Bu 

gergevede boyle bir soz kiifurdur. Mansur ise kendisinden biitiin di§ nispetler melekesini izale eden 

tam bir sekir halinde konu§mu§tur.» 

(VIII) JANDARK 
MANZARA 

Onbe§inci Asir ba§larinda Fransa, tarihinin en bii-iyiik haile demini ya§iyor. tngiltere ile arasindaki 
«100 se-ine Muharebeleri» onu, hasminin ayaklari altina sermi§tir. Geni§ bir bogaz denecek kadar 
kiigiik bir denizin ayirdigi Fransa, tngiltere'nin gozunde, Avrupa hakimiyetinin ilk basamagi... 
Ticaret ve sanayide ilerleyen tngiltere, zengin ve artik gayesiz Fransa'yi, o tarihe gelinceye kadar 
vadettigi kit'a igi ustunlukten du§urmek ve birkag asir ev-ivelki kendi maddi ve manevi Fransiz 
miistemlekesi halini hasmina iade etmek muradinda... Fransa artik haritadan silinmeli ve onun 
biitiin kuvvetini devralan tngiltere'nin, kit'a planinda di§ avlusu haline gelmeli... 
Muzmin bir yara gibi i§leyen ve devirlerdir suriip giden cenk, higbir tesviye noktasina varamadan 
ve bir tiirlii eri§ilecek bir hedef bulamadan, fasit bir daire uze-nnde habire doniiyor ve Fransa'yi, 
busbiitun gokertme-dikge nihayet bulacaga benzemiyor. 



186 

187 

Hadiseye, igtimai ve siyasi zaviyeden §u te§hisi 

kondurabiliriz: 

Artik ruhlarda yava§ yava§ tutmaya ba§layan (Gre-ko-Latin) medeniyetinin ilk kuvvet davrani§i, 

ameli bir geni§leme ve somiirme dehasina bagli olarak tngilizlere gegmi^ goriinmektedir. tngiltere 

armasindaki arslan, Av-irupa'nin arslani olmak igin evvela Fransa'yi yutmalidir. 

Almanya peri§an, ttalya daginik, tspanya hareket-isiz... tngiltere igin, gergekle^mesi 4-5 asir sonra 

da olsa, Biiyiik tmparatorluga agilan yolun ba§inda ilk tikag Fran-isa... Devrilmelidir! 

Manzara korkung... Fransa'nin hemen biitiin §imal ve garp kiyilari, tngiliz iskelesi... Limanlarda, 

tngiliz renklerini riizgarda sallandiran dev gemiler... tngiliz, ilk i§ olarak, denizlerle, 20'nci A§ira 

kadar siirecek bir anla^-ima yapmi§ ve o giinden beri bu anla§mayi higbir millete kaptirmami§tir. 



Boylece, eski Roma kaldinmlanni su yii-izUne serdikten sonra Uzerinden akmaya ba§lami§tir. ilk 

iskele Fransa... Sonrakiler, asir asir, malum... 

Fransa'nm biitiin can noktalari i§gal altmda... Koy-iler yanik, §ehirler yikik, tarlalar kavruk... YoUar, 

teker-ilekleri havada donen devrilmi§ arabalar ve insan cesetle-riyle dolu... Ortagagm karanlik 

ruhundan hirer di§ menfez halindeki (Gotik) ^ati harabeleri uzerinde, insan le§i ara-iyan kara ku§lar 

dola§iyor. (Gotik) mimarinin, o karanlik ruh bek^isi iblis ve zebani motifleri de, insan olulerini, bu 

ku§lardan daha hain bir baki§la suzuyor. 

§imalden cenuba, garptan da §arka dogru, her an geni§leye geni§leye akan bir insan lavi... Nereye 

gittigim, nereye varacagmi, kimin pe§ine takilacagmi, nerede ve nasil toplanmak gerektigini 

bilmeyen ve yalniz can hav-iliyle kagan bir millet... Ana baba gUnii dedikleri budur. 

188 

Fransa'yi bu hale getiren sade dU§man istilasi de-CTtt onunla beraber gelen bir de ig bogu§ma... 

Fransa, (Loren) hagi ve beyaz hag alametleri altm-^da ikiye b6lUnmU§, bir Fransiz muharririnin 

tabiriyle «si-iyah ve beyaz kopekler gibi birbirini yemekte»dir. 

(Loren) hagi altmdakiler, Burgonyalilar... Burgon-ya diikiiniin kumandasi altmdakiler... Mmtika 

istiklalcileri, havzacilar, goken Fransa biitUnii iginden kendilerini siyirmak ve parga halinde 

kurtarmak isteyen-iler... Yani parga vatancilar, yahut vatan pargalayicilar... 

Beyaz hagm altmdakilerse, biitUncUler, Fransa ve krallik birligini savunanlar... Yani millet 

vahdetinde te-icezzi kabul etmeyenler... Bunlar da, kral ailesinden (Orle-an) diikiiniin kumandasi 

altmdakiler... 

(Orlean) diikii, Burgonya diikiiniin adamlari tara-ifindan Paris'te, sokak ortasinda oldiiriiliirken 

(1407), kar-i§i taraftan ayni akibet Burgonyali (Korkusuz Jan)i hedef tutuyor (1419); neticede 

Burgonyalilarin tngiliz kucagina dii§mesini hazirliyor ve o giinden Fransa'yi ikiye boliiyor-idu. 

i§te 1415'de (Azenkur) dolaylarinda kirilan son Fransiz mukavemetinin pe§inden manzara: Dii§man 

oku-inun ucunda kendi kendisini yiyen bir millet ve (kaos) ha-ilinde bir memleket... 

Sene 1422... tngiltere ve Fransa tahtlarinin sahiple-^ri iistiiste oliiyor. Rakiplerine kar§i garpi§irken 

gildiran (6'nci §arl)in oglu (7 nci §arl), Fransa krallik birliginin biricik temsilcisi ve tek iimidi... 

Fakat ne sinirlarina, ne Paytahtina, ne hazinesine, ne ordusuna, ne halkina, ne de milli birligine 

sahip bir kral... Lakabi evvela «s6zde veli-iaht», sonra «Bur Krali»... Miinzevi bir §atoda birkag 

sen-yor onu kral ilan ediyor. Fakat, anane geregince, krala ait 

189 

biitiin madde ve mana §artlarinin tamamligini ifadede bir sembol olan (Reims) katedralinde 

merasimle tag giymek imkanindan uzak... Bu da onun sozde kralligina delalet... Ate§ terleyen 

Fransa ve kan kusan Fransiz milleti, kendisini, sozde kralinin §ahsinda 6zle§tirmi§tir. (7'nci §arl)in 

(Reims) katedralinde tag giymesiyle Fransa'nm kurtulmasi, igice bir keyfiyet... Milletiyle kralini 

ayni en-icam iginde birle§tiren bu kader cilvesi, (7'nci §arl)m omuzlarina biitiin agirligiyle g6kmii§ 

bulunuyor. Balmu-imu sarisi yiizii, hig oynamayan dudaklari, bir §amdanin ba§inda sabahlara kadar 

siiren dii§iinceli haliyle geng kral, Fransiz milletinin tek fert halinde timsali... 

Timsali ezilmi§, armasi pargalanmi§, topragi gig-inenmi§, kilici kirilmi§ ve topluluk iradesi 

dagitilmi§ bir milletin oliim - dirim bilmecesi oniinde son vadeyi ya§a-idigi boyle anlarda, kurtulu§ 

hamlesi, anin deh§etine nis-betle, yukaridan, kraldan, kumandandan, senyorden degil; a§agidan, 

halkin iginden, goze goriinmez bir noktadan, cemiyet biinyesinde en mahrem bir nahiyeden 

gelmelidir. 

(Jan Dark) zuhurunu boyle anlamak lazim... 

Paris'in dogusundaki (Voj) mintikasinda (Moz) nehrinin iizerinde bir koy: tsmi (Domremi)... 

Burada (Jan Dark) isimli koy memuru birinin (Ja-inet) ve (Katrin) isimli iki kizi var... Ayrica da 

oguUari... Karde§leri arasinda (Janet)den ba§kalari, seri mail tipler-Oysa, bulug ya§indan beri. 



karde§lerinden* keskin mizag farki gizgileriyle aynliyor. Giilen, oynayan, ziplayan, te-pinen, §arki 

soyleyen, tabiat ve di§ hayat unsurlannin bu- 

190 

lafliaci iginde saadet belirten kiz karde§i (Katrin)e nispet-ile (Janet), donuk, kink, du§unceli, igine 

kapali ve di§iyle ilgisiz... Bazi resmi koy i§leriyle alakaliyken tarlasi ve giftlik hayvanlariyle de 

ugra§an babasina yardimi, kendi-ini vermedigi bir §ey.. Diki§ dikerken bile yalniz elleri gi-idip 

geliyor ve gozleri, baktigi noktadan ba§ka bir yere daldigini gizlemiyor. 

(PUSEL - BAKiRE) 

Resmi fermanlarda bile (Piisel - Bakire) diye anila-icak ve §6hretini bu lakap altinda yapacak olan 

(Jan Dark), i§te bu (Janet)... 

Onun asil alakasi, koydeki, mezarlikla gevrili kili-ise... Kiliseye olur olmaz zamanlarda gidiyor, 

aziz taninan birtakim heykellere kar§i diz gokiiyor ve kendince dua ediyor. Sonra, ekseriyetle 

ak§am ve gece karanliginda, tahta haglarin sira sira noktaladigi mezarliktan gegerek evine... Evde 

konu§ulanlar hep Fransa... Fransa ki, onu ikiye bolen ig bogu§ma, kendi dar havzalarini da ikiye 

bolmU§tUr. (Domremi) koyiiniin bir yaninda Bugonyalilar ve obiir tarafinda (Orlean)lilar 

5arpi§makta... (Jan Dark) ise, kendi kiigiik muhitinde, ikiye b6lUnmU§ bir elmanin kesim sathinda... 

Ne okuma biliyor, ne yazma... Harfler, onun igin Yunus Emre'nin «hece ta§lari» gibi bir§ey... Hatta 

konu§-imayi bile fazla sevmiyor ve en 50k sUkutun dilinden anli-iyor. Memleketi hakkinda biitUn 

duygusu, derin bir aciyla kari§ik, mUthi§ bir hayret hissi: 

« — Birle§ecek yerde nigin bolUniiyorlar ve neden bile§miyorlar???» 

Bunu, susuzluktan olmek Uzere bulunan bir insa-niti, ba§ucundaki suya nigin el atmadigini anlamak 

gibi 

191 



gildirtici bir taaccup hissiyle ve bir bedahet gUveniyle nefsine soruyor. O, bir biinyenin ruM fel^ 

halinden anla-imiyor; ve en getin i§i en kolay planda ele alici korkung bir iptidailik saffeti iginde, 

biitUn (antitez)lerden kurtuHmu^ olarak, belki dogrudan dogruya gergekle temasa ge-igiyor. 

Sahte kemallerin ruhumuza a§iladigi akli ve hesabi kaygilara kar§i, 90k defa, ani ve iptidai ruh 

fi§kiri§larinin vasitasizca erdigi idrak imtiyazi i§te bu noktada... Halk idraki ve halk kahramanlari 

hep bu sir noktasina baglidir; ve bu kalb igi noktanin verdigi bedahet hiikiimleriyle ha-irekete gegen 

kol, diinyanin en gUglU makinesinden daha kuvvetlidir. Her tUrlU gergek soyundan hamle, aksiyon, 

ihtilal, inkilap, taarruz, fetih de, bu kalp noktasina ve bu kola muhtagtir. 

(Jan Dark)in, kimse yokken kapandigi kilisenin bir k6§esinde orayi degil de karanligi aydinlatmaya 

yarayan bir kandil... (Sen Misel) ismiyle, dort biiyiik melekten bi-^rinin hiiviyetini kondurduklari, 

gUmU§ zirhli, tahtadan bir heykel... Bir taraftan da, azizlerden sayilan (Sent Katrin) ve (Sent 

Margarit) heykelleri... 

Bu putla§tirilmi§ manalar oniinde, sag dizi ta§ Uze-irinde ve ba§i gogsUnde, saatler gegiriyor. Oyle 

ki, bu can-isiz madde pargalari harekete gelse de ona ismiyle hitap etse ve: 

— Biz senin hayal ettigin §ey degiliz! 

Dese, i§te o zaman kendilerini kabul etmeyecek, sahte sayacak ve tahtadan veya bronzdan olanini 

isteye-icek... Onlari oylesine benimsemi§ ve ruhunda yuvalandir-imi§ bulunuyor. 

ileride biiyiik aksiyonuna giri§ince hep bu isimler- 

bahsedecegine, yalniz onlardan imdat isteyecegine ve aziz taninanlari asla dile getirmeyecegine 
gore, bu planinda putla§tirilmi§ hiiviyetlerin bir geng kiz ru-ihundaki ilk tesirleri, ruhiyat ilmi 
bakimindan hayli na-izik- 

Bu a§ikar telkin aliciliga kar§ilik, bazi Fransiz mu-iharrirleri, tsa dininin tam tahrif ve korkung bir 
zulmet dehlizinde kayibi gigirindan ibaret olan Ortagag taassup ve batil itikatlarindan (Piisel - 



Bakirelerinin uzak oldu-igunu iddia ederler; ve boylelikle onu, kendi ig vehimleri-ine tabi bir 

muvazenesiz sanilmaktan korumak isterler: 

Ormanlari ve ge^me ba§larini bekleyen perilere inanmazmi§... Kiimes hayvanlari kaybolmasin diye, 

bir-igoklari gibi ocaga hag asmazmi§... Ha§erelere mani oHmak igin hayvan yemliklerine okunmu§ 

§im§ir dali dik-mezmi§... Vesaire vesaire... 

Bu savunma, (Jan Dark)tan ziyade, o zamanki Fransiz ve Katolik Cemiyetini izah etmiyor mu? 

i§te boyle, hemen her ak§am kilisede, rahunu (Sen Mi§el)in gumu§ zirhli tahta heykeliyle 

miihurleyerek evi-ine donen (Jan Dark) bir gece ba§langicinda, kendisini muthi§ bir tecelliye ermi§ 

gordii. 

Kizin di§inda olani bir tarafa birakalim da, iginde olana bakalim: 

Birkag zamandir, kilise d6nu§u, mezarliktan geger-iken, birtakim, mavimtrak alev gakintilari 

gormektedir. Birkag giin evvel de, tarn ogle zamani, gune§ tepe nokta-isinda pirildarken, kilisenin 

bahgesinde muthi§ bir i§ik Puskiirtusu g6rmu§ ve bir ses i§itmi§tir: 

« — Janet! Sana yol gostermek igin Allah tarafin-idan gonderiiiyorum! tyilige baglan ve bil ki, 

Allah Sana yardimcidir!» 

Yine kiliseden gikarken, bir kere daha, ayni tatli, eritici ses: 



192 
193 



« — Janet! lyilige baglan !» 

Ve i§te §imdi, ayni bahgede, ayni kara gitin yanin-da, ba§tan ba§a zirh iginde, muhte§em bir 

§6valye... 

Bu defa ses duymuyor, bir §ekil goriiyor... §6val-iyenin, uglari hanger gibi sivri demirden 

ayakkabilari, yer-^den bir kari§ yukarida... O, gokten inmi§ gibi yere basma-imakta... 

Kiz, bir an oyle bir deh§ete dU§Uyor ki, bu tecelli-inin §eytandan da gelebilecegini seziyor ve 

cebindeki is-^tavroza davranip bagirmak istiyor: 

« — Eger Allah tarafindan geliyorsaniz yakla§iniz! Yok, eger sizi gonderen §eytansa AUaha 

siginirim!» 

Fakat hayalete bakinca onu o kadar giizel, ulvi ve heybetli buluyor ki, higbir insanin varliginin o 

vUcuttan bir i§aret veremeyecegi dU§Uncesiyle emniyet hissine ka-ivu§uyor, bir iki adim atip 

yakla§iyor ve kilisedeki tahta heykelini ruhuna kazdigi (Sen Mi§el)i taniyor. 

(Jan Dark), kendisine (Sen Mi§el)in agikga §unlari soyledigi kanaatinde : 

« — Janet! Allah "tarafindan sana bildiriyorum ki, (Sent Katrin) ile (Sent Margarit) sana 

geleceklerdir! Ve-irecekleri ogUtlere gore davran! Onlar sana yon gostermek ve yapacagin i§i 

bildirmek emrini almi§lardir! Bildirecek-ilerine inan ve bil ki, ben melek Sen Mi§erim!» 

(PUsel - Bakire) dizUstU dU§Uyor; ve ba§ini kaldinp gece karanligindan ba§ka higbir§ey 

goremeyecegi ana de-igin, ta§ kesiliyor. 

(Jan Dark)in ruhundaki olu§u boylece efsanele§ti-ren ve hak Peygamber tsa dininin 5?Uzde yiiz 

dalalete bu-landigi bir hengamede alelade bir insana, hem de 14 ya-i§mdaki bir kiz gocuguna 

gokten melek indirmeye kadar giden azizle§tirme gayretinin bizim anlayi§ ve inani§ ol-igiimiizde 

higbir degeri yoktur. Bizzat (Jan Dark) ve etra-ifmdakiler, kendi hususi ve ruh §artlari yoniinden 

biitun 



nlara inanabilir; ve zavalli insanoglundaki ezeli ve bedi mefkurele§tirme ihtiyaci sonraki biiyiik 
harikayi kiymetlendirmek igin buralara kadar gidebilir. Hatta (Jan Dark) biitiin bunlari duymu§ ve 
g6rmu§ olsa da, bunlarin kendisince duyulacak ve goriilecek §eyler olmasi icap et-imez. Emin olan 
nokta §udur ki, (Jan Dark) isimli ve (Pu-isel - Bakire) lakapli geng kiz, o zamanki mustarip Fransiz 
Cemiyetinin biitiin kivilcimlarini en a§agi tabakadan zap-tetmi§, onlari dim hasassiyet iginde 
millile§tirmi§, biitiin-le§iirmi§, aksiyona d6kmii§, milyonlara «ayaga kalk!» kumandasini vermi§, 
yere kapanan Fransa'yi §u kadar yiizbin kilometre karelik bir tung kapi gibi sirtlayip kal-idirmi§ ve 
sonunda aksiyonunun biiyiikliigiinii en aci maz-ilumluk §ekliyle imzalami§, cemiyet gapmda ferdi 
bir ruh fi§kiri§mm timsalidir; ve liak olgiisiiyle baktigma inanan-ilann goziinde, yalniz bu 
cephesiyle ele almmaya layiktir. 

Bizim de yapacagimiz, (Jan Dark)i, iiiristiyanlarm oturttugu maraz ve dalalet iiali kaidesinin 
di§mdaki insani ve igtimai liiiviyetle ele alip, onda, milletten ferde ve fert-iten millete dogru biiyiik 
nakiliyeti tesbit etmek ve boyle nakiliyetlerin hazin encamiyle yine kendi batil inancm-^dan 
gordiigii zulmii belirtmektir. 

O, batildan gelen bir kahramandir; ve politika em-^rine gegen ayni batilm ate§inde diri diri 
yakilmi§tir. Batil, her zaman hakka degil, 90k defa kendi cinsine zulmeder. 
TE§EBBUS 

Giine§ altmda ve a^ik havada pi§mi§ yiiziiniin giz-igileri, cesur ve erkeksi... Boyleyken kadmlik 
mana ve za-irafetine uzak degil... Uzunca ve irice bir beden... Kestane reiigi saglar altmda, diiz ve 
agik bir aim... Uzun kirpikle-irin golgeledigi, yere egik, saglarma uygun renkte kara 



194 

195 

gozler... Kiigiik bir agiz ve daima uglarmdan mustarip bit tebessiim sarkan siki§ik dudaklar... Hafif 
kavisli, zarif bir burun; ve yuvarlak, iradeli bir gene... Bir geng koylii ki-izm umumi g6riinii§iinde, 
smifmm seri mallarma uymayan bir §ahsiyet havasi... 

Fransa, katran kazanmda yanik kokulari sagarak kari§tirila kari§tirila eritilirken; (Jan Dark), aldigi 

sandigi semavi emirler iizerinden iistiiste mevsimlerin gelip geg-itigini ve boyuna agaglarm 

soyunup giyindigini seyret-imekte ve her an ufuklari koUamaktadir. 

Nihayet 1428 yili gelip gatti. Biiyiik hezimetin iis-itiinden 13 yil gegmi?, (Jan Dark) 17 ya§ma 

merdiven da-iyami§, sozde kral (7'nci §arl) ise 25'ine basmi§tir. 

Fakat kral, mustarip Fransa'nm timsali, o eski ses-isiz ve dalgm hayalet degil artik... Aradan gegen 

5 - 6 yil onu kaniksatmi§, koca bir morga donen Fransa'da, bir morg hademesi kadar hissiz hale 

getirmi§tir. Nazari kraHligmm kiigiiciik havzasmda, harp bahanesiyle toplanan paralar §imdi sozde 

kralm sefahatine memur... Gelsin ig-iki, kadm, eglence, ziyafet.. Belki de garesiz felaketler 

kar§ismda teselliyi biisbiitiin batmakta ve tam bir his ipta-ilinde aramanm tersine d6nmii§ 

psikolojisinden gelen bu hal, Fransa hesabma ne aci bir levha!.. Oliim hastasmm ba§mda sabahlara 

kadar agladiktan sonra birdenbire kah-ikahalar basarak igki masasi kurdurmanm marazi levha-isi!.. 

1428 yili (7'nci §arl)i, yeni para sikmtilari iginde ve her an patlamaya hazir ruh baskilari altmda 

buldu. 

Delinin oglu, kah (melankoli), kah (mani) hastasi hiikiimdar, sivri kiilahli miineccimlere yildizlarm 

kitabim okutmaya da merakli... Miineccimler, krala ve be§ ya^ul' daki ogluna ait basma kalip 

laflanni bu defa edemediler-Zira, yildizlardan Fransa'nm istikbalini okumu§ bulun-^mak 

iddiasmdalar: 



— (Loren) taraflanndan bir bakire gikip kralligi 
kurtaracak! Ve o, me§eler bolgesinden gelecek! 

Muneccimlerin biitiin hiineri, o gunlerde, halk de-inilen esrarli antenin almaya ba§ladigi acayip 
i§aretleri kendi ke§ifleri gibi ortaya atmaktan ibaret... Halk iginde yayilan soylenti dalgalarina 
gelince, onlar, (Domremi) veya hakiki ismiyle (Orlean) Bakiresinin bir kag yildir yava§ yava§ 
haberi her tarafa sizmaya ba§layan biiyulu tavrindan dogmu§ olsa gerek... 
Sozde kral, sozde alim miineccimlerinin, bir agiz-^dan ve giilung bir heyecan tavriyle verdikleri 
habere kar§i mirildandi: 

— Me§eler bolgesi, me§eli orman da ne demek? 
Her tarafta var boyle yerler!.. Yerini bulamaz misiniz? 

Muneccimler, sivri kiilahlarini arkaya egip ba§lari-ini goge gevirdilerse de orada Bakirenin adresini 

bulama-idilar. 

Obiir taraftan (Jan Dark)in yolu, hep me§eler bol-igesinden gegiyor. Geng kiz, oniinde, babasina ait 

bir ko-iyun suriisu, hep, koyiin etrafindaki me§elikler iginde... Buralarda, gan seslerine kari§ik tiirlii 

nidalar, (Sent Kat-rin) ve (Sent Margarit) agzindan kitaplar, birbirini kovali-iyor. 

Nihayet, kar§isinda (Sen Misel) ve memur oldugu i§e ait ilk emir: 

— Git, (Vokulor) §ehrinde kumandan (Rober do 
Bodrikur)u gor! O sana, gidecegin yer igin lazim olan 
adamlari verir! 

(Jan Dark), hemen o ak§am, ne zorluk, ne korku, "igbir §eye aldirmadan yola gikti. §u ovayi gegti, 
bu gegi-idi a§ti, o yamaci dola§ti, falan koyden gikti, filan kasaba-iya girdi ve (Bodrikur) 
senyoriiniin huzurunda boy goster-** Senyor, etrafinda cicili bicili bir sUrii silah§or, ivanhane gibi 
bir salonda gen^ koylii kizla kar§i kar§iya: 



196 

197 

— Beni gormek igin bu kadar uzak yerden, bunca zorluk i^inde gelmenin sebebi nedir? 

« — AUah'in emriyle geliyorum! Fransa tahtinin varisine, cesaretini kaybetmemesini ve §imdilik 

muhare-ibeye giri§memesini soylemeniz igin...» 

(Jan Dark), birdenbire deli sagmasi hissini veren bu sozleri, oyle bir vakar ve emniyet tavriyle 

soyledi ki, herkes dondu. 

Bir iki sual ve cevaptan sonra (Jan Dark) §u mUthi§ giki^i yapti: 

« — (§arl) hala kralligina sahip degil! O hala veli-iaht... Fakat herkes onun kral olmasini diliyor! 

Ona, tacini ben giydirecegim!» 

Senyoriin etrafindakilerden biri dayanamayip bir kahkaha saliverdi. Bir kahkaha, bir kivilcim gibi 

barut fi-igilarini patlatti. GUlen gUlene... Senyor bile kendisini tu-itamadi; ve daima tepeden bakan 

geng kiza, babasindan birkag tokat yemek Uzere derhal koyiine donmesini ihtar etti. Kiz, acitici 

kahkahalar ve incitici baki§lar arasinda §atodan gikarken, eliyle gifi§ kapisini gosterip, mirildan-idi: 

« — Yakinda tekrar gelecegim! Biliyorum ki, krali bulmak Uzere harekete gegecegim nokta, 

burasidir!» 

— Hey, (Janet), Fransa'yi ne zaman kurtaracaksin? 
— Krala tac giydirmek Uzere ne gUn (Reims )e gidi-i 
yorsun? 

— Tahta kiliglarimizla arkandayiz! 

— Hani ya senin bayragm, (Janet)? 



Koyiinde, arkasindan ko§an ^ocuklann sesleni§i' ri... (Jan Dark) higbir§ey soylemeden gozleri 
yerde, yiirii' yiip gegiyor. 

Bu siralarda (Jan Dark)m koyii, Burgonyalilarin saldinsiyle bo§altiliyor. Biraz sonra (Jan Dark) ve 

ailesi, muhacir koyluler arasinda tekrar yurtlarina doniiyor. Der-iken 1428 sonlari ve (Orlean)in 

ingilizler tarafindan mu-ihasarasi... 

Artik bigak kemige dayanmi§tir. (Orlean)in du§me-isi ingilizler emrindeki Burgonyalilarin zafer 

bulmasi ve biricik mukavemet yuvasinin yikilmasi demektir. 

1428-29 ki§i Fransa'da korkung... Harbedenlerden ba§ka herkes deligine gekilmi^, di§ hayat felce 

ugrami§. 

Bir ak§am (Jan Dark) ailesi, sofralarinda, bugusu tiiten gorbanin ba§inda... 

Kapi sert sert galindi. 

Gelen, ilk defa ba§ vurup kovuldugu senyorii tani-iyanlardan ve o zaman kendisine yardim 

edenlerden biri... Ve babasinin yegeni... Her §eyi biliyor ve ikinci bir te§eb-ibus igin, babasina bir 

bahane uydurup kizi goturmeye gelmi§ bulunuyor. 

Senyoriin kar§isindalar: 

— Ne istiyorsun benden ? 

Fakat bu defa senyoriin sesi tatli, hiizUnlii ve esrar aleminden bir §eyler bekler gibidir: 

— Ne yapabilirim? 

— Sizden, emrime birkag atli vermenizi istiyorum! 
(§inon)a gitmek, kralin ayaklarina kapanmak ve memur 
edildigim i§i ona anlatmak... Hemen hamleye gegmek... 
Buna delalet ediniz! 

i§i artik kaba mantik planinin UstUnde ele almaya ba§layan senyor: 

— Seni, diyor; kendi kendime krala gonderemem! 

i apabilecegim tek §ey, krala bir haberci gonderip dilegi- 

ni kendisine bildirmek ve emrine gore hareket etmektir. 

(Jan Dark) oralarda bir ay bekledi. Nihayet 1429 Senesinin ilk aylarinda emir geldi: 



198 
199 

— Fermanimizin hamiliyle beraber, geng kiz, daki-ika kaybedilmeden (§inon)a, yanimiza 
gonderilsin! 

Krala, miineccimlerinin verdigi ve her an halkm iginden suzulup gelen haber gergekle^mi?, me§eler 

bolge-isinin efsanevi kizi ele gegmi^tir. 

(Jan Dark) birtakim zikzaklar gizmek ve bazi ug-iraklarda takilmak zorunda kaldiktan sonra, birkag 

senyor ve bir surii muhafiz arasinda, erkek kiliginda, yagiz bir at uzerinde kralina giden yolu 

tutuyor. 

ZAFER 

Artik (Jan Dark)in §6hreti, heniiz alenilik planina gikmadigi halde, igin igin, biitun Fransa'yi 

dola§maya ba§lami§tir. Burgonyalilar tarafinda da, (Orlean)lar cep-ihesinde de, birbirlerine egilen 

ba§larin agizlariyle kulak-ilari arasinda fisilti helezonlari: 

— (Jan Dark) isimli bir geng kiz gikmi§!.. Allah ta-irafindan gonderildigini iddia ediyormu§!.. 
Azizelerden sesler aliyormu§!.. (Prlean) muhasarasini kiracakmi§!.. Fransa'yi kurtaracak ve krala 
(Reims)de tac giydirecek-mi§!.. 



(Jan Dark), yagiz atinin UstUnde, pi§mi§ bir sUvari gibi higbir zahmet tavn gostermeden, dimdik, 
gunlerce yol aldi ve (§inon)a yakla§inca Krala bir name gonderdi: 

« — (Jan), Fransizlarin Kralina bildirir ki, kendisi-ine ula§mak i^in, AUahm yardimiyle 150 fersah 
yol almi§ ve bu arada ne tngilizlerin, ne de Burgonyalilarin saldiri-isina ugrami§tir. §u anda, her 
tehlikeden uzak, Krallik mintikasinin iginde bulunmakta ve Pazar giinii orada ola-icagini iimit 
etmektedir. §ehre varir varmaz hemen huzura alinmasini ve hem Krali, hem de vatani hakkmda 
soyle-iyeceklerine deger verilmesini diler.» 
200 

(§inon)... Kralm oturdugu §atoda biiyiik merasim salonu... Goz alici telli puUu elbiseleri iginde 

maiyet sen-vorleri ve ortalarmda Krai... Hayal iistii bir garibe gozler-cesine geng kizi bekliyorlar. 

i§te kar§ilarmda, erkek elbisesi giymi§, higbir §a§-ikmlik ve tutukluk bigimi gostermeyen basit koy 

kizi!.. 

Ha§metlinin, ha§metli olmasma gali§tigi suali: 

« — Ne istiyorsun bizden, geng kiz?» 

« — Goklerin hiikumdari, beni, size §unlari bildir-imeye memur etti: (Reims )de taktis edilecek ve 

Fransa'nm gergek krali olacaksmiz! Bunun igin emrime bir askeri birlik vermeniz ve benim gidip 

(Orlean)i kurtarmam lazimdir!» 

« — Kralligimiz (Sen Marten)in mantosu gibi parga parga... Ne yapabiliriz?» 

« — Mantoyu dikeriz!» 

« — Qok zor!.. Ama Allah isterse zor diye bir §ey kalmaz!» 

« — Bunu Allah istiyor!» 

(Jan Dark)m, bu akil iistii dava iizerinde tavn o ka-idar sakin ve emin ki, hesap ve mantik yikici bir 

telkinle krali zaptediveriyor. Krai (Blua) tarafmdaki kiigiik ordu-isunu kuvvetlendirmek ve para 

bulma gibi te§ebbUslere gi-iri§mek igin biraz zaman istiyor ve (Jan Dark)i §atosunda misafir ediyor. 

(Jan Dark)in tavn, bir mercimek tanesinin atom bombasi oldugunu iddia etmesi gibi bir §eydir. 

Herkes bu esrarli mercimek tanesinin ne ba§arabilecegine merakla bakiyor ve hig kimse onun 

sakladigi gizli kuvvete «ola-imaz!» diyemiyor. 

Kisa zamanda (Jan Dark) o kadar ileriye gidiyor 

201 

I 

I 

ki, Kraldan §ahitler huzurunda bir ahitname imzalanmasi-ini istiyor: 

« — Krai, Fransa'yi, goklerin hiikiimdarma, (Jan Dark) ise Fransa'yi (§arl)a vermeyi kabul ve 

teahhiit eder.» 

Ahitnamede, Kralm resmi miihiirii yanmda, (Jan Dark)m imza yerine gizdigi bir hag i§areti... 

(Jan Dark)m emrine bir grup atli verildi. Fakat (Orlean) yerine (Pautye)ye gitmesi igin... Orada 

kendisi-ini, papaslardan ve ilahiyatgilardan bir heyet muayene ve imtihan edecek ve onun bir 

sahtekar veya muvazenesiz olup olmadigmi ara§tiracak... Bu i§, kizi Kralm gozUnden dU§Urmek 

isteyen §Upheci §6valyelerin telkininden dog-^ma... 

inceleme neticesi, (Jan Dark) in samimi ve sihhatli bir insan oldugu kararma baglaniyor; ve 1429 

yili Nisan ayi ba§larmda (Jan Dark)m, emrindeki atlilarla (Tur) §eh-irine gitmesi ve orada 

eksiklerini tamamlayip (Orlean) i§i igin orduya katilmasi emri geliyor. 

Semavi emirle Fransa'yi kurtarmaya memur oldu-igu ve yapilan biitUn incelemelerde samimiyeti ve 

sihha-itinden zerrece §Upheye yer olmadigi, beyannamelerle bii-itUn Fransa'ya ve tstanbul'daki 

Bizans tmparatoruna kadar her yere ilan edilen Bakire, (Tur) §ehrinde tepeden tirna-iga 

silahlandinliyor, teghizatlandiriliyor» Trampetgilerin-den §6valyelerine, okgularma ve 



mizraklilanna kadar de-imirlere bUriilU birligi iginde (Orlean) Bakiresi, pinltili bir zirh ku§anmi§ ve 
bu defa beyaz bir ata kurulmu§, daglari hoplatan alki§ tufanlari arasindan gegip, Fransa'yi 
kurtar-imaya dogru, dort nala uzakla§iyor. 
Artik o, memuriyetine biitiin Fransa'nin inandigi-milli hamlenin s&mboludur. 

(Blua)daki kiigiik ve §evksiz orduyla bulu§an (Jan park) her §eyi ardina takmi§, 1429 yili Nisaninin 

son gunlerinde (Orlean) kapilarinda... Ordunun en oniinde... 

(Orlean)i saran tngilizlere (Sen Lu) kalesi ve Bur-gonya kapisi yoniinden hiicum... 

(Jan Dark), beyaz atinin uzerinde, ok yagmuru aHtinda, o yan senin, bu yan benim, mekik dokuyor 

ve Fran-siz ordusunun hareketli cam gibi, her birligi, her toplulu-igu, her neferi ayri ayri dola§iyor. 

Ordunun olanca hamle-isi, ruhu, gayesi, manasi, bayragi, hiza gizgisi, o... Kuman-idanlar, onun 

elinde, satrang ta§lari gibi bir §ey... tngiliz saflarina dogru at suriip bagirmaya kadar goze aliyor: 

« — ingiltere gocuklari! Mukavemet nafile! Teslim olunuz! Allah tarafindan caniniz emniyettedir!» 

Bir an sukut ve pe§inden bir surii kiifiir: 

« — inek gobani, buyiicu! Seni bir ele gegirelim de gor! Diri diri yakacagiz!» 

(Jan Dark) arkadan tngilizlerin biiyiik bir imdat koliyle muhasara kuvvetlerini korumaya 

ko§tuklarini ha-iber aliyor. Bir an bile tereddiit gostermeden kumandanla-ira emirler veriyor: 

— Hiicum, derhal hiicum! DU§UnUlecek hig bir §ey yok! 

Ve hesapsiz, kitapsiz, Fransiz orducugunu (Sen Lu) kalesine kar§i o tUrlU hiicuma kaldiriyor ki, 

kaledeki 2000 tngilizden ancak 30-40 ki§i sag kaliyor ve kale dU-i§Uyor. 

tngiliz imdat kolu yeti§tigi zaman kalede kralm bayragi sallanmaktadir; ve yeti§en kuvvetlere 

muhasara ordusuna katilip ayni akibeti beklemekten gayri i§ dU§me-imektedir. 

(Sen Lu) kalesinin sukut §ekli oniinde, tngilizlerde manevi kuvvet sifir... Derken, §ehrin di§ 

korunmasina Mahsus ve tngiliz i§gali altindaki kalelerden en nazik bir 



202 

203 

ikisi daha Fransizlarin elinde... (Jan Dark) tngilizlere ligiincii mesajini da g6ndermi§, fakat bir 
netice alamami§-itir. 

(Orlean)i kurtaracak son hiicumu da, en tehlikeli yonden (Loren) nehri Uzerindeki koprii yolundan 
yine (Jan Dark) tertipliyor ve bu olmaz i§in kumandasini biz-izat veriyor: 

— Fransizlar, askerler, vatanini ve kralini seven-i 
ler! Arkamdan geliniz! Beni seven arkamdan gelsin! 

Biitiin ordu geng kizin arkasinda... Miithi§ bir tngi-iliz mukabelesi... Yiizlerce insan suya 
yuvarlaniyor. (Jan Dark) daima onde; ve i§te yaralanip yere dii§iiyor... Hii-icum kirilmi§ gibidir. O 
sirada Fransiz sailarina ricat emri verilmek iizere borozanlara giden emir... 
Agir yarali kiz dogruluyor: 

— ^abuk bana zirhimi giydirin ve atimi getirin! 
Yaramla ugra§maniza liizum yok! Ricat emrini veren ku-i 
mandani gormeliyim! 

Kumandani buluyor, ricat emrini hemen durduru-iyor, ayni giiniin ak§ami (Orl«an)a girecegine soz 
veriyor; ve sonra, zirhindan kan sizarken doniip hiicum hatlari iginde oyle perendeler atiyor ki, tam 
gerileme noktasinda yine ilerleme ba§liyor. 

Madde hesabi diye bir §ey kalmami§ ve her i§ ru-ihun emrine gegmi^tir. Bir an evvel biitiin 
iimitlerini kay-ibeden kumandanlar, §imdi ahmak ahmak giiliimsemek-te... Artik neferle subay 



arasindaki rabita da kalkmi§ ve her §ey (Jan Dark)in eteklerine yapi§maktan, onu korii koriine takip 
etmekten ibaret kalmi§tir. 

§ehrin iginde de ana baba giinii... tgeriden tngiliz-iler uzerine ate§ yagdiriyorlar. tki tesir arasinda 
tarn mu-ihasaraya du§en tngilizler, Fransizlarin her yandan delice saldiri§ini durduramiyor ve 
hiicum yonlerinden siynlip ellerindeki birkag di§ kaleye gekiliyorlar. 

Ayni giiniin gece yarisina dogru (Jan Dark), binler-ice me§ale ve yanan kulelerin titrek alevleri 

arasinda, agi-ilan kapilardan §ehre girmektedir. 

Yarasi, §ehirde, zaferden sonra sarilacaktir. 

Ertesi sabah tngiliz ordusu, evvela bir hiicum gos-iterisi yaptiktan sonra, biitiin agirliklarini ve 

yaralilarini birakip kagacaktir. 

8 Mayis 1429... 

Ruh galiptir. 

TAC GiYEN KRAL 

Orlean Bakiresi, ismini ta§idigi §ehrin kurtulu§un-idan bir giin sonra, kendisini, pek az faniyi 

alki§layan hal-ika selamlar vererek, eski muhafizlariyle beraber gikip git-iti. 

Maksadi hemen Krali bulmak ve kazanilan zaferi tamamlayici tedbirlere vakit gegirmeden el 

attirmak... Za-ifer ne§esiyle bir giin bile gegirmeye igi varmiyor. 

(Tur) §ehrine debdebeyle girdi, orada Kralin ayni yere gelmek iizere yolda oldugunu ogrendi ve 

hemen, dort nala, onu kar§ilamaya gikti. 

(7'nci §arl), Allah tarafmdan g6nderilmi§ oldugu-ina artik inandigi ve zaferinin biitiin Fransa'ya 

ilanmi fer-iman ettigi (Jan Dark)a ta§km bir sevgiyle kucagmi a^ti. Gerilerinde dalga dalga asker ve 

§6valye, beraberce (Tur)a girdiler. Boydan boya ^igek ve ipekli serili sokak-ilarda, gokleri delen 

alki§ siitunlari... Goklere kaldirildi-ilar... 

Krai (Jan Dark)m taaruz fikrini kabul etti ve Fran-isa' daki tngiliz mevzilerinden en ileride ve askeri 

degerde olanlanna hiicum karari verildi. Bir ikisi de dii§iiriildii. 



204 
205 



Gen^ kiza gosterilen halk bagliligi o kadar biiyiik ki/bunun higbir zamanda duyulmadigmi ve higbir 

kitapta yazilmadigmi soyleyen bir papaza, (Jan Dark) cevap veri-iyor: 

« — Ben AUanm emrinde bir ses ve bir kiligtan ibaretim! Kuvvet onun!..» 

(Jan Dark) bir cenkten obiiriine atlaya atlaya gidi-iyor ve tek lahza dinlenmiyor: 

« — Lazim diyor; durmadan, dinlenmeden hamle ve hareket lazim!.. Zira bana bir yildan ileriye 

hayat yok!.. Boyle bildirdiler bana... Bu zaman iginde tngilizle-iri kovmali ve Kralm tahtmi 

kurtarmaliyim! Ne olacaksa bu zaman iginde olacak!..» 

(Jan Dark)m boylece kendi akibetini bildirdigi hakkmdaki rivayet, sonradan §i§irilme, hiristiyan 

mistik-ilerine mahsus bir marifet olsa gerek... Fakat onun kor-ikung inani§ ve bu inani§tan tiogan 

giiveni inkar edilemez. 

Kumandan ona soruyor: 

— ingilizlere biiyiik darbeyi Normandiya'da mi in-i 

direlim, onlan Paris'ten kovarak mi? 

« — Her §eyden evvel (Reims); Kralin kralligini alacagi yer!...» 

Fakat (Reims) Burgonyalilarin elinde ve en zorlu 
istihkamlarla gevrili... 



« — Hig kiymeti yok!.. Bu i§e tek giin yeter!.. Za-ivalli Burgonyahlara da, Fransizliklanni iade 

ederiz.» 

ingilizlere taarraz plani uzerinde yola gikan Fran-isiz ordusiyle, tngiliz mevzilerini 

kuvvetlendirmeye ko§an tngiliz ordusu arasinda ve (Patay)in cenubunda kar^ila^-rna, muthi§ bir 

meydan muharabesi ve muazzam Fransiz zaferi... Arkasindan da bir siirii ba§an... 

206 

Ruha bagli aksiyon davasinin belkemigi, (Orlean) muhasarasinin kinlmasi; ve suyu gekilmi^ 

havuzdaki ba-iliklara donen Fransiz ordusunun canlandirilmasi oldugu igin, (Jan Dark)m 

mazlumluk saatlerine kadar, bundan sonra kuru aksiyonlari gabuk gegiyoruz. 

1429 yazinin ba§larinda (Jan Dark), Krali, dogruca (Reims) uzerine yiiriimeye ikna etti. tngilizler 

ve Burgon-yaluarin biiyiik kuvvetle goreklendigi temel mevzilerden birine, heniiz taptaze bir uyani§ 

halindeki Fransiz ordusu-inu topyekun siirmek, akil bakimindan belki delilikti. Fa-ikat aklin 

tamamiyle imkansiz gordugunu ruh, son derece kolay buldu. 

Evvela (Troy), pe§inden (Reims)... 

Fransiz krallarinin biiyiik mana sitesi, Kralligin tac merkezi, Fransiz milli birliginin diigiim noktasi 

(Reims), kendisini yataga atarcasina ate§e firlatan (Jan Dark) ve arkasindaki gilgin ordu sayesinde, 

Fransizlarin elinde... 

Biitiin dava, milletin i§te bu gilgin tarafini bulmak-ita... 

Krai, arkasinda gok uzun bir maiyet etegi, yaya olarak (Reims) katedraline gidiyor. Bu maiyet 

etegi, Kra-ilin mi, yoksa biitiin bir millet halinde (Jan Dark)in mi, belli degil... Herkes anliyor ki, bu 

zafer alayinin biricik yiiriitiiciisii (Jan Dark); ve gerisi, kur§undan dokme iini-iformalilar... Giidenle 

giidiilenler, yahut giidiiyor goriinen-iler arasindaki fark!.. 

Krai, biitiin Fransa'nin armalari ve senyorleri ara-isinda, tahtina kuruldu. (Jan Dark) ayakta yam 

ba§inda... 

Mumlar yanmakta, buhurdanlar tiitmekte, orglar Elemekte... 

Kralm tag giymesi ve taktis edilmesi, Hiristiyanlik tfm en titiz ihti§am gayreti iginde yerine getiril- 

207 

di. (Reims) katedralini uguracak kadar co§kun sadakat ve tebrik na/alan arasinda kral, kurtulu§ 

yolundaki Fran-isa'nin artik sahibi ve Fransiz birliginin sembolii... 

(Jan Dark) bu manzaraya, riiyasiyle madde alemi arasinda bir hakikat kopriisii kuruldugunu goren 

insanin deh§et ve ha§yet duygusu iginde bakmaktadir... 

§imdi gaye, (Kompiyen) iizerinden Paris... Fran-isa'nin 6z merkezi ve kalbi... 

Fakat goklerden haber aldigim soyleyen Bakire, farkinda degildir ki, onun zafer gigiri (Reims)e ve 

orada Krala tacini giydirmeye kadar siirmii§; ve Fransa yine onun agtigi kurtulu§ yolunda ilerlerken, 

kendi §ahsi felaket gigiri agilmi§tir. 

Nitekim artik sulh yapacak kadar kuvvetlenen ve ilk teklifleri alan Kral, Paris onlerinde, Bakire ye 

§6yle der: 

— Diinyanin biitiin kuvvetiyle toplu bulundugu ve son mukavemetini gosterecegi Paris iizerine 

yiiriiyii§ §art mi.? Sulh teklifi kar§isindayim!.. Murahhaslarim (Kompi-iyen) mevkiinde Burgonya 

diikiiniin temsilcilerini dinle-iyecek... Belki harbetmeden Paris bana geger! thtiyatli davranmak 

daha iyi degil mi?.. 

(Orlean) Bakiresi, (Orlean) oniindeki mizacim kay-ibetmemi§tir: 

« — Higbir §eye inanmayiniz, giivenmeyiniz ! Aziz-ilerim bana, Paris etrafinda cenge tutu§acagimi 

bildirdi-iler!» 

Dikkat edilirse, azizleri (Jan Dark)a Paris etrafinda d6vii§ecegini bildiriyorlar da, ba§ina ne 

gelecegini soyle-imiyorlar!.. 

Kral, istemeye istemeye, (Jan Dark)in emrine niha- 



t to. 000 askerlik bir kuvvet teslim edebilecegi cevabini 

rjyor; ve kalbi daima sulh yolunda bagli, Bakireye ga- 

vet gabuk hareket etmesini, zira Paris gibi bir §ehri uzun 

zaman muhasara altinda tutacak imkanlardan mahrum 

bulundugunu ilave ediyor. 

(Jan Dark)in felaket devresi a^ilirken, ruhlarda umumiyetle bir gev§eme ve porsiime goriilmektedir. 

Erdigi beklenmedik nailiyetler kar§isinda aptalla-§an, biraz da §imaran ve artik (Jan Dark)tan 

siyrilmak is-^tedigi halde onu da birakamayan Krala kar§ilik, biitiin maiyet Bakirenin fevkalade 

kuvvetini yava§ yava§ defet-imeye bakmakta; du§manlarsa onu elde etmek igin pusula-irini kurmu§ 

beklemekte... 

KAPANAN PERDE 

Paris'e hiicum, ilk zafer §evkinin rahavete donmesi ve ruhlarin porsUmesi yiizUnden, tereddiitlu, 

kaygili ve zoraki oldu. Bu hali doguran sebep de, dU§mandan para aldigini soyledikleri 

ba§mabeyincinin Krala §uphe a§ila-imasi ve (Jan Dark)i kiskanan §6valyeleri giciklamasi... 

(Kompiyen) mevkiinde bekleyen Krala bakilirsa (Jan Dark)in, «bakalim ne becerebilecek?» 

kabilinden Paris surlari oniinde goriinmesine izin verilmi§ gibiydi. 

Geng kiz, tek ba§ina didindi, durdu. Nihayet ordu-isunu bir olta yemi gibi du§mana kaptirmaktan 

gekinme-iyen kayitsizlik havasini sezdi ve Krala bir name gonder-idi: 

« — Ko§unuz ve hizla (Sen Deni) tarafina geliniz! Askerlerinizin ba§inda bulununuz ve hiicumu 

bizzat takip ediniz!» 

Name Krala vardigi zaman manzara: 

(Jan Dark) Paris surlari oniinde kan terlerken, Kra- 



208 

209 

Im murahhaslari, ^urgonya evinin temsilcileriyle ba§ba§a degil mi? Mutareke §artlarmi 

konu§uyorlar; hatta konu^-imalarmi bitirmi§, anla§maya, Krallarmm §ahane muhriinii basmak uzere 

bulunuyorlar! ! ! 

Sene sonuna kadar mutareke... (Sen) nehrinin §i-malindeki biitiin memleketler anla§ma 

gergevesinin igin-^de... Yalniz Paris, (Troy), (Roan) gibi nehir iistiindeki §e-ihirler, miitareke 

hiikiimlerinin di§mda... Buralarda harbe-diiebilir... 

Paris igin de, Kralm agzmdan teahhiit: « — Yegenimiz Burgonya diikii, miitareke boyun-ica, bizzat 

ve adamlari vasitasiyle, Parise edilecek herhan-igi bir taaruza kar§i koymakta serbesttir.» 

Krai, ayrica, (Kompiyen)i de, eski sahibi sifatiyle Burgonyahlara birakiyor, hig olmazsa oradaki 

birkag kopriiyii teslim edecegini vadediyordu. Hayret!.. 

Anla§ma, Burgonya diikiiniin Paris iizerindeki mii-idafaa hakkmi tanimakla payitahti dii§manlara 

terketmek manasmda oldugu gibi, (Jan Dark)i da, tek ba§ma, dii§-'man avi olarak birakiyor 

demekti. Biricik gayesi de, hig bir ameli kiymeti olmayan bir takim edebi teahhiitler et-irafinda, 

Krai cephesinin birdenbire durdurulmaz hale ge-ilen §ahlani§ini kosteklemek, zaman kazanmak ve 

sonra onun tepesine guUanmak... (Jan Dark)tan yiiz gevirmeye ba§layan Krai ve senyorleri, en kaba 

§ekilde tngilizlerle Burgonyalilarin agina dii§mii§tii. Kendi tabirleriyle, Fran-isizlar «baligin unda 

yuvarlanmasi gibi» yuvarlanmi§lardi. tsmine «Fransizlar» denilen Krai cephesindeyse §6yle 

dii§iiniiliiyordu: 

« — Evet; Burgonya diikiiniin Pari&iizerindeki hak-iki kabul edilmi§ olsa bile, bu, esasa tesir 

etmeyen bir ke-ilimeden ibarettir. Miihim olan nokta §udur ki, zaten hig-bir netice vadetmeyen 

Paris taarruzunun bir vesileyle dur- 



durulmasi veya devami miimkun oldugu gibi, Burgonya-hlarla sene sonuna ve belki gelecek sene 

ilkbaharina ka-idar cengedilmiyecek; ve hazinesinde tek altin bulunma-iyan kral, ordusunu, 

§imdilik terhis edip mail durumunu diizeltmek ve sonra her §eyi du§unmek imkanini bulacak-itir. 

Burgonyahlara taninan hakka mukabil onlara da Fran-isa'da bir kral bulundugu hakikati 

tanitilmi§tir. Nazik sayi-ilan (Kompiyen) mevkiine gelince, orada sadece bir iki kopriiyii teslim 

etmekle higbir §ey kaybedilmi§ olmaz!» 

Miiflis teselli!... Politika zaferi kar§i tarafindir; ve ilk hamlenin biitiin ruhu Kralin etrafi tarafindan 

9ignen-imi§tir. (Jean Dark) kendi halinde birakilmi§ ve ona gevri-ilen milyonlarca el bo§ kalmi§tir. 

§imdi ona, her zaman ve her devirde goriildugu gibi, kendi ba§ina higbir harekete gegemiyecek 

olan bu milyonlarca ele ragmen, birkag el her fenaligi yapabilir, Krali tahtma oturtan biiyiik hamle, 

asil boyle §eylere tahammiilu olmayan kiigiik mabeyin gelmesiyle yikilmi§; alik ve (otomat) Kral, 

ulviyeti kabul ettigi gibi sufliyeti de sineye gekmi§tir. 

Perde kapanmakta ve (Jan Dark)m, dort bucagmda ate§ler yanan mazlumluk devresine ait perde 

agilmakta... 

«Gitmeyin!» diye tepinen mabeyincileriyle uzun geki§melerden sonra Kral, her §eye ragmen (Sen 

Deni) ta-irafmda (Jan Dark)m emrindeki kuvvetlerinin yanma gitti. (Jan Dark) Kralm donuk 

yUzUnii goriir gormez bir anda her§eyi anlami^gasma biiyiik bir inkisara dU§tU. Her unsur yerinde, 

ruh yok!... Oyleyse her§ey bitti!. Ezelden ebede kanun!.. 

Paris surlari ve hendekleri oniinde biitiin bir giin en kanli cenk... Higbir ba§ari goriinmedi. (Jan 

Dark) vuruHdu, geriye gotiiriildii; ve gece bastigi vakit, kumandan, 

yanmda hain ba§mabeyinci, gelip geng kiza §u sozleri soyledi; 

— (Jan)!.. Sana kotii bir haber verecegim! Kralm 



210 

211 

emriyle ordu, agirliklarmi ve topgusunu birakarak gerj gekiliyor! Seni de beraber gotiirecegiz ! Gel! 
Yarali (Jan Dark) at iistiinde, kendisine derin ve te-^miz bir hisle bagli olan ve mabeyin oyununa 
geldiklerini sezen gen? kumandanla atba§i, agir adimlarla ricat yolun-ida... 

Gen? kumandan, iki biikliim yol alan gen? kiza dikkat ediyor: (Jan Dark) katila katila aglamakta... 
Kumandan, kizm elini tutuyor ve fisildiyor: 

— (Jan), sevgili (Jan), aglama! 

Mare§al riitbesindeki kumandan 25, (Jan Dark) ise 17 ya§mi bitirmek iizeredir; ve ne gariptir ki, kiz 

(Roan) da diri diri yakilacak, kumandanm da kellesi (Nant)da ugurulacaktir. (Jan Dark)m da biitiin 

omriince gordiigii a§k tezahiirii bundan ibaret kalacak... 

(Jan Dark) 1430 ba§larmda (Orlean) da... O da kendisini unutmaya ba§lami§tir, denilebilir. (Orlean) 

Bakiresi, §imdi (Orlean) kasabalisi, kiigiik (burjuva)... Kah Kralm §atosunda, kah kiraladigi kiigiik 

evde, (burju-ivalara mahsus miskin hayati ya§iyor. Kiliseye gidiyor, ata biniyor, ziyafetlere 

katiliyor. Kral tarafmdan bir de asalet unvani almi§tir. 

Burgonyalilar, (Kompiyen)de el attiklari bir iki kopriiyle yetinemiyorlar. Anla§madaki lastikli 

hiikiimlere dayanip biitiin (Kompiyen)i ele gegirmek istiyorlar. Hatta orayi zorla almak igin 

hazirliktalar... 

(Jan Dark) krala ba§ vuruyor: 

— izin verin, (Kompiyen)e gideyim! 

Artik bu tiirlii fevkaladeliklerin havasi ve modasi 



mi§tir. Krai ne «evet!» ne «hayir!» manasina bir tavir osteriyor ve (Jan Dark), bu defa, cebinde 

Kralin verdigi k az bir para, arkasinda da ancak 170 ki§ilik bir kuvvet, (Kompiyen) yolunu tutuyor. 

Yolculugunun iiguncu guniinde bir hendegi geger-iken, birden (Jan Dark)in kopardigi yirtici bir 

giglik... Ati-ini durdurmu§, goge dogru bakmakta; ve arkasindakiler, deh§et iginde, ta§ kesilmi§, 

beklemekte... 

(Jan Dark) gaipler alemine dogru haykiriyor: 

« — Nerede esir du§ecegim? Hemen oleyim, daha 

iyi!» 

Anla§iliyor ki, ona azizeleri g6runmu§ ve du§man eline esir du§ecegini bildirmi§lerdir. Azizeler 

(Jan Dark)a iki aylik bir vade verdiklerine gore yoluna devam edebilir ve yine onlardan aldigini 

sandigi «kaygisizca tevekkul» emrine uyabilir. 

(Kompiyen)... Te§kilat i§leriyle ugra§ir ve koy koy saga sola segirtirken, bir aralik tig be§ adami 

arasinda, kuvvetlerinden uzak du§tu. Emrindekiler, eskisi gibi de-igil, yabanci kandan, inzibatsiz ve 

itaatsiz tiplerle kabartil-imi§... Kar§i geliyorlar, kagiyorlar ve her ihanete hazir du-iruyorlar. O 

sirada, Burgonyalilar da, civarda, ke§ifte ve te§ebbus hazirliginda... (Jan Dark)dan kaganlar, 

Bakirenin, pek yakinda bir koyde ve miidafaasiz oldugu-inu du§man kumandanina haber verdiler. 

Muthi§ bir bogurme: 

— Buyiicuyu yakaladik! 

Ayaklarina, Fransa gapinda gelen avi kementlerine du§urmek igin atlarini mahmuzladilar. Kol kol 

ilerlediler (Jan Dark)in asli kuvvetlerle arasini kestiler, (Kompiyen) kapilarmda etrafim sardilar ve 

miidafilerini kiligtan gegir-^dikten sonra kizi esir aldilar. 

Perde, bir daha aralanmaz §ekilde kapanmi§tir. 



212 
213 

SATILMI§ HAKiM 

" (Jan Dark)i, biraz evvel baskm verdikleri koyde, lo§ bir eve tiktilar. Evin etrafmi silahli 

muhafizlarla gevir-idiler ve haberini Paris'e ugurdular. Haber bir taraftan da, i§ik hiziyle Krallik 

tarafmdan da yayilmaya ba§ladi. Biri miijde, obiirii kara haber... 

Ta tepede i§ik damlayan bir kiigiik pencere, kapka-ira bir ocak, bir masa, bir iskemle; ve Fransiz 

birliginin mu§ahhas timsali mahpus (Jan Dark)... 

Daha ilk giinden Burgonya diikii, kendi gevresi igindeki yerlere bir bildiri gondererek miijdeyi verdi 

ve bu gilgm kiz yiizunden huzuru kaybolan Fransa'nm artik rahata kavu§acagmi ilan etti. 

Obiir taraftan, Krai mahzun, fakat etrafi memnun... 

ingilizlerse bu hadiseye artik zaferlerinin gergek-ile^mesi diye baktilar; ve yoUarmdan Fransa 

biiyuklugun-ide bir engelin kalktigi hissine du§tuler. tngiliz milli gurur politikasi, be§ asir ileriye 

§amil olarak, yabanci bir mille-ite ait birligi yine kendisine pargalatmanm ve onun §ah-ilanmi§ 

timsalini yine kendisine du§man gostermenin mektebini kuruyordu. 

Paris'teki tngiliz Krai naibi, haberi gece vakti, ye-^mek sofrasmda aldi ve oyle keyiflendi, oyle igti, 

oyle co§-itu ki, ba§ma kan gikip oleceginden korkuldu. Ertesi sabah toplanan lordlar konseyi, (Jan 

Dark)m hemen bir guval iginde nehire atilmasmi uygun gordii. Fakat tarihi tngiliz politikasmm 

sinsi ve sogukkanli ilk temsilcileri bu teklifi gocukga buldular. Kurt politikacilar, (Jan Dark)i bizzat 

Fransizlara yargilatip «lanetli» ilan ettirmenin, boylece (Jan Dark) ile beraber biitiin Fransa'yi 

algaltmanm, Fran-isiz milli birligini kirmak sanati olarak biiyiik degerini kestirdiler. 

Konsey §u karari verdi: 



« — (Jan Dark), ne pahasina olursa olsun, Burgon-jjlardan satin alinmali, ve dim bir mahkemece 

yargilan-imalidir! Muhakeme, onun esir edildigi mintikada olmali ve kiz, kiifiir ve sihirbazlikla 

suglandirilmalidir. Krai ve taraftarlari da, bayrakla§tirdiklari ve arkasinda toplandik-ilari (Jan 

Dark)in bu mahkum hiiviyetiyle §erefsiz ve tesir-isiz kuinmaldir!» 

Bunun igin ne lazim? 

Diniyle, vicdaniyle, temsil ettigi kanunun sahte te-isiriyle, adalet ol^ulerinin irzini kuvvetlilere 

pe§ke§ geken seciyesiyle, hak ve hakikat, vatan ve millet haini, odenek-ili bir hakim! ! ! 

EUerini uzatir uzatmaz buldular! 

(Jan Dark) bahsinde yiizlerce has isimden pek azi-^ni andigimiz halde, §enaat abidesi bu hakimin 

admi he-imen ba§a oturtalim: 

(Piyet Ko§on)... 

Zulmiin, hedefi (Jan Dark) ise, bizzat kendisi bu adamdir ve ismiyle cismiyle; manasiyle, 

mahiyetiyle (Jan Dark) kadar miihimdir. 

(Bove) katedralinde, piskopos kiilahli, ruhunun zulmeti suratma vurmu§, kara kuru, karga gozlu bir 

adam... tginin mukaddes tamdigi her§eyi menfaatlerine feda ede ede piskoposluga kadar 

yukselmi§... Burgonya diikiiniin ma§asi... Mukaddes bilinen §eylere ihanetin miikafatmi daha 

zengin dev§irebilmek i^in en sonra tngi-ilizlerin kapikulu... tstilacilar sayesinde nihayet tngiltere 

Krali^esinin musahibi ve Fransa'nm resmi devlet papazi... °agh oldugu dinin vecd ve iman 

cephesiyle higbir alakasi y°k da, ezbercilik ve ukalalik tarafmda biitUn bir iddia... "azik, zarif, derin 

ve emin bir lisana sahip olmak gayre-itinde... 



214 

215 

Fransiz tarihgilerinin, ba§ka bir laf bulamamak zo-irundan «sefil ve al9ak» diye vasiflandirdigi bu 
altmi§lik adam, bir aralik rektorii oldugu Paris Universitesini de, biitUn bir ilim ve hakikat 
namusunu ayaklar altma alip za-ilimlerin servisine girmek yolunda pe§inden sUriikledi. (Jan 
Dark)m ele gegi^inden ug gUn sonra Paris Universi-itesi algagm tahrikiyle, Burgonya diikiine 
ba§vurup Bakirenin, kiifiir sugundan yargilanmak Uzere, kendisine teslimini istedi. Her tUrlU hak, 
kanun, usul, adet di§i is-itek... Dim mahiyet ta§iyan o zamanki Universitede, kendi Uyelerini 
yargilamak hakki var, fakat kilise mahkemeleri-^ne el uzatmak yetkisi yoktur. Boylece, mill! 
kahramam millete suglu gostermek igin en biiyiik ilim merkezinden hiikiim gikartmak've hakikat 
fetvaciligi makammdan ha-ikikatin irzma gegmek gibi bir §enaete zemin hazirlamyor-idu! ! ! MUthi§ 
mi??? 

Burgonya dUkiiniin, efendisinin muhafazasma birakti. (Jan Dark) Ugiincii bir §atoda ve Burgonya 
diikiiniin em-irinde... 

Kralm toplayabildigi yeni bir orduyla (Kompi-yen)dekiler kurtarilip dii§manlara agir bir darbe 
vurulun-ica, Burgonya'lilar tarafi o kadar ofkelendi ki, sinsi bir gii-ilii§le neticeyi bekleyen 
ingilizlere (Jan Dark)i sativerdi-ler. Sati§ bedeli olan 10.000 altmi §atoya getirip teslim eden, 
yukarida bahsettigimiz ve daha gok bahsedecegimiz satilik hakim ve eski iiniversite rektorii (Piyer 
Ko§on) dur! ! ! Kralm teklif ettigi daha biiyiik bir meblag sirf tngi-iliz korkusu yiiziinden kabul 
edilememi§ ve tarihin o giine kadar kaydettigi algak hakimler arasmda bu en §enii -beHki sonradan 
onu gegenler olmu§tur- bizzat ate§e attiracagi mazlumunu daha evvel satm almaya gelmi§tir! ! ! 



(Jan Dark)i, tiktiklan koy kulUbesinden alarak 

(Boliyo) §atosunun kulesine hapsettiler. Oradan da ba§ka 

bir §atoya... ' 

(Kompiyen), Burgonya'lilann muhasarasina daya-inirken (Jan Dark), mahpus bulundugu yeni 

§atodan kagip oraya can atmak igin korkun^ bir tecriibeye giri§ti. Kendi-isini, bilmem kaq adam 

boyu kuleden basit bir iple sarki-itip, gozcii tarafindan bagirilmca a§agiya atti. Tabii §artlar altinda 

pargalanmasi gereken bu vaziyetten, dort giin yat-imakla kurtuldu. 

Bu sirada (7'nci §arl) Luksenburg senyoriine (Jan Dark)in fidyesini verip onu satin almak ve 

kurtarmak igin te§ebbustedir. Fakat kimsenin, tngiliz niifuzuna ve tngil-itere hazinelerine rekabet 

edebilmesi miimkun degil... Ni-itekim (Jan Dark)in muhafizi Luksenburg senyorii, tazyik-iler 

altinda siki§inca bu beladan kurtulmak istedi ve kizi» 

ADALET §EKLi 

Bakire, kanun kaatili kanun miimessilinin eliyle tngilizlere gegince onu deniz yolundan dola§tinp 

(Roan)a goturduler ve (Burvoy) §atosuna kapadilar. Burgonyalilar elinde ve obiir §atolardayken 

oldukga iyi muamele goren (Jan Dark), burada, kalpleri nasirli ve elleri kanli miitehassis 

zindancilar tarafindan parangaya vuruldu. 

tngiliz valisinin segtigi be§ tane, kalbleri ve elleri usta zindancinin kar§isinda §imdi (Jan Dark) 

be§eri istiraplarin en acisini gekiyor... Bunlar, bir ot §ilte uzerinde, vucudu kalin zincirlerle sarili 

geng kiza gozlerini dikmi§, en agir kiifurleri basiyorlar. (Jan Dark), kendisini giy giy yiyen be§ gift 

goze kar§i gozlerini yummu§, higbir kar§ilik vermiyor. Bir Fransiz tarihgisinin tabiriyle «cehennem 

zebanilerinden daha zalim» bu damlar, (JanDark)in ruhunu kemirmeye memur... 



216 

217 

ZulUm zindanlarinin en dayanilmaz tarafi da her devirde bu tarz olmu§tur; efendileri hesabina 
mazlumla-irin ruhlarini kemirmeye memur kopeklerin kotUlUk i§ti-halan... 

Pransa Kralligi gokecektir. Fakat §imdi olduklarindan Uzbin kere kuvvetli olsalar bunu 

b a§ aram ay acaklar ! 

Bu soz uzerine, senyoriin yanindaki tngiliz lordu kilicini gekip miidafaasiz kizin gogsUnii delmek 

istediyse de ba§ka bir -lord, onun koluna yapi§ti; ve (Jan Dark)in bu kadar ucuza ellerinden 

gitmesine engel oldu. 



1430 ki§i o kadar §iddetli oldu ki, kalin kaputlarina bii-riindiikleri halde 18 ya§indaki Bakire ye 
pestil kalinligin-ida bir ortUden ba§ka bir §ey vermeyen zalimler, kizin bii-itUn bir ki§, demirlerini 
§angirdatircasina titredigini gordii-'ler. VUcut yapisi kuvvetli oldugu igin hastalanmiyan, sa-idece 
istirap geken (Jan Dark)in tepesinde bir de sogugun kamgisi sakliyordu. Yedigi de bir gorba ve kuru 
ekmek... Arada bir vali tarafindan bazi vazifeliler gelip, kizin akli-ini ve sihhatini kaybedip 
etmemi§ oldugunu kontrol edi-iyorlar ve raporlarini veriyorlardi: 

— Akli ba§inda, sihhati miikemmel, her azaba kat-i 
laniyor! 

Bir giin, onu tngilizlere satan senyor, utanmadan ziyaretine geldi ve teklif etti: 

— (Jan), eger bize bir daha ba§ kaldirmamaya ve 



silah ^ekmemeye soz verirsen, bedelini oder ve seni tngi-i 

lizlerden geri aliriz. 

(Jan Dark) higbir §ey yapmaya gugleri yetmeyen bu acizlerin tavirlarindaki sefil cakayi anladi, aci 

aci gul-idu ve dedi: 

— Benimle eglenmeyiniz ! Buna ne kuvvetiniz ye-i 

ter, ne cesaretiniz, ne de samimi isteginiz!.. 

Senyor, Kralin da bunu istedigini ve her fedakarligi goze aldigini soyleyince (Jan Dark) mahzun- 

la§ti: 

— Yapamaz, yapamazsiniz! Biliyorum ki, tngiliz' ler beni oldiirecekler! Saniyorlar ki, benim 

olumumle 

1431 yilinin ilk gunlerindeyiz. tngiliz Kralinin resmi fermaniyle (Jan Dark), mahut (Ko§on)un reisi 

oldu-igu kilise mahkemesine verildi. 

O esnada aciz ve §a§kin Krai (7'nci §arl), nihayet (Jan Dark)i kurtarmak igin bir plan du§unebiliyor. 

iki fedai kumandan emrinde bir fedailer grubu te§kilatlandiriliyor ve biiyiik bir mahremiyet iginde 

(Ro-an)daki §atoya bir baskin hazirlaniyor. Fakat her zamanki haber alma hiineriyle tngilizler, 

Fransizlarin biitiin planim ogreniyor ve tarn te§ebbus aninda onlari sarmak uzerey-iken (Jan Dark) 

fedaileri giig bela kendilerini kurtarabili-iyorlar. 

Satilmi§ hakim, (Bove) piskoposu (Piyer Ko§on), tirnaklarma, 19 ya§ma dogru giden ve 20 nci 

ya§mi sure-imeyecek olan Bakireyi gegirmi§ olmaktan mes'ut, zuliim planmi, hak sandigi esaslara 

uydurmakla me§gul... 

itham noktalari, Rafizilik ve sihirbazlik... 

Halbuki: (Jan Dark), gifte zalim ve kafir Piskopo-sun hak sandigi dine herkesten fazla sadik... 

Sihirbazlikla da hig ilgisi yok... 



218 

219 

(Ko§on), itham plani etrafmdaki kuklalar kadrosu nu tertipledi; savcismi, sorgu hakimini, uyelerini, 

her $e yini buldu ve din ve millet adma en biiyiik cinayeti i§le meye hazirlandi. 

Hak Peygamber tsa dininin tahrifgilik miiessesesi kiliseye baglilik iddia edenler, onun adma kendi 

haksiz haklarmi bile ayak altma aliyorlar ve ayni haksiz halkm en samimi temsilcisini ate§le 

yakmaya hazirlaniyorlardi. 

Kilise mahkemesi, (Jan Dark)m, kulesinde hapse-idildigi §atoda toplandi. 

Artik (Jan Dark), bacaklarma vUcudunu ta§itama-yacak kadar bitik, boyuna mahkeme salonuna inip 

gikiyor ve tUrlU maddi ve manevi i§kencelerden gegiriliyor. Oyle ki, i§leri giigleri, kar§isma gegip 

ona gozlerini dikmekten ve her azabi tatbik etmekten ibaret muhafizlari bile ken-^disine aciyacak 

hale gelmi§tir. O mahkeme ki, hakimleri, icracilarmdan daha zalim... Karga gozlU ba§kan, hig 

kim-isenin ula§amiyacagi bir azap verme sanatiyle kizm ruhu-inu ve maddesini lif lif koparmakta, 

zerre zerre gagala-imakta... 

(Jan Dark)i muhakeme eden heyet, piskoposlardan, ba§rahiplerden, ilahiyat doktorlarmdan vesair 
yardimci-ilardan ibaret olarak 95 ki§i. Celselerde sayilari 14 ile 16 arasi degi§iyor. Aralarmda bir de 
(Enkizisyon) temsilcisi var... 

Aralarmdan birkagmm kalbinde kiigiik bir burkun-tu istidadi olsa da, bu beliremiyor ve hemen 
maske altm-^da gizlenmek zorunda kaliyor. 



Karga gozlU ba§kanin etrafindaki obiir yirtici ku^-ilar da kizi gagalamakta birbiriyle yan§ halinde. 
Biri sua-ilini bitirmeden obiirii soruyor ve (Jan Dark), istirabini unutturan bir §a§kinlik iginde bir 
sual kasirgasina §u ce-ivabi veriyor: 
« — Hep birden degil, teker teker soranuz!» 

Dunyaya geli§inden o giine kadar (Jan Dark)a ne 

mak miimkunse higbiri ihmal edilmedi. S° Din olgiilerine aykiri itikatlar beslemek manasina 

len rafizilik, ayrica sihirbazlik ithamlarina (Jan Dark)in cevaplarindaki 6z: 

— Ben kiliseye hepinizden daha fazla sadikim ve 
adaletli bir muhakemeden gegmeye hazirim! Beni Papa 
yargilasin! 

Sihirbazlikla higbir alakam yok ve olmadi. Ne 
aletlerini bilirim, ne usullerini. Okumam yazmam da yok ki, bu i§e dair bir§eyler kari§tirmi§ 
olayim!.. 
Bir aralik hakimlerden biri ba§ini kaldiriyor ve so-iruyor: 

— Her §eyi bir tarafa birakalim ve yalniz §unu ce-i 
vaplandirmani isteyelim: Allah tarafindan g6nderilmi§ oH 
makta tsrar ediyor musun? 

O da, bitik hali iginde dogruluyor: 

— Ayaklarimin dibine gali girpi yigsaniz, onlari 
ate§leseaiz ve beni igine atip sorsaniz yine ayni cevabi 
verecegim! Goklerden emir aldim! 

Ne ag, ne susuz birakmalar, ne hiicresinde sinir tor-piilemeleri, ne celseler arasi i§kence siriginda 

aci gektir-imeler, (Jan Dark)a bir §ey soyletebildi. 

ilim ve hakikati siyaset ve kuvvete feda etmi§ olan Universiteden de mahkemeyi te§vik ve tahrik 

fetvasi alin-idi: 

« — (Jan Dark)in, gozUne gorUndUgunii ve kulagi-nm i§ittigini bildirdigi §eyler, eger yalan ve 

riyakarliktan ibaret degilse, §eytanin ve habis ruhlarin eseridir.!» 

Erkek elbisesi giymesi de kiifiirdiir; ve o, AUahi tezyif eden ve kendi icat ettigi putlara tapan bir 

dinsizdir! 



220 

221 

Bu ithamlar altinda sorguya gekmeler her giin de-ivam etti ve kiz o hale getirildi ki, ku§tu5ai bir 

yatagin kar-i§isinda gunlerce uyutulmayan ve ayakta bekletilen bir in-isan gibi, o ku§tuyu yatakta 

gordiigu oliimu saadet bildi ve bir giin haykirdi: 

— Beni oldiiriiniiz, bana merhamet ediniz ve oldii-iriiniiz! Artik dayanamiyorum! 

Bu sozii soyledi; fakat «al9akliginiza dayanamiyo-irum!» diyemedi de, boyle soyledi. 

Nasil da, yarabbi, her mazlum ve zalim birbirine benziyor! ! ! 

ATE§E DOGRU 

Kilise mahkemesi, 24 Mayis 1431 tarihinde karari-ini bildirmek uzere duru§malarin nihayete 

erdigini ilan et-iti; ve hemen her saat devam eden, diri diri gomiilmekten beter, ruh torpuleyici 

celselerden sonra (Jan Dark), kule-isine ^ikip, zincirleriyle koyun koyuna rahat d6§egine 

uza-inabildi. 

24 Mayis sabahmin §afaginda, hiicresine mahkeme heyetinden bir adam geldi: 



— (Jan)!.. Karar hazir!.. En acikli §ekilde olUme gidiyorsunuz! Eger sadik bir hiristiyansaniz, biitUn 

itham-ilari kabul ve su^unuzu itiraf ediniz ve af isteyiniz! Ba§ka kurtulu§ yok! 

Bu teklifte, (Jan Dark)in hayatini kurtarmak fikrin-iden ziyade, onu kendi agziyle de kotulemek, 

ayrica Krali-ini ve istiklal miicadelesinde olanlari du§urmek gibi bir taktik yatiyordu. 

(Jan Dark) higbir cevap vermedi, ba§ini gevirdi ve akibetini bekledi. 

(Roan) §ehrinin, mahkeme kararlari okunan biiyiik ffleydani, 24 mayis sabahi, igne atilsa yere 
du§meyecek halde. •• Eski bir mezarlik olan bu meydanda, seyrek sey-^rek tahta na^tar arasinda bir 
de fuar kurulmu§... Sagdan soldan gelen saticilar, giyecek yiyecek e§yalarini yerlere dizmi§ler, 
bagirip gagiriyor, mu§teri ariyorlar... Bir taraf-itan da, (Jan Dark)a ait mahkeme ilammi okuyacak 
hakimlere mahsus, geni§ bir merdiven §eklinde siralar... Belli ki, kanun ve hakikat kaatili mahkeme 
ba§kam, oku-iyacagi adalet fermanmi biiyiik bir halk kiitlesine dinlet-, mek sevdasmda... Zengin 
kuma§larla siislenmi§ bu sira-ilarda, ayrica, ruhanilere, senyorlere, kumandanlara ve tn-igilizlere 
gore ihti§amli yerler... Ilik bir Mayis gUne§i her tarafi yaliyor ve heniiz merasim ba§lamadigi igin, 
satici-ilar avaz avaz mallarmi ovmekte devam ediyor. 

(Roan) halki, heniiz yiiziinii tanimadigi, fakat ru-ihunda efsanele§tirdigi (Jan Dark)i gormek igin 
meydana dogru akmakta... Halk iginde, (Jan Dark)i sevenler, azize kabul edenler, hig sevmeyenler, 
§eytan soyundan bilenler, §u veya bu telkin kutbuna bagli olarak dii§iinenler, kiime kiime... Ama 
agzi kilitli ekseriyetin onu kalbinde biiyiit-itiigii, sessiz, niimayi§siz, fakat hakim bir gergek... 
Yeniden be§ muhafiz gelip (Jan Dark)i aldi. Avlu-iya indirdiler ve silahli askerler tarafmdan 
ku§atilmi§ bir arabaya attilar. §atonun tun? kapisi a^ildi ve araba mey-idan istikametine ilerlemeye 
ba§ladi. (Jan Dark), hayatta °'UP olmadigmm bile farkmda degil... Sokaklarda halk °na kelebekten 
daha narin ve zaiflikten u^acak hale gel- mi§ bir kizcagiz diye bakiyor; ve bir vakitler, sirtmda y 
Zlfn, biitiin Fransa'yi fikirdatan insan bu muydu, gibiler-ile en, yiiziindeki hayret gizgilerini 
gizleyemiyor. 



222 

223 

Araba, birdenbire herkesin susup ortaligi oliim sii-ikutuna buladigi ve biitiin-canmi gozlerinde 

topladigi an meydana girdi ve hakimlerin oniinde durdu. Siralar agiz agza, tiirlii renkler ve 

gizgilerle dolmu§... Kizi arabadan indirdiler ve bir siirii muhafiz arasinda hakimlerin kar§isi-ina 

siirdiiler. (Jan Dark), kar§isinda §ahlanan biiyiik adam-ilar dalgasi, koca bir insan denizinin iginde 

bir gop... 

Mahkeme heyetinden, vazifelendirilmi§ birkagi ayaga kalkti ve aralarindan biri, kararin giri§ kismi 

halin-ide bir vaaza ba§ladi. tncilden pargalar okudu, kendilerin-ice din ve imanin ne demek 

oldugunu anlatti ve (Jan Dark) bahanesi altinda i§i Krala ve istiklal miicadelecile-irine kadar 

gotiirerek, Romali hatip (Siseron) iislubiyle, asil yikmak istedigi manaya geldi: 

« — Ey Fransa! Seni 50k istismar ettiler! Sen dai-ima §iddetle hiristiyan bir millettin! Fakat senin 

kralin oHdugunu iddia eden (§arl), bizzat rafizi ve dininden d6n-imii§ bir insan olarak, bombo§, 

§erefsiz ve muvazenesiz bir kiza kapildi ve emrindeki kilise iiyeleriyle beraber dalalete saplandi. 

Havada helezonlar gizerek akan bu ahenkli, fakat ba§tan a§agi sahte laflara kar§i (Jan Dark) a^ik bir 

kii-igiimseme tavri takininca, mahut ba§kan dayanamadi ve avazi giktigi kadar bagirdi: 

— Sana soyliiyorum (Jan)! Kralinin bir rafizi, bir dinsiz oldugunu, sana soyliiyorum! Anliyor 

musun? 

O zaman (Jan Dark), hafif bir reveransla ve bitik viicudundan nasil fi§kirdigi anla§ilmaz bir sesle 

cevap verdi: 



« — Hayir efendim! Bildirmeme izin verin ki, be-inim Kralim, Fransanin krali, dinsiz degildir! O, 
benim ta-inidigim en asil hirstiy andir! Kimse onun kadar imanina ve kitabina bagli degildir! O, 
sizin anlattiginizin ziddi-dir!» 

Halk iginde korkung minltilar, dogrulama ve* ya-ibama sesleri... 
Deminki hatip muhafizlara seslendi: 

— Onu susturunuz! 

Ve laflannin sonunu getirerek, suglu hakkinda kili-ise adaletinin tecelli ettigini, adil hakimlerin 
karar verdigi-ini ve §imdi ilamm okunacagini bildirdi. 
(Jan Dark) haykiriyor: 

— Cevap verecegim! Evvela benim hareketlerim-i 
den, benden ba§ka kimse sorumlu degildir! Ne Krai, ne 
kimse! Benim suglu olup olmadigima gelince: Ne duru-i 
yorsunuz; mademki kilise adma hiikiim vermektesiniz, 
gonderin oyleyse miidafaalarimi Papaya, karari o versin!.. 
Neden korkuyorsunuz? 

Bu ?iki§, hiristiyanlarca, hiikmiin kendi kendisine temyize gidi§i ve o anda bozulu§u gibi bir §ey... 
Ve halk kar§ismda, inkar edilemez §ekilde cereyan ediyor... Mah-ikeme ve ba§kani igin nazik 
vaziyet... Mahkeme uyeleri ta§ kesilmi§, hepsinin dili tutulmu§... 
Balkan (Ko§on) kalkiyor ve utanmadan §u mantigi ileri suriiyor: 

« — Romadaki aziz pederi bu kadar uzaktan araya-mayiz! Buradakiler de hakimdir ve hiikiim 
selahiyetinde-dir. Verilen karar, Romaya ba§ vurmayi liizumsuz kilacak kadar adaletlidir! Oradaki 
aziz Pederse, buradaki de aziz kilisedir!» 
Ve sesini biisbiitUn yiikseltiyor: 

— Dinleyiniz! Karari okuyo rum! 

Halk arasmda ugultu... (Jan Dark)a seslenenler: 

— Ate§e gideceksin! Teklife mecbur olduklari tov-i 
beyi kabul et! Kurtul! 

Kilise kanunlarma gore (Abjurasion) ismi verilen "ir tovbe ve nedamet hareketi, affi 
gerektirebilirdi. 



224 

225 

Mahut ba§kanm evvelden hazirlami§ oldugu tovbe ve nedamet senedi ortaya gikarildi. Bu senette, 
(jan Dark)m, kendisini topyekun kilise emir ve kararma birak-itigi, bir daha erkek kiligma 
girmeyecegi ve saglarmi §6-ivalyeler gibi kesmeyecegi, bir daha silahlanmayacagi ve silahli 
hareketlere katilmayacagi, gUnahkar ve rafizi oldu-igunu kabul ettigi ve artik bunlardan dondiigU, 
§imdiye kadar halki birtakim yalanlarla kandirdigi ve bu §eytani hallerini itiraf ettigi, davasma en 
agir bir hiyanet ve zillet 
iislubiyle yaziliydi. 
Vazifeli §ahis, senedi kiza uzatti: 

— i§te imzalayacagm itiraf, tovbe ve nedamet se-i 
nedi!.. 

(Jan Dark) hayretle sordu: 

— BUtUn bunlar ne demek? Higbir §ey anlamiyo-i 
rum! 



Ba§kandan emir: 

— Anlatiniz, ogretiniz! 

— Biitiin bunlar, sadece kiliseye, diinya kilisesine 
bagliliginizin beyani demek... Ve bu bagliligin §artlan. 
Kiz feryadi basti: 

— Ben diinya kilisesine zaten bagliyim! Gerisine 
aklim ermez ! Ne kelimelerden anliyoram, ne de tabirleri-i 
nizi biliyorum! 

Birtakim ipliamli sozlerle, dolambagli tefsirlerle ve el gabukluguna getirilen degi§ik par§6menler 
iizerinde ba§ka ba§ka metinlerle (Jan Dark)i api§tirdilar, aklini ba-i^indan aldilar, kandirdilar. Elini 
zorla tutup tovbe senedi-inin altinda gezdirdiler. (Jan Dark), imzasinin altina bir de hag i§areti 
kondurdu; ve biitiin bunlari, kiliseye baglilik-itan gayri higbir §ey bilmeden yapti. 
Mahkeme ilami, halkin ve (Jan Dark)in bir §ey an-lamamasi igin bir papaz duasi §eklinde latince 
okundu Karara gore (Orlean) Bakiresi, tovbe etmezse ate§e, eder 

siiresiz hapse mahkiim ediliyor ve omrii boyunca «isti-an ekmegi yiyip keder suyunu igmek» 

cezasina garptiri-iliyordu. 

ingilizler, hileyi evvelden bilmeleri gerektigi hal- 

je birdenbire (Jan Dark)in kurtulmu§ oldugu zanniyle §iiphelendiler, ofkelendiler veya boyle 

goriindiiler. Sira-ilarda ayaga kalkip hakimlerin etrafini sardilar. 

Karara gore (Jan Dark)in hiikiimden sonra kilise emrine gegmesi, Fransiz hapishanesine girmesi ve 

artik ingilizlerin elinden gikmasi lazim... 

Ugultu, patirdi, geki^me, tehdit, bir kari§ikliktir gi-^derken, birdenbire mahut ba§kanin sert sesi 

yiikseldi ve herkese her§eyi anlatmi§ oldu: 

« — Hiikiimliiyii aliniz ve geldigi zindana gotiirii- 

niiz ! » 

Kilise emrine, Fransiz zindanma gegmesini bekle-iyen (Jan Dark) sapsari... Halkm iginden 

homurtular yiik-iseliyor... Askerler ve muhafizlar yere bakiyor... 

Biitiin oyunun, bir an igin (Jan Dark)i ve «efkar-i umumiye» isimli saf mahluku aldatip kizm 

elinden, kendi kendisini, vatanmi ve Kralmi dii§iiren bir vesika almaktan ve kilise kanununa ihanet 

etmi§ goriinmemekten ibaret oldugu, anlayanlarca anla§ilmi§tir! 

PLAN 

Bakire, yine ingilizlerin zindanma iade edilip gece ^okiince, birdenbire hiicresinin kapisi galdi ve 

igeriye Korkung suratlar doldu. Bir k6§ede yanan regine me§'ale-Smm donuk i§igi altmda bu 

suratlar, kabuslarda bile go-immez esatiri hayvan yiizleri... Deh§etle ot §iltesinden ?iPiayan (Jan), 

zebanileri hemen tamdi: Enkizitorlerden, 

227 

226 

Paris Universitesi tlahiyat profesorlerine kadar, bir siirii hakim... Yanlarmda da, kadm elbisesi 

ta§iyan bir terzi... 

(Jan)m zincirleri goziildii, sirtmdaki §6valye gom-ilegi ve zirhligi gikarildi ve kendisine ba§tan 

a§agi kadm elbisesi giydirildi. Sonra oturtuldu ve terzinin kocaman makasiyle, biikliim biikliim 

saglari ta dibinden kirkildi Kirkik sag, kadm hiiviyeti iginde, onun ebedi mahkurnlu-gunun i§areti... 

(Jan Dark) her§eye ragmen memnun... Zira artik kilisenin ve Fransizlarm emrine gegtigini saniyor, 

ingiliz-ilerden kurtulmak iizere bulunduguna seviniyor. 

Fakat heyet higbir §ey soylemeksizin gekilip gitti. (Jan Dark)i tekrar zincirlediler. 



(Jan Dark) yerlere koyu kestane rengi saglanna ve kendisini, kadinligini bile meghul bir hale 
getiren yeni manzarasina bakip agliyor. O artik yeryiizunde aciz ve garesizlerin en aciz ve 
garesizidir. 

Yuziinu ot §ilteye gomdii ve istirapli bir hal iginde dona kaldi. Ve birden, korkung bir hissedi§le 
ziplayiver-di. Bir el etegini kaldiriyor, elbisesini siyiriyordu. Kar§i-isinda, /eni muhafizlardan 
birinin, bir ayi §ehvetiyle uze-irine abanmi§ oldugunu gordii. Avaz avaz bagirarak: — ^ekil, sefil 
adam, uzerimden! Ve dizustu du§urucu bir heybet tavriyle ayaga kalkti. Odadaki obiir muhafizlar, 
hayvan hayvan, ba§lari-ini salliyorlar ve kahkahadan kiriliyorlar... 

(Jan Dark), yiiregine indirecek gibi bir hafakan ya-i§iyor. Ba§ina, olumden, ate§ten, cimbizla lif lif 
yolun-imaktan beter bir§ey getirmek igin, bu hayvandan a§agi in-isanlar, emir almi§ olabilir! 
Bakire, uzerine atilana o tiirlii yalvardi, onu gaibin goriinmez kuvvetleriyle oyle korkuttu ki, 
hayvanin adeta igi burkuldu, biitiin kuvveti kesildi ve ba§i egildi. Ayakta' tiril tiril titreyerek 
kendilerine Allah korkusunu a§ilay 

harika kiz kar§isinda, ug muhafiz birden, k6§eye gekilip sindiler. 

(Jan Dark) onlara te§ekkur etti; fakat tarn iki giin, ki gece, bir lahza bile gozlerini kirpmadi ve 

hayvanlar-idan ayirmadi. 

Ugiincu giiniin sabahi bamba§ka bir te§ebbus... Muhafizlardan biri, (Jan Dark)in bir kenara atilmi§ 

erkek elbiselerini alip ona uzatti: 

— Daha fazla tahammiil edemiyecegiz ! Seni kadin kiliginda gordiikge mutlaka uzerine atilmaya 

mahkumuz! Bize kadinligini unuttur; giy eski erkek elbiseni, biz de seni §6valye kiliginda goriip 

kendimizi aldatmaya, tutma-'ya gali^alim! 

Muhafizlar, kizin demirlerini gozdiiler, geri gekil-idiler, arkalarini dondiiler ve eski kiligina 

girmesini bekle-idiler. 

Fransiz muharirleri, muhafizlarin teklifi uzerine (Jan Dark)a yine bir tecelli oldugunu, tam o anda 

(Sent Margarit)in gorundugunu ve §6yle soyledigini iddia eder-iler: 

« — Du§manlarin saniyor ki, sen, Allah tarafindan g6nderilmi§ olmak roliinden dondiin! Bunun igin 

Sana zenne elbisesini giydirdiler! Hayatina mal olsa da gikar onu uzerinden! Eski kiligina gir ve 

davandaisrar et!» 

Bu iddiaya acemi bir masal goziyle bakmamak mumkiin degildir. Zira boyle bir tecelliye yer 

olsaydi, Or>un, (Jan Dark) a halk huzurunda hileli bir itiraf ve tovbe senedi imzalatirken olmasi 

lazimdi. Ayrica, tngiliz valisi-nin planiyle i§ gordiikleri besbelli olan muhafizlarin bu 'stiraph 

gayretine de luzum yoktu. 

Evet; plan besbelli!.. tngiliz valisi, son gunlerde 

egi§tirdigj muhafizlara hususi emirler vermi§ ve 

bireyi tekrar erkek kiligina sokabilmek igin, iffetine te- 

" Vuz komedyasi oynatmi§tir. Maksat, ettigi tovbeden 



228 

229 

dondugunu gostererek (Jan Dark)i odun yigininin ustiine gikartmak... 

Tarihte mevcut §enaat planlarinin belki en dahice ve canicesi... Bundan, mahut ba§kanin da bilgi 

sahibi bu-ilunmasi 50k miimkiin... Zira o, azat kabul etmez du§man 

u§agi... 

(Jan Dark), erkek elbisesini giydi; ve kaydetmeye degmez ki, hemen igeriye dolan vazifeliler 

tarafindan «t6vbesini bozan ve ahdini gigneyen rafizi» olarak tesbit 



edildi. 

Ayni giiniin ak§ami, biitiin (Roan) §ehri, kizin, ka-idin elbisesi giydikten ve sa^lan kesildikten sonra 

tekrar erkek kiligina buriinmu? oldugunu duymu§tu. 

Muhafizlann ifadesi de §uydu: 

— Zincirlerimi goz, eski elbiselerimi giyecegim 
dedi, biz de gozdiik! 

Tespit i§i bitip de mahkeme uyeleri §atonun bir sa-ilonunda tngilizlerle konu§urken ikinci bir 
komedya... Heyetten biri §oyle diyor: 

— (Jan Dark)in erkek elbisesi giymesinden daha 
miihimi, bunu nasil ve nigin giydigidir. tfadesine bakilir-i 
sa mecbur edilmi§! 

Bu soziin igindeki gizli himaye payina bile dayana-imayan tngilizler: 

— Vay, algak Kralci, hain! 

Diye adamin ustiine yiiriiyorlar ve kili^lari ve bal-talariyle adami delik de§ik edecek oluyorlar. 

Adam o ka-idar urkuyor ki, evine ka^ip di§leri zangirdayarak yatagina giriyor ve gunlerce oradan 

gikamiyor. 

Biitiin bunlardan sonra, (Jan Dark)in kar§isinda Balkan (Piyer Ko§on)... (Jan Dark)i erkek elbisesi 

iginde goriir gormez karga gozleri parildiyor ve kiza soruyor: 

— Ne bu hal?.. Ne gabuk bozdun ahdini! 

— Ne ahdi? 



— Yine erkek elbisesi giymi§sin! 

— Evet giydim? 

— Boylece ahdini bozdun! 

— Eger bana kadin muhafizlar verilmi§ olsaydi, 
kadin elbisesi iginde kalirdim. Fakat muhafizlarim erkek 
olunca, onlara boyle goriinmek zorunda kaldim! Beni an-i 
liyor musunuz? 

— Anlamiyoruz! Erkek elbisesi yerine kadin kili- 
gxyle gelmi§ olsaydin buraya, ne yapacaktin? Mademki 
ahdettin, nasil gignersin sozUnii?.. i§ erkek elbisesiyle de 
bitmiyor! Muhafizlann ifadesine gore, sen yine gaipten 
sesler duyar ve emirler alirmi§ gibi haller igindeymi^sin! 
O halde her bakimdan yine eski yolunda, rafizilik mesle- 
gindesin! ttiraflanni geri almi§ ve tovbeni gignemi§ ol-i 
mak mevkiinde!.. 

Ve hakim cUbbesi altinda adalet kaatili hainler ko-ilunun bu ba§bug tipi, (Jan Dark)i daha fazla 
konu^turma-idan §atonun alt katina indi, orada tngiliz valisini ve lord-lari bir arada buldu ve 
uzaktan haykirdi: 

— Tamam, tamam! Memnun olabilirsiniz, her§ey 
tamam! 

Ertesi gUnii, 29 Mayis 1441, mahkeme, (Roan)in ar§6velklik kilisesinde toplandi; ba§kan celseyi 

agti ve dedi: 

« — (Jan Dark), §eytan tarafindan idare edilen lanetli kiz, birgok §ahidin huzurunda yine goklerden 

ses alma tavirlari g6stermi§ ve hakimlerce sirtina gegirilen kadin elbisesini gikarmi^ ve eski kiligina 

bUrUnmU§tUr. Bu, ahdinden tam bir d6nU§ ve Uzerindeki isnatlari kabul edi§tir!» 

Fakat o anda beklenmedik bir§ey oldu; ruhanilerden biri, i^inde vicdan kipirdanmasina benzer 

bir§ey duymu§ olacak ki, ortaya §u fikri atti: 

« — §imdi bize okunan ahitnameyi bir kere daha 



230 

231 

(Jan)a gostermek ve miidafaasini mahkeme huzurunda aHmak ve ona gore karar vermek daha 

uygun olur kanaatin-ideyim!» 

Her§eyi altiist etmesi miimkun olan bu teklifi, ba§-ikan §iddet ve nefretle reddetti: 

— Katiyen liizum yok! Hadise bir heyet tarafindan oldugu gibi zapt ve tesbit edilmi§ bulunuyor! 

Yeni sahne-iler agmaya degmez! 

(Jan Dark) 30 Mayis 1441 giinii ate§e atilmak uze-ire: «iman ahdinden donmu§ (Relapse)... Aforoz 

edilmi§, kiliseden kovulmu§ (Excommuniee). Batil mezhebe sap-imi§ (Heretique)...» ilan edildi; ve 

yakilacagi meydana araba araba odun ta§inirken, haber, biitiin §ehir ve etrafin-ida, gok gurultusu 

gibi biitiin gece, §afak vaktine kadar patladi, durdu. 

ATE§ 

Fransa'nin en eski ..§ehirlerinden (Roan)in «Eski 9ar§i» meydani... §afak sokiiyor... Alaca 

karanlikta, an-icak dikkatle bakilinca asker olduklari segilen birtakim in-isanlar gidip gelmekte... 

Orta yerde, birkag kari§ yiiksekli-iginde ve gergeve §eklinde dort duvar bir bo§luk... tgi, inti-izamla 

istiili odun dolu... Askerler gidip geliyor ve kenar-ilara atilmi§ odunlari kucaklayip buraya 

getiriyor. Birkagi da, algak duvarin iistiinde, muntazam yigini yiikseltmeye gali^iyor. Kralcilarin 

beyaz haglarina kar§ilik kirmizi Burgonya hagini ta§iyan bu askerlere, ellerini gogsiinde 

kavu§turmu§, uzaktan bakan azametli bir adam var: tsmi-inin ba§inda bir de asalet ve saygi lafzi 

ta§iyan cellat haz-iretleri... Verdigi emirlerin hassasiyetiyle tatbik edilip edilmedigine dikkat 

halinde... 

Dort duvann ve odun istifinn ortasinda, iistiinde 

ncirler sarkan bir direk... Hiikiimlii bu direge ve o zin-cirlere baglanacak... 

Odun istifi, kisa boylu bir insan yiiksekligine var-^mak iizere... 

Meydan etrafindaki (gotik) yapilarin pencerelerin-ide §imdiden bir siirii kafa... 

i§te hakimlere, kumandanlara, kilise mensuplarina ve ileri gelenlere mahsus tribiinler gatmi^ olan 

marangoz-ilar, tahtalara son givileri mihlamaktalar. Aci gekig sesleri, kisik kumanda seslerine ve 

odun takirtilarina kari§iyor. 

i§te, i§te, meydana bir ingiliz askeri kolu giriyor ve gepgevre etrafi tutuyor. tngilizlerin elinde, 

kirmizi harf-ilerle yazili koca bir levha... Odun istifinin kar§isina bir direk diktiler ve levhayi astilar. 

Onbe§inci asir Fransizca-si ve imlasiyle yazili levhada §unlar: 

«Jan; yalanci, habis, istismarci, kahin, batil itikatgi, kafir, iman gelici, hodbin, mii§rik, zalim, 

ahlaksiz, §eytan davet^isi, donek, rafizi...» 

Bu satirlarin sonuna kadinlik edati eklenecek olur-isa iislubuna da yakla§ilmi§ olur. 

Giine§ dogdu. 

(Jan Dark), hiicresinde, diziistii, duada... Kapisi agildi. t^eride muhafizlar uykulu hallerinden 

silkinip kalktilar. t^eriye iki papazla yardimcilari girdi! 

Oliim haberi!.. Ate§te yakilarak!.. 

(Jan) o kadar fenala§ti ki, bir an, kendisini kayde-^decek hale geldi: 

« — Bana bu kadar zalimce mi kiyacaklar? Her pis-"ge kar§i korudugum viicudumu kiil haline mi 

getirecek-ler? Bir kerecik de olsa boyle olmektense defalarca ba§i-mm kesilmesini tercih ederim! 

Her §eyi AUah'a mutlak "akime havale ediyorum!» 



232 

233 

Biraz sonra kendisini toparlar gibi oldu; ve diz 96-kemeyecek kadar yorgun oldugu igin, yatagina 
gokere^ duasina devam etti. 

Tekrar agilan kapi... Gelen bir iki mahkeme uyesi-nin ortasinda, Balkan... (Jan), gozlerini onun 
karga gozle-irine dikip haykirdi: 

— Sizin yiizunuzden ate§te yanacagim! Piskopos! 
Piskopos sustu ve sonra, sakin goriiniicu bir eda ile 
tane tane soyledi: 

— Ba§iniza gelenlere sabirla katlaniniz! Oleceksi-i 
niz; giinkii ahdinizi tutmadiniz ve ilk halinize dondiiniiz! 

— Eger beni tngilizlere teslim etmeyip kendi zin-i 
daniniza atsaydiniz, yanimda ba§ka gardiyanlar buluna-i 
cak ve dedikleriniz olmayacakti. Onun igin, Allah huzu-i 
runda sizden davaciyim! 

Balkan sapsari kesildi ve higbir kar§ilik vermeden gikip gitti. 
Kalanlardan birine (Jan Dark) soruyor: 

— Bu ak§am ben nerede olacagim? 

— AUahtan umidiniz yok mu? 

— Var, hem nasil var!.. Onun lutfiyle nerede ola-i 
cagimi biliyorum! 

(Jan Dark), papazlardan, o an igin dini telkin istedi; fakat aforozlulara bir §ey yapilamiyacagi 
cevabini aldi. Hiristiyanlik akidesince din ve iman tevzii i§i papazlarin inhisarinda oldugu igin, 
onlar vermedikge kalbler bir §ey alamiyordu. 

(Jan)in istegini a§agi kattaki mahkeme ba§kani pis-ikoposa bildirdiler. O da, yetkisi igindeki izni 
lutfetmekte mahzur gormedi: 

— Ona istedigini veriniz! Dini telkin merasimim 
yerine getiriniz! 

En onde, hag ta§iyan ve oliim halinde bulunanlara mahsus latince ilahiler okuyan zift kilikli 
papazlar, tam 160 askerin arasmda (Jan Dark), sokak sokak dola^tirila-irak «Eskigar§i» meydanma 
getirildi. Meydanda, elleri mizrakli, 800 tngiliz askeri... Koylerden akip gelenlerle beraber, 
meydanda, mah§eri bir insan birikintisi... Mey-^dana bakan pencerelerle damlarm ustiinu hayal 
edebil-imek yeter! Halk isimli o binbir ba§li mahlukun, her yerde oldugu gibi, burada da, bayram 
etmeye mi, tarihin en bii-iyiik hailelerinden birini gormeye mi geldigi bir muam-ima... Saticilar, 
zamparalar, agizlar, geneler, eller, mideler ve kursaklar hep birden faaliyette... Tribiinlerde de, en 
parlak uniformalariyle zulum azametinin figurleri... Ara-ilarmda karga gozlu ba§kanm saga sola laf 
yeti§tirdigi ve niikteli hikmetler savurdugu belli oluyor. Bu, en biiyiik numarasi olarak, igerde 
gergekten bir kizm yakilacagi tarihi bir sirktir. 

(Jan Dark), oliim alaymm ciger yirtici trampet ses-ileriyle tribiinlerin oniinde arabadan indirildi. O 
kadar bi-itik ki, giplak ayaklan yere basar basmaz biitiin vucudu dokiilecek gibi bir hal oldu. 
KoUarmdan tuttular ve hakimlerin oniine surduler. 
Orada, mahkemenin son kararma ait bir nutuk din-iledi: 

« — (Jan), sukunetle git! Kilise artik seni koruya-imaz! Git ve encamm neyse g6r!» 
(Orlean) Bakiresi, iki asker arasmda dimdik, on-binlerce gozun hedefi ve tribiinlerden gelen 
fermanm mu-ihatabi: 



« — Sen bir rafizi ve doneksin! ^urumu§ bir uzuv olarak, obiir uzuvlan gUriitmemen igin, kilise seni 

Hiristi-iyanlik vucudundan kopanyor ve ate§e atiyor!» 

Halk denilen o binbir ba§li mahlukun §imdi de ag-ilamaya ve sessiz sedasiz g6zya§larini silmeye 

ba§ladigi 



234 

235 

goriilmekte... Siikut ve ruhlar Uzerindeki baski o kadar agir ki, onbinlerce insanin bir arada susmasi 

ve yahu? gokte ugu^an kirlangiglarin konu§masi gibi bir harika var ortalikta... 

(Jan Dark) diz ^oktU ve duasina ba§ladi. Allahtan Kralina merhamet, gUnahlarina magfiret ve 

dU§manlarina, tek istisnasiz, af diledi. 

Her taraftan hi^kirik ta§iyor. Yalniz tngilizler kas-ikati... (Jan) ayaga kalkti ve olUrken gogsUne 

basmak igin bir hag istedi. 

Veren olmadi. Bir asker, odun dokiintUlerinden bir degnek segip ikiye boldii, gaprazvari bagladi ve 

(Jan Dark)a uzatti. Bu bir tngilizdi. 

BUtUn bunlar olurken, gUne§ tepe noktasina yakla§-imi§ bulunuyor. Nerdeyse kiliseler ogle 

ganlarina ba§laya-icak... tngilizler arasinda sabirsizlik alametleri... 

ingiliz valisi, (kont) sifatli asil, ayaga kalkti ve as-ikerlerin yanindaki cellada haykirdi: 

— Vazifeni yap! 

Kizi sUriiklediler, o.dunlarin UstUne gikardilar ve direge bagladilar. O zaman aci bir ses duyuldu: 

« — Ey §ehir, ey §ehir! OlUmiimden, korkarim, ba-i§ina bir §ey gelmesin!» 

Cellat, kizin elindeki tahta hagi gekip aldi ve ba^i-ina UstU yazili, kagittan bir kiilah gegirdi. Ustelik 

yazilari da okudu: 

« — Rafizi, donek, miirted, mU§rik!..» 

BUtUn meydan (Jan Dark)in haykiri§iyle ginliyor: 

« — Hayir asla! Ben bunlardan higbiri degilim! Ben saglam bir hiristiyanim!» 

Ve oniindekilerden rica ediyor: 

« — Ate§ yanar yanmaz hagi bana dogru uzatinizl-Ruhum uguncaya kadar onu bana gostermekte 

devam edi-iniz!» 

^ildirtici trampet sesleri... Cellat regineli me§alesi-» odunlarin bo§luk yerlerini dolduran galilara 

uzatti. 

Duman, duman, duman... (Jan Dark) dumanda kayboldu. 

Her tarafindan ate§lenen odunlarin galilari tarn alevlenince duman kalmadi. 

Alevler iginde (Jan Dark)... Gozleri kendisine uza-itilan hagta ba§i egik, yiizunde takallUslerin en 

acisi... Ete-iginden ve gomleginden yukariya dogru kurulan kiigiik alev yilanlari... 

Duyulmami§ bir sesle, cigerleri paralanarak bagir-^di: 

— Takdis edilmi§ su! Su getirin! 

Biri, istedigi sudan getirmek uzere kiliseye ko§ar-iken, alevler (Jan Dark)in yiizune kadar gikti. 
Tribiindeki ruhaniler kagi§iyor ve aralarindan biri haykiriyordu: 

— Bu kizin ruhu nereye gidiyorsa, oraya gitmesini 
istedim ruhumun! 

Alevler iginde (Jan Dark)in ustii ba§i yanmi§ ve bembeyaz vUcudu meydana 9ikmi§, buzulur gibi 
kivrildi-igi goriiluyor. Firlayan gozleri hep salipte... 
BUtUn meydanin UstUne ta§ gibi inen giglik: 

— JezU! (isa Peygamberin ismi.) 



May dan altUst... Sag dizinin UstUnde yere goken-iler... 

Her tarafi dola§an yanik et ve yag kokusu... tkinci ve daha hafif ^iglik: 

— Jezii! 

UgiincU ve kisik ses: — Jezii! 

Artik (Orlean) Bakiresi, adam boyu ejderha alevler basinda eriyen, biikiilen, k6miirle§en bir 

zambak... 

(Jan Dark)m kiil haline gelmesi igin boyuna ate§i 



236 

237 

canlandirdilar ve direge bagli komiirden viicudu saatlerce yakmakta devam ettiler. 

Nihayet viicut direkten indirilip bir guval iginde toz haline getirilmek ve (Sen) nelirine dokiilmek 

istendigi zaman, tier tarafinin k6miirle§tigi, yalniz kalbinin oldugu gibi kaldigi goriildii. Kalbi de 

odun ve komiirde yaktilar, Fakat efsaneye gore, yanmadi. 

(Orlean) Bakiresinin kiilleri, ak§ama dogru, silke-iledikleri bir guval i^inden, vicdan azabi gibi 

bulanik akan sulara serpildi. Artik o, siyah kehribar renkli atinin UstUn-ide, Fransiz Milli Birliginin 

armasini ta§iyan bir sembol-idiir. 



(IX) CEM SULTAN 



238 

FATiH'iN ARKASINDAN 

Onbe§inci asrin ikinci yarisi... §u, ilk yarisinda, Fransayla tngiltere arasindaki 100 sene 
muharebelerinin sona erdigi, Fransiz istiklal ve milli birliginin kurtarildigi, fakat (Jan Dark)in 
goktan ate§e atilmi§ bulundugu asir... BUtUn bunlardan 90k daha miihim olarak da, yarisinda, 
Bizansin TUrkler tarafindan fethedildigi, §arki Roma im-iparatorlugunun silindigi, Yeditepe 
Uzerinden ha? golgesi-inin kaldirildigi ve muazzam hadisede kendisine ba^langi? bulan Yenigagin 
agildigi asir... Asirlar iginde en yiiklUler-iden ve yaftalilardan, bu asir... 
Dogu Anadoluda Uzun Hasan, islam devleti tacin-ida pirildamaya ba§layan Osmanli yildizini 
sondiirmek rgin sinir boylarini birbirine katarken, ayni yildizin en bii-iyiik dU§mani kilise, biiyiik bir 
«Ha9lilar» plani kurmak-ta — Papanin emrinde Venedikliler, Napoli ve Kibris kral-8Xl ve Rodos 
§6valyeleri, bu planin demirba§ goniillUle-ri— Ustelik Akkoyunlu hiikiimdari da onlarla birlik... 
239 

Moskova prensi de arkalarinda... Plan, Fatih tranlilar saldirir saldirmaz, donanmayla ^anakkale 
bogazini ge(v mek ve tstanbula yiiklenmek... Moskova prensi UgiincU Ivan ise Kirim Haniyle 
birle§ip TUrkleri §imalden tosla-iyacak... 

Yardimcilari arasinda miislUman hiikiimdarlari da bulan Papa, gozlerinde biitiin Hiristiyan aleminin 
hi§mim toplayarak baktigi Fatih hakkindaki umitlerini gabucak kaybetti. Zira Fatih, Dogu 
Anadolu'da kendisinden 40 gun haber alinamami§, ustelik tUrlU bozgun haberleri ya-iyilmi§ken 
birdenbire goge kaldirdigi zafer tugiyle, ig ve di§ du§manlarini yere goktUriivermi^ti. 



Uzun Hasan'i budadiktan sonra Fatihin'in ilk emeli, onunla i§birligi yapan ve islam ulkesine en 

yakin bir ka-rakol belirten Rodos §6valyelerini yok etmektir. 

Rodos'a kar§i Mesih Pa§a kumandasinda ilk te§eb-ibusu kirilinca biiyiik bir kuvvet toplamaya 

ba§ladi, §ehza-ide Cem'i Suriye taraflarina gonderdi, elaleme hamlenin Suriye'ye yoneltildigi 

zannini verdi ve tarn harekete giri-i§ecekken, birdenbire oldii. 

