(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "Tasavvuf Büyüklerinin Kendi Eserlerinden Küfür Akideleri"

TASAWUF BUYUKLERININ KENDI ESERLERINDEN KUFUR 
AKIDELERI ! 

Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin §eriati a§agilama tavirlan (S. 71-72) 

§eriat alimleri (fakihleri)eskiler olarak niteleyip, eskinin modasinm geqtigini ve 
ragbet'in yeniye (kendilerine) oldugunu soyleyen Celaleddin Rumi §eriati ve onun 
yam sira tek hakikat kabul ettigi bdtini ifade eden sozleriyle konuyu ortaya koyar: 
§eriat muma benzer, yol gosterir. Fakat mumu ele almakla yol a§ilmi§ olmaz. Yola 
duzeldin mi o gidi§in tarikattir, maksadina ula§tin mi o da hakikat. Bunun iqin 
"Hakikatlar meydana qiksaydi §eriatlar, yollar bdtil olurdu" denmistir. Nitekim 
baktr, alttn olur, yahut da ashnda altindir; artik onun icin kimya bilgisine ne hacet 
var, kendisini kimyaya surusturmeye ne ihtiyaq var? Kimya bilgisi §eriatttr, 
kimyaya siirtiinmek de tarikat. Nitekim "Ulasxlacak §eye ula§tiktan sonra delil 
aramak da kbtudur, ula§madan delil birakmak da kotii" demislerdir. Hasih §eriat 
hocadan yahut kitaptan kimya bilgisini ogrenmeye benzer. Tarikat, kimya eczasini 
kullanmak, bakirt kimyaya siirtmek, onunla karmaktir. Hakikatsa bakirin alttn 
olmasidir. Kimya bilenler, biz bu bilgiye sahibiz diye sevinirler. Hakikati bulanlar 
biz alttn olduk, bilgiden de kurtulduk, i§lemeden de, biz Tanrt hurleriyiz diye 
sevinirler." (Mesnevi, 5/1) 

Yunus Emre ise yazmis oldugu bir 50k guzel §iirlerinin ya ni sira, sayilan azda olsa 
§eriati a§agilayan bir tavir ve du§unceyle de bazi §iirler yazmi§ (Mutasavviflar, 312- 
313) batmi yorviinu bu §iirlerinde aciga vurmu§tur. Ornegin: 
Hakiykat bir denizdir, seriattir gemisi Coklar gemiden qikip denize dalmadilar. 
A§k imandir bize, goniil cemaat Kiblemiz dost yiizii, daimdir saldt Dost yiiziin 
goricek sirk yagmalandi Aninqin kapi kaldi §eriat. (Yunus Emre, 222, 224) 

Celaleddin Rumi ve Yunus Emre gibi Batm Ehli kisilerde aciga cikan §eriata karsi 

menfi olan tavrm, seriatm mensuplarma karsi da olmasmi beklemek normal 

olacaktir. Bunlar Yunus Emre'nin yukandaki siirinde de oldugu gibi islam'm 

kavramlarmin muhtevalarmi degistirip degisik bir inane sergilemislerdir. 

Ayrrntilarmi Tasavvuf bolumiine biraktigimiz bu konuya, ismi gecen sufilerin seriat 

temsilcilerini asagilayan sozleriyle devam edecek olursak: 

A§k ile gelen erenler icer aguyu nus. ider Topuga cikmayan sular, deniz ile savas. 

eder. (Yunus Emre, 376 ) 

§iiriyle ve benzeriyle, fakihleri topuga cikmayan sulara kendilerini de denizlere 

benzetip konuyu kendi bakis acisiyla degerlendiren Yunus Emre'nin bu 

diisiincelerini daha degisik bicimlerde Celaleddin Rumi'de de bulabilmekteyiz. 

Fakihlere karsi tavir onda hakaret niteligi kazanir: 

Eblehan ta'zim-i mescid mikxinend Der cefa-i ehl-i dil cidd mikunend An 

mecazest, in hakikat, ey haran! Ni§ mescid cxiz derjun-i serveran. 

(Camiye hiirmet eden aptallar, durmadan goniil ehlini incitiyorlar! Ey E§ekler, mecaz, bu 



hakikattir! Biiyuklerin ve gontil ehlinin derunundan ba§ka mescid mi var?) 

Ma zi Kur'an bergiizidem magzra Post ra pi§-i seghan endahtim 

(Biz Kur'an'in bzunu, ruhunu, igini ve cevherini aldik. Postunu kopeklerin oniine 

<rfftJfc.)(Uludag, 141, 204) 

Vahiyden Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayinlan, ist-1991 - Yunus Emre ve 

Celaleddin seriati a§agilama tavirlari (S. 71-72) 



Hallaci Mansur'un kufur ve sirk sozleri (S. 160-161) 

"Senin ruhum benim ruhuma §arabin saf su ile kah§masi gibi kari§mi§tir. 

Sana herhangi bir§ey dokundugunda bana da dokunur, 

Ey Allah'im, her durumda sen, benimsin. 

Ben sevdigim O'yum ve sevdigim O benim, 

Biz bir vucudda sakin iki ruhuz 

Eger sen beni goriirsen O'nu gormu§ olursun,, 

Ve eger sen O'nu goriirsen ikimizi birliktegormus. olursun. 

O yiicelikte "Ben, "Biz", veya "Sen" yoktur, " Ben", "Biz", "Sen" ve "O" hep biziz. 



Vahiyden Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayinlan, ist-1991 - Hallaci 
Mansur'un kufur ve sirk sozleri (S.160-161) 



Muhyiddin Arabi'nin kufiir ve §irk sozleri (S. 181-183) 

"Varhkta ancak Allah vardir", veya "Varhkta ancak bir vardir: Suyun rengi kabinin 
rengidir."diyen Ibn Arabi, bu sozleriyle inancmi ifade ederken Kur'an ayetlerini de 
hig bir kural tanimaz tavirla yorumlamaktan gekinmez. O, All Imran suresinin 191. 
ayeti olan "Rabbimiz sen bunu bosuna yaratmadm, sen munezzehsin" gibi bir ayeti 
bile soyle yorumlar: 

"Kendisinden baska birsey yaratmamistir, eger Hakkin gayri birsey yaratmxssa o 
bdtildir. Belki onlari senin isimlerin ve sifatlann ile ortaya koymustur. Senden gayri 
olanlari tenzih ederiz.' 

Ibn Arabi Vahdet-i Vucud inancmi ma'nzum ve nesir tiirii yazilannda ayrmtili bir 

sekilde anlatip, bu inanci sistemli bir inane haline getirmeye galisir. Konuya ornek 

olmasi agismdan bir siirinde soyle der: 

Ey varhgi yaratan nefsinde! 

Sen biitiin yaratiklarini cemediyorsun, 

Yaratiyorsun, olu§u sona erenleri sende 

Dar da sensin, genis. de. 



Ibn Arabi'nin ogretisinin ikinci ozelligi dinlerin birligi inanci ile ilgilidir. Ona gore 
farkli dinlerin olusu sadece isimlerin ve sekillerin farkliligmdandir. Bundan, biitiin 
dinlerin temelinin vahiy oldugu ancak sonradan ayrilip degistikleri gibi islam'm bir 
esasi anlasilmamilidir. (Junku O'nun dinlerin birligi ile kasdettigi Vahdet-i Viicud 
inanci ile ilgilidir: Ona gore Tann ve Kainat bir olduguna gore(!) Firavun bile 
Allah'a ibadet etmi§tir. Bu nedenle de o bile kamil bir mii'mindir. Zira taptigi §ey 
de varhgin bir parcasi (Bir'in bir unsuru) degil midir?! Bu nedenle puta tapan bir 
ki§i bile ashnda (ha§a) Allah'a ibadet etmektedir. Zira o putta Bir'in bir 
parcasidir.O bu dusiincelerini manzum ifadelerle de dile getirir: 

Her bicimi kusatxr kalbim: Ceylanlar igin otlak ve Hiristiyan rahipler igin bir 

manastirdir o, Ve, putlara tapinak, haalartn kdbesi, Tevrat'in levhalart ve Kur'an'in 

sayfalaridir ayni zamanda, 

Ben a§k dinine uyarvm hangi yolu tutarsa A§k'in develeri, i§te budur benitn dinim ve 

inancvm . 

Vahiy den Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayinlart, ist-1991 - Muhyiddin 

Arabi'nin kiifiir ve §irk sozleri (S.181-183) 



Yunus Emre ve §ebusteri'nin kiifiir ve §irk sozleri (S. 188-189) 

Bir ornek olarak Yunus Emre'nin siirini hatirlayabiliriz: 
Cximle yaradilmi§a bir gozle bakmayan 
§er'in evliyasiysa, hakikatta asidir 

O bu ve benzeri siirleriyle inane ayrimmin, iman-kufur aynminm anlamsizligmi ilan 

eder. §ebusteri ise, ayni inane ve diisiinceyi daha acik ifadelerle degisik bir sekilde 

dile getirir: 

Ey akilh ki§i! iyi du§un... Put, varhk bakimindan batil degildir ki, 

Bil ki putu yaratan da Ulu Tann... Iyinin yaptigi her §ey iyidir. 



Vahiy den Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayinlart, ist-1991 - Yunus Emre ve 
§ebusteri'nin kiifiir ve sirk sozleri (S. 188-189) 



Mevlana'nm ve diger mutasavviflarm kiifiir ve sirk sozleri (S.192-198) 

Kendi kitabmi vahiy iiriinii gibi oldugu iddiasiyla Kur'an'la ozdestirip, Kur'an'in 
ozellik ve sifatlarmi kitabi icinde kullanan Celaleddin Rumi sunlari yazar: 

"Bu kitap, Mesnevi kitabidir. Mesnevi, hakikata ulasma ve yakin sirlarini acma 



hususunda din asillarinin asillartnin asillaridir. Tanri'nin en biiyiikfikhi, Tanri'nin 
en ay din yolu, Tanri'nin en aqik burhanidir. Mesnevi, iginde kandil bulunan 
kandillige benzer, sabahlardan daha ay din bit surette parlar... Kalblere cennettir; 
pinarlan var. dallari var, budaklan var. O pinarlardan bir tanesine bu yol ogullari 
Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayirh duraktir, en giizel 
dinlenme yeridir. Hayirh ve iyi ki§iler orada yerler, iqerler... Hiir ki§iler ferahlanir, 
qahp qagirirlar. Mesnevi Misir'daki Nil'e benzer; Sabirhlara iqilecek sudur, 
Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanri 'da "Hak onunla 
qogunun yolunu azitir, qogunun da yolunu dogrultur" demistir. 
Siiphe yok ki, Mesnevi goniillere sifadir, hiiziinleri giderir, Kur'an'i apaqik bir hale 
koyar, riziklarin bolluguna sebep olur, huylari guzelle§tirir. Sanlari yuce, ozleri 
hayirh katiplerin elleriyle yazilmistir, temiz kisiden baskasinin dokunmasina 
miisade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bdtil ne oniinden gelebilir, 
ne ardindan. Tanri onu korur gozetir; Tanri en iyi koruyandir, merhametlilerin en 
merhametlisidir. Mesnevi'nin bunlardan baska lakablan da var, o lakablan verende 
Tanri' dir. 



Celaleddin Rumi'den konuyla ilgili §u ornekleri verebiliriz: 

Biz cenge ddnmusiiz mizrabi vuran sensin; inleyis bizden degil; Sen inliyorsun, 

Biz ney gibiyiz, bizdeki ses sendendir; biz dag gibiyiz, bizdeki ses sendendir'. 

Bir ba§ka §iirinde ise daha agik ve net olarak du§uncesini dile getirir: 

Varhk yokluk hep O'dur. 

Sevinc ve kederi hasil eden hep O'dur. 

Alemde ne varsa O'nun disinda degildir. 

Alti cihette de, alti cihetin disinda da tapilacak olan hep O'dur 

Vahiyden Kultiire - Celaleddin Matandas, Pinar yayinlan, ist-1991 -Mevlana'nin ve 
diger mutasavviflamn kiifiir ve sirk sozleri (S.192-198) 



Sultan Veled, Mevlana, Sems ve Kimya Hatun §irki (S.56-57) 

Yine Sultan Veled'den nakledilmi§ tir ki: Bir gun ileri gelen sofiler babam 

Hudavendigar'dan: "Abu Yezid (Tanri rahmet etsin), Ben Tann'mi daha sakah 

bitmemi§ bir geiuj §eklinde gordum, buyuruyor. Bu nasil olur?" diye sordular. 

Babam: 

"Bunda iki hiikiim vardir: ya Bayezit Tanri'yi sakah bitmemi§ gene seklinde gormu§, 

yahut Bayezid'in meylinden otiirii Tanri onun goziine bir genq qocuk suretinde 

gozukmustur "dedi. 

Yine buyurdular ki: Mevlana §ems-i Tebrizi'nin Kimya admda bir karisi vardi. Bir 
gun §ems hazretlerine kizip Meram baglari tarafma gitti. Mevlana hazretleri 



medresenin kadmlarma isaretle: "Haydi gidin Kimya Hatuna buraya getirin; 

Mevlana, §emseddin'in gonlii ona 50k baghdir" buyurdu. 

Bunun uzerine kadmlardan bir grup onu aramaya hazirlandiklan sirada Mevlana, 

§ems'in yanma girdi. §ems, §ahane bir cadirda oturmu§, Kimya Hatunla konu§up 

oyna§iyor ve Kimya Hatun da giydigi elbiselerle orada oturuyordu. 

Mevlana bunu goriince hayrette kaldi. Onu aramaga hazirlanan dostlarm karilan da 

heniiz gitmemislerdi. Mevlana disan cikti. Bu kari kocanm oynasmalarma mani 

olmamak icin medresede asagi yukari dolasti. Sonra §ems "iceri gel" diye bagirdi. 

Mevlana iceri girdigi vakit, §ems'ten baskasmi gormedi. Bunun sirrmi sordu ve: 

"Kimya nereye gitti" dedi Mevlana. 

§ems: "Yiice Tann beni o kadar sever ki istedigim §ekilde yanima gelir. §u anda da 

Kimya §eklinde geldi" buyurdu, i§te Bayezid'in hali de boyle idi. Tann ona daha 

sakah bitmemis. bir gen^ §eklinde gorundii. 

Vahiyden Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayvnlan, ist-1991 - s.236,237 
(Eflaki'den/2/67,70)) 

MENAKIB'UL ARIFIN II (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki - Sultan Veled, 
Mevlana, Sems ve Kimya Hatun sirki (S.56-57) 

FlHl MA FlH 




Fi hi ma fih ■— ™ ' Mevlana M.E.B gev meliha Ilker ambarci oglu Istanbul 1990 

Mesnevi Mevlana M.E.B gev. Veled izbudak , gozden gegiren Abdulbaki Golpinarh , Istanbul 
1990 




Yine dostlarm olgunlarmdan nakledilmistir ki: bir gun kiskanc fakihler inkar ve 
inatlan sebebiyle Mevlana'dan: " sarap helal midir veya haram mi?" diye sordular. 
Onlarm maksadi §emseddin'in serefine dokunmakti. Mevlana kinaye yolu ile "I^se 
ne £ikar: £unkii bir tulum §arabi denize dokseler deniz degi§mez ve denizi 
bulandirmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu i^mek caizdir. fakat 
ku^uciik havuzu §iiphesiz bir damla §arap pisletir. boylece tuzlu denize dii§en 
her§ey tuz hukmune girer. A^ik cevap §udur ki, eger Mevlana §emseddin §arap 
i^iyorsa, her§ey ona mubahtir. (Zunku o deniz gibidir. eger bunu senin gibi bir 



kizkarde§i fahi§e yaparsa, ona arpa ekmegi bile haramdir." buyurdu. 
MENAKIB'UL ARIFIN II (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki - (cilt 2, sf. 72) 

Mevlana Semsi Tebriz'in ve seyh Hasisi'nin edepsizlikleri (S.59-60) 

Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmistir ki: Bir gun Mevlana Semseddin iyi 
ve namuslu kadmlan oviiyor ve onlarm iffet ve ismeti hakkmda: "Bununla beraber bir 
kadina, Ar§in ustunde bir yer verseler, onun nazan birdenbire dtinya uzerine du§se ve 
yeryuzunde intiaza gelmi§ bir tenasiil aleti gbrse deli gibi kendini ordan asagx atar ve aletin 
iistune dtiger; gtinkti kadinlann mezhebinde ondan daha ytiksek bir mertebe yoktur" 
buyurdu ve sonra su hikayeyi anlatti: 

"Sam'da bulunan Seyh Ali Hariri kademli, parlak kalbli, metanet sahibi bir kigiydi. 
Sema esnasmda, kime baksa derhal o, ona murit olurdu. Giydigi hirka parca parca 
idi. (Bu yiizden) Sema esnasmda viicudunun her tarafi goriinurdu. Halifenin oglu da 
bunun menkibelerini igittigi icin, sema'im gormek istedi. Sema edenleri seyretmek 
icin makam kapismdan iceri girdigi vakit §eyhih nazan ona iligti. O derhal murit 
oldu ve elbise giydi. Oglunun §eyhe miirit oldugu haberi Misir'da halifenin kulagma 
ula§ti. Son derecede cam sikildi. Seyhi oldurmek istedi. Fakat seyhin yiiziinu goriir 
gormez o da tarn bir samimiyetle seyhe tevecciih gosterdi. Halifenin karisi da onu 
gormek istedi. Seyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip seyhin ayaklarma kapandi ve 
elini opmek istedi. Seyh tenasiil aletini kaldirarak kadinin eline verdi ve: "Senin 
istedigin o degil; budur" dedi ve sema'a basladi. Bunun uzerine halifenin itikadi bir 
iken bin oldu. 

MENAKIB'UL ARIFIN II (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki - Mevlana §emsi 
Tebriz'in ve §eyh Hasisi'nin edepsizlikleri (S.59-60) 




Orjinali konyadaki mevlana miizesinde ; mevlananin kendi el yazmasi iledir 



Mevlana ve §ems arasinda ge^tigi soylenen hadisede de goriildugu gibi, Vahdet-i 



viicud, kadin kihgina giren Tann ile sevi§tigini iddia etmektir. Ne gariptir ki; 
Allah'a soverek nara atan sarhos bir sokak serserisini, oldiirmeye-dovmeye kalkan 
sofi, §ems ile Mevlana arasinda gectigi soylenen §u hadiseyi kutsar veya sessiz 
kahr: 

"Mevlana §emsin yanina girdi. §ems §ahane bir cadirda oturmu§ Kimya Hatun ile 

oyna§iyordu. Mevlana di§an £ikti. Bu kan koca oyna§malarina mani olmamak igin 

medresede a§agi yukan dolasti. 

Sonra §ems (Mevlana'ya) iceri gel diye seslendi. Mevlana iceri girdiginde 

§ems'ten ba§kasini gormedi. Kimya nereye gitti? dedi. 

§ems 'Yuce Tann beni o kadar severki, istedigim §ekilde yanima gelir. §u anda da 

Kimya Hatun §eklinde geldi' buyurdu. 

MENAKIB'UL ARIFIN I (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki 

Yine sultan veled buyurdu ki: bir gun babam medresede bilgiler sagiyordu. (bu 

arada) "halis miirid kendi seyhinin herkesten iistiin olduguna inanan kimsedir. 

Mesela: bir adam beyazid (bistami)'nin miiridlerinden birine "senin §eyhin mi 

buyxik, yoksa ebu hanife mi?" diye sordu. 

Miirid "benim seyhim" diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer biitun sahabeyi 

saydi, fakat miirid yine seyhinin hepsinden biiyiik oldugunu soyledi. 

Sonra "Muhammed mi biiyiik, senin §eyhin mi?" dedi. 

En sonunda "Allah mi biiyiik, yoksa senin §eyhin mi diye sordu? 

Miirid "ben Allah'i §eyhimle gordiim, §eyhimden baska bir §ey tanimam, hep onu 

tanirim." dedi. 

Baska bir miiridden de "Allah mi biiyiik yoksa senin §eyhin mi?" diye sordu. Bu 

miirid de "bu iki biiyiik arasinda hicbir fark yoktur" dedi. 

Ariflerden biri de "bu iki biiyiikten daha biiyiik biri lazimdir ki ofarki ortaya 

koysun" demistir. Nitekim buyurmustur ki : 

" Allah goriinmedigi igin peygamberler onun naibi olmuslardir. 

Hayir boyle de degil. 

Bu naible, naibin naibliginde bulundugu kimseyi ayirmak girkin seydir. 

burada ikilik yoktur." 

(MENAKIB'UL ARIFiN I (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki cilt 1, sf 324-325) 



Kendilerini islam.' a nisbet eden kitlelerin nezdinde Allah dostu,veli(!) diye 
tantmlandiklari halde bu insanlar miisluman olu§larinin, gergekte bir din tercihi 
olmadigim, giinkii ayni zamanda yahudi, hirtstiyan, tnecusi v.s dinlerin de miintesibi 
olduklarini cok acxk bir sekilde ifade ederler: 

"...Celaleddin er-Rumi "Divan"mda soyle diyor: 



"Camm, ey nur, kagma benden! 

Kagma benden ey parlayan gbrunum, 

Kagma benden kagma benden! 

§u sanga bak, onu nasil ba§ima koydum, 

Hatta bilegime taktigim Zerdust'un zunnarina bak! 

Zunnan ta§inm, yemligi ta§inm. 

Belki nuru tasvrxm, kagma benden! 

Muslumanim ben, ama Hinstiyanim, Brahmanistim, Zerdustiyim. 

Ey yiice Hakk, sana tevekkul ettim, kagma benden. 

Bir tek tapinagim; mescid, kilise veya puthanem yok benim. 

Sonsuz nimetim yiice yuzundedir, kagma benden kagma benden!" 

(Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve islam. S.160 (Dr. Mustafa Galves, et-Tasavvuffi'l- 

Mizan, 100-101 'den)) 

"Ne lazim gelir ey muslumanlar ki ben kendimi bilmiyorum? 

Ne Hiristiyan, ne Yahudi, ne Ermeni, ne de Muslumanim" 

(Ahmet Kisravi. Edebiyat Uzerine. s.78. Pergem Yay. 4.bash. (Farsga)) 

"Dostsuzun goricek §irk yagmalandi 'diyen Yunus Emre ise diger bir 50k siirinde 
benzer konuyu ifade etmekten geri kalmaz. Siiphesiz konunun orneklerini daha 
degisik kisilere yaygmlashrmak mumkiindur. (Junkii, Kultiir Islami geregi duygusal 
bir tavirla yuceltilen bir 50k iinlii sufide sozkonusu inancm degigik ifadelerle agiga 
£iktigi goriilmektedir. Ornegin Haci Bayram, benzerlerinin Yunus Emre'de bolca 
bulundugu bir siirinde, Vahdet-i Vucud inancmi dile getirir: 

Bayram ozunu bildi, Bileni anda buldu, Bulan ol kendi oldi, Sen seni bil sen seni 

Sufilerin gogunda anlammi bulan Hak ifadesi, bazilan tarafmdan Allah'i ifade eden 
bir isim olarak algilanir. Gergekte sufilerin kullanimiyla bu, Vahiy Islami'mn 
ifadelerinde anlammi bulan Hak degildir. (Jiinkii onlar her ne kadar Hak ile Allah'i 
kasdetmis olsalar bile, inanip anlattiklan Allah, Vahdet-i Vucud inancmda anlammi 
bulan, tabiatla ayni olan bir Tanri inancmm uriinudur. Bunun ise Alemlerin Rabbi 
mutlak ve Kadir olan Allah'la ilgisi yoktur. 

Vahdet-i Vucud inancmda anlammi bulan Tanri inancmm zirveye ulastigi bir cok 
tanmmis sufi vardir. Ibn Arabi ve Celaleddin Rumi bunlardan sadece ikisidir. 
Celaleddin Rumi bu inanca yeni unsurlar ve anlamlar getirilmez. Onun yaptigi, 
seleflerinin ifade ve inanclarmi toplayip, sistemlestirip, bir biitiinluk icerisinde ifade 
etmek olmustu. 

Sonraki sufilerin bir cogu ise artik normal kabul edilen bir inane unsuru haline 
gelmis Vahdet-i Vucud inancmi degisik bakis ve yorumlarla tekrarlamaktan oteye 
gecmezler. Bunlarm icerisinde Sufi Efendi gibi cok ilginc anlayislara da ulasanlar 
olur. Belki de bunu anlayistan ziyade, Vahdet-i Viicud inancmm hie bir yoruma acik 



kapi birakmayacak kadar net bir ifede tarzi olarak duzeltmek gerekir. Ornek olmasi 

acismdan Nazmi Ef endi'nin Vahdet-i Vucud inancma deginecek olursak ,0 ilk 

vahdet-i Viicudculardan olarak nitelenebilecek Hallac-i Mansur'u elestirir ve onun 

sozurviin yanlis, inancinm sakat oldugunu belirtir. 

Buraya kadar olan sozleri dogru goriilmektedir, ilginclik bunun sonrasmdadir. Ona 

gore Hallac-i Mansur yanlis yapmistir, sakat inanclidir ciinkii, biitiin kainat "Enel 

Hak" deyip dururken, o bunu sadece kendisini ifade edecek se kilde anlayarak hata 

etmistir Nazmi Efendi'nin bu yorumu ve inanci daha onceleri §ebusteri tarafmdan 

ifade edilir. Ancak §ebusteri, Hallac-i Mansur'u, Nazmi Efendi gibi elestirmez. 

§unlan soyler: 

Enel hak, mutlak olarak sirlan acxga vurmaktir, Hak'tan ba§ka kirn. Enel Hak 

diyebilir? Alemin biitiin zerreleri, Mansur gibi Enelhak demektedir, Sen ister onlan 

sarho§ say, ister Mansur! 

Kendini sen de hallac yapar, varhk pamugunu atarsan, Halla^ gibi bu sozii 

soylemeye ba§larsin. 

Haktan ba§ka varhk yok... Ister o haktir de, ister ben Hakk'im de 

Emir Abdraliaair isimli bir sufi ise konuya daha degisik bir acidan bakar, O Ebu 
Mansur el-Hallac'm "Ene'l Hak" deyisini soyle yorumlar: 

"Allah beni hayal olan benden sokiip aldi ve beni gerqek-benligine yaklastirdx... 
Sonra bona Hallac'in sozii soylendi; aramizdaki fork su idi; Hallac onu kendisi 
soyledi, oysa o benim icin soylendi." (227) 



1- Sufiler arasmda Vahdet-i Vucud inancinm yam sira Hulul veya dinlerin birligine 
inananlar da siklikla goriilur. Ozellikle dinlerin birligi konusunda israria dururlar. 
Bununla ilgili olarak sufi Ebu Said b. Ebu'l Hayr isalenderiler ve gezgin dervisler 
adma su siiri ile dinlerin Birligi inancmi ifade eder: 

Yeryiiziindeki her cami harab oluncaya kadar, Kutsal gorevimiz yerine getirilmi§ 
olmaz; Ve imanla kiifxir bir oluncaya kadar da, Gercek Miisliiman olunmaz 

Ibn Arabi'nin konuyla ilgili siirini daha once nakletmistik. Ayni inancm Sebusteri'de 
aciga cikis bicimi ise soyledir: 

Bil ki putu yaratan da ulu Tanri... iyinin yaptigi her §ey iyidir. 

Musliiman, puta tapmak nedir, bilseydi dinin puta tapmaktan ibaret oldugunu 

anlardi. 

Mii§rik de putun hakikatini bilseydi hie dininde yol azitir, sapik olurmuydu? 

O, putu ancak goriinen bir suretten ibaret gordii de, o sebeple §eriatte kafir oldu. 

3- Hint mistisizminden kaynaklanan tenasiih inancinm tasavvufta oldukca yaygm bir 
ortam buldugu goriilmektedir. 



Ozellikle kerametleriyle tanman sufilerin siirekli sekil degis tirisleri (cogunlukla 

giivercin, yilan, ejderha vs olduklan inanci) tenasuh inancmm biraz farkli 

yorumlanisi durumundadir. Bu inancm cogunlukla mevzu hadisle Islam! bir temele 

oturtulmaya calisildigi goriiliir. 

Onceki sufilerden Niyazi Misri'de ifadesini bulan bu dusunce soyledir: 

O bir sufinin bulut, yagmur, bitki, hayvan olmasmm normal oldugunu belirtir ve 

bununla ilgili olarak sunu soyler: 

"Ey kardesl Peygamberimiz Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz buyurmadimi ki; 

"Benitn iitntnetim ahirette on boliik olarak hasrolur.Kimi maymun, kitni domuz, 

kitni de ba§ka surette." 

4- Bilginin kaynagi ve niteligi konusunda belirtildigi gibi, tasavvufta bilginin 
dogrudan Allah'tan ahnabilecegi inanci vardir. 

Sufiler sistemlerini bu dusunce uzerine oturturlar. Kesf veya Marifet olarak 
isimlendirilen veya Beka olarak tanimlanan bilgiyi Allah'tan alma inanci veya 
durumu hemen hemen bircok sufide acikca goriilur. Mesela Ibn Arabi ve Celaleddin 
Rumi bu mertebeye eristiklerini ve Allah'tan dogrudan bilgi alabildiklerini ifade 
ederler. Hatta bundan dolayidir ki, soyledikleri ve yazdiklan kendilerinden veya kendi 
iradelerinden degil, Allah' in trade ve arzusundandir. Yani soz ve yazilan birer vahiy 
uriinu(gibi)dur. 

Yunus Emre ise bu kadar iddiali degildir. O tevazu gosterir ve heniiz marifeti elde 
edemedigini ancak o yolun yolcusu oldugunu ifade eder. Bunu ise hemen hemen 
biitiin siirlerinde aciga vurur. O, her ne kadar bir cok siirinde basta namaz olmak 
iizere onlarm gerekliliginden bahsederse de, bazi siirlerinde ise hakikata ulasmanm 
yolunun ibadetlerden gecmedigini, bu nedenle ibadetlerin Allah'm rahmetine vesile 
olmasiyla elde edilen cennet'in onemsiz oldugunu vurgular. Halk arasmda oldukca 
yaygm olan bu siirinin bir bolurmi sudur: 

Cennet cennet dedikleri 
birkaq ko§kle birkaq hurt 
Isteyene ver sen ant 
bana seni gerek seni 

Bu siir §eyhxilislam Ebu Suud Efendi'ye okunup ,seriat acismdan durumu 
soruldugunda, §eyhiilisldm bunu kufr-i Sarih (acxk kiifiir) olarak niteleyip, bunu 
inanarak soyleyip okuyanin katlinin vacip oldugu yolundafetva vermekte tereddiit 
etme mi§tir,(23Ay 

Konuyu uzman derecesinde arashranlarm ifadesine gore Yunus Emre'de seriati 
asagilayan tavirlan bulmak zor degildir. Ancak o bunu acikca degil, batmi 
yorumlarla, ve sekil, muhteva itibanyla giizel olan siirlerinin arasma serpistirdigi 
bazi siirleriyle aciga vurur : 
Dost yiizxin goriicek §irk yagmalandi 



Anin (jin kapida kaldi §eriat 
Hakikat bir denizdir, §eriattir kapisi 
Coklar gemiden ^lkip denize dalmadilar. 

Vahiyden Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayvnlan, ist-1991 -Mevlana'nin ve 
diger mutasavviflamn kiifiir ve sirk sozleri (S.192-198) 



[size=12pt]Celaleddin Rumi, tasavvufi g6rii§lerini "Tanrisal A§ki" kendisinde 
buldugunu soyledigi §emsi Tebrizi'den almi§. 

"Celaleddin Rumi, askla, muzikle, raksla ve siirle beslenip gelisen ve dinler tistti yolda kadina 
da btiytik bir bnem vermis onu da hayata almaya galismis ve insanhgin, kadinla bir biitiin 
oldugunu duymustu. O herseyden once kadinin kapanmasinin, brtunmesinin aleyhindeydi. 
Mesnesvisin'de kadini yaratilmis degil, yaratan (!) bir kudret olarak oven, sert ve kaba ruhlu 
erkeklerin kadina zulmedebildiklerini sbyleyen, asil insanlann ince ruhlu olgun kisilerinse 
kadina bagh olacaklarim, hatta onun reyine uyacaklanni ona hiirmet edeceklerini bildiren 
Celaleddin Rumi "Fihi mafih"inde, bir fasilda, kadini ekmege benzetmektedir. Herkesin, hatta 
yoksulun bile buldugu, yiyip gegindigi ekmege ve kadini brten, kimseye gbstermeyen, kapatan 
adami da, koltuguna bir somun ahp onu gbstermemekte israr eden ki§iye... Somunu 
gbstermeyen kisi, karsidakilerin gbrme duygusunu kamcilar, giinkii insanlar menedildikleri 
seye haris olurlar. Halbuki kadin eger iyiyse kbtulukte bulunamaz zaten. Onu brtmek, iki 
taraftan da ragbeti, hirsi artirmaktir ve bu, bir dtizen meydana getirmez, kbtulugu artirir 
ancak. 

Celaleddin Rumi bufikri, hayatinda tatbik etmisti de. Onun kadinlardan da birgok muridleri 
vardi. Celaleddin Rumi'yi davet ederlerdi. O da gider ve kadinlar meclisinde §iir sbyler, 
onlarla sema ederdi ve Celaleddin Rumi'yi seven kadinlar, onun basina gtiller serperlerdi." 
(Fihi Ma Fih, £eviren: M. Ulker Anbarcioglu MEB Devlet Kitablan s: 138) 

Aslmda Celaleddin Rumi'yi en iyi anlatan kendi eseri, Mesnevi'dir. Pek cok kimse 

"Ermi§ ve Evliya" zatm elinden ciktigma inandigi Mesnevi'yi incelediginde, Hint 

Kamasutrasina benzeyen yonleriyle tasavvufun her zaman ki egilimlerine sahip 

kitablardan biri olarak goirecektir. 

Mevlevi ekolde, Kur'an gibi goriilup, okunan ve hatta hafizhgi yapilan Mesne vi'nin 

menkibe ve hikayeleri ilginc iceriklere sahiptir. Icinde Dogu ve Hint masallarmdan 

ornekler oldugu gibi, felsefe, erotizm ve pornografi de yer alir. Oyle ki, Celaleddin 

Rubi bu seylerin kendisine gelen Vahiy oldugunu iddia ederek resmen Mesnevi'yi 

Kur'an'la yanstirmaktadir. 

Dilerseniz Mesnevi'nin girisi ile yavas yavas konuyu detaylantiralim: 

"Bu kitap Mesnevi kitabidir. Mesnevi hakikate ula§ma ve yakin sirlanni agma hususunda din 

asillarimn asillandir. Tanri'nin en buyukfikhi (I) Tanri'nin en ay din yolul Tanri'nin en agik 

burhanidir... Kur'an'i apagik bir hale koyar, nziklann bolluguna sebeb olur, huylari 

guzellestirir. §anlan ytice bzleri hayirh katiblerin elleriyle yazilmistir. Temiz ki§ilerden 



baskalanmn dokunmasina mtisade etmezler. Mesnevi, Alemlerin Rabbinden inmedir! Batil ne 
onunden gelebilir, ne ardindan. Tann onu korur, gozetir!...." 
(Mesnevi-Celaleddin Rumi MEB Yaymlan c: 1 s: 11) 

Bu paragrafta goriildugu gibi Celaleddin Rumi, yazdigi kitabm Vahiy oldugunu 
iddia etmektedir! Tasavvufta bu 50k goriilmez. Zira tasavvuf ehli, velilerin 
tasavvufta vahiy aldiklarma inanirlar.... 

Kitabmin bir baska yerinde Celaleddin Rumi soyle diyor: 

"Bu, ne yildiz bilgisidir, ne remit, ne de rtiya. Tann, dogrusunu daha iyi bilir ya, Tann 
vahyidir! Sofiler, bunu halktan gizlemek igin Gontil Vahyi demislerdir !"...." 
(Mesnevi-Celaleddin Rubi MEB Yaymlan, c: 4 s: 151) 

Goriildugu gibi, Celaleddin Rumi' ye gore seyhin, Pir'in, ermisin her ne isim verilirse 
verilsin tasavvufun ulu zatlarmin soyledikleri ve yazdiklan seyler ayniyla Vahiy'dir. 
Tipki kendisinin de itiraf ettigi Mesnevi kitabmda oldugu gibi!... 
Maalesef Celaleddin Rumi, kitabma Hindistan'dan sadece Kelile ve Dimne 
masallarmi almamis, Erotik Hint kulturiinun uriinii olan Kamasutra'dan da almtilar 
yaparak bunlari "Alemlerin Rabbin'den inmedir" diyerek sunmustur. 
Celaleddin Rumi, Kur'an'm Lokman Suresinin 27. ayetini kendi kitabi icin nasil alet 
ediyor: 

"....Ormanlar kalem olsa, denizler murekkep oka yine Mesnevi'nin bitecegini umma..." 
(Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 6 s: 178) 

Oysa Allah (c.c) Lokman suresinde kendi kitabi Kur'an icin su aciklamayi 

yapmaktadir: 

"Eger yeryuziindeki agaclar kalem olsa, denizler de, arkasmdan yedi deniz daha 

kendisine yardim ederek (murekkep) olsa yine Allah'm kelimeleri tiikenmez." 

(Lokman: 31/27) 

Celaleddin Rumi, Mesnevi' ye nicin bu ozellikleri veriyor acaba? Bunu Vahdeti 
Vucud'dan dolayi yapiyor.... Tasavvuftaki bu temeya gore ilahlasan insan haliyle 
yazdiklarma da Vahiy ve Sentetik Kur'an goziiyle bakip, oyle degerlendirecektir... 
Mesnevi'nin ozellikleri nasil Kur'an'dan almarak ona adapta edilmistir, asagida 
goriiniiz: 

"Lafzi az, manasi cok olan bu mazum Mesnevi..." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 1 s: 12) 
diyerek girisi yapilan kitap, aynen Kur'an'i Kerim icin gecerli olan az lafizla 50k 
mana verme ozelligini kendine hasretmektedir. 

Mesnevi'nin Kur'an olduguna Mevlevi takipcileri de inanmaktadirlar. 
Mesnevi'nin Kur'an oldugu yolundaki anlayisa asagidaki menkibe cok giizel 



orneklik teskil etmektedir: 

" ....Bir gtin Sultan Veled buyurdu ki: 

"Dostlardan biri babama §ikayette bulundugu ve alimler Mesnevi'ye neden Kur'an diyorlar 

diye benimle bahse giristi. Ben de Kur'an'in tefsiridir, dedim, deyince babam bir lahza susup 

soma: 

"A sersem, dedi nicin olmasin? A esek, nicin olmasin? A orospu kardesi nicin olmasin? 

Peygamberlerle velilerin harfi zarfiarda Tann sirlannin nurlanndan baska birsey yoktur ki. 

Tann sbzti, onlarin temiz gbntillerinden biter, irmaga benzeyen dillerinden akar. ister 

Stiryani dilince olsun, ister Seb'al Mesani dilince, ister Ibrani dilince olsun, ister Arapga!..." 

Bu kitabta buna benzer birgok hikayeler vardir ki Mesnevi'nin yazildigi tarihten itibaren 

Tanri Vahyi (!) olarak tamndigini gbsterir. " (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 4 s: 326) 

Muslumanlara yillardir ornek musluman sahsiyetler olarak sunulan ve Allah dostu, 
ermis olduklarma inanilan sahislar iste bunlardir. Cinsellige tandansli kitaplarm 
sahipleri acikca ilahlasabildiklerini ve Vahiy alabildiklerini itiraf etmektedirler. 
§imdi "Alemleri Rabbinin vahiyleridir" diye insanlara empoze edilen Mesnevi'den 
bazi pasajlar aktarmak istiyoruz... Tasavvuf hayranlarma ithaf olunur... 

"Bir kadin, oyna§iyla aptal kocasimn gbzti bntinde sevisip bulu§mak istiyordu. Kocasina: "A 

iyi talihli kisi, agaca gikip meyva toplamak istiyorum" dedi. Agaca gikinca yukandan kocasina 

bakti, aglamaya basladi. Dedi ki: 

'A merdut ahlaksiz. Ustiindeki Luti kirn? Kan gibi onun altina yatmissxn... Megere sen bir 

ibneymissin!" Kocasi: "Senin basin dondii galiba... Qiinkii burda benden baska kimse yok" 

dedi. Kadin: "O tistune binen kalpakh herifkim, sbyle hele" diye birkag kere daha sordu, 

sbylendi. 

Adam: 'A kadin, agagtan in, basin dondii, adam akilh bunadin sen..." dedi. Kadin agagtan 

indi, kocasi agaca gikti. Kadin da oynasini gogsiine gekti. Kocasi bagirdi: "A orospu, maymun 

gibi ustiine gikan o adam kirn?" Kadin: "Burada benden baska kimse yokki" dedi. "Kendine 

gel, senin basin dondii galiba, sagmalama. " Adam, bu sbzti birkag kere sbylediyse de kadin, 

"Bu, armut agacindan olacak! Ben de armut agacinin tisttindeyken byle seyler gbrdtim ve be 

hey kalbatan! Asagiya in de bak... Benden baska kimse yok. Btittin bu hayaller, armut 

agacindan!..." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 4 s: 283) 

Iste Celaleddin Rumi, kocasmi asigi ile adatma fantezisi icinde yanip tutusan, sehvet 

duskumi bir kadmin hikayesini ayniyla Mesne vi' sine aliyor ve bu menkibelerle 

insanlara "tasavvufi hikmetler" sacmaya calisiyor! Insanlara iman esaslan ve dini 

bilgiler verecegiz diye pornografiye sarilan tasavvufcular, bu argumanlara da 

"hikmet pinltilan" ve "ahlak dusturlan" diye yapta vurup muslumanlan avlamaya 

calisiyorlar. 

Celaleddin Rumi cinsel pedagoji seanslarma soyle devam ediyor: 

"Gtizelim, emin ol... Sen benim tisttime bineceksin. Ben korkung gbrtinsem de aldxris etme, bil 
ki ben bir ibneyim. Deveye biner gibi bin tisttime stir." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 2 s: 



242) 

Celaleddin rumi oglancilik ve Lutilik ornekleriyle verdigi tasavvufi hakikatler ve 
batmi hikmetler serisine, esekle iliskiye giren bir kadmin "Zoo-Animal" seks 
deneyimini de sufiyane bir tarzla vererek Mesne vi'nin ne kadar Kur'an (!) oldugunu 
ispatlamaya calisiyor! §6yle ki: 




MESNE VI 




MESNEVI 5.Cilt §EHVETIN SONU Basligi I 

internette oviinerek yayinladiklan mesnevinin linki : 1330 nolu paragraf: 

http://www.halveti.com/masnawi.asp?cat=5&sub=26 



"..Bir halayik (hizmetgi), sehvetinin goklugundan, hirsimn fazlahgindan bir esegi kendisine 
ah§tirmi§ti. O esek kendisine yakinla§mayi adet edinmis, insana yakin olmayi bgrenmisti. O 
hilebaz halayigin bir kabagi vardi. Esek kendisine blgtilu yaklassin diye kabagi esegin aletine 
takardi. Yakinlasma zamaninda aletin yarisi girsin diye bu i§i yapmaktaydi. Qilnkii esegin 
aleti tamamiyle girse, rahmi de pargalamrdi, damarlan da... Esek, boyuna zayiflayip 
durmaktaydi. Esegin sahibiolan kadin da neden bu esek bbyle zayifiiyor, neden bbyle kit gibi 
inceliyor deyip dururdu. 

Fakat isin ne oldugunu anlamakta acizdi. Nalbantlara, illeti nedir, neden zayiflamakta diye 
gbsterdiyse de, onda higbir illet gorunmedi, kimse bunun ig yiizunu haber veremedi. Kadin, 
bu isin aslini adamakilh arashrmaya basladx. Her an esegin haline, dikkat etmekte, neden 
bbyle zayifladigini bulmaya gahsmaktaydi. insanin, adamakilh galismaya kul olmasi gerektir. 
Qiinkii birseyi iyice arayan, nihayet bulur. Esegin haline dikkat edip dururken bir de ne 
gbrstin? O nergiscegiz, esegin altina yatmiyor mu? Bunu kayipin yangindan gbrdii, bu hale 
pek sash. Esek, erkekler, kadinlar nasil yakinla§irsa aynen onun gibi halayiga yakinla§mi§, 
i§ini becermekteydi. Kadin hasede dtistii. Dedi ki: 

"Bu esek, benim esegim, nasil olur bu is? Bu isin bana olmasi lazim, ben bu iste daha ehilim. 
Esek isi bgrenmis, ah§mis. Adeta sofra yayilmis, mum da yanmis. Gbrmemezlikten gelip 
ahinn kapisim vurdu. "A kiz, ne vakte dek ahin supurup duracaksin?" dedi. Bu sbzii, isi 
gizlemekigin sbyluyor, ben geldim kapiyi ag diyordu. Sustu, halayiga higbir sey sbylemedi. Bu 



ise tamah ettigi igin isi gizledi. Halayik, biitiinfesat aletlerini gizleyip kapiyi agti. Yiizunu 
eksitip gbzlerini yasatarak dudaklarim oynatmaya basladi, gtiya orugluyum demek istiyordu. 
Eline sapi yipranmis bir supurge aldi, develerin yatmasi igin ahin siipiiriiyor gbriindii. 
Elinde supurge kapiyi aginca kadin, dudak alhndan, seni usta seni, dedi. Yiizunu ek§ittin, 
eline siipiirgeyi aldin, iyifakat yemeden, igmeden kesilmis esegin hali ne? Isi yarida kalmis, 
bfkeli, aleti oynayip durmada, gbzleri kapida, seni beklemede. Bunu dudagi alhndan sbyledi, 
halayiktan gizledi. Onu sugsuz gibi ululayip dedi ki, tez garsajini basina al. Filan eve git 
benden selam sbyle. Sunu sbyle, bbyle yap, sbyle et. O isi gbrmezlikten gelen kadin, onu yola 
vurunca, zaten sehvetten sarhos olmustu, hemen kapiyi kapadi, oh dedi. Yalmz kaldim, agira 
bagira §iikredeyim. Artik erkeklerin kah tarn, kah yanm yamalak yakinlasmasindan 
kurtuldum. Kadinin kegileri, sanki bini bulmustu, byle neselendi. Esegin sehvet ate§iyle 
kararsiz bir hale driistii.... Kadin, kapiyi kapadi, sevine sevine esegi kendisine gekti, cezasini 
da tatti yal E§egi geke geke ahmrin ortasina getirdi. 