Sebep, ani ve korkung bir sanci; iki biiklum kiv-randiran ve pe§inden oldiiren sinsi bir illet... 

Fatih'i gizli bir el mi zehirledi? 

Bu, tarihin biiyiik §iaphelerinden biridir. 



Ne cilvedir ki, bu yere gokenler arasmda, Fatih'in sevgili oglu Cem Sultan'da vardi. Biraz sonra 

mizacmi yakmdan goreceginiz bu ate§li ve aksiyoncu §ehzade, Tercan ovasmda babasmm yildizmi 

kararmi§ goriince, hemen padi§ahlik hirsma kapilmi§, babasmm tstanbul'da-iki vezirlerini kendisine 

biy'at ettirmeye kadar davranmi§-iti. Ama Fatih'in dogu smirlarmda yiikselen tugu tstan-ibul'dan 

goriiniince her §ey degi§mi§, §ehzade Cem api§ip kalmi§ ve biitUn memleket Fatih'in uzaklardan 

gelen fer-^manmi yerine getirmeye ko§mu§tur: 

— trikemiz bir ba§tan bir ba§a §enlikler yapsm! DU§man ezilmi§tir! 

Fatih istanbul'a doniince, §ehzadesine, babasi ha-iyattayken saltanat hirsi a§ilayanlarm «vUcut 

noktalarmi hayat defterinden kazimi§», fakat gozbebegi §ehzadesine kiyamami§ti. 

Cem'in saltanat hirsi, babasmm ayagi kayar gib' oldugu zamandan ba§lar. 

Fatih, Uzun Hasan iizerine yiiriirken, Cem'i geride birakmi§ ve yanma iki §ehzadesini almi§ti: 

Mustafa ve Bayezid... Mustafa d6nU§te 6lmU§ ve zamanenin §airini aglatmi§ti: 

Tahtm degi§ti tahtaya, §eh Mustafa kani? 

Ve i§te, §ehzade Cem'den 12 ya§ biiyiik Bayezid, §imdi iizerinde hilal i§ildayan kohne Bizans 

tahtmm varisi... 

Ba§ta Roma, biitiin Hiristiyanlik aleminin ganlari Saga sola sallaniyor... «Katran libasli ve §eytan 

asali» pa-Pazlarm miijde naralari bu ganlar... 

Zira, istanbul'u fethedecek kumandan ve orduya Peygamber miijdesinin mazhari Fatih Sultan 

Mehmed, ar-itik diinyada degil... 

Kiliselerde ayinler ve kendilerince §iikiir dualari... 



240 

241 

Hayallerine gore, bu gidi§le Avrupa'yi neresine kadar kapsayacagi me^hul bulunan tslam-Tiirk 

fetihleri artik durmu§tur. 

i§te, kapanirken, talihsiz Cem'in de macerasmi ka. payacak olan Onbe§inci Asrm ikinci yansmdan 

bize aitba§lica gizgiler!.. 

Osmanli padi§ahlari iginde ilk defa ttalyali bir res-isama rahat rahat poz veren Fatih, olgu ve 

gelenege fazla aldirmadigmi gosterici bu hareketini, bir de, kiigiik §ehza-idesinin dogumunda 

yapmi§ti: 

— Edirne saraymda ^igek hatundan dogan §ehza-idemizin ismi Cem olsun! 

Ba§tan ba§a Ahmed'lerin, Mehmed'lerin, Os-iman'larm, Orhan'larm vatanmda Yunan (Bakiis)iiniin 

Farsli ornegi, kiifiir efsanesi kahramanma ait bu ali§ilma-imi§ isim de nedir? 

isimlerden bir §ey ^ikmaz; fakat her §ey onlari se-igen ruh haletlerinden gikar! 



Evvel ve ahir, ruhlardaki islam saffetine musallat, gizli Pars ve Bizans tesirinin a§iladigi ilk 
zevklerden biri-ini mi gosteriyordu bu isim?.. 
Nitekim Cem Sultan'in oglu da Oguz Han'dir. 

ot arabasmi devirerek g6stermi§ti. tleriye dogru, bagli Idugu viicudun 6z biinyeye kaynami§ tirnagi 

halinde dii§mana degil, kendi etine batacak olan bir intihar silahi, heniiz millet emrindeki dava ve 

gaye askerinin seciyesini kaybetmedigi halde her an bir ayaklanmaya giri§ebilirdi. Artik o, yava§ 

yava§, tefessuh devresine girmektedir. 

Ni§anci Mehmed Pa§a biitiin bunlari du§unerek, bir taraftan Amasya'da Bayezid'e obiir taraftan da 

Kara-imanda Cem'e haber ugururken, Fatih'in olumunu Yenige-riler'den sakladi. Hunkarm naa§im, 

gizli bir tabut iginde, kapali bir arabayla Saraya getirtti. Fakat Yenigeriler hadiseyi duydular ve 

sanki kar§ilarmdaki korku kendileri-ini zorla isyana davet ediyormu§ gibi ayaklandilar. ^ar§i-ilari 

bastilar. Yahudi mallarmi yagma ettiler ve Sadrazamm evini basip kendisini paraladilar. 

isyan kuvvetli bir darbeyle bastirildi. 

Tahti Cem Sultan'a layik goren Karamanoglu Meh-imet Pa§anm gizlice Karaman'a ko§turdugu 

adam yolda yakalandi ve bogazlandi. §ehzade Bayezid ise hemen ati-ina atlayip, pe§inde 4000 atli, 

sirtmda kara bir matem elbi-isesi, kisa zamanda Uskiidar'da goriiniiverdi. 

Biitiin tstanbul'u inleten ses: 

— Padi§ahim 90k ya§a! 

Saray kapilari ardma kadar agildi. 

Artik iki karde§ birbirine dU§man... 



Fatih'in olUmiinde §ehzade Bayezid Amasya'da, Cem de Karaman'da... Oralarm beyleri... 
Fatih'in olUmiyle ba§siz kalan Istanbul biiyiik bu tehlike ya§iyor... 

Haci Bekta§-i Veli'nin, sirtmi ok§adigi ve «din-u devlet»e miibarek olmasmi diledigi Yenigeri, 
tereddisinin ilk alametlerini daha fetih gUniinde Devlet Reisinin yo»u' 

KARDE§ MUHAREBESi 

Bayezid 34, Cem 22 ya§mda... tkisi de ortadan bi-iraz uzun boylu ve babalari gibi §ahin burunlu... 
"ayezid'in yiizUnde gamli ve ige bagli bir heybet, ^-em inkindeyse di§ hadiselere tahakkiim hirsmm 
sertli-81 — Birbirine tam zit mizagta iki karde§... 



242 

243 

Bazi tarihgi geginenlerin ve halk portrecilerinin Cem'e bigtikleri kuzu suratli (Melankolik) prens 
gehresi gergegin tam aksidir. Mizacmda §iddet ve asabiyet kopii' ren, aksiyoncu, hamleci, gozUkara 
insanlara mahsus yaHgm yiiz... Cem budur! 

Bayezid, derinligine dindarligi bakimmdan bir miiddet sonra alacagi, «Bayezid-i veli» sifatmm, 
gehre-isinde ilk izlerini belirtirken, Cem, dindarligma dindar, fa-ikat onu ruhunun sir mmtikalarma 
kadar indirememi§ bir di§ hareket ihtirasmm biitiin gizgilerini, edasmda ve sima-ismda gosterir. 
Hangisi Fatih'e daha yakin diye sorulacak olsa, muhakkak Cem'dir demek lazim... Zira, Fatih, 
ruhunun manalari zaptedi§ine de denk olarak, di§ planda ve sigli-igma bir aksiyoncudan ba§ka 
bir§ey degildir. Fakat §arki Roma tmparatorlugunu gokerten aksiyonu o kadar bii-iyiiktiir ki, onu, 
mana aleminin tig buudu iizerinde de bii-iyiik gosterir. 



Dogu ve Bati dillerini (Fars^a ve Latince) bilen, miisbet bilgilere de biiyiik alaka duyan Bayezid; bu 

haliy-ile beraber derinligine miimin olmak vasfini da ilerletmi§, fakat bir devlet reisi igin temel §art 

olan biiyiik hareket rahuna yabanci kalmi§ti. 

ideal kivam, en ileri ornegi Hazret-i Omer ve bii-itiin Sahabilerde goriildiigii gibi, iki kanadi birden 

takin-imakta... Bu da AUah'in sayili kuUanna nasip... 

Bayezid, Fatih'in «n6bet borazanini bayku§ ve per-dedan 6riimcek» diye vasfettigi eski Bizans 

sarayina gi-rer girmez, ilk i§ olarak ressam (Beliini)nin yaptigi baba-isina ait portreleri, ruhuna 

acimtrak geldigi igin bir kenara atmak oldu. Bu kadarinin §eriatge bir yasagi olmasa da, ruha 

acimtrak gelen bu his kadar da makbul bir§ey ola- 

maz. 

Yildirim Bayezid ile beraber, son zamanlarda 

y dogru giden igki igmeler, harem eglenceleri gibi eyler de kokiinden kaziniverdi. 

Yine Bayezid, din ve derinligine iman bahsinde biiyiik bir gilesi olduguna inanmadigimiz Fatih'in 

«Kanunnamesi»nde, herkesten fazla kendi i§ine gelmesi icap eden §u maddeden faydalanmayi asla 

dii§iinmedi: 

« — Her kemesneye evladimdan saltanat miiyesser ola, karinda§larin nizam-i alem igin katletmek 

miinasiptir. Ekser-i ulema dahi tecviz etmi§tir. Aninla amil olalar...» 

Yani Fatih, kendisinden sonra gelecek sultan nesiHlerine vasiyet ediyor: 

— Taht'a giktiniz mi, size rakip, olabilecek, aileniz-ide kim varsa boynunu vurdurunuz! Bahaneniz 

«nizam-i alem»dir. Din alimlerinin goga da bu fikirdedir. Boyle yapmiz. 

Zaten bu madde, bazi dalkavuk din alimlerinin (ham ve kaba softa bunlardir) fetvalarma ragmen 

§eriat ruhundan ne kadar uzakla§maya ba§landigmm en §a§maz delili... Tefessiihiin ilk alameti, fetih 

ve §evket devrimizin igindedir. 

i§te Bayezid, bu maddeye ragmen, ne Cem'i, ne de obiir taht namzetlerini ortadan kaldirmayi 

dii§iindii. Cem, kendisine kilig kaldirmadan da ona kar§i higbir te§ebbiiste bulunmadi. 

O, kaleminden dokiilen §u misram adamidir: 

Nice bir feryad edem, 

Korkmaz mism AUahtan?.. 

O, karde§ kaatili olmak §6yle dursun, gergek «ni-izam-i alem» mevzuunda bile makamma verilen 

hakki, ayni makamm en biiyiik §ani afla kar§ilayici bir mizacm sahibi... 

Tahta gikar gikmaz nasil olsa Cem'in bir bela gika-iracagmdan emindi ama, asla pe§in harekete 

giri§medi ve muhteris karde§ini uzaktan koUamakla kaldi. 



244 
245 



. Cem, hemen Karamanda kuvvetlice bir ordu topla, di ve hizla Bursa iizerine yiiriidii: 

— Saltanat benim hakkimdir! 
Elinde bir de gerektirici bir sebep var: 

— Ben, Fatih'in padi§ahligmda dogmu§ §ehzadesi- 
yim! Bayezid ise babamizm §ehzadeliginde diinyaya gel- 

. di. Hak sahibi, sultanm, sultanlik zamanmda dogan oglu- 

dur. 

Yeryiiziinde Cem Sultan'm saltanata liyakati bah-isinde ortaya attigi mantiktan daha mugalataci bir 

mantik bulunup bulunmadigmi §iiphelidir. Demek Cem'den sonra Fatih biitiin Avrupa'yi zaptetseydi 



de cihan hakani ilan edilseydi, o zamanki §ehzadesi Cem'den de imtiyazli ola-icakti! Yahut 

saltanatina kisa bir fasila vermi§ olsaydi, bu sirada dogan §ehzadenin, agzini agmaya bile hakki 

olma-iyacakti. 

Cem (sofistik) mantigin bu en ahmak ve goz boya-iyici giki^iyle isyan bayragini agti ve yiiklendi 

Bursa'ya... 

Bursa'yi aldi, orada 1 8 giin kaldi, hazineye el atti, adina hutbe okuttu, sikke bastirdi. 

Bayezid ise bizzat Cem'in ustiine yiiriimeye karar verdi ve Rumeli'den gelecek askeri beklemek 

iizere Us-ikiidar'a gegti. Bir taraftan Aya§ Pa§ayi Mudanya'dan Bur-isa'ya sevkederken, bir taraftan 

da Cem'in lalasi Yakup beyi elde etti ve karde§inin kuvvetlerini Yeni§ehir ovasi-^na gektirdi. 

Yeni§ehir ovasindaki gati§mada lalanin bir-^denbire Padi§ah tarafina gegmesiyle, Cem tek ba§ma 

kali-iverdi. Kiigiik bir maiyetle, Cem atmi karni yere suriinur-cesine ko§turarak kurtulabildi. Ayagi 

yarali, Konya'ya can atti. Annesi ^igek Hatun, kizlari, oglu §ehzade Mu-irat, hep Konya'da... Yalniz 

Oguz Han tstanbul'da ve Bayezid'in §efkat kucagmda... 

Cem, bakti ki, i§ yok, biitiin ailesi ve yakmlariyle Misir'a, oradan da Hicaz'a, hacca gitmeyi 

du§undu. 

246 

Eski tarihginin diliyle: 

« Acele ile iki tig giinde alip gitmeye kabil olan esba-kaymp, validesinin ve evladmm ve cevarisin 

gogurup...» 

Yola gikti. 

Tarsus, Adana, Halep, Balebek, §am... Nihayet Kudiis ve oradan Misir... Aylarca yol... 

^erke§ memluklerinden Misir Sultani Kaytbay, 

Cem'i kucakladi: 



A 



« — Sen benim evladimsm! Gam gekme!» 



P «Veli» lakapli Bayezid'in iistiin ahlakma bakm ki, yolda Cem'in oniinii kesip kagmasma engel 

olmak isteyen ve ona tecavuz ve hakaret eden bazi §ahislar huzuruna 91- kip da hizmetlerine 

kar§ilik ihsan istedikleri zaman onlara §6yle demi§ti: 

« — Halka gereken, saltanat kime nasip olursa ona itaat etmektir! Devlet biiyiiklerine kilig gekmek 

biiyiik sugtur! Siz kim oluyorsunuz da Cem'e tecavuz ediyorsu-inuz? Sonra da algakligmiza kar§ilik 

ihsan istemeye geli-iyorsunuz ! » 

Ve cezalarmi vermi§ti. 

Cem Misir sultanmi, karde§ine kar§i, kendisi ve azi Anadolu beyleriyle ittifaka hazirlamayi tecriibe 

etti. Fakat imkansiz... Sultan mukavemet ediyor. O sirada hac zaniani geldi; Cem ba§ini aldigi gibi 

Hicaz'a ko§tu, ihra-ma girdi, saltanat hirsini unutur gibi oldu ve ta yiirekten "accini yerine getirdi. 

Bir §iirinde; «Rum illerinin §ehin§a-"i olsan sana hac nasip olmazdi; bu muazzam devleti ka-a 

§Ukret!» diyor ama, yine de her §eyi sultanlik 

247 

esasina bagladigini ve igindeki ukdeyi gizliyemedigi^ fark edemiyor: 

ihram ile biiriiniip, nola kefen giyinsem? 

Nu§eyle cam-i vahdet, i§ret demidir ey Cem! 

Misir Sultanini fiilde istedigi yone gekemiyen Cem, ondan bir sUrii para yardimi gorerek Suriye 

hudu-iduna geldi. Orada, Padi§aha zit olan Karamanoglu ve Enguriye beyiyle g6rU§tU. Onlarla 

birlik olarak Konya'ya sizdi, bir ordu tertipledi ve Bayezid kuvvetleri kar§isinda yine tuzla buz 

oldu. Bu vaziyette bile Bayezid'in anla§ma tekliflerini kabul etmedi. tile TUrkiye'yi, Anadolu ve 

Ru-imeli halinde ikiye bolmek ve bir pargasini almak istiyor-^du. Bayezid'in: 

« — Ki§kirticilarin sozlerine uyma ve etegini miis-liiman kaniyle lekeleme! Git Kudiis'te, o 

miibarek belde-ide otur; ve ihtiyacin, hazine masrafin neyse her ay bizden al!» 

Teklifini de dinlemedi. 



^olugunu gocugunu Misir'da birakmi§ ve artik tek ba§ina her maceraya atilmak karanni vermi§ 

bulunuyor-idu. 

Cem'den Bayezid'e: 

Sen bister-i giilde yatasin §evk ile handan, 

Ben kill do§enem kiilhan-i mihnette sebep ne? 

(Sen gill yataginda §evk ile gulerek yatasin da, ben mihnet kiilhaninda kill d6§eneyim; sebep ne?) 

Bayezid'den Cem'e: 

Hac-cul Haremeynim diye davalar edersin; 

Ya saltanat-i diinye igin bunca talep ne? 

(Hem hac yolunda ahiret davasi edersin; hem "e diinya saltanati igin bunca istek gosterirsin; manasi 

ne?) 

ESiR §EHZADE 

Cem Sultan, Padi§ah kar§ismda ikinci hezimetine du§unce, Karamanoglu Kasim Bey'in te§vik ve 
takdimiy-ie Rodos §6valyelerinin kucagma dU§mekten kendisini koruyamadi. KUfUr askeri Rodos 
§6valyelerine gUya mi-isafir olacak, diledigi zaman ayrilmakta serbest bulunacak ve her alaka, 
yardim ve saygiyi gorecek! ! ! 

Halbuki islam dU§manligmdan ba§ka gayeleri oHmayan Rodos §6valyelerinin, Cem Sultani 
Bayezid'e kar-i§i silah diye kuUanacaklari ve bu silahi dogrudan dogruya tslamiyete yoneltecekleri, 
bedahet... Cem'in, ileride ba§i-ina tak edince ve her §eyi anlaymca gosterecegi celadete kar§ilik 
ba§ta belirttigi gaflet, affedilir gibi degildir. 

Rodos §6valyeleri, §evketlU Cem Sultana, kendi is-^tegiyle, ha§metli bir misakname gondererek, 
ona istav-rozlu sinelerini agtilar: 

«Necabet canibinizden gonderilen Dogan ve SUleyman adli elgiler eliyle asil namenizi aldik. 
Namenizden ogrenmi§ bulunuyoruz ki, necip zatmizla aramizdaki eski sevgi ve bagli-iliga 
dayanarak bizimle miizakerelerde bulunmak, ogUtlerimize gore davranmak istiyor ve bunun igin 
bizden birkag gemiyle bir misakname gondermemizi rica ediyorsunuz. Asil zatmizm ar-izularmi 
ogrenince, kar§ilikli sevgi ve bagliligimizm halisiyeti dolayisiyle, emniyet ve selamette bulunmaniz 
igin bir kalyonla bir karavel, bir gektiri ve §ark sularmda bulunan iki gektiriyi hazirlattik. Bu 
gemilerin kumandasmi ha§metlu tspanya Krali-nm akrabasmdan, bizim de biiyiiklerimizden 
(Dominik Alvaro do ^uniga)ya verdik; ve kendisine asil zatmizi geregi gibi ko-^ruyup Rodos'a 
getirmek i§ini ismarladik. Belirli maddeler iize-nnde kur§un miihiirlerimizi ta§iyan misaknameyi 
ayrica takdim ediyoruz. Boylece necip zatmiz, iyi bir neticeye erecek olan ar-zulanm fill mevkiine 
gikarabilirler. Sihhat ve saadetleri ba§lica diiegimizdir. Rodos -12 Temmuz 1482» 



248 
249 

i'j 
I,. 

Cem Sultan bu mektupla, ili§ik misaknameyi go-iriince hemen kandi, Rodos §6valyelerinin 
samimiligine adeta inandi. Fakat elgisi SUleyman bey, ta§idigi (Frenk) lakabma ragmen onu 
uyandirmaya gali§ti: 



« — Hayir, dedi; itimadiniz yerinde degil!.. Ben on-larm edalanndan hayr eseri koklayamadim! Ahd 
ve misaktan muratlari, sizi ele gegirmekten gayri bir §ey de-igildir. Eger bana sorarsaniz bu 
kafirlere siginmanizi hi^ bir bakimdan uygun bulmam!» 
Cem, kalakaldi, ku§kulandi, kaygilandi; etrafinda-ikilere sordu: 

— Ne dersiniz, kafire guvenilebilir mi? 
Ne cevap verseler begenirsiniz: 

« — Kafirler ahdinde miistakim olurlar.» Hig olmazsa: 

— Bizim gibi Muslumanlik taslayanlara nispetle... 
Diyebilselerdi; ve kiifrii medhedercesine laf etme- 
selerdi... 

Cem, ilk inam§mda... 

(Alvaro) diikii, be§ parga gemiyle Anadolu kiyila-rmda... 

Hagli gemiler miisluman §ehzadeyi 37 ki§ilik mai-yetiyle aldi ve salip ulkesine dogru yelkenlerini 

§i§irdi. Geminin hagli sancagi istikametinden Anadolu kiyilarma bakan Cem, bilmiyor ki, bu, Tiirk 

topragmdan ebedi ayri-ili§idir. 

Rodos'ta debdebeli kar§ilama... Ustii bir ugtan obiir uca hah kapli hususi iskele... Karada nefis bir 

at... Gege-icegi sokaklara gigek serpili... Duvarlarda ipekli ve sirmali kuma§lar ve ge^it ge^it 

armalar... Kendisini kilisede bek-ileyen ba§ §6valye... Emrinde bir saray... Esir §ehzade o an 

mes'ut... 

Bir Tiirk tarihgisinin tabiriyle «Kendisini dininin yurdunun dU§manlarma teslim etmi§tir» Cem 
Sultan... 

Bundan boyle o, biiyiik hak sava§gilarmm §erefle ta§idigi ulvi mazlumluk sifatma degil, ancak 
sugunu ode-itiri bir ceza mazlumluguna layiktir. 
Hukmumuz biraz sonra gelecek... 

Rodos §6valyelerinin beyi, Cem §erefine bir surii §enlik tertipledikten ve ona gostermedigi riayet 
birakma-idiktan sonra, hususi odasmda tiiylii kalemini eline almi§. Papa (4 uncii Sikstus)e yaziyor: 
« — Muslumanlarm igreng toplulugunu mahvetmek artik hiristiyanlarm elindedir. §ehzade Cem'e 
asker verilecek ve yar-idim edilecek olursa taraflilari kuvvet kazanir. Cesaretten uzak olan karde§i 
Sultan Bayezid de bundan son derece korkuya du-i§er. Bayezid'in emrinde iistiin kumandanlar 
yoktur. tglerinde tek ustiinu (Otrant) fatihi Gedik Ahmet Pa§a... O da Padi§aha aykiri. Sultanma 
kar§i hareket etmek igin firsat koUuyor. Hatta Cem Sultana mektup yazmi§ ve talihinden 
umitsizlige kapilma-masmi, §imdilik hadiselere uymasmi tavsiye etmi§... Yunan iHlerini ve Ege 
adalarmi geri almak igin bundan guzel firsat bulu-inamaz! Bu neticeye varmak igin hiristiyan 
hiikumdarlarin bii-iyiik fedakarliklarda bulunmalarina da ihtiyag yoktur! Bize, §ehzadenin 
taraftarlari ve Anadolu'da elinden gitmi§ vilayetlere hasret geken Karaman Beyi yeter! Cem'e 
edecegimiz tekliften alinacak neticeyi §u anda kestiremiyorum... §u kadar bildirebi-ilirim ki, onun 
muhafazasina biiyiik dikkat gosterilecek ve ken-idisine boyuna iimit vermekten geri 
kalinmayacaktir. Eger sefer a^mamiza Allah izin verirse bu davada elden gelen gayreti sar- 
edecegiz. Olmazsa, yine AUah'tan iimidimizi kesmeyerek, va-Ziyete gore Rodos'un menfaatlerini 
dii§iinecegiz. Bir dii§mana Ve bir kafire(!) verilen sozde de durmak lazimdir.» 



250 
251 
Rodos Beyi (Do Biisson), buna benzer namelerden birgogunu hiristiyan hiikiimdarlara da gonderdi. 



§imdi i§, Cem'in Rodos'ta mi, yine §6valyelerin muhiti olan Fransiz manastirlanndan birinde mi 

muhafa-iza edilmesinde... 

Rodosta kalirsa Bayezid daima tela§ta olur ve §6-ivalyelerin sesi tok gikar. Fakat Rodos ve Cem, 

bu yiizden beklenmedik bir darbeye de hedef olabilir. Uzaklara gi-iderse belki daha emniyette olur 

ve daha biiyiik gapta planlara esas te§kil edebilir, ama, bir k6§ede unutulabilir de... 

Giinlerce devam eden tarti§malar sonunda i§i biis-ibiitUn dagittilar ve higbir karara varamadilar. 

Cem, gizli tarti§malari haber aldi; ve §6valyelerin zahiri saygi galvanizi altmdaki hakiki niyet 

madenlerini farketti. 

Ve birden her§eyi anladi! 

Eyvah, ne etmi§ti de, kurtulu? ararken kendisini, kUfriin bu en dikenli kucagma atmi§ti? 

Eyvah ki, eyvah! -, 

— Frenk Suleyman, koca Frenk Stale yman! Ne ka-idar hakliymi§sm! 

Diye dovunuyor ve kuru bir tac hirsiyle vatanmm ve ruhunun du§manlarma sigmmi§ olmanm 

sefaleti altm-ida inliyor... 

Eserimizin ba§mdan beri yaptigimiz gibi, higbir §ey gizlemeden soyliyelim ki, Cem'in bu ana kadar 

al-igakga gidi§i, esirliginin bir oldu - bitti te§kil etmesinden sonra kahramancadir. O, sanki kendi 

istememi§ gibi esir du§tugu ve sefaletini duymaya ba§ladigi andan itibaren gergek mazlumlugun 

e§igine ayak basmi§tir. 

i§te hiikiim!.. 

ilk i§ olarak karde§i Sultana tazallum edici bir 

ektup yazip gizlice gonderdi; ve bu mektupta kendisini 

ke§iz gostermekten ba§ka bir gaye gUtmedi ve higbir 

istemedi. Her an karde§ine ve memleketine kar§i bir 

ilah olarak kuUanilmak ihtimalinden kagmak igin de, §6- 

valyelerden, Fransa'ya gonderilmesini istedi. 

Bayezid ile sulha yatmak politikasma donen §6val-iyeler, Cem'in dilegini her bakimdan cana 

minnet bildiler. Onu Anadolu'dan getiren kalyonu hazirlattilar; ve paha bigilmez miidafaa ve 

taarruz aletlerini, Fransa'daki top-iraklarma gondermekte mahzur gormediler. 

GURBET 

Talihsiz §ehzade Cem, bilmem kag pare yelkenini §imal riizgarmm pupadan §i§irdigi kalyonda, 

gittikge sili-inen kiyilara bakarak du§unuyor: 

Rodos'ta tam 34 gUn kalmi§tir. i§te islam sahilleri-ini sislere gomerek, sisler iginden dogmasmi 

bekledigi ye-ini bir aleme dogru sUzUlUyor. Rodostan hareketinin gece-isi §6valyelerin reisi ona 

parlak bir ziyafet vermi§ ve yaHdizli bir kupa iginde §arap ikram etmi§ti. 

— Te§ekkUr ederim. §arap igmem! Dinimizde ha-iramdir. 

— Bravoo! Ben dinine sadik insanlardan ho§lani-irim! 

§6valyelerin Beyine bir taahhiit senedi vermi§ti: « — Taht'a giktigim takdirde Rodos §6valyeleriyle 

ebedi sulh iginde ya§amayi... Tebaalarmm TUrkiye'yle serbest ticaret yapmalarmi ve gUmriik 

resimlerinden muaf Utulmalarmi... Rodos beyinin her sene, kadm ve erkek, TUrkiye'den 300 esir 

satm alabilmesini... §ahsima Rodos- 



252 

253 

ta edilen masraflara kar§ilik olarak §6valyelere ISO.Ooo altm borglu oldugumu... Bildirir taahhiit 
senedidir.» 



Cem, 5 Recep tarihli bu senedi (Malta evrak hazi nesinde sakli) eliyle imzalami§ ve altina muhriinu 

bas-mi§ti. 

Melul melul ufuklari hecelemeye gali^an prensin yanma sokulalim... 

Kendisini goren bir Avrupalidan ogreniyoruz: 

« — Uzunca boylu, saglam biinyeli... Yiizii ve hali azametli... Gozleri mavi ve biraz §a§i... (tbn-i 

Kemal'e gore biiyiik bir korku aninda felcimsi bir §ey gegirmi^ ve gozleri oyle kalmi§) Kalin ka§lari 

birbirine kavu§acak ka-idar gatik. Sol ka§i yukariya kalkik, sag ka§i du§uk... Agzi ufak ve dudaklari 

kalin... Dudaklari sol tarafindan bii-'kuk... Sol gozunun kapagi sik sik goziinu perdeleyip son-ira 

kalkiyor. Burnu minkari ve ucu hafifge sola meyilli... ^enesi ufak... Kumral sakali seyrek ve tenine 

yakin, kisa kesilmi§... Kafasi biiyiik, kulaklari kiigiik, viicudu tik-inaz... KoUari, kalgalari, bacaklari 

ve ayaklari ahenkli... Viicudunun belirtmemesine ragmen, gevik... Sigramakta, ata binmekte, 

avcilikta, ok atmada hiinerli... tstedigi oHmazsa, ofkesi gozlerinin hareketinden ve sesinin 

aciligin-idan belli... O zaman sedasi, kegi sesi gibi tizle§ir. Kar§isi-ina niifuz ve itibarli biri gikinca 

yiizii hemen diizelir. Siikiinetle konu§urken vakarli ve al9akg6niilliidiir.» 

Bunlari anlatan ve manalandirmalari biraz da ken-idisine gore yapan Avrupali §ahit, onun hayat 

hususiyetle-iri hakkinda da §unlari soyliiyor: 

« — ^ok yer... Midesi bir firm gibidir. Kokulu §er-ibetler iger... Yiyip igmesi bir prense 

yaki§mayacak §ekil-idedir. Yemegi agzina alinca gignemez, yutuverir. Kizart-imalari sever, 

ha§lamalardan ho§lanmaz. Ekmegi az yer-meyvelere bayilir. Sicaga soguga, aliga tahammiilii pek 

yoktur. ^ok terler, o kadar ki, sicak havalarda alnindan 

,e yanaklarindan ter bo§anir... Zayif giyimlerden 90k , aZZeder. Soguk ve sicak, banyo yapmaya 

dii§kiindiir. Si-icak suyla yikanip soguga dalar. Yiizmesi miikemmel... Mevsiminde her giin 

denizdedir. Etrafindan sikilmaz. Ga-vet dikkatli ve etrafini kontrol edicidir. Kederli ve dii§iin-iceli 

hali daimidir. Yabancilar kar§isinda §en goriinmeye gali^ir. Son derece dindardir. Peygamberin 

getirdigi ka-inunlara hassasiyetle baglidir. Oyle asabidir ki, bir yerde uzun miiddet mihlanip 

kalamaz. Kalacagi evin biitiin oda-ilarini inceden inceye muayene eder. Taragalari 50k sever ve 

yazin oralarda yatar. Edebiyat ve yazi sanatina alakasi biiyiiktiir. Sirp kral ailesine mensup 

annesiyle kiigiik 90-icuklarini Misir'da birakmi§tir.» 

Cem'in arkasindan Rodos §6valyeleri Bayezid ile bir sulh anla§masi yaptilar; ve hem Cem'in 

muhafaza ve ia§esi ve Bayezid'e kar§i zararsiz kilinmasi i^in Padi§ah-itan para almak, hem de onu 

en tesirli bir silah gibi elle-^rinde bulundurmak imkanina erdiler. 

Cem Sultan, 1 Eyliil sabahi Rodos'tan gikip 35 giin sonra (5 Ekim) Fransa'ya vardi. Kar§isinda, 

giizel korula-iri ve ihk havasiyle (Nis)... 

«Vukuat-i Sultan Cem»den: 

— Nitse (Nis), derya kenarinda bir mahbup §ehr ic*l- Mahbup ve mahbubesi gog idi. Bag ve 

bahgelerinin hesabi yog idi. 

Cem, gikarildigi (Savaua) dukaliginda, Fransa Kra-1 Ul inci Liii)den izin gelinceye kadar 4 ay 

bekletildi ve u miiddet iginde biiyiik hiirmet ve riayet gordii. (Nis), 



254 

255 

biitiin giizellikleriyle ayagina serilmi§ti. O da bu giizeli^, lerden bol bol gimlendi. 
Adeta unulmaz yarasini unutmu§ gibi misralar do-ikiiyor: 
Acaip §ehr imi§ bu §ehr-i Nitse! 
Ki kalur yanina her kim nitse! 



Cem'in yanindaki TUrklerden birinin notu: « Anlann adetlerinde setr (ortunmek) olmaz. Belki 

6pu§mek, kocu§mak fahrieridir. Oynayip dinlenmelu olicak yad (yabana) erlerin dizlerinde 

otururlardi. Boyun koluk agik... Aralarinda bir gayet mahbubuye Merhumun taalluku (ilgisi) 

olmu§tu.» 

Cem'in Fransa'da bir dilbere a§ik oldugunu anli-iyorsunuz. 

Cem (Nis)de §iir iistiine §iir dokiiyor: Cam-i Cem nu§eyle ey Cem bu Frengistandir! 

Firsati fevteyleme, iy§eyle, stir zevk-ii safa! Kimseye baki degil devran, bu diinya fandir! 

Hublar kendi dilince nagmeler agaz eder, Raks ile reftar edenler huridir, gilmandir. 

CUmlesi zerrin kemer, altunlu dibalar ile, Ba§lari zerrin kiilah, hem kollari Uryandir. Elma-u-armud- 

U-narenc-u-turun^lar bilhesap, Fmdik-u-fistik-iinnab-u-gi^ek reyhandir. 

i§te zavalli Cem'in hali!.. 

Hiristiyan diinyasmm kendi uzerinde neler tasarla-idigmi anlayamiyor, «Frengistan»in renk ve 

gizgileri kar-i§ismda kendisini kaybediyor; ve tam bir «tenperverlik* 

inde gayesini unutarak diizenledigi misralarm sonuna, JL de dim zevk katmak gibi bir sunilige 

du§uyordu: Ver salati Mustafa'ya, ta ki Hak azad ede, §ol yigitle kim Frenkte bend ile zindandir. 

YUrii var, ey Bayezid, sen siire gor devranm! Saltanat baki kalir derlerse ol yalandir! 

Cem, (Nis) ten gikarilip, daima Rodos §6valyeleri-inin emrinde diyar diyar gezdirildikten, hiristiyan 

hiikiim-idarlar arasmda payla§ilamaz bir nimet haline getirildik-iten, tUrlU politika oyunlarma alet 

edildikten, her yerde bir «dilber-i efreni» e a§ik olduktan, hazin §iirler yazdiktan, kagmak igin ettigi 

her te§ebbUste ba§arisizliga ugradiktan sonra, dondii, dola§ti; birbirine rakip hiristiyan 

hiikiim-idarlarin hakemi ve hiristiyanlik davasinin merkezi Papa-iligin, yeni Papa (8'inci Inosan)in 

kucaginda solugu aldi. 

PAPANIN ELiNDE 

Hafif taraflarini gordiigUniiz Cem Sultan, belde belde ve §ato §ato dola§tirildiktan sonra «Cem 

Kulesi» di-iye kendi ismiyle yaptirilan bir yerde karar kilmi§ ve artik agikga «§ahane esir» 

manzarasini almi§ti: 

Koparir ba§ima kiyamet ah! 

Ne beladir bu kadd-U-kamet ah! 

Devletimdir visal-i yar amma 

Bana yar olmadi o devlet ah! 

i§i gUcU §iir yazmak ve hayvanlarla ugra§mak... En Qok sevdigi, bir maymun, bir de papagan... 

Maymuna sat-irang oynamayi, papagana da «Allah Sultan Cem'e yardim etsm!» diye bagirmayi 

6gretmi§ti. 



256 

257 

Papa, Bayezid'in rakibi Misir Sultaninin bir milyon duka teklifine ragmen, Cem'i, Fransa Krali ve 

Rodos §6-ivalyelerinin elinden, siyaset ve dini otorite tavriyle alma-iyi bildi. 

Cem, memleketinden ayrilali 7 yil gegtikten sonra, (Vatikan) sarayinda... 

Onu (Vatikan)a getiren muhte§em alayin riikiinle-irinden Rahip (Mateo), g6rU§UnU §6yle 

gergeveliyor: 

« — Bana 40 ya§inda kadar goriindii. (Halbuki 30 sularinda) YUzU sert ve korkung... VUcudu dolgun 

ve dimdik... Gozleri §a§i ve biri daha kapali... Burnu §ahin, gizgileri aci dolu, her tarafa baki§i 

kaygili... Tipki baba-isi...» 



Cem o gece istirahat edip, ertesi gUnii Papanin kar-i§isina gikacak... Hiristiyanlann «Mukaddes 

Peder» dedik-ileri kibir heykelinin huzurana nasil gikarilacagina dair, Cem'e, o gece bir nutuk 

gegtiler: 

« — Cemi memleketin padi§ahlari bunda geldikte adettir ki, Papanin ayagini operler, ilia meger 

Alman Be-iyi dizini oper; iki koronasi,-.yani iki boynuzlu taci oldugu ecelden... tmdi, sizler dahi 

vecih budur ki ayagin opesiz... Bari hig olmazsa dizini opmek gerektir.» 

Cem cevap verdi: 

— Bunlar papanin ayagini operler; ya siz beyleri-i 
niz birbiriyle bulu§unca nigin kiigiik olan buyiigun ayagi-i 
ni opmez? Kaldi ki, saltanat bakimindan Papadan daha 
ulular vardir. 

Papanin adamlari izah etti: 

— Bu ayak 6pu§ten, krallar ve beyler m 
iimit eder. Bu mana ba§kalarinda yoktur! 

«_ Ya, dedi Cem; oyle mi?.. Ben AUah'tan ba§ka kimseden magfiret ummam! Bu bakimdan Papaya 
hig * tiyacim yoktur. Olume razi olurum, buna olmam! Dinl ihanet ve zarar eri§tirecek i§ 
i§lemem!» 

Ve ilave etti: 

« — Ben araniza aht ve misakla gelmi§ bir garibim! Bunca zamandir beni zulumle hapsettiniz! 

Nihayet Papa davet etti diye buraya getirdiniz! Nasil bilirseniz yapin!» 

^eki§me biiyiidii, Cem dayatti ve bu rolU asla ka-ibul etmiyecegini kat'i bir dille bildirdi. 

Papa'ya anlattilar ve emir aldilar: 

— Onu kendi haline birakin, incitmeyin, nasil is-i terse oyle yapsin! 

14 Mart 1489... Papa, §arki Roma tmparatorlugu-inu kokiinden kaziyan islam Ba§bugunun esir 

oglunu Ro-ma'da kabul ediyor... 

Her tarafi somaki mermer ve cilali ta§ kapli, tava-inini heybetli sutunlarin tuttugu divan salonunda. 

Papa, birkag basamakla gikilan bir taht Uzerinde... Ba§inda Ug koronali tag... Parmaklarinda elmas, 

yakut, zUmriit dizile-iri... UstU ba§i sirma i§lemeli... Saginda ve solundaki kiir-isiilerde kardinaller... 

Etrafinda da obiir divan Uyeleri ve elgiler... 

Cem, saginda ve solunda Papanin iki murahhasi ve arkasinda 14 ki§ilik maiyeti, azametle salona 

girdi. 

Acaba Allah ResulUniin «Kibirlilere kibretmek sa-idakadir» mealindeki hadisini hatirliyor muydu? 

Cem Papaya dogru yiiriidii ve belli ba§li bir mesa-ifede durdu. Ba§iyle o kadar hafif bir selam verdi 

ki, far-ketmek bile zordu. 

Ba§inda sarigi, dimdik, tahtin merdivenlerinden ^ikti ve Papaya bir ahbap gibi elini uzatti. Papa bu 

eli sik-1 1 ve Cem Sultani kendisine dogru gekerek boynunun iki lafindan optU: 

* — Ho§ geldin! Ugur getirdin!» 

« — Ho§ bulduk! Yaninizda oldugumdan memnu-Ulii! Sizinle hususi olarak gorii^mek isterim!» 

« — G6ru§Uruz! Roma'ya sadece iyiliginiz igin ge- 



258 
259 



tirildiniz! Bu vaziyet hayirli bir netice verecektir. Merak etmeyin!» 
tig gUn sonra Cem Sultan ve Papa, hususi §ekilde kar§i kar§iya... 



Cem, Papa'ya 7 yiUik macerasini, Rodos §6valye-ilerinin nasil ahitlerini gignediklerini ve kendisini 
nasil tu-izaga du§urduklerini anlatti. Papadan insaf bekledigini, Misir'a goluk gocugun yanina 
gitmek istedigini ve bunun igin yardim bekledigini soyledi. 

Cem goluk gocugundan bahsederken agliyordu. Papa da onunla beraber aglamaya ba§ladi. Fakat bu 
te-imelsiz hassasiyet Papanin planini gelebilmi§ degil: 

— Misir'a gitmeniz ancak saltanat umidinin kayi-bindan sonra du§unulebilir. Size tahtinizi 
saglamak igin her §eyi yapacagiz ve en iyi muameleyi edecegiz. Emin ve miisterih olunuz! 
Cem'i bir taraftan.Macarlar ister, bir taraftan Vene-^dikliler kollar, bir taraftan Napoli kralligi 
avlamaya ba-ikar, bir taraftan da Misir Sultani satin almaya gali§irken Papanin tasarisi, biitiin 
hiristiyan memleketlerin katilaca-igi bir «Haglilar Seferi»dir; ve Cem, bu seferin Bayezid'i 
devirmeye ve Islam ordusunu pargalamaya mahsus en gu-ivenilir silahidir. Bu yolda Papanin zaferi, 
emrine girmi§ ve memleketinin ig anla§mazligini salip davasiyle birle§-itirmi§ bir miisluman 
§ehzade elinden gelebilecegi kadar, dinini fedaya hazir bir sultandan gelemez. Bunu gayet iyi 
anlayan Papa, Cem'i Hiristiyanliga gekmek igin higbir gayret sarfetmeksizin onu salibe alet olmaya 
suriikluyOl ve Cem de artik nasilsa i§i sezmeye ba§liyor, 

Bir gun Papa onu yanma gagirip agzini aradi: 

— Senin, memleketine kar§i zafer kazanman t^l" 

iyi cephe Macaristan'dir. Eskiden gok istemi§sin oraya itmeyi— Ne dersin; gondereyim mi seni 

oraya?.. 

Artik hakikati gormeye ba§layan Cem, atildi: 

— Macaristana gidince, onlarla beraber islam or-^su uzerine yiiriimek icap eder. Boyle olunca da 
memle-iketimin alimleri, hakli olarak benim kiifriime hiikmeder, gen dinimi diinya saltanatina 
vermem! Sultan Osman'in vatani ve kani nerede kaldi? 

Papa bu cevaba ve onun igindeki Hiristiyanlik nef-iretine oyle sinirlendi ki, biitiin maskelerini 

du§ururcesine haykirdi: 

« — Var git oyleyse, bir bucakta kopeklerle yat!» 

Papanin, Cem anlamasin diye latmce savurdugu bu kiifure, o dili gayet iyi 6grenmi§ olan §ehzade 

hemen §u kar§iligi verdi: 

« — Size siginan, itten beter olmayip da ne olabi-ilir?» 

Papa kulaklarina kadar kipkirmizi kesildi; bin tiirlii oziir dileyi§le Cem'i kandirmaya gali§ti ve elini 

sikip dai-iresine iade etti. 

Cem Sultan'in Macar Kralina verilip verilmemesi ve «Haglilar Seferi» meselesini miizakere etmek 

maksa-diyle Romada bir kongre toplandi. Bu arada Misir Sulta-ininin Cem'e kar§ilik Papa'ya 

yiizbinlerce altun ve «Hagli-ilar Seferi»ne iltihak teklifi reddolunuyor ve eger Cem'i birine vermek 

lazimsa bunun Macar Krali oldugu cevabi iriliyordu. 

Kongrede Venediklilerden ba§ka biitiin hiristiyan memleketlerin murahhaslari hazir... 

Planlar hazirlandi, TUrklere kar§i Ug ordu tertiplen-imesine ve birgok cepheden harekete 

gegilmesine karar irildi. 



260 

261 

Fakat i§in ba§i olan Macar Krali (Matyas)in bir denbire olUmiyle her §ey suya dU§tU ve «Haglilar» 
Umidi kaybedildi. Hiristiyan hiikiimdarlar, Papanin bu sun'i gay. reti bo§a gikinca yine kendi 
dertlerine dU§tUler ve birbir-ileriyle geki§meye koyuldular. 



Cem Sultan, Papa'nin elinde artik bir taarraz silahi degil de, Bayezid'in Hiristiyan diizyasina 

taarruzunu en-igelleyici bir miidafaa vasitasi olarak bulunuyor. Cem, el-ilerinde miikemmel bir 

silah; fakat kullanabilen yok!.. 

SALiBE DA VET 

Cem, Hiristiyanlik aleminin merkezinde ve muallakta kimsenin sahip olamadigi, kimsenin de 

biiyiik bir istismara alet edemedigi bir hayal mostraligi halinde bekletilir, hiristiyan milletler de 

dala§irken, birdenbire Romada muazzam bir haber patladi: 

ispanya'da Girnata.du§mu§ ve Endiilus miisluman-larmm hakimiyeti sona ermi§tir! 

Hiristiyanlik renginin buladigi Batiya kar§i MuslU-imanliktan renk alan Dogunun, Garp Avrupasi 

cenup ucunda (tspanya yarimadasi) gergekle^en kat'i hezimeti!.. 8'inci Asirda (Puatye)de ba§layan 

kirilma, 15'inci Asir-ida, Garp Avrupasi cenup ucunda tamamlanmi§tir. 

Bir de §ark Avrupasi cenup ucu (Balkan Yarima-idasi) vardir ki, tslamiyet o ugta §imdilik taptaze 

ve zaferi-inin ba§inda... Ama, Avrupada ba§layan ve tarafimizdan hemen murakebe ve muhasebe 

edilemeyen «R6nesans -Yeniden Dogu§» yiizunden, ilerisi karanlik... 

iki asir sonra §ark Avrupasi cenup ucunda da ayn> (dekadans)a ugrayacak ve taarruz gigirini 

kapayacak olan tslami ruh, Avrupayi §ark ve garp uglarindan kavrayiOl kiskacini kapatabilmi§ 

olsaydi, bugun diinyada medeni" 

et biitiin gergekligiyle bir tane olacak; ve ismi §u veya L ama manasi Biiyiik Dogu'dan ibaret 

bulunacakti. 

Cem, EndiilUs miislUmanlarinin Avrupa'dan sUriil-idUgU ve Romada §enlikler ba§ladigi haberini 

alinca o ka-idar UzUldii ki, kendisini yatagina, yiizUkoyun atti ve hig- kira higkira aglamaya ba§ladi. 

(Kapitol)Un tepesindeki tung ganlar biitiin §ehri iir-ipertiyor... (Vatikan) sarayi, iginde cinlerin 

balosu varmi§ gibi i§iga boguluyor... Sokaklarda, keyfinden deli gibi ko-i§u§an insanlarin ellerinde 

regineli me§aleler... Goriilme-idik bir bayram... En acisi fener alayindaki temsili bir lev-iha: Bir 

araba iginde tspanya Krai ve Kraligesi, ellerinde yaldizli defne dallari, kurulmu§ oturuyorlar... 

Ayaklarinin altinda da, iistiine pas pas gibi bastiklari, zincirlere vuruHmu? Gimata Emiri Ebu 

Abdullah... 

Manzarayi penceresinden seyreden Cem, higkirik-ilar iginde bogulmaz da ne yapar? Bu mana, 

adeta kendisi-ine kar§idir; ayni manzarayi §ark Avrupasinin Cenup ucunda da gormek isteyen ve 

onun igin Fatih'in §ehzade-isini ellerinde tutanlarin tiittiirdiigii mana... 

§enliklerden birkag giin sonra, Bayezid'in elgisi, ilk defa olmiyarak Roma'ya geldi. Bu elgi. Papaya, 

Padi-i§ah tarafindan, giiya Hazret-i tsa'ya ait bazi e§yayi hediye edecek ve §ehzade Cem'e bagli 

mall ve siyasi meseleler iizerinde anla§maya gali§acakti. Bo§ konu§malardan son-ira. Papa, elgiye 

§6yle dedi: 

« — Padi§ahiniz hazirlaniyor! Eger Hiristiyan memleketlerinden herhangi birine taaruz edecek 

olursa, Cem artik miisliimanlari ikiye bolmekte birebir silah oHmaktan gikacak; fakat 

Hiristiyanligin manevi zaferi baki-icindan, Miisliimanliga giiya muazzam bir darbe te§kil edecek... 

Zaten birinci yonden zafer bir tiirlii gergekle§e-imedigine gore, §imdi dava ikinci istikamette...» 

Papa Cem'i kar§isina oturtmu§: 



262 
263 



— Merhametinizi ve hiristiyan fakirlere alakanizi 
gok begeniyorum! 

— Basit bir §ey!.. Biiyiitmeye degmez! 



— Her halde tiksinilecek insanlara kimse yardim 

etmez! Goniilden bir ilgi ve sevgi olmadan bu i§ yapila-i 

maz! 

Cem susuyor ve Papanin baklayi agzindan gikar-imasini bekliyor. 

Papanin agzindan bakla gikti: 

« — Misirdan oglunu getirt! Ona kardinallik vere-ilim! Bizim dinimize girin!» 

Cem, §ehla gozleri deh§etle agilmi^, haykirdi: 

« — §ol gunlere kaldik ki, bizi dine dahi davet ey-iler siz! ! !» 

Ve devam etti: 

« — Ben sizden Misir yolunu istedim; siz beni batil yola ^ekmek istiyorsunuz! Pekala bilirsiniz ki, 

insana kendi dininden ba§kasi batildir. Benim igin tslamiyet hak din iken, siz kendinizinkinden, 

doniip benimkine girebilir misiniz? Netice: Kardinallik, hatta Papalik degil biitiin yeryiizunun 

servet ve saltanatini verseniz ben yine dinim-iden donmem! Boyle teklifler bize i§kencedir. Eger bu 

zanniniz, bizim nasrani fakirlerine merhametimizden ge-iliyorsa, biliniz ki, tslamiyette sadaka, ister 

Muslumana, ister kafire olsun, guzeldir!» 

Cem'in, yanaklari kan hiicumundan kipkirmizi, asabiyetle soyledigi bu sozler, Papayi ve yanmda 

bulunan birkag mahremini api§tirdi: 

« — Kusurumuza bakma, dediler; ki§i, sevdigim kendi dininde gormek ister. Biz de seni sevdigimiz 

igin buna cesaret ettik!» 

Ve onu, dininde gosterdigi sebattan tebrik edip ku-le§ine gonderdiler. 

Papa (8'inci Inosan) artik «Ha5lilar» hayalini ko-ikiinden silmi§ti. Zaten sihhati de boyle bir 

hamleye miisa-. olmaktan gikmi^ti. Bir miiddet evvel «6lup de dirildi» denilecek kadar agir vartalar 

atlatmi§ti. 

Yine hastalandi ve hemen cangeki^me haline gegti. 

(Vatikan)i askerlerle sardilar, Cem'i alt katta bod-irum gibi muhafazali bir daireye indirdiler. 

Papa oldii ve yerine me§hur zehir miitehassisi Bor-jiya ailesinin babasi (Aleksandr Borjiya) gegti. 

(Borjiya) Cem'i, 20 gUn kaldigi bodrumdan gikarip (Sent Anj) §ato-isuna kapatti. Cem'in 

kagacagmdan korkuluyor, ona gore tedbir almiyor; fakat kendisine olen Papadan daha fazla 

yakmlik gosteriliyordu. Papa ve ogluyla yanyana gezme-iye gikacak kadar... 

Gosterilen yakmlik o kadar biiyiik ve manali ki, gezmede Cem Sultanla atba§i beraber giden 

Papanin oglu (Don Juan), ba§ina esir §ehzade gibi bir sank sarmi§tir. 

FRANSIZLARIN ELINDE 

O sirada Fransa Krali, (ll'inci Lui)nin oglu (8'inci §arl)... 

Papanin takinmak istedigi «Haglilar Seferi» pat-ironlugunu, sadece milli ve siyasi menfaatleri 

ugrunda Uzerine almaya kalkmi§; ve hareketine boyle bir sUs vere-irek; sozde bu i§in ba§langici 

diye, karadan Alp daglari ve Denizden Napoli yoliyle ttalya'ya yUklenmi§tir. Rodos §ovalyelerinin 

reisine de §u fermani g6ndermi§tir; 

« — ttalya'ya yiiriiyorum! Bu bir ba§langigtir; sonu, TUrklerle harbetmek... (Mukaddes makamlari) 

zaptetmek Ve miislUmanlarin zulmii altinda inleyen insanlari kurtar-mak... Fikir ve bilginizden 

f aydalanilmak Uzere hizla ttal-' geliniz ! » 



264 
265 



Papa da Bayezid'e feryat ediyordu: 

« — Fransa Krali, Cem Sultam elimizden almak i^in ttalya'ya yiiriiyor! Bahanesi, Napoli Kralligi 

Uzerinde Fransiz prenslerinin hak iddiasidir. Asil maksadiysa, §eh-izadeyi bir donanmayla 

Turkiye'ye gondermek, Yunanis-itan ve Rumeliden uzerinize saldirmak ve devletinizi 

par-igalamak... Krai birgok kavimlerle birliktir. Misir Sultani-ini da elinde tutmaktadir. Napoli 

Kralina yardimci olmani-izi, Venedigi de ayni yardima davet etmenizi ve Papaligi-imiza destek 

olmanizi dilerim.» 

i§te «Ha5lilar» davasi patronunun, siki§inca du§tu-igu zillet!.. 

Bayezid ise Papaya cevabinda, Fransa Kralinin (Riga - Fransa) hareketinden haberli oldugunu 

bildiriyor ve Cem hesabina en hayirli neticeyi onun olumunde buHdugunu hissettiriyordu. 

Gergekten bu Cem davasi, §ehza-idenin hiristiyan milletler elinde oyuncak olmasi bakimm-^dan, 

din ve devlet adma, gittikge muzminle§en, cerahat baglayan bir yara... Bayezid, Papaya §6yle 

diyordu: 

« — Cem, gurbet ve esaret diyarmda, nasil olsa ziHletle olecegine gore, hayirlisi, bir an evvel 

ruhunu teslim etmesi ve hem bizi, hem de kendisini huzura kavu§turma-sidir.» 

Bayezid, Cem'in naa§i Tiirk limanlarmdan birine teslim edildigi takdirde. Papaya, biiyiik mail ve 

siyasi menfaatler gosteriyordu. 

Bayezid, bir iki miisluman fedaiye yaptirabilecegi bu i§i Papaya teklif etmekle, elbette ki, olgiiyii 

bozuyor ve haksizlik ediyordu. 

Papayla Bayezid arasindaki nameler, Turkiye d6-inu§u yolda tutulan bir Papa elgisinin uzerinden 

gikti ve Fransa Kralinin eline gegti. 

«Riga - Fransa», hemen hig bir mukavemet gorme-^den Romaya girdi. 

266 

§artlan: 

1- Cem, zaten ba§ta Fransizlar tarafindan Papaya 
emanet edildigi igin Fransa Kralina iade ve teslim oluna-i 
caktir. 

2- (Sent Anj) §atosu Krala verilecektir. 

3- Papanin oglu (Sezar Borjiya), Napoliye kadar 
Krala refakat edecektir. 

Papa, Venedik ve Floransa bankalarinin kefaletiy-ile, 6 ay sonra yine kendisine iade edilmek uzere, 

Cem'in hemen odenecek 20.000 duka altini kar§iliginda Fransa Kralina teslimini, Napoli 

Kralliginin da Fransizlara bira-ikilmasini kabul etti ve ba§ka fedakarliga yana§madi. 

Anla§tilar ve §art ko§tular: 

«Riga - Fransa» hemen Cem'i alacak... Papayla ka-irarla^tiracagi bir §atoda muhafaza altinda 

bulunduracak... Krai, TUrklerin ttalyada karaya gikmalari veya harbe ait sebepler gibi bir icap 

hulunmadikga Cem'in yerini degi§-itirmeyecek... TUrklerin papalik sahasina taarruzlari halin-ide 

«Riga - Fransa» Papayi koruyacak... Anla§malar, Ro-^dos §6valyelerine de tasdik ettirilecek... Cem 

Sultanin emniyet ve selameti adina Papaya 500.000 dukalik kefa-ilet verilecek... Bayezid'den gelen 

40.000 duka altinini yi-ine Papa almakta devam edecek... 

«Riga - Fransa», yanina Papa'yi alip (Sent Anj) §a-itosunda, (Zizim) ismini verdikleri Cem'i 

ziyarete gitti. Papa Cem'e ihtiram gostererek sordu: 

« — Sizi Riga - Fransa alip gitmek ister. Ne buyu-irursunuz beyim (prensim)?..» 

Cem mahzun, cevap verdi: 

« — Ben, prens filan degilim, bir esir ki§iyim! tste-biraksin, isteyen gotUrsUn; hepsi bir!..» 

Papa, i§i tatliya dokmek istiyor: 

« — Ha§a! Siz esir degilsiniz! Siz ve Krai, iki padi- 

267 



Ziyarette hazir bulunan biiyiiklerden biri, Cem'in aci heybetine bakip §u hiikmii veriyor: 

« — Bu Cem dedikleri muthi§ bir tip... Fevkalade miicadeleci, yavuz, heybetli... Turklerin de 90k 

sevdigi bir prens... Eger agabeyi Bayezid'e galip gelseydi de pa-idi^ah olsaydi, Fatih'in biraktigi 

mirasi 90k ilerletir, biitiin Hiristiyanlik alemini ve biitiin diinyayi dize getirebilirdi §ukurler olsun 

ki, Allah lutfetti de(!) Cem bizim elimize du§tu.» 

Bu g6ru§ busbiitun yanli§ degildir. Mutlak Hakimin kaderi oyle incedir ki, nicelerine kendileriyle 

denk olmayan fetihler verir de, nicelerini liyakatlerine ragmen suriindurur ve ba§ka imtihan 

sahalarmda gile doHdurmaya memur eder. Ve niceleri bedava kahraman ve niceleri kastetmeksizin 

hain olur. Bu hikmeti, sahibine havale etmekten ba§ka higbir gare yoktur. Eger Cem, pa-idi§ah 

olsaydi, Yavuz ve Kanuni'den ileriye gidemeyecek oldugunu kim iddia edebilir. 

Torenle (Sent Anj) §atosuna gelen «Riga - Fransa» kafilesi ve Papalik riikiinleri... 

Papa kardinallere doniip dedi: 

« — Efendiler aramizda anla§maya dayanarak Cem Sultani, Fransa Kralma teslim ediyorum!» 

Papa, Cem Sultana, iyi arkada§ olduklari bahane-isiyle oglunu da katti. Ha§metli bir alayla, Fransiz 

ordusu-inun oniinde, hareket ettiler. 

Cem, Misirdaki annesine yazdigi manzum bir mektupta, biitiin macerasmi, ba§mdan sonuna kadar 

anla-itir: 

Belaya miiptela olduk, Rodos'un hilesin anmal 

Bu derde gare bulmaz tseviden bin tabip ancak. 

Girip kalyona gittik, figida kokmu§ sular igtik, Gidamiz peksimet, zeytiin ile kasb-el-habib ancak. 

Kalup pejmiirde kag yil Papaya teslim ediip dia§men Alip gitti bizi serhenk-i erbab-i salip ancak. 

Sakmdim din-i tslami ve asla olmadim razi, Eder mi ehl-i kasdm haredmend-i lebip ancak. 

BORJiYALARIN ZEHIRI 

«Riga - Fransa» ile, dU§Uriilen kaleler ve zaptedi-len §atolar boyunca ilerleyen Cem Sultan, 90k 

gegmeden, midesinde, bagirsaklarmda ve kalbinde, kiigiik kiigiik sanci yilanlarmm dola§maya 

ba§ladigmi hissetti. Evvela aldirmadi; fakat sonra bakti ki, bu sancilar her gUn daha §iddetleniyor, 

yilanlarm boyu uzuyor vUcudu kirik dokiik hale geliyor. 

Garip §ey!.. YiUardir tiirlii esaret gilelerine kar§i koymu§ olan bu demir viicuda, bu geng ya§ta ne 

olmu§tu? 

(San Cermano)ya gelip oradan (Tibano)ya gegtik-ileri zaman, Cem o hale geldi ki, at sirtmda 

duramaz oldu. YUzU, gozU, boynu §i§mi§ti. 

«Riga - Fransa» ve senyorler de tela§ta ve bu i§in manasmi birbirine sormakta... 

Tahtaravan gibi bir§ey yapip Cem'i Uzerine yatirdi-ilar ve (Kapo)ya gotUrdiiler. Burada illet 

biisbiitUn artti. Kendisini kaybetmiyor ve maiyetindeki TUrklerle dertle-inebiliyor: 

« — AUahim, eger bu kafirler beni siper edip miis-lUmanlar Uzerine saldiracak olurlarsa beni o 

gUnlere eri§-itirme! Bu hastalik iginde canimi al!» 



268 

269 

Ve gozlerini agmaya gali§arak vasiyet ediyor: 

« — Cesedimi vatanima nakledin!.. Karde§im Pad}, §aha da bir mektup yazilsm; annemi ve 

gocuklarimi Ivfo. sirdan aldirmasmi vasiyet ediyorum. Benden, gurbet ve felaket gUnlerimde 

ayrilmayan maiyetim beylerine de lutufla muamele etsin Padi§ah hazretleri...» 

Kralm doktorlari Cem Sultanm ba§mdan ayrilmi-iyorlar; fakat bu sinsi hastaligm ne ismini ne de 

garesini bulabiliyorlar. Verdikleri biitiin ilaglar bo§... 



«Riga - Fransa», sik sik ba§ ucunda... En tatli dille hasta §ehzadeyi teselli ediyor: 

« — Gayret et, iyi ol! Muradin neyse, neresiyse ben yardimci olayim!» 

Cem Sultan (Aversa)ya sedye iginde goturuldu. Artik kendisini kaybetmeye ba§liyordu. Arada bir 

dali-iyor, sayikliyor sonra ter iginde agiliyordu. 

Bir giin sonra Napoli'ye girdiler. 

Hayret! 

Cem agilmi^ti. Hatta gayret edip ata da bindi. §eh-ire azametle girdiler. Oliimun bayraktari olan 

yalanci sih-ihat haliydi bu... 

«Riga - Fransa» ve senyorleri §ehzadenin Ustiine titriyorlardi. Oyle zayiflami§, oyle siizulmU§ ki, 

bu hal di-imagina da tesir etmi§... Bazen ruhu oyle burkuluyor ki, ne soz soyleyebiliyor, ne de 

soylenenleri anliyor. 

(Kapo) §atosuna getirilen Cem, yine yataga serildi; ve bir daha kalkmamacasma... 

Krai (§arl) Cem'in ba§ma geldi: 

— Nasilsmiz?! 

— Hamdolsun, iyiceyim! 

— Kendinizi esir ve mahpus bilmeyin! 

Cem, Kralm arkasmdan mirildandi: , . — Elhamdiilillah, azad ve halas savti (sesi) kulagl' miza 

eri§ti! 

270 

Kralm ziyaret ak§ami, Cem agirla§ti... Sabaha kar§i genesi atiyor. 

Fatih'in §ehzadesi, memleketine kar§i sigmdigi kii-ifur diyarmda, kiifriin igirdigi zehirle bu 

diinyadan gog-imii^tur. 

29 Cemaziyulevvel Hicri 900 - 25 §ubatMiladi 1495 gar§amba.. 

italyanlarm «gormeden 6lme!» dedikleri Napoli sirtlarmdan dogan gune§, (Kopa) §atosunun 

mazgal delik-ilerinden sizip Cem'in balmumu yuzunii opiiyor. Yaniba-§mda da talimli papagani 

giglik kopariyor. 

Cem'in olumundeki resmi sebep zaturrie... Fakat halkm, en mahrem kesimlere kadar sokulmayi 

bilen kula-igi, duydugunu §6yle anlatiyor: 

« — Papa (Aleksandr Borjiya) Cem'i zehirlettikten sonra Krala teslim etmi§!.. Borjiyalarda, tesiri 

uzun miid-idet sonra ba§layan zehirler varmi§!.. Cem Sultanm vucu-idundaki zehirlenme alametleri 

a§ikarmi§... (Piyer Abano) gibi zehirler ve zehirlenmelerle ugra§an alimlerin fikri buymu§!» 

Bu dedikodular donerken bir Venedik tarihgisi de §u satirlari karalamakta: 

« — Bugun 25 §ubat... Hiristiyanlik hesabma gok aci bir giin... Krai (§arl)m Romadan beraber 

getirdigi §ehzade Cem vefat etti. 

Napolide tabipler onu tedaviye gali^tilar, kan aldi-ilar ve tiirlu ilaglar verdiler. Sihhati diizelir gibi 

olurken ekrar yataga du§tu ve bir daha ayaga kalkmadi. 

Papanm, §ehzadeyi zehirledikten sonra Krala tes- 

271 

lim ettigi soylendi ama bu isnadm yeri yoktur. bundan evvela Papa zarar eder.» 
Bu tarihgi, Papa'nm, Cem'i artik kuUanamaz hal geldikten sonra, Bayezid ile iyi geginmek ve onun 
mall ve siyasi himayesini saglamak gibi bir politikaya kaymi§ olabilecegini du§unemiyordu. 
Cem'in (pn6moni)ye gevirmi^ bir (bron§it)ten ol-idiigu uzerinde israr eden Tiirk ve Avrupali 
muharrirler de, hakikat gapmda bir §upheyi inkar etmek vaziyetinde-^dirler. §uphe ediyoruz; giinkii 
delil mutlak degil... Fakat Cem Sultan uzerinde sihhat ve dikkatle tesbit edilen araza bakilirsa, 
bunlarm, evvela nezle, sonra (bron§it) ve en sonra (pnomoni) ile higbir alakasi yoktur. Kamayla 
vuru-ilan bir insanm bir sinek tarafmdan da isirilmasi gibi, so-iguk algmligi da bir taraftan gelmi§ 
olabilir. Fakat marifet sinege baglanamaz. 



Cem Sultanin maiyet beyleri, «Seher vakti §ehadet getire getire ruhunu teslim eden» §ehzadeyi 

gaslettiler ve kendi tulbendiyle kefenlediler. Ve namazini kildilar... 

Krai (§arl) cesedi tahnit ettirdi. 

Bu sirada Papa'nin Napoliye adam gonderip cesedi istetmesi manidardir. 

Cesedi Bayezid'e teslim edecek el uzerinde bir ge-iki§medir gitmeye ba§ladi. Duka altinlari 

meselesi... 

Cem'in beyleri, naa§i tarn 86 giin beklediler. 

Nihayet beylerden Sinan, bin bir gile ve maceradan sonra tstanbul'a varabildi. 

Istanbul mateme bUriindu. Sarayda da iXq giin resmi matem... Bayezid bile siyah sank sardi. 

Mazlum ve §ehit karde§i igin dagittigi sadaka 180.000 akgeyi buldu. BUtUn tmparatorlukta Cem 

Sultan'm gaip cenaze namazi kilmdi- 

Bir yildan fazla bir zaman gegtikten sonra, o gUne-dek Bayezid'in her defa bir engele garpan bir gok 

te§eb-ibUsU nihayet §u noktayla hedefine varabildi: 

« — Napoli Kralma namedir ki, sekiz gUne kadar rern Sultanm naa§i, gonderilen TUrk gemisine 

teslim olunmadigi takdirde TUrk ordulari ttalya kiyilarma gikari-ilacaktir!» 

Papa: 

— Vermeyin, sakm vermeyin! 

Diye tela§mdan gildirirken, Cem'in tabutu, hilal sancakli gemiye, muhafizi TUrklerle birlikte almdi; 

ve onun hain olarak giktigi deniz Uzerinden Mudanyaya, oradan da Bursaya getirildi ve cedlerinin 

tUrbeleri civa-irmda misk gibi MUslUmanlik kokan topraklara teslim edildi. 

Cem'in Misir'daki ailesi tstanbul'a donmek iste-^mez, oglu §ehzade Murad babasi gibi Rodos 

§6valyeleri-ine kagar ve orada oldiiriilmesini bekler, kizi da sonradan vatanma kapagi atmak uzere 

Misir Sultanmm oglu ile ev-ilenmi§ bulunurken, (tstanbuldaki §ehzade Oguz Han gok-^tan 

6lmu§tur) Cem'in miicevherleri, kitaplari, elbiseleri, ptlari ve obiir hususi e§yasi tstanbul'a 

gelmi§tir. 

tglerinde bir de papagan, §u me§hur talimli ku§... 

Fakat o artik: 

— Allah Cem Sultana yardim etsin! 
Diye bagirmayi unutmu§tur. 



272 

273 

(X) 

SENBARTELOMt KURBANLARI 

AKLIN TEPKtSt 

Be§igi (tl do Frans - Fransa Adasi: Paris ve etra-ifmdaki mmtika) olan (Gotik) sanat, havaya ve 
suya, erdi-irici ruha ve saf fikre kiiskiin, aci iislubu, binbir ziynet iginde asik surati, kilitli kalbi ve 
kor gururiyle, tahrif edil-imi§ tsa dininin, madde nak§i halinde ne kadar da garpici bir alametidir! 
Oyle ki, insan onun en ba§arili ve en eski ornekle-irinden biri olan (Notr Dam do Pari) kilisesinin 
kar§isma gegse de radyumlu bir gozle baksa, bir mekan bigimin-iden bir ruh §ekline gegebilir; ve 
miinezzeh tevhit dininin altust edici o ruh vahidi neymi§, goriir gibi olur. 

tgkiyi tsa Peygamberin kani, ekmegi de eti diye sunan, cennette arsa satan, insani ezelden ebede 
kadar su^tu tutan, onu dizustu gokertip gunahlarmi saydiran Ve sanki bagi§latan, akla higbir 
murakabe hakki tanimi-y*; ve hepsinden beteri, baba, ogul ve «ruh-ul kudus» 
275 



sirasiyle mutlak BIR'i uguzleyen papaz, Ortagagdan beri her an girip giktigi bu mimarinin 

miicessem rahudur. Ya-ihut o mimari, bu rahun gizgileri... 

Biitiin bunlarin bagli oldugu ana zemin de, Roma Kilisesinin kurucusu (Sen Piyer)e kadar 

goturdukleri ve bu havari yoliyle babasiz hak Peygamber Hazret-i tsa'ya sigratmak istedikleri 

Katolikliktir... 

Asil marifetlerini (Enkizisyon) mazlumlarinda go-irecegimiz bu inani§ ve anlayi§; evet, AUah'in 

«Dinde ik-rah yoktur!» hikmetiyle yarattigi insan kalbi uzerine geki ta§i koyarcasina selim idraki 

bogmak isteyen bu telakki, elbette ki, gun gelecek ve kendi iginden bir tepkiye gata-icakti. Aklin 

tepkisine... 

Tepki, (Ronesans) ile beraber, 16'nci Asrin ba^la-rinda Almanya'da (Luter) ve arkasindan Fransa 

ve isvig-rede (Kalven)de tecelli etti. i§te Katoliklige kar§i bir tep-ikiden, onu akla davet etmekten 

ba§ka bir §ey olmayan ve Katoliklik hurafelerini protesto edicilik, reddedicilik manasina gelen 

Protestanlik bunlar tarafindan kuruldu. 

Ba^langigta , zeka ile. imam birle§tirmeye gayret edici (Ogusten) yolunun papazlarmdan (Luter ), 

1520 yi-ilmda, uzun fikir ve murakabe gileleri sonunda Katolikli-igin ana olgiilerini protesto etti ve 

Papanm aforoz fermam-im agikga yakti. Takibe ugradi, saklandi. tncili Almancaya gevirdi, ismini 

ta§iyan kilisenin esaslarmi kurdu ve binbir maceradan sonra mezhebini Almanyada yaydi. (1483- 

1546) 

Kalven ise Fransiz... (Luter) den 26 ya§ geng (1509 - 1564)... Asil eserini Cenevrede verdi ve orada 

Protestan bir Cumhuriyet kurmayi ba§ardi. (Luter)e nispetle bazi farklar altmda yine ayni §eyi 

yapti; «Hiristiyanlik MUes-isesesi» isimli me§hur eserini kaleme aldi ve tesirini, Is' vigreden ba§ka 

Fransa, tskogya, HoUanda ve Macaristan' da gosterdi. (Luter)inkiler, Prusya, tsveg ve Danimarka- 

Bunlardan ba§ka Protestanligm bir de (Anglika-inizm) §ubesi var ki, (Kalven)in dogum yilmda 

ingiltere tahtma gegen ve Papayla alakasmi kesen (8'inci Hand) tarafmdan kurulmu§tur ve 

obiirlerinden ayridir. 

Dikkat edilirse, kalm gizgiler iginde bu Ug yol da, tahrif edilmi§ tsa dininin «Hiristiyanlik» ismi 

altmdaki abesler manzumesine kar§i yine Hiristiyanlik adma mU§-iterek bir protesto ve tepkidir ve 

hepsi de 16'nci Asrm ilk yarismda meydana gelmektedir. Yani §evketlu Kanuni Sultan SUleyman 

elinde Islam livasmm §an verdigi de-^vir... Bu noktaya, biraz sonra gelecek sUrprizin ba§langici 

olarak bir «mim» konulmasmi isteyecegiz. 

Umumi olarak Protestanligm Katoliklikten farki ve onu Protesto noktalari §unlar: 

1 — Hiristiyanlik esaslarina inani§, Papalarin ve Pa-ipalik Meclislerinin gergeveledigi §ekilde degil, 

dogrudan dogruya tncil Uzerinden ve insan akli yolundan olmalidir. 

2 — Adem Peygamberden biitiin insanliga devre-^dilen ezeli sug (dogma-nas)i reddedilmelidir. 

3 — Papazlarin evlenmemesi kaidesi yikilmalidir. 

Ayrica (Kalvenizm) esaslari: 

1 — Hatasizlik iddiasinda bir dim (otorite) olamaz. Akil ve idrake dayali tam dim demokrasi 

lazim... 

2 — Her tiirlii merasim ve esrar formiillerinin kaHdirilmasi... 

3 — Biitiin Hiristiyanlik geleneklerinin inkari... 

GoriilUyor ki, kalin gizgileriyle ve biitiin §ubeleriy-ile Protestanlik, insan ruhunun en derin 

tabakasindaki bir sezi§le, yani keskin bir bedahet duygusiyle sezilen Hiris-ttyanlik abeslerine kar§i 

bir temizleme hareketidir. 

Fakat ne kadar gali§ilsa, mutlak temizlik esasinm esasi ele gegmedikge daima kirli kalacak bir 

temizlik... 

i§i, basit birkag kelime iginde son derece girift bir vahide baglayalim: 



276 

277 

1 — Hiristiyanlikta Katoliklik, akli idam ve sir adi. na abesler altinda ezilmenin miiessesesi... 

2 — Hiristiyanlikta Protestanlik ise, kuru akli hakim kilmanin ve abeslerden kurtulmak pahasina da 

olsa ger. gek sirra varamamanin ocagi... 

Geriye ne kaliyor? 

Hak din... 

islamiyet... 

Aklin gergek sinirini gizen, ona kendisini tarn tes-ilim ettirdikten sonra, hiirriyetini iade eden , 

gozlerini simsiki kapayacagi ve alabildigine agacagi noktalari gos-iteren sonunda her §eyi yine 

onun «selim akil» isimli nihai vari§ina ismarlayan, esrar sezi§iyle idrak verimini en giizel 

kivamlandiran ve mutlak mizana kavu§turan, ezellerin ve ebedlerin dini... 

iki kanat arasindaki muvazeneyi, «ne akilla olur, ne de akilsiz» diisturu iginde perginleyici hakikat 

dini... 

Bu diisturda, «ne Protestanlikla varilabilir, ne de Katoliklikle» hikmeti de gizlidir. 

i§te «mim» konulmasini istedigimiz noktaya gel-^dik: Gelen tepkiye ve hakikat arayiciligina kar§i 

islamiyet, bizim elimizde, en parlak firsati bulmu§ken onu neye kullanamami§tir? Yavuz'un son 

gunlerinde ba^-ilayip biitiin Kanuni saltanati boyunca devam eden ve San Selim'in ilk gunlerinde 

sona eren bu devre iginde, biitiin gUglerini kilica vermi§ miislUmanlar, yani TUrkler, (R6-inesans) 

hareketiyle beraber Garbi iginden murakabe et-imi§ olsalar ve kiligla kafayi yanyana sinir di§ina 

gikarsa-ilardi; belki Protestanlara, bilmeden ve gormeden aradik-ilarinin islamiyet oldugunu kabul 

ettirebilirlerdi. 

Tarihin en biiyiik facialarindan biri olan (Sen 

lomi), Pariste ve beraberce bazi yerlerde geger; ve biri «jda dU§man (Katolik), obiirii akilci 
(Protestan) iki dalalet toplulugu arasinda, babayi ogluna ve yegeni dayisina vur-? rucu bir hin^ ve 
kan tablosu gizer. 

Aklin tepkisini akilsizlar nasil ^elebilir? 
POLiTiKACILAR, KATLiAMLAR 

Fransiz Protestanliginin kurucusu (Kalven) oleli 8 sene gegmi^tir. ilk Protestanlik temsilcisi 
(Luter)in olU-imiinden beri de 26 yil... ingilterede (Anglikanizm), yarim asirdan fazla bir zamandir 
resmi mezhep... 

Her tarafta, hususiyle Fransada, mumyala§an kato-liklige mukabil Protestanlik gok taze ve hayli 
yaygin... Krai ailesi §ubelerinden birgogunun ba§lari protestan... Prens (Lui do Konde), (Hanri do 
Konde)... (Sen Kenten) miidafii biiyiik asker amiral (Caspar do Kolinyi)... Fran-isiz filozofu, 
(Aristotelizm) mektebinin rakibi, hakikati akilda arayan fikirci (Ramii)... Daha niceleri...(Navar)lar- 
dan, (Gom6n)lardan, (Lafors)lardan birgogu protestan.... Ba§lari, Prens (Lui do Konde)... 
Katoliklerse biitiin Fransa kadrosunda; ve ba§lari, kral (9'uncu §arl) ve annesi entrika miitehassisi 
(Katrin do Medisis) bir tarafa, (Diik do Giz) ... Protestanligin en biiyiik dii§mani, (Diik do Giz)... 
Floransali (Medisis) ailesinden ve tefeci banker ka-inindan (Katrin), kocasi (2'nci Hanri) oldiikten 
sonra, 40 ya§larinda, maddesi ve manasiyle azgin bir dul olarak, ^ocuklari (2'nci Fransua), (9'uncu 
§arl) ve (3'iincii Han-iginin hiikiimranliklari siiresinci Fransaya pengesini gegi-ren kadin... 
Hususiyle (9'uncu §arl)in gocuklugu devre-isinde Krala vesayet hakkiyle biitiin niifusu elinde tuttu. 
Kocasi (2'nci Hanri) olecegine yakin: 



278 

279 

« — Mezhep kavgasi, demi§ti; galiba Almanyada Fransaya ge9iyor!» 

Oyle oldu. Bilhassa (2'nci Hanri)nin oliimu ve ye rine oglu, hastalikli (2'nci Fransua)mn gegmesi, 

Katolik. lerle Protestanlar arasindaki didi§meye hiz verdi, 16 ya. §mda taht'a gikip bir yil sonra olen 

(2'nci Fransua) devri taraflar arasinda cephelerin hazirlanmasi ve di§lerle kilig-ilarin bilenmesi 

eigin... 

O giine kadar yalniz lafta ve fikirde cesaret goste-irebilen protestanlar, kendilerinden (La Ronodi) 

senyorii-niin (Giz) tarafindan oldiirtulmesi uzerine Fransanin bir gok yerinde silahlandilar. (Giz) 

tarafi da (Burbon) prens-ilerini dize getirmek igin (Navar) Kraliyle (Konde) Prensi-ine etmedik 

hakaret birakmadilar. Protestanlarda da ayni tavir... 

Geng Krai oliip yerine gocuk Krai gikinca, iki taraf da gozlerini, kendi namzetleri ve ele gegirme 

Umitleri ba-ikimindan taht'a dikti. Vesayet makamindaki (Katrin do Medisis) ise heniiz ba§vekili 

(Do Lapital)in telkiniyle ara bulmaya bakiyor. Bir aralik (Giz)lerin iktidardan uzakla§-itirilmasi 

(Navar) Kralinin Meclise alinmasi (Konde) prensinin zindandan gikarilmasi, biitUn (Kalvenist)lerin 

affi §eklinde tecelli eden hiikiimet tavri, ne yapacagini bilmez her rejimde oldugu gibi, devlet 

zaafini if§adan ba§ka bir §eye yaramadi ve taraflar arasindaki bogu§maya biisbiitUn yol agti. (Giz) 

cephesi, (Monmoransi) ve Mera-§al (Sent Andre) gibi biiyiiklerle devlet iginde devlet kur-^maya 

bakti ve Fransada ig muharebenin ilk i§aretini ver-^di. 

ilk «katl-i am», yukari (Marn) civarindaki (Vassi) kasabasinda, (Fransua do Giz)in emir ve 

kumandasi altin-ida... 60 kadar protestan oldiiriildii. Artik Fransada, Kato-iliklik ve Protestanlik 

bayraklari altinda ig harp ba§lanip" tir; ve tarn 10 yil sonra (Sen Bartelomi) gecesi ve ferda- 

Ha 1000 misline gikarilmak Uzere, §imdilik 60 kelleyle yetinilmi§tir. 

(DUk do Giz) ve etrafi bununla da kalmiyor ve Krai Uzerindeki tazyiklerini, onu (Fontenblo)dan 

alip zor-ila Parise getirecek ve tahakkiimii altina alacak kadar iler-iletiyor. 

(Giz) ve etrafi, bir de, Fransa di§i Protestanlari kir-imamak ve Fransiz (Kalvenist)lerinin imdadina 

ko§turma-imak i9in» gergekten komik bir.oyun oynuyorlar ve bu oyunlarim her tarafa 

yutturuyorlar. 

Almanlara, §unlara, bunlara, diyorlar ki: 

« — Biz Katolikler, (Luter)cilere, (Kalven)cilerin onlara yakin oldugundan daha yakiniz!.,.» 

Boylece, Fransiz Protestanlari, herhangi bir di§ yardimdan tecrit etmi§ bulunuyorlar. Yalniz 

(Anglikan) kilisesine bunu kabul ettiremiyorlar; onu da (Roform} de-^dikleri din diizelticigine tarn 

dU§man ve koyu Katolik ts-ipanya vasitasiyle tesirsiz kilmaya gali^iyorlar. 

Protestanlar, en selim bir duygu eseri olarak mu-ikaddes taninan §ahislara ve miicerret manalara ait 

resim, heykel ve her tUrlU te§his edici, putla§tirici oyunlardan nefret ettikleri ve bunlari kabul 

etmedikleri i^in, biitun bir «katl-i am» yili olan 1562 'de yikilan, yakilan, pargala-inan kilise, 

heykel, resim vesairenin; pe§inden kesilen, bogazlanan, delik de§ik edilen insanlarla beraber, hesabi 

meghuldiir. 

Fransanin §urasinda ve burasinda bu haller miiz-imin giderken protestan bir senyor (Palto do Mere), 

kato-uklerin ba§i, ig harbin tek sorumlusu protestanlara edilen olUmlerin sanatkar tertipgisi ve 

Fransa Kralinin degnek-^' basisi (Fransua do Giz)i bir vuru§ta yere serip helak et-u- Sene 1563... 

Heyecan biiyiik... (Giz) ailesinin varisi 



280 



281 

13 ya§indaki (Hand do Giz), 10 yil sonra 23 ya§inda, m hut (Sen Bartelomi) gecesi, babasinin 
kanini hire bi 
a 

kere on bin nispetinde odetecektir. Her§eye ragmen 

(Giz)in oliimii Anne Kralige (Katrin do Medisis)in ekme. gine yag surmu§tu. Krala ve kendisine 
hakim bu tagsiz imparator, olumuyle meydani (Katrin)e birakmi§ ve artik devlet igindeki devlet 
yikilmi§ti. Boyleyken (Katrin do Medisis) biitUn Paris ve Fransa'nm simsiki bagli oldugu Katoliklik 
inancmm kuvvetini gormeye ba§liyor, (Konde) Prensinin aczine §ahit oluyor; ve sadece kaba 
kuvveti desteklemeye mahsus mizaciyle Katolikleri tutmaya yo-ineliyordu. Artik yorgun ve bitkin 
haldeki protestanlari, bir taraftan bolerken bir taraftan ok§ayip, Katoliklere «buyur!» etmek 
politikasi... Protestan aristoktokrasi, ko-inaklarmda ve §atolarmda, hususi olarak serbestge 
mezhe-ibini tatbik ve vicdan hiirriyetini muhafaza edebilir; fakat asla halk tabakalarma sokulmaya 
te§ebbUs edemez! Pro-itestanlar da bu vaziyeti kabul etmi§ goriinmekte... Sahte bir sUkun devresi... 
Fakat kanlari iglerine akan katolik aristokratlarm hmci mUthi§... Anne Kraligenin de formii-ilU, §u; 
Protestanlara vicdanhiirriyeti veren, fakat halk ta-ibakalarmi kurcalamak hakkmi esirgeyen, tam 
manasiyle (Katolisizm) prensiplerine bagli devlet ve hiikiimet... Bundansa, ne Katolikler memnun, 
ne Protestanlar... 

Tezat bari§tiriciligi politikasi, yamali bohga siyase-^ti her zaman iflas etmi§tir! Ne olacaksan ol, 
fakat ol! «01!» emrini anlamayana «6yleyse 6l» demekten ba§ka gare yoktur! 
Protestanlar (Kolinyi) gibi saygili bir askerin §ah-ismda, Krala, (Giz)in yaptigma benzer bir oyun 
oynamaga kalktilar ve onu hiikiimet taklitgilerine mahsus bir eda iie yakalamaya kalkip fikirlerini 
telkine kalki§tilar. (Kolinyi) muvaffak olamadi, geng kral ellerinden siyrildi ve Paris surlarmdan 
igeriye kapagi atti. Bu, hesap ve dirayetten 

ahrum bir gozUkaralikti. Zira artik Protestanlar hiikiimete kar§i isyanci mevkiine gegmi^ 

oluyorlardi. So-una kadar gidemeyecek her ayaklanma, ayaklarin kiril-aSiyle biter. Nitekim (Giz) 

partisi hemen harekete gegti iki tarafli siyaset yiiriiten sarayin tereddiitlii politika-isindan biricik 

mes'ul gordiigU Ba§vekil (Lopital)i iktidar-dan uzakla§tirdi. 

iktidar yine (Giz)lere gegmi^ ve zaman, tarihin en korkung gecelerinden (Sen Bartel6mi)ye dogru 

sayi say-imaya ba§lami§tir. 

BUYUK GECE 

BUyiik geceye Ug sene kala (1569), iki taraf arasin-^da (Jarnak) kasabasi ve etrafinda, Katoliklerle 

Protestan-ilar birbirine girdiler. tki taraf da birer orducuk tertiple-imi§... Katoliklerin ba§inda (DUk 

Danju), protestanlarin da me§hur Prens (Lui do Konde)... ^arpi§mayi Katolikler kazandi ve Fransiz 

Protestanlarinin §efi, cenk sonunda delik de§ik edildi. Artik ug yil sonraki biiyiik geceye 

(Konde)lerden (Hanri) kalmi§ oluyordu. 

§imdi 19 ya§inda ve annesinin vesayetinden gik-^mi^ bulunan Kral (Jarnak) da kendi kuvvetlerinin 

ezdigi Protestanlarla anla§ma yoUarini aramakta... SUtninesi bir Protestan olan Kralin, hakikatte bu 

yeni mezhebe kar§i higbir kini yoktu; ve onun biitUn derdi, Fransayi pargalan-^maktan ve di§ 

istilalardan korumakti. Ayrica, Protestan-larca oldiiriilen (DUk Do Giz)in oglu (Hanri), Krallik taci-' 

na golge dU§UriicU bir kuvvet kazanmaya ba§lami§ti. 

Felaket gecesinden iki yil evvel (1570) onlara, bazi §artlar altinda, ilk defa annesinin tasarlayip 

tattirmaya ga-iktigi vicdan hiirriyetini resmen verdi. Eger kendisi ve karde§leri gocuk sahibi 

olmadan olecek olursa tahtin 

1 



282 

283 

Protestan (burbon) koluna gegecegini de du§unerek, hep ayriligina bakmaksizin familya koUarini 

busbiitun kayna§tirmaya kalkti ve bu gayeyle, kizkarde§i (Marga-rini Protestan (Hand do Burbon)a 

vermeyi kurdu. ttiraz yagmuru!... Aldirmadi. Diiniin isyancisi amiral (Kolin-yi)de sarayda ve 

Kralin saginda... O sirada patlayan di$ muharebeler de ig ayriliklari unutturdu ve bir an geldi ki 

tahtaravallinin protestan tarafi agir gekti ve devlete hiik-imeder oldu. Fakat di§ tesirler, yine Katolik 

zumrenin hakimiyet kazanmasina dogru istikamet aldi; ve hele kra-ilin kizkarde§iyle (Hanri do 

Burbon)un evlenmesi, i§i busbiitun azitti. 

Bir evlenme ki, Papa bile razi degil!.. Krai omuzla-irini silkeliyor!...Biitiin Katolik Fransa, 

aleyhinde!.. Krai sirtini doniiyor!... Kizkarde§i de istemiyor!... Ne haddi-ine!... Yanina ^agirip 

ha§liyor: 

' — Evet diyeceksin! 

— Diyemem! 

— Diyeceksin! Yoksa beni ve Fransayi felakete sU-iruklemi§ olursun! 

Oyle ki, (Notr Dam do Pari) kilisesinde sira kizin «evet!» demesine gelince, girtlaginin 

diigumlendigi ve agzindan ses gikmadigi goriiluyor. Ancak Krai arkasin-^dan sert sert diirtuncedir 

ki, olii bir ses gikiyor: 

—Evet!... 

(Hanri do Giz) ba§ta, biitiin Katolikler biitiin Fran-isa ve biitiin Paris oyle bir ofkeye kapildi ki, 

higbir misal ona denk du§emez. 

Krajkn kar§isina dikildiler: 

— Sizin kayna§tirmaya baktiginiz Fransa pargalan-imaya ve uguruma gidiyor! 

— Bu i§in oniine ge^mezseniz, krallik ailesine ka-dar kan govdeyi goturecek! 

— Karari verdik! Tek protestan birakmayacagiz ! gize ne taraftan oldugunuzu bildirin! 

Biitiin hi§im (Kolinyi) ve (Burbon)lara kar§i... 

Krai ne yapsin? (Luvr) sarayina yerle§tirdigi ve ig-ilerinde eni§tesi bulunan Protestanlari nasil kapi 

di§ari et-isin? Politikasini nasil ayaklar altina alsin ve (Kolinyi)yi iktidardan nasil uzakla§tirsin? 

Yapamaz! O halde (Giz)le-ri ve Katolik toplulugunu ezsin! Bunu hig yapamaz! Zira bunu 

yapabilmek igin gereken iki §eyden , yiirek ve kuv-ivetten mahrumdur. Anliyorsunuz ki Krai, bir 

Fransiz ta-irihgisinin «ruh dermansizi prensler» diye tarif ettigi cins-iten... 

(Sen Bartelomi) isimli havarinin yortu gUnii olan 24 Agustos 1572'ye bir iki gUn kala, heniiz (Valua 

)li Ka-itolik prensesle (Burbon)lu Protestan prensin evlenme §enlikleri devam ederken «hal-U- 

keyfiyet» bu merkezde-idir. 

(Sen Bartel6mi)yi bu evlenme dogurdu. 

Me§hur gUniin (24 Agustos 1572) ak§ami... Bogu-icu bir sicak... Ufuk kipkizil... (Notr Dam) 

kilisesinin ifrit heykelleri, gormeyen gozleriyle, insana, gaibin sirlari kar§ismda insanm aczini ihtar 

ediyor. Sokaklardan hizla gelip gidenlerin tavrmda §ifremsi bir hal... Birbirlerine esrarli i§aretler 

gakiyorlar ve bazen durup kulaklara bir-ikag kelime akitiyorlar. Bu kelimelerin ate§ten oldugu 

bel-ili- ( il do Frans)m merkezi ve (Sen Lui)nin beldesi, ken-^di kendisine kar§i, korkung bir 

gizlilikle ta§makta... 

Gece, sessizlik i^inde sessizlik kuyulari agilirken birden bire gokleri yirtan bir tung Urpertisiyle 

biitiin Paris yatagmdan firladi. 



284 

285 

(Sen Jermen Lokserua) kilisesinin canlan, yerlerin den sokiilecek gibi harekette.. Oyle ^aliniyor! 

Nasil galiniyor? 

Sessizligi kar, ^an seslerini de komiir farzedin; goz alabildigine diimdiiz bir kar tabakasi uzerine 

gokten ko miir yagiyormu§gasina... 

^anlar aci aci yirtinirken, bir siirii adam, ellerinde kilig, balta, topuz ve hanger, sokaklarda... 

Alabildiklerine ko§uyorlar ve bazi kapilarin oniinde toplaniyorlar. Her halde evvelden memur 

edilmi§ler bu i§e; ve hazirlanmi§-ilar... 

Evlerin kapilari kiriliyor. Bir giglik! Ciger yirtan bir giglik... ^ocuk, kadin erkek, hasta, ihtiyar, bu 

giglikta olmayan yok... ^an sesleri bu gigligi ortiicu kalin bir kege olsa bile, evlerin sesleri, o 

kegenin uzerinde gittikge ge-ini§leyen kan lekeleri gibi, benek benek... ^ocuk, kadin, erkek, hasta, 

ihtiyar, biitUn protestanlan, kesiyorlar. 

(Katrin do Medisis)i kazanmi§lardi. Yahut entrika-ici kadin, kazanilmi§ gibi goriinerek planim 

kurmu§tu. Kaygi ve tereddiit iginde eriyen oglunun yanina gelmi§ ve gozlerini delikanliya dikmi§ti: 

— izin ver, ne yaparlarsa yapsinlar; isterlerse bir tane protestan kalmasin! Sen Kralligini dU§Un! 

Yakinlari-imizi kurtaririz! Protetanlar silinip gitsin! Alinlarinda on-ilarin kani, sira (Giz)lerin 

grupuna gelsin! Onlari da biz temizleriz ve ikisi arasinda asil Krallik partisini korumu§ oluruz! 

Derhal izin ver! Kessinler! 

Korkung gecenin en biiyiik sorumlusu Floransali Prenses, Anne Kraligenin bu iblis telkini 

kar§isinda biitUn melekelerini kaybeden «dermansiz ruh» sahibi Krai, bir anda tersine doniip §u 

mecnun emri vermi§ti: 

« — Madem ki istiyorsunuz, oldiiriin; ama madem , ^SUreceksiniz hepsini oldiiriin, tarn 6ldUrUn!» 

Vaziyet, bir k6§ede bekleyen ve babasinin intika-mlOi almak igin kuduran (DUk do Giz)e 

bildirilmi§; ve her tertip evvelden alinmi§ oldugu igin, i§ masadaki kii-igiik ga*l 1 galmaktan ibaret 

kalmi§ti. Pe§inden kilise ganla-iri ve pe§inden... 

Krala bu son ihata hareketi, biiyiik hareketten bir iki saat evvel oluyordu. Zira tek dakika kayibina 

vaziye-itin tahammiilu kalmami§ti. (Hugeno) ismini verdikleri (Kalvenist)ler, vaziyeti haber alacak 

oldular mi, bir anda toplanip kar§i koyabilirler ve hatta sarayi basip Krali saf-lanna gekebilirlerdi. 

Ayni zamanda bazi eyaletlerde de hareket oldugu igin (Sen Bartelomi) bilangosunun 60.000 

cenazeye var-^digina kadar iddia edilir. Fakat bu kemmiyetin degeri ne? Keyfiyette, Fransanin en 

iistiin kafalari koparilmi§tir. Ba§ta, vatanim binbir du§man taarruzundan esirgeyen bii-'yuk asker 

(Kolinyi)... Onu bir kan sungeri haline getirdik-ten sonra, ertesi gunii olusunu de daragacina 

gekerler. 

ilerilere dogru (Pozitivizm) felsefesinin ba§i (Ogust Komt)a kadar biitiin Fransiz miispet 

tefekkiiriine hazirlayici zemin kuran (Ramii), boynuna bir balta inen-ilerdendir. 

Saraya siginanlardan, yahut siginmi§ bulunanlar-idan Kralin eni§tesi (Hanri do Burbon) ile geng 

Prens (Do Konde), tovbe §artiyle kurtulanlardan ... Boyle birkag bii-iyiik isim daha var... Fakat 

gogu, yahut hepsi, Protestan-ilikla beraber gitmi§tir. 

Istirap o kadar biiyiik ki, yakinlannin kesildigini duyup, yakalanacagi ve oldiiriilecegi ana kadar 

masasinin °a§inda ve eli §akaginda, tek kelime soylemeden hareket- 



286 
287 



siz oturan bir senyor, sabaha kar§i odasina girdikleri ?? man bembeyaz sagli bir ihtiyardir. 

Bu; bir gecede, kadini, ^ocugu, hastasi ve ihtiy riyle koparilan 60.000 kellenin sugu, abese 

«olamaz!» <j mekten ibarettir. 

(ENKiZiSYON) 

Mantigina bakiniz: 

« — Biz Adem ile Havva'dan gelmiyor muyuz; 6y-ileyse (Enkizisyon) da Allah'tan gelmektedir... 

Kendi zulmiinu Allah'a isnat edici kiistah ve §eni kiifriyle beraber, meseleyi 6z nispet oyununa 

getirmek is-iteyen sakat ve ahmak mantigiyle bu laf, me§hur (Enkizis-iyon) reislerinden (Fransua 

do Masedo) adli kilise adami-nindir. 

«Labis-i ilbas-i katrani ve hamil-i asa-yi §eytani» zulmiin reisi devam ediyor: 

« — Evet: (Enkizisyon) gokte kuruldu, ilk (Enkizi-tor)luk vazifesini, ceza meleklerini yaratarak 

bizzat Allah gordii. Adem ile oglunu cezalandirmakta ve insanligi tu-ifana bogmakta onlan 

gorevlendirdi. ^olde tbranileri en aci olumlerle cezalandirir, onlara goklerin ate§ini yagdi-rir, 

onlan topragm dipsiz uguramlarmda helak ederken, Musa Peygamberi kendi adma bu i§lere memur 

eden oy-^du. Ondan sonra Allah, (Enkiz6tur)luk vazifesini (Sen Pi-yer)e devretti; o da (Anani) ve 

(Zafira)yi oldiirerek vazi-ifesini yerine getirdi. (Sen Piyer)in halefleri ve mirasgilar' papalar ise bu 

vazifeyi devam ettirdiler...» 

i§te, kilisenin (Enkizisyon) anlayi§i!... Bir de haki-ikat ifadesi var ki, ona gore (Enkisizyon), 

papalarm ceberruti nefsaniyetleri elinde, fikrin ve hakikat arayici^' 

run, agzmdan gegirilip bilmem neresinden gikarilan tes-itereli kazik!... 
ilk (Enkizisyon), 13 uncii Asrm ba§mda kuruldu; Sene 1208... Daha evvel (1183) Veronada 
toplanan Kar-^dinaller Meclisinde plani hazirlanmi§ ve temeli atilmi§ti. Uyandirici sebep, Cenup 
Fransasmda yayilmaya ba§la-iyan, kilisece kiifiir itikatlari... 

(Gal) iilkesinin (Narbon) bolgesinde ilki... Kurma-iya memur olan. Papa (3'uncu tnoson) adma 
(Arno Amo-ri) isimli rahip... Reisi, 12'nci Asrm «aziz» bilinenlerin-iden (Dominik do Guzman )... 
O ve emrindeki 12 papaz... Bu i§in ruhu ve Papanm temsilcisi, o... Mahkemenin ga-iyesi de 
«Katolik Roma kilisesinin du§manlarmi aramak, taramak, bulmak ve cezalandirmak...» 
Ba§ta, «aziz» lakapli ve (Dominiken) isimli dini riitbelerin icatgisi (Dominik do Guzman) 
bulunmak uze-ire bu cellatlar, Cenup Fransasmdaki, kilise inani§larmi reddedici ve imanda bir nevi 
saffet ve tecrit arayici (Albi-jua) isimli mezhebin baglilarmdan binlercesini ate§te yaktilar ve 
(Tuluz) §ehrinde karargah kurdular. 1215 (Latran) Kardinaller Meclisi, (Saint-Office — Mukaddes 
Gorev) adi verilen ilk kanunu gikardi; ertesi yil da, ba§ka bir Meclis «en iicra koguk ve magaralara 
kadar sizmak ve oralarda saklanan sapiklari yakalamak» karanni aldi. Unutuyorlardi ki, bir 
zamanlar ve tsa dininin hak oldugu devirde, boyle koguklar ve magaralarda ilk tseviler bari-^niyor 
ve kendilerini oralarda putperest Roma mizragi ari-iyordu. §imdi de ayni §ey... Devrini bitirmi§ 
olan miinez-Zeh tsa dini, saffet ve asliyetinden tam gikarilmi§ ve yiiz-iUyiiz putperestlige 
g6tUrulmU§ bulunuyor, hak kutbunu "Ulamaksizm bu abeslere kar§i direnenler de, ate§te yakiHmak 
iizere, koguk koguk ve magara magara araniyordu. 



288 

289 

«01um sagan kilise» ba§ligmm niiktesi buradadir. 

(3'UncU inosan)dan sonra (3'UncU Honoriiis), bu bahiste biitUn kilise mensuplarmm hamlelerini 

ate§leme-ileri emrini verdi ve (Enkisizyon), sahasmi geni^lettikge geni§letti. (Sen Dominik) ise, en 



biiyiik sugu Hazret-i tsa'ya iftira olan, me§hur «isa'nin askerleri» yaftasi altin-ida «Enkizisyon 

Yakinlari» te§kilatini kuruyor ve ona go-re (Dominiken) riitbesini dagitiyordu. 

1232 'de Papa (9'uncu Greguar) yeni hamlelere gi-iri§ti ve zamanin ha§metlu Almanya tmparatoru 

ve Sicilya Krali (S'iincu Frederik)in, topyekun (Enkizisyon) te§kilatini himayesi altina almasini 

sagladi. 

Obiir taraftan Fransa Krali (Filip Ogiist), cenuptaki (Dominik)ci «katl-i am»lara te§vik i§aretleri 

veriyor ve pe§inden (8'inci Lui), bizzat ba§ina gegtigi bir ordu ile (Enkizit6r)lerin yardimina 

ko§uyordu. Onu takip edenler-ide de ayni tavir... 

1233'de, obiirleri gibi mevzuu sihirbazlik ve kiifiir olmak iizere, tspanyada ilk (Enkizisyon) 

kuruldu. ispan-iyada o kadar ileri gidildi ki, sapik olduklari haber verilen insanlarin mezarlardan 

kemikleri ^ikarilarak atildi. Fran-sayla beraber tspanyada, hususiyle tspanyada o kadar in-isan 

yakildi ki, bugiin bile oralarda bir katedralin ta§lari koklansa, insan yanigina benzer bir koku almak 

ihtimali vardir. 

tspanya (Enkizisyon)unun, diinya gapinda zUlUm tacini ta§iyan bir (Torkemada)si vardir ki, onunla 

beraber tspanyol zuliim ocagina da bir kisim ayirmaya deger. Is" panya (Enkizisyon)unun 

Napolyon'a kadar surdugunu ve ondaa sonra yine hortlayarak 1 9'uncu asir ortalarina da 

sokulabildigini du§unursek, sadece Ortagag ve Yenigagl" 

a§lanna mahsus bu hayal olmaz kabus miiessesesinin ts-ipanyada nasil olup da bunca devir 

ya§ayabildigine §a§a-iriz. 

tspanyada, du§unen, du§undugunu soyleyen, elini kafasina goturen, «acaba, nigin, nasil?» diyen ve 

biitiin bunlari kilise mevzuuna baglayan herkes; ve bu arada bii-'tun ba§ka din ilgilileri, yahudiler, 

yahudiciler ve yeni fi-kirciler takibe ugrami§ ve niceleri tahtakurulari gibi ate§e atilmi§tir. 

tslamiyette, ug tahtakurusunu ate§e atmanin -ba§-ika vasitayla oldiirmek caiz- insan oldiirmeye 

bedel bir gunah oldugunu bilen, diri diri insan yakmanin ne demek oldugunu kestirir. Oliim sagan 

kilisenin (Enkizisyon) ale-^tiyle i§ledigi fiildeki deh§eti, ba§ka higbir olgii bu derece keskin 

ifadelendiremez. 

3-4 asir iginde yalniz tspanya (Enkisizyon)unun, en saglam kayitlara gore muhasebesi: 

Diri diri yakilanlar 35.000 

t§kencede oldiirulup cesedi yakilanlar 19.000 

Kurege ve miiebbed hapse garptirilanlar...., 290.000 

Muhtelif suretlerde izleri kaybedilenler 200.000 

Mallari yagma edilip kendileri suriilenler 5.000.000 

YEKUN 

5.544.000 

(TORKEMADA) 

Latince (Directorium inquisitorium - Enkizisyon aresi) tabiri, kilisenin, Orta ve Yenigaglar 
arasi. 



290 

291 

13'uncu asirdan 17'inci Asra kadar, cihanda e§i gelme mi§ bir zuliim ocagi olarak giiya Allah adina 
nasil bir Al. lah du§manligina memur edildigini gosterir. 



(Directorium inquisitorium)un «Umumi Enkizit6r» veya «Buyuk Enkizit6r» isimli temsilcileri de, 

her mem-ilekette, o ulkenin umumi valisi hatta krali iistii salahiyet 

Asil marifetlerini, ilim ve fikir adamlarina ettigi zulumlerde gosterecegimiz (Enkizisyon)un 15'inci 

Asir-ida tspanya miimessili, «Buyuk Enkizit6r» unvaniyle (Torkemada) isimli biridir. 

Nasil bin? 

Kar§isinda, ha bir insanin derisini yiizmu§ler, ha muz soymu§lar!... Ha ocaga bir odun atmi§lar, ha 

yanan odunlarm ustiine bir insan gikarmi^lar... Ha yiirek par^a-ilayici bir ?iglik, ha bir okiiz 

bogurmesi... Hatta biitUn bunlarla beslenen, bunlarla zevklenen, §ehvet vecdine ula§an biri... O da 

bir insan , oyle mi? 

Tarihte §eytan ve nefs saltanatmi, hem de din adi-ina, bilhassa bu bakimdan, onun derecesine 

5ikarabilmi§ ikinci bir insan gosterilebilir mi; cevap veremem! 

HUkiimranligmm deh§et sagtigi 1485 yilmda o, 65 ya§mda bir moruk... Fakat domuz gibi saglam... 

Ve anla-itilmaz mikyasta kadma dU§kUn... tspanyol kanmi fikirda-itan ilkbahar gUne§leri altmda o, 

(Triyana) §atosunda (Odara di Femina- Kadm Kokusu)na gomiilU... Adamlari vasitasiyle eline 

gegirdigi kizlar ve kadmlar da, sadece (Enkizisyon) korkusiyle dize getirilenler... Eger kendile-irini 

«BUyUk Enkizit6r»e teslim etmeyecek olurlarsa, sug-ilari dinsizlik, cezalari da ate§... 

Alemde benzeri olmayan §u roman mevzuu, onul 1 hakiki vak'asidir: 

292 

(Saavedra) Kontunun kizi (Kon§itta)ya a§ik oluyor gUyiik Enkizit6r»... 18'lik bu esmer gUzeli, 

Andaluzya kizlarmm en garpicisi... Kiza malik olmak igin evvela ba-ibasmi, tspanya 

miislUmanlarma yardim etmi§ olmakla gandirip oldiirtUyor. Pe§inden, ni§anlisi (Perez ) tara-ifmdan 

kagirilan kizi, ne yapip yapip bulduruyor ve a§ikiyle beraber zindana attiriyor. §atosunun 

mahzenleri zindan; ve orada insan iniltileri, topragm sesi... Bir gece, Icukuleteli papazlar gUzel 

(Kon§itta)yi alip bir takim deh-ilizlerden gegirdikten sonra, ipek ve sirma kapli bir odaya 

birakiyorlar. Kar§ismda (Torkemada)... thtiyar kaplanm saldiri§iyle iistii ba§i yirtilan kiz biitUn 

hiicumlari kar§ili-iyor ve teslim olmuyor. 

Yine hapis... Hem kendisine, hem ni§anlisma ya-ipilmadik i§kence yok... Yine teslim olmuyor. 

Nihayet malum (melodram) tecriibesi... Ni§anlismi, kizm gozii oniinde azap tezgahma yatiriyorlar. 

Her birinin ayri isim ve derecesi olan, su, ip, kerpeten, cimbiz, kaynar zeytin-iyagi, kizgm yumurta 

i§kencelerinden hepsi... Kiz o hale geliyor ki, feryadi basiyor: 

— Yeter, yeter.'Teslim oluyorum! Ne isterseniz ya-ipm bana! 

Her§eye ragmen buraya kadar gayet basit giden hadise, bundan sonraki kismiyle efsane 

gapmdadir... 

65'lik ihtiyar, gece, bir heykel gibi kaskati ve so-iguk, emre hazir duran (Kon§itta)mn yanmda... 

Fakat mu-ivaffak olamiyor. Neredeyse gildiracak... Kendisine, yahut kiza o kadar ofkeleniyor ki, 

onu hiicresine iade ediyor ve "er tarafm mezar sessizligine buriindugu bir an, oraya papaz 

gonderiyor. Bunlar, teker teker, her defa iigii- yardimiyle, bakirenin irzma gegiyorlar. 

Kizm bakireligi emindir; zira (Torkemada) onu &cresinde ebe kadirlara muayene ettirmi§tir. ^ 

Kizm gigliklari, kasvet mimarisi (Gotik) §atonun 

293 

ta§lanni bir kat daha karartirken, (Torkemada) hangi duv gular igindedir? 

(Kon§itta) ve ni§anlisma, kil kadar ilerisi oliim olan tiirlii i§kencelerden , ustelik biitiin §ato 

muhafizlari-inm tecavuzlerinden sonra bir emir: 

« — Artik i§kenceleri kesiniz ve (Kon§itta) ile (pe. rez)i ba§ka odalara kaldirip yaralarmi iyi ediniz 

ve iyice besleyiniz ! Uzerlerinde higbir i§kence alameti kalmaym-ica, bu Muslumanlik yardimcilari 

ate§te yakilacaklardir!» 

(Kon§itta) ve (Perez)i, mevsimler boyunca, madde-ileri ve ruhlariyle torpuledikten, ezdikten, 

paraladiktan sonra (Otodafe) isimli biiyiik i§kence ve ate§ toreniyle yaktilar. tki sevgili uzaktan 



biribirini seyretti, biribirine gayret ve casaret a§iladi; ve bu diinyada hasret kaldiklan visali otelerde 

aramaya gittiler. Yardimcisi olduklari id-idia edilen miislumanlann imanindan iglerinde bir zerre 

bulunsaydi ke§ke... Gergek visale gitmi§ olurlardi. 

Onlar, tspanya (Enkizisyon) mazlumlarinin, unu-itulmaz, bir gift sembolu... 

ispanya (Enkizisyon)unun kizil defteri, bu her cinsten vakalarla dolu... (Torkemada) ve emrindeki 

vilayet (Enkizit6r)leri, tspanya'da irz, mal , can, §eref, vicdan, fikir, en aziz insan malikiyetlerinin 

hepsine bir-^den musallat... 

ispanya (Enkizisyon)unun en biiyiik zuliim hedef-ilerinden biri de yahudiler... 

(Torkemada) , 3 Nisan 1487 de Papa (8'inci ino-san)dan bir ferman kopardi: 

« — Biitiin krallar, hiikiimdarlar, prensler ve idare-giler, yahudileri, yahudicileri ve onlari 

koruyanlari k latacak ve (Enkizisyon a teslim edecektir!» 