O erkek esegin alhna aytti. O kahpe de muradina ermek iizere halayigin yattigini gbrdiigii 
sekiye yatmisti. Esek ayagini kaldirip aletini daldirdi. Esegin aletinden kadinin igine bir 
atestir dustiX. Ahsmis esek, kadina abandi, aletini ta hayalanna kadar sokar sokmaz kadin da 
geberdi. Esegin aletinin hazindan cigeri pargalandi, damarlan koptu, birbirinden ayrildi. 
Soluk bile alamadan derhal cen verdi. Seki bir yana dustil, o bir yana. Ahinn igi kanla doldu, 
kadin bas asagi yikildi, bldii. Kbtii bir bltim, kadinin canim aldi. Kbtti bliim, yuzlerce rezillikle 
gelip gatti babacigim. Sen hig esegin aletinden sehit olmus insan gbrdtin mil?...." (Mesnevi- 
Celaleddin Rumi c: 5 s: 112-116) 

Mesnevi erotizmi §u ibarelerle devam etmektedir: 

"Bir oglanci, evine bir oglan gbturdu. Onu ba§asagi edip diizmeye koyuldu. Bu sirada o 
mel'un gocugun belinde bir hanger gbrdti. Dedi ki: "Belindeki ne?" Oglan: "Kbtii du§unceli 
biri, hakkimda kbtii bir diisiinceye kapilirsa bununla karmm desecegim diye cevab verdi. 
Oglanci, Tann'ya homdolsun dedi, iyi ki ben sana bir hile yapip kbtii bir diisiinceye 
kapilmadim." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 205) 

Mesnevi' de, cinsel tacizden de bahsedilerek, neredeyse sapiklik literaturiindeki turn 
ornekler tet tek kitaba aktanlmaya calisilmishr. §6yle ki: 

"...Sbzti kuvvetli, cerbezesi yerinde bir vaz'eden vardi. Minbere gikmis va'z ediyordu. Kadin, 
erkek, herkes minberin dibine toplanmisti. Cuha'da bir garsap giyip yiizunu brttii, kadinlar 
arasina karisti. Kimse onu tanimiyordu. Bir kadin, va'z edene gizlice sordu: "Kasiktaki hilar, 
namazin bozulmasina sebeb olur mu?" Vaiz dedi ki: "Uzun olursa namaz mekruh olur. Ya 
hamam otuyla, ya ustura He tiras etmen lazim ki, namazin tamam olsun, kabul edilsin." 
Kadin: "Ne kadar uzun olursa namazim kabul olmaz" dedi. Va'z eden dedi ki: "Bir arpa boyu 
uzun olursa tras etmek farzdn : Cuha hemen kizkardes dedi, bak bakalim, benim kasigimin kill 
o kadar olmus mu? Tanri rizasi igin elini uzat da bir yokla. Bakalim, mekruh olacak kadar 
uzamis mi? Yanindaki kadin, Cuha'nin salvanna el atar atmaz eline aleti geldi. Derhal 
§iddetli bir nara atti. Hoca: "Sbziim gbnliine tesir etti" dedi. Cuha dedi ki: 
"Hayir, gbnliine tesir etmedi, eline tesir etti. A akilh adam, gbnliine tesir etseydi vah 



yahine..." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 272) 

Celaleddin Rumi, Mesnevi'de erkegin seks guciinii de su hikayeyle dile getirir: 

"O yigitler de Musul'dan dbndti, yola dtistti. Yolda bir ormana, bir ye§illige geldi. Ask atesi, 
byle bir parlamisti ki, yerle gbgtifark etmiyordu. Cadir iginde oay pargasina kasdetti. Akil 
nerede, halifeden korkma nerede? §ehvet, bu ovada davul dbvdii mti akil dedigin ne oluyor ki 
a turp olu turp. Yuzlerce halife, o anda o erin atesli gbztine bir sinekten asagi gbrtintir. O 
kadina tapan er, salvanni gikarip cariyenin ayak ucuna oturdu. Aleti, dosdogru gidecegi yere 
giderken orduda bir gtirtiltti, bir kizilca kiyamettir koptu. Er sigradi, ginlgiplak, agik sagik, bir 
halde ates gibi Ztilfikar elinde dxsari gikti. Bir de ne gbrsiin, ormandan kara bir erkek aslan 
kendisini ordunun igine kapmis koyvermis. Atlar iirktip kbptirmtisler, her gadir ve ahir yeri 
yikilmis, herkes birbirine girmis. Erkek aslan, ormanin gizli bir yerinden firlamis, havaya 
deniz dalgasi gibi tarn yirmi arsin sigramisti. Er, pek yigitti, aldiris bile etmeden sarho§ bir 
erkek aslan gibi aslanin bniinii kesti. Kihciyla bir vurdu, basvm ikiye boldti. Derhal o ay yiizlti 
dilberin bulundugu gadira kostu. O hurinin yanina gelince aleti hala dimdikti. Oyle bir 
aslanla sava§ti da erligi, yine sbnmedi, hala ayaktaydi. O tatli ve ay yiizlti gtizel onun erligine 
§asip kaldi. Istekle ona kendisini teslim etti. O anda o iki can birlestiler... Bir kag gtin murat 
ahp murat verdiler. Fakat sonra o btiytik sugtan pisman oldu. Ey gtines yiizlti, bu ise dair 
halifeye birsey sbyleme diye cariyeye yemin verdi. Halife cariyeyi gbrtince sarhos oldu, onun 
tasi da damdan dtistti. Onu, bvdtiklerinin ytiz misli gtizel buldu. Hig gbrme, isitmeye benzer 
mi? Halife bulu§mayi diledi, bu maksatla cariyenin yanina gitti. Onu andi, aletini kaldirdi. O 
cana canlar katan, o sevgisini gittikge artiran gtizelle bulu§maya niyetlendi. Kadimn ayaklan 
arasina oturdu. Oturdu ama takdir, zevkinin yolunu bagladir. Farenin gatirtisi kulagina 
degdi. Aleti indi, uyudu, sehveti tamamiyle kagti... Cariye halifenin gevsekligini gbrtince 
kahkahalarla gtilmeye basladx... O erin, aslani bldtirtip geldigi halde hala aletinin inmedigini 
hatirladi. Kahkahasi arttikga artti... Bir ttirlti gtilmesi dinmiyordu. Nihayet halife ahndi, 
huysuzlandi. Hemencecik kihcini kinindan siyirdi. Habis dedi, neden gtiltiyorsun? Sbyle... 
Cariye aciz kahnca ahvalini anlatti. O ytiz Zal'a bedel olan Rtistem'in erligini sbyledi. 
Yoldaki gerdegi, o sirada vukua gelen halleri bir bir nakletti. Erin kihcini gekip gidisini, aslani 
bldtirdtikten sonra gelisini, aletinin hala gergedan boynuzu gibi ayakta oldugunu sbyledi. 
Ondan sonra namuslu halifenin gevsekligini ve farenin bir gitistisindan aletinin sbndtigtinti 
gbrtince dayanamayip gtildtigtinti bildirdi..." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 315) 

Bu sapik kimseler, seks konusunda o derece ileri gitmisler ki Celaleddin Rumi'nin 
seyhi olan §emsi Tebrizi ile alakali olarak soyle bir kissayi da anlatir dururlar: 

"Gtinlerden bir gtin §emsi Tebrizi'nin cariyesi kaybolmus. Bulunmasi igin btittin 
mtiridlerine haber sahnmis. Her ne kadar arandiysa da cariye bulunamamis. Iste bu hal 
tizereyken Celaleddin Rumi, seyhinin yanina gelmis. Bir de ne gbrsiin... Seyh cariyeyle alt tist 
olmus bir vaziyette... Oradan hemen uzakla§mak istemis... Semsi Tebrizi onun geldigini 
anladigi igin onu igeri girmesi igin gagirmis. igeri girdiginde ise cariye ortada yok imis... 
Bunun tizerine §emsi Tebrizi, Celaleddin Rumi'ye sbyle demis: 



"Tanri, sevdigi kullanna istedikleri gibi gelir. Bazen ben ona giderim, bazen ise o bana 
gelir..." (Menakibul Arifin-Ariflerin Menkibeleri) 

Dunya tasavvuf buyugu olarak adlandinlan Celaleddin Rumi'nin Mesnevi'si ve 

onlarla ilgili hikaye ve kissalarm yazildigi kitablarda onlari dusiinceleri, goruldiigii 

gibi acikca meydandadir. 

Sapik tasavvuf ehli, hicbir kural tammaksizm Mesnevi gibi kitablarda yazilan 

zirvalan yazanlan bir ilah, yazilanlan da bir vahiy ve Kur'an diye nitelemekte, 

boylece kufriinii olanca hiziyla ortaya koymaktadir. 

Celaleddin Rumi'ye tapilir derecesinde saygi duyuldugunu asagidaki hikayede 

vurgulamaktadir: 

"Yine nakledilir ki, Celaleddin Rumi, cok vakitler hamama gider, tira§ olurdu. Dokulen 

killan, dostlar ugur sayarak ahrlardi. Meger ki, biiytik kimse hamamin hucresinde 

oturmu§tu. Bu adam: 

"Eger o killardan bir miktar elime du§erse, Celaleddin Rumi'nin muridi olurum" diye iginden 

gegirdi. Celaleddin Rumi, o killardan bir miktar o azize verilmesini derhal emretti. Bu aziz, 

hemen o anda ba§ koyup mtirid oldu, hizmetler yapti ve Sema'lar tertip etti." (Menakibul 

Arifin (Ariflerin Menkibeleri)-A. Eflaki-MEB Yay c: 1 s: 552) 



Bir adamin kasik killarma bu ihtimam gosterilirse, kendisine gosterilecek saygiyi hie 

dusunduniiz mu? 

Celaleddin Rumi, olecegi gunu Dugun Gunu, gecesine de Allah' ma (!) kavustugu 

icin Gerdek Gecesi demesine ragmen boyle bir kimse acaba neden tapihrcasma 

ululanmaktadir ? 

Bunun tek sebebi vardir... O da; tasavvufun felsefesi bunu gerektirdigi igin...[b]MESNEVI 



(goluk gocuktan uzak tutun ) 





TASAWUF BUYUKLERININ KENDI ESERLERINDEN KUFUR 
AKIDELERI ! 

Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin §eriati a§agilama tavirlan (S. 71-72) 

§eriat alimleri (fakihleri)eskiler olarak niteleyip, eskinin modasinm geqtigini ve 
ragbet'in yeniye (kendilerine) oldugunu soyleyen Celaleddin Rumi §eriati ve onun 
yam sira tek hakikat kabul ettigi bdtini ifade eden sozleriyle konuyu ortaya koyar: 
§eriat muma benzer, yol gosterir. Fakat mumu ele almakla yol a§ilmi§ olmaz. Yola 
duzeldin mi o gidi§in tarikattir, maksadina ula§tin mi o da hakikat. Bunun iqin 
"Hakikatlar meydana qiksaydi §eriatlar, yollar bdtil olurdu" denmistir. Nitekim 
baktr, alttn olur, yahut da ashnda altindir; artik onun icin kimya bilgisine ne hacet 
var, kendisini kimyaya surusturmeye ne ihtiyaq var? Kimya bilgisi §eriatttr, 
kimyaya siirtiinmek de tarikat. Nitekim "Ulasxlacak §eye ula§tiktan sonra delil 
aramak da kbtudur, ula§madan delil birakmak da kotii" demislerdir. Hasih §eriat 
hocadan yahut kitaptan kimya bilgisini ogrenmeye benzer. Tarikat, kimya eczasini 
kullanmak, bakirt kimyaya siirtmek, onunla karmaktir. Hakikatsa bakirin alttn 
olmasidir. Kimya bilenler, biz bu bilgiye sahibiz diye sevinirler. Hakikati bulanlar 
biz alttn olduk, bilgiden de kurtulduk, i§lemeden de, biz Tanrt hurleriyiz diye 
sevinirler." (Mesnevi, 5/1) 

Yunus Emre ise yazmis oldugu bir 50k guzel §iirlerinin ya ni sira, sayilan azda olsa 
§eriati a§agilayan bir tavir ve du§unceyle de bazi §iirler yazmi§ (Mutasavviflar, 312- 
313) batmi yorviinu bu §iirlerinde aciga vurmu§tur. Ornegin: 
Hakiykat bir denizdir, seriattir gemisi Coklar gemiden qikip denize dalmadilar. 
A§k imandir bize, goniil cemaat Kiblemiz dost yiizii, daimdir saldt Dost yiiziin 
goricek sirk yagmalandi Aninqin kapi kaldi §eriat. (Yunus Emre, 222, 224) 

Celaleddin Rumi ve Yunus Emre gibi Batm Ehli kisilerde aciga cikan §eriata karsi 

menfi olan tavrm, seriatm mensuplarma karsi da olmasmi beklemek normal 

olacaktir. Bunlar Yunus Emre'nin yukandaki siirinde de oldugu gibi islam'm 

kavramlarmin muhtevalarmi degistirip degisik bir inane sergilemislerdir. 

Ayrrntilarmi Tasavvuf bolumiine biraktigimiz bu konuya, ismi gecen sufilerin seriat 

temsilcilerini asagilayan sozleriyle devam edecek olursak: 

A§k ile gelen erenler icer aguyu nus. ider Topuga cikmayan sular, deniz ile savas. 

eder. (Yunus Emre, 376 ) 

§iiriyle ve benzeriyle, fakihleri topuga cikmayan sulara kendilerini de denizlere 

benzetip konuyu kendi bakis acisiyla degerlendiren Yunus Emre'nin bu 

diisiincelerini daha degisik bicimlerde Celaleddin Rumi'de de bulabilmekteyiz. 

Fakihlere karsi tavir onda hakaret niteligi kazanir: 

Eblehan ta'zim-i mescid mikxinend Der cefa-i ehl-i dil cidd mikunend An 

mecazest, in hakikat, ey haran! Ni§ mescid cxiz derjun-i serveran. 

(Camiye hiirmet eden aptallar, durmadan goniil ehlini incitiyorlar! Ey E§ekler, mecaz, bu 



hakikattir! Biiyuklerin ve gontil ehlinin derunundan ba§ka mescid mi var?) 

Ma zi Kur'an bergiizidem magzra Post ra pi§-i seghan endahtim 

(Biz Kur'an'in bzunu, ruhunu, igini ve cevherini aldik. Postunu kopeklerin oniine 

<rfftJfc.)(Uludag, 141, 204) 

Vahiyden Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayinlan, ist-1991 - Yunus Emre ve 

Celaleddin seriati a§agilama tavirlari (S. 71-72) 



Hallaci Mansur'un kufur ve sirk sozleri (S. 160-161) 

"Senin ruhum benim ruhuma §arabin saf su ile kah§masi gibi kari§mi§tir. 

Sana herhangi bir§ey dokundugunda bana da dokunur, 

Ey Allah'im, her durumda sen, benimsin. 

Ben sevdigim O'yum ve sevdigim O benim, 

Biz bir vucudda sakin iki ruhuz 

Eger sen beni goriirsen O'nu gormu§ olursun,, 

Ve eger sen O'nu goriirsen ikimizi birliktegormus. olursun. 

O yiicelikte "Ben, "Biz", veya "Sen" yoktur, " Ben", "Biz", "Sen" ve "O" hep biziz. 



Vahiyden Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayinlan, ist-1991 - Hallaci 
Mansur'un kufur ve sirk sozleri (S.160-161) 



Muhyiddin Arabi'nin kufiir ve §irk sozleri (S. 181-183) 

"Varhkta ancak Allah vardir", veya "Varhkta ancak bir vardir: Suyun rengi kabinin 
rengidir."diyen Ibn Arabi, bu sozleriyle inancmi ifade ederken Kur'an ayetlerini de 
hig bir kural tanimaz tavirla yorumlamaktan gekinmez. O, All Imran suresinin 191. 
ayeti olan "Rabbimiz sen bunu bosuna yaratmadm, sen munezzehsin" gibi bir ayeti 
bile soyle yorumlar: 

"Kendisinden baska birsey yaratmamistir, eger Hakkin gayri birsey yaratmxssa o 
bdtildir. Belki onlari senin isimlerin ve sifatlann ile ortaya koymustur. Senden gayri 
olanlari tenzih ederiz.' 

Ibn Arabi Vahdet-i Vucud inancmi ma'nzum ve nesir tiirii yazilannda ayrmtili bir 

sekilde anlatip, bu inanci sistemli bir inane haline getirmeye galisir. Konuya ornek 

olmasi agismdan bir siirinde soyle der: 

Ey varhgi yaratan nefsinde! 

Sen biitiin yaratiklarini cemediyorsun, 

Yaratiyorsun, olu§u sona erenleri sende 

Dar da sensin, genis. de. 



Ibn Arabi'nin ogretisinin ikinci ozelligi dinlerin birligi inanci ile ilgilidir. Ona gore 
farkli dinlerin olusu sadece isimlerin ve sekillerin farkliligmdandir. Bundan, biitiin 
dinlerin temelinin vahiy oldugu ancak sonradan ayrilip degistikleri gibi islam'm bir 
esasi anlasilmamilidir. (Junku O'nun dinlerin birligi ile kasdettigi Vahdet-i Viicud 
inanci ile ilgilidir: Ona gore Tann ve Kainat bir olduguna gore(!) Firavun bile 
Allah'a ibadet etmi§tir. Bu nedenle de o bile kamil bir mii'mindir. Zira taptigi §ey 
de varhgin bir parcasi (Bir'in bir unsuru) degil midir?! Bu nedenle puta tapan bir 
ki§i bile ashnda (ha§a) Allah'a ibadet etmektedir. Zira o putta Bir'in bir 
parcasidir.O bu dusiincelerini manzum ifadelerle de dile getirir: 

Her bicimi kusatxr kalbim: Ceylanlar igin otlak ve Hiristiyan rahipler igin bir 

manastirdir o, Ve, putlara tapinak, haalartn kdbesi, Tevrat'in levhalart ve Kur'an'in 

sayfalaridir ayni zamanda, 

Ben a§k dinine uyarvm hangi yolu tutarsa A§k'in develeri, i§te budur benitn dinim ve 

inancvm . 

Vahiy den Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayinlart, ist-1991 - Muhyiddin 

Arabi'nin kiifiir ve §irk sozleri (S.181-183) 



Yunus Emre ve §ebusteri'nin kiifiir ve §irk sozleri (S. 188-189) 

Bir ornek olarak Yunus Emre'nin siirini hatirlayabiliriz: 
Cximle yaradilmi§a bir gozle bakmayan 
§er'in evliyasiysa, hakikatta asidir 

O bu ve benzeri siirleriyle inane ayrimmin, iman-kufur aynminm anlamsizligmi ilan 

eder. §ebusteri ise, ayni inane ve diisiinceyi daha acik ifadelerle degisik bir sekilde 

dile getirir: 

Ey akilh ki§i! iyi du§un... Put, varhk bakimindan batil degildir ki, 

Bil ki putu yaratan da Ulu Tann... Iyinin yaptigi her §ey iyidir. 



Vahiy den Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayinlart, ist-1991 - Yunus Emre ve 
§ebusteri'nin kiifiir ve sirk sozleri (S. 188-189) 



Mevlana'nm ve diger mutasavviflarm kiifiir ve sirk sozleri (S.192-198) 

Kendi kitabmi vahiy iiriinii gibi oldugu iddiasiyla Kur'an'la ozdestirip, Kur'an'in 
ozellik ve sifatlarmi kitabi icinde kullanan Celaleddin Rumi sunlari yazar: 

"Bu kitap, Mesnevi kitabidir. Mesnevi, hakikata ulasma ve yakin sirlarini acma 



hususunda din asillarinin asillartnin asillaridir. Tanri'nin en biiyiikfikhi, Tanri'nin 
en ay din yolu, Tanri'nin en aqik burhanidir. Mesnevi, iginde kandil bulunan 
kandillige benzer, sabahlardan daha ay din bit surette parlar... Kalblere cennettir; 
pinarlan var. dallari var, budaklan var. O pinarlardan bir tanesine bu yol ogullari 
Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayirh duraktir, en giizel 
dinlenme yeridir. Hayirh ve iyi ki§iler orada yerler, iqerler... Hiir ki§iler ferahlanir, 
qahp qagirirlar. Mesnevi Misir'daki Nil'e benzer; Sabirhlara iqilecek sudur, 
Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanri 'da "Hak onunla 
qogunun yolunu azitir, qogunun da yolunu dogrultur" demistir. 
Siiphe yok ki, Mesnevi goniillere sifadir, hiiziinleri giderir, Kur'an'i apaqik bir hale 
koyar, riziklarin bolluguna sebep olur, huylari guzelle§tirir. Sanlari yuce, ozleri 
hayirh katiplerin elleriyle yazilmistir, temiz kisiden baskasinin dokunmasina 
miisade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bdtil ne oniinden gelebilir, 
ne ardindan. Tanri onu korur gozetir; Tanri en iyi koruyandir, merhametlilerin en 
merhametlisidir. Mesnevi'nin bunlardan baska lakablan da var, o lakablan verende 
Tanri' dir. 



Celaleddin Rumi'den konuyla ilgili §u ornekleri verebiliriz: 

Biz cenge ddnmusiiz mizrabi vuran sensin; inleyis bizden degil; Sen inliyorsun, 

Biz ney gibiyiz, bizdeki ses sendendir; biz dag gibiyiz, bizdeki ses sendendir'. 

Bir ba§ka §iirinde ise daha agik ve net olarak du§uncesini dile getirir: 

Varhk yokluk hep O'dur. 

Sevinc ve kederi hasil eden hep O'dur. 

Alemde ne varsa O'nun disinda degildir. 

Alti cihette de, alti cihetin disinda da tapilacak olan hep O'dur 

Vahiyden Kultiire - Celaleddin Matandas, Pinar yayinlan, ist-1991 -Mevlana'nin ve 
diger mutasavviflamn kiifiir ve sirk sozleri (S.192-198) 



Sultan Veled, Mevlana, Sems ve Kimya Hatun §irki (S.56-57) 

Yine Sultan Veled'den nakledilmi§ tir ki: Bir gun ileri gelen sofiler babam 

Hudavendigar'dan: "Abu Yezid (Tanri rahmet etsin), Ben Tann'mi daha sakah 

bitmemi§ bir geiuj §eklinde gordum, buyuruyor. Bu nasil olur?" diye sordular. 

Babam: 

"Bunda iki hiikiim vardir: ya Bayezit Tanri'yi sakah bitmemi§ gene seklinde gormu§, 

yahut Bayezid'in meylinden otiirii Tanri onun goziine bir genq qocuk suretinde 

gozukmustur "dedi. 

Yine buyurdular ki: Mevlana §ems-i Tebrizi'nin Kimya admda bir karisi vardi. Bir 
gun §ems hazretlerine kizip Meram baglari tarafma gitti. Mevlana hazretleri 



medresenin kadmlarma isaretle: "Haydi gidin Kimya Hatuna buraya getirin; 

Mevlana, §emseddin'in gonlii ona 50k baghdir" buyurdu. 

Bunun uzerine kadmlardan bir grup onu aramaya hazirlandiklan sirada Mevlana, 

§ems'in yanma girdi. §ems, §ahane bir cadirda oturmu§, Kimya Hatunla konu§up 

oyna§iyor ve Kimya Hatun da giydigi elbiselerle orada oturuyordu. 

Mevlana bunu goriince hayrette kaldi. Onu aramaga hazirlanan dostlarm karilan da 

heniiz gitmemislerdi. Mevlana disan cikti. Bu kari kocanm oynasmalarma mani 

olmamak icin medresede asagi yukari dolasti. Sonra §ems "iceri gel" diye bagirdi. 

Mevlana iceri girdigi vakit, §ems'ten baskasmi gormedi. Bunun sirrmi sordu ve: 

"Kimya nereye gitti" dedi Mevlana. 

§ems: "Yiice Tann beni o kadar sever ki istedigim §ekilde yanima gelir. §u anda da 

Kimya §eklinde geldi" buyurdu, i§te Bayezid'in hali de boyle idi. Tann ona daha 

sakah bitmemis. bir gen^ §eklinde gorundii. 

Vahiyden Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayvnlan, ist-1991 - s.236,237 
(Eflaki'den/2/67,70)) 

MENAKIB'UL ARIFIN II (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki - Sultan Veled, 
Mevlana, Sems ve Kimya Hatun sirki (S.56-57) 

FlHl MA FlH 




Fi hi ma fih ■— ™ ' Mevlana M.E.B gev meliha Ilker ambarci oglu Istanbul 1990 

Mesnevi Mevlana M.E.B gev. Veled izbudak , gozden gegiren Abdulbaki Golpinarh , Istanbul 
1990 




Yine dostlarm olgunlarmdan nakledilmistir ki: bir gun kiskanc fakihler inkar ve 
inatlan sebebiyle Mevlana'dan: " sarap helal midir veya haram mi?" diye sordular. 
Onlarm maksadi §emseddin'in serefine dokunmakti. Mevlana kinaye yolu ile "I^se 
ne £ikar: £unkii bir tulum §arabi denize dokseler deniz degi§mez ve denizi 
bulandirmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu i^mek caizdir. fakat 
ku^uciik havuzu §iiphesiz bir damla §arap pisletir. boylece tuzlu denize dii§en 
her§ey tuz hukmune girer. A^ik cevap §udur ki, eger Mevlana §emseddin §arap 
i^iyorsa, her§ey ona mubahtir. (Zunku o deniz gibidir. eger bunu senin gibi bir 



kizkarde§i fahi§e yaparsa, ona arpa ekmegi bile haramdir." buyurdu. 
MENAKIB'UL ARIFIN II (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki - (cilt 2, sf. 72) 

Mevlana Semsi Tebriz'in ve seyh Hasisi'nin edepsizlikleri (S.59-60) 

Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmistir ki: Bir gun Mevlana Semseddin iyi 
ve namuslu kadmlan oviiyor ve onlarm iffet ve ismeti hakkmda: "Bununla beraber bir 
kadina, Ar§in ustunde bir yer verseler, onun nazan birdenbire dtinya uzerine du§se ve 
yeryuzunde intiaza gelmi§ bir tenasiil aleti gbrse deli gibi kendini ordan asagx atar ve aletin 
iistune dtiger; gtinkti kadinlann mezhebinde ondan daha ytiksek bir mertebe yoktur" 
buyurdu ve sonra su hikayeyi anlatti: 

"Sam'da bulunan Seyh Ali Hariri kademli, parlak kalbli, metanet sahibi bir kigiydi. 
Sema esnasmda, kime baksa derhal o, ona murit olurdu. Giydigi hirka parca parca 
idi. (Bu yiizden) Sema esnasmda viicudunun her tarafi goriinurdu. Halifenin oglu da 
bunun menkibelerini igittigi icin, sema'im gormek istedi. Sema edenleri seyretmek 
icin makam kapismdan iceri girdigi vakit §eyhih nazan ona iligti. O derhal murit 
oldu ve elbise giydi. Oglunun §eyhe miirit oldugu haberi Misir'da halifenin kulagma 
ula§ti. Son derecede cam sikildi. Seyhi oldurmek istedi. Fakat seyhin yiiziinu goriir 
gormez o da tarn bir samimiyetle seyhe tevecciih gosterdi. Halifenin karisi da onu 
gormek istedi. Seyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip seyhin ayaklarma kapandi ve 
elini opmek istedi. Seyh tenasiil aletini kaldirarak kadinin eline verdi ve: "Senin 
istedigin o degil; budur" dedi ve sema'a basladi. Bunun uzerine halifenin itikadi bir 
iken bin oldu. 

MENAKIB'UL ARIFIN II (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki - Mevlana §emsi 
Tebriz'in ve §eyh Hasisi'nin edepsizlikleri (S.59-60) 




Orjinali konyadaki mevlana miizesinde ; mevlananin kendi el yazmasi iledir 



Mevlana ve §ems arasinda ge^tigi soylenen hadisede de goriildugu gibi, Vahdet-i 



viicud, kadin kihgina giren Tann ile sevi§tigini iddia etmektir. Ne gariptir ki; 
Allah'a soverek nara atan sarhos bir sokak serserisini, oldiirmeye-dovmeye kalkan 
sofi, §ems ile Mevlana arasinda gectigi soylenen §u hadiseyi kutsar veya sessiz 
kahr: 

"Mevlana §emsin yanina girdi. §ems §ahane bir cadirda oturmu§ Kimya Hatun ile 

oyna§iyordu. Mevlana di§an £ikti. Bu kan koca oyna§malarina mani olmamak igin 

medresede a§agi yukan dolasti. 

Sonra §ems (Mevlana'ya) iceri gel diye seslendi. Mevlana iceri girdiginde 

§ems'ten ba§kasini gormedi. Kimya nereye gitti? dedi. 

§ems 'Yuce Tann beni o kadar severki, istedigim §ekilde yanima gelir. §u anda da 

Kimya Hatun §eklinde geldi' buyurdu. 

MENAKIB'UL ARIFIN I (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki 

Yine sultan veled buyurdu ki: bir gun babam medresede bilgiler sagiyordu. (bu 

arada) "halis miirid kendi seyhinin herkesten iistiin olduguna inanan kimsedir. 

Mesela: bir adam beyazid (bistami)'nin miiridlerinden birine "senin §eyhin mi 

buyxik, yoksa ebu hanife mi?" diye sordu. 

Miirid "benim seyhim" diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer biitun sahabeyi 

saydi, fakat miirid yine seyhinin hepsinden biiyiik oldugunu soyledi. 

Sonra "Muhammed mi biiyiik, senin §eyhin mi?" dedi. 

En sonunda "Allah mi biiyiik, yoksa senin §eyhin mi diye sordu? 

Miirid "ben Allah'i §eyhimle gordiim, §eyhimden baska bir §ey tanimam, hep onu 

tanirim." dedi. 

Baska bir miiridden de "Allah mi biiyiik yoksa senin §eyhin mi?" diye sordu. Bu 

miirid de "bu iki biiyiik arasinda hicbir fark yoktur" dedi. 

Ariflerden biri de "bu iki biiyiikten daha biiyiik biri lazimdir ki ofarki ortaya 

koysun" demistir. Nitekim buyurmustur ki : 

" Allah goriinmedigi igin peygamberler onun naibi olmuslardir. 

Hayir boyle de degil. 

Bu naible, naibin naibliginde bulundugu kimseyi ayirmak girkin seydir. 

burada ikilik yoktur." 

(MENAKIB'UL ARIFiN I (Arifler'in Menkibeleri)Ahmed Eflaki cilt 1, sf 324-325) 



Kendilerini islam.' a nisbet eden kitlelerin nezdinde Allah dostu,veli(!) diye 
tantmlandiklari halde bu insanlar miisluman olu§larinin, gergekte bir din tercihi 
olmadigim, giinkii ayni zamanda yahudi, hirtstiyan, tnecusi v.s dinlerin de miintesibi 
olduklarini cok acxk bir sekilde ifade ederler: 

"...Celaleddin er-Rumi "Divan"mda soyle diyor: 



"Camm, ey nur, kagma benden! 

Kagma benden ey parlayan gbrunum, 

Kagma benden kagma benden! 

§u sanga bak, onu nasil ba§ima koydum, 

Hatta bilegime taktigim Zerdust'un zunnarina bak! 

Zunnan ta§inm, yemligi ta§inm. 

Belki nuru tasvrxm, kagma benden! 

Muslumanim ben, ama Hinstiyanim, Brahmanistim, Zerdustiyim. 

Ey yiice Hakk, sana tevekkul ettim, kagma benden. 

Bir tek tapinagim; mescid, kilise veya puthanem yok benim. 

Sonsuz nimetim yiice yuzundedir, kagma benden kagma benden!" 

(Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve islam. S.160 (Dr. Mustafa Galves, et-Tasavvuffi'l- 

Mizan, 100-101 'den)) 

"Ne lazim gelir ey muslumanlar ki ben kendimi bilmiyorum? 

Ne Hiristiyan, ne Yahudi, ne Ermeni, ne de Muslumanim" 

(Ahmet Kisravi. Edebiyat Uzerine. s.78. Pergem Yay. 4.bash. (Farsga)) 

"Dostsuzun goricek §irk yagmalandi 'diyen Yunus Emre ise diger bir 50k siirinde 
benzer konuyu ifade etmekten geri kalmaz. Siiphesiz konunun orneklerini daha 
degisik kisilere yaygmlashrmak mumkiindur. (Junkii, Kultiir Islami geregi duygusal 
bir tavirla yuceltilen bir 50k iinlii sufide sozkonusu inancm degigik ifadelerle agiga 
£iktigi goriilmektedir. Ornegin Haci Bayram, benzerlerinin Yunus Emre'de bolca 
bulundugu bir siirinde, Vahdet-i Vucud inancmi dile getirir: 

Bayram ozunu bildi, Bileni anda buldu, Bulan ol kendi oldi, Sen seni bil sen seni 

Sufilerin gogunda anlammi bulan Hak ifadesi, bazilan tarafmdan Allah'i ifade eden 
bir isim olarak algilanir. Gergekte sufilerin kullanimiyla bu, Vahiy Islami'mn 
ifadelerinde anlammi bulan Hak degildir. (Jiinkii onlar her ne kadar Hak ile Allah'i 
kasdetmis olsalar bile, inanip anlattiklan Allah, Vahdet-i Vucud inancmda anlammi 
bulan, tabiatla ayni olan bir Tanri inancmm uriinudur. Bunun ise Alemlerin Rabbi 
mutlak ve Kadir olan Allah'la ilgisi yoktur. 

Vahdet-i Vucud inancmda anlammi bulan Tanri inancmm zirveye ulastigi bir cok 
tanmmis sufi vardir. Ibn Arabi ve Celaleddin Rumi bunlardan sadece ikisidir. 
Celaleddin Rumi bu inanca yeni unsurlar ve anlamlar getirilmez. Onun yaptigi, 
seleflerinin ifade ve inanclarmi toplayip, sistemlestirip, bir biitiinluk icerisinde ifade 
etmek olmustu. 

Sonraki sufilerin bir cogu ise artik normal kabul edilen bir inane unsuru haline 
gelmis Vahdet-i Vucud inancmi degisik bakis ve yorumlarla tekrarlamaktan oteye 
gecmezler. Bunlarm icerisinde Sufi Efendi gibi cok ilginc anlayislara da ulasanlar 
olur. Belki de bunu anlayistan ziyade, Vahdet-i Viicud inancmm hie bir yoruma acik 



kapi birakmayacak kadar net bir ifede tarzi olarak duzeltmek gerekir. Ornek olmasi 

acismdan Nazmi Ef endi'nin Vahdet-i Vucud inancma deginecek olursak ,0 ilk 

vahdet-i Viicudculardan olarak nitelenebilecek Hallac-i Mansur'u elestirir ve onun 

sozurviin yanlis, inancinm sakat oldugunu belirtir. 

Buraya kadar olan sozleri dogru goriilmektedir, ilginclik bunun sonrasmdadir. Ona 

gore Hallac-i Mansur yanlis yapmistir, sakat inanclidir ciinkii, biitiin kainat "Enel 

Hak" deyip dururken, o bunu sadece kendisini ifade edecek se kilde anlayarak hata 

etmistir Nazmi Efendi'nin bu yorumu ve inanci daha onceleri §ebusteri tarafmdan 

ifade edilir. Ancak §ebusteri, Hallac-i Mansur'u, Nazmi Efendi gibi elestirmez. 

§unlan soyler: 

Enel hak, mutlak olarak sirlan acxga vurmaktir, Hak'tan ba§ka kirn. Enel Hak 

diyebilir? Alemin biitiin zerreleri, Mansur gibi Enelhak demektedir, Sen ister onlan 

sarho§ say, ister Mansur! 

Kendini sen de hallac yapar, varhk pamugunu atarsan, Halla^ gibi bu sozii 

soylemeye ba§larsin. 

Haktan ba§ka varhk yok... Ister o haktir de, ister ben Hakk'im de 

Emir Abdraliaair isimli bir sufi ise konuya daha degisik bir acidan bakar, O Ebu 
Mansur el-Hallac'm "Ene'l Hak" deyisini soyle yorumlar: 

"Allah beni hayal olan benden sokiip aldi ve beni gerqek-benligine yaklastirdx... 
Sonra bona Hallac'in sozii soylendi; aramizdaki fork su idi; Hallac onu kendisi 
soyledi, oysa o benim icin soylendi." (227) 



1- Sufiler arasmda Vahdet-i Vucud inancinm yam sira Hulul veya dinlerin birligine 
inananlar da siklikla goriilur. Ozellikle dinlerin birligi konusunda israria dururlar. 
Bununla ilgili olarak sufi Ebu Said b. Ebu'l Hayr isalenderiler ve gezgin dervisler 
adma su siiri ile dinlerin Birligi inancmi ifade eder: 

Yeryiiziindeki her cami harab oluncaya kadar, Kutsal gorevimiz yerine getirilmi§ 
olmaz; Ve imanla kiifxir bir oluncaya kadar da, Gercek Miisliiman olunmaz 

Ibn Arabi'nin konuyla ilgili siirini daha once nakletmistik. Ayni inancm Sebusteri'de 
aciga cikis bicimi ise soyledir: 

Bil ki putu yaratan da ulu Tanri... iyinin yaptigi her §ey iyidir. 

Musliiman, puta tapmak nedir, bilseydi dinin puta tapmaktan ibaret oldugunu 

anlardi. 

Mii§rik de putun hakikatini bilseydi hie dininde yol azitir, sapik olurmuydu? 

O, putu ancak goriinen bir suretten ibaret gordii de, o sebeple §eriatte kafir oldu. 

3- Hint mistisizminden kaynaklanan tenasiih inancinm tasavvufta oldukca yaygm bir 
ortam buldugu goriilmektedir. 



Ozellikle kerametleriyle tanman sufilerin siirekli sekil degis tirisleri (cogunlukla 

giivercin, yilan, ejderha vs olduklan inanci) tenasuh inancmm biraz farkli 

yorumlanisi durumundadir. Bu inancm cogunlukla mevzu hadisle Islam! bir temele 

oturtulmaya calisildigi goriiliir. 

Onceki sufilerden Niyazi Misri'de ifadesini bulan bu dusunce soyledir: 

O bir sufinin bulut, yagmur, bitki, hayvan olmasmm normal oldugunu belirtir ve 

bununla ilgili olarak sunu soyler: 

"Ey kardesl Peygamberimiz Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz buyurmadimi ki; 

"Benitn iitntnetim ahirette on boliik olarak hasrolur.Kimi maymun, kitni domuz, 

kitni de ba§ka surette." 

4- Bilginin kaynagi ve niteligi konusunda belirtildigi gibi, tasavvufta bilginin 
dogrudan Allah'tan ahnabilecegi inanci vardir. 

Sufiler sistemlerini bu dusunce uzerine oturturlar. Kesf veya Marifet olarak 
isimlendirilen veya Beka olarak tanimlanan bilgiyi Allah'tan alma inanci veya 
durumu hemen hemen bircok sufide acikca goriilur. Mesela Ibn Arabi ve Celaleddin 
Rumi bu mertebeye eristiklerini ve Allah'tan dogrudan bilgi alabildiklerini ifade 
ederler. Hatta bundan dolayidir ki, soyledikleri ve yazdiklan kendilerinden veya kendi 
iradelerinden degil, Allah' in trade ve arzusundandir. Yani soz ve yazilan birer vahiy 
uriinu(gibi)dur. 

Yunus Emre ise bu kadar iddiali degildir. O tevazu gosterir ve heniiz marifeti elde 
edemedigini ancak o yolun yolcusu oldugunu ifade eder. Bunu ise hemen hemen 
biitiin siirlerinde aciga vurur. O, her ne kadar bir cok siirinde basta namaz olmak 
iizere onlarm gerekliliginden bahsederse de, bazi siirlerinde ise hakikata ulasmanm 
yolunun ibadetlerden gecmedigini, bu nedenle ibadetlerin Allah'm rahmetine vesile 
olmasiyla elde edilen cennet'in onemsiz oldugunu vurgular. Halk arasmda oldukca 
yaygm olan bu siirinin bir bolurmi sudur: 

Cennet cennet dedikleri 
birkaq ko§kle birkaq hurt 
Isteyene ver sen ant 
bana seni gerek seni 

Bu siir §eyhxilislam Ebu Suud Efendi'ye okunup ,seriat acismdan durumu 
soruldugunda, §eyhiilisldm bunu kufr-i Sarih (acxk kiifiir) olarak niteleyip, bunu 
inanarak soyleyip okuyanin katlinin vacip oldugu yolundafetva vermekte tereddiit 
etme mi§tir,(23Ay 

Konuyu uzman derecesinde arashranlarm ifadesine gore Yunus Emre'de seriati 
asagilayan tavirlan bulmak zor degildir. Ancak o bunu acikca degil, batmi 
yorumlarla, ve sekil, muhteva itibanyla giizel olan siirlerinin arasma serpistirdigi 
bazi siirleriyle aciga vurur : 
Dost yiizxin goriicek §irk yagmalandi 



Anin (jin kapida kaldi §eriat 
Hakikat bir denizdir, §eriattir kapisi 
Coklar gemiden ^lkip denize dalmadilar. 

Vahiyden Kiiltiire - Celaleddin Vatanda§, Pinar yayvnlan, ist-1991 -Mevlana'nin ve 
diger mutasavviflamn kiifiir ve sirk sozleri (S.192-198) 



[size=12pt]Celaleddin Rumi, tasavvufi g6rii§lerini "Tanrisal A§ki" kendisinde 
buldugunu soyledigi §emsi Tebrizi'den almi§. 

"Celaleddin Rumi, askla, muzikle, raksla ve siirle beslenip gelisen ve dinler tistti yolda kadina 
da btiytik bir bnem vermis onu da hayata almaya galismis ve insanhgin, kadinla bir biitiin 
oldugunu duymustu. O herseyden once kadinin kapanmasinin, brtunmesinin aleyhindeydi. 
Mesnesvisin'de kadini yaratilmis degil, yaratan (!) bir kudret olarak oven, sert ve kaba ruhlu 
erkeklerin kadina zulmedebildiklerini sbyleyen, asil insanlann ince ruhlu olgun kisilerinse 
kadina bagh olacaklarim, hatta onun reyine uyacaklanni ona hiirmet edeceklerini bildiren 
Celaleddin Rumi "Fihi mafih"inde, bir fasilda, kadini ekmege benzetmektedir. Herkesin, hatta 
yoksulun bile buldugu, yiyip gegindigi ekmege ve kadini brten, kimseye gbstermeyen, kapatan 
adami da, koltuguna bir somun ahp onu gbstermemekte israr eden ki§iye... Somunu 
gbstermeyen kisi, karsidakilerin gbrme duygusunu kamcilar, giinkii insanlar menedildikleri 
seye haris olurlar. Halbuki kadin eger iyiyse kbtulukte bulunamaz zaten. Onu brtmek, iki 
taraftan da ragbeti, hirsi artirmaktir ve bu, bir dtizen meydana getirmez, kbtulugu artirir 
ancak. 

Celaleddin Rumi bufikri, hayatinda tatbik etmisti de. Onun kadinlardan da birgok muridleri 
vardi. Celaleddin Rumi'yi davet ederlerdi. O da gider ve kadinlar meclisinde §iir sbyler, 
onlarla sema ederdi ve Celaleddin Rumi'yi seven kadinlar, onun basina gtiller serperlerdi." 
(Fihi Ma Fih, £eviren: M. Ulker Anbarcioglu MEB Devlet Kitablan s: 138) 

Aslmda Celaleddin Rumi'yi en iyi anlatan kendi eseri, Mesnevi'dir. Pek cok kimse 

"Ermi§ ve Evliya" zatm elinden ciktigma inandigi Mesnevi'yi incelediginde, Hint 

Kamasutrasina benzeyen yonleriyle tasavvufun her zaman ki egilimlerine sahip 

kitablardan biri olarak goirecektir. 

Mevlevi ekolde, Kur'an gibi goriilup, okunan ve hatta hafizhgi yapilan Mesne vi'nin 

menkibe ve hikayeleri ilginc iceriklere sahiptir. Icinde Dogu ve Hint masallarmdan 

ornekler oldugu gibi, felsefe, erotizm ve pornografi de yer alir. Oyle ki, Celaleddin 

Rubi bu seylerin kendisine gelen Vahiy oldugunu iddia ederek resmen Mesnevi'yi 

Kur'an'la yanstirmaktadir. 