Ve «Gayet Hiristiyan» lakapli Krai (Ferdinand)in ^erleri, Araplarin elindeki (Maloga)yi 

du§urunce.. Adil miislumanlann serbest tuttugu yahudiler topyekun (Enki-zisyon)un eline gegti. 

Bilhassa, 7 erkek, 3 kadm ve 2 gocuktan ibaret 12 ki§ilik bir yahudi grubuna edilen zuliim, 

akreplere bile lanet okutturabilir: 

Yakalanmalari, yargilanmalari ve hiikiim giymeleri bir saat bile tutmadi. Fakat kararm icrasi gok 

uzun sUrdii. Zira bu «icra»nm bir (senfoni) ihti§am ve zevki iginde ye-^rine getirilmesi lazim... Hem 

de oyle olmasi lazim ki, ar-^tik ate§ oyunlarmdan usananlar, yepyeni bir manzara kar-i§ismda zevk 

ve §ehvetlerinden bayilsmlar. 

Bir papaz teklif etti: 

— Onlara, Araplarm kuUandigi bir i§kenceyi tatbik edelim! 

— Neymi§ o? 

— Kami§ i§kencesi!...(Yalan iddia) 

Ve anlatti. 

Bayildilar 

7 erkek, 3 kadm ve 2 gocuklu 12 yahudiyi anadan dogma soydular, direklere bagladilar ve 

kar§ilarma bir okgu kitasi dizdiler. Askerlere ince ve sert kami§tan, ug-ilari sivriltilmi§ oklar 

verdiler; ve asla oldiiriicU noktalara atmamalarim emrettiler. Okgular, zavallilara sonsuz bir i§kence 

halinde binlerce kami§ yagdirdi. Patlayan gozler, yarilan yanaklar pargalanan dudaklar, delinen 

memeler ve Jgne yastigma donen karmlar... \Jg saat, dort saat halk bi-ikmcaya kadar, girilgiplak, 

igne yastigi vUcutlara ok gekil-idi. tspanya yahudilerinin yine sembol mevkiindeki bu 12 Mazlumu 

da, tam 24 saat can geki^erek, kivranarak , de-ibelenerek oldii. 

ispanyolca: 

« — Vamas a ver o encanavear los Judeos!» 



294 

295 

— Yahudilerin kami§larla delik de§ik edildigini go-irecegiz! 

. Diye bagiran tspanyoUara benzer TUrkiyede ve higbir devirde tek ki§i bulunmami§tir. 

i§te: 

« — tspanya'da tek yahudi kalmadigi gUndiir ki, hu-izurumu bulacagim!» 

Diyen, tam 105.294 kurbani iginde gogu yahudi olan ve 78 ya§mda yatagmda geberen 

(Torkemada)... 

Ondan sonra daha neler geldi ve neler yapildi, ne-iler!... 

Biz biiyiik mazlumlara, hususiyle fikir mazlumlan-na gelelim... 



(MiKAEL SERVETiJS) 

Bir (Ronesans) gocugu... (R6nesans)in tarn maya-la§maga ba§ladigi 16'nci Asrm ba§inda tspanyada 

(Ara-gon)da (1511) diinyaya geldi,. Pek gen? ya§inda memle-iketini birakti ve (Tuluz)da hukuk ve 

ilahiyat okudu. Asli ve mesleki tahsili tabiblik.. Hatta o, devrine-gore iyi bir doktor... Bazi iddialara 

gore, vucutta kanin deveranini (Harvey)den evvel ke§fetmi§... 

Garpli tetkikgilere gore (Servetus), macerasini ken-idisinden sonra gorecegimiz (Bruno)nun 

sanatkar ve filo-izof dehasina malik degildir; fakat gergek bir inceleyici, (ansiklopedik) bilgi sahibi, 

geni§ligine birgok mevzuu ku-icaklayan ve hepsinde belliba§li bir kavrayi§a ula§an co§-ikun bir 

fikir adami... (Ronesans) ile birdenbire fi§kiran yenilik a§kinin gildirttigi ve hakikat kaygisindan 

ziyade kendi tasasina bagladigi, her §eyi devirici, inkar edici me§rep... 

Bu nokta Uzerinde bir an durmamiz, insan ruhunu . vrayici en nazik kanunlardan birine ve her 
devirde ye-inilik davalarinin gergek kivamina kisaca dokunmak igin.. 

Yenilik, hakikatin tabi vasfidir; ve tek ba§ina miis-itakil 8aye olmaktan uzaktir. Ezeli ve ebedi 
porsumezlik vasfini zatinda istihlak eden mutlak hakikat, basamak ba-isamak kendisine yol veren 
hakikatleri, yine kademe ka-ideme ileridekini geridekine iistiin tutucu yeniliklerle miimtaz kilmi§tir. 
Fakat daima hakikatin zatina tabi olan bu sifat tek ba§ina azizle§tirilecek ve sirf «yenilik igin 
ye-inilik» diye kiymetlendirilecek olursa, uM nispet ve ahenk bozulur ve her §ey tersine doner. 
Keyfiyet gUriiltU-iye gider ve ortada hileli bir kemmiyet cUmbU§Unden ba§-ika bir §ey kalmaz. 
Biz bunca lafi (ServetUs)Un §ahsina veya manasina bagli olarak soylemiyoruz. Ondan sadece bir 
vesile kaza-iniyor ve g6rU§UmUzU her devir ve olu§un §a§maz kistasi diye ortaya atiyoruz. 
belki 

(Servetus)un devirmeye gali^tigi «eski», zaten dev-irilmesi gerekenin ta kendisiyken, getirmeye 
gabaladigi «yeni» de higbir §ey degildir. Yani, ne miicerret bir «es-ki»nin nefsini miidafaa, ne de bir 
«yeni»nin taarruz hak-iki, (ServetUs) mevzuunda mevcut degildir. (ServetUs)U sadece Ortagag 
kilisesine ve onun topyekun itikat olgiile-irine ve ruh haletine hiicumu bakimindan ele alip, 
kar§ili-iginda getirdiginin UstUne elimizi kapayacak ve onu ara-mjyacak olursak, o vakit kendisini 
tarn hakikat safinda Zarmedebiliriz. Ama o, bizzat hakikati tespit cephesinde "egil, yalniz dalaleti 
te§hir mevkiindedir, Biricik gayreti cle' ruhundaki yenilik i§tiyaki. ^attigi §eyler, haksizlik ve 
§ergeksizlik yerine bunlarin, ziddini temsil etseydi, o, 
yine ayni adam olacakti. 



296. 

297 

§uradan anliyoruz ki, ba§ta tababet, (Astronomi) (Fizik), (Matematik), hukuk ,ilahiyat, hemen her 

sahada korkung bir ilim susuzlugu iginde avuglarini her ge§me-iden doldururken, bunlardan 

higbirinde gayeye ula§ama-imi§, sadece burnu havada, ne gordii ve ogrendiyse onun giiriik tarafini 

arami§ ve UstUne yUklenmi§tir. Ondaki ruh seciyesinin ana gizgisi budur; ve eger bu ana gizginin 

yo-inelmekte hakli oldugu gUrUk hedefler varsa, bu hal, bir rast geli§ten ibarettir. 

Garpli bir mUtefekkire gore, o: 

« — Dogu§tan kavgaci ve kendi kuvvetine gUvenle dolu oldugu igin (Sen Mi§el-Mikael)in ejherha 

ile olan sava§ina yakinlik duyuyor ve ismini ta§imak bakimindan boyle bir (Mikael) olmayi 

kuruyordu.» 

BUtUn hUcumlari (Skolastik)den gelen ilahiyatgila-ira ve donmu§ kaliplara bagli tabiblere kar§i 

oldu. Doktor-ilari, basit bir (ampirizm) iginde siki§ip ileri fikir ve ke§if hadlerine ula§amamakla 

suglandirdi; ilahiyatgilari ise -gayet yerinde hUcum noktasi — putgulukla itham etti. Fa-ikat ne geriye 



dogru «ibn-i Sina» ne de ileriye dogru (Klod Bernar) ve (Pastor) gibi tababette bir fikir ve ke§if 
ufku agabildi. tlahiyat bahsindeyse, yikmaya sava§tigi putlardan, namiitenahi miinezzeh ve 
miicerrede gegip onun vasiflari uzerinde derinle§emedi. Olup olacagi, her sahada yenilik hirsiyle 
tutu§an, kavgaci, gurultucu, a§iri hodbin, fakat halkin ayakli kiituphane dedigi tarzda bil-igig, 
cerbezeli ve yanli§lari sezici bir tenkitgi seviyesine ula§abildi. Onca, doktorlar insan vucudunu, ig 
sirlarindan gafil, minciklarken, ilahiyatgilar da insan ruhunu altUst ediyor ve be§eriyetin ba§ina bela 
oluyorlardi. Bir hakika-ite bagli olmayan dogru tenkit... 

(Servetus) , gagda§larindan birgogu gibi yerinde duramayan, kendisini sabit bir zaman ve mekan 

zarfi iginde tutamayan , sonsuz bir huzur arayiciligi i^inde ba-isini ta§tan ta§a ve §ehirden §ehire 

vuran tiplerden ... 

Bu seyahatlerde, yava§ yava§ etrafinda peydahlan-imaya ba§layan du§manlar halkasinin da rolii 

var... (Ser-ivetUs) §ehirden §ehire geziyor ve sahte isimler de kullani-iyor. En 90k kullandigi takma 

adi (Vilnov); «yeni §ehir» manasina gelen bir ad... tspanyada, (Aragon)da, dogdugu kasabanin adi... 

§6yle bir seyahat yolu gizdi: 

italya, tsvigre, Almanya, Fransa... Paristen (Orle-an) ve (Liyon)a gegi^... (Liyon) §ehrinde o zaman 

ilk matbaalarin biiyiik orneklerinden birkagi kurulmu§ bulu-inuyor. Orada bunlardan birinde 

musahhihlik yapti ve (Ptoleme)nin me§hur «Cografya»sinin basili§ina nezaret etti. Oradan yine 

Paris ve bir miiddet (Matematik) ve (Astronomi) hocaligi.... 

tlahiyat bahsinde evvela protestanlari kucaklarken sonra oyle noktalara vardi ki, katolikler kadar 

onlara da giran gelmeye ba§ladi. Protestanlar (Reromcular), ona, bir ilahiyat anar§isti goziyle 

baktilar. O, dola§tigi her yerde kavga ^ikardi. Nihayet Fransada (Sarliyo) kasabasi-ina yerle§ti, ve 

orada, hasimlarindan yilmi^gasina ismini silmeye gali^ti ve yalniz (pratisyen) tabiplikle ugra§ti. 

Ama tez zamanda sUkun onu bogar gibi oldu, ye-irinde oturamadi. Parise firladi ve orada 

(Astronomi)ye ait Wr kitap ne§retti. Bu kitap, ba§tan ba§a, Heyet ilminin ki-ilisece yasak edilmi§ 

bahislerini ele aliyordu. 

Takibe ugradi, ka^ti ve (Dofien) havzasinda (Vi-yen) kasabasinda i§i yine doktorluga doktii. Bu 

kasabada adi (Viln6r)dUr ve i§i yalniz hekimlik... tyi de kazandi ve tor miiddet sukun ve refah 

iginde omiir siirebildi. Havza-nin ba§ piskoposiyle de ahbap oldu. 



298 

299 

Fakat rahat durabilir mi? 

Sahte isimle hekimlik ettigi, iyi kazandigi, herkes-ige sevildigi ve ba§piskoposunun dostu oldugu bu 

muhitte gizli gizli me§hur eserini kaleme alip bastirmaktan ger kalmadi: 

(Christianismi Resuitutio - Hristiyanligin islahi).., 

(Servetus), ana eseri olan ve bugun diinyada yalniz 3 niishasinin bulundugu soylenen kitabinda, 

fikirlerini agikga ve biiyiik bir cUr'etle ortaya atti. Kilise ibadetinin biitUn heykel, resim ve 

mU§ahhas §ekillerine hiicum edi-iyor, bunlari sagmalik olarak gosteriyordu. Selim duyguyu inciten 

itikatlari diipediiz akil olgiisUyle yikiyor, fakat (metafizik-fizik otesi) hi^bir itikat esasi 

gizemiyordu. 

Bu hiicumlar, katolikleri kiiplere bindirdigi kadar Protestanlari da kizdirdi. Bilhassa tsvigrede 

bildigimiz Protestanlik mezhebini yayan (Kalven)i kudurttu. (Kal-ven) onda, herhalde, kendi 

yapmak istediginin miibalagalisini, ba§ka bir nevini ve bir esasa bagli olma-iyanini goriiyordu. Ama 

buna ragmen onu himaye edebilir ve aralarinda bir yakinla§ma ariyabilirdi. 



Ne gariptir ki, (S'ervetus)u (Enkizisyon) degil, (Kalven)in mahkemesi ate§e suruklemi§tir. 

(Servetus), gergekten bir garibe olarak, evvela (Enkizisyon)a yakayi kaptiran, fakat ondan 

siyrilmayi bilen, derken sozde hiir fikirlilerin eline ge^en, ama onlardan 'kurtulamayan ve onlarin 

eliyle ate§te yakilan anla§ilmaz bir encamin sahi-ibidir. 

ALEVLER igiNDE 

Kitap gikti; ve bildirdigimiz gibi, Fransadakiler-den, ziyade tsvigredekileri ofkeye bogdu. 

(Kalven)ciler, (Viyen) §ehrine gonderdikleri bir mektupla, katoliklerin 

asil olup da boyle bir esere goz yumduklarindan §ikayet ettiler- Hadise o ruhani mintikanin 

(enkizisyon) mahke-imesine sunuldu. (Vilnov) ismiyle geginen (Servetus) 4 pfean 1553'de 

yakalandi. 

Delil bulmakta, belki de ba§ piskoposun himayesi yiizunden, zorluk gektiler. Delil, kitabin 

igindekilerde de-i§il de, onun (ServetUs) tarafindan yazilip yazilmadigini tespitte... Zira o zamanlar 

kitap ne§ri, bugunku gibi, her bakimdan agik hiiviyet belirtici §artlar altinda degildi. Ne basildigi 

memleket, ne matbaa belli; ne de yazan ve ya-iyan.... 

Muelliflere kar§i muthi§ bir siirek avi a^ilmi? oldu-igu igin, onlar da bu hilelere sapiyorlar ve 

hareketleri makbul sayiliyordu. Anla§iliyor ki, (Christianismi Resiti-tutio)nun uzerinde, ne 

muharrir, ne matbaa, ne memle-iket, higbir i§aret yoktu. Fakat (Kalven) bu ispat i§ini, uzaklardan ta 

Cenevreden, din i§leriyle me§gul bir fikir adami gibi degil, gayet adi bir hafiye taktigi iginde yerine 

getirdi. Vaktiyle (ServetUs)Un kendisine yazdigi mektup-ilari (Enkizisyon)a gonderip kitapla 

mukayeselerini istedi ve bunda higbir vicdani tereddiite dU§medi. 

(Reform) eleba§ilarmdan (Kalven), (ServetUs)Un, tamamiyle hissi planda can dU§manidir. Onun 

igin «§u hilekar k6pek!» tabirini kuUanir. «Kilise MUessesesi» isimli eserinde, (ServetUs)e duydugu 

kinin izleri sahife-ler tutar. Bir mektubunda da «yufka yUrekli» diye tarif et-itigi bir adamm 

(ServetUs) igin: 

« — Parga parga edilmeye ve bagirsaklari dokiilme-iye mUstahak!» 

Dedigini kaydeder. 

(Kalven) fikri olmaktan ziyade hissi sebeplerle bu 



300 

301 

kadar uzaklik duydugu (ServetUs)U tepesinden tirnagm. kadar «§eytani su9lar» iginde gosterir ki, bu 
gayretleri" iginden, din yenileyiciligi bahsinde korkung bir istirka tUttUgU de inkar edilemez. 
(ServetUs)U kendisine en bii-iyiik dU§man gosteren saikler arasmda (ideal) aykmhgm_ dan fazla 
nefsani gUdiilerin sirittigi, bir gergektir. 

i§te, her biri kendince din yenileyicisi (Kalven) ve (Servetus) hadiseden 6-7 yil evvel mektupla§an 
iki dost namzedidir. Daha dogrusu, devrin (reform) Ustadma mek-itup UstUne mektup yazan 
(ServetUs)dUr; ve (Kalven)i kendisine gekmek, fikirlerine kendisince diizeltmek igin elinden geleni 
yapmi§, igini samimiyetle d6kmU§tUr. (Kalven) ise en keskin nefret hissiyle baktigi bu adamm 
mektuplarmi saklami§ ve i§te ikisinin de mU§terek du§-imanlari Katoliklere teslim etmekten 
9ekinmemi§tir. 

Her §eye ragmen (Enkizisyon) , Katolikligin tah-^rip edicisi (ServetUs) hakkmda, obUr tahrip 
ediciden ge-ilen vesikalara fazla degerwermiyor; tutuk bulundurdugu fikir adammi fazla sikmiyor, 
o da bir kolaymi bulup kagi-iyor. (Enkizisyon) onun arkasmdan giyabi bir hUkUm ve-^riyor, kendisi 
olmaymca resmiyle kitaplarmi (Viyen) gar-i^ismda yaktirmakla kaliyor. 



Kader isimli o namiitenahi ince ve akil UstU ilahi irade mimarisinin nispet cilvesine bakin ki, 
(Servetus), zindandan kagtiktan sonra, siginilacak yer olarak, dogru-idan dogruya yakilacagi ate§ 
mintikasina, Cenevreye, ra-ikibi (Kalven)in kucagina du§mekten ba§ka bir yol bula-imami§tir. 

1553 yilinin 12 Agustosunda Cenevreye geldi ve rada «Altin Gul» hanina indi. Ertesi gUnii de 
tanindi ve aralandi. Tahrik (Kalven)den... Bizzat itiraf eder : 

« — Fesat maksadiyle yolu buraya du§mu§tu. Te§vi-ikimle, §ehir meclisi azasindan biri onun 
tevkifini emretti. Su noktayi da agiklamaliyim ki, inatgi, vah§i ve etrafa bu-ila^ici hastalik yayan bu 
adami elimden geldigi kadar ce-izalandirmaya gali§mak vazifemdi.» 

Bir davaci bulmak gerektigi igin, (Lafonten) isimli ipleri (Kalven)in elinde bir kukla buldular. O 

zamanki ts-ivigre kanunlarina gore bu adam da (Servetus) ile beraber zindanciya teslim edildi. Ya 

iddiasini ispat edecek, yahut ettigi isnadin cezasina kendisi garptinlacaktir. Yine ka-inun geregince, 

su^lu ile beraber sorgu heyetinin huzuruna gikacak... 

Bunlar hep oldu. (Servetus) aleyhinde bir surii maddeli bir ithamname tertiplendi. tthamnamenin 

37'inci maddesinde, (Servetus)un (Kalven) aleyhindeki fikirleri bile sug olarak gosteriliyordu. 

15 Agustosta dava goriilmeye ba§ladi. 

En garibi, bir iki celse sonra bizzat (Kalven) ortaya gikarak, perde arkasindan idare ettigi davaci 

tarafin agik-iga temsilciligine ba§ladi ki, bu higbir adalet olgiisune sig-dirilamazdi. (Servetus), 

hakkindaki kiifUr ve rafizilik it-ihamini, g°ya mahkemeye kar§i defetmek mevkiindeyken, onlardan 

(Kalven)e hesap vermek zorunda birakildi. 

(Kalven), bir alakaliya yazdigi mektubunda: 

« — Verilecek cezanin en a§agi idam(!) olacagini umarim!» 

Diyordu. i§ bu kadarla da kalmadi; 5 EylUl celse-isinden ba§layarak (Kalven)in, adeta mahkemenin 

yerini ^Idigi ve sanigin sorgusunu bizzat idare etmeye koyuldu-§u> asil vazifelilerin de 

mukavvadan kuklalar halinde va-ziyete seyirci kaldigi goriildii. 



302 

303 

Bu vaziyet, Ziya Pa§anin: 

Kadi ola davaci ve muhzir dahi §ahit, 

01 mahkemenin hiikmiine derler mi adalet? 

OlgiisUne tam uygun... 

(ServetUs) bu levha kar§isinda oyle sarsildi ki, avaz avaz haykirdi; 

« — (Simon MagUs)Un bir giragindan ba§ka bir §ey olmayan, kendi kendisine (Sorbon) doktoru 

unvan ve payesini veren, kendi keyf ve nefsine gore her fikri su^-ilandiran bu magrur adamin 

kiistahligina hayret ediyo-irum!» 

Mahkeme bu i§de tsvigre kilise ve rahiplerinin top-ilu reyine miiracaata karar verince de (Kalven) 

bunlari te-iker teker elde etti ve §u hiikiimde birle§melerini sagladi: 

« — Kafir, rafizi, cemiyete zararli adam!...» 

Mahkemede bazi Uyelerin, i§i bir de tsvigrenin 200'ler Meclisinden gegirmek gayretleri bo§a gitti ve 

26 Ekim gUniin hiikiim gikti: 

« — Sanik (Mikael Servetus)un aleyhinde a^ilmi^ olan davanin zabitlardaki ozetleriyle taraflarin 

mahkeme huzurundaki iddia ve miidafalan incelendikten sonra davalinin biiyiik sugu ve din 

noktasindan kiifUr belirten hareketleri sabit olmu§ ve kendisinin (§ampel)e gotUriile-irek diri diri 



yakilmasina, bu ilamin yann infaz mevkiine konulmasina ve sugluya ait kitaplann da kendisiyle 

bera-iber ate§e atilmasina karar verilmi§tir. » 

(Servetus) hiikmiin kar§isinda evvela sendeledi, sarsildi, sapsan kesildi, yere yigilacak gibi oldu. 

Fakat gargabuk kendisini topladi ve gulumsedi. Pe§inden mii-inezzeh Peygamber Hazret-i tsa'yi 

«Ebedi AUanin oglu» diye anarak ondan §efaat istedi. 

(§ampel) in yiiksek bir yerinde, alevleri 50k uzak-itan goriilebilecek gibi bir ate§ yaktilar. 

Bir Avrupali hukuk miitefekkirine gore: 

« — Bu alevler, orada , o giinden beri hep goriiniir ve hep g6runecektir...» 

Bu ate§in etrafim perdeleyen ve higbirinde en kii-igiik merhamet ve hassasiyet golgesi bulunmayan 

binlerce hissiz surata kar§i (Mikael Servetus)u , her noktasindan havai fi§ekler sigrayan bir 

donanma me§alesi halinde yaktilar. 

OlUm sagan kilise oyle bir §eydi ki, kendisine kar§i gikanlar arasinda bile oliim sagacak kadar be§eri 

iman duygusunu zedelemi§ ve aziz manalari ayiklanamaz hale getirmi§ti. 

Buna ragmen, (ServetUs) her taraftan goriilecek alevler iginde yagli bir gira gibi yakilirken Dogu 

kitasin-ida hiikiim yiiriitenler hadiseyi gormiiyor, aziz ve ebedi manalarin merkezini onlara 

gosteremiyor ve yine orada hazirlanmakta olan biiyiik akil hamlesini kendisine mal edemiyordu. 

(CiYORDANO BRUNO) 

Uyani§ devrinin meydana getirdigi en biiyiik felsefi tefekkiir abidesi... 

Avrupali (Ciyordano Buruno)yu boyle goriir. Fikri sadece fikir olarak ele alirsak, biz de teslim 

ederiz ki, o, gergekten , bir (Ronesans) heykeltra§i mesleginde neyse, fikirde odur. 

Ayni zamanda §air... 

1550'de italyanin §imal garbinda, (Kalabriya)da (Nola) §ehrinde dogdu. Bir asker olan babasi onu 

kendi Meslegine gekmek isterken, o, (Dominiken) papazi oldu. 



304 

305 

Sirtinda siyah papaz cUbbesi, heniiz biyiklari terlerken, tUrlU beyin terlemelerine ugradi ki, 
etrafina yagdirmadi»! sual, «neden?» ve «ni9in?» kalmadi; ve hocalari hemen hiikmii bastirdilar: 
« — Bu gengte rafizilige istidat var!» Bu hep boyle giderken, ufak tefek disiplin cezala-irindan 
sonra i§ (Enkizisyon) mahkemesine kadar gotUriil-idii. Hakkinda iki dava agilmi^ti. 
(Bruno) takiplere aldirmadi ve ba§ini aldigi gibi ttalyadan gikti, gitti. 

Ortagag bir zulmet dehlizidir. tginde biitUn Garp diinyasinin mahpus kaldigi, giri§ ve giki§ yoUarini 
kay-ibettigi bir tUnel... (R6nesans)a gelince, ellerinde akil kaz-imalari, bu tUnelin cidarlarindan i§ik 
sizdirmaya ve hayata yol aramaga ^ali^an insanlarin hamlesi... Artik kazmalar inmeye ba^ladikga, 
oradan bir delik, buradan bir gegit, surdan bir kapak agilmaya; ve oradan bir pirilti, buradan bir 
i§aret, §uradan bir hava belirmeye ba§lami§tir. Ameri-ika ke§fedilmi§, matbaa ve gravUr icat 
olunmu§, diinyanin d6nU§leri anla§ilmi§, maddenin sinirlari goriilmeye ba§la-imi§, kilisenin ba§lar 
Uzerinde kurdugu kiimes ^atisi yikiHmaya yiiz tutmu§tur. Bu, bir zaviyenin iki gizgisi arasinda 
gittik^e agilan mesafe §eklinde her an yiikselen bir Umit, tecessUs, §Uphe ve tahkik gigiri.. Biricik 
farikasi da, (Ser-vetUs) bahsinde dokundugumuz ve bazen hakikat kaygisi-inin UstUne gikarildigini 
gordiigUmiiz yenilik ihtirasi... 

i§te (Bruno), intibah devresi denilen (Ronesans )a ait bir olu§ kivaminin adamakiUi tuttugu ve tesiri 
her ya-ina dagittigi bir hengamede yeti§ti; ve fikirde bu gidi§in en ileri safina gegmek istedi. 



Birinden 80, obUriinden 100 sene farkli oldugu (Spinoza) ve (Laypnig) Uzerinde bUyiik tesirleri 

oldugu kaydedilir. Kiigiik ya§ farklariyle kendi gaginin adamlari olan (Beykin) ve (§ekspir) 

uzerinde de damgasini bulan-ilar vardir. Meselaa (§ekspir)in «Firtina»sinda ve hususiy-ile 

«Hamlet» piyesinde, (Bruno)nun §iirlerindeki derinli-igine tahassus ve (mel,nkoli) edasina 

benzerlik, keskindir. 

(Bruno) da fikir ve his, du§unce ve §iir, ikisi de miicerret idrak aleti makaminda oyle sarma§ 

dola§tir ki, birbirinden ayiklanamaz; belki birbirinden kuvvet alir. Cins kafalara has olarak ondaki 

te§bih, istiare, mecaz de-ihasi, gergekten harika... 

Ba§i yanli§ bir ameliyenin sonu da yanli§ olacagi bedahetine ait §u bulu§ ne guzel: 

« — Gomlegin ilk diigmesi yanli§ iliklenince obiir-ileri de yanli§ gider...» 

(Enkizisyon)un takibi uzerine memleketinden gik-^tiktan sonra gezmedigi yer kalmadi. O devrin sik 

sik rast-ilanan seyyar alimlerinden biri oldu. Her gittigi yerde dev-irinin kabaligini, insanoglunu 

bekleyen fikir inceliklerini anlatti; «eski» ye tutunmak isteyenleri devirmeye ve son-isuz fikir 

tecessusunu uyandirmaya sava§ti. Cenevre, Tuluz, Paris, Oksford, Marburg, Prag, Franfurt'u hep 

gez-idi- Biraralik Pariste dersler verdi; ve taarruz hedefi olarak kar§isina, biraz evvelki tabirimizle, 

fikre bir kiimes gatisi kurmu§ olan kilise (Skolastik) fikriyatini aldi. Higbir yer-^de duramadi, 

boyuna dola§ti, boyuna inceledi, du§undu Ve yazdi. O zamanlar Orta ve Dogu Avrapasi aydinlar 

di-1 Latince oldugu igin hi^bir yerde lisan ve mevzu yadir-igamasina ugramadi. Surii surii du§man 

edindigi kadar de-met demet dost da kazandi. Fransa Krali (3'UncU 



306 

307 

Hanri)nin gozdesi oldu. 1583-85 arasi tngiltere'de kaldi ve birgok dost sahibi oldu. Bu arada 

(Beykin) ve (§eks-pir)'i tanimi§ olabilir. 

Ahmakliga ve cahilce bilgi gururuna hi? tahammii-ilU olmadigi igin biraz da muhitini kiriyor ve 

higbir yerde kendisine sabit bir yuva bulamiyordu. Boyleyken kendi nefsinin cahil gururunu 

kiramiyor ve bir mektubunda kendisini (Oksford) Universitesine §6yle takdim ediyor-^du: 

« — Her ke§ten daha dura ve gergek bir ogretim gosteren ve ba§lica Avrupa Universitelerinde 

taninmi§ olan bir profesor... Fikirleri hep dogrulanan ve her yerde saygiyla kabul goren bir filozof.. 

Uykudaki fikirleri diir-iten ve nefsini begenmi§ ve batilda karar kilmi§ cehaleti yola getiren bir 

Ustad... Her bakimdan umumi bir insan sevgisi talim eden ve kimseyi kimseden ayird etmeyen bir 

zat... Yalniz akiUi ve samimilerce sevilen ve riyakarlar ve budalalar tarafindan tiksinilen bir 

§ahsi-iyet...» 

Onun boyuna meghulu tirmalayan ruhu ve her an sarho§ kafasi , (Metafizik) sahada hayli uzaklara 

vardik-itan sonra kirilan ve yari yolda kalan mahzun bir projek-itordiir. Sonsuz meghuUer 

denizindeki kurtulu§ odasina ula§amayan bir projektor... 

Bir §iirinde, davalarin davasi olUmii ne derin kur-icalar: 

«01ecegim... 

Olumle dolacagim... 

Biliyoram! 

Gergek! 

Fakat bilmek istiyorum: 

Olumle boy 6lgU§ebilecek hayat nedir?» 



(Kopemik)le ba§layan bilgisizlik iginde feza bilgi-isi, sayilmaz adet ve olgiilmez buud, insan 

ba§inin ustunde yiikselen alemlerin sinirsizligi (Brano)da bir nevi (mistik) bir vecd doguruyor; 

adeta (Bruno) , insanogluna layik kainati bulmu§gasma ulvi bir ne§veye kapiliyordu: 

Bir Alman fikircisine gore: 

« — Ona oyle geliyordu ki, kainatin sinin sonsuza kadar geni§letilecege ve sabit sanilan kiireler yok 

edilin-iceye dek insanoglu serbest nefes alamami§tir. Bundan sonra da fikrin cevelanina engel 

olabilecek engel kalma-imi§tir. (i§te, hepsi bu kadar, bundan otesi yok!) sozune ar-^tik paydos! Eski 

inani§larin insan du§uncesini i^ine tiktigi zindan artik kapilarini agmi§, yeni bir hayatin agik 

hava-isina yol vermi§tir.» 

Biitiin rolii nefes borusuna saman doldururcasina fikrin agzi ustiine goreklenmekten ibaret kiliseye 

kar§ilik, bir de tslamiyetin, insani ardsiz arasiz namiitenahi sirlar boyunca fikretmeye memur kilan 

vazife olgiisune dikkat edelim: 

Kur'aninda Allah, insani e§ya ve hadiseleri teshir etmek igin yarattigini bildirirken, Resuluu de 

§6yle buyu-iruyor: 

« — Yarabbi, bana e§yanin hakikatini oldugu gibi g6ster!...» 

BELA MINTIKASI 

Bruno, kendisi ug ya§indayken yakilan (Servetus) Sibi, bela mintikasina 6z ayagiyla gitti. Napoli ve 

Ro-ma'ya degil de Venedige... Vaktiyle hakkinda iki dava agildigi igin kagtigi memleketlere 

gitmemi§ olsa da, ora-arla yakin miinasebette ve ayni iilke butiinu ve ruh hav-2asi iginde bulunan 

bir yere de gitmemesi lazimdi. O 



308 

309 

boyle du§unmedi. Sandi ki, Venedik, ttalya'da serbest ilim ve fikri koruyan biricik yerdir ve hatta 
bu bakimdan kucaginda nice zit cereyanlara bagli insanlari barindir-imaktadir. Venedik, o zamanki 
Avrupaya gore, hiirriyet ve adalet bakimindan en emin muhittir. 
Feci surette aldandi. 

Onun italya'ya d6nu§unu, Venedik vasitasiyle yeni Papaya bir eserini ithaf etmek ve kiliseyle 
bari§mak iste-idigine atfedenler de vardir. Hatta bir talebesi tarafindan davet edilerek tuzaga 
dU§UruldUgUne kadar da gidilir. Bu talebe giiya (Enkizisyon)la alakaliymi§... Hey neyse... 
Vuzuhsuz ve sistemsiz, sanatkarca bulu§larla dolu, devrinin ananevi modasi kuru (Aristo) 
mantigina ve (Skolastik) Hiristiyan ideolocyasina dU§man, Eflatuna kadar uzanan bir (idealizm) 
temayiiliyle madde ve e§ya UstU bir vahdet g6ru§Une tutkun bir felsefe sahibi (Bruno) 

1591 sonbaharinda Venedik'te... 

1592 ilkbaharinda da tevkif edildi. 25 Mayis 1592 giinii (Enkizisyon) huzurunda... 
Davanin resmi zabitlarinda §ekil ve §emaili §6yle: 

« — Orta boylu, kumral sakalli, kirk ya§larinda ka-idar goriinen bir adam...» 

Yani sari gizmeli (Ciyardano Bruno) aga... 

Eserlerin sorgu miiessesesi tarafindan uzun bir tah-ilil ve tefsirinden sonra sual: 

— Biitiin bu rafizice fikirlere kar§i ne dersiniz? 

« — Bunlar benim felsefi kanaatlefimdir; onlari ka-tolik akidelerine hiicum etmek igin yazmadim!» 

(Bruno)nun gayet dik ve cesur bir eda ile ba§layan miidafaalari, kinla kinla o hale geldi ki, 30 

Temmuz 

1592 giinkii son celsede o, artik bir insan degil, ne derler-i 

se kabul eden bir ruh pihtisiydi. Ona herhalde ruhunu ka-i 

ma§tiran ve fikir guciinu iflas ettiren bir §ey yapilmal 1 ? 



Zulmiin, ipten, kur§undan , satirdan, ate§ten beter, bu igl 1 1 
310 

? oldiirme §ekli, o ate§li (Bruno)yu kill etmi§ ve ruhu-0 her zillete egmi§ti: 

« — Rafiziligimden §uphe edilmesine firsat ve ^an verdigimi kabul ederim! §unu da belirtirim ki, bu 

halden daima vicdan acisi ^ektim ve igimi diizeltmek ni-iyetini besledim.» 

Daha fecisi var: 

« — i§ledigim gunahlarm affini, siz asil efendile-irimden , algak goniillulukle niyaz ederim !» 

(Bruno )nun bu du§kun tavriyle biraz sonra Roma (Enkizisyon)u kar§ismda takmacagi kahramanca 

edayi bari§tirmaya imkan yoktur. Onun igindir ki, Venedikte kendisine, ruh iffetini du§urucu 

dasitani i§kenceler tatbik edilmi§ olmasma higbir tarihi kayd bulunamadigi halde, biiyiik ihtimal 

veriyoruz. 

(Bruno), belki bu al^alma yoliyle canmi kurtarabi-ilecekti. Fakat 17 eyliil 1592 tarihinde Roma 

(Enkizis-yon)u onu resmen Venedik'ten istedi: 

« — Sanik bir Venedik tebaasi degildir. Kendisinin, Napoli ve Roma'da vaktiyle aleyhine agilmi^ iki 

dava vardir. Bu bakimdan suglarmm birle§tirilerek, bagli oldu-igu yerde goriilmesi lazimdir. » 

Venedik Senatosu uzun miizakere ve munaka§alar-idan sonra (Bruno)yu Roma'ya goturulmek uzere 

Papanm murahhaslarma teslim etti. 

(Bruno )nun izini 16'nci Asrm son yilma kadar , 7-8 senelik miiddet iginde tamamiyle kaybediyoruz. 

Bu uzun zamani sadece zindanda gegirdigini bildigimiz filo-z°f, nasil bir ruhi hayat surmii? ve 

hangi noktalara ula^-imi^tir? Tamamen meghul!.. Ayrica, bu kadar zaman bir tenara atilip 

unutulmasmdaki sebep nedir? O da meg-ihul!... Bu hususta higbir tarihi i§aret mevcut degildir. 

Onu birdenbire, 1600 senesinde (Enkizisyon) hu-Zurunda ve yanan odunlarm ustunde goriiyoruz. 

311 

Kendisine, du§unup ta§mmasi ve fikirlerini diizelt-imesi igin 40 giinluk bir miihlet veriliyor. Fakat 

o, donece-igini vadettigi fikirlerinde yine israr ediyor. Tekrar 40 gun miihlet... Yine agikga bir 

donu§ yok du§uncelerinde. (Enkizisyon)a, (Bruno) tarafmdan oyalandigi hissi geli-iyor. 8 §ubat 

1600'de (Enkizisyon) ba§hakimin sarayma getiriliyor. Orada, ya§ta, bilgide, tecriibede en ileri 

kardi-inaller, hakimler ve hiikiimet miimessilleri hazir... (Bru-no)ya diz gokturiiluyor ve bu 

vaziyette karar dinletiliyor. tlamda , (Bruno)nun hal tercumesi, macerasi, fikir kay-inaklari, eserleri, 

felsefesi, kendisini nedamete gekmek igin gosterilen alaka ve onun bunlari inatla reddedi§i, hep 

yazili... Biitiin bunlardan sonra (Bruno), Hiristiyanlik top-ilulugundan koparilan ve aforoz edilen bir 

uzuv olarak ate§te yanmaya mahkum edilmi§tir. 

ilamm heybetli bir dille okunmasi sona erince, o, Venedik Mahkemesinin sefil ve aciz (Bruno)su , 

ayaga kalkiyor, piriltili elbiseleri igindeki kardinalleri ve ku-imandanlari nefret ve hakaretle 

suzuyor ve salondakilerin ustiine tavani indiren bir sesje onlara hitap ediyor: 

« — Hakimler! Siz, aleyhimdeki bu karari, onun ba-ina saldigi deh§etten daha biiyiik bir korku 

iginde veriyor-isunuz!» 

Hemen muhafizlar Uzerinde atiliyor, onu yaka paga tutup zindana gotUriiyorlar. 

Rivayete gore «acaba pi§man olur da tovbe eder mi?» gibilerinden sekiz gUn de bu vaziyette 

bekletiliyor. Tavrmda higbir nedamet eseri yok... Biiyiik merasimle sokaklar dolup ta§iyor, meydan 

iistiiste binmi§ insan kel-ileleriyle doluyor, (Veziiv) Yanardagmm maketi halinde bir ate§ yakiliyor 

ve filozof getiriliyor. Baltali askerler arasmda, gezmeye gikmi§ gibi rahat ve sakin , yiiriiyor, ate§in 

iistiine gikiyor, evvela bir duman bulutu iginde kayboluyor, sonra dudaklarmi isirarak iki biikliim 

n 

dgmdan ba§ka bir§ey goriilmiiyor. Yalniz miithi§ bir sah-ne: Kendisine bir ha? gosteriliyor; ve o 

bunu, ba§mm sert tjjr hareketiyle itiyor, istemiyor. 

Ya odun yigmmm iistiinde, ya ondan biraz evvel soyledigi soz: 



« — Ben sava§tim ya; bu yeter! Zafer kaderin elin-idedir. Ben ne olursam olayim ve zafer kime 

nasip olursa olsun, gelecekteki nesiller tasdik edeceklerdir ki, (Bruno) olumden korkmadi, miskin 

ve olii bir candansa canli bir oliimii tercih etti!» 

(Bruno), kiigiik bir algalma buhrani gegirdikten sonra zulme kar§i yiikselmeyi bilmi§ ve kendisini 

takip eden (Galile) nin sefaletine du§memi§tir. 

(GALiLE) 

Asil ismi (Galileo Galilei)... Fransiz agziyle (Gali-ile)... (R6nesans)in kemal gigiri 16'inci Asrin 

ikinci yari-isinda yeti§ti. (1564-1642)... Muspet bilgi tefekkiiriinde devrinin en biiyiik adami... 

Cisimlerin du§u§unde sukut kanununu, e§yada ata-ilet kanununu, zaman olgiisu bakimindan rakkas 

prensipi-ni ve hareket biitunlugu ol^usunu ke§feden riyaziye ve fi-izik dehasi.. Daha birgok muspet 

bilgi sahasinda oldugu gibi Heyet (Astronomide de temel bilgilerden. 1609 'da Venedikte ilk 

teleskopu yapti, ayin hareketlerini riyazi mu§ahede usuluyle tespit etti ve (Kopemik)in alem uze- 

nndeki bazi g6ru§lerini gergekle^tirdi. 

i§te alemin sadece fizik cephesi uzerinde derinle-5en, yalniz bu cepheden e§ya ve hadiseleri 

inceleyen, §6ylece e§ref mahluk insanin en §erefli melekesi akil "akkini temsil eden ve din 

bahsinde higbir cephe tutma- 



312 

313 

mi§ olan Galile, bu faaliyetinden de rafizi mi sayila. gaktir? 

Evet! 

Fazla higbir izah beklemeden oliim sa^an kiliseyi anlayiniz! 

(Galile), oliim sagan kilisenin (Enkizisyon) celladi tarafmdan ate§e atilmadigi, sadece onun maddi 

ve manevi binbir azabmi ya§adigi halde, kendi §ahsmda ate§e atilan ilim, akil ve §eref hakki 

bakimmdan, mevzuunu, biiyiik bir mazlumluk davasi diye ele almaya mecburuz. 

Abeslerin protesto edicisi ve saf akil miidafaacisi (Luter)in bile «biatian Heyet ilmini allak buUak 

etmek is-^teyen §u deli Kopernik!» diye bahsettigi adam, giane§ manzumesi iizerindeki ke§fiyle, 

ilahi hikmetleri, kendi 6z vasiflari olan sonsuzluga irca ederken, birgoklari korku-idan kiigiik 

dillerini yutmu§lardi. ^iinkii kar§ilarmda, son-isuz hikmetleri papaz nefsaniyetinin tavla zari 

buutlarma indiren ve ilerisini yasak edip dinsizlik sayan kilise vardi. (1543)de oliip (De 

Revolutionbus Orbium Coelestium Libri) isimli eseri ayni sene iginde basilan (Kopernik) bu belayi 

atlatmi§ti ama, ileriye siirdiigii fikirlerin benimsen-^mesi belasi devamdaydi. (Galile)nin teleskopu 

bu davayi gergekle§tirince, artik hakikat, kursaga gizlenir, gibi bir §ey olmaktan gikti ve hakikat 

adammi patlatacak gibi bir hal dogdu. 

Buna ragmen (Galile) her §eyi dogrudan dogruya soyleyemedi. Zamanmda birgok kimsenin yaptigi 

gibi te-villi beyanlara kagti. Yol iigtii: Ya oliimii goze alip soyle' mek, ya susmak, yahut dolambagli 

konu§mak... Son §ek" riyakar tavir, herkesge biricik metod... Zulmiin kar§isma8 hile... 

Miicadeleci bir seciye ta§imayan ve (Enkizis-yOn)un ne mal oldugunu bilin (Galile), her tiirlii 

ihtiyatma ragmen bir noktada bo§ bulundu; 1613'de (Kopernik) sis-iimi hakkmda g6rii§lerini, 

birine, mektupla bildirdi. 

16irde Romaya gelmi§, eski Heyetgilerin dii§-'manliklari, iizerinde oldugu halde Papa tarafmdan 

neza-iketle kabul edilmi§ ve kardinallerin alakasmi gekmi^ti. Fakat her §ey karanlik ve dolambagli 

bir ifade iginde... 

1615 ba§larmda, arz kiiresinin hareket etmekte oHduguna dair (Kopernik) sistemini dogrulayici 

mektubu, kendisini gekemeyenler tarafmdan (Enkizisyon)a sunuHdu. 



(Galile)nin, sadik bir talebesine yazdigi bu mektup, bir yerde talebenin miidafaa ettigi fikirler 

Uzerine ve iti-razlara cevap olarak yazilmi§ti. 

Mektupta deniliyordu ki: 

« — (Kopernik) sistemi, gergege tarn uygun oldugu gibi, tncil hiikumlerine de aykiri degildir. 

Mukaddes Ki-^tap hiikumlerinde hata olamaz ama , onlan izah ve tefsir edenlerin kafasinda 

olabilir.» 

Ve, daima §a§maz bir hikmet olgiisu degerinde §u anlayi§i ileri suriiyordu: 

« — Kasda degil de, kelimelerin kabuk delaletine takilip kalanlar, ige niifuz edemeyenler, kendi 

vehimlerini hakikat sayabilirler.» 

Ve bir kardinalden §u sozleri naklediyordu: 

« — Ruh-iil kudiis bize goklere manada nasil gidile-icegini ogretir; goklerin maddede nasil gittigini 

ogret-imez ! » 

Ve topyekun hakikate kar§i papaz tasallutunun su-ratina bir tokat gibi inen §u olgiilere ge^iyordu: 

« — Eger ilahiyat ilmi yalniz en yiiksek meselelerle ugra§iyor ve iistiin selahiyeti sayesinde 

yuriittugu hiikum-ranlik vasfiyle daha a§agi ilimlere tenezzul gostermiyor- 



314 

315 

ii 

sa, bilmedigi ve incelemedigi i§lerdeki selahileti de ehli-ine birakmalidir. Zira bu, mutlak bir 

hiikumdarin, kendisi ni tabip veya mimar olmadigi halde boyle sanmasi ve bu-ina gore hastalara ve 

ev yaptiracaklara emir vermesine benzer.!» 

Ve ilave ediyordu. 

« — Ben, e§ya ve tabiati ku§atan ve hislerimizin agik §ahitligi ve ilzam edici ispatlarla meydana 

Qikan hii-ikiimlerin, tamamiyle zit yonden Mukaddes Kitaba zorla mal edilmesine, akil ve hikmete 

uygun bir i§ diye baka-mam!» 

(Galile)nin bu sozlerinde, dim hiikiimleri kor nef-saniyetine ve kisir idrakine indirmek bakimmdan 

ham ve kaba softanm miicerret planda miikemmel bir tarifi var-^dir. 

Fakat onun mektubundaki §u son sozler, papazlar-ca tncil'e kar§i tam bir kayitsizlik manasmda 

kabul edil-imeye miisaittir: 

« — incil hiikiimlerini dogru veya yanli§ kilmak, onlan olduklarmdan ba§ka tiirlii gostermek ve 

degi§tir-imek, hig bir mahlukun iktidari dahilinde degildir. » 

(Galile) bilemezdi ki, tncil zaten tahrifgilerin elin-ide asliyetini kaybetmi§ ve §imdi de papazlarm 

kafasmda kayip iistune kayiba ugramaktadir. 

O, incili, bozulmami§ bir biitiin farzediyor, boyle olunca hatasiz olacagma hiikmediyor, fakat «onu 

dogru kilmak da kimsenin elinde degildir! » demekle onda so-^rumsuz bir yanli§lik ihtimalini kabul 

ediyor. Mutlak dog-iruyu ona bagliyamiyor ve kendi aklma ondan fazla bagli oldugunu ve obiir 

sozleri hatir igin soyledigini belli edi-iyordu. 

(Enkizisyon) hemen biiyiik tetkikgiye pusuyu kur-ju. Fakat (Galile)yi «dUnya d6nUyor!» dedigi igin 
muha-jcerneye ba§lamadan, o zamana kadar yapilmayan bir i§i neticelendirmek lazimdi: 
(Kopernik) davasi kar§ismda ki-ilisenin vaziyet ve hiikmiinii belli etmek... 

Nihayet, ug geyrek asirdir goz oniinde durdugu halde kilisece hakkmda higbir resmi tepki 
g6sterilmemi§ olan (Kopernik) sistemi, (Galile) vesilesiyle, dalalet ve rafizilik olarak ilan edildi; ve 



bu davayi dogralami§ olan goklerin arayicisi, AUah'in verdigi gozU kuUandigi igin, AUah'in emrine 

itaatsizlik etti diye hesaba davet olundu. 

GOGE BAKAN 

Hakkindaki (Enkizisyon) faaliyetini haber alan (Galile), bizzat hesap vermeye ko§tu: 

« — 1616 yilinda, gagirilmadan kendi istegimle Ro-ma'ya gittim» 

Evvela dostu bir kardinali ziyaret etti. 

Kardinal ona dedi ki: 

« — GUne§in sabit oldugundan veya arzin hareket ettiginden sakin bahsedeyim deme ve bu fikirleri 

miida-'faa etme! Dedigimi yapmayacak olursan zindana atila-'caksin!» 

26 §ubat 1616 gUnii huzura gikarildi ve kendisine, gUne§in alemin merkezi ve sabit oldugu , arzin 

ise hare-iket halinde bulundugu hakkindaki fikirlerinden vazgeg-imesi, bundan boyle bu fikirleri, 

yazili ve agizdan, asla ta-ton etmemesi, yoksa (Enkizisyon)un takiplerine katlan-ii§i ihtar edildi. 

ihtari yapan ayni kardinale gore (Galile) °u emre ba§ egmeyi kabul etmi§tir. 

Boylece ilk safha kapaniyor; ve «Katolik hakikati-oldiirucu habis fikir -An opinion in pemiciem 

Catho- 



316 

317 

lioe veritatis" ilan edilen (Kopernik) g6ru§u , onu miisa hedeyle ger^ekle^tirici (Galile)ye de inkar 
ettirilerek me sele ortbas ediliyordu. Bu ilk sorgu ve teklif de bir muha kerne degil, idari -kazai bir 
tedbirdi. Yoksa heniiz, bir du-iru§ma ve sorgu safhasi mevcut degildi. Asil kiymet, bazi-ilarinin, 
bunu birinci sayip arkasindan geleni ikinci kabul ettikleri esas muhakemededir. 
Aradan 16 yil ge^iyor. (Galile)nin koruyucusu me§hur Kardinal (Ballarmine) oluyor. Alim, 
inceleme ve ara§tirmalarinda devam ediyor ve ilk mu§ahedelerinin dogruluguna busbiitUn inaniyor. 
Fakat meslegini izah ve miidafaa edici higbir eser yazmiyor. Du§manlari artmakla beraber itibari da 
yiikseliyor. O da , (Enkizisyon)a ettigi taahhiidii arkaya aliyor; hig degilse kendi vicdani ve 
dost-ilari arasinda hesaba katmiyor ve boylece devam ediyor. Belki de yeni Papa (8 'inci Urban) in 
ilimseverligine gu-ivenmi§ bulunuyor. 



Kitap biiyiik bir alaka topladi, kilisenin de tepkisini son haddiyle kam^iladi. Emirnameler gikarilip 

eserin sati «, durduruldu; ilahiyatgilardan da «bilirki§i» kuruldu ve rapor almdi: 

« — Kitapta dinin kabul ettigi hakikatler bir budala-inm agzmdan miidafaa edilmekte, buna kar§ilik 

zit iddia kuvvetle savunulmaktadir. Kitabm tertip §ekli, kagamakli iislubu, maksadi ortmeye 

yeltenici edalari, muharririnin mahut nazariyeyi benimsedigine ve i§i ciddiye aldigma hi^ §uphe 

birakmamaktadir. » 

Ayrica eser uzerinde daha birgok sug gosteren ra-ipor, (Galile)nin 1616'daki ahdini bozmu§ 

oldugunu da belirtiyordu. (Galile) eserin basilmasma izin vermi§ olan Papayi aldatmi§ ve 

(Mukaddes Kongregasyon -Enkizis-yon) ile en aci §ekilde alay etmi§ti. 



1632'de «Dunya hakkmda iki sistem - Ptolema ve Kopernik sistemlerine ait" konu§malar» isimli 
kitabmi ne§retti. Kitabmda sanki kendisi tarafsizmi§ da bu mev-zudaki fikirleri uzaktan 
gosteriyormu? gibi, pegeleyici bir taktik kuUandi. Konu§anlardan biri (modern) g6ru§e sa-ihiptir ve 
arzm iki tiirlii hareketi oldugunu miidafaa eder; obiiriiyse (simplicius) basit adam sifati altmda 



(Aristo) mektebinin kanunlanni korumaya gabalar. Ugiinciisu, bi-irincinin yardimcisi bir ara 

§ahsiyettir. Eserin onsozunde de §u muthi§ olay vardir: 

«Arzin sabit oldugu hakkindaki hiikme, sofuluk ve din tarafindan gosterilen kudretli muzaheret ve 

insan du-i§uncesini zaafini tanimak yiizunden i§tirak ediyorum!» 

Artik her§ey agik ve kitaptaki tarafsiz goriinme taktigi luzumsuz... 

Papa, 23 Eyliil 1632'de, (Galile)nin Umumi Komi-iserlikge davetini emretti. Fakat (Galile) birtakim 

ka^a-imakla takipgileri oyaladi. 

Nihayet 30 Aralik 1632 emri: 

« — Davete gelmemek igin ba§vurulan oyalamalara artik (Enkizisyon) sabir gosteremez! (Galile)nin 

hemen Roma'ya gonderilmesi, tevkif edilmesi ve prangaya vu-irulmasi!» 

Korkak seciyesini buraya kadar az gok sezdiginiz (Galile), oziir ustiine oziir sayacak ve Papanin 

ayagina kapanacak kadar urkmu§tu: 

« — ihtiyarim, zaifim, hastayim, gozlerim g6rmu-y°r> seyahat beni oldiirebilir! AUah'a isyanimdan 

dolayi nedarnet duymaktayim! Dindarim, kiliseye bagliyim!» 

Aldatilmi§ olmasindan kuduran Papa'nin cevabi Qok sert: 



318 

319 

« — Hastaysa bir sedye iginde gelebilir. Rabbim bu belalan ba§ina agtigi igin onu affetsin» 

(Galile), gordiigu muameleden o kadar istirap duy. mu§ bulunuyordu ki, kendi kendisinden 

tiksinecek hale geliyor: 

« — Lanet olsun!... Harcadigim zamana, emekleri-ime, her §eyime! Herkesge gignenen umumi 

yoUardan bi-^raz ayrilip hakikat a§kiyle ustiine dU§tUgUm incelemelere! Yalniz kitabimi 

ne§retmekten pi§man olmakla kalmiyo-irum; elimdekileri de ate§e atip yok etmek istiyorum! Her 

hareketimin kendilerine bu kadar giran geldigi dU§manla-irimin hirslarini dindirmek istiyorum !» 

(Galile) yi bir sedye igine yerle§tirdiler ve 1633 §ubatinda Roma kapilarmdan igeriye gegirdiler. 

Goklere baktigi ve oralarda AUah'm kanun ve hik-^metlerini aradigi igin zindana atilan ilim adami, 

iki ay so-^nar (Enkizisyon) huzuruna gikarildi. 

Bundan sonra (Enkizisyon)un korkung zulmii, (Ga-ililere i§kence etmek, yahut onu oldiirmek degil, 

ta§idigi ruh bakimmdan her zillete miisait olan bu adami smirsiz derecede algaltmi§ olmaktir. 

(Galile) bahsinin en nazik tarafi da budur. 

Bizim olgiimiizde, bir insani, algalmaya istidadi bulunsa ve zillet sugu kendisinde olsa da, bu 

cephesine abanarak busbiitun algaltmaya gali§mak ve hep bu nokta-idan zevk ve hirs tatminine 

bakmak, zulumlerin en biiyii-'gudur. 

(Galile) ise biiyuklugu iginde bu gizli kiiguklugu-inu, o menhus zulum 5aizunden gizleyememi§ bir 

ornek- 

ALgALTMA VE ALgALMA 

Galile ilk i§ olarak 17 yil evvelki ahitlerine ihanet-iten sigaya gekildi. 

Cevap: 

« — O zamanki teahhiidiimde bir anla§amamak bu-ilunsa gerek... Her halde maksadi ben 

anlayamadim! (Ko-pernik) meslegini ogretmemek hususunda bir teahhiide davet edildigim ve bunu 

taahhiit etmi§ oldugumu sanmi-iyorum.» 

Fakat kardinallerin sual ve ihtarlari list iiste yagm-ica bir kat daha ezildi: 

« — Evet, evet!... Bu meslegi bildirmek ve koru-imak bana yasak edilmi§ti. Evet, evet!...» 



Bir kat daha siki§tinlinca da: 

« — Olabilir, dedi; olabilir ki, bu yasak uzerinde (ogretmek) kelimesi de vardi. Fakat ben 

hatirlamiyorum! Olabilir !» 

Siki§tirmayi arttirdilar: 

« — Evet, evet, (quovis modo-ne suretle olursa ol-isun) tabid de bulunmu§ olabilir. 

Hatirlayamiyabilirim ! » 

ilk celse boyle gitti ve (Galile) manen hep dizustu gokmii^ olarak konu§tu. 

30 Nisan 1633 celsesinde ise biiyiik tetkikgi ve kii-igiik ruhluyu yiizii koyun yere kapanmi§, 

(Enkizisyon)un ayaklarini operken goriiyoruz: 

« — Sugumu itiraf ederim! Yazilarimda, emre ve ahdime aykinlik kokusu da vardir. ttiraf ederim!» 

Baskiyla bir arada artan zillet: 

« — §unu da itiraf ederim ki, benim sugum, bo§ bir forstan; sadece cahillik, aldani§ ve 

dikkatsizlikten gelen bir §eydir!» 

Ve daha da a§agilara inmeye, ilim ve fikir namusu-nu ayaklar altin almaya razi oluyor: 



320 

321 

« — Arz ve gune§ hakkindaki yasak fikirleri miida faa etmedigimi, etmemekte oldugumu ve 

etmeyecegim' gostermek igin bana gerekli imkan ve zaman verilecek olursa biitiin bunlari yerine 

getirmeye hazirim!» Bir Avrupali hukuk tarihgisi diyor ki: « — Hangisi daha fena hareket etmi§ti; 

(Bruno)yu cayir cayir yakan mahkeme mi, yoksa §eni vasitalar ve kurtulu§ vaadi yoliyle boyle 

haysiyetsiz itiraflar kopar-^maya tenezzul eden yargiglar mi?» 

10 Mayis 1633 celsesindeki algaltma ve algalma korkungtur. 

« — ilk ahdimi aradan gegen zaman zarfmda unut-imu§ olmami mazur goriiniiz! Bu ozriimii kabul 

ve sugu-imu hafifletici sebep olarak da ilerlemi§ ya§imi, hasta hali-imi ve acmacak derecede du§kun 

vucudumu goze almiz!» 

Bir algalma istidadi buldugu zaman zehirli aletini onun kalbindeki edep yerine kadar sokmakta 

tereddiit et-imeyen zulum, zilletin bu kadariyle de doymadi dersek inanir mismiz? Mahkumunu, 

sanki yer kalmi§ gibi, daha da algaltmaya kalkti. Kurbanmm birkag kardinal ve go-irevli 

kar§ismdaki §ifahi ve teessuri itiraflari higbir §ey ifade etmezdi. Bunlari sistemli bir §ekle sokmak 

ve kur-ibani, vicdanm ta hariminden vurulmu§ olarak te§hir ve terzil etme lazimdi. 

16 Haziran 1633 tarihinde gikan karar: 

« — (Galile)nin, hakiki maksat ve samimi kanaati anla§ilmak uzere, i§kence tehdidi altmda yeniden 

sorguya gekilmesine... Ayrica ve bundan boyle, bir daha, agizdan olsun, yaziyle olun, arzm hareketi 

ve gune§in sabitligl meseleleri uzerinde higbir munaka§aya girmemesinin kendisine 

emrolunmasma... Bunlar yerine getirilniedig 1 takdirde, kendisine, dalalete d6nmu§ insan 

muamelesi ya' pumasma...» 

Bunlar yapildi ve 21 Haziran 1633'de (Galue)' 

322 

mahut te§hir ve terzil taktigine gore huzura gikarildi ve n arzuya gore soz soylemeye davet edildi: 
« — (Kopernik)in fikirlerini, bana bunlarm dalaleti bildirildigi gUnden beri terkettim ve terketmi§ 
bulunuyor-idum! Bu hususta ileriye atilmi§ ve o fikirleri koruyucu mahiyette g6rUlmU§ sozlerim 
varsa, onlari da geri aliyo-irum' Huzurunuzda ve elinizdeyim; bana ne isterseniz onu yapmiz! 
Vazifem itaattir.» 



(Galile), bir tngiliz muharririnin tabiriyle «zillet ^anaginin dibindeki tortulan da igmeye mecbur 

birakil-imi§ oluyordu.» 

§imdi i§ aynen zabitlara gegirilen bu itiraf formiiHlerinden sonaa al^altma ve algalma i§ini 

merasimle insan-ilara gostermekti. 

22 Haziran 1633'de bir (Dominiken) manastinnda hiikum okundu ve ona gore (Galile)ye 

fikirlerinden don-ime merasimi yaptirildi. Yuzlerce insan huzurunda, ba§i biiyiik ve ruhu kiigiik 

adam, yine kaderin bir cilvesi ola-irak ancak birkag sene uzatabilecegi hayatini, §u resmi zil-ilet 

ifadesiyle korudu: 

« — (Kopernik)in meslegini miidafaa ve talim et-imemek yolunda (Mukaddes Ofis)in emirlerine 

aykiri ha-ireket ettim! Benden hakli olarak §uphe edildigini kabul ederim! Samimi bir kalb ve 

hakiki bir iman duygusu igin-ide biitiin iddialarimi iptal ediyor, geri aliyorum! Bu sug-ilara, her 

tiirlii rafizilige ve kiliseye aykiri her mezhep ve kanaate lanet ediyorum! Biitiin bunlardan nefret ve 

yap-iaklarimdan tovbe ediyorum! Bundan boyle, ister agizdan, ister yaziyle, bu mevzularda, §iiphe 

verici higbir harekette bulunmamaya yemin ediyorum !» 

Tarihte, kanaatlerini kendi agziyle tepelemek bakl-iandan bu derecede algaltilmi^ ve algalmi? ikinci 

bir in-isan bulmak zor olduguna gore, bunu yalniz (Galile)nin eM korkusuna degil, evvelce 

kaybettigimiz gibi, asil 

323 

zulmiin korkutma §ekline baglamak, daha haysiyetli bir anlayi§ olur. §iiphesiz ki, kuvvetini 
ihtiyarm zaafmdan alan, ve buna tenezziil eden zuliim, ilmi tetkikgilere gore (Galile)ye maddi 
i§kence tatbik etmemi§ olsa bile manevi can yakmalarm ve ruhi deh§etlerin en agirmi reva 
g6rmU§tUr. Bizim de, (Galile)nin §ahsmda hakiki mazlu-imu ilim olarak gorme ve asil zalime 
gosterme tezimiz bu suretle tam gergekle§mektedir. Yoksa (Galile), birkag gUnlUk hayat minneti 
yiizUnden kanaatlerini bogan mis-ikin §ahsi ve §erefsiz kurtulu§iyle «BUyUk Mazlumlar»m 
di§mdadir; hatta her biri ayri noktalardan mazlumluga gi-irebilecekler arasmda bile degildir. 
Mahkemeden kurtulup kapidan gikarken gizlice soyledigi rivayet edilen bir laf var: 
«Pur si muove! — Buna ragmen diinya d6nUyor!» Avam ve geyrek miinevverler arasmda bilinen, 
gok soylenen ve sevilen bu soz, her §eyden evvel, sonradan uydurulmu§ bir yalandan ibaret... 
(Galile) boyle bir §ey s6ylemi§ degil.. . Bu hususta biitiin gergek tetkikgiler bir-ile§ik... Kaldi ki, 
eger soylgmi^se, dama giktiktan sonra, kendisini kovalayana dilini gikaran bir haylaz gocuk gibi, 69 
ya§mdaki sefaletini biisbiitiin g6stermi§ ve zilletinden hig utanmami§ demektir. 

(Skolastik) metodun en biiyiik dii§mani ve tecriibi usuliin miidafaacisi olan ikincisini de, 27 sene 

zindanda tuttular. 

(Kampanella) «Giine§ Memleketi» isimli eseri, in-isan veriminin adaletle dagitildigi bir cemiyet 

hayali ola-irak, hakikatte bu hayale en uzak komiinistler tarafmdan mezheplerinin ilk habercisi 

sayilir. 

(Galile) ye isnat edilen «buna ragmen diinya d6nii-iyor!» soziinii, oliim sagan kiliseye ve diinyanm 

nice hali-ine ragmen kaydiyle soylemek yerinde olur: 

« Pur si muove !» 

Doniiyor ve AU.ahm «dur!» emrine kadar donecek-itir. Zira yine AUah'm fermaniyle «batilm iptal 

edilecegi giin» gelecektir. 

(Galile)nin §ahsmda biiyiik mazlum, hakikat arayi-ciligi ve insan §erefi, fikir namusudur. 

Oliim sagan kilisenin beyinlerini yedigi fikir adam-ilarmdan binlercesi iginde iki kimse vardir ki, 

kendilerine kisaca dokunmaliyiz: (Liislivo Vanini) ve (Tomas° Kampanella)... tkisi de (Ronesans) 

gocugu ve ttalyan fi-ilozofu... 

ilkini kiifiir ve biiyiiciiliik isnadiyle yaktilar. 



324 
325 



(XII) GENg OSMAN 
YENigERi 

Geng Osman, gurumu§ ve silahini kendi oz ba§ina gekmi§ ordu misalinin, biitiin insanlik tarihinde, 
deh§etten dondurucu en biiyiik kurbani.. Mazlumu ve §ehidi... 

Bu bakimdan onun faslinda uzak ve yakin manalar bakimindan daha titiz ve hadiseler uzerinde 
daha yaygin olmak zorundayiz. Bizim bu eserde temel olgiimuz, hadiselerin roman cephesini 
beslemekle beraber, en emin ilmi ve tarihi gergeklere dayali manalar siizmek ve her cins ve 
mezhepten mazlumlarin gerisinde ibret ve hikmet noktalarini belirtmek olduguna gore, bu bahiste 
bilhassa kendi cemiyetimizin alacagi dersler zaviyesinden, Geng Osman birinci plandadir. Belki, 
ifade ettigi hikmetlere Sore, yiizugun anata§i.. 



gocuklugumda ve delikanliligimda, zaman ve 
mekan kayitlarmi silecek kadar igine abanmi§ ve adeta 
Sirlarca evvelki zamani yakalami§ olarak tarihimizi 
327 

okurken, kendimi, Topkapi Saraymm rutubet kokulu, da-iracik ve upuzun bir dehlizinde goriirdiim. 

Bu lo§ dehliz-ide, sagi sakali birbirine ka§imi§ ve gozleri deh§etten ftrla. mi§ bir deli padi§ah 

ko§maktadir: 

« — Osman, Osman!.. Neredesin Osman?... Gel, be-^ni bu saltanat yiikunden kurtar!.. Osman, 

Osman!.. .» 

Osman, kendi askerleri tarafmdan, diinyada higbir du§man ve intikamcmm en sefil hasmma 

kiyamiyacagi ve higbir algaklik sifatmm yeti§emeyecegi tarzda 6ldurul-imu§tur. Hem de 

Muslumanlarm Halifesi ve Turklerin Pa-idi§ahi Geng Osman... 

Geng Osman hailesinin, ne tarafmdan bakilsa Tiirk Tarihi ve Tiirk cemiyetini saran ana dertlerden 

birine gikmamak miimkiin degildir. O, biitiin igtimai illetlerimi-izi kesim kesim gosteren ve toplum 

i§igmi renk renk tahlil eden billurdan bir men§ur... Oyle bir men§ur ki, goziimii-izii dayayip igine 

baktigimiz zaman gorecegimiz levhalar kar§ismda, (Sofokles) ve (§ekspir) olsaniz piyeslerinizi 

yirtarsmiz. 

Geng Osman'm fevkalade nazik bir miyar te§kil et-imesi bakimmdan, kurbani oldugu giiriimii^ ordu 

hiiviye-itini, dogumundan olUmiine ve en saglam anmda derece derece illetli hallerine kadar tarihi 

bir muhasebeye vur-imak lazimdir; ve bu, yabancisi oldugumuz metod, usuUe-^rin belki en azizidir. 

ilk defa el atilmi§ bir tarz olarak, biitiin kiymet hii-ikiimleriyle bir arada, Yenigeriligin kisa 

bilangosunu vere-ilim: 

Evvela , devre devre smiflandirma ve kiymet hii-ikiimleriyle belirtme tablosu... 

Dort devre: 

1 — Sihhat ve saffet devresi 

328 



2 — Gizli maraz devresi 

3 — Agik maraz devresi 

4 — Miizmin maraz devresi. 



1 — Kurulu§undan istanbul'un fethine kadar. 

2 — Fatih'ten Kanuni'nin olumune kadar. 

3 — San Selim'den Geng Osman'a kadar. 
• Deli Mustafa'dan tkinci Mahmud'a kadar. 
Birinci devre: (1326-1453) 127 yil 
tkinci devre :( 1453-1566) 113 yil 
UgiincU devre: (1566-1622) 56 yil 
Dorduncu devre: (1622-1826) 204 yil 
Yekun 500 yil 

Hayati tarn ve kusursuz 5 asir olan Yenigeriligin §u siniflandirma iginde, kabataslak, fakat topyekun 

madde ve mana gizgilerini bulabilirsiniz. 

Birinci devre: 

« — Bunlarin ismi Yenigeri olsun! Allah yiizlerini ak etsin! KoUarini gU^lU, kili^larini keskin, 

oklarini deli-ici, kendilerini UstUn kilsin!» 

Amasya taraflarinda, Suluca Karahoyiigunde otu-iran «hak erenler»den mavera aleminin 

fatihlerinden Haci Bekta§-i Veil Hazretlerinin bu duasiyle arkasi siganan Yenigeri, boylece, ilk 

biiyiik devlet te^kilat^imiz Orhan Gazi eliyle bir heykel gibi yontulur, madde kuvveti ya-ininda 

mana gUcUne de kavu§turulur ve imam, ahlaki, ter-biyesi, nizami, her §eyi tamam bir biitUnlUk 

iginde birinci Evresini ya§ar. Bu devrede, devlet ve millet idealiyle °nun kolu ve ayagi olan 

Yenigeri arasinda uygunluk oyle §ahane bir ahenk belirtir ki, TUrk Padi§ahina verdigi sozU 

tutmayan prensin kafasi dU§Urulunce, Yenigeri, o kesik 

329 

ba§i saglarindan tutup kaldirir ve sanki Padi§ah kendisiy mi§ gibi haykirir: 

— i§te ahdinde durmayanlarin akibeti! 

Dev§irme usulunun tam bir ruh terbiyesiyle kont-'roUu gittigi, fakat yava§ yava§ kontroliinii 

kaybederek igi-imize yabanci ruhu salmaya ba§ladigi bu devrede, Rurne-liye gegi§in, Edirne'yi 

zaptedi§in, Sirp Sindiginin, Kosova Meydan Muharebesinin, Nigbolunun ve nihayet Istanbul 

Fethinin Yenigerisi, higbir hakan ve ba§bugun, riiyasinda gormedigi kadar UstUndiir. 

Boyleyken, Yenigeriligin bozulmaya ve mikrop kapmaya ba§lamasindan ilk izler yine bu devrenin 

igin-ide... 

Sebep:Yildirim Bayezid; ve biitUn neticeleriyle Yenigeriyi murakabesiz birakan ve onda giiriitUcU 

gizli dev§irme ruhunu sinsi sinsi teptiren Fetret ^igiri... 

Nigbolu kahramani Yildirim bazi meziyetlerde oHdugu gibi birgok kotUlUkte de ilktir. 

Murad-i HUdavendigar'in kanini emen Kosova mu-iharebe meydaninda tahta gikar ve ilk i§ olarak 

karde§i Yakup ^elebiyi oldiirtUr. ilk karde§ kaatili ve bu menhus modanin icatgisi Padi§ah... 

Sirp Prensesi gUzel (Olivera)nm koUarinda kendi-isini ve devletini unutur ve ilk ayya§ padi§ah olur. 

Gurura, sefahate, dalkavuk vezire kapilan ilk seciye... Timur'a en yersiz politika ve kotU 

nefsaniyyet §evkiyle oyle bir harp agar ki, taptaze devleti yikmaya ve Fetret cigrim agmaya kadar 

gider. Bayezid, devletinin en geng ve ding gaginda, dort be§ asir sonraki biiyiik peri§anligimizdan 

ilk ve kii-igiik bir ornek birakip gitmi§tir. Bereket ki, agik, gabuk kapatildi, fakat izi silinemedi. 

Bayezid'in arkasinda, Edirne hamamlarina kapanip «huri ile gilman» arasinda zevk ve safaya 

g6mUlmU§ oglu SUleyman ^elebi, karde§i Musa ^elebi'nin baskin ver- 

bildirmeye gelen Yenigeri Agasinin sakalini ve biyigini tra§ ettirir. 

Ya bu misallerin ordu Uzerinde tesiri, giirUtUcU ve gizli dev§irme ruhunu teptirici olmaz da ne olur? 
Asker'den bir fitne gikabilecegi §Uphesiyle son ^e-ilebi Mehmet'in cesedi, karanlik bir odada, 
elbiseli ve ka-ivuklu, tahta oturtulup ona canli insan rolU oynatildiktan sonra artik Bizans igimize 
girmi§tir. Bu §Uphenin hakika-iti, hemen, ^elebi'nin oglu ve Fatih'in babasi ikinci Murad 



zamaninda patlak verdi. Fatih zamaninda da o kuvvetli ele ragmen gizli kalamazdi. Hikayeleri, 

«Tablo» kismin-ida... 

ikinci devre: 

Ancak bir iki batin saglam devam edebilen Bekta§i tarikati yaninda Yenigerilik, galiba Ocak 

Tarikatten ve Tarikat Ocaktan nem kaparak, i^in igin giiriimeye ba^la-rni^; fakat Yavuz ve Kanuni 

gibi ellerde ve bilhassa dev-ilet gemisini yiiratucu igtimai hamle cereyanlarinin gizle-imesi ve temiz 

orneklerin goguslemesiyle agiga vurulmak-sizin, sahte bir sihhat ve heybet kisvesine biirulu, San 

Se-lim'e kadar gelmi§tir. Bu, marazin, saglam eller ve §artlar altmda gizlenmesi ve zaif am 

koUamasi devresidir. 

Ugiincu devre: 

Artik ne devlet, ne millet, ne §eriat, ne hakikat, ne ahlak, ne gaye, ne nizam, ne terbiye; sadece 

bunlarm is-itismar yaftalari ve ihanet, denaet, dalalet, akamet, haba-set, nefsaniyet, hezimet, vah§et 

ve her tiirlii tefessuh hengamesi... 

Dordiincu devre: 

« — Osmanoglu tahta gegemez; meger kul kilicmm atmda gege!...» 

Doviziyle, devlet makammi da fesadmm oyuncagi "aline getiren Yenigeride, Fars ve Bizans 

tesirinin tam Yerle§tigi, kemikle§tigi; pig dev§irme kanmm saf ve 



330 

331 

ma§im, itaatli ve mahcup Anadolu'yu zehirledigi ve h felaketin mUzminle§tigi son safha... 

TABLO 

Birinci devrede: Yenigerinin ilk giiriime i§areti Fatih'ten 9 yil evvel tkinci Murat'm Varna 

Muharebesin-ide... Haglilarm ilk saldirismda Yenigeri bozulur, pala bi-iyikli tav§anlar gibi kagar ve 

Padi§ahmi birkag kapikulu bolugune birakip etrafa siner. Macar Krali da vaziyetten o kadar yiiz 

bulur ki, atmi Padi§aha dogru surmekten gekin-^mez. Ordunun namusunu, yine bir yenigeri, eski ve 

ger-igek bir yenigeri, ihtiyar Koca Hizir kurtarir. Evvela Kra-ilm atmi, sonra da ba§ma keserek 

ikinci Murad'm oniine koyar; ve bu tek fertten fi§kiran hamle sayesinde zafere ula§ilir. Halim ve 

Selim Padi§ah yenigerilere o kadar 6f-ikelenir ki, onlari kadm kiligma sokup oniinden gegirmek 

ister. Bin niyazla engel olurlar. 

ikinci i§aret, Varna zaferinden sonra ikinci Mu-irad'm tahtmi tekrar oglu Mehmed'e birakip 

Manisa'ya ge-ikilmesi ustiine bir yangmla beraber §ehirde gikan isyan... Zorbalara yarim§ar akge 

«terakki» vererek kurtulurlar! 

i§te o dakikadan ba§layarak her §ey mahvolmu§tur! Tam o dakikada ikinci Murad, ba§layan marazi 

gorse ve biitiin kuvvet ve deh§etiyle Ocagm tepesine inseydi her §ey kurtarilmi§ olurdu. 

Nihayet Fatih'in Karaman seferinden d6nu§undeki apagik ayaklanma: 

— Cuius bah§i§i isteriz! 

On kese verilir; fakat agalari Kazanci Dogan beyle bir kagi kamgi ile dovulup ordudan atilir. 
Ve nihayet, Fatih gibi bir Sultanm fetih yolu Uze-irinde devirdikleri mahut ot arabasi: 

— Ne oluyor; neye durdu alaylar? 

Bir §ey degil efendimiz; kuUarmiz onde bir ara-i 
ka devirmi§ler! 
— Maksat? 

— Kimbilir efendimiz; belki bir dilekleri vardir! 
«Kizim, Sana soylUyorum gelinim, sen anla!» hesa-ibi. 



Her §eyi anlayan veya anladigi sanilan Fatih, anne-isi Sirp Prensesi (Mara)yi, kadinin babasi (kendi 

biiyiik babasi) Sirp Kralina gondermek inceligini du§unuyor da, Yenigerinin nereye gitmekte ve 

dev§irmeciligin ne ye-imi§ler vermekte oldugunu gormiiyor! 

ikinci devrede: Fatih'in ve Biiyiik Fethin baskisi altinda §6yle boyle giden Yenigeri, Fatih gozlerini 

yumar yummaz, biiyiik isyanlar serisini agar. Padi§ahin oliimiinii haber alir almaz Gebzeden 

istanbul'a dogru akin etmeye ba§lar, Sadrazam Karamani Mehmet Pa§anin konagini basar, malini 

ve miilkiinii yagmalar ve kendisini pargalar. §ehirdeki zenginlerle yahudileri de soyar. Istanbul 

muha-ifizi tshak Pa§anin kendisini feda edercesine ortaya atma-sryle, fesat, giig bela yati§ir. 

Derken: 

Bayezid-Cem gati^masinda, iki tarafa da sirt gevi-iren Bursalilar igin: 

«Vay, nigin Aya§ Pa§aya kapilarini agmadilar? Bo-izulmamiza, bir gok olii vermemize sebep 

oldular!» 

Bu bahaneyle Bursayi yagmaya kalkmazlar mi? «Bayezid-i Veli»den yiik yiik ihsan ve hediye 

gelir; yati-i§irlar! Onlara gereken «Bayezid-i Veli» miydi, yoksa Cellat Kara Ali mi? 

Pe§inden Yavuz Sultan Selim: Yavuz'u, babasi aleyhine harekete gegiren ve Ki-rirri, Tuna, Edirne 

iistiinden tstanbula saldirtan ve sonra Peri§an ettiren yine onlar... 



332 

333 

« — Sultan Selim'i i§eriz!» 

Diye tkinci Vezir Mustafa pa§ayla Kazasker ve tn-isancilarin evlerini yagma eden yine onlar... 

«Bayezid-i Veli»yi: 

— Devleti oglum Selim'e biraktim! 

Demeye zorladiktan ve ilk defa bir Padi§ah devir-^dikten sonra, o kadar bagli olduklari Yavuz'un 

arkasin-idan bo§ yere gezmekten bikip yapmadiklarini birakma-iyan ve nihayet Padi§ah gadirina 

kur§un geken yine on-ilar... 

« — Askerler! Ben size bu gileleri gekecegimizi taht'a gikarken s6ylemi§tim! O vakit kabul 

etmi§tiniz! §imdi nigin doniiyorsunuz? Rahatina dii§kiin olanlar kari-ilarinin yanina gitsin! 

iginizden hig kimse gelmese bile ben tek ba§ima giderim!» 

Yavuz'a bu sozleri soyleten, istemeden onun pen-igesine giren ve tek ba§ina siirdiigii atin 

arkasindan gitme-iye mecbur edilen yine onlar... 

^aldiran zaferinden sonra Tebrizde gariklarini mizraklarina takip Yavuz-, gibi bir Padi§aha d6nii§ 

ferma-inini veren yine onlar... 

Ha§met ve §evket devrinin «evc-i bala»si, denizler ve karalarin Hakani Kanuni Sultan Siileyman... 

Rodos fethinde yapmadik edepsizlik ve itaatsizlik birakmadilar. 

Rodos ve Belgrad fethinden sonra Padi§ah Edirne-de... 

Birdenbire bir ayaklanma: 

« — Atiyye isteriik!» 

Sadrazam Ibrahim Pa§a, Aya§ Pa§a ve Defterdarin konagini bastilar. Giimriigii, yahudi mahallesini 

ve zen-igin belldikleri her yeri talan ettiler. Yenigeri Agasiyle Sipahi Agasi da -isyan mi dersiniz, 

ihtilal mi dersiniz» ci-inayet mi, §ekavet mi, §enaat mi, her neyse!- hareke 

,asinda..- Bunlarin ve birkag yardimcilarinin ba§lan ke-ilmekle namus yine temizlendi. 

Nihayet karalarin ve denizlerin Padi§ahi seferde oHdii ve cenazesi Yenigeri korkusiyle tam iig hafta 

saklandi. yaZjyet, Yavuz'un oliimiinde yiiksek sesle aglayan vezir-jere Haznedarba§inin: 

— Sesinizi kisin! Yenigeri Padi§ahin oliimiinii du-iyacak olursa hazineyi yagma eder! 



Diye yal vardigi nezaket noktasina e§... 

Bu nasil ordudur ki, bir padi§ahin oliimu ondan, her an irzina gegilmek istenen bir bakirenin babasi 
6lmu§ gibi saklanir? Her an irzina gegilmesi igin firsat koUanan bakire devlettir, ve ayni devletin 
temsilcileri, bu yabanci kanin getirdigi ve binbir tesirin besledigi ruha ba§ egmi§ hatta sirasina gore 
te^vikgisi makamina ge^mi^tir! Me§-ihur tabiriyle «Din-u devlet», hem de ha§met ve §evket 
devrimizde nereye gitmektedir? Yenigeri, kendi oz dev-iletinin Haglilardan fazla du§mani ve kendi 
6z vataninin gavurdan beter i§galcisi midir ki, bir padi§ah oldii diye uzerindeki cebri baski kalkti 
zanniyle «canavar bo§anma-isin!» kabilinden, onun bizzat milletini tahrip edecegi §up-ihesine 
du§ulur? Boyle bir §uphe canavara canavarligini ihtar edecegi, onu diirtukleyecegi, uyandiracagi 
kadar, ca-inavarin giinahi derecesinde, hatta daha biiyiik bir su? ol-^maz mi? 
Devlet makammi tutanlarm ilk i§i, boyle bir §uphe-iyi devlet hesabma ziil saymak, kokiinden 
kazimak ve ona gore ordu miiessesesini mutlak itaat vasfiyle ta ruhunun 'Cinden mayalandirmak, 
geli§tirmek degil midir? Seriate bagli oldugunu iddia eden bir idare, Bedr gazilerini, MUte 
tedailerini, Kadisiye kahramanlarmi nasil olur da tani-^maz? BUtUn bunlari goren, her §eyi kokiine 
kadar irca e(febilen ve Garp (R6nesans)i oniinde tamamen tslami ve ediyyen yeni bir sisteme yol 
agacak olan tek miite- 



334 

335 

fekkir, tek padi§ah, tek vezir, tek kumandan -kiigiik hisSi islahat^ilar miistesna - nigin zuhur 

etmemi§tir? 

BUtUn bu muammalarm goziimUnii istikbalin -ma. salci degil, fikirci- tarihgisine birakalim ve biitUn 

bu kiy-imet hiikiimlerinin mihrakmdan, kabuslara sigmaz haileler gigiri, Ugiincu ve dordiincU 

devrelerin tablolarma gege. lim... 

TABLONUN DEVAMI 

Artik, saklayici, ortUcU, gizleyici §artlann da kay-iboldugu, kapanan taarruz ve agilmaya ba§layan 

bozgun gigirimizla beraber her §eyin kendisini agiga vurdugu UgiincU devrede Yenigeri §enaetleri: 

Yildirim'm oglu, hamam safacisi, ayya§ ve peri§an Suleyman ^elebi mizagli San Selim taht'a gikar 

gikmaz SokuUu'dan bir name gelir: 

— Aman Padi§ahim, orduya gelme! Yenigeri kulla-nn(!) cUlus bah§i§i isteyecektir... Hazinede 

mangir yok! Orduyu Belgrad'da bekle! 

Onde Kanuni, tabutu, bin dereden su getirilerek yiirutUlebilen ordu... Belgrad... Orada babasmm 

cenaze namazmda bulunduktan sonra askeri kisaca selamlayip otagma gekilen Padi§ahm arkasmdan 

naralar : 

« — Gelenege uyulmadi! Bize verilmesi vacip(') olan bah§i§lerin bahsi gegmedi! Vezirler, neye 

boyle etti-iniz? Suglular elimizden kurtulamaz! Biz Padi§ahi Edirne Kapismda, yahut saray 

giri§inde, ot arabasmm yanmda bulmayi biliriz...» 

Vezirler tela§ta... Kavuklar titriyor... thtilal kop-imak Uzere... Ne yapsalar da, §u «Hakan-i 

Magfur»un ce-inazesini tstanbul'a bir gotUrebiiseler?.. Torenle gotUrebi -menin imkani yok... 

Vezirlere, §unlara, bunlara, kiifrii'" 

sayip sovmenin bini bir paraya... Tabut gizlice kagirilma-jr ba§ka gare yok... Kendisini zaferden 
zafere ko§turmu§ Sultan SUleyman'm tabutu, yine ondan kagirilsm?.. Ne hazin!.. KUfUrler arasmda 
koca Sultan SUleyman'a da beddualar... Cenazeyi gizlice tstanbul'a naklediyorlar ve Yenigeri 
subaylarmi huzura alip be§ gUn zarfmda «in'am» ve «terakki»lerinin verilecegi vaadiyle askeri giiya 
susturmu§ oluyorlar; (Sektuar)dan donen bir orduy-ila «Payitaht»m yolunu tutuyorlar. Yenigeriler, 



cenazenin kaginlarak gizlice gomUldUgunu Edirne'de ogreniyorlar. Vay canina; saga sola yurya!... 

Ok atmalar, kilica dav-ranmalar, yuhalar, homurtular, yakasi agilmami^ sovme-iler... Sanki 

kendilerine ihanet edilmi§tir! Ordu, zorbela, Halkali koyiine gelebiliyor. Gece, bir «Sadabad» 

eglence-isi gibi binlerce me§'ale altinda Yenigeri me§vereti... Ka-rar vermeleri lazim; yapacaklari 

i§i daha fazla uzatamaz-lar... Sabahleyin ordu hareket edip de debdebeyle tstan-ibul kapilanndan 

girerken saflar birdenbire duruyor. Padi-i§ah Edirne Kapisina yakin bir meydanda tarn bir saat, 

ha-ireketsiz bekliyor. Vezirler etrafta at segirtiyorlar: 

— Ne var, neye durdunuz? 

— Onde bir ot arabasi devrilmi§... YUriiyemiyo-iruz!.. 

i§te isyanin me§hur parolasi!... 

ikinci vezir Pertev Pa§a atini hi§imla sUriip saflarin i^ine giriyor: 

— Yigitler, hareketiniz askere uymaz, yaki§iksiz! 

Hemen UstUne gullanip haykinyorlar: 

— Sen kendini (Ciyola) da mi sandin? 

Ve bir vuru§ta atindan al a§agi ediyorlar. Gozlerine 'U§en Kaptan Pa§aya da: 

-Sen burada ne ariyorsun, zUgUrt gemici? 

Diye kiifrii basiyorlar. Bu arada, yaninda bir iki ve-ZT ile Yenigeri Agasi, Sokullu yeti§iyor. 

Avuglari altun 



336 

337 

dolu ve dili §ekerden tatli, etrafina akge ve niyaz serpe yenigerileri yati§tirir gibi oluyor. Yenigeri 

Agasi da w taraftan, bagira bagira yalvariyor: 

— Bakin, boynuma doladigim mendili goriiyor rnu sunuz? tsterseniz onu sikip beni oldiiriin! Ben 

sizin el nizdeyim! Etmeyin yigitlerim, §ahinlerim, §ahbazlarim aganizi dinleyin! 

Agaya §u cevabi veriyorlar: 

— Eger bize su yerine §ekerli peksimet verirsen sen aldanirsin! Boylelikle Padi§ahin ve sadrazamin 

hazinele-irini kurtarmak istiyorsan, bo§! Sen de elimizden kurtula-imazsin! 

Yenigeriler, Padi§ahi ve devlet biiyiiklerini esir gi-ibi saraya gotUriip birinci avluya tikiyorlar, 

kapilari kapa-itiyorlar, vezirleri attan indirip kiirklerinden tutuyorlar, Padi§ahin oniine gekiyorlar ve 

bir agizdan, islam halifesi ve TUrk Padi§ahma haykinyorlar: 

«Adet-i kadimeyi ikrar eyle! — Eski adeti itiraf et!» Sadrazam diirtiiyor ve kukla konu§uyor: « — 

in'am ve ulufeniz bana ecdadimdan intikal eden adet mucibince ihsan olundu.» 

i§te UgiincU devre dedigimiz felaket gigrini agan ve heniiz Kanuni'nin topragi kurumundan patlak 

veren hadise!.. 

Ne gUlUngtUr ki, Sokullu, Yenigerilerden sonra cUlus ihsani istemeye kalkan ve devlet biiyiiklerini, 

yoUa-irini bekleyip ta§a tutan bazi siniflarin serkerdelerini idam etmi§ ve kuvvetliye teslim ettigi 

devlet irzina, zaifler kii-igiik bir laf atti diye#celadet gostermeye kalkmi§tir! SokuHlu biiyiik bir 

politikaci olabilir; fakat biiyiik, kafasi dava ve yiiregi hamle dolu bir insan, asla!.. Nihayet o da, 

akir li, dirayetli, sadakatli ve heybetli bir dev§irmeden ba§Ka bir §ey degildir. Ne yazik ki, biiyiik 

adam kitligi biitiin ta' rihimize hakimdir! 

338 

Me§hur Kogi Beyin «Risale»sinde: «, — Tarih-i mezburdan beri millet ve mezhebi amalum §ehir 
oglani ve Tiirk ve gingene ve tatar ve kurt cnebi ve laz ve yoriik ve katirci ve deveci ve hamal ve 
ag-idaci ve kuta-i tank ve yankesici ve sair ecnas-i muhtelife miilhak olup ayin ve erkan bozuldu.» 



Diye fesadini Fatih'ten sonraki murakebesizlige bagladigi fakat bizim ta Yildinm'a ve Fetret 

^iginna ka-idar goturdugumuz Yenigeri, San Selim'den sonra, artik kendi 6z yurdunu i§gal altinda 

tutan, her tiirlii du§mandan beter bir iq tasallut te§kilatidir. 

San Selim ile kapisini agan iiguncu devrenin artik biitiin hicap perdelerini parga parga edici 

vakasindan son-ra, Ugiincu Murad'da sira... Yahudi parmaginin tertiple-idigi bir ayari bozuk para 

mevzuunda, zorbalar saray oniinde: 

— Rumeli Beylerbeyi Doganci Mehmet Pa§a ile Defterdarin kellelerini isteriz! 

Ugiincu Murad Yenigerileri parayla kandirmak is-itedi. Fakat bu defa §akiler giiya idealist; bir 

fikir(!) ug-irunda hareket etmekteler... Bagirdilar: 

— Kim paraya elini surerse, Beylerbeyi ve Defter-idardan evvel onu oldiirurUz! 

Ve merasimle and igtiler. Ve has oda pencerelerine dogru bastilar narayi: 

« — Ya istedigimiz kelleleri verirsiniz, yahut Padi-i§aha kadar yolumuz a9iktir.» 

Bu oyle bir tehditti ki, ya hemen oracikta kirilip tuz buz edilmesi, yahut devlet reisligi makaminin 

Yenige-ri emrinde bir merkepten ba§ka bir §ey olmadiginin res-men kabulU lazimdi. Nitekim 

U^iincu Murad, kendi hassa Olnikleri olan Enderun agalan, Saray bekgileri, Bostanci-ar> Baltacilar 

ve kapicilarm silahlanmalarmi emrettigi a'de hemen saray entrikacilari araya girdi, ela gozlU ve 

339 

§ahin baki§li arslanm ayagma kapandi ve onu istenen kel leleri vermeye razi etti. Beylerbeyi ile 

Defterdarm Yeni gerilere atilan kelleleri, hakikatte, Geng Osman'da mey-^dana gikacagi gibi, 

OsmanoguUarmm ve Osmanli devleti-nin kellesiydi. 

Artik her sifat iistu rezalet, girla: 

Misirda askeri isyan... GU^lUkle bastirildi. Budin-deki «mUstahfiz»lar 6 aylik iicretlerini 

alamadiklari igin Beylerbeyini oldiirdiiler. Tebrizdeki asker, Istanbul i§i ayari bozuk parayi kabul 

etmedi, hazineyi yagma ve su-ibaylarmdan birini ba§ma vezir tayin etti: Erzurum'da ha-imiyetli 

halk Yenigerilere hiicum etti; haber tstanbul'da duyulunca Sadrazam Ferhat Pa§a tahkir edildi ve 

Padi-§ah'a kiiskiinlUk manasma gorbalar dokiildii... Bir de Sipahi rezaleti... Yenigeri §unu bunu 

yapar da atlilar yaya kalir mi? Kelle istemeler, vezirleri ta§lamalar, saray kapi-ilarini zorlamalar, 

nihayet eline bir odun kapan saray ahgi-larinin agtigi gayret yoliyle ^il yavrusu gibi dagili§... Ne 

aciz, ne aciz, ilaci hastaligindan beter!.. 

Pe§inden UgiincU Mehmet ve yine, artik isim ve si-ifat bulamadigimiz moda namuzsuzluk: Ulufe ve 

pe§inden Ferhat Pa§anin ba§i!.. Ferhat Pa§a Padi§aha dayatti: 

« — Bu kulunuz diinyadan gitmekle Padi§aha vezir eksik olmaz! Ama bunlarin muradlarina imkan 

verilirse agizlan bir daha gem tutmaz!» 

Pa§anin, kar§i koymak teklifi nasilsa kabul yiizU gordu; bir vuru§ta isyancilarin belini kirdilar, fakat 

kokle-irine kibrit suyu dokecek kadar derinlere gidemediler. 

Anadolu taruUmar... Erzurumda Kose Sefer Pa§a sekbanlariyle levendleri, Sivas'ta Alca Atlisi 

denilen Ah-^met Pa§a zorbalari; Deli Hasan avanesi MerzifoO"a' 

Kahraman Tavil omuzda§lan Kastamonu'da, Kara Salt serkerdeleri de ^arikinda millete el'aman 
dedirtiyor. ts-itanbul e§kiyasi bunlari duyar da yerinde oturur mu?., gaydi saraya; ve Kapi Agasi 
Gazanfer ile Dariissaade Agasi Osman'in ba§lari, ayaklarinin dibinde... Onlar giiya idaresiz... 
Sadrazam ve «Serdar-i Ekrem» Yemi^gi Hasan Pa-i§a ile Sadaret Kaymakami Guzelce Mahmut 
Pa§a arasin-ida rekabet ve Yenigeriye 30.000 flori verilerek kurulan plan... Asker iki bolum: Biri 
Serdar, obiirii Kaymakam ta-irafindan... Du§urulen ba§lar, surulen miiftu, ve neticede Yenigeri ve 
Sipahi bogaz bogaza... Devletin iki kolu bir-ibirini biikmekle me§gul... 
Bir taraftan da Yenigerilik azmanlarindan ba§ka bir §ey olmayan Celaliler... Farklilari §u ki, 
devletin resmi askeri degiller ve agikga isyan hiiviyetindeler. Samimi in-isanlar!.. 
Nihayet Geng Osman'in babasi Sultan Ahmet: 
Saltanatinin ikinci yilinda Yenigeri ve Sipahi nara-isi: 



— Ulufe ve guhalanmizi alamadik! Divana girme-iyiz! ^orba igmeyiz! 

Sultan Ahmed'in geng ya§ta olmesi ve yerine kar-ide§i zirdeli Mustafa'nin gegip mecnunlugunu pek 
kisa za-iman idare ettirebilmesinden sonra, nobet ba§ina, namusu-inu ve her §eyini Yenigeriye 
kaptirip tahti tekrar zirdeliye birakmak iizere, mazlumlar mazlumu Geng Osman'a gel-imi§tir. 
Ama biz, guriimu? asker ocaginin ne demek oldu-igunu gostermek ve Yenigeriyi tarn gergevelemek 
igin Geng Osman'dan sonrasini da tarihi muhasebemize kata-icagiz. 



340 

341 

GENg OSMAN'DAN OTEYE TABLO 

Deli Mustafa'dan ba§layan, dordiincu miizmin iliet devresi: 

Tiirk tarihinde ilk defa olarak ve en algak kaatile reva goriilmeyecek tarzda bir padi§ah 

oldiiruldukten son-ira fesat o hale geldi ki, sadrazam tayininde Yenigerinin ayagina du§uldu: 

« — Davut Pa§a, GUrcU Mehmed Pa§a, Lefkeli Mustafa Pa§a'dan, Asker, hangisini miinasip goriirse 

o olsun!» 

Geng Osman hailesi milleti cigerinin kokiine kadar deh§et ve nefrete bogmu§ ve her tarafta: 

— Onun oldiiriilmesine susanlar miislUman degil-idir! 

gigliklari dola§maya ba§lami§ti. Halk, Yenigeri gordiigU yerde bir bela timsali g6rmU§ gibi 

urperiyor, nef-^retle gozlerini kagiriyordu. BUtUn vatani saran bu duygu Uzerinde Erzurum Valisi 

Abaza Pa§ayla, Trablus-u §am Beylerbeyi Seyfoglu Yusuf Pa§a yenigerileri dogramaya ba§ladilar. 

Haber tstanbul'da... Haydi ayaklanma ve nara: 

— Sadrazam degi§sin! 

tig ayda dort sadrazam degi§mi§ oluyordu. 

Bu defa: 

— Halk bize padi§ah kaatili diyor! Biz katil degi-iliz! Kaatiller kimlerse bulunsun ve cezalan 

verilsin! 

Diye isyan... 

Yenigerilerin segmesi Mere (More) Huseyin Pa§a-inm bir kadiyi oldiiresiye dovdiirmesi uzerine 

Fatih Cami-iinde toplanan din adamlarmm, serkerdeler tarafmdan dogranmasi... 

Artik bu devrede Yenigeri, dinin, devletin, irzjn' namusun, milletin, cemiyetin, mUzminle§mi§ habis 

uru-idur. 

gabuk gabuk gidelim... DordiincU Murad: 

cuius bah§i§i!... Malum mesele... 

Iran seferinde ayaklanma... 

Nihayet gocukluktan gikip delikanliligmi siiren ve wi yiireklilikte, i§kence edicilikte, kan igicilikte 

benzeri az padi§ahlardan biri olmaya dogru giden DordiincU Mu-rad'a kar§i bUyUk yildirma 

te§ebbUsU; kaldirilan kazan, jcapanan dUkkanlar, kagi§an halk, tstanbul'da ana baba gUnU, saraya 

hUcum, Recep pa§anm gevirdigi dolaplar, Hafiz Ahmed Pa§anm kahramanca §ehadeti, Recep 

Pa§a-inm sadrazamligi... Derken Husrev Pa§anm oldUrUlmesi ve zorbalarm yine ayaklanmasi 

Uzerine Ocagm tepesine inen §ahane yumruk... Fakat ba§ kesmekten ba§ka §uuru ve adam etme 

olgUsU diye higbir §eyi olmayan bu yum-^ruk, bir mUddet igin mikrobu gizlenmeye zorlayabildi; o 

kadar!.. Satir, kilig, ip, kement, habire i§ledi ve gUrUmU^ ordu, bUtUn iltihap nahiyeleri vUcudunda, 

sadece felaket irmagmm aktigi yere ait tedbirler; kaynak hep yerinde... 

Tahtm bUtUn liyakatli namzetlerini bogdurup yaHniz §ehvet ve sefahat delisi tbrahimi birakan ve 

kendi ha-inedan kanmi da bulandiran DordUncU Murad'in arkasm-idan: 



G6rulmemi§ rezaletler, harem dalavereleri, Cinci Hoca kepazelikleri, pa§a §enaatleri arasinda, biraz 
evvelki §iddetin tesiriyle heniiz sersemligi gitmeyen, fakat giin gegtikge agilan Yenigeri... 
Devlet biiyuklerine kiigucuk kizlarini verip Binbir Gece diigunleri yaptirmak zevkindeki Deli 
ibrahim, yine "oyle bir vesiliyle bir «Sur-u Humayun» tertipletip Yeni-^eri kodamanlarindan 
birkagini davet etmek ve oracikta «aklamak sevdasina du§uyor. Agalar tertibi haber aliyor Ve 
Ocagi fitilledikleri gibi bombayi patlatiyorlar. Sadrazam oldiiruluyor, ufurukguba^i Cinci Hoca 
kagiyor, aeii tacidarin da hal'ine kadar gidiliyor. 



342 
343 



S3 "2 o- 3 -v: Q- « g- er « ^ o 
3S- S. sS*Sa 



pl 



tilar. Peygamber soyundan bir Seyyid bir siriga beyaz iy bez gegirip miislumanlari sancak dibine 

gagirmasa ve hr vesileyle halk toplanip serkerdelerden birkagi yok edi me§eydi kimbilir, i§ nereye 

varacakti? 

ikinci Sultan Ahmed: 

Avusturya ve miittefikleri ordusuna (Salankeme^ civannda rastlayip ba^langigta zafere dogru giden 

Yeni-igeri «Serdarmiz §ehit du§tu!» rivayetiyle dagihverdi Du§man arkamizi ku§atti, Sipahi seyirci 

kaldi. Netice 28.000 §ehit ve 150 top, dU§mana teslim... 

ikinci Sultan Mustafa: 

§eyhUlislam FeyzuUah Efendi ve oguUanna kar§i ba§layan hareket, Edirne'de zevk ve sefasmdaki 

Padi§aha dondiiriildii. 60.000 serkerde Edirne'ye, Padi§ah emrinde-iki 80.000 nefer de onlarm 

uzerine yiiriidii. Kar§ila§tilar, kucakla§tilar, isyan safmda birlik oldular, Padi§ahi tahtm-idan al a§agi 

ettiler. 

UgiincU Ahmed: 

HUkiimet, Edirne'ye gelen isyan ordusunun elin-ide... §eyhulislam FeyzuUah Efendiyi ug giin 

hapsettiler, burnunu, kulaklarmi, dudaklarmi kestiler. Sonra bir yiik beygirine ters bindirip 

Edirne'nin bit pazarmda i§kencey-ile oldiirdiiler. Meydana attilar ve ayagma ip takip zorla iigyuz 

kadar hiristiyan ve yahudiye gektirdiler, onlerine papazlari da gegirip Hiristiyan ayiniyle Yenigeri 

ordu karargahma getirdiler ve Tunca nehrine attilar. Bizzat 6z dinini ve milli namusunu paymal 

edercesine, §enaatin bu kadari g6rulmu§ miidiir? Yenigeriye bunlari yaptiran kan, Tiirk kani midir? 

Buyiik Petro Asya ulkelerimize sizar, tram da makdasina alet eder ve Buyiik Rusyanin temelini 

kurma-iya bakarken, tstanbul'da «Sadabad» devri, garami §air Nedim Efendi edebiyati, Nev§ehirli 

Ibrahim Pa§a Epikii-rizmasi, bilmem kag altuna bir lale sogani ba§i; 



ba§ina ne bir metelik veren var, ne de milyonlarca luna bir ba§!.. Hamam tellagi Patrona Halil 
isyani!.. Ka-8 Ian agilan zindanlar, yagma edilen diikkanlar, Patrona I'vle kalkan kazan ve bir atin 
uzerinde, parga parga, Lale nevri kahramani devletluVezirin cesedi... Tepetaklak Pa-idi§ah- 
Birinci Sultan Mahmut: 



Bin hileyle saraya getirilip sirtina vezirlik kiirkii gegirilirken oldiiriilen Patrona ve hempalanndan 

sonra yi-ne isyan... Yagma, tecavuz, tasallut... Sabah vakti gikari-ilan «Sancag-i §erif», toplanan 

halk ve ancak millet gay-retiyle temizlenen zorbalar... Bunlara temizlik degil, ufu-inetin yaradan 

pamukla alinmasi demek, daha dogru... 

Bir miiddet sonra, uzun yagmurlar ve kar yagi§lari yiizunden tstanbul'da kitlik ve hemen ihtilal... 

Yagma, adam oldiirme, ortaligi kasip kavuru§... 

Ugiincu Sultan Mustafa: 

Tedbirli Vezir-i azam Ragip Pa§anm olumunden sonra yine peri§anlik... Bender uzerine yiiriiyen 

orduda levazim i§lerinin bozuklugu yiizunden aglik ve hemen «yagma, vur, kir!» sesleri... Giinde 

1000 nefer kagak... Abaza Mehmed Pa§anm verdigi muharebede ilk kagan ve siperdekilere kadar 

kagiranlar, Yenigeri serdenge9tile-ri(!)... Askerin bu hali yiiziinden akimi kagiran Sadrazam Emin 

Pa§a... Biiyiik Hotin bozgunu... 

Tuna otesinde, Kartal sahrasi ilerisinde, Rus mera-§ali (Rumyangofja, «yayasi tabana kuvvet, atlisi 

kamgiya bereket» olgiisiiyle, silaha davranmaksizm verilen igreng bozgun... Kiligla onlerine gikan 

pa§alarmi gigneyerek ka-^'§-.. 2000 olii, bilmem ne kadar esir ve 140 top hediye... 

Birinci Abdiilhamid: 

Yine Balkanlarda Moskoflara verilen daha biiyiik "Ozgun... Topu, tiifegi, malzemeyi birakarak 

kagan, as-ikerden seraskere kadar biitiin bir giiriimii§ ordu... Dii§man 



346 

347 

§umnudaki karargahm oniinde goriiniirken, Yenice kendi ordu agirliklarmi yagma edip kagiyor! 

^iiriiyii§ niin neticesi olarak Tiirk tarihinde ilk defa g6riilmii§ v §eref ihanetiyle kagiyor ve §anli 

Tiirk tarihinin kara sah' fesi Kaynarca anla§masma yol agiyor. 

Artik sira Ugiincii Selim'de; o da, gergek ve gayet ince manalara biiriilii bir mazlumdur. Yenigerinin 

miiz-imin hastalik devresine ait muhasebesini burada birakarak onun ve tarihin en biiyiik cinayeti 

Geng Osman hailesine doniiyoruz. 

CULUSU 

Sene 1618, §ubatin 26'nci giinii (1 Rebiiilevvel 1027)... Agik hava, donmu§ giine§, isirici soguk... 

Topka-pi sarayinin Divan odasinda OsmanoguUarinin tahtina tiiysiiz bir gocuk oturtulmu§... Tahtin 

yam ba§inda Kizla-ragasi Mustafa Aga ile §eyhiilislam Esad Efendi ve Sada-iret Kaymakami Sofu 

Mehmet Pa§a... Sag, sol ve kar§i si-^ralarda, pa§a, efendi ve aga kavuklari dizili... Biitiin dev-ilet 

biiyiikleri, miilki, dini ve askeri riitbelerinin alacali bu-lacali alametleri iginde, orada... 

14'iincii Padi§ah olarak 14 ya§inda taht'a gikan 14 yil saltanat siiren, yaptirdigi camiin 14 §erefesi ve 

14 sa-iyisinin yarisi kadar erkek gocugu olan Sultan Ahmed'den sonra yine 14 ya§indaki biiyiik 

oglu Osman... tsmini ta§i-idigi siilalenin tahti iizerinde, onun kendisine neye mal olacagindan 

habersiz, oturuyor. Bir deliden bo§altilan tahttaki akiUi gocuga biitiin kavuklar egilmi§... Biy'at 

me-irasimi... 

Di§arda yenigerilerin alki§i kubbeleri uguldatmak-ta... Zira tig ay evvel aldiklari 3 milyon altunluk 

ciilus bah§i§ine §imdi bir o kadari daha eklenecektir. Miimkiin 

Isa da giine§in her dqgup bati§inda bir padi§ah dogsa ve 

batsa- 

Deliden bo§altilan taht... Evet, deli ki, deli... Os-imanli tarihinde bu deliye kadar padi§ahlik, dikine 

nesep -izgisi dedikleri babadan ogula aktarma §ekliyle gelmi§ ve ilk defa onda, diizliigiine gizgi 

halinde ailenin en ya§li ferdine, olen Padi§ahin karde§ine gegmi§tir. Ve o, «Sul-itan Mustafa Han -i 



Evvel», kelimenin tarn manasiyle (kli-inik) bir delidir. Qok seyrek ve kapkara bir sakalin halele- 

digi dar ve renksiz bir yiizde daracik bir aim ve bombo§ gozler... Bo§luga agilmi? bir gift pencereye 

benzeyen bu gozlere bazen muthi§ bir korku hayaleti gelip gider; on-idan sonra hep bo§... Ne 

duydugu ve ne du§undugu belir-isiz, tiirbe tiirbe dola§mak, sokaklara para savurmak, ba-iliklara 

altun serpmek, kendisinde en tabii, yahut en de-ivamli hal... tg oglanlarini, elinde bir kilig, saray 

dehlizle-irinde kovalamak, vucutlarindaki kilig giziklerinden sizan kani goriip mestolmak, en 

dayanilmaz zevki... ^ocuk bayramini o giinden itibaren icat etmi§ gibi, §ehrin mini-iminilerini 

etrafinda toplar, ba§larina kiigiik biiyiik kavuk-ilar gegirir ve onlara, pa§aliklar, agaliklar, arpaliklar, 

tUrlU riitbeler dagitir. 

Ne tiirlii bir algalma ve giiriime iginde olursa olsun, yarim asir evvelinden Kanuni'nin top sesleri 

gelen bir imparatorluk tahtinda, boylesine tahammiil miimkiin mii? Artik bu kadarini vicdanina 

sigdirmamak ve insafina ye-dirmemek, Kizlaragasi Mustafa Agaya dU§mU§, Aga, §eyhUlislam Esad 

Efendi ile Sadrazam vekili Sofu Meh-imet Pa§aya haber g6ndermi§ti: 

« — Padi§ahin hali artik gizlenecek dereceyi gegti, ihmal olunursa hazine itlafindan ba§ka netice 

vermez.» 

Buna ragmen §eyhlik davasmda bazi sahtekarlar, 



348 
349 



boyle bir delinin saltanatmda istedikleri gibi hiikiim w-riitmek ve menfaat dev§irmek hirsiyle, 
tavirlarmdan n kaptiklari Agayi sUrdiirmeye kalkmi§lar, bu maksatla V lide Sultana baski 
yapmi§lar, fakat Mustafa Aga dah baskm giktigi igin higbir §ey ba§aramami§lardi. Nihayet 
Kizlaragasi Mustafa Aga, §eyhUlislam Esad Efendi v Kaymakam Sofu Mehmet Pa§a birlik 
olmu§lar, hemen harekete gegmi^ler, devlet biiyiiklerini Divana gagirmi^-ilar, i§i bir «oldu-bitti»ye 
getirmi§ler ve Sultan Musta-ifa'yi, iginde tam 14 sene kaldigi dort duvar arasina tika-iyip kapilari 
Geng Osman'a agmi§lardi. 

Onyedinci Asrin ba§larinda Geng Osman taht'a gi-ikarken, Yenigeri, gUrUyU§UnUn gaye 
noktasindadir. Mem-leketse, ig ve di§ dertleriyle bu gUruyU§e tam denk... 