Dilerseniz Mesnevi'nin girisi ile yavas yavas konuyu detaylantiralim: 

"Bu kitap Mesnevi kitabidir. Mesnevi hakikate ula§ma ve yakin sirlanni agma hususunda din 

asillarimn asillandir. Tanri'nin en buyukfikhi (I) Tanri'nin en ay din yolul Tanri'nin en agik 

burhanidir... Kur'an'i apagik bir hale koyar, nziklann bolluguna sebeb olur, huylari 

guzellestirir. §anlan ytice bzleri hayirh katiblerin elleriyle yazilmistir. Temiz ki§ilerden 



baskalanmn dokunmasina mtisade etmezler. Mesnevi, Alemlerin Rabbinden inmedir! Batil ne 
onunden gelebilir, ne ardindan. Tann onu korur, gozetir!...." 
(Mesnevi-Celaleddin Rumi MEB Yaymlan c: 1 s: 11) 

Bu paragrafta goriildugu gibi Celaleddin Rumi, yazdigi kitabm Vahiy oldugunu 
iddia etmektedir! Tasavvufta bu 50k goriilmez. Zira tasavvuf ehli, velilerin 
tasavvufta vahiy aldiklarma inanirlar.... 

Kitabmin bir baska yerinde Celaleddin Rumi soyle diyor: 

"Bu, ne yildiz bilgisidir, ne remit, ne de rtiya. Tann, dogrusunu daha iyi bilir ya, Tann 
vahyidir! Sofiler, bunu halktan gizlemek igin Gontil Vahyi demislerdir !"...." 
(Mesnevi-Celaleddin Rubi MEB Yaymlan, c: 4 s: 151) 

Goriildugu gibi, Celaleddin Rumi' ye gore seyhin, Pir'in, ermisin her ne isim verilirse 
verilsin tasavvufun ulu zatlarmin soyledikleri ve yazdiklan seyler ayniyla Vahiy'dir. 
Tipki kendisinin de itiraf ettigi Mesnevi kitabmda oldugu gibi!... 
Maalesef Celaleddin Rumi, kitabma Hindistan'dan sadece Kelile ve Dimne 
masallarmi almamis, Erotik Hint kulturiinun uriinii olan Kamasutra'dan da almtilar 
yaparak bunlari "Alemlerin Rabbin'den inmedir" diyerek sunmustur. 
Celaleddin Rumi, Kur'an'm Lokman Suresinin 27. ayetini kendi kitabi icin nasil alet 
ediyor: 

"....Ormanlar kalem olsa, denizler murekkep oka yine Mesnevi'nin bitecegini umma..." 
(Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 6 s: 178) 

Oysa Allah (c.c) Lokman suresinde kendi kitabi Kur'an icin su aciklamayi 

yapmaktadir: 

"Eger yeryuziindeki agaclar kalem olsa, denizler de, arkasmdan yedi deniz daha 

kendisine yardim ederek (murekkep) olsa yine Allah'm kelimeleri tiikenmez." 

(Lokman: 31/27) 

Celaleddin Rumi, Mesnevi' ye nicin bu ozellikleri veriyor acaba? Bunu Vahdeti 
Vucud'dan dolayi yapiyor.... Tasavvuftaki bu temeya gore ilahlasan insan haliyle 
yazdiklarma da Vahiy ve Sentetik Kur'an goziiyle bakip, oyle degerlendirecektir... 
Mesnevi'nin ozellikleri nasil Kur'an'dan almarak ona adapta edilmistir, asagida 
goriiniiz: 

"Lafzi az, manasi cok olan bu mazum Mesnevi..." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 1 s: 12) 
diyerek girisi yapilan kitap, aynen Kur'an'i Kerim icin gecerli olan az lafizla 50k 
mana verme ozelligini kendine hasretmektedir. 

Mesnevi'nin Kur'an olduguna Mevlevi takipcileri de inanmaktadirlar. 
Mesnevi'nin Kur'an oldugu yolundaki anlayisa asagidaki menkibe cok giizel 



orneklik teskil etmektedir: 

" ....Bir gtin Sultan Veled buyurdu ki: 

"Dostlardan biri babama §ikayette bulundugu ve alimler Mesnevi'ye neden Kur'an diyorlar 

diye benimle bahse giristi. Ben de Kur'an'in tefsiridir, dedim, deyince babam bir lahza susup 

soma: 

"A sersem, dedi nicin olmasin? A esek, nicin olmasin? A orospu kardesi nicin olmasin? 

Peygamberlerle velilerin harfi zarfiarda Tann sirlannin nurlanndan baska birsey yoktur ki. 

Tann sbzti, onlarin temiz gbntillerinden biter, irmaga benzeyen dillerinden akar. ister 

Stiryani dilince olsun, ister Seb'al Mesani dilince, ister Ibrani dilince olsun, ister Arapga!..." 

Bu kitabta buna benzer birgok hikayeler vardir ki Mesnevi'nin yazildigi tarihten itibaren 

Tanri Vahyi (!) olarak tamndigini gbsterir. " (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 4 s: 326) 

Muslumanlara yillardir ornek musluman sahsiyetler olarak sunulan ve Allah dostu, 
ermis olduklarma inanilan sahislar iste bunlardir. Cinsellige tandansli kitaplarm 
sahipleri acikca ilahlasabildiklerini ve Vahiy alabildiklerini itiraf etmektedirler. 
§imdi "Alemleri Rabbinin vahiyleridir" diye insanlara empoze edilen Mesnevi'den 
bazi pasajlar aktarmak istiyoruz... Tasavvuf hayranlarma ithaf olunur... 

"Bir kadin, oyna§iyla aptal kocasimn gbzti bntinde sevisip bulu§mak istiyordu. Kocasina: "A 

iyi talihli kisi, agaca gikip meyva toplamak istiyorum" dedi. Agaca gikinca yukandan kocasina 

bakti, aglamaya basladi. Dedi ki: 

'A merdut ahlaksiz. Ustiindeki Luti kirn? Kan gibi onun altina yatmissxn... Megere sen bir 

ibneymissin!" Kocasi: "Senin basin dondii galiba... Qiinkii burda benden baska kimse yok" 

dedi. Kadin: "O tistune binen kalpakh herifkim, sbyle hele" diye birkag kere daha sordu, 

sbylendi. 

Adam: 'A kadin, agagtan in, basin dondii, adam akilh bunadin sen..." dedi. Kadin agagtan 

indi, kocasi agaca gikti. Kadin da oynasini gogsiine gekti. Kocasi bagirdi: "A orospu, maymun 

gibi ustiine gikan o adam kirn?" Kadin: "Burada benden baska kimse yokki" dedi. "Kendine 

gel, senin basin dondii galiba, sagmalama. " Adam, bu sbzti birkag kere sbylediyse de kadin, 

"Bu, armut agacindan olacak! Ben de armut agacinin tisttindeyken byle seyler gbrdtim ve be 

hey kalbatan! Asagiya in de bak... Benden baska kimse yok. Btittin bu hayaller, armut 

agacindan!..." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 4 s: 283) 

Iste Celaleddin Rumi, kocasmi asigi ile adatma fantezisi icinde yanip tutusan, sehvet 

duskumi bir kadmin hikayesini ayniyla Mesne vi' sine aliyor ve bu menkibelerle 

insanlara "tasavvufi hikmetler" sacmaya calisiyor! Insanlara iman esaslan ve dini 

bilgiler verecegiz diye pornografiye sarilan tasavvufcular, bu argumanlara da 

"hikmet pinltilan" ve "ahlak dusturlan" diye yapta vurup muslumanlan avlamaya 

calisiyorlar. 

Celaleddin Rumi cinsel pedagoji seanslarma soyle devam ediyor: 

"Gtizelim, emin ol... Sen benim tisttime bineceksin. Ben korkung gbrtinsem de aldxris etme, bil 
ki ben bir ibneyim. Deveye biner gibi bin tisttime stir." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 2 s: 



242) 

Celaleddin rumi oglancilik ve Lutilik ornekleriyle verdigi tasavvufi hakikatler ve 
batmi hikmetler serisine, esekle iliskiye giren bir kadmin "Zoo-Animal" seks 
deneyimini de sufiyane bir tarzla vererek Mesne vi'nin ne kadar Kur'an (!) oldugunu 
ispatlamaya calisiyor! §6yle ki: 




MESNE VI 




MESNEVI 5.Cilt §EHVETIN SONU Basligi I 

internette oviinerek yayinladiklan mesnevinin linki : 1330 nolu paragraf: 

http://www.halveti.com/masnawi.asp?cat=5&sub=26 



"..Bir halayik (hizmetgi), sehvetinin goklugundan, hirsimn fazlahgindan bir esegi kendisine 
ah§tirmi§ti. O esek kendisine yakinla§mayi adet edinmis, insana yakin olmayi bgrenmisti. O 
hilebaz halayigin bir kabagi vardi. Esek kendisine blgtilu yaklassin diye kabagi esegin aletine 
takardi. Yakinlasma zamaninda aletin yarisi girsin diye bu i§i yapmaktaydi. Qilnkii esegin 
aleti tamamiyle girse, rahmi de pargalamrdi, damarlan da... Esek, boyuna zayiflayip 
durmaktaydi. Esegin sahibiolan kadin da neden bu esek bbyle zayifiiyor, neden bbyle kit gibi 
inceliyor deyip dururdu. 

Fakat isin ne oldugunu anlamakta acizdi. Nalbantlara, illeti nedir, neden zayiflamakta diye 
gbsterdiyse de, onda higbir illet gorunmedi, kimse bunun ig yiizunu haber veremedi. Kadin, 
bu isin aslini adamakilh arashrmaya basladx. Her an esegin haline, dikkat etmekte, neden 
bbyle zayifladigini bulmaya gahsmaktaydi. insanin, adamakilh galismaya kul olmasi gerektir. 
Qiinkii birseyi iyice arayan, nihayet bulur. Esegin haline dikkat edip dururken bir de ne 
gbrstin? O nergiscegiz, esegin altina yatmiyor mu? Bunu kayipin yangindan gbrdii, bu hale 
pek sash. Esek, erkekler, kadinlar nasil yakinla§irsa aynen onun gibi halayiga yakinla§mi§, 
i§ini becermekteydi. Kadin hasede dtistii. Dedi ki: 

"Bu esek, benim esegim, nasil olur bu is? Bu isin bana olmasi lazim, ben bu iste daha ehilim. 
Esek isi bgrenmis, ah§mis. Adeta sofra yayilmis, mum da yanmis. Gbrmemezlikten gelip 
ahinn kapisim vurdu. "A kiz, ne vakte dek ahin supurup duracaksin?" dedi. Bu sbzii, isi 
gizlemekigin sbyluyor, ben geldim kapiyi ag diyordu. Sustu, halayiga higbir sey sbylemedi. Bu 



ise tamah ettigi igin isi gizledi. Halayik, biitiinfesat aletlerini gizleyip kapiyi agti. Yiizunu 
eksitip gbzlerini yasatarak dudaklarim oynatmaya basladi, gtiya orugluyum demek istiyordu. 
Eline sapi yipranmis bir supurge aldi, develerin yatmasi igin ahin siipiiriiyor gbriindii. 
Elinde supurge kapiyi aginca kadin, dudak alhndan, seni usta seni, dedi. Yiizunu ek§ittin, 
eline siipiirgeyi aldin, iyifakat yemeden, igmeden kesilmis esegin hali ne? Isi yarida kalmis, 
bfkeli, aleti oynayip durmada, gbzleri kapida, seni beklemede. Bunu dudagi alhndan sbyledi, 
halayiktan gizledi. Onu sugsuz gibi ululayip dedi ki, tez garsajini basina al. Filan eve git 
benden selam sbyle. Sunu sbyle, bbyle yap, sbyle et. O isi gbrmezlikten gelen kadin, onu yola 
vurunca, zaten sehvetten sarhos olmustu, hemen kapiyi kapadi, oh dedi. Yalmz kaldim, agira 
bagira §iikredeyim. Artik erkeklerin kah tarn, kah yanm yamalak yakinlasmasindan 
kurtuldum. Kadinin kegileri, sanki bini bulmustu, byle neselendi. Esegin sehvet ate§iyle 
kararsiz bir hale driistii.... Kadin, kapiyi kapadi, sevine sevine esegi kendisine gekti, cezasini 
da tatti yal E§egi geke geke ahmrin ortasina getirdi. 

O erkek esegin alhna aytti. O kahpe de muradina ermek iizere halayigin yattigini gbrdiigii 
sekiye yatmisti. Esek ayagini kaldirip aletini daldirdi. Esegin aletinden kadinin igine bir 
atestir dustiX. Ahsmis esek, kadina abandi, aletini ta hayalanna kadar sokar sokmaz kadin da 
geberdi. Esegin aletinin hazindan cigeri pargalandi, damarlan koptu, birbirinden ayrildi. 
Soluk bile alamadan derhal cen verdi. Seki bir yana dustil, o bir yana. Ahinn igi kanla doldu, 
kadin bas asagi yikildi, bldii. Kbtii bir bltim, kadinin canim aldi. Kbtti bliim, yuzlerce rezillikle 
gelip gatti babacigim. Sen hig esegin aletinden sehit olmus insan gbrdtin mil?...." (Mesnevi- 
Celaleddin Rumi c: 5 s: 112-116) 

Mesnevi erotizmi §u ibarelerle devam etmektedir: 

"Bir oglanci, evine bir oglan gbturdu. Onu ba§asagi edip diizmeye koyuldu. Bu sirada o 
mel'un gocugun belinde bir hanger gbrdti. Dedi ki: "Belindeki ne?" Oglan: "Kbtii du§unceli 
biri, hakkimda kbtii bir diisiinceye kapilirsa bununla karmm desecegim diye cevab verdi. 
Oglanci, Tann'ya homdolsun dedi, iyi ki ben sana bir hile yapip kbtii bir diisiinceye 
kapilmadim." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 205) 

Mesnevi' de, cinsel tacizden de bahsedilerek, neredeyse sapiklik literaturiindeki turn 
ornekler tet tek kitaba aktanlmaya calisilmishr. §6yle ki: 

"...Sbzti kuvvetli, cerbezesi yerinde bir vaz'eden vardi. Minbere gikmis va'z ediyordu. Kadin, 
erkek, herkes minberin dibine toplanmisti. Cuha'da bir garsap giyip yiizunu brttii, kadinlar 
arasina karisti. Kimse onu tanimiyordu. Bir kadin, va'z edene gizlice sordu: "Kasiktaki hilar, 
namazin bozulmasina sebeb olur mu?" Vaiz dedi ki: "Uzun olursa namaz mekruh olur. Ya 
hamam otuyla, ya ustura He tiras etmen lazim ki, namazin tamam olsun, kabul edilsin." 
Kadin: "Ne kadar uzun olursa namazim kabul olmaz" dedi. Va'z eden dedi ki: "Bir arpa boyu 
uzun olursa tras etmek farzdn : Cuha hemen kizkardes dedi, bak bakalim, benim kasigimin kill 
o kadar olmus mu? Tanri rizasi igin elini uzat da bir yokla. Bakalim, mekruh olacak kadar 
uzamis mi? Yanindaki kadin, Cuha'nin salvanna el atar atmaz eline aleti geldi. Derhal 
§iddetli bir nara atti. Hoca: "Sbziim gbnliine tesir etti" dedi. Cuha dedi ki: 
"Hayir, gbnliine tesir etmedi, eline tesir etti. A akilh adam, gbnliine tesir etseydi vah 



yahine..." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 272) 

Celaleddin Rumi, Mesnevi'de erkegin seks guciinii de su hikayeyle dile getirir: 

"O yigitler de Musul'dan dbndti, yola dtistti. Yolda bir ormana, bir ye§illige geldi. Ask atesi, 
byle bir parlamisti ki, yerle gbgtifark etmiyordu. Cadir iginde oay pargasina kasdetti. Akil 
nerede, halifeden korkma nerede? §ehvet, bu ovada davul dbvdii mti akil dedigin ne oluyor ki 
a turp olu turp. Yuzlerce halife, o anda o erin atesli gbztine bir sinekten asagi gbrtintir. O 
kadina tapan er, salvanni gikarip cariyenin ayak ucuna oturdu. Aleti, dosdogru gidecegi yere 
giderken orduda bir gtirtiltti, bir kizilca kiyamettir koptu. Er sigradi, ginlgiplak, agik sagik, bir 
halde ates gibi Ztilfikar elinde dxsari gikti. Bir de ne gbrsiin, ormandan kara bir erkek aslan 
kendisini ordunun igine kapmis koyvermis. Atlar iirktip kbptirmtisler, her gadir ve ahir yeri 
yikilmis, herkes birbirine girmis. Erkek aslan, ormanin gizli bir yerinden firlamis, havaya 
deniz dalgasi gibi tarn yirmi arsin sigramisti. Er, pek yigitti, aldiris bile etmeden sarho§ bir 
erkek aslan gibi aslanin bniinii kesti. Kihciyla bir vurdu, basvm ikiye boldti. Derhal o ay yiizlti 
dilberin bulundugu gadira kostu. O hurinin yanina gelince aleti hala dimdikti. Oyle bir 
aslanla sava§ti da erligi, yine sbnmedi, hala ayaktaydi. O tatli ve ay yiizlti gtizel onun erligine 
§asip kaldi. Istekle ona kendisini teslim etti. O anda o iki can birlestiler... Bir kag gtin murat 
ahp murat verdiler. Fakat sonra o btiytik sugtan pisman oldu. Ey gtines yiizlti, bu ise dair 
halifeye birsey sbyleme diye cariyeye yemin verdi. Halife cariyeyi gbrtince sarhos oldu, onun 
tasi da damdan dtistti. Onu, bvdtiklerinin ytiz misli gtizel buldu. Hig gbrme, isitmeye benzer 
mi? Halife bulu§mayi diledi, bu maksatla cariyenin yanina gitti. Onu andi, aletini kaldirdi. O 
cana canlar katan, o sevgisini gittikge artiran gtizelle bulu§maya niyetlendi. Kadimn ayaklan 
arasina oturdu. Oturdu ama takdir, zevkinin yolunu bagladir. Farenin gatirtisi kulagina 
degdi. Aleti indi, uyudu, sehveti tamamiyle kagti... Cariye halifenin gevsekligini gbrtince 
kahkahalarla gtilmeye basladx... O erin, aslani bldtirtip geldigi halde hala aletinin inmedigini 
hatirladi. Kahkahasi arttikga artti... Bir ttirlti gtilmesi dinmiyordu. Nihayet halife ahndi, 
huysuzlandi. Hemencecik kihcini kinindan siyirdi. Habis dedi, neden gtiltiyorsun? Sbyle... 
Cariye aciz kahnca ahvalini anlatti. O ytiz Zal'a bedel olan Rtistem'in erligini sbyledi. 
Yoldaki gerdegi, o sirada vukua gelen halleri bir bir nakletti. Erin kihcini gekip gidisini, aslani 
bldtirdtikten sonra gelisini, aletinin hala gergedan boynuzu gibi ayakta oldugunu sbyledi. 
Ondan sonra namuslu halifenin gevsekligini ve farenin bir gitistisindan aletinin sbndtigtinti 
gbrtince dayanamayip gtildtigtinti bildirdi..." (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 315) 

Bu sapik kimseler, seks konusunda o derece ileri gitmisler ki Celaleddin Rumi'nin 
seyhi olan §emsi Tebrizi ile alakali olarak soyle bir kissayi da anlatir dururlar: 

"Gtinlerden bir gtin §emsi Tebrizi'nin cariyesi kaybolmus. Bulunmasi igin btittin 
mtiridlerine haber sahnmis. Her ne kadar arandiysa da cariye bulunamamis. Iste bu hal 
tizereyken Celaleddin Rumi, seyhinin yanina gelmis. Bir de ne gbrsiin... Seyh cariyeyle alt tist 
olmus bir vaziyette... Oradan hemen uzakla§mak istemis... Semsi Tebrizi onun geldigini 
anladigi igin onu igeri girmesi igin gagirmis. igeri girdiginde ise cariye ortada yok imis... 
Bunun tizerine §emsi Tebrizi, Celaleddin Rumi'ye sbyle demis: 



"Tanri, sevdigi kullanna istedikleri gibi gelir. Bazen ben ona giderim, bazen ise o bana 
gelir..." (Menakibul Arifin-Ariflerin Menkibeleri) 

Dunya tasavvuf buyugu olarak adlandinlan Celaleddin Rumi'nin Mesnevi'si ve 

onlarla ilgili hikaye ve kissalarm yazildigi kitablarda onlari dusiincelerk goruldiigii 

gibi acikca meydandadir. 

Sapik tasavvuf ehli, hicbir kural tammaksizm Mesnevi gibi kitablarda yazilan 

zirvalan yazanlan bir ilah, yazilanlan da bir vahiy ve Kur'an diye nitelemekte, 

boylece kufriinii olanca hiziyla ortaya koymaktadir. 

Celaleddin Rumi'ye tapilir derecesinde saygi duyuldugunu asagidaki hikayede 

vurgulamaktadir: 

"Yine nakledilir ki, Celaleddin Rumi, cok vakitler hamama gider, tira§ olurdu. Dokulen 

killan, dostlar ugur sayarak ahrlardi. Meger ki, biiytik kimse hamamin hucresinde 

oturmu§tu. Bu adam: 

"Eger o killardan bir miktar elime du§erse, Celaleddin Rumi'nin muridi olurum" diye iginden 

gegirdi. Celaleddin Rumi, o killardan bir miktar o azize verilmesini derhal emretti. Bu aziz, 

hemen o anda ba§ koyup mtirid oldu, hizmetler yapti ve Sema'lar tertip etti." (Menakibul 

Arifin (Ariflerin Menkibeleri)-A. Eflaki-MEB Yay c: 1 s: 552) 

Bir adamin kasik killarma bu ihtimam gosterilirse, kendisine gosterilecek saygiyi hie 

dusunduniiz mu? 

Celaleddin Rumi, olecegi gunu Dugun Gunu, gecesine de Allah' ma (!) kavustugu 

icin Gerdek Gecesi demesine ragmen boyle bir kimse acaba neden tapihrcasma 

ululanmaktadir ? 

Bunun tek sebebi vardir... O da; tasavvufun felsefesi bunu gerektirdigi igin...[b]MESNEVI 




INDIR INCELE[/b] : (goluk cocuktan uzak tutun ) ^ — * > S 
http://www.mevlana.ws/modules.php?na...op=getit&lid=l 




• * * # 



CELALETTIN RUMI VE MOGOLLARLA ILI$KISI 

- MIKAIL BAYRAM lie bir soyle§i 

1 . Gectigimiz ay Hulki Cevizoglu'nun duzenledigi Ceviz Kabugu programindan 
Mevlana ve cevresi ile ilgili konu§manizla Tiirkiye medyasinda yer aldiniz. Ve 
birtakim tepkilere maruz kaldiniz. Bu roportajimizda olayin mahiyetini ele almak 
istiyoruz. Burada temel konu, Mevlana ve cevresinin Mogol yonetimiyle 
ili§kisidir. Bu konuyu acar misiniz? 

Bu konuyu ele almadan once Mogollarm Anadolu'yu isgal etmelerinin seyrini cok 
ozet olarak gozden gecirmek gerekmektedir. Boylece olayi tarihi baglamiyla ele 
almak mumkun olabilecektir. Mogollar Erzurum ve Erzincan iizerinden Anadolu'ya 
girdiler. Bir Mogol oncu birligi Anadolu'ya girerek onlerine gelen sehirleri 
yagmalama hareketine giristiler. Bu donemde Babailer isyanmdan (Tiirkmenlerin 
Selcuklu yonetimine bagkaldinsi) dolayi Anadolu'da bir huzursuzluk vardi. Bir ic 
sava§ hali yaganiyordu. 

Mogollar bu ic sava§tan yararlanarak Anadolu'ya girme cesaretini gostermiglerdi. 
Mogol ordulan Sivas onlerine gelince Anadolu Selcuklu devleti 80 bin kigilik bir 
orduyla bu oncu Mogol birliklerini durdurmak ve Anadolu'dan cikartmak iizere 
harekete gecti. Bu ordu Kosedag mevkiinde 30 bin kigilik Mogol oncu birliklerine 
kar§i agir bir yenilgi aldi. Selcuklu ordusunun belkemigini te§kil eden Turkmen 
askerler devlete kar§i kirgm olduklarmdan sava§ alanmi terk etmigler bir ok dahi 
atmadan geri cekilmiglerdi. 

Mogol ordularmin komutam Baycu Noyan Kosedag'da kazandigi bu zaferi 
miiteakiben Sivas ve Tokat sehirlerine girip yagmaladilar. Buradan Kayseri'ye gelip 
orayi da muhasara altma aldilar. 

Bu konuyla ilgili olarak O devrin tarihcisi Ibni Bibi "el-Evamiru'1-Alaiyye" adli 
eserinde Cevlaki dervislerin de Mogol askerleriyle birlikte Kayseri sehir surlarmdan 
gedik acmaya ve sehre girmeye galistiklarmi zikreder. Mogollar 15 gun Kayseri 
surlarmi dovdiiler fakat sehre giremediler. 

Kayseri' deki Ahiler ve Baci orgutii mensubu olan gene kizlar sehri 
savunmaktaydilar. Ancak sehir subasisi olan Hacok oglu Hiisameddin (Ermeni 
donemisi bir zat idi) sehrin pis sulari icin insa edilmis kanallardan sur disma gikarak 
Mogol komutam Baycu Noyan ile goriismeler yapti ve bu atik su kanallarmdan 
Mogol askerlerini sehre soktu. Boylece Mogollar Kayseri'ye girmeyi basardilar. 
Mogollar sehri savas ile aldiklarmdan biiyiik bir katliam yaptilar. Sehri atese 
verdiler. (Jok sayida Ahi ve Baci iiyesi olduriildii. Devrin tarihcilerinden Ibni Bibi ve 
Siiryani tarihei EbuT-Ferec 10 binlerce Ahi ve Bacmrn katledildigini ve esir edilerek 
goriirulduklerini yaziyor. Bu sirada Ahi Evren Hace Nasreddin'in (Nasreddin Hoca) 
esi olan Fatma Hatunun da Mogollara esir dustugunii tespit etmekteyiz. 
"Menakib-i Evhaduddini Kirmani'nin" yazari, Fatma Hatun'un bu savasta 



Mogollara esir dustiigunii yaziyor. Mogollar Kayseri'ye girip bu katliami 
gerceklestirdikleri sirada Cevlaki (Kalenderi) dervisler maalesef Mogollarla birlikte 
hareket ediyorlardi. Bu Cevlaki dervislerin bu olaya seyirci olmadiklarmi, fiilen 
Mogollarla birlikte bu katliama istirak ettiklerini diisiinmek gereklidir. Nitekim 
Mogollar burada onbinlerce insan katlederken o sirada Kayseri'de bulunan 
Mevlana'nm hocasi Seyyid Burhaneddin'in etegine paralar sactiklarmi MenakibuT- 
Arifin sahibi Eflaki bildirmektedir (Eflaki Mevlana'nm oglu Sultan Veled'in ve 
torunu Ulu Arif Celebi'nin miirididir.) 

O donemde bir Kalenderi seyhi olan Sems-i Tebrizi'nin de Kayseri de oldugunu 
biliyoruz. Bu olaydan iki ay kadar sonra Sems-i Tebrizi'nin Konya'ya gelip Mevlana 
ile goriismeler yaptigmi da yine Mevlevi kaynaklar belirtiyorlar. Sems-i Tebrizi'nin 
Konya'ya gelisi 12 Eylul 1244' tiir. Bu tarih Mogollarrn Kayseri' yi zaptedislerinden 2- 
2,5 ay sonradir. 

Sems-i Tebrizi'nin bu tarihten once Mogollarla irtibata gectigini gosteren belgeler de 
mevcuttur. Mesela Mogollar Erzurum'dayken Sems-i Tebrizi'nin de o yillarda 
Erzurum'da oldugunu goriiyoruz. Mogollar Kayseri'ye geldiginde o yine oradadir. 
Sems-i Tebrizi'nin miiritleri olan Kalenderi dervislerin de Mogollarla birlikte hem 
Kosedag'da hem de Kayseri'de savasa katildiklarmi ibni Bibi naklediyor. 

2. O zaman §ems-i Tebrizi ve diger bir Cevlaki sahis Seyyid Burhaneddin'in 
Mogollarla i§birligi yaptigini soyleyebiliriz. 

Tabii ki. Burada goruldugii gibi, Mevlana'nm iki hocasi Sems-i Tebrizi ve Seyyid 
Burhaneddin-i Tirmizi'nin Mogollarla isbirligi halinde olduklan acikca fark 
edilmektedir . Nitekim bu olaydan 1 yil sonra Seyyid Burhaneddin olunce onun 
tiirbesini de Mogollar insa ettiler. Burada bir hususa da deginmek gerekir. 
Sems-i Tebrizi'nin Konya'ya gelip Mevlana ile goriismelerinden sonra Mevlana ile 
Mogollar arasmda bir diyalogun basladigmi goriiyoruz. Bunun pek cok belgesi 
bulunmaktadir. Kayseri'de onbinlerce Ahi ve Tiirkmen'i oldiiren, Baycu Noyan, 
ikinci defa Anadolu'yu istila ettiginde Konya'ya da gelmisti. Bu gelisinde Mevlana 
ile goriismeler yapmis ve Mevlana Baycu Noyan ile goriistiikten sonra, sehre gelerek 
Baycu Noyan'm evliyaullahtan oldugunu Konyahlara telkin etmeye cahsmistir. 
Ahmet Eflaki Dede Menakibu'l-Arifin adh eserinde bunu yazmaktadir. 
Mevlana'nm buna benzer bir iddiayi Cengiz Han icin de dile getirdigini goriiyoruz. 
Diinya tarihinde Fir'avn ve Nemrut'tan sonra en gaddar ve kan dokiicii devlet adami 
Cengiz Han'dir. Mevlana Cengiz Han'm bir magaraya cekildigini orada 10 giinliik 
itikaftan sonra Allah' tan mesaj aldigmi ve bu mesaji aldiktan sonra Harezmsahlar 
(Maveraunnehir ile Horosan arasi) iilkesine yurudiigunii ve basarilarmm buradan 
kaynaklandigmi iddia etmektedir. 



FlHl MA FlH 




(M.E.B. baskisi, s. 101-103) dile 



Bu iddiasmi Fihi Ma fih adli eserinde 
getirmektedir. 

Hulagu Han icin de buna benzer bir iddiada bulunmaktadir. Mevlana Mogollar'm 
putperest olduklarmi fakat oruca buyuk bir onem verdiklerini ifade ettikten sonra 
Hulagu Han'm Bagdat'i kusattigmi bir tiirlii sehre giremedigini sonra biitiin 
ordularma emir vererek atlarma uc gun sureyle yem ve su vermemelerini askerlerin 
de oruc tutmalarmi emrettigini soyler. Atlarm tuttugu bu orucun yuzu suyu 
hiirmetine Cenab-i Allah'm Bagdat'rn fethini Hulagu Han'i miiyesser kildigmi 




bildirir ^^^^■^H(Menakibu'l-Arifin). 

Hulagu Han Bagdad' 1 zaptettikten sonra daha batiya ilerleyebildi mi?Evet bundan 
sonra Suriye'yi isgale kalkisti ancak orada Ayn-i Calut denilen yerde Memluklu 
Hiikiimdan Sultan Baybars'a agir bir sekilde yenilip geri cekildi. Bu Sultan Baybars, 
Hulagu Han'm oldurttiigii son Abbasi Halifesi'nin oglu ez-Zahir Billah'i Misir'da 
halite ilan etti ve kendisi de halifenin emiri olarak onun hizmetinde oldugunu 
bildirdi. 

Mevlana "Misir Halifesi ve Onun Hikayesi" basligi altmda miistehcen bir hikaye 
anlatarak bu Misir Halifesini ve Sultan Baybars'i rezil etmeye calismaktadir. Burada 
Mevlana'nm Hulagu Han'a arka ciktigmi gormekteyiz. Bu hikayeyi yazmis 
olmasmdan dolayi olmali ki, bir defasmda Mogol vezirinin Mevlana'ya biiyiik 
miktarda para gonderdigini Eflaki haber vermektedir. 

3. Mevlana'nm Mogol yonetiminden ve onlara destek verenlerden para almasi bir 
defaya mahsus mudur yoksa ba§ka zamanlarda da tekerrur etmi§ midir? 

Mogollarm bu sekilde bircok defa Mevlana'ya para ve degerli hediyeler gonderdigini 
de yine Eflaki Dede bildirmektedir. Nitekim Mevlana da Mogol veziri Taceddin 
Mu'tez'e yazdigi mektupta kendisine gonderdigi paralan aldigmi yazmaktadir. 
Ustelik Taceddin Mu'tez Aksaray'da Turkmenlerin mallarma el koymus ve bu 
mallarma el koymus ve bu mallardan Mevlana'ya da gondermisti. Bunun cizyeden 
(Gayr-i Miislimlerden alman bu vergi) gelen paralar oldugunu Mevlana'ya 
bildirmektedir. O da bu paralan aldiktan sonra bu paralarm kendisine helal olup 
olmadigi yoniinde tereddiide diismiis sonra helal olduguna kanaat getirerek afiyetle 
yemistir. 



Bir defasmda da Mogol hazinedan (Maliye Bakani) olan Emir Serefuddin, 

Mevlana'yi ozel olarak ziyarete gelmis, ona 1000 dinar para vermistir. O donem icin 

bu 50k kiilliyetli bir paradir (1 deve 10 dinardi). 

Bunun gibi daha pek cok ornekler bulunmaktadir. Biitiin bu ornekler, Mevlana ile 

Mogollar ve Mogol yanlisi yoneticilerin ne kadar siki bir iliski 

icinde oldugunu gostermektedir. 

4. Ceviz Kabugu programinda yaptiginiz konusmada Mevlana'nin oglu Alaaddin 
£elebi'nin Mogollara isyan sirasinda olduriildugiinu ve Mevlana'nin oglunun 
cenaze namazini kilmadigini soylediniz. Bu konuyu a^ar misiniz? 

Olayi kisaca anlatayim. 

Sems-i Tebrizi Konya'ya gelince Mevlana 50k giizel oldugu soylenen Kimya Hatun 

admdaki cariyesini Sems-i Tebrizi' ye nikahladi. Bu sirada Kimya Hatun 15, gems 65 

yaslarmdaydi. Kimya Hatun, Mevlana'nin oglu Alaaddin (^elebi ile evlenmek 

istiyordu. 

Alaaddin (Jelebi de onu seviyordu. Bu kizcagiz §ems-i Tebrizi' nin yanmda kalmak 

istemiyor, ara sira onu terk edip bir yerlerde saklaniyordu. Mevlana ve §ems, Kimya 

Hatun'u arattinyorlar, onu bulup tekrar §ems ile birlikte kaldiklan hiicreye 

getiriyorlardi. 

Mevlana'nin oglu Alaaddin (Jelebi zaman zaman babasmm yanma gelme 

bahanesiyle, §ems'in kaldigi hucrenin kapismm oniinden geciyor ve kendisini Kimya 

Hatun'a gosteriyordu. Bir defasmda §ems-i Tebrizi, Alaaddin'in oniinii keserek: 

"Hey delikanli! Bir daha buradan gecersen ayaklarmi kirarim" diyerek Alaaddin 

(Jelebi'yi tehdit etmisti. Eflaki bu olayi §ems-i Tebrizi' nin olduriilmesiyle ilgili 

gormekte ve Alaaddin (Jelebi'nin bazi cevrelerle isbirligi yaparak §ems-i Tebrizi'nin 

olduriilmesi olaymda aktif bir gorev almasmm sebebi olarak gostermektedir. 

5. Tarihin lsiginda Nasreddin Hoca ve Ahi Evren adh eserinizde Nasreddin 
Hoca'nin, ashnda Ahi Evren Hace Nasreddin oldugunu ve §ems-i Tebrizi'ye 
suikast diizenleyenin bu zat oldugunu yaziyorsunuz. Bu suikast giri§iminde 
Nasreddin Hoca ile Alaaddin £elebi arasinda bir i§birligi soz konusu mudur? 

Alaaddin (Jelebi ile §ems-i Tebrizi arasmdaki bu muhalefet iizerine Alaaddin (Jelebi 
§ems-i Terbrizi'nin muhalifleri olan Ahiler arasinda yer aldigi anlasilmaktadir. 
Ahi Evren Hace Nasreddin'in talebesi olmustur. Bu Hace Nasreddin yani Ahi Evren 
Sultan II. Izzeddin Keykavus'a vezir oldugu giinlerde Sems-i Tebrizi'ye suikast 
duzenletmistir (1247). Bu olayda Alaaddin (Jelebi onemli bir rol ustlenmistir. Sems-i 
Tebrizi'nin olduriilmesi olaymdan kisa bir siire sonra, Ahi Evren Hace Nasreddin ve 
Alaaddin (Jelebi Kirsehir'e goctiiler. 1261 yilmda Anadolu'nun bircok vilayetinde 
Mogollara karsi ayaklanmalar bas gosterdi. Kirsehir'de de Ahi Evren ve arkadaslan 
ayaklanma baslattilar. 



6. Ayaklanma ba§anh oldu mu? 

Bu ayaklanmayi bastirmak uzere Mevlana'nm muridi ve Mogol asilli Cacaoglu 
Nureddin Kirsehir'e gonderildi. Nureddin Caca, Kirsehir'e gitmeden once Mevlana 
ile bir goriisme yapti. Tarn bu sirada Mevlana'nm da oglu Alaaddin Celebi'ye iki 
mektup yazdigmi ve onu aile ocagma donmeye ikna etmeye calistigmi goriiyoruz. 
Cacaoglu Nureddin buradaki ayaklanmayi bastirarak isyancilarm tamammi kilictan 
gecirdi. Burada Ahi Evren Hace Nasreddin ve Mevlana'nm oglu Alaaddin Celebi'nin 
de olduruldiikleri anlasilmaktadir. Cacaoglu Nureddin bundan sonra Konya'ya 
gelmis ve Alaaddin Celebi'nin cenazesini de Konya'ya getirmis olmali ki, Alaaddin 
Celebi'nin cenaze namazmm kilmmasi soz konusu olmustur. 
Mevlana israrlara ragmen oglunun cenaze namazmi kilmamishr. Bu haberi hem 
Ahmet Feridun Spesalar hem de Eflaki vermektedir. 

Abdulbaki Golpmarh ve Feridun Nafiz Uzluk (Mevlana'nm hayatmi yazan iki 
Mevlevi) Mevlana'nm oglunun cenaze namazmi kilmayismi, §ems-i Tebrizi'nin 
oldiiriilmesi olayma katilmasiyla izah etmektedirler. 

Alaaddin Celebi §ems-i Tebrizi'nin oldiiriilmesi olayma katilmi§ olmakla katil olmu§ 
olur. Hukuken katilin cenaze namazi kilmir. Mevlana bunu bilmeyecek kadar cahil 
olmamalidir. O halde oglunun cenaze namazmi kilmamasmm nedeni, oglunun 
Mogol yanlisi iktidara kargi isyan durumunda oldiirulmesinden dolayidir. Yani 
oglunu "bagi" (Me§ru otoriteye ba§kaldiran)addetmektedir. islam Hukukunda 
baginin cenaze namazi kilmmaz. O halde Mevlana'nm oglunun cenaze namazmi 
kilmamasi §emsi oldiiriilmesi olayma katilmasmdan dolayi degildir. 
Goriiliiyor ki, Mevlana bu iktidara karsi olanlan bagi kabul etmektedir. Biitiin bu 
bilgi ve belgeler Mevlana'nm ve cevresindekilerin Mogol yoneticilerle ve Anadolu'da 
kurulan Mogol yanlisi yonetimlerle iyi iliskiler iginde bulundugunu gostermektedir. 

7.0 zaman size yonelen tepkileri nasil degerlendiriyorsunuz? 

Bu tepkileri anlamak miimkiin degildir. Goriiliiyor ki bu tepki gosterenlerin, ne 
Mevlana'yi taniyorlar ne de eserleri hakkmda bilgileri vardir. Kaldi ki §ems-i 
Tebrizi'nin sohbetleri olan "Makalat" adh eseri incelendiginde bu zatm Anadolu 
insanmi Mogollara itaat etmeye ve Mogol yonetiminden razi olmaya cagirdigi 
rahatlikla goriilebilmektedir. Aslmda bu fikri Mevlana'nm torunu Ulu Arif Celebi de 
dile getirmektedir. Eflaki soyle bir anektod nakletmektedir. 
Ulu Arif Celebi Mogollan destekliyordu. Mogollarla miicadele halinde olan 
Karamanogullan Ulu Arif Celebi' ye nicin kendileriyle olmayip Mogollardan yana 
oldugunu sorduklarmda o soyle cevap vermistir: "Biz dervisleriz. Bizim nazanmiz 
Allah'm iradesine baghdir. O iktidan kime verirse biz de onun tarafmi tutariz" 




demistir . ^^^BD(Menakibu'l-Arifin, II, 925- 926). 

Biitiin bu belgeler ve bilgiler bize acik olarak gostermektedir ki, Mevlana Celaleddin- 
i Rumi ve hocasi §ems-i Tebrizi Mogol yanlisi bir politika izlemislerdir. Ve bunun 
mucadelesini yurutmiislerdir. Bu siyasi dusiincelerinin miicadelesini vermislerdir. 
Bundan dolayi o donemde Mogol iktidarma muhalif olan cevrelerle de miicadele 
etmislerdir. 

Mevlana ile Hace Nasreddin arasmdaki miicadele de buradan kaynaklanmaktadir. 
Haci Bektas'a ve Sadreddin Konevi'ye karsi muhalif tutumu da bundandir. Bu 
konuyu daha fazla detaylandirmaya gerek de gormuyorum. Mevlana'nm bu 
tutumunu tarihi verilere gore inkar etmek mumkun degildir. Bundan dolayi da tepki 
gostermek gereksiz ve yersizdir. Bu tepkiyi gosterenler bunun yerine "Mevlana da 
bir insandir. Onun da kendine gore bir diinya gorii§u ve olaylara baki§ bicimi ve 
degerlendirmelerinin bulunmasi tabiidir. Eserlerinde bu diinya gdrii§unu, hayata ve 
olaylara baki§ini anlatmi§ ve yorumlami§tir" diyebilirlerdi. Nitekim ben de 
meslegimin geregi olarak calismalanmda onun bu yonlerini tespite ve du§unce 
bicimini te§hise cali§iyorum. Birilerinin gikip Mevlana'y 1 ve eserlerini dinle, Islam ile 
ozdeslestirmeleri halinde icinden cikilmaz bir kaos ortaya cikar. 
Mesnevi'nin en basmdaki " Bu Mesnevi alemlerin Rabbinden indirilmis bir Kitap'tir " 
soziinii izah etmekmumkun degildir. " Ondan sonra Mevlana oyle demisse 
dogrudur " veya " Mevlana'nm soziinii yorumlama yetkisini kim bize vermis " 
diyerek acz ve cehaletlerini ortbas etmeye calisiyorlar. 

8. Tepkilerin ticari bir yonii var mi? 

Dogrusu akla gelmiyor degil. Bana karsi tepki gosterenlerin cogu, Mevlana sayesinde 
Konya'ya turistlerin geldigini ve cok sayida Konyalmin Mevlana sayesinde ekmek 
parasi kazandiklarmi bu davramsimm turistlerin Konya'ya gelisini engellemeye 
yonelik oldugunu iddia etmektedirler. Halbuki bu olaym turizmle uzaktan yakmdan 
iliskisi yoktur. Bu konu turistleri hie ilgilendirmez. Hatta turistlerin dikkatini cekici 
bir hava da yaratabilir. (Jok enteresandir bu tepki gosterenlerden birisi Mevlana 
sayesinde Konya'da deprem olmadigmi soylemektedir. 

Bu ve benzeri iddialar, bu tepkicilerin ne kadar tutarsiz ve mesnetsiz olduklarmi 
ortaya koymaktadir. Turizmi engelleme seklindeki karsi cikislardan birine soyle 
cevap verdim: "Keseniz zarar gorecek diye endi§e buyurmayiniz. Tevhidi bir iman 
xizere olursaniz, Allah baska rizik kapilari a^ar, ummadiginiz yerden size nimet 
verir." 

9. Bu konuyu ele almanin gereksiz ve zamansiz oldugu yoniinde ele§tiriler 



aldiniz, bu konuda ne diyeceksiniz? 

Bir tarihci olarak bu olayi su maksatla ele aliyoruz. 

Mogollar Anadolu'yu isgal etmis bircok vilayette katliamlar olmus. Musliimanlarm 
mallari yagma edilmis, boyle bir ortamda Mevlana gibi sair ve miitefekkir bir zatm 
bu olaylar karsismdaki tutumu nedir ve olaylan nasil degerlendirmektedir? 
Anadolu insanma ve cevresindekilere neler tavsiye etmektedir? 
Toplumdaki problemlere yaklasimi nasildir vb. sorular akla gelebilir. Bu sadece 
Mevlana icin gecerli degil. O devrin diger ilim adamlan, sair ve miitefekkirleri icin 
de ayni amaci gozetmek durumundayiz. Boyle bir ortamda kim ne yapmaktadir? 
Iste bu cahsmalar icine girdigimizde Mevlana'yi da bu yonde bir degerlendirmeye 
tabi tutmak zorundayiz. Bir tarihci olarak bunu yapmak meslegimizin geregidir. Her 
tarihci hangi donem ile ilgili cahsiyorsa kendi donemindeki ileri gelenleri tespit 
etmek ve onlarm yolunu yordammi ve faaliyetlerini mercek altma almak 
durumundadir. 