Tarihgi (Hammer)e gore «Macar Ulkesinin TUrk hakimiyetinden siyrili§ina ve Osmanli Devletinin 
algalma devrine giri§ine i§aret'» olan (Zitvatorok) anla§masi, o gUnlerde yenilenmi§ bir eser olarak, 
Avrupa TUrkiyesinde artik pamuk ipligine bagli, sUriilUp atilmasi igin sert bir firtinaya muhtag ve 
yalniz di§iyla heybetli bir devletten ba§ka bir §ey kalmadigini ihtar edici bir senet... 
(Dominyon) mevkiindeki Kirim Hanligi Uzerinde hiikiimranlik diye bir §ey kalmami§ ve doguda 
iran'a kar-i§i «i§ olsun kabilinden», higbir manasi ve gayesi olmayan bir sefer agilmi§tir. Ana vatan, 
list Uste isyan, ihtilal ve §ekavetlerin sahnesi... Devletin ruhi, mail, idari, igtimai buhran tablosu, 
aglaticidir. §afak vaktinin ilk aydinlik pUskiirtiilen halinde biitUn nispet olgiilerini meydana 
gi-ikarmaya ba§layan Rati §ahlani§ina dikkat etmek §6yle dursun, insandaki en basit bedahet 
duygusunu bile k6rle§-tirici bir karanlik iginde TUrk illeri... Eski gUne§lerin 

ivar igine kagtigi ve artik kolay kolay bulunamiyacagi ^nh kUtle§mesi gigirinin ba§indayiz. 1 
Manasiz ve gayesiz Iran seferi, ayni manasizlik ve avesizlik iginde bitiverdi. Sadrazam Halil 
Pa§aya tiirlii tirlu macun ve murabba, limon ve nar, halis un ve nefis piring yiiklu dokuz katar, obiir 
biiyiiklere de be§er katar (jeve hediye... Yolda Sadrazama, Iran seferinin neticesini tebrik edici(!) 
bir «Hatt-i Humayun» ve tstanbul'a gelin-ice azil fermani... 



Mahut (Zitvotorok) muahedesinin bazi maddelerini gozden gegirmek ve yeni Padi§ahi tebrik etmek 
igin ts-itanbul'a gelen Avusturya Heyeti, §ehre onde mizika, fakat bayrak agmadan giriyor; ve 
Avrupa da Tiirk hakimiyeti-inin kirili§indan etrafa bir ne§e havasi sagmaya benzeyen bu mizikali ve 
bayraksiz giri§, sanki devletin §erefini gi-icikliyor ve bu yiizden ^avu§ba§i azlediliyor. 
Yangin... istanbul'un 500 yiUik verem illeti... San-iki tutu§an, gok lambasinin Istanbul 
biiyuklugunde fitiliy-nii§ gibi, biitiin bir gece alev sutunlari inip gikti. Suley-maniye ve benzerleri 
gibi ta§ ve mermer senfonileri etra-ifindaki ah§ap Istanbul, birgok semtiyle kill oldu. Yangin 
Bezestenden gikmi^ ve ahtapot gibi tstanbul'u kiskaglan igine almi§tir. Ortalikta, ellerinde su 
kovalari duvar yik-imaya mahsus kancalar, ko§u§an ve nara atan yenigeriler. §imdi yangini 
sondiirmeye sava§an kendileri oldugu gi-ibi, belki kundaklayanlar da onlar... Bir yagma, bir talan 
bir iti§me kaki§ma, bir ana baba guniidur gidiyor. Halk da kundaktaki bebekten yatalak ihtiyara 
kadar higbir §ey dinlemeden yutan alevlere mi, yenigerilere mi kar§i koru-imasi gerektiginden 
habersiz, canmi ve malmi AUah'a emanet etmi§, deh§etle kapilarda ve damlarda manzarayi 



350 

351 

seyrediyor. Bu manzarada, sahipsiz §ehrin, vatanm , Or. dunun, milletin, devletin ate§le yazili ihtara 

mahyasi var-idir. 

Ak sakaldan yok sakala kadar birgok insan da alevler iginde oynayan ejderhalara bakip kendi 

kendileri-ne mirildaniyorlar: 

— Geng Osman'm daha ilk ciilus yilmda bu kor-ikung yangm hayra alamet olmasa gerek!.... 

DEVLETIN HALI 

En biiyiik devlet niifuzu, Geng Osman'm babasi Birinci Ahmed zamanmda da oldugu gibi, 

Kizlaragasi Mustafa'da, Onunla beraber, §eyhUlislam Esad Efendi... Sadrazamlik mesnedi ise 

birkag rakip arasmda kavga mevzuu... 

Heniiz bu padi§ah vekilligi makammi §ahsiyetiyle doldurabilecek bir kimse zuhur edebilmi§ degil... 

Iran se-iferi donU§Unde azledilen Halil Pa§adan sonra sadaret Da-imat Mahmut Pa§ada ve derken 

Okiiz Mehmet Pa§ada... 

Burnunun higbir insanda g6rulmemi§ gapta biiyiik-ilUgUnden «Burun Kasim» diye anilan Iran elgisi 

istan-ibul'a geldi ve belki sefirlerce sunulan hediyelerin hepsini golgede birakacak §eyler getirdi: 

100 yiik ipekli kuma§, 4 fil, 1 gergedan, 1 §ahane gadir, 2 kaplan derisi, 37 va§ak derisi, 6 siyah 

tilki derisi, 32 sirmali ve 26 kadife, 9 sair agir kuma§lardan elbise, 16 top guha ve muslin, 45 

min-itan... Iran ile varilan anla§maya §u madde de eklendi: 

« — iranli §iilerce, Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Omer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ayi§e'ye sovme 

adeti birakilacaktir. Okiiz Mehmet Pa§a da sadaret makammda 10 aydan fazla kalamadi; ve 

«Kapudan-i derya GUzelce All Pa§a»nm tertibine kurban gitti. Guzelce All Pa§a biT 

ne evvel birkatim yabanci gemiler zaptetmi§ti. Biiyiik animetlerle geldi ve Padi§aha goz kama§tirici 
hediyeler takdim etti. Sadrazam Okiiz Mehmet Pa§a kiskangligm-idan tepindi; mallarm eskiden beri 
muahedeli olan Vene-idiklilerle Fransizlara ait oldugunu ve onlara el siiriilemi-vecegini iddia etti. 
iki tarafm elgilerim de bu iddiayi des-iteklemeye zorladi. Padi§aha da «onda bir » olgiisii iizerin-ide 
hileli hareket edildigini ve gereken hissenin tam ayriHmami^ oldugunu ileriye siirdii. Fakat 
Giizelce, desise zekasmda Okiiz'den iistiin gikti. Bir taraftan be§ kese ak-ige ve birkag esir hediye 
kar§iligmda Okiiz'iin agzmi kapa-itir ve ayaklarmi dola§tirirken , obiir taraftan Padi§aha 
so-ikulmayi ve §6yle bir teklifte bulunmayi becerdi: 



« — Sadrazamlik bana verilecek olursa hazineyi dolduracagim! Devlete sikinti yiizU ve para 

rahatsizligi diye bir §ey g6stermiyecegim!» Yardimcisi da Kizlaraga-isi...Bir nevi menfaat 

miizayedesinde sadaret Guzelce Pa-i§ada kaldi. O da ilk i§ olarak Okiiz Pa§anin malina miil-ikune 

el koydu ve kendisini eski yeri olan Halep Valiligi-ine ugurdu. 

Ba§ina gelenler yiizunden tez zamanda hastalanip olecek olan Okiiz Mehmet Pa§aya ait giizel bir 

niikte an-ilatilir: Halepte §ehrin biiyiikleriyle caddeden gegerken uzaktan bir okiiz b6giirmii§... 

Yanindaki niiktedanlar, bir okiize bir de Okiiz Pa§aya bakip sormu§lar: 

— Ne diyor, Pa§a Hazretleri? 

— Benim gibi masum bir hayvan dururken bu e§eklerle i§in ne diyor? 

Sadarete konan Giizelce Ali Pa§anin biricik siyase-iti hazineyi doldurmak ve Padi§ahin goziinii 

doyurmak ^ui, birer birer zenginleri soymak oldu. Bu sayede aske-rin Odeneklerini intizamla 

verebildigi gibi, hazineyi de 



352 

353 

ta§irdi. Geng Osman'la birlikte her §eyin paradan ibaret oldugunu sananlara oyle niifuz etti ki, bir 

dedigi iki edil. mez oldu. Devletin yikimi pahasina servet yapmi§ olanla-iri bir bir avladi. Hatta 

Geng Osman'i taht'a gikartmi^ ve kendisini sadaret mesnedine yiikseltmekte ba§ rolii oyna-imi§ olan 

Kizlaragasi Mustafa Agaya kadar el uzatti. Aga-iya, tarn 2.5 milyon duka degerindeki servetini 

hazineye aktararak Misir yolunu tutturdu. Padi§ahin, §eyhiilislam Esad Efendiden daha niifuzlu 

hale getirdigi hocasi Omer efendiye de Mekke yolu goriindii. Omer Efendi, tarn ge-imiye binecegi 

anda Sadrazamin oliim haberini alip, Mek-ike yolunun ba§indan geriye donecektir. 

Giizelce Ali Pa§a, satirini, devlet kasadari Defter-idar Baki Pa§aya da indirmi§, ondan da 2 milyon 

dukalik bir servet zaptederek kendisini evvela Yedikuleye hapset-imi§, sonra da Cezayire 

siirmii§tiir. 

Biitiin bunlarin ozii: 

Devlet, iginden ve di§indan giiriirken, galinmi^ ve-iya tiirlii kotiiliikler yolunda dev§irilmi§ servetleri 

bu defa hazine hesabina, fakat ayni metodla geri almaktan ibaret ve gergek igtimai deva tedbirinden 

uzak, «hirsiza kar§i gaasip» politikasi... Memurlari hirsiz, devlet de gaasip... 

Gen? Osman'in ikinci saltanat yilindaysa tstan-ibul'da oyle bir firtina, g6riilmemi§ bir kasirga koptu 

ki, §ehrin birgok semti su altinda kaldi. Birinci yildaki biiyiik Bezesten yangininda oldugu gibi, ana 

baba giinii...Gegen seneki yangina kar§i sakallarini sivazlayip onu hayra alamet saymayanlar, bu 

hadiseden de ayni manayi gikar-imakta gecikmediler. 

Eski Saray, saltanatin bayatlami§ giizellerine, her manasiyle iktidardan dii§mii§ kadin §evketlilere 
mahsus . jj. jam alti... Eski evrak mahzeni gibi bir yer... Tugralari verinde olsa da yazilari silik... 
Bir padi§ahtan, kadm sultanlar hakkmda: 
— Eski Saraya gitsin! 

iradesi gikar ^ikmaz, herkesin anladigi, artik o gii-izelligin veya o niifuzun ugup gittigidir. 
Gen? Osman'm ciilus yilmda, Eski Sarayda, Sahife Sultan (Baba) vefat etmi§ti. Safiye Sultan ki, 
kocasi Ugiincii Murad ve oglu ,U5iincii Mehmed zamanlarmda hiikiimet dizginlerini elinden 
birakmami§, fakat torunu Birinci Ahmed devrinden beri de, tam 14 sene, Eski Sa-irayda yiiksek 
pencerelerden giren ak§am giine§inin du-ivarlardaki mahzun akislerine kar§i, hep soniik ikbalini 
dii§iinmekle vakit gegirmi§ti. Geng Osman'm babasi SuHtan Ahmed'den oteye, Eski Saray, 
OsmanoguUari tacmm en biiyiik, fakat o anda i§iksiz, kadm elmaslarmdan birine mahfazalik 



ediyordu: Sultan Ahmed'in sevgilisi Mah-i Peyker (Kevsem) Sultan... Geng Osman'in iivey annesi.. 

Geng Osman'in annesi Mah-i Firaz Sultan ise asil sarayda ve ikbalde... 

i§te, ileride oguUarindan DordiincU Murad ve Deli ibrahim'im padi§ahliklari zamaninda tekrar 

parlayacak ve daha sonra bir perde ipiyle bogulup agzindan ve bur-^nundan kan bo§anarak can 

verecek olan Kevsem Sultan, iivey oglu Geng Osman §erefine Eski Sarayda bir §enlik tertiplemi§ti. 

Gayesi, eski ortagi ve §imdiki Valide Sultan Mah-i FUruz'un teveccUhiinii kazanmak, bu arada 

Kizla-ragasmm takdirini de gekmek ve delikanli Padi§ahi eglen-^dirmek... 

Kevsem Sultan, s6nmU§ ikballerin hiizUn deposu, sessiz ve karanlik Eski Sarayi Ug dort gUn hig 

ali§ilmami§ §ekilde renk, i§ik ve nagme tufanma bogmu§ ve yine hig 



354 

355 

ali§ilmami§ §ekilde, Padi§ahm, kizlaragasiyle beraber bu Ug dort gUn iginde, caz, gengi, kadm , tiirlU 

oyunlar; Gene Osman'm gozleri oniinden, Kevsem Sultanm biiyiilen^ sanatma ait her unsur 

gegirilmi§ti. Acaba Kevsem Sultan heniiz bulug gagmdaki Padi§ahm arkasmda sira bekleyen 

kiigucuk §ehzadeleri igin kestirme bir yol ke§fetmeye mi yoksa onlari sadece korumaya, 

ya§atabilmeye mi baki-iyordu? 

Budin Valisi Karaka§ Mehmed Pa§adan Divana bir rapor gelmi§ti: Mor nehri kiyilarmda bir yerde 

garip bir gok hadisesi olmu§.. Bir kara bulut gikmi§ ve ortasm-^dan hag §eklinde §im§ekler 

fi§kirmi§... Ayni buluttan bir gok kara ta§lar da firlayip yere du§mu§ ve topraga gomul-'mu§.. 

Bunlardan bazilari 3 kantar agirligmdaymi§... 

— Allah Allah; ne garip alametler beliriyor bu Pa-idi§ahm zamanmda!... 

Hayirdir in§aallah!... Yangm, kasirga, semai i§aret-'ler!..,Hayirdir in§aallah! 

ALAMETLER 

Artik alametler yerde ve gokte birbirini kovaliyor. Fakat yerdekilere ve kul tedbirinin gergevesi 

igindekilere dikkat edilmiyor da herkes gokte olup bitenleri heceleme-iye gali§iyor. 

Aksaray taraflarmda bazi camilerin bir ay kadar yari bellerine kadar su iginde kaldigi biiyiik kasirga 

ve selden sonra Naima'nin ifadesiyle «zir azim taun oldu ki, misli g6rulmemi§ idi.» Ve culusun 

ertesi yili, tam da SuHtan Ahmed'in oldiigu gece, gokte muthi§ bir kuyruklu yiHdiz.. I§igi piriltili 

ve bigimi tipki bir egri kilig... Kihcin kabzasi dogu ve ucu bati tarafinda; duru§ da, tstanbulu ikiye 

bolecek gibi... 

O zaman bu sema hadisesinden evvela Iran muha-irebesine ait manalar gikarilmi§, iki yil sonraki 
Lehistan seferi ve pe§inden Geng Osman hailesi de ayni kuyruklu yildiza baglanmak istenmi§ti... 
Bugdan Voyvodasi (Gratyani)nin Lehliler hesabina devlete ihanet etmesi, Lehlilerin (Zolkiyefski) 
kumanda-isinda orduyla Bugdan uzerine sarkmalari, Ozi Beylerbeyi ve Kirim Haninin mahalli 
kuvvetleriyle bu istilayi kirip bozguna gevirmeleri, Leh serdarinin saray kapisinda halk, te§hir 
edilmek uzere tstanbul'a gonderilen kesik ba§i ve-isaire... 

Bunlar, toy Padi§ahi, eski ha§met devirlerinden ni-i§ane bir seferin ba§ina getirmek igin goniillerde 
yanan sevdayi alevlendirici ilk limit vesileleri... Ba§ta sadrazam Ali Pa§a bulunmak uzere birgok 
devlet buyiigu, Lehistan seferini koriikleyenlerden... Artik 18 ya§ina dogru yol alan Padi§ahin 
gonlunde de bu sefer, dayanilmaz bir fetih i§tiyaki... ilk §art... Ali Pa§a, daha evvel anlattigimiz gibi 
soymadigi insan birakmiyor, hazineyi tika basa dolduru-iyor. Oyle ki, uzun zamandan beri Yenigeri 
ki§lalarina et veren (Skarlati) isimli ram miiteahhitten, yiUardir teslim ettigi koyunlarin derilerini 
aynen isityor ve gayet tabii olarak deriler verilemeyince, zengin miiteahhide muaz-izam bir para 



cezasi odemek du§uyor. Rum Patriginden yine bir yolsuzluk bahanesiyle iigbin istiyor, otuzbin ala- 

piliyor. §undan bu kadar, bundan §u kadar... 

Defterdar Baki Pa§ayla Kizlaragasi Mustafa'ya ait bilyonlarin hazineye aktarilmasi bu siralarda... 



356 

357 

Lehistan seferi hazirliklari ve hirsizlardan gasp Vo liyle hazineyi dolduran tedbirler devam ede 

dursun... 

Hicri 1030'da (1620-1621 ki§i) oyle bir sog^ basti ki, Bogaz ba§tanba§a dondu ve Avrasya 

kiyisindan Avrapa sahiline yiiriiyerek gegenler oldu: 

Naima: 

« — 1030 §ifasinda (ki§inda) Rebiiilevvel Gurresin-den onaltinci guniine kadar azim kar yagip 

§iddet-i serma-dan (sogugun §iddetinden) seraser (ba§tanba§a) derya mii-cemid olup (donup) ancak 

akinti ortasinda bir nehr-i sagir (kiigiik nehir) miktari mahal agik kalmi§ idi. Rebiiilevvelin 

onyedinci gunii Saray burnu ile Uskiidar arasi ciimle buz olup Galatadan tstanbul'a Hasbahgeden 

Kiregkapisma ya-iya adam gegtigin gorenler rivayet ederler.» 

tiki, Hicri ikinci ve Miladi sekizinci Asirda olmak uzere tarihin iki kere kaydettigi bu hadise, Geng 

Osman etrafindaki harika tecellilerden ve esrarli alametlerden bi-^ri daha sayildi. 

Kar ve buz yiizunden deniz ve kara nakliyati sekte-iye ugrayinca Istanbulda kitlik ba§ladi 70 

dirhem ekmek 1 akgeye, etin okkasi da 15 akgeye gikti. Tabii Yenigeri ve Sipahi homurtulari, 

«Divan-i Humayun» oniinde Sipahi toplanmalari, Sadrazam sayesinde verilen birikmi§ aylik-ilar, 

bir an igin kapanan agizlar; derken 1621 ilkbahari, para buyiicusu Sadrazamin tekrar parlayan 

niifuzu, Padi-i§ah Hocasi Omer Efendinin Mekke'ye siirgun emrini al-imasi ve tarn gemiye binerken 

Guzelce Pa§anin bobrek hastaligindan oldiigunu duyup saraya donmesi... Vesaire vesaire.. 

Geng Osman Lehistan seferine niyetlenince, ileride tarihin en biiyiik padi§ah cinayetine bizzat 

mevzu te§ki 

358 

tmek Uzere, adeta bu cinayeti davet eder mahiyette, ken-,? ^Ugiik padi§ah cinayetlerini i§lemekten 

geri kalmadi. 

Biiyiik meziyetlerle i§ildamaya ba§layan karde§i §ehzade Mehmed'i oldiirdii. ilk me§veret, yeni 

Kizlara-gasi SUleyman'la: 

— Ne dersin aga? 

— Tedbiriniz hikmetin ta kendisi, efendimiz! Boyle bir §ehzadenin ya§amasi caiz degildir. 

Ondan sonra §eyhUlislam'a miiracaat: 

— Karde§im Mehmed'in oldiiriilmesini me§ru gos-iterecek fetvayi vermenizi dilerim! 

Fakat §eyhUlislam Esad Efendi, bir miiddet sonra kizmi verecegi Padi§ahm hatirmdan, §eriati gok 

UstUn tut-imayi bildi: 

— Sultanimdan af dilerim; ben, karde§iniz §ehzade Mehmed'in oldiiriilmesini me§ru gosterecek 

fetvayi vere-^mem! Seriate iftira edemem!! 

Rumeli Kazaskeri Kemalettin isimli bir bedbaht, higbir zaman gergekle§emeyecek bir limit, 

§eyhUlislam olmak Umidi pe§inde seriate ihanet etmekte tereddiit gos-itermedi ve kendi manevi 

olUmiine bedel, geng §ehzadenin idam fetvasmi dayadi. 

Masum §ehzade Mehmed, birdenbire kapismm agildigmi ve igeriye, ellerinde kemendler, pala 

biyikli ka-iya pargalari halinde hissiz cellatlarm doldugunu gordii. Cellatlar tek kelime soylemeden 



uzerine saldinr ve ke-imendler boynuna dolanirken, §ehzade Mehmed, iginde tek leke goriinmeyen 
saffatli gozlerini, tepesindeki kub-ibeyi delmek istercesine yukariya kaldirdi ve aci aci hay-ikirdi: 
« — Osman ; AUah'tan dilerim ki, omiir ve devletini riizgar savursun! Beni nasil oldiiriiyorsan senin 
de canini oyle alsinlar!» 
Naima'nin diliyle: 
359 

« — Osman: AUah'tan dilerim ki, omr-ii devlet' berbad olup beni omriimden nice mahrum eyledinse 

s dahi behremend olmayasm!» 

Naima devam ediyor: 

« — 01 vakt-i yeeste suz-u derun ve inkisar-i kalb ' mahzun ile ettigi beddua icabete karin olup 

zaman-i kalild miicazati zuhur etmi§tir.» 

(O yees vaktinde ig acisi ve kalb kirikligi ile ettigi beddua kabul edilip cezasi kisa zamanda 

goriindii.) 

i§te, atalarmm bu yoldaki cinayetlerine nispetle yaptigi pek kiigiik bir §ey olsa da, Gen^ Osman'i 

bekleyen akibetten en keskin ve manali alamet budur. 

VESAiRE VESAiRE 

Zenginleri sikbogaz edip hazine doldurmaktan ba§-ika marifeti olmayan Sadrazamm olumunden 

sonra «Muhr-u §erif» Huseyin Pa§a isimli arnavutta... Bostanci, derken Bostanciba§i, sonra vezir ve 

en sonra Sadrazam... (Hammer)e gore o «muteassip bir miisluman ve higbir ruhi ve siyasi terbiye 

g6rmemi§ kaba bir adam»... Yine (Hammer)in fikrince Huseyin Pa§anm anlayi§i: 

« — Dunyada Turk Padi§ahmdan ba§ka hiikiimdar yoktur ve gerisi ancak onun keyf ve emriyle 

hiikiim su-irer.» 

O devirde Uskiidarli Aziz Mahmud Efendi isimli bir §eyh vardir ki, biitiin devlet biiyiikleri onun 

etegine tu-itunmaktan ba§ka gare bulamazlar. Cam ve mail tehlikede olan kimse, Aziz Mahmud 

Efendiye sigmdi mi, emniyet-itedir. Olen Sadrazam bile, Bogazm donmasini takip eden kitliktaki 

kari§ikliklarda, o gunedek hi? aldirmadigi §eyne 

u kurbanlik koyun takdim etmi§ ve boylece nefsine • abinda bir siginak hazirlamayi uygun 

bulmu§tur. 

Aziz Mahmud Efendinin cubbesi altin saklanani, e Yenigeri ^ikarabilir, ne saray , ne kimse!... 

Artik onsekizinci ya§ini suren Geng Osman, kendi-isinde igin igin beslenen ve bugune kadar higbir 

tarihgimi-izin tam bir kiymet hiikmiine baglayamami§ oldugu yep-iyeni ve gozii kara rikirlerle 

geli§irken, ilk tavri, vezirlerin boyundurugundan siyrilmak ve istiklal gostermeye dav-iranmak 

oldu. Gece, hatta giinduz, kilik degi§tirmi§, arka-isinda kendisini gizlice takip eden silah§6rleri, 

bizzat kol geziyor, halkin ve askerin ig hallerini tefti§ ediyor. ileride daha yakindan gorecegimiz bu 

halk tabakalarina niifuz ve serkerdelere §iddet gosterme gayretiyse kimsenin ho§una gitmiyor. Tabii 

i§lerine gelmeyenlerin... 

Sefer hazirligi boyuna kopUrmekte... Bu, Padi§a-ihin igine oyle i§lemi§tir ki, cazibeli anla§ma 

teklifleriyle gelen Leh elgisi, Payitahta sokulmuyor bile.. KUgiik gek-imeceden gerisin geriye 

dondiiriilUyor. Geng Osman'in kulaklarinda babasinin bir sesi: 

« — Sinirlarimizi talan eden Kazaklarin iplerini Lehliler oynatir. Onlara hadlerini bildirmek 

gerek...» 

ingiliz sefirinin aracilik teklifi de §u cevapla redde-idildi: 

« — Hudut boylarimizda at oynatan Kazaklarin hakkindan gelinecektir. ! » 

1621 yilinin Nisan ayi sonunda Davut Pa§a sahra-isina Padi§ahin otagi kuruldu ve tuglari dikildi. 

DokuzgUn sonra da Padi§ah gelip ordugahinin ba§ina ge^ti. 

Mayis ayinin ba§larinda (Kamert Cemaziyelahir aymin son gunii) gUne§ tutuldu ve ertesi gUnii 

karargah ve 



360 

361 

birlikleri yola gikti. Al sana esrarli alametlerden biri d 

ha!... a~ 

Naima, gune§ tutulmasindan evvel ve sonraki h' kag giiniin ugursuz sayilmasi gerektigi halde 

bunlara dile kat edilmedigini kaydeder. Naima'ya gore, Padi§ahi ciilus giinii de boyle bir «Yevm-i 

nahs»e, ugursuz gun rastlami§tir. 

Evvela §eriat ve iman, sonra-selim akil ve ilimle zerrece ilgisiz, hatta onlara zit olan bu tiirlii batil 

inani§la-nn , devir devir, memleket idare edenlerle, Naima gibi bir tarihgi nazarinda nasil makbul 

tutulduguna ve ilahi sirlara bagli sonsuz meghuller iginden bu tiirlii maliimlar dev§ir-imeye 

kalkmanin ahmak cesaretine §a§mak lazim... 

. Padi§ah, Edirne yolu iizerinde bir kopriiden geger-iken, kopriiniin kemerlerine gizlenmi§ ve bu 

sebeple hassa askerlerinin goziinden kagmi§ dort Hintli dervi§, kimbilir ne gibi bir niyaz ve duada 

bulunmak iizere birdenbire meydana gikinca, Geng "Osman'in ati iirktii ve §ahlandi. Attan dii§ecek 

kadar sarsilan Hiinkar, o kadar sinirlendi ki, Hintli dervi§lerin dordiinii birden sualsiz sepetsiz, 

ora-icikta idam ettirdi. Sefere giderayak, §ehzade Mehmed'in kanindan sonra ellerini buladigi bu 

serseri dervi§lerin ka-ini, her halde, kendisi igin ugur getirici degildi. 

On giin Edime'de kaldi ve cenk talimleri yapti. Ha-iziran ba§larinda Balkanlarin yolu... 

Yagmurlardan, BaHkan daglarini a§mak 90k zahmetli oldu. Binlerce yiik hay-ivani oldii. ^adir 

yiiklii develerin gegemedigi yoUarda, vaktiyle hediye gelen filleri kuUandilar. 

362 

Yenigeri ve Sipahilere* padi§ahlarin ilk seferlerin-, verilmesi adet olan elli§er akge bah§i§... Bah§i§, 

tek 6l-igii!- 

Eski Sadrazam, yeni «Kapudan-i derya» Halil Pa- 

Karadenizde esir ettigi 200 Kazakla karargaha geldi, gsirleri, fillere ezdirmek, gengele asmak, 

kaziga vumak, ok talimlerinde ni§an tahtasi diye kuUanmak suretiyle 61-idiirdiiler. 

Tunaya koprii kuruldu ve kar§i yakaya gegildi. 

Gen9 Osman, sirtinda Kanuninin zirhi, at segirt-imek, giirz sallamak, ok atmak ve tiirlii marifetler 

goster-imekle me§gul... 

Bir giin Tunanin bir kiyisindan obiiriine ok yeti§tir-imeyi ba§ardi ve okunun degdigi yere bir siitun 

dikildi. Kazak esirlerinden birkagini da oklara hedef tutmayi, hatta yakinlarindan bir ikisini 

yaralamayi ihmal etmedi Agustos ba§larinda Diyarbekir Beylerbeyi Dilaver Pa§a da, emrindeki 

kuvvetlerle orduya katildi. 

Bu ciimbii§lii, alemli, eglenceli yiiriiyii§ i^inde ye-inigeriler, grup grup ordudan sivi§maya 

ba§ladilar. Galiba umduklarini bulamami§lar veya hevesleri kagmi^ti. 

Hemen bir laftir dondii: 

— Orduda Yenigerinin yaridan ziyadesi sivi§mi§!.. 

Padi§ah, yoklama yaparcasina umumi bir tefti§ em-iretti; ve adam ba§ina yarim§ar kuru§ bah§i§ 

verilerek ye-^nigerilere Padi§ah huzurunda bir gegit resmi yaptirildi. Gegit resmi bile ancak bah§i§le 

miimkiin oldu. Ve Ocak kabadayilari bu halden fena halde alindilar, soylendiler ve ofkelerini 

yuttular. 

Sadrazam Hiiseyin Pa§ayla Moldavya Voyvodasi, dii§manm 5000 ki§ilik bir akmci firkasmi 

darmadagm et-itiler. Bunlardan bir magaraya sigman 80 nefer, Padi§ahm emriyle ve huzurunda, 

magara agzmda yakilan otlarm du-maniyle bogduruldu. Diinyanm en biiyiik mazlumlarm- 

363 



dan biri olan Geng Osmanin zuliim zevkini inkara rtiec var midir? 

Agustos sonunda Hotin onlerine yakla§tilar, fy^u telif cinsten du§man, 12 ve 6 bin neferlik iki 

boliim halin, de ve miidafaada.... Birbiri arkasindan dort hiicum. Birin, cisi oldukga ba§arili, 12 

sahra topu, 32 bayrak, 2 biiyiik Alman bayragi, ganimetler arasinda... Binden fazla dii^-'man oliisii 

cenk meydaninda... 

Kirim Hani emrinde 50.000 tatar, Kazaklari basar ve korkung bir akina giri§irken, ikinci ve iiguncu 

hiicum-ilar netice vermedi. Dordiincu hiicumu Padi§ah bizzat ida-re etti ve bu hiicum da kirildi. 

Ordunun kayibi agir... 

Sadrazamin emriyle ate§in en tehlikeli noktasina siiriilen Budin Pa§a'sinin kuvvetleri eridi ve 

Karaka§ §ehit dii§tii. Sadrazam, goz gore gore yardimini esirgemi§ti... Padi§ah, Hiiseyin Pa§ayi 

Sadrazamliktan atti ve yerine Dilaver Pa§ayi gegirdi. Be§inci hiicum, fedakarca cenge tutu§an 

Rumeli Beylerbeyi ve Kirim Hanma yenigerilerin yardim etmemesi yiiziinden pargalandi. Altmci 

ve son hiicum da, yine Yenigerinin harp §evkini tamamiyle kay-ibetmi§ olmasi yiiziinden ezilince 

orduda «sulh» sozleri donmeye ba§ladi. 

i§te, kendi 6z vatanmi i§gal altmda tutanlarm di^a-iriya kar§i hali; ve i§te her gaye ve plandan 

mahrum, (fan-tezik) bir seferin neticesi!... 

Hotin'in Bugdan gergevesine iadesi ve Kazak teca-iviizlerinin onlenmesi gibi en adi §artlar altmda 

sulh... 

Osmanlilarm kayibi 60.000 ki§i ve Giizelce Ali Pa-i§a tarafmdan doldurulan hazine!... Ve bilhassa 

ba§ka bir §ey: Ruh!... 

FELAKET YILI 

Padi§ah, ne zafer, ne hezimete benzeyen , fakat he-jef ye temelini kaybetmi§ gayretler iginde biitiin 

bir dev-ilet gokii§iinii if§a eden ve bu bakimdan her bozgunu gol-igede birakan Hotin seferinden bir 

kahraman edasiyle 

dondii. 

§u misralara bakmiz: 

Aferin ey riizigarm §ehsiivar-i safderi! 

Ar§'a as §imdengerii tig-i siireyya cevheri! 

(Ey yeryiiziiniin kahraman atlisi, sana aferin! Ulker yildizi cevherli kilicmi bundan boyle Ar§'a 

as!) 

Bu beyit, tam manasiyle felaket ve akamet ihtarcisi Hotin seferi d6nii§iinde Geng Osman'i 

manalandiran §air Nefi'nindir. Gergek manalarla Nefi'nin hiilyasi arasmda bir nispet kuracak 

olursak, biiyiik §airi, miibalaga iistadi degil, e§yayi tersine geviren bir hokkabaz saymak leap eder. 

Nefi, Tiirk kilicmm tam da solmaya ve paslanmaya ba§ladigi anda, bu vakianm acismi 

haykiracagma, o kili-ici, hem de Ar§'a asmaktan dem vuruyor!. 

Felaket yili 1622'nin e§iginde, 1621 'in son ayla-irmda Padi§ah, sefer d6nii§ii Edimede... §afaklarm 

kendi-sme penbe yiizlii bir zafer yavrusu dogurdugunu g6rme-imi§ olsa da, saraydaki Haseki 

Sultandan bir §ehzadesi oHdugunu haber almi§tir. (Milikliya)dan gevirme Meleksi-ma isimli, adi 

bir Rus ailesinden, el degi§tire degi§tire «zlaragasi Mustafa Agaya kadar gelmi§, onun tarafmdan 

azad edilmi§ ve nihayet Geng Osman'a nikahlanmi§, fevkalade giizel bir cariye... 



364 
365 



Padi§ah Edirnedeyken, senenin son ayinda Has v Sultan, birbuguk aylik §ehzadesiyle beraber 

Edirneye ' liyor ve biitiin vezirlerin katildigi muhte§em bir kar§ilan! toreniyle, yavrasunu, 18 

ya§indaki Padi§ahin koUarinab* rakiyor. 

Korkung sene girmi§tir. 

Padi§ah Istanbul yolunda... 

Ocak ayinin ilk gunlerinde, sefere 9iki§ otagim kurmu§ oldugu Davut Pa§a sahrasina ula§iyor. 

Orada Kaptan Pa§anin biiyiik ziyafeti... Birkag gun sonra depde-beyle tstanbula girilecek... 

Peygamberler Peygamberinin dogum yildoniimu olan 12 Rebiiilevvel tarihinde (25 Ocak 1622) 

Topkapi Sarayindan igeriye giriyor. 

Askerlerin surati asik ve kalbi kirik... Kendilerine hak tedarik etmek igin sebep ustiine sebep 

gosteriyorlar: 

Birincisi: 

« — Seferde yarim§ar kuru§ bah§i§ kar§iliginda bi-ize yoklama gegidi yaptinldi! §erefimiz kirildi!» 

ikincisi: 

« — Karaka§ Pa§anin §ehadetinde fena halde sug-ilandirildik! i§itmedigimiz laf kalmadi!» 

Ugiincusu: 

« — Seferde getirdigimiz du§man kellelerine veri-ilen parayi 1 altuna indirdiler. Ba§imizi tehlike ye 

atip ba§ aldigimiz halde, getirdigimiz kellelere 1 akge bile etmez, dediler!» 

DordiincUsU: 

« — Hotin kalesinin zaptedilemeyi§ini, bizim gay-iretsizligimize, yiireksizligimize verdiler!» 

Be§incisi: 

« — Asker, Misir askeridir; bunlara verilen ulufe ziyandir, diye laflar alip yiiriidii! Bizden 

sogudular, bizi de kendilerinden soguttular! » 

altincisi: 

« Padi§ahin, geceleri tebdil gikip meyhaneleri 

v.» 

«tigini ve ele gegirdigi yenigerileri denize attirdigini da unutmu§ degiliz!) 

Geng Osman saraya ayak basinca Veladet Kandili seferden d6nU§U miinasebetiyle umumi §enlik 

emri verdi. YUksek devlet makamlarini i§gal edenler arasinda da degi§iklik yapti. Sadaret, Iran 

seferinde biiyiik fedakarliklar gosteren ve hizmetlerinden ba§ka servetini de Padi§aha arzeden 

Hirvat asiUi Dilaver Pa§ada... Eski sadrazam, Ermeni asiUi Halil Pa§ada tkinci Vezir... Seri-^ate tarn 

baglilik iginde agik fikirli ve hiir seciyeli, vakur ve emin Esad Efendi, daima §eyhUlislam... Saray 

igi nii-ifuz da, Padi§ah Hocasi, hodbin ve haris Omer Efendi ile, §ehzade Mehmed'in oldiiriilmesi 

ve Lehistan seferi bah-isinde Padi§ahi te§vik eden, magrur ve beyinsiz Kizlaraga-sinda... 

Bir hengamedir gidiyor! 

i§te Geng Osman'in ruhunda biitiin bu geli§ ve gi-idi§e kar§i ilk nefs murakabesi bu hengamede 

ba§lar. 

Nefs muhasebesi... 

^ok sevdigimiz, sik kuUandigimiz ve mutlaka iis-itiin yaratili§lann gilesi diye ele aldigimiz bu 

hassa, Os-imanli Padi§ahlari iginde ve derece derece be§ §ahista var-isa bunlardan biri Geng 

Osman'dir. 

insanin, ig ve di§ alemleri arasindaki nispetler tab-ilosunu gizmek ve §ahsiyetini bulmak borcuna 

dayanan bu UM hassa, Geng Osman'in seciyesinde, hele kendisi gibi ^ocuk ya§mdaki bir padi§aha 

gore iptidai gapta da olsa, en esasli noktalari ku§atmaktadir: 

1 — Geng Osman, delilsiz ve rehbersiz, Yenigeri-nin biitiin giiriiyii§iinii g6rmii§, Yenigerilik 

miiessesesini. 



366 
367 

topyekun, olanca etrafi ve muhitiyle kokiinden kazim v hiikmiine varmi§tir. 

2 — Osmanli Padi§ahlarini, anane veya «adet-i k 
dime» kli§esiyle her yeni, dogru ve giizel hareketten ali-i 
koyan kaliplan pargalamak azmindedir. 

3 — Korii koriine kalip ve gergeve taassubunun di-i 
§ina gikmakta ilk davrani§ olarak, halktan ve Tiirk irkin-i 
dan evlenmek gayesini gutmektedir. Ba§lica niyetlerin-i 
den biri, dev§irme harem usulunu yikmaktir. 

Ba§ta ilki olmak iizere bu ug biiyiik mesele geng Padi§ahin ruhunda biitiin bir fikir ve dava 

kaynadigina ve eger omrii 18 yilda tukenecegi yerde, 28, 38, 48'e kadar uzasaydi kendisinden 

gergek inkilap gapinda gok §ey go-iriilecek olduguna i§arettir. 

Rusyali Meleksima Sultani zevklendirmek igin askeri bir toren yapildi. Bu torende, sanki iftihara 

deger bir fetih temsili veriliyormu§ gibi, o mahcup Lehistan harbinin bazi sahneleri, kale hiicumlari 

ve batarya zapti tarzinda gosteriler tertiplendi. Cunbu§ sirasinda bir tufe-igin rastgele patlamasiyle 

iki aylik §ehzade yaralandi ve oldii. Osmanli tahti veliahtmi, dikine nesep gizgisine gore ilk 

namzedini kaybediyor demekti. Geng baba, Geng Os-^man'm, hususiyle Haseki Sultanm acisi 

biiyiik... Rusyali Sultan hesabina telafisi gok zor olan kayibi gidermek, Pa-idi§ah igin kolay... Geng 

Osman, kendisine iig zevce daha almaya karar verdi. Fakat dev§irme cariyelerden degil halktan, 

kendi tebaasinin hiir kizlarindan... 

i§te ilk yenilik hamlesi!... 

Nasil olur? 

itirazlar iistiiste yagiyor: 

— Olamaz! Osmanli kanununa uymaz! Padi§ahlar 

•yelerden ba§kasini alamaz! Padi§aha kiz verecek aile-°\ r(Je, taht ihtirasi ve saltanat niifuzu uyanir 
sonra!.. Ola-^ padi§ahin iradesi kar§isina irade gikarilamaz! 

Geng Osman, saffet ve sihhat devrinin en parlak misallerini verdigi ve sadece Bizans tesirinin engel 
oldu-"u o giizelim fikri, halktan evlenmek idealini hemen ger-igekle§tirdi; ve «Harem-i Hiimayun» 
un kapkara yiizlii ve delik burunlu cendere gelenegini yikti. Evvela Pertev Pa-i§anin, sonra da 
§eyhiilislam'in, o dogru ozlii ve sozlii Esad Efendinin kizini, torensiz ve g6steri§siz, aldi. Biitiin 
pa§alarin ve agalarin ogiitleri di§inda oldu bunlar... Kim-ise bu yenilige akil erdirememi§ti. 
§eyhiilislam bile, din olgiilerince bu en giizel ve makbul tarzi biitiin ruhiyle be-inimseyecegi yerde, 
kimbilir nasil bir hisle: 

— Atalariniz hep cariye almi§lar; size de oyle yap-imak dii§er! 

Diye, kizini Padi§ahtan esirgemek istedi. Belki de netameli i§lerden uzak kalmak ve belali davalara 

mevzu olmamak istiyordu. Hep Bizans ve «idare-i maslahat» po-ilitikasi. .. Nihayet israra 

dayanamadi, verdi. 

§imdi i§ biiyiik yenilikte... tsmi Yenigeri olan gii-iriimii§ te§kilati atip yenisini getirmekte... Sozde 

«yeni» den ne gikar, gergekte «yeni» yi bulmak lazim... 

Geng Osman, yenigerilerin §ehirde koriikledigi tiir-ilii ahlaksizlik, kotiiliik, e§kiyalikla garpi§mayi 

on plana aldi. Eskisinden gok daha sert ve keskin, gece ve giindiiz tstanbulu murakabeye koyuldu. 

Etrafinda birkag emin adami, pa§a, aga ve hassa askerleri, bazan biisbiitiin yaHniz ve sadece 

uzaktan kontroUii, degi§ik kiliklarla ve hep yaya, en hiicra k6§eleri dola§iyor. Rastgeldigi sarho§ ve 

saldirgan yenigeriyi yakalatiyor ve denize attiriyor. Halk-itan onlara uyanlar da zindana ve kiirege... 

§arap ve tiitiin hakkinda §iddetli emirler... 

Bir de tipki tkinci Abdiilhamid'de oldugu gibi, is- 



368 
369 



mini «pinti» ye gikaran tasarruf tedbirleri ve israfa ma siki el... 

Ve ortada, Padi§ahtan memnun olanlarm degil d yaka silkenlerin tavri ve edasi... 

Felaket yilmm ba§mda ne garip diinya!... 

PLAN 

Lehistan seferi Geng Osman'i busbiitun uyandir-imi§ti. Zaman onun 18'inci ya§i iginden akarken, 

olgun-ila§maya ba§layan igiyle binbir hadisenin fokurdattigi di§i arasmda oyle bir mizan dogmaya 

ba§lami§ti ki, o artik her §eyi sezer ve anlar oimu§tu. 

Etrafmda kimse yok... Sakalli insanlar, geneleri al-itmda, kaba kuvvetin gegtigi yollari 

temizlemekten ba§ka vazifesi olmayan birer supurgecik ta§iyor... Bu talihsiz delikanli sultana ogiit 

verecek, onu gorgii ve tecriibenin verimli iklimine gekip geli§itirecek, hakikate erdirecek, iman ve 

islam gayretinde tek ki§iden eser mevcut degil... Ustelik, gevresindeki her §ey ve herkesi fikir 

gilesine tut-ikun ruh yerine, madde hazzma du§kun nefs yolundan, onu, gormemenin, bilmemenin, 

du§unmemenin karanligi-ina gekiyor... Bohgalar iginde saklanan «Emanet-i Muba-reke», ruhlardaki 

mana baglarmdan kopmu§ e§ya pargala-iridir ve asil mukaddes emanet, i§te kill altmda nefes 

al-imaya gali§an bir kivilcimdan ibarettir. §u Yenigerinin ha-iline de bak!... Kelimede §eriatten 

ba§ka §ey bilmeyen ve hakikatte ondan gayri batirdigi olmayan, bu mankafa, ter-isinden yobaz, 

yiireksiz, soysuz, zulumde tek, vah§ette bi-iricik guruh, kan ve ate§ igindeki Anadolu gocugunun 

ka-inmdan gelmi§e benzer mi? 

^ocuklugundan, gorgusunden, aldigi terbiye ve telkinlerden ba§layarak her §eyin kendisini gaflete 

gekngl 

370 

reii^ Osman, ba§mi, Topkapi saraymm ta§ duvarlarma -j ^(Dinu§ du§unuyor ve gozunun oniinden 

devlet kadrosu-u gegiriyor. Acaba §unlari goriiyor mu: 

Sadrazamm en sadigi, emir bekleyen, balmumun-(ian, koca kavuklu bir manken... §eyhulislamm en 

diiriis-itu kendi igine kapanik, belalardan urken ve selameti ke-^narda arayan bir miinzevi... Hocasi, 

hikmet degil, «bab» okutur ve menfaat dolaplari gevirmekten ba§ka marifet bilmez... Kizlaragasi 

da, yedi iklim, dort bucaktan gelme cins cins piliglerin kiimesgisi sifatiyle kendisini devlet 

giftliginin patronu farzeder. Pa§a galar, aga soyar, efendi yutar, bey kapar ve biitun bunlari her 

insanm gerisindeki goriinmeyen adam, millet geker. 

Bu dekor ve unsurlar iginde, 1 8 ya§mdaki toy Pa-idi§ahtan ne beklenebilir? Boyleyken, bu dekor ve 

unsur-ilar igindeki toy padi§ah, kotUyii gormek ve iyiyi ozlemek bakimmdan gifte kanatli bir 

(idealist)tir. 

Geng Osman'm ilk (idealist) fikir davrani§i, Yeni-igeri ocagmi temelinden yikmak ve onun yerine 

Anadolu TUrkiinden yepyeni bir ordu kurmak... 

Bu, o gUniin §artlarma gore, fikirlerin fikri, idealle-irin ideali, kurtarici degerde bir g6rU§ ve hamle 

ba§i... Ancak iki asir sonra anla§ilabilen bu gergek, Geng Os-^man'm devrine ve o zamanki umumi 

kiymet olgiilerine §6re, biiyiik gapta bir ileriyi sezi§ hedefidir. 

Fakat bu dava getin mi, getin!.. 



En kUgiik §uphe, gocunma, Yenigeriyi ayaklandira-"dir; ocaginda, her an devletin kafasina 
indirmek iizere "azir bulundurdugu kazani kaldirtabilir. Millet miidafaasi '^ui bir arada tutulan ve 
beslenen bu te§kilat, cihanda, ne ha^ti, ne diipediiz kafir, hi? bir du§manin ula§amayacagi 
371 

vah§et gapinda, 6z milletinden intikam almaya kalkabiliri 

Bu yiizden, gayet ince, sinsi, gizli, dahice tertinr ve birden bire tepeden inici bir hareket du§unmek 

lazim... 

Geng Osman durumu pek gUzel kavradi; ve hare-iketi, temel §artlarindan birini gocukga ihmal 

etmesi miis-itesna, ustaca planladi: 

Hacca gidecek; bu vesileyle Anadoluya gegecek Suriye ve Hicaz uzerinden bir kavis gizip donecek 

ve ter-itipleyecegi yeni orduyla tstanbula gelip Ocagin kokiine kibrit suyu dokecek... Yaninda 

ancak, Samsuncuba§i ku-imandasinda 500 segme yenigeri ve 1000 sipahi, «Rukab-i Humayun» 

emirleri, 40 «muteferrika», 40 Divan katibi, gedikliler, Sadrazam, Defterdar ve Ni§anci Pa§a 

buluna-icak... tstanbulda sadaret kaymakami, eski Sadrazam Hu-iseyin Pa§a olacak ve filan ve falan 

pa§alarla, Istanbul, Edirne ve Bursa gibi noktalarin muhafazasina memur edi-ilecek... 

Bu, gergekten akiUica planin temel §arti, higbir §e-ikilde asli gayeyi sezdirmemek ve devlet 

biiyiiklerini ani bir «oldu-bitti» kar§ismda birakmak, Ustelik hac seferini de gizlercesine sun'i 

bahaneler pe§inde ko§mamakti. Geng Osman ise, tstanbula taarruz gUniinii bile vezirin-^den 

gizleyen atasi Fatih'in bu inceliginden gafil, hem maksadmi yakmlarmdan gizleyemedi; hem de bu 

maksa-idmi en gUzel vesilesi olan hacci belli etmemek istercesine birtakim ba§ka ve zarif bahaneler 

aramaya kalkti. 

Yani, agik olmasi gerekeni acemice ortmeye kaHkarken, gizli kalmasi icap edeni de saklayamadi. 

Buna edebiyat dilinde «zaaf-i telif» derler ki, ku-imandan, sanatkar, lider, alim, devlet biiyiigU, 

ihtilalci, her biiyiik i§ ve eser sahibinin dU§memek igin en fazla dikkat etmesi gereken noktayi 

gosterir. Muvaffak olamayan her i§ ve eser, yalniz bu yiizden biitiin tesir, telkin ve 

tini kaybeder; ve bu hale du§en hiikiimetleri ug be gozukara gapulcu ala§agi edebilir. 
Geng Osman da, hac meselesini, agik ve miistakil olarak ileriye atip asil muradmi gizleyecegi 
yerde, evvela haccim gizlemek, bunu inanilmaz bir bahaneyle pegele-meye kalkmak, sonra da asil 
maksadmi ortmemek gibi bir zaafa du§tu. Tuttu; her §eyden evvel Durzi beyini tepele-^mek igin, 
Suriyeye gidecegini ilan etti. O zaman hayret ve kiriklik biiyiik oldu. Vezirler, oniinde hiirmetle 
egildi-iler: 

— Nasil olur, efendimiz; adi bir asinin Uzerine biz-izat padi§ah gider mi? Karadan bir vezir ile 
denizden Kap-itan Pa§ayi gondermek, boyle basit bir i§ igin yetmez mi? 
Bunun Uzerine biraz kekeleyen Geng Osman, dog-irudan dogruya §u emri verdi: 
6100 kadirga hazirlansm! Bunlarm donanimi igin hazineden 80.000 altun verilsin! Tunus ve 
Cezayir bey-ilerbeyi de gemileriyle donanmaya katilsmlar! 

Asi DUrzi beyine imdat etmek ve TUrk donanmasi-^nm yaktigi bazi §ehirlerin intikammi almak igin 
Mesinada 60 kadirga ve 6 kalyon hazirlanmakta olmasi Padi§ahin emrini makul gosterdigi halde 
kimse buna inanmadi, dili-inin altinda ba§ka bir mana bulundugu hissini verdi ve gok gegmeden 
haber patladi: 
— Padi§ah hacca gidiyor! 

i§in bu tarafi agikga ortaya konulamadigi igin, §im-idi de bu mananin dili altinda bir ba§kasini 
aramak gereki-iyordu. 

Hac seferinin ihtiyag gosterdigi zahire vesaireyi tertiplemek igin Suriye ve Misira bir saray baltacisi 
g6n-iderilmi§ti. Ciddeye erzak nakli igin kuUanilmak Uzere ge-imiler tedariklenip Misir valisine 
gonderilmesi, Mekke §erifine yazildi. Padi§ahin yolundaki valiler, binlerce gu-ival bugday, piring, 
§u, bu, tedarikine memur edildiler. 



372 

373 

Bunca hazirlik nigindi? Tabii biitiin bunlar, Mekkeden T tanbula kadar her yerde duyuldu ve hac 

maksadi mey/ na giktiktan sonra, dava onu da a§ti. En giizel tasarin^ ba§tan ba§a «zaaf-i telif» ile 

dolu, tatbikat noktalari. m> Plan, esas bakimindan fevkalade, fakat usul nokta sindan gocukgaydi; 

ve bu yiizden kimbilir ne tepkilerle kar§ilanacak ve ancak iki asir sonra gergekle^mesi mu-ikadder 

bir esasi, kiigiik usul zaaflarina nasil kurban edip birakacakti? 

TEPKi 

Sadrazam ile §eyhulislam, Padi§ahi hac fikrinden vaz gegirmek igin ellerinden geleni yaptilar. 

Olmadi. Hunkar kayinbabasi §eyhulislam Esad efendi, ilerideki fetvasini agikladi: 

« — Padi§ahlara hac lazim degildir. Yerinde oturup adi eylemek evladir. Caiz ki, bir fitne zuhur 

ede» 

§eyhulislam damadi Padi§ah, asla bu itirazlara kanmiyor, fikrinde direniyor, fakat yine o «zaaf-i 

telif» neticesi, bir tiirlii vezirleri ve mu§avirleri ustunde, hakim bir iradenin inandirici tesirini 

birakamiyor. Bir geki^me-idir gidiyor. i§, daha ba§larken bozuk... Hunkar muallimi Omer Efendiyle 

Kizlaragasindan ba§ka biitiin devlet re-ciilleri seyahatin aleyhinde... Obiirleriyse, Padi§aha sefer 

fikrini giiya kendi bulu§lari olarak telkin edenler, Misir ve Suriyeden toplanacak itaat ve §ecaat 

sahibi askerlerin meydana getirecegi miikemmel ordu davasini a§ilayan-ilar... 

Yanli§ ve hasis g6rii§!.. 

Gen? Osman'in biiyiik idealini kiigiiltiicii, bu ideali bir iki saray maskarasinin oyuncagi ve Padi§ahi 

onlara bagli bir (otomat) diye gosterici bu telkin ve tahrik 

374 

f gUlen higbir TUrk tarihgisinin gikmayi^ina 

Tyret ediyorum! (Hammer) gibi maksatli ecnebiler bir arafa, fakat TUrk tarihgileri, heniiz toyluk 

duvarmi a§ma-mi§ olsa da Geng Osman'm bir ideal gilesi ya§adigmi, Yenigeriligi kaldirmak ve 

halktan evlenmek fikrinin sirf kendi §ahsiyetinden dogdugunu g6rmemi§ olmak, adi hikaye 

nakillerine kapilmak ve bunlardan bir (sentez) 91-ikaramamakla, her zamanki halimizi, hususiyle 

nice eksik arasmda ayrica miitefekkir tarihgi noksanimizi agiga vu-iruyorlar. Yoksa, Geng Osman'm 

fikrini hafife alan ve onu bir zenci ile, kavuklu bir ahmagm diirtUklemesi sa-iyanlar, te§ebbUsteki 

manasizligm ve Yenigeriligin miida-faacisi midirlar?.. Bu nokta, §u veya bu §ahis cephesinden 

degil, 9UrUmU§ ve milletine bela olmu§, imtiyazli bir kuv-ivet te§kilatmm manasma son zamanlara 

kadar niifuz edi-ilememi§ olmak yoniinden miihimdir. 

Geng Osman fikrinde tamamiyle (orijinal) ve §ah-isiyetlidir; ve o iki saray adammm telkinleri, olsa 

olsa, Prens (Hamlet)in bulut te§bihlerine kafa sallayan (Polon-yiis) gibi, samimi veya miirai, bir 

tasdikten ibarettir. BeHki talihsiz gocuk, bu iki kafa sallayicidan ba§ka gilesini dogrulayacak kimse 

bulamami§tir. Hatta olUme gotUrii-ilUrken, can korkusu yiizUnden bunlara kapilmi§ oldugunu 

s6ylemi§ olsa bile, kedisini (idealist) bir mazlum merte-ibesine yiikseltici fikir hiiviyeti ondan 

esirgenemez. Ve ni-ihayet bu iki saray ibi§inin, -Hoca Omer Efendi karde§i Karaka§ Efendinin 

Mekke Kadiligi hikayesine ragmen-Padi§ahi seyahate te§vik etmekte higbir menfaat dalavere-ileri 

dU§UnUlemez. 

Geng Osman, anavatan boyunca sefer ve yeni ordu Sevdasi i^ini kemirirken, seciyesindeki yenilik 

zevkini 

375 



her vesileyle gosteriyordu. Porsumu§ giizeller deposu v tUrlU malihulyalar gevresi Eski Sarayi 
tasfiyeye kalkt Sarayin 200 cariyesini de kocaya verip o kocaman v ugultulu di§i an kovanini 
bo§altmak derecesine kadar dii §undu. Kiz karde§lerinden ikisini kocaya verdi; ve sarav 
basitle§tirmek, her ko§esinde bir entrika goreklenen ve i bazen en aciz ferdi padi§ah olan o ( 
melankoli) mekanini gune§e kavu§turmak istedi. Yaptigi her hareketse, eski nizamda takintisi 
olanlari gucendirdi, herkese batti ve o bir tiirlii sevilemedi, anla§ilamadi. Karde§i Mehnmed'i Hotin 
seferi ba§inda kalbsizce bogduran, bedduasini alan, esir kazaklar uzerinde de ok talimleri yapan 
Geng Osman, bu tarafiyle atalarinin bir gogundan farkli degilken, asil gizli bir tarafiyle hepsinden 
ba§ka, igli, hiizunlu ve dii-'^unce girdaplari iginde bunalmi§ bir ruh ta§iyordu ama, bunu kimseye 
anlatamiyordu. Kimse onun kabugunu so-iyup igini tadamiyordu. §iddetine ragmen oyle hisli bir 
cephesi vardi ki, bir giin degi§ik kilikla halk iginde cirit oyunu seyrederken biri kendisine garpti ve 
muhafizlari ta-irafindan dovulmeye ba§ladi; fakat o derhal buna engel ol-idu, adamdan af diledi ve 
kendisine elli altun ihsanda bu-ilundu. 

Zamaninin tngiliz sefiri (Sor Tomas), Geng Osman aleyhinde §unlari kaydederken, anlayanlarca 
onu methet-imektedir: 

« — Bu hiikiimdar her bakimdan nefret gekmi^tir. Askerin gozunde hakir, vezirler kendisinden yiiz 
gevir-imi§, din adamlari ona lanet eder... Kanunlari ve adetleri degi§tirir ve kaldirir; daima evham 
ve hayallere gomiilu-idur. Devleti ve cedleri hafife alir; tiirlii kiliklara girip meyhaneleri ve fena 
yerleri dola§ir. Bu yiizden kendisim adi ve saygi degmez bir insan yerine koymu§tur.» 

Muazzam bir riiya gordii: 

Uzerinde zirh, tahtma gegmi§, Kur'an okuyor... Rtrden, kar§ismda Allahm ResulU, Kainatm 

Efendisi... Kur'ani ve iizerindeki zirhi aliyorlar ve bir tokat indirip nu tahttan dii§iiriiyorlar... Geng 

Osman sUriinerek mu-ikaddes ayaklari opmek istiyorsa da muvaffak olamiyor. 

Hoca Omer Efendinin tabiri: 

« — Hac seferini uzatmi§ olmaniza kar§i bir ihtar, bir suglandirma...» 

Uskiidarli §eyh Aziz Mahmud Efendinin tabiri: 

« — Kur'an §eriat, zirh diinyadir; size gereken tov-ibe ve istigfardir.» 

Buna ragmen riiyanm esasli bir tabire kavu§turul-imu§ oldugu iddia edilemez. Nitekim kisa bir 

zaman sonra yerden yilanlar gibi fi§kinveren hadiseler, riiyayi tam tabir etmi§tir. Boyleyken 

insanligm gaye noktasmi ve Ufuk - Peygamberini riiyada g6rmU§ olmak devleti, din inceliklerinden 

anlayanlarca, Geng Osman'a yeter. 

Uskiidarli Aziz Mahmud Efendinin yorumu Geng Osman'a pek dokundu. Padi§ah, Peygamber 

ihtarmm kendisini tovbeye siiren manasi kar§ismda cedlerinin me-izarlarmi ziyaretle i§e ba§ladi. 

Kendisinin felaket ayi olan Mayism 12'inci giinii (1 Recep 1031 — 1622) Eyiip SuHtana gitti. 

Halka gU?lU kuvvetli goriinmek igin, pamukla §i§irilmi§ bir ciibbe giymeyi dia§ianmia§tii. 

Bir emir: 

— Kurbanlik koyun, sigir bulunsun! 

Koyun var, fakat sigir yok... Saray bostancilari sa-iga sola segirtip Karagiimriik tarafmdan 

bulduklari araba-ilarm okiizlerini aldilar, getirdiler. Okiizlere degerlerinin dortte biri 6denmi§ ve 

sahiplerinden lanet sesleri yiiksel- 



376 

377 

misti. Dinleyen yok! Haram ile giri§ilen sevap... Padi§ah sirtmda kendisini iki misli gosteren 
pamuklu ciibbe, Su] tan Selim Camiinde, Cuma namazmda... 



Mayisin 17'inci gUnii... Karar kesin... Sefer ba§la yacak... 

Emir: 

« — Otag-i Humayun Uskiidara nakledile!..» 

i§te §eyhulislam Esad Efendinin fetvasi tarn bu za-iman ... (Hammer)e gore, bazi tarihgiler, 

Padi§ahin bu fet-ivayi yirttigini iddia etmektedir. 

Uskiidarli §eyhin bu yolda nasihatleri olmu§, fakat Padi§ah dinlememi§... Naima'nin diliyle: 

« — Def-i kazaya mecal olmadi.» 

Bu arada, Allah Resulunun: « — Biitiin miineccimler yalancidir!» 

Emirlerine ragmen, muneccimba§i Mehmed ^ele-ibi'nin gokten gaibi dev§irme gayreti... 

Muneccimba§i, Padi§ah gadirlarmm saraya yana§tirilan bir kadirga vasi-tasiyle Uskiidara 

gegirildigini duyunca, kendi ^adirmi da kar§iya gegirmek isteyen Defterdar pa§anm kethiidasma 

giiliiyor. 

Aynen §6yle konu§uyorlar giiya: 

— Ne giiliiyorsun; Padi§ahm gadirlari ge^ti! 

— Ne o gegmi^tir, ne bu geger! 

— Padi§aha bir kotiiliik gelmesine ihtimal var mi? 

— Bilmem ama, Ramazana yeti§mez! 

O anda Defterdar Pa§anm adamlarmdan biri ko§a-irak geliyor ve heyecanla baginyor: 

— Siileymaniyede toplanan toplana! Bir azim 
hengame! Giiya biitiin diinya halki orada! Manzara kor-i 
kung ! 

Miineccimba§mm sozii: 

— Padi§ahm talihini gosteren burgta kiisuf oldu. 
Bir felaket bekleyin! 

Din ve §eriat olgiisiiyle tepeden tirnaga bo§ ve sag- olan ve asil esrar alemini orseleyen bu laflari, 

aynen i§ olsa bile bir kenara birakalim da biiyiik hakikate bakalim: 

Zavalli Geng Osman, talihsiz gocuk!... Usui ve iisliibiyle bir tiirlii becremeyip yoluna koyamadigi o 

gii-izelim fikri bunca tepkiye kar§i hala korumaya gabalarken asil tepkinin nerede ve nasil 

hazirlandigmdan, kalbinde bir §iiphe bile ta§imamakta; giiriimii§ Ocagm iginde, ken-idisine bagli bir 

haberci gozden bile mahrum bulunmakta-idir. 

iSYAN 

Padi§ahm Otagmi Uskiidar'a gegirecek kadirga, Topkapi Sarayinin iskelesine palamar atarken, artik 

i§i kiigiik sokak niimayi§lerinden gikarip tepeden inme bir harekete baglayan ve bu tabiyeyle bir 

birini sinsi sinsi diirtiip Yeni Ki§lada toplanan Yenigeriler, korkung bir yekparelik halinde avaz 

avaz kararlarini verdiler: 

— Bu seyahatten murad, ocagimizin sondiiriilme-sidir! Sipahiler de bizimle beraberdir! Bizden 
tiksindigi ve yerimize ordu tertiplemeye azmettigi igin gidiyor Pa-idi§ah!. Dii§man tehlikesi varken 
memleketi birakip git-imek olamaz! Bu hiyanettir! Haydi yolda§lar! tleri! 

Ciimbiir cemaat sokaklara dokiildiiler, aralarina ka-insan serserileri ve din adami kilikli fesatgilan 
da kuyruk-ilarina takip At Meydanina geldiler. (Bazi tarihler bu yeri Fatihteki Et Meydani diye 
kaydederse de Naima ve Pegevi'ye gore At Meydani)... Haberi alan Sadrazam Dilaver Pa§anin bir 
buyrultu ile gonderdigi ^avu§ba§iyi ta§a tuttular ve kagirdilar. Aralarindan birkagini §eyhiilislam 
Esad Efendiye gonderip fetva istediler: 



378 
379 



« — Padi§ahi birtakim bid'atlere (yeniliklere) riip miislUmanlann mallanni israf ve hazineyi itlaf 
ede lerin (telef edenlerin) oldiiriilmesi me§ru mudur?..» 

— Me§radur! 

§eyhulislam, bu fetvayi, damadinin degil, giiVa onu kandiranlarin ve dalalete du§urenlerin 

oldiirulmeleri-ini mubah gostermek igin veriyordu. Zira kendisi itirazci-ilar §afuldaydi. 

Gittikge fokurtusu kabaran galeyana, ^avu§ba§mm arkasindan, Yenigeri Agasi ve bazi boliik 

agalari da engel olmaya kalkti. Onlari da ta§ yagmurana tuttular. Tarihi-imizin biitiin algalma 

devrini dolduran o korkung, hakikat kafirligi narasi, Istanbul ustunde dalgalaniyordu: 

« — Soyletmen (soyletmeyin), vurun!» 

Bu ana baba guniinde donanma Be§ikta§tan ayril-imi§, Yedikule onlerine demir atmi§ti. thtilal 

haberi bu ge-imilere eri§ince igindeki yenigeriler hemen karaya giktilar ve ko§ar adim, At 

Meydanina, isyancilann yanina can at-itilar. 

Biri haykirdi: 

— Dileklerimizin Padi§aha arzedilmesi igin Sadrazama ve HUnkar Hocasi Omer Efendiye gidelim! 

Padi§aha sapiklik a§ilamakta (1) numarali suglu bildikleri Omer Efendinin sarayini sardilar, Hoca, 

kona-iginin kapisini sUrmelemi§, pencereden bakiyordu. 

Pencereye dogru bagirdilar: 

— Efendi, a§agi in, askerin sozUnii Padi§aha bildir-i 
meye git! 

Hoca pencereden gekildi; fakat askerin sozUnii Pa-idi§aha bildirmek Uzere meydana gikmak degil, 
kagmak igin... Hoca kilik degi§tirdi ve konaginin gizli bir kapi-isindan sirra kadem basti. Asiler 
baktilar ki, Hoca gorii-iniirlerde yok; kapilari kirdilar, konaga girdiler ve bir anda onu sikilmi§ 
limona dondiirdiiler. Ne varsa aldilar, kirdi' 

galdilar, pargaladilar ve oradan Sadrazam sarayinin olunu tuttular. Birgok isyan ve ihtilalde oldugu 
gibi, ne ariptir ki hala Uzerlerine bir kuvvet yiiriitUlemiyor. Sa-iray bostancilarindan bir miifreze 
gikanlamiyor ve ayak-ilanma her an gig §eklinde biiyiiyor. 

Sadrazamin sarayi oniinde bir mukavemetgik oHsun, gordiiler, Sadrazamin muhafizlari, gapulcu 
ihtilalci-ilerin bir kagini oldiirdiiler, birkagini yaraladilar. tsyanci-ilar o gUn silahlanmami§lardi. 
Api§ip kaldilar! Ne tuhaf ! Buna ragmen kar§ilarmda toplu bir hiikiimet tedbiri yok! Ko§tular, 
gar§iyi bastilar, silahgi diikkanlarmi yagmala-imak istediler. Silahgilar, onlerine gikip koUarmi gerdi 
ve mallarma el sUriilmemesini diledi. Ne cilve! Razi oldular! Ak§am yakla§tigi igin, o an 
niyetlerinden vaz gegtiler; ve ertesi gUnii silahlanmak Uzere birbirlerine soz verip bulu-i§acaklari 
yeri tespit ederek dagildilar. Hala hiikiimetin bu nazik vaziyetten haberi ve Uzerlerine varmaya 
mecali yok!... Geng Osman, askerin ayaklani§mi ve Hocanm sa-iraymi yagma ettiklerini haber 
almca (!) din adamlarmi (kendi birlik kumandanlarmi degil) topladi ve sordu: 

— Bunlarm niyetleri nedir? Kari§ikligm sebebi no- 
la? Buna gare bulmak igin ne yapmak, lazim? 

Cevap aldi: 

— Asker Anadoluya gegmenizi, hac seyahatine 
^ikmanizi istemiyor! Hoca Omer Efendiyle Kizlaragasi- 
mn uzakla§tirilmalarmi istiyorlar! 

Cevap verdi: 

— Hacdan, Anadoluya gegmekten vaz gegerim! 
Fakat bu iki adami yanimdan uzakla§tirmam! 

Din adamlari, Padi§ahm bu emrini askere ertesi gU-inU bildirmeye karar verdiler. 
Fakat o gece ki§lalarda bir haber: 

— Sultan Osman, bUtUn bostancilari sarayda topla- 



mj§ ve kendilerine silah dagitmi§! ! ! 

380 
381 

Ayni gece, bostancilar arasinda da §u haber: 

— Yenigeriler donanmadan top gikarmi^lar! ! ! On 
lerinde toplar, bahge tarafindan saldirmak iizere saraya 
dogru yuruyorlarmi§! ! ! 

Kuyruklu yalan!.. Boyle anlarda bu haberleri kim-iler gikarir ve onlar nasil ve ne gabuk bir siyaset 

zemini bulur? Muamma!... §u var ki, bu gibi §eyler yalniz giiru-imu? ve biitiin emniyet desteklerini 

kaybetmi§ topluluklar-ida goriilur. 

O korkung gece, bir tiirlii, ba§ta devletin ba§i, her-ikesin uyudugu, uykunun da uyudugu, yalniz 

zamanin akip gittigi §ekilde gegti. 

Ertesi sabah... 19 Mayis 1622 (8 Recep 1031)... Gune§ dogdu. Yenigeri ve sipahiler, dalga dalga, 

Fatih Camii avlusuna dogru akmakta... Ustuste yigildilar. Ken-idilerine dani§mak iizere, ulemayi 

(din alimlerini) davet ettiler. Alimlerin §u cevabi geldi: 

— Kendilerini At Meydanindabekliyoruz! Oraya 
gelsinler! 

isyancilar, sabah namazini Fatih camiinde kildik-^tan ve uq defa «Allah» diye bagirdiktan(ii) sonra 
sel gibi akip bulu§ma yerine gittiler. §eyhUlislam Esad Efendi, NakibUle§raf Gubari Efendi, 
Ayasofya vaizi Omer Efen-^di, Sultan Ahmed Camii vaizi Sivasi Efendi, Cerrah Meh-med Pa§a 
Camii vaizi Ibrahim Efendi, Miiftii Yahya Efendi, Miiftii Bostanzade Efendi; ayrica, Haleti Efendi, 
Feyzi Efendi, Dervi§ Efendi, Mustafa Efendi orada... 
Asiler, isyanlarmi, ilim adamlari eliyle me§rula§tir-imak igin fetva istediler: 

— Hoca Omer Efendinin, Kizlaragasi Suleyman 
Aganm, Sekbanba§i Nasuh Aganm, Kaymakam Ahmed, 
Defterdar Baki, Sadrazam Dilaver Pa§alarm ba§larmi isti-i 
yoruz! tdamlarmm me§ru olduguna dair fetva verin! 
Feridun ve Hayali isimli iki katip de asker adma 

.azilmi§ bir dilekgeyi Padi§aha takdim etmek iizere hoca-ilara sundu. Dilekgede ayni istekler... 
Ulema, isyancilara sordu: 

— Ba§larmi istediginiz bu adamlarm suglari nedir? 
Saydilar: 

— Hoca ve Kizlaragasi, o ugursuz Anadolu seya-i 
hatinin ki§kirticilaridir. Sadrazam, sarayinda Uzerimize 
ok yagdirtti. Defterdar ayliklarimizi ayarsiz akgeyle oder. 
Kaymakamsa sug ortagidir... 

Ulema §u cevabi verdi: 

— Biz fetvayi vermeden Saraya gidelim de dilek-i 
genizi sunalim ve isteklerinizi bildirelim! Bakalim ne ka-i 
rar gikar? Ona gore neticeyi dU§UnUriiz ! 

Heybet ve derecesine gore arka arkaya dizili ulema kavuklari Sarayin yolunu tuttu. Eger bunlarin 
iginde ba§i-ina gergek bir ilim takkecigi gegirmi§ tek adam bulunsay-idi §6yle diyecekti: 

— §eriati yikici bir sug olmaksizin devlet reisine 
kar§i ayaklanmak, dinde en biiyiik gUnahlardan biri oldu-i 



guna gore, asil sizin kellenizin ugurulmasina fetva ver-i 

mek lazim!! 

SARAYA HiJCUM 

Ulema, ellerinde askerin dilek^esi, Geng Osman'in huzurunda...Teker teker dilekleri ve duramu 

arzettiler, Padi§ah ofkeden kipkirmizi kesildi: 

— Ben bunlarin kanli tasanlanni as^ vicdanima 
yediremem! 

Ulema, ruhunu goremedikleri bir din olgiisunu ile-riye atti: 

— iki kotuden hafifini segmek ve benimsemek 
Azimdir. 



382 
383 

Gen^ Osman mukavemet etti: 

— Siz i§e kari§mayin! Onlar ba§siz bir gUruhtur) 
Qok gegmez, dagilirlar. 

Cevap: 

— Kul taifesi cemiyet ettikte (toplaninca) istedikleri-i 
ni alirlar. Ecdad-i izaminizdan (yiice atalarinizdan) ala gel- 
mislerdir. Mukaddemce olmak evladir.(Evvel davranmak 
daha iyidir) 

Padi§ah biisbiitUn kopUrdii: 

— Bu fesatgilari siz ki§kirtmi§a benziyorsunuz! 
Evvela sizi kirarim, sonra onlari!.. Onlarin hesabi goriil-i 
mek Uzeredir! 

Huzurda bulunan eski Sadrazam HUseyin Pa§a, Sultanm ayaklarma kapandi: 

— Benim ba§imi da isteseler, ver Padi§ahim! Ken-i 
di selametinden ba§kasmi dU§Unme! 

Ulema tekrar agzmi agacak oldu ama susturuldu. Huzurdan giktilar, fakat Saraydan gikmamak 

uzere emir aldilar. 

Yenigeri, At Meydanmda hocalar bekleye dur-isun... Nihayet sabirlari tUkendi: 

— Demek arzularimizi gignediler! Yoksa bostanci-i 
lar silahlandiriliyor da uzerimize mi saldiracak! 

Bir hay kiri§madir ba§ladi. Dideban Omer Bey isimli bir subay, teklif etti: 

— Ayasofya minarelerine adamlari gikaralim! Sa-i 
raym igini gozlesinler! Bakalim igeride neler doniiyor? 

Minarelere ko§an ko§ana... Saray sUt liman." Ne ulemadan, ne bostancilardan eser var. Bir nara: 

— Haydi, Saraya hiicum! 

Gittik^e yayilan bir lav gibi Saray duvarlarma da-iyandilar. Birinci avluya hig mukavemet 
gormeden gWl" ler: Kapi bekgileri hemen teslim oluverdi; Ustelik §u ogU-idU de verdi: 

— Bostancilardan korkunuz! 

Bu yersiz gayretke§ligi ciddiye alan yeni^eriler, duvar bedenlerinin UstUne birka? yiiz tUfekgi 
dizdiler. Silahsiz gelmi§ olan cebeciler, topgular acemi oglanlari da oradaki anbardan birer odun 
kaptilar. Birinci avluda birkag saat kalarak, koro halinde, teker teker deminki ba§lari istediler. 
isteklerine higbir cevap yok... Ne «veririm!» diyen, ne «vermem!» diyen!.. Ne kagan, ne saldiran!. 



Her tarafa oliim hakim... tsyancilar, hala korka korka ikinci kapidan ikinci avluya gegtiler. tki saat 

de orada bekleyi§.. Ayni koro: 

— Kellelerini isteriz! 

Yine higbir kar§ilik yok... 

Ugiincu kapi ve avlu... Deminki ulema, orada, iigiincu kapinin ta§ basamaklari iistiinde... 

Gubari Efendi askere bagiriyor: 

— Bizim sozumuz dinlenmedi; gidin, siz dinletin! 

Yuruyu§... «Darussaade»yi korumaya memur bir-ika^ ok agasi, asker elini goriince tabana kuvvet 

igeriye ka^iyor. Boylelikle de isyancilara hiz vermi§, yol g6ster-imi§ oluyor. Artik asiler Harem 

smirmdalar... 

O anda, (Hammer)in tabiriyle «zahirde degersiz, fakat bir^ok ihtilalde hiikiimetlerin akibetine 

hakim kiy-imette» bir hadise oluyor ve bir anda isyanm aki§ma bam-iba§ka bir yon veriyor: 

igeriden yiikselen bir ses gmliyor: 

— Sultan Mustafa'yi istiyoruz! 

Yani, 14 senelik eski hiicresine kapatilmi§, zirdeli-iyi istiyorlar! 

Bu tek ses, bir anda binlerce bogazi ihtizaz ettiri-iyor ve boyuna tekrarlaniyor: 

— Sultan Mustafa'yi istiyoruz! 

tsyancilar, higbir yabancinin higbir firsatla yanin-idan bile gegmek iktidarinda olmadigL dairelere 

giriyor. 



384 

385 

Buyiik Oda, Kiiguk Oda «Hademe-i Hassa» ya mahsus i Oda ismi verilen harem etrafi yerleri 

geziyor ve boyun bagiriyorlar: 

— Sultan Mustaf ayi isteriz ! 

Hedef umumidir: 

— Sultan Mustafa'yi isteriz ! 

Nihayet hedef biisbiitun belirdi: UgiincU avludaki ulemadan biri, yenigerilere, parmagiyle asil 

Harem daire-isini i§aret ediverdi. Yurya! Yurya! Birbirlerini ezerek ko§tular. Fakat bu dairenin 

di§ariya kapisi yok... Ne yap-isinlar?.. Odunlari UstUste yigip bir merdiven kurdular ve buradan 

kubbenin UstUne gikmayi ve dami delerek girme-iyi dU§UndUler. Sultan Mustafa'yi isteyen sesler, 

durmak, dinlenmek bilmiyor. Ba§ladilar kubbeyi delmeye... Balta, kazma, ta§, demir, kubbeye 

inmekte... Kubbede kiigiik bir delik agilir agilmaz, a§agidan, ince ve dokunakli bir kadin sesi geldi: 

— Sultan Mustafa burada!.. 

Kubbenin deligi geni§letiliverdi. A§agidan, miite-icavizler Uzerine ok yagdiran birkag zenci 

oldiiriildii ve Divanhane perdelerinin ipleriyle a§agi kayildi. Sultan Mustafa, eski bir minder Uzerine 

96melmi§, deli gozlerle bakiyor. Yaninda iki cariye, ayak UstU... 

Delinin etegine uzanip arzettiler: 

— Padi§ahim! Di§arida askerleriniz sizi bekliyor! 

BUsbiitUn agilan gozler ve kipirdayan dudaklar: 

— Su, su!.. 

doke 

Delinin «Padi§ahim!» hitabina cevabi bu oldu. Kubbe deliginden «telatin bir somak ile» su 

indirdiler. 

Deli, gozleri yenigerilerde, bu suyu sakalina ve ye re 

doke igti. Birkag yenigeri Eski Saraya Sultan Mustafa'ni" annesine ko§turuldu. Bunlar haberci: 



— Oglun bulundu! Taht'a gikacak! Gel! 
Mustafa'yi, koUarina perde baglarini gegirerek oe 

ilkten yukariya gektiler. Oradan avluya indirdiler ve alti-na Muftunun atini gektiler. Binemedi; o 

kadar zaif du^-Tnu^tu ki, at ustunde duramadi. indirdiler, «Arz Odas» de-idikleri taht odasina 

gotUrdiiler. Taht'a oturttular. Deli, as-ikerin parlak silahlarini gordiikge titriyordu. Dokmedikleri dil 

birakmadilar: 

— Korkma Sultanim! Sen bizim Padi§ahimizsin. Biz senin koUayicilariniz ! Korkulacak bir §ey 

yok!. 

Fakat delinin hazan yapragi gibi titremesini kese-imediler. 

Geng Osman, asilerin saraya girdigini goriince, Us-ikiidarli §eyh Aziz Mahmud Efendiye siginmi§ 

olan Sadrazam Dilaver Pa§ayi oradan aldirtmi§, saraya getir-imi§ti. 

Kendi gitmiyor da ba§kasini getirtiyor. ^iinkii bir an sonrasini kestiremeyecegi §ekilde hadiseler 

yenileni-iyor ve o, ba§ina neler gelebilecegini du§unemiyor. Nite-ikim son anda kar§iya gegmek, 

kendisini Anadolu topragi-ina atmak igin bir kayik bile bulamiyacaktir. Fakat daha evvel ne 

akibetleri sezebilecek bir duygusu, ne taarruza kuvveti, ne de korunmaya gUcU vardir. 

Sultan Mustafa'nin kubbesi delinir delinmez, Ha-iremde Padi§ahin bulundugu tarafin kapisi agildi 

ve Sadrazamla Kizlaragasi avluya birakilip, kapi, arkalarin-idan kapatiliverdi. Sanki kaplanlara iki 

canli geyik atil-imi§ti. Bir hamlede paramparga ediliverdiler. Biraz evvel asilerin dileklerini 

reddeden ve hesaplarinin goriilmek Uzere oldugunu soyleyen Padi§ahta bu ne degi§iklik! 

Zavalli Osman! Degi§en o degildir! Her an degi§ip, Pa§ka bir §ekil alip, memleketinin dU§tUgU hali 

ona goste-ren, hadiselerdir. O da, nihayet, hadiseleri itip yeni bir ce- 



386 

387 

reyan agabilecek bir §ahsiyet degil, kiigiik gapta bir mettir! 

LiSTEDEKi BA§ 

Asiler, keyflerine gore hiikiim verdirmek uzere toplu tuttuklari ulema efendilere dayattilar: 

— Sultan Mustafa'ya biyat ediniz! 

Bu hacaletli vaziyet kar§isinda bir ikisi celadet gostermeye kalkti: 

— Artik rahat durun! tstediginiz oldu! Daha ne is-i 
tiyorsunuz? Sultan Osman'aili§meyin! 

Bir agizdan haykiri§: 

— Biz padi§ahimizi bulduk! tstedigimiz Sultan Mustafa'dir! 

Ulema israr etti: 

— tstediginiz kelleler verildi. Obiirleri de yolda... Biz kefiliz! Sultan Osman selam eder. Biitiin 

dilekleriniz yerine getirilecek... Eger Sultan Mustafa'yi taht'a gika-iracak olursaniz devleti-harap 

edersiniz, pi§man olursu-inuz! Etmeyin, arkada§lar, karde§ler, yola gelin! 

Yine haykiri§: 

— Bunlari evvel soylemek, yapmak gerekti! Biz padi§ahimizi bulduktan sonra gare kalmadi. Sultan 

Mus-itafa'ya biy'at ediniz! 

— Yigitler, arslanlar, §ahinler, §ahbazlar! Sultan 
Osman tahtta bulundukga boyle bir i§ caiz degildir! 

Geng Osman'm tahtta bulundugunu ve tahtta kaHmasi gerektigini bildiren bu soz, bir manaya, onun 
oldii-irulmesini istemekten de farksizdi. Fakat Yenigeri bu sozu ilk manasiyle aldi ve binlerce kilig 
siyrildi. Ulema isimli-iler, yelkenleri suya indirdi; yahut sariklari gamura atti: 



— Biy'at ettik! 

iglerinden biri (Kafzade), kul veya Allah korku-isundan, yigilip oracikta oluverdi. 

§ehre miinadiler gikartarak delinin Padi§ahligini ilan ettiler. 

Ata binmeyen yeni Padi§ahi, yaninda zindan arka-ida§i iki cariye ve Dervi§ isimli bir kole, arabaya 

bindirdi-iler ve elleriyle gekerek Eski Saraya goturduler. Yolda, yeni Padi§ahtan ihsan almak 

Umidiyle, ne rezaletler!.. Kolunun, eteginin ucunu arabanin igine kistiran kistira-ina... 

Bir fisilti: 

— Sultan Osman sarayda kapali oldugu kisimdan bostancilarla beraber bir 9iki§ yapip Eski Saraya 

hiicum edecek! 

Deliyi aldilar ve geceyi bir arada gegirmek iizere Yenigeri Camiine goturduler. 

Geng Osman, ihtilal gUnii, ogle vaktinde ve istenen iki kelleyi teslim ettikten sonra, muhafizlari 

himayesinde kapandigi saray kisminda, sadrazamligi HUseyin Pa§aya, Yenigeri agaligini da 

Kapiciba§i Kara Ali'ye vermi§ti. Yenigerilerin nefretini gekmi^ olan Kara Ali, Padi§aha, bunlari 

sindirecegini vadetti. Fakat o ana kadar gapini kestirememi§ oldugu hareketin geni§ligini ogrenir 

ogren-imez, sivi§ip silinmekten ba§ka gare bulamadi.Yine Ali isimli eski Yenigeri Agasi da, ba§ta 

isyana katilmami§-iken, i§ bu hale gelince Sultan Mustafa'ya biy'at zorunda kalmi§ ve hemen ayrilip 

konagma kapanmi§ti. 

Bostancilar arasmda da sivi§malar... RUtbe, hii-ikiim, makam, kuvvet, nazari ve ameli hakimiyet 

birbirine Segmi§... Kimin ne oldugu belli degil... 

Geng Osman, kar§ismda nazari Sadrazam HUseyin 



388 

389 

Pa§a ve Bostanciba§i Mehmet Aga, yiizii kireg gibi De. ' yaz, fikir soruyor: 

— Ne yapmak lazim? 

Pa§ayla Aga, kavuklannin altmi ka§iyarak fikir ve-iriyorlar: 

— Yenigeri Agasmm delaletiyle yenigerileri kazan-^maya bakalim ve onlara sigmalim! 

Komik teklif!.. Traji-komik vaziyet!.. Geng Osman bunu seziyor ve: 

« — Asia, diyor; yenigerilere sigmmak diye bir §ey olamaz!Eger onlar yalniz olsalardi, diyelim ki, 

bu bir de-ireceye kadar kabil olabilirdi. Fakat sipahiler de, ulema da, arkalarmda... Artik 

donemezler... Yapilacak tek §ey, almacak biricik tedbir, Anadoluya gegmek, orada selamet bulmak 

ve Padi§ahliga getirdikleri adamm ne oldugunu goriip dovUnmelerine kadar vaziyeti uzaktan 

kollamak-itir!» 

O dakikada bile en iyi dU§Unen yine Geng Os-iman... 

Emir: 

— Ko§un, saray kayikgilarmi araym! Deniz tarafi emniyette... Kar§iya gegmeye bakalim! 

Vaziyet: 

Bostancilar kagmi§ ve iskelelerde kayik adina hig-ibir §ey birakilmami§tir. Baba Cafer ve Galata 

zindanla-nndaki mahpuslarla, ta§ gemileri ve Tersane hapishane-sindeki mahkumlar da saliverilmi§ 

ve her §ey yagmaya birakilmi§tir. Higbir imk.n yok... Ne bir adam, ne bir va-isita. .. 

Bu traji-komik vaziyette, Sadrazamla Bostanciba-§inin komik fikrinden oteye yol aranamaz. 

390 

Gece... Padi§ah, UstUne birtakim ortUler gekip, giz-ili yoUardan kendisini saray di§ina atiyor. Dogru 
Yenigeri Agakapisina... Aga; bir an evvel degi§tirilmi§ken yine makaminda kalan, yahut makami 



kalmayan Aga, o daki-ikada Yenigeri Camiinde (Orta Cami) bulunmakta... Deli, Padi§ahin 

yaninda.. .Biri gelip kulagina fisildiyor: — Sultan Osman, Agakapisinda!.. All Aga hemen 

Agakapisina ko§uyor. Yenigerilere siginma planini Padi§ahla beraber tat-ibik eden Sadrazam payeli 

ahmak da, Padi§ahin gittigi ye-re en yakin §ehzade Camiinde... Yaninda, on kese altun ve 

tezkerecisi Sitki Efendi... Sitki Efendi yolda Efendisi-ine diyor ki: 

« — Yenigeri taht'a ba§ka bir Padi§ah gikarmi^ken Sultan Osman'i Agakapisina goturup kucaklanna 

du§ur-imek uygun mudur?» 

Cevaba bakin: 

« — Devlet hangisinin ise onun olur. Nizam-i alem bozulmasin da padi§ah kim olursa olsun!» 

HUseyin Pa§a Yenigeri subaylarindan bazilariyle g6ra§Up yola getirir gibi oluyor. Geng Osman da 

Yenigeri Agasina §u teklifte bulunuyor: 

— Bana ba§ egmeleri §artiyle her Yenigeriye 50 aH 
tun bah§i§ ve elbiselik kirmizi guha... Her sipahiye de 10 
akga «terakki»... 

EUeri, Sadrazamin altun keselerine dalmi§ bulunan subaylar da teklifi destekliyorlar: 

— Aga; bunlari askere bildir, bizden sual ederlerse 
biz «hu!» diyenlerdeniz! 

Geng Osman, karargahiyle higbir ilgisi olmayan Yenigerinin kumanda makaminda, Agakapisinda 
sabahli-iyor- Heniiz ortada, canina ait higbir tehdit alameti hayal bilemez. 
20 Mayis 1622 sabahi... Aga, Agakapisindan Ye- 

391 

nigeri ki§lalarina gitti. Para §ingirtisi ve dudu dille koni §acak ve «§ahbaz»larini razi edecek... Lakin 

Yeniger' Aganin ne teklifte bulunacagini haber almi§ ve ona a?i' agtirmamak i§ini planlami§ 

bulunmakta... Aga, askere soz soylemek igin merdivene gikinca, a§agidan bir ses: 

— Soyletmen, vurun! 

Bu narayi basan her fert, eger ilk teklif kendisine yapilmi§ olsaydi, onu askere bildirmek vazifesini 

kabul edecek veya §oyle diyecekti: 

— Ben raziyim, siz teklifi yapin! 

Yani ortada, bir prensip degil o maske altinda vah-i§i bir hirstan ba§ka higbir §ey yok!.. 

— Soyletmen, vurun 

Bir nefer hemen merdivene ziplayip Agayi arka-isindan itti ve merdivenin alt ba§ina dU§UrdU. 

Kahraman (!) kiliglar Agayi bir anda parga parga etti. Cesedini iple gekip sokaga gikardilar, 

sUriiklediler ve Aksarayda dort yol agzina biraktilar. 

Meydanda, yalniz Valide Sultanla birkag Ocak agasinin golgeleri... Topyekun devlet ve selahiyet 

kadro-isu bu kadar... Goze goriiniir ve hafifge gocunulur kim varsa evleri yagma edilmi§; ve §imdi 

sira, istedikleri keHlelerden heniiz ele gegiremediklerinin arkasinda, o zama-ina kadar hig lafini 

etmedikleri, devlet gapinda ve 1 8 ya-i^inda taze bir ba§a gelmi§tir. 

Midelerinin, ismini vermeksizin listede aradigi, bu geng ba§tir. 

Asil yemek istedikleri, delikanli Sultanin ba§i. • • 

AGA KAPISI 

Ba§ta Zagreciba§i, meydana hakim Ocak agalarin-idan bir heyet, hemen bir hiikiimet §efi (!), 

kelimenin en mahcup manasiyle bir sadrazam tayini igin Valide Sultan-^dan emir almak uzere Eski 

Saraya gitti. Valide Sultanin kime meyli oldugunu pe§in biliyorlar: Oglunun (Padi^a-ihin) eni§tesi 

ve kendisinin damadi Bosnali Davud Pa§a... 

Yarabbi! bu kadar guriiltu patirdi iginde, hangi ta-iraftan olursa olsun, bir tane Anadolu gocugu yok 

mudur, elini atacak veya el atilacak... 

Valide Sultana pe§in hediyelerini goturduler: 



— Davud Pa§a Sadrazam olsun! 
Valide Sultan mes'ud: 
— Aman olsun, hemen olsun! 
Valide Sultan, aynen sordu: 

— Mabeyninizde yavuz yazi yazar var mi? 
Biri 5ikti: 

— Ben iyi yazi yazarim! 

— Yaz! 

Bu adama, bir tanesi de kendi Ba§gavu§lugu, tarn oniki berat yazdirdilar. Sadrazamlik Davut 

Pa§aya, Yeni-igeri Agaligi Dervi§ Agaya vesaire... 

Bu sirada, yildiz gibi kol kol §ehri talan eden asilerden bir grup, Gumriik Emini Murad ^avu§un 

evini; prangadan kurtulan mahkumlar da, Haci Suba§imn kona-igini yerle bir ettiler. Biri filan 

e§yaya gumriik resmi koy-imu§, obiirii de, mahkumlara sert davranmi§... 

Eski kelleler, fazlasiyle bu defa Sultan Musta-ifa'dan isteniyordu: 

« — Eski kanunu degi§tirerek devlette yeni yasalar ^ikaran kim varsa ba§im isteriz! Evvela 

Kaymakam Ah-mad, Defterdar Baki Pa§alarm, Hoca Omer Efendinin, Sekbanba§i Nasuh Aganm 

kelleleri!... Bir de Edirne'de 



392 
393 



Kethiida iken mahpuslarm bir gogunu Tuncaya atrru olan, emekli Aya§ Aganm ba§i ...» 

Ve bir nevi ihtilal hareketinin, kendisini bir fikir Ve gayeye bagli gostermek igin tedariklemeye 

mecbur oldu-igu tarzda, «suret-i hak» perdesinden birtakim sozde islah projeleri: 

1 — ^ikarilmi§ subaylar bir daha almmasm! 

2 — Yenigeri Agasi Ocak subaylarmdan olmasm! 

3 — Sadrazamm iktidar ve selahiyeti smirsiz olsun! 

4 — Ru§vet ve suistimal kaldirilsm! 

Delinin fermanlari, derhal bu istekleri devletle§tir-di. 

Geng Osman, fiili hareket guniinu takip eden gece, sigmdigi Agakapismda sabahladiktan sonra, 

ertesi gun, Yenigeri Agasi, teklifleri askere bilidirirken pargalanmca, bizzat can kaygisi smirma 

girmi§ oluyordu. 

Ustii ba§i berbad, orada bir delige gekilmi^, bekli-iyor 

Aganm pargalanmasiyle beraber bir ses yiikseldi: 

— Sultan Osman Agakapismda... 
YUklendiler Agakapisina... Her tarafi aradilar. G6-i 
riiniirde yok... t^eridekiler de bir §ey bilmiyor... 
Bir nara geldi: 

— Burada!.. 

Ko§u§tular. Saklandigi yerde, sirtinda beyaz bir en-itari, ba§i kabak. Gen? Osman... Bu halde bir 
dilenci go-iriilse acinir. Bir Sipahi ba§fndan tUlbendini gikarip Padi-i§aha verdi: 

— Kirlice ama zarar vermez! Giy ba§ina! 

YUzUnde, uykusuz gegen bir kag gecenin iziyle be-^raber, en zehirli istirap gizgileri, Geng Osman, 
itaatten ba§ka bir §ey yapmadi; kirli tUlbendi ba§ina gegirdi. 



Sadrazam Pa§a da orada... Kiskivrak yakaladilar. 

Padi§ahi, (Don Ki§ot)un atindan beter, yara here iginde, sefil bir beygire bindirdiler. 

Yaninda ve yaya olarak, «Vezir-i azam»... Huse-iyin Pa§a bir am koUayarak, yenigerilerin elinden 

siynli-verdi; ko§maya, kagmaya ba§ladi. Arkasindan ko§tular, me§hur tabirleriyle kilig u§urduler. 

Fakat elbisesinin alti zirh. • • Vucudunu delemediler. Kafasina vurup onu yere yigdilar ve ba§ini 

kestiler. Kelle, Orta Camide... 

Sadrazamla birlik Bostanciba§i Padi§ah kol gezer-iken denize atilmasini emrettigi yenigeriyi 

korumu§ oldu-igu igin kellesini kurtarirken, Huseyin Pa§a, bunun aksini yaptigindan, ba§ini ilk 

postaya teslim ediyordu. ^uriimu? askerin guriimu^ serdari, Hotin Muharebesinde yenigeri-ileri en 

keskin ate§ noktalarina siirer ve mizmiz edenlere §6yle bagirirdi: 

« — Padi§aha asker mi bulunmaz? E§ek yerine tav-ilaya at baglariz!» 

Bu igreng hitapla, ona hedef tutanlarm igrengligi arasmdaki uygunlugu gozden kagirmayalim!.. 

Niyyetim hidmet idi saltanat-u devletime; ^ali§ir hasid-u-bedhah acep nekbetime. 

(Niyetim saltanat ve devletime hizmet etmekti ama ne i§tir ki, kiskang ve kotU dilekliler hep 

felaketime gali-i^ir.) 

Bu misralarm kederli §airi; Yemen, Fas, Kinm mii-isellesinin igindeki ve etrafmdaki karalarla 

denizlerin sa-ihibi Sultan Geng Osman, bir uyuz beygir UstUnde, ginge-^ne gengilerinin bile 

tanimadigi kiyafet ve sefalet iginde adim adim gUdiilUrken, yolda, ta§lar Uzerine serili, ba§siz "ir 

ceset gordii: Kagarken oldiiriilen ve ba§i Orta Camiye gotUriilen HUseyin Pa§a... 



394 

395 

Padi§ah, isyanm ba§mdan beri ilk g6zya§mi doktU' « — Bu adamm sugu yoktu! Eger onun ogUtlerin' 
dinleseydim bu haller ba§ima gelmezdi! Beni aldatan Hocayla, kizlar agasmm zehirli telkinleridir.» 
En hassas nefs kaygisi anmda vezirinin akibetine g6zya§i dokmenin §ahane asaletiyle, kendi 
idealini suglu sayip onu ba§kalarma atmanm kiigiiklUgU, Geng Os-iman'da, hep o anm nezaket 
cilvesi olarak ayni zamanda tecelli ediyordu. 
EFSANEVI §ENAAT 

Yenigeri, tUyleri dokiik, hasta bir hayvana seril se-ifil bindirip gotUrdiigU Padi§ahma, alemde higbir 
mahlukun higbir mahluka edemeyecegi, ne bu kadar kii-giilebilecegi, ne de bu kadar kUgUlebilmi§ 
bir insan farze-debilecegi hakaretleri yagdirmakta... Atmm yam sira gi-iden, asker olmak 
iddiasmdaki deniler, evvela asil deli-ikanliya sarkmtilik etmekle i§e koyuldular: 

— Canim Osman ^elebi, cigerim Osman ^elebi!.. 
Higbir tarihin kaydetmedigi ve higbir ahlaksizligm 

kabuslarda gormedigi, en hakiki ve samimi adiyle bu Pa-idi^ahma sulanma tablosunun arkasmdan, 
gUya birtakim kinayeler: 

— Nasil; meyhaneleri basar da, yenigerileri ve 
sipahileri kadirgalarda zencire vurdurur musun, denize at-i 
tirir mism? 

Laf atan atana: 

— Atalarm bu kaleleri sekbanlarla mi kurdu? Bu 
devlet binasmi Misir askerine, bostancilara mi yaptirdi? 

— Canim Osman ^elebi! 

Namussuzluk o kadar ileriye variyor ki, Altuncu-oglu adinda, lUgat kitaplarinin vasif bulmakta 
haya ede- 



~e<ji bir algak, Padi§ahin giplak baldinni sikmayi ve ha-mani tellaklerine soylenemez laflari 

sarfetmeyi bile tecrii-ibe ediyor. 

Geng Osman agliyor ve higkiriklar iginde haykin- 

yor: 

— Edepsiz mel'un! Ben senin Padi§ahin degil mi- 
yim/ 

Ve asker geginenler arasinda kimse gikip bu na-imussuzun lagim faresi kafasina bir kilig 

indirmiyor. ^iin-iku Altuncuoglu, isyancilarin olanca rahunu belirtmekte, arkada§larina orneklik 

etmektedir. 

Bu vaziyette, Sultan, ki§lalara kadar yuriituluyor ve orada Haseki San Mehmet Aganin 

muhafazasina veri-iliyor. 

Gunlerden Cuma... Ogle vakti... Minarelerde bir agizdan sela... 

Asker bu selalarin Cuma ile ilgisini unuttu ve Gen? Osman'in olduriildugunu, bu yiizden sela 

verildigini san-^di. 

Bir bagiri§ina oldu: 

— Sultan Osman'a asla dokunulmasin! §imdilik Sultan Mustafa taht'a giksin; Sultan Osman da 
muhafaza altmda bulundurulsun! 

Gulgule biiyiidii. Askere, Geng Osman'm hayatta oldugunu gostermek icap ediyordu. 

Deli Padi§ahm eni§tesi, katmerli hain ve mel'un, yeni Sadrazam Davut Pa§a, Yenigeri Camiindeki 

(Orta Cami) Geng Osman'i pencereden gosterdi. 

O anda Deli Mustafa, yanmda zindan arkada§lari k cariye, camiin mihrabmda oturuyor, kendi 

kendisine 

er dU§UnUyor. Di§arida gUriiltU azittikga sarsila sar-ifla titremeye ba§liyor, korku iginde pencereye 

ko§up de-mir parmakliklara yapi§mak, onlari seyretmek istiyor. O zaman Valide Sultan arkasmdan 

ko§uyor: 

397 

396 

— Gel, gel arslamm! 

Hitabiyle onu, yerine donmeye kandirabiliyor. An i nesinden ve onun bu hitabmdan ba§ka 

higbir §eye gUven kalmami§tir delinin... 

Geng Osman da, camiin obiir k6§esinde, manzarav ibretle seyredip etrafmdakilere §6yle diyor: 

— Bakm; nasil bir adami padi§ah yapmak istedigi. 
nizin farkmda mismiz? Hem devletin, hem de Ocagmizm 
mahvma gidiyorsunuz! 

Fakat hepsi kos dinlemi§, yiireksiz, duygusuz... 

Geng Osman, yiireklerden bir kivilcim fi§kirtmayi, en yakici sozlerle tecriibe etmekten geri 

kalmiyor. Ba§m-idaki kirli tUlbendi gikariyor, g6zya§lari iginde agalara yalvariyor: 

— Daha diin Padi§ahtim; bugUn giplagim! Benden 
ibret aim! Zamanenin size verdigi firsata gUvenmeyin! 
Siz de bu yalan diinyanm inkilaplarma ugrarsmiz; bu 
devran size de kalmaz! 

Kimsenin yiiregi ciz bile etmiyor. YUreklerde ilik bir duygu §6yle dursun, hainler haini Bosnali 
Davut Pa§a-inm getirdigi Cebeciba§i, Ggng Osman'm boynuna bir ke-^ment atiyor... Bogacak... 
Fakat tetikte duran G.eng Osman, kemendi kuvvet-ile tutabildi ve boynuna gegmesine imkan 
vermeden yere firlatti. 
Ocak agalari atildilar: 

— Ne yapiyorsunuz? Asker bu i§e razi degil- Son-i 



ra hepimizi kirarlar... 

Geng Osman, kendisine bir sirtlan gibi bakan Da-ivut Pa§a'ya hitap ediyor: 

— Behey zalim! Ne yaptim ki, sana ben!.. Seni iki kere olumden kurtardim, makamina dondiirdum! 

Bunlar! yaptigim igin mi bana kin bagladin! 

Valide Sultanin agalara sozii: 

— Hata ediyorsunuz, oldiirmediginiz igin... Yilan-i 
dir o!.. Eger kurtularsa hepimizi mahveder! 

Davut Pa§a, kemendin tekrar Geng Osman'a atil-imasi igin Cebeciba§iya i§aret verdi: Agalar yine 
araya girdiler: 

— Olmaz! 

Osman, muhafazasma birakildigi Haseki San Meh-med Agaya dondii: 

— Sana bu makami kim verdi? 

— Sultan Mustafa verdi. 

— Sultan Mustafa, kendi admi bilmekten aciz bir deli... Seni nasil bilir? 

Haseki, yere bakiyor. Geng Osman devam etti: 

— Ag §u pencereyi de halkima bir laf edeyim! 

Yumu§ak kalbli Haseki, dayanamadi; camiin, as-iker topluluguna mahsus avlusuna bakan pencereyi 

agti. 

Sultan Osman, o yiirek pargalayan manzarasiyle pencerede... 

Nefes almaktan aciz haliyle sesini yiikseltti: 

— Yenigeri ihtiyarlan babalarim! Sipahi agalarim! Genglik, toyluk yiiziinden bazi fena ogiitlere 

kapilmi§ olabilirim. Boyledir diye §u gordiigUniiz hale mi du§Urul-imem lazim? Hakaretler altmda 

sUrUndUriilmem mi gerek? Beni bu hale getireceginize, oldUrmU§ olsaydmiz, daha iyi olmaz miydi? 

Soyleyin bana; artik beni istemiyor mu-isunuz? 

Sesler gUrledi: 

— Ne Padi§ahligmi istiyoruz, ne de oldiiriilmeni!.. 

Davut Pa§a UgiincU i§areti veriyor. Cebeciba§i, Geng Osman'm farkmda olmayi§mdan da 

faydalanarak UgiincU defa kemende sariliyor. 

Bu defa da Haseki Aga firliyor: 

— Ne yapiyorsunuz? Nasil kiyabiliyorsunuz? 

Ve mani oluyor. 



398 

399 

Ogleden sonra Deli Mustafa sarayda ve tahtta Herkes dagilmi§... Geng Osman'm muhafazasmda 

ancakbirkag ki§i... 

Dagilanlarm bir kismi da Geng Osman'm Agakapi-sma gelirken getirdigi on kese altun pe§inde... 

Yalniz bir tanesini bulabildiler ve Naima'nm tabiriyle «san gigek g[. bi yayilan» altmlari kapi§tilar. 

Yine Naima'ya gore: 

« — Baki keseleri hazmeden devletlilere a§k ol-isun!» 

Tarihgi Naima ile birlikte, isyancismm da, ihtilalcisinin de, §unun da, altundan ba§ka hirs ve gayesi 

olmayan bir dUnyada, yalmayak, ba§i kabak, ag ve susuz, Umitsiz ve arkada§siz, Cihan Padi§ahi 

Geng Osman... 

Bakalim, birkag saat sonrasi ne olacak?.. 

SULTAN VE iMPARATOR 



Deli Padi§ah saraya gotUriilUnce, ilk i§, onunla ug-ira§mak degil, akiUi Padi§ahi ortadan kaldirmaya 

bakmak oldu. 

Ba§kumandanina oglan muamelesi edecek kadar al^alan tefessUh Ocaginin agalari, kendilerini 

§enaatte 6r-nekle§tirici Sadrazam Davut Pa§a'nin §ahsinda son i§e memur... 

Bir miislUman ve Tiirk eli §6yle dursun, higbir imansiz ve soysuzun satinni kaldiramiyacagi bir ba§ 

dU-i§Urulecek.. Masum ve aziz bir ba§... Heniiz yanaklarinda ayva tiiyleri kivrimla§an nazli ve i^li, 

tek sugu fikir ve id-rak istidadiyle dolu olmasindan, Yenigerinin ve memle' ketin gidi§ini 

gormesinden ibaret bir ba§... Bu i§i gorebi-ilecek veya gordiirebilecek yegane habis, i§te bu Pa§a... 

Davut Pa§a, Deli Mustafa'yi saraya atar atmaz, ya" 

niria kendi gamurundan yugurulmu§ iXq ki§i aldi: Kethii-jasi Omer, Cebeciba§i ve Suba§i Kethiidasi 

Kelender... gunlarla Orta camiye gitti. Kapiya bir pazar arabasi ya-ria^tirdilar ve Geng Osman'a 

seslendiler 

— Gelbakalim! Gidiyoruz 1 

— Nereye gidiyoruz! 

— Onu sorma! Gel! 

— Etmeyin! Beni, isterseniz, karde§imin mahpus bulundugu odaya kapayiniz; fakat canimi 

bagi§layin! 

— Yurii! Gidecegin yeri goriirsun! 

Geng Osman'i o haliyle pazar arabasina bindirdi-iler. «^ocuk hirsiz» manasina gelen Kelender 

Ugrusu adindaki adam da, beraber bindi. Arabanin etrafinda «Azim bir cemiyet»... Bir surii 

yenigeri, sipahi, a§agi ta-ikim halkin sardigi araba, tiirlii kiifurler ve sarkintiliklar iginde §ehri ba§tan 

ba§a gegti ve Yedikule surlarina vardi. Durdular. Geng Osman'i indirip, Kelenderle beraber ku-ileye 

soktular. Arkalarindan, sadrazam, Cebeciba§i ve Kethiida Omer de girdi. Tung kapilar kapandi. 

Birkag sa-iat beklediler ve surlarm oniindeki kalabalik dagilmca va-izifelerine giri§tiler. Cellatlar, 

ba§ta Sadrazam, bildirdigi-'miz dort ki§i... 

Delikanlmm uzerine guUandilar. Ayakta duramaz haline ragmen, Geng Osman, bu dort ki§iye uzun 

zaman kar§i koydu. Kimini yere yikti, kimini duvara savurdu ve Mr tiirlii zaptedilemedi. Kaatillerin 

ellerinde kement ve ku§aklarmda kiigiik bigaklarmdan ba§ka bir silahi yok. Bunlarla bir§ey 

yapamiyorlar ve oldiirme metodu olarak yalmiz kemende ba§ vuruyorlar. Attiklari her kement ge- 

imiyor ve biitUn saldiri§lari pUskiirtUlUyor. Geng Os-^man'm bir gakisi olsa, dordiiniin de 

bagirsaklarmi de§ece-igi muhakkak... 

Nihayet Cebeciba§i, Camide bo§ yere davrandigi U^ kementten sonra, burada da bilmem 

kagmcismi atip bir 



400 

401 

tanesini Geng Osman'm gUzel boynuna gegirebildi, Va kuvvetiyle sikmaya ba§ladi. Mosmor kesilen 
geng Vp kuvvetli Padi§ah kemende ellerini gotUriip tam ilmigi gev§etecegi an, Kelender atildi, yiizU 
koyun sUriindii Geng Osman'm husyelerine yapi§ip biitUn kuvvetiyle sij^ ti. Geng Osman'm acidan, 
gozleri kapanir gibi oldu. Ken-^dinden gegti ve bayilmi§ gibi ba§i yana dU§tU. O zaman kemende 
yapi§tilar ve delikanli Padi§ahm i§ini bitirdiler. Bir erkegin oldiiriilebilmesi igin erkeklik aletine ba§ 
vur-imaktan ba§ka gare bulamayan bu metod, Geng Osman ci-inayetini ifadede apayn bir i§arettir. 
Oyle namussuzca, denice, kancikga oldiirdiiler ki, darbelerini, kurbanlarmm erkeklik uzuvlarma 
havale etmekten ba§ka yol bulamadi-ilar. 
Ecnebi tarihgi (Hammer) in agziyle: 



« — Osmanli tarihini lekeleyen ilk Padi§ah katli tamamlandi». 

Oliim alameti olarak cesedin bir kulagi kesilerek Valide Sultan'a goturuldu: 

« — Cebeciba§i dedikleri lain (lanetlenmi§), derhal alamet-i mevt (oliim alameti) olmak igin, 

kulagm, galiba burnun dahi kesip valideye gotiirdii.. PE^EVi» 

« — i§te, Devletin, Birinci Osman eliyle kurulu§u-inun 322'nci yilmda tkinci Osman, 18 ya§mda ve 

hiikiim-idarligmm 4'iincii senesinde, boylece, Yenigeriligi kaldir-^mak tasavvuruna kurban gitti. 

HAMMER» 

A§agidaki satirlari (Hammer)den aliyoruz: «Sultan Osman, saltanatta kaldigi kisa zaman i^in-ide, 

isyanlar ve muharebelerle sanli oldugu igin ancak bir-ikag in§a ve imar i§iyle me§gul olabilmi§tir. 