Ben de bir Selcuklu donemi mutehassisi olarak bu i§i yapmaktayim. Bundan dolayi 
ilim ve fikir adamlarmin elini kolunu baglamaya kalkmak bilimsellige hatta insanliga 
yakigir §ey degildir. 

Hicbir konuda ilim ve fikir adamlarma kisitlama getirilemez. Her devirde ilim 
adamalan aragtirmalarinm verilerini toplumla payla§mak durumundadir. Bunun 
engellenmesi halinde toplum statik bir yapi icinde hapsedilmig olur. Devlet ve 
yoneticiler de ilim adamlarma bu verilerini toplumla payla§ma imkani vermek 
durumundadirlar. Oysa goriiyoruz ki, yoneticiler de en az bagnazlar kadar ileri 
gitmekte ve hatta birtakim yakigiksiz ve terbiyesiz ifadeler kullanabilmektedirler. 
Burada bir hususa daha degineyim. Bu fikirleri 30 seneden beri soyluyor ve 
yaziyorum. Sanki ilk defa soyluyormu§um gibi bana kar§i hucuma gegtiler. 

Medyanin ve halkin bunu bilmemesi mazur gorxilebilir. Fakat Mevlana 
savunuculugunu yaptigini zannedenlerin bunu bilmeleri gerekirdi. Anla§ihyor ki 
bu Mevlana savunuculan Mevlana ve eserlerini bilmedikleri gibi Mevlana 
hakkindaki gorii§ ve beyanlardan da habersizdirler. (Zunkxi Mevlana hakkindaki 
bu iddialar 80 seneden beri bir^ok tarihci ve ilim adami tarafindan yazilmi§tir. 
Rahmetli Fuat Koprulii, §ehabeddin Tekindag Mustafa Akdag bu yonde fikirler 
beyan eden tarihcilerdenbirkacidir. Bunlardan biri de benim. 
13.06.2002 

mam Rabbani'den Misaller 

1. §eyhulislam Ahmed Namik-i Cami Allah adina yalan soyluyor. (S.331) 

Mevlana Abdurrahman Cam! (k.s.) Nefehat kitabinda diyor ki: 

§eyhulislam Ahmed Namik-i Cami buyurdu ki: "Evliyanin gektigi riyazetlerin, sikintilann 

hepsini yalniz ba§ima gektim ve daha 90k da gektim. Allahii teala, evliyaya verdigi hallerin, 



ihsanlann hepsini bana verdi. Her dortyiiz senede, Ahmed isminde bir kuluna boyle biiyiik 
ihsanlar yapar ve bunu herkes goriir." Ahmed Cami'den, Imam-i Rab ban! (k.s.) zamanina 
kadar dortyiizotuzbes sene olup, bu zaman iginde evliya arasinda bu buyuklukte, Ahmed 
isminde biri bulunmadi. Ahmed Cami'nin haberi, biiyiik bir zan ile Imam-i Rabbani'ye (k.s.) 
aid olmaktadir. Seyhiilislam Ahmed Cami'nin; "Benden sonra benim ismimde onyedi ki§i 
gelir. Bunlann sonuncusu bin tarihinden sonra olup, en buyugii ve en yiiksegi odur" sozii de, 
bu hususu kuvvetlendirmektedir. 

2. imam-i Rabbani Allah adina yalan soyluyor. (S.336) 

Birgiin Imam-i Rabbani hazretleri murakabe halkasinda bir kinklik' ve amellerindeki kusurlan 
gorme halinde iken: "Seni ye kiyamete kadar vasitah veya vasitasiz seni tevessiil, vesile 
edenleri, senin yolunda gidenleri ve sana muhabbet edenleri magfiret eyledim" nidasim 
duydu. Ve "Bunu herkese soyle" diye kendilerine emrettiler. Nitekim Mebde' ve Me'ad 
risalelerinde bunu bildirmi§tir. 

Imam-i Rabbani hazretlerine; "Elbette o, miittekilerdendir" ilhami geldi. Bunun sebebi §u idi: 
Birgiin vefat eden ogullanndan birinin ruhuna sadaka olarak bir yemek verdi. Bu arada 
inkisarlannin (kinkliklannin) kendisini istila etmesinden dolayi buyurdu ki: "Bu sadakamizi 
nasil kabul ederler. Allahii teala sadakayi kabul hakkinda; "Allah ancak mut-tekilerinkini 
kabul eder" buyuru-yor. Bunu derken, §oyle bir nida geldi: "Elbette o miittekilerdendir." 
Imam-i Rabbani hazretlerine: "Cenaze namazinda bulundugun herkes magfiret olunmustur" 
mujdesi ilham olundu. 

Magfiret olunmasi igin hangi mezann ba§ina gitse, kendisine o mezarda bulunanlardan azabin 
kaldinldigi ilham edilirdi. 

Imam-i Rabbani hazretlerine ilham olundu ve miijde verildi ki: "Senin soyledigin ve yazdigin 
ilimlerin hepsi bizdendir." Kendisine mahsus olup, tereddiit ve §iiphe ettigi ilimlerin 
dogrulanni ve hakikatlerini de kendisine bildirdiler. 

3. "Allah soyle bildirdi." diyerek Allah'a iftira ediyor. (S.336) 

imam-i Rabbani hazretleri buyurdu ki: "Ramazan-i §erifin son on gununde idi. Teravih 
namazini kildiktan sonra, kendimde bir gev§eklik hissedip yatagima yatmak istedim. 
Yatarken, bu gev§ekligin goklugundan evvela sag tarafa donecegimi unuttum. Halbuki bu 
siinnet idi. Sol tarafa doniip yattim. Bir miiddet sonra siinneti terk ettigim hatinma geldi. Bunu 
ilk defa terk ettigimi dii§undum. O anda unutarak ve sehven oldugu bildirildi. Fakat, siinneti 
terketmek korkusu benden gitmedi. Hemen kalktim; sag tarafa doniip yattim. Bunu yaptik tan 
sonra Allahii tealanin nihayetsiz nur ve feyzleri zahir oldu ve §oyle bildirildi: "Sen bu kadar 
siinnete riayet edince, ahirette higbir sekilde sana azdp etmem ! " 

4. "Allah Rasulu icazet yazmak igin gelip yatagimn uzerine oturuyor." Yalani (S.236- 

237) 

Yine Ramazan-i §erifin son on gununde buyurdu ki: "Bu gun son derece giizel bir hal zahir 
oldu. Yatagimda uzanmi§ yatiyordum. Gozlerimi kapami§tim. Yatagimin uzerine bir 
ba§kasinin gelip oturdugunu hissettim bir de ne goreyim evvelkilerin ve sonrakilerin seyyidi, 
efendisi Peygamberimizdir(s.a.v.).Buyurdu ki: " Senin igin icazet yazmaga geldim.Hig 
kimseye boyle bir icazet yazmadim." Gordiim ki , o icazetnamenin metninde bu dunyaya ait 
biiyiik liituflar yazili idi. Arkasinda da obiir dunyaya ait, cok inayetler yazmi§lardi." imam-i 
Rabbani hazretleri bu hususu "Mektubat" mm 3. cilt 106. mektubunda uzun bildirmektedir. 

5. "Seytam imam-i Rabbani'nin sinesinden disan gikardilar." Yalani (S.337) 



Vesveler veren Hannasi (Seytan) imam Rabbani'nin sinesinden di§an cikardilar. Kendisi bunu 
soyle anlatmi§tir: "Duha (ku§luk) namazinda idim. Aniden sinemden biiyiik bir belanin 
ciktigini gordiim. Ondan sonra, onun yuvasinin da sinemden cikanldigini gosterdiler. 
Etrafinda bulunan biiyiik zulmetten de bir eser kalmadi. Kalbimde biiyiik bir in§irah (ferahhk) 
buldum.Gogsiimden cikanin, Resiilullahin (s.a.v.) ondan Allahii tealaya siginmakla emir 
olundugu Hannas oldugunu bildirdiler. Ve yine bildirdiler ki, usul-i dinde zahir olan dii§iince 
ve tehlikelerin men§ei bu Hannasdir ki, gogiiste yuvasi vardir. Kalbi her zaman oradan 
igneler. 

[Islam Alimleri Ansiklopedisi c. 15, Tiirkiye Gazetesi, ihlas Gazetecilik, Istanbul] 



Imam Rabbani Allah c.c. zahir ismiyle nasil alay ediyor: 

Kamil ve herkesi kemale kavu^turan, vilayet derecelerine ulasmis, nihayeti baslangica 
yerle?tirmi§ olan yolda gidenlerin onderi, Allah-u Teala'nin begendigi dinin 
kuvvetlendiricisi.. Seyhimiz ve imamimiz Seyh Muhammed Baki Nak^ibendi ve ahrari 
(K.S.) hazretlerine kolelerinin en asagisi olan Ahmet'den en yttksek makama dilekgedir. 
Kiymetli emirlerinize uyarak bu mektubu yuzumun karasiyla yaziyorum. Dagimk , 
bozuk olan hallerimi titreyerek arzediyorum. Bu yolda ilerlerken, Allahii Teala'nin ism- 
i zahirleri o kadar 50k tecelli etti ki, her §eyde ayri ayn goriindii. Hatta nisa ^eklinde, 
onlarin organlari halinde ayri ayri zahir oldu. Bu taifeye o kadar baglandim ki, nasil 
bildireyim, kendimi tutamiyorum. Onlarin seklindeki zuhur baska hi^bir §eyde yoktu. 
Alem-i emrdeki latifelerin halleri ve acaip giizellikler bu sekilde gorundugu kadar baska 
hi^bir §eyde gorulmuyordu. Onlarin yamnda eriyordum. Yanip kiil oluyordum. Bunun 
gibi her yiyecekte, her igecekte ve her cisimde ayri ayri tecelliler oldu. 

[Mektubat, Ahmed Faruki Serhendi, Ter.H.Hilmi I§ik] 

Tarn ilmihal, Saadet-i Ebediye 

1-Sen olmasaydin gokleri yaratmazdim, iftirasi.(S: 33) 

Seyyid Abdiilhakim efendi buyurdu ki: (Her Peygamber, kendi zamaninda, kendi mekaninda, 
kendi kavminin hepsinden, her bakimdan iistiindiir. Muhammed "aleyhisselam" ise, her 
zemanda, her memleketde, ya'ni diinya yaratildigi giinden, kiyamet kopuncaya kadar, gelmi§ 
ve gelecek, biitiin varliklann, her bakimdan en iistiiniidiir. Hie kimse, hicbir bakimdan Onun 
iistiinde degildir. Bu giic bir§ey degildir. Diledigini yapan, her istedigini yaratan, Onu boyle 
yaratmi§dir. Hicbir insanin Onu medh edecek giicii yokdur. Hicbir insanin, Onu tenkid edecek 
iktidan yokdur). Allahii tealanin, (Sen olmasaydin, gokleri yaratmazdim!) buyurdugu, 
(Ma'rifetname) onsoziinde ve (Mevahib-i lediinniyye)nin 6. ci ve 13. cii ve (Envar-i 
Muhammediyye)nin 13. cii ve 15. sahifelerinde yazihdir. imam-i Rabbaninin (Mektubat)'inin 
iiciincii cildindeki 122. ve 124. mektublannda da yazihdir. 

2-ibn Arabi'nin kabirde ademden onceki ademlerle gorii^tugu yalam. (s:79) 

Soruyorsunuz ki, §eyh Muhyiddin-i Arab! "kuddise sirruh", (Fiituhat-i mekkiyye) kitabinda, 
bir hadis-i §erif bildiriyor. Bu hadis-i §erifde, Peygamberimiz "sallallahii aleyhi ve sellem", 



(Allahii teala, yiizbin Adem yaratmi§dir) buyurmakdadir. Muhyiddin-i Arab! "rahmetullahi 
aleyh" sonra alem-i misalden gordiigii birkag §eyi yaziyor ve diyor ki, (Ka'be-i mu'azzamayi 
tavaf ederken, yanimda birkag ki§i vardi. Bunlan hig tanimiyordum. Tavaf yaparken, arabi iki 
beyt okudular. Bir beytin ma'nasi §oyle idi: 
Yillarca, biz de sizin gibi, 
Hepimiz, tavaf etdik bu evi. 

Bu beyti duyunca, bu kimselerin alem-i misalden olmasi hatinma geldi. Boyle du§uniirken, 
iclerinden biri, bana bakarak, ben, senin dedelerinden birisiyim dedi. Sen oleli kag sene oldu? 
dedim. Kirkbin seneden 50k dedi. Bu soziine § a§din ve tarihgiler, insanlann ilk babasi olan 
Ademden "aleyhiisselam", bugiine kadar yedibin sene gegmedigini soyliiyor dedim. Senj 
hangi Ademi diyorsun? Ben, yedibin seneden gok onceki zemanlarda ya§iyan Ademin 
evladindanim, dedi. Bunu i§itince yukandaki hadis-i §erifi hatirladim). 



3-Evliyalarin bir QOgu bir anda ^e^itli yerlerde g6rulmii§ , birbirine uymayan i$ler 
yapmi^lardir. Yalani . (s: 85) 

Evliyadan bir gogu, bir anda ge§idli yerlerde gorulmus. birbirine uymiyan i§ler yapmi§lar. 
Burada da latifeleri, insan §ekline girmekde, ba§ka ba§ka bedenler halini almakdadir. Bunun 
gibi, mesela Hindistanda oturan ve §ehrinden hig gikmami§ olan bir Veliyi, hacilar Ka'bede 
goriip konu§duklanni, ba§kalan da, mesela ayni giinde istanbulda, bir kism kimseler de, bu 
Veli ile, yine o giin, Bagdadda goru§duklerini soylemisjerdir. Bu da, o Velinin latifelerinin 
muhtelif sekiler almasidir. Ba'zan o Velinin bunlardan haberi olmaz. Seni gordiik diyenlere, 
yanihyorsunuz, o zaman, evimde idim. O memleketlere gitmemi§dim, o §ehrleri bilmiyorum 
ve sizleri de tanimiyorum der. 

Yine bunlar gibi, giig halde bulunan kimseler, korku ve tehlukelerden kurtulmak igin, olii 
veya diri olan ba'zi Evliyadan yardim istemi§dir. O buyuklerin, kendi sekilerinde olarak, 
hemen orada bulunduklanni ve imdadlanna yeti§tiklerini gormu§lerdir. Bu Evliyanin "kadde- 
sallahii teala esrarehumul'aziz, yapdiklan yardimdan ba'zan haberi olmakda, ba'zan da 
olmamakdadir. [Bu hal, bilhassa muharebelerde goriilmu§dur.] Boyle yardimlan yapanlar, o 
din buyuklerinin ruhlan ve latifeleridir. Latifeleri ba'zan, bu alem-i §ehadetde, ba'zan da alem- 
i misalde §ekl almakdadir. Nitekim Peygamberimizi "sallallahu aleyhi ve sellem" bir gecede, 
binlerce kimse, rii'yada goriip istifade etmekdedir. Bu gordukleri, hep Onun "sallallahu aleyhi 
ve sellem" latifelerinin ve sifatlannin alem-i misaldeki §ekileridir. Yine bunlar gibi, salikler, 
miir§idlerinin alem-i misaldeki suretlerinden istifade ederler ve bu yolla mu§killerini gozerler. 



4-Rasuullahin be§eri vasfini kutsallastirma, iftirasi. (s:379-380) 

Server-i alemin "sallallahu aleyhi ve sellem" miibarek gozleri uyur, kalb-i §erif-i uyumazdi. 

Ag yatip tok kalkardi. Asia esnemezdi. Miibarek viicudu niirani olup, golgesi yere dii§mezdi. 

Elbisesine sinek konmaz, sivrisinek ve diger bocekler miibarek kanini igmezdi. Allahii teala 

tarafindan Resulullah oldugu bildirildikden sonra, §eytanlar goklere gikarak haber alamaz ve 

kahinler soyleyemez oldu. 

Bir kimse, Rahmeten-lil-alemin "sallaiiahii teala aleyhi ve sellem" rii'yada gorse, muhakkak 

Onu gormu§dur. ^iinki, §eytan Onun §ekline giremez. 

Server-i alem "sallallahu aleyhi ve sellem", bizim bilmedigimiz bir hayat ile, §imdi 

hayatdadir. Cesed-i §erifi asla giiriimez. Kabrinde bir melek durup, ummetinin soyledikleri 

salevati kendisine haber verir. Minberi ile kabr-i §erifi arasina (Ravda-i mutahhera) denir. 

Burasi cennet bahgelerindendir. 



5-Hilmi I$ik Ebu Hanife'nin sahsmda Allah'a ve Resiilune iftira ediyor. (s:441-442) 

Hadis-i §erifde, (Ummetimden, Ebu Hanife adinda biri gelecektir. Bu, Kiyamet giinii, 
ummetimin i§igi olacakdir) buyuruldu. Bir hadis-i §erifde, (Nu'man bin Sabit adinda ve Ebu 
Hanife denilen biri gelecek, Allahu tealanin dinini ve benim siinnetimi canlandiracakdir) 
buyuruldu. (Ebu Hanife adinda biri gelir. O, bu ummetin en hayrhsidir), (Ummetimden biri, 
siinnetimi canlandinr. Bid'atleri oldiiriir. Adi, Nu'man bin Sabitdir), (Her asirda, ummetimden, 
yiikselenler olacakdir. Ebvi Hanife, zemaninin en yiiksegidir), (Ummetimden, Ebu Hanife 
adinda biri gelecekdir. iki kiiregi arasinda ben vardir. Allahu teala, dinini, onun eli ile 
canlandinr) hadis-i §erifleri me§hurdur. 

Alimlerden biri, rii'yada, Resulullaha "sallalla-hii aleyhi ve sellem", (Ebu Hanifenin ilmi igin 
ne buyurursunuz?) dedi. Cevabinda, Onun ilmi herkese lazimdir) buyurdu. Ba§ka bir alim, 
rii'yasinda (Ya Resulallah! Kiife §ehrindeki Nu'man bin Sabitin bilgileri icin ne 
buyurursunuz?) dedi. (Ondan ogren ve onun ogretdigi ile amel et. O, cok iyi kimsedir) 
buyurdu! imam-i Ali "radiyallahu anh" (Size, bu Kiife §ehrinde bulunan, Ebii Hanife adinda 
birini haber vereyim. Onun kalbi, ilm ile, hikmet ile dolu olacakdir. Ahir zemanda, bircok 
kimse, onun kiymetini bilmiyerek helak olacakdir. Nitekim, §i'iler de, Ebvi Bekr ve Omer icin 
helak olacaklardir) dedi. imam-i Muhammed Bakir "rahmetullahi aleyh", Ebii Hanifeye 
"rahmetullahi teala aleyh" bakip (Ceddimin dinini bozanlar cogaldigi zeman, sen onu 
canlandiracaksin. Sen korkanlann kurtancisi, §a§iranlann siginagi olacaksin! Sapiklan dogru 
yola cevireceksin! Allahu teala yardimcin olacak!) buyurdu. 



6-Hilmi I^ik'in 'veliler gaybi bilir', iddiasi (s: 448) 

Evliya gaybi bilemez diyorlar. Bunlara cevab olarak deriz ki, bu ayet-i kerime, gaybin 
vasitasiz olarak ve yalniz vahy getiren melege bildirilmesini haber veriyor. Peygamberler ve 
Evliyaya diger melekler vasitasi ile veya ba§ka vasita ile bildirilmekdedir. 



7-Hilmi I§ik Abdulkadir Geylani ve Maruf Kehriye ilahhk vasfi veriyor. (s:455-6) 

Abdiilhak-i Dehlevi hazretleri de(Mi§kat) tercemesinde buyuruyor ki, (Peygamberler ve 

Evliya oldukden sonra, bunlardan yardim istemege, me§ayih-i izam ve fikh alimlerinin cogu 

caizdir dedi. 

Ke§f ve kemal sahibleri, bunun dogru oldugunu bildirdi. Bunlardan cogu ruhlardan feyz 

alarak ytikseldiler. Boyle ytikselenlere (Uveysi) dediler. 

Imam-i Safi'i buyuruyor ki, imam-i Musa Kazimin kabri, duamin kabul olmasi icin bana 

tiryak gibidir. Bunu cok tecribe etdim. imam-i Gazali buyurdu ki, diri iken tevessiil olunan, 

feyz ahnan kimseye, oldukden sonra da tevessiil olunarak feyz ahnir. Me§ayih-i kiramin 

biiyiiklerinden biri diyor ki, diri iken tesarruf yapdiklan gibi, oldukden sonra da tesarruf, 

yardim yapan dort biiyiik Veli gordiim. Bunlardan ikisi, Ma'ruf-i Kerhi ve Abdulkadir-i 

Geylani hazretleridir. 



8-Hilmi I$ik insanlari kabirlere tapmaya <jagiroyor.(s.459) 

Abdiillah-i Dehlevi hazretleri sekizinci mektubunda, (Bu fakirin ruhaniyyetine tevecciih 
ediniz! Yahud, mirza Mazher-i Can-i Cananin mezanna gidip, onun ruhaniyyetine tevecciih 
ediniz! Ona tevecciih edince, Allahii tealanin feyzlerine kavu§ulur. O, zemanimizdaki binlerce 
diriden daha faidelidir) buyurmakdadir. (Makamat-i Mazheriyye) 58. sahifesinde buyuruyor 
ki, (Evliya mezarlanni ziyaret ederek, feyz vermeleri icin yalvar! Fatiha ve Salevat okuyup, 
sevablanin miibarek ruhlanna gondererek, onlan Allahii tealanin nzasina kavu§mak icin 
vesile yap ki, zahir ve batin se'adetlerine bu vesile ile kavu§ulur. Fekat, kalbi tasfiye etmeden, 
Evliya kalblerinden feyz almak giicdiir. Bunun icin, hace Behaiiddin "kaddesallahii teala 
sirrehiil'aziz" evvela, Evliyanin kalblerinden feyz almagi nasib etmesini Allahii tealadan 
istemek, daha iyidir, demi§dir). 

9-Hilmi I^ik'in 'Kur'an'i anlamak i<jin degil, bereketlenmek igin okunmalidir', iddiasi 
(s:469) 

Kur'an-i kerimi, anlamak ve anladigimiza gore amel etmek icin degil, kelam-i ila-hiden 
bereketlenmek, faidelenmek icin okuyoruz. Biz mukallidler, tefsir ilmini bilmedigimiz icin, 
ahkam-i islamiyyeyi, din imamlanmizin kitablanndan ogreniyoruz. 



10-Hilmi I§ik Kutb dedigi hayali ki^ilere ilahi sifatlar vererek Allah'a iftira ediyor. 
(s:909) 

Bugiin memleketimizde ve biitiin diinyada bir Miir§id-i Kamil, bir Arif-i miikemmil 
bulundugunu bilmiyoruz. Evet (Kutb u medar) her zaman bulunur. §imdi de vardir. 
Resulullah(sav) zemanin da vardi. Bunlara (Kutbul Aktab) da denir. Fekat, bunlara inziva 
lazimdir. Bunlan kimse tanimaz. Hatta bazen, kendileri bile kendilerini bilmez. (Kutb u ir§ad) 
ise kayyum-i alemdir. Herkese rii§d ve iman, bunun vasitasi ile gelir. . . 

Tarn tlmihal, Saadet-i Ebediye, Hakikat Kitabevi, 80.Baski, Ist.2000 

Vehhabtye Nasihat, H.Hilmi I§ik Kitabindan 
Sapikhklar 



1. Cafer-i Sadik'in sahsinda Ebu Hanife'ye iftira. (S.24) 

imam-i Azam Ebu Hanife Hazretleri, omriiniin son yillannda, ictihadi birakdi. iiki sene, 
Ca'fer Sadik hazretlerinin sohbetinde bulundu Sebebini sorduklannda, (Bu iki sene olmasaydi, 
Nu'man helak olurdu buyurdu. Her iki imam, ilmde ve ibadetde son derece ileri olduklan! 
halde, tesavvuf biiyiiklerinin yanina giderek, ma'rifet ve bunun meyvesi] olan (hakikiiman) 
edindiler. ictihaddan daha kiymetli ibadet olur mu? Ders vermekden, islamiyyeti yaymakdan 
daha iistiin amel olur mu? Bunian birakip, tesavvuf biiyiiklerinin hizmetlerine sanldilar 
Boylece marifete kavu§dular. 



2. Peygamberin ac. olanlara kabrinden ekmek dagitmasi yalani. (S.34) 

Ibn-i Celah, Medinede fakir du§mu§du. Hiicreni se'adete gelip (Ya Resulallah! Bugiin sana 
musafir geldim. Karnim cok acdir) dedi. Bir kenara cekilip uyudu. Resulullah, rii'yasinda 
goriiniip, biiyiik bir ekmek verdi. Diyor ki, 90k ac oldugum icin, hemen yemege ba§ladim. 
Yansi bitince, uyandim. Kalan yansini elimde buldum. 

Ebiil-Hayr Akta' Medinede be§ giin ac kalmi§di. Hucre-i se'adetin yanina gelip, Resuiullaha 
selam verdi. Ac oldugunu bildirdi. Bir yana gekilip uyudu. Ru'yada, Resulullahin geldigini 
gordii. Saginda Ebu Bekr Siddik, solunda Omer Faruk ve onunde Aliyyiil Miirteza vardi. 
Hazret-i Ali gelip, ya Ebel-Hayr! Kalk, ne yatiyorsun? Resulullah geliyor dedi. Hemen kalkdi. 
Resulullah gelip, biiyiik bir ekmek verdi. Ebiil-Hayr diyor ki, 90k ac oldugum igin hemen 
yimege ba§ladim. Yansi bitince uyandim. Kalan yansini elimde buldum. 

3. Raulullah'in kabrinden para isteyenlere para ve altin dagitmasi yalani. (S.34) 

Ebu Abdullah Muhammed bin Ber'a hazretleri diyor ki, babam ile Mekkede parasiz kaldik. 
Ebu Abdullah bin Hafif de yanimizda idi. Giic hal ile Medineye geldik. Ben cocukdum. 
Acikdim diyerek aglardim. Babami cok iizdiim. Babam dayanamadi. Hucre-i se'adete gelip 
(Ya Resulallah! Bu gece sana musafiriz) dedi. Bir yana oturdu. Gozlerini kapadi. Biraz sonra, 
ba§ini kaldinp giildii. Sonra cok agladi. Goziinii acip, Resulullah elime para verdi dedi. 
Avucunu acdi. Paralan gordum. Bunlan hem kullandik, hem de sadaka verdik. Rahatca 
Sirazda evimize geldik. 

Ahmed bir Muhammed Sofi diyor ki, Hicaz collerinde iic ay kadar dola§dim. Hicbir varhgim 
kalmadi. Giiclukle Medineye geldim. Hucre-i se'adet yaninda Resuiullaha selam verdim. Bir 
yana oturup uyudum. Resulullah «sallallahu aleyhi ve sellem» goriiniip, (Ahmed geldin mi? 
Avu-cunu ac !) buyurdu. Avucumu altinla doldurdu. Uyandim. Ellerim altin dolu idi 



4. Rasulullah'in bir kase siit ikram etmesi yalani . (S.35) 

Serif Miihessir Kasimi, Hucre-i se'adetin Sam tarafindaki, tehecciid mihrabi onunde 
uyumu§du. Ansizin kalkip, Hucre-i se'adetin oniine geldi. Giilerek geri gitdi. Mescid-i Nebi 
hizmetcilerinin miidiri olan Semseddin Savab, mihrab yaninda idi. Nicin guldiigunu sordu. 
(Birkag giindenberi evimde yiyecek yokdu. Hazret-i Fatimanin makaminda, Ya Resulallah! 
Ac kaldim demi§, buraya gelip uyumu§dum Ru'yada, Yiice Ceddim bir kase siit verdi, fcdim. 
Uyandim. Kase elimde idi. Te§ekkur icin, Hucre-i tahire oniine geldim. Oradaki zevkden, 
lezzetden giildiim, i§te kase!) dedi. (Misbah-uz-zulam) kitabi bunu uzun yazmakdadir 



5. Yitirdigi anahtarim Rasulullah'dan istemesi. (S.35) 

imam-i Semhudi hazretleri, kapisinin anahtarim dii§urdu. Bulamadi. Hucre-i se'adet oniine 
gelip, Ya Resulallah! Anahtanmi dii§urdum. Evime gidemiyorum dedi. Bir cocuk elinde 
anahtan getirdi. Bonii buldum. Acaba sizin mi dedigini, (Medine tarihi) adindaki kendi- 
kitabinda yazmakdadir. 



6. Rasulullah'dan elma, armut, hurma isteyenlere kabrinin ic. tarafindan uzatilmasi 
yalani. (S.35) 



Seyyid Ahmed Medeni efendi, (Deiail-ul-hayrat) kitabinin sahibi olan Suleyman Cezuli 
efendinin soyundandir. (Mir'at-i Medine) kitabinin yazildigi biniicyiizbir (1301) -senesinde 
sag idi. Babasi fakir imi§. Cocuk elma, armut, hurma gibi §eyler isteyince, satin alamazmi§. 
Oyalamak icin, git Resulullahdan iste dermi§. Seyyid Ahmed efendi, Hucre-i se'adet kapisina 
gidip, diledigini istermi§, Sebeke-i se'adetin ic tarafindan bunlar uzatihr, alir yermis. 



7. imam Suyuti yiiksek veliler peygamberi olmemis gibi goriirler yalani. (S.48) 

imam-i Suyuti hazretleri, kitabinda, (Yiiksek derecedeki Veliler, Peygamberleri olmemis. gibi 
goriirler. Peygamber efendimizin «sallallahu aleyhi ve sellem» Musa aleyhisselami mezannda 
diri olarak gormesi, bir [Mu'cize] idi. Evliyanin da boyle gormeleri [Keramet] dir. Keramete 
inanmamak, cahillikden ileri gelir) buyurmakdadir. 

Ibn-i Habban ve ibn-i Mace ve Ebu-Davud'un bildirdikleri hadis-i §erifde (Cum'a giinleri bana 
cok salevat okuyunuz! Bunlar, bana bildirilir) buyuruldu. Oldukden sonra da bildirilir mi 
denildikde, (Toprak, Pey-gamberlerin viicudunu curiitmez. Bir mu'min bana salevat 
okuyunca, bir melek bana haber vererek, minnetinden falan oglu filan, sana selam soy ledi ve 
dua etdi der) buyurdu. Bu hadis-i verifier, Peygamberimizin «sal-lallahu aleyhi ve sellem» 
mezannda, diinyadakilerin bilemedigi bir hayatla diri oldugunu gostermekdedir. Zeyd bin 
Seni «radiyallahu anh» hazretleri buyurdu ki, bir gun Resiilullah'in «sallallahu aleyhi ve 
sellem» huzurunda oturuyordum. Miibarek yiizii giiluyordu. Bu kadar ne§'eli hie 
gormemi§dim. Nicin tebessiim buyurduklanni sordum. (Nasil sevinini-yeyim? Biraz once 
Cebrail aleyhisselam miijde getirdi: Allahu teaia buyurdu ki, ummetinden biri sana bir salevat 
soyleyince, Allahu teala, ona kar§ihk olarak, on salevat eder dedi) buyurdu. 



8. Gunahlann af edildi diye kabr-i saadetten ses isitildi yalani. (S.51) 
Imam-i All «radiyallahii anh» buyurdu ki, Muhammed bin Harb Hilaliden i§itdim. Dedi ki, 
Resulullah «sallallahii aleyhi ve sellem» defn olundukdan tic gun sonra Hucre-i se'adeti 
ziyaret edip, bir ko§eye -oturmu§dum. Bir koylii gelip, kendini Kabr-i se'adet iizerine atdi. 
Kabr-i §erif ustiinden toprak ahp, yiiziine goziine sacdi. Ya Resiilallah! Hak teala senin icin 
buyuruyor, diyerek yukandaki ayet-i kerimeyi okudu. Ben, nefsime zulm etdim. istigfar igin 
seni vesile ediyorum, dedi. Kabr-i se'adetden bir ses gelerek, sana miijde olsun! Gunahlann 
afv edildi dedigi i§itildi. 



9. Imam-i Rabbani Medine'de bid'atlari yayan din adamini mehdinin emri ile 
oldiiriilmesi yalani. (S.58)imam-i Rabbani hazretleri ikiyiizellibe§inci mektiibda buyuruyor 
ki, (Hazret-i Mehdi, islamiyyeti yayacak. Besulullahin siinnetlerini ortaya cikaracak. Bid'at 
i§lemege ve bid'atlan miisliimanlik olarak yaymaga ali§/-mi§ olan Medinedeki din adami, 
Mehdinin sozlerine §a§ip, bu adam bizim dinimizi yok etmek istiyor diyecek. Hazret-i Mehdi, 
bu din adaminin oldurulmesini emr edecekdir). Bu haberden, vehhabiligin yalniz Medineds 
uzun zeman kalacagi ve hazret-i Mehdi tarafindan busbutiin yok edilecegi anla§ilmahdadir. 



10. Yer yiiziinde her zaman 40 ki$i ve iimmet arasinda 30 ki^i bulunur uydurmasi. (S.67) 
Buyiik islam alimi imam-i Kastalani hazretlerinin (Mevahib-i lediin-niyye) kitabinin 



tercemesi, be§yiizonbirinci sahifesinde diyor ki: Allahii tealanm bu iimmete ikram etdigi 
kerametlerden birisi, bu iimmet arasinda, kutblar, evtad ve niiceba ve ebdal vardir. Enes bin 
Malik «radiyallahii anh» buyurdu ki, (Ebdal) kirk kisjdir, imam-i Taberaninin, (Evsat) 
kitabinda bildirdigi hadis-i §erif de buyuruyor ki, (Yeryiiziinde, her zeman, kirk ki§i bulunur. 
Herbiri, Ibrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunlann bereketi i!e yagmur yagar. Biri 
oliince, Allahii teala, onun yerine ba§kasini getirir). ibni Adi buyuruyor ki, (Ebdal kirk 
ki§idir). Imam-i Ahmedin bildirdigi hadis-i §erifde buyuruldu ki, (Bu ummetde her zaman 
otuz kimse bulunur. Herbiri, ibrahim aleyhisselam gibi bereketlidir). Ebu Nu'aymin (Hilye) 
kitabinda bildirdigi hadis-i §erifde (Ummetim icinde, her yiiz senede iyiler bulunur. Bunlar 
be§yuz ki§idir. Kirki eh daldir. Bunlar, her memleketde bulunurlar) buyuruldu. Bunlan 
bildiren, daha nice hadis-i verifier vardir. Yine (Hilye) kitabinda, Ebu Nu'aymin merfu' olarak 
bildirdigi hadis-i §erifde (Ummetim arasinda her zaman kirk ki§i bulunur. Bunlann kalbleri, 
ibrahim aleyhisselamin kalbi gibidir. Allahii teala onlann sebebi ile kullanndan belalan 
giderir. Bunlara ebdal denir. Bunlar, bu dereceye nemaz ile, oruc ile ve zekat ile yeti§mediler) 
buyuruldu. ibni Mes'tid hazretleri sordu ki, ya Resiilallah ne ile bu dereceye vardilar? 
(Comerdlikle ve muslimanlara nasihat etmekle yeti§diler) buyurdu. Bir hadis-i §erif de 
.(Ummetim icinde ebdal olanlar hicbir§eye la'-net etmezler) buyuruldu. Hatib-i Bagdad! 
(Tarih-i Bagdad) kitabinda, (Nukaba) tic yiiz ki§idir. (Niiceba) yetmi§ ki§idir. (Biidela) kirk 
ki§idir. (Ahyar) yedi ki§idir. (Amed) dortdur. (Gavs) birdir, insanlara bir-§ey lazim olsa, once 
Nukaba diia eder. Kabul olmazsa Niiceba diia eder. Yine kabul olmazsa Ebdal, daha sonra 
Ahyar, sonra Amed diia ederler. Kabul olmazsa Gavs diia eder. Bunun duasi elbet kabul olur 
dedi. 



11. Ebu Hanife'nin sahsinda Allah Resulune biiyiik iftira. (S.84) 

Ebu Hiireyrenin «radiyallahu anh» bildirdigi bu hadis-i §erifde, (Ummetim arasinda Ebu 
Hanife denilen biri gelecekdir. O, kiyamet giinii ummetimin i§igi olacakdir) buyuruldu. Yine 
bu yoldan gelen bir hadis-i §erifde, (Ummetim arasinda biri gelecekdir. ismi Nu'man, kunyesi 
Ebii Hanifedir. O, ummetimin i§igidir) buyuruldu. Yine bu yoldan gelen, Enes bin Malikin 
bildirdigi hadis-i §erifde, (Benden sonra bir kimse gelir, tsmi Nu'man bin Sabitdir. Kunyesi 
Efeu Hanifedir. Allahii teaia, dinini ve benim siinnetimi O'nun elinde kuvvetlendirecekdir) 
buyuruldu. Yine bu yoldan gelen haberde, All «radiyallahu anh», (Size, Kiife §ehrinde 
gelecek birini bildiriyorum. Kunyesi Ebii Hanifedir. Kalbi ilm ve hikmet ile doludur. Ahir 
zemanda, (Benaniyye) denilen kimseler, O'nun yuziinden helak alacaklardir) buyurdu. 
Mezhebsizler bu hadis-i ssriflere kar§i gelir. Bunlan haber verenler arasinda, nasil 
olduklan"iyi bilinmiyen kimseler var derler. Onlara deriz ki, sonra gelenlerin bilmemeleri, 
once gelmi§ olanlara kusur olmaz. Bu hadis-i verifier (Kutiib-i sitte) de yokdur derlerse, hadis- 
i §eriflerin sayisi, Kutiib-i sittede bildirilmis, olanlar kadar degildir. Ba§ka hadis kitablannda 
da sahih hadislerin cok bulundugu sozbirligi ile bildirilmi§dir. Tirmizide yazih, Ebu 
Hiireyrenin bildirdigi hadis-i §erifde, (iman Siireyya yildizina gitse, Faris ehlinden biri, onu 
geri getirir) buyuruldu. Bunun Imam-i a'zami bildirdigi muhakkakdir. (Usul-i erbe'a) dan 
terceme burada temam oldu. 



12. Keramet velinin olusiinde de dirisinde de hasil olur. (S.88) 

. Keramet, velinin olusunde de. dirisinde de hasil olur. Peygamberler oliince, 
peygam'berlikden aynlmadiklan gibi, veliler de oliince, evliyahk derecesinden du§mezler. 



13. Cafer Tayyar gibi Lokman Serahsi'nin ve benzerlerinin havada u<tugu yalam. (S.89) 

Evliyanin az zemanda uzak yerlere gitdikleri 90k goriilmu§dur. Bunun uzerine §afi'i ve hanefi 
mezheblerinde, fikh mes'eleleri bile yapilmi§dir. ibn-i Hacer-i Hiytemi hazretlerinin 
fetvalannda diyor ki, bir veil, bulundugu yerde ak§am nemazmi kiidikdan sonra, garba dogru, 
keramet olarak, az zemanda gok uzaga gitse, gitdigi yerde giines. batmamis. olsa, burada giines. 
batinca, ak§am nemazim tekrar kilmasi lazim olmadigini soyliyenler cokdur. Semseddin 
Remli ise lazim olur buyurdu. ihtiyac oldugu zeman, yiyecek icecek ve giyecek, hemen hasil 
olmasi da cok g"o-rulmu§dur. Resulullahin «sallallahu aleyhi ve sellem» amcasi oglu Ca'-fer 
Tayyann hevada ucdugu tarih kitablanna gegmi§dir. Lokman-i Serahsinin ve benzerlerinin 
ucduklan da me§hurdur. Su ustiinde yiiriimek, agag, ta§ ve hayvanlarla konu§mak da qok 
gorulmu§dur 



14. Olen arkadasi dirilip , dusmanin elinden arkadasim kurtarmasi yalam. (S.108) 

Bunlardan birini, imam-i Celaleddin Siiyuti §oyle bildiriyor: Ibni Ebiddunya diyor ki, Ebu 
Abdullah §ami, rumlarla gazaya gitmi§di. Du§mani kovahyorlardi. iki ki§i askerden uzak- 
la§dilar. Birisi §oyle anlatiyor: Du§man kumandanina rastladik. Uzerine hiicum etdik. £ok 
sava§dik. Arkada§im §ehid oldu. Geri dondiim. Askerlerimizi aradim. Sonra kendi kendime 
dedim ki, sana yaziklar olsun! Ne icin ka^iyorsun. Geri dondiim. Du§man kumandanina 
saldirdim. Kihncim bo§a gitdi. O, bana saldirdi. Beni devirdi. Gogsiimun ustiine oturdu. Beni 
oldurmek igin eline bir §ey aldi. Tarn o sirada, §ehid olmu§ olan arkada§im yerinden firladi. 
Ensesinden sa^lanm yakaladi. Ustiimden cekdi. Birlikde kafiri oldiirdiik. Uzakdaki bir agaca 
kadar birlikde konu§arak yuriidiik. Orada olii olarak yatdi. Arkada§lanma gelip olanlan haber 
verdim. Hanefi mezhebi alimlerinden (Ravda-tiil-Ahyar) kitabinin sahibi Zendtisi ve (Ziibde- 
tul-Fukaha) kitabinin sahibi de, bu vak'ayi bildirmi§lerdir. 



15. Onceden §ehid olmus ogullarim Samda karsdannda gormesi yalam. (S.108) 

Hadis alimlerinden Mehamili (Emaliyyul-isfehaniyye) kitabinda bildiriyor ki, Abdul'aziz Bin 
Abdullah dedi ki, bir arkada§la Samda idik. Yaninda zevcesi de vardi. Bunlann oglunun §ehid 
oldugunu daha onceden biliyordum. Yanimiza bir siivari geldi. Arkada§im, bunu kar§iladi. 
Zevcesine donerek, bu bizim oglumuz dedi. Zevcesi, §eytan senden uzak olsun. Sen 
aldaniyor-sun. Oglunun cokdan §ehid oldugunu unutdun mu dedi. Adam, soyledigine pi§man 
oldu. Fekat, siivariye yakla§di. Dikkatle bakarak, vallahi bu bizim oglumuz dedi. Kadin da, 
bakmak zorunda kaldi. Vallahi o diye bagirmaga ba§ladi. Babasi, oglum sen §ehid olmu§dun 
degilmi? dedi. Evet babacigim. Fekat, Omer bin Abdul'aziz §imdi vefat etdi. Sehidler, onu 
ziyaret etmek icin Rabbimizden izn istedik. Ben aynca size selam vermek icin de izn istedim, 
dedi. Veda' edip yanlanndan aynldi. Az zeman sonra, Omer bin Abdul'azizin vefat etdigi 
i§itildi, imam-i Siiyuti buyuruyor ki, bu haberler, saglamdir, dogrudur. Hadis alimleri, 
vesikalan ile birlikde bunlan yazmi§lardir. Bunu, imam-i Yafi'i yazmi§dir. Onun yazisini 
kuvvetlendirmek icin, ben de bildirdim. Boyle vak'alar, imam-i Siiyutinin kitabinda cok 
yazihdir. Anlamak istiyenler oradan okuyabilirler. 



16. Ravda kitabinda mezar kazarken bir ihtiyar mezarda Kur'an okuyordu yalam. 
(S.110) 



Ebul-Hasen bin Bera' (Havda) kitabinda bildiriyor ki, mezarci ibrahim, (bir mezar kazmi§dim. 
Mezardan ve kerBu boliim uygun gorulmemi§tir pargalanndan misk kokusu duydum. Kabre 
bakdim. Bir ihtiyar oturmus. Kur'an-i kerim okuyordu) dedi. Muhammed bin Ishak Ibni 
Mende, Asim-i Sekatiden haber veriyor ki, Belh §ehrinde bir kabr kazdik. Yanindaki kabrin 
igi goriindii, igeride ye§il kefenli bir ihtiyar, elinde Kur'an-i kerim okuyordu. Bu kitabda, 
bunun gibi gok §eyler yazihdir. 



17. Allah Rasulu'ne ve sahabilerine biiyiik iftira. (S.114) 

Urvetebni Mes'ud-issekafinin (Buhari) de ve ba§ka kitablarda bildirilen sozle'ri me§hurdur. 
Urve diyor ki, (Hudeybiye) sulhu igin, mu§riklerin elgisi olarak, Resulullahm yanina 
gelmi§dim. i§im bitdikden sonra Mekkeye, Kureys. biiyiiklerinin yanina dondiim. Onlara 
dedim ki, biliyorsunuz. Acem §ahi olan Kisralara ve Bizans kirah olan Kayserlere ve Habes. 
padi§ahi olan Neca§ilere gok gitdim, geldim. Bunlara yapilan hiirmetin, Muhammed 
aleyhisselamin Esbabinin, Muhammed aleyhisselama yandiklan hiirmet kadar 50k oldugunu 
gormedim. Muhammed aleyhisselamin tukrugunun yere du§dugunu gormedim. Eshabi 
avu^lan ile kapi§ip yiizlerine, gozlerine suriiyorlardi. Abdest almi§ oldugu suyu da kapi§ip, 
bereket i^in sakhyorlardi. Tra§ olunca, bir kill yere du§meden once, Eshabi kapi§iyorlardi. En 
kiymetli cevher gibi sakhyorlardi. Saygilanndan, edeblerinden, yiiziine bakamiyorlardi dedi. 
Eshab-i kiramin, Resulullahm «sallallahii aleyhi ve sellem» zatindan aynlan en ufak zerrelere, 
hatta ba§kalan icin pis, cirkin sayilan §eylerine bile nasil kiymet verdikleri bu haberden 
anla§ilmakdadir. Bu saygi ve edebler mubarek tukrugunun ve miibarek uzvlanna degmis. olan 
abdest sulannin, onlara dua etmeleri veya §efa'at etmeleri, yahud riitbe ve kiymetleri oldugu 
igindir denilebilirimi? Bunlar, maddedir. Fekat, en §erefli bir zatdan, addeden aynldiklan igin, 
kiymetli olmu§lardir. 