Hususiyi6 Karadenizin bati kenarmda ve sahilden dort fersah mesa- 

fedeki su kulesi, eski (Pirgos), §imdiki Burgaz...Bu su mahzeninin ilk yapicisi Bizans tmparatoru 
(Andronikos) tur ki, Geng Osman'la aralarmda miithi§ bir kader ben-izerligi vardir. Sultan Osman'm 
oldiiriilmesi Osmanli dev-iletinde ihtilallerin meydana getirdigi en korkung cinayet oldugu gibi, 
(Andronikos)un katli de Bizans sahifelerini kana bulayan hallerin en deh§etlisidir.» 
Evet; saf ve berrak MUslUman - TUrk kanma bir yandan dev§irmelik yoliyle yabanci kanm hululU, 
obiir yandan da Bizans ve Ears tesiri yiizunden giiriiyen Yeni-igeri, Geng Osman cinayetinde muthi§ 
bir Bizans §enaatini destanla§tirmakta ve sanki .(Andronikos) destanma nazire yazmaktadir: 
(Andronikos)un evvela bir goziinu gikardilar. Onu Bogazigi kiyilarma goturdukleri zaman, giiya 
deniz, daHgalarmi lekeleyen cinayetlerini hatirlayarak §ahlanmi§ dalgalarla uzerlerine hiicum etti. 
imparator zencire vuruHdu. Tokat ve tekme altmda ezildi. Kocalarmi kor biraktigi kadmlar onun 
saglarim yoldular, di§lerini kirdilar. Bir eli kesildi. Sarayda bir kuleye atilarak yiyeceksiz birakildi. 
Bir kag gun sonra ikinci gozii de gikarildi. Halkm tahki-irine kar§i birakilmak igin, §ehir iginde, 
uyuz bir deve uze-irinde dola§tirildi. Burnuna gamur doldurdular, uzerine id-irar §i§elerini 
bo§alttilar. Agzma, pislige batirilmi§ stinger soktular. Ve At meydanmda astilar. Bu felaketler 
sirasm-ida (Andronikos) §6yle bagiriyordu: 

« — Tanrim, bana merhamet et! Zaten kirilmi§ bir dali biisbiitiin par9alatma!» 
Bizans sefilleri onun elbisesini soydular; iglerinden "iri bogazma bir mizrak sokarak bagirsaklarma 
kadar in-idirdi. 



402 

403 

Arada §u fark var ki, Bizans tmparatoru, tam d milletine denk bir zalimdi. Geng Osman ise, uydugu 

bir-ikag kanli saray gelenegi miistesna, bu bakimdan Uzerinde hi^ bir leke ta§imiyordu. Ve 

(Andronikos) derecesinde maddi zulUm g6rmemi§ olsa bile, 6z neferlerinin baldirla-inni sikmasi 

gibi bir tecavUzle, §enaat kaynagi Bizans'a bile hicap terleri doktUrecek bir ismet ve ulviyet 

belirti-iyordu. 

Bizans tarihi Geng Osman'a bakip hicap terleri do-ikebilir; fakat miinezzeh TUrk tarihi bu i§i de 

Bizans ruhu-'na baglayarak kan aglamaktadir. 

OTESI 

Geng Osman'm namazi, oldUriildiigU gUniin ak^a-imi kilmdi. Usule gore Padi§ahm namazmi 

§eyhUlislam kildirmaliydi. §eyhUlislam Esad Efendi; mazlum ve §ehit Padi§ahm kaym babasi... 

§eyhUlislam cenazede goriinmedi. Tabut, etrafm-^daki birkag golgenin, ak§am lo§lugunda aceleci 

tavirlariy-le kaldirildi, gotUriildii, topraga indirildi. 

^ok gegmeden, §eyhUlislamm istifa dilekgesi, ne sozden, ne yazidan anlayan deli padi§ahm 

elinde... 



Damadinin hayatinda daima onun fikirlerine engel olmu§, ona higbir himaye kucagi agmami^ olan, 

fakat cid-idi ve gergek din adami bilinen Esad Efendi, mazlum ve §ehit Padi§ah zevcesi dul kiziyla 

bir kenara gekildi. 

Boliik agalarinin gogunu degi§tirdiler. Valilerin ek-iserisi yerlerinde birakildi. 

Deli Padi§ahin taht'a giki^indan, daha dogrusu as-iker eliyle taht'a ge^irili^inden sonra sipahilere 

cUlus bah- 

sj§j verildi. Hem de evvelce kaldirilmi§ken bu defa can-ilandirilan bir adete uyularak... Harag, kendi 
taraflarindan tahsil edilmek iizere, bu vergilerin defterleri, ellerine ve-irilecek... 
Bu, Yenigeriye: 

— Baskina ugrattigin ev, devlet ve hiikumet evi, 
senindir; al anahtarlarini ve diledigini yap! 
Demekti. 

Diinya tarihinde e§siz rezalet... Sipahiler bu def-iterleri Fatih camiinde mezada gikardilar ve kim 

daha faz-ila verdiyse ona sattilar. 

Yenigeriler, bah§i§lerini bir kag gun sonra aldilar. ^unkii ufak para kabul etmiyorlar ve mutlaka 

altun isti-iyorlardi. Adam ba§ma 25 altun verildi. 1 8 ya§mdaki maz-ilum ve §ehit Padi§ahm kanma 

bedel, birbuguk milyon du-ika altunu... 

Yenigerilerin ufak para almayi reddettikleri gun, Sipahiler, §eni kaatil Davut Pa§a'nm sarayi oniinde 

top-ilandilar: 

— Sultan Osman'i biz sana emanet vermi§tik! Ni-i 
gin oldiirdiin? 

Davut Pa§a, gayet sogukkanli, cevap verdi: 

— Ben Sultan Osman'i Cihan Padi§ahi Sultan 
Mustafa'nin fermaniyle oldiirdiim! 

Sipahiler susup dagildilar. 

Cinayetten iki hafta sonra, Yenigeri ve Sipahiler toplanip ihtilal gunii istedikleri kellelerden, 

kaganlarin bulunmasi ve ba§larinin teslimi igin ayak dirediler. 

Sadrazam yine asilerin yiiksek huzuruna gikti: 

— Arkalarindan adamlar gikarttim. Aratiyorum! 

Yine susup dagildilar. 

Davut Pa§a, hem halk, hem de ordunun temiz un-isurlari tarafindan kendisine yoneltilen keskin 

nefreti, asUerin her tUrlU §enaatine goz yummak, vergi defterleri- 



404 

405 

ni ellerine teslim etmek, Evkaf idaresini keyflerine birak mak suretiyle kazanmaya gali§tigi 
tarftarlar zUmresine dayanarak onlemeye bakiyordu. 
Yine §eyhUlislam dayanamadi ve Valide Sultan'a dayatti. 

— Oglunuzun selameti damadinizin sadaretten az-lindedir. Boyle Sadrazam olmaz! 
Soz tesir etti. §eni kaatili makamindan attilar ve yerine Misir Valisini tayin ettiler. 

Bir takim kari§ikliklar, gUriiltUler, yenigerilerle sipahiler arasinda post ve mangir geki§meleri 
olurken, (Hammer)in tabiriyle bir (divane), bizim anlayi§imizla ulvi bir TUrk, elinde bigak, 
kalabaligin igine daldi ve goz-ileri kan ganagina d6nmU§, gigligi basti: 

— Algaklar! Geng Osman'a ne yaptiniz? Ona nasil 
kiydiniz? 



Ulvi heyecan adami, Yenigeri ve Sipahi yigini iginde, bigagini rastgele savurdu, Yenigeri ve Sipahi 
kili-iginda kimi -gordiiyse yere serdi ve nihayet uzerine u§u§-iturdukleri kiliglar altinda yere yigilip 
can verdi. Tek fert, tek ses, tek hareket halinde olsa da, biitiin istirabini i^ine gommii? bir cemiyetin 
ruhundan fi§kiran bu sayha, o ce-imiyet hesabina 90k manali ve degerliydi: 

— Algaklar! Geng Osman'a ne yaptiniz? Ona nasil 
kiydiniz? 

Asil Tiirk halki, iliklerine dek oyle bir nefret, ha§-iyet, deh§et, ibret duymakta ki, §enaat Ocaginin 
tiplerl 111 gormemek igin evinden ^ikmiyor ve hi^kiriklarini y°rS mna gomiiyor. 

§enaat Ocagina verilen devlet imtiyazlan iginde, I sadrazam segmek hakkina kadar her§ey 
Yenigeriye bira-jaldi. Ne hazindir ki, verilen haklar arasinda bu kadar bii-iyugunu nefsine 
yaki§tirmayan insafli(!) Yenigeri, galiba utanmaya ba§lami§ olacak ki: 

— Padi§ah kimi isterse segebilir! 
Cevabini verdi. 

Mazlum ve §ehit Padi§ahin arkasindan, delinin, cinnet dehasi olarak gostermedigi kalmiyor: 

Bir giin, saltanat kayigina at ustunde girmek, bir giin de kayigi arkasindan Harem dairesine 

getirtmek isti-iyor. 

Dini, §eytan nefslerinin destekleyicisi'hayal eden bir takim sahte §eyhler de, deliye «Padi§ah-i veli» 

unva-inmi yaki§tiriveriyorlar. 

Deli Padi§ah bir giin, Uskiidar bahgesinde, Bostan-ciba§iya §u emri vermi§ti. 

— Filan yere git! Orada, ayaklari bagli, gozleri ve 
agzi dikili bir koyun bulacaksm! Al ve getir! 

Bostanciba§i gitmi§ ve o yerde, Padi§ahm tarifine gizgisi gizgisine uygun bir koyun bulmu§tu. Dort 
ayagi bir araya getirilip baglanmi§, gozleri ve ayaklari iplikle dikilmi§ bir koyun... Padi§ah, 
koyunun baglarini elleriyle ^6zmu§, ipliklerini s6kmu§ ve Bostanciba§iya teslim et-imi§ti. 

— Buna iyi bakiniz! 

Padi§ah, her halde evvelden hazirlattigi bu koyun-^da kendi timsalini gormek ve gostermek 

istemi§ti. 

^ikti mi bu vesileyle ismi «deli» den «veli» ye... 

Geng mazlum ve §ehidin yeti§emedigi Ramazan ayinin son Cumasinda, Cerrahpa§a camii §eyhi 

Ibrahim Efendi, Naima'nin diliyle aynen §unlari soyluyor: 



406 

407 

« — Padi§ah-i veil, iXq giindur bir tenha odaya g kapanmi§, namaz kilip aglamaktadir. Hi? kimseye 

soz soylemez; esrarina ancak kendisi vakiftir. Sultan Osman Hanin riitbesini alem-i riiyada 

mu§ahede etmi§ler, pek yiiksek g6rmu§ler; Hak Teala rahmet eyleye». 

Biitiin bu 6I5U kaynaklarinin hafiiligine ragmen Geng Osman'in obiir diinyadaki riitbesini yiiksek, 

yiiksek iistii yiiksek bilmekte hi? hata olmaz. Bunun igin de, deli Sultanin riiyasina veya Cerrahpa§a 

camii §eyhinin nakline ihtiyag yoktur. Zira Geng Osman; kelimenin tam manasiyle mazlum bir 

§ehittir. 

(XIII) 

JAN KALAS 



Bayramdan sonra Sultan Mustafa, igki igmeyi ve alim satimi yasak edici bir emir gikardi. 

Meyhaneci hris-tiyanlar diikkanlarini kapadilar; lakin Edirne kapisinda, Kumkapi'da igki satan 

devlet askeri yenigerileri emri din-ilemediler. 

Tarikatleri olan Bekta§i'ligin - aslini tenzih ede-iriz- kendilerile bir arada bozulmu? sonraki 

basamakla-irinda «mubah» goriilen §arabi ister i^imi, ister ticaretiyle Yenigerinin elinden alabilmek 

kimin haddine? Devletin irzi ellerinde, §arap ne kelime?.. 

Obiir taraftan deli Padi§ah, Topkapi Sarayinin ka-iranlik koridorlarinda ilk padi§ahliginda 

igoglanlarini ki-iligla kovaladigi her ta§i kanli dehlizlerde, yiizu gozii yan-igin iginde, ko§uyor, rast 

geldigi kapiyi vuruyor ve ciger torpuleyici bir ses gikariyor: 

— Osman, Osman, neredesin? Osman, gel, beni bu saltanat yukiinden kurtar! 

i§te cemiyet, i§te millet, i§te devlet, i§te ordu, i§te devlet reisi, i§te vaziyet!.. 

BiR ADAM 

Artik 1 8'inci Asirdayiz. Miladdan dort asir evvel ba§layip ele aldigimiz tarihi mazlumlan 2000 

kiisur yilm gergevesi iginde gordiik. 

Kimbilir, nam ve ni§anmi bilmedigimiz ve ancak Mah§er arsasmda gorebilecegimiz daha kag bin, 

kag mil-iyon mazlum gordii bu diinya... Bizim gosterdiklerimiz, sadece sivrilmi§ ve tarih perdesine 

aksetmi§ olanlar... Yoksa, mazlumluk davasmi geni§ gapta ele alanm bilmesi lazimdir ki, insanlik, 

ilkinden sonuncusuna kadar, zalim-ilerle mazlumlardan ibarettir; ve ikincilerin sayisi birinci-ilerden 

gok fazladir. 

AUah'm fermani (Ayet meali): 

« — Emaneti daga ta§a teklif ettik, almadilar; insan ki, zalum ve cehuldiir, aldi.» 

1 8'inci Asir, (Ronesans) tohumlarmm artik filizle-inip gigek agtigi ve ilk yemi§lerini belirtmege 

ba§ladigi. 



408 

409 

ilim, idrak, tecriibe ve medeniyet gigirmm ba§i guya Ne miinasebet!.. tleriye dogru gittikge 
goriilecektir k (Greko-Latin) eri§inin, ba§i, ortasi ve sonuyla netice gag olan 18, 19 ve 20'nci 
asirlarda zalim ve mazlum, eskiler-^den daha baskm ve dokunaklidir. ^Unkii, guya ilerlemi§ 
bulunan anlayi§ gozUne ve takdir olgiisUne ragmen insan ruhunda higbir§ey degi§medigini ve 
zulmiin, Ustelik ilim ve fenle cihazlanmi§ hale geldigini gormek, mikyaslari biiyiitUcU bir 
keyfiyettir. 

«Adli hata» diye bir laf duyariz. Bu gayet tabiidir ve her devirde olabilir. Adli hata, gergek sugluya 
ve sug unsurlarma eri§ememek yiizUnden yanli§likla verilen hii-ikiimler demek olduguna gore, 
dogrudan dogruya adalet olgiisUniin sakatligi manasma gelmez. Ya bir usul hatasmdan ibaret kalir, 
yahut o hata da olmaksizm, hadiselerdeki tezahiir cilvelerinin aldatici bir neticesi ha-ilinde insan 
aczini gosterir ve gok defa oziir belirtir. Eger insan tedbiri olarak herhangi bir ihmal veya kotii 
kasta dayaniyorsa, o zaman da adli hata olmaktan gikar, zulum olur. 

Fakat mevzuumuz olan ve tarihteki adli hatalarm en biiyiiklerinden biri diye gosterilen (Kalas) 
davasi boy-ile degildir. O, tarihin, belki en biiyiik adli hatasi ustiine g6rulmemi§ bir zulmiin de 
eklenmesinden peydahlanmi§ bir i§tir. (Kalas) davasini idare eden zulum, adli hatayi da kendisine 
eklemi§, hatayi kendi biinyesinden dogurmu§ ve o dogurdugu hata uzerine zulum abidelerinin en 
bii-iyiiklerinden birini yerle§tirmi§tir. 



(Volter) gibi, Biiyiik Fransiz inkilabinin ba§lica hazirlayicilanndan taninan bir insani §iddetle 
alakalandirmasina ve i§ini guciinu biraktirip pe§inde ko§-iturmasina ragmen (Kalas) meselesi, ait 
oldugu basit §a-ihisla degil, sadece mana ve delaletiyle miihimdir. Bu mana ve delaletin di§indaysa 
(Kalas), §u veya bu gar§ida 
410 

fjukkancilik yapan herhangi bir esnaftan farksizdir. O, kendisi ve hadisesi bir arada biiyiik 

olanlardan degildir. Hadisesi, bilhassa mana ve delaletiyle gok biiyiik, §ahsiy-sa> miimkiin oldugu 

kadar kiigiik... 

1761 yilmda, Fransa'nm cenup §ehirlerinden. (Tuliaz)dayiz. Burada (Jan Kalas) isimli, protestan 

bir diikkanci ya§iyor. i§inde, giiciinde, sessiz, dogru, iyilik sever bir adamcagiz... Higbir 

fevkaladeligi yok... 

(Tuliiz), taassuba batmi§ bir §ehir... Hemen biitiin sekenesi koyu katolik... Protestanlarm orada 

barmabilme-sine ve kolayca i§ gorebilmesine imkan yok... O sirada higbir protestan, (Tuliiz) 

§ehrinde ticaret yapamaz, dok-itorluk, ebelik, avukatlik, kitapgilik, gibi i§lerle ugra^a-imaz. Ve 

higbir katolik, protestanlarla, ne tiirlii olursa oHsun, i§ birligi edemez, protestan hizmetgi bile 

kuUana-imaz. Taassup o kadar biiyiik ki, faraza, bir kitlik olsa da yalniz protestanm tarlasmda 

bugday yeti§se, ne o ticari bir hiiviyette bunu satabilir, ne de ba§kalari, sirf ihtiyag sahibi olarak 

alabilir. 

Ayrica her senenin Agustos aymda, o me§hur (Sen Bartelomi) kitalinin yildoniimii kutlanmakta... 

Biitiin bunlara ragmen (Kalas), ancak kiigiik esnaf hiiviyetiyle basit bir diikkan i§letebilmekte; ve 

herkesle iyi geginmek, bir golge gibi gidip gelmek ve kimseye ga-ipariz vermemek sayesinde sessiz 

sedasiz hayat siirebil-imektedir. 

Kendisini bu kadar silmi§, silik hale getirmi§ bir insanm birdenbire meselelerin meselesini te§kil 

etmesi nasil olabilir? Gelip gegen arabalari rahatsiz etmemek igin topraga batmi§ kiigiik bir ta§ 

pargasi., durup dururken nasil, duvar boyunda bir engel gibi ortaya gikarilabilir? 

411 

i§te, kaderin sirrmi bu noktada aramak lazimdir Zaten «olacak» ve «olmayacak» diye mutlak bir 

Olgiisii olmayan hayat isimli esrar tablosunun biitiin inceligi bu noktada degil midir? 

Kaderde ne varsa o olur; ve insan bu hikmeti, ses-isiz, sedasiz, iddiasiz ve meselesiz diikkanci 

(Kalasa bak-itigi zaman daha yakindan goriir. 

(Kalas), bizzat protestan olmasina ragmen din bah-isinde hig taassup gostermez. OguUarindan biri 

katoliktir. Boyleyken ses gikarmaz, oglunu serbest birakir ve daima §6yle der: 

— insan, istedigi dini segmekte serbesttir! 

Biiyiik oglu (Mark Antuan) ise koyu bir (Kalve-nist)tir ve asla katoliklige yana§mamaktadir. 

Boyleyken, bu oglu iizerinde de (Kalas)in belli ba§li bir telkini yok-^tur. 

Ama (Mark) ruhga hasta... Hukukgu olmak istiyor, fakat bu meslek protestanlara kapali oldugu igin 

bir §ey yapamiyor. Katoliklige gegmeyi de kabul etmiyor. Bu ba-i§arisizligin tesiriyle ruhunda bir 

(§ok) doguyor ve (melankolik) delikanli biisbiitiin kara hiilyalara saplani-iyor. (§ekspir)in, 

(melankolik) ruh §aheseri (Hamlet), elin-iden ve agzindan dii§mez oluyor: 

« — Olmak mi olmamak mi; i§te biitiin mesele!..» 

Ve oliim kar§isinda dipsiz dii§iinceler... Tipki (Hamlet)in mezarlik sahnesi: 

« — Horagyo, bana bir §ey s6yle!» 

« — Ne soyliyeyim, efendimiz!» 

^ocuk §ehri birakiyor, tekba§ina, daglarda, kirlarda dola§iyor, daima oliimii dii§iiniiyor ve 

dostlarina hep inti-iharin degerinden, kurtariciligindan bahsediyor. Evine de 

pek seyrek geliyor ve aile murakabesinden boyuna kagi-iyor. 



Bir ak§am, bedbaht baba (Kalas), diikkaninin Us-itUnde misafirleriyle tatli tatli konu§urken, gocuk 

eve geli-iyor ve hemencecik kayboluyor. Birkag saat sonra diikkanini arayan baba, oglunu, ambar 

kisminda, kendisi-ini kapinin ustiine asmi§ buluyor. ^ocuk, oteberiyi bagla-imak igin kuUanilan 

atilmi§ iplerden birini almi§, kapinin kemer kismina baglami§ ve bir varil ustiine gikip kendisi-ini 

sallandirmi§tir. Ceket ve yelegi, peykenin iizerinde, ge-ilin odasinda soyunulmu§ gibi, intizamla, 

itinayla dev§iri-li, durmaktadir. 

§imdi, bu kadar mazur mevkiideki zavalli baba (Jan Kalas) in ba§ina neler gelecegini goreceksiniz. 

ADALET 

Protestan (Kalas) ailesi, bu intihar kar§isinda elem-ilerin ge§itlisini duydu. Geng ve hassas 

oguUanni kaybet-itiklerine mi yansinlar, protestanlara edilen kotii muamele yiiziinden gocugun ruh 

hastasi olmasina mi, intihar eden-ilere tatbik ettikleri hakaret yiiziinden §imdi ba§larma 

ge-ileceklere mi, hangisine?. 

O devirde intihar edenlerin cesedi, girilgiplak ve yiiziistii, §ehrin kaldirimlarmda siiriiklenir, sonra 

§ehir ka-ipisi di§mda bir daragacma gekilir ve orada yirtici ku§lar tarafmdan didiklenip bitirilinceye 

kadar birakilirdi. 

OguUarmm cesedini bu hale dii§mii§ gormek (Kalas) ailesini nasil kahreder? Ne yapsmlar; gocugun 

ce-isedini olsun, nasil kurtarsmlar? G6zya§lari i^inde ba§ba§a verdiler ve ne yapabileceklerini 

konu§maya ba§ladilar. Bu sirada (Kalas) ailesinde gizli bir §ey donmekte oldu-igunu sezen birisi, 

gidip polise haber verdi: 



412 
413 

— (Kalas)larda esrarli bir tela? var! Protestan 
habislerinin §iipheli durumlari malum... tlgileniniz! 

Polls, diikkani ve evi basmca, heniiz birkag saatli^ cesedi buldu, hadisenin nigin gizli tutuldugu ve 
bu esrarli me§veretin ne demek oldugu iizerinde (Kalas )lari hesaba gekti ve 50k gegmeden biitiin 
§ehri bir ugultudur kapladi: 

— (Jan Kalas) oglunu katolik olmaktan alikoymak 
igin oldiirdii!!! 

Hale bakin ki, sirf Protestanliktan donmemek igin meslegini kaybeden ve o yiizden ruhu burkulan 
gocuk, bu defa katolik olmak istiyormu§ da babasi tarafmdan engel-ilenmi§ ve asilmi§ oluyordu! 
Alemde pek az hadise, bu tiirlii tepetaklak edilebilirdi. Halbuki (Kalas )in bir katolik oglu vardi ve 
pekala, istedigi gibi harekette serbest bulu-inuyordu. Nigin bu gocuga, oliim tazyiki §6yle dursun, 
en kiigiik bir ruh baskisi bile yapilmami§ti? 

(Tuluz)un sokaklari, bir anda, katolik oglunu yo-ilundan gevirmek igin asan babanin oliimiinii 
isteyici halk yiginlariyla doldu. Artik (Hamlet) ezbercisi ve ruh hastasi (Mark Antuan) bir katolik 
mazlumu (Martir) derecesine gikarilmi^ ve gergek maZlum, bedbaht baba (Kalas), bu uydurma 
(mizansen)in biitiin kinini, iizerine gekmege ba§lami§ti. i§te yiginlarin psikolojisi ve bu psikolojiyi 
§ahlandirmakta, alet ve vasita kolayligi!.. Her devrin hali budur! 

(Tuliiz) idaresi i§e el koydu, zavalli (Kalas) sorgu-idan sorguya gekildi; ve yalniz kendisi degil, 
biitiin ailesi efradi tevkif olundu. Sade (Kalas) ailesi efradi tevkif olsa yine iyi; misafirleri, dostlari, 
hizmetgilerine kadar her-ikes... O siralarda (Kalas )larm evinde ve civarinda g6riil-imii§ olan her 
fert... Damlarina konan ku§lar bile §iiphe-ili... 

Mahpuslari belediye dairesine gotiirdiiler, pranga ya vurdular ve en sefil katillerin hiicrelerine 
tiktilar. Za- 



valli (Kalas)i da, ilk sorgusunda, tUrlU i§kencelerle hesap vermeye davet ettiler. 
Cevap hepsinde ayni: 

— ^ocuk, rahi buhranlar igindeydi. ^oktanberi 
boyle-.. Biitiin §ehir biliyor. Ba§ini alip daglarda, kirlarda 
gezerdi. O ak§am da bu haller iginde geldi, tek kelime 
soylemeden gikip gitti. Yine tenhalara giktigini sandik, 
gir de gorelim ki, kendisini ambar kapisinin kemerine bir 
iple asmi§... 

— Nigin ruhi buhrana du§mu§ ! . , 

— Bilmiyoruz; hassas bir insandi; son zamanlarda 
hukuk tahsili yapmasi ve avukat olmasina mani haller 
kar§isinda busbiitun iizuldu. 

— Buna mani, Protestanligi olduguna gore, pekala 
Katoliklige donebilirdi! 

— Bu kendisinin bilecegi i§di, Demek, dinini de-i 
gi§tirmedigi igin avukat olamayacagina sikildi ve muva-i 
zenesini kaybetti! 

— Kendisine bu tazyiki siz yaptiniz; o da sizden 
gizli, katolik oldu ve tarn yolunu tutacakken vaziyeti 6g-i 
rendiniz ve birlik olup onu astiniz! 

— Nasil olur? Biz ona «katolik olma!...» demek 
§6yle dursun, «katolik ol!» da diyemezdik. Serbestti. tti-i 
kadmdan vaz gegemeyince, arzusuna eremeyi§i kar§ism-i 
da bu hale du§tu. 

Fakat sanki ortaliga protestaniar hakimmi§ de Ka-itoliklige ge^tigini gizlemeye mecbur kalan 
himayesiz og-ilunu 'asmaya kadar gidebilecek bir baba bulunabilirmi§ gibi, ters bir mantik, 
papazlarm elinde, Katolik ayranmi kabartici bir vesile halinde kopUrtUldii ve bi^are (Jan Kalas), 
hain, deni, rezil, Fransa dU§mani sifatlariyle gU-iniin adami oldu. 

Higbir mantik sokmiiyordu. Asilan gocuk, giiglii kuvvetli bir sporcu olarak §6hret kazanmi§ti. 
Halbuki ba- 



414 

415 

basi, gocugunun 28 ya§mda olmasma kar§ilik, epey Ueri mi§ bir ya§ta ve zaifge bir adamdi. Oglunu 
kapmm keme diregine a§abilmesine, bu sahneyi, hangi vasitayla olurs olsun, hazirlayabilmesine 
pek imkan yoktu. MU§terek ol sa bile, gocuk tek ba§ma biitiin aileye kar§i koyacak, hie olmazsa 
kendisini koruyabilecek kuvvetteydi. 

Bu riyazi delaletleri bile itibara almadilar ve ilk i§ olarak, katolik dU§mani ^ocuga, Katolik dostu ve 
mazlu-imu sifatlarmi kondurarak, muazzam bir cenaze toreni ter-itiplediler. Cesedi mumyaladilar, 
Ug hafta miiddetle bele-^diye salonlarmda te§hir ettiler ve kardinallere mahsus debdebeyle 
kaldirdilar. Ne olenin, ne de oldiirdiigU one sUriilenin, kendilerine atfedilen noktalarla alakasi var... 
Cesedin te§hir edildigi ug hafta iginde her tarafa «Katolik ve ogul katili hain ve deni» babanm 
aleyhinde vesika bulunup getirilmesi igin ilanlar yapildi. Vesika adi altmda, katoliklerin §ahsi 
g6ru§lerinden ba§ka bir§ey geHmedi; mesele Fransa'nm birgok yerinde, duvar gazetele-irinde ve 
ta§basmasi kagitlar Uzerinde biitiin katoliklere duyuruldu. Nihayet i§ mmciklana mmciklana posasi 
gika-irildiktan sonra hadisenin iizerinden be§ ay gegmi§ olarak muhakeme ba§ladi. 



Hakimlerden biri, iginde kUgiik bir hak ve hakikat kivilcimi gakmi§ olmali ki, §u teklifte bulundu: 

— (Kalas)in evine ve diikkanina bir ke§if heyeti gonderelim! Bakalim, vaziyet, sanigin iddia ettigi 
gibi bir intihar hadisesine imkan veriyor mu? Ne gibi hususilikler gosteriyor? 

Fakat adamin bu teklifi agzina tikildi; ve bire kar§i oniki reyle §u karar verildi: 

— Ke§fe liizum yok! Saniga itiraf ettirilsin ve bu-inun igin sanik i§kenceye sokulsun, tekerlekte 

kemikleri kirilsin! 

(Kalas)i i§kence odasina aldilar. Ayaklan yerden 

. metre kesilinceye kadar bileklerinden astilar. Sonra Ucudunun uzuvlarini, yerlerinden gikincaya 
kadar gerdi-iler, gektiler. 

— i§lemedigim bir cinayeti itiraf edemem! 

Tekrar a§agi aldilar ve kendisine o kadar su yuttur-^dular ki, gok gegmeden viicudu, tabii cussesinin 
iki misli-ine gikti. Yine itirafi reddedince, zavalliyi bir gop arabasi-^na yiiklediler, idam yerine 
goturduler ve cellada teslim et-itiler. Cellat onun koUarini ve bacaklarini kesti ve oylece can 
9eki§meye birakti. (Kalas)in can geki^tigi iki saat de-vaminca hakimler ve rahipler onu sualleriyle 
delik de§ik etmekte birbirleriyle yari§tilar. 

— Hayir! Ben oglumun katili olamam! 

Nihayet, kendi tabiriyle «Bu yalancidan soz 9ik-imaz!» hiikmiine varan ba§hakim, kivranan 
cesedin, boga-izi sikilmak suretiyle dinlendirilmesini emretti ve her §ey bitti. 
i§te 18'inci Asirda bir adalet levhasi!.. 
(VOLTER) i§E KARI§IYOR 

Biiyiik bir metanetle biitiin i§kencelere dayanan; ve neticeyi degi§tirsin, degi§tirmesin, fakat 
herhalde i§ken-iceleri durdurucu herhangi bir itirafta bulunmayan (Kalas) oldiiriildiikten sonra 
halkin gazap kasirgasi dindi. Boyle olunca, «hak» yerine «halk» olgiisiyle, adaletin surati da 
degi§ti. (Kalas) ailesinden ba§ka kimse olUme mahkum edilmedi. Dul karisinin elindeki biitiin 
mallar alindi ve kendisi agliga terkedildi. ^ocuklari, ba§ka ba§ka manas-itirlara dagitildi; yalniz 
intihar hadisesinde uzaklarda ve mektepte bulunan en kiigiikleri, miistesna tutuldu. O da, Cenevre 
serbest beldesi topraklarina kagmak akiUiliginda bulundu. 



416 

417 

(Kalas) hadisesi, sade Fransa'da degil, Bati DUn sinin her tarafinda alakayla takip edilmi§ti. O 
zamar/ tsvigre'nin sinir gizgisi Uzerinde (Ferney) §atosunda bul ' nan, bilhassa dinsizligiyle me§hur, 
Fransiz tefekkiir edebiyat adami (Volter), meseleyi duymu§, fakat ba§lan gicinda mUhimsememi§ti. 
Onun, ne tsvigre (Kalvenist)le ri, ne de katoliklerle bir miinasebeti vardi. Onun igin ta raflardan 
birinin miispet, obiiriiniin menfi sembol haline getirdigi (Kalas), hig de deger verilecek bir adam 
degildi Dinsiz (Volter) igin, taraflar arasindaki bogu§malar da birinden birine hak vermesi 
bakimindan, tercih yapabile-icegi bir§ey degildi. Hususiyle, (Volter)in tiyatrosuna bir §eytan oyunu 
goziyle bakan protestanlar ona higbir ba-ikimdan sevimli goriinmiiyordu.. Bu sebeple (Volter) 
ka-ileme aldigi bir yazida: 

« — Protestanlarin mazlum (Martir) ilan ettigi bu adam hakkmda higbir teessUr hissetmiyorum!» 
Demi§ti. 

Fakat bir miiddet sonra (Ferney) hakimini Marsil-yali bir tiiccar ziyaret etti; ve (Kalas )m 
muhakemesinde bulundugunu soyledi ve gordiiklerini, anladiklarmi, his-isettiklerini, tek tek 
siraladi. Bu ifade, tsvigre'de bomba gibi patladi. (Volter)i, biitiin bu anlatilanlar ba§tan a§agi sardi, 
titretti, eritti; (Volter) kendince, miicerret insanlik ? olgiisii bakimmdan, bu igtimai vah§et ve 



cinayetten ilikle-irine kadar teessUr duydu ve i§ini giicUnU birakip var kuv-ivetiyle hadisenin UstUne 

guUandi. Ve i§te, boylece (Kalas) meselesinin diinya gapinda bir ehemmiyet kazan-imasinda amil 

oldu. 

Bu bahiste bir tngiliz hukukgusu diyor ki: 

« — Cesaretin ge^idi vardir; fakat hususi bir §eret payesi getirici cesaret, memleketin yiiksek 

mahkemeleri kararlar verir ve halkin gogunlugu bu kararlari adaletli ve hakli bulurken, tek ba§ina, 

biitiin kurulu nizamlara mey- 

dan okuyabilen ve yiiksek sesle iiak ve adalet diye iiayki-iran kaiiramanlara aittir.» 

(Volter), bunlardan biri olmayi denedi. O, (Tuliiz) malikemesini durup durdugu yerde suglandiracak 

olursa kopacak firtinayi gayet iyi biliyordu. Bunun igin, biitiin haksizlik delillerini toplamaya ve bir 

avukat itinasiyle mukabil davayi iiazirlamaya gali§ti. Cenevre'ye kagmi§ olan kiigiik (Kalas)i arayip 

buldu ve onunla g6rii§tii. Me-iselenin igyiizii iizerinde en kiigiik bir bilgisi olabilecek in-isanlara ba§ 

vurdu. Hatta, nefret ve hiddeti kendisini mii-ibalagali yollara siirmesin diye bir de avukat tuttu ve 

kur-idugu temelin saglamligina inandiktan sonra biitiin iii§-miyle liarekete gegti. Tanidigi ne kadar 

niifuzlu adam varsa, Fransa ba§vekili nezdinde te§ebbiise gegip (Kalas) davasinin yeniden ele 

alinmasini saglamaya davet etti. Bu iiususta Krai (15'inci Liai)den emir gikartmak lazimdi ve biitiin 

niifuzlular buna memurdu. 

Dalia sonra (Volter) yollara dii§tii, (Kalas)in dul karisini arayip buldurdu ve kendisine §u ricayi 

gonderdi: 

— Masrafiniz bana ait olarak Paris'e geliniz ve ba-ina kocanizin i§inde yardimci olunuz! 

Kadina, Paris 'in en taninmi§ hukukgularindan biri vekil tutuldu ve te§ebbiis biitiin hararetiyle 

fi§kirtildi. Dul kadinin maneviyati peri§andi; higbir yerden, higbir iimidi yoktu; sadece kizlarinin 

manastirdan kurtarilmasini dili-iyordu. 

Bundan sonra (Volter) mazlumun ikinci ogluyla te-imasa gegti... O bir katolikti ve mektepte 

okuyordu. (VoHter) bu gocugu mektebinden kagirtti ve Cenevre'ye getirt-iti. 

Nihayet (Kalas) vakasina ait biitiin hakikatleri top-ilayan tahlil ve terkip eden kiymet hiikmiine 

baglayan ese-^rini ne§retti: «Kalas Ailesine Ait Gergek Vesikalar»... Bu kitapgikta (Kalas) ailesinin 

mazlumlari arasindaki can 



418 

419 

torpiileyici mektuplari ne§rediyor ve kendisinden fazi bir §ey katmiyor. (Volter) bu kitapgiktan 

sonra, ortad fazla goriinmek istemiyor, perde arkasina gekiliyor; Ve artik ba§ini almi§ giden 

propagandayi, gerilerden, ustalik-ila idare ediyor. 

^ok gegmedi, (Kalas) faciasi biitiin Avrupayi ku_ satti, biitiin Avrupanin meselesi oldu. Her 

taraftan yar-idimlar, te§ebbiisler, himayeler yagmaya ba§ladi. O kadar ki, tngiltere Krali ve Rusya 

^ari bile, (Kalas) ailesi igin toplanan ianelere biiyiik gapta katildilar. 

Nihayet (Volter), hayatinin en getin ve zahmetli miicadelelerinden birini verdikten sonra zaferi 

kazandi. (15'inci Liai)nin metresi kiliseye kar§i derin bir nefret his-isi duydugu ve bu yiizden 

(Volter)i tuttugu igin Krali bas-iki altina aldi ve tepindi: 

— (Kalas) davasinin yeniden goriilmesi igin Ba§-i 

vekilin istedigi fermani imzalayiniz! 

Zampara ve sarsak Krai ise adi bir protestan igin koparilan bu diinya gapindaki §amatadan higbir 

§ey anla-imiyor ve tekliflere boyuna dudak biikiiyordu. (Tuliiz) ad-iliyesi ve papazlar da Kralin bu 

«dertsiz ba§ina dert gikar-imaktan kaginma» politikasini veya mizacini destekliyor-ilar ve higbir 



zaaf eseri gostermiyorlar, ric'at etmiyorlardi. (TulUz) Mahkemesine ait zabitlan da tetkikten 

kagiriyor-lardi. Nihayet 1763'de, «kadinin fendi, Krali yendi»...Bu meseleden adamakiUi rahatsiz 

olan Krai, istenen fermani imzaladi: 

— Dava temyiz edilecek! 

Ba§vekil, (Tuliiz) davasina ait biitUn zabitlann tes-ilimini ve bu mevzuda yeni bir mahkemenin 

hazirlanmasi-ini emretti. 

(Jan Kalas)m dul karisi ve manastirdan kurtulup annelerinin yanina gelen kizlari, bu sirada 

(Versay)da sa-ray civarinda beklemekte... 

Davanin temyizi i^in kurulan hususi mahkeme, bir yjl sonra, (Kalas)in masum oldugunu ve 
i§lemedigi bir sugtan ceza gordiigUnii resmen ilan etti. Krai da, onun dul karisina ve gocuklarina 
kiigiik bir ihsanda bulunmayi bin bela ile kabul edebildi. (Kalas) davasina bakmi§ olan hakimler 
azledildiler; (TulUz) halkina da, bir daha boyle olur olmaz i§lere burnunu sokup §ahlanmamasi, 
nezaketle ihtar edildi. 

Ve ismine «adli hata» denilen, halbuki adli cina-iyetlerin en biiyiiklerinden biri olan (Kalas) davasi, 
(VoHter) sayesinde bUyUtUlmU§ ve kazanilmi§ olarak, tarihin ibret misalleri arasina yerle§ti. 



420 

421 

(XIV) 

BUYUK FRANSIZ tHTiLALtNiN ZULUM DEFTERINDEN 

(16'NCILUi) 

Yirmi ya§indaydi. Buyiik babasi 64 ya§indaki us-ilanmaz zampara (15'inci Lui), sayisiz metresler 

ve adi halk kadinlari arasindaki maceralarindan sonra bir maran-igozun kiziyie dU§Up kalkmi§ ve bu 

kizdan gigek hastaligi kaparak 6lmu§tu. 

— Krai oldii! Ya§asin Krai! 

Ve Fransa tahtina gegti. 

^ocuklugundan eblek, §i§ko, terbiyesiz, Ustii ba§i kirli bir yumurcak... BUtUn gun karde§leriyle 

hirla§ir, du-irur. 

16 ya§indayken, onu, Avusturya tmparatorigesi (Mari Terez)in kizi (Mari Antuanet)le evlendirdiler. 

On-be§indeki gUzellik ve incelik heykeli karisini goriince, horoz §ekeri yalayan aptal bir gocuk gibi 

bakindi; ondan sonra kansiyle bir arkada§ hayati sUrmeye ba§ladi. Bir 

423 

Fransiz tarihgisinin tabiriyle «onun kocasi olmakta a 

g6stermedi...» Bu hali, bir miiddet sonra gozUlebilen h'6 

iktidarsizliga baglarlar. ^ 

Fransa'nui hali berbat... Saray, biitUn vatan uzvi tini zehirleyen bir ur... Yalniz, zevk, §ehvet, igki, 

kum ve her ge^it sefahat karargahi... tnanilan ve saygi duyula higbir ahlaki kiymet kalmami§... tkbal 

ve menfaat hirsi-^nin mubah gosterdigi entrika zekasindan ba§ka tek deger yiiriirlUkte degil... Halk, 

sefaletin son merhalesinde... 

Evvelki Krai, milletin ag ve peri§an halini gorme-imek igin, sarayla kendi eglence yerleri arasinda 

hususi bir yol agtirmi^tir. Bir doktorun, hastanede, mustarip hastala-iri gormemek igin ayn bir 

koridordan gidip gelmesi gibi bir §ey... Halkin da bu yola yaki§tirdigi isim mUthi§: ts-iyan yolu... 

Krai bir gUn bu yoldan, ipekler iginde bir maiyetle gegerken kar§isina bir tabut gikiverir. Krai atini 

durdurur ve sorar: 



— Bu ne? 

— Birolii!.. 

— Erkek mi, kadin mi?.. 

— Erkek... 

— Neden oldii? 

— Agliktan!:. 

Fransiz tarih^isine gore, agliktan olen ve tabuta so-ikulup acele acele goturulen adam, eski Fransa, 
tabut da Kralligm sandukasidir. 

m6 mevkiindeki (Parlamento)lar, biiyiik §ehirlerde,.. Heniiz el i§leri di§mda smai bir hayat mevcut 

olmadigi m i^giler, diilger, duvarci, terzi, kunduraci, demirci, ek-ekgi, kasap gibi esnaftan ibaret... 

Bunlar da sayili ve biiviik §ehirlerin mail... Niifus az... Paris 650.000, Liyon 100.000 niifuslu... O 

zaman Fransa'da niifuzu 50.000 den yukari ancak 4 §ehir var... Umumi niifus 25 milyon ve bunun 

ancak 3 milyonu, yiizde onikisi §ehirlerde... Pa-iris'in sokaklari dar ve gamurlu... Bu kaldinmsiz 

sokaklar-ida, yiiksek siniflann yaldizli arabalari dort nala ko§ar; ve 90k defa, sefil ve serseri 

yayalari tekerlekleri altinda ezip geger. Adeta Fransa, §atolarda, konaklarda oturanlar ve arabaya 

kurulup di§ari gikanlarla, sokakta ve gamur igin-ide ya§ayanlardan ibaret iki boliimdiir; ve birinci 

boliim, ikincisinin ancak yiizde be§i tutarindadir. 

Bu boliimlere, sefahattekiler ve sefalettekiler de di-iyebiliriz. 

Niifusun yiizde seksenden fazlasi koylii geri kalan kismi do5?urmak ve §i§irmek igin, oliime kadar 

her angar-iyaya mahkiim... Hemen hepsi yalnayak ve bir deri, bir kemik... (§artr) Psikoposunun 

Krala sozii: 

« — Koylii, koyun gibi ot yiyor ve sinek gibi aglik-itan 6liiyor!» 

Koyliiniin anbarinda veya kesesinde biraz kiymet birikti mi, kar§isinda, 1 saklayandan 10 isteyen 

vergi tah-isildari... Onun igin koylii, sefaletinden ba§ka her§eyini gizlemekte ve giiven, §evk, huzur, 

olgii, birlik diye bir§ey kalmami§ bulunmakta... 



Vergi odeyenler, asker olanlar, yalniz koyliilerle kiigiik burjuvalar... Rahipler, asiller ve yiiksek 
burjuvalar, bu kayitlarin di§inda olduktan ba§ka, biitiin gelir kaynak-ilari ve iistiin memuriyetler de 
ellerinde... Kralin emirleri-^ni kayit ve tescil etmekle vazifeli bir nevi istiklalsiz mah- 

(16'nci Liii), iyi bir amele olmak igin dogmu§ bir adam. Cedleri gibi sefahat ve alayi§le alakasi 
yok... Kala-ibaliktan, merasimden, kadin topluluklarindan, hususiyle kumar, igki ve zamparaliktan 
tiksinir. Biitiin giin ya avda- 



424 

425 

dir, ya demirhanesinde... Ak§ama kadar bo§ yere yoruh bitap dii§er, sofraya oturur, aq bir kurt gibi 

masayi si] siipiiriir; sonra kendisini yataga atip kubbeleri horultusuv la uguldatir. Olii evinde 

horultu... 

i§te Fransa ve (16'nci Liii)... O, tohumlari biiyiik babasi zamaninda atilan ihtilale, nefsiyle su^suz 

olarak hesap vermeye memur, kurbanlik bir sigirdir. Higbir ba-ikimdan onlemek, oniine gegip 

durdurmak ve istikamet degi§tirmek kudretinde olmadigi halde sorumlusu mevki-iindeki bedbaht 

kukla... 



BUyiik Fransiz thtilalini dogurucu ruhi, fikri, igtimai, iktisadi, idari siyasi miiessirleri bu kurbanlik 
sigir zaviyesinden gergevelemek gibi bir kiilfete uzak kalarak ve o davayi ayn ve miistakil tutarak 
bildirelim ki, (16'nci Lui), biitiin bu miiessirlere ait cinayet bigagi, caniler kay-ibolduktan sonra 
elinde yakalanmi§, bon ve hatta iyi taraf-ilan kotulerinden iistiin bir insanciktir. BUyiik dava, istip- 
dadiyle beraber §evketini bir arada yiiriitebilen ve gururu-inu «Devlet benim!» diyecek gapa gikaran 
(14'iincii Lui) ye kar§i gikmami^, vatan faciasini cilk bir yara gibi orta-iya dokiicU (15'inci Lui)den 
de liesap isteyememi§ ve bula bula, istipdat ve istismar kulesinin bu en aciz ve su§suz nobet^isini 
bulmu§tur. Kaderin cilvesini, buna benzer lier i§de aramak lazim... 

Fransiz tlitilali, ne kadar biiyiitUlUrse biiyiitUlsUn ve neticede istendigi kadar biiyiik bilinsin, 
ba^langigta bir «iii5», sonundaysa bir «hep»tir. O bir «lii5» olarak ba§la-iyip yillar boyu suren kendi 
ig olu§lari neticesinde «liep»e ula§ti. Reiki de biiyuklugu bu noktada... Yani ba^langigta, planli, 
gayeli, hedeili, sistemli bir liareket degil... Fakat nice ihtilal vardir ki, «hep» olarak ba§layip «hep» 
olarak bittigi gibi, «hi5» olarak ba§layip «hi5» olarak bitmi§til"- 
426 

jangici «hi9» olan ihtilallerde birinci muvaffakiyet Tl hedef tuttuklari devlet mekanizmasini idare 

edenle-'? mhi biinyesidir. i§te bu ruhi biinye, (16'nci Lui)nin-Idnde §aheseri goriildiigu gibi, sonsuz 

bir hayret ve tered-idiitle malul olunca, o ihtilal, daha olmadan muvaffak de-imektir. Eger 

olmuyorsa, o da kendi hayret ve tereddiidii yiizunden... Birgoklari, kellelerini bu yiizden kaybettiler. 

Tereddiit denilen devlet ve idare vebasinin ne korkung bir §ey oldugunu, (BUyiik Molteke) §u 

harikulade ol^Uyle be-ilirtir: 

« — Harpte hig karar verememektense kotU karari 

vermek evladir!» 

i§te (16'nci Lui)nin 15 yiUik saltanati ve ihtilal ba- • §indaki tavri, bu iki kelimeyle izah olunabilir: 

Hayret ve tereddUt... ihtilal igindeki birkag senelik hayatinda ve hatta muhakemesinde bile ayni 

§ey... §a§kinlik ve tutuk-iluk... 

§unun bunun elinde oyuncak oldu; etrafinda bUtUn habisler halkasinin kivnmla§masina engel 

olamadi; (Parlamento)lari toplantiya gagirmaktaki tehlikeyi gore-imedi; (TUrgo) gibi zamaninin en 

kuvvetli iktisat^i, mali-iyeci ve idarecisini Kralige yUzUnden feda etti; nihayet (Eta Jenero) isimli, 

her sinifi igine aLan ve fevkalade za-imanlarda toplanmasi adet olan umumi meclisleri igtimaa 

davet etmekten gekinmedi; ve boylece bir «hi9» olarak ba§larken «hep»e dogru yonelen hadiselerin 

cereyanini sezemedi; birdenbire «Millet Meclisi»ne dondUrdUkleri (Eta Jenero) kar§isinda vaziyet 

alamadi; ebedi horultusu iginde bir gece, halkin (Versay) Uzerine yUrUdUgU habe-iriyle uyandirildi, 

gozlerini ugu§turarak sordu: 

— Desenize ki, bu bir isyan? 

— Hayir majeste, bu bir bUyUk inkilap!.. 
427 

KRAL 

Me§hur... Hatta birkag yil otesi, zaman sayimin birinci yili kabul edilecek kadar me§hur... 1789... 

Bu yil Mayis ayi ba§inda, (Eta Jenero) isimli golge millet tem silcileri meclisi, (Versay)da toplandi. 

En kisa zamanda asiller, rahipler ve avam smiflarmm mUmessilleri arasm da ihtilaf... Gittikge 

billurla§an millet temsilciligi §uuru millet iradesi fikri ve buna bagli «Millet Meclisi» adi 

Rahiplerin avama katilmasi... tnsanlarm hadiseleri degil hadiselerin insanlari sUrUklemesi... Nihayet 

saraym kotU tavrma kar§i «Top oyunu salonu» yemini ve Kralm emri-^ni getiren Te§rifat Nazirma 

Meclis reisinin ihtari: 

« — Zannedersem §u Mecliste toplanmi§ olan miHlet kimseden emir alamaz!» 

Ve (Mirabo) nun haykiri§i: « — Gidiniz ve efendinize bildiriniz ki, biz buraya milletin iradesiyle 

geldik ve buradan ancak sUngUlerin kuvvetiyle 9ikarilabiliriz!» 



Artik hadiseler, aki§ temposunu gozle takip edile-imez bir hiza gikaran §im§ekli kivnmlar gizerken, 
(16'nci Lui), binbir telkin arasinda ne diyecegini ve ne yapacagi-ini §a§irmi§ bir mankafa... Ne 
Meclise hulul edip onu igin-iden, ne de tepesine bir yumruk indirip di§indan zaptetme-iyi biliyor. 
Birinci takdirde ve gayet ucuz tarafindan bir milli kahraman, ikinci takdirdeyse «devlet benim!» 
diye-ibilecek bir «§evketmeap» olmasi qok kolay... Kralin bu zaaf ve tereddiit seciyesi de radyo 
mevceleri gibi havaya dagildigi igin her tarafta, bilhassa Paris'te kayna§malar zeveban haddine 
dogru ilerliyor; kayna§ma, §uphe ve te-ireddiidii, o da kayna§mayi besliyor ve ba§ka higbir (fak" 
t6r)e bagli olmaksizin, sel, kabara kabara birdenbire tarla-iyi basiyor. 
i§te Biiyiik Fransiz thtilalinin ba§indaki «hig» boy- 
428 

uaciarru§ ve «hep»e dogru yolunu boyle tutmu§tur. Bu i . oju§ uslubunun kolayca kanalla§masini 
da, (16'nci ui)nin hayret ve tereddiit dolu seciyesi saglami§tir. Yok-18'inci Asir fikir teknesi iginde 
yugurulan inkilap ru-iliu belirtmi§ oldugumuz gibi biitun bir plan, sistem, (ide-ojoji) ve bunlara 
bagli liamle yolundan liarekete gegmi^ degil — Ba§ta kendi kendisine zuhura gelen inkilap, son-^da, 
kendi iginde olmu§, kiigiik vesileden biiyiik gayeye gegmi^tir. Yani, Fransiz inkilabi, olup da gelen 
degil, oHmasi igin her hazirliga malik bulunarak, yolda olan, olu§a erendir. Boyle bir geli§ igin de, 
bazi ihtilallerin kendi kuvvetlerinden ziyade devirecekleri devletin zaafina da-iyanmalari gibi, 
krallar, hiikiimetler ve insanlar iginde en aciz bir (siaje)ye maliktir: (16'nci Lui)... 
Bu kadari da, yine belirtelim, thtilal zaviyesinden (16'nci Lui) degil, onun zaviyesinden thtilal... 
Hep bu olgiiyle, Paris'te ayaklanma... (Bastiy) kale-isinin zapti... Kralla millet arasinda kalan ve bir 
an igin si-ilinen Meclis... Kralin Paris'e ve halk arasina davet edili§i ve gidi§i... Kagmaya ba§layan 
biiyiik asiller... Sarayin ye-ini entrikalari... Kralin, o dasitani tereddiidii yiiziinden bir tiirlii sarayla 
milletin kalbi arasinda tahtini segemeyi^i... Yeni budalaliklar ve halki kostekleyici ve biisbiitiin 
azdi-nci yarim tedbirler... (Versay) iizerine yiiriiyii§... Krai ve Meclisin Paris'e nakli... 1789 ve 
ileride 1791 anayasala-iri... Me§rutiyet ve her §eye ragmen milletin kalbinden ^ikmayan Krai... 
Biitiin bir sinema §eridi... 

(16'nci Lui), bunlari, beyin ameliyatini seyreden ^ocuk gibi, genesi dii§iik, korku ve deh§et iginde 
takip etti Ve hi^bir taraf hesabina, kutudan pamuk alacak kadar te-§ebbiis sahibi olmadi. O, §ahane 
mantosu altinda iistiine kondurulan her rengi kabul edici, balmumundan bir kral Mankeni... 
inkilabin ba§inda, Paris Belediye dairesinde, n&sil §apkasina uq renkli hiirriyet kokartim takmi§ ve 
son- 
429 

ra hassa arkerlerinin bu alametleri ^ignemelerine yummu§sa, bu defa da Meclis kararlarini 
koriikoriine t dikten ibaret roliinii ohlaya puflaya yerine getirmekte 1/" sur i§lemedi; ve nihayet, 
koyu bir katolik oldugu i,/ vicdaninin tam muhalefetine ragmen yeminli rahipjer m°' selesinde de 
Meclisi tasdik zorunda kalinca, artik taham miiliiniin gatlamak iizere bulundugunu hissetti ve 
kararin verdi: Kagacak, hicret eden asillere katilacak, Fransa'ya kar§i vaziyetini di§aridan idare 
edecektir! 

Tereddiit hastasi Kral, bu seciyeye malik bir insan-^da oldugu gibi biiyiik te§ebbiislerde sifirlik bir 
iradenin ters tecellisi olarak kafasina koydugu i§lerde veya marazi hislerinde son derece inatgidir. 
iyi ve dogru olarak, ne de-iseniz, ne yapsaniz, onun bu ters iradesini, inadini kira-mazsiniz. i§te 
biitiin kralligi ve ihtilal siiresince hep bu mizaci yiiziinden gevik ve sirasina gore degi§ik bir 
anla-iyi§ ve o anlayi§a uygun bir hamle ve irade biinyesine 91-ikamayan Kral, firar i§inde nihayet bir 
kimildama istidadi gosterebildi. Fakat kimildani§i o kadar cansiz, isteksiz, zevksiz ve giivensiz oldu 
ki, nasil olsa yakalanacagi ve vatan haini diye yaftalanacagi evvelden belliydi. Onun hi^ istemedigi 
§ey bir ig harpti. Bilhassa, yabancilarin yardimiyle milletine kar§i durmak... tngiltere tarihindeki 
misaller, (1 'inci §arl)in kesik ba§i goziiniin oniinden git-imiyordu. K1I19 altinda pargalanmaya razi, 
fakat milletine kilig gekmeye asla meyilli degildi. §imdi de bu kagi^in kendisini hangi akibetlere 



sUriikleyecegini kestiremiyor; higbir zaman «zat-ul-hareke: zatiyle harekette» bir insan olmadigi 
igin, kimlerin ve nelerin tesirine kapilacagim du§unerek busbiitun aptalla§iyordu. Biitiin tahlilci 
Fransiz tarihgilerinin §ahitlik ettigi bu namuslu ruh haletine rag-imen, i§te kagiyor; kagi^iyle, suglu 
kisvesi altinda acina-icak kadar aciz bir masum bilinmek yerine, Fransa'yi sat-imaya giden bir hain 
kabul edilmek tehlikesine dogru gar- 
430 

jj ve dola§ik adimlarla ko§uyor; ve buna kar§i ya biisbU-\n yerinde kalici, yahut sonuna kadar hamle 

edip kendi-ili gosterici, iki §iktan birini kesin olarak segemiyordu. 

Ah; azim irade, giiven duygusu; imanin ulvi go-icuklari !?? Sizin bulunmadiginiz yerde ne olabilir 

ki?.. Bu kararsiz devlet reisi tipinde idare adamlari, Birinci Asir-^dan Yirminciye kadar, koca bir 

«bedava oluler» albiimu-inu dolduracak derecede goktur! 

Krai, bir burgu gibi beyninde i§ittikleri §u telkini, nihayet, tarn anlamadan ve bir anlayi§in tarn 

guveniyle ileriye atilacak hamle ruhuna eremeden kabul etti: 

— §ark ordusu kumandani, kralci (Marki do Buy-ye)nin yanma gidiniz! Bu orduyla Paris 'e doniip 
inkilabi yok ediniz ! 

Krai, Meclisi oyalayici ve ok§ayici birtakim tedbir-ilerin sisi altinda, §ark ordusu ve kayin biraderi 
Avusturya tmparatoriyle anla§ti; oda hizmetgisi kiligina girdi, yanin-ida Kralige ve gocuklari, 
hususi surette yaptirilmi§ bir ara-iba iginde ve postaci uniformali ug muhafiz arasinda yola gikti. 
Kagi§ plani da, Kralin mizacina e§ olarak acemice tertiplenmi§, Kraligenin ihtiyatsiz iislubu bu 
tertibe hakim olmu§, gama§irlar ismarlanmi§, arabalar yaptirilmi§, yol-ida altunlar sagilmi§ dikkati 
gekmek igin higbir §ey esir-igenmemi§ti. 

Fakat, §u veya bu, (Varen) kasabasma varildi. Bu-irada, gece yarisi, arabanm kapi penceresinden 
bir fener uzandi ve u§ak (Duran) hiiviyetli Kralm yuziinu aydmlat-iti. Krali almaya gelen §ark 
ordusu miifrezeleri orada ve etrafta oldugu halde kimse (enerjik) bir harekette buluna-imadi, 
kekeme vaziyet devam etti, halk fenerlerle arabanin etrafmi gevirdi, ganlar galmdi, civar koyler 
ayaga kaldinHdi; ve neticede Krai, o anda da gozUkara bir atili§ yapa-imamak yiizUnden, 
kar§ismda elpenge divan duran kralci 
431 

birliklere ragmen halkin heyecan ve (enerji) agi ic du§tu, tevkif edildi ve yiizgeri Paris 'e 

dondiiriildii. Artik kendisini bekleyen nida: — Kahrolsun, milletini satan Krai! 

ARA SAFHA 

Krai 50 fersahlik yol uzerine dizilmi§ halkin tUrlU hakaret, hiddet, bazen de merhamet, muhabbet, 

fakat her-ihalde hayret ve ne olup bittigine dair gaflet haykiri§lari koridorundan gegip sarayina 

geldi. 

Meclis §a§kin... Krallik taraflilari harekette... (Laf ay et) Krali korumakta... §ark ordusu kumandani 

(Marki do Buyye) Meclise name gonderiyor: 

— Kralin kilina dokunulursa, biitiin yabanci ordu-ilari Fransa'ya sokarim ve Paris'te ta§ ustunde ta§ 
birak-imam! 

Bu name, Cumhuriyetgilerin ekmegine yag siirdii. Ertesi gunii Meclisin kapisinda bir ilan: 
«Cumhuriyet isimli bir gazete gikarilacaktir!» 
ilk defa kuUanilan kelime bu, Cumhuriyet... 

Krai yine sarayda ve (Lafayet)in muhafazasinda... Ne olacagi belli degil... Onunla beraber, her 
§eyin ne ola-icagi belli degil... Krai muhakeme edilecek mi, sorumlu tutulabilecek mi, i§ten 
uzakla§tirilabilecek, saltanat hak-ikindan mahrum edilebilecek mi? Muzakere, patirdi, her kafadan, 
her gruptan bir ses ve binbir formiil arasinda tam bir kararsizlik ve §u miiphem hiikiim: «Kral 
yeminin-iden doner veya milletini korumazsa saltanat hakkini kay-ibeder, adi fertlerden biri 
mevkiine du§er ve muhakeme alti-ina alinabilir. Kralin kagirilmasinda ba§lica suglu olan (Buyye) 



ile sug ortaklan hizmetgiler, zabitler, postacilar ve-isaire haklanndaysa kanuni takibat 

ba§layacaktir.» 

432 

Kralin saltanat hakkindan du§urulmesi igin hazir-nrnak istenen ve sonra geri birakilan, anket ve 

ikinci Anayasanin (1791) Kralca tasdikine kadar vaziyetin mu-ihafazasi karari... 

inkilabin, bu noktada, hala hizini alamadigi ve kendisini bulamadigi, ba§indaki kralin mizacina e§ 

gittigi ne kadar agik!.. 

Son kararlarin vilayetlerdeki tesiri iyi, fakat Pa-iris'te kotii... Ayaklanma (San do Mars) meydani 

hadise-isi... Yeni Milli Meclisin te§ekkulu... (Asamble Konstitu-ant: Kurucu Meclis)den (Asamble 

Lejislativ: Kanun Ko-iyucu Meclis)e ge^i^... Kralin, yeni meclise iXg giin sonra gidecegini 

bildiri§indeki sagmalik... Meclis reisinin kol-tugiyle bir hizaya ve ayni siraya konulan Krai 

koltugu... KralaMecliste numayi§: 

— Ya§asin Krai! 
Kralcilarin mukabelesi: 

— Ya§asin Ha§metpenah!.. 

Nutuklar... Kralin millet sevgisine muhta? bulun-^dugundan bahsetmesi ve son sozii: 

— Artik inkilap nihayete ermi§tir! 

Boylece her §ey unutulmu§ ve Me§ruti idare kurul-imu§ goriiniirken, yine din meselesinden (16'nci 
Lui)nin kendisini gostermeye kalkmasi ve daima kekeme ve tutuk eski selahiyetlerine dogru adim 
atmaya davranmasi... Milli kuvvetler ba§kumandani (Lafayet)in himayesine gu-ivenerek rahipler 
hakkindaki Meclis kararini reddetmesi... (Sen Antuan) ve (Sen Marso) mahalleleri halkinin ayak- 
landirilmasi... Sinirlarda bozgun, felaket; igerilerde kari-i§iklik, sefalet... Meclise giden 
numayi§giler: 

— Sarayin, artik memlekete ihanetten uzak kalma-isini istiyoruz! tcra ve te§ri kuvvetlerinin 
ahengini istiyo-iruz! Ordunun du§man Uzerine yiiriimesini ve insan hakla-irini aleme tanitmasini 
istiyoruz! Bir adamin, 25 milyona 

433 

hiikmedemeyecegi bilinsin istiyoruz! Eger bu adami ti makta devam ediyorsak Anyasaya saygi 

gostermesi sa tiyle oldugu anla§ilsin istiyoruz! Yoksa onun Fransiz mil leti gozUnde bir hig oldugu 

kestirilsin istiyoruz! 

Hava gUzel, gok berrak, ayaklanan kalabaliklar ne§eli ve neye memur oldugundan habersiz... 

Meclis (TUileri) sarayinin yaninda ve halk onun oniinde... Sara-iyin parmakliklari kapanmi§ ve 

arkasinda bir tabur askerle ug top mevzi almi§... 

Hayatta her §eyin pUf noktasi... Kalabaligin oniin-dekiler seyirci gibi dururken arkadan bir abani§... 

Dur-idurmak isteyenler; derken bir ses, bir te§vik, filan; saraya hiicum... Kralin etrafinda, 

niimayi^gilerden bir halka: 

— Efendi; evet, efendi, bizi dinleyiniz! Siz, dogru-i 
luk ve halislikten uzak, adi bir insan, bir hainsiniz! Bizi 
hep aldattiniz, hala da aldatiyorsunuz! Artik sabrimiz tU-i 
kendi! -Millet, elinizde bir oyuncak olmaktan usandi! 
Bir zabitin Krala tenbihi: 

— Korkmayiniz! 

Krai, zabitin elini kendi kalbi UstUne koymu§, ce-^vap veriyor: 

« — Korkmuyorum! Bir hristiyana olUm d6§eginde yapilacak son ayini kendim igin goktan 

yaptirdim! Ne is-iterlerse yapsinlar!» 

Krala millet §erefine bir kadeh §arap igirttikten sonra bin zorlukla dagitilan yiginlar... (Lafayet)in 

Paris'e geli§i ve ayaklanmayi suglandiri^i... Partiler arasi kor-ikung rekabetler... (Flandr) 

bozgunlari... Ne Krai, ne meclis, ne HUkiimet, ne ordu, ne de istikametini bilen bir millet... Bu 



vaziyette «Vatan tehlikede!» ilani, (Kon-vansyon Nasyonal) isimli yeni bir Meclis fikri ve Krali 

zorla du§urmek plani... 

O sirada, Prasya ve Avusturya ordulari ba§kuman-idani (Diik do Br6n§vik)in bildirisi: 

— EUerinde silahla tutulacak milli kuvvetler ve 
birle§ik orduya kar§i miidafaaya kalki§acak biitiin §ehir- 

, r kasaba ve koyler, Krallarina asi kabul edilecek ve ona 

gore cezalandirilacaklardir! §ayet (Tuileri) sarayina haka- 

,ette devam edilecek olursa Paris §ehri miittefiklerce i§gal 

ve peri§an edilecektir! 

Bu beyanname, Fransizlari kiiplere bindirdi ve Kralin du§manlarla el ele verdigine §uphe 

birakmadi. Halbuki Krai, kendi anlayi§inca yine milletinin iyiligi i?in di§aridan gosterilen 

yardimlari koUamaktan ba§ka bir §ey yapmiyordu. Vatanini satmakla, onu istedigi kivama getirmek 

igin di§aridan yardim kollamak arasinda fark var... 

10 Agustos hareketi... (Br6n§vik)in patavatsiz bil-idirisi uzerine Paris'in 48 belediye §ubesinden 

47'si Kra-ilin hal'i luzumuna karar verip halk ve goniillu taburlarini saraya yuriittu. 

Kumandanin oldiirulmesi, askerin grup grup halk tarafina ge^mesi... Kralin, kendi birliklerini tefti§ 

eder-iken gosterdigi du§kun ruh ve ezgin tavir uzerine asker saflarindan haykiri§: 

— Ya§asin Millet! 

Ve sonra, silahini birakip etrafa dagilan dagilana... Tarn bir panik... Her §ey, en saglami da beraber, 
el doku-inur dokunmaz, kopiik gibi dagiliyor ve bir anda her§eyi yerli yerine oturtmasi miimkun bir 
el gikmiyor. (Anar§i) anlarinin biricik ruh kanunu bu; her §eyin el deger deg-imez dagildigi ve her 
§eyi toplamak i^in gozii kara bir el gerektigi... 

Kralin sadik adamlari, hiikumdar ailesini emniyetli bir yere goturmek istediler. Yuksek bir memur 
kralin eHlerine sarildi: 

— Kaybedilecek be§ dakikamiz bile yok! Majeste-i 
leri i^in Milli Meclisten daha emin bir yer olamaz! 



434 
435 

Kralige haykirdi: 

— Sarayi birakip da hig bir yere gidemem! 

— Madam! Biitiin Paris halki saraya hiicum 
yor! 

Krai mirildandi: 

— Gidelim! 

Ayni yuksek memurun notlarindan: «Merdivenden inince Krai bana dedi ki: 

— Yukarida kalanlar ne olacak? 

— Efendimiz; saraydaki asiller uniformali degil 
Kiliglarini gikarip bahgeden gegebilirler ve arkamizdan 
gelebilirler. 

— Dogru... Fakat ben biiyiik bir kalabalik gormii-i 
yorum!. 

— Efendimiz; yigin yigm insan 12 topla saraya 
dogru yiiriiyor! 



Krai kaygiliydi. Uzerinde beyaz bir tUy bulunan §apkasini gikararak, askerlerden birinin §apkasini 
gekip aldi, giydi... Saray bahgesi, vaktinden evvel du§mu§ kuru yapraklarla doluydu. Krai buna 
dikkat etti ve: 

— Bu sene yapraklar-vakitsiz du§uyor, dedi; ne ha-i 
zin!.. 

Bir muharrir, bir kag giin evvel yazdigi bir makale-ide, Kralligin, yaprak dokiimiine kadar 

surmeyecegini id-idia etmi§ti.» 

Bu, Meclise siginma hareketi de hesapsiz, manasiz ve gayesiz... Nitekim bazi muhafiz askerler 

yalniz bira-ikildiklarini goriince kiliglarini kirdilar ve miidafaadan vaz gegtiler. 

Saray kapisinda isvigre'li hassa askeriyle halk ara-isinda garpi^ma... ilk agizda 300 olu... Yangin... 

Hu-'cum... Sarayin zapti ve kaza dondiiriilmesi... Hesap: 5000 olu... 

Mill! Mecliste reisin yanina oturan Krai: 

Buyiik bir cinayeti onlemek igin araniza gel- 
jjfli! Burasi emindir kanatindeyim. Reisin cevabi: 

— Efendimiz; Milli Meclisin azim ve metanetin-i 
den emin olabilirsiniz! Azasi, millet haklarini ve mevcut 
hiikumeti, olunceye kadar korumaya and igmi§lerdir! 

inkilabin Meclisi, ayni §eyin halk arasindaki ihtilatlari kar§isinda, kralla bir safta kalmi§ gibi 

goriinu-iyor. 

Krai, Meclise sigindiktan biraz sonra, ayaklananla-irin kat'i zaferi belli oldu. Top ve tufek sesleri 

iginde Meclis miizakereleri devam ederken, kapida dalga dalga halk yiginlari ve gogii tutan bir 

haykiri§ina: 

— A§agi! Krai tahtindan a§agi! 
MUHAKEME VE GiYOTIN 

Meclis reisi, iradesini bizzat kuUandigini ve Mecli-isi hige saydigini gosteren halka hitap etti: 

— Meclis, selahiyeti igindeki her §eyi yapti ve ya-ipiyor! Tahttan indirme meselesini de, yakinda 
toplanacak (Konvansyon)a birakalim! 

Meclis, hiikiimdar ve ailesinin, (Luksenburg) sara-iyinda, millet ve kanunun muhazasi altmda 

oturmasma ka-irar verdi. Fakat bu karga§alik hengamesinde hangisinin daha niifuzlu oldugu belli 

olmayan ve hiikiim kah birine, kah otekine gegen iki topluluktan (Komiin) isimli Beledi-iye 

Meclisi, Krai ailesinin muhafazasma (Tampl) kulesini uygun buldu. Muhafaza ve kule; bunlar laf.. 

Bu iki keli-imenin hakikati, hapis ve zindan... Artik Krai ve ailesi bi-^rer mahpustur. 

Milli meclis (16'nci Lui) yi tahttan dU§Urmeyerek sade icra kuvvetlerinin ba§mdan ayirmi§, hatta 

cumhuri- 



436 

437 

yet §eklini hayal bile etmedigi igin veliahta bir de terbi ci tayin etmi§ti. Fakat bu kararmi icra 
mevkiine g^ madi. 

Ayni Meclis, kararlarmm, Kralca tasdikine ihtiv bulunmaksizm kanun hiikiim ve kuvvetinde 
olmasmi v millet adma gikarilmasmi da esasla§tirdi. Kralm Vekille Heyetini azletti ve yerine «icra 
kuvvetleri gegici kurulu» ismiyle yeni bir hiikiimet kurdu. Vilayetler de vaziyeti kabul ettiler. Kar§i 
durmak isteyen (Lafayet), smirdaki ordu karargahmi birakip yabanci Ulkelere gitmeye mec-ibur 
oldu ve inkilabm ba§mdaki ba§rolunu sondaki perde-ilere uyduramadi. 



10 Agustos hareketi, BiiyUk Fransiz thtilalini asli kanalina sokmu§, api§ma ve atalete du§me 
safhasini ka-'pami§ oluyordu. Hudut di§inda biitiin mutlak idareler Fransa'yi cephe alirlarken, o, her 
tiirlii fetih ve istila ga-iyesinden uzakligini temin ediyor ve be§eri davasini fikir-iden ileriye 
vardirmayacagini telkine gali§iyordu. Bir ta-raftan da biitiin diinya hiirriyet kahramanlarina milli 
riit-ibeler ve manalar giydiriyor. Artik tnkilap, fikir ve hamle raylan iistiine gikmi^tir; lokomotifini, 
kazanlari patlayasi-ya i§letebilir. 

Bu hal kar§isinda birdenbire hizlanan dii§man istilasi... Prasyalilar ve Avusturyalilar, onlerinde ve 
arka-ilannda Fransiz muhacir birlikleri, siniri a§tilar. Pariste heyecan biiyiik... Biitiin kuvvet 
Belediye Meclisinde... Kayna§ma, askere yazilma, hainleri bogazlamaya davet, Belediye 
Meclisinin gece yarisindan iki saat sonra toplan" tiya gagirilmasi... (Verd6n)iin zapti haberi... (§an 
do Mars) meydaninda 60.000 ki§ilik bir ordu te§kiline, top, tiifek, trampet ve gan sesleriyle te§vik.. 
.Paris'te ana baba giinii... Yatagindan firlayan, meydan yerinde... Belediye binasinin cephesini 
oldugu gibi kaplayan siyah bayrak iizerinde bir ciimle: «Vatan tehlikede!»... 

Kafataslarini patlatan galeyan... Ve sesler: 

— t En miithi§ dii§man (Verd6n)de degil, Paris'teki hapishanelerde! Biz sinirlara gidince 

karilarimiz, gocuk-ilarimiz, bunlarin elinde kalacak... Di§ dii§man iizerine yiiriimeden ig dii§mani 

temizleyelim! 

Tarn o sirada (Abey) hapishanesine gotiiriilmek iizere galeyan sahasi iginden gegirilen yirmi dort 

mevkuf paramparga... Mevkuf rahiplerin ve §iipheli §ahislarin 61-idiiriilmelerine Belediyece(!) 

karar... Hapishanelere saldi-iri§... Hapishaneler birer mezbaha... Asilerin malini gal-idigini iddia 

eden hirsizlar ve bu tiirlii kaatiller miistesna, kadin, gocuk ve ihtiyar, hapishanelerde, hastanelerde 

ve konaklarda, kralci aristokrat ve §iipheli farzedilen kim varsa kafasi koparildi. (Tampl) 

kulesindeki kral, emniyet-ite... Zira halk, krallik agacinin biitiin yapraklarini ve dal-ilarini 

budamaya azimli, fakat koke dokunmaya heniiz ni-iyetli degil... Dii§man (Verd6n)ii almi§, Paris 

iistiine yii-iriiyor ve orada halk birbirini bogazliyor. 

Bu sirada Fransiz ordularinin ciir'etli bir el tarafin-idan gayet nefis bir manevra ile dii§mani ters 

cephe iize-irindeki muharebeye mecbur etmesi, serseri alaylarindan ibaret sanilan thtilal ordularinin 

saldigi deh§et ve kazani-ilan (Valmi) cengi... Bu gengin, ta gerilerde §air (Gote) ye soylettigi soz: 

« — (Valmi) cengi g6stermi§tir ki, tarihte yeni bir 

gigir a9iliyor!» % 

Ve artik, en yerinde bir tabirle, thtilalin §imarma-isi... 

Ugiincii Meclis (Konvansyon Nasyonal)... Cum-ihuriyet. .. Kralin vaziyetini inceleyen bir enciimen 

ve ra-por:«Sarayda bulunan vesikalar krali suglandirmaya kafidir!» 

Muhakeme gerektigine ve mahkemenin bizzat Meclis olmasi lazim geldigine dair karar. 



438 

439 

Kiirsiiden (Robespiyer): 

— (Liii) hakkinda ne kral ne de vatanda? fau dii§man sifatiyle karar verilsin ve o, muhakemesiz ida 

olunsun! 

Bu kadari fazla goriildii ve Meclis huzurunda mu hakeme edilmesine karar verildi. 

Mesele Meclis huzurunda... Okunan itham rapor-ilari: 

(Liai) thtilal tdaresine kar§i yikici tertiplere bas vurmu§ ve bu mevzuda Fransanin dii§manlariyle 

anla^-imi^tir! tnkilaba ve vatana ihanet! 



Bu, kendisini hak farzeden her g6ru§un, tamamiyle (sUbjektif-enfUsi) planda rakibine yaki§tiracagi 

beylik sugtur. Milletini sevdigi ve di§aridan gelecek yardimlari koUamakla beraber millet istiklal ve 

biitunlugune dokun-imamak kaygisini muhafaza ettigi muhakkak olan Kralin vatan haini olmasina 

imkan yoktur! Onun gergek sugunu bulup gostermeden bu tiirlii demagocya ithamlariyle veri-ilecek 

her ceza zulumdur. Ve i§te artik bagli oldugu soy ismile anilan (Lui Kape), du§uk Fransa Kralini 

saran en ince mana budur. 

Bu incelikleri sezen ve hem millet, hem de orduyla beraber Kralm oldiiriilmesini istemeyen bir iki 

mebus, i§e usul kapismdan girmek istediler ve 1791 Anayasasma go-^re Kralm sorumsuzlugunu ve 

muhakeme edilemeyecegini ileriye surduler. Fakat kin, heyecan ve du§manlik tarafi galip... 

(Konvansyon Nasyonal)in en ate§li hatibi (Sen Jiist) atildi ve erimi§ gelikten kelimelerle, yalniz 

sorum-isuzlugu degil, Kralm adi vatanda§ haklarmi bile kaldirici bir his mantigi kurdu: 

« — Siz ne geveliyorsunuz? Krallik ve kral olmak vasfi bizzat kafi sugtur! Her kral bir millet 

somiirucusu ve kaatildir! Bu yiizden (Lui Kape)yi, algak bir Fransiz gibi degil bir Fransiz du§mani 

gibi yargilamak lazimdir!» 

440. 

Bizzat duru§ma arefesinde artik konu§an konu§a-ina: 
— (Lui)yi oldiirmeyelim; ya§amaya ve gormeye 
mahkum edelim! 

— Hayir, oldiirelim! tnsanliga, krala dokunulmaz-i 
Ilk diye bir §ey olmadigmi gostermek igin oldiirelim! 

Zavalli tecriibe tahtasi (Lui Kape)! Sadece bu ko-inu§malar belirtiyor ki, onun su^unu tayinde 

herkes §a§-ikmdir; ve i§te bu bakimdan (Lui), birkag cepheden bir mazlumdur. 

1 1 Aralik 1792'de, Mecliste, yiizlerce gozun oydu-igu noktaya oturtuldu. Sapsari, zaif, bitik, iki 

biiklum, eski piiskii elbiseli... Zindanm tesiri... Bu hal merhameti de-igil, nefreti gekti. Bir miiddet 

sonra diinyanm en cesur ve metanetli edasiyla olume kucak agacak olan bu adam, ta-irihte birgok 

benzeri gibi son dakikadan evvel heybetini bulamiyor, zilletini yiUamiyordu. 

Kendisine avukat olarak segtikleri, ozurler dileyip bu i§i kabul etmediler. Biri kabul etti; ona, eski 

krallik nazirlarindan (Malerb)de katildi. (Olemp) isimli bir kadin da (Malerb)e yardimci olmak 

istedi, 

(Lui)ye sorulan 33 sual... Bunlardan higbirini, ko-ikiinden, esasindan reddemedi; ve hepsine birden 

ba§ egen bir suglu sifatiyle: 

— Bilmiyorum! Hatirlamiyorum! Gordiigumu san-i 
miyorum! 

Gibi cevaplar verdi. 

ihtilalin ba§indan beri binbir noktada kurtulu§ imkaniyle kar§ila§an fakat mizacindaki hamle ve 

hareket-isizlik yiizunden hepsini kagiran Kral, belki mahkemede gosterecegi son bir §ecaat tavriyle 

canini kurtarabilecek-iken, ayni sebepten onu da yapamadi ve bu nihai firsati da kaybetti. Belki 

olUme daha gabuk gider, fakat tarihte gok rahat ve §erefli ya§ardi. 25 Aralik (Noel) gunii vasiyetna- 

441 



me§ini yazdi ve i§te yalniz o satirlarda necabet gostereh i di: 

« — Allah huzurunda §u gergegi belirterek vasiyet mi bitiriyorum ki, bana sigratilan cinayetlerle 

higbir ilgi olmami§tir.» 

ihtiyar avukatlarinin yaninda, (Dosez) isimli gen ve ate§li biri peydahlanmi§ti. Bu geng ve yiiregi 

pek avu-ikat ayaga kalkti; bir miiddet sonra (Robespiyer)in «katil-iler meclisi!» diye bagiracagi 

korkung topluluga gozlerini dikti; her §eyi biitUn esasi agikladi ve ate§ten harflerle ya-, zilmi§ bir 

mahya gibi, §u temel hakikati nice ihtilal ve inkilabin ana illet te§hisi olarak goz oniine serdi: 



« — Ben iginizde hakimler anyorum, fakat itham-cilar buluyorum! Sanigin akibetini tayin etmek 

isterken kendisini bizzat siz itham ediyorsunuz! Sanigin akibetini tayin etmek isterken, evet, boyle 

yaparken, pe§in hiikmu-inuzu agiga vuruyorsunuz!» 

Gen? avukatin her inceligi hiilasa eden, hukukta ana kaide hikmetine bagli bu giki§indan sonra, 

kralin tek cumlelik miidafaasi: 

« — Vicdanima aykiri higbir §ey yaptigimi sanmi-iyorum!» 

Mecliste munaka§a, tereddiit, bin dereden su getir-^me, bin teklif ve son miizakere giinii reisin sozii: 

« — Lui Kape'nin idama mahkum edildigini Milli Meclis adina bildirerek toplantiya son 

veriyorum!» 

Diinyada nadir adam onun kadar metin ve nefsine hakim, oldiiruldu. Fransiz tarihgisi diyor ki: 

« — Giyotin ba§mda gosterdigi cesaret ve metaneti , hayatmm kralligi devresinde g6stermi§ olsaydi, 

i§ler ba§-ika tiirlii giderdi.» 

Hakikatler tek adama mahsus degildir. 

idam noktasma kadar, arabada tncil okuyarak gitti. 

Giyotine, taht'a gikar gibi gikti. Son derece rahat soyundu; ceketini ve boyun bagmi gikardi. 

Yalniz iki kelime soyledi. 

« — Masum 6lUyorum!» 

Ellerini baglamak istediler. Reddetti. Rahibin rica-siyle buna razi oldu. 

Dokuz kelime daha soyledi: t 

« — OlUmiimden mes'ul olanlari bagi§liyorum! Kanimm Fransa'ya bula§mamasma dua ediyorum!» 

Trampet sesleri, kelimelerini bogdu. Boynunu bi-igagm yuvasma yerle§tirdi ve «buyrun!» demek 

istedi. 

Bigak dU§tU ve yalniz bir hirilti i§itildi. 

(16'nci Lui) nam-i diger (Lui Kape)nin kanma, ki-^mi mendilini, kimi silahmm ucunu, kimi 

cebindeki kagidi degdirirken; eski bir zabit kahrmdan olecek, bir kitapgi gildiracak, bir berber 

ustasiyla bogazmi kesecek ve bir kadm kendisini (Sen) nehrine atacaktir. 

ihtilalin haysiyetini kurtarmak igin, «vatan haini» yaftasiyle Krali oldiirmek bir mecburiyet 

sanilmi§ti. 

MARI ANTUANET 

Onbe§indeyken onu Avusturya tmparatorluk sara-iymdan aldilar, dort atli bir seyahat arabasma 

bindirdiler, dort tarafmi sUvari muhafizlarla gevirdiler ve Fransa'ya, (Versay) sarayma attilar. 

GUne§ Krai (14'UncU Lui)nin bu piriltili mahfaza-ismda, kar§isma, 16 ya§mda nasil bir koca 

namzedi gika-irildigmi (16'nci Lui) bahsinde anlattik. Zaten birinin ek-isigini obiirii tamamlayan bu 

iki bahsi igice okumak lazim... 



442 
443 



at 

Hoppa, ha§ari, deli§men bir kiz gocugu, p azimli, (kapris)lerinde sebatli ve iyi kalpli... BUyiik H" 
vanhanelerinin ayna gibi parlak mermer d6§emelerine mail senyor hayalleri vuran sarayda, 
birdenbire kendisi ? her tiirlii alaka sicakligindan uzak, yapayalniz hissetf Hariciye Naziri ve Fransa 
- Avusturya yakinlik politika-'Sinin yuriitucusu (Duk do §uaz6l)un du§manlari, kendisi-ine isirici 
bir yabancilik goziyle bakmaya ba§ladilar (15'inci Lui)nin kizlari ba§ta, birgok prenses, du§es, 
mar-ikiz, kontes, ona zit... Bu hale, bilhassa (Mari Antuanet)in dizgin kabul etmez mizaci yardim 



ediyor. Saray torenle-irinden, te§rifat §ekillerinden ho§lanmayan, kagan bir kiz o... Yalniz zevke, 

eglenceye, ba§ibo§luga du§kun... Ka-iyitsiz, dikkatsiz, patavatsiz... Erkekler ve kadinlardan sa-iyili 

kimselerle du§up kalkiyor ve bu hali muthi§ sogukluk gekiyor. Her hali koUanmakta, attigi adimlar 

bile sayil-imakta... Ah; affedilmez bir sugu yakalansa da Viyana'ya iade edilse!.. Geng ve parlak 

(Kont d'Artua) ile igli di§li-iligi, giizel ve ince (Prenses do Lambal)e yakinligi soguk ve ahmak 

kocasina kar§i kibirli ve miistagni hali, gozden kagmiyor. Sarayda ve asalet muhitinde, kulak 

gazetesinin biitiin sermayesi (Mari Antuanet)... Hakkinda her giin yeni bir hayal, zan, tahmin, 

tefsir... iftiralara, isnatlara kadar yol agik... 

Biitiin bunlara sebep, Prensesin sade ve zevkine dii§kiin olmasi degil, fevkalade giizelligi ve 

§ahsiyetli bir edaya sahip bulunmasi... 

Bir Fransiz zarifi onu §6yle tarif etmekte: 

« — Ayaktayken ve otururken, ^arpici bir giizellik heykeli; dola§ir ve hareket ederken, cisimle§mi§ 

bir ince-ilik ahengi...» 

Sihhatli, ding, gevik, latif, hafif, ugari... 

Bu vaziyette ve 19 ya§inda kralige oldu. Giizellik ve inceliginin en parlak gaginda... 

444 

Kraligeliginde, eski mizaci biisbiitiin agildi. Gelsin -fa gitsin eglence... Biricik hayat hikmetini, ata 

bin-* ekte, tiyatroda, baloda, ziyafette, ciimbii§te, zevk iilfe-itinde bulan bir ruh... 

O siralarda tngiltere'den gelen at yari§lari modasi-ina bayildi ve onun hararetli koruyucularindan 

biri oldu. 

Halk vicdani umumi eiiar diye bir §eye aldirdigi yok..- tster halkin, ister sarayin dedikodulari ona 

VIZ... iggiidiilerinden ba§ka higbir §ey, onca ba§ egmeye deg-imez. Krala saygisi var, fakat ihanet 

etmenin gururu da dayanilir gibi degil... Kendisine ve Avusturya'ya pek gii-iveni olmayan Kralin 

beynine, buna ragmen, biiyiilii tir-inaklarini her giin biraz daha batirmakta... Fakat yalniz hususi 

i§ler planinda... Devlet i§leri onu alakalandirmiyor; hiikiimet davalarindan, o, haylaz bir ta-ilebenin 

matematikten ho§lanmamasi gibi dudak biikiiyor. kadar havai, zevk ve safa di§inda o kadar 

iradesiz ki, hig olmazsa kendisine imla ogretmeye bakan hocasi rahip (Vermon)u iimitsiz 

birakmi§tir. Avusturya - Fransa poli-itikasinda geng kraligenin niifuzundan faydalanmayi dii§ii-'nen 

Avusturya elgisi (Kont do Mersi)yi de bezdirmi§tir. Fakat gozdelerinden biri igin bir mevki, bir 

riitbe kopar-^mak, yahut bir dii§mandan intikam almak gerekince, (Mari Antuanet) g6riilmemi§ bir 

iradenin hareket ettirdigi di§i bir arslandir. Evvela yalvarir, tepinir, arzusu yerine getirilmezse Krala 

arkasini gevirir, giicenir, mukavemet devam ederse kendi kendisine emir vermeye ba§lar ve 

ar-izusunu mutlaka yaptirir. 

O, biitiin imtiyazi prenses dogmu§ olmaktan ibaret, giizel ve ince, fakat seri mail bir kadindan ba§ka 

bir §ey degildir. 

Onun, filmlere kadar dii§mii§ gerdanlik hikayesi; 

Prens unvanli (Kardinal do Rohan), daha birgoklari gibi, igin igin, Kraligeye a§ik... Kardinalin bu 

halini se- 

445 

zen (Madam do Lamot) isimli bir saray kadini bir dol 

kurar. P 

Kardinale gider ve der ki: 

— Giizellik ve zarafet timsali Kraligeye kiymeti • bir gerdanlik hediye ederseniz uygun olur. 

— Nasil? Kralige benden boyle bir hediye kabul 
eder mi? 

(Madam do Lamot), gozlerinin iginde gizli mana kivilcimlari, biikiiliir, dokiiliir ve cevap verir: 

— Zannedersem kabul eder. 



Kardinal Paris'in en biiyiik kuyumcusunda... Ay-idan gUzel, §imal yildizindan parlak ta§larla, 
diinyalara be-idel bir gerdanlik yaptinr. (Madam do Lamot)dan aldigi direktif uzerine de, saray 
bahgesinin bir k6§esinde, Krali-igenin ellerine kapanacagi am bekler. 
— Bu gece, filan saatte, falan kapmm gegit verdigi 
yolun §u noktasmda... 

Biitiin bunlar olagan §eylerden degil... Fakat ah-^mak Kardinal (mizansen)e inanir ve randevuya 
ko§ar. Sa-iray bahgesinin tenha ve karanlik k6§esinde, §ahane bir manto iginde, yiizii pegeli, - 
Kralige edali, ba§ka bir kadm vardir. Kardinal, Kralige sandigi bu kadmm oniinde dize gelir ve 
kendisine uzatilan beyaz ve nermin eli ihtiramla oper, thtiram smiri iginde vaitkar birkag sicak 
kelime ve ayrili§... Bir miiddet sonra, Kraligenin sahte mektubu ve el yazisiyle giden ele, Kardinal, 
gerdanligi teslim eder. 

Giinler gege dursun ve Kardinal, yakici a§kmm ce-^vabmi bo§ yere koUasm... Parasmi alamayan 
kuyumcu Kraligeye ba§ vurur ve i§ biitiin deh§etiyle meydana gikar. (16'nci Lui) Kardinali gagirip 
sorguya geker. Kardinalin aptalligi meydana gikar ama, bu hal onu (Bastiy) zindam-ina atilmaktan 
kurtaramaz. Mahut sarayli (Madam do Lamot) ise kizgm demir ve hapis cezasma garptirilir. 
Bir saray tereddisi dU§UnUn ki, boyle bir komedya 

trikasmi oynamaya cesaret duyacak kadmi yeti§tirebil-I St gibi, aldigi gerdanligm Kraligeye 

aidiyetini kuyum-^dan gizlemiyecek bir de ruhani asalet payesini iginde ^armdirmaktadir. Ve her 

§eyden evvel, tipiyle, seciyesiy-* etrafmda bu tUrlU hadiselerin kopUrtUlmesine imkan veren kadm... 

Biricik imtiyazi Prenses dogmu§ olmak ve en geng ya§ta kraligelik tacmi giymekten ibaret gUzel ve 

ince bir di§i... Sadece bir kadm... 

KRALigE 

' Kralligm zabit katipleri mevkiindeki golge millet-ivekillerinin kurdugu (Eta Jenero) 5 Mayis 

1789'da top-ilanmaya hazirlanirken 4 Mayis'ta biiyiik bir toren... 1200 mebus, Krai, Kralige ve 

biitiin saray kadrosu (Notr Dam) kilisesindeki ruhani ayinde... tnkilabm arefesindeki bu merasim 

kalabaligi iginde Kralige, saray zarafet ve asale-^tinin heykelle§mi§ endamidir. 

(Bastiy)in zaptmdan ve onu takip eden tnkilaplar-idan sonra «Milli Meclis» ve saray arasmdaki 

geki§meler devamda... Beklenmedik bir niimayi§: 

Saray muhafiz alaylarmm iig ayda bir degi§tirilme-isi usul icabi... Bu bakimdan (Versay)a yeni 

askerler geli-iyor. 

(Flandr) alayi subaylariyle obiir alaylarm zabitleri-ini bir araya getirerek sadakatlerini 

yekparele§tirmek iste-idiler. Ziyafete «Milli askerler» subaylarmdan da birkagi davet olundu. Bu 

ziyafete herhangi bir salonun verilmesi yeterken muhte§em ve miizeyyen tiyatro salonu tahsis edildi 

ki, bu, bir fevkaladelik i§aretiydi. Saray mahzeni- 



446 

447 

nin en eski §araplari ta§mdi ve Kralla Kraligenin §erefi rine kadehler kaldirildi. O sirada, biri, korka 
korka kuna yutkuna, millet §erefine de kadeh kaldirilmasmi i tediyse de biitiin ziyafet kadrosu bunu 
duymamazhkta geldi. Tam o anda, biiyiik yaldizli kapi agildi: Krai v Kralige... Alki§ ve heyecan, 
biiyiik salonun kubbesini ga tirdatiyor. Kralige, kucagmda kiigiik oglu, sirasiyle masa-ilari dola§ti. 
Alki§ ve heyecan, saraym temellerini sarsi-iyor. Biraz sonra Krai ve Kralige, salondan ayrilmak 
iizere yiiriimeye ba§ladilar. Biiyiik siirpriz: Mizika «Ey Ri§ar ey benim ha§metlim; biitiin alem seni 
terkediyor!» giifte-siyle ba§layan hazin besteyi galiyor. Krai ve Kralige irkil-diler ve garpilmi§ gibi 



yerli yerlerinde kaldilar. §arki, kalplere kizgin bir ok gibi saplandi. Askerler, §apkalann-daki uq 

renkli hiirriyet ve ihtilal alametlerini gikardilar, yerlere attilar ve ayaga kalkip avaz avaz bagirdilar: 

— Kendimizi Kraligenin emrine ve hizmetine vak-ifediyoruz! 

Ve Avusturya milli alameti olan siyah renkli kordelalari taktilar. 

Birkag gun sonraki ikinci bir ziyafette daha ileri gi-^dildi. Saray kadinlari biiyiik galeride tig renkli 

alameti s6-ikiip kaldirdilar; mendillerinden, sag kordelalarindan be-iyaz renkli kokrtlar yapip, 

Fransa Kralliginin rengi olan bu alametleri, elleriyle askerlerin goguslerine taktilar. 

Yarim tedbir ve faydasiz nUmayi§ sinirini a§mayan bu gosterilerin tertipgisi olarak Kraligeden 

ba§ka kimse hatira gelmedi ve halkin ofkesi biiyiik oldu. Hadisenin gecesinde (Danton) ate§ sagan 

agzini agti ve (Kordel-ye)ler kuliibiinde saray aleyhinde miithi§ bir konu§ma yapti. Bu gibi 

hareketlerle saray, kotiiriimliikten kurtulup ayaga kalkacagina, kendi elleriyle mezarini kazmi§ 

olu-iyordu. 

Kraligenin hafiflikleri... Bir zamanlar bu hafif ve efih mizag, yalniz sarayin maliim seciyesine ve 
sadece kendi §ahis planinda aciz bir nokta ilave ederken, §imdi, n nazik bir deri degi§tirme aninda 
milletle sarayin arasi-^ni biisbiitiin agmak gibi bir rol oynamaya gidiyordu. O, oe Avusturya 
imparatoru (2'nci Jozef)in ogiitlerini dinle-imi§, ne annesi (Mari Terez)in nasihatlerine kulak asmi§, 
ne de kocasi rahip (Vermon) ile Avusturya sefiri (Konf do Mersinin ricalarina deger vermi§ti. 
inkilaptan evvel halk, onu, operada verilen balolarda goriiyor, maskeli bir §ahisla herkes iginde 
rahat rahat konu§abildigine §ahit oluyor, bu §ahsa elini verip optiirdiigiinii bile tesbit edi-iyordu. 
Ayni halk, kiigiik bir hastalik bahanesiyle Krala kapisini agmayan (Mari Antuanet)in, ayni giin, dort 
mag-irur asilzadeyi odasina kabul ettigini de haber aliyordu. Haberi olmayan tek adam Kraldi. 
Geceleri Kralla beraber gittigi (Kont d'Artua)nin dairesinden yine Kralla beraber giktiktan sonra 
gizlice oraya doniip sabahlara kadar ku-imar oynadigini bilmeyen yoktu. 

Krai, biitiin Fransa'da (Faraun) isimli kumari ya-isak etmi§ken, Kralige, bu oyunu yalniz bir defa 
oynamak igin ondan izin almi§ ve fasilasiz, 36 saat kumar masasin-idan kalkmami§ti. Bunu da 
biitiin Paris duymu§tu. (Pren-ises do Lambal)den sonra niifuzuna girdigi, adi ve haris (Kontes do 
Polinyak), Kraligenin delicesine israf ve sefa-ihatlerinde ba§ miiessirdi. Bu sihirbaz kadin zavalli 
Krali-igeyi istedigi yone siirmek igin onun gururuna dokunma-inin yeter oldugunu anlami§ti. Yalniz 
bu silahla, Kontes cenaplari, Kraligeyi alet ederek nazirlari birer dama ta§i gibi kirdirmanin ve 
yerlerine istediklerini gikarmanin ko-ilayim bulmu§tu. §imdi de, inkilabin yava§ yava§ 
§ekillen-imeye ba§ladigi bu nezaket hengamesinden, i§te bu zehirli saray kadinlari kliki, Kraligeyi, 
her §eyi yikici bir yola siirmii§tii. 



448 

449 

Sarayda her §ey kadinin elinde; erkek diye bir v 

Ilk namevcut... AT- 

(Vers ay) iizerine kadinlarin yiiriiyii§iinden, Kr huzuruna gikan bir kadinin «ekmek!» diye agzindan 

t \ kelime gikarip bayilmasindan ve Kralin ayaklan dibine dii§mesinden sonra ikinci yiiriiyii§ 

kafilesi ve en onde «Milli Askerler» ba§kumandani (Lafayet)... Halk hareke-tiyle sarayin viicut 

hikmeti arasi bir mizaca sahip, aslinda asil ve Kralligin bazi taraflarina bagli olan (Lafayet) milli 

alametleri tahkir edici harekete kar§i ayaklanmi§ y^ ginlari dizginlemeye bakiyor. 

Fakat yiginlar, (Lafayet)in bir istirahat anindan faydalanarak sarayin kapilarina yiiklendiler. 

Uykudan uyandirilan (Lafayet) saraya ko§tu, Kralin halasi Ba§ku-imandani kucakladi ve higkirdi: 

— Bizi kurtariniz! 



(Lafayet)in diirtUklemesiyle Krai balkona gikti. tn-itikamci kalabalik bir anda kuzu: 

— Ya§asin Krai! 

Arkasindan, biitiin kinin kime kar§i oldugunu gos-iteren korkung suratlar ve sesler: 

— Kralige! Kralige! 

(Lafayet) Kraligeye balkonun yolunu gosterdi: ^irpinircasina itiraz: 

— ^ikamam, kabil degil!.. Yalniz nasil gikayim? 

— Korkmayiniz madam, hig bir §ey olmaz! ^iki-i 
niz! Halktan kagmaymiz, halka dogru yuriiyunuz! 

Kralige, bir elinde oglu, obiiriinde kizi, balkona gikti. O zaman (Lafayet) tam bir asile yaki§ir 
harekette bulundu. Tehlikedeki kadmi korumak igin, ismini ve is-itikbalini feda edercesine balkona 
gikti; orada, yigmlari 
450 

oldiiriicU nazarlan altmda, Kraligeye kar§i ihtiramla egil-A\ ve onun elini optii. Halk da manzaranm 

insani ulviyeti-ini anladi, nefretten merhamete gegti ve Kraligeyi, bir hii-ikiimdar gibi olmasa da, bir 

kadm, bir anne olarak alki§la-idi. Muhafiz askerlerden biri de balkona gikarilip ba§ma ug renkli 

kokart takilmca i§ yati§mi§, bitmi§ oldu. 

Fakat bitmeyen, hatta tam ba§lamayan i§, inkilap devamda... 

ISTIRAP KRALigESi 

Kraligenin, kocasma attirdigi en yanli§ adim, Pa-iris'ten kagip (Marki do Buyye) kuvvetlerine 

katilmak te-i§ebbUsU ve bu hareketin ba§tan ayaga zaaf dolu Uslubu... 

Krai Paris'te kalsa ve Meclisin suyuna gitseydi, thtilalin neticesi me§rutiyetti. Yine Krai, emin ve 

azimli adimlarla Kralci kuvvetlere katilabilseysi -ki ses mesafe-isine kadar yakla§mi§ti- ihtilalin 

akibeti belki bir riiya... 

(Volter) in son demlerinde: 

« — Biitiin bu gordiiklerim muazzam bir inkilaba i§aret... Fakat ben onu idrak edemeyecegim!» 

Diye ilk alametlerini haber verdigi hadise, gergekte o hale gelebilmek igin sayisiz virajlar gizmi§ ve 

hep bu virajlarm bo§lugundan faydalanmi§tir. 

Firar hadisesinde Avusturyalilarm telkine uyarak, Krali kendisinden beklenmez bir atilganliga 

zorlayan (Mari Antuanet), i§in sir cephesini bile koruyamadi. DUn-iya turuna gikiyormu? gibi 

gama^irlar ve elbiseler mi is-^marlamadi, gantalar ve sandiklar mi yaptirmadi!.. Nihayet aralarinda 

gizli bir a§k dondiigU soylenen tsvegli asilzade (Fersen) vasitasiyle koskocaman ve goz gikarici bir 

araba yaptirdi. (16 nci Lui) bahsinde anlattigimiz yakalanma aninda da, tela§tan, kuru azametten ve 

bo§ rikkatten ba§- 

451 

ka bir incelik gosteremedi. Ne yapabilirdi? Kralind mayan, kendisinde mi olacakti? Kralin oniine 
gikip da: 

— Efendimiz; buradan daha ileriye gitmeyin, i 
Kadinlarimiz, gocuklarimiz!.. Onlari dU§UnUnUz ! 
Diye higkiran adama: 

— Ben kadin degil miyim; ben de anne degil mi-i 
yim? 

Cevabini vermekten ba§ka bir §ey beceremedi ve Krali (enerjik) bir harekete sUremedi. 
Krai, «Milli Meclis»in emir yazisini ^ocuklarinin uyudugu yataga birakinca, (Mari Antuanet) 
kagidi aldi buru§turup yere atti ve bagirdi: 

— gocuklarimi kirletmesine miisaade edemem bu 
kagidin! 

Parise doniince, ifadesini almaya gelen Meclis tah-ikikat heyetine §6yle dedi: 

— Krai gitmek istedi; ben de, gayet tabii olarak 



kendisine refakat ettim. Fransa'dan gikmak istemedigini 

bildigim igin beraber gitmekte mahzur gormedim. 

10 Agustos hadiselerinde halk saraya yiiklenip Krai Meclise siginmaya giderken (Marl Antuanet) 

muha-ifiz askerlerin zaferinden o kadar emindi ki, saray kadinla-irina: 

— Merak etmeyin! Biraz sonra gelecegiz! 
Demeye karar verdi. 

Nihayet kocasiyle beraber zindan... Eski (Tampili-ye) §6valyelerinin zulmet ve kasvet deposu, kale 
tarzin-idaki (Tampl) manastirinda ayri bir hiicre... Dort yam ta§ ve ancak gunduzle gecenin rengini 
gergeveleyen kiigiik pencereli bir hiicrede, bir kerevet UstUndeki yataginda, Avusturya Prensesi ve 
Fransa Krali^esi, gUzellik ve ince-ilik heykeli (Mari Antuanet)... Eski zevk ve sefahat, hafif-ilik ve 
ba§ibo§luk kadini, bu hiicrede, komiiriin toprak al- 
452 

nda pise pise elmas haline gelmesi gibi, istirabin elin-, n yontulmu§, piril piril i§ildamaya ba§lami§ 
bir maden jbi ^ikti. (Mari Antuanet)in mahut (Tampl) hiicresindeki uhi hayatmi, Fransiz 
muharrirleri, anlata anlata bitire-imezler. ^ocuklariyle bir arada bulundugu bu zindanda, geng ve 
gUzel Kralige, mevsimler boyunca yalniz agladi, kivrandi, dU§UndU, derinle§ti ve bir nevi istirap 
erginligi-ine ula§ti. Kocasmm giyotine gidi§ine burada §ahit oldu ve onu Meslisin hususi 
miisaadesiyle bu manastirm muhafiz kumandam odasmda, gocuklariyle kucaklayabildi. 
(Lui Kape)nin idammi yine mevsimler takip etti; Paris bahgelerinden buzlar gozuldu gigekler agti, 
yaprak-ilar sarardi, yapraklar dokiildii ve «Umumi Selamet Komi-itesi», guzel (Mari Antuanet)in 
incecik boynunu da giyo-itin satirma yatirmak kararmi verdi. (Konvansyon)dan 91-ikan emir: 
« — (Lui Kape)nin dul karisi hemen ve en gabuk §ekilde yargilansm?» 
(Danton)un politikasi, (Toskana) ve (Napoli) hiikiimetlerinin tarafsiz kalmalari mukabilinde, 
Avustur-yaya kar§i (Mari Antuanet)in hayatim saglamakti. Fakat son zamanlarda Avusturya bu 
mevzudaki miizakereleri kesince, vaziyet Krali^enin zarif ba§im tehlikeye du§uru-icu bir cereyan 
aldi. (Jakoben)ler ve (Komiin), Kralige et-irafmda gizli bir zindandan kagirma tertibini ileriye siiriip 
onun bir an evvel muhakeme altma almmasmi istiyorlar-idi. Ve muhakkak ki, Kralige, 
gocuklarmdan ayrilmaya ra-izi olsaydi, gizli bir te§kilat tarafmdan kagirilacakti. Anne-ilik!.. Razi 
olmadi ve neticesi malum... 

En hazini, kendilerinden ayrilmamak igin ba§mi tehlikeye koydugu gocuklarmdan en sevgilisini, 
erkek evladim koynundan koparip aldilar ve §6yle dediler: 

— ^ocuga zindanda kral terbiyesi veriyor ve onu bir (Tiran) olarak yeti§tiriyor! 
453 

^ocugu zindanm ba§ka bir hiicresine kaldirdila yanma, terbiyeci olarak (Simon) isimli bir vah§iyi 

ta ^ ettiler. Biraz sonra da Kraligeden kizmi ve goriirnces " ayirdilar. Kendisini de (Tampl)dan alip 

(Konsiyerjof 1 1 ! zindanma kaldirdilar. Pe§inden muhakeme... 

Tarihte, kanun, vicdan, hak ve hakikat kaatili sav cilarm en buyiigu, yahut en biiyiiklerinden biri 

olan (Fuk ye Fevkil), bedbaht Kraligenin hususi hayatmdan resmi tesirlerine kadar, ba§tanba§a iftira 

dolu bir ithamname dii-izenledi ve Kralige thtilal mahkemesi huzuruna gikarildi Fransiz 

tarihgilerinin «sefil» diye andigi me§hur (Heber) §ahitlik ederken, en zalim ve insafsiz Kralige 

du§manlari-ini bile tiksindirici ve merhametle doldurucu isnatlarda bulundu. Kraligeyi, erkek 

gocugunun terbiyesi uzerinde §ehvet oyunlarmdan hiyanet derslerine kadar igreng bir yol tutmu§ 

olmakla suglandirdi. O zaman, son gunlerde bembeyaz hale gelmi§ saglariyle bir asalet abidesi gibi 

duran Kralige, birdenbire arkasmi dondii, gozlerini dinle-iyiciler arasmdaki kadmlara dikti ve 

haykirdi: 

« — Biitiin annelerin vicdanmi takdire davet ede-irim!» 

Halk arasmda (Heber)e kar§i oyle bir nefret uguHtusu koptu ki, savci, ba§kan, uyeler ve §ahit, 

kipkirmizi kesilmi§, yere baktilar. 



Krali^e, gayet vekarli ve tesirli miidafaalanna ve thtilal ba§indan beri Fransa di§i hi^ bir 
muhaberesi olma-idigini ileriye surmesine ragmen «Di§ du§manlarla elele vermek, ig harbi 
koriiklemek ve thtilale kar§i durmak» is-^nadi altinda oliime mahkum edildi. 
Bazi Fransiz tarihgilerine gore, Kraligenin Avus-turyayla temas ve muhaberelerine dair sonradan 
meydana gikan vesikalar, Avusturyali; ve Fransanin selametini Krallikta goren kadinin vatan haini 
olmasini gerektirmez. Ve asil bir thtilal, bu Avusturya mail Prensesi Avusturya- 

,„ defetmekte, hareketlerin en dogrusunu bulurdu. Boyle irnami§ ve (Mari Antuanet) gibi bir 

havaiyi bir istirap krali^esi haline getirici, onu mazlumluk hiiviyeti iginde erdirici ve ulvile§tirici 

bir vah§et yolu tutulmu§tur. 

(Mari Antuanet), 38 ya§mda, bembeyaz saglariyle hitabet kiirsUsUne ^ikar gibi giyotine gikti; en 

biiyiik hey-ibet, teslimiyet ve asalet iginde incecik boynunu uzatti ve bigak dU§tU. 

Hayatmda kendisinden iliklerine kadar nefret eden ve onun son dakikalarmda agzmdan tek hakaret 

sesi 91-ikarmayan halk, elleriyle yUziinii kapami§, agliyordu. 

KUTUPLAR 

VE KURBANLARI 

Bir evvelki (Lejislativ - Te§rii) meclisin sol cenahi olan (Jironden)ler grubu, §imdi (Konvansyon 

Nasyonal) in sag kanadi... Kar§ilarmda da, Meclisin en yiiksek tepe noktasmda yer almalarmdan 

kinaye (Montanyar - Dagli) isimli Tepeliler, Yaylacilar... (Jironden)lerin ismi, Fran-isanm (Jirond) 

adli bir ta§ra havzasma bagli olmalarmdan geliyor. 

Evvelce §iddetli bir Krallik aleyhtari olan (Jiron-den)ler, 10 Agustos hadiseleri ve Paris 

hapishanelerinde-iki EylUl kitallerinden sonra fikir degilse bile tavir degi§-itirmi§ler ve Kralm 

idamma muhalefetten ba§layarak thtilali muvazene ve selim akla kavu§turmak, itidallendir-mek 

tezini korur olmu§lardi. Onlarca thtilal, (doz)unu, ki-^vamim bulmalidir ve arti zulUm defterini 

kapayip milli ve insani gapta fikir ve ruh temelleri Uzerine oturtulmalidir. Tek kelimeyle, 

olgunla§tirilmali, be§erile§tirilmeli... 

Evvelki Meclisin (Jironden)lerden daha ileri ifrat-^isi (Montanyar)lar ise, (Konvansyon) 

Meclisinde, onla- 



454 

455 

nn saga gegmesine kar§ilik, daima soUarm solu ve ifrat larm ifratgisi... 

(Jironden)ler, maddi ve manevi manzaralariyle h simlarmdan 90k ayri... Hemen hepsi, fikir, ilim ve 

kiilti adami... Hatip, filozof, edip, alim... Bu vasiflara gore d kibar tavirli ve UstUn terbiyeli... 

Hepsinde 18'inci asrm zarafeti markala§mi§... Geni§ yakali, agir kuma§li elbise-iler, ge^itli fantezi 

yelekler, pudrali bembeyaz saglar... 

(Montanyar)lar ise tam dagli kilikli ve yabani ruh-ilu... Pudrasiz, dola§ik, riizgarla dalgalanan 

saglar, vah§i baki§lar, dik ve nezaketsiz tavirlar, mUthi§ bir gozUkara-lik ifadesi ve kiiltUrsUzliik 

hali... 

Bu iki grup arasmda da, 749 ki§ilik Meclisin iigte ikisi (500 mebus) tutannda ve kah o taraftan, kah 

bu ta-iraftan, biiyiik miitevassitlar kiitlesi, govde kismi... Umu-imiyetle ne istedikleri bilinmezler 

kalabaligmi te§kil eden bu gogunluk, (Montanyar)lari di§leri bilenmi§ ve kana su-isami§ gordiikge 

(Jironden)lere, onlarm tavizcilige kaydi-igmi sezdikge de (Montanyar)lara meyilli... Fakat Eyliil 

kitalleri, Belediye istipdadi ve her taraftan tutmeye ba^la-iyan kan buhari, onlara (Jir6nden)leri daha 

sevimli goster-imeye ba§lami§tir. 



Birinci ve tkinci Mecliste bulunmu§ ve ifratgilann ba§lan taninmi§ olan ayn gruplardan 
(Robespiyer) ve (Petyon) gibiler, Ugiincu Meclis (Konvansyon)un da igin-ide... (Biizo), (Siyes), 
(Rabo Sent - Etyen), (Greguar) ve-isaire de ilk Meclisten sermaye... 

Bu defa Paris mebuslari (Robespiyer), (Danton), (Kolo d'Erbua), (Biyo Varen), (Kamiy Demulen), 
(Mara), (Lojandr), (Fabr d'Eglantin), (David) ve (Diik d'Orlean)-Bunlar arasinda Krai ailesi kani 
ta§iyan Diik o giiliing adamdir ki, Belediyeden soyadinin degi§tirilmesini iste-imi§ ve kendisine 
«miisavat» manasina (Egalite) adi takil-imi§tir. 

Meclisteki bu grupla§malardan ba§ka ve ayn ola-irak, di§arida da birtakim fikir ve politika 

gevreleri, siyasi 

Meclisteki bu sag ve sol kutuplar, daha ziyade sol kutup ve ana govde kadronun ileri gelenleri, 

umumiyetle iki siyasi kulUbe bagli... (Jakoben)ler ve (Kordelye)ler kulUpleri... UgiincU kulUp 

(F6yyan)lar, ortadan silinmi§-itir. tsimlerini, iglerinde toplandiklari iki manastir adina borglu bu 

kuluplerden (Jakoben)ler, (Montanyar)lar parti-isi ve (Robespiyer)in tesiri altinda... (K6rdelye)ler 

ise dogrudan dogruya (Danton)un yolundakiler ve nisbeten (Jironden)ler, partisine yakin... Buyiik 

ihtilalin muhte§em sesi (Danton), hemen hepsi (Montanyar) Paris mebusla-irindan oldugu halde 

tarn olarak ne birinden, ne obiiriin-iden... Sadece ikisi arasinda, kendi miistakil yolunda ve onlari 

birbirine yakla§tirmak gayretinde... 

Neticede (Jironden)ler bir kulub gevresinde olmak-isizin ayn bir grup ve tamamiyle 

(Montanyar)lara kar§i... Kadrosu da, reisleri makamindaki (Brisso) ve gudiicu ka-ifalar olarak 

(Vernyo), (Petyon), (Luve), (Gode), (Janso-ne), (Janar), (Barbara), (Rolan), (Klavyer do Servan) 

ve-saireden ibaret... Me§hur fikirci (Kondorse), (Siyes), (Ra-be Sent - Etyen), (Diiko), (Kambon), 

(Korno), (Turyo), (Kuton), (Merlen do Tiyonvil) gibileri de tkinci Meclis-iten miidevver taninmi§ 

isimler... 

Saglari pudrali (Jironden)lerin, ba§ta (Robespiyer) ve (Danton), ifratgilara ihtari: 

— Siz, Fransanin igtimai nizamini ve kok yapisini 
bozmak istiyorsunuz ! 

(Montanyar)larin da, ba§ta (Brisso), (Vernyo) ve (Rolan), itidalcilere beyani: 

— Siz, bir ig harp dogurup Fransayi birtakim cum-i 
huriyetlere bolmek ve bu sayede birligi bozmak suretiyle 
Kralligi yeniden kurmak istiyorsunuz! 



456 

457 

(Konvansyon)un daha ilk toplantilarmda, iki 2n arasindaki bari§maz aykinlik meydana gikti. (Jirori 

den)lerden me§hur (Vernyo) kiirsuye atladi, (Robesn' yer)e kar§i atip tuttuktan sonra (Mara)yi i§aret 

etti: 

« — Paris hapishanelerindeki binlerce miidafaasiz siyasi tutuklunun kellesini uguran Eyliil kitali 

kahraman-ilarindan (Mara), i§te kar§imda, millet vekili sandalyesin-^de oturuyor!» 

Ta§, dogrudan dogruya (Montanyar)lara ve en ba§-ita gizli rejisor (Robespiyer)e... 

(Mara) kalkti; bu kadar agir bir yiikiin altindan talakat kuvvetiyle siynlmayi denedi ve haykirdi: 

« — Millet haklarini korumak igin, gerektigi zaman kan dokmeye de ihtiyag dogabilir.» 

Ah, §u millet kelimesi ve onun uzaktan bakip gu-ilen hakikati!.. Hak ve haksizlik, her §ey, 

kendisini, bu se-isi gikmaz, ancak nabzi duyulur, esrarli hiiviyete yama-imak ihtiyacinda... 

(Jironden)lerle (Montanyar) arasindaki kapi§ma, bir nevi, Paris ve ta§ra meselesi halinde... Sanki 

ta§ra Fransasi, merkezin diktatoryasina kar§i barikat kurmak istiyor... (Jironden)ler de kendilerini. 



mensup bulundukla-ri havzayla beraber biitiin ta§ra Fransasmin temsilcisi say-imakta... O halde 

yekpare bir ta§ranin Parisi ezmesi lazim... Fakat nerede? Yekparelik, o anda thtilalin bozdu-igu 

§ey... 

Gruplardan bin, biitun otoriteyi tek hizip, hatta tek fert etrafinda toplamak ister gibi tavir aliyor, 

boylece dik-itatorlukle suglandinliyor; obiirii de Fransayi kurtarmak isterken vatani bolmekle itham 

ediliyordu. 

Nihayet (Danton)un, iki tarafi uzla§tirma gayreti iflas edince o da (Jironden)lerin du§manlari safina 

geger gibi oldu. 

Artik her vesile kutuplar arasinda kapi§ma sebebi-458 

^ir, (Jironden)lerden (Luve), Tepelilerin tepesi (Robespi-ver)e bagiriyor: 

« — Seni itham ediyoram! Saf ve halis, igleri iimit ve giiven dolu vatan gocuklarini aldatmakla!.. 

Seni itham ediyoram! Halk arasmda kendine bir mabut derecesinde itibar kazanmaya gali§makla!.. 

Seni itham ediyorum! Devlet ve hiikiimeti nefsine inhisar ettirmenin yolunu ara-imakla!..» 

Hile ve (taktik) ustasi (Robespiyer)in sekiz gUn miihlet isteyerek verdigi cevap yalanlarla doluydu, 

fakat Meclisi kandirdi ve rey baliklarmi yalan oltasiyle avlaya-ibildi. 

Kralm idami... Kutuplarm arasi biisbiitUn agik... 

Smirlarda maglubiyet UstUste... Kutuplar neredeyse birbirini giy giy yiyecek... 

Memleket igi kari§ikliklar, (Ter6r-Deh§et) devri ve thtilal mahkemesi... 

(Vernyo) kiirsUden haykirdi: 

— Bu Enkizisyondur! 
(Kambon) gUrledi: 

— Sakmmiz! Boyle bir mahkeme kurarsaniz bu 
vatanda higbir namuslu fert memleket hizmetini kabul et-i 
mez! 

i§te, BUyiik Fransiz thtilalinin, asil kendi kendisini yemesi §eklindeki zulUm defteri agilmi^tir. 

HURRiYET ISTIPDADI 

Ba§ta da dokundugumuz gibi, BUyiik Fransiz thtilalini yazmadigimiz, sadece onun zulum 

defterindeki insanlarm hayat ve akibetlerinden birkag gizgi ve mana belirtmeye gali§tigimiz, bu 

bakimdan, oniindeki §ahislarm fonu olarak thtilali de kaim hatlarla tablola§tirdigimiz bu 

459 

fasilda (Jironden) ve (Montanyar) kutuplan arasmdak' miicadele, hakikatte thtilalin biitiin hikayesi 
ve rahu olu yor. Onun igindir ki, bu miicadelenin biiyiik §ahsiyetle serisi halindeki mazlum 
kurbanlarmi, ayri ayri degil de kutuplar arasi bogu§ma zaviyesinden, thtilalin cereyan kanallari 
iginden takip edebiliyoruz. 

thtilalin, yerle§me ve kendini bulma noktasmdan di§ olu§ safhasi, (Konvansyon)a kadar, Birinci, 
tkinci ve UgiincU Meclisler boyunca Ug devre gizer: 

1 — tlk hamle ve yava§ yiiriime... (Halkta biiyiik 
iti§, onciilerde kiigiik ilerleyi§) 

2 — Tereddiit ve smirlanma... (Halkta kaynayi§, 
temsilcilerde frenleni§) 

3 — §iddet ve atilma... (Giidiiciilerde saldiri§ ve 
yiki§, halkta hayret ve deh§et) 

Birinci devrede ba§ rol halkta, ikincisinde hig kim-isede, iigiinciisiindeyse giidiiciilerdedir. 

t§te (Jironden)ler ve (Montanyar)lar grupla§masi, bu iigiincii devrede, artik tnkilaba halk emrinde 

muvaze-ineli bir §ekil vermek isteyenlerle, onu sonsuz bir yikicili-iga ve merkezi fert tahakkiimiine 

gotiirmek gayesini besle-iyenler arasmda korkung bir hengame... 

1793 ba§mdaki, hemen hepsi (Jironden)lerden iba-iret «Umumi Selamet Komitesi» iistiiste ordu 

hezimetle-riyle itibarmi kaybedip bu itibarsizlik (Jironden)lere sira-iyet edince, Milli Meclis, ayni 



senenin ilk bahannda 9 ki-i§ilik bir «Umumi Selamet Komitesi»nin te§kiline karar verdi. Bu 
komite, Gegici tcra Kuvvetleri Heyetinin, yani hiikumetin ustunde olacak, gerekirse onun 
kararlarini ip-^tal edebilecek ve ona her tiirlii emri verebilecekti. Yani, uzerinde Meclis ve 
Hiikumetin vasiilanni toplayarak meydana gelen, ikisi arasi, saiiici iiiikiimet... Gegici icra 
Kuvvetleri Heyetiyse bunlarin §ube miidiirleri... Komite-inin 9 azasi sirasiyla reislik edecekse de 
gergek ba§ ve 
460 

ba§kan (Danton)... Kuvvet iki kutup arasi miitevassit ziimrenin elinde; fakat ana fikir istikametleri 

bu iki ku-itupta toplandigina gore, birinden birine meyletmek zo-irunda... 

(Danton), ba^langigta Meclise hakim goriinen (Ji-ironden) lerle, sert hamlelerine set gekilmesi 

imkansiz (Ivtontanyar)lari telif edici bir yamali bohga politikasi tut-iturdu ve (Montany) aleti, asi 

Belediyeyi dizginlemeye ga-ili^ti. Fakat onlarla mUthi§ bir yikici, (Jironden)lerle de koruyucu 

goriinmekten kendisini alamadi. §eytanm akil hocasi (Robespiyer), goziinu (Danton)un yerine 

dikmi§, vaziyeti koUuyor ve Belediye Meclisinin e§kiya ifratgila-rmi, istedigi zaman kafeslerini 

agabilecegi kaplanlar gibi elinde bulunduruyor. 

Nitekim gok gegmeden Belediye §ubelerinden biri, Meclise umumi bir «mahzar» dayadi: 

« — Milli Mecliste gogunlugu ellerinde tutan (Ji-ronden)ler millet du§manidir ve Fiansayi satmak 

yolun-idadir!» 

(Robespiyer), Belediyenin beyanmi dogrulamak igin uzun bir nutuk verdi ve §u noktaya vardi: 

« — (Jironden)ler Fransanm du§manlariyle ortak-itir!» 

Ve ilave etti: 

« — Ba§ta Kralige, biitiin vatan hainlerinin muha-ikeme altma almmasmi Meclisten dilerim!» 

(Vernyo) cevap verdi: 

« — Bizi itidalci fikirlerimiz yiizunden suglandiri-iyorsunuz! Halbuki te§ekkur etmelisiniz! Siz ve 

biz, zuhu-iru yakm bir ig muharebede mahvolacagiz! Biz, sukutumuz ve itidalimizle vatan 

hizmetine layik oldugu-imuzu gosterdik! Bazi adamlar, vatanseverligi, ba§kalari-ina cefa 

gektirmekten, g6zya§i dokturmekten ibaret bili-iyorlar! Yanli§! Boylelerini halkm refah ve saadetini 

sag- 

461 

lamak yolunda gali^maya davet ederim! Herkesin kort ve deh§etle baktigi bu Meclisin bir sevgi ve 

limit merke olmasmi dilerim! tnkilap, korku ve deh§et yolundan k male eri§ir sananlara haykirmak 

isterim ki, ben onu a§kl ahenk ve birlikte neticeye ula§tirmak davasmi gudenle/ denim !» 

(Vernyo)nun, biitiin (Jironden) g6ria§ ve felsefesini kalipla§tiran bu tesirli sozleri Meclisi zaptetti. 

Daha ilen gidilseydi, belki (Montanyar)lar olanca telkin ve niifuzla-irmi kaybedeceklerdi. Fakat 

itidalcilerin edep ve medeni mizaglari buna engeldi. Sadece azililardan Mara'nm Paris halkma bir 

beyannamesini Mecliste okumakla yetindiler. 

§6yle bir beyanname: 

— «Yakm, yikm, kesin, kirm, vurun, devirin, ta§ iistiinde ta§ birakmaym!» 

Meclis, hemen Mara'nm tevkifine ve beyanname-^nin biitiin Fransada te§hirine karar verdi. 

ifratgilardan lOO'ii a§km mebus memuriyetlerle ta§rada bulundugu igin cepheleri bir anda kuvvetsiz 

kalmi§ti. 

(Mara) birkag giin sonra thtilal Mahkemesi huzu-iruna gikti. Fakat (Robespiyer) bo§ durur mu? i§gi 

ve ayak takimi yigmlarmi mahkeme oniine siirdiirdii. Bunlar ba-igirdilar: 

— (Mara) yi oldiirmek istiyorlar! Asia razi degiliz! 

(Mara), muhakeme salonunda hakimlere hitap etti: 

« — Duyuyor musunuz? Oldiireceginiz adam hiirri-iyet mazlumudur!» 

(Jiiri) miizakere odasma gekildi; ve Mahkemeden, sirtlanm ceylan dogurmasma benzer bir karar 

gikti: 



— BeraetL 

Sokaklarda numayi§, tezahiir, alki§: 

— Ya§asin Mara! 

(Mara) Mecliste bir kahraman tavriyle yerine otur-idu ve (Jironden)lere bakip mirildandi: 

« — §imdi hepsi benim elimde! Onlari da benim ibi alayla gezdirecekler! Fakat Meclise getirmek 

igin de-igil giyotine goturmek i9in...» 

Bu manzara, Meclis di§i tesirlerle (Jironden)lerin ueZimeti demekti. tfratgilar cephesinden hiicum 

devam ediyor. Paris belediye reisi (Pa§), Meclise gelerek «Biros-socular» denilen (Jironden) erden 

21 mebusun vazifeleri-ine son verilmesi i^in tertipledikleri umumi «mahzar»i okudu. Ha bizim 

tefessUh devri yenigerilerimiz, ha 18'inci Asir sonu thtilal devresinin Paris Belediyesi!.. 

itham: 

— (Jironden)ler Fransayi ufalamak ve bolUm bo-ilUm ayirmak istiyor; bir ig harp dogurmak istiyor! 
Parise iftira, bazi ordu hainleriyle birlikte vatana ihanet ediyor. 

21 mebusun isimleri okunduktan sonra, listede is-imi bulunmayan bir (Jironden) ayaga kalkti ve §u 

yakici sozleri soyledi: 

« — Efendiler, tevazu ve algak gonuUuluk bir dev-ilet adaminin §iari olmasaydi, bu listeye benim 

adimmda girmesi §erefini sizden isterdim!» 

Artik, ipleri (Robespiyer)in elindeki Belediye Meclisi, Milli Meclisin tepesinde ve en azgm 

istipdatgi tavrmda... (Bordo) mebuslari, Meclis, Belediyenin tahak-ikiimiinden kurtulamayacaksa 

biitiin (Bordo) halkmm Pa-irise yiiriiyecegini bagira dursunlar... «Umumi Selamet Komitesi» de 

fel^li; giiya Belediyeye hak vermiyor, fakat harekete de gegemiyor. O an, (Komiin) isimli Belediye 

Meclisinin (Konvansyon)dan da, hiikumetten de kuvvetli oldugu ve «hurriyet devrimciligi» yaftasi 

altmda her biri 1000 krala bedel bir istipdat halkasi kurdugu, bunun da, Tepelilerin tepesi 

(Robespiyer) eliyle idare edildigi, orta-ida... 



462 
463 

ESiR MECLiS 

Nihayet Belediye Meclisi, Milli Meclise kar§i apa 91k isyana karar verdi. Paristeki askeri birliklere, 

kendi adamlarmdan (Bulanje) isimli birini ba§kumandan tayin ettiler. 

Vaktiyle (14'uncu Lui) nin soyledigi gibi, §u de-imekti bu hareket: 

« — Devlet benim !» 

(Jironden)ler bu vaziyet kar§ismda §ahlandilar: 

— Millet miimessilleri sifatiyle Belediye Meclisi-i 
nin vazifesine son verelim! 

Boyle bir te§ebbUs, ig muharebe olurdu; belki de tnkilabm selameti noktasmdan §artti. Fakat goze 
alamadi-ilar. 

«Umumi Selamet Komitesi» i§e kari§ti ve Belediye Meclisini tasfiye edecegine, 12 iiyeli bir tahkik 
heyeti kurmayi uygun buldu. Heyeti (Jironden)ler te§kil etti. He-iyet, Belediye Meclisinin 
cinayetlerini tek tek sayici ve gizli tertiplerini agiga vurucu raporunda, Milli Meclisi koruyan 
askerin gogaltilmasmi ve bilhassa me§hur (He-ber)in tevkifini istedi. Eyliil kitallerinin 
kahramanlarm-idan, ifratgilarm en keskinlerinden ve Belediye Meclisinin en zehirli 
ki§kirticilarmdan me§hur (Heber)... (Konvans-yon), heyet raporunu benimsedi ve Belediyeci 
ba§serker-de (Heber) i yakalatti. Sakat Belediye Meclisi hemen kar-i§isma dikildi: 

— (Heber) i derhal saliveriniz! 



(Jironden)lerden (isnar) kiirsUde: 

« — Paris Belediyesinin her giin yeni bir §ekil alan isyanlari Mill! meclisin niifuz ve haysiyetiyle 

oynamakta devam ederse, Paris diinyadan silinecek ve (Sen) nehrinin kenarinda boyle bir §ehrin 

varligina delalet edici hig bir eser kalmayacaktir!» 

464 

Meclis, (isnar)in arkasindan giderken «Umumi Selamet Komitesi» i§i tatliya baglamaya kalkti; 

(Heber) in saliverilmesini ve tahkik heyetinin dagitilmasini (Kon-vansyon)a kabul ettirdi. Ertesi 

giinii de bu karar kaldiril-d!. Tattaravalli!.. Bir o taraf gekiyor, bir bu taraf; ve Fran-isiz milletini 

temsil eden Meclis, gildirmi? bir ibre gibi, kadranindan firlayacak bir §a§kinlik belirtiyor. «Umumi 

Selamet Komitesi» ise (Danton)un araci siyasetiyle, bir taraftan a§iri (Montanyar)lardan be§ini 

kadrosu igine ali-iyor. Bunlar arasinda (Sen Jiist), (§esel), (Ramel) gibi tarn 

azililar... 

Paris Belediyesi, vaziyeti sezdi ve agir basabilmek igin biiyiik bir isyan davrani§indan ba§ka gare 

kalmadigi-ina hiikmetti. 

31 Mayis gecesi (1793) Parisin biitiin gan kuleleri, durgun suya dag biiyuklugunde ta§lar 

atiliyormu§casina, havayi tung urpertilerinin halka halka dalgalariyle ke-mentlendi. Paris Belediye 

§ubelerinin murahhaslari, eski Piskoposluk binasinda toplandilar. Burada birkag aydir, Belediye 

emrinde, thtilale kar§i bir ihtilal komitesi 5aava-ilanmi§ti. Komite, ilk i§ olarak Parisin di§ariyle 

baglantisi-ini kesti. i§te §imdi, binlerce gan sesinde §u daveti ginlati-iyor: 

— Paris halki! Toplan! 

Heyet sabaha kar§i Belediyeye giderek, idare heye-itini lagv ve yeniden ihtilal cemiyeti olarak 

te§kil etti. Pe§inden, beylik yemin: 

« — Bir ve bolUnmez Cumhuriyete sadik kalacagi-imiza, mukaddes hiirriyeti, mukaddes e§itligi, 

mukaddes can ve mal emniyetini koruyacagimiza, Cumhuriyetin, gerektirdigi birlik temelini 

kuracagimiza and igeriz!» 

465 

Postahaneler zaptedildi, postalar tutuldu, mele tuplar agildi. Hasili o devre gore memleket igi biitiin 

h berle§me vasitalarina el konuldu. Paris Belediye Dairele ri, bugUnkii (Eyfel), kulesinden daha 

uzun bir siriga isyan bayragini gekti. 

^an sesleri ba§layinca, Milli Meclise dogru bir ko-i§u§ma... Mebuslar toplandilar. Paris Belediye 

Reisi (Pa§)i Meclise gagirttilar. Geldi ve Meclis kiirsUsUne gi-ikip haykirdi: 

« — Evet; Paris Belediye Daireleri manevi bir inkilap pe§indedir!.. Bu, tnkilabin hakikatidir. 

Hemen §imdi tahkik heyetinizi dagitin ve Belediyenin istedikleri-ine ba§ egmek zaruretini kabul 

edin!» 

Korku biiyiik ve tepki zayif... Biraz sonra biitiin Belediye Daireleri adina Meclise gelen heyet 

baklayi ag-izindan gikardi: 

— (Jironden)lerden 22 mebusun tevkifini istiyoruz! 

Artik her §ey belli oluyordu. tnkilabi dizginlemek isteyenlerle (Jirondenler), mutlak bir yikiciliga 

gotiirmek isteyenler (Montanyarlar), arasindaki miicadelede ifratgi cephe davayi kazaniyor ve 

obiiriine daragacinm yolu go-iriinmeye ba§liyordu. Bu tertibin de eleba§ilari Meclisin iginde 

olduklari halde, tepki giiya di§aridan geliyordu. 

ihtilalci zarifler kalabaligi (Jironden)ler api§tilar; araci (Danton) kumandasindaki «Umumi Selamet 

Komi-itesi» ne yapacagmi bilemedi; Belediye miimessilleri me-ibuslarm igine kari§tilar, Meclis 

kadrosu belirsiz hale geHdi ve gorba tamamlanmca, perde gerisi biiyiik rejisor, Te-ipelilerin tepesi 

(Robespiyer) kiirsiide evvela «Umumi Selamet Komitesi»ni yikmak ve onu eline gegirmek 

yo-ilundaki hirsmi belli etti. Komiteyi yerin dibine gegirir ve onu cansizlik ve yonsiizliikle 

suglandirirken lafm uzadigi-ini goren, itidalci (Vernyo) ona bagirdi: 

— ^ok uzattmiz, neticeye geliniz ! 



(Robespiyer) yilan isligi sesiyle cevap verdi: 

« — Neticeye gelecegim ve bu sizin aleyhinize ola-icaktir!» 

Meclis, (Robespiyer)in, vatana ihanet sugiyle tev-ikiflerini istedigi 22 (Jironden)in tutulmasini 

kabul etme-idi, fakat mahut tahkik heyetini kaldirdi. Hezimet;ve ifrat-Ci cephenin zaferi tamam... 

ifratgilar hesabina ise heniiz nihai kivam tamam degil... 

Taraflar memnun... Meclis, haysiyetini korumu§ oldugu kanaatinde... A§iri ifratgilar §imdilik bu 

kadarma razi goriinmekte ve pusuda... O gece her taraf aydmlatiHdi. Anla§ma §erefine §enlik... 

Hemen arkasmdan (Robespiyer) kiirsude: 

« — 31 Mayis hadiseleri gayesine ermi§ degildir ve aldigi neticeye gore kifayetsizdir!» 

Belediye Meclisinin iddiasi: 

— Aldatildik ve elgabukluguna getirildik! 
Meclis tamamiyle niifuzsuz, hiikiimet komitesi ise 

silahli halkm oyuncagi ve ayrica kuvvet te§kilatmdan mahrum... 

(Mara) Belediyeden halka hitap ediyor: 

« — Silahlarmizi birakmaymiz, zafer elde edilince-iye kadar hazir bulununuz! (Jironden)ler mutlaka 

temiz-ilenmeli!» 

Ve aktorlUgUne son ve mUthi§ bir numara ekledi. Belediyenin gan kulesine ^ikti, kendi eliyle gan 

galmaya ba§ladi. Te§ebbUs, hamle, gayret, aksiyon ne demektir; bu, gozU d6nmU§ insanlardan 

ogrenmek lazim... 

(Mara)nm elleriyle ^aldigi ^an biitUn Parisi Urpert-iti; Mill! Meclis, davetsiz toplandi ve miizakere 

a^ildi: 

— (Jironden)ler, ne olacak? Onlari feda edecek mi-iyiz? 

— Onlarm aleyhlerinde bulunanlar iddialarmi ispat 
etsinler! 



466 

467 

— Biz (Jironden)ler, Paristen intihap dairelerin^ gidelim ve oradan askeri kuvvetlerle gelip Meclisi 
kurt ralim! 

— Hayir! Biz (Jironden)ler, yerlerimizde, Pariste kalalim ve her §eye burada gogUs gerelim! 
Tepeliler pusuda... 

Milli kitalar kumandani, §afak vakti, Meclisin top-ilandigi (TUileri) saraymi askerle sardi. Ne 
igeriden di§ari-iya, ne de di§aridan igeriye yol... thtilalin Meclisi esir. 
Bir mebus kiirsUye gikti: 

— Canimizi di§imize takalim, Belediye Meclisiyle 
ona bagli biitUn te§ekkUlleri yikalim, bunu biitUn Fransa- 
ya haykiralim ve ba§imiza ne gelecekse katlanalim! 
Belediye heyeti geldi ve kiirsUye atladi: 

— Son defa olarak ihtar ediyoruz: (Jironden)leri 
tevkif ediniz ! 

Meclis reisi (Malarme) cesaretle atildi: 

— Aramizda hainler varsa meydana gikarmiz! Fa-i 
kat lafla degil, vesikayla!.. 

ilk defa bir ses: 

— (Jironden)ler mebusluktan istifa etsin! 



Pe§inden «Umumi Selamet Komitesi»nin raporu: 

— Tevkif, hayir; gegici olarak istifa etmeleri uygun 

olur! 

Birkagi derhal istifa etti. Bin haykirdi: 

— Ne istifa, ne de gegici uzakla§ma! Ne olacaksa 
olsun! 

Bir ba§kasi da §6yle yiikseltti sesini: 

— Meclis, mebuslan istifaya davet yetkisine malik 
degildir. Sugu olana mahkeme ve olUm! 

O esnada Meclise halk akim... Kapilara kadar tu-itan halk... Di§anya gikmak isteyen mebuslar yiiz 
geri!-Nerede Milli kitalar? HUkiimet Komitesi Uyeleri de gika-imiyor. Ne meclis, ne hiikiimet!.. 

(Danton) gUrlUyor: 

— Millet tahkir edildi! Hakaret tamir edilsin! 
(Barer) tepiniyor: 

— Esirlerden mebus olamaz! Buna yeltenenler 
idam edilmeli! 

(Robespiyer) ise biyik altindan gUlUyor. Askerin kumandanini miizakere salonuna ^agirdi-ilar. 
Gelmedi. (Barer) kiirsUye firladi: 

— HUr oldugumuzu ispat edelim!.. Hep beraber 91-1 
kalim, silahli kuvvetlerin igine girelim! MUzakerelerimi-i 
ze orada, millet ve ordu i^inde devam edelim! 

Hep beraber giktilar, asilerin arasma katildilar. Otuz kadar gizli rejisor, yani (Montanyar)lardan bir 
grup, yerinden kipirdamadi. Asiler, aralarma giren mebuslara alayli bir saygi tavri gosterdi. 
Kumandan mebuslara hitap etti: 

— Hiyanetleri ileri sUriilen mebuslan tevkif ve tes-i 
lim etmezseniz silahli kuvvetleri dagitamam! 

Ve toplar Meclise dondiiriildii. Meclis tamamiyle maglup, en feci hezimet tavriyle yerine dondii. 
(Robespi-iyer) ve (Mara)cilardan biri kalkti ve bulundugu yerden haykirdi: 

— Sade 22 mebusun degil, bunlarla beraber 12 ki-i 
§ilik tahkik heyeti Uyelerinin ve hiikiimetten (Klavyer) ile 
(L6br6n)Un de tevkifini istiyorum! 

? Ve meclis, (Jironden)lerin en gUzide 22 mebusiyle beraber, hiikiimetten istenen iki uyeyi de feda 

ederek 29 mebusun tevkifine karar verdi. 

Cebir altinda irzini takdim eden kadinin hali... 

ihtilal, belli ba§li bir (klik) tarafindan o an igin ayaga du§urulmu§; ve hem Meclis, hem hiikiimet, 

biitUn devlet §erefi taban altinda gignenmi^tir. Sefil §ahis ihti-iraslannin yolu, diinya durdukga 

budur! 



468 
469 

GiYOTiN 

Tutuk (Jironden)lerden nazir makaminda bi hiikiimet iiyesi, gardiyanlar ve jandarmalar refakatinde 
her giin Komiteye gelip bir taraftan da nazirlik vazifesini gormek gibi akil almaz bir acaiplige 
mevzu olmakta Her §ey o kadar kari§ik ve tezat, bu derecede biiyiik Vilayetlerde isyanlar ve bir 
takim mevkuf (Jironden)lerin firari... Vilayetleri merkeze simsiki baglamak igin ^ikari-ilan 1793 



Anayasasi... (Montanyar)lann programi mahi-iyetindeki bu kanuna ragmen, heniiz Tepeliler tam 

manasiyle tepe noktasini tutabilmi§ degiller... G6rulme-imi§ bir karga§alik iginde sistemle 

yiiriiyorlar ve ilk hedef olarak «Umumi Selamet Komitesi»ni koUuyorlar. Harp naralari da §u: 

— Mevkuf (Jironden)ler aleyhine §iddetli tedbirler alinmadan ve tezatlar kokiinden kazinmadan 

higbir netice elde edilemez ! 

Artik (Montanyar) eline gegmeye ba§layan Meclis, yeni Anayasayi §iddetle-Jenkit ettigi igin, 

filozof (Kon-dorse)yi teklif etti. Ayni giiniin gecesi, (Jakoben)ler kulu-ibunde (Danton) ile 

Hukumet aleyhinde zehir gibi nutuk-ilar... Nihayet Meclis, ifratgilar emrinde en biiyiik adimini atti. 

«Umumi Selamet Komitesi»ni du§urdu ve yerine en azililardan 9 ki§iyi segti: 

(Sent Andre), (Sen JUst), (Barer), (Gasparen), (Kuton), (§esel), (TUryo), (Priyor), (Rober Lende); 

ve bir miiddet sonra birinin istifasiyle bizzat (Robespiyer)... (Karno), (Biyo Varen), (Kolo d'Erbua) 

gibileri de girin-ice, i§te, tarihin «BUyUk Komite» diye andigi olUm ve deh§et makinesi kurulmu? 

oldu. Makinenin biitUn aletleri (Robespiyer)in elinde... 

Birdenbire patlayan vilayet isyanlari... Bunlari «demir ve ate§le bastirmak» karan ve muvaffakiyet. 

•• 

470 

gergekten demir ve ate§ altmda itaate alman memleket ve koparilan ba§lar... 

(Teror) devri agilmi§tir. thtilal artik ig tezatlarmi tasfiye etmi§, onlarla bogu§ucu ve oniine gikani 

pargala-iyici bir canavar agzi haline gelmi§tir. Bunun igin de, kemmiyet halinde her gUn UstUste 

yigilan hesapsiz kelle-ilerin tepesine keyfiyetlilerini eklemek, boylece itidal ve selim akla kar§i, 

inkilabm zulUm defterine en kanli kayit-ilan gegirmek lazimdir. 

(Jironden)ler ne gUne duruyor? 

Bir inkilabm, kendi igindeki itidalli fikir grubunu topyekun mezbahaya gonderecek kadar gozU 

kizmi§ hale gelmesi?.. Tarihin biiyiik idrak acilarmdan biri... 

§6yle bir bahaneyle ba§ladi: 

Higbir hayvanm, kendisi kadar yirtici, sade yirt-imak igin yirtici olamayacagi (Mara)yi, 

(Jironden)ler hav-izasmdan gelen (§arlot Korde) isimli bir geng kiz, evine gidip banyoda hangerle 

oldiirdii. Yani bir ceylan, sirtlani, yikanirken vurdu. Geng ve gUzel kiz (Jan Dark)imsi bir duyguyla, 

Fransanm, biitUn olgiileri ta§iran halinden mii-iteessir olmu§ ve bu halin ba§ sorumlularmdan bildigi 

(Mara)yi, Parise kadar gelip 6ldUrmU§tU. 

Kizi bir hafta iginde muhakeme iginde muhakeme ve idam ettiler. Vatan timsali sayilan (Mara)yi 

da, muhte-i§em bir cenaze alayi ile bugUn tepesinde «Vatan biiyiik adamlara minnettardir» yazili ve 

igine biitiin Fransiz bii-iyiiklerinin cesetleri dizili, (Panteon)a kaldirdilar. 

Geng kiz, (Jirond) isyaninin merkezi olan bir yer-iden geldigi igin de hareketi ve sugu 

(Jironden)lere yiikle-idiler. (Konvansyon) ba§ kaldirma hareketlerine katilmi§ mebuslan vatan haini 

ilan etti ve bunlarin, ele gegecekleri 

471 

yerlerde muhakemesiz idamlarina karar verdi. Mevkuf bulunanlara gelince, bunlardan onbirinin 
suglandirilmak rina hiikiim gikti. Tam o siralarda ordulardan gelen fena haberlerin de tesiriyle, bir 
iq imha cereyani her tarafi sar-^di. Kraligenin thtilal Mahkemesine gikarilmasi, (Bur-bon)lardan her 
ferdin siiriilmesi karan, (Sen Deni)deki Krai ailesi lahitlerinin tahribi, kanun di§i edilenlere ait 
mallarin zapti, hep bu sirada... Ve (Teror) resmen Mec-ilisge tasdik edilecek, bir thtilal ordusu 
kurulacak, thtilal Mahkemesi dort §ubeye ayrilip haril haril gali^acak, Fran-sada §iipheli kim varsa 
yakalanacak! 

3 Ekim 1793 tarihli kararnameyle, mevkuf 21 (Ji-ronden) mebus, thtilal mahkemesi huzurunda... 
tddia makami, vasiflarini evvelce kaydettigimiz ki-^ralik vicdan (Fukye Tenvil) tarafindan i§gal 
olunuyor. 



Hemen hepsi Fransizlann bUyiik aydinlanndan ibaret ve ba§ka fikir ve g6ru§lerde bulunan ve 

sadece iti-dalcilikte birle§en bu adamlari bir arada suglandirmak gok zor... Saniklarin ifadeleri ve 

§ahitlerin beyanlari hig bir ipucu vermiyor. Ne yapsinlar? 

(Jakoben)ler kuliibu yoliyle gelen teklif : 

« — Vicdani(!) bogan ve kanaat edinilmesine engel olan usul ve kayitlardan Mahkemeyi kurtarmak 

lazimdir.» 

Yani bunlari muhakeme etmeden idam etmek lazim... 

Oyle oldu. 

Kiralik vicdan, savci (Fukye Tenvil) Meclisten ge-ilen emir yazisina gore Mahkemeye teklif etti: 

« — (Juri)ye vicdani kanaate varip varmami§ oldu-igu sorulsun! Varmi§sa biitiin usul kayitlari 

luzumsuzdur! 

I ganiklarin nefslerini mfcdafaa etmelerine de mahal yok- 

! tur!» 

Ortada tek bir miidafaa yokken (Jiiri) soziinu soy-iledi: 

— Vicdani kanaate varmi§ bulunuyorum! 
Ve ilave etti: 

— Yirmibir mebus, Cumhuriyet birligini ve Fran- 
sanin refah ve emniyetini bozmu§ olmakla sugludur. 
Saniklar ayaga kalkti: 

— Muhakemesiz oldiiriilmek isteniyoruz! tnsaf 
edin! Hi^ olmazsa bizi Mahkeme karariyle oldiirmeyin! 

(Valaze) isimli mebus, gizlemi§ oldugu hangerle Mahkeme huzurunda intihar eti. Reis salonu 

bo§altti, ce-isedi gikartti, sonra obiirlerini igeriye alip idam kararmi bildirdi. 

(Vernyo) evvela bir zehir tedariklemi§ken, cebin-iden ^ikarip atti, ba§mi giyotine koymayi tercih 

etti. 

Be§ arabayla «inkilap Meydam»na ta§man mebus-ilar, birer birer idam olunup tukeninceye kadar 

ihtilal mar-i§i (Marseyyez)i okudular. 

Birkag gUn sonra, kagan (Jironden) nazirlardan (Rolan)m karismi giyotine gotUrdiiler. 39 ya§mda, 

gUzel, zarif ve kiiltUrlU, Parisin en segkin fikir ve sanat adamla-irmm ugragi bir salona malik, 

(Jironden) dostu (Madam Rolan)... O da (Vernyo) gibi, UstUnde bir zehir ta§iyordu. O da bundan 

vaz gegti ve kendisini zalimlerin eliyle ol-diirtmeyi tercih etti. Giyotine gotUriilUrken HUrriyet 

Hey-ikelinin yanmda bir an durdu ve hazin hazin bakti. Sonra cesaretlerin en mUthi§iyle ba§mi 

bigagm yuvasma uzata-irak mirildandi: 

« — Ey hiirriyet!- Senin adma ne cinayetler i§leni-iyor!» 



472 

473 

Kocasi eski Dahiliye nazm firari (Rolan), bu tablo yu iki gUn sonra ogrenecek ve §u kagidi yazip, 

kendi eliv le hayatma son verecektir: 

« — Faziletli bir insanm naa§ma hiirmet ediniz!» (Madam Rolan)i, ileride daha yakmdan gorecegiz 

Filozof (Kondorse) ve daha niceleri intihar edecek-kaganlardan bazilarmm da kirlarda, vah§i 

hayvanlar tara-ifmdan kemirilmi§ cesetleri bulunacaktir. 

Ve Madam (Rolan)m giyotin ba§mdaki miriltisi as-ila unutulmayacaktir: 

« — Ey hiirriyet! Senin adma ne cinayetler i§leni-iyor!» 

(D ANTON) 



Danton... Bu isim memleketimizde, Fransaya ait e§ya iginde (Eyfel) kulesi kadar me§hur... 
«Buyuk» sifatli Fransiz tnkilabi uzerinde ug isim bilen, evvela (Danton)u hatirlar. O, kocaman ba§i, 
arslan yelesi sa^lari, haile akto-irii mimikli surati ve biitiin bu di§ unsurlarin mahfazala§-tirdigi 
co§kun ruhu, sonra o ruhun feza boyu dalgalanan hitabet lisaniyle, Fransiz inkilabinin ba§ 
rollerinden birini oynar. Obiir ba§roller birarada (Danton)u ge^se de, hi^ kimse tek §ahis halinde 
(Danton)u e§itleyemez. 

Avukat... 1781'e kadar, Kralin mu§avere heyetinde avukat sifatiyle iiye... tkinci Meclis zamaninda 
inkilabin ideoloji ve fikir hareketleriyle sarma§ dola§; ve (Mara), (Kamiy Demulen) ile birlikte 
(Kardelye)ler kulubunun kurucusu... (Fransisken) papazlarinin bir koluna ve ma-inastirlarina 
verilen bu isim, (Danton) ve arkada§larmm da zUmre ve mekan ismi... Bu kulUpte (Danton) bir 
hitabet gaglayani; ve etrafmda kiigiiklU biiyiiklU fiskiyeler... Ni-ihayet (Konvansyon) azasi ve 10 
Agustos hadiselerinden 
474 

sonra adliye nazm... Birinci «Umumi Selamet Komite-si»nin de ruhu ve Kralliktan sonraki ilk 

ihtilal Hukumetinin ba§i... 

ihtilalin planladigi «Milli Mudafaa» te§kilatma te-^mel atanlarm ba§mi kaptirmak iizere thtilal 

Mahkemesi fikrinin en hararetli onculugunu etti. (Robo Sen Piyer)le beraber (Montany) grubunun 

tepe noktalarmda dola§ti, ayni §iddeti gosterdi. (Valmi) zaferi neticesinde: 

« — Galip gelmek igin ug §ey lazimdir; cur'et, cur'et, cu'ret!» 

Diye kiikredi, deh§et salmayi o da ihtilalin gegici bir metodu saydi; fakat her §eye ragmen yalniz 

fikir ve hitabette harikala§tigi ve entrika dehasmda eksik kaldigi i^in grubunu te§kilatlandiramadi, 

giplak ve miidafaasiz meziyetleriyle habis ruh (Robespiyer)i kiskandirdi, ne ona tabi olabildi ve ne 

kendisini metbu kilabildi, orta yer-^de ve elinde yalniz lisandan ibaret bir silahla doniip dola-i§irken 

tuzaga dU§tU ve ihtilalin ig kadrosunda ba§ mazlu-imu olarak giyotine gitti. 

(Danton), hiikiimeti kaybedip «Umumi Selamet Komitesi»ni rakibi (Robespiyer)e kaptirir 

kaptirmaz, ar-^tik biitiin kuvvetin deh§et politikacilarina gegtigini ve kendisinin ya goze 

goriinmeyecek kadar kiigulmesi, yahut tepeden inici gapta biiyiimesi gerektigini anlayamadi. 

En biiyiik silahi olan kelama ve (Konvansyon) hu-izurunda, kiilhanbeyi tabiriyle «harbi» oyuna 

guvenebile-icegini sandi ve girgiplak bu silahlarin ba§inda uyudu. Ku-'^uk bir hatip olmayan, fakat 

ondan 90k iistiin bir rejisor ve te^kilat^i olan (Robespiyer) elinde kelam ve hitabet, sadece bir 

vasitadan ibaretken, Danton igin gaye oldu ve neticede vasitasiz gaye, maksatli vasitaya kurban 

gitti. 

(Danton)dan sonraki «Umumi Selamet Komitesi», yani biiyiik tertip ustasi (Robespiyer)in i§ 

tezgahi, iktidari ele alir almaz iki mesele kar§isinda kaliyordu: Sag ve sol 

475 

kanattaki rakiplerini ezmek... Sag cenahta, kendi derec sinde yikici ve deh§et sahci olmayan 

(Danton) ve ark-da§lari... Sol cenahta ise, kendisine ta§ ^ikarmak ve dini fikri, muvazeneyi, 

mukavemeti kokiinden kazimak niye tindeki (Heber)ciler... 

(Robespiyer) harika bir bulu§la, bu iki kutuptan hangisine evvela saldirmak gerektigini ve 

hangisine once saldirirsa obiiriinii (pasif) ve istifadesiz birakacagini ga-iyet iyi kestirdi ve ilk i§ 

olarak, yiiklendi sol cenahin UstU-ine... (Heber) ve kumpanyasini «vicdani kanaat» miihriiy-le 

damgalatip, belki kendisinden daha zalim olan bu adamlari, hiikiim gUnii (24 Mart 1794), mahut 

«inkilap Meydani»nda giyotine yatirdi. 

Ortada bir kurt, bir sirtlan ve bir kog var... Kurt, punduna getirip once sirtlani pargaladigi i^in, 

yalniz boy-^nuzlarina gUvenip penge ve di§ diye bir §ey dU§Unmeyen ko^ mes'uttur. Halbuki sirtlani 

ve arkadan hiicum tehlike-isini atlatan kurt, §imdi koga donecektir. 

(Danton)u; kuvvetini yalniz tos vurmaktan ibaret gosterdigimiz bu kelam* senfonisi bestekanni 

gukura dU-i§Urmek de te§bihimizin belirttigi imkan iginde bir kolay-ilik degil... ^Unkii o kelam 



toslanndan bir tanesi hedefine tarn oturacak olursa, kurdun bir anda cam gikabilir. thtilal, her tUrlU 
entrika ve hile tertibinin i§lemeye ba§la-idigi bu hengamede bile, daima kelama, kiirsii harikalarina, 
biiyiik toslara a§iktir. Zira, her §eye ragmen ortada, fikre ve kelama inanmi§, onun ge§itli 
hamurlarmi yuguran bir muhit, bir iklim, bir diinya vardir. Ve i§te bu-inun igindir ki §eytani deha 
(Robespiyer) bu eksik cenahi-im tamamlamak igin kadrosuna, (Sen Jiist) gibi, Fran-isa'nm ve 
diinyanm en ate§li siyasi hatiplerinden birini aHmi^, vasita diye kuUandigi yolu da (Sen Just)un 
§ahsmda gayelendirmi§tir. Gaye halinde yine vasita... (Robespiyer) igin her §ey, sonmez ihtirasma 
vasita... 

(Robespiyer), millet Uzerinde biiyiik tesir ve itibari olan (Danton)u gozden dia§iarmek igin, soysuz 
politikaci-ilarin her zaman ve mekanda el attiklari §eni bir usule ba§ vurdu; ve onun ziimre ve 
muhitini hirsizlik ve suistimal-cilik iftirasiyle lekelemeyi deneme yolundan i§e giri§ti. (Danton)un 
birkag yakinini «irtikap» ve «Milli menfaat-ilere ihanet» isnadiyle tevkif ettirdikten sonra (Biyo 
Va-ren)i de, sistemli §ekilde Mecliste (Danton)a saldirip onun §6hretini kirletmeye memur etti. 
(Robespiyer), thtilalin ba§indan beri arkada§i, 10 Agustos hadiselerinin kendisiyle beraber plancisi, 
1792 «Milli MUdafaa» temellerinin kurucusu ve biitUn milletin sevgilisi bir adami bizzat 
su^landirmaya cesaret edemedi-igi, yahut boyle bir cesareti aptalca buldugu igin, dantelali kolunu 
oynatip, i§i cellad hatibine teslim etti. (Mara) su-iratta ne kadar girkinse kendisi o kadar gUzel; ve 
hitabette ne derece saglam olan (Sen Jiist), bu «Sahibinin Sesi» markali siyasi hanende, (Danton)u 
yere sermek i§ini iize-irine aldi. 

(Sen Jiist), ba§tan ba§a yalan ve dolandan ibaret it-iham destanini besteledi ve komiteye verdi. 
«Umumi Selamet Komitesi» ile «Umumi Emniyet Komitesi» bir-ile§tiler ve (Danton), (Dolakrua), 
(Kamiy Demulen), (Fli-po)nun tevkiflerine karar verdiler. (Rober Lende)den ba§-ika, biitiin Komite 
iiyeleri imzalarini bastilar. (Rober Len-de) ciir'et ve deh§etin bu kadar biiyiigii oniinde vicdaninin 
§ahlanmasma dayanamadi ve §oyle dedi: 

« — Ben burada vatanda§larimi ve arkada§larimi ya§atmak igin bulunuyorum; oldiirmek i^in 
degil!..» 

Fakat tnkilabi nefslerinde ya§atanlar, onun hakika-itini ya§atacak olan kahramanlari oliime 
siirmekte tereddiit etmediler. Biiyiik Fransiz thtilalinin (senfonik) hatibini birkag arkada§iyle 
birlikte, seslerini ve beyinlerini kurut-ima kagidi gibi emecek olan bir zindan hiicresine tiktilar. 
477 

476 

(Danton) gibi bir adami thtilal Mahkemesi huzuru na gikarabilmek cesaretine ne diyelim? 
Mahkeme huzu randan iktidar mevkiine gegecek kadar kuvvetli oldugun inandiklari bu tos 
vurucudan korkmuyorlar mi? 
Her halde bir hesaplari var... 

fflebuslar yilan isligiyle konu§an bu miithi§ adam kar§i-isinda, kiirsiiden boyunlarina birer yilan 
kemendi atilmi§-casina deh§ete dii§tiiler ve biiyiilendiler. Kimsede ba§ kaHdiracak hal kalmadi. 
Deminki mebus, teklifini geri aldi ve jvlilli Meclis, (Danton)un thtilal Mehkemesine gikarilma-isi 
kararini ekseriyetle miihiirledi. 



SAVCI 

Biitiin Paris ve Meclis altiist... (Danton) tevkif edil-imi§!.. Olur i§ mi bu? Kimse Biiyiik thtilalin 
biiyiik sesine boyle birkag tikag vuralabilecegini hayal edemez. Mecli-ise oyle bir deh§et goktii ki, 
sularda, (Robespiyer) aleyhi-^ne bir kabarma goriilmeye ba§ladi. 



— Kahrolsun Diktator! 

Bu nida, gocuklarin kagittan fuzeleri gibi, Meclis uyelerinin ustunde ugu^maya ba§ladi. Fakat 

kimsede meydana gikmak ve bu nidayi agikta koparmak cesareti yok... 

(Lojandr) isimli mebus kiirsuye atildi ve Meclis tepkisini edebi ve usuli §ekilde belirtmeye kalkti: 

— Teklif ediyorum: Saniklann sorgusunu Meclis 
yap sin! 

Sesler: 

— Munasip!.. En dogru §ekil budur. Her§ey Mec-i 
listen ge^sin! 

zaman, karanliklann miman ve pusulann kapla-ini (Robespiyer), yerinden kalkti, agir agir 
ilerledi, kiirsU-iye gegti ve lafi en pest perdeden ele alarak en tizine kadar yiikseltti. Kapali ve 
dolambagli manalar iginde (Robespi-iyer), Meclisi, ya korii koriine arkasindan gelmek, yahut 
(Danton)a ortak olmak gibi, iki yol agzinda birakti. BUtUn 

478 

Bu zamana kadar ismi, kanun kaatili, hakikat canisi, kiralik vicdan sifatlariyle birkag defa gegen 

Fran-isiz thtilal Mahkemesi Savcisi (Fukye Tenvil)i yakindan gormenin ve iyice taninmanin artik 

sirasi gelmi§tir. Alet oldugu cinayetlere, agag, ta§, demir gibi bir madde parga-isinin bile boyun 

egip egmiyecegi bir mesele olan bu ma-ikinele§mi§ §enaat vasitasi, (Robespiyer)in emrinde, 

(Dan-iton) ve arkada§larim oldiirmeye, o kocaman kafayla (Ro-ibespiyer) dU§manligi kalesine gol 

atmaya memurdur. Fa-ikat bu, getinlerin getini bir i§... (Danton)un kellesi, ne bedbaht Kralige (Mari 

Antuanet)in zarif ba§ina, ne de mahut savcinin o gUne kadar yuvarladigi binlerce kum ta-inesi 

kafaya benzeyebilir. Onunla atilacak gol de, muhale-ifet kalesini yikar ve magi nihayete erdirir. 

Buna gore (Fukye Tenvil)e, daglari devirici bir §ut gekmek dU§mek-ite... Nerede o kuvvet? Ya 

(Dan ton) kendi kellesini savci-^dan kagirmak igin bir kaleden otekine §ut gekecek olur-isa?.. 

Oyleyse, algaklikta dipsiz derinliklere inip, gare adi-ina ne varsa el atmak lazim? 

i§te (Fukye Tenvil), efendisi (Robespiyer)e kar§i, boylece hayatinin ve mesleginin en getin 

imtihanini ver-imek mevkiinde... 

Bu kan sUlUgU savcinin UstUne biraz daha egilelim: 

Paris Cinayet Mahkemesinde savci yardimcisiydi. thtilal Mahkemesi kurulunca ona ba§ savci tayin 

edilmi§- 

479 

ti. inkilabin geng yildizlarina nispetle hayli ilerlemi§ na ragmen o gUne kadar bir nevi mahkeme 
katiplige ileriye gegememi§ olan haris tip, boyle bir Mahkerrtev savci tayin edilir edilmez, thtilal 
Mahkemesi binasin §ahsi §atosu gibi yerle§mi§ ve hususi hayatinin rezaletleri-ini de ayni gati altina 
intikal ettirmi§ti. 

ilk tarihi cinayetini, (Mari Antuanet)in fildi§inden yontulmu§ gibi ahenkli ve ipince boynuna 
indirdigi giyo-itin bigagiyle i§lemi§ti. Adi vatanda§lardan her gUn bir iki tanesini hayat defterinden 
sildirtmesine ragmen biiyiik sahnelere gikamamaktan kavrulan mizaci, ancak boyle bir §ahane avla 
doyabilirdi. 

Kraligenin muhakeme edilecegi siralarda, Mahke-^menin yava§ligindan, gev§ekliginden, 
yumu§akligindan halk arasinda dedikodular dola§tigini ileriye sUrerek i§i gabukla§tirmi§, Kralige 
aleyhine delil toplanmasini bile lUzumsuz g6stermi§, hazirladigi her vesika ve hiiccetten mahrum 
ithamnameyle kadini giyotine havale etmi§ti. Onun bir lafi vardi: « — Bu i§in yiiriimesini 
istiyoruz!» tstedigi gibi yUrUmu§tU i§i... Yeni dogmu§ masum-ilari §i§e gegirip ate§te kizartircasina 
hak ve hakikati kun-^daklamak ve mazlum kaninin tUtsUsiyle zulUm cigerini §i-i§irmek i§i... 

1 Aralik 1793 'den beri, hem Mahkeme, hem de (JUri) uyelerinin sayilari artirilmadigi halde Savci, 
yalniz birkag katip ilavesiyle Mahkeme verimini yiikseltmeye muvaffak olmu§tu. Ayda 12 — 15 
idam karari verebilen mahkeme, Savcinin gayreti sayesinde, bu kararlan, evvela 65 'e, sonra 1 16'ya, 



155'e ve derken 354'e gikar-imak marifetine ermi§ti. Savci, bu korkung neticeyi sagla-imak ve 
ihtilal Mahkemesine, insan ormanlarini bir girpi-^da ikiye bigen efsanevi bir testere §eklini vermek 
igin her §eyi yapmi§, kanun ve usul olgiilerini devirmi§, §ahitlik 
480 

ve miidafaa miiesselerini yakip yikmi§; ve Mahkemeyi, var§isina kim gikarilirsa yemeye hazir bir 
yamyamlar he-iyetine d6ndurmu§tu. 

- Gelmi§ ve gegmi^ her cinayet ve §enaatten beter savciligi bir yil kadar siiren (Fukye Tenvil), 
ihtilal Mah-ikemesinden son kelleyi isteyebildigi giin, Mahkemenin aylik bilangosu 1000 i 
bulmu§tu. Bir ay iginde ugurtabil-idigi bu 1000 kellenin sonuncusu, dul ve her §ey den haber-isiz 
bir kadincagizdi. 

Hale bakin ki, §u anda efendisi (Robespiyer)in ra-ikibi (Danton) gibi, Himalaya dagi heybetinde bir 
kelleyi du§urmekle gorevli, tarihi kaatil, yarin efendisi yuvarla-ininca ayni ithamnamelerden birini 
onun hakkinda da ka-ileme alacak, fakat kahpelik tarihini kusturucu bu igren^ tavir, kendi kellesini 
kurtaramayacaktir. Onu da, hak yamyamlari Mahkeme uyelerinin ba§inda, sirf (Robespi-yer)in 
goniillu zulum aleti oldugu igin geberteceklerdir. §u farkla ki, kendisi hakkinda adalet ol^uleri tarn 
tatbik edilecek, aceleye getirmek diye bir§ey du§unulmeyecek, eksiksiz 420 §ahit dinlenilecek, 
bunlarin hepsi Savciya ait zulUmleri tek tek ortaya dokecek, jandarmalardan zindan gardiyanlarina 
kadar adalet mekanizmasina bagli biitUn icra vasitalarinin tiirlii tertiplerle bu adam elinde nasil 
bi-irer casus ve alet diye kuUanildigi meydana gikacak ve mazlumlara gizlice tatbik edilen i§kence 
§ekilleri aydinli-iga kavu§acaktir.Ve halk, onun kafasi kesilirken, makasla ba§i u^urulan bir akrep 
gibi, kivrani§larini haz iginde sey-^redecek hatta ona duydugu intikam his sine higbir fizik aci 
kar§iligini denk tutamayacaktir. Avaz avaz tepinecektir: — Kafasini isteriz, kellesini gorelim! Ve 
cellat yamagi oniindeki kanli sepette balik ka-ifalari gibi yatan kelleler arasindan Savcinin ba§ini 
segip ^ikaracak, saglarindan tutup halka gosterecek ve dakika-ilarca alki§lanacaktir. 
481 

Bu hadiseyle, (Danton)un giyotin ba§inda s6ylecj-gi son soz arasinda, iki ba§in ve iki encamin 

mukayesel ri bakimindan ince bir miinasebet var. 

(Ruje do Sil)in vatan ^ocuklarini zulme kar§i hare kete gagiran me§hur (Marseyyez)iyle hamlesini 

tempola$-tirici ihtilal, kendi mahkemesinin savcisinda, higbir zali min yeti§emeyecegi vah§et 

kutbunu bulmu§ degil midir? 

(DANTON)UN BA§I 

Mahut savci, (Danton)u ve onun kendisiyle bera-iber ve daha evvel tevkif edilmi§ arakada§alarini, 

ithamna-imesinde iki gruba ayirdi. 

Hepsi 16 ki§iden ibaret saniklardan, iginde (Dan-ton)un bulundugu grup, Kralligi ihya ve 

Cumhuriyeti im-iha maksadiyle gizli cemiyet kurmu§ olmaktan... (Fabr d'Eglantin)in grupu da Mill! 

Meclise isnat ve iftiralarda bulunmak ve tiirlii ru§vet ve suistimallerle, Cumhuriyetin haysiyetini 

kirmi§ bulunmaktan sanik... 

Birinci grup, (Danton)la beraber tevkif edilenler; ikincisi ise (Danton)un niifuzunu yava§ yava§ 

kirmak igin daha evvel tutulmu§ olanlar... §ahislarin ba§licalarim bil-idigimiz birinci gruptan 

evvelki on ki§ilik toplulukta, za-imani kendisinden ba§latan ihtilalin yeni takvim icatgisi ve §air 

(Fabr d'Eglantin) zirve §ahsiyet... 

ithamnameye gore saniklari ayri ayri muhakeme etmek ve her §ahis ve grupa ait suglari berrak 

gizgilerle §ekillendirmek gerekirken, yine Savcinm elgabuklugu sa-iyesinde hepsini bir guvala 

soktular; boylece siyasi su? sa-iniklarini amme haklari maznunlarina kari§tirdilar ve topyekurt 

(Danton) ve arkada§larini haysiyetsiz kilmaya sava§tilar. Fakat ortada ne bir delil, ne de en hurda 

bir alamet... Toplam, sayilara bakilmadan yapiliyor ve 

yekunun adetlere degil, adetlerin yekuna uymasi isteni-iyordu. 



Zavalli §air (Fabr d'Eglantin) hakkinda itham me-idan olan vesikanin hi^ degilse gosterilmesini ve 

huzurda incelenmesini yana yakila istedigi halde bunu Mahkeme-iye kabul ettiremedi. Mahkeme 

isimli boyle bir mezbaha goriilmu? miidur diinyada?.. Kimbilir?.. 

(Se§el)in de, vatanina ihanet etmedigi hakkinda tetkikini istedigi vesika goz atilmaya bile layik 

sayilmadi. 

§imdi biitiin mesele (Danton)un arslan agzini a^-rnasinda... Ne olacak?.. Ne yapip yapmali, bu agzi 

dut ye-imi§ biilbulunkine dondiirmeli... 

Algaklarin algagi bir tedbir du§undu Savci... Bir tedbir ki, hasimini zayiflatmak bakimindan, tarihin 

biitiin ruii sefillerini biraraya getirseler de teklif etseler, liigbiri kabul etmez! (Danton)a zindanda, 

sinsi bir rahatsiz etme ve sinir tiirpiileme rejimi tatbik ettirdi. Hiirriyet kahrama-inina, giinlerce tek 

dakika uyku ve istirahati bile imkansiz kilan, ^in i§kencesinden beter bu rejim, onu eritmek, por- 

siitmek, pestile dondiirmek ve arslanhktan gikarip gakal le§i haline getirmek gayesini hedef 

tutuyordu. 

(Danton), hakim kilikli cellatlann kar§isina i§te bu halde gikti, oliisiinii siire siire sanik mevkiine 

gegti; buna ragmen sirasi gelince birdenbire arslanla§ti ve titreyen parmagmi algak savcmm suratma 

gevirerek ortaligi gm-ilatti: 

— Ben bu adami olU halimle de tepeleyebilirim! 

Mahkeme §a§km... §imdi i§ nereye gidecek? (Dan-ton)a, yerine oturmasi ve agzmi hig agmamasi 

emredile-icek degil ya!.. 

(Danton) konu§tu, bir §elale gibi gagladi ve hem localari dolduran halk, hem de hakimler heyetini, 

kendin-iden gegirici iki zit tesir igine aldi. Halka hak kar§ismda §ahlanma, hakimlere de algalma 

hissini veren iki tesir... 



482 

483 

Koridorlari, merdivenleri hatta sokak kapisi ba inaklarmi dolduran yiizlerce dinleyiciye kadar 

ula§masi engel olamadiklari biiyiik ses, §6yle diyordu: 

« — Beni, bir sugumdan degil, Selamet ve Emnivei Komitelerinin istipdadma nihayet vermek igin 

Mecliste faaliyette bulunmamdan tevkif ettirdiler! Bunu dU§Unen ve Meclisin hakki sayan, yalniz 

ben degilim! Daha birgok mebus var! Bunlardan, benimle fikir birligi eden 16 me-ibusun 

dinlenmesini istiyorum! Eger, Meclis karariyle ku-irulu bir hiikiimeti begenmemek sugsa, cezama 

raziyim-degilse ve tenkit benim hakkimsa, bu 16 mebusu dinleyi-^niz ve hakkimdaki isnatlarm 

yalniz bundan geldigini tes-ipit ediniz! Bu kadar agik bir vaziyeti ortbas etmeye ve kanun koyucu 

sifatindaki §ahitlerimi dinlememeye, hig bir hak ve adalet olgiisUnde mecal yoktur!» 

(Danton), yiv yiv goklere uzanan sesiyle haykirdi, haykirdi, daha neler soylemedi ve nihayet 

kendisini dU-i§Urmek istedikleri hale ithamcilarinin geldigini goriince sustu ve meydani halkin 

ugultusuna birakti. 

Halk kayna§iyor; neredeyse: 

— (Danton)a hayat ve iktidar, dU§manlarina sukut ve olUm! 

Diye bagiracak!.. 

Algaklar silsilesi mahkeme ba§kanlarindan eri§il-rriez yiikseklik noktasi reis (Herman) bu vaziyet 

kar§isin-ida higbir§ey yapamadi; ne (Danton)u red, ne de muhake-^meye devam edebildi ve 

kari§ikligi bahane ederek celseyi kapatti. 

i§ (Robespiyer)e kaliyordu. Hemen Meclisi topla-idilar ve gok zayif bir gogunluk huzurunda (Sen 

Jlist)e kiirsU yolunu gosterdiler: 



« — Saniklar Mahkemede hiikiimete hakaret ve is-iyan ediyor! Hemen bir tedbir kanunu 

9ikartmaliyiz!» 

Mirilti, ugultu, §uphe tavirlari. 

(Sen Jiist) devam etti: 

« — Dikkat ediniz! Ayni saniklarla aranizda pek az mesafe var!» 

Ve Meclisten, yeni zaman Fransiz Temyiz Mahke-imesi reisi biiyiik bir hukukgunun tabiriyle 

«adaleti katle-dici» §u kanun ^ikti: 

«Mahkemeye kar§i gelen veya hakimler heyetini tahkir eden her sanik, huzurdan gikarilir ve 

muhakeme onun giyabinda cereyan eder.» 

Bu, hakimlere, sanigin nefsini koruma hakkini ta-inimaksizin ve miidafaasini almaksizin hiikmetme 

yetkisi-ini vermek demekti ve tarihte ilk defa goriiluyordu. 

Kanun gikarken, Mecliste mevkuf kocasi hakkinda ba§ vurmaya gelen (Madam Filipo)yu da, 

(Robespiyer)in emriyle kapi di§ari ettiler. 

Bundan ilerisi destanlara sigmaz bir (traji - ko-imiklik ifade eder: 

(Danton)u tekrar huzura aldilar. 

(Jiiri) hiikmunu basti: 

— Vicdani kanaat meydana gelmi§tir! 
Reis teblig etti: 

— Muhakemexbitmistir! 

Ve i§te o zaman (Danton) ayaga kalkip aci aci inle-idi: 

« — Muhakeme bitti mi dediniz? Ba§lamadi ki, bit-isin!.. ttham senetlerini bize gosterip 

miidafaamizi almadi-iniz! Higbir §ahit dinlemediniz! Bunlar olmadan nasil ba§-ilar ve nasil biter 

muhakeme? » 

idam cezasi (JUri)nin hiikmiinden evvel sabit kabul edilmi§ ve karari gosteren ilanlar o gUniin 

sabahmda mat-ibaaya verilmi§ti. Fakat (Jiiri) heyeti, (Danton)un son gig-iligi kar§ismda iliklerine 

kadar Urperdi ve son hiikmiinii veremedi. Komite Uyeleri (JUri)nin miizakere salonunu bastilar ve 

(JUri)yi pe§in karar Uzerinde zorladilar. 



484 

485 

'—idam!.. 

(Jiiri) bu karari gerektirici kanaatini bildirdi; faKt saniklar tarafindan oyle bir protesto gigligi 

koparildi ki reis, salonu bo§altti ve idam kararini da saniklarin ^ binda okudu. 

5 Nisan 1794. 

Ayni gUn idam... 

(Danton) ve arkada§lari hapishaneden sehpaya go-i 

tUriilUrken sokaklar hincahing... Mahkumlar lehinde yir-i 

tici tezahiirler, haykiri§malar... O anda (Robespiyer) 

(Sent Onore) sokagindaki konaginda atlas perdesini ara-i 

lami§ olUm alayini seyrediyor; halkin tezahiirlerini gorii-i 

yor ve (Danton)un Meclis kiirsUsUnden §u son sozlerini 

hatirliyor: 

— Benim olUm (Robespiyer)i de sehpaya sUriikle-iyecek! Benden sonra sira onda!.. 

(Robespiyer), buz kesilmi§, perdesini kapadi ve kendisini odasinin lo§luguna gomdii. 



Giyotine ilk ^ikan, (Se§el)... Ba§ini bigagin altina koymadan (Danton)u opmek istedi, fakat cellat 

hu§unetle bu istege engel oldu. 

(Danton) cellada bagirdi: 

« — Budala! Ba§larimiz sepete du§tukten sonra da birbirimizi opmeye mani olabilir misin?» 

(Kamiy Demulen) giyotinin kanli satirina bakti ve minldandi: 

« — ilk hiirriyet miicahitlerine layik bir mukafat!..» 

(Danton)un oliimu, hitabeti gibi ulvi ve (senfonik) Oldu... Misilsiz bir vakar ve metanetle satinn 

ba§ina ge-ilen, Biiyiik thtilalin biiyiik sesi, cellada millet adina em-ireder gibi, tane tane kelimelerle, 

hayatinin §u son cumle-isini soyledi: 

« — Ba§imi kestikten sonra halka goster; o buna deger!» 

486 

Ve (Danton)un ba§i koptu ve hirildayarak sepete dU§tU. 

Biiyiik Fransiz thtilalinin zuliim defterindeki (6 jerminal, sene 2) tarihli kayit, onun, kendi biiyiik 

sesine nasil kiydigini gosteriyordu. 

KADIN BA§LARI 

(Danton)un idamindan birkag giin sonra, «fitne ve fesat hareketinin artiklari» yaftasi altinda, 

(Kamiy Demu-ilen) ve (Heber)in dul kanlarmi da thtilal Mahkemesine siirdiiler. 

(Kamiy Demulen)in dulu (Liisil) zindana atilmca, annesi, (Robespiyer)e bir mektup yazdi. 

(Robespiyer)i ve thtilalin zuliim gigrmi gostermekte §aheser olan bu mek-^tubu aynen okuyalim: 

« — En iyi dostunu kaatilce oldiirmen yetmedi; §imdi karismm da kanmi igmek istiyorsun! 

Emrindeki ca-inavar savci, onu sehpaya gotiirmeleri igin emir verdi. tki saat sonra kendisinden eser 

kalmayacak! Eski arkada§mi ve karismi dii§iin; ve evlerinde gocuklarmi nasil dizlerin-^de 

hoplattigmi hatirla! Hatirla da son bir masumu olsun, kurtar! Bunu yapmayacak olursan, beni ve 

zavallmm go-icugunu da eline al ve hala (Kamiy)in kani tiiten o elinle bizi par9ala...» 

(Robespiyer) mektubu «cevapsizlar» dosyasma yerle§tirdi ve higbir degere layik bulmadi. 

(Liisil), thtilalin yedigi biiyiik kadm ba§lari arasm-ida, (Mara)yi oldiiren (§arlot Korde) ve (Madam 

Rolan) ^izgisinin devami ve belki en aciklisidir. Bunlardan ilki bir kahraman, ikincisi biiyiik 

idealist gibi oldii; 23 ya§m-idaki giizel (Liisil) ise kocasma a§kmm kurbani oldu ve °na bir an evvel 

kavu§mak igin giyotine sevingle ko§tu. 

487 



Biiyiik Fransiz thtilalinin zuliim defterinde, (Mari Ant net)inki bir tarafa, biraz sonra hikayesi 

gelecek olan (S sil Rono)yla beraber bu dort kadm ba§i, lekeleri ebediye silinmez dort damgadir. 

Asil ismiyle (Mari - §arlot do Korde), (Jiron-den)ler iilkesinin merkezinde, Paris di§i biitiin 

Fransa'nm duygusuna e§ olarak, ruhu ve surati birbirinden girkin, if. ratgilar ifratgisi (Mara) 

hakkmda kararmi vermi§ti: 

— Bu herif Fransa'yi felakete siiriikleyen bela in-isandir! 

Ve higbir erkegin yapamadigi i§i tek ba§ma yerine getirmek azmiyle Parise gelmi§, (Mara)yi 

evinde, banyo-isunda bulmu§ ve ta kalbinden hangerlenmi^ti. Hangerle-idigi misilsiz ruh ve madde 

girkinine kar§ilik, bu, yirmibe-§indeki e§siz giizel, zabitaya, gayet sogukkanli ve dimdik, §u ifadeyi 

vermi§ti: 

« — Ben, ig harbi durdurmak ve memleketim ug-irunda kendimi feda etmek istedim. (Mara)yi, en 

biiyiik sorumlulardan biri olarak bunun igin oldiirdiim. Sug orta-igim yoktur!» 

Babasma yazdigi mektuptan: 

« — tzninizi almadan varligimi feda ettigim igin beni affediniz! Sayisiz masum kurbanlarm 

intikammi aHdim ve ba§ka felaketlere mani olmak istedim. Beni unut-imanizi, daha dogrusu 

akibetimle iftihar etmenizi dilerim. Gayemiz giizeldir. (Korney)in §u misrami hatirlaymiz: 



Cinayetten utanilir, evet: daragacindan degil! 

En kiiguk bir kaygi bile duymuyoram!» 

Mahkemede verdigi cevaplar: 

« — 01durdum!» 

« — Cinayetleri yuzunden!..» 

« — Vatanimin selameti umidiyle...» 

« — O oliince otekiler korkar diye du§undum!» 

« — Ba§ardigima memnunum!» 

idam hiikmunu gayet miisterih dinlemi§, avukatina gulerek te§ekkur etmi§, papazi nezaketle 

uzakla§tirmi§ ve o anda portresini yapan (Hoer) isimli ressama poz ver-imekte devam etmi§ti. Ayni 

giiniin ak§ami, firtinali bir ha-ivada sehpaya goturulmu§, cellatlarin yardimini istemeksi-izin 

basamaklan gikmi^, halki selamlami§, konu§mak iste-imi§, fakat buna imkan verilmeyince, egilerek 

«ba§larin en guzeli» diye anlatilan ba§im teslim etmi§ti. 

Salonu, etrafindaki aydinlar toplulugu, sanatkar mizaci, yazilari, zekasi, zerafeti ve yine 

guzelligiyle me§-ihur (Madam Rolan), eski dahiliye naziri Paris'ten kagmi^ kocasinin ve 

(Jironden)ler gurubunun arkasindan, zulUm agina du§uruldu. (Son Du§unceler) isimli yazismdan: 

« — Dunyayi birakmak birbirimize yakla§maktir.» 

« — Birle§memize ve birbirimizi cinayetsiz sevme-^mize higbir §eyin engel olamiyacagi yer...» 

« — Gordiigum iistiin bir aleme inaniyor ve ona dogru ugtugumu duyuyorum...» 

Onu, iginde hirsiz, fahi§e ve caniyelerin kayna§tigi bir kogu§a kapattilar. (Madam Rolan) bu 

kogu§ta hakimiyetini kurdu ve tiirlii kiifurler ve bogazla§malarm doldurdugu kogu§u sessizlige 

bogdu. Biitiin sefalet ve ci-inayet tipi kadmlar onun etrafmda sindi, sustu, hareketsiz-le§ti, 

kuzula§ti, birer ahlak ve terbiye isteklisi oldu. 

Mahkemeye goturulurken, bu kadmlarm, yoluna serilip agla§malari, eteklerine kapanmalari 

goriilecek §ey-ilerdendi. 

Onu mahkemede konu§turmadilar. Yalniz §u kadar soyleyebildi: 



488 

489 

« — Beni, bu zamana kadar kanlarma girdigin; biiyiik adamlarm akibetini payla§maya layik gorerek 

mahkum ediyorsunuz! Te§ekkur ederim! Ben de sehpada onlarm gosterdigi cesareti takmmaya 

gayret edecegim!» 

Ve hepsinden fazla cesaret gosterdi. Giyotine gi-^derken bindirildigi arabada, nefsine hakim 

olamayan deh§et i^inde ezilmi§ ve bitmi§ bir erkek mahkum vardi. (Madam Rolan), yol boyunca, 

halktan ve adi tabakadan bu bigare erkegi cesaretlendirmeye gali^ti. 

Hurriyet heykelinin oniindeki tarihi sozii malum... 

Giyotine gikmca da, ba§mi musluga uzatan bir ka-idmm tabiligi i^inde, sararmadan ve titremeden, 

kendi kan ge^mesinin agilmasmi bekledi. Ve i§te, Fransiz tarihgisi-inin ifadesiyle; «Fransayi 

kurtaran Jan Dark'tan beri e§ini tarihin tanimadigi bu en soylu kadm boyle 6ldu.» 

Mahkeme (Juri)sinden biri (Madam Rolan)i anla-itirken diyor ki: 

« — Kadmlar arasmda en cazibeli, erkekler arasm-^da da en kuvvetli...» 

§imdi sira, dordiincu biiyiik kadm ba§i, yine 90k gen^ ve gUzel (Sesil Reno)ya geldi: 

(Robespiyer)in son gUnlerine dogru, zulUm, bizzat cinnet getirmi§ olarak oklarmi rastgele gekmeye 

ba§lar ve giyotin bir fuar oyuncagi gibi i§lerken, bir ak§am, (Sesil Reno) isimli yirmi ya§larmda bir 

kizcagiz (Robespiyer)in kapismda goriiniiyor: 



Soruyorlar: 

— Ne istiyorsunuz? 

— (Robespiyer) i gormek,.. 

Kizm hali fazla heyecanli... §upheleniyorlar ve us-itunu ariyorlar: tki kiigiik bigak... 

— Nigin gormek istediniz? 
490 

— Sadece bir (Tiran)in nasil oldugunu gormek 
i^in... 

Bu lafm, onu oldiirmeyi istemi§ olmaktan pek farki 

yok... Fakat soylese de soylemese de i§in boyle kabul edi-ilecegi besbelli... Belki de kiz, (Tiran)i 

gergekten oldiir-imeye, ikinci bir (§arlot Korde) olmaya gelmi§, yahut bu lafi sadece saffetinden 

s6ylemi§tir ve tamamiyle kasitsiz-^dir. 

Kizi Mahkemeye gikariyorlar ve orada yanma ba§-ika birini katip, ikisini de (Robespiyer)i 

oldiirmekle go-irevli birer tngiliz casusu diye gosteriyorlar. Bu bahaneyle de, ortada ne kadar 

temizlenmeye muhtag insan varsa hepsine birden kancayi atiyorlar. Hep (Sesil Reno) yo-iniinden, 

smif smif 54 ki§i tevkif ve idama mahkum edili-iyor. 

iglerinde asiller, (Heber)ciler, (Danton)cular, hatta ihtiyarlar ve gocuklar bulunan bu 54 ki§iye, baba 

kaatille-rine mahsus kirmizi gomlek giydiriliyor ve ba§lari oyle kesiliyor. Zira, ihtilal zulum 

defterinin ba§katibi (Robes-ipiyer), kendi gapmda her zalime bir benzerini yaki§tirdik-ilari gibi, 

Fransanm ve Fransizlarm babasidir! 

« — §ahitlik miiessesesi kalksm, ispat zahmeti kalk-ism, miidafilik kiilfeti kalksin; sadece vicdani 

kanaat; o kadar.... Maddi ve manevi mevzularda kiigucuk bir §uphe kafi... thtilalin iq (fikir) ve di§ 

(icra) nizamma kar§i her 

tavrm cezasi oliim » 

«22 Preriyal kanunu » isimli, Nemrut ve Firavunla-iri bile obiir diinyada afallatan me§hur kanun 

fikti. Ayni aym 20'sine yeti§tirilebilen «Ustun Varlik» bayrammdan iki gun sonraki bu kanun belli 

etti ki, (Robespiyer)in din gayreti de, zulumlerine yeni bir gegit bulmak ve insanlari di§mdan ve 

iginden kistirmaya mahsus bir zemin agmak ihtiyacmdan ba§ka bir §ey degildir. O, kendisine gore 

topraga bir §akul i§areti dikip ona gore egri duran her §eyi 

491 

kokiinden kazimak sevdasmdadir. Bu kadarmi yapabil^ bir zalim, tarihte kendisiyle beraber, her 

halde bir ugger, ^izebilecek kadar degildir. 

Bayram gunii ustiine kocaman bir bez ortulen gi-yotin, birdenbire §almi atti ve piril piril, girgiplak 

meyda-ina gikti. §imdi onun ini§ giki^mi gozle takip bile imkansiz.... Kanunla beraber 700 ki§i 

tevkif edildi; ve yalniz bunlarm kesilmesi igin, adam ba§ma 5 dakikacik hesabile 3500 dakika yani 

600 saat, hi? durmadan gali^-imak §artiyle 25 giinluk bir siire gerekti. Hapishanelere insan vucudu 

halinde dondurulan kani, gece giinduz ga-ili^masma ragmen giyotin tulumbasi akitamaz ve bo§alta- 

maz olmu§tu. i§te (Sesil Reno) bu firtmada oldiiriildu ve o bahaneyle, bir aristokrata gonial verdigi 

rivayet edilen bir aktirisle, onun gocuk hizmetgisine kadar, ugurulmadik kafa birakilmadi. 

(22 Preriyal) kanununun isimsiz mazlumlari, isim-ililerden daha az biiyiik degildir. 

YENi DiN VE ARKASI 

Habis ruh (Robespiyer) artik galip.... (Jironden)le-rin pe§inden (Heber) ve (Danton) cenahlanni 

devirdikten sonra artik biitiin yonler ve yanlar, kendisinin... Goklerin korkung sukutu iginde her an 

yildirimla§an mana kiligla-irmdan ve her lahza helezonla§an kader fisiltilarmdan ba§-ika, goriiniirde 

ve madde aleminde kendisini korkutucu hi^bir §ey kalmami§tir. 

Boyle olunca, i§, nice inkilap istismarcismda go-iriildugu gibi, devletlu delinin kendi ig alemini 

di§ariya nak§etmek istemesine doner. (Robespiyer) i§te son olarak (Danton) ve arkada§larmi 

harcaymca, di§ miicadelesini ana korku kutuplan bakimmdan bitirmi§; ve kendi ig diin- 



492 

yasini di§ariya zorlamak, aptal yiginlari cinneti etrafinda jialkalamaya kalkmak gigrina girmi§ 

bulunuyordu. 

Saginda ve solunda (Sen Jiist) ve (Kuton) isimli yaverleri, olanca iktidan hapsettigi bir miiselles 

iginde §imdi (Robespiyer), bu miisellesin ba§i olarak, insanlari, riiyasindaki ehramlari ta§ ta§imaya 

zorlayabilir. Bu da an-icak biitiin bir cemiyet madenine nak§edilmesi gereken yeni bir ruh ve ahlak 

davasi olabilecegine gore, meselele-irin meselesi halinde dindir. 

(Robespiyer), ihtilalin dinini icat etmeye kalkti; ve birdenbire hem katolik inanglarina, hem de 

inkarci telakkilere kar§i cephe aldi. Tamamiyle dinsiz Ansiklope-idiciler ve filozoflar kolunun, 

kilise ve krallik temellerini gizli gizli oyarak ruhlarda hazirladigi inkilap, degi§mez hilkat kanunu 

olarak gizdigi biiyiik medden sonra cezir devresine girmi§; evvela hmcmi kiliseye ve papaza 

y6-ineltmi§, sonra da, yikmaya ba§ladigi §eyin yerindeki bo§-iluga dikkat eder gibi olmu§ ve hemen 

eski taassubun ki-^mildama istidadmi g6rmu§ ve i§te §imdi (Robespiyer)in kafasmca ihtilale oyle 

bir din lazimdir ki, hem vecd ve a§k cephesi tamam olsun, hem de «nas»lari ve taassubu 

bulunmasm; Katoliklige aykiri oldugu kadar da vah§i ve yalgm inkara zit gitsin.... 

Bu, onun, hiikiimet elinde resmi mezhep haline ge-^tirdigi «Ustun Varlik» felsefesidir. 

Buna dair (Robespiyer)in (Konvansyon)a verdigi biiyiik nutuktan: 

« — Ustiin varlik ve ruhun olmezligi fikri, devamli olarak adaleti davet edici bir inani§tr ve bu 

bakimdan ig-itimai ve cumhuriyetgidir. tbadetler halk nizammi bozma-imak §artiyle serbest 

olmalidir. Fakat biitiin inani§ §ekille-iri, birbiriyle miicadele hirslari di§mda, kainat gapma e§ bir 

tabiat dininde birle§ebilirler. Papazlarla tanri arasmda ne olabilir ki? Tabiat ve kainatm tanrisi, 

papazlarm 

493 

ilahmdan ne kadar farklidir! Papazlari birakalim ve kenrl kendimize iiliihiyete y6nelelim!» 

Ve: 

« — Cumhuriyet dinsiz degildir. O, insan topluluk-ilannm haklarmi ve adaletin kanunlarmi Ustiin 

Varlik ina-ini§mda temellendirmi§tir. Fransiz halki, taassubu reddet-itigi gibi, inkari da mahkiim 

sayar. » 

Ve kanun teklifi: 

« — Fransiz halki, Ustiin Varlik inani§ina bagli iba-ideti, insanlik vazifelerinden ibaret bilir.» 

« — Ustiin Varlik inani§i, gelecek 2 (Preriyal) tari-ihinde kutlanacak ve bu tarihte Ustiin Varlik 

§erefine bii-iyiik bir toren yapilacaktir. » 

Ve bir mebusan sozii: 

« — Kiigiik bir felsefe insani inkara gotiiriir; fakat biiyiik bir felsefe, uliihiyeti dogrulamaya vardirir. 

» 

Boylece (Robespiyer), otedenberi iizerinde yiirii-idiigii ve daha evvel bir opera artistini akiUarinca 

akil ilahesi §ekline sokup akli putla§tirmak isteyen ve nihayet dinsizlik ilhamiyle solugu giyotinde 

alan bazi rakiplerinin tutturamadigi yeni din mayonezini galkalamaya ba§ladi. 

Devlet de, hiikiimet de, yeni resmi mezhebin reisi de o.... Bir yaz giinii Paris'te, Ustiin Varlik 

§erefine mu-iazzam toren.... 2500 sesli bir koro ba§ini giyotinin bekle-idigi me§hur §air (Andre 

§enye)nin Ustiin Varlik ilahisini okuyor. Qigek, alki§, nutuk, heyecan... (Robespiyer), en sevdigi 

renk olan gok mavisi ceketi iginde, ilk defa giiler yiizii ve merhamete benzer gizgileri ile, biitiin bu 

olup bi-itenlerin ruhu.... Kimse bu i§in ne oldugunu ve nereye va-iracagi iizerinde bir fikir sahibi 

degil... Dinine donmek is-^teyen halk iimitli, ihtilale dinsizlikten ba§ka temel tani-^mayan gruplar 

kiiskiin, §imdi (Robespiyer)i ba§ rahip 10-liinde gormeye ba§layan arkada§lari §a§kin.... Torende 

§6yle konu§anlar da var: 



— Her §eye hiikmetmek kendisine yetmiyor; bir de tanrila§maya bakiyor! 

— Unutma ki, aramizdan (Brutus)ler de gikabilir! 

«Ustun Varlik» bayraminin arkasi hemen belli oHdu. Maddisiyle beraber manevisini de son 

haddine gikar-imak isteyen bir (Tiranizm)... 

BiRKAgi DAHA 

Tiranlar Tirani (Robespiyei)i oldiirecegi lafiyle gu-izel ba§ini du§urdukleri (Sesil Reno)nun ardi 

sira agilan ve (22 jpferiyal) kanununa kadar varan firtinada ugurulmu? birkag ba§ vardir ki, 

aralarinda bizzat §ahsiyetleri ve ayri-ica delaletleri bakimindan pek miihimleri mevcut... 

Biri, krallik devrinin nazirlarindan, islahgi fikirle-iriyle me§hur, 72 ya§indaki ihtiyar (Malerb) ve 

biitiin aile efradi... 

Hakkindaki itham «1 789 'dan beri, hiirriyet, emni-iyet ve halk hakimiyetine kar§i kurulan biitiin 

tertiplerin ortagi olmak»dir. Halbuki ihtiyarin boyle bir tertipten ha-iberi bile yoktur. 

ihtilalin ilk meclisi «Kurucular»dan (Depremenil), (Tiire), (L6§apolye)nin ba§lari da kanli sepette... 

Bunlar-idan (Tiire), zindandan ogluna ithaf ederek yazdigi bir ter-ibiye kitabinda kendisini oldiiren 

ihtilali sevmek ogdiinii verir. 

Aradan 15 giin gegti, gegmedi; 28 eski vergi miil-itezimi arasinda, diinya gapinda alim, ka§if ve 

yeni kimya ilminin kurucusu (Lavuazye)yi tevkif ettiler. Vergi miilte-izimleri arasinda ne i§i 

oldugunu mu soracaksiniz? Biraz tuhaf ama evet; (Lavuazye) KraLlik devrinin vergi miilte- 



494 
495 

zimleri arasindadir. Bundan daha miihim sual §u olabilir 

— Krallik devrinin vergi miiltezimlerini hangi is natla tevkif edebilirler; ve o devrin o devre gore 
sugu aradan 5 yil gegtikten sonra nasil takip mevzuu olabilir? 

i§te bu sualdir ki, uyandiracagi hayret ve dikkat bakimindan (teror) devrinin, bahanelerini nereye 

kadar gotiirdiigiinii izah eder. 

isnat, krallik devrinde vergi i§lerinde yapilan yoHsuzluktur; ve (Antuan - Loran do Lavuazye), 

gengliginde bir miiddet bu i§lerle ugra§mi§tir. Fakat onu, bahane planinda da olsa vergi miiltezimi 

§ahsiyetinde gormek, Alpleri tepesindeki kum tanesine nisbet edip, iistiinde bir ta§ pargasi bulunan 

tezek yiginini ondan yiiksek tutmak gibi bir §eydir. Havanin terkibi ile beraber madde planinda bir 

90k §eyin sifat ve roliinii, sayesinde ogrendi-igimiz bii5aik ilim ve ke§if adamini, suglu bulunsa da 

oliimliik olmamasina ragmen, giyotinden ba§ka ceza tani-^mayan thtilal Mahkemesine, yani 

dogrudan dogruya cellatlara teslim ettiler. Eski, 90k eski ortaklariyle beraber oliim cezasina 

gaptirilan biiyiik ilim adami, madde tefeh-husunun bu derinligine e§siz kafasi, hakimlerden 

topyekun be§eriyet adma bir §ey istedi. 

Dedi ki: 

« — insanlik ve ilim hesabina ve tamamiyle §ahis kaygisi di§inda bir ricam var: ^ok mesut netice 

vermesi miimkiin ilmi bir tecriibe iizerindeyim. Tecriibemi bitirip, neticeyi Fransaya ve insanliga 

hediye etmek iizere bana birkag giin miihlet veriniz! » 

Bu aglanacak kadar ulvi teklifin nasil bir cevapla reddedildigini tahmin edersiniz? 

— Miisaade edemeyiz! 

Bu kadari, binbir siyasi hatta kazai noktadan nor-^mal olabilirdi ve boyle bir cevap yeterdi. 

Hayir; ona verilen cevap; ihtilalin, Mahkemesi ve 

496 

her §eyiyle beraber, o an, nasil bir gukura yuvarlanmi§ oldugunu gostermekte dasitanidir. 



Ya mahut Savciya, yahut reis yardimcisi (Duma)ya 

ait olarak, cevap,§u. 

« — Bizim alimlere ihtiyacimiz yoktur!» 

Fransiz tarihgisi §6yle der: 

« — i§te bu cevapladir ki, hakim - cellatlar, Fran-isa'nin diinyanin birinci alimini oliime surduler.» 

Sirtlan (Mara), bir takim giilung ilim iddialariyle, evvelce (Lavuazye) aleyhinde bir harp agmi^ ve 

ihtilalin geyrek aydinlarini (Lavuazye)den sogutarak onun olumu-inu hazirlami§ti. Bir landon 

arabasini evindeki siyah tahta zannedecek ve uzerine tebe§irle kimya formiilleri yazma-iya 

kalkacak derecede dalginligi ve derinligine tefekkiirii dillere destan olan bu miispet bilgi 

kahramanini hilekar bir vergi miiltezimi kisvesi altinda oldiirmek, acaba Bu-iyuk Fransiz thtilali 

hesabina nedir? 

(Lavuazye)den bir giin sonra da, (16'nci Lui)nin kizkarde§i (Madam Elizabethan ba§mi kestiler. 

§ahsi fa-iziletleri bakimmdan tarihin hiirmete layik diye kaydettigi, zindanmda olUmiinii 

beklemekten ba§ka i§i kalmami§ bir kadmi oldiirmek, Krala ait eski bir papug bulunsa onu da 

giyotine gonderecek kadar gozU d6nmU§ olmaktan ba§ka higbir §ey ifade etmez. 

Nihayet (Andre §eyne); ihtilalin biiyiik §airi... 1762'de tstanbul'da dogan, Fransa'ya dondiikten 

sonra, ilk gengliginden ba§layarak kendisini §iire veren, bir ta-iraftan eski Yunan §iirine, obiir 

taraftan da asnnm felsefe-isine baglanan, §iirinde derin bir ig ve di§ ahenk dokuyan, 

497 

evvela ihtilale kari§ip sonra (Teror) gigrma kar§i duran v nihayet kafasmi, zulmiin son gUnlerinde 

giyotine kaptira duygu ve sanat adami.... 

Sanat idealojisini §u misralarla belirtir: 

Yeni fikirler UstUne 

(Antik) misralar yazalim! 

Onun (Mari - Jazef §enye) isimli; yine §air ve «Ayrilik §arkisi» admda me§hur bir manzumenin 

sahibi ve (Konvansyon) uyesi bir karde§i vardi ki, biitiin didin-^melerine ragmen (Andre)yi 

kurtaramadi; ve daha ileri bir te§ebbusun kendi kafasma mal olacagmi anlaymca sustu. (Andre), 

karde§i Cumhuriyetgiler safmda gali^irken, dai-ima (F6yyan)lar ve ilk kurucularla beraber olmu§ ve 

zul-ime kar§i kafi bir cephe tutmu§tu. Nihayet muthi§ misra-ilarla (Robespiyer) ve (Monyantar)lari 

hicvetmi§ ve bile bile kendi kuyusunu kazmi§ti. 

iki giin daha takibe ugramasa, yahut ele gegmese (Robespiyer)in sUkutiyle beraber kurtulacakken, 

kaderin hazin cilvesi icabi, tam da kurtulu§ hududuna iki adimlik mesafe varken kemende dU§tU. 

O da cesaretle oldii ve ba§mi delige sokacagi an, UstUne birkag kere vurarak, §unlari dedi: 

« — Ben de bunun iginde bir §eyler var saniyor-idum!» 

Bu soz bir pi§manlik ifadesi ama, neye kar§i pi§-imanlik?.. Yaptigi aptalca harekete kar§i mi, 

ihtilale inan-idigina mi, insanlara ve davalara gUvendigine mi, neye kar§i? 

Bu nokta meghul kalmi§ olsa bile, bUyUk §air (Andre §enye)nin ba^langigta katildigi davaya kUskUn 

gittiginden §Uphe edilmez. (Robespiyer)in UstUn Varlik toreninde halk yiginlarina misralarini 

haykirtan (Andre §enye), son deminde, kelimelerin ustasi sifatiyle hakikat- 

ten ziyade kelimelere inanmi§ olmanin merareti iginde 6l-idU- 

BUyUk Fransiz ihtilalinin zulUm defterinde daha ni-ice kayit var... Bizim yaptigimiz bu kocaman 

kamusun ba-izi fasil ba§larini kabataslak kopya etmi§ olmaktan iba-iret... 

BUyUk Fransiz ihtilalinin zulUm defteri, (9 termi-dor) tarihinde (Robespiyer)e indirilen darbeyle 

beyin ve kan oburlugunu kaybetmi§ olsa da ( Teror) devrine gelin-iceye kadar oldugu gibi, ondan 

sonra da bir hayli mUddet, di§leri arasinda akide §ekeri kirarcasina masum ba§kalari-ini 

pargalamaktan vazgegmemi§ bu hal 19'uncu asir ba§la-nnadek sizmi§tir. Bizim bu bahsi kestigimiz 

yerden ileri-iye dogru, ihtilal yine devamda, masum kanlari, fiskiye temposu farkiyle yine 

fi§kirmaktadir. Zaten, Kur'an tabi-^riyle «zalum ve cehul» olan insanda bu sifat devam ettik-ige ister 



hak ve hiimyet maskesi altmda, ister zulUm ve iti-saf surati iginde ayni §ey yuvalanmakta devam 
edecek, is-tipdat devam edecek. Zalim kahkasi, mazlum higkingi, hUrriyet teranesi, hakikat ?igligi, 
dalkavuk narasi ve idam sehpasi gicirtisi devam edecek, hep devam edecektir. 
Kisa bir miiddet sonra da bir general ?ikip, biitiin bu gurultu ve patirdilari kiliciyle kesiverecek, 
anayasa levhasmi devirecek, tmparatorluk tahtmi kuracak ve hiir-iriyet riiyasi kiyamete kadar boyle 
sUrecek, gidecek... 



498 

499 

(XV) DREYFUS 

§EYTAN ADASI 

Ondokuzuncu Asrm ba§mda Yenigeriye kurban gi-iden Ugiincu Selim, sonunda (Dreyfus) ve o 

vesilesiyle yHne kilica mahkum edilmek istenen hak ve adalet... 

19'uncu Asir, (Greko - Latin) medeniyetinin biitiin yemi§lerini verdigi en parlak mevsimdir. 

Boyleyken kili-icm, hem de 20'inci Asrm e§iginde, irk ve din olgiisiiyle yabanci oldugu, fakat yine 

kendi kadrosundan bir masu-ima kar§i siyrilmasi ve onun gerisinde biitiin hak ve adalet olgiisiinii 

ezmeye kalkmasidir. 

i§in roman tarafi gayet basit. 

1894 yili... Fransa, 23-24 yil evvel Almanlardan yedigi darbenin izlerini silmek ve o kadar zaman 

sonra ayni tokadi kendilerine iade etmek iizere hazirlanmakta ve milli miidafaasma biiyiik 

ehemmiyet vermekte... 

501 

Fransiz Genel Kurmayma bagli gizli te§kilat man sefarethanesinden galdirdigi vesika iizerinde ' B 

imzasiz, tarihsiz bir kagit pargasi... Bu kagak kagit par '" smda Fransiz ordusuna ve miidafaa 

planlarina ait en mah rem noktalar... 

Genel Kurmay, vesikayi inceler incelemez bunun ancak kendi kadrosunda ve o kadronun en emin 

subaylari gergevesinde i§ goren biri tarafindan yazilmi§ olabilecegi-ine hiikmetti. Derhal Genel 

Kurmay ileri gelenleri toplan-^di ve kagidi yazanin meydana gikarilmasi igin gayet titiz bir 

inceleme yapilmasina karar verdi. Genel Kurmayda bu nazik i§lerle ugra§an biitiin subaylarin 

elyazilan top-ilandi pertavsizlar altinda incelendi. Nihayet yiizba§i (Dreyfiis) iizerinde duruldu. , 

Yazi, giiya onunkine benziyordu. En dogrusu ben-izemiyordu da benzetilmek isteniyordu. Zira her 

biri Hi-iristiyan ve Fransiz subaylari arasinda zekasi, kiiltiirii, ne-izaketi, gali^kanligi ile 

miimtazla§an (Dreyfiis) Yahudiy-di... 

i§i yazilarin kar§ila§tirilmasi ve kat'i te§hise bag-ilanmasi igin vukuf ehline havale ettiler. 

Vukuf ehlinin raporu §6yleydi: x 

« — Bu hususta tam ve riyazi bir kanaat elde edile-^memesine ragmen, yazilar arasindaki benzerligi 

de kay-idetmemek miimkiin degildir!» 

Giiliing! Zira iki yazi arasinda iki insan arasinda oldugu gibi benzerlik higbir §ey ifade etmez. Ya 

odur, ya degildir!.. Dolayisiyle ayniyet hakkinda tam ve riyazi bir kanaat olmayinca yazi 

(Drefiis)iin degil demektir. 

(Drefiis)iinf Yahudiligine kar§i ruhunda biiyiik bir hincin kopiirdiigiinii duyan vukuf ehli, her halde 

«Bu yazi onun degildir !» diyemedigi igin boyle ikina sikina konu-i§abiliyor ve ancak bu kadar 

soyleyebiliyordu. 



ileride, hararetli miidafaacisi romanci (Emil Zola) gibi, burnundan kancali bir gozliigU olan yuzba§i 

(Drey-ifus) tevkif edildi ve «Divan-i Harb» huzuruna gikarildi. 

Fransiz askeri Ceza ve Usui kanununa gore duru§-tna agik olmaliydi. Basin ve umumi efkar da 

bunu istiyor-idu. 

Fakat, savci, Fransa thtilal Mahkemesi savcisi (Fukye Tenvil)den bir ge^it savcida daima goriilen 

siyaset u§akligi ve kuvvete tabilik seciyesi igerisinde, ayaga kalkti ve mahkemeye hitap etti: 

— Hayir efendim! Bu mahkemenin gizli yapilmasi lazimdir! Umumi efkar, halk vicdani, galeyan 

halindedir. Dava, Fransanm yiiksek menfaatlerile alakalidir, agikga cereyan eden bir muhakemede 

adaletin comertligini istis-imar edenler devlet ve millet zararma tiirlii tertiplere giri-i§ebilirler. 

Agikliktan murad, Fransiz adaletinin apaydinlik goriilmesi demekse hakimlerinden emin olan bir 

millet muhakeme safhalarini bilmeden de ayni emniyeti besle-iyebilir. Fransanm yiiksek 

menfaatleri adina duru§ma gizli cereyan etmelidir. Bu husus ehemmiyetle «arz ve talep» olunur. 

Sanik avukatinin yirtinircasina ettigi agik muhake-^me miidufaasina ragmen mahkeme gizlilik 

kararini bas-iti... 

Karar bu.... ttiraz yok.... Salon bo§altildi. Alakalilar yerlerini aldi. «Divan-i Harp» reisi tokmagini 

kiirsuye indirdi ve duru§ma ba§ladi. 

1859'da (Mulhuz)da dogan Yahudi din ve irkindan Fransiz Genel Kurmay Dairesinde memur 

yuzba§i, kiigiik ismi (Alfred), soyadi (Dreyfus)... 

§ahitlerin hepsi Fransiz Genel Kurmayindan su-ibaylar... Ayaklarinda, okgeleri mahmuzlu, rugan, 

gekme 



502 

503 

potinler.... Daracik kirmizi zirhli subyali pantolonlar., j ce belli parlak diigmeli ve dik yakali 
ceketler... Kiligiarm §akirdatarak §ahit parmakligina geldiler ve soz birligi et-imi§ gibi (Dreyfus) ii 
algaktilar: 

— Mektubu yazan odur! 

— Kanaatimce bu bilgileri ondan ba§kasi veremez! 

— Yakindan bildigim fikirlerine gore onu ordu 
mefkuresine bagli kabul edemem! 

— O, asker olmaktan ziyade Fransiz ordusu iginde 
gozluklu bir tecessus ve tarassut baki§inin sahibidir ve 
her§eyi yapmaya miistaittir. 

Daha buna benzer bir 90k indi laf... Mahkeme §a§kin... Ortada en kiigiik delile dayanan bir §ey 

yok... Biitiin ithamlar, gizlenemez bir (antipati) eseri... Bu vaziyette hakimler, ceza kanununa 

neresinden baksalar, beraetten ba§ka bir §ey goremezler. 

Hakimler heyeti miizakere odasindayken kapi sert sert vuruldu ve igeriye bir subay girdi. Subayin 

kolunda bir dosya... Yuriidii, mahkeme heyetini ayni sertlikle selamladi ve dosyayi uzatti. Dosyanin 

iistUnde «yalniz mahkeme heyetine mahsus ve mahrem» kaydi var. Subay dosyayi teslim ettigine 

dair reisten bir kagit alarak mah-imuzlanin ginlatti ve doniip gitti. 

Dosya incelendi; ve sanikla vekiline gosterilmeden hiikme esas te§kil etmek uzere en biiyiik delil 

kuvvetinde sayildi. Bu hususta mahkeme reisi, celse a^ilinca sanik hakkinda Genel Kurmayca 

tertiplenmi§, fakat agiga vu-irulmasi vatani ve askeri sir bakimindan imkansiz bir dos-iya 

bulundugunu ve buna gore miidafaaya gegilmesini bil-idirdi. 

— Fakat hangi miidafaa?... ttham bilinmeden mii-' 
dafaa nasil olur 



— Ne yaptiginizi bilirsiniz! Mahkeme de bilir' 
Kendinizi miidafaa ediniz! 

504 

Yuzba§i (Dreyfus), ayakta bogulacak gibi inledi: 

— Bildiginize, bildiginizi farzettiginize gore karar 
erecekseniz hala bir §ey bilmeye gali^mak, muhakeme 
etmek neye yarar? 

Sanik avukati me§hur (Domeni) ise siyah harmane-sinin koUarini sallayarak bagiriyor: 

— Sizi asrin en biiyiik haksizligina du§mekten ko-i 
rumak isterim! 

Fransiz Genel Kurmayindan gelen, fakat, tek nok-itasi bilinmeyen gizli dosyaya gore karar. 

— Muebbet hapis!... 

Avukatin tabiriyle «medeniyet asrinin en biiyiik haksizligi i§lenmi§ bulunuyor.» 

Yahudi yiizba§i (Dreyfiis)ii, Fransiz somiirgesi §eytan Adasi'na siirdiiler. Kalacagi yer, deniz 

iistiinde, kimsesiz bir toprak pargasi... Burada kendisi igin bir ku-iliibe yaptirildi. Gozlerinin oniinde 

gepegevre deniz ve bir ugtan dogup, bir ugtan batan giine§... (Dreyfiis)e, diinyaya ait nispet 

unsurlari adina birakilan yegane nimetler bun-ilar... 

§imdi diinyanin, liususiyle medeni diinyanin en biiyiik i§kence §ekli iizerindeyiz: Bir insani, 

diinyada Al-ilanin tier kuluna bali§ettigi iiitilat nimetlerinden malirum edip, kendi kendisiyle yalniz, 

kendi kendisini yemeye malikiim birakmak... Nevi ve §ekline gore bu tarz, cellat satirindan da, 

ate§ten de, ipten de beter olabilir. Diinyanin en biiyiik i§kence iistadi ^inliler, kaba ve bir defalik 

aci-lardansa, boyle, inceler incesi, lier an tesiri artan, madde taliammiiliinii a§an ve ruiia saplanan 

istiraplar icat etmi§-ilerdir. Bunlardan bir su i§kencesi var ki, ba§ini gepgevre kadife yastiklar 

iginde, mengeneyle ve lii^ acitmadan tes- 

505 

bit ettikleri adamin tra§li bir noktasina seyrek damlalar) su akitmak... Fakat bu damlalar bilmem 
kag saat son bilmem kag ton agirliginda bir darbe liissini veriyor ve in san bagira bagira gildiriyor... 
Boyle bir i§kenceye bilhassa en miisait yer olan kimsesiz bir adada tam dort sene, kendi kendisini 
yemeye memur edilen (Dreyfiis)iin halini dii§iinelim!.. §unu da bilelim ki, i§kencelerin bu nevileri 
hassas ve miinevver insanlara mahsustur. Yoksa odundan bir insan, ba§ina baltayi yemedikge, ruh 
torpiileyici ve lif lif sabit fikir gii-ivelerini ii§ii§tiiriicii ulvi aciya ilgisiz kalir. Hassaslik art-itikga da 
bu tiirlii bir aci insana giine§in her dogu§unda asilip her bati§inda dirilmek ve ertesi sabahi 
beklemek gi-ibi bir azap verir. 

(Dreyfiis)iin, kendisine 48 ay tadtirilan bu acidan neler hissettigine dair elimizde bir bilgi yok... 
Yalniz iimidini kaybetmeden bekledigini, dayanmaya gali^tigini ve dayanabildigim kaydediyorlar. 
Yirminci asra girerken gergekle§en kurtulu§undan sonra bu asrin 35'inci yilina kadar siiren 
hayatinda de-^vamli bir eziklik, tutukluk ve kiriklik kendisinden hig ay-irilmami§... 
Hey gidi §eytan Adasi, hey! Cem Sultan'in Ro-^dos'u, Napolyonun (Sent Elen)i, Namik Kemal'in 
Mago-sa'si ve daha bilmem kimlerin nesi yaninda, tam da ismi iistiinde, §eytan Adasi... 
(Dreyfiis) meselesi, Adaletin, Fransada, sevilen ve-iya sevilmeyen §ahislar veya siniflar iizerinde, 
egilip bii-ikiilme kabul eder bir nesne olup olmadigi iizerinde, he-^men bir kistas te§kil etti. Eger 
adalet, hristiyan veya ya-hudi, raca veya parya, siyah veya beyaz, insan ge§itlerine gore degi§ebilir 
bir nesne olsaydi, (Dreyfiis) hakkinda ve- 
506 

karara kimsenin bir §ey demeye haki yoktu. O za-iman da, (Dreyfiis)ii, kendisine yiizba§ilik 
riitbesini veren Fransa devletini Almanlara sattigi igin degil, yahudi oldu-igu igin mahkiim 
ettiklerini agiklamalari gerekirdi. Boyle olunca da, kendisine, Fransiz Genel Kurmay Dairesine 



kadar yol aganlar, ondan daha agir bir itham altina alin-imak icap ederdi. Fakat (Dreyfus) ne olursa 

olsun, bir in-isandi; ve Fransiz Ordusunun en mahrem idare noktasina kadar davet edilecek bir 

itimat telkin etmi§ ve Fransaya ihaneti riiyasinda bile g6rmu§ degildi. O halde, imkan aleminde 

mevcut hayali bir sugu, biitiin Genel Kurmay Darisini igine alan bir §uphe yiizunden, o dairenin 

birta-ikim fransizlarca damgali bir sinifa mensup ferdine degil, Allahin her insana mahsus olarak 

emrettigi iistiin ve mii-icerret hak olgiisune gore tespit etmek lazimdi. 

Adalet buydu. Adalet budur, 

Ve o ne zaman gignendiyse. (Dreyfus) misalindeki niikteye e§ olarak gignenmi^tir. 

Bir de onun her §eyin ustunde tutulduguna ve (Dreyfus) misalinin §ahsi nefret tesirine kurban 

edilme-idigine ornek arayacak olursak bunu ancak islam tarihinde bulabiliriz: 

Samda bir cami yapiliyor... Camiin bitmesine ya-ikin, bir Yahudi, birdenbire adalet heykeli Hazret- 

i Omer'in kar§isina dikiliveriyor: 

— Ya Omer! Camiin ucu birkag parmak benim arazimin igine girdi! 

Tasavvur edelim. Koskoca camiin iki duvar k6§e-isinden ibaret ucu, birkag parmak, bir yahudinin 
arazisine girmi§, ve yahudi, insan §eklinde adalet abidesinin kar§i-isma gegip bunu ihtar etmi§tir. 
Hazreti Omer, ka§larmi gaUyor, dikkatle yahudiye bakiyor ve onu, altma girdigi yiikii kaldirmaya 
davet edi-iyor: 
507 

— ispat et! 

Yahudi hemen §ahitlerini getirdi, vesikalarmi Hal' fenin oniine serdi ve gergekten camiin, bir 
uciyle, Ug dort parmak, kendi arazisine girmi§ oldugunu ispat etti. 
Hazreti-i Omer'in UstUnden gune§ gegerken Urper-idigi ba§i dogruluyor: 

— Camii, biitiin camii yikmiz! 

Yahudi, hayret ve deh§etinde yere kapanmi§, hay-ikiriyor: 

— Durun, yikmaym! Musluman oldum! Helal edi-i 
yorum! 

(Dreyfus) hakkmda verilen karardan, Fransadaki Yahudi du§manlari pek memnun geginirken, 
Yahudileri sevsin, sevmesin, adaleti seven insanlar deh§ete du§tu. Ustelik, (Dreyfus)un sugsuzlugu 
bedahet hiikmiinde oldu-iguna gore, asil suglu ve sug sebebi meghul kalmi§ ve gii-iriiltiiye getirilmi§ 
oluyordu. Buyiik bir servet sahibi olan (Dreyfus) bu i§i maddi menfaat kar§iligi yapamiyacagi gibi, 
kendisini ve smifmi Fransadan uzakla§tiran ve Al-manyaya yakla§tiran herhangi bir fikri miiessir 
de dii^u-'nulmezdi. Fakat bu i§i, hem maddede, hem manada yapa-ibilecek, Fransiz subayi kiligmda 
birgok insan hatira gele-ibilirdi. 

i§te biitiin bunlardan (DreyfUs) hakkmda verilen karar, Fransiz halk vicdanini asla doyurmadi ve 
kilig kuv-ivetiyle «olldu-bitti»ye getirilmek istenen mesele, vicdan-ilarda dinamitle§ti. 
ilk defa olarak,ortaya (Bernar Lazar) adli bir mu-iharrir gikti ve «DreyfUs meselesinin hakikati» 
isimli bir kitap ne§retti. Tepkiler alip yiiriidii ve hadise Parlamentonun kubbesini yankilara 
bogmaya ba§ladi: 

— (DreyfUs)e haksizlik yapildigi a§ikardir! 

— BUyiik ihtilalin Fransasi, adaleti kilica ezdire- 

— Mesele, biitiin igyiiziiyle gizli kalmi§tir! Belki de gergek hain, bugiin Fransiz Ordusunda en 
selahiyetli bir yeri i§gal ediyor! 

Mecliste bu gibi sozler gidip gelirken, hiikiimet, «kaziye-i muhakeme — neticelenmi§ ve 
saglamla§mi§ hiikiim» bayragi altinda, her safhayi dolduran ve artik ke-isinlik belirten bir karara 
kar§i ba§ egmek ve Fransiz As-ikeri kaza makamlarina §iiphe sigratmamak lazim geldigi 
politikasini yiiriittii ve tepkileri onlemeye gali§ti. 