18. Rasulullahin sakali, gomlegi, teri hakkinda iftiralar. (S.115) 

Hamidinin iki sahih kitabdan tophyarak hazirladigi kitabinda, Abdullah bin Mevhib diyor ki, 
zevcem beni, Umm-i Seleme validemize gonderdi. Elime icinde su bulunan bir kadeh verdi. 
Umm-i Seleme hazretleri, giimu§den bir kutu getirdi, iginde Resulullahm «sallallahu aleyhi ve 
sellem» sakal-i §erifi vardi. Sakal-i §erifi, . elimdeki suya sokup ka§ik gibi galkaladi ve 
gikardi. Nazar degmi§ olanlar ve ba§ka derdi olanlar, su getirip, hep boyle yaparlar, bu suyu 
igerek §ifa bulurlardi. Gormii§ kutuya bakdim, birkag dane kirmizi kil gordiim dedi. 



19. Hanifi alimlerinin Kur'an'a aykiri fetvalari. (S.122) 

Hanefi mezhebindeki birkag din adaminin ve vehhabilerin, Evliya-nin az zemanda uzak 
yerlere gitmelerine inanmamalan §a§ilacak §eydir. da, ge§idli kerametlerden biridir. Hanefi 
alimleri, fikh ve akaid kitabla-nnda bunlara giizel cevab vermi§lerdir. Mesela, garbda bulunan 
bir kimse §arkda bulunan bir kadinla evlense, zevcesinden uzun zeman uzak kalsa, birkag sene 
sonra, zevcesi hamile kalsa, dogacak gocuk, bu adamin olur dediler. £unki, (tayy-i mekan) ile 
zevcesinin yanma gelmesi, mum- kindir. Boyle keramet sahibi olmasi caizdir dediler. Fikh 
alimleri, bunu sozbirligi ile bildirmekdedir. Akaid kitablannda da yazihdir. (Vehbaniyye) 



kitabinda, tayy-i mesafe, ya'ni bir anda uzak yere" gitmek, Evliyaya ihsan olunan 
kerametlerdendir. Buna inanmak vacibdir demekdedir. (Nesefi) de, (Fikh-i ekfeer) de ve 
(Sivad-i a'zam) ve (Vasiyyet-i Ebu Yusuf) de ve bunlann §erhlerinde ve (Mevakif) ve 
(Mekasid) kitablannda ve bunlann §erhlerinde de yazihdir. 



20. Abdulhakim-i Arvasi veliyi Allah 'in sifatlanyla sifatlandinp rabita etmesi . (S.125- 
126) 

Osmanh devleti "zemaninda, mekteblerin, medreselerin 7 universite ustiiniiigunde olan 
(Medrese-tiil-mutehassisin) adindaki yiiksek kisminda, tesavvuf miiderrisi ya'ni profesorii 
bulunan, biiyiik islam alimi ve olgun veli, seyyid Abdulhakim-i Arvasi hazretleri, 1342 hicri 
ve 1924 miladi yihnda Istanbolda basilan (Rabita-i §erife) kitabinda buyuruyor ki: 
Allahii tedldnin sifatlari ile sifatlanmis ve miisahede makamina varmis olgun bir veliye, 
kalbini bagliyarak, yaninda iken ve yaninda olmadigi zemanlarda. o zdtin yuzunu 
haydlinde bulundurmaga (Rabita) denir. 

Vehhabiye Nasihat, H.Hilmi Isik, ihlas Vakfi, ll.Baski, 1st. 1979 

Mektubat-i Rabbani , Cilt 1-2 IMAM RABBANI 

1. imam-i Rabbani'nin kisaca hayati (S. 8 ) 

2. Rasulullah'in gelecegini haber verdigi yalam (S.12) 

3. Biiyiik velilerin onun gelecegini miijdelemi^lerdir yalam (S.15) 

4. Cezbe ve siiluk menzillerinde Allah'i e^yanin aym gordiim itirafi (S.15) 

5. Beka makaminda batil tasavvuf inanclanni benimsemesi sapikhgi (S.16) 

6. Kur'an islami yerine Tasavvuf islamini sunmasi ve sapitmasi (S. 17-18) 

7. Bu giinlerde bana Ar$-i Mecidin fevkine (iistiine) <akma vaki olmaktadir yalam (S.19- 
20) 

8. Birinci mertebede bir yiikselme oldu . Ar^tan ote makamlara ula§tim yalam. (S.40) 

Allah-u Taala, tevecciihunuzun bereketi ile bizleri kulluk makaminin hakikatine ula§tirdi. 

Yine bu tevecciihunuzun bereketi ile ar§tan oteye yiikselmeler cokca olmaktadir. 

*** 

Sonra.. 

Birinci mertebede bir yiikselme oldu. Ar§tan ote makamlara ula§tim. Hali ile bu yiikselme, 

mesafelerin diiriilmesi sonucu meydana geldi. Huld cenneti ve altindakiler mu§ahede edilir 

oldu. Tarn bu anda hatira geldi: 

— Bazi Hak erenlerin makamini goreyim.. 

Dedim.. O yana tevecciih edince, onlann makamlanna goz ili§ti. Gormek arzu ettigim 

§ahislan o yerde gordiim. Hem de: Mekan, mekanet, (yer, yerle§me) zevk ve §evk cihetinden 



degi§ik derecelerine gore. 

** * 

Sonra.. 

Ikinci derecede bir yukselme oldu. Boylece: Biiyiik me§ayihin keremli ehl-i beytin, insanlann 

miir§idi Hulefa-i Ra§idin'in makamlanndan ba§ka Resuliillah S.A. efendimizin has makami; 

sair nebilerin, §anh resullerin degi§ik makamlan, mele-i ala ar§in fevkinde goriildii.. 

Bu arada, bir ba§ka yukselme oldu. Ama ar§in ustiinde bir yukselme idi. Yer merkezinden 

ar§a varan mesafe mikdan veya az kisa. Hazret-i Hace Bahaeddin Nak§ibend'in makaminda 

nihayet buldu. Allah sirnni takdis eylesin. 

Bu son gordugiim makamin otesinde veya az ilerisinde sayih bazi me§ayih vardi. Mesela: 

Seyh Maruf-u Kerhi, Seyh Ebu Said Harraz.. Kalan me§ayihten bazilannin makami onun 

altinda; bazilannin makami da onunla birdi. 

Makamlan altta olanlardan, §unlar vardi: Seyh Alaiiddevle Simnani ve Seyh Necmedin-i 

Kiibra.. 

list makamda olanlar ise §unlardi: Ehl-i Beyt imamlan.. 

Daha yukanda Hulefa-i Ra§idin'in makamlan vardi. Allah onlardan razi olsun.. 

Sair peygamberlerin makamlan, Resuliillah S.A. efendimize has makamin bir yaninda; ulvi 

meleklere ait makam ise., diger yaninda idi.. 

Resuliillah S.A. efendimize has makamin, biitun makamlara nisbetle bir ustiinlugu ve asaleti 

vardi. Allah-u Taala ona salat ve selam eylesin. 



9. Ar$tan ote bir makam var ya, i$te ruhumu orada buldum (yani melekut aleminde) 
yalam (S.51) 

Kullann en kugugu AHMED'den bir arzuhaldir. 

Ar§tan ote bir makam var ya, i§te ruhumu orada buldum. (Yani: Melekut aleminde..) Ama, 

manevi bir yukselme yolu ile.. Bu makamda, Hace Nak§ibend Hz. nin ozel bir yeri vardir. 

Allah-u Taala, onun kudsiyetini artirsin. 

Aradan bir sure gecti; bu maddi bedenimi de orada buldum. 

Bu siralarda bana §oyle geldi: Felekiyattan, unsuriyattan alta inen bu alemden ne bir isim, ne 

de bir resim var. Hem de tarn manasi ile.. 

Bu ciktigim makamda, ancak biiyiik velilerden bazilan vardi.. 

Su anda, bu alemin tamamini, mahal ve makam olarak, kendime ortak buluyorum; bunun icin 

de hayret hasil oluyor. Sundan ki: Kendimi tarn manada yabancilann varhgi ile beraber 

goriiyorum. 

Hasih: Bazan oyle halet zuhura geliyor ki, onda ne ben kahyorum; ne de bu alem.. Sonra, 

daha ba§ka bir §ey de zuhura gelmiyor; ne nazarda, ne de ilimde.. 

Anlattigim hal, §u ana kadar devam edip geldi. Bu alemin varhgi 1 nazardan ve ilimden yana 

kapali durmaktadir. 

Sonra.. 

Bu makamda, biiyiik bir ko§k peydah oldu. Ona merdivenler kurulmu§tu: ciktim. 

Anlatilan makam, alern misali tedrici bir surette indi; an ben kendimi onda yiikselir buldum. 

Tarn olarak, iki rikat §iikur namazi kildim. 

Bunu takiben, gercekten iistiin bir makam zahir oldu. Orada DORT NAKSIBENDI 

BUYUGUNU GORDUM. (DORT NAKSIBENDi BUYUGU GORDUM: 



10. Allah Rasulu ve halifelerin makamlarim gormesi ve onlara ulasmasi yalam (S.64-65) 



Bu makami, ikinci kere mulahaza esnasinda, bir ba§ka makamlar peydah oldu; onlar birbiri 

ustiindeydi. 

inkisarla, iftikar izhan ile teveccuhten sonra; bir evvelki makamin ustiine ula§tigim zaman 

bana ayan beyan belli oldu ki orasi: Hazret-i Osman Zinnureyn'in makamidir. Allah ondan 

razi olsun. Kalan Hiilefa-i Ra§idin bu makamdan gecip gitmi§.. Allah onlardan razi olsun. 

I§bu makam, kemale erdirmek ve ir§ad makamidir. Bu mertebede boyle oldugu gibi, bundan 

sonra anlatilacak iki mertebede dahi durum aynidir. Yani: Onlar da ir§ad ve tekmil 

makamidir. 

Daha sonra, bunun ustiindeki makama goz ili§ ti; oraya ula§tigim zaman bana belli oldu ki; 

Orasi Hazret-i Omer'ul-Faruk'un makamidir. Allah ondan razi olsun. 

Kalan iki halife dahi buradan oteye a§mi§tir. 

Sonra, Hazret i Siddik-i Ekber'in makami zuhur etti. Allah ondan razi olsun. Oraya da vasil 

oldum. Hace Bahaeddin Naksjbend Hz. ni, me§ayih arasinda, butiin makamlarda bana arkadas. 

buldum. Kalan uc halife dahi buradan gecmi§.. Arada; ancak agmak, makam, murur ve 

sebattan ba§ka fark yoktur. 

Bu son ula§tigim makamin ustiinde hi? bir makam goriilmuyordu; ancak, Hatem'un-Nebiyyin 

vel-Murselin Resuliillah S.A. efendimizin makami mustesna.. Salatlann eksiksizi ona, 

saygilann en tamami ona.. 

Hazret-i Ebu Bekir Siddik'in tarn makami hizasinda bir ba§ka makam zuhur etti. Allah ondan 

razi olsun. Hem nurani, hem de cidden yuksek bir makamdi. Onun benzerini hie gormedim. 

Bu makama nazaran, onun biraz yuksekligi vardi. Sofanin, yerden biraz yuksekligi gibi.. Bu 

arada bana belli oldu ki: Burasi mahbubiyet makamidir. 

I§bu makam, pek sushi ve naki§h bir makamdi. Onun bana yansimasindan dolayi, kendimi 

dahi sushi ve naki§h buldum. 

Sonra, bu keyfiyet icinde kendimi latif bir §ekilde buldum. Kendimi, hava misali, bir parca 

bulut misali ufuklara yayilmis. buldum. O kadar ki: Yerin bazi yanlanni da kapladim. 

Hazret-i Hace Naksjbend, Siddik makaminda idi; ben dahi kendimi, ayni hizada, keyfiyeti arz 

edilen makamda buldum. 



11. Bu defa tecelliler, yiizii kara, kotii bir kadin suretinde, uzun boylu bir erkek 
suretinde gorundu iftirasi(S.72) 

Kullann en kuciigu Ahmed'den bir arzuhaldir. 

Bu kevni (yaratilmisj mertebelerde zuhur eden tecellilerden bazilanni; bundan onceki 

mektuplanmda bildirmi§tim. Onlardan sonraki tecelliler, kulli sifatlan oziinde toplayan viicub 

mertebesinde zuhur etti. Hem de; yiizii kara, kotii bir kadin suretinde gorundu. Daha sonra da, 

ehadiyet mertebesinde tecelli etti. Uzun boylu bir erkek suretinde gorundu. Yuksek olmayan, 

ince bir duvar iizerinde idi. 

Anlattigim tecellilerin her ikisi de, §u unvanla zuhur etti: Hakkaniyet. 

Ne var ki bu, bundan onceki tecellilerin hilafina idi; onlar, bu unvanla olmami§lardi. 

Bu esnada bana, Slum temennisi anz oldu. Hayalime §oyle geldi: Kendim Bahr-i Muhit 

sahilindeyim; ayaktayim. Kendimi oraya atmaya cah§iyorum; ama arkadan bir iple 

baglanmi§im. Bunun icin, denize atlamam mumkun olmuyor. 

Bundan bana §u malum oldu: Bu ip, bu bedenle olan baglantidan ibaret. Dolayisi ile, bu 

baglantinin kesilmesini temenni ettim. 

Bundan sonra bana has bir keyfiyet anz oldu. i§te o vakit, zevk yollu §u hali buldum: Kalbde, 

Subhan Hak'tan gayn §ey kalmami§.. 



12. imam-i Rabbani, velileri sarhos ve ayik veliler diye ikiye ayirmasi iddiasi (S.95) 

Ruhdan gelen feyzler, bu bagliliklar vasitasi ile nefse gelir. Sonra nefsden organlara ve 
kuvvetlere yayihr. Bunlar nefsde hulas a olarak mevcuddur. Bu anla§ihnca, Evliyanin iki 
kisminin ba§ka olduklan anla§ilmi§ olur. Birincileri, sekr sahibleridir, ya'ni §u'ursuzdurlar. 
Ikincileri sahv sahibleridir. Ya'ni §ii'urludurlar. Birincileri daha §erefli, ikincileri ise, daha 
ustiindur. Birincilerin hali Evliyahga uygundur. ikincilerin hali Peygamberlige uygundur. 



13. Bir sairin kafir soztinu kendisine isim yapmasina kizan Imam-i Rabbani aym sozleri 
soyleyen §eyleri korumasi tenakuzu (S.98) 

14. Biitiin mutasavviflar kiifiir sozlerini Musliimanlara bu sarhosluk halinde siiylenen 
bir sozdttr diyerek yutturabilmeyi ba§arabilmi§lerdir. (S.118) 

Allahii teala, sonsuz ihsani ile, buyiik rehber, hakikatlerin, ma'rifetlerin kaynagi, islam dininin 
hamisi, hocam, onderim, kurtulus. yoluna kavu§durucu, Muhammed Baki "kuddise sirruh" 
hazretlerine kavu§durdu. Bu fakire tarikat-i aliyye-i Nak§ibendiyyeyi ta'lim buyurdu. 
Higbir§eye yaramiyan bu miskini, mubarek kalblerinin i§iklan altinda bulundurmakla 
§ereflendirdi. Bu iistiin yolda ilerlemege ah§dinnca, az zemanda, vahdet-i viicud bilgileri 
oniime gikdi. Bu makamin ge§idli ilmleri, ma'rifetleri kapladi. Bu mertebenin inceliklerinden, 
gostermedikleri hemen bir§ey kalmadi. Muhyiddin-i Arabinin "kuddise sirruh" bildirdigi ince 
bilgiler, oldugu gibi meydana gikdi. (Fusus) kitabinda yazdigi ve urticun, bu yolun sonu 
oldugunu samp, bundan otesi ademdir, yoklukdur dedigi, tecelli-i zati ile de, §ereflendirdiler. 
Kendisine Evliyanin sonuncusu diyerek yalniz Evliyanin sonuncusuna mahsus oldugunu 
yazdigi, bu tecellinin ge§idli bilgilerini, ma'rifetlerini uzun uzadiya, bu fakire bildirdiler. Bu 
ma'rifetlere, o kadar daldim, o kadar kapildim ki, vahdet-i viicud hali, herseyi 
unutturdu. Bu bilgilerin serhosu oldum. O anlarda, hocamin yiiksek huzuruna arz 
etdigim mektublarimda, bu serhoglugumun derecesini gosteren gilginca yazilarim 
vardir. 



15. imam-i Rabbani'nin kiifiir sozleri tevil edi$i ve iki yuzlulugu (S.251) 

Tesavvuf buyuklerinden birka^inin "rahmetullahi aleyhim ecma'in" sekr halinde iken 
soyledikleri ba§ka sozler de boyledir. (Cem'i Muhammedi, cem'i ilahiden daha geni§dir) 
sozleri gibi. Muhammed aleyhisselamda, imkanin ya'ni mahltiklarin kendileri ile viicubun 
ya'ni Allahii tealanin ve sifatlannin stiretlerini, orneklerini bir arada goriiyorlar. Boylece, 
Muhammed aleyhisselamda, Allahii tealada bulunandan daha cok §ey bulunuyor saniyorlar. 
Burada da, birsevin ornegini kendisi sanarak, yanihyorlar. Muhammed aleyhisselamda 
bulunan gey, viicub mertebesinin kendisi degildir, ornegidir. Allahii teala, hakiki vacib 
iil-viicuddur. Viicub mertebesinin kendisi ile ornegini birbiri ile karisdirmasalardi boyle 
gey soylemezlerdi. i$in dogrusu, onlarin sekr, gii'ursuzluk halinde iken soyledikleri gibi 
degildir. Muhammed "alevhissalatu vesselam" sinirh, kiiqiik bir kuldur. Allahii teala ise, 
sinirsizdir, sonsuzdur. 

Sekr halinde olan §eyler, Vilayet makamlannda bulunmakdadir. Sahv halinde olan §eyler ise, 
Nubiivvet, Peygamberlik makamindadir. Peygamberlerin "aleyhimiissalevatii vetteslimat" 
yolunda gidenlerin buyukleri, onlara tarn uyduklan igin, o makamin, onlarin makaminin 
sahvindan pay ahrlar. Bistamiyye denilen buyiikler, sekrin sahvdan daha iistiin oldugunu 
soylemi§lerdir. Bunun igin, §eyh Bayezid-i Bistami "kuddise sirruh", (Benim bayragim, 
Muhammed aleyhisselamin bayragindan daha yiiksekdir) dedi. Kendi bayragi vilayet 



bayragidir. Muhammed aleyhisselamin bayragi niibiivvet bayragidir. Vilayet bayraginda sekr 
oldugu icin ve Peygamberlik bayraginda sahv oldugu icin, onu bundan iistiin tutmu§dur. 
Birgoklan da, (Vilayet, niibiivvetden daha ustiindiir) dedi. Velilerin "rahime-hiimullah" 
Allahii tealadan yana oldugunu, Peygamberlerin "aleyhimiissalevat" ise, insanlardan yana 
oldugunu gordiiler. Hakka kar§i olanin, insanlara kar§i olanlardan daha iistiin olacagi 
meydandadir. Birkaci da, bu sozii cevirerek, (Bir Peygamberin vilayeti, kendi niibiivvetinden 
daha iistiindiir) dedi. Bu fakire gore, bu sozlerin hepsi, dogru olmakdan 90k uzakdir. ^iinki 
Peygamberler yalniz insanlardan yana degildir. Hem insanlardan, hem de, Hakdan yanadirlar. 
Batinlan ya'ni kalbleri, ruhlan Hak iledir. Zahirleri, halk iledir. Hep ve yalniz halk ile olanlar, 
Allahii tealadan yiiz gevirmis. olan gafillerdir. Peygamberler "aleyhimiissalevatii vetteslimat", 
biitiin varliklann en iistiinleridir. 



16. Hz.Ebubekir insanlarin cennete girmelerine izin verecek ve Hz.Omer de ellerinden 
tutup cennete goturecektir yalam (S.551) 

Hazret-i Emirin "radiyallahii anh" ismi Cennet kapisinin iizerinde yazih oldugunu ogrenince, 
Seyhayn hazretlerinin [ya'ni Ebu Bekr ile Omerin] "radiyallahii anhiima" Cennet kapisindaki 
husiisiyyet ve i'tibarlannin nasil oldugunu merak etdim. Anlamak icin cok ugra§dim. Nihayet 
anladim ki, bu ummetin [ya'ni miislimanlarin] Cennete girmeleri bu iki biiyiik zatin emri ve 
izni ile olacakdir. Sanki Ebti Bekr "radiyallahii anh" Cennet kapisinda durup, i^eri girmege, 
izn verecek ve Omer "radiyallahii anh" ellerinden tutarak iceri gotiirecekdir. Biitiin Cennetin, 
sanki Ebii Bekrin "radiyallahii anh" nviru ile dolu oldugunu his ediyorum. Bu fakire gore, 
§eyhayn hazretlerinin biitiin Sahabe-i kiram "aleyhimiirndvan" arasinda ayn bir §an ve 
ustunlukleri vardir. Ba§ka hicbirisi, bunlara ortak degildir. Siddik "radiyallahii anh", 
Peygamber efendimiz "sallallahu aleyhi ve sellem" ile sanki ayni bir evin sahibidir. Farklan, 
bir evin iki kati arasindaki fark gibidir. Farvik "radiyallahii anh" da, Ebii Bekre "radiyallahii 
anh" tufeyl olarak, bu devlethanede bulunmakdadir. Diger Sahabe-i kiramin, Server-i aleme 
"sallallahii aleyhi ve sellem" yakinhklan, siinnet-i seniyyesine [ya'ni islamiyye tine] uyduklan 
kadar, mahalle kom§usu veya hem§ehri gibidirler. Bunlar, boyle olunca, sonra gelenlerin 
Evliyasi, nerede kahr, artik dii§iinmeli! 



17. ister kafir olsun, isterse mti'min olsun her §ehrin bir kutbu vardir yalam (S.566-567) 

Bu mektub, meyan §eyh Bedi'uddine yazilmi§dir. Kutb ve Kutb-iil-aktab ve Gavs ne demek 

oldugu bildirilmekdedir: 

Allahii tealaya hamd olsun. Onun secdigi, sevdigi insanlara selam olsun. Bir dervi§le 

gonderdiginiz kiymetli mektub geldi. Bizleri cok sevindirdi. 

Siial: Kutb, kutb-iil-aktab, Gavs ve Halife ne demekdir? Herbirinin vazifesi nedir? 

Vazifelerinin neler oldugunu bilirler mi, bilmezler mi? Bir kimsenin Kutb-iil-aktab oldugu 

gaybdan mujdelenirmi§ . Bu dogru mudur, yoksa hayal midir? 

Cevab: Resulullahin "aleyhissalatii vesselam" izinde ilerliyenlerin biiyiikleri, Ona uyarak 

Niibiivvet makaminin derecelerini gecdikden sonra, iclerinden bir kacina (imamet) makamini 

verirler. Ba§kalanni, o dereceleri gecirmekle birakip, bu makami vermezler. Bu biiyiikler de, 

onlar gibi bu dereceleri gecmi§lerdir. imamet makamini almadiklan icin, onlardan aynhrlar. 

Bu makama bagh olan §eylerden mahrumdurlar. Resiilullaha "sallallahu aleyhi ve sellem" 

tabi' olanlann biiyiikleri, peygamberligin vilayet derecelerini temamlayinca, bunlardan 



birkacina (Hilafet) makamini verirler. Geri kalanlara bu makami vermeyip, yalniz o dereceleri 
gegirirler. imamet ve hilafet makamlan, o derecelerin kendilerini gegerek elde edilir. Bu 
derecelerin zillerinde, goriintiilerinde, imamet makaminin kar§ihgi (Kutb-i ir§ad) makamidir. 
Hilafet makaminin kar§ihgi ise (Kutb-i medar) makamidir. A§agida bulunan bu iki makam, 
yukardaki o iki makamin sanki zilli, golgesi gibidir. Muhyiddin-i Arab! hazretlerine gore, 
(Gavs), Kutb-i medar demekdir. Kutb-i medardan ba§ka bir Gavslik makami olmadigini 
soylemekdedir. Bu fakire gore, Gavs ba§kadir. Kutb-i medar ba§kadir. Gavs [daha iistiin olup] 
Kutb-i medann yardimcisidir. Kutb-i medar, birgok i§lerinde, ondan yardim bekler. (Ebdal) 
denilen makamlara getirilecek Evliyayi segmekde bunun rolii vardir. Kutbun yardimcilan, 
hizmet edenleri gok oldugundan kutba, (Kutb-iil-aktab) da denir. Ciinki, Kutb-iil-aktabin 
yardimcilan, hizmet edenleri, Onun vekilleri demekdir. Bunun igindir ki, Muhyiddin-i Arab! 
"rahmetullahi aleyh" buyuruyor ki, (Muslimanlann olsun, kafirlerin olsun, her §ehrde bir kutb 
bulunur). 



18. Nak^i Tarikatinda terakki etmenin prensipleri (S.571-573) 

Bu mektub, mir Muhammed Nu'man "rahmetullahi aleyh" hazretlerine yazilmi§dir. 
Tesavvufu kisaca bildirmekdedir: 

Allahu tealaya hamd olsun ve Onun sevgili Peygamberi, insanlann her bakimdan en ustiinii 
olan Muhammed aleyhisselama diia ve selam olsun! Kiymetli mektubunuz geldi. Okuyunca, 
cok sevindirdi. Tesavvuf yolunun bildirilmesini istiyorsunuz. Bu konuda bir§eyler yazmi§dim. 
Nasib olursa temize geker, gonderirim. §imdilik, bu yolu kisaca yaziyorum. Dikkatli 
okuyunuz! Kiymetli seyyid karde§im! Bizim segdigimiz yolda ilerlemege kalbden ba§lanir. 
(Kalb) madde degildir. Maddesiz, ol^iisuz olan Alem-i emrdendir. Bu yolda kalbi gegdikden 
sonra, kalbin ustiinde olan (Ruh) mertebelerinde ilerlenir. Rtih mertebeleri bitince (Sir) 
denilen mertebelerde ilerlenir. Sir denilen yerler, Ruh mertebelerinin ustiidur. Bundan sonra 
(Hafi) denilen makamlarda, ondan sonra (Ahfa) mertebelerinde ilerlenir. Bu bes. latife 
gegildikden sonra ve herbirine mahstis olan ilmlere ve ma'rifetlere kavu§uldukdan sonra ve 
herbirinde ba§ka ba§ka haller, vecdler hasil oldukdan sonra, bu be§ cevherin asllannda, 
kaynaklannda ilerlemege ba§lanir. Bu be§ asl, Alem-i kebirdedir. Alem-i sagirde bulunan 
her§eyin ash, Alem-i kebirdedir. Alem-i sagir demek, insanda bulunan §eyler demekdir. 
Alem-i kebir demek, insanin disjnda bulunan her§ey demekdir. Bu be§ aslda ilerlemege 
(Ar§)dan ba§lanir. Ar§, insan kalbinin aslidir. Ar§dan sonra, ruhun ash olan mertebelerde 
ilerlenir. Bu mertebeler Ar§dan ustiindur. Bu ikinci aslin ustii, Sirnn ash olan makamlardir. 
Insan Sirnnin ash olan mertebelerin ustii, Hafi denilen latifenin aslidir. Bunun ustii de, Ahfa 
denilen cevherin ash olan makamlardir. Alem-i kebirdeki bu be§ ash her bakimdan gegdikden, 
son noktasina erdikden sonra, imkan dairesi temam olmu§, biitiin mahliiklar gegilmis. olur. 
Boylece (Fena) denilen konaklardan birincisine ayak basilmi§ olur. Bundan sonra, ilerlemek 
nasib olursa, Allahu tealanin ismlerinin, sifatlannin zilleri, golgeleri, goriintiilerinde ilerlenir. 
Bu goriintuler, viicub ile imkan arasinda ya'ni Allahu tealanin sifatlan ile mahliiklar arasinda 
koprii, ortak gibidirler ve Alem-i kebirde bulunan be§ aslin da ash, temeli, kokii gibidirler. Bu 
temellerde ilerlemek de, bunlardan hasil olan be§ aslda ve bunlann goriintiisii gibi olan be§ 
cevherde ilerlemek sirasi ile olur. Allahu teala, lutf ederek, insan ederek, bu bes. zillin her 
mertebesi temamen gecilip, sonuna vanhrsa, Allahu tealanin ismlerinde ve sifatlannda 
ilerlemek nasib olur. ismler, sifatlar tecelli etmege ba§lar. Allahu tealanin §u'unati ve i'tibarati 
zuhiir eder. Burada, Alem-i emrin de hepsi gegilmi§, hepsinin hakki verilmi§ olur. Eger 
Allahu teala ihsan ederek, bu makamdan da ilerlemek nasib olursa, nefs itminana kavu§ur ve 
ilerliyerek kavu§ulan makamlann sonu olan (Riza) makami hasil olur. Bundan sonra (Serh-i 



sadr) hasil olur ve (islam-i hakiki) ile §ereflenir. Bu kemalatin, ustiinliiklerinin yaninda, 
Alem-i emrde olan be§ latifenin ustunlukleri, 50k a§agi kalmakdadir. Okyanus yaninda bir 
damla su gibi bile degildir. Biitiin bu kemaller, iistiinliikler, (ism-i zahir) kemalleridir. (ism-i 
batin) kemalleri ba§kadir. Bunlar, yazilamaz, anlatilamaz. Bu iki ismin biitiin kemalleri, 
ustunlukleri hasil olursa, salik, iki kanada kavu§mu§ olur. Bu iki kanadla, (Alem-i kuds)de, 
ilahi alemde, sonsuz ucabilir. Bunlan, birkac mektiibda daha yazmi§dim. Kiymetli oglum, 
hepsini biraraya toplamakdadir. Kolayini bulursaniz, buraya geliniz. Fekat, orayi bo§ 
birakmayiniz. Oranin diizeni bozulmasin. Secdiginiz birisini yerinize birakip, yalniz geliniz! 
Bir daha bulu§abilir miyiz, ancak Allahii teala bilir. Vesselam. 



19. Muhiddin-i Arabi ve imam-i Rabbani'nin Allah'a ve Kur'an'a iftiralar (S.575-576) 

SMI: Dagda yetisip, higbir din duymayip puta tapan mii§rikler, Cehennemde sonsuz 
kalmazsa, Cennete girmesi lazim gelir. Bu da olamaz. Ciinki mii§riklere, Cennet haramdir, 
ya'ni yasakdir. Bunlann yeri Cehennemdir. Nitekim, Allahii teala, Maide siiresi yetmi§be§inci 
ayetinde, Isa aleyhisselamin mealen, (Allahii tealadan ba§kasina tapanlar, ba§kalannin 
sozlerini Onun emrlerinden iistiin tutanlar, Cennete giremez. Onlann konacagi yer 
Cehennemdir) dedigini beyan buyurdu. Ahiretde Cennet ile Cehennemden ba§ka yer de 
yokdur. (A'raf)da kalanlar, bir miiddet sonra Cennete gideceklerdir. Sonsuz kahnacak yer, ya 
Cennetdir, ya Cehennem! Bunlar hangisinde kalacakdir? 

Cevab: Buna cevab vermek 50k giig! Kiymetli yavrum! Biliyorsun ki, 50k zeman bunu, bana 
sormuijdun. Kalbe rahat verecek bir cevab bulunmami§di. Bu siiali, hal etmek icin, (Futuhat-i 
mekkiyye) sahibinin [Muhyiddin-i Arab!]: (Peygamberimiz "sallallahii aleyhi ve sellem", 
kiyamet giinii, bunlan dine da'vet eder. Kabul eden Cennete, etmiyen Cehenneme sokulur) 
sozii, bu fakire iyi gelmiyor. Ciinki ahiret, miikafat yeridir, hesab yeridir. Emr yeri, is. yeri 
degildir ki, oraya Peygamber gonderilsin! C°k zeman sonra, Allahii teala, merhamet ederek, 
bu mes'elenin hallini ihsan eyledi. Soyle bildirdi ki, bu mii§rikler, ne Cennetde, ne 
Cehennemde kalmiyacak, ahiretde dirildikden sonra, hesaba cekilip, kabahatleri kadar mah§er 
yerinde azab cekecekdir. Herkesin hakki verildikden sonra, biitiin hayvanlar gibi, bunlar da, 
yok edileceklerdir. Bir yerde sonsuz kalmiyacaklardir. Bu cevabimiz Peygamberlerin 
"aleyhimiissalevatii vetteslimat" huziirunda soylenseydi, hepsi begenir, kabul buyururdu. 
Her§eyin dogrusunu Allahii teala bilir. Herkesin akh, bircok diinya isjerinde bile, §a§inp 
yanihrken, iyiliklerine, merhametine son bulunmiyan sahibimizin, Peygamberleri ile haber 
vermeden, yalniz akllan ile bulamadiklan icin, kullanni sonsuz olarak ate§de yakacagini 
soylemek, bu fakire agir geliyor. Boyle kimselerin sonsuz olarak Cennetde kalacaklanni 
soylemek, nasil cok yersiz ise, sonsuz azab cekeceklerini soylemek de, oyle yersiz oluyor. 
Nitekim, i'tikadda ikinci imamimiz Ebiil-Hasen-i All E§'ari, bunlann Cehenneme 
girmiyeceklerini soyliyorsa da, bu soziinden, Cennetde kalacaklan anla§ihyor. Ciinki, 
ikisinden ba§ka yer yokdur. O halde, cevabin dogrusu bize bildirilendir. Ya'ni mah§er giinii, 
hesablan goriildiikden sonra, yok edileceklerdir. Bu fakire gore, kafirlerin cocuklan da boyle 
olacakdir. Ciinki Cennete girmek, iman iledir. Ya kendisi iman etmi§ olacak veya imanhnin 
cocugu oldugu icin, yahud ana-babasi birlikde miirted olunca, kendisi Dar-iil-islamda kaldigi 
icin imanh sayilmi§ olacakdir. Dar-iil-islamda bulunan mii§riklerin cocuklan ve zimmilerin 
cocuklan da Dar-iil-harbdeki kafirlerin cocuklan gibidir. Ciinki bu cocuklarda iman yokdur. 
Bunlar Cennete giremez. Cehennemde sonsuz kalmak da, teklifden sonra, inanmamanin 
cezasidir. Cocuk ise, miikellef degildir. Bunlar hayvanlar gibi, diriltilip, hesablan 
goriildiikden sonra, yok edileceklerdir. Eskiden, bir Peygamberin vefatindan sonra, cok vakt 
gecip, zalimler tarafindan din bozulup, unutuldugu zemanlarda ya§ayip, Peygamberlerden 
haberi olmiyan insanlar da kiyametde boyle sonradan, tekrar yok edileceklerdir. 



20. Tasavvuf dininin 5 sartinin izahi (S.580-581) 

Insana (Alem-i sagir) ya'ni kiiciik alem denir. Bu Alem-i sagir, on parcadan meydana 
gelmi§dir. Bu on parcanin be§i (Alem-i emr)dendir. [Bu alemde madde ve olcmek yokdur.] 
Bu be§ latife, (Kalb), (Run), (Sir), (Hafi) ve (Ahfa)dir. Bu be§ latifenin asllan, kokleri (Alem-i 
kebir)dedir. [(Alem-i kebir), buyiik alem demekdir. insandan ba§ka her§ey demekdir.] insani 
meydana getirmi§ olan on parcadan dordii kati, sivi, gaz maddeleri ve enerjidir. Bunlann 
asllan da Alem-i kebirdedir. Be§ latifenin asllan, Ar§in di§inda gorulur. Ar§in di§i, Alem-i 
emrdir. Ya'ni maddesiz, hacmsizdir. Bunun icin, Alem-i emre (La-mekani) denir. imkan 
dairesi, ya'ni mahluklar, bu bes. ashn sonunda biter. [Ar§in icindeki mahluklar maddeden 
yapilmi§dir. Zemanh ve hacmlidirler. Bunlara (Alem-i halk) ya'ni olcii alemi denir. Halk, 
olcii de demekdir.] Mahluklar, ademle viicudun birle§mesinden meydana gelmi§dir. Ademle 
viicudun birle§mesi, be§ ashn sonuna kadardir. 

Aklh, uyanik bir salik [ya'ni tesavvuf yolcusu], yaradih§inda Muhammedi ise, Alem-i emrin 
be§ latifesini, siralan ile gecdikden sonra, bunlann Alem-i kebirdeki asllannda seyr eder. 
Ya'ni ilerler. Allahii tealanin lutfii ile, bu bes. ashn herbirini inceden inceye gegerek sonuna 
gelir. Boylece, imkan dairesini (Seyr-i ilallah) ile bitirmi§ olur. (Fena) hasil oldu denir. Simdi 
(Vilayet-i sugra)ya ba§lami§ olur. Bu vilayete (Vilayet-i evliya) da denir. Bundan sonra, bu 
be§ ashn da ash olan, Allahii tealanin ismlerinin zillerinde seyre ba§lar. Bu zillerde adem 
bulunmaz. Allahii tealanin ihsani ile bu zilleri birer birer (Seyr-i fillah) ile gegerek sonuna 
vanr. Boylece, ismlerin zilleri biterek, Allahii tealanin ismleri ve sifatlan mertebesine eri§ir. 
Vilayet-i sugrada yiikselmek, buraya kadardir. Burada tarn Fena hasil olmaga ba§lar. (Vilayet- 
i kiibra)ya ayak basilmi§ olur. Bu vilayete, (Vilayet-i enbiya) da denir. 
Peygamberlerden ve meleklerden ba§ka, biitiin mahliiklarin (Mebde-i te'ayyun)leri, bu zil 
dairesinde bulunur. Her ismin zilli, bir insanin mebde-i te'ayyunudur. Peygamberlerden sonra, 
insanlann en iistiinii olan hazret-i Ebu Bekrin mebde-i te'ayyiinii, bu dairenin en iistiindeki 
noktadir. Salik, kendinin mebde-i te'ayyiinii olan isme vannca (Seyr-i ilallah)i bitirir 
demi§lerdir. Buradaki ism, Allahii tealanin isminin kendi degildir. Bu ismin zilline vannca 
demekdir ki, o ismin, zillerinden bir zildir. Bu ziller, ismlerin ve sifatlann tafsilidirler. Mesela 
ilm sifatinin parcalan vardir. Bu parcalar, birer birer bu sifatin zillidirler. Bu sifat, o zillerin 
icmali, toplulugudur. Bu parcalardan herbiri, Peygamberlerden ba§ka, bir insanin mebde-i 
te'ayyunudur. Peygamberlerin ve meleklerin mebde-i te'ayyunleri, bu parcalann asllan, 
biitiinleri olan ismlerdir. Mesela, ilm, kudret ve irade gibi sifatlardir. Bircok kimsenin mebde-i 
te'ayyunleri, tek bir sifatdir. Fekat ce§idli bakimlardan aynhrlar. Mesela, Muhammed 
aleyhisselamin mebde-i te'ayyiinii ilm §anidir. Yine bu ilm sifati, ba§ka bir bakimdan, Ibrahim 
aleyhisselamin da mebde-i te'ayyunudur "ala nebiyyina ve aleyhissalatii vetteslimat". Yine bu 
sifat, ba§ka bir bakimdan da, Nuh aleyhisselamin mebde-i te'ayyunudur. Bu cesjdli bakimlar, 
haci Muhammed E§refe yazilan mektiibda aciklanmi§dir. 



21. Tasavvuf dininde dereceler ve yukseli^ler, behind dereceye gelenin rabbi Rabbul- 
Erbab'dir iftirasi (S.583,591-592) 

Ey oglum! ism-i batindaki seyrden ne yazayim ki, o seyri ortmek, gizlemek lazimdir. O 
makamdan §u kadar aciklanabilir ki, ism-i zahirde seyr, sifatlarda seyr olup, Zat-i teala ile hie 
ilgisi yokdur. ism-i batinda seyr de, her ne kadar ismlerde seyrdir. Fekat bu seyr, Zat-i teala 
ile ilgilidir. Bu ismler, Zat-i tealayi orten perdeler gibidir. Mesela, ilm sifatinda Zat-i teala hie 
akla gelmez. Alim ismi ise, sifat perdesi gerisinde, Zat-i tealayi bildirmekdedir. ^iinki alim, 



ilm sahibi olan zatdir. O halde ilmde seyr, ism-i zahirde seyrdir. Alimde seyr, ism-i batinda 
seyrdir. Oteki sifatlar ve ismler de boyledir. ism-i batinla ilgili olan ismler, meleklerin mebde- 
i te'ayyunleridir. Bu ismlerde seyre ba§lamak (Vilayet-i ulya)ya ayak basmak olur. Bu 
vilayete, (Vilayet-i mele-i a'la) da denir. [(Mele') cema'at, galabahk demekdir.] ism-i zahir 
ile ism-i batini anlatirken bildirdigimiz, ilm ile alim arasindaki farki az sanmayiniz! ilmden 
alime az yol vardir dememelidir. Yer kiiresi ile Ars. arasindaki uzakhk, o iki ism arasindaki 
uzakhk yaninda, okyanus yaninda bir damla su gibidir. Soylemeleri yakin, kendileri 50k 
uzakdir. Kisaca soyledigimiz her makam da boyledir. Mesela, Alem-i emrin be§ latifelerini 
gecip, bunlann asllannda seyr olunur. Boylece, imkan [ya'ni mahluklar] dairesi biter sozii ile, 
Seyr-i ilallah, ba§indan sonuna kadar anlatilmi§dir. (Bu seyrin yapilmasi igin, ellibin senelik 
yol gegilir) demi§lerdir. Me'aric suresinin dordiincii [4] ayetinde mealen, (Melekler ve Ruh 
oraya ellibin senelik bir giinde cikarlar) buyurulmakdadir ki, bu soziimuze i§aret etmekdedir. 
Boyle olmakla beraber, Allahii tealanin ihsaninin gekmesi ile, bu uzun zemanlik i§, goz a^ip 
kapayincaya kadar yapilabilir. 

Bu noksanhk, asllann asllannda da kendini gosterir. Aranilana kavu§magi engeller. Yukanda 
yazilanlar, Muhammedi yaradih§h olanlar igindir demi§dik. ^iinki, yaradih§da Muhammedi 
olmiyanlardan birinin cikacagi en yiiksek derece, vilayet derecelerinin birincisi olur. Birinci 
derece demek, kalb mertebesi demekdir. Bir ba§kasi, ikinci dereceye kadar yiikselebilir. Ikinci 
derece, ruh makamidir. Ucuncu bir kimse, iicuncu dereceye kadar cikabilir. Uciincu derece, 
sir makamidir. Bir dordiincii kimse dordiincii dereceye kadar yiikselebilir. Dordiincii derece, 
hafi makamidir. Birinci derecede, Allahii tealanin (Sifat-i ef aliyye)si tecelli eder. ikinci 
derecede (Sifat-i subutiyye)si tecelli eder. Ucuncu derecede, (§ii'un ve i'tibarat-i zatiyye) 
tecelli eder. Dordiincii derece, selbi olan sifatlara uygundur. Tenzih ve takdis makamina 
uygundur. Vilayetin her derecesi, ulul'azm bir Peygamberin altindadir. Vilayetin birinci 
derecesi, Adem aleyhisselamin "ala nebiyyina ve aleyhisselam" altindadir. Onun terbiye 
edicisi, tekvin sifatidir. insanlann her i§ini, her hareketini bu sifat yapar. ikinci derece, 
ibrahim aleyhisselamin altindadir. Nuh "aleyhisselam" da, bu makamda ortakdir "ala 
nebiyyina ve aleyhimessalevatii vetteslimat". Bunlann rabbi, ilm sifatidir. Bu sifat, (Sifat-i 
zatiyye)nin en geni§idir. Ucuncu derece, Miisa aleyhisselamin ayagi altindadir. Onun rabbi, 
§u'unlann makamindan, kelam §anidir. Dordiincii derece, Isa aleyhisselamin ayagi altindadir 
"ala nebiyyina ve aleyhissalatu vesselam". Onun rabbi, selb sifatlanndandir, siibut 
sifatlanndan degildir. Bu derece, takdis ve tenzih makamidir. Meleklerin cogu, bu makamda, 
Isa aleyhisselamla ortakdirlar. Bu makamda buyiik §an vardir. Besjnci derece, Peygamberlerin 
sonuncusunun ayagi altindadir "aleyhi ve aleyhimiissalevatu vetteslimat". Onun rabbi, 
rablerin rabbidir ve sifatlan, §u'unlan, takdisleri ve tenzihleri kendinde toplamakdadir. Biitun 
yiiksek derecelerin merkezidir. Hepsinin ustiinde olan bu rabbe, sifatlann ve §ii'unlarin 
mertebesinde (§an-iil-ilm) adini vermek uygun olur. Cunki bu §an, biitiin derecelerin 
ustiindedir. Bu baghhk icindir ki, onun milleti, ibrahim aleyhisselamin milleti oldu. Onun 
kiblesi, bu iimmete de kible oldu. 