Fakat tepki bu kadarda kalmadi. igine, Fransiz Ge-inel Kurmayindaki bazi vicdanli insanlari da 
almaya ba^-iladi. Bunlar (Pikar) isimli bir yarbayin etrafinda toplandi-ilar ve (Dreyfiis)iin masum. 



asil suglunun da bir ba§kasi olduguna dair ara§tirmalara koyuldular. Nihayet yarbay (Pikar), Fransiz 

askeri sirlarini gosteren mahut kagit par-igasinin bir ba§ka subayin kalemiyle yazilmi§ oldugunu, 

agikga §ahis gostererek iddia etti. 

Bu bir iddia degil, ispatti; nitekim alakali subay hemen muhakeme altina alindi, fakat yeryiizunde 

e§i go-irulmemi§ bir himaye siperi i^inde gayet sudan bir duru§-ima neticesinde beraet ettirildi. 

Boylece «Divan-i Harp » verdigi (Dreyfus) kararindan kendi kendisini beraet ettir-imek istiyordu. 

Bu son karar ise, muhakeme tarzmdan vakialarm tefsirine ve ula§tigi kanaate kadar, hakka, 

ada-ilete, kanuna aykiriydi. 

i§te o zaman Fransa yerinden oynadi. Bir giiri son-ira da (Emil Zola), me§hur, «itham ediyorum!» 

yazisiyle ortaya ^ikti. 

Nasil (Kalas) davasmi buyiiten (Volter) ise (Drey-ifus) i§ini de diinya gapmda bir kiymete ula§tiran, 

Fransiz romancisi ve romanda (Naturalizm) mektebinin kurucusu (Emil Zola)dir. (Kalas) meselesi, 

(Volter) olmasaydi bel- 



508 

509 

ki kimsenin gozune goriinmeyecek ve hadisenin kahr mam, insanligi dolduran milyarlarca isimsiz 

mazlum ara smda kaybolacakti. Fakat (DreyfUs) i§i, hem zaman ve mekani, hem de manasi 

bakimmdan boyle degildi medeni diinyada kaba kuvvvetle hak arasmdaki miicade-ileden iki tarafm 

te§kilatmi igine almi§ bir ornekti; ve mutlaka biiyiime, biiyiitUlme istidadmdaydi ve nasil olsa (Emil 

Zola) gapmda bir kalem adammi zuhura getirecek-iti. 

Getirdi. 

Asil suglunun bir ortbas etme duru§masi sonunda beraetine hiikmedilmesi uzerine (Emil Zola) 

§ahlandi ve Fransiz Cumhurreisine hitap ederek kaleme aldigi «itham ediyorum!» yazisiyle bomba 

gibi patladi. 

O zamanki baski teknigi ve gazete tirajina gore, meydana getirilmesi imkansiz bir hadise dogdu. 

(Emil Zola)nin yazisini ne§reden gazete 300.000 niisha (o devre gore normal baski haddinin 10 

misli) bastirildi ve kapi§il-idi. Fransa Genel Kurmay §eflerini, askeri mahkeme Uye-ilerini, vukuf 

ehlini hedef tutan ve onlara yagdirmadigi hakaret birakmayan bir yazi... Muharrir, ayni zamanda, 

biitUn Genel Kurmay §eflerini, hakiki miicrimin sug orta-igi olmakla itham ediyor, vatan haini diye 

lekeliyordu. 

(Zola)nin gayesi agik: Kendisinin sivil mahkemede muhakeme altina alinmasini, boylece meselenin 

biitUn Fransiz umumi efkari tarafindan doldurulacak aleni celse-ilerde alevlenmesini ve hakikatin 

ortaya gikarilmasini sag-ilamak.... 

istedigi oldu: 

Gazeteyi toplattilar. 

Ve (Emil Zola) hakkinda amme davasi agtilar. 

Fransiz savcisina ve ondaki kanun anlayi§ina bakin ki savci, muharrin yazisindaki en agir itham ve 

hakaretle-ire ragmen, yalniz tek bir cUmle uzerinde durabildi: 

« — Askeri mahkeme, asil sugluyu Genel Kurmay-idan aldigi emir Uzerine beraet ettirmi§tir.» 

Evet, savci, yalniz bu cUmleden; Genel Kurmayin sUgluyu gizlemek igin emir verdigini, 

mahkemenin de emir altinda i§ gordiigUnii soyleyecek kadar ileriye varan bu cumleden amme 

davasi agabildi. 

Ve muharrir, elleri ve dili bagli olmaksizin, hakim huzuruna gikarildi. 

BiitUn Fransa ve bUtUn Avrupa ayaklandi ve (Emil Zola)nin davasi etrafinda halkalandi. 



FIKIR VE HAKARET 

(Zola)nin avukati (Labori), gazete sahibininki de, Birinci Diinya Sava§inin Fransa Ba§vekili 

(Kilemanso)... §u dans hakkinda fikrini soranlara: 

« — Nigin ayakta?» 

Cevabini vererek, ancak yatakta yapilabilecek bir fill olarak onun gergek mahiyetini ortaya doken, 

topraga ayak iistU gomiilmesini vasiyet eden ve «kaplan» lakabini alan, istikbalin diinya gapindaki 

devlet ve siyaset adami... 

Mahkeme kordiorunda, §ahit olarak davet edilen bir gok yiiksek riitbeli subay... Bunlar, ba§ta 

oldugu gibi, (Dreyfus) aleyhinde ifade verdiler ve §eytan Adasi mah-ikumunu vatan haini diye 

gosterdiler. (Dreyfus)un ma-'sumlugunu ispata ^ali^an Yarbay (Pikar) ile, onun aley-ihindeki 

vesikalarin tertpigisi Binba§i (Hanri), mahkeme huzurunda birbirlerini tahkir ettiler ve i§i diielloya 

kadar goturduler. 

Kurmaylarm mahkeme huzurundaki tavri, hakimleri tesir altma alici ve mesnetsiz bir vatan - millet 

edebiyatiyle ayran kabartici mahiyetteydi. 

« — (Emil Zola) bir cinayet i§lemi§tir! Onun bu ci- 



510 

511 

nayeti, askerin, Ustlerine ve halkm orduya kar§i ernniv ve itimadmi baltalamaktir! Eger Fransiz 

ordusunun k mandanlari bu emniyet ve itimat duygusundan mahru birakilacak olurlarsa, 

gocuklarmizi zafer rneydanlarm degil, salhanelere g6ndermi§ olursunuz!» 

Kurmaylar, hakimler heyeti huzurundaki bu sozle rinden sonra, Fransiz halkmm, kulaklarmi §imal 

§arki hududuna gevirmesi icap ettigini, ortada her an yakla^-imakta bir gizme sesi kabardigim, 

dU§man kar§ismda boyle milletle ordunun arasmi agmanm en biiyiik cinayet oldugunu, bu 

bakimdan ordunun kararlarma itirazsiz ba§ egmenin vatani bir vazife oldugunu ilave ederek adaleti 

aglarma dU§Urmek isteyici (demogoji)lerine tac giydirdi-iler. 

Ve haykirdilar: 

— Ordu boyle istiyor! Fransamn yiiksek menfaat-ileri boyle istiyor! 

(Jiiri) heyeti, (Emil Zola)nm, askeri mahkemeyi tahkir etmi§ olduguna dair kanaatini bildirdi ve 

muharrir 1 yil agir hapse mahkiim edildi. Fakat son soz Fransiz adaletinin yiiksek kumanda heyeti 

ve kurmaylar kadrosu olan Temyiz Mahkemesindeydi. 

Eger Fransa Temyizi, (Zola)nin mahkiimiyet kara-irini, bozacak olursa, sadece muazzez fikirle, 

uluorta ha-ikaret arasindaki ayirici hak gizgisini gekmi§ olmakla kaHmayacak (Dreyfiis) vesilesiyle 

adalete edilen i§kenceyi de meydana vurmu§ ve Fransiz Genel Kurmayinin biitiin ter-^tip gatisini 

yikmi§ olacakti. 

Kurmaylar, yemediler, igmediler; ve Fransa Tem-iyizini pengelerine gegirmek igin ba§ vurmadiklan 

gare bi-^rakmadilar. Rica, niyaz, hamiyet teranesi, yiiksek menfa-iat nakarati en aci §ekilde tazyik, 

tehdit... 

Fakat, «miilkiin esasi adalet» olgiisiiyle, Fransa-imn temeli olan bu miiessese, tarihin bu en getin 

imtihan 

aninda, kararini goz ya§artici bir ulviyet ve fedakarlikla verdi: 

« — Muharririn, bir fikir ve kanaat mevzuunda hislerini en aci §ekilde olsa da belirten yazisini 
askeri ma-ikamlara hakaret kabul etmek ve bu olgiiyle mahkiimiyet karari vermek, kanunun ruhuna 
aykiri ve yolsuzdur.» 



Boylece Fransa adalet cihazi, en list te§ekkuliyle, biitUn siyaset tesirlerini hige sayiyor, kaba kuvvet 

tehdit-ilerine nefretle sirt ^eviriyor ve fikir yazari hakkindaki hiikmii parampar^a edip siyasetin 

suratina ^arpiyordu. 

Fransiz milleti, (Bastiy)i zaptettigi giin oldugu gi-ibi, adalet lehine, kaba kuvvete kar§i galeyanda... 

Hemen biitiin Fransa, bu vesileyle, fert ^avresindeki millet hakki-inin gignendigi ve imtiyazli bir 

sinif elinde hak ve adalete galip bir (otorite) ya§atilmak istendigi fikrine dU§tU. 

O sirada, milleti kazanmak igin, yakla§an umumi segimlerin temel olgiisU de bu mevzua gegmi^ 

goriinii-iyordu. Kili^la hak arasmdaki ^arpi^mada hak safmi tutan-ilar, milletin temsil §erefini 

kazanacaklardi. 

Temyizin (Zola)ya ait karan bozmasiyle beliren halk heyecani, segim §ansmm ne tarafta oldugunu 

g6ster-imi§ti. 

Artik gazeteler gemi aziya aldilar ve her giin sU-itunlarmi (DreyfUs) lehinde yazilarla doldurur 

oldular. Ga-izeteler o kadar ileriye gitti ki, Genel Kurmay ile Milli MUdafaa te§kilatmm, el ele 

vererek halki kandirdigi ve adaleti gizme altmda ezdirdigi ithamma bile yol agildi. Biitiin gazeteleri, 

biitiin siitunlariyle (Emil Zola)nm «it-iham ediyorum!» yazisi, §iddet bakimmdan ge^ti. 

Fakat Genel Kurmay, artik Fransanm dii§manlarma galip gelmek yoluna girmi§ olarak, milletine ve 

adalete magliip goriinmekte... Fransa ordu te§kilati yepyeni kad-irolarla hiiviyetlendirildi, Genel 

Kurmayda ve ileri ku-imanda kademelerinde §iiphelilerden kimse birakilmadi; 



512 

513 

ve artik, fincanci katirlarmi iirkiitmek korkusu olmaksiz her §eyi soylemenin miimkiin oldugu bir 

hava a^ildi. 

Ve i§te o zaman, (Dreyfiis)iin mahkiim edili§in(je esas tutulan Genel Kurmay dosyasmm, sanik ve 

avukat na gosterilmedigi meydana gikti. Bununla beraber olarak (Dreyfiis)iin ciirmiinii ispat 

edebilmek i^in sahte vesika tanzim edildigi ve bunu, mahkemede Yarbay (Pikar)a ha-ikaret eden 

Binba§i (Hanri)nin diizenledigi anla§ildi. Tev-ikif edilen Binba§i, zindandaki hiicresinde canma 

kiydi Ele gegen ilk casusluk vesikasmm da, Macar asiUi Binba-i§i (Esterhazi) tarafmdan kaleme 

almdigi ogrenildi. Bu Binba§i, i§ bu kerteye varmca yakalanacagim anladi ve Ingiltereye kapagi 

atti. Orada yazdigi yazilarla da sugunu tevil yoUu, itiraftan ba§ka bir §ey yapamadi. 

Artik her §ey, giin gibi agik oyle mi? 

Oyleyse ne diye (Drefyiis) hala «§eytan Adasi» nda?... 

Hatta biitiin bunlardan, ismi etrafinda diinya gapin-ida §amatalardan habersiz ve kiyametten ba§ka 

her hadiseye kapali, o korkung uzaklik ve yabancilik kuyu-isunda?.. 

Heyhat ki, onun bu kuyudan ^ikarilmasi, atilmasin-idan daha zalimce olacaktir. 

NETiCE 

Evet; biitiin bunlardan sonra (Dreyfiis)iin hemen kurtarilip Fransaya getirilmesi ve torenle 

kar§ilanmasi lazim gelirken, bir taraftan onu kurtarmak, obiir taraftan da kilicin yenigini 

diizle§tirmek igin, hiikiimet, birbirine zit iki siyaset koUamaya mecbur kaldi. Belki «hiikiimet 

hikmeti» denilen §ey de bunu emrediyordu. 

514 

(Dreyfiis)iin karisi, adalet mercilerine ba§ vurdu ve kanun geregince muhakemenin iadesi isteginde 
bulundu. i§te, ba§ini almi§ giden hadiseler kar§isinda hiikiimetin girdigi ilk gikmaz... §imdi 
(Dreyfiis) bir de beraet etti mi, ayikla pirincin ta§ini! Vakia o, halk vicdaninda beraet et-imi§tir; 
fakat bu hiikiim nihayet indi ve hissi olgiilere bag-ilidir ve hakikatin tahmininden ibarettir, kendisi 



degildir. Eger «Divan-i Harp» kendi 6z karanni bozacak ve o ana kadar ileriye sUriilen ithamlan 
Uzerine alacak olursa koca bir ordu miiessesesinin hali neye varacaktir? i§ bu derece-iye kadar 
buyutulmu§ ve artik vaziyetin birkag §ahis feda-siyle kurtarilacak bir tarafi kalmami§tir. 
Hukumet, muhakemenin iadesi istegini temyizden gegirdi ve adeta istegin reddini ondan bekler gibi 
bir ah-imakliga du§tu. Yine Temyiz Uzerinde binbir tazyik... Ga-iyet tabii olarak Temyiz, 
muhakemenin iadesi kararmi verdi. 

(Dreyfus)un miidafaasmi, avukati (Domenj) ile (Zola)nm vekili (Labori), uzerlerine aldilar. 
Duru§ma as-ikeri mahkemede devam ederken, bu vaziyet kar§ismda askerlerin ne hale geldigini 
gosteren bir vak'a oldu. Meg-ihul bir §ahis, mahkeme gatisi altmda avukat (Labori)yi oldiirmeye 
kalkti ve gantasmdan bazi subaylar aleyhinde-iki vesikalari alip kagti. Avukat, aldigi yarayi gabuk 
atlatti ve duru§malara katilmaya ba§ladi. Fakat hakikatin gune§-iten daha parlak tecellisine ve artik 
delil olmaktan gikip gergegin ta kendisi olmaya ba§layan bunca hiiccet ifade-isine ragmen, avukat, 
mahkemenin eski kararmda israr ed-cegini anladi ve birdenbire miidafaasmdan vaz gegti. De-igeri, 
hakkmdaki suikastten belli olan §ahsiyetli avukat, miidafaaya bile tenezzUl etmemekle, en dogru i§i 
yapmi§-iti. Nitekim, diinya adalet tarihinde goriilmemi? bir ceza anlayi§i iginde, askeri savci, ayaga 
kalkti ve dedi ki: 

— Sanigm masumlugunu ispat edecek bir delil ve 
515 

emare bulunmadigmdan yiiksek mahkemenin mahk miyet karari vermesi «arz ve talep» olunur. 

Ve mahkeme, ekseriyetle (DreyfUs) aleyhinde in yil agir hapis cezasma hiikmetti. 

Ve biitUn Fransa, kendi askeri adalet cihazi aleyhi-ine agzma geleni soylemeye ba§ladi. Bu 

kopUrii^Un bir de-^rece ilerisi, sopalar ve baltalarla, tUfeklerin uzerine yiirii-imekti. 

Bu hususta bir tngiliz cezacismm fikrini ayniyle gosterelim: 

« — Sugu, isnat edenin ispat etmesi gerekirken, ma-isumlugunun ispati kiilfetini (DreyfUs)e 

yiiklemek, askeri zihniyetin hukuk fikriyle asla bagda§amayacagi kanaatini kuvvetlendirir.» 

Ve bu gorii^Un pe§inden, askeri mahkemelerin an-icak harp zamanlarmda vazife gormeleri ve 

sulhta adalet i§leriyle me§gul olmamalari yolunda bir cereyan agildi. 

Nihayet, hiikiimetin, ba§ta izah ettigimiz inkibazli siyaseti ve bu siyaset etrafmdaki sahne oyunlari 

meydana ^ikti. Milli MUdafaa Bakani bizzat harakete ge^ti ve ordu adma Cumhurreisine ba§ 

vurarak bir istekte bulundu: 

« — YUzba§i (DreyfUs) hakkmdaki kararm adalete uygunlugundan §iiphe etmemekle beraber, bu 

hususta ta-ilihsiz subaym lehindeki noktalan usul mecrasma intikal ettirmek mevkiinde olmayan 

mahkemenin bu mazur du-irumuna kar§i, Anayasanm yiiksek makammiza tanidigi hususi af 

hakkmi kuUanmanizi rica ederim.» 

Ve «§eyatn Adasi»nm dort yiUik mahkumu, tama-miyle sugsuz ve alakasiz (Dreyfus), kilica kar§i, 

haysiye-itini koparip geri almi§ degil de, lutfen affedilmi§ olarak, bundan boyle hep sun'i teneffiisle 

hayat sUrmek iizere, kurtarildi. 

§imdi, Fransiz askeri zihniyetine en agir §ekilde jiu'cum te§kil ettigi halde, Fransiz Temyizince, 

asla ordu-iya hakaret belirtmedigi gerekgesiyle beraetine hiikmedi-ilen me§hur «itham ediyorum!» 

yazisma parga parga bir goz atalim ve ibretten Urperelim: 

« — Bir Harp Divani, aldigi emir Uzerine (Esterhazi) admdaki adami beraet ettirmekle, her tUrlU 

adalet ve haki-ikate kar§i bUyUk hakaret savur mu§ oluyor! Olan olmu§tur; Fransa'nm yUzUne, bu 

pislik bir kere sUrUlmU§tUr!» 

« — Susacak olursam, ta otelerde, en korkung i§ken-iceler iginde, i§lemedigi bir sugun cezasmi 

geken bir masu-imun hayaleti rUyalarima girecek». 

« — Namuslu insanlari bu karari okumaya davet edi-iyorum! Ta uzaklarda §eytan Adasi'nda, o a§iri 

cezayi dU-i§UnUp de yUrekleri sizlamazsa, 5aaf olsun derim onlara!... (DreyfUs) birgok dil 



biliyonnu§: Sug!... Evinde lekeleyici higbir vesika bulunamami§: Bu da sug!.. ^ali§kanmi§, her §eyi 
ogrenmeye can atarmi§: Sug!... Heyecanlanirmi§: Su9!..» 

« — Vesika lafi tamamiyle yalandir! Hem de yalan atanlarin cezaya garptirilmaktan mahfuz 
olmalari, onlara hakki teslim ettirmenin miimkun olmayi§i nisbetinde girkin ve hayasiz bir yalan !» 
« — Bize ordunun §erefinden soz ediyorlar. tstiyorlar ki, onu sevelim, ona saygi gosterelim... 
Dogru!... §uphesiz ilk tehlikede §ahlanacak, topraklarimizi korayacak olan or- 



516 

517 

dudur; yani topyekun millettir. Ona kar§i, aslinda sev • den, saygidan ba§ka ne duygumuz olabilir? 
Ama, mesele h degil §u anda! Biz, adalet ihtiyaci iginde ordunun §erefin' itibarini istiyoruz! Mesele, 
hakkiyle kilica sarilmakta... Bel' ki yarin bizi onun emrine verecekler. Boyledir diye kor' koriine 
onun kabzasini 6pemeyiz!» 

(Emil Zola) buraya kadar olan fikirle kari§ik his si intihalarindan sonra, birdenbire, yine fikir 
temeline dayali olarak heyecanlarin en keskinine gegiyor ve asil su^lulari ba§ta o zamanki Paris 
gazeteleri olmak uzere itham, ve te§hire giri§iyor: 

« — O girkef basina dayanip, kendini Paris'in hilekarlarina savundurmak bir sugtur! Neticesi 
meydanda: Bunlar hakkin, diirustlugun maglubiyeti sayesinde muzaf-ifer oluyorlar! Fransanin 
alicenap olmasini, hiir ve adil mil-iletlerin ba§inda gelmesini isteyenler, Fransa'yi kari§tiriyor diye 
itham etmek bir sugtur! Hele, biitiin diinya oniinde, bu adli hatayi kabul ettirmek igin komplolar 
tertiplemek bir sugtur! Umumi efkari aldatmak, onu hezeyana sUriikleyip bu olUm i§inde onu 
istismar etmek bir sugtur! KUgiik ve miitevazi kimseleri hapislere tikmak, yahudi dU§manlannm 
arkasma saklanip zorbalik ve miisamahsizhk duygularmi kamgilamak sugtur! tnsan haklarmm 
(liberal) Fransasi bu illetlerden kurtulamazsa mahvolur. Kin davalari igin va-itanseverligi istismar 
etmek bir sugtur! Biitiin insanlik ilmi, gelecegin hakikat ve adalet eseri ugruna seferber olurken 
silaha tapmak bir sugtur! » 

verdigi gun, kendisiyle birlikte her §eyi de havaya ugurur. 

Benim bir tek ihtirasim var, bunca aci geken ve saa-idete hak kazanmi§ olan insanlik adina hakikati 

meydana gikarmak.... Benim ate§li itirazlarim ruhumun feryadindan ibarettir. Hadlerine du§mu§se 

beni agir ceza mahkemesine versinler. Tahkikat apagik goriilsun... Bekliyorum!» 

(Dreyfus) meselesi de, ta§idigi birgok mana baki-^mindan tarihi olmak mevkiinde bir mazlumun, 

son anla-irinda kuyunun dibinden gekilip alinmasiyle, boylece ka-ipandi. Fakat higbir meseleyi tam 

kapatmayan zaman ve onun zabit katibi tarih, i§ine devamdadir. 

« — i§te, muhterem Cumhurreisi, yalin hakikat bun-^dan ibaret! Bu hakikat korkungtur ve sizin 
ba§kanliginiz igin bir leke olarak kalacaktir. Hakikati topraga gomerlerse yer altinda birikir ve 
oylesine bir kuvvet kazanir ki, patlak 

518 

519 

(XVI) 

(iTTiHAT VE TERAKKi) CtNAYETLERt 

ABDULHAMID 



Birinci DUnya Sava§inin son yili... tttihat ve Te-irakki Komitesinin devirdigi tkinci Abdulhamid, 

Beyler-ibeyi sarayinda, hUkiimdarligindan beri surdiirdugu adetine uygun, basit ve kiigiik bir odada, 

adi ve §atafatsiz bir karyola uzerinde, son dakikalarini ya§iyor. Kireg rengi dudaklarinda, Tevhit ve 

§ehadet kelimelerinin olgiin ki-pirdani§lan... 

^anakkale Bogazi zorlanirken tasi taragi toplayip Anadoluya kagmak isteyen tttihat ve Terakki 

eleba§iari, ona vaziyeti ve nereye gitmek istedigini sorduklari zaman §6yle demi§ti: 

«Benim ceddim Fatih Sultan Mehmet, tstanbulu ku§atirken, Bizans tmparatoru kagmayi 

dU§Unmemi§ti. Yeni Padi§ahiniz istedigini yapmakta serbesttir. Fakat 

521 

ben, otuz kiisur sene tahtta kalmi§ ve TUrk tmparatorlu gunu korumu§ bir hanedan azasi sifatiyle, 
yerimden ki mildayamam! Mukadderse, Bizans tmparatorunun kucak agtigi akibeti ben de burada 
kar§ilarim, burada 6lUrUm!» 

Ve millet cellatlari, bu muhabbet ve ulviyet kar§i-isinda eriyip kala kalmi§lar, belki de ayni tokat 
yiizUnden kendilerine gelir gibi olduklari igin ilk deh§et anini yene-ibilmi§ler tstanbulu 
birakmami§lar, ba§larinin iistUnde ve-iya tabanlarinin altindaki kukla Padi§ahi da yerinden 
oy-inatmami§lar, bu sayede korkularini cepheye sigratmaktan kurtulmu§lar, ^anakkale zaferi de 
kazanilabilmi§ti. 

« — tgime dogan §u ki, ba§imiza ne geldiyse, bu adama ettigimiz zulUm yiizUnden... Ne gelecekse 

de o yiizden gelecek!..» 

t§te, bilmem kag gifte saltanat kayigiyle kar§i sa-ihildeki yalisina gegen Enver, biitiin hayatinda ilk 

ve son olarak, gegmi§i ve gelecegi dogru goriiyordu. 

Enver, Talat'a ilave etmi§ti: 

« — Bizi bir hizip kandirdi; biitiin diinyayi da oyna-itan, milletlerarasi bir hizip... Masonlar ve 

Yahudiler... Biz bu davada, onlarin u§agi, kuklasi olmu§uz meger!.» 



tkinci Abdulhamid, tttihat ve Terakki'nin, koca tmparatorlugu DUnya Harbine sUrUkledigi haberini 

almca da, sakalmda g6zya§i'incileri, §6yle demi§ti: 

« — t§te §imdi her §ey bitti! Benim yiUarca sakmdi-igim akibete gonUllU olarak ko§uyorlar! Yazik 

oldu bu millete!» 

Bir gUn, ba§i secde noktasma degecek kadar egik, duasi: 

« — Yarabbi; bana bUtUn bu iftiralari eden, bunca zilleti taddiran, hakkimi orten, hakikatimi 

gizleyen zalim-ileri affetmiyorum ! Sen de affetme!» 

Ve yine bir gUn, onu ziyaretten donen, eleba§larm ba§lari Enver ve Talat, sandalda giderken, Enver, 

kirpik-ileri ya§li, Talat'a igini bo§altmi§ti: 

Ben tarihgi degilim; olmaya da istekli bulunmuyo-irum. Benim faaliyet planim ve gayem, sadece 
tefekkUr ve sanat... Terkip, tefsir ve kiymet hUkmU... Oleyse; istekli-isi olmadigim bir sahada, sirf 
tefekkUr planma bagli bir hakla, devirlerdir yolunu koUadigimiz, fikir sahibi, (sen-^tez) yapabilmek 
iktidarmda TUrk tarihgisine zemin hazir-ilami§ olmak gibi bir eserim varsa bunu kendi agzimla 
haykirmami ho§ gormek ve herhangi bir iddia ve bobUr-ilenmeye yormamak lazim... 
t§te, en bUyUgU geyrek aydm ayarmda bile tutma-iyan ve higbir inceligin farkmda olmayan sozde 
mUnev-iverlerimize kar§i, artik cesaretle haber vermenin gUnU gelmi§tir ki, bu memlekette, 
Tanzimat boyunca yenile§-ime ve garplila§ma hareketimizin kimya kagidi halinde bir Abdulhamid 
davasi vardir ve onu ilk defa ortaya atmi§ olan insan, bu kitabm kapagmda ismini godUgUnUz aciz 
mahluktur. 



(1939'da, Tanzimatin yiiziincu yildonUmii miina-'sebetiyle, devrin Maarif Vekili tarafindan bana 
ismarla-inan eserdeki, kismi, 1943'den sonra da Biiyiik Dogu'lar-daki umumi tez...) 



522 

523 

En kisa ve kaba gizgilerle tttihat ve Terakki 'nin ? nayetlerini gostermeye mahsus bu fasilda tezimi 

ortav gikarmanin ve Abdiilhamid'i malum mazlumlar serisina almanm manasi yokken, benim 

gozumde Kanuni Sultan Suleyman'dan biiyiik olan bu hiikiimdari, el attigirn (klasik) mazlumlar 

di§mda ve gayet hususi manada, 6y-ile bir ka? sayfalik degil, cilt cilt eserlik, apayri seri iistii hakki 

cellatlarca yenmi§ ve devirler boyu yedirilmi§ bir mazlum olarak, noktalamadan gegemezdim. 

Yaptigim ve yapmak zorunda oldugum bu kadar-idir. Bu yiizden bu birkag sayfalik kisim, 

Abdiilhamid'in gegevelenmesi degil, birkag firga darbesi iginde toplu ve esasli manalarma 

kavu§turulmasi; pe§inden de tttihat ve Terakki'nin sirtmda onun tmparatorluk naa§im ta§iyarak, 

kendi sayisiz mazlumlari cephesinden ele almasi igin... 

Boylece Abdiilhamid'i bir kitap ba§ligi halinde ifa-ide ettigimiz gibi, onun hakkmdaki eski tezimizi 

de yine kitap ba§liklari halinde 1 1 maddeye irca edebilir; ve bu muazzam davayi gelecege 

ismarlayabiliriz. 

1 — Abdiilhamid, aleyhinde yalan tarih uyduruHmu^, sahte ilim imal edilmi§; ve Galata Kulesi'nin 

bostan kuyusu diye gosterilmesi tarzmda tam ziddiyle te§hir edilmi§; ve biitiin bunlar onun 

Miisliiman-Tiirk §ahsiyeti ve ^ahsiyetgiligi yiiziinden, bu iki olu§a dii§man hizipler-ce yapilmi§, 

dasitani bir kurbandir. 

2 — Abdiilhamid, di§ siyaseti bakimindan o za-imanki Avrupa nizamina gore pargalanmasi ve 

payla§il-imasi hemen hemen bir «oldu-bitti» haline getirilen ve Moskov bulu§uyle «Hasta Adam» 

diye yaftalanan Tiirk devlet ve milletini 33 sene oliim gegidinden gegirici ve koruyucu dehadir. 

3 — Abdiilhamid, Galata balozlarina ve kozmopolit salonlarina kadar dii§iiriilen devlet sirrini, ilk 
defa olarak kiymetlendirmenin, ve bugiin biitiin Batili devletlerce be- 

524 

njmsenmi§ gizli istihbarat §ebekesini kurmu§ olmanin, ancak takdire layik tedbir zekasidir. 

4 — Abdiilhamid, milletinin ruh ve §ahsiyet daya-nagi temel olgiiler mizanindan tam tefti§li ve 
murakabeli olarak Garp medeniyetine kucak agmi?, miispet bilgileri memlekete sokmak igin 
elinden geleni yapmi§, ilk defa jier bucaga sanayi mekteplerini dikmi§, devrine gore bii-itiin yiiksek 
mektepleri ve iiniversite §ubelerini temellen-dirmi§, bayindirlik tesislerini manzumele§tirmi§ 
istan-ibul'a iyi su getirmek igin adini verdikleri ge§melere kadar her§eyi dii§iinmii§, madde 
kalkinmasi ve davasinin (1) numarali kahramanidir. 

5 — Abdiilhamid, giiriik ruhun giiriik maddesine ait 
en acikli araz nahiyesi olan iktisadi vaziyeti, kendisine 
«pinti» lakabini kazandirici ve biitiin devlet te§kilatina 6r-i 
nek verici §ahsi tasarrufuyle diizeltmi§, seleflerinin hedi-i 
yesi milyonlarca altun (bugiiniin -1966- parasiyle 50 
milyar lira) di§ borcu kendi hususi biitgesinden odemi§, 
bir kuru§ borca girmemi§, ekmege 5 paralik zammi bile 
kabul etmeyip farkini kesesinden vermi§ ve zamanini 
dostuna ve dii§manina «bereket devri» diye yadettirmi§ 
olan biiyiik idarecidir. 

6 — Abdiilhamid orduda Gazi Osman, Gazi Muh-i 



tar, Gazi Ethem Pa§alar, siyasette Kamil, Salt, Tevfik Pa-i 
§alar, buyiik kiiltur kadrosunda Ahmet Cevdet, Abdurrah-i 
man, Abidin, Giridi Sirri Pa§alar, daha niceleri ve nicele-i 
ri, devrinde biitUn «rical» buketini elinde tutan ve ileride-i 
ki safhada bu demette katir tirnaklanndan ba§ka bir§ey 
kalmayan, dogurucu, besleyici ve geli§tirici §ahsiyettir. 

7 — Abdiilhamid, gUya doktUgU kanlarm silinmez lekesinden kinaye, kendisine ilk defa Ermeni 
komitecile-irin taktigi, emperyalist Avrupalilann yaydigi, tttihatgila-irm da giviledigi «Kizil 
Sultan» lakabma kar§ilik, biitUn hayatmda yalniz katil bir haremagasmm idammdan ba§ka 

525 

higbir suglunun olUm hiikmiinii imzalayamami§, memu oldugu yerde bile insan hayatma kiyamami§ 
ve boyle ol dugu igin kendisine kiyilmi§, hastalik gapmda bir §efkat ve merhamet ornegidir. 

8 — Abdiilhamid, Selanik yoniinden gelen ve adet oldugu gibi, Padi§ahi kurtarma yalani ile yola 
gikarilan isyancilar te§kilatmi Hassa Ordusunun birkag taburiyle darmadagm etmesi en kolay i§ken 
bunu yapmayan, Hassa kumandani Mahmut Muhtar Pa§anm ayaklarma kapana-irak ettigi ricayi 
kabul etmeyen ve tek damla kan dokUHmesine razi olmadigmi bildiren muhte§em ig hayat ve ig 
hesap seciyesidir. 

9 — Abdiilhamid, emperyalistlerce selefine «Du- 
yun-u Umumiye» kar§iligi yutturulmu§, modasi gegmi§; 
hem (Personel), hem (materyal), hem muharrik kuvvet, 
hem de vazife sahasi ve i§ gayesinden mahrum (fantezik) 
donanmayi Halic'e gekmek ve biitiin degeri kara ordusu-i 
na vermekle, ancak tngiliz Amiralliginin anladigi ve son 
zamanlarda kitap §eklinde belirttigi iistiin idrakin niimu- 
nesidir. 

10 — Abdiilhamid; Batinin ig mimarisi (Barok) ve 
(Rokoko) artigi, bon ve magrur Dolmabahge'yi birakip 
Yildiz'a gekilen, §ahsiyetini gostermeye oradan ba§layan 
ve biitiin saltanati boyunca soniik dekorlar iginde milletin 
yiikiinii omuzlarinda ta§iyan ve Laleli Postahanesinden 
«Hadimiinnas» Efendi dilekgesine kadar bizzat inceleyen 
gile adamidir. 

1 1 — Ve nihayet Abdiilhamid, Kanuni ile yer degi§-itirecek olsa, Uludag boyunda goriilen bir toprak 
kanbu-rundan ibaret kalacagi, millet yiikii altinda kanburla§mi§ olan kendisinin ise Himalaya'yi 
gegecegi; hakkinda ne s6ylenmi§se tersiyle dogru, goziimiinde tarihi srrlarimizin en biiyiigii ve 
her§eyi aydinlaticisi yatan bir bilmecedir. 
Tarih bunlari yazmayacak midir? 

AUah'in izniyle bu memleket kalacaktir! 

Kalacaksa gergek manada tarihgisi gelecektir. 

Gelecekse bunlari yazacaktir. 

Higbir hakikat yoktur ki, gomiilii oldugu yerde gii-riiyiip gitsin; ve gomiilii hakikatler gagi uzadigi 

takdirde bir giin bomba tarrakalariyle patlayarak meydana gikma-isin... 

§imdi ittihat ve Terakki'nin sirtina, tarihin emsaHsiz ve hususi mazlumu, mana kurbani 

Abdiilhamid'i yiik-iledikten sonra obiir mazlumlara gegebiliriz. 

Abdiilhamid'in oliim sahnesiyle agtigimiz bu fasla, -ne cilvedir!- onun istipdat ve kizil sultanligina 

inanmi§ bir insan olan tarihgi Ahmet Refik'ten ogrendigimiz §u cenaze tablosunu ekleyelim: 

Sultan Abdiilhamid'in irtihal eyledigi giin, halkin ruhen isyani zimnen tezahiir etmi§ gibiydi. 

Cenazenin ge-igecegi yoUar binlerce ehali ile doluydu. Abdiilhamid'in cenazesi tekbirler ve 



tehlillerle gotUriilUrken, §ehit anala-ri, dul zevceler, evlatlanni tUrediler cehaletine kurban ve-iren 

babalar, miiteessirane agliyorlar; birgok kadinlar goz-ilerinden ya§lar dokerek, ellerini semaya 

kaldirmi§lar, ba-giriyorlardi: 

— Ba§ini kaldir da bak! Bizi kimlere birakiyorsun? 

AUah'in biiyuklugune bakin, kimlere neler soyleti-iyor; ve Rahmetinin duasi, nasil oldiigu giinden 

gergekle^-imeye ba§liyor?.. 

KOMiTE 

Ne korkung isim degil mi? tsimler, sadece liigat manalarma gore degil, kendilerine renk ve §ekil 

veren 



526 

527 

vakialara gore hususi bir iklim ta§ir. Basit ve miicerr anlamiyla «topluluk»tan, ba§ka bir §ey 
olmayan «komi te», uzerine biraz esrar ve kanunsuz te§ebbus tuzunu dok tiiniiz mil, hemen tadmi 
degi§tirir ve yenmez, yutulmaz bir acilik baglar. O anda kar§imizda, bir magarada, regi-neli gam 
dallarmm i§igi altmda, silahlari dizinde, gankli aba ceketli, kege kiilahli, kirgil sakalli ve kazma 
di§li Balkan Komitecisi tipi canlanir. Vah§etleriyle hallerine goz atan sirtlanlari bile kagiracak 
kadar korkung olan bu tiplerin kurdugu topluluk nerede; mesela bir bankanm «Direkt6rler 
Komitesi» nerede? 

Bizim ele aldigimiz topluluksa, i§e kolali yakalar, ipek kravatlar ve giimii? sapli bastonlarla 
ba§layip gayeyi sirtlan kagmci komitecilikte tamamlayan bir mana ve madde kadrosu olduguna 
gore, Balkan Komitecisine ba-ikarak ozendikleri ismin hakkmi vermezsek, hak yemi§ oluruz. tttihat 
ve Terakki'nin komite isminden anladigi, ne Fransiz thtilali'ne bagli «Umumi Selamet ve Emniyet 
Komiteleri», ne de herhangi bir §ehir ve i§yeri toplulugu-idur. Elinde bir devlet ve hiikiimet 
bulundururken bile ka-iranliklar, izbeler, koguklarve kor kuyularla dost, ve en gok gune§e, 
kalabaliga, meydana ve diizluge du§man bir insan halkasi... Onlar iktidarda bile olsa, umumi 
merkez ve karargahlari manada boyle bir mekan igindedir. Onun igindir ki, Tiirk Milleti, be§ikten 
mezara kadar din ve irzi-^na suikastlerinden destanlar dinledigi Moskof eliyle yu-gurulmu§ 
komiteciye ve onun ismine nefret eder, deh§etle bakar; ve bu ismin ba§ka bir tahsis §ekline akil 
erdiremez. Bir kayaligm tepesinde, mavzerine dayanmi§ Tiirk koyii-ine bakan komitecinin yilan 
gozlerinde, o koye ait irz, mal, can, biitiin aziz miilkiyetlerin sembolu, hilal §eklin-ideki alem parlar. 
Koyiin biitiin insan mevcudu halinde ayakta duran minare UstUnde bu alem, arkasmdaki her tUrlii 
miilkiyetle, bu yilanm yutmaya memur oldugu tadi- 

na doyulmaz manevi gorektir; ve onun lezzetinde bakirelerin kanlari, gocuklarm yiirekleri, 

erkeklerin goz-bebekleri ve ihtiyarlarm beyinleri vardir. Rumeli muha-icirlerinin asirlardir, giglik 

giglik, Anadolu'ya haberini yaydigi komiteci, TUrkiin goziinde budur; ve ne gariptir ki TUrklUgU 

kurtarmak davasiyle onu birakmak igin her-§eyi yapan bazi TUrklUk iddiasmdakilere ornek, ruhta 

ve maddede i§te bu komitecidir! 

Komitenin, ba§mm ba§mm ba§i, tkinci Abdiilhamid eliyle tam bir feyz ocagi haline getirilen 

«Tibbiye»... 

ilk ismi «ittihad-i Osmani»... 

1889 Mayismm 21. GUnii, Ohrili Doktor Ibrahim Temo, Arapkirli Abdullah Cevdet, Diyarbakirli 

ishak SUkuti, Kafkasyali Mehmed Re§id ve Bakulu HUseyin Ali tarafmdan kuruldu. 



Tibbiye Mektebi hamam ve mutfagina ait odun yi-iginlannin tepesinde kuruyorlar ilk defa 
birliklerini... On-idan sonra Edirnekapi di§indaki tnciralti toplantisinda, i§i fikirde daha 
geni§letiyorlar; uyelerini Trabzonlu Abdiil-kerim Sebati, Uskiidarli §erafeddin Magmumi, 
istanbullu Asaf Dervi§, Bosnali Ali Ru§tu Efendilerle artiriyorlar ve bir faaliyet kanavasi ^iziyorlar. 
KendilerineTibbiye di§in-idan da katilmalar ba§liyor ve bilhassa istikbalin me§hur-ilarindan 
Ubeydullah Efendi, Saadet Gazetesi ba§yazari Ali §efik Bey, Necip Draga, Giritli Muharrem, 
Kosovali ibrahim; ve hususiyle ilerideki (1) numarali §ef, o zaman posta memuru Talat Efendi 
(Pa§a) halkaya giriyor. 

Parga parga edilen hakikatten, herbirinin agzinda ayri bir uzviyet sarkan, bu yedi iklim, dort 
bucagin tiple-irine dikkat ediyor musunuz? 

O siralarda Diyarbakir'a giden Abdullah Cevdet orada istidatli bir geng buluyor: Sonraki ismiyle 
Ziya G6-kalp... Onu alip tstanbul'a getiriyor, §eflerden Ibrahim 



528 

529 

Temo ve tshak Sukuti'nin oniine suriiyor; bunlar da gene ve istidatli Ziya Efendi'ye and igiriyorlar 
ve onu Baytar Mektebine yazdiriyorlar. 

Bu gekirdek oriilurken, me§hur Ahmed Riza, Bursa Ziraat Mektebi mudiirudur, «Nilufer» 
gazetesinde sozde fikri ve ilmi yazilar yazmaktadir; hususiyle resmi gunler-ide Sultan Abdiilhamid 
hakkmda kaleme aldigi dalkavuk-iga methiyelerle goze goriinmek emelindedir. 1889 Paris 
Sergisi'ni gezmek igin oraya gitmi§, kalmi§ ve Padi§aha raporlar yagdirmaya ba§lami§tir. 
ittihatgilarm, cemiyetlerini Avrupa'da temsil etme-isi ve mihraklandirmasi igin bulduklari adam, 
i§te budur. Biitiin omriince §ahsi gikarmdan ba§ka higbir gaye gut-'medigi, yigm yigm vesikalarla 
sabit, ilerideki «Meclis-i Mebusan» Reisi Ahmed Riza Bey Fransiz filozofu miis-ipet akilci (Ogust 
Komt)a bayildigi igin, cemiyetin admi (Pozitivizm) remzi «Nizam ve Terakki» koymak istiyorsa 
da, istanbul'daki gengler ismin yarismi ondan alarak ve yarismi da kendileri koyarak «ittihat ve 
Terakki» yapi-iyorlar. Boylece, bir miiddet sonra bu adamlardan higbiri-ine (Talat miistesna) 
metelik-.vermeyecek olan Komite, ta-i§idigi mefhumlarm tam aksine memur i§ini, yaftalami§ 
oluyor: Birle§mek, tekte toplanmak ve ilerlemek, yiiksel-imek isteyenlerin cemiyeti.... 
Cemiyete ayrica alaka, himaye ve nisbet belirtenler arasmda §air Ismail Safa, Prens Sabahaddin'in 
babasi Da-imat Mahmut Pa§a, Ferik (Korgeneral), §ukru Riza Pa§a, Doktor Necmeddin Arif, 
Telgraf Nazin Muavin Fuad, Doktor SUleyman Numan ve daha birgoklari vardir. 
Te§kilat, ufak tefek bazi ihbarlar ve onlarin netice-isinde gok kiigiik cezalardan ba§ka bir engele 
garpmaksi-zin geni§lemeye ba§liyor. Gayesi, devrin Padi§ahini taht-itan indirmek olan ve gali^ma 
usuUeri higbir ihtilal bilgisi-ine dayanmayan, hatta mUthi§ bir kofluk ve bonlUk arze- 
530 

jen bu adamlarin, bir mutlak idare devrinde pa§alara ka-idar boyle nasil uzanip geli§ebildikleri, 

gergekten Uzerinde kafa patlatilmasi lazim bir mesele... 

Bunun bizce cevabi §udur: Abdiilhamid'in mutlak idaresi devrindeki miisamaha, §efkat ve hiirriyet, 

higbir devirde olmami§tir da ondan.., 

Artik istanbul'da, tzmir'de, §urada burada, boyuna aeni§leyen tttihat ve Terakki halkasi... Gelecegin 

Maarif Naziri, maruf ilim adami EmruUah Efendi, gazeteci ve Avukat Tevfik Nevzat, §air 

Tokadizade Sekip, §air Ab-diilhalim Memduh, hep tttihatgi... 

Paris'te Ahmed Riza pek ucuza mal ettigi nispeti-ini, orada «Me§veret» gazetesini kurarak 

desteklemi§, bii-iyiik yankilar ve ardi sira menfaatler dev§irebilmi§ ve Me§rutiyet davasini da 



(ideolojik) bir temele oturtmaya kalkmi§tir. Bu yiizden agirlik merkezini de, hem korku-isuz, hem 

de her tiirlii §amataya miisait bir yer olan Paris'e kaydirmayi bilmi§tir. 

Artik Ahmed Riza idaresinde bir talimat ve idare merkezi haline gelen Paris'in tstanbul'daki 

postacisi (Tusten) Pa§a isimli, Harbiye Mektebinde muallim (!) bir Fransiz... Gordiiniiz mil 

Avrupali miitehassism rolU-inii?.... Yine Harbiye'de muallim ve ileride Pa§a, ^uruk-sulu Ahmed 

Bey, bu Fransizdan rica ediyor; o da gidip Posthanede ne kadar gizli muhabere evraki varsa aliyor 

ve ^uriiksulu'ya teslim ediyor. 

Siz bu insanlarm ruh ve milliyet kuma§larmdaki lekeye bakm ki, 1894 senesine kadar boylesine 

engelsiz, korkuluksuz geni§leyen bu topluluk, ayni senenin Ermeni ayaklanmasmda, Ermeniler 

Babiali'yi basmaya ve Os-imanli Bankasmi yagmalamaya kadar cur'et gosterirken, bunlar ilk defa 

ne§rettikleri beyannamelerle, halka Erme-ini komitelerinin arkasmdan gitmeyi, Babiali'yi, 

§eyhulislam Kapismi, Yildizi yakip yikmayi, yani Tiirk 

531 

devlet ve millet du§manlariyle el ele i§ gormeyi tavsiv etmi§lerdir. 

Onlar ki, hem Ermeniler vasitasiyla Tiirk Milleti ne, hem de Tiirk Milletini zorlayarak Ermeni 
milletine edilen, tarihte misli ve manendi g6rUlmemi§ zulmiin bas tertipgisi... 
(JON-TURK) 

Ermeni vakasi pe§inden ve onun ruhuna sigmarak her tarafta boy gostermeye ba§layan tttihat ve 
Terakki be-iyannamelerini Cemiyetin, iginden di§ariya dogru ilk fiili adimi sayabiliriz. O zamana 
kadar nazik ve mahcup bir seyircilikten ileriye gegemeyen Saray, bu ilk adim Uzeri-ine aklmi 
ba§ma toplamaya, hadiseye dikkat etmeye ve onlari manalandirir gibi olmaya ba§liyor; ve bir 
hastahane hademesinin doktor agzmdan kaptigi birkag kelime halin-ide, lUgat kitabi ezberlemesi ug 
be§ Fransizca mefhumla beraber «HUrriyet, MUsavat, Adalet» kli§esinden ba§ka bir §ey bilmeyen 
zamane genglerini saga sola dagitiyor. SUrgUn adi altmdaki bu dagiti§, tttihatgi genglere, «Kise-i 
HUmayun»dan, hayatlarmda gormedikleri refah §artlarmi saglayici, §urada ve burada oturmak 
mecburiyetlerinden ba§ka bir §ey degildir; ve kendilerini saray mutfagmdan beslemek ve biisbiitUn 
azdirmaktan ba§ka bir §eye yara-mamaktadir. Ah§ap bir konakta ha§ereleri lutf ve neza-iketle 
toplayip ve onlerine bol bol gimlenecekleri gida maddelerini dokiip, onlari ba§ka odalara kaldirmak 
gibi bir§ey... Bunlar, onlerindekini yiyip §i§tikten sonra, uzakla§tirildiklari salona elbette daha 
§iddetli saldiracak-ilar ve koklerine kibrit suyu dokiilmedikge ortadan silin-imeyeceklerdir. 
Tibbiyelileri guval guval denize attirdigi soylenen Abdiilhamid, hakikatte onlari beslemi§, geli§tir- 

Oii§ ve bu zaafini asla yenememi§ olan i§te bu marazi rik-tcat, §efkat ve merhamet ornegi! 
tstanbul'daki te§ekkUlUn unsurlarindan bir kismi §uraya buraya dagilirken, bir kismi da Paris, 
Cenevre ve Kahire gibi merkezlere siginmaya ve oralarda vasiflarini biraz evvel belirttigimiz (Jon- 
TUrk) tipini mostrala§tirma-ya ve modala§tirmaya ba§ladilar. Dik veya uglari kivrik, sert yakali 
«frenk g6mlegi» ile (potUsUet), diigmeli glase veya rugan potin arasi govdeler UstUnde, artik kendi 
memleketi ve kiiltUriine hakaretle bakan briyantinlenmi§ maymun kafalari... i§te (J6n-TUrk)ler! 
Bu suretle tstanbul'daki faaliyet biisbiitUn sondii ve her§ey Avrupa'ya gegmi^ oldu. Oradan gelen 
yine ora-iya kagiyor ve yine oradan harakete gegmek iizere kendi-isine bir (aksiyon) mihraki 
kurmaya bakiyor. 

Arada, Istanbul te§kilatini canlandirma te§ebbiisii ve veliaht Mehmet Re§at Efendi'yle anla§ip 
Abdiilhamid'i devirme planlari... Yildiz'in bu i§leri ha-iber ali§i; ve yine memleket igi, saga sola 
bah§i§li ve ikra-miyeli siirgiinler ve uzakla§tirmalar... Fakat Istanbul merkezi artik tamamiyla 
s6nmii§tiir. Cemiyetin ba§ kuru-icularmdan Ibrahim Temo da, son zamanlara kadar iginde kalacagi, 
orada yiiksek devlet makamlarina erecegi ve boylece igyiiziinii ve kimler hesabina gali^tigini belli 
ede-icegi Romanya'ya kagmi^tir. 
1896'da, §efkatli ve dirayetli padi§ahin, (Jon- 
Tiirk)lerle anla§ma ve bu igsiz gengleri iglerinden yakala-i 



ma te§ebbusu Sultanin yakinlanndan Ahmed 

Celaleddin Pa§a Parise gidiyor ve (J6n-Turk)'lerle temasa 



532 

533 

gegiyor... Bir tttihatgmm tabiriyle «Paris'teki (Jon Turk)'ler bu teklifi firsat bilerek ve 

Abdiilhamid'den para koparmak ve te§kilati kuvvetlendirmek fikrine kapilarak» g6ru§meyi uygun 

buluyorlar. Pazarliklar, vicdan kirasi arttrma ve eksiltmeleri, §unlar, bunlar.... Samimiyetsizli-igi ve 

halisiyetsizligi yiizunden Ahmed Riza'yi Cemiyet-iten gikarmi^ olmalanna ve muhakkak ki ondan 

daha az samimiyetsiz ve halisiyetsiz bulunmalarma ragmen, (Jon Turk)ler, te§ekkullerine ait evrak, 

dosya, §u bu gibi §eyle-iri, Pa§a'nm katibine «bedeli mukabilinde» teslim ediyor-ilar, faaliyetlerini 

tatil edeceklerini bildiriyorlar ve yeni arpaliklarma u§u§uyorlar. 

Ayni sene Cenevre'de bir de «Osmanli thtilal Fir-ikasi»... Ba§mda Tunali (Sakaryali degil) Hilmi, 

Siikuti, Berki, Oguz ve Temo Beyler... Ermenilerle anla§ip(!) Padi§ahi bombalayacaklar!... (Jon 

Turk)lerle yaymlana-icak bir bildiriden sonra, Ermeniler, tstanbul'daki Tiirk fe-^dailerine bomba 

verecekler ve hemen i§e giri§ilecek!... 

Bildiri; 

« — Osmanlilar! Bilesiniz ki, kudurmu§ bir kopegi oldiimek farzdir!» 

Diye ba§lamakta ve §6yle bitmektedir: 

« — Ya hak, ya 6lum!» 

Fakat biitiin bunlar, Paris'teki Padi§ah delegesi Ahmed Celalettin Pa§adan para sizdirmayi hedef 

tutan karli palavralardan ibarettir; ve Balkan komitecisi edali (Jon Turkler) ba§ta Tunali Hilmi 

Beyin eli, derhal pa^a-inm oniinde avug agmi^lardir. Torba torba altun ve ayrica Avrupadaki Tiirk 

elgiliklerinde memuriyetler,.. 

Prens Sabahaddin'in te§ebbUsiiyle (Jon -TUrk)lerin 1902 Paris kongre&i ve grup grup 

hiziple§meler... Kong-^renin en geng unsurlari arasmda, bugUnkii edebiyat^i Ab-diilhak §inasi ve 

ilk Turk(!) komiinist Doktor §efik Hus-inu... Kongre, biitiin fikir ve mizag ayriliklarmi ortaya 

ko-iyuyor ve meydana Prens Sabahaddin ve Ahmed Riza gruplarmi gikariyor. «ittihat ve Terakki» 

ismi «Terakki ve ittihat» olarak degi§tiriliyor; bunun kar§isma da Prens Sabahaddin'in «Te§ebbiis-ii 

§ahsi ve adem-i merkeziyet» grubu gikariliyor. Boylece hiirriyet teranecilerinin birle§-itirilmeleri 

gayesiyle topladiklari kongre, biisbiitiin aynHmalari ve birbirine dii§man kesilmeleriyle sona 

eriyor. 

Ve i§te dava, buradan atlayarak Makedonya mamulii manalarm transit merkezi Selanik «§ehr-i 

§ehir» inde yuvalaniyor. Donmeligin tohumu (Sabatay Sevi)nin bu ikinci vatanmda dava, donme, 

Yahudi, (kozmopolit), (emperyalist) ajani, dagli §aki, (anar§ist), (nihilist), Slav milliyetgisi binbir 

a§idan gegtikten sonra, ordu iginde ilti-ihap nahiyesini ele gegiriyor ve tstanbul'a dogru esmeye 

ba§layan hareket cereyanmi iifleye iifleye geli§iyor. 

Bu kadar tesirin iizerinden gegtigi, daga kaldirilmi§ bakire, gebedir; ve doguracagi soylu(!) 

gocuktan da ona gore hayir ummak lazimdir. 

SELANiK VE OTESt 

Buraya kadar olanlar, i§in sadece edebiyat safhasi-ina ait §eyler.... §u «laf-ii-giizaf» manasma 

edebiyat... 

Evvela tstanbul'da gekirdekle§en, gabucak filizle-inen, sonra Paris'e kagan, kaba anlayi§lardan ve 

deri iistii g6rii§lerden ibaret kalan, orada dagilma istirabiyle parga parga kivranan, nihayet 1902 

kongresinde yekparele§me cehdine ragmen kendi iginde boliinen ve Selanik'te hazir 



534 

535 

bir vasata sigrayip «Osmanli tttihat ve Terakki Cemiyeti» ismi altinda bir canlilik ve davrani§ 

kivamina eren dava §imdi kendisini maddeye nak§edici ellerde... 

Sene 1907... 

(1) numarada kayitli iiye Bursali Tahir, (2) numa-rada Naki, (3) numarada Talat (Pa§a), derken (4) 

numara-'da Mithat §ukru ve arkasindan Bursali Hakki, Edip Ser-ivet, Omer Naci, Kazim Nami 

(Dura), Rahmi, Ismail Can-bolat... Talat, Rahmi ve Ismail Canbolat beylerden bir de «Yuksek 

Komite»... 

Bu (10) lardan sonra, numara (11 l)e atliyor. 

Cemiyette iki tiirlii iiye var: Mason olanlar ve ol-imayanlar. .. Mason tttihatgilar, kendi tabirleriyle, 

«Liebe-veyn — babadan ve anadan» karde§... Olmayanlarsa, sa-idece «Lieb — babadan» karde§... 

Dikkat ediyor musunuz? Karde§likleri tttihatgilik-itan ziyade Masonluktan geliyor! Ve dikkat 

ediyor musu-inuz?... Abdiilhamid gibi bir islam - Tiirk §ahsiyetini de-^virmek hamlesi ile tttihatgilik 

gayreti nereden geliyor? 

Gayet ameli, basit, ucuz ve her geyrek miinevveri zaptetmesi kolay olan dava, Selanik Ordusunun 

gen? za-ibitlerini ku§atti. O sirada, HUseyin Hilmi Pa§a Yildiz'a ^ektigi telgrafta der ki: 

« — Burada (Jon-TUrk) olmayan bir ben kaldim!».- 

§eref isimli bir zabit, Vodina'da kendi kendisine Me§ratiyeti ilan etmeye karar verdi. 

Abdiilhamid'in Selanik'e gonderdigi Anadolu taburlarmm subaylari da teker teker, ustala§mi§ 

ittihatgi zabitler tarafmdan ayartil-dilar ve Manastir istikametinde, gUya isyan bastirmaya gittiler. 

Saray UstUndeki tazyik, kar§iliksiz kalan Manastir 

jsyani ve Niyazi Bey'in daga giki§iyla agirla§ti ve nihayet biitUn Selanik ordusunun yukiinii Uzerine 

bindirdi. Bu va-ziyette, Yildiz Sarayi'nin tepesine kar gibi telgraf yagar-iken, tkinci Abdiilhamid, 

her zamanki basiret ve dirayet tedbirlerinden biri farziyle, Me§ratiyeti bizzat ilan et-ti(Temmuz 

1908)... 

Me§rutiyetin ilani ile beraber, cemiyetin ismi yine aslina dondiiriildii, «ittihat ve Terakki» oldu, 

baglilarina da sadece «ittihatgi» denilmeye ba§landi. Artik ne eski «ittihat» veya «Terakki ve 

ittihat»5ilar, ne de (J6n-TUrk)lerle bir alaka... Sadece ba§ta tuttuklari Ahmed Ri-iza miistesna... 

Gerisi nazarlarinda, ahmak, madde te§eb-ibUslerinden anlamaz, gigirtkan ve miizelik nazariyeciler.. 

Umumi merkezlerini tstanbul'a ta§idilar. Artik ger-igek (Aksiyon) adamlarindan kurulu, hakiki 

komite mahi-iyetindeki «Merkez-i Umumi» Balkanli agabeyleri ihtilal kalfalarinin maddi ve 

manevi binalara e§, mekan ve za-imanini i§letmeye a^ti. 

Azasi: 

Ahmed Riza, Talat (Pa§a), Hayri Efendi(§eyhUlis-lam), HUseyin Kadri, Mithat §Ukrii, Habib, Enver 

(Pa§a), Ismail Hakki (Pa§a), Doktor Bahaeddin §akir, Doktor Nazim.. 

Aralarinda bir de sarikli bulunan bu kadro, 1912'ye kadar gizli tutulan biitUn «Merkez-i Umumi» 

topluluklarinin ba§i olarak, Komite mefhumuna en yaki-i§ir «Zevat-i aliye» destesidir. Heniiz tam 

kadro yla kendi renklerini almaktan uzak bulunan, yamali bohga, yeni me§rutiyet hiikiimeti ise, 

temsil ettikleri cereyanin eseri olarak, yine kendilerinin kuklasi olmalidir. Taktikleri de bu!... 



536 



537 

Biitiin bu olanlara kar§i Avrapa'nin tavn ve cev bi: 

Avusturya, Bosna - Hersek'i ilhak ederken, Buiea ristan da istiklalini ilan etti. Biraz sonra ziyafet 

sofrasinda parampar^a edilecek olan Osmanli trnparatorlugu kizart-imasindan, heniiz yemek 

pi§meden koparilan par^alar. 

Umaci golgesi gibi perde arkasmda pen^esini oy-inatan «Merkez-i Umumi» hiikumet sahnesinde 

degilken bu i§ik oyunu sayesinde, her tarafa hakim... Bir sual tak-iririne cevap hazirlamak igin 

Meclisten iki giin miihlet is-iteyen Kamil Pa§a hiikumeti ba§a§agi!... Sultani nefsleri-nin ceberruti 

5avu§ba§ilari tavriyle «Muhr-u §erif»i Sadrazamdan gekip aldilar ve yerine Hilmi Pa§a'yi 

getir-idiler. 

Bildirdigimiz gibi, 1912 tarihine kadar kimlerden kurulu oldugu gizli tutulan ve bir Slav Komitesi 

hava ve estetigine biirundurulen «Merkez-i Umumi» artik cur'et-ten ba§ka higbir muvaffakiyet §arti 

tanimaz ve fikir, he-isap diye bir melekeye inanmaz, bir vah§et, hu§unet oca-igi... Ya onlardan 

olunacak, ya bir kenarda susulup oturu-'lacak, yahut... tttihat ve Terakki cinayetlerinin 

kur§unla-irina bagli olan bu «yahut», umumiyetle her mukavemete verilen cevap tir. 

Tedip kuvvetlerinin kumandani Birinci Ferik (Or-igeneral) §emsi Pa§a'ya kadar hesapsiz 

Makedonya ve Selanik cinayetinden sonra, tttihat ve Terakki'nin tstan-ibul'da, fiili iktidara dogru 

tazyik ve tahakkiim devresinde en biiyiik cinayet, tutumlarina inanmayan gazetecilere kar§i i§lendi. 

Hem de, kokte bir olmalari gereken ve (J6n-Turk)luk davasi guden gazetecilere... Zira bunlar 

davayi zuppe (Jon Turk)lerin ellerinden almi§lar, Make-idonya e§kiyasmm ruhiyatma 

baglami§lardir. Tipki Fran-isiz thtilali 'nin (Teror) devrinde oldugu gibi, hiikiim dag-dakilerin 

(Montanyarlar) elindedir; ve (Jironden)leri andi- 

538 

ran, dagla bag arasmdakiler, uzakta kalmi§tir. Asil bagda-idilere gelince dagdan inenlere kar§i 

kiigiik dillerini yut-imu§ onlar... 

«Serbesti» gazetesi muharriri (Jon TUrk) mizagli Hasan Fehmi'yi, gayet nazik ve edip tenkidleri 

yiizUnden Galata Kopriisu uzerinde, bir ak§am UstU, dan, dan, kur-i§un yagmuruna tutup yere 

serdiler. Adam yerde kivranir-iken, kaatil, biyigmi bura bura gekip gitti; kanli cesedi yerde goren, 

selameti kagmakta buldu ve uzun zaman, bir polls memuru bile naa§a yakla§amadi. 

Kadm §airi, §iir kadm Celal Sahir misralarmi dize dursun: 

Hak igin haykiranlarm birisi 

Oldii, kur§unla susturuldu sesi! 

Ey garip anne, ey zavalli vatan Sen bu algak gocuklarmdan utan t 

Bir yil sonra da ayni tarzda oldiiriilen «Seda-yi Millet» gazetesi muharriri Ahmed Samim... Ve 

daha bi-iriki§i... 

Bunlar Komitenin, bozuk para metelik kesesine ait mazlumlar... tttihat ve Terakki'nin, millet ve 

ordu gapm-idaki asil mazlumlari oniinde isimlerini dile getirmeye bile degmez. t§ buraya dokiilecek 

olursa zaten sayilar yeti§-imez. Fakat bizim, matbuat yoluyla fikre kar§i i§lenen ve Terakki'nin 

biiyiik mazlumlari gapmda gordugumiizden degil, onun gazeteci ve muharrirden ne anladigmi 

goster-imek istedigimizden... 

Bunu gostermek igin en guzel vesika, bizzat §ahi-idinden dinledigim harikulade bir niiktedir. 

Anlatan, Tiirk gazeteciliginin emektar §ahsiyetlerinden, (Vakit) gazetesi sahibi Hakki Tank Us: 

539 

«tttihat ve Terakki'nin gik diyene kur§un sikti» devrede, ben 21-22 ya§larmda bir delikanliydim ve 
gaze_ teci olmaktan ba§ka gaye tanimiyordum. O siralarda, ts-^mail Mu§tak Beyin bulundugu bir 
Mecliste, muharrire sordular. 



— ijstad, nigin yazmiyorsun, bak, sesini gikarani vuruyorlar? Yazsana! 

— Ne oluyormu§ dediniz!? 

— Adam vurayorlar, sesini gikarani oldiiriiyorlar! 

— i§te onun igin yazmiyorum ya!» 

Hakki Tank'tan dinledigim bu fikranin aci (esp-ri)sindeki hailevi istihza derecesinde, higbir §ey, 

Komite-inin yildirdigi fikir mazlumunu ifadelendiremez. 

— Allah var! 

— Dan, dan, dan! 

— Hakikat var! 

— Dan, dan, dan! 

— Tarih var! 

— Dan, dan, dan! 

Abdiilhamid tarafindan ki§kirtilmi§casina «§eriat iste-iriz!» yalanci narasiyle ayaklandinlmalari... 

31 Mart en gergek ve riyazi manasiyle budur. 

Koca Istanbul, gunlerce ba§siz, sahipsiz, sabahlara kadar kur§un sikan, mektepli zabit du§mani, 

agizlarindan ispirto buhari tiiten, Rumeli taburlarinin i§gali altinda... Rusguk yarani yerine, bu defa 

Selanik yaraninin emrinde-ler... Yenigerilik ruhu, hortlama devrine girmi§tir. 

O vakit ben iki ya§inda bir bebektim. Tabii higbir §ey hatirlamiyorum. Fakat 10-12 ya§indaki 

hatiralarim arasinda, biiyiik babamin sesi ginliyor: 

— i§te §u divanda uyuyordum... Rastgele atilan, hele konak tipi evleri asla ihmal etmeyen 

kur§unlardan bir tanezi camimizi kirdi ve senin yattigin divanin ustun-ideki benim yagli boya 

resmimi delip duvara saplandi. Sa-ina bir§ey oldu mu diye hep beraber ustiine u§u§tuk... Hi^bir 

§eyin farkinda degil, mi§il mi§il u5?uyordun. 

Zavalli biiyiik babacigim; bir giin gelip en aci gig-iliklar ve g6zya§lari iginde nasil uyanacagimi 

tahmin ede-imezdi. 



31 MARTVEOTESi 

Diinyada gelmi§ ve gegmi§ isyan ve ihtilaller igin-ide en sefil ve §enii bile, 3 1 Mart vakasi 

derecesinde ig-^reng bir tertibe tenezziil etmemi§tir. AUah'in iradesiyle, tarn 33 sene bir oliiyii 

ensesinden tutup ayakta durdur-imu§, tslam-Tiirk tamamligini yabanci ve (kozmopolit) te-isirlere 

kar§i muhafaza etmekten ba§ka gaye edinmemi§ ve bu tesirlerin ajanlari tarafindan eli kolu 

baglanmi§ bir hiikiimdari biisbiitUn kudretsiz kilmak, tahttan indirmek igin bulunan bahane ve 

diizenlenen oyun.. 

ittihatgilar, gUya Me§rutiyetin muhafizlari olarak tstanbul'a getirilen avci taburlarinin yine 

ittihatgilarca, 

Bugiin hemen biitiin eli kalem ve kafasi fikir tutan-larca malum oldugu gibi, sirf Abdiilhamid'i 
tahttan devir-^mek igin bahane edilen 31 Mart hadisesini kundaklayan-lar bu i§te ba§lica iki ma§a 
kullanmi§lardir. Biraralik ken-^dilerinden olan ve sonra aleyhlerine donen «Filozof» lakapli Riza 
Tevfik ve tsveg jimnastikgisi Selim Sirn.... Riza Tevfik, sonradan hakikate d6nmU§ ve 
«AbdUlhamid'in Ruhaniyetinden istimdat» etmi§ bir in-isan sifatiyle, 1947'de yatmakta oldugu 
Haydarpa§a Nu-imune Hastanesinde, «BUyUk Dogu» muharririne §6yle demi§ti: 



540 

541 

« — 31 Mart, Selim Sirn lie benim eserimdir ve bu-i§te §evketli ve faziletle Abdiilhamid Han'in, 

nefret ve iS. tiraptan ba§ka higbir payi yoktur! Hatta hadiseye hemen uzanip onu gergekten kendi 

lehine gevirmesi miimkun oHdugu halde, elini bile uzatmami§tir!» 

31 Mart vakasinin sebep ve ruhu uzerindeki bu yepyeni noktalardan ba§ka, onun neticelerini, olU 

bilangosunun, falanini ve filanini hikaye etmekte deger gormiiyorum. 

Vakadan iki giin sonra Selanik'den kalkan Hareket Ordusu 9-10 giinlUk bir yuruyu§ten sonra, 

Istanbul igin-ide.... 

Yagma edilen saray... 

OsmanoguUannin en heybetlisi tkinci Abdiilha-imid, dinimize ve kanimiza en uzak bir adam 

tarafindan, ba§kanlik edilen heyetin bildirisiyle tahttan indirilmi§tir. 

Osmanogullari'nin en pisirigi Be§inci Mehmed (Re§ad), devletin bir yil iginde §imal kutbundan 

Cenuba gegi§ini temsil etmek iizere tahta ^ikarilmi^tir. 

Ustuste kurulan partiler ve bu arada (1910) «Os-imanli Sosyalist Firkasi»... Arkasindan (1911), 

ittihat ve Terakki'nin en biiyiik rakibi «Hurriyet ve itilaf» 

Adana Ermeni ayaklanmasi... 

Rumeli'de suikast ve kari§ikliklar... Arnavutluk hareketleri ve Karadag sinir garpi§malari... 

Suriye'de Durzi isyanlari... 

Girit buhrani ve tekerlemesi: 

Girit bizim canimiz, 

Feda olsun kanimiz ! 

Yemen derdi ve §arkisi: 

Adi Yemendir, 

Giilu yemendir; 

Giden gelmezmi§; 

Acep nedendir? 

Ve derken Trablus felaketi... 

imparatorlugun inmeli koUari, ayak parmaklarini degil, gogsunu bile korumak iktidarinda degildir; 

ve bu miizmin iktidarsizligi Abdiilhamid'in 33 yil tedaviye ga-ili^masina ve gizlemesine kar§ilik, 

onu bir §iringada mey-idana gikaran ve busbiitun felce ugratan hamiyetli Komi-itedir. 

Bunlara kar§i ordunun vicdan ve insaf nahiyesin-iden gelen tepki halinde bugun, hala hayatta 

bulunan eski Erkan-i Harp Binba§isi Gelibolulu Kemal Bey idaresinde «Halaskaran — 

Kurtaricilar» hareketi; ve kabinenin du-i§urulup yerine «Buyuk Kabine» isimli, eski §6hretleri 

toplayici bir hiikumet kurulu§u... 

Nihayet facialar faciasi Balkan Harbi... ^atalcaya kadar inen eski Tiirk eyaletleri askeri, Tiirk 

evinin eski u§aklari ve bunlarin kar§isinda, her zabiti bir diplomat ke-isilmi§ Nigbolu kahramani 

Tiirk ordusunun korkung pani-igi... 

O zaman be§ ya§larmda bulunan ben, hassas bir gocuk muhayyilesinde biraktigi iz olarak, 

^atalcadan ati-ilan toplarm sesini hala kulagimda duyarim... Mara§li bii-'yuk babamm yarali 

hem§erilerine agtigi konagimizda da, ba§i sargili, avurdu gokiik, benzi sapsari, ayaklan giplak ve 

§erha §erha Mehmetgigin ne hale getirilmi§ oldugunu, cigerime saplanmi§ bir resim gibi igimde 

saklarim. 

Biitiin bunlara ragmen, Komite hala i§ ba§mda de-igildir. Eserinin ba§ma gegmesi lazim degil 

midir? Elbet-ite!.. Yol?.. Babiali baskmi!.. Sadrazamm bilek kuvvetine kadar indirilmi§ hiikiimet 

gucundeki felci meydana gika-iran baskm, muvaffak... Bu mecalsizligin sebebi de Ko-^mite, 

meydana gikarani da, tedaviye geleni de... 



Edirne, eski payitaht, sonunda u§aklann birbirine girmesi yiizUnden geri alinan devlet konaginin 
has odala-irindan biri... Bu kadari bile tttihatgilarin Edirne fatihi ol- 



542 

543 

masina yetiyor; ve artik Talat, Enver, Cemal sacayagi ku ruluyor. 

Zulumler serisi... Mahmut Pa§a'nin vurulu§u; ve bu miinasebetle, Fransiz thtilalinde (teror) devrine 

denk diki§ makinesi gibi i§letilen giyotine kar§ilik, goriinmez bir kuyudan su yerine kelle geken 

giknk §eklinde daraga-ici!... 

Ve nihayet ve nihayet?... 

Komitenin biitiin yaptiklarini ve yapmak istidadin-ida bulunduklarina yekun hattini geken ve her 

§eyi bir §ey-ide toplayan ve hulasa eden biiyiik muhasebe mevsimi... 

Sene 1914... 

Birinci Diinya Harbi... 

Binbir iddia ve tarih palavrasina ragmen, burnu-imuzu sokmaya higbir ihtiyacimiz ve zaten Batili 

devletle-irin bu olum-kalim meselesinde en kiigiik yerimiz olma-iyan Diinya Harbine, (Don 

Ki§ot)'un zirhi ve mizragi (San§o Pansa)nin da kilici ve e§egiyle dali§imiz... 

i§te bu geli§ ve getiri§ten sonra, tttihat ve Terak-iki 'nin gergek mazlumlarini, tkinci Abdiilhamid'in 

Cennet kokulariyla itirli tabutu yatan musalla ta§i iizerinden vata-ina bir goz atarsak seyredebiliriz. 

TURKE ZULUM 

Maddi ve manevi Tiirk varligina musallat cellatlar komitesinin iig biiyiik mazlumu vardir : tkinci 

Abdiilha-imid, Tiirk Milleti, Ermeni Milleti... Gerisi, binleri on binleri a§an ferdi mazlumlar; hep 

kinnti... 

Faslimizi agarken belirtmi§tik ki, bu mazlumlar arasmda, batirdiklari Osmanli tmparatorlugu 

gapmda ve onun sembolii olan Abdiilhamid, kendi ba§ma, kitaplik ve ayrica ele almmasi lazim, 

koca bir davadir; ve girift husu- 

544 

siyetleri bakimmdan bu eserimizin fasil ve kisim gergeve-isine sigmaz. Fakat Tiirk Milletiyle 

Ermeni milletine, dog-irudan dogruya ve birbiri vasitasiyla edilen zuliim, toplu ve bedahet 

halindeki manasi yoniinden, birer ciimleye bi-ile sigdirilabilir. 

Tiirke edilen zuliim, timarhanedekileri bile §a§irta-icak bir hesapsizliklar, onu Bati dev milletlerinin 

hayat hakki miicadelesi igine atmaktan ba§lar; ve bu cihangirlik harabesini, ruhta ve maddede, 

harabeleri bile harap edici §artlara teslim etmekle sona erer. 

(Sezar)m (Trua) harabelerine bakarak soyledigi gi-ibi: 

Etiam periere ruinae. 

(Harabeler bile harap oldu!) 

Evet; harabeleri bile harap ettiler. Korkun^ bir boz-igun ve panik zemini iizerinde Tiirk ahlakmm, 

saffetinin, imanmm, aklmm, sihhatinin, gidasmm, veriminin, parasi-^nm, geleneginin, goreneginin, 

biitiin bir tarihle beraber allak buUak olmak tehlikesini ya§adigi devre!... 

Hayal ve imkan arasmdaki mesafeye bakmiz ki, Kafkasya yoluyla Turana gitmek isteyenler, 

«Allahu Ek-ber» Dagmm bir eteginden yiiz bin ki§iyle tirmanip obiir eteginden yiiz ki§iyle iner ve 

anavatani Erzincan'a kadar kaptirirken, Tih Sahrasmi ge^ebilmi^ ve Siivey§ Kanali oniinde birkag 

mantar tabancasi atabilmi§ olmak pahasi-^na, biitiin bir ordu, gol peksimetinin iistiine haki renkli bir 

hardal gibi siiriiliip tiiketilmi§tir. 



Birinci Diinya Harbi'nde bizi bulmak ve saf di§i etmek igin, asla Uzerimize gelmeye ve plan 
yapmaya lu-izum yoktu. Delilerin bile el atmayi hayal edemeyecegi mikyasta uzak kapilara 
yiiklenmemizi ve oralarda son ne-ifesimizi verip yeri serilmemizi beklemek ve pe§inden ko-ilunu 
sallaya sallaya vatanimizi teslim almaya gelmek kafiydi: Ve boyle oldu! 
545 

(Greko-Latin) medeniyetinin hangi ellerde daha muvazeneli ve semereli oldugunu ispat yolundaki, 
Kuv-ivet ta§masindan dogma bir diinya rekabeti davasinda iXq asirlik bozgun giginni en iimitsiz 
aniyla ya§ayan bir ce-imiyet, bu davada pay sahibiymi§ gibi nasil olur da ordu-isunu bunlann 
cephesine katip Galigyalarda boy gosterir? Halimize giilmezler ve bize ejderha roliine gikarilmi^ 
9i-ileke§ koyun goziiyle bakmazlar mi? Nitekim i§, ^anakka-ile gibi, kalb nahiyemizin kaburga 
kemigi bir noktaya da-iyanmca, bu yarali milletin olUm-dirim meselesini nasil sezdigi ve nasil 
5arpi§tigi da malum... Fakat bu millet, asirlardir hasret gektigi ba§a kavu§mu§ olsaydi, 
^anakka-ile'de, Giy om Tel gibi oglunun ba§mdaki elmayi vurduk-^tan sonra doner ve okuna, 
kendisini bu i§e mahkum eden zalimi hedef tutardi. Birinci Diinya Harbindeki TUrk kah-iramanligi, 
bir lahza sonra tstiklal Sava§ma giri§mek Uze-ire, ag, giplak, hasta, silahsiz ve iimitsiz, ordu ve 
cemiyet planmdaki bu felaketlere tahammiilden ibaretse, hemen avaz avaz haykirayim ki, diinyada 
kimsenin dayanamaya-icagi bu hallere tahammiilden daha biiyiik kahramanlik, yine diinyada 
herkesin yapacagi §ekilde, asla tahammiil etmemek, derhal ayaklanmakti. 
Fakat ah bu millet! Tahammiiliin efsanevi gapmi gostermek igin yaratilmi§tir o!.. 

n, giiya adalet igin gonderilen gaddar memurlarm kar^ila-irmda, ba§larmi pagavralarla orterek, 

ayaklarmda lime li-ime §alvarlar, toprak bellemekten §eklini kaybeden buru§-imu§ ellerini 

ortiilerinin altmdan uzatacaklar; analarmi, ba-ibalarmi, cehline ve ihtiraslarma kurban eyleyen 

hiikiimetin niiirtekip (hirsiz) memurlarma yalvaracaklar, aglayacak-ilar, sizlayacaklar... 

Boyunlarmdan paralari koparilarak, evlerinden tohumluklari almarak, tarlalarmdan okiizleri 

satilarak, vergi namma gaspedilen paralarmi ve haklarmi higbir zaman hatirlarma getirmeyecek 

zalim bir hiikiimetten sadaka, ihsan atifet dilenecekler...» 

^anakkale vaziyeti iizerine Eski§ehir'e kagmak is-iteyen hiikiimetin orada aldigi tertiplere ait bir 

mii§ahede: 

«istasyona yakm, oturmaya salih (elveri§li) biitiin evler, tttihat'in en miihim ricaline tahsis 

olunmu§... §ehirde hafiyeler, jandarmalar, polisler, istasyonda casuslar, her§ey ihzar edilmi§... 

Gariptir ki Sultan Abdiilhamid'in hafiyele-irini tel'in ederek milleti igfal edenler, Eski§ehir'e 

kagmaz-idan evvel, ilkonce, konakgi miifrezesi halinde, oraya hafiye-ilerini ve polislerini 

g6ndermi§ler...» 

«Eski§ehir'in kirmizi gar§afli, giillii gorapli, omuzla-iri bohgalarla kamburla§mi§ kadmlari arasmda, 

yiiksek 6k-geli iskarpinleri; ajurlu ipek goraplari, zarif gar^aflariyla Istanbul hanimlari da 

g6riiliiyordu.» 



§imdi, devrin «vakaniivis»ine ait, 30 Eyliil 1915 tarihli notlardan pargalar okuyalim: 
«Bedbaht Anadolu yine sefalet iginde inliyor. Tren-iler dolusu asker, ag ve giplak, siirii siirii 
maktele (oliim ye-^rine) gotiiriiliiyor. Yine binlerce aile ag kalacak, binlerce masum, yalmayak, 
palaspareler iginde, nafakasmi otlarla temin edecek... Oksiiz kalan yavrucaklarm bedbaht anala- 

«Giinler gegti. Ne haber, ne yar, higbir §ey gelmiyor-idu. Fakat bu gelecekler yar degil, daragacma 
gekilecek e§-ikiya idi. Memleket senelerden beri bu e§kiyanm istibdadi altmda inliyordu. Vatanm 
izmihlaline, Tiirklerin felaketine sebep olanlar, alti asirlik bir devleti alti sene iginde muzma-hil 



(gokiik) ve peri§an eylediklerini katiyen du§unmeyerek, agliktan oldUrdUkleri Anadolu'nun agu§una 
(kucagina) ka-igacaklardi.» 



7* 



«/ 



546 

547 

«Higbir devirde ahlak ve muhit bu derece tefessuh etmemi§ti. Higbir devirde Osmanlilar bu derece 

sahipsiz kalmami§lardi.» 

«10 Temmuz hadisesini miiteakip Sultan Abdiilhamid devrini terzil edenler igin artik istigfar-i zii- 

niip (gunahtan tevbe) farzdi.» 

«Sultan Abdiilhamid'in culusunda agaglara fenerler asilirdi; Sultan Mehmed-i Hamis'in cUlusunda, 

sararmi§, yalinayak, ba§i agik insan naa§lari, zabitlerin, askerlerin miinevver-Ul efkar (aydin fikirli) 

genglerin cesetleri asilmi§-iti.» 

yata, fikre, igtimai hayata hakimdir; orada istibdat, izmihlal, sukut muhakkaktir.» 

«Selanik'ten, Be§gmar kahvesinden gelen bir serker-de, biitUn memlekete hakimdi.» 

«Turk, kendi vataninda, en aciz, en istinatsiz bir kuvvetti. Selanikliler bile TUrk'U, tslamiyet kisvesi 

altinda igfal ederlerdi.» 

«Turanda ya§ayanlar, Moskof saflarinda harbedi-yorlardi; halbuki vatan, Anadolu'dan gelen, aq, 

peri§an, ya-ilinayak, bedbaht babayigitlerin Uryan (giplak) sineleriyle muhafaza ediliyordu.» 



«Anadolu'nun en Ucra k6§elerinden gelen mebuslar, daha dillerini diizeltmeye vakit kalmadan, 

gelinlik kizlari, yeti§mi§ oguUari iginde, tstanbul'un i§vekar kapatmalari pe§inde....» 

«Bir zamanlar tttihatgilann intihap arabalari pe§in-ide, ellerinde bayraklar, onlerinde zurnalar, kan 

ter iginde ko§an halk, §imdi agliktan 6lUyordu.» 

«Bizans bile sukutunun son gUnlerinde bu kadar te-ifessUh etmemi§ti.» 

«ittihat ve Terakki, orduda ekseriyeti kendisine alet etmi§ti. Siyasi bir alet olan ordunun, yiiksek ve 

milli bir kiymeti olamayacagi tabiiydi. Zabitandan mutasarriflar, valiler, sefirler nasbedilmesi, 

cemiyete mensup zabitlerin arkada§larindan evvel terfi etmeleri...» 

«Babasi bile kartinda, riitbe ve memuriyet yerine, garip bir nam ta§iyordu: Enver Pa§a babasi...» 

«Levazim dairesi, Topal Ismail Hakki'nm zamanm-^da, resmi bir ihtikar merkeziydi.» 

«Harbi Umumi mebuslari, iglerinden be§ on zat miistesna olmak Uzere, ihtikari seriate tercih eden 

hocalar-idan, zorbalardan ve muhtekirlerden mUrekkep...» 

«iglerinde oyleleri vardi ki, yataklarmi banknotlarla do§Uyorlar, karanlikta sigaralarmi aramak igin 

banknot yakiyorlardi.» 

«Halk, ekmek yerine, samanla, misir unuyla kari§ik, amurdan beter bir mahlut yiyordu.» 



548 

«Herhangi bir hiikiimette ki, miisellah kuvvet siyasi- 



«Lekeli humma ve kolera da tacir mebuslar ve muh-itekirlerle te§riki mesai (i§birligi) etmi§ti. 

Zavalli halk, di§a- 

549 

ndan du§man kur§unlariyla, igeriden tacirleri ve mebuslari vasitasiyla 6lduruluyordu.» 

Yirminci Asirda Tiirke edilen sayisiz zulmiin daHlan, muazzam bir agag halinde tttihat ve Terakki 
kokiine baglidir. Her§ey o kokten beslendi. 



«Kalabalik ortasinda, elinde askere giden oglunun fesi, diikkan diikkan dola§an iistii ba§i temiz 
hanimlar, §e. hit evlatlannin esvaplarini satarak bir giinluk nafakasini temine gali^an analar da 
vardi...» 

«Trenler dolusu gegen askerin bazan uzaktan garip garip turkuleri i§itiliyor, bazan trenden 
kendilerini atarak kagmak isteyen neferlerin pargalandiklari haber almiyor-idu.» 
«Hapishanelerde tirnak sokenler, Talat'in himaye-isiyle vagon satanlar, halkin aglik ve sefaleti 
ortasinda sa-ibahlara kadar ahenkler, ziyafetler, iy§ ve i§retlerle safa su-iruyorlardi.» 
Tarihgi Ahmet-Refik'in tttihat ve Terakki ile Er-imeni Ta§naksiyon komitelerini ve i§lerini 
kar§ila§tirarak «iki Komite, tki Kita»ismi altinda yazdigi bro§urden aldi-igimiz bu satirlar, 
ba§tanba§a yara, kirik, ezik, yanik dolu bir vUcuttan olsa olsa birkag sivilce ba§idir. i§i toplu 
ola-irak ifadelendirmek igin gergevelemek lazimdir ki, tttihat ve Terakki bu milleti, cinnet, hiyanet, 
dalalet, cehil, tak-ilit, §akavet, harb, aglik, sefalet, hastalik ve tuz biber ola-irak Ermeni komitesi 
cellatlarindan bir (Enkizisyon) elin-^de, on asirda bin «Ha9lilar» saldirisinin binde birini 
ba§a-iramayacagi bir gadre ugratmi§tir. Bunlardan, dogrudan dogruya mevzuumuz iginde bulunan, 
tttihat ve Terakki sebepli Ermeni zulmiinden gektigimizi kisaca gosterecek olursak, obiirlerini hayal 
edebilirsiniz. Yine tttihat ve Te-^rakki sebepli «Ermeniye zulUm» bahsini de unutacak de-igiliz. 
550 

ERMENt ZULMiJ 

Davrani§in ba§i kendilerinde oldugu halde, TUrk-ilerden gordiikleri zulme cevap vermek iddiasiyla, 

tttihat-igilardan degil de, onlarin le§ini gikarttigi milletten inti-ikam almaya kalkan Ermeni 

komitecileri, sozde TUrk ko-^mitecilerine gergek bir Ustat ve talebe olduklarini ispat et-itiler. Hem 

onlara ogrettiler, hem de onlardan ogrendiler ve tarihin en kanli zulUm tablolarindan birini gizmek 

sahtekarligina (!) yiikseldiler. Milletlerinin topyekun bir kabahati yoktu; onlarin da ba§inda 

(Ta§naksiyon) isimli bir «tttihatgi» zUmresi vardi ve biitUn kuvvetini TUrkiin zaafindan aliyordu. 

Yoksa TUrkiin kuvvetli deminde Er-imeni'den daha rahati ve TUrk'le kayna§mi§ olani mevcut 

degildi. Oyle ki: 

Ak koyun meler gelir, 

Daglari deler gelir, 

Hakikati yar olsa, 

Geceyi boler gelir. 

Diye iglenen Erzurum dada§i, gUzel Ermeni kizi igin; 

Ya sen ol MUslUman a§ik, 

Ya ben olam Ermeni! 

SozUnii agzindan kagiracak ve boyle bir iman ve asriyet §a§kinligina ugrayacak kadar kendisini 

kaybettiri-ici bir yakinlik duygusuna dU§tUgUne gore, iki millet ara-isindaki his rabitalarini 

tasarlayabiliriz. Dilber Ermeni ki-izini mutlaka MUslUmanliga davet etmesi gereken MUslU-iman 

delikanli bilmiyor mirydu ki, eski Ermeni MUslU- 



551 

man-Turk ile, kendisini yalniz kaynakta ayri bilerek, rahi renklerini payla§mi§ vaziyetteydi. Tiirk, 

kendisinden daha asil oldugu igin, kuvvetli zamaninda bu ahenk hig bozul-imami§, kuvvetini 

kaybedince de Ermeni, igindeki «itti-ihat9i» mizaglar yiizUnden arayi, en biiyiik du§manliga ka-idar 

agmi^ti. tttihat ve Terakki'ye, Tiirkii iginden yemeyi ogreten di§ tesir, Ermeniye de, ba§ka ve zit bir 

zaviyeden ayni §eyi belletmi§ti. Ve nihayet unutmayalim ki, birinin bu vatani kurtarmak, oburiiniin 

batirmak davasindan oHduklari ilk hengamede, Ermeni komitecisiyle «ittihat ve Terakki» baglilari 

el ele vermi§ti. §imdi: 

« — Zalime yardim edene Allah, ayni zalimi musaHlat eder.» 

Hadisindeki hikmete uygun olarak, ikisinin de bir-ibirinden gekecegi vardi. 

Boyle oldu ve onlar yiizunden her iki millet gekti. Ne olursa olsun, vesile ve sebep planmda tttihat 

ve Te-rakki'den ba§kasi gosterilemez. 

§imdi §ark ve cenup §arki Anadolusunu ba^tanba-i^a kaplayan Ermeni zulmii sahasmi, Erzurum ve 

civari gi-ibi en soylu Tiirk kanmm pmari ba§mdan seyredelim.... 

Ayni tarihgi Erzurum'da, 6 Mayis 1918 tarihiyle 

not tutuyor: 

«Yangm yerindeyim... TUrklerin bu tarihi ve fedakar beldesi, adeta bir harabe halinde... Sokaklar ve 

bi-inalar, camiler ve medreseler kamilen harap... Evler insan Maa§lariyla dolu... Yanmi§ ve yikilmi§ 

evlerin enkazi ayakla diirtUldiigU zaman, simsiyah kesilmi§, di§leri siritmi§ insan kafalarma, gocuk 

ba§larma, kol ve bacak, govde ve ayak pargalarina tesadiif olunuyor.» 

«TUrk, bombayi bilmezdi. TUrkiye'ye bombayi so-ikan, hatta Padi§ahlarmm vUcudunu ve saraymi 

bombayla ortadan kaldirmaya gali§an Ermeni komiteleriydi.» 

«Bir Rus zabiti amirine yoUadigi raporda tahliye ha-ireketini haber verirken §u satirlari yaziyordu: 

— Katl-i ama mani olmak igin ne kadar ugra§timsa da muvaffak olamadim. Ermeniler 800 ki§i telef 

etti. §ehir tahliye olundu.» 

«Osmanli ordusunun ilerlemesi, Ermenilerin umit-isizliklerini, zulumlerinin §iddetini bir kat daha 

arttiriyor-du. Bu limit busbiitun kirildigi zaman, ermeni geteleri okur (kuduz) birer canavar haline 

gelmi§lerdi. Evleri yaki-iyorlar, binalari yikiyorlar, turbeleri pargaliyorlar, Turkleri kur§unla 

sunguyle al kanlar iginde yere seriyorlardi. Erzu-irum bu kanli vah§etin en feci sahnesiydi.» 

«Ermenilerin Erzurum'u tahliyeleri o kadar feci oHmu^tu ki, yiizlerce erkegi evlere doldurmu§lar, 

Uzerlerine benzin dokerek diri diri yakmi§lardi.» 

«Evlerin yanmi§ direklerinden el'an bogucu bir du-iman gikiyor. EUerimi surdiigum tuz guvallari 

bile hala si-icak..» 

«Bir sabah, ufak, sari§m, ela gozlu bir kiz kar§ima geldi. Ekmek istiyordu.» 

«ileride, bitap adimlariyle yiiriiyen anasma, babasi-^na, mekteplerden ve insanlardan miirekkep 

muhacirler ka-ifilesine dogru ko§uyor, kolunu uzatmi§, ekmegini gosteri-iyor, sevine sevine 

bagiriyordu: 

— Ekmek, ekmek !» 

«Yollarda Ruslarm biraktiklari erzak depolari, pek-isimetler, sucuklar, baliklarla doluydu. Soguk 

ovalarda ag-iliktan olen bu halka bir lokma ekmek veren yoktu...» 

553 

552 

«Etrafima u§u§tuler. Buru§mu§, katila§mi§, toprak-la§mi§ eller, yamalarmm iplikleri riizgarla 
ugu^an pagavra-ilar arasmdan uzaniyor, her agizdan mahcup ve miiteessir bir ses i§itiliyordu: 
— Ogul! Bir lokma ekmek! Ayagmi opem, kolen olam! 
iglerinden en ya§lisi, mavi gozlerini miistemdane (tmdat istercesine) kaldirdi: 



— Bir tUrlU olmiriz, ogul! Allah bu cam almir...» 

«Dar kuyularina bakildigi zaman, kerih bir koku, ba§ dondiirucu bir tesirle kalbe bayginlik veriyor, 

kuyunun ta§larina yapi§mi§ bedbaht Turklerin saglari ve elbise par-igalari g6ruluyordu.» 

— Azizim, bu gordiigunuz §ehrin en temiz halidir. Bu sokaklar hep kadin, goluk gocuk oliileriyle 
doluydu. Kadin-ilarin memeleri, hatta en mahrem uzuvlari duvarlara gakil-imi^ti. 
§u telgraf tellerine, hep gocuk cigerleri asilmi§ti. Ka-irinlari de§ilmi§, gir^iplak kadin naa§lari, 
gegecegimiz yolun iki tarafina dizilmi§ti. Talihsiz milletimizin bu halini gordii-igumuz zaman, 
adeta tecenniin edecek (gildiracak) bir hale gelmi§tik. Ermenileri tehcir edenleri (surenleri) hig 
§uphe-isiz biz yapmasak bile Avrupa tecziye edecektir. Fakat ba-ikalim, medeni Avrupa, bu 
cinayetin de faillerini arayacak mi? Tarih boyle bir vah§et kaydetmemi§tir. Hele bu felaketten 
kurtulan Erzurumlularla bir goru§unuz! i§itece-iginiz cinayetler tuylerinizi urpertir.» 



«Ermeni mezaliminden bahsettim ve sordum: 

— Bu katilleri hep Rus zabitleri idare etmi§ diyorlar! 

Yuzba§i kipkirmizi kesildi. Ordusuna canilik lekesi-^ni siirdiirmek istemeyen medeni bir insan 

tavriyla elini saHladi: 

— Niyet (Hayir)! Biz hig kari§madik. Hep Ermeniler yapti. Hatta mani olmak istedik. Bizim 

kaymakam bunlarm hepsini yazdi. Onun hatiralarmi okuyunuz! 

— Peki ordunuz zabitleri gittigi halde siz nigin kaldi-iniz? 

— Emir almadan istihkamlari birakamazdik.» 

«Bir zamanlar bu geni§ sahralar iXg tuglu pa§alarm gadirlariyle, atlilariyle dolar, ig kaledeki 

saraylarda tahil ve kos avazesi ufuklari gmlatirdi. §imdi ovalar bo§, kaleler ha-irap, ocaklar s6nmu§, 

boyunlar bUkUlmU§tU. Ermeni zulmii Erzurum'da feci ve kanli bir yangm harabesi birakmi§ti. Rus 

istilasi, Ermeni fecayii yanmda higti. Yanima dogru bir zabit ilerledi. MUteessir bir seda ile anlatti: 

«Lala Mustafa Pa§a Camii'ne gittim. §adirvandan tatli zemzemelerle sular akiyordu. §evket, azamet 
devrimi-izin bu nefis abidesi, ugradigi tecavUzlerle mecruh, delik de-i§ik duvarlari, ginileri 
s6kUlmu§ sUtunlariyla kalbe hiizUn veriyordu. Etraf kamilen harapti. Yangm yerlerinde siyah 
duvarlar, kararmi§ pencere bo§luklari goriilUyordu. Bir za-imanlar bu tarihi beldede Osmanliligm 
satvetiyle iftihar eden yigitlerin son nesilleri, §imdi Moskofun gizmesi, Erme-ni'nin baltasiyla telef 
edilmi§ler, kimi hendeklerde, kimi en-ikaz altmda yatiyorlardi.» 

Tarihginin mU§ahedelerini rastgele fotograflar ha-ilinde yukariya koyduk. Bu fotograflarda sanatli 
bir goz bile yoktur. Fakat manzara o kadar garpici ki, ondan bir gizgi zaptedebilen, her§eyi 
g6stermi§ denecek kadar usta sanilabilir. §imdi bu fotograflari, Erzurum, Van, Mara§, Sivas dort 
k6§esi iginde, her noktayi gosterici milyonlar-ica gergeveye gikaracak ve hepsini tek resimde 
toplayacak olursak, gorecegimiz §udur: Birbirinde ornek ve destek bulup da milleti tttihat ve 
Terakki'ye zaptettirdikten son- 



554 

555 

ra , birbirini yemek bahanesiyle yine bu milleti yiyen iki cellatlar komitesi.... Biri sadece 
canavarligmm ve kuyru-iguna basili§mm; obiiriiyse ebediyen TUrkiin ve TUrke ait haklann 
mahkumu.. Onun igindir ki, Ermeni'nin de veba-ilini tttihat ve Terakki'ye yiiklemek lazim.. 



ERMENi'YE ZULUMLER 

Ermeni'nin ettigi, ona edilenden sonra... ilk, ilkin ilki, hazirlik, pusuda bekleyi§, firsat kollayi§ 
Ermeni'den gelmi§ olsa da, zuliim sahnesini evvela agan ve onu Tiirk milleti agiyor hissini veren 
ittihat ve Terakki ... Halbuki, nice Ermeni'yi evinde ve yorganinin altinda saklayip «it-itihat5i» 
satinndan korumu§ olandir ki, Tiirk... Ve eger ben, Emieni'nin ettigini, Ermeni'ye edilenden evvel 
tab-lola§tirdimsa, tek sebep ona edileni mazur gostermek de-igil, belki ucuz bir istismara 
getirilmekten uzak tutmak, yani Ermeniye: 

— Bana ettigini ben de ona ettim! Gibilerden bir kuvvet kaptirmamak... Zahir planinin agik 
§ahitligi, Ermeni lehinde goriiniir ama, o da Tiirk milleti gibi bir cinayet komitesinin tasallutu 
altinda-iki Ermeni, en mesut ve rahat deminde, adil Tiirk Padi§a-ihmi bombalamaya ve Tiirk 
hiikiimetini basmaya kalktigi-ina gore, sonunda ettigi zulmii, ba§mda kendisine edilen bir zuliimle 
takas edebilmek iktidarmda midir? 

O, kendisine bir §ey yapilmi§ olmasa da, yaptigmi yapacakti. Gidi§i, tutumu, edasi ve iislubu 
buydu. Ermeni Babiali'deki nazirlari, sarraflari, tiiccarlari ve tiirlii i§ ve te§ebbiis adamlariyle niifuz 
ve refahmm en tatli demlerini ya§arken bile, ba§ma veya ki^ma kancayi gegirmi^ olan 6z komitesi 
yiiziinden kendisini Firavun'un ehramlara ta§ ta§iyici esirleri tarzmda, irzi, mail , cam ve her §eyi 
yo- 
556 

niinden Tiirkiin zuliim pengesinde kivraniyor sanmaktay-idi. Bu bakimdan, biiyiik niyeti ve onu 

iyice belirten bazi te§ebbiisleriyle evvelden mahkumdu; fakat bu manevi bir mahkumiyet olmali ve 

tedbir planmda ona gore bir tecel-iliye gatmaliydi. Ne ^are ki, en biiyiik zuliim te§ebbiisii, 

kendisinkinden evvel, Tiirke musallat komiteden geldi ve Ermeninin esasen hazir ve sakli i§ plani, 

«Kisasa kisas» §eklinde, zahirde dogru, batmda yalan bir istismarcilikla, kendisine sahte bir oziir 

bulmanm kolayligma erdi. 

— Bana ettigini ben de ona ettim! 

Soziinii nasil soyleyebilir ki, Ermeni; ona edileni Tiirk milleti yapmadi, «ittihat ve Terakki» yapti; 

oysa et-itigini Tiirk milletine etti. 

Evvelce de belirttigimiz gibi, (Ta§naksiyon)la kan karde§i olan «ittihat ve Terakki»yi bir tarafa 

ayiracak olursak, her iki millet de mazlumdur; fakat zalimlik sira-ismda nasil birinci «ittihat ve 

Terakki» ise, mazlumlukta da ayni sifat Tiirk milletine aittir. Ermeni yalniz «ittihat ve Terakki»nin, 

biraz da kendi komitesinin mazlumuy-iken, Tiirk, iigiiniin birden mazlumu... 

Yani: 

Ermeniye edileni, Tiirk milleti yapmiyor, kendi tUSUSI kadrosuyla tttihat ve Terakki yapiyor. 

Kar§iligmi, «ittihat ve Terakki» degil, Tiirk milleti ^ekiyor. 

Bunu da sadece (Ta§naksiyon) degil, ona uyan Er-leni milleti yapiyor. 

Gergek mana bilangosu bundan ibarettir; ve bu va-iriyetten Ermeniye zuliim bahsinde «ittihat ve 

Terakki» lesabina kiigiik bir oziir payi bulunmak §6yle dursun, (Ta§naksiyon)a kadar olanca 

sorumluluk ve biricik sug (tttihat ve Terakki) iizerindedir. 

i§ yine durup dururken degil, Ermenilerin Van'da giri§tikleri kital iizerine ba§liyor. Onciiliik yine 

Ermenide. 

557 

Fakat biz nasil «ittihat ve Terakki Komitesi»nce agilan biiyiik zuliim sahnesini Ermeninin 
istismarina kapamak istiyorsak, bundan da Ermeniye edileni hafifletmek manasina bir fayda 
dev§irmeye tenezziil etmiyoruz. Olgii-ilerimizi koyduk. Her iki taraf igin de, birinin ba§inda 
«it-itihat ve Terakki» obiiriiniin de «Ta§naksiyon» bulunduk-iga netice belliydi; hem Tiirk ve hem 
Ermeni, zuliim silin-idiri altinda ezilecekti. Facianin biiyiigii de milletin biiyii-igiine dii§ecek. 
Hiikiim §u: 



Hepsinin, her §eyin, her cepheden hep birden su^u-inu «ittihat ve Terakki»ye baglamadan; ve 
Ermeniye edi-ilen zulmii, ona bir hak ve itibar degil, «ittihat ve Terak-iki» adina zuliim ve zimmet 
kaydiyla ele almadan gergege ula§ilamaz. Onun igindir ki «yumurta mi tavuktan, tavuk mu 
yumurtadan?» tarzinda bir hesap fuh§una du§meksi-izin - giinkii her §ey «ittihat ve Terakki»den - 
dogrudan dogruya Ermeniye edilen zuliim diye i§e giri§elim ve on-ilarm §ark smirimizdaki 
§enaatlerine goz bile atmayalim ki, hakikat kar§ismda tavrimiz soylu olsun.. Zira ne Er-imeninin en 
sonra Tiirke yaptigi, daha evvel kendisine ya-ipilmi§ §u veya bu hareketle; ne de tttihat ve 
Terakki'nin Ermeniye ba§ta yaptigi, onceki herhangi bir faciaya ozUr kazanabilir. 
Evet; daima (Ta§naksiyon)un degnegi ve Moskof kamgisi altmda Van'a saldiran Ermenilerin 
zulmiinii, bir-iden bire; Istanbul, Bursa, Eski§ehir, Afyon, Ankara, Kon-iya'dan ba§layarak §arka 
dogru, biitUn Anadolu Ermenileri odemek mevkiinde kaldi. Bunlarm hepsi de, belki niyette ve 
batmda, zalim karde§lerinden farksizdi; fakat insanog-ilunun omrii boyunca §ahit oldugu higbir 
mezhep, kanun ve olgii gosterilemezdi ki, herhangi bir husus, kadroya ait cinayeti, o kadro 
insanlarmm topyekun umumi cins kad-irosuna kadar §umullendirebilsin... 
558 

ismine «Tehcir ve taktil — Surme ve oldurme» de-^nilen oyle bir gigir agildi ki, Ermeniye Tiirk, 

Tiirke Erme-^ni kar§ilikli aglamaya ba§ladi. 

Eski§ehir'de not tutan tarihginin satirlarma egile-ilim: 

«Fener yok, ziya yok, rehber yok, higbir §ey yoktu. Kucagmda gocuklari, aglayan kadmlar, peri§an 

sakallariy-la cUbbelerini toplayan, yiikiinii sirtlarma vuran papazlar, kan ter iginde e§yasmi 

gikarmaya ugra§an, hastalarmi, kiz-ilarmi, gocuklarmi ta§iyan analar, fakir, zengin, ag, sefil 

bin-ilerce aile, yiik vagonlarmdan gikmaya ugra§iyorlar; gocuk-ilarmi, analarmi, e§yalarmi 

kaybetmemek igin gecenin ka-iranliklari iginde girpmiyorlardi.» 

«ZulUm kalplerinde o kadar derin meyusiyet, o dere-ice sarsilmaz bir adavet hasil etmi§ti ki, en 

aciz, en bigare, en kimsesiz bir kadma bile yardim etmek istenilse, ka§larmi gatiyor, kindar 

nazarlarla yiizUniize bakiyor; metin kalbi, miiteessir ruhuyla felakete, agliga, olUme dogru biperva 

gi-idiyordu.» 

«Birkag gUn iginde Eski§ehir istasyonunun civari on-binden, yirmibinden ziyade aile ile dolmu§tu. 

Trenle sevke-dilemeyen goluk gocuk, kadm erkek, ayaklan kanlar iginde, etraflarmda birkag fakir 

jandarma, karadan gelmi§lerdi.» 

«Eski§ehir sokaklarmda, istasyon meydanlarmda ge-ilinlik geng kizlarm, goz nuru dokerek masum 

kalplerinde tatli emeller besleyerek ordiikleri dantelalarim, ipekli yatak gar§aflarmi, ozene bezene 

yaptiklari gelinlik esvaplarmi koUarma almi§lar, kirmizi gar§afli kadmlara yok pahasma sattiklari, 

sokak sokak dola§tirdiklari g6rUlUyordu.» 

«K6ylerinden verem d6§eginde yatan, ihtizar halinde 

559 

bulunan hastalar, alii ve mecnun, yari belinden a§agi tut-mayan dilenciler bile gikarilmi§ti.» 

« O sirada Istanbul mebusu Zehrap, Varteks ve di-iger refikleri de tstanbul'dan sUriilmU§ler, Halebe 

gelmi§-ler... Zehrap, Cemal Pa§anm huzuruna gikmi§, kendilerinin Diyarbekir divan-i harbine 

gonderileceklerini, yana yakila aglaya sizlaya anlatmi§... O kadar aci goz ya§lari d6kmU§ ki, Cemal 

Pa§arikkate gelmi§... Kendilerini muhafaza ede-icegini vadetmi§.. tstanbul'a Dahiliye Nazm Talat'a 

bir telg-iraf gekmi§, bu mesele kapanmcaya kadar Zehrap ve arka-ida^larmi ortadan kaybedecegini, 

mesele yati§mca meydana gikacagmi s6ylemi§.. Talat razi olmami§.. 

Zehrap ve refikleri, miiteessir ve dahun, bir arabay-ila Diyarbekir'e dogru yola gikmi§lar... Nihayet 

yolda ^er-ike§ Ahmed'in getesine rast gelmi§ler. ^erke§ Ahmet bu za-ivalli miitefekkirleri birer 

hamlede peri§an etmi§.» 



Anadolu'nun hiicra koylerine gonderiliyordu. Bir ak§am dolu bir tren geldi. tstasyondan baktim; 
biitiin tanidigim ve bildigim simalardi: Diran Kelekyan, Pozant Kegyon, Tor-kumyan..» 
"Halla^yan Efendi yine Adada, miizeyyen k6§kunde tttihatgilara ziyafet ke§ide ediyor. Ermeni 
mebuslan yine Meclis-i Mebusan'da Talatlara ve avanesine dalkavukluk etmekte devam ediyorlar." 
«En elim facialarin Bursa'da ve bilhassa Ankara'da ika edildigi soyleniyordu. Ankara'dan gelenler 
miiteessirra-ne bir lisanla anlatiyorlardi. Evler abluka edilmi§, yiizlerce Ermeni aile arabalara 
doldurularak derelere d6kulmu§tu. Birgok kadinlar bu feci cinayetler kar§isinda tecenniin 
et-imi§lerdi. Ermeni zenginlerinin evleri satm almmi§, takrir verilir verilmez paralar zorla, zulumle 
istirdat olunmu§tu.» 



«^erke§ Ahmet'ten daha fazla malumat almak isti-iyordum: 

— Peki bu Zehrap,'filan ne oldular? 

— A, duymadmiz mi? Hepsini geberttim! 

Sigarasmm dumanlarmi havaya dogru savurdu, sol eliyle biyiklarmi diizelterek soziine devam etti: 

-Halep'ten gikmi^lardi.. Yolda rast geldik. Derhal arabalarmi ku§attim. Gebereceklerini anladilar. 

Varteks dedi ki: Peki, Ahmed Bey, bize bunu yapiyorsunuz; fakat Araplara ne yapacaksmiz? 

Sizden onlar da memnun degil-iler!.. O senin bilecegin i§ degil, kerata dedim; ve bir mavzer 

kur§unuyla beynini patlattim. Sonra Zehrab'i yakaladim, ayagimm altma aldim, koca bir ta§la 

kafasmi ezdim, gebe-rinceye kadar ezdim. 

«Tren tren Ermeni miitefekkirleri ve sanatkarlari, 

«istasyon civarma, Porsuk sahillerine gittim. Hazin bir sonbahar, yapraklari dokiiyor, gigekleri 
solduruyordu. ^ar§i boyunda kaplicalarm ta§ binalari, kahraman Os-iman'i, geng Orhan'm adalet ve 
§efkatine §ahit, iki tarihi abide gibi yiikseliyordu. Ne feci bir tezaddi! Bir zamanlar Osman Gazi, 
burada yine bu Pazar yerinde, Bilecikli bir hristiyanm hakkmi gasba gali§an Kermenyanli bir Turk'ii 
tedip etmi§, hak ve adalete kar§i muhabbetini ispat eylemi§-itir.» 

Zavalli Tiirk! «ittihat ve Terakki»den, (Ta§naksi-yon)dan ve bizzat Ermeni'den gektiklerinden 
sonra, Er-meniye gektirilenden aci duymak ve haline bakip agla-imak ehliyet ve haysiyeti yine sana 
du§uyor! Du§manlari-inm sana gektirdiklerinden ba§ka, onlara gektirilenlerden de geken sensin! O 
kadar asilsin! 



560 

561 

(XVII) ROMANOFLAR 
MUJiK VE BOL§EViK 

Romanoflar soyundan gelen son Rus garmi ve aile-isini Bol§evikler oldiirdii. Oldiirdii ne kelime?.. 
Hasta 90-icugundan, hizmetgisine ve sadik adamma kadar tek tek dogradi, yakti ve kiillerini havaya 
savurdu. Komiinistlerin ilk biiyiik cinayeti ve tarihin en acikli zulum tablolarm-^dan bir tanesi.. 
Bu miinasebetle, 1917 thtilali'ne kadar gelen ^ar Rusya'sma bir §im§ek gozii atalim: 
Asya ve Avrupa arasi mu§terek fasil gizgisi uzerin-ide, mayasi Dogu, a§isi Bati, garip bir millet... 
Her§eye ragmen, yumurtada zar, demirde pas gibi, 6z kiitleye nis-ipetle daima ki§irda kalmaya 
mahkum bir Avrupalila§ma gayretinin vatani.. Yumurta ve demir, Rus koylUsUdiir; me§hur adiyle 
(mujik); zar ve pas da , onun etrafmdaki asalet smif ve ona bagli okur yazarlar.. Biiyiik istiklalli ve 
temel kurucu manasiyla Rusya'da (Burjuvazi — §ehirli smifi) te§ekkul edememi§tir. 



563 

O zamanki olgiiye gore, asiller ve maiyetindekiler den ibaret §ehirli 10-15 milyon insan emrinde, 

100-120 milyon (mujik) ve benzerleri.. O devrin Fransa'sinda (Burjuvazi) sinifi, umumi niifusa 

gore yiizde kirka dogru bir nispet belirtirken, Rusya'da asiller ve etrafindakiler ancak yiizde onluk 

bir kadro... 

Demek esasta sinif, iki: (Mujik) ve derebeyi... 

Manzara da, bir; ciladan ileriye gegemeyen bir Av-irupalilik sivasi,.. 

Dikkat edecek olursak, bugunku Rusya'yla, arada temel olgii bakimindan bir fark yok... 

Siniflari yine iki: Bir tarafta 200 milyona yakin pi-iyon, obiir taraftaysa yine yiizde on nispetinde 

rejimin efe-ileri ve maiyetlerindekiler... 

Manzaraysa yine bir : Bu defa belki igeriye kadar i§leyen, fakat Avrupaliliktan ba§ka her§eye 

benzeyen vah§i ve sun'i bir renk. 

O zamanin (Mujik) ornegi, ba§ini dondiiren ugsuz bucaksiz steplerde igini kabartici bir (Nigevo — 

Hig) duygusunun tersinden §ahlani§i halinde kendisini zalim bir ruh haletine vermi§ ve diline §u 

olgiiyii dolami§ti: 

« — Tanriya kadar; pek yiiksek... ^ar'a kadar, gok uzak...» 

Ve bu ruh haletinin telkiniyledir ki, ^ara (Kiiguk Baba)sifatini kondurmu§tu. Pek buyiigun kiigugu 

de an cak buyiigu kiigultmek olacagina gore, anlayin (mujikte-iki ruh haletini ve tecrit, tenzih 

iktidarini!... 

Biitiin bunlardan sonra (mujik) tipinin hayati, VoHga kiyilarmda akmtiya kar§i iki sahil boyunca 

Sal gek-imek; ve harplerde tukenmez bir insan sell gibi dalga daHga ilerleyip kirilanm yerini 

almaktan ibarettir diye sem-bolle§tirilebilir. Nitekim Moskofu eski Turk'e soracak olursaniz, §u 

cevabi alirsmiz: Tek ba§ma higbir §ey degil'. fakat gokluk!... 

^ekirgeler de boyle degil midir? 

iki gapraz degnegin «du§unme ve sorma!» gibiler-^den manala§tirdigi haga ve onun gerisindeki 

^ara bu tiirlii inanan (mujik), gergekte yalniz bir §eye inanir: Her §eyin onu ve aklmi a§tigma... 

Buna inanmca da, inanmayacagi §ey kalmaz! 

i§te 1917'de Bol§eviklik ve sonra fikri ve hakiki ismiyle komiinistlik hareketinin Rusya'da buldugu 

temel, (mujik)teki bu teslimiyet, kanaat ve atalet seciyesinden ba§ka bir §ey degildir. 

Buyiik Fransiz igtimaiyatgisi Profesor (Bugle)nin bir konferansmdaki §u haysiyetli te§hisi hig 

unutamam: 

— Nazariyeler aleminde komiinizma, dogu§u, mu-ihiti, iklimi, e§yasi, dost ve dU§man kutuplari, 

dayandigi smif ve bu smifi Ureten smai hayat bakimmdan Batmm biiyiik gapta cihazlanmi§ 

iilkelerinde patlamasi gerekir-iken, nigin Rusya gibi iptidai bir sahada alev alabilmi§; ve nasil, illetli 

buldugu biinyelerde degil de, tamamiyla alakasiz ve kayitsiz bir uzviyet Uzerinde muvaffak 

olabil-imi§tir? 

Suallerin suali budur; cevabi da §u: 

Zira Proletarya smifmm istirap belirttigi geli§mi§ biinyelerde zehrin panzehiri de mevcut bulunuyor 

ve biin-iye yelkenlilerin safrasi gibi, tekneyi devirecek kasirgaya kar§i ihtiyat organizmasmi da 

kendi iginde besliyordu. Komiinizma, di§aridan Ug be§ hamle ve heyecan adami-^nm elinde, ona en 

uzak biinyeye tatbik edilmi§ ve sirf biinyenin habersizligi, muafiyetsizligi, panzehirsizligi, 

yiizUndendir ki, birden bire muvaffak olmu§tur. Oz hasta-ismi yikamayan mikrop yabanciyi ve 

sihhatli sanilani g6-tUriivermi§tir. 

Bu te§hise, bir de (mujik) tipinin her§eye hazir, ra-izi, katlama ve kucak agici (mistik) seciyesini 

ekleyecek olursak, (mujik) ve bol§evigi gergevelemi§ bulunuruz: Bir 



564 

565 

daire muhiti iizerinde birbirine en yakin iki noktanin te yoldan, ayni zamanda en uzak olmasi gibi 

bir miinasabet Biri, garbin kendi iginde bogdugu zehirli riizgari yutun onu ?ilgin bir sarho§luk 

iginde Rusya'ya ufleyen kii^iik bir ziimre, obiirii de, kendisine meghul riizgar altinda si-^nip teslim 

oluveren koca yigin... 

O giin bugiin, koca yiginin e§ya ve hadiselere ba-iki§ zaviyesinde bir temel degi§ikligi yoktur. 

Boyle bir de-igi§iklik olsa, komiinizma heykeli temelini kaybeder. Ki-imi korkung, kimi biiyiik, 

kimi hig, tvan'lann, Petro'larin, Nikola'larin yerini kimler aldi, biliyoruz. Hepsinini yerini rejim 

efeleri, Ortadokslugunkini de (nigevo)... 

Birinci Diinya Harbinin iiguncU yili, komiinizmaya istidatli sanilan Rus miittefiklerini gUnden gUne 

kuvvete, Rusya'yi da zaafa goturen devre... Almanya 7 ordusuyla Fransa'da suriine suriine 

gerilerken 1 ordusuyla Rusya'yi dize getirmi§; ve mahut zehirli riizgar sarho§larinin riiya-ida bile 

bulamayacaklari zemini kendilerine hediye etmi§-itir. Aglik, sefalet, hastalik, kari§iklik, ba§sizlik, 

a§in bez-iginlik.. 

Feci Rus hezimetlerinden sonra kumandayi ele alan ^ar, (Mohilef)teki Biiyiik Umumi Karargah'da 

sure-ita askeri meselelerle ugra§irken, en biiyiik tehlike, sirtini verdigi gerilerde demleniyor. Fakat 

bu heniiz agik bir Bol§evik davrani§i degil.. tgine en biiyiik gapta amele si-inifini almi§ olsa da, 

umumi ve igtimai manada halk bez-iginlik ve ta§kinligini ifade eden bir kabari§... 

Bu kadarini Almanlar da bekliyordu. i§te, Alman ordularinin biiyiik kafasi (Liadendorf)un «Harp 

Hatirala-irim» isimli eserinden bir ciimle: 

« — Ben her zaman Rusya'da, askeri yiikiimiizii ha-ififletecek bir ihtilal gozledim; ve kendi 

kendisine oldu.» 

(Ludendorf)un bu ciimlesinde, Rus igtimai siniflari arasindaki tezat ve baglanti zaafi,-Mr bedahet 

§ivesiyle 

tiitmektedir. Rus koyliisii mahut (mujik) , aristokrati da maliim tip olmakta devam ettikge, herhangi 

bir te§ebbiis yerle§ecegi iki omuz arasi ve dii§iirecegi kafa noktasin-idan daima §ansli sayilabilir. 

Hadise, 10 Mart 1917'de, tdare Merkezi'ndeki i§-igilerin grevi, biitiin igtimai hayat vasitalarinin 

felce ugra-imasi ve halkin grup grup kafa kafaya vermesiyle ba§ladi. Vaziyet ve nezaketi asla 

kavrayamayan, sebeplerine bag-layamayan ve bu vesileyle pusuya yatanlari goremeyen 

«Prototopof» Hiikiimeti de, mevzii planda isyanlara mah-isus, basit ve yarim tedbirlerden ba§ka bir 

§ey dii§iineme-idi. 

Hayati ve tarihte daima sarsak Hiikiimetlerin cani-^na mal olan nihai an: Vaziyete bakacak ve 

imkanin varsa ya biitiin kuvvetinle isyanin iizerine guUanacaksin; yahut olanca politikani gosterip 

a§agidan alacak ve asla tepkiye gegmeyeceksin! 

^ar'in ahmak Hiikiimeti boyle yapmadi. Halk kay-inayi§ini o aciz tabancasiyla bastirmaya kalkmak 

gibi gii-iliing bir tedbire ba§vurdu. Petrograd sokaklarina bir siirii ceset serildi ve boylelikle 

Hiikiimet, ayaklani§in itfaiyesi degil de, kundakgisi mevkiine gegti. Efsanevi gapta aptal-la§mi§ 

hiikiimet, belki kiigiik veya bir miiddet gizlenmesi miimkiin ate§i koriiklemekte o kadar ileriye gitti 

ki, ta§an ve kayna§an halk yiginlarinin iizerine asker siirmeye ka-idar vardi. Asker mi? 

Asker topyekiin cephede... Merkezde sadece talim goren ve cephede kirilmaya hazirlanan ufak 

tefek birlik-iler var... Onlar da, mevsimlerdir tiirlii propagandalarin te-isiri altinda; zaten gidecekleri 

yer de cephe, oliim hatti... Boyle birlikleri halk yiginlari iizerine sevketmek «git de isyancilara 

katil!» demekten ba§ka ne olabilir? 

Oyle oldu! Asker isyancilara katildi ve 13 Mart'ta hemen biitiin Petrograd ayaklananlarin eline 

gegti. 



566 

567 

Biitiin miiesseseleriyle bir anda pargalanan, kisim kisim kopan ve selahiyet organlarina ait her tiirlii 

niifuzu-inu kaybeden bir devlet... 

Bu vaziyette (Duma) isimli millet miimessilleri he-iyeti, HUkiimeti dU§Urmekten ve gegici bir 

hiikiimet kur-^maktan ba§ka yol bulamadi; ve biitiin bunlar; cephedeki Rus ordularmm ve ^ar'm 

arkasmda bir hamlede ve kendi kendisine oluverdi. 

Bol§evik, her§eyi kapmak iizere pusudadir. 

Nasil; hadiselerin aki§i, tam da (mujik) ve ayrica (Bol§evik) karakterine gore inki§af etmiyor mu? 

gAR VE AiLESi 

Romanoflarm sonuncusu tkinci Nikola... Gayet mahcup, az konu§an, son derece algak goniillii, 

daima «oldu-bitti»lere ba§ eger ve bir liyakatsizligi gizler gibi bir tavir iginde... Giizel ve sakin bir 

yiiz.. Agik bir aim, diiriist, samimi ve merhametli gozler.. Hafif bir sakal ve pala biyiklarm ozendigi 

§ehamet edasmi, yiizUniin tatliligi yalanliyor. 

1894 yilmda, veliahtken, Alman prenseslerinden, (Alls do Hes)le evleni§ini, babasi UgiincU 

Aleksandr'm olUmii takip etti. (Aleksandra Feodorovna) ismini alan yeni ^arigeye, Rus topraklarma 

ayak basar basmaz dU§en i§, kaym babasi eski ^ar'm tabutu arkasmdan, Karadeniz-B altik denizi 

boyunca gitmek oldu. Halk siyah tUller igin-ideki «GUne§ I§igi» lakapli bu harikulade giizel, sari§m 

Alman prensesine bakip hiikmiinii verdi: 

— Ne ugursuz kadm! Rusya'ya bir tabutla giriyor! Kimbilir daha ne felaketler getirecek? 

Dogru!... 26 ya§mda Rusya tahtma gegen tkinci Nikola, kendisinden dort ya§ kiigiik 

imparatorigeyle bera- 

568 

ber, iki yil sonra Moskova'da, tag giyme toreninde, felaketin biiyiigiine §ahit oldu. tleridekilere 
nispetle pek hafif fakat ilkinden gok agir.. Rusya'nm her tarafmdan toreni gormeye gelen koyliiler, 
geceleyin (Hodinskaye) isimli bataklik bir arazide toplanmi§ti. Burada kendilerine hediyeler 
dagitilacakti. Goklerin gergefini havai fi§ekler orerken, birdenbire, ta§km kalabalik ve intizamsizlik 
yii-'ziinden bir panik ba§ladi, dalgalanan halk denizi artik ya-ti§tiralamadi; ve tam 2000 ki§i, batak 
toprakta (mujikle-irin gizmeleri altmda ezildi veya siki§ikliktan boguldu. Yine biitiin Rusya'yi 
dola§an mirilti: — Bu kadm Rusya'ya bela getiriyor! «Giine§ i§igi» geng ^arige, diinyaya, birbiri 
pe§in-iden dortkiz gocugu getirdi: Olga, Tatyana, Mariya, Anastasiya... Etekleri bela siiriikleyen 
kadmm erkek go-icugu dogmuyordu. Me§hur tabiriyle «Biitiin Ruslarm ga-ri»na bir veliaht 
kazandiramiyor. Kederi biiyiik... O ka-idar ki, birinci, ikinci, iigiincii derken, dordiincii gocugun da 
kiz olmasi, sarayda gizlenemez bir hayal kirikligma yol agti. Neredeyse (Anastasiya)nm yiiziine 
bile bakan oHmayacakti. 

Nihayet 1904 yilmda, Rusya igin yeni bir felaket olan Rus-Japon harbinin en hararetli deminde, 
garige, adeta bozgun miijdecisi halinde bir erkek gocuk dogurdu: Aleksi Nikolavig... Sarayda ve 
biitiin Rusyada saadet te-izahiirleri. .. Yere vurulup kirilan votka kadehleri, her haHde Petrogradin 
biitiin pencerelerine cam olacak kadar... Fakat siireksiz ne§e... 1905 Ocak ayinda, ki§lik saray 
oniinde niimayi§gilerin kiligtan gegirilmesi ve arkasmdan Rus-Japon Harbinin ^arlik hesabina agir 
§artli tasfiye-isi... 

Dilini yutmu§, utangag ve her§eye evvelden razi bir hal igindeki ^arla, dinini ve milliyetini 
degi§tirmi§ oHmasina ragmen bir tiirlii Ruslara ho§ goriinemiyen ^arige 
569 



hesabina bazi saadetler bile felaketi daha derinle§tirmek ve daha keskin belirtmek igin geliyordu 
sanki.. Nitekim Ruslarin (^arivig) dedigi veliahtin viicudu, kisa zamanda, hig viicuda 
gelmemesinden daha feci bir netice dogurdu. ^ocuk §ifa bulmaz soyundan hastalikliydi. (Hemofili) 
de-inilen, hususi bir kan kaybi istidadi... Parmagi gizilse, burnu kanasa, biitiin kanim kaybettirecek 
ve hastayi gotu-irecek kadar hassas bir illet... Irsi olan bu illet, yine «Gu-ine§ I§igi» ^arige 
tarafindan geliyor; ve ilahi hikmete ba-ikin ki, soyun yalniz erkek koluna geliyor; kizlara hig 
do-ikunmuyor. ^arigenin amcasi, erkek karde§i ve iki yegeni bu hastaliktan 6lmu§tu. Boylece 
^arige Aleksandra Feo-dorovna, kendi familya kokiinden gelme bu kurutucu ille-iti, Rusya ^arlik 
tahtinin bunca 6zleyi§ sonunda kazanilan biricik varisine gegirmi§ oluyordu. 
Bu u^suz bucaksiz ulkede kendisini yapayalniz hisseden, millete bir tiirlii sevimli goriinemedigini 
bilen, oldiiriicu bir halk §uphesi altinda kivranan ve nihayet tek iirnidi veliahtin da kendisinden bir 
oliim bula§igiyle mey-idana geldigine §ahit olan ^arigenin gilesi anlatilir gibi de- 
(^arivi9)in §ifasiz hastaligi meydana gikar gikmaz, ^arige, gune§ i§igini karartici bir istirap 
hayatina girdi. Hadiselerin iti§iyle de, sonuna kadar bu hayattan di§ariya gikamadi. 
Denilebilir ki, ^ari ve biitiin kadrosiyle sarayi felce ugratan, memleket dertlerine hakimiyetle 
egilmekten ali-ikoyan (Rasputin) gibi bir tipin hululU yiizUnden tarn bir giiriiyii^ ve yikili§a 
sUriikleyen ilk saik, yine (^arivig)in bu hastaligi yani ^arige yolundan bula§an dert olmu§tur. 
Filmlere ve adi macera romanlarina kadar gegen 
(Rasputin)i tanimayan yoktur. (Mujik) tipinin, papazla§- 
mi§, kendisine gore ruhi bir rejim iginden gegmi?, zUppe 
§ehirlilere tesir edici hale gelmi§, muhteris ve hilekar, 
570 

agikgoz veya gozbagci ornegi... §eytanla§mi§ (mujik) ta-ibiri, mevzumuza en yaki§ani. 

i§te «BUtUn Rusyalarin ^arigesi», ilim, akil ve maddi imkan yolundan gocugunu kurtarmaya gare 

bulun-imadigini goriince, i§i, aklinca manevi ve kutsi farzettigi sahaya doktii; ve bu sahanin 

temsilcisi diye kendisine tavsiye edilen (Rasputin)e el uzatti. 

^arige Uzerinde derin bir niifuz kaydettikten sonra, onu ve sarayin asil ve dilber kadinlarini sonmek 

bilmez §ehvet ve ihtirasi etrafinda halkaladigi destanla§tirilan (Rasputin), bu tarafiyle, sadece 

ba§ibo§ hayal ve boyle hayallerin simsarlari tarafindan §i§irilmi§ biri... Sarayin bir takim manevi 

tesir meraklisi fakat bu tesirin hakikati-ini bilmez, ahmak kadinlarina niifuz etmi§, onlar iizerinde 

bazi emellerim yiariatmia§ ve neticede bu yiizden 6ldiarial-imia§ olsa da, zavalli ^arigeye kar§i oliime 

mahkum oglu-inun kurtaricisi sanilmaktan ba§ka higbir rol sahibi degil-idir. (^arivi9)in hastaligi 

yiiziinden sarayda biitiin eglen-iceleri paydos eden, higbir torene katilmayan, higbir mera-isimde 

goriinmeyen ve hayat hevesini topyekun kaybeden ^arige'de, (Rasputin)e, uyduruldugu tarzda alet 

olmak imkan ve istidadi yoktur. ^arige (Rasputin)e gosterdigi itibar ve itimattan neler 

dogabilecegini de hesap edemez haldeydi. 

Dikildigi noktayi buigulayan kur§uni gok gozlii, dar alinli, yagli ve uzun sagli, bol sakalli bu adam, 

^ari-igenin huzuruna gikar gikmaz: 

— Dualarima giiven! Tesirime inan! Oglun ya^aya-icaktir! 

Demi§, ve ne gariptir ki, onun el attigi her defa kii-igiik (^arivig), gegirmekte oldugu (kriz)leri 

atlatmi§ti. 

Artik varsa yoksa (Rasputin)... 

(Dostoyevski), «Karamazof Karde§ler» romaninda, (Rasputin)in kokiinii gosteren bir tipi anlatir. 

Bu, o za- 

571 



manki Rusyada ornekleri pek seyrek olmayan (Starez) dir. 

(Dostoyevski) bu tip igin §6yle der : « — (Starez), ruhumuza girip bizi §ahsiyet ve irade-imizden 

ayiran ve kendi §ahsiyet ve iradesiyle dolduran adam...» 

i§te boyle bir (Starez) olan (Rasputin), ^arigeye, oglunun hayatim kendisiyle kaim gostermeyi 

ba§arinca, bilindigi gibi, Rusya'nin en felaketli devresinde, sarayi, bazi saray kadinlarini ve hatta bir 

takim hiikiimet adamla-'rini parmaginda oynatici bir rol tutturdu; sessiz ve her §e-iye razi. ^ar da, 

bu hale, arkasini donmekten ba§ka bir §ey yapamadi. 

Nihayet birer ate§ deligi halindeki gozleriyle bu Si-ibiryali (Starez)i iki asilzade ve bir mebus, 

tesirsiz kalan zehirli pastalardan sonra bir surii kur§unla, gag bela yere yikabildiler ve (Neva) 

irmagina attilar. 

Bu hava iginde, ^ar 46 (^arivig) 10 ya§indayken Birinci Dunya Harbi.. Biitiin cephelerde yalniz 

Dogu Tiirk sinirlari miistesna, bizim igin ne aci!.. Moskof hezi-imeti. .. 

«Allahu Ekber» dagindan du§mana surulen Tiirk ordusu, dagin obiir tarafina ancak birkag manga 

halinde inebilmi§ ve Moskoftan evvel soguga ve deliligine kur-iban edilmi§tir. Hasankale'de bir 

adamin kargalara patlat-itigi tufek «Moskof geliyor!» gigligiyla biitiin birliklere si-^rayet etmi§ ve 

biitiin bir hat, kendi kendisine ricate ba§la-imi§tir. i§te Moskof zaferi, Moskoflarin o haline ragmen, 

boyle bir sevk ve idare altmdaki orduya kar§idir. Her ba-ikimdan felaket ve kari§iklik iginde yiizen 

Rusyanm tek ne§esi biz olduk; bize kar§i kazanilmi§ sandiklari zafer-iler. .. 

Telkin altmda kalmak ve yabanci gozlerin gordiigii yoUarda yiiriimekten ba§ka rolii olmayan ^ar, 

hasta og- 

572 

luyla beraber kendi Garp cephesinde ve kumandayi sozde eline almi§ bulunmakta... Bildirdigimiz 

gibi, Fransizlar, Ruslarm dortte biri mikyasmdaki niifuslarma ragmen AHman ordularmm % 87.50 

'lik biiyiik ve segkin kiitlesini durdururken -Hitleri §a§irtan ve yendiren hesap- ayni or-^dularm % 

12.50 derecesindeki iskarta kismma Rusya magliiptur. ^arige ve dort prenses, sirtlarmda hem§ire 

el-ibiseleri, hastahane hastahane dola§makta ve yaralilari iyi etmeye gali§makta... 

Komiinistlerin habersiz onciisii olarak maliim halk hareketi karakteriyle ba§layan ayaklanma 

iizerine, Pet-rograda gitmek iizere hususi trenine atlayan ^ar, hedefine 50 kilometre mesafede 

yoUarm kesilmi§ oldugunu gordii ve bir generali vasitasiyle uzaktan (Duma) meclisine ba§-ivurdu : 

Rusyada nizam ve huzuru iade etmek igin Mecli-isin uygun gorecegi her teklifi kabule hazirim! 

Cevap : ^ok geg! 

Komiinistler geride ve pusuda, Rusyanm hezimeti pahasma bile olsa kendi rejimlerini koUarken, 

(Duma) millet temsilcileri, artik ^arsiz bir idare ve zaferi gaye edinmi§ bulunuyorlar. 

^ara dii§en yol, iki : 

Ya tahti birakmak; yahut kendisine sadik, asker kuvvetlerle Petrograd iizerine yiiriimek... 

Mizaci bakimmdan birinci yolu segmekte bir an bi-ile tereddiit gostermeyen ^ar, kar§ismda put gibi 

siikiit edici ve higbir his belli etmeyici generaller oniinde, taht-itan vazgegme bildirisini yazdi, 

(Duma) tarafmdan kuru-ilan gegici hiikiimetin murahhaslar heyeti de gelip ^ardan bildiriyi aldilar; 

« — Biz, ikinci Nikola, Tanrmm liitfiyle biitiin Rus-iyalilarm ^ari, Finlandiya Biiyiik Dukasi, 

vesaire vesaire; sadik tebeamiza bildiririz ki...» 

Filan ve falan!.. 

573 



I 

SARAYDA ZiNDAN 



Sarayda, «Gune§ I§igi» imparatorige yapayalniz. Dort bucaktan silah sesleri geliyor ve ne olup 
bittigine dair, kesik ve boguk laflardan ba§ka hig bir haber alina-imiyor. Petrograd yakinlarina 
kadar gelip ileriye gegeme-idigi ve orada tahttan feragat ettigi bilinen ^ardan ba§ka bir bilgi yok.. 
Acaba nerede ve ne halde?.. Meghul!.. tm-paratorige Sarayin bo§luga ve meghule bakan biiyiik 
pen-icerelerine ko§up bulutlardan bir §eyler ogrenmeye gali§i-iyor; fakat hig bir delalet yok!.. 
Saray, herhangi bir tehlikeye kar§i muhafiz birlik-ilerinin halkaladigi ve dort saf halinde tiifeklerini 
di§ariya, halk istikametine gevirdigi, igi bo§ ve lehimli bir kutu ha-ilinde... Ne igeriden di§ariya, ne 
de di§aridan igeriye bir §ey sizmaktadir. Yalniz tarn bir ana baba guniinu haber veren, uzak ve 
yakin, boguk ve kesik tiifek sesleri... ^a-irige dort. §a§kin kiziyle, hasta ve diinyadan habersiz oglu 
(^arivig) arasinda, her an sararip erimekte.. Birkag giin iginde zayiflayip goktugunu ve sapsari 
kesildigini goriip not edenler var... 

Nihayet muvakkat Hukumet saraya bir general gonderdi ve ^arigeye §unlari bildirtti : 
— ^ar ve ^arige, Sarayda tutukluk halindedirler! ^ar yarin gelecek ve hiikiimetin bu kararina 
uyacaktir! ^ar ve ^arigenin maiyet ve yakinlarindan, tutuk olmadik-ilari igin bu vaziyete katlanmak 
istemiyenler sarayi terke-debilir; isteyenler de kalir! 

Biitiin bunlari ve bilhassa bundan sonraki mahrem safhalari en emin agiz olarak kendisinden 
dinledigimiz tsvigreli bir Fransizca ogretmeni vardir ki, 10 yildan beri saraydadir ve evvela 
prenseslerin, sonra da (^arivi5)in okutulmalari ve yeti§tirilmeleri i§ini uzerine almi§tir. Sa-iraydan 
derin bir guven ve sevgi toplami§ olan bu adama, 

^arige, Muvakkat Hukumetten gelen bildiriyi haber veri-iyor ve soruyor: 

— Ayrilmak isterseniz tarn zamani... Ecnebi oldu-aunuz igin size bir §ey de yapamazlar. 

Sefarethanenize si-iginirsiniz! 

Sadik ogretmen §u cevabi veriyor : 

— Gidecek degilim, sizinle beraber kalacagim! 

^arige, bu ulvi hareket kar§isinda gozleri ya§li, emir veriyor : 

— O halde her §eyi (Aleksi)ye anlatiniz! Her §eyi ogrensin! Ben de kizlara haber verecegim! 

isvigreli ogretmen veliahtm dairesine giriyor ve s6-ize ba§liyor : 

— imparator yarm cepheden doniiyor. Bir daha da gitmeyecek. 

^ocugun saffetli gozleri, istifhamla dolu agilmak-ita: 

— Nigin donmiiyor? 

— ^unkii babaniz artik Ba§kumandanlik makamm-^da kalmak istemiyor!. 

^ocuk mahzun, yere bakiyor. Umumi karargah ve orada gegirdigi hayat onun igin 50k tatli. 

Ogretmen ilave ediyor : 

Babaniz, imparator, tahtta kalmak da istemiyor! 

Bu defa gocugun gozleri alabildigine agik ve kay-igili : 

— Nasil?.. Ni?in?.. 

— ^Unkii o 50k yorgun.. Son zamanlarda biiyiik zorluklarla ^arpi^ti ve kendisini orseledi! 

— Evet, evet, annem bana dedi ki, buraya gelirken babanm trenini durdurmu§lar. Fakat her halde 

bunlar ge-igince yine Imparator olur! 

Ogretmen hasta gocuga, babasmm tahttan gekildi-igini, tahti karde§ine biraktigmi, onun da kabul 

etmedigini 



574 
575 



I 

ve ortada olan veya olmasi beklenen bir ^ar bulunrnad gini anlatiyor. Kendi varisligi uzerinde 

higbir ima yam] mayan gocugun cevabi : 

— Mademki ortada bir imparator yok; ya Rusyavi kim idare edecek? 

^ocugun gozunde, (mujik)te de oldugu gibi, ba§ka bir idare §ekline ihtimal mevcut degil.. 

Ayni giin ak§am iizeri, saat 16... Sarayin kapilari kapatiliyor ve muhafaza i§ini yeni hiikiimet 

uzerine ali-iyor. Artik saray, muhte§em bir zindan.. 

22 Mart sabahi, ogleye dogru, ^ar refakatinde Sa-iray Mare§ali Prens (Dolgoruki) oldugu halde 

geldi. ^ara sarayin zindan kapisini araladilar ve ustiine kapadilar. 

Ogle yemeginden sonra ^ar, hasta oglunun daire-isinde... tsvigreli ogretmen de orada... ^ar her 

zamanki algak goniillu ve her §eyi pe§in kabul etmi§ hali iginde. Sadece yiizunde birkag istirap 

gizgisi ve solgunluk. Biitiin kayiplara ragmen birbirlerine kavu§manm saadeti iginde-iler.. Batan bir 

gemide birbirini arayip bulduktan sonra sarma§ dola§ olmu§ felaketzedelere benziyorlar. 

Artik ^ar'a, her §eyden uzak, goluk gocugiyle du-i§up kalkmak, okumak, bo§ zamanmm busbiitun 

bo§ anla-irmda da Prens (Dolgoruki) ile parkta gezinmek, hatta bahge i§leriyle ugra§maktan ba§ka 

vazife kalmami§tir. Fakat ^ar zindan halindeki saraymda da serbest degildir. Parkta dola§ip 

diledigini yapmasi yava§ yava§ dar bir sa-ihaya inhisar ettirilmi§; ve (Napolyon)un (Sent Elen) 

ada-ismda ba§ma geldigi gibi, ^ara, kiigiicUk bir bahge gerge-^vesinden ba§ka yer birakilmami§tir. 

^ar, her §eye «pe-iki!»; her §eye «ba§UstUne!» demek ve asla §ikayet tavri gostermemek 

mizacmda... ^arige bir §ezlonga uzanmi§, 

576 

biitun giin du§unmekte. Eski «Gune§ I§igi» §imdi yanik ve kirik bir madde pargasi.. 

Sarayda bir rivayet, biitiin gar ailesinin Finlandiya yolundan tngiltereye gonderilecegi Uzerinde... 

Biitiin gozler de birbirine if§aya cesaret etmeksizin, bir kag saat-ilik bir otomobil yolundan ibaret 

bir mesafedeki Finlandi-iya smirlarmda. Ah, acaba §u ^ar bir goziipeklik gosterse de, kolaymi 

bulup atlayiverse!.. Ne miimkiin?.. Onun se-iciyesinde boyle hamlelere yer olmadigi bir tarafa; 

hayatm boyle bir kurtulu§a miisaadesi yoktur. 

Mart (1917) aymm ortalarmdan Agustos ortalarma kadar be§ ay sarayda zindan hayati ya§adilar. Bu 

be§ ay-ilik devrenin en garpici renk ve gizgilerini, Fransizca 6g-iretmenine ait not defterinden 

siizebiliriz. Birkagmi goste-irelim : 

1 Nisan (Pazar) - Saraym kilisesinde papaz. Rus ordularmm zaferine dua ederken ^ar dizini yere 

koydu ve 

herkes ona uydu. 

3 Nisan (Sail) - Gegici hiikiimet reisi (Kerenski) 
bugiin ilk defa olarak saraya geldi. Biitiin odalari, nobet 
yerlerini, muhafizlari tefti§ etti. Gitmeden ^ar ve ailesi 
ile de bir salona kapanip konu§tu. 

4 Nisan (^ar§amba) - Gegici hiikiimet reisinin ^ar 
ve ^arige ile §unlari g6rii§tiigiinii veliahttan 6grenmi§ bu-i 
lunuyorum. 

Biitiin tmpataror ailesini biiyiik bir salonda topla-imi§ ve evvela kendisini takdim etmi§. Sonra 

herkesin eli-ini ayn ayri sikmi§... ^arigeye d6nmii§ : 

— ingiltere Kraligesi, dii§iik tmparatorige hakkinda 

bizden bilgi istiyor! 

^arige bu iislup ve eda kar§isinda kipkirmizi kesil-imi§ ve cevap vermi§ : 

— iyi ve sihhatli oldugumu bildirebilirsiniz! Sade-ice eskiden oldugu gibi kalbimden istirabim var! 

577 

aft 



— Ben, ba§ladigim i§i, sonuna kadar biitiin ener-ijimle gotururum! Huyum budur! Buraya kadar 

gelip her §eyi gozumle gormek istedim. Bu, sizin hayriniza! 

Sonra ^ara doniip rica veya emir : 

— Sizinle hususi, ba§ba§a konu§mak isterim! 

Biti§ik salona gegiyorlar. Kerenksi onde, ^ar arka-isinda. .. 

Konu§mayi ^ar §oyle anlatmi§ : 

(Kerenski) ona demi§ ki: 

— Hakkinizdaki oliim cezasi kararini degi§tirttim! Bilmi§ olmaniz lazim!.. ^ogu, fikri kanaatlerinin 

mazlu-imu olan arkada§larim beni kirmadilar! 

(Kerenski) ^ara demek istiyor ki, oliimu hak etmi§ olmasina ragmen, kendi 6z mazlumlarmm 

toplulugu, sirf onun rica ve gayretiye hayatmi bagi§lami§lardir. 

Sonra devam etmi§ : 

— Yakmda, ben i§i tertipler tertiplemez, gideceksi-iniz! Ne zaman, nereye, nasil?.. Ben de 

bilmiyorum he-iniiz... Fakat yakmda belli olur. Bu meseleyi kimseyle g6-iru§meyiniz ! 

Babasmi, bir zamanlarm yirminci planmda bir adamdan emir alir gormek (^arivig)e pek dokundu. 

8 Nisan (Pazar) - ^ari, karismdan ayirdilar. ^ari-igeyi yalniz yemeklerde gorebilecek ve yanlarmda 

bir su-ibay bulunacak. Rusgadan ba§ka dil de kuUanilmayacak. 

18 Nisan (^ar§amba) - Bahgeye her giki§imizda sungulu askerler etrafimizi aliyor ve bizi adim 
adim takip ediyor. 

I Mayis (Sail) - Rusya ilk defa olarak 1 Mayis bayrammi kutluyor. Uzaktan naralar, boru sesleri ve 
ugultular duyuyor, fakat hig bir §ey bilmiyoruz. 

13 Mayis (Pazar) - tki giinden beri bahgeyi kaz-^mak ve orada sebze yeti§tirme i§ine ba§lamakla 
me§gu-iluz. 

19 Mayis (Cumartesi) - ^arin dogum giinii... tm-iparator 49 ya§inda.. Ayin ve tebrikler 
24 Haziran (Pazar) - Bol§eviklerin Gegici Hukumetin tmparator ve ailesinin pek yakmda 
nakletmeye karar ver-idigini, fakat gidilecek yerin gizli tutuldugunu ogrendim. Hepimiz bu yerin 
Kirim olmasini diliyoruz. 

I I Agustos (Cumartesi) - Bize sicak tutan elbiseler hazir-i 
lamamizi emrettiler.. Demek cenuba gonderilmiyoruz. 
Buyiik hayal inkisari.. 

12 Agustos (Pazar) - (^arivig)in dogum giinii.. 13 ya§ina 
basiyor. Hareketimiz, yarin olarak tespit edildi. Muhafiz 
Albay bana biiyiik bir gizlilik kaydiyle gidecegimiz yeri 
haber verdi: Sibirya'da (Tobolsk) §ehri. 

13 Agustos (Pazartesi) - Bu ak§am gece yarisinda hare-i 
ket edecegiz. Ona gore hazirliktayiz. Sarayda her k6§eye 
elv eda ziyareti. Gece... Saat 1... Hala bir i§aret yok. He-i 
pimiz ayakta ve bavuUar arasmdayiz. Nihayet sabahin 5 
inde her §ey tamam... Bir sUvari birliginin kordonu iginde 
otomobillerle gara gidiyoruz. Saat 6 yil 10 dakika gege 
bizi gotUrecek tren gar rihtimina yana§ti. 



578 
579 



(XVIII) 

iSTiKLAL MAHKEMESi MAHKUMLARINDAN BIRKAgi 

Haziran 1926 ortalannda Cumhuriyet Hukumetinin ne§rettigi resmi teblig : 

«Reisicumhur Hazretlerinin seyahatleri esnasinda tzmir'de tatbik olunmak iizere bir suikast tertip 

edildigi tezahiir etmi§tir. Murettipler Hazretlerinin izmire muva-isalatlarindan bir giin evvel tevkif 

edilmi§ler ve mevkuflar suikast te§ebbuslerini itiraf etmi§lerdir. Mesele tstiklal Mahkemesine tevdi 

edilmi§ ve Mahkeme Heyeti davayi yerinde takip ve rii'yet eylemek iizere tzmire hareket 

et-imi§tir.» 

Bunun Uzerine, bir tevkif firtinasidir kopuyor; ve te§ebbUs sahipleri tamamiyle gergevelenmi? 

bulundugu halde, kendileriyle uzaktan yakindan alakali veya boyle bir te§ebbUsten memnun 

farzedilen her §ahsiyet, bu tevkif aginin igine dU§UriilUyor. Zamanin Ba§vekili tsmet pa§a, bu 

vesileyle, takip ve tevkif projektoriiniin, hadise sinirla-in Uzerinden kaydirilip miinasebet kabul 

etmez ufuklara kadar gevrilmesine taraftar degildir ve bazi tevkifler kar- 

581 

§isinda tela§a dU§mU§tUr. Onun bu halini, son zamanlarin bir tarih bro§urunden takip edelim : 

«Ba§vekil tsmet Pa§anin bu tela§inin sebebi §uydu- 

Pa§a tstiklal mahkemesinin i§e el koyar koymaz yapmaya ba§ladigi tevkifler sirasinda, evvelce 

feshedilen Terakkiperver Firkaya mansupturlar diye Kazim Karabe-kir, All Fuat Cebesoy, Cafer 

Tayyar, Refet Pa§alari da palas pandiras yakalatip tevkif ettiri§i kar§isinda bu kiy-imetli silah ve 

miicadele arkada§larinin boyle menfur bir suikast i§iyle alakadar olmayacaklari ve esasen ortada 

boyle bir kanaati verecek higbir delil bulunmayi§ini gozo-niine alarak purtela§ tzmire ko§mu§ ve 

tstiklal Mahkeme-isinin bu hatasmi tashih ederek nahak yere tevkif ettirdik-ileri pa§alari serbest 

birakmasmi istemi§ti. Esasen hepsi mebus olan bu pa§alari te§rii masuniyetleri Meclisge refe- 

dilmeden tevkif etmeye kanun da miisait degildi. 

Fakat higkimsenin emrinde olmamak ve higbir ma-ikama kar§i mesuliyeti bulunmamak gibi 

miistesna bir mevkii ve selahiyeti olan tstiklal Mahkemesi, kuvvetine dayanarak tsmet Pa§anm 

arzusunu yerine getirmemekle kalmami§, hatta onu da tevkif e kalki§mi§tir.» 

tstiklal Mahkemesinin her cepheden manasmi bu satirlar belirtmeye yeter. 

Zamanm Meclis Reisi de vaziyeti tatliya ve dogru-iya baglamanm kolaymi bulmu§tu. t§te ayni 

bro§urden sa-itirlar : 

«Ote yandan Meclis Reisi Kazim (Ozalp) Pa§a da te§rii masuniyetleri kaldirilmak luzumu 

duyulmadan ka-inuna uymaz bir §ekilde bir 50k mebuslarm tevkifi yiizun-iden dogan dedikodulara 

kar§i fikirlerini aydmlatmak maksadiyla kendilerine miiracaat eden gazetecilere, duru-imu §6yle 

izah etmi§ti : 

— Evet... Mebuslarm te§rii masuniyetleri vardir. Te§kilati Esasiye Kanununun 17'nci maddesine 

nazaran 

kendisine ciiriim isnat olunan bir mebus maznunen istic-ivap, muhakeme ve tevkif edilmezse de... 

Cinai curmii me§hut miistesnadir. Anla§ildigma gore suikastgiler go-iru§mu§ler, du§unmu§ler, 

tertibat yapmi§lar, her tiirlii vasi-^talari hazirlayarak fiiliyata gegmi^lerdir. Kendileri uzerle-irinde 

cinayet vasitalari mevcut iken curmii me§hut halin-ide yakalanmi§lardir. Artik bu vaziyet kar§ismda 

zimedhal olan mebuslarm te§rii masuniyetlerinin Te§kilati Esasiye Kanununa gore, bahis mevzuu 

olamayacagi pek tabiidir. HUkiimet, Te§kilati Esasiye Kanunundaki sarahatle tev-ikifleri BUyiik 

Millet Meclisine bildirmi§tir. §imdiki halde bence Meclisi igtimaa davete lUzum yoktur». 

Haydi, sugiistU vaziyetlerde bu kiyas dogru olsun; ya sadece §Uphe, daha dogrusu §Upheyi yoneltme 

i§in-ide?.. 

Ayni bro§iir devam ediyor : 



«Turkiye Biiyiik Millet Meclisi Reisi Kazim Ozalp Pa§a, bu hUkmiinde hata ediyordu. Zira; Ne 

Kazim Kara-bekir, ne de arkada§lari All Fuat, Refet, Cafer Tayyar Pa-'§alarin hatta ne de oteki 

mebuslardan bir^ogunun (sui-kastgilerle g6ru§mu§, tertibat yapmi§ ve her tiirlii vasita-ilari 

hazirlayarak faaliyete gegmi^ olduklanni) belirtecek higbir delil, §ahit ve mesnet yoktu.» 

Izmir suikastiyle alakali olmayan, yalniz o bahane altinda yakalanip bin bir gileden sonra bir kismi 

saliveril-imi§, bir kismi da tarihi biiyiik mazlumlar arasina katilmi§ ornekleri ele alan bu 

bahsimizde, hadiseye ait teferruati gegip, i§i asli orneklerimiz iizerinde kiimeleyelim; ve ne kadar 

(objektiiO kaldigimizi gostermek igin ayni bro§iir-iden kopye etmekte devam edelim. 

«Onlar da arka arkaya geliyorlardi. Son kafile Giil-cemal vapuru ile tstanbuldan geldi. Yol boyunca 

gemide bile ihtilattan menedilmi§ bulunuyorlardi. tzmire ^ikari-ilirlarken de 90k ihtiyatli hareket 

liizumu du5aalmu§ olacak 



582 
583 

I 

It 
tl 
il 

ki, vapur ogleden sonra 2'ye 10 kala limanda demirledigi halde mevkuflar ancak karanlik bastiktan 

sonra saat 9'a dogru ve teker teker gikarilip her biri siki muhafaza altin-^da ayri bir otomobille 

yildirim siiratiyle Miidiiriyete sevk edilip yine ayri ayri odalara konulmu§lardi. 

Bu son kafilenin ba§inda tttihat ve Terakkinin me§hur ve kiymetli Maliye Nazin Cavit bey vardi. 

Kisa fasilalarla gelen oteki otomobillerde sira ile Sivas Mebu-isu Halis Turgut, Erzincan Mebusu 

Sabit, eski Maarif Ve-ikillerinden Necati, Ergani Mebusu Sabit, Erzurum Mebu-isu Miinir HUsrev, 

Ardahan Mebusu Hilmi Beylerle Kazim Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Cafer Tayyar, RU§tU ve 

Refet Pa§alar gikti. 

Daha evvel gelenler arasmda da eski Erzurum Me-ibusu HUseyin Avni, Trabzon Mebusu eski 

Adliye VekiHlerinden Hafiz Mehmet, Ordu Mebusu Faik, Saruhan Me-ibusu Abidin, Eski§ehir 

Mebusu Arif, Istanbul Mebusu ts-imail Canbolat ve §Ukrii, Mersin Mebusu ^olak Selahattin, 

Amasya Mebusu Bekir Sami, Emekli Baytar albayi Rasim Beylerle, yine eski Mersin Mebusu 

Cemal Pa§a, birkag da isimleri bilinmeyen meghul kimseler de bulunuyordu. Yani kisacasi epey 

evvel ortadan kaldiril-imi§ olan muhalif Terakkiperever Firkasi biiyiiklerinin he-^men hemen hepsi 

yakalanmi§, tevkif edilmi§lerdi. 

Yalniz Dr. Adnan Adivar ile eski Ba§vekil (Hami-diye Kahramani) Rauf (Orbay) Bey, o esnada 

Avrupada bulunduklarindan ele gegirilememi^lerdi. Bir de yine Te-^rakkiperver Firkasina mensup 

oldugu halde Kastamonu Mebusu, Yunan Ordusu Ba§kumandani (Trikopis)i esir eden Be§inci 

Kafkas Firkasi Kumandani rahmetli Halit Bey, tstiklal Mahkemesinin gafleti eseri olarak yakayi 

kurtarabilmi§ti.» 

26 Haziran 1926 Cumartesi gUnii ogleden sonra, Izmir Mill! KUtUphanesi biiyiik salonunda tstiklal 

Mahke- 

mesi Heyeti; kar§isinda ve siingiilii jandarmalar kordonu iginde Saniklar ve biiyiik bir halk 

kalabaligi... 

Miidde-i Umumi Necip Ali'nin ithamnamesinden, bahsimiz igindekilere ait, ukteli ve Tiirk^esi 

bozuk parga-ilar: 



« — TUrkiye umumi efkanndan aldigi feyz ve il-iham ile... ifade ettigi saha dahilinde memleketin 
igtimai, iktisadi ve medeni inki§afina, mesai sarfetmekten bir an geri durmayan Cumhuriyet ve 
inkilap hiikumetiyle de-imokrasi idaresi usulunun hakim oldugu her memlekette istimal edilen 
siyasi ve medeni miicadele daima miimkiin ve higbir kanuni kayd ile kapali degil iken, isimleri 
a§agi-ida zikrolunan §ahislar menfur ve karanlik bir ruh ta§iyan zumreden aldiklari telkin dairesinde 
cihan tarihinde vucu-ida getirdikleri 90k igreng ve kanli, dolayisiyla daima caniyane te§ebbusler ile 
hiikiimeti yikmak ve menfur ga-iyelerine vasil olmak igin... 

« — Suikast curmiinun takriben bir seneden beri tertip ve hazirlanmasmda methal ve ortakliklari ve 
icra-ismdan da malumatlari bulundugu anla§ilmakla beraber, suikastin akim kalmasi ve tzmit 
Mebusu §ukru Beyin tevkif edilmesi uzerine isimleri a§agida belirtilen kimse-ilerden bazilarmm 
vaziyeti tetkik etmek iizere Refet Pa§a-inm evinde ve daha sonra Beyoglunda toplanmalari gibi 
deliller ve nihayet mahkememizde tecelli etmi§ olan haki-ikatler ile de sabit olmu§tur. Bu sebeple 
ciirmiin ba§langi-icmi hazirlayarak Avrupaya gitmi§ olan Rauf, Dr.Adnan ve eski Izmir Valisi 
Rahmi Beylerin giyaben, Bekir Sami, Halit Kamil, Feridun Fikri, ^olak Selahattin, Huseyin Avni, 
Mersin Mebusu Besim, Erzurum Mebusu Necati, Hafiz Mehmet, Kara Vasif Beyler, Mersinli 
Cemal Pa§a-inm muhakemelerinin icrasi.» 
Sozii, bahsettigimiz bro§ure birakalim : «Mahkeme Heyeti de bu istegi uyarak evvela eski 



584 

585 

Hariciye Vekili ve Milli Mucadelenin ilk miicahitlerinden Bekir Sami Beyi sorguya gekti ise de 

bo§una yoruldu. 

Bekir Sami Bey, suikast te§ebbuslerinden haberdar degildi. Mahkeme Reisinin, mutlaka di§e 

dokunur bir §eyler soyletmek maksadiyla birbiri arkasmdan sordugu birbirinden manasiz suallerden 

bizar olan Bekir Sami Bey, nihayet hiizUn dolu bir sesle adeta feryat etti: 

— Altmi§ iki ya§mda bir ihtiyarim. Bundan sonra benim igin ihtilal yok, itidal var. BugUne kadar 

vatanima, milletime namusumla hizmet ettim. Rica ederim haysiye-^tim, §erefim ve namusumla 

oynamaym! ^etecilik, komi-itacilik benden uzaktir. BUtUn mukaddesatim Uzerine ye-^min ederim 

ki, higbir §ebeke ile zerre kadar alakam yok-^tur. 

Dinleyiciler, bu feryat kar§ismda sarsilmi§lar, goz ya§larmi gag zaptetmi§lerdi. 

Soz yine MUdde-i Umumide... Mantiga dikkat: « — Esas vakadan Ali Fuat Pa§a ile diger zevatm 

derece derece malumati vardir. Vaka 90k ehemmiyeti ha-iizdir. Firka ve parlamerito hayati ya§ayan 

herkes bilir ki, boyle suikast dedikodulari derhal duyulur. Boyle bir me-isele olur da Kazim 

Karabekir Pa§anm bilmemesi imkani olur mu? Refet Pa§a da keza... Biliyor, Rauf Bey de bili-iyor, 

Ali Fuat, Cafer Tayyar Pa§alar da biliyorlardi. Vicdani kanaatime gore sureti katiyede, hepsi 

vakadan haberdardirlar. 

« — Ismail Canbolat, Kara Kemal, firka iginde §Uk-iru Beyle birlikte en faal, en miihim azasidir. 

Cavit beyin evindeki toplantida mebuslugu fark edilmi§tir. Memleket-ite yapilmasi tasavvur edilen 

suikast hadiselerinde Canbo-ilat Beyi, §Ukru Beyden ayirmak imkan ve ihtimali yok-^tur. Bu 

sebeple Canbolat Beyi de, ayni suretle vaka ile, alaka ve temasmm kuvvetli §ahislarmdan olmakla 

itham ediyorum. Rauf ve Doktor Adnan Beylere gelince; tesbit 

586 

edilen vaziyetlerine gore, curmii hadisede alakalari oldu-igu muhakkaktir. Kendilerine tebligat 
yapildigi halde Av-irupa'dan gelmemi§lerdir. Avdetlerinde tekrar muhakeme-ileri yapilmak iizere 
bunlari da ayni §ekilde itham ediyo-irum.» 



Mevzuumuz, sonunda kurtulan masum-mazlumlar degil mazlumlugu olUm §erbetine kadar tadmi§ 
masumlar — bilhassa Cavit, Ismail Canbolat, Doktor Nazim — oldu-igu igin, hadise, mahkeme, agik 
ve kapali saikler hakkinda §u kisa skegle yetiniyorum. Mazlumlara isim isim girme-iden, bu umumi 
kismi, dogrudan dogruya gen? subaylarin mahkeme huzurundaki numayi§leri sayesinde kurtulan 
pa§alardan Kazim Karabekir'in §u sozuyle miihurleyelim: «Evet... Bir suikast te§ebbusu vardi. 
Fakat benim gibi evinin ekmegini firmdan alip koltugunun altmda ge-itiren ve k6§esine gekilerek 
memleketin refah ve saadetini dilemekten ba§ka bir du§unce ve emeli kalmayanlarm de-igil, asil 
bize o muthi§ isnadi yapanlarm suikasti vardi.» 
CAViT BEY 

Mahut komitenin me§hur Maliye Nazm Cavit Bey, tstiklal Mahkemesi huzurunda... Salon tiklim 
tiklim do-ilu... Cavit Bey, salona almmca, hiizUnlU gozlerle dinleyi-iciler arasmdaki tanidiklarma 
bakiyor ama, kimseden ta-inmmi§ olmak i§aretini alamiyor. 

Mahkeme heyeti, gayet azametli olmasma dikkat ettigi bir yUruyU§le igeriye giriyor ve kiirsUye 
gegiyor. Ba^langigta Cavit Beyin siyasi ve hususi hayatma ait bir sUrii sual ve cevap... Nihayet sual, 
ittihat^ilarm, Lozan Konferansi sirasmda Cavit Beyin evinde yaptiklari bir toplantiya geliyor. 
BUtUn §Uphe merkezi bu... Mademki toplandilar, Cumhuriyet HUkiimetini devirecekler... 
587 

Reis aynen soruyor : 

« — O sene, tstanbul'daki evinizde yapilan toplanti-ilari soruyorum! Anlatmiz!" 

Cavit Bey, kisik ve boguk bir sesle anlatmaya ba§-iliyor : (Aynen) 

« — Birinci Lozan Konferansmdan sonra idi. Kara Kemal Bey tzmit'e gitmi§, Mustafa Kemal Pa§a 

ile g6-iru§mU§... Biz de konferanstan avdet etmi§tik. Kara Ke-^mal Bey, tzmit'te Mustafa Kemal 

Pa§a ile neler gorii^tU-'gUnU bana anlatti. Pa§a Hazretleri, tttihat ve Terakki ar-ikada§larmm ne 

yapacaklarmi sormu§, o da, bu hususta bir §ey soylemeyecegini, ancak kendi §ahsi hakkmda 

hareket edebilecegini, arkada§lari hakkmda bir§ey soylemek i^in, onlarla g6rU§mesi lazim geldigini 

ve ancak o zaman bir cevap verebilecegini s6ylemi§... Yani, ben arkada§lar na-imma, soz 

soylemeye selahiyetli degilim, onlarla g6rU§e-iyim, sonra size haber veririm, demi§...» 

—Sonra? 

— Bunun uzerine sirf Gazi Pa§anm arzusunu yerine getirerek bekledikleri cevabi verebilmek igin 

fikirlerini almak iizere Kara Kemal'Bey eski arkada§larim davet et-iti. Bu arada Dr. Nazim ve 

Rahmi Beyler de tzmir'den davet edildiler. 

— Nerede toplandilar? 

— Bendehanede... 

Reis tepiniyor; 

— Tesbit edelim! Nasil toplandmiz, kimler vardi? Kag igtima yaptmiz? Neler konu§tunuz? Bir bir 

anlati-iniz!» 

Cavit Bey, toplantiya esas olan «basit»leri, basit basit anlatiyor, fakat bir tiirlu kanaat hissi 

veremiyor. O toplantida mutlaka, yeni bir icat, mesela atom bombasi Uzerinde konu§ulmu§tur. 

Cavit Beyin sesi aglamakli: (Aynen) 

588 

« — Arz ettigim gibi, Kemal Bey tzmit'e gitmi§, Gazi Pa§a Hazretleriyle g6rU§mU§tU. Evvela bu 
mesele konu§uldu. Burada intibahata i§tirak edilip edilmemesi i§i bahis mevzu oldu. Neticede bir 
ittihatgi zUmresi halinde Gazi Pa§aya maruzatta bulunulmasi dogru olmayacagi dU§UnUldU. Mill! 
MUcadelenin ba§inda bulunan biiyiik §ahsiyetin arzularina muvafakat ve hizmetinde bulunmak 
karari verildi. Yine Kemal Bey, bunu Gazi Pa§aya arze-decekti. Bunlardan arzu ettikleriniz 
emrinize miiheyyadir, diyecekti.» 
— Ba§ka ne gorii^tUniiz? 
— Program i§ini.» 



i§te biitUn mesele bu programda... tttihat ve Te-irakkinin yeni bir parti halinde canlandinlmasi 

fikrinden ba§ka bir §ey olmayan bu program, Mahkeme Heyetince bir suikast projesidir. 

Reis programin birinci maddesinden ba§layarak, tek tek gizli manalar ariyor : (Aynen) 

« — Te§kilati Esasiye Kanunundan haberiniz yok muydu? O kanun varken, bu nedir? tttihat ve 

Terakkinin radikal bir firka olmasi esasini kabul etmi§siniz. Halbuki eskiden radikal degildi. Bu 

degi§iklige neden liizurn gor-idiiniiz? 

— Zaman degi§mi§ti... Hatalar anla§ilmi§, daha iyi ve memleket ihtiyacina uygun esaslar uzerine 

program tanzimi du§unulmu§tU. 

— Ya bu madde? (Hakimiyet ve saltanat miinhasi-iran milletindir.) Bu formiilu kim yapti? 

— Hepimiz... 

— (Munhasiran)dan maksadmiz? 

— Higbir maksadimiz yoktu. Daha ziyade mutlaki-iyet vermek istiyorduk. 

— Yok!.. Hukumdarlik ve Riyaseticumhuru mille-itin manevi §ahsma vermek istiyordunuz! 

589 

— Hayir, milletinkini millete, hiikumdarligmkini hiikiimdara vermek idi... 

— (Tevazun-u Kuva) dan maksadmiz neydi? 

— Bir devlet reisi, bir ayan ve meb'usan meclisleri te§kili... Meb'uslarm da rey-i atn ile se^ilmesi 

vesaire... Malum §eyler... 

— Bu maddede : (Segimden sonra bir meclis-i mii-essisan toplayip Kanun-u Esasi yapilmalidir...) 

diyorsu-inuz! tzah ediniz! 

— Elbette... Yeni bir bina kuruluyordu. Ayan ve mebustan miirekkep bir meclis de yeni binanm 

temelini atacak, §eklini tesbit edecekti. 

— Demek, o zaman meriyette olan Te§kilati Esasi-iye Kanununu kabul etmiyordunuz? 

— Hayir efendim!.. Yalniz tadii esnasmda dikkat nazarma almacak noktalari tayin igindi. 

— Be§inci maddede, (Hiikiimet merkezi tstan-ibul'da olmalidir) diyorsunuz, bunun sebebi. 

— Birgok kimseler o fikirde idi. Ben de oyle du§u-inuyordum. ^unkii Istanbul oteden beri hiikiimet 

merkezi-idir... BUtUn miinevverler orada toplanmi§tir. Her bakim-^dan daha elveri§liydi. Daha iyi 

memurlar bulunabilirdi. Devlet mekanizmasi daha iyi i§lerdi. 

— Ya emniyet bakimmdan?.. tstanbul'un cografi durumunu hig dU§UndUnUz mii? Deniz kenari, 

apagik, her taarruza miisait bir §ehirdir... Bu zamanda merkez olur mu? Belki de bir tehlike anmda 

kolaylikla kagmayi dU§U-inUyordunuz!.. Hem bakm, heniiz sulh olmami§, miizake-ireler devam 

ediyor. tlerisi meghul!.. Boyle bir zamanda siz, hiikiimet merkezi neresi olsun diye vakit 

gegiriyorsu-inuz!.. 

— Bunlar §umuli hatalardir. Sulh oluyordu. Sulhtan sonrasmi dia§ianmek faydasiz sayilmazdi. 

Nihayet, mem-ileket davasi... Dia§ianmekte ne mahzur olabilir? 

Devlet Reisine suikast te§ebbiisiiyle bu sual ve ce-ivap zincirinin ne alakasi olabileceginin iizerinde 
durmayi liizumsuz sayiyoruz. Eger bu toplantmm gizli cephesini bulmaktaysa dava, bunlari gegip 
hemen orayi de§meye bakmak icap etmez mi? Fakat de§ilecek bir§ey olmadigi igin, Reis boyuna 
bunlar iizerinde durmakta, boylece zaa-ifmi ve bir bahane pe§inde ko§tugunu belli etmekten kaygi 
duymamaktadir. Bu tiirlii sual ve cevaplar gide gele asil itham noktasi ortadan kayboluyor ve 
nihayet soz savciya gegiyor : 
(Aynen) 

« — Cavit beyin ifadelerinden bir §ey anlamadim. Diyorlar ki : Biz orada segimler etrafmda 
g6rii§tiik ve bu program, siyasi fikirlerimizin ziibdesi olarak Gazi Pa§aya arzedilmek iizere yazildi. 
Birinci maddeyi okursak gorii-iriiz ki, kurulacak bir firkaya esas olmak iizere degil, gok-itan 
kurulmu§ bir fikranm umdesini ifade etmektedir. (ts-itanbul sularmda dii§man donanmasi varken 
biz Gazi Pa-i^aya kar§i cephe alamazdik) diyen Cavit Beyin, goriilii-iyor ki, ifadelerinde samimiyet 
yoktur. ^iinkii o vakit Ga-izi Pa§a Hazretlerinin, umdeleri ne§redilmi§ti. Bundaki esas, milletin 



biitUn kuvvetlerini Mecliste topluyordu. Ca-ivit Beyle arkada§lannin fikirleri ise berakistir. O taraf, 

hiikumet merkezi Ankara olacaktir, derken bu taraf is tan-ibul olmalidir, diyor. Kanaatim §udur ki: 

Bu toplanti, 10-15 ki§iden ibaret bulunmasina ragmen, bir kongredir.» 

Cavit bey atiliyor : 

— Bu bir kelime meselesidir! 

Reis soruyor : 

— Peki, oyleyse nedir? 

— Yani bir komite igtimai! ! ! " 

— Hayir iXg, be§ ki§inin arkada^ga igtimai... 

Bu kar§iliktan sonra Reisin dediklerine bakiniz: 

(Aynen) 



590 

591 

«; — Bugunku suikast meselesi olmasaydi, bu sozle rinizi kabul edebilirdik, Cavit Bey! Fakat bu 

igtimadan sonra miitemadiyen gizli gali§ilmi§tir!» 

Cavit Beyin ?igligi: 

« — Hayir efendim. Boyle bir §ey olmami§tir! Kati-iyen!..» 

Bir iki sual cevap; ve yine Reisin ke§fettigi muaz-izam bir hiiccet: (Aynen) 

« — Daha hakikate dogru gelmiyorsunuz Cavit Bey! HUseyin Cavit Beyin makalesinden 5-6 gUn 

evvel Gazi Pa§anin umdeleri ilan olunmu§tu. Bunlarin umdele-ire kar§i yazilmi§ oldugunu kabul 

etmez misiniz? 

— Reis Beyefendi, hangisinin daha evvel yazildigi-ini nereden bilebiliriz? 

— Sizin evdeki toplantilardan ba§ka Kara Kemal'in yazihanesinde toplanti yapildi mi? 

— Ben ba§ka bir toplanti bilmiyorum. 

— Peki... Neden sizin evde toplaniliyor? 

— Daha rahat, daha sakin... 

— Yani gizlice bir komite... 

— Ne miinesebet... Herkesin gozU oniindeki bir ev... 

— iddianiz veghile, bu toplanti neticesinde alinan kararlan Kemal Bey, Gazi Pa§aya s6ylemi§ 

midir? 

— Sulhten sonra idi. Kemal'e sordum, o da : (Gazi Pa§aya arz ettim. §imdilik dursun. Artik liizum 

kalmadi, cevabini verdi) dedi. 

— Terakkiperver Firka kurulacagi hakkinda Rauf Bey size bir §ey soyledi mi? 

— Hayir... Higbir §ey soylemedi. 

— Neden icap etmi§ bu muhalif firkayi yapmak? 

— Ya arkada§lar geginememi§ler, yahut ayri pren-isipler takibine ba§lami§lar. Ba§ka ne olabilir. 

Hem ben ne bilirim?» 

Daima bu minval uzere devam eden bir siirii «Reis sordu, sanik dedi»... 

Nihayet Reis : Aynen) 

« — Cavit Bey, §unu iyi bilin ki, tstiklal Mahkemesi §ahsi kanaatine gore hiikiim verir! Sizin bu 

ifadeleriniz bizi ikna etmemi§tir. Kara Kemal gibi bir §ahisla her gUn gorii^UrsUnUz de, neler 

yaptigindan nasil haberdar bulun-^mazsiniz? 

— Bilmiyorum... tnsan her sik g6ru§tUgU kimsenin her yaptigindan haberdar olabilir mi? 

— §UkrU'nUn suikast te§ebbUsUnU nasil kar^iladi-iniz? 



— Suret-i katiyede fena, me§'um!.. 

— Pekala... §ukru Bey boyle bir te§ebbuse tek ba-i§ina, yalniz nasil atilabilir? 

— Ben ne bileyim! Boyle §eylere aklim ermez. Belki arkada§lari vardi. 

— Merak etmeyin, onlarin hepsi bulundu, siz de buraya geldiniz!» 

Reis, suikastle alakali birinin ba§ka birine yazdigi bir mektubu ele aliyor ve Cavit Beye soruyor : 

«-Bu mektup, Ediple temasta bulundugunuzu an-ilatmaz mi?» 

Cavit Beyin cevabi gergekten hazindir. 

« — Anlamiyorum, Reis beyefendi! Rahmi Beyin yazmi§ oldugu bir mektup benim, adini bile §imdi 

i§itti-igim bir insanla temasimi nasil g6sterir?» 

Biitiin bunlari zabitlardan ve o zamanki gazete ya-iyinlarindan toplami§ olarak veren, bahsettigimiz 

bro§ur. Cavit Beyin sorgu safhasini boyle gergeveledikten sonra §u hiikmii vermekte : 

«Goruldugu gibi Mahkeme Reisi, Cavit Beyi, bil-ihassa evinde yaptigi toplantilarda yazilan 

program mese-ilesinden sorumlu saymaktadir. Yani her vatanda§m, 



592 

593 

Te§kilati Esasiye Kanunu geregince sarih hakki olan i§le-iri yapmak... Sugu!..» 

MUDAFAA - KARAR - SEHPA SON SOZ 

Cavit Bey hakkmdaki itham sadece suikast hadisesinden ibaret olmak lazim gelirken, onun 

etrafmda birer (garnitur) olarak neler ve neler?.. 

Evvela §u : 

— Diinya Harbine Turkiye'nin katili§mdan sorum-ilusun! 

Cevabi: 

— Harp mesuliyetinden bana isabet edebilecek hig-ibir vicdani hisse yoktur! 

Cavit Bey, bu ilk gergek ve samimi ifadeden sonra tttihat ve Terakki Utopyasi Uzerindeki g6rU§UnU 

ve paymi 90k gUzel ifadelendirir. O, pek agikgoz bir donme sifatiy-le elbetteki tttihatgi cinnetinden 

uzak olacakti. Fakat ta§i-idigi kan bakimmdan bizzat tttihat ve Terakkiden ve onu yikmaya memur 

ettikleri manevi miiesseselerden mesul-idii. Bunu da kendisine soran yoktu. Cavit, kendisine 

yo-ineltilen ithama kar§i masumdu. 

MUdafaasi: 

« — Hakim efendiler! Harp yapanlara, (Misir'i ala-icagiz!) diyenlere. (Bizim, biri Adana, digeri Irak 

gibi iki Misirimiz vardir!) dedim. (Kafkasya'yi istila edecegiz!) diyenlere, (Toprak almakla ne 

kazanacaksmiz?) dedim. TUrk mefkuresinin en biiyiik miidellerinden biri olan Ziya Gokalp'm hazir 

bulundugu bir mecliste harbi istemedi-igim soylendigi zaman (Bu memleketin muhtag oldugu 

toprak degil, insandir!) dedim. (Bu kayip kar§ismda, bu-inu telafi edecek hangi muvaffakiyet, hangi 

zafer vardir?) 

I 

dedim. Suallerim cevapsiz kaldi. U5 ay sonra da bu harbe girmemek igin zorluklar gikardim. 
HUlasa ug ay onlar benimle, ben onlarla ugra§tim. ttilaf devletleri sefirlerine gittim: (Sulh 
taraftarlarina davalarini miidafaa edecek ka-idar miihlet veriniz!) dedim. Kendilerinden Osmanli 
im-iparatorlugunun mukadderatinin bahis mevzuu olmayaca-igina dair mU§terek taahhiitlU vesikalar 
aldim. Fransiz ve tngiliz Hariciye Nazirlarina olan telgraflarimi okursaniz gorursUnUz.» 
Nihayet 24 Te§rinievvelde Karadeniz faciasi zuhu-ira geldi. Cereyan, fikrimin gosterdigi vegheyi 
takip ede-irek, arkada§lardan ayrildim. TUrlU tUrlU ithamlara maruz kaldim. Beni oldiirmek 



istediler, hain diye gosterdiler. Buna ragmen kazanilmasi ihtimali olmayan bu harbe gi-irilmemesi 

igin gali^tim. Okuduklanm, gordiiklerim bana bu yolda gitmemi g6stermi§ti. Akdenizden Basra 

korfezHne kadar biitiin vatanimin bir kale gibi muhasara edilece-igini biliyordum. Reis bey! Tekrar 

edelim: Tarihin kabul ettigi bir hakikattir ki: Ben masusum!» 

ikinci itham, tttihat ve Terakkinin Harp yiUarinda-iki iktisadi tutumu : 

Cevap : 

« — Bendeniz tttihat Terakkinin bir iktisat miitehas-isisi oldugum halde §irketler hakkinda bir fikir 

sormadilar ve te§vik etmedim. Ugiincu itiraz olmak uzere, ia§e mese-ilesini bahis mevzuu edecegim 

: Harbin son yillarinda menkur vaziyette idim. Talat Pa§a kabinesine girdigim zaman ia§e i§lerinin 

hususi ellerde gevrilmesinin dogru olmayacagini soyledim ve buna muvaffak olarak, ia§e 

Nezaretinin kurulmasini temin ettim. Hig bir vicdan ta-isavvur edemem ki, bunlardan dolayi beni 

muhatap tut-isun! 

Sonra Mudeiumumi Beyefendi, harp facialari ara-isinda buyurdular ki: (Harpte Tiirk neferleri sinir 

boyunda 



594 

595 

olurken vatan diyarinda gocuklar, kadinlar agliktan kiri-ilirken, bir taraftan da kadin ve sefahat 

pe§inde ko§uyor-ilardi!) Ben hayatimda higbir zevke meftun degilim. 

En adi zamanlarda bile, hayatimin intizami herkes-ige malumdur. Boyle §eyler benim hayatimda 

higbir za-iman vaki olmami§tir.» 

Cavit bey, asil sorumlulugunu goremeyip hep alakasiz noktalar Uzerinde itham savuranlara, 

(Sokrates) edasiyle §u nazik hakikati gosteriyor : 

« — MUlkiye Mektebinden gikip da 380 kuru§ ma-ia§la Ziraat Bankasma girdigim zamandan beri 

kagit degil, milyonlarca altmla oynayan benim gibi bir adamm bugUn dikili bir ta§i yoktur. Bu 

§ayan-i iftihar bir §ey degildir, beyefendiler, fakat bunlari size soylemek mecburiyetin-ideyim.» 

Harp mes'ulU ihtikar §ebekesinin ba§i, suistimalci vesaire ithamlanndan sonra, bu vasiflardaki bir 

adama y6neltilmi§ olmasi bakimmdan en gUlUng itham: 

— Nigin Anadolu hareketine katilmadm? 

Cevaba bakm x 

— Bendenize, bir de ahlaki cUriim tevcih ettiniz. Nigin Anadolu'ya gegmedigimi sordunuz? Reis 

Beyefen-idi!.. Siz §ahsen ne yaparsaniz yapmiz, hangi hizmette bu-ilunursaniz bulununuz; bir 

mislini daha yapamayacagmiz bir i§i yaptigmiz, dU§mana kur§un atmak fazilet ve ulvi-iyetinizi 

gosterdiginiz zaman, bilahare size iltihat eden ar-ikada§larmiz Istanbul kaldirimlarmda 

dola§iyorlardi. Bir kismi o zaman mantar gibi biten firkalara girip gikiyorlar-idi. Hig kimsenin o 

zaman firar ettigini gormedim. Artik, namusuma tevdi edilmi§ bir §ey olmakla beraber 

soyleye-icegim: 

Temmuz ortalarmda bir ak§amdi, tanidigim bir zat-itan aldigim bir tezkerede diyordu ki: (Yarm 

istanbul'dan murahhas olarak Sivas'a gider misiniz?) O zati aradim 

buldum. Nakiye Hanimi gagirdim. Dedim ki; §6yle bir tezkere aldim. Gidebilir miyim? Bu 
selahiyeti haiz mi-iyim? Bu i§lerle me§gul olduklarmi bildigim Dr.Adnan IBeyle Halide Edip 
Hanima gonderdim. Bir miiddet sonra (aldigim cevapta: (Bu i§lerle me§gul mahafil, sizin murah- 
jhas olarak Sivas'a gitmenize muvafakat etmemektedir!) deniliyordu.» 

GarnitUr ithamlara kar§i, bu susturucu, daha dogru-isu yere serici cevaplardan evvel ve sonra Cavit 
Beyin sui-ikast alakasma verdigi tek cevap §udur: 



— Hayal aleminde bile higbir alakam yoktur! Ter-tipgilerinden higbirini tanimam ve bilmem! En 

kiigiik (alakam varsa gosterilsin! 

Tisss! ! ! Karardan bir fikra: «Turk milletinin kuvvet ve mukavemet kaynaklari-inin tukenmez 

olacagindan gafil bulunarak, o zaman mil-ilet ve memleketi du§man ayaklan altina atip kagmaktan 

ba§ka gare bulamayan tttihat ve Terakki Ruesasinin, milli zaferin tabii neticesi, kendilerinin 

yeniden iktidar mevkii-ine gelmeleri olacagi kanaatiyle miitehassis olduklari ve Berlin'de 

kararla§tirilarak Moskova'da tecriibe edilen, Anadolu'ya ve Anadolu iktidar mevkiine baskin 

fikirleri-inin ba§lica riiesasinin ortadan gekili^leriyle arizi bekle-iyi§ten sonra birinci ve ikinci 

Lozan konferanslan miiddeti arasinda tstanbul'da eski Maliye Naziri Cavit Beyin evin-ide yapilan 

gizli kongrede eski maksatlarin teminine dog-ru yeni kararlar alindigi tamamen tezahiir ve taayyiin 

et-imi§tir.» 

Hiikum fikrasi: 

«Bu sebeple bunlardan Maliye Nazin Doktor Nazim, Ardahan mebusu Hilmi ve katibi, mesuUerden 

Nail Beylerin, vaki hareketlerinin icap ettirdigi cezalann, yeni Ceza Kanununda, daha agir 

hiikumleri ihtiva etmesi hasebiyle, eski Ceza Kanununun metninde: 



596 

597 

«TUrkiye Cumhuriyetinin Te§kilati Esasiye Kanu-inunu tamamen veya kismen tagyir, tebdil ve 

ilgaya ve bu kanuna tevfikan te§kil edilen BUyiik Millet Meclisini is-kat veya vazifeyi ifadan men'e 

cebren te§ebbUsten idam olunur» diye yazili bulunan 95'inci madde delaletiyle ay-ini kanunun: 

«Yukarda yazili 55 ve 56»mci maddelerde beyan olunan kararlardan birini bir takim §ahislar 

topluca icra eder ve yahut icrasma tesaddi eylerlerse o cemiyete dahil bulunanlardan, asil reis ve 

miifsit muharrik olanlar her nerede bulunurlarsa idam olunur.» diye yazili 57'nci maddenin ilk 

fikrasi geregince idamlarina.» 

Oliim yolundaki Cavit'in ilk halini, mahut tarih bro§UrunUn §u satirlarindan seyredelim: 

«MUddeiumuminin, idamlarini isteyen talepname-isini dinledikten sonra miidafalarini yaparak yine 

sUngUlU jandarmalar muhafazasinda, mahkemeden gikip karari beklemek Uzere hapishanedeki 

hiicrelerine giderlerken, ba§ta Cavit Bey olmak Uzere mahkumlarin dordii de Umitsiz bir durumda 

g6runUyorlardi.» 

Muhakemesi tzmir'de ba§layip hiikmii Ankara'da tamamlanan Cavit'l, i^inde benim de mevsimler 

gegirdi-igim Ankara hapishanesindeki hiicresine tikiyorlar. Gemi kamaralari arasindaki dar gegit 

gibi bir yol Uzerinde bir sUrii hiicre... Ta§, demir, rutubet, kiif... 

Gerisini i§ Bankasi MUdUriiniin odasinda bizzat agzindan dinledigim Dr. Fahri Ecevit anlatsin: 

« — Ben, Cavit ve arkada§larinin asilisinda vazifeli olarak bulundum. O zaman adli tabiptim... 

Kimsenin bil-imedigi tarihi bir am size yepyeni bir vesika olarak vere-iyim: tdam gecesi sabaha 

kar§i, obiir vazifelilerle beraber Cavit Beyin hiicresine gittik. Kogu§un yilan gibi uzayan 

koridorunda zayif bir lamba yaniyordu. Ben duvarin bir tarafina yaslanip kaldim. HUkiimlUniin 

yiizUnii gorebile-icek kuvvette degildim. ^ikardilar. Yava§ ve metin adim- 

598 

larla yiiriiyerek bulundugum noktaya dogru gelmeye ba§-iladi... Kiligi tertemiz, §ik denecek kadar 
itinaliydi. Yani-ima gelince yiizUme bakti, beni tanidi ve gUlUmsedi. Bir-ikag kere g6rii§mU§tUk. O 
anda oyle oldum ki, bir soz soy-ileme ihtiyaciyle, agzimdan §u nebati cUmleyi kagirdim: 
(Nasilsiniz efendim?) TebessUmii biisbiitUn acila§-ti: (Nasil olabilirim, doktor, asilmaya 
gidiyorum!) SozU-imiin manasizligi kar§isinda bu mukabele beni biisbiitUn altUst etti. Agzimdan 



daha komik, en dogrusu traji-komik bir ses fi§kirdi: (EstagfiruUah!)... Ben erirken, Cavit Bey, 

arkasindaki vazifelilerle, gayet sakin ve metin, gegip git-iti.» 

Hapishanenin miidur odasinda idam tebliginin mu-ikabelesi : 

— Yaziklar olsun!.. 

Mahut bro§urden : 

«imam efendinin telkinlerini, sessizce dinleyip, de-idiklerini yaparak, sirtina gegirilen beyaz 

gomlegi gorme-imek ister gibi, ba§ini kaldirip, gozlerini duvara dikerek agilan kapidan, her 

zamanki gibi sert ve acil adimlarla gikti. 

Di§arida hapishanenin oniine dizilmi§ sehpalara kadar yakla§mak istercesine kayna§ma, goluklu 

gocuklu, kadinli erkekli kalabaligi giig halle zapteden sungulu jan-idarmalann agabildikleri sahada 

bir lahza duraklayarak, koluna girenlere kendini terkeden Cavit Bey, goturuldugu hapishanenin 

Yeni§ehir'e nazir cephesinin solundaki seh-ipaya yakla§tigi vakit inanilmayacak derecede siikun 

bul-imu^, tela§siz ve metin goriiniiyordu. Kendisine yakla§ip da, son bir dilegi olup olmadigini 

soran memurun hiiviye-itini merak edip, adli tabip oldugunu anlayinca, son derece yumu§ak bir 

sesle: 

— Sizden bir ricam var, Doktor Bey!.. Huseyin Ca-ihit Bey buradadir. Liitfen kendisini goriiniiz. 

Selamimi 

599 

soyleyiniz. ^ocuklarimin ve refikamin gozlerinden op-isun... 

Gazi Pa§a Hazretlerine de selam ve hiirmetlerimi soyleyin. Heyet-i hakimeye veda edemedim... 

Allahais-imarladik!.. 

Dedikten sonra, sehpanin altindaki masanin UstUne 5ikmi§, sandalyenin oniinde durmu§ ve 

birdenbire sesini yiikselterek: 

— Allanin laneti zalimin ustundedir. Zulumdur bu zuliim!.. 

g Diye bagirmi§ ve ba§i ucunda bekleyen cellada do-inerek : 

— Haydi, vazifenizi goriiniiz!.. Sandalyeye otura-iyim mi, yoksa boyle mi? 

Diye sormu§, ayakta kalmasi soylenince de, boy-^nunu uzatarak ipin gegirilmesini istemi§tir.» 

GoriilUyor ki, mahut bro§Uriin sahibi, son sozlerin Adli tabip Fahri Ecevit'e soylendigini biliyor 

ama ilk sahneyi bilmiyor ve doktorun Cavit'le orada tani§tigim saniyor. 

Cavit'in son sozleri iki misradan ibarettir : 

Zalimlere bir gUn dedirir Hazret-i Mevla 

ikinci misra ise, zalimlere bir gUn AUah'm ne de-direcegine ait bir ayettir. 

Bu vaziyette, bir donmeyi bile gergek manasiyla §ehit gotUren zuliim derecesini sezmiyor 

musunuz? 

DOKTOR NAZIM 

Doktor Nazim'm sorgusu, Cavit Beyinkinden daha az garip degildi. ilk sorulardan biri: 

« — Me§rutiyetten sonra Istanbul, Selanik ve tz-imir'de, tttihat ve Terakki Firkasma iane 

toplanmi§... Bu 

600 

arada miicevherat hediye edenler de varmi§... Hi^ firkaya miicevherat verilir mi?» 
Dinleyiciler hayrette... Suikast sanigma bu ne su-ial? 
Dr.Nazim'm cevabi: 

i 

1 « — Efendim; koylU tarla bile hediye etti! Vallahi 

I bilmem... Verdiler i§te... tane bu, verilen reddedilir mi? Esasen ben 8 ay Katib-i Umumilik ettim.» 

« — Topladiklarmiz ne kadardi?» 

« — Verilen iane yekunu, benim saydigim altmi§ bin altm ile bir miktar miicevheratti. Bunlari 

kongre kont-irol ederdi.» 



«Bu arada Berlin'e biiyiik bir elmas ta§ g6nderil-imi§...» 

« — Bilmiyoram! Benim zamanimda degildir her halde...» 

« — Enver Bey (Pa§a) Selanik'ten Berlin'e gider-iken g6turmu§...» 

« — Hig hatirimda degil...» 

«-Tahminen dort yiiz bin lira kiymetinde imi§...» 

Ve tepeden inme bir emir : 

« — Bu memleketi siz, durup dururken harbe soktu-inuz! Gerisi malum... §imdi Umumi Harbe 

girebilmek igin hangi devletlerle, ne esaslar dahilinde anla§tigmizi soyleyin bakalim!» 

« — Ben hiikiimete dahil degildim. Malumatim yok... Yalniz Almanya ile ittifak edildigi giin Talat 

Pa§a, (Size teb§ir ederim!) diye, vaziyeti anlatmi§ti. Esasen o ana kadar olup bitenler kabine 

azasmdan bile saklanmi§ti. Yalniz Sadrazam Salt Halim, Talat ve Enver Pa§alarm Malumati vardi.» 

« — Allah, Allah... Boyle bir ittifaki bu §ekilde kimseye haber vermeden g6ru§mek, devlet mefhumu 

ile kabili telif midir?» 

601 

I 

« — Bunu mebus beylere sormak lazimdir. Ben me-ibus degildim. Merkez-i Umumi azasi idim. Bizi 

alakadar etmez.» 

« — Yaa! Merkez-i Umumi ne i§ g6rur?» 

« — ittihat ve Terakki Te§kilatini idare ve nizamla-irim tadil ve tatbik gibi i§lerle me§gul olur.» 

«0 halde, bir millet ferdi sifatiyla soyleyiniz; bir-^ka? nazirin tek ba§larina bir memleketi harbe 

sokmak igin karar vermeleri dogru mudur?» 

« — Boyle bir kararin VUkela Meclisi tarafindan ve-^rilmesi lazimdi §Uphesiz...» 

« — Sen de harb mesuUerinden birisin!» 

«Bendeniz harbden agik alinla ^iktim, beyefendi!» 

« — Sen, oyle zannediyorsun! Hele, felaketin mu-ihakkak oldugu anla§ilinca nasil kagtiniz! Geride 

kalanlari kime biraktiniz?» 

« — Te§kilata biraktik!» 

« — En yakin arkada§lariniza bile bir AUahaismar-iladik demeden gittiniz! Dogrusunu soyle. Kagtik 

de!.. Bi-iraktiniz, ka5tiniz!» 

« — Ben bir fert idim!..» 

§u muhakeme tarzina bakin : 

« — Soyle, soyle! Kagtik de!» 

Artik sanik dayanamiyor ve basiyor ^igligi: 

« — Evetkagtik... Kalip ne yapacaktik? Gizlenip duracaktik, sonra!..» 

Dr.Nazim'in di§ardaki faaliyetleri hakkinda bildir-idikleri : 

« — Evet... Ama, 90k gUg gidebildik. Alti defa tay-iyaremiz dU§tU. Ben Enver Pa§a ile bu §ekilde 

Mosko-iva'ya gittim Cemal Pa§a ile Bahaeddin §akir ve Bedri Beyler, Talat Pa§a ile Berlin'de 

kaldilar. Orada propagan-ida ve te§kilat yapmaya ba§ladilar. Biz de Moskova'da, Hintli §ahislarla 

temas ederek, Hindistan'da te§kilat yap- 

mak hazirliklanna ba§ladik. Maksadimiz Hindistan'da tn-igilizlerin ba§ina gaileler agarak, 
memleketimiz Uzerinde-iki tazyiklerim azaltmakti. Bu sirada Mustafa Kemal Pa§a-idan bir mektup 
aldik: (Heyet-i Vekile karariyla i§birligi yapildigini ve bu suretle harigte gali§arak memlekete 
fay-idali olmamizi beklediklerini) bildiriyordu. Esasen bizim de gayemiz bu idi. Anadolu'nun 
propagandasini yapiyor, bir taraftan da Avrupa vaziyeti hakkinda edindigimiz malumati 
muntazaman Ankara'ya bildiriyorduk. Ayni za-imanda islam thtilalcileri Cemiyeti faaliyetlerimize 
de de-ivam ediyorduk. Bu sirada Berlin'den, Talat Pa§anin §eha-deti haberi geldi. Tabii 50k 



sarsildik. Bundan bir miiddet sonra, harigte layiki veghile faydali olamiyacagimi anla-iyarak, 

memlekete donmeme miisaade etmeleri igin Gazi Pa§aya miiracaat ettim.» 

« — Ni^in buraya gelmek istiyordunuz?» « — Hizmet etmek i5in...» 

« — Memleket buhran iginde galkalaniyordu. Sizin yiizunuzden!.. Memleketi iflasa, harabiye 

suruklediniz! Gelip de daha ne yapacaksiniz?» 

Dr.Nazim, Enver Pa§anin Anadolu'ya gegmek te-i§ebbusune ait suale de a§agidaki tarihi kiymette 

bilgileri veriyor: 

« — Enver Pa§a, Anadolu'ya gelmek niyetini evvela Berlin'e hissettirmi§ti. Bahaeddin §akir Beyle 

Dr. Resuhi Bey, yalniz gitmemesini tavsiye lie, benimle bera-iber gitmemi miinasip gordiiklerinden 

evvela Moskova'ya gittik. 

Orada muhtelif Musluman memleketleri murah-ihaslari lie temas ettikten sonra, evvela Enver Pa§a, 

Mos-kova'daki Anadolu miimessili All Fuat Pa§a lie g6ru§tu ve ona Mustafa Kemal Pa§a emrinde 

5ali§mayi memnuni-iyetle kabul edecegini bildirdi, hatta bu hususta Kemal Pa-i^aya da bir mektup 

yazdi.» 



602 
603 



Binaenaleyh idam!.. 

Dr.Nazim, hiicresine kapatildigi zaman lambayi yaktirmamak istiyor. YUzUnde ve gozlerinde 

karanligm duvagi... Boyle istiyor. Artik ne insanlarm yiiziine baka-billir, ne de kendisini onlara 

gosterebilir. tnsanligmdan mahcuptur. 

Fakat ba§gardiyan bu ricayi kabul edemez. Nizama aykiri... tyice bir adam oldugu i^in herhalde, bu 

bir gece-ilik diinya misafirinin ricasmi ancak yalvararak reddedi-iyor. Dr. Nazim'in kar§iligi: 

« — Ne o; intihar etmemden mi korkuyorsun?.. As-ila!.. Ben boyle bir gUnaha el uzatacak adam 

degilim! Ben, boynuma ipi gegiren i§te de gUnahsizim!» 

Onu Cavit gibi evvela hapishane mUdUriiniin oda-isma gotUrdiiler. HUkmii bildirdiler. Sirtma beyaz 

gomlegi giydirdiler. Hoca dini telkinde bulundu. Dr. Nazim bu teHkine biitUn kalbini agti ve 

hapishane duvari gibi bir yiizle sehpaya ilerledi. Metindi; fakat vUcudunun tiril tiril ihti-izaz halinde 

oldugu belliydi. 

ipin altmdaki masaya ^ikti ve bagirdi: 

« — Yoook! Vallahi yok!.. Bu meselede higbir alakam yok! Masumum!» 

Bilmiyordu ki, bu meselede en biiyiik alakasi, ileri-^de nasil davranacagi bilinemez bir §ahsiyet 

olu§uydu. KU-igiik bir nokta: 

Dr. Nazim, Adnan Menderes'in de damadi bulun-^dugu tzmir'in me§hur Evliyazade ailesinin ayni 

§ekilde mensuplarmdandi. Evliyazade Refik Beyin kizi Beria Ha-inimefendi, Nazim'in zevcesi... 

Kocasinin asilisindan sonra gildiriyor ve hayati timarhanelerde gegiyor. Boyle-ice Dr.Nazim, Fatin 

RU§tU ve Adnan Menderes olarak, bu ailenin idam sehpasinda kaybi tam ug... 

OBURLERi 

Sadece iki misalini verdigimiz tstiklal Mahkemesi mazlumlari, Ugiin be§in sinirina girebilecek gibi 
degildir. Suikast hadisesiyle dogrudan dogruya alakalari tesbit edi-ilenler di§inda, daha bir hayli... 



Ama mazlumluklanm be-idahet olgiisUyle gorebilmemiz, yahut vesikalandirmamiz zor ve aynca 

gali^ma isteyen bir i§... Bizse eserimizin maddi ve manevi kadrosu iginde bu davayi ancak bu 

ka-idar gosterebilirdik. Hadiseyi aynca incelemek ve miista-ikil bir mevzu halinde ele almak 

isteyenler, ipuglanni biz-iden alarak gali^abilirler. Bizimki «istiklal Mahkemeleri» meselesi degil, 

giri§tigimiz biiyiik terkip iginde sadece bir manacik... 

Asilanlardan birgogunun masum olduguna dair en riyazi delil, suikastin ba§ tertipgisi Ziya Hur§it 

tarafindan, tarn da oliim gam galarken s6ylenmi§ bir sozdiir. Ziya Hur§it, daragacina gitmek iizere 

giyinirken, kendisinden ba§ka asilacaklari ogrenince, kelimesi kelimesine aynen diyor ki: 

« — Galiba hepsi oliirne miistehak degildi; bir yan-ili§lik olmali». 

Kendilerine uzun bir zindan ve §eref gilesi gektiril-idikten sonra beraat ettirmeye mecbur kaldiklari 

Kazim Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Cafer Tayyar, Refet (Beler) ve Mersinli Cemal Pa§alara ne 

buyurulur? Aynca taninmi§ mebus ve kimselerden Feridun Fikri, Bekir Sa-imi, Miinir Hiisrev 

(Gerede)... 

Pa§alara: 

« — Kendinizi miidafaa ediniz!» 

Denilince, bir agizdan cevaplan §u olmu§tu: 

« — Mudafaamiz yoktur!» 

§imdi, hadiseye i§tiraki olan veya olmayanlarm; Cavit, Dr. Nazim ve daha birkagi Ankara'da 

hiikum bek- 



606 

607 

lerken -bunlar Izmir hiikUmlUlerinden ayirt edilmi§ ve muhakemelerine devam olunmak iizere 

Ankara'ya gonde-irilmi§ti- nasil asildiklarma bir goz atip, salineyi belli ba§-ili iki masumun deh§et 

plani olarak fonla§tiralim. Ba§hca-larmi ele aliyoruz: 

Ismail Canbolat'm idam tebligine cevabi: 

« — Hay hay, §u, cebimdeki paralan aim ve aileme verin!» 

Halis Turgut: 

« — ^ocuklanma soyleyin; kafiyen siyasetle ug-ira§masmlar. Okusunlar, gali^smlar fikir adami 

olsunlar! Ya§asm mefkurem, payidar olsun TUrklUk! Bir TUrk, TUrklUge nasil fenalik yapar?» 

RU§tU Pa§a: 

« — EUi dort ya§mdayim; kiirege konulmu§ olsay-idim gok istirap gekerdim. Bu §ekilde 

kurtuluyorum. Fakatbu cezaya miistehak degilim, masumum!» 

Ziya Hur§it: 

« — §u 200 lirayi agabeyim Faik'e verin; kabrime §erefimle miitenasip bir mezar ta§i diktirsin! Bak, 

vasiye-itimi yerine getirmezsen yarm obiir diinyada iki elim ya-ikandadir. Sana orada suikast 

yaparim; hem de elimden kurtulamazsm!» 

Eski Maarif Nazm §UkrU, bir e§i g6riilmemi§ bir metanet ve sUkunet iginde, tek kelime soylemeden 

akibetini beklemekte... OlUme ilk gotUriilen de o... UstUn-ide beyaz gomlek, ellerinde kelepge ve 

yaya gidi§... tpi kopuyor ve oliim iirpertisini iki kere ya§iyor. Son sozii iig hece: 

« — Vah, vah, vah!» 

§iikrii Beyin arkasmdan sehpaya getirilen hafiz Mehmed isminde birinin gigligi: 

« — Zuliim, zuliim, zuliim! Zuliimle yapilan bina payidar olmaz!» 



Sehpanm altmda Rii§tii Pa§a: 



«Harp meydanlannda bin defa oliime gogUs ger-idim; fakat gozlerimi bile kirpmadim! OlUmiin 

boylesi kahrediyor insani!..» 

Ismail Canbolat'in gozlugunu almak isteyen cellada hitabi: 

« — Birak gozlugumu vazifene bak!» 

Sehpaya en sonra gelen Ziya Hur§it'in uzun bir ko-inu§masi var: 

«Ben zaten ba§ka §ey beklemiyordum! Sizin eli-inizden yaliniz bu gelir! Ama bu da bir zevk... 

Hurriyetsiz bir memlekette ya§amaktansa, namusiyle olmek daha ha-iyirlidir. Zahmet buyurmayin, 

ben i§imi kendim g6ru-irum!..» 

Sehpaya bakiyor: 

« — Ne miikmmel §ey! Salincaga da benziyor... Yiiksekligine de diyecek yok! Yerde kalan 

insanlara yiik-isekten bakacagim! tstedigim de buydu!» 

Derken seyirciler arasinda goziine biri ili§iyor: 

« — K1I15 Ali mi o? Nerede bakayim?» 

Tam bu anda, celladm rivayetine gore K1I19 Ali, goze goriinmemek igin yere gomelmi?... 

Celladm acele etmesini ihtar eden soziine mukabe-ilesi : 

« — Acele ne be kuzum? Tela§ etme! Olecek ben degil miyim? Gidiyorum i§te! Diinya sana 

kalacak, me-irak etme... Be§ dakika sonra obiir tarafta soyuna sopuna kavu§acagim! Mektubun 

falan varsa ver de gotureyim... Haydi Allahaismarladik!» 

Bu son soze Polls Memuru Azmi Bey, kar§ilik ver-^mek nezaketini gosteriyor: 

« — Ugurlar olsun!» 

Bahsettigimiz bro§urden: 

«Maznunlar, saat lO'a kadar sehpalarda birakilarak 



608 

609 

akm akm gelen meraklilara te§hir edilmi§ler, ondan sonra arabalara yiiklenen cesetler evvela 

Karantina'daki Mer-ikez Hastahanesine goturulup, iistlerindeki e§yalar almmi§ ve oradan Kadife 

Kale civarmdaki Kokluca mezarligma g6mulmu§lerdir.» 

Mahut bro§urun birinci fasikiilunun sonunda, fevkalade (enteresan) bir kiymet hiikmii var. Bozuk 

uslubiyle aynen veriyoruz : 

«i§te burada, ba§larken belirttigi adaletsizlige mani olmak maksadiyle Ankara'dan ko§up yeti§erek, 

te§ebbuse gegi§i uzerine gazaba gelen muhakemenin §errinden an-icak Ataturk'un §efaatiyle 

kurtulabilen tsmet Pa§ayi hatir-ilamamak ve (ke§ke §erlerinden kurtulamayip, tevkif edil-imi§ 

olsaydi; hig olmazsa nefsinde duyacagi aci ve istirap lie bundan sonraki haksizliklari, zulumleri 

6nlenmi§ olur-^du) dememek imkani var mi?» 

(Sokrates), bu i§in kendisiyle ba§layip kendisiyle bitmeyecegini s6ylemi§ti. 

EVET VE... 

Bana bu eseri yazdiran saik?.. Herhalde durup du-irurken bu i§e kalki§mi§ degilim... Fikir ve san'at 

tasladi-igima gore, ne gazetecilik gergevesinde halkm ayranmi kabartici bulu§lar, ne de orta mail 

tarih romanciliklari gi-ibi esnafliklar benim karim olabilir. 

Bana bu eseri yazdiran saik, 27 Mayis 1960'dan 18 Aralik 196re kadar 19 aya yakin bir miiddet, 

Davutpa§a Ki§lasi, Balmumcu Garnizonu ve arkasindan Cezaevinde gektigim istirap... 

27 Mayis ak§ami, Ankara'da sokaga gikma izni ve-irilir verilmez, cebimde yalniz 17 kuru§, gazeteci 

bileti sa-iyesinde trene atlayip tstanbul'a gelirken, bir gece evveli-ine ait notlar almi§tim. Bazi 

pargalarini ayniyle tekrar edi-iyorum. Atladigim yerler noktali... 



«Ankara'da, 26 Mayis Per§embe ak§ami, Orfi ida-re yasagina uygun, gecenin ilk saatlerinde 
otelime gel-idim. Ulus meydanindan, ug be§yuz metre mesafede, Rankin caddesine agilan, etrafi 
otomobil tamirhaneleriyle gevrili bir meydancigin kenarinda basit bir otel.. Otel her ak§amki gibi 
cansiz... Mu§teri kabulune mahsus tezgahin gerisinde, otelin gece nobetgisi, biraz sonra kivrilip 
yata-icagi, bitpazari e§yasi kiibik koltugunun ali§ilmi§ rahatsiz-iligini tevekkiille bekliyor...» 



610 

611 

«Esrar!.. Bir gece evvelden hig de uykumu alama-idigim, giinduz de Tevfik tleri'nin Bakanlik 

odasinda hay-ili co§tugum, saatlerce konu§tugum ve yorgun du§tugum halde uyuyamiyorum... 

Gozumun oniinde, deli bir ressa-imin bile terkiplendiremeyecegi korkung §ekiller, isirici suratlar, 

g6rulmemi§ renkler ve hareketler... Gogsumun ustunde agirligim farkedemedigim, yalniz sikintisini 

duy-idugum bir geki ta§i... 

Ne oluyordu bana?.. Her giin bir harp sahnesi ha-ilinde gezdirdigim, kanli ba§imin tek pansumani 

gece ve uyku, her zaman o kadar comertken bu defa birdenbire ortiilu odenegini neden kesmi§ti?.. 

Dakikalarca hayal, kabus... 

Saat ta§iyamam... Zamanin nabzini sayici alet, bo-iyuna keseden giden, bo§luga dokiilen ve asla 

geri gelme-iyen gil paralari hatirlatir bana... 

Saati ogrenmek igin a§agi kata indim.» 

«Yine uyku avciligi... Avini bulabilirsen bul!... Yari §uurlu, yari baygin halinde birtakim taktak- 

lar... 

«Acaba, diye du§undum; otelin bulundugu mey-idandaki kereste yigini mi devriliyor? 

Bir durup bir ba§layan, kesik kesik darbeler... 

— Otomobil tamirhanelerinde bir i§ mi yapiyorlar? 

Dalar gibi olurken, ihtimallere bir ba§kasmi ilave ettim : 

— Yoksa yeni bir niimayi? var da, Orfi tdare kuv-ivetleri havaya silah mi bo§altiyor? 

Tam bir kaniksayi§ iginde uykuyu visal lezzetiyle igmek Uzereyken, a§agi katta, otelin giri§ 

kisminda, bir §amata... Radyo hiriltilarina kari§ik bagiri§malar, nida-'lar...» 

612 

Radyoda makyajsiz ve tuvaletsiz bir ses, sahibinin meslegini derhal tanitan sade ve yalgin bir ton: 

— Dikkat, dikkat! Muhterem vatanda§lar! Radyola-irinizin ba§ina geginiz! GUvendiginiz Silahli 

kuvvetlerini-izin sesi, bir dakika sonra size hitap edecektir! 

Ve hitap: 

— BugUn demokrasimizin, igine dU§tUgU buhran ve son miiessif hadiseler dolayisiyle ve karde§ 

kavgasina meydan vermemek maksadiyle, TUrk Silahli Kuvvetleri, memleketin idaresini uzerine 

almi§tir! 

Mar§, bildiri, mar§, bildiri!..» 

«Telefona atildim, §ehirlerarasi sagir... OlU odasi-^nin telefonu gibi yalniz galmakla kaliyor. §ehir 

hatlari agik... ilk telefon ettigim, Tevfik tleri... Telefona, imanda, ahlakta, vakar ve olgunlukta 

miistesna bir TUrk hanimefendisi bildigim Bayan ileri gikti. 

— Hanimefendi! Necip Fazil! 

Hitabima, ya§adigi ruh haletinin cinnete varmi§ korkung ne§esi iginde bir ses, bir kahkaha 

ahengiyle ce-ivap verdi: 

— Oldu i§te, oldu! Her §ey oldu! Her §ey iyi! Ha-iyirli olur in§aallah! 

iliklerime kadar Urperdim. 



— Tevfik ileri evde mi? 

— Tevfik'i goturduler, Necip Fazil Bey! Allah hay-rey le§in! 

Ba§ka bir §ey soramadim. Kime telefon ettimse al-idigim cevaplar: 

— Heh, hih, hi, ha, he! Tarzinda tek heceli lafizlar oldu.» 

«Hatirimdan, bu, higbir §eyin belli olmadigi anlar-ida ne ihtimaller ge^iyor!.. Bir, iki, uq...» 

613 

« — Yoksa!.. Evet yoksa?.. On yil degil, ondan 50k daha evvelinden beri milletin ruhuna ve kokiine 

fesat a§i-'landigini, Tiirk ruh ve ahlak kokiiniin giirutuldugunu, ni-ihayet bu gurutu^un Demokrat 

Parti devrinde en ileri mii-irekkep faiz hadlerine kadar kopurtuldugunu goren, ahlakli, bilgili, 

faziletli bir subay zumresinin, hasbi sami-imi ve miistakil bir hamlesi mi bu?..» 

28 Mayis sabahi Bostanci'da inip Feneryolundaki evime kapagi attim. Ayni giin, Radyo, zaten 

kapali bulu-inan Biiyiik Dogu'nun: 

— Oliiyii bir daha oldiirdiik! 

Dercesine, kapatildigmi ilan etti. 

Kendi kendimi eve hapsedi§im 9 giin sUrdii. 5-6 Haziran gecesi evime gelip beni aldilar, 

kiitUphanemi ara-iyip askeri tarihlere kadar topladilar; ve Kadikoy'U Emni-iyet Amirligi, Emniyet 

MUdiirlUgU... Sabahi Merkez Ku-imandanligi ak§ami Davutpa§a Ki§lasi... Birkag hafta sonra 

Balmumcu ^iftligi ve nihayet (1) numarali sugsuz olarak radyo ilaniyle tahliye; fakat muhafaza 

altmda sav-iciliga teslim edili§im... Zira ihtilalin higbir istisna goster-imeksizin ilk i§ olarak 

gikardigi Basm Affma ragmen, be-^nim mahkum bulundugum madde miistesna kabul edil-imi§tir. 

Topta§i Cezaevi ve gerisi malum... 

maz tahassus anlari oldu. Pe§inden 15 ay miiddetle Top-ita§i cezaevindeki hayatim da, zaten 

kelimelere ismarlana-icak olursa hemen bayagila§acak kadar hususi... 

Dedim ki, bu eseri bana ilham eden 19 aylik bir is-^tiraptir. Mevzu da benim ferdi istirabim degil, 

bu acmm bana verdigi fikir... 

— O aci nedir ve ne yiizdendir?.. 

Diye e§elemeye ihtiyag var mi?.. 

Ondandir i§te, ondan!.. 19 ay iginde gordiigum, unuttugum ve ya§adigimdan... Biitiin bu manevi 

halleri heykelle§mi§ bir fikir §eklinde benden ayri bir insan ola-irak hayalinize aksettirecek 

olursaniz, ondan... 

Bu 19 aylik devrenin istiraplari uzerinde bildirebi-ilecegim hi^bir nokta mevcut degil... Kendimi, 
eserimin son mevzuu saymiyorum. Sadece bana eserimi ilham eden saik uzerindeyim. Kendi 
hakkimda §u kadar soyle-iyebilirim ki, 6 Haziran 1960 gunii Merkez Kumandanligi hiicresinde, 
Balmumcu'dan saliverilip polise teslim edil-idigim giin de, tkinci §ubenin yankesiciler ve kaatiller 
ne-izaret hanesinde ve o zamanki Polls MUdiir Muavini Da-ni§ isimli §ahsin kar§isinda ge^irdigim 
biiyiik ve unutul- 

614 

615 

igiNDEKiLER 

Takdim 5 

I) SOKRATES 

Atina 7 

«Nasil»i Getiren 9 

Diyalog 1 1 



Atinada Manzara 14 
Apolocya 17 

Zehir 26 

II) ISA DiNiNiN MAZLUMLARI 
YahudiSl 

7'ler 35 

(SentEtyen) 38 

Zuliim Serisi 41 

Yahudi Devletinin Sonu 45 

(Sen Pol) 48 

(SenPiyer) 61 

Yangin64 

insandan Mumlar 67 

Kanun Fuh§u 69 

Arslanlarin Agzi Ve 70 

III) ISLAMIN ILK KURBANLARI 
01?u 75 

ilk §ehit 77 

§ehitlerin Efendisi „ 80 

Habib Ve Arkada§lan, 82 

IV) PEYGAMBER TORUNU 
iKi §EHiT 

Hazret-i Hasan 87 

Hazret-i Hiiseyn 96 

V) 200.000 KELLE USTUNDE 
iBNU'Z- ZUBEYR'iN BA§I 
Haccac (Zalim) 129 

C amide tnmeye Ba§layan K1I15 133 

VI) iMAM-I AZAM VE OBURLERI 
imam-i Azam 141 

imam-i Malik .-. 154 

imam-i Hanbel 154 

Ahmed Bin-i Nasr 157 

VII) MANSUR 

§u Me§hur Halla? 159 
iklimiklim 169 
iki Kelime 168 
Zindan 173 
Daragaci 179 

VIII) JAN DARK 
Manzara 187 
(Pusel-Bakire)191 



Te§ebbus 195 

Zafer 200 

Tac Giyen Krai 205 

Kapanan Perde 209 



Satilmi§ Hakim 214 

Adalet§ekli 217 

Ate§e Dogru 222 

Plan.... 227 

Ate§ 232 

IX) CEM SULTAN 

Fatih'in Arkasindan 239 

Karde§ Muharebesi 243 

Esir §ehzade 249 

Gurbet253 

Papa'nin Elinde 257 

SalibeDavet 262 

Fransizlann Elinde 265 

Borjiyalann Zehiri 269 

XISEN BARTELOMi KURBANLARI 

Aklin Tepkisi 275 

Politikacilar Katliamlar 279 

Buyuk Gece 283 

Enkizisyon 288 

Torkemada 29 1 

(Mikael Servetus) , ...296 

Alevler iginde 300 

(Ciyardano Brano) ; 305 

Belya Mintikasi 309 

(Galile) .' 313 

Goge Bakan 317 

Algaltma ve Algalma 321 

XII) GENg OSMAN 
Yenigeri 327 
Tablo 332 

Tablonun Devami 336 

Geng Osman'dan Oteye Tablo 342 

Culusu348 

DevletinHali 352 

Alametler 356 

Vesaire Vesaire 360 

Felaket Yili 365 

Plan 370 

Tepki 374 

isyan 379 

SarayaHucum 383 

ListedekiBa§ 388 

Aga Kapisi :.* 393 

Efsanevi §enaat 396 

Sultan Ve tmparator 400 

Otesi 404 

XIII) JAN KALAS 
Bir Adam 409 
Adalet413 



(Volter) i§e Kan§iyor 417 

XIV) BUYUK FRANSIZ IHTiLALiNiN ZULUM DEFTERINDEN 

(16'nciLui) 423 

Krai 428 

Ara Safha 432 

Muhakeme Ve Giyotin 437 

Marl Antuanet443 

Krali9e447 

Istirap Kraligesi 451 

Kutuplar Ve Kurbanlari 455 

Hurriyet tstibdadi 459 

Esir Meclis 464 

Giyotin 470 

(Danton) 474 

Savci 478 

(Danton)un Ba§i 482 

KadinBa§lan 487 

Yeni Din Ve Arkasi 492 

Birka?i Daha 495 

XV) DREYFUS 
§eytanAdasi 501 

Fikir Ve Hakaret 511 
Netice 514 

XVI) iTTiHAT VE TERAKKi 
CiNAYETLERi 
Abdulhamid 521 

Komite 527 

(Jon-Turk) 532 

Selanik Ve Otesi '. 535 

31 MartVeOtesi 540 

Tiirke Zuliim 544 

Ermeni Zulmu55 1 



Ermeniye Zulumler 556 

XVII) ROMANOFLAR 
Mujik Ve Bol§evik 563 
gar Ve Ailesi 568 
Sarayda Zindan 574 

XVIII) iSTiKLAL MAHKEMESi 
MAHKUMLARINDAN BIRKAgi 
CavitBey 587 

Mudafaa, Karar, Sehpa, Son Soz 594 
Doktor Nazim 600 
Oburleri 607 

EVETVE 611 

Necip Fazil Kisakiirek _ Tarih Boyunca Buyiik Mazlumlar 



www.kitapsevenler.com 

Merhabalar 

Buraya Yiikledigim e-kitaplar A§agida Adi Gegen Kanuna tstinaden 

Gorme Ozurluler tgin Hazirlanmi§tir 

Ekran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitaplari Dinliyoruz 

Amacim Yayin Evlerine Zarar Vermek Degildir 

Bu e-kitaplar Normal Kitaplarm Yerini Tutmayacagmdan 

Kitaplari Beyenipte Engelli Olmayan Arkada§lar Sadece Kitap Hakkmda Fikir Sahibi Oldugunda 

A§agida Adi Gegen Yaym Evi, Sahaflar, KUtUphane, ve Kitapgilardan Temin Edebilirler 

Bu Kitaplarda Hig Bir Maddi ^ikarim Yoktur Boyle Bir §eyide DU§Unmem 

Bu e-kitaplar Kanunen Hi^ Bir §ekilde Ticari Amagli KuUanilamaz 

Bilgi Payla^tikga ^ogalir 

Ya§ar Mutlu 

Not: 5846 Sayili Kanunun "altmci BolUm-^e^itli HUkiimler " bolUmiinde yeralan "EK MADDE 11. 

- Ders kitaplari dahil, alenile§mi§ veya yayimlanmi§ yazili ilim 

ve edebiyat eserlerinin engelliler igin Uretilmi§ bir niishasi yoksa higbir ticari amag gudulmeksizin 

bir engellinin kuUanimi igin kendisi veya UgiincU 

bir ki§i tek niisha olarak ya da engellilere yonelik hizmet veren egitim kurumu, vakif veya demek 

gibi kurulu§lar tarafindan ihtiyag kadar kaset, CD, braill 

alfabesi ve benzeri 87matlarda gogaltilmasi veya odiing verilmesi bu Kanunda ongoriilen izinler 

alinmadan gergekle§tirilebilir."Bu niishalar higbir §ekilde 

satilamaz, ticarete konu edilemez ve amaci di§inda kuUanilamaz ve kuUandirilamaz. Ayrica bu 

niishalar uzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulmasi 

ve gogaltim amacinin belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayinina 

gegilmi^tir. 

T.C.Kultur ve Turizm Bakanligi Bilgi i§lem ve Otomasyon Dairesi Ba§kanligi 

Ankara 

Bu kitaplar hazirlanirken verilen emeye harcanan zamana saydi duyarak 

Lutfen Yukaridaki ve A§agidaki Agiklamalari Silmeyin 

Not bu kitaplar Gorme engelliler igin taranmi§ ve duzenlenmi§tir. 



Tarayan 

Hasan Uslu 

elhasenu @ gmail.com 

Necip Fazil Kisakiirek _ Tarih Boyunca Biiyiik Mazlumlar