22. Enbiyamn ilmi Kur'an'dir, Hadistir; Evliyamn ilmi ise Fusustur, Futuhat 
melekiyesidir iddiasi (S.603) 

Peygamberlik makamina uygun olan ve Peygamberligin vilayetine uygun olan ilmler ve 
ma'rifetler, Peygamberlerin "aleyhimiissalevatu vetteslimat" bildirdikleri dinlerdir. 
Peygamberlerin dereceleri ayn ayn oldugu igin, dinler de, birbirlerinden ayn olmu§dur. 
Evliyamn, Vilayet makamina uygun olan ma'rifetler ve tevhidi, ittihadi bildiren ilmler ve 



ihata, sereyan haberleri ve yakinlik, beraberlik ve aynahk ve goruntuluk ve §iihud ve 
mu§ahede sozleri ise tesavvufculann §athiyati, hikayeleridir. Kisacasi, Peygamberlerin 
ilmleri, ma'rifetleri, Kitab ile siinnetdir. Evliyanin ma'rifetleri ise, (Fusus) ile (Futuhat-i 
Mekkiyye)dir. Farisi misra' tercemesi: 
Gulbagcemi gor de, behanmi anla! 

Evliyanin vilayeti, Allahii tealaya yakla§dinr. Peygamberlerin vilayeti, Allahii tealanin 50k 
yakin oldugunu gosterir. Evliyanin vilayeti, §iihud hasil eder. Peygamberlerin vilayeti, 
anla§ilamiyan §eylere kavu§durur. Evliyanin vilayeti, Allahii tealanin pek yakin oldugunu 
anhyamaz. Buradaki cahilligin ne demek oldugunu bilemez. Peygamberlerin vilayeti, 90k 
yakin oldugu halde, yakinhgi uzakhk bilir. §iihudu, gorememek sayar. 



23. Vaktin imami zamamn halifesidir; onun feyzi,nuru, giine? gibi biitiin insanlari sarar 
yalam (S.604) 

Bu yiiksek yola siiluk etmek, girip ilerlemek, yol gosteren Rehberi "kaddesallahii teala 
sirrehul'aziz" sevmege baghdir. O, (Seyr-i muradi) ile, ya'ni cekilerek, bu yoldan 
gecirilmi§dir. Kuvvetle cekilerek, bu kemalata kavu§durulmu§dur. Onun bakisjan, kalb 
hastahklarina §ifadir. Onun tevecciihu, ya'ni sevgisine kavu§mak, ma'nevi hastahklan giderir. 
Boyle kemal sahibi bir zat, zemaninin imamidir. Asnnin halifesidir. Kutblar ve budela onun 
bulundugu makamin zillerine kavu§mak igin can verirler. Evtad ve niiceba, onun kemalati 
denizinden bir damlasi ile doyarlar. Onun hidayetinin ve ir§adinin nuru, giine§ i§iklan gibi, o 
istese de, istemese de, herkese gelmekdedir. Fekat, istediklerine daha 90k gonderir. Fekat, 
onun istemesi de, kendi elinde degildir. £ok olur ki, bir§eyi yapmak isteginde bulunur. Fekat, 
iginden o istek gelmez. Onun nuru ile aydinlanarak, dogru yolu bulanlann ve onun istemesi 
ile yiikselenlerin, bu kazanglanni bilmeleri lazim gelmez. ^!ok olur ki, uyduklan §eyhin 
kemalatina kavu§duklan ve herkese yol gosterdikleri zeman bile, kendi hidayet ve rii§dlerini 
de, oldugu gibi anhyamazlar. 



24. Mutasavviflarda iki din iki ilah inanci (S.607-608) 

Ey oglum! Kutb-i ir§adin feyz vermesi ve ondan feyz almakla ilgili ma'rifetler, (Mebde' ve 
Me' ad) risalesinde, (ifade ve istifade) babinda yazilmi§di. Sirasi gelmi§ iken, faideli olan bu 
ma'rifeti de, buraya yaziyorum. Orada yazih olan ile kar§ila§dinniz! Kutb-i ir§ad, kemalat-i 
ferdiyyeye de malikdir. ^!okaz bulunur. Asrlardan, 50k uzun zeman sonra, boyle bir cevher 
dunyaya gelir. Kararmi§ olan alem, onun gelmesi ile aydinlanir. Onun ir§adinin ve hidayetinin 
nurlan, biitiin dunyaya yayihr. Yer kuresinin ortasindan ta Ar§a kadar, herkese rii§d, hidayet, 
iman ve ma'rifet Onun yolu ile gelir. Herkes, ondan feyz ahr. Arada o olmadan, kimse bu 
ni'mete kavu§amaz. Onun hidayetinin nurlan, bir okyanus gibi, [90k kuvvetli radyo dalgalan 
gibi] biitiin dunyayi sarmi§dir. O derya, sanki buz tutmu§dur. Hi? dalgalanmaz. O biiyiik zati 
taniyan ve seven bir kimse, onu du§unurse, yahud o, bir kimseyi sever, onun yukselmesini 
isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere acihr. Bu yoldan, sevgisi ve ihlasina gore, o 
deryadan kalbi feyz ahr. Bunun gibi bir kimse, Allahii tealayi zikr ederse ve bu zati hie 
dii§unmezse, mesela onu tanimazsa, yine ondan feyz ahr. Fekat, birinci feyz daha fazla olur. 
Bir kimse, o biiyiik zati inkar eder, begenmezse, yahud o biiyiik zat, bu kimseye incinmis. ise, 
bu kimse, Allahii tealayi zikr etse bile, rii§d ve hidayete kavu§ amaz. Ona inanmamasi veya 
onu incitmis, olmasi, feyz yolunu kapatir. Ozat "kaddesallahii teala sirrehul'aziz" bu kimsenin 



zaranni istemese bile, hidayete kavu§amaz. Ru§d ve hidayet, var goriiniir ise de yokdur. 
Faidesi cok azdir. O zata inanan ve sevenler, onu du§iinmeseler de ve Allahii tealayi zikr 
etmeseler de, yalniz sevdikleri icin, rii§d ve hidayet nuruna kavu§urlar. Mektub burada temam 
oldu. 



25. Hizir (A.S.) Imam-i Rabbaniye biz seriatlerle miikellef degiliz dedigi yalam ; Bu 
iimmete yeniden peygamber gonderilse Hanefi mezhebinden olurdu „ Hz. isa iyeniden 
geldiginde hanefi olacak sakasi !!(S.718) 

£ok zemandan beri, sevdiklerimiz Hizir "ala nebiyyina ve aleyhissalatii vesselam" icin 
soruyorlar. Onun icin bu fakire lazim olan bilgi verilmediginden cevab yazmiyordum. Bugiin 
sabah vakti toplanmi§dik. ilyas "aleyhisselam" ile Hizir "ala nebiyyina ve aleyhimessalevatii 
vetteslimat" riihani §ekllerde geldiler. Hizir "aleyhisselam" riihani olarak dedi ki, (Biz ruhlar 
alemindeniz. Allahii teala, bizim riihlarimiza oyle kuvvet vermi§dir ki, insan §eklini alinz. 
insanlann yapdigi i§leri, bizim riihlarimiz da yapar. insanlann yapdigi gibi yiiriiriiz, dururuz, 
ibadet ederiz). (Nemazlan §afi'i mezhebine gore mi kilarsiniz?) dedim. ( Biz islamiyyete 
uymakla emr olunmadik. Kutb-i medarin iglerine yardim ederiz. Kutb-i medar gafi'i 
mezhebinde oldugu icin, biz de onun arkasinda safi'i mezhebine gore kihyoruz) dedi. Bu 
sozunden anlagildi ki, bunlann ibadetine sevab yokdur. Yaninda bulunduklari kimseler 
gibi ibadet ederler. ibadetin yalniz seklini yaparlar. Bu konusmadan da anladim ki, 
vilayetin kemalati safi'i mezhebine uygundur. Peygamberlik kemalatinin hanefi 
mezhebine baghhgi vardir. Kiyamete kadar hie Peygamber gelmiyecekdir. Bu iimmete 
bir Peygamber gonderilse idi, hanefi mezhebine gore ibadet ederdi. Hace Muhammed 
Parisa "kuddise sirruh" hazretlerinin, (Fusul-i sitte) kitabindaki, (Hazret-i Isa "ala 
nebiyyina ve aleyhissalatii vesselam" gokden indikden sonra, imam-i a'zam Ebu Hanife 
"radiyallahii teala anh" mezhebine gore is yapar) soziinun ne demek oldugu simdi 
anlasildi. B u iki biiyiikden yardim ve diia istemegi dii§undum. (Allahii tealanin lutfiine, 
ihsanina, ni'metlerine kavu§an bir kimseye biz ne yapabiliriz?) dedi. Sanki kendilerini aradan 
gekdiler. Hazret-i ilyas "ala nebiyyina ve aleyhissalatii vesselam" bu konu§maya hig 
katilmadi. Bir§ey soylemedi. 



26. Imam-i Rabbani muritlerini kula kul olmaya yonlendiriyor (S.807-808) 

Talib, goniilden, her§eyi gikanp, biitiin varhgi ile pirine baglanmahdir. Onun yaninda, ondan 
izn almadan, nafile ibadet ve zikr yapmamahdir. Onun yaninda iken, ondan ba§ka higbir§eye 
bakmamahdir. Biitiin giicii ile, ona baglanip oturmalidir. O emr etmedikce, zikr bile 
yapmamahdir. Onun yaninda farz ve siinnet nemazlardan ba§ka nemaz kilmamalidir. Bir 
sultanin veziri, sultanin yaninda iken, kendi elbisesine bakar. Eli ile ku§agini duzeltir. O anda, 
sultan ona bakiyordu. Kendinden ba§kasi ile oldugunu goriince, onu azarhyarak, benim 
vezirim olasin da, benim kar§imda, elbisenin ku§agi ile oyniyasin. Buna dayanamam diyerek 
onu azarlar. Du§unmelidir ki, bu algak diinyanin i§leri icin, ince edeblere dikkat edilince, 
Allaha kavu§duran i§lerde edebleri tarn ve olgun olarak gozetmek ne kadar cok lazim olacagi 
anla§ihr. Kendi golgesi, onun elbisesine veya golgesine dii§miyecek bir yerde durmaga veya 
oturmaga dikkat etmelidir. Onun nemaz kildigi yere hicbir zeman basmamahdir. Onun abdest 
aldigi yerde abdest almamalidir. Onun kullandigi kablan kullanmamahdir. Onun yaninda, 
bir§ey yimemeli, icmemeli ve kimse ile konu§mamahdir. Hie kimseye, hicbir yere 
bakmamahdir. O yok iken, onun bulundugu yere dogru ayak uzatmamahdir. O yere dogru 
tiikurmemelidir. Onun her yapdigini, her soyledigini, yanh§ goriinse bile, dogru ve iyi 



bilmelidir. O her§eyi ilham ile ve izn ile yapar. Bunun icin, higbir i§ine, bir§ey soylenemez. 
Ilhaminda hata olsa bile, ilhamda yanilmak, ictihadda yanilmak gibidir. Ayblamak ve kar§i 
gelmek caiz olmaz. Bu yolda vasita olani seven bir kimseye, Onun her yapdigi ve her sozii 
sevgili gelir. Ona kar§ihk vermenin yeri olmaz. Her i§de, yimekde, icmekde, elbise giymekde, 
yatmakda ve ibadetlerde, hep ona uymahdir. Nemazi onun gibi kilmahdir. Fikhi, onun 
ibadetlerini gorerek ogrenmelidir 



27. Levh-i Mahfuzda tasarruf eden iki velinin Allah adina yalan soylemesi (S.464-465) 

Kaza, ya'ni Allahii tealanin yaratacagi §eyler, iki kismdir: (Kaza-i mu'allak), (Kaza-i 
miibrem). Birincisi, §arta bagh olarak, yaratilacak §eyler demekdir ki, bunlann yaratilma §ekli 
degi§ebilir veya hi? yaratilmaz. ikincisi, §artsiz, muhakkak yaratilacak demek olup, hicbir 
suretle degi§mez, muhakkak yaratihr. Kaf suresinin yirmidokuzuncu ayetinde mealen, 
(Soziimuz degi§dirilmez) buyuruldu. Bu ayet-i kerime, kaza-i miibremi bildirmekdedir. Kaza- 
i mu'allak icin de, Ra'd suresinde, (Allahii teala, diledigini siler, diledigini yazar) mealindeki, 
yirmidokuzuncu ayet-i kerime vardir. Hocam, Muhammed Baki-billah "kuddise sirruh" 
buyurdu ki, seyyid Abdulkadir-i Geylani "kuddise sirruh", ba'zi kitablannda buyurmu§ ki, 
(Kaza-i miibremi kimse degi§diremez. Fekat ben, istersem, onu da degi§direbilirim). Bu soze 
§a§ar ve olacak §ey degildir derdi. Hocamin bu sozii, uzun zemandan beri, zihnimi 
kurcalami§di. Nihayet, Allahii teala, bu fakiri de, bu ni'meti ihsan etmekle §ereflendirdi. Bir 
giin, sevdiklerimden birine, bir bela gelecegi, ilham olundu. Bu belanin geri dondiiriilmesi 
icin, cenab-i Hakka cok yalvardim. Biitiin varhgim ile, Ona sigindim. Korkarak, sizhyarak, 
cok ugra§dim. Bu belanin, Levh-i mahfuzda kaza-i mu'allak olmadigini, bir §arta bagh 
olmadigini gosterdiler. ^!ok uzuldum, iimmidim kinldi. Abdiilkadir-i Geylaninin "kuddise 
sirruh" sozii hatinma geldi. ikinci def a olarak, tekrar sigindim, cok yalvardim. Aczimi, 
zevallihgimi gostererek niyaz etdim. Lutf ve ihsan ederek kaza-i mu'allakin iki diirlii 
oldugunu bildirdiler: Birisinin §arta bagh oldugu, levh-i mahfuzda gosterilmi§, meleklere 
bildirilmi§dir. ikincisinin §arta bagh oldugunu, yalniz Allahii teala bilir. Levh-i mahfuzda, 
kaza-i miibrem gibi goriilmekdedir ki, bu kaza-i mu'allak da, birincisi gibi degi§dirilebilir. 
Bunu anlayinca, Abdiilkadir-i Geylaninin "kuddise sirruh" soziindeki, kaza-i miibremin, bu 
ikinci kism kaza-i mu'allak oldugunu ve kaza-i miibrem §eklinde goriildugiinu, yoksa, hakiki 
kaza-i miibremi degi§diririm demedigini anladim. Boyle kaza-i mu'allaki, pekaz kimseye 
tanitmi§lardir. Ya, bunu degi§direbilecek kim bulunabilir? O sevdigim kimseye, gelmekde 
olan belanin, bu son kism kazadan oldugunu anladim ve Hak "siibhanehu ve teala"nin bu 
belayi geri cevirdigi ma'liim oldu. [/size] 

Mektubat-i Rabbani, Cilt 1-2, £ile Yay.Turdav Ofset, 1st. 1980, 3. Baski, £ev.Abdulkadir 
Akgigek 



Mektubat-i Rabbani , Cilt 3-4 IMAM RABBANI 

1. Tasavvuf dinine bagh iki batil mezhep, biri digerine kansiiiasm tavsiyesi (S.924) 

Sofiyenin pek cogu, oilhassa son gelenler itikad ederler ki: Mumkin Vacib Taala'nin aynidir. 
Miimkinin sifatini ve fiillerini dahi Yiice Zat'in fiillerinin ve sifatinin ayni sanirlar. Onlann bu 
go-rii§ii, bir §iirle §oyle dile gelir: 



Kom§u, arkada§, yolcular hepten o; 

Fakir kisvesinde sultan tamam o.. 

Celvet farkinda, halvet ceminde o; 

Vallah hepsi o, billah hepsi de o.. 

Bu biiyiikler, viicudda her nekadar §irkten gekinip halas yolunu bulmu§lar; .ikilikten dahi 

kagmi§lar ise de, lakin viicud olmayani viicud olarak bulmu§lardir. Noksanlan dahi, kemalat 

olarak itikat etmi§lerdir. Bunun igin de §oyle demi§lerdir: A 

— Zati olarak, ne noksan vardir ne de §er olan bir §ey.. Eger var ise., o da nisbi ve izafidir. 
Mesela: oldurucu zehir insana nisbetle serdir ve kotudiir; zira onu hayattan eder. Ama bu, 
iginde zehir bulunan hayvana gore hayat suyu ve faydah tiryaktir. 

Bu i§te, onlann uydugu §ey, dayandiklan yol ke§if ve mii§ahe-/ dedir. Kaldi ki bunlar, gayb 

aleminden kendilerine ne zahir olduysa../ onu buldular.. 

— Allahim, e§yanin hakikatlanni bize oldugu gibi goster. 

Biz, burada once §eyh Muhyiddin b. Arabi'nin tuttugu yolu oncelikle beyan edecegiz. Allah 

sirnnin kudsiyetini artirsin. 

O, sofiyenin mutaahhirin sinifina dahil olanlann (son gelenlerin) imami olup bu meselede 

onlann iktida ettikleridir. 

Bundan sonra, bize zahir olup inki§af eden bu babdaki hususlan yazacagiz. Ta ki, iki mezhep 

arasindaki fark, tarn bir §ekilde hasil olsun, inceliginden oturii biri digerine kan§masin.. 

§eyh Muhyiddin b. Arab! ve ona tabi olanlar §oyle dediler: 

— Vacib Taala'nin isimleri ve sifati, o Vacib Siibhan'in aynen zatidir. Bu isimlerin ve 
sifatlann dahi bazisi bazisinin aynidir. Mese-la: ilim ve kudreti ele alahm. Bunlann her ikisi 
de, Yiice Hakkin aynen zati oldugu gibi, her biri dahi digerinin aynidir. Bu makamda taaddiid 
ve tekessuriin ismi ve resmi asla olmayacagi gibi, aralann da bir ayird etme ve acikhk dahi 
(temayuz ve tebayiin) kesin olarak olmaz. 

2. Muhyiddin-i Arabi'nin batil inanci (S.926-927) 

I§te.. anlatilan durumlar dolayisi ile, zaruri olarak ittihat hukmu verip: 

Hemen hepsi o. 

Dediler.. 

— Yine tasavvur etmi§lerdir ki, ayan-i sabite suretleri dahi, 

o ayanin ayni olarak viicudun zahir aynasinda aksetmektedir ki; bu -dahi onun benzeri gibi 

degildir. 

I§te.. anlatilan durumlar dolayisi ile zaruri olarak ittihad hukmu verip: — Hemen hepsi o.. 

Dediler.. 

I§te.. vahdet-i viicud mertebesinde; icmal yollu Muhyiddin b. Arabi'nin yolu budur. 

Bu ilim ve benzerlerini Muhyiddin b. Arab! sanir ki: Hatem-i velayete mahsustur. Bunun igin 

der ki: 

— Hatem'un-nubuvvet, bu ilimleri hatem'ul-velayetten ahr. 

Fiisus'un sarihleri dahi, bu ciimlenin tevilini (yorumunu) yapar-ken, bircok zorlamalara 

girmi§lerdir. — 

Hiilasa.. §eyh Muhyiddin b. Arabi'den evvel, bu gibi ilim ve sirlan, bu taifeden hie kimse dile 

getirmemi§tir. Bu sozii, bu §ekilde hig 

biri beyan etmemi§tir 

Her nekadar onlardan, sekrin galebesi halinde, tevhidi ve ittihadi anlatan kelimeler zuhur 

edip: 

-Enel Hak..(Hak ben) 

— Subhani ma a'zame §ani.. (Subhanim §anim nekadar yiice..) Demisjer ise de, lakin ittihad 
yuzunu agip tevhid men§eini bulamami§lardir. Boylece §eyh Muhyiddin b. Arab! bu taifenin 



miita-kaddimlerinin burhani, miiteahhirlerinin ise hiicceti oldu. 

3. imam-i Rabbani'nin miiceddid anlayisi ve sapikhgi (S.942) 

Bir misra: 

GUI bahceme bak, kiyasla bahanmi.. 

Aynel-yakin ve Hakkal-yakin babinda ne diyebilirim ki?. Onu soylesem bile, kim anlar ve 

kim idrak eder?. Zira bu tiirlii marifetler, velayet kapsami di§indadir. Zira velayet erbabi, 

bunlan idrakten aciz durumdadirlar; tipki zahir ulemasi gibi.. Onu kavramaktan yana 

kusurludurlar. 

Bu ilimler, niibiivvet nurlannin kandilinden ahnmi§tir. Onun sahibine saiat, selam ve 

tahiyyet.. ikinci binin yenilenmesi ile buna tazelik ve canhhk hasil olmu§tur; biitiin giizelligi 

ile, zuhura gelmi§tir. Bu ilimlerin ve maarifin sahibi, bu binin miiceddididir. Ki bu, ona 

bakanlara gizli bir mana degildir. Bilhassa, zata, sifata ve ef ale dair ilim ve maarifinde.. 

O ilim ve maarif; nailer, vecidler, tecelliyat ve zuhurat libasina girmi§tir. Bu dikkat sonunda, 

elbette bileceklerdir ki: Bu maarif ve ilimler; ulemanin ilimleri, evliyanin da maarifi 

otesindedir. Hatta, onlann ilimleri, bu ilimlere nisbetle kabuk kahr. Bu maarif dahi, o 

kabugun ozudiir. 

Hidayet eden Subhan Allah'tir. 

Bilesin ki, 

Her yiiz ba§inda bir miiceddid gelip gecti. Ne var ki, yiiz senele rin ba§inda gelen miiceddid 

ile, bin senenin ba§inda gelen muceddk degildir. Bunlann arasindaki fark, bin ile yiiz 

arasindaki fark gibi dir. Hatta daha da fazla.. 

Miiceddid o zattir ki: O miiddet icinde iimmete her ne gibi feyz varidati gelirse onun vasitasi 

ile gelir, isterse o vaktin kutuplan, ev tadi, ebdali ve niicebasi bulunsun. 

4. Beyazid-i Bestami'ni 'Subhan Hak, Adem'in camurunu ezelde yogurdugu zaman, o 
camura su kattim yalam (S.1002) 

Aynca Re§ahat'ta anlatilan, Bayezid-i Bistami'nin §u ciimlesin-den soruyorsun: 

— Subhan Hak, Adem'in camurunu ezelde yogurdugu zaman, o camura su kattim. 
Ve., bunun tevilini soruyorsun.. 

Bilesinki, 

Melaike-i kiramin, Adem a.s. peygamberin camuru hizmetinde dahli vardir. Ayni §ekilde, caiz 
olur ki, anlatilan ruhun dahi bu hiz-mette dahli ola ve su atilma hizmeti ona birakila.. Bu 
manaya dahi bu unsura bagh hayatindan veya kemale erdikten sonra da, ken-disi muttali 
kilinmis, ola.. (Yani: Bavezid...) 

5. Peygamberimizden, Hz. Hatice'ye gelen hitap iddiasi (S.1003) 

Re§ehat'ta anlatilan §u cumleyi de sormu§sun: 

— Hace Alaaeddin Attar'm (Ks.) Mevlana Nizameddin Hamu§tan (Ks.) tarafa gonlii incinmi§. 
Bunun iizerine istemi§ ki: Ondaki baghhgi ala.. Boyle olunca, o vakitte, Mevlana, Resulullah 
S.A. efen-\ 

Resulullah S.A. efendimizden, Hazret-i Hace'ye §u hitap gelmi§: 

— Nizameddin bizdendir; hie kimsenin onda tasarrufa giicii yetmez. 
Bu Bitabin bir ba§ka yerinde ise, §oyle anlatilmaktadir: 

— Mevlana ya§landiktan sonra; Hace Ahrar, ondaki intisabi almi§tir. Bunun iizerine Mevlana 
demis. ki: 



— Hace, bizi ya§h bulunca, her neki toplayip cem ettim, nail oldum; onlann hepsini aldi. i§in 
sonulda beni miiflis birakti. 

Durum anlatildigi gibi olunca, Resuliillah S.A. efendimizin: 

— O bizdendir; hie kimsenin onda tasarrufa giicii yetmez. Buyurdugu bir kimse uzerinde Hace 
Ahrar nasil tasarruf edebiliyor?. dinimizin ruhaniyetine iltica etmi§. 

6. Muhyiddin-i Arabi Kabe'yi tavafi sirasinda ruhlari cisimlenmis bir topluluk gordiim 
ve konu^tum yalam (S.1127) 

mektupta yazdigina gore, Muhyiddin b. Arab! Futuhat-i Mek-kiyesinde, Resuliillah S.A. 
efendimizden rivayet edilen §oyle bir ha—' 

dis-i §erif yazmi§tir: 

— «Allah-ii Taala, yiiz bin Adem yaratmi§tir.» 

Bundan sonra, misal aleminden bazi mu§ahedelerinden §oyle an- 
latmaktadir: 

— Kabe-i Muazzama'nin tavafi sirasinda bir topluluk zuhur etti. Onlar da Beyti tavaf 
ediyorlardi; ama ben onlan taniyamadim. Tavaf esnasinda iki beyt soylediler ki, onlann biri 
§udur: 

Tavaf ettik tavafiniz gibi yillarca; 

Bu mukaddes Beyti ki, hep birden topluca.. 

Bu beyti dinledikten sonra, hatinma §6yle geldi: Bunlar misal alemindendir. Bunun uzerine, 

onlardan biri benim tarafima yakla§ip bakti ve §oyle dedi: 

— Ben, senine ecdadin cumlesindenim.. Bunun uzerine §oyle sordum: 

— Vefatin iizerinden kac sene gecti?. Su cevabi verdi: 

— Kirk bin seneden daha fazla.. 

Onun bu cevabina hayret ederek §oyle dedim: 

— Eb'iil-be§er Adem'in yaratilmasindan bu yana, henuz yedi bin sene bile tamam olmadi; 
nasil olur?. 

Muhyiddin b. Arabi Hz. bundan sonra §oyle devam ediyor: 

— O vakit, hatira geldi ki; anlatilan hadis-i §erif bu kavli teyid etmektedir.. 

7. Ebu Hanife adina uydurulan ve §eytanca bir fetva (S.1159) 

imam-i Azam, ulemadan bir topluluk ile oturuyordu. Bir §ahis geldi ve §oyle dedi: 

— Haksiz yere babasini olduriip ba§ini koparan, onun kafa tasinda §arab ictikten sonra anasi 
ile de zina eden fasik bir mumin icin ne dersiniz?. Bu kimse, mumin midir? yoksa kafir mi?. 
Ulemadan her biri tek tek konu§tu. Amma dogru olmayan bir §ekilde.. Hepsi de yanildilar.. 
Bu arada imam-i Azam §oyle dedi: 

— O kimse mumindir. Bu buyiik giinahlari i§lemek, onu imandan cikarmaz. 

Imam-i Azam'in bu sozii, ulemaya agir geldi. Kendisine dil uzatip sata§ tilar. Ne var ki, imam- 

1 Azam'in sozii dogru oldugundan sonunda hepsi de kabul edip o soziin gercek oldugunu itiraf 
ettiler. 

8. Abdulkadir Geylani mirac ile ilgili Allah'a , Rasulune , kitabina, dort halifeye iftirasi 
(S.1160-1161) 

.Seyh Abdulkadir Geylani Allah sirnnin kudsiyetini artirsin., da-hi GUNYE adh kitabinda, 
Resuliillah S.A. efendimizden naklederek §oyle dedi: 

— «Semaya cikanldigim zaman, Siibhan Allah'tan diledim ki: Benden sonra, Ali b. Ebi 
Talib'i halife kila.. Bunun uzerine, melekler §oyle dedi: 



— Allah'in diledigi olur; senden sonra halife Ebu Bekir'dir..» 
Hazret-i Ali'nin r.a. dahi §oyle dedigini Hazret-i §eyh anlatti: 

— Resuliillah S.A. efendimiz, dunyadan aynlmadan evvel, , benden §u yolda soz aldi 

— «Benden sonra Ebu Bekir halife olur; sonra Omer, sonra Osman, ondan sonra da sen 
olacaksin..» . 

[/size] 

Mektubat-i Rabbani, Cilt 3-4, £ile Yay.Turdav Ofset, 1st. 1980, 3. Baski, ^ev.Abdiilkadir 
Akgigek 

Aziz Mahmud Hudayi ve Celvetiyye Tarikati 



1. Hudayi hakkinda ^alismalan (S.35-36) 

Aziz Mahmud Hiida-yi'nin hayati ile ilgili ilk mustakil cah§ma Daru'l-fiinun ilahiyat Fakiiltesi 
talebelerinden Saruhanh Sa'di tarafindan me'zuniyet tezi olarak yapilmi§tir. 1. U. Edebiyat 
Fakiiltesi islam Ara§tirmalan kiitiiphanesinde bulunan (Tez Nil : 5) bu tez, Hudayi hakkinda 
muhtasar bilgi veren kucuk; fakat ilk eserdir. 

Hudayi hakkinda ikinci cah§ma M. E. Bakanhgi emekli mufetti§i Ziver Tezeren tarafindan 
Edebiyat Fakiiltesi ogrencisiyken ba§latilmi§ ve daha sonra tekemmul ettirilmi§tir. Bugiin 
gayr-i matbu olan bu eserin daktilo nushasini miiellifin lutufkar musaadeleriyle gorme imkani 
bulduk. Bu gah§manin ve beraberindeki Hudayi Divan'i edisyon kritigi'nin uzun bir emek 
mahsulii oldugu soylenebilir. 

Fevziye Abdullah Tansel'in A. U. ilahiyat Fakiiltesi Mecmuasi (1967/XV)'ndaki makalesi 
Hudayi hakkinda yapilan gali^malardan ne§redilenlerin ilk'dir. Hiidayi'nin daha gok edebi 
yoniinii konu alan bu gah^ma ile digerleri ara§tirmalanmiza, i§ik tutmu§tur. 

Celvetiyye Tarikati ile ilgili kaynaklar 

1 — Celvetiyyenin tarihgesi ile ilgili kaynaklar : 

Celvetiyye tarikatinin tarihgesi hakkinda daha cok umiimi kay-. naklardan yararlandik. 
Mesela Lemezat ve Tibyan bunlar arasinda-dir. Hiidayi'den onceki ve sonraki silsile icin 
Bursevi ismail Hakki'nin Silsile-i Celveti'si anakaynagimiz oldu. Tali derecede de o devirlere 
aid ve silsiledeki §ahislann hayatindan bahseden kaynaklardan istifade ettik. Mesela, M. Ali 
Ayni'nin Haci Bayram Veli, Bursah Mahmud Tahir'in yine Haci Bayram Veli ve Osmanh 
Miiellifleri adh eserleri gibi. 

Gunumiize kadar olan Celveti silsilesini de Hiiseyin Vassaf Bey'in Sefine-i Evliya'si ile 
Ayvansarayi'nin Hadikatii'l-cevami'inden. istifade ile tesbite cah§tik. Celveti tekkelerinin ve 
§eyhlerinin tesbitinde de son eser an onemli kaynagimiz oldu. 

2 — Celveti tarikati adabima dair kaynaklar : 

Celveti tarikatina dair adabi tesbitte birinci derecede Aziz Mahmud Hiidayi'nin Tarikatname, 
Camiu'l-Fazail, Ecvibe-i Mutasavvifi -ne, Vakiat, Hayatii'l-ervah ve necatii'l-esbah ve 
Hulusatii'l-ahbar adh eserinden; ikinci derecede Bursevi Ismail Hakki'nin Kitaba'l-hitab, 
Temamn'1-feyz adh eserlerinden ve iicuncu derecede de celveti me§ayihindan §ahislann 
tarikat adabina dair yazdiklan; Yakub AM (1 149/1736) nin Hediyyetii's-sallkin, §ihabuddin 
Efendi (1234/1819) nin Tuhfetu's-salikin adh eseri gibi kaynaklardan yararlandik. Tarikat 
adabinin tesbitinde aynca Tibyan yine onemli kaynaklanmizdan biri oldu. 



2. Hiidayi §eyh'e intisap edi ? i (S.75-76) 

1. Hiidayi, Bursa.'da miiderris ve naib olarak hizmet gormekte iken §oyle bir rii'ya goriir : 
«Kiyamet kopmu§, sirat ve mizan kurulmu§; ashab-i hayr ve salahdan olduklanni zannettigi 
pek cok kimse ba-husus hocasi Nazirzade (984/1576) de cehennemlikler 
arasinda'dir.»,Bu_rii'ya-dan son derece miiteessir olan Hiidayi, uyandiginda diinyevi 
me§galelerini terkederek Hz. Uftade (988/1589)'ye varmis. ve ona intisab etmi§tir. 



3. Hiidayi intisabina ikinci sebep uydurulmu§ bir tasavvuf masah (S.76-77) 

Hiidayi, Bursa'da naib iken bo§anma da'vasiyla huzuruna gelen bir kadin kocasinin her sene 
hacca niyyet ettigi halde gitmedigini ve o sene yine hacca niyyet edip eger gidemezse 
kendisini talak-i selase ile bo§yacagini soyledigini, fakat arefe giiniine kadar gitmedigi halde 
kurban bayrami giinlerinde bir kac giin ortadan kaybolduktan sonra meydana cikarak hacca 
gittigini soylemek suretiyle yalan irtikab ettigini, bu itibarla talakin vukuunu» taleb eder. 
Yaninda bulunan kocasi ise «arefe giiniine kadar memleketinden aynlmadigini», kabul 
etmekle beraber «hacca gidip geldigini hatta orada gorii§tiigii arkada§lanndan donii§lerinde 
§ahidlik taleb edilebilece-gini» soyleyerek talakin adem-i vukuunu taleb eder. 
Dava, Kadi Mahmud Efendi tarafindan hacilann donii§iine kadar te'hir edilir. 

Hacilar dondiikten sonra ise zevcin iddiasinin dogru oldugu «hacilann §ehadetiyle» anla§ilir. 
Bunun iizerine Hz. Hiidayi, «talakin vaki' olamiyacagina» dair §er'i hiikmii i'lan eder. 

Hiidayi karanni aciklamakla beraber bu i§in nasil oldugunu ve gidi§ geli§in ne §ekilde 

gercekle§tigini da'vali zattan gizlice ogrenmek ister. O da : 

«- Eskici Mehmed Dede 1 85 diye ma'ruf bir zatin ma'nevi delaletiyle tayy-i zaman ve mekana 

nailiyetini» soyleyince Hz. Hiidayi de derhal Mehmed Dedc'ye ko§arak inabe talebinde 

bulunur ise de O : 

« — Nasibiniz bizden degil, Hz. UMde'dendir, varin ona miiracaat edin» deyince Hiidayi de 

Hz. Uftade'ye vanp intisab eder 

4. Hudayi'nin ^eyhinin emriyle hakimligi terk edip sokaklari dolasarak sirtinda ciger 
satmasi (S.77) 

Uftade hazretlerine intisab eden Hiidayi, onun yaninda siki bir ri-yazat ve nefs terbiyesine 
ba§ladi. Hz. Uftade bir giin miiridine : 

— Haydi evladim, bir sink cigeri omuzuna alarak Bursa sokaklannda dola§ip satmahsin, diye 
emretmi§; Hz. Hiidayi de tereddiidsiiz singi samur kiirkii iizerine almi§ ve car§i car§i, mahalle 
mahalle dola§maya ba§lami§ti. Bu hali goren ahali, «hakini cildirmi§» diyerek alej-hinde bir 
siirii dedikodular uydurdular. Fakat Hz. Hiidayi bunlann hie birine aldirmadi. Ve vazifesini 
kemal-i ihtimamla yerine getirerek dergaha dondii. 

Hiidayi ciger satma i§ini kemaliyle ba§ardiktan sonra §eyhi onu dergahin helalanni 
temizlemege me'mur etti. Bir giin abdesthaneleri yikarken kulagina davul-zurna ve diimbelek 
sesleri geldi. Meger Hiida-yi'nin yerine yeni ta'yin olunan hakim geliyormu§ ve halk onu 
istikbal etmekle me§gul imi§. Hiidayi, beldenin bu adetini bildigi icin sese muttali olunca 
kendi kendine : 

5. Tuvaletleri sakali ile supurmesi sapikhgi (S.77-78) 



« — Yeni hakim geliyor ha!.. Bicare Mahmud, sen boyle bir meslegi biraktin... §imdi 

abdesthanelere hizmetkar oldun.» diyerek nefsinin igfal ve igvasina kapilmi§ti. Hatinndan bir 

an bunlar gecince derhal toparlanmi§ ve : 

« — Mahmud! Sen $eyhine nefsini ayaklar altina alacagma dair soz vermedin miydi?» 

diyerek kalbinden gegen bu hale tevbekar olmus ve nefsini tahkir igin elindeki supurgeyi 

atarak taslari sakahyla supurmeye ba§layacagi bir anda §eyhi Uftade Hizar gibi yeti§mi§ 

ve : 

« — Evladim, sakal miibarek §eydir, onunla boyle bir §ey yapilmaz.» diyerek omuzundan 

yakalanmis. ve : 

« — Maksad bu mertebeyi atlatmakti.» buyurarak Hiidayi'yi ahp dergaha goturmu§tu. 

6. "Hiidayi kisa bir zamanda bitkilerin sesini duyar hale gelmi^ti." Yalani (S.78) 

Hz. Hiidayi, Uftade'nin neshinde her gecen giin ma'nevi tecellilere nail oluyor, ruhu 
olgunla§iyor ve yuceliyordu. Nefsini tezkiye ve kalbini tasfiyeye muvaffak olan Hiidayi, artik 
nebatatin bile te§bihini duyar hale gelmi§ti. 

Uftade hazretleri bir giin muridan ile tenezziihe cikmi§lardi. Dervi§ler, efendilerine takdim 
etmek uzere her biri birer demet gigek topladilar. Hiidayi Efendi de eline bir adet sapi kinlmis. 
bir gigek alarak geri dondu. Herkes hediyelerini §eyhleri UMde'ye takdim etmi§, Uftade de 
kabul ile memnuniyetini izhar etmi§ti. 
Hz. Hiidayi hediyesini verince Hz. Uftade : 

« — Oglum arkada§lanniz demet demet gigek getirdiler, siz bize bir tek gi^egi mi layik 
gordiinuz?» buyurdu. Hz. Hiidayi de: 

« — Efendimize ne takdim etsek azdir; fakat hangi bir gi^egi koparmak igin el uzattimsa 
te§bihini i§iterek elimi gektim. Ancak sapinin kinlmasindan dolayi bu ^i^egi te§bihinden 
kalmi§ gordum. Bunu bir takdime olmak uzere huzur-i alilerinize getirdigim ma'lum-i 
mur§ida-neleridir.» zarif ve latif cevabini vererek §eyhinin bir kat daha muhabbet ve 
teveccuhunu kazandi. 

7. Ac. birakilan Hiidayi'nin halusiilasyon gormesi (S.78-79) 

Hiidayi, «iig giinde bir elmayi koklayip onunla iftar edecek» derecede siki bir riyazat 
devresinin sonunda nefsini iyice Hakk'a ram etmi§, ruhunu kuvvetlendirmi§ti. Bu yiizden de 
yolda dirilerden 50k oliilere miilaki olmaya ba§lami§ti. Hatta bir giin §eyhinin halyethanesine 
giderken daha once vefat etmi§ bir miiezzine tesaduf etmi§ ve ona selam vermi§ti. 
Halvethaneye girip durumu §eyhine anlatinca Hz. Uftade : 

— Ogul, riyazatla ruhunu takviye etmi§sin onun eseridir. Fakir dahi riyazatimiz zaminda 
bazan car§iya yiktikca oliileri dirilerden cok mii§ahede ederdim.» buyurdu. 

8. Hiidayi'nin hokkabazhk oyunlanna baslamasi (S.79-80) 

Hiidayi'nin manevi mertebeleri kisa zamanda kat' ederek yukselmesi ba'zi dervi§lerin 

kiskanchgini mucib olmu§tu. Hiidayi'nin tic sene gibi kisa bir zamanda bu derece 

yukselmesini icin igin cekemeyenler vardi. Durumu sezen Hz. Uftade, Hiidayi'nin 

buyuklugunu gostermek icin §oyle bir plan hazirladi. 

Mevsim ki§ti. Di§anda kar yagiyor. firtinalar esiyordu. Hz. Uftade miiridani ile beraber 

yemek yiyorlardn Sofraya pilav konuldugu zaman Hz. Uftade : 

§imdi bagdan taze kopmu§ iizum olsa bu yemekle ne giizel olurdu.» deyince dervi§ler 



birbirlerinin yiizlerine bakmaga ba§ladilar. £iin-kii soylenen sozde bir gayr-i tabiilik vardi zira 
her taraf karla kap-h idi ve iiziim mevsimi goktan gegmi§ti. Fakat Hiidayi. §eyhinin tekli- 
findeki i§areti ke§federek : 
« — Miisaade buyrulursa maksadinizi yerine getireyim.» dedi ve Hz. Uftade : 

— Memnun olurum.» cevabini verdi. Muridan hayretler icindai ir-birlerine baki§arak neticeyi 
beklemeye koyuldular. 

Hiidayi gitti, bat karlarla 6rtulmu§tii. Fakat ma'neviyatin §iddet-li ate§i oniinde bunun ne 
onemi vardi. Kiitiikler derhal yesjllendi, ye§il yapraklar arasinda olgunla§mi§ iiziimler 
goriiniiyordu. Hiidayi. bu iiziimlerden bir iki sepet doldurdu. Sevincinden yolda vecde geldi. 
Ruhu ta§ti, meczub dervi§ler gibi yolda sallana sallana ilahi, evrad,. kasi-de okuyarak 
doniiyordu. Fakat kazara ayagi kaydi ve yanindaki batak-hga dii§tii. Kurtulayim diye 
ugra§iyor bir tiirlii muvaffak olamiyordu. Bu. halin kendisini son derece mahzun ettigi esnada 
ansizin bir dervis. zuhur ederek yanina geldi ve ona : 

« — Evladim elini uzat seni kurtarayim.» dedi. Hiidayi ona kim oldugunu sordu; fakat cevab 
alamadi. Yalniz : 

— Efendi bu el senden ba§kasina uzatilmaz!» deyince Hiidayi eli-ni uzatti ve oradan kurtuldu. 
Meger bu dervi§, Hizir (a.s.) imi§. 

Hiidayi nihayet iiziimii huziir-i §eyhe gotiirmege muvaffak oldu. Bu zaten onun i^in bir 

imtihandi. 

Hiidayi, olanlan §eyhine anlatti. Biitiin muridan hayretten dona-kalmi§ti. O'nun hakkindaki 

su-i kanaatlanndan dolayi da aynca pi§man oldular. §eyh Uftade onlara : 

« — Gordiiniiz ya Hiidayinin kemalini, o bu hilafete coktan hak kazandi» buyurdu. 

9. Hiidayi yatir ile konu^masi hurafesi (S.80) 

Hiidayi, §eyhinin nezdinde seyr-u siilukiinii ikmal edince Sivrihisar'a halife olarak 

gonderilmi§ti. Burada daha once «tarik-i esma» tah-sil ettigi Baba Yusuf Efendi'yi ziyaret 

etmek istemi§; fakat oklugunu ogrenince bu sefer kabrini ziyarete gitmi§ti. Hiidayi onun 

tiirbesinde murakabeye vannca-Baba Yusuf zahit olmu§ ve : 

« — Ho§ geldiniz, bu makam bizim degil, sizindir.» demi§ti. 192 

Bilahare Hiidayi, ma'nevi i§aretle Bursa'ya donmii§ ve §eyhine bir miiddet daha hizmet 

etmi§ti. 

10. Hudayi'nin Uskiidar'a tayini ve hokkabazhkla anlasnialan (S.80) 

Hz. Hiidayi, §eyhine abdest suyunu lsitarak hazirlardi. Bir gun ab-dest suyunu lsitmakta 
gecikmi§, §eyhi kalkip su isteyince ibrigi ahp odadan di§anya gikmi§ ve kalbinin iistiine 
koyarak «zikrullah» ile isitmi§ti. Bilahare §eyhinin eline suyu dokiince Hz. Uftade : 
« — Oglum bu su ate§ ile isinmi§ degil, haydi iki aslan bir post iizerinde oturamaz. Sana 
Uskudar tarafi zahir oldu.» buyurmu§tu 

11. Kansi Hiidayi'ye itiraz edince padisahtan gelen hediyeler uydurmasi (S.81) 

Bu esnada Hudayi'nin hanimi hamile olup dogumu da yakla§mi§ bulundugundan Hiidayi'ye : 
c — Bursa'da kadihk ve miiderrisligi terkettin, mahni miilkiinii §una buna vererek elde avugta 
bir §ey birakmadin. Diinya'ya gelecek yavruyu sanp sarmalayacak bir hirka pargasi bile yok.» 
diyerek serzeni§lerde bulunuyormu§. Tarn bu sirada padi§ahin hediyye ve atiyye-sini getiren 
mc'mur kapiyi caiiverince Hz. Hiidayi : 

— Hatun, istedigin diinyahk geldi, haydi al!» emriyle zevcesinin hatinni da tatyib etmi§ti. 



12. Sultan Ahmed'in Hiidayi'ye kar^i dalkavuklugu (S.81-82) 

Sultan Ahmed, Uskiidar'a gittigi bir giinde gar§ida Hz. Hiidayi'ye tesadiif eder. Derhal atindan 

inerek yerine §eyhini oturtup kendisi de atin arkasindan yaya olarak yiiriimeye koyulur. 

Hiidayi'nin gonlii koca padi§ahin yaya olarak yiiriimesine razi olmaz ve : 

« — Sirf §eyhimin duasi ve emri yerini bulsun diye bindim.» der ve boylece de §eyhi 

Uftade'nin : 

"Oglum, padi§ahlar rikabinda yiiriisiin." seklindeki duasi yerine gelmis. olur. 

Sultan Ahmed'in bu hadise iizerine a§agidaki beyitleri in§ad ettigi soylenir : 

Varum ben Hakk"a verdim gayn vanm kalmadi 

Ciimlesinden el cekiib pes du cihanim kalmadi 

£unki hubbu'ttah erisdi gekdi beni kendiiye 

Acdi gonliim goziinii gayn giimanim kalmadi 

Evliyii'nin himmeti yakdi beni kal' eyledi 

Safiyim buldum safayi dii-cihanim kalmadi 

Ahmed ider ya ilahi sana §iikriim cok-durur 

Hamdu li'llah a§k-i Hak'dan gayn vanm kalmadi. 

13. Kasirgaya ve yildinma tasarruf etme yalani (S.82) 

Hiidayi'nin en yaygin menkabelerinden biri de §iddetli bir kasirga esnasinda, kayikgilann bile 

denize gikmaga cesaret edemedigi bir giinde Sultan Ahmed Camii'nde cum'a vaazina 

yeti§mek iizere bindigi kayigin dort yaninda denizin siit-liman olmasidir. 

Bu esnada Topkapi Sarayi'nda Yahk6§kii yakinindaki fevkani sultan kasnndan dalgalan 

seyreden Sultan Ahmed'in yildinm isabet eden kasnnin bir sure yikilmayi§i ve caninin 

kurtulmasi da Hiidayi'nin kerameti sayilmaktadir. 

Bu menkabenin yayginhgi yiiziinden kayik^ilar arasinda Uskiidar'dan Sarayburnu'na kadar 

giden bir yolun bulunduguna inanihr ve bu yola «Hiidayi Yolu» denilirdi. 

14. Sultan Ahmed'in zehirli yemegi yememesi igin yardimina ula^masi yalani (S.83) 

Sultan Ahmed, tenezziihe giktigi bir gun et kizartmak igin bir cukur a^tinp ate§ yaktirmi§ti. 
Et, ate§te giizelce kizartihp yenilmek iizere hazirlandiginda Hz. Hiidayi te§rif etti. Ve padi§ahi 
«zehirlidir» diye eti yemekten men'etti, et orada bulunan bir kopege verildiginde kopek bir 
miiddet sonra oldii. Daha sonra ates. yakilan yer kazildiginda Hiidayi'-nin haber verdigi gibi 
zehirli bir yilanin parcalanna rastlandi. 



15. Hiidayi'nin kimya ilminde hokkabazhgi (S.83) 

Hiidayi'nin kimya ilmine vukufunu duyan bir merakh, kendisinden kimya ogrenmek iizere 
miiracaat eder ve ondan bu ilmi bilin bilmedigini» sorar. Hiidayi de bu ilmi bildigini altinda 
oturdugu asma agacindan iic defa yaprak kopanp iifleyerek «altina tahvil etmek siiretiyle 
gosterir. 

16. Kendisine ziyarete gelen seyyahla bir anda Kudus mescidine gidip (lsinlanma) 
gelmesi yalani (S.84) 

Sohreti her yana yayilmis. olan Hiidayi'nin durumunu bir fakir seyyah da duyup dergahina 



gelerek huzurunda kalben ve ruhen feyz bulmakister 

Huzura geldiginde hig ummadigi bir tarzda §eyhi 50k kiymetli bir kiirkiin iginde goriince 
§a§inr ve bunu tarikatla ma'neviyatla bagda§tiramaz. Vakit ikindi namazi vaktidir ve cemaat 
heniiz siinnet kilmak iizere ayaga kalkarken farz igin kamet getirilip ayaga kalkihr. Bu sirada 
dervi§in gonliinden «siinnet kihnmadan farza duruluyor» §eklinde bir miilahaza geger ve bu 
esnada Hiidayi'nin kolundan tuttugu dervi§, arkasindaki postu yere birakir. Hiidayi de 
sirtindaki kiirkii gikararak ta,m farza duracaklan anda seyyah ile beraber kendilerini huzur-i 
Bey-t-i Mukaddes'de bulurlar. Seyyah hayretler icinde namazi ikmal ettikten" sonra : 
« — Efendim postum dergahta kaldi» deyince Hz. Hiidayi de : 

« Bizim kiirkde orada kalmadi mi,» diye itab eder ve her ikisi de tekrar bir anda hankaha 

donerler. Bilahare Hz. Hiidayi bu bigareye i'zaz ve ikramda bulunur. 

17. Padi^ah'in Su'i zan ettigi gencin ilyas oldugunu anlamasi yalani (S.84-85) 

Bir giin padi§ahin vekil olarak gonderdigi nedimlerinden biri, Hiidayi'yi dergahinda 

bulamayinca Bulgurlu'daki £ilehane'sine gider. Ora-da Hz. Hudayi'yi kar§isina aldigi bir 

gentle sohbet eder bir halde bulur. Padi§ahin nedimi hemen selam verip ba§ kestikten sonra 

geri doner, ve mal bulmus. magribi gibi ko§arak bu durumu padi§aha yeti§tirir. Bunu i§iten 

padi§ah ertesi giin Uskiidar'a gelir ve ayni hali o da goriir. Bir miiddet sonra miistade talebiyle 

kalkmak isteyince Hiidayi : 

« — Biz de kar§iya gecmek istiyoruz, kayiga kabul olunursak biz de gelelim.» der. 

Teklif kabul edilip beraberce kar§iya ge^erlerken bir ara padi§a-akhin eli kiipe§tede iken 

parmagindaki yiiziigii denize dii§er. Yanlanndi geng hemen atlar ve yiiziigii padi§aha uzatarak 

ortadan kaybolur. Padi§ah : 

« — Aman gocuk boguldu» diye baginnca Hiidayi : 

« — Senin su-i zanla gordiigiin bu mahciib civan Hizir'in karde§i ilyas 'tir.» der. 

18. Mezarhkta padisah'a kendini ilah olarak gostermesi sapikhgi (S.85) 

Sultan Ahmed bir giin Hz. Hiidayi'yi ziyarete gelir. Hiidayi'nin arzusu iizerine birlikte 
tenezziihe gikarlar. Karacaahmed mezarhgina vardiklannda Hz. Hiidayi Sultan'a : 
« — Bugiin sana kendimi gostereyim mi?» diyerek kabristan 'canibi-ne bakarak Kvimu 
hitabinda bulununca kamilen ehl-i kubur ekin gibi kabristan iginde zuhur etmege ba§lar. 
Padi§ah'in durumu gorme- sinden sonra Hiidayi, Udu diyerek ehl-i kuburu eski hallerine 
dondiiriir. 

19. Hiidayi, Allah adina yalan soyleyen bir zalim (S.96-97) 

Hiidayi'nin asil §ohretini saglayan ve ismini oliimsiizle§tiren «tasavvufi §ahsiyetidir.O vicdani 

murakabe ve muhasebelerle dolu olan kadihgi terkettikten sonra biiyiik miir§idi. UMde'nin 

yaninda ruhi ve fikri olgunluga eri§mi§; zihni durulmu§, kalbi itmi'nana ermi§ti. Ve bu yolda 

insanlara rehberlik edecek bir miir§id seviyesine ula§mi§ti. 

O'nun vaaz, ir§ad ve zikir meclisleri, tefsir ve hadis dersleri hep tasavvufi bir ne§ve ile 

lezzetleniyor; eserleri de bu duygu ile i§leniyordu. 

Tecellivat (bk. Eserleri Blm.) adh eserinde kendisinin verdigi bilgiye gore muhtelif 

zamanlarda ge§itli tecellilere mazhar olan Hiidayi, tasavvuftaki kutupluk» ve «kutbu'l- 

aktabhk» mertebelerine de ula§tigini bizzat ifade etmektedir : 

1 — «101 1 Sa'ban-i Muazzam'in yirminci gecesi temcid vaktinde bir hal zahir olup cemi-i 
halk'i Hakk'a da'vet eylemi§im, nazar eyledim aleme sanki «kutub» olmu§um. 

2 — "1012 Ramazan 29. Pazartesi giinii biiyiik bir tecelli oldu. Ondan sonra bir bisat ihsan 



olundu. Geni§ligi alemler kadannca. Bundan sonra bir bisat ihsan olundu. Geni§ligi alemler 
kadannca. Bunlar lakin zikrolunmaz." 

3 — «... tarih-i mezburda Muharrem 9. Pazartesi giinii fakire i§aret edip bu zamanin kutbu'l- 
afaki bunlardir, denildi.» 

4 — « 1 1 2 Zilka'de 8. Cum'a gecesi beni ademe kutb oldun diye kutbiyyet ihsan 
olundugudur.» 

5 — «1003 Ramazan 29, Pazartesi biiyiik bir tecelli vaki' oldu. Ondan evvel boylesi 
olmami§ti. Biiyiik bir do§ek do§ediler ki, cemi' alemi tuttu. Ra'dehu «kutub kimdir» dive sual 
eyledim, cevap geldi ki, soylenmeze 

«Kutbu'l-aktab» oldugunu gosteren tecelliler de §anlardir : 

1 « 1 1 3 Cemaziyelahir 18, Cum'a giinii namazdan sonra fukara tevhidde iken Canib-i 
Hak'dan mii'minlerin kalblerini tathir etmegi Rabb'im ihsan edip «Kutbu'l-aktab» olduk. 

2 — «1013 Muharrem 9. Pazartesi bir veghile mii§ahede olundu ki ba'zi mahlukat Mihahc 
tarafina tevecciih ettiklerinde bu fakir canibine sevkolundular. Hem bu halkin ba'zisi ba'zisina 
bu fakiri gosterip «kutbu'l-aktab-i afak bunlardir» diyorlardi.» 

3 — « 1 1 8 Cemaziyelahir 18. Cum'a giinii cum'adan sonra mihrabda iken ve fukara tevhidde 
oldugu halde «tathir-i kuliib-i mii'minin»ihsan olundu Guya ki kutb-i aktab idi. 

4 — «1013 Zilka'de 18. Cum'a giinii «sen kutbu'l-amsin» diye kelam olundu. » 

Kutub liigatte degirmen deligine sokulan uzun demir, degirmen igi, kible ve yol ta'yinine 
yardim eden kutub yildizi, bir kavmin me-dar-i umuru seyyid ve reis manalanna gelir. 

20. Tasavvuf un pislikleri igerisinde kaybolan bir Profesor (S.97) 

Tasavvuf istilahinda ise Cenab-i Hakk'in mazhar-i tecellisinin mevzii olan» ve «insanlar 
tarafindan ma'liim olmayan en aziz §ahsiyeti demek olduguna gore Hz. Hiidayi de bu 
tecellilere mazhar olmu§ ve «alemin kalbi» demek olan kutbu-1 aktabhk makamina 
yiikselmi§ti. O'nun kutbiyetini devrini idrak etmis. bulunan Evliya Celebi. «Uskiidari Mahmud 
Efendi ki, kutbuna kadem basip Sultan Ahmed Han rikabinda piyade yiiriimii§tiir.» diyerek, 
"Tarih^i Pegeyi ibrahim Efendi (1)61/1641) de, Asnnda kutb-i zaman idii-giinde istibah 
olunmaz idi.» §eklindeki ifadelerle belirtmi§lerdir. 

Aziz Mahmud Hiidayi ve Celvetiyye Tarikati, Doc. Dr. Kamil Ydmaz, Erkam Yayinlan, ist- 
1990 



Bayezid-i Bistami 



1. "Allah insanlarin sirlarim bo§ ve benimkini dolu olrak gordii." Yalani (S.141) 

Beyazid diyor ki: "Allah biitiin insanlarin sirlanna ve ruhlanna bakti, baktigi her sirn bo§ 
gordii. Bayezid'in sirnni i§e kendisinden dolu olarak gordii. "(Attar, 201) 

2. Beyazid Allah'a iftira ediyor. (S.144) 

Bayezid der ki: Yiice Allah'in bir §arabi var, gece olunca evliyanin kalbine bu §arap'tan sunar. 



Ondan igenler ilahi sevgi ve ozlem sebebiyle Melekut'a ugarlar. (Refi', 210) 



3. "... Gordiim ki Ben O ..." iftirasi (S.155) 

Yilan gomleginden gikar gibi benligimden giktim, sonra benligime baktim gordiim ki: "Ben 

O" 

Sehlegi, 141) 

Aynu'1-Cem adi verilen bir makam vardir, bu makamda bulunan veil, tarn anlamiyla Hak'ta 

fani oldugundan O'nun diliyle konu§an Hak olur. Serrac: "Bayezid'den nakl edilen sozler onun 

Aynu'1-Cem 

mertebesine ula§tigini gosterir. Aynu'1-Cem tevhidin isimlerinden olup onun ancak ehlince 

bilinen bir~ ozelligi ve bir niteligi vardir" diyor. (Serrac, 450, 459) 



4. Beyazid Mirac diyerek Allah'la alay ediyor. (S. 155-157) 

Bayezid'in Miraci 

Mirac olayi Hz. Peygamber'in en onemli mucizelerinden kabul edilir. isra ve Necm 
surelerinin ba§inda bu olaya i§aret edilir. Hz. Peyyamber'le, Peygamber gonderme hususu 
sona erdiginden mirag ve benzeri hususlar da son bulmu§tur .ilk sufiler Allah'i tasavvufun ana 
hedefi haline getirmeye basjadiklan zaman O'na dogru yiirumekten ve yolculuk yapmaktan 
bahs etmeye ba§ladilar. Bu dii§uncelerini sefer, seyr, suluk (seyru-suluk) gibi terimlerle ifade 
edip O'na ermeyi ve kavu§mayi (vuslat) gaye edindiler. Hakk'a dogru yapilan bu manevi 
yolculuk (seyr ilallah) sufilikte bir mirag meselesinin ortaya gikmasina yol agti. Tasavvuf 
tarihinde ilk defa mirag edip semalara giktigini, Allah'i goriip onunla konu§tugunu soyleyen 
Bayezid Bistami olmu§tur. O, daha evvel var olan Hakk'a dogru yapilan manevi yolculugu bir 
mirag olayi gibi tasvir etmi§, bunu yaparken 
de Hz. Peygamberin miracini ornek almi§tir. 

Bayezid'le ba§layan tasavvufi anlamdaki mirag ondan sonra da devam etmis. ve buyuk 
sufilerin gergekle§tirmeyi ba§ardiktan en yuksek seviyede ruhun Hakk'a yucelmesi §eklinde 
anla§ilmi§tir. 

Bayezid'in yaptigi mirag birden goktur. Bunlann bir gogu ba§ta Sehlegi olmak uzere bir gok 
mutasavvif tarafindan kaydedilmi§tir. Bu miraglar arasinda bir tanesi digerlerine gore gok 
daha genis. olup Allah'la olan konu§malar burada oldukga aynntih bir §ekilde verilmi§tir. 
Diger miraglar ise 5-10 satirhk tasvirler §eklindedir. Simdi burada once kisalanni aktardiktan 
sonra en aynntili olanini, Sehlegi'nin anlattigi §ekliyle aynen verecegiz: 

1- Ruhumla mira^ yaptim, melekutu delip geg-tim. Cenneti ve cehennemi gosterdiler ama 
bunlarla hig ilgilenmedim. Hz. Peygamber (a.s.) miistesna, ugradigim (ve semada gordiigiim) 
her Peygambere selam verdim. Hz. Peygamberin ruhuna ula§amayi§imin sebebi ruhunun 
gevresinde nurdan bin perdenin bulunmasi, bundan gelen i§iltinin bile neredeyse ilk baki§ta 
her §eyi yakmasi idi. (Sehlegi, 111, Attar206) 

Bayezid bu ifadesinde ruhu ile mirag yaptigini agikga ifade etmi§tir: 

2- Ceberut'da gaib oldum.melekut deryalanna daldim, Lahut'un perdelerini a§ tun, Ar§'a 
ula§tim.. "Burasini bombos. goriince kendimi onun uzerine attim ve: 

"Ey benim Efendim! Seni nerede arayayim? 

Bunun uzerine perde agildi ve gordiim ki: Ben benim, ben yine benim, aradigim hususa 

yoneltiliyo- 



rum, yuriiyen de ba§kasi degil, ben oluyorum. (Sehlegi, 164) 



5. Beyazid Allah'a iftira ederek $irk icinde bocahyor. (S.158) 

Ba§ka bir rivayette §oyle: "Bana kendimi tamamiyle unutturdu.Halki ve melekutlan da 

unutturdu. Bende kaygilar kalmadi. Kaygisiz kaldim, siirekli olarak memleket memleket a§tim 

ve halka ula§ip onlara: Kalkin ki size destur vereyim, dedirn Kaldir dim ve destur verdim, 

nihayet onlara erdim. Bu yiiz-den beni kendisine yakla§ tirdi, bana kendisine giden yolu acti. 

Ruhun bedene olan yakinhgindan daha cok O'na yakin oldum o vakit bana hitab etti: 

"Bayezid! Sen miistesna onlann tiimii benim halki mdir. Ben de evet Senim,sen de ben 

(Sehlegi, 153) 

Bir kere yiikseklere cikanldim, nihayet huzuruna vanp durdum. Bana §oyle hitab etti: 

"Ey Bayezid! Halkim seni gormek istiyor". 

"Ama Azizim! Ben onlan gormek istemiyorum eger sen onlann beni gormelerini arzu 

ediyorsan ben sana muhalefet etme guciine sahip degilim, Bu 

takdirde beni birliginle o kadar susle ki halkin beni gorduklerinde seni gordiik desinler ve bu 

durumda o sen olasin ve ben orada olmayayim "(Sehlegi, 1397" Serrac,4bb) 

Bayezid diyor ki: Allah bu dilegimi kabul etti ve oyle yapti. Beni huzurunda-durdurdu, siisledi 

ve yii- 

.celtti. Sonra da halkina cikardi.Huzurunda bir adim atip halka vardim, ikinci adimi atinca 

kendim- 

den gectim. Bunun uzerine 

"Dostumu bana iade edin. Zira o bensiz olmaya sabr edemez" buyurdu. (Sehlegi, 149) 

6. Beyazid'in Allah 'in sifatlari He sifatlanmasi kiifrii (S. 161-162) 

Hakk'a erip Hak'la Hak ikamet edince bana izzet ve azamet kanadi verdi. Kanatlanmla 

uctum, ama O'nun izzet ve azametinin (§eref ve ululugunun) sonuna eremedimlmdad diye 

O'ndan O'nunla meded istedim, zira O'nunla olmak igin O'nunla olmak icin O'nunla 

olmaktan ba§ka giicum yok. Bunun uzerine bana lutuf goziiyle nazar etti,giicunden gii? verdi, 

beni siisledi, kereminin taci ile ba§imi taclandirdi. Beni tekligiyle tek, birligiyle bjr kihp 

sifatlanyla vasiflandirdi, hi? bir kimsenin ortak olmadigi olmadigi sifatlarla. Sonra dedi ki 

Birligimde bir, tekligimde tek (vahid. ferd) ol. 

Kerem tacimi koydugurn ba§ini kaldir ve §erefimle §ereflendir, zorumla zorlu ol. Sifatlanmla 

Halka cik ki benligimi benliginde goreyim Artik. seni goren 

"beni gormii§, seni murad edinen beni murad edinmi§ olur, Ey yeryuziindeki nurum 

gokyiiziimdeki 

'siisiim! 



7. Beyazid'in kafasinda §irk ve kufiirden baskasi yoktur. (S. 162-164) 

Boylece Allah'in bana kar§i kendisiyle ileri surdugu delillerin arkasi geldi. Artik bundan sonra 
O beni 

kendi isimlerinden hangisiyle bana hitab ettiyse ben de' ona o isimle hitap ettim, O kendi 
sifatlanndan hangisiyle beni vasiflandirdiysa ben de O'nu o sifatla nitelendim .Boylece 
O'nunla iken benden olan her §eyin sonu geldi. Bir sure olii gibi kaldim, ne ruh var, ne beden! 
Sonra oldurmus. iken cannula beni canlandirdi ve: 



Mulk-kimin?" buyurdu.Beni ihya etmis. olunca "Bir ve kahhar olan Allah in dedim. 

"isim kimin?" buyurdu. "Bir ve kahhar olan Allah'in" dedim "Hakimiyet kimin buyurdu "Bir 

ve kahhar olan Allah'in" dedim. 

"irade kimin?" buyurdu. 

"Zorla olan Rabbin" dedim. Buyurdu ki: 

"Sana hayatimdan hayat verdim, seni iilkeme sultan yaptim, adimla da adlandirdim, 

hakimiyetimle seni hakim kildim? irademi sana anlattim. Rabhk -isimlerini ve ezeliyet 

sifatlanni (alman ve kullanman icin) bana muvafakat ettim. 

"Ne istedigini biliyorum: Kendime ait oldum razi olmadin,senin igin san ait oldum. buna da 

razi olmadin" dedim,buyurdu ki- 

"Ne kendine ait ol, ne de bana, ku§kusuz sen yokken ben senindim? Sen de sen yok iken 

(benklik siz) benim ol. Oldugun gibi kendin ol, oldugum gibi benim ol." 

"Bu, benim igin nasil mumkiin olur meger ki Seninle ola" dedim. Bunun uzerine kudret 

goziiyle bana"§oyle bir takti ve kendi varhgiyla beni yok etti ve benden zatiyla tecelli etti. 

Boylece ben O'nunla var oldum ve fisilda§malar sona erdi. Soz bir oldu, her §ey her §eyle bir 

oldu." 

"Ben benim, O'nun benligini dile getiri§im vahdet halinde huviyetini dile getiri§im 

gibi.Boylece de sifatlanm Rabhk sifatlanna donu§tii. Dilim de tevhid dili oldu. "O dur, ondan 

ba§ka Tann yoktur" sifatlanm oldu. Ne olduysa O'nun varhgiyla ve olan dan oldu. O'nun 

varhgiyla olan da "olan olur. Artik sifatlanm Rabhk sifatlan, i§aretlerim ezeliyet i§aretleri, 

dilim tevhid dilidir." (Sehlegi, 175-178) 

Bayezid-i Bistami - Prof. Dr. Suleyman Uludag, Diyanet Vakfi Yay., Ankara-1994 



1. Beyazid-i Bestami ve Muhyidini Arabi'de Vahdet-i Viicut inanana kapi acilmasi 
kiifrii (S.17-18) 

Biz tasavvuf tarihine kiiciik bir kapi agarken kronolojik siralamayi burada birakip elinizdeki 
eserin yazilmasina konu te§kil eden Buyiik Veli Ebu Yezid Bestami Hazretleri'nin islam 
tasavvufuna agtigi degi§ik bir kapidan soz etmek istiyoruz. Bilindigi gibi Ebu Yezid 
Hazretleri VAHDET-I VUCUD felsefesine kapi agan ve bunun ana fikrini ortaya koyan ilk 
mutasavviftir. Bu kapiyi geni§leten ve konuyu daha cekici ve i§lek hale sokan ise Seyh-i 
EKBER Muhyiddin Arab! (K.S.) Hazretleri'dir. Fu-tuhat-i Mekkiyye ve Fususu'l-Hikem adh 
kiymetli eserlerinde bu konuyu izah etmis, ve yer yer dikkatleri cekip §iibheleri biiyiitmemek 
ya da kaldirmak icin bazi tekrar ve a^iklamalara yer vermi§tir. 

Ebu Yezid Bestami (K.S.) Hazretleri: «SUBHANI MA A'ZAME SANI» «FEiZA ENE 
HUVE VE HUVE ENE» diyerek viicud-i hakikinin Allah'a mahsus oldugunu anlatmak 
istemi§ ve bir vecd ve istigrak icinde ilahi nur ve tecellilerden ba§ka bir §ey goremeyince bu 
sozu sar-fetmi§tir. ibn-i Arabi (K.S.) Hazretleri bunu biraz geni§leterek §oyle demi§tir: 
«SUBHANE MEN AZHARA'L-ES-YAE VE HUVE AYNUHA... INNE VUCUDE'L- 
HADiSATi'L-MAHLUKATi HUVE AYNU VUCUDi'L-HALiKI... EL-ABDU RABBUN 
VE'R-RABBU ABDUN YA LEYTE SiiRI MENi'L-MUKELLEF» demistir. Bunlarm Turkce 
anlami §oyledir: «Kendimi tenzih ederim, sanim ne de yucedir!» «E§yanin ta kendisi oldugu 
halde e§yayi izhar eden Allah'i tenzih ve te§bih ederim. » «Dogrusu sonradan meydana geleni 
mahlukatin viicudu, Yaradanin viicudunun aynidir.» «Kuf Rab'dir; Rab de kuldur. Ke§ke 
bilseydim miikellef olan kimdir?» 



2. "Kendimi tenzih ederim."$irki (S.62) 

«Kendimi tenzih ederim, kendimi tenzih ederim; ben en yiice olan Rabbimin kendisiyim!.» 

3. "Kabe'de Allah'a ulastigmda kabe etrafinda donuyordu." yalam (S.91) 

"Kabe'yi tavaf ederken , hep rabbimi istiyor,0'nun huzuruna ermeyi arzu ediyoram.Tavaf 
esnasinda Rabbime kavu§unca , O'nun yakinhgina eri§ince , bir de baktim ki Kabe de benim 
etrafinda doniiyor." 

4. "Digerleri oliiden biz ise diriden aldik." Yalam (S.92) 

«A miskinler!. Bahsettiginiz zatlar ilmi oliiden almi§lar. Yani oliiyii oliiden almi§lar.. Biz ise 
ilmimizi hie olmeyenden aldik!. 

5. "Seher vakti olunca gayb aleminde ses geldi." Yalam (S.97) 

Gecelerden bir gece kalbimi arayip yokladim... Seher vakti olunca , gayb aleminden bir ses 
geldi, §6yle diyordu: Ya Eba Yezid! i§te o budur, Sen bizden ba§kasini anyordun?!.. 

6. Hz. Peygamber hak sozii ile Beyazid'in kiifiir sozii karsilastinlmasi iftirasi (S.99-100) 

«Rabbim, seni tenzih ederim; seni hakkiyla bilemedim!.» derken, Bayezid-i Bestami: 
«Kendimi tenzih ederim, kendimi tenzih ederim, sanim ne biiyiiktiir!.» 
demi§tir. Buna nefersiniz? 
lOO.sayfa mevcut degil 

7. "Benim bayragim Muhammed'in bayragindan biiyuktur."yalani (S.262-263) 

Dervi§lerden biri Bayezid-i Bestami Hazret-leri'ne geldi. Biraz sohbetten sonra dervis. dedi ki: 
«Halkin hepsi Muhammed (S.A.V.)'rn bayragi altindadir!» Bu bayrak diinyada Hz. 
Muhamme-d'in getirdigi §eriat, ilim ve fazilettir. Ahirette ise mu'minleri altina alacak nurdan 
bir sancaktir. Bayezid-i Bestami Hazretleri dervi§in az-cok arif bir ki§i oldugunu bildigi icin 
ona §oyle dedi: 

«Allah'a andolsun ki benim bayragim Mu-hammed (S.A.V.)'in bayragindan daha buyuktiir! 
Benim Bayragim nurdur. Altinda biitiin insanlar ve cinler ve peygamberlerden olanlar 
bulunuyor.» 

8. Beyazid'in miitekebbirlik §irki (S.265) 

«Benim bir benzerim ne gokte bulunur; ne de benim sifatimin bir benzeri yeryiizunde bilinir!» 

9. Sapik Beyazid'in Rabbimizle alay etmesi, (S.284) 



Bayezid-i Bestami (K.S.) Hazretleri bu hakikati dile getirirken diyor ki: 

«Bir defasinda mana alemine yiikseltildim. Manevi alanda bir yolculuk yaptim. Rabbimin 

huzurunda durdum. Bana buyurdu ki: 

— Bayezid! Halk seni gormek istiyor.. 

— Ama ben onlan gormek istemiyorum, dedim. Sen Rabbim, mutlaka benden goriinmemi 
istiyorsan, elbette ki sana muhalefete guciirn yoktur. Beni kendi VAHDANIYYETINLE 
siisle, ta ki o vaziyette beni gorsiinler. Ve goriince de o goriilen sen olasin!. Ben orada 
olmayayim.. 

Nitekim oyle oldu: Cenab-i Hak beni tutup siisledi ve yukseltti. Sonra da: «Halkin online gik» 
buyurdu. O'nun huzurundan aynhp bir adim attim, ikinci adimi atmaya hazirlanirken 
bayginlik gecirdim. Bunun uzerine Rabbim seslendi: «Benim dostumu bana gevirin. £unkii o 
bensiz sabredemez.» 



Beyazid Bestami ve Islam tasavvufunun ozii - Celal Yildirim, Demir Kitabevi, Istanbul- 
1978 



Beyazid-i Bestami'nin kufur ve §irk sozleri (S.156) 

Beyazidi Bestami'den ornek verecek olursak, o §unlan soyler : 

"Oyle bir deniz gegtim ki, Peygamberler onun kiyisinda durdu.", "Cehennem dedigin nedir 
ki? Onu gorsem hirkamin ucuyla sonduriiveririm.", "Kendimi noksan sifatlardan tenzih 
ederim." Ne de biiyiik zuhurum var.(144) 

Allah beni bir defa yukseltti, online oturttu ve bana §oyle dedi: Ey Ebu Yezid, 
yaratiklanm seni gormeyi arzuluyorlar." Bunun uzerine ben dedim ki; "Beni vahdaniyetinle 
donat ve Sen'in benlik elbiseni bana giydir ve beni ehadiyetine yukselt, ta ki, 
yaratiklarin beni gorduklerinde diyebilsinler: "Seni (yani Allah'i) gordiik ve Sen O'sun" 
Fakat Ben (Ebu Yezid) orada olmam", Hak'ki Hak'la gordiim, ve bir zaman Hak'da Hakla 
birlikte oldum. Ne nefes, ne dil, ne kulak, ne baska bir^ey vardi. Vakta ki, Tann kendi 
nurundan bana goz verdi, o zaman O'na O'nun nuruyla baknm ve O'nu kendi bilgisiyle 
gordiim, O'nun lutfuiuin diliyle, kendisiyle gorii^tiim: "Seninle benim halim nasildir?" 
dedim. Bana , Ben seninle senim. Senden ba§ka Allah vok" dedi... 



Vahiyden Kulture - Celaleddin Vatandas, Pinar yayinlan, tst-1991 - Beyazid-i Bestami'nin 
kufur ve sirk sozleri (S.156) 

EMIR SULTAN 

1. Emir Buhari (Emir Sultan) Hayah, Menkibleri (S.6) 

(1368-1429) Yiice Sultan ve bugiin Emir Buhari (R.A.) diye bilinen, bu kudsal isimle anilan 
veli'nin adi Mehmed Semsuddin'dir. Bursa'ya gelinceye kadar kendileri hep bu ad ile 
bilinmi§tir. Ashnda mubarek isimleri §emsiiddin olup, Mehmed, dedelerinin adidir. Pederleri 
evliyaullah'in eazimindan bulunan (Emir Gulal) (K.S.)'dtr. Elbette.i§aret etmeye bile liizum 
yoktur ki, ilm-i batin deryasina yeni bir veghe veren ve miiceddid lakabina bihakkin liyakat 



kesbeden boyle bir zatin hem tercume-i hali, hem de ozellikle menkibeleri, ge§itli kaynaklarda 
muhtelif suretlerle anlatilmi§tir ki, bundan da tabii bir §ey olamaz. Okurlanmiz, a§ agidaki 
maruzatlanmizi incelerken bu noktaya onemle dikkat buyurmahdir. Emir Buhan ve Emir 
Sultan lakablanyla tarihe §eref veren yiice vermin genclik hayatini oradan da irsad postuna 
oturdugu zamana kadar kendilerine rehberlik eden iki zat vardir ki, ba§langicta bunlan 
tanimadan yiice Sultan'in seckin ki§iligini anlatmaya imkan yoktur. Bunlardan birisi peder-i 
muhteremleri olan Emir Giilal Hazretleri, digeri de sevr-i iiailahda bir dereceye kadar 
kendisine ir§ad vazifesi goren ve ondan hilafeti devraldigi Seyyid isa (K.S)'dir. 

2. Abdulhahk-i Gucdiivani'nin ruhaniyetinin goriinmesi yalani (S. 14-16) 

Istitraten sunu arzedelim ki: Emir Giilal Hazretleri cehri zikrin temsilcisiydi. Bir gun 
muridlerinden Nak§ibendi Tarikatinin kurucusu olan Sah Muhammedi Nak§ibend Hazretleri 
zikre devam ettigi siralarda guze§tegandan Abdiilhalik-i Gucdiivani Hazretlerinin Ru- 
haniyyeti hem Emir Giilal'e, hem de Sah Muhammed Nak§ibend'e tecessum ederek. Sah 
Nak§ibend'in halka-i zikirden aynlmasini ve kendisinin zikr-i hafi'yi te'sis buyuracak bir 
tarikata pir olacagini beyan buyurarak derhal zikr-i cehri'den ayirarak halkadan cikarmi§tir. 
Emir Giilal Hazretleri dahi §u beyitteki esrann tecellisine boyun egerek ilahi emri derhal 
yerine getirmi§i. . Nitekim ogullan da bilahare ayni tariki takib buyurmu§tur. 
«Mir'at-i mukabildeki suret gibi Manas, 
Dilden dile menkul olur esrar-i Muhammedi». 

Yalniz §u kadanna, i§aret edelim ki, butiin bunlardan niimayan olan, eserini yayinladigimiz 
Koca Sultan'in, niifus-i safiyye ve kamile erbabindan, yani A'raf mertebesindeki en biiyiik 
velilerden birisi oldugudur. Bu bakimdandir ki, bazi tasavvuf ! asannda Emir Sultan 
Hazretlerinin, Hazret-i Mevlana'dan daha biiyiik veya ayni mertebede oldugu yazilmaktadir. 
Bizce buna hie gerek yoktur. Sebebi §udur ki: Ayni mertebede bulunan ehlullah, birbirinin 
aynasidir. Biri olmadan digeri kendi ilahi kemalatinin tecellilerini goremez. 
Emir Sultan Hazretleri, kendilerine hem babahk, hem de mader-lik vazifesi goren Emir Giilal 
Hazretlerinin, vefatindan sonra hem de yerini alacak kemalde bulundugu halde postu emsalsiz 
ogluna terketmemi§, Seyyid isa'ya birakmi§tir. Bundaki hikmet §udur kir Emir Giilal (K.S.) 
kutbiyyetin her zaman babadan ogula intikal eden bir nur olmadigini (Gah eznesti alist, gahi 
velist) sirnnin tatbiki gerektigini anlatmak arzu buyurmu§tur. Ancak Emir Sultan 
Hazretlerinin Medine-i Munevvere'ye gitmek arzusunu izhar buyurmasi uzerine Seyyid isa 
(K.S.) seyr-i suluk adabina riayetle §oyle, demi§tir: «Ya Semseddin! Mademki Medine'ye 
gidiyorsun, .gittigin mahal iki cihan servetinin bulundugu yerdir, ben de sana el veriyorum»- 
diyerek kendisine icazetle halife secmi§tir. 

Mehaz olarak istifade ettigimiz eserlerin bazilannda islam dininin yalniz akla mustenid bir 
din oldugu, akil di§i davrani§lara hie yer verilmedigi beyan edilmi§ ise de, bu fikre i§tirak 
etmemize imkan yoktur. 

3. Emir Sultan seyyidligini peygambere tasdik ettirmesi yalani (S.18) 

Seyyid oldugtina bir §ahidin var mi?» derler. Yiice Pir'in ceva-bi kesindir: 

«Evet vardir. O §ahid Resul Aleyhisselamdir» buyurur. Bu ce-ap kar§isinda herkes birbirine 

bakar, boyle bir §ey olur mu olmaz mi? diye dusjinurken, gecirdikleri ilk §a§kinhk anindan 

sonra: 

«Peki kabul ettik» derler. Bu cevap uzerine Emir Sultan: 

«Oyle ise kabr-i saadete gidelim, orada Resul Aleyhisselama seldim verelim. Hangimizin 

selamina cevap verirse onun soyu belli olur» buyurur. 

(Bazi kaynaklara gore kabr-i §erife gidildigi, bazilanna gore ise O radan kabr-i §erife 



yonelinip selam verildigi yazihdir.) 

Bu teklifin kabuliinden sonra hazir bulunan ve kendilerinin §eyyidliklerini iddia edenler,tiirbe- 

i saadete vdoniip " esselami aleykum ya ceddi" dediklerinde vhicbir cevap ahnmaz.Sira Emir 

Sultan' a geldikte kendileri "esselami aleykum ya ceddi" buyurdugunda acik ve secik bir 

§ekilde " Aleykumiissellam ya veledi, ya seyyid Muhammed Buhari " sada-yi bulendi 

duyulur. 

4. Emir Sultamn Allah'a ait sifatlan veliye verme kiifrii (S.29) 

Yukanda arzettigimiz gibi her §eye kaadir olan Allahii Zulcelalin velisi hem kamil, hem 
hamid'dir. Oliileri dirilttigi gibi her §eye kaadirdir de. O Hak suretinde tecelli eden halk'dir. 
Veya ilahi me-ani ile tahakkuk etmis. halkdir ki bu alemde noksan ve kemailyle parlayan 
giine§ de odur. Sema ve arz, uzunluk ve geni§lik onda rnu-tecellidir. Hayy olan varhklara 
Mumit - oldurucu - esmasiyla kendisinde tecelli ederek olduren de o velidir. Bu sirra mebnidir 
ki Emir Sultan Hazretleri kendisini-ve .Hundi Sultani oldurmeye me'mur olan kirk sipahiyi 
manevi oklarla 6ldurmu§, tsaavvuf istilahiyla soy- . leyelim. Yukanda aynntilanyla 
acikladigimiz Hu kayigina bindir-mi§tir. Dikkat buyurulacak olursa Hu kayigi istilahl ile, yani 
niive kayigindaki, hiive lafziyla (Lemuhyii mevtii ve hiive ala kiilli §eyin kadir) ayet-i 
celilesindeki (Hiive) arasinda siki bir irtibat - baglanti vardir. 

5. Cibali Babamn fethe mani olusu ve ruhun dua ile kabz edilmesi yalani (S.44) 



Istanbul'un muhasarasi sirasinda bir turlu toplann kat'i te'siri gosterememesi uzerine Fatih 
murakabeye daldiginda «.Cibali'de-» Cibali Baba nami ile Anilan manevi te§kilata mensub bir 
veli'nin istanbul'un fethine engel olup «Dokunmayin gavurcuklanma* dedigine muttali 
olmu§tur. Bunun uzerine sec-de-i Rahman'a kapanip yiice Mevla'ya §6yle niyazda 
bulunmu§tur: «Ya Rab-bi, Habib-i Ekremin'in hadis-t §eriflerinde bahis buyurulan emir ben 
isem §u meczub Cibali Baba'nin luhunu kabz et de bana fetih muyesser olsun, eger o emir, 
ben degilsem benim ruhumu kabz et ki alem-1 islamin §u peri§anhgim gormeyeyim». 
Bu niyaz uzerine sirr-i kader levh-1 mahfuzdaki gibi tecelli ederek Cibali Baba'nin ruhu kabz 
edilmis, ve ondan sonra Fatih'in kumanda ettigi asakir-i islam istanbul'a muzafferine dahil 
olmu§tur. 



6. Emir Sultan'in Yasin suresini hurafeye alet etmesi (S.53) 

Seyyid Muhammedu'l-Buhari (K.S.)'nin Yasin Suresinin Serhi bitabinin birinci hassasi §udur 
ki, bir -kimse bir is. icin evinden cikip bir yere gitmek istese veya buyuk, kiiciik kimselerin 
bulundugu bir topluluktan bir istekte bulunsa veyahut da bunun gibi yerlere varmak istese 
§oyle yapmahdir. Yasin suresini bir §i§e icine, eger §i§e yoksa bir canak suya okuyup iifurse 
veya o su ile abdest alsa veya yuzunu yikasa her kiminle goru§urse gorii§sun kar§isindaki 
ondan aynlmayacak kadar dostu olur, yetmi§ iki melek kendisinin koruyucusu ve nazin olarak 
turn islerinde yardimcisi olurlar. Aynca butiin afetler ve zahiri elemlerden veya batini 
rahatsizhklardan Yasin suresinin berekati ile korunmu§ olur. 

7. Kabagi ba^indan kestigi anda kalabalik i^inde bulunan Harb'in basinin govdesinden 
kesilip aynlmasi yalani (S.164) 



Seyyidler Seyyidi Cemaleddin Buhari'den §oyle rivayet olunur: Cok sevdigi miiridlerinden 
Dervis. Salih isminde birisi gelip kendilerine Harb isminde birisi seni oldurmek niyyet ve 
kastindedir, gece gundiiz sizi kolluyor. Sebebi ise bizim kizi, cariyenizi kendisine 
vermedigimiz icin imi§. 
Hazret giilerek dervis. Salih'e §oyle buyurdular-. 

— Su biitiin duran ba§ kabagi getir, der. Salih de ba§ kabagi kopanp getirmek isterken Seyh 
Efendi arkasindan yeti§ip kabagi ba§indan kesip yere birakir. Ve §oyle buyurur: 

— Ya tbn-i Harbi Ba§ kesmek, adam oldurmek, masum kani akitmak nasil olurmu§... 
Dervi§ Salih kissanin sonunu §oyle anlatir: 

— Ben bu hadiseden sonra di§anya cikip Hazretin huzurundan aynldim, Baktim bir grup 
insanlar tabut icinde bir cenaze goturiiyorlar. Bu olen adam kim? diye sordugumda, tabutu 
ta§iyanlardan birisi : 

— Bu Mukatil ibn-i Harb'dir. Bugiin sabahleyin bizimle oturmus. sohbet ediyorduk. O arada 
elinde kara saph bir bicak tutan el uzandi, Harb 'in ba§ini govdesinden ayirdi- ve onumiize 
koydu, dedi. Techiz tekfin icin evine goturuyoruz. Ondan sonra defnedecegiz. 

8. Arabi'ye gore manevi hukumet ve ruhani teskilat uydurmasi (S. 407-408) 

«Gulsitan-i taze taze giillerim agmaktadir, Arzuy-u nevbahar etmem, hazan olmaz bana». 

Istitraten bu konuya temas ettikten sonra vefk sahibine goriinen niikaba, niiceba ve emsali 

zevat-i ali kadirler hakkinda okurlanmiza malumat vermeden gegemedik. Bu konuda bas. 

vurulacak en sahih kaynak elbette ve elbette Muhiddin-i Arabi Hazretleri'nin Futuhati'l- 

Mekkiye'sidir. Simdi oradan manevi ve ruhani te§kilati alahm. 

Kutub: Ahval ve makamatin ciimlesini cami'dir. Ya asalet, yahut niyabet tarikiyle olur. Asalet 

tarikiyle olan kutubluk Muhammed Aleyhisselam'a hastir. Niyabet tarikiyle olursa Gavs 

denilir. Gavsiyyet dahi ikiye munkasem yani bolunmus.tiir. Bir zat hem zahiri, hem batini 

Gavsiyyete eri§ebilir. Buna ornek olarak Seyhayn denilen dort Halife-i Resuliillah ile Hasan 

ve Hiiseyin Efendilerimiz boyledir. Digerleri batina mahsus gavsdirlar ki Bayezid-i Bista-mi 

(R.A.) buna misaldir. Zaman bunlarsiz olmaz. 

(Yalniz biz §ahsi kanaat olarak arzedelim ki bazen kutbiyyet, nadir hallerde batinda da olur). 

Ikincisi: Eimme bunlardan birisi Abdurrab'dir ki daima kutbun saginda oturur. Digeri 

Abdulmelik'tir ki kutbun solunda yer ahr. Bunlardan birinin nazan miilk ve nasut alemine, 

digerinin nazan melekut alemine doniiktiir. 

Ugiincusu: Evhad'tir. Bunlar dort zattir. Me§nktakine Abdiilhay, magnpta-kine Abdiilalim, 

kuzeydekine Abdiilmurid, giineydekine Abdulkadir denir. 

Dordiincusu: Ebdaldir. Bunlar yedi zattir. Birinci iklimde mutasarnf olan 

zat ibrahim (A.S.)'in kadem ve me§rebi uzeredir. ikincisi Musa (A.S.), ucuncusu Hanin 

(A.S.), dordiincusu idris (A.S.), be§incisi Yusuf (A.S.), altincisi isa (AJS.), yedincisi 

Havariyyuundur. Bu ali zatlar yedi yildizdaki sirlara-muttali olnp her birinin emrinde bir 

yildiz vardir. Batinlan her veli gibi Hak (C.C.)'ye yoneliktir. Vaaz ve- nasihatta bulunurlar ve 

mu'minleri lslah ile me§guldiirler. 

Be§incisi: On iki zattir. 

Altincisi: Niiceba olup sekiz zattir. 

Yedincisi: Havariyytindur ki ,Avamul havvari mertebesindedir. 

Sekizincisi: Ricaliyyiin olup kirk zattir. Bunlar yiice Mevla'nin ilahi aza- 

metinden mustagraktir. 

Dokuzuncusu: Hatemdir ki, bu bir zattir. 

Onuncusu: Rical-i kuvvet, yani kahir ricalidir ki sekiz kutsal zattir. 

On birincisi: Cinan ricalidir. 



On ikincisi: Heybet ricali olup dort zattir. 

On ucuncusu: Fetih ricali olup bu rical-i fetih yirmi dort zattir. 

On dorduncusii: Ricalullah olup yedi ki§idir. 

On be§incisi: Rical-i tahtel esfeldir ki yedi zattir. 

On altincisi: ilahiyyundur. tic zattan ibarettir. 

On yedincisi: Budeladir ki on iki ki§idir. 

On sekizincisi: Ricaliil i§tiyaktir ki bes. zattir. 

On dokuzuncusu: Rical-i eyyamdir ki alti zattir. 

9. Cifir ve Gaybi bilme hususunda Hz.Ali (r.a.) iftira (S.416) 

imam-i Ali (K.V.)'nin Cifr-i Cami'nin de haber verdigi §eyler ayni aynina zuhur eylemi§tir. 

Resul-i Ekrem (S.A.VJ'in zaman-i saadetlerinden kiyamet gumine kadar gececek §eylerin 

hepsinden haber vermi§tir (*). 

(*) Dikkat buyurulacak olur ise burada gayiptan haber verme gayba itti-la k'esbetme esranna 

temas buyurulmaktadir. Bu konu Huccetiilislam imam Gazali (K.S.)'nin hem Mi§katii'l- 

Envar'inda, hem de Esmau'l-Husna'sinda de-rinlemesln» incelenmi§tir. 

Mi§katii'l-Envar'mda (La ya'rifullahe kiinhii ma'rifetehu ittahu). «Yani: 

Allahii Ziilcelal'in ilminin kunhunu yine kendi Zat-i ecellii alasi biiir, gayri kimse biimcz» 

denilmektedir. 

Buna ragmen pek cok evllyaullah hazerati tabiati ile evleviyyetle enbiya-i izam hem 

marifetullalun kunhunu, hem de gaybe ait hususlan bilmektedirler. Zahirde celi§kili gibi 

goriinen bu konuyu yine tmam-i Gazali §oyle izah buyurmaktadir: 

«Bu kiimmelinin esran Hak (C.C.)'ye vukuflannin sebebi, kendilerinin mustagrak-i 

bilferdantyye olu§lan ve kendi varliklanni Hak'ta fani kih§lann-dandir>. 

Bir de esrar-i gayba ittila, alem-i misal tecelllyati ile .husul bulmaktadir. Nitekim bir giin 

§eyhU'l-Ekber (R.AJ'e §oyle bir hitab-i Subhani vaki olmu§tur (Bir kulun hayali gosterilerek): 

« — 7a §eyh! Buna ilim ta'lim et* buyurulmu§tur. 

Hz. §eyh'in: «Ya Rabbi, bu kimdir?> diye sormasi uzerine, «Be§aret koyunden Hasanii'l- 

CiyH'dlr> cevabi verilince, Hazret-1 §eyh: 

« — Ya Rabbi! Ben neredeyim, O nerede? Nasil ilim ta'lim ederim?deyince, 

« — Sana onu gusterdigimiz gibi, seni de. ona gosteririz» buyurulmu§ ve Seyh Hazretleri ona 

ilim ta'lim eylemi§tir. 

10. Muhyiddin-i Arabi'nin Allah'a ve Rasulune iftirasi (S.418) 

Bu ezel sirn dolayisiyledir ki Seyhu'l-Ekber (R.A.) bir safahatinda Allah'in Resulu Allah'dir" 
buyurmu§lardir, Bu niikteyi anlamak evliyaullah hazeratinin kabul buyurdugu §ekilde vahdet-i 
viicud hakikatina arif ve vakif olmakla mumkiindur. Nitekim a§agidaki beyit bu sirn tiim 
ledunniyyatini biitiin ha§metiyle dile getirmektedir. 
"Cumle bu cihan ol sanemin vechidir elhak, Ger mescid u ya deyr u ya put haneye baksan". 

11. "Bir kimse Allah'in ismini anarak bir §ey istese Allah cevap vermez ve sevgisine 
mahzar olan kul cevap verir." Kiifrii (S.484) 

Herhangi bir dilek ve hacet sahibi ne vakit Hak Teala'dan muayyen esmasini zikrederek bir 
§ey dileyecek olsa ona Hak cevap vermez. Mahbubiyyet sirnna mazhar olan kul cevap verir. 
Burada anla§ilmasi cok giic bir noktaya gelinmi§tir. Avam u nasin bilmeyerek, mesela: Ya pir 
veya ya Sah Nak§ibend veya ya Aziz Mahmud Hiidai imdadima yeti§ diye Allahii Zulcelal 
dururken onlardan mef det ummalan bilmiyerok de olsa bu sirdan dolayidir. Cunku bil piranin 



her birinde Hak Teala'nin ya Rahman, ya Rab, ya Kadir esmalanndan biri tecelli edip bu yiice 
zatlarda §ahsi benlik birakmami§tir. 

12. Seyyid Ahmed Buni'nin sahsmda islam'a hiyanetleri (S.471) 



Sahih rivayetlerdendir ki, Seyyid Ahmed Bunl Hazretleri, kirk yil rrriibin ism-i §erifiyle 
me§gul olmu§tur. Miibin esmasinin dort harfi olup her harfin bir de miivekkel melegi 
mevcuttur. Ahmedii'1-Buni me§gul oldugu mezkur kirk yil'icinde dort melegi kendi huk-jmu 
altina almi§, yani zatina musahhar kilmi§tir. Bu tilsim sayesin— de yeryuziinde ne kadar hazine 
ve define mevcut ise yerlerini avucunun igi gibi bilirdi. Feth-i Taiasim adh bir kitap te'lif 
ederek merakh talip ve azizlere ilmi bir miras olarak birakmi§tir. Bu kitap halen (Bun) 
sedirinde kabirleri uzerinde durmaktadir., Halen Seyh Ahmed-i Buni'nin yolunda yuriiyen, 
onun ilmi huviyetini meslek odinmis. nice azizler mevcuttur. Garp aleminden bile bu gibi 
tilsim. meraklilan Seyh Buni'nin evladindan olan azizlere ba§ vurup Feth-i Telasim. 
kitabindan aradiklan kisimlarni kendilerine ogretilmesini isterler. Gerekirse bu ugurda" hie. 
bir maddi fedakarhktan ka^inmazlar, i^lerinde define yerlerini arayanlann ancak binde birini 
arzulanna eri§mek nasip olur. Bunun hikmeti §udur ki, fetih kapilannin agilmasi ancak ism-i 
miibinle mumkun olabildigi gibi, her §eyden evvel bu garplilann islamla mii§erref olmalan 
lazimdir. (Nitekim Yunus Emre (K.S.) bu hikmeti §u beyitle dile getirmi§tir: 
«Yolun ugramazsa Muhammed'e, 
Kalkti kervan kaldin daglar ba§inda».) 

Yasin-i §erif'in Meal Tefsir ve Hassalari - Emir Sultan, Meral yayinevi, Istanbul, Yayina 
Hazirlayan: Kadir Meral 

Marifetname - Erzurumlu Ibrahim hakki 



1. Insanlara gosterilen sirlar, velilere uyanik halde gosterilir yalam. (S.580) 

Ama insanlara riiyada gosterilen sirlar, peygamber ve velilere uyanik halde gosterilir. 



2. Veliler Hakk tarafindan ilham ile bilirler. Buna ilm-i ledunni (ustadsiz ogrenme) 
denir iddiasi. (S.580) 

ilimler: Biitiin insanlara ogretme ve ogrenme ile hasil olur. Ama nebiler, veliler ve zekiler, 
Hakk tarafindan ilham ile bilirler. Nitekim gok ilim ve san'atlan, ustad ve birisinden 
ogrenmeden bulurlar. Buna ilm-i ledunni ve ilhami Rabbani derler. 



3. Enbiya ve evliya diger bedenlerde tasarruf ederler iddiasi. (S.580) 

Kendi bedeninde tasarruf eder. Bu da umumidir. Ama enbiya ve evliya, diger bedenlerde de 
mutasarnf olurlar. Lakin kulluklan ile kemale erenler ve hakikat zirvesine varanlar ve biitiin 
i§leri uygun gorenler ve goniil alemi icine girenler, 
Mevlanin huzurunda edeb ile duranlar, tevekkul makaminda teslim ve razi olurlar. Dua ve 



himmete bir yer bulmayip, tedbir ve tasarrufdan kahrlar. Zira her §eyi, Hakk'in muradina 
uygun bulurLar. O halde hangi kamilde, bu tic hususiyet, yani uyanik halde riiya, ilm-i 
lediinni ve diger cisimlerde tasarruf bulunursa, o evliyanin seckinlerindendir. 



4. Melekler ve ruhlar alemini arif miisahede eder yalam. (S.585) 

I§te melekut alemi ona (Arif e) ke§f olup, ba§kalannin uyku halinde riiya ile gordiigii §ekiller 
ve haller ve acaiplikleri arif uyanikken mii§ahede eder; melaike-i kiram, nebilerin ruhlan ve 
veliler ona zahir olup, onlardan, belki Ruh-i Muhammedi'den istifade eder. Oyle biiyiik §eyler 
goriir ki, anlatilamaz. Goriinmedikce hakikatleri bilinmez. 



5. Alem-i misal mutlak hayal olup, berzah da denir. Ke$f sahipleri biitiin ruhlan onda 
gorurler yalam. (S.591) 

Ona alem-i gayb da derler. O alemde bulunanlar melekler, keribiyyun, ukul, niifus ve ervah 
[ruhlar] dir. Oradan miilk alemi-ile gelmi§tir. Bu, §ehadet alemidir. Buna, alem-i eflak, alem-i 
enciim, alem-i anasir ve alem-i mevalid de derler. Alem-i melekut ile, alem-i miilk arasinda 
iki alem daha vardir. Biri alem-i misal, biri de, alem-i hayaldir. Alem-i misal, mutlak hayal 
olup, Berzah da denir. Bu oyle bir alemdir ki, ke§f sahibleri biitiin ruhlan onda gorurler. 
Dogru ve salih riiya ve vak'alarm tiimii, bu alem-i misalde goriiliir. Alem-i hayale gelince, 
insanin miitehayyile kuvvetine denir. Bu alemin ash da alem-i misaldir. 



6. Insan-i Kamil, zaman ve mekandan siynlmi^tir iddiasi. (S.595) 

Belki zaman ve mekandan siynlmi§, insan-i kamildir. O kendi makamindan yukanlara 
kavu§mu§tur. Bu kimya-yi saadete istidadina gore, bir yilda, veya bir ayda, yahut bir gun veya 
bir saatte kavu§ur. Allahii Teala Kur'an-i Kerim'de, «Ona kendi ruhumdan iifledim», buyurup, 
kendi zat-i pakine muzaf eyledigi ruh-i izafiye kavu§mu§ ve her muradi ele gegmi§tir, izafi 
ruhun, cok isimleri olup, Akl-i kill, Akl-i evvel, Cevher-i evvel, Kalem-i a'la, Levh-i a'zam, 
Ar§-i a'zam, kelime-i ehemm, melek-i mukarreb, ruh-i ekmel, ruh-i efdal, fani olmayan ruh, 
ruh-i natik, ruh-i kuds, ruh-i Muhammedi, nur-i Muhammedi, adem-i mana, §ems-i batin, 
hakikat giine§i, nokta-i vahdet, nokta-i kill, nokta-i kiibra, sirr-i a'zam, latife-i Rabbaniyye. 
emr-i Rabbani, cevher-i Rabbani, haki-kat-i Rabbaniyye, a§k-i ilahi, mebde-i evvel, men§e-i 
ervah, sultan-i hakikat ve sirr-i ilahidir. 



7. Inzivada zikreden bitkilerin ve madenlerin ozelliklerini Allah ona soyler iddiasi. 
(S.662) 

O ke§iften yiiz gevirip, zikr ve fikrine devam ederse, Allahii Teala bitkilere ait sirlan ona ke§f 
eder. Her bitki cicek ve ot, kendi ozelligini ona soyler. Madenleri ke§f ettigi zamanki gidasi, 
hararet ve rutubeti cok olan §eylerden olmahdir. Bitkileri ke§f zamaninda ise, hararet ve 
rutubeti mutedil olan §eyler yemelidir. Bu ke§flere de baglanip kalmazsa, Hakk Teala 
hayvanlara ait sirlan ona ke§f eder. Her hayvan ona selam verip kendi zarar ve faydasini haber 
verir. Her alem kendi te§bih ve tahmidini ce§itli zikirlerle ona beyan eder. Onunla da 
kalmazsa, Hakk Teala ona, dirilerdeki hayatin sir ve sebepleri alemini ke§f eder, yani acar. 
Onunla da kalmazsa, Levh'e ait levhalar ke§f olunup korkuyla hitab olunup, onun icin bir 



dolab kurulur. 



8. Her ke§f olana cennet ve cehennem gorunur yalani. (S.663) 

Her ke§f oldukta mevcudatin tertibini, viicudun ciimreye sereyanini ve kainatin daha cok 
sirlanni bilir. Her ke§f olan makam, ona tevkir ve ta'zim ile yiiz doner. Onunla da kalmadiysa, 
ona hayret alemi ke§f olur. Bundan acizlik ve kusurlulugunu anlar. Bu alem-i 
illiyyundur. Onunla da kalmadiysa, ona Cennetin mertebe ve dereceleri ke§f olur. Birbirine 
tedahulun ve ge§itli ni'metlerin ustiinluklerini anlar. Ve o dar yol uzerinde sakin olur. Orada 
Cehennemin dereke ve katlanni ve birbirine tedahulunu ve azaplan genis. olarak 
goriir. O ke§f ile de kalmadiysa, ona ervah-i miistehlike miinke§if olur. Onlan me§hedlerinde 
sarhos. ve hayretler i^inde bulur. Vecd sultani onlara galib olmus. olur. Onlann hali, onu 
cagirmis. olur. O gagirmayi kabul etmediyse, ona bir nur ke§f olur ki, onda kendinden ba§ka 
kimseyi gormez olur. Orada ruhani lezzetten onu biiyiik bir vecd ahr ki, ondan once onu 
bilmezdi. O zaman, gordugu her §ey, nazannda kii^iik gorunur. Kendi o nur icinde kandil gibi 
hareketli bulunur. Onunla da kalmadiysa, ona insan §eklinde suretler gorunur. Yiizlerinde 
perdeler, ortiiler olur. Onlann ba§ka te§bihleri vardir, i§itince anla§ihr. Kendi suretini onlann 
arasinda goriir. Onunla makamini, buldugu vakti ve hali bilir. Onunla da kalmadiysa, ona 
Rahman'in sirlan ke§f olur. Onda her §eyin suretini goriir. Ke§f olunan her §eyi orada bulur. 
Her ayn ve alem [i§aret] onda lyan olur. O zaman kendi hakikatini ve rutbesinin sonunu anlar. 
Marifet ve velayetten neye kavu§tugunu tanir. 



9. A$k pak hiidamn sifatidir yalani. (S.835) 

Ey aziz! Ehlullah demi§lerdir ki, Mevla'nin a§ki. insanin aklindan §erefli ve evladir. Yani kiill 
olan akl-i mead, ciiz olan akl-i me'a§dan aziz ve a'ladir. Zira a§k-i pak. Hvida'nin sifatidir. 
Sadik olan a§ik ayiplardan ve lekelerden ayndir. O pak sifati bulanin, be§eri sifatlan helak 
olur. A§k §arabina devamla, elbisesini yirtan, hayvan sifatlanndan temizlenir. A§k, her ayibin 
kirlerini siler. Perdeleri ve gayb ortiilerini yirtar. 



10. Miirid mur^ide olii yikayicimn elinde olii gibi teslim olmahdir iddiasi. (S.862-63) 

Be§inci asil, Uzlet'tir: Uzlet, ihsanlardan kesilmek ve inziva etmekle, insanlara kan§maktan 
kurtulmaktir. Oliim de boyledir. Ancak, nefsini terbiye eden mur§idin hizmetinde 
bulunmahdir. Olii yikayicisinin elindeki olii gibi, ona teslim olmahdir. Boylece kendini 
velayet suyuyla, isyan gunahindan yikayip, pislik gelmesinden kurtulmah, temiz olmahdir. 
Uzletin efdali duygulan kendi i§lerinden men etmektir. 



1 1 . Zahir ve batin ilminin disinda bir ilim vardir ve Allah ile kulu arasinda ortiilii ve 
sakhdir yalani. (S.875) 

Nitekim Ebu Talib-i Mekki (rahmetullahi aleyh) demi§tir ki: Allah'i bilen alimin ug ameli 
vardir: Biri zahiri ilim olup, zahir eh-line verilir. Biri batin ilmi olup, ancak ehline bildirilir. 
Uguncusu zahir ve batin ilmi degildir. O gizli bir sirdir. Kendisi ile Allahii Te-ala arasinda 
ortiilii ve sakhdir. 



12. Baskalanna gayb olanlar velilere bildirilmi^tir. Ruhlariyla miraca giderler ve Allah '1 
mu^ahede ederler iddiasi. (S.886) 

Ba§kalanna gayb olanlar , onlara bildirilmi§tir. Bedenleri bir yerde iken, gonulleri dogu ve 
batiyi gezip, Ar§ ve Kiirsi'yi dola§mi§tir. Bedenleri ile yukselmezlerse de, ruhlan mi'raca 
gider. Hak Tealyi goz ile gormeseler de, esrar ile mii§ahede ederler. 



13. Evliyalar geline benzer iddiasi. (S.888) 

Veli, daima halini gizleyip, butiin kainat onun velayetinden konu§ur. Veli, yeryuziinde, Hak 
Teala'nin giilii, feslegenidir. Onu siddiklar koklar. Onun kokusu, onlann kalblerine vannca, 
Mevla'ya mii§tak olurlar. Evliyaullah geline benzerler. Gelini namahrem gormedigi gibi, 
Allahii Teala'nin bu gelinleri de onun muhte§em unsiinde duvakh olup, onlan kimse goremez. 
Suretlerini gorseler de, hakikatlanna herkes eremez. 



14. Evliyalar o firaset nurlan ile kalp casuslan olmuslardir iddiasi. (S.890) 

Veli yalniz cemal-i kadimi istemektedir. Veli, vecd halinde mahlukatin giizelliginden gegmis. 
olur. Onun ruhu, ancak vech-i kadim ile mesrur ve me§gul olur. Nitekim Seyh Sibli bir giin 
vecd halinDe, Seyhi Ciineyd-i Bagdadi hazretlerinin ziyaretine oyle bir zamanda varmi§ idi 
ki, Cuneyd ehli ile yemek yiyordu. O hatun, onu goriince, yemekten el gekip kalkmak 
isteyince, Cuneyd ona mani' olup, elini tutmu§tur ve: «Yerinde rahat otur. §ibli ne seni goriir, 
ne de burada oldugunu bilir.» buyurmu§tur. Sonra §eyh, o hayran miiridi ile bir saat sohbet 
eylemi§tir. Ta ki, §ibli akil dairesine girip aglami§tir. O zaman Cuneyd, ehline, §ibli'ye 
goriinme demi§tir. Ciinkii §ibli, §imdi sarho§luktan ayihp, cisim alemine gelmi§tir. §imdi 
insanlan taniyacak durumdadir. Zira onun bu hallerine, kendi sozleri ve gozleri delalet 
eylemi§tir, ozellikle evliyayi kiram, o firaset nurlan ile kalb casuslan olmu§lardir. 



15. islama ters bir anlayis ornegi. (S.895) 

Bir arif der ki: Halvette zikrullah ile me§gul idim. Bir gun nefsim, nar yemek istedi. Nar 
almak icjn pazara giderken, bir duvann dibinde 90k hasla bir Kimse gurdum. Yatiyordu. 
Sinekler ve anlar uzerine konup, etinden beslenirlerdi. Beni goriince Allahii Teala'ya hamd 
etti. Selam verdim. §iikr etmesinin sebebini sordum. Cevabinda: «Seni gordiim. Bir nar 
istegiyle, Rahman'dan yiiz gevirmi§sin. Ben, kalbim O'nunla bulundugu i^in §iikr ediyorum» 
dedi. Madem Allahii Teala ile huzurdasin, bu hastahktan seni kurtarmasi i^in O'na ni^in dua 
etmezsin? dedim. Sen. Allahii Teala'ya dua et de, seni bu arzudan kurtarsin. Cunku arilann 
yalamasi, sineklerin lsirmasi ancak nefse oluyor, ama §ehvet ve arzunun sokmasi kalbi incitir 
dedi. Demek ki, evliyanin ezasi, masivayi istemektir. 



16. Ta§ ve kiremit onlar i^in altin ve gumii^tur. Cin ve insanlar velilerin elindedir yalani. 
(S.901) 

Kim bu tarikata siiliik edip, o hakikata kavu§ursa, izafetleri dii§urerek Zat-i Hakk'i tevhid 
etmi§ olur. Boylece Hak Teala ona miilk ve tasarruf ikram eder. Zira miilk, ashnda me§iyyetin 



lufii-zudur. Bu miilk ise, diinyada kazaya razi olan evliya-yi kirama mahsustur. Yeryuziinun 
kara ve denizleri onlann goniillerine bir adimdir. Ta§ ve kiremit onlar icin altin ve gumu§tiir. 
Cin ve insanlar, canavarlar ve ku§lar onlann emrindedir. Onlann istedikleri §ey, arzulanna 
uygun olur. Zira onlar, yalniz Allahii Teala'nin mu-rad ettigini irade ederler. Dilemedigi §ey 
meydana gelmez. Onlara kimse heybetli gelmez. Onlar herkese heybetli goriiniir. Mevla'dan 
ba§ka kimseye hizmet etmezler. Biitiin mahlukat onlara hizmette olur. Boylece ancak, Hak 
a§kina hizmet edebilirler. 



17. Kul , kendi sifatlarindan fani olunca Mevla'nm sifatlari He beka bulur yalam. (S.908) 

Ey aziz! Ehlullah demi§lerdir ki, kul, kendi insanhk sifatlann-dan fani olunca, Mevla'nm 
sifatlari ile beka bulur. i§te «Allahii Teala'nin ahlaki ile ahlaklaniniz» emrine uyup, Esma-i 
Hiisna'si ile sifatlanmis. olur. Fena fillah, siifli, a§agi nefse uymamaktir. Ulvi ruha uymaktir. 
Nefsinden fena olmak, Hak ile beka bulmaktir. Halkin fenasi, Hakk'in bekasidir. Fena fillah, 
Hak'dan, gay-nsini fani etmektir. Beka bili ah, Hakk'in bekasidir, devamidir. Fena fillah, beka 
billahtir. Beka hakikatlerinin ba§langici, biitiin masivadan fani olmaktir. O halde, halki 
bilmez, ancak Hakk'i biliri O'nu mu§ahede eder. O'na kavu§ur. 



18. Evliyanin makamlarimn sonu fena bekadir iddiasi. (S.908-909) 

Fena tic ce§ittir. Beka da tic ce§ittir. Fena ce§itlerinden birisi; kul oyle fani olur ki, kendi 
nefsinde bir hazzi kalmaz. Digeri §udur ki Hakk'i, nefsi icin istemekten haya eder. Ucuncusu 
de, Hak'dan, Hak'dan ba§kasini istemekten haya eder. i§te bu kul Mevla'nm un-siinde hayran 
olur. Beka ce§itlerinin birincisi, marifet bekasiyle bekadir. Sonra muhabbet bekasiyle bekadir. 
Sonra tins bekasiyle bekadir. 

Demek ki fena, kulun sifatlannin zeval bulmasidir. Beka, kulun sifatlanna kar§ihk Hakk'in 
sifatlannin badi olmasidir. Bir kamil der: «Kendini Mevla icin oyle ifna eyle ki, sende, senin 
icin bir §ey kalmasin». O halde evliyanin makamlarimn sonu fena ve bekadir. Marifet yolunun 
sonu muhabbetle fenadir. Fenanin sonu, mahbub ile bekadir. Bekanin semeresi lika unsiidur 
ve daima yukselmedir. 



19. Tarikatta ?eyhe ibadetin adi rabitadir. (S.921-922) 

Nihayet bir kendinden gecme ve hayret hali gelir. Bu rabita isjni tekrar ile, o hal onda meleke 
haline gelir. Fakr u fena devletini bulur. Bundan yakin yol olmaz. Bazan miirid, kabiliyetli 
olur. Pir onda tasarruf edip, daha ilk sohbette onu mu§ahede mertebesine kavu§turabilir. 
Demek ki, kabiliyetli bir miirid, bir kamil piri, marifete kavu§mak icin vasita etse, gece 
gunduz soz ve hareketlerinden onun izinden gitse, o pirin zahir suretinin iki ka§i arasina 
bakmak bir an hatinndan gitmese, dururken, otururken, yerken, konu§urken, ondan hig gafil 
olmasa, her gun bu i§i tekelliifle yapsa, pirinin §ekli kalbinde riisuh bulur. Her zaman 
zahmetsiz tahayyiil edebilir. O halde, gayb ale- minden pirin kalbine gelen her feyz ve 
marifet, onun kalbinden, muridin kalbine de gelir. Ama edebe uyulmazsa, feyz kesilir. Onun 
igin rabita yolu incedir, dikkat ister. 



20. Allah'in fiillerinin miiride tecellisi iftirasi . (S.1014) 



Fiillerin tecellisi: Allahii Teala'nin fiillerinden bir fiil, kulunun kalbine miinke§if olur. Allahii 
Teala fiillerinden biri ile kuluna tecelli edince onun biitiin e§yadaki cereyan kudreti, o kula 
miinke§if olur. O kul, yalniz Allahii Teala'yi hareket ettirici ve durdurucu bulur. Bu hal ona 
mu§ahede ile olur. Bu hali, ancak ehli bilir. Bu fiilerin tecellisi, ayaklann kayma yeri olur. 
Ba§langicta olanlara bundan korku ve urperti gelir. Zira onlar fiili kendilerinden tamamen 
nefy ederler. Lakin Hak Teala'nin koruduklan, istikamet uzere giderler. Bu makamda olan 
kamil, bu fiillerin tevhidinde olan tecellide sabit olur, hareket Ve durdurmayi Hak Teala'dan 
bularak, §eriatin hukumlerini kendi nefsinde icra ederse, o korunan kimse, bu tehlikeli 
tecellileri gecip isim ve sifatlann tecellilerine yiikselebilir. Sabit olmadiysa, Hak yolundan 
donup, zindik olur. Esfel-i safiline gidip tabiat zindaninda kahr. 



21. Tasavvuf kuyusuna dii^en Gavs-i Azam Seyh Ismail Fakirullah'in basma gelenler. 
(S.1042-43) 

Gavs-i a'zam Seyh Ismail Fakirullah hazretleri'nin kuyu hikayesini ve velayet-i ke§fiyyesini, 
uzletini ve kudsi kuvvetini bildirir: 

Ey aziz! Gavs-i ulvi Fakirullah Tillovi (rahmetullahi aleyh) hazretlerinin ya§i kirksekize 
gelince hicri bin yiizondort (M. 1702) ylhnda, kazara onun kom§ulanndan bir musluman 
Receb ayinin sonunda ahirete gitti. O muriivvet menbai, Sa'ban ayinin ba§i olan Cum'a giinii 
ak§ami gidip olunun evindekilere ta'ziye verdi. Orada her evde bir kuyu vardi. Bu kuyulardan 
yiiz sene kadar su cikar sonra kururdu. O kom§unun duvannin yaninda da boyle bir kuru, yani 
susuz kuyu var idi. Derinligi onbes. metre ve duvan ta§tan yapilmis. idi. Yazin su sogutmaya 
ve e§yalan korumaya yarardi, oyle susuz kuyulara meyve ve yiyecek asarlardi. Hazret-i Seyh 
ta'ziyeden sonra, ak§am ustii yemek yeyip, cemaate: «Siz burada durunuz, ben camiye 
gideyim. Yatsi namazina hazirlanayim» deyip, onlan birakti. Yalniz olarak avluya cikti. Di§ 
kapidan cikarken, kapinin sag tarafindaki duvar icinde gizli olan derin kuyuya girmi§, haberi 
olmami§tir. Dibine inmi§, kuyu oldugunu bile anlayamami§tir. O susuz kuyu icinde dolanip, 
dis. kapiyi bulamadigindan uzulmu§ ve §a§akalmi§tir. i§te o zaman o §a§irmi§lann delili, onun 
iginden kapi acip, bir cezbe ile onu almi§tir. O mana meclisinde evliyanin ruhlanni bulmu§tur. 
O zaman her muradi olmu§ tur. Olan o halde olmu§tur. Muhabbet kasesiyle daim sarhos. 
olmu§tur: Tecelli nuruna hayran olup kalmi§tir. Ruhun ye§il nuru, o kuyuya aksettiginden, 
kuyunun ici yemyesjl olmu§tur. Bundan sonra bazi kasidelerinde buna i§aret eyledi. Bu 
saadette a§k denizine daldi. Velayet mertebesini bulup, mu§ahede lezzetini aldi. Onun bu 
halini bilmeyen cemaat, onu camide ve evinde arayip, birbirine sorup, bulamama uzuntusunde 
kaldi. Ancak dokumaci bir miisliiman o avluda bulunan dukkaninda bez dokurken, o geceden 
dort saat gecince, o kapinin icinden, bu a§ikin tath sesini duymu§tur. Hemen insanlara haber 
verip, biitiin mahalle halki, ellerinde mumlarla, lambalarla kuyunun ba§ina toplandi. Fakat o 
oyle dalmi§ti ki, kimseden haberi yoktu. Kuyunun icerisine adam salip, onu cikardilar. Sangi 
ba§inda, na'lini ayaginda ve biitiin viicudu selamette idi. Ancak mubarek alninda sol ka§i 
ustiinde bir tirnak yarasi kadar siynlma vardi. Onu saadethanesine goturiip, bir zarar 
gelmedigine hepsi sevindiler. Bu hikayeyi o aziz kendi diliyle anlattiginda der ki: Ben o 
kuyuya ne du§tugumu, ne de beni cikardiklanm bilmiyorum. Beni cikarmak isteyenlere, 
Allah'i severseniz beni birakiniz. Sizinle i§im kalmadi, benden uzaga gidiniz demi§im. Bunu 
da hatirlamiyorum. Bildigim sadece iki ki§inin beni tutup, mahalle ba§inda eve getirmeleridir. 
Mahalle halki, kadinlan ve cocuklan etrafimda toplanmisjar. Herkesin elinde bir lamba, kimi 
bana yakin gelip yuzume bakar, saglam olduguma §iikr edip, doniip giderdi. 
O ikinci Yusuf, bu karanhk kuyuda Hakk'in nurunu lyan olarak goriince, o gonial Misr'inda 
aziz ve muhterem ve zamanin evliyasinin sultani oldu. Gizli kadr u kiymeti ve mevkii dillere 
destan olup, cihana yayildi. Kuyuda ictigi muhabbet §arabindan sekiz yil istigrak ile, devamli 



mest oldu kaldi. insanlardan tamamen uzlet edip, ehil ve evladindan bile tecerriid ve teferriid 
eyledi. Zira halktan uzak olanin Hakk'a yakin oldugunu bildi. Bunun igin insanlardan aynldi. 
Unsiyyet ve huzur lezzetini, biitiin ni'metlerden leziz ve aziz buldu. Ancak biiyiik oglu 
Abdulkadir Efendi'yi hizmeti igin kabul edip iceri aldi. O sekiz yil zarfinda, ehli ve evladi 
hizmet ve huzuruna gelince, imtina edip, benim iki hizmetcim vardir ki, her biri bir yerden 
gelecektir, her hizmeti ancak onlar gorecektir derdi. Dokuzuncu sene uzletle iilfet, kalabahkla 
halvet ona ayni oldu. Sekr ve istigraktan ayikhga geldi. Bunun uzerine bir hiicre yaptinp, 
orada oturdu. Ahbabina ziyaret kapisini acti. Aziz babam Osman Efendi bir haftadan sonra 
Sihranh Muhammed Efendi onun ziyaretine geldi. Hazret-i §eyh onlara cok iltifat ve ragbet 
etti. Ikisini de mujdeleyip, Allah katindan ita olundugum iki hizmetci Molla Osman ile Molla 
Muhammed imi§ dedikte, ikisi de §iikr secdesine vanp, her biri bin siiriir ile doldu. ikisi de iki 
karde§ gibi, o §efkatli peder hizmetinde on yil kadar kaldi. ikisi bir haftada vefat edip, cenaze 
namazlanni kendi kildirdi. 

Marifetname - Erzurumlu Ibrahim hakki, Bedir yay., Ist-1993] 

MARIFET YAYINLARI 



TEL : 212-526 22 70 / 513 92 25 FAX : 212 -513 92 25 
EVLIYA MENKXBELERI (NEFAHATU'L UNS) 
LUX BEZ CILTLi 
FIYATI : 34,000,000 TL 








Lwid 


MJftdBW 






f _ 




|u. >&iy?. - 4 



DEMIR KITABEVI 

TEL: 212 -528 50 06 
El -IBRIZ (2 CILT) 
E§§eyh Abdiilaziz Debbag 
FIYATI 30,000,000 TL [/color] 

KIRMIZI RENKLI YAZILAR KIT APT AN ALINTILARDIR 



VIAGRA YERINE §EYHTEN ISTIMDAT 

Tasavvuf felsefesine gore , ilahi asjda bulu§ana kadar muridler diinyayla alakalanni keserek 
"Tann"yla randevuya kilitlenmelidirler.Tarikat ortaminda §eyh , olaganustii ve mitsel 
otoritesiyle dervi§leri etkileme gucune sahiptir.Tasavvufun hiyerar§ik yapisinda en can ahci 
noktalanndan biridir §eyh-murid ili§kisi. Bir dervi§ §eyhinden izinsiz hie bir is. yapamaz. Bu 
mantik oyle ileriye go turiilur ki , giiniin 24 saatini dahi murid §eyhine adamaktadir 
neredeyse.Murid , anatomik olarak §eyh yaninda olmasa bile islama sizdinlmi§ " Export 
Rabita " bidati sayesinde maneviyatta da onunla birlikte olduguna inanir.Bu sakat mantiga 
gore murid neredeyse §eyhinden izinsiz riiya bile goremez. 
Akillan sterelize edilen dervi§ler , fikir yoniinden oyle hijyenle§tirilirler ki , adeta §eyhin 



kar§isinda robotla§irlar.Dezenfetkte beyinli sufiler bo§ kafalarla §eyhin her dedigini 
tasdikleyerek kabullenirler. Bu inang evlenmi§ olan sufilerin bile §eyhin izni ve yardimi 
olmadan hanimlanyla ili§kiye giremeyecekleri kurahna kadar gider. 
Molla Cami'nin " Nefahatii'1-Uns " kitabindan ayniyla aktanyorum[/b] [/i] : 



" Herat §ehrinde Seyh Abdullah adinda bir zahid vardi. Otuz senden beri araliksiz 

oruc tutardi.Bilinen ve tamnan bir ki§i idi. itibarh idi, kendisine bagh olan agalardan 

biri , kizini onunla evlendirmi^ti. Bu kiz on iki sene zahidin evinde kaldigi halde heniiz 

bakire ! idi. 

§eyhulislam Ahmed , Herad 'a (§ehre) gelince , zahid , bigare kadina : 

" Elbisemi getir , Seyh Ahmed 'e gidecegim , onun ulu ki$i oldugunu soyliiyorlar , 

bakayim onun hali ne? " Bi^are dedi ki : 

" Eger onu imtihan igin gidiyorsan sakin gitme ha !.. Zira o senin tasavvur ettigin 

adamlardan degil , yok eger gonliinde onun her dedigini tiutma arzusu var da , bu 

niyetle gidiyorsan o zaman onu ziyarete git . Eger onun (iradesi) dairesinde yurumezsen 

zarar edersin!..." Zahid : 

" Sen bilmezsin , hadi yiirii elbisemi getir !" dedi. 

Kaftanim giydi . Seyh Ahmed'in huzuruna vardi. Selam verdi. Hazreti §eyh selamini 

aldi ve §oyle buyurdu: 

" Bize selam vermek (hal-hanr sormak) i^in geldin. Fakat hatunun sana soyledigini 

bilmiyor musun.. Buyruk tutmak ister misin ? " Zahid : 

" Dogru soyledikten sonra nigin tutmayayim ? " ... dedi. 

Seyh : 

" Oyleyse geri don , Senkin mahallesine var , Muhammed kasap Mervezi'nin 

dukkamndan kuyruk sokumu denilen yer var . Qengele asih koyun eti var . Onu s atin al 

, bakkaldan bir miktar pekmez He yag al ve elinle getirip evine ilet. Zira " Bir kimse 

kendi evinin e^yasini ta$irsa kibirden uzak olur " denilmi$tir. Evdekilere de ki , o etten 

kalye , yag ve pekmezden tath yapsinlar . Daha sonra o hatunla iftar eyle ve on iki yildir 

yapilmasi uzerine vacib olan $eyi de yerine getir. Sonra hahama git gusleyle. O saatten 

sonra bunca yildan beri olmasim arzu ettigin ve fakat olmayan $eyler hasil olmazsa gel 

Ahmed'in etegine yapi? ki o i?in ustesinden gelir ." 

Bu sozler uzerine zahidin gonliinden §oyle ge^ti : 

" Hiq yapamayacagim bir i$i bana buyuruyor! Kendimde otuz senedir boyle bir kuvvet 

gormedim , bakire bir hatunla nasil munasebette bulunabilirim. " Hazreti §eyh , Zahid'e 

" Ne du^unuyorsun , hadi yiirii , korkma , i§ kolaydir . Eger gerek duyarsan Ahmed'den 

medet (yardim) iste! " dedi. 

Zahid yerinden kalkip gitti. Seyhin buyurduklanni yerine getirdi. Kalye ve helva 

pi^irdiler.Bir araya gelip iftar ettiler yemek yerken zahidde bir hareket goriildii , cinsi 

miinasebet arzu etti . Hatun : 

" Biraz dur " dedi . " Yemekten sonra " . Yemek yedikten sonra Zahid tekrar 

miinasebet arzu etti , fakat kendisinde kuvvet bulamadi . Seyhten istimdat (yardim) etti. 

Seyh cemaatle konu^urken tebessiim etti ve : 

" Ey Zahid , i$e giri§ , korkma , dogru yapiyorsun " dedi. Zahid de o anda maksuda 

ulasti. Hamama gidip gusletti. Daha sonra §eyhin yamna gelince : O anda §ehrin dort 

duvan arasinda olan her §ey eksiksiz olarak ona ke^folundu. Seyhiilislam ona : 

" Senin himmetin §ehrin dort duvariyla sinirh olunca benim ne kabahatim var , §ehrin 

dort duvarina bedel diinyanin dort ko^esini igine alacak sekilde himmetini geni§ 

tutsaydin buralarda var olan her §ey sana ke^folunurdu ..." 



( Nefahatu'l -tins. Molla Cami. Marifet yay. S. 509 ) 



§eyhin tabiatustii konumu , iktidarsiz miiridine bile derman olacak seviyede ise 

yaramaktadir. On ikiyd helali olan kadina dokunmayan bir insanin normal kabul 

edilemeyecegi asikardir.Eger bu ahmak adam , Allah sevgisinden baska higbir seyi gozii 

gbrmeyerek helali olan bir kadina yaklasamiyorsa bunun ne din ne de siinnette olgiisii 

vardir . Rasulullah (s.a.v.) evliligi tesvik ederek toplumun fuhus ve zina He dejenere 

olmasini onlemeye gahsmistir. 

Goruyorsunuz ki , bu sacma menkibelerle seks miiptelasi seyhler nasd cahil dervislerin 

kanlarini kendilerine mal edebiliyorlar. Bunun sebebi " Evliya " adi verilen sahislann 

hayat hikayeleri kabul edilen menkibelerle itikad olgiisii ve iman esasi belirlenmesinden 

dolayidir. 

Buna benzer , baska tasavvuf kitaplannda da ilginc menkibeler vardir ... 



KERAMETLE MURIDINI SEYREDEN RONTGENCI §EYH 

Dervislerin cinsel iktidarsizhklarina panzehir olabilen seyhler , sanal bir kimlikle onlara 

goriinebilme yetenegi He adeta bizleri sasirtmaktadirlar. 

Dudaklari ucuklatacak sacma bilim-kurgu menkibeleriyle yerli erotik kultiirumuzun bir 

payini olusturuyorlar kendi caplannca. Rontgenciliklerine ,bulduklari kilfsa en gecerli 

yontem olan "Keramet" sovudur. Fikir vejeteryani dervis , evine gelen seyhin kerametle 

geldigine inanmak igin yirtinmaktadir neredeyse. Miirid ziyaretine gelen seyhi her 

goriisunde , onun sik sik "mistik sortiler " sebebiyle geldigine sartlandigi igin , rontgenci ve 

gapkin seyhler bu olguyu gok iyi kullanarak lehlerine gevirmektedirler. 

El-ibriz kitabi da , bu agidan "sapik" emellere alet edilen kaynaklardan biridir. 

Bakin, miirid seyhine nasd safve samimi duygularla iltimas gegerek "gapkinligina" zemin 

hazirlamaktdadir : 

" §eyhim (Allah kendisinden razi olsun ) , gogsiindeki bir rahatsizhgindan dolayi sik 

sik karanfil yer ve koklardi. Bu sebeble kendisinden karanfilin o giizel kokusu eksik 

olmazdi. Ben de £Ogu zaman giinduzleri seyhimle beraber bulundugumda bu kokudan 

yararlanirdim. Nefes ahp verdigimde onun giizel nefesiyle birlikte bu koku da <akar, 

etrafa yayihrdi.Geceleri evimde bulundugumda, kapilar kapali bulundugu halde §eyhim 

nefes ahp verdik^e o kokuyu rahathkla hissederdim. Halbuki aramizda hayli mesafe 

vardi. 

O Resul Cihan'da , ben Nakirikaf ta oturuyordum. Koku ardi ardina evimize dogru 

yayihr dururdu.Durumu karima anlattigimda farkina vardi. Zaten o da §eyhimi gok 

sever ve sayardi. §eyh hazretleri de karimi (din karde$ligi yonunden ve saliha 

sayilmasindan dolayi ) 50k severdi. Sonra boylece bu giizel koku uzun miiddet 

evimizden ve burnumuzdan eksik olmadi. Bir gun §eyhime dedim ki : 

" Efendim ! Senin o giizel kokun geceleyin evimizde yayihyor ve onu rahathkla 

kokluyoruz. Acaba sen geceleyin yammizda mi bulunuyorsun ?" Cevap verdi ki . 

"Evet oyledir." 

Bunun uzerine ben latife yollu giildiim ve : 

" O takdirde senin konunu ahp yiiziime siirerek elinizi yakalami? olurum ..." dedim O 

da tebessiim ederek buyurdu ki : 

" O zaman ben de evin baska bir boliimune gegerim ..." 



( El-Ibriz . Abdulaziz Debbag . demir Kitabevi . S. :62 ) 

Ahlak zabitahgi gorevine devam eden seyh , muridini gece-giinduz yokladigini iddia ederek 
"isinlanma " sovlanna devam ediyor ! 

" Yine bir gun kendisine bu giizel kokudan soz ettigimde ?oyle buyurdu : 

" Bu koku , ya §evk ve heyecan nerede? ..." 

Ba$ka bir defa da §oyle dedi : 

" Ben gece ve giindiiz senden ayrilmam..." 

Bir defa da ?oyle buyurdu: 

" Bir gunde be? yiiz defa senin hakkinda uyanik bulunmazsam , Cenabi Hakk'in 

huzurunda bundan dolayi hesaba Qekilirim." 

Kendisine bir gun dedim ki: 

" Efendim riiyamda senin zatinla kendi zatimi bir elbise iginde gordiim... (ne 

buyurursunuz)" 

" Bu hak bir ruyadir" 

dedi ve gece giindiiz benden ayrilmadigina i$aret etti. 

Baska bir defa da §oyle buyurdu: 

" Bu gece sana gelecegim . Kalbini bana gevir! " 

Gecenin son altida biri olunca uykuyla uyamkhk arasinda bulunuyordum . Allah 

kendisinden razi olsun! Geldi , bana yakla$inca mubarek elini tuttum ve opmek i^in 

birakmadim. Ben onun elini optugiimde , mubarek basini da opttim , o da ayrilp gitti 



( El-Ibriz . Abdulaziz Debbag . demir Kitabevi . S. :63 ) 

Hazretini goriince nevrozlara giren sufi , onun teleportasyon (mnlanma) numayisjini de 

tarikatin reytingi igin abartarak anlatmaktadir. Giiniin her dakikasi diinyayi turlayan ulu 

zatlar , gbklerde ugup ar§ katmanlarini gezen bu kigiler , bizim burada yaptigimiz gibi bazi 

ele§tiriler karsjisinda aslan kesilip hemen ugup kagtiklari mevkilerden inerek anti- 

tasavvufgu safarisine gikmaktadirlar. Humanist sufiler gayri Islami her unsura kucak 

agarken , anti-tasavuffgu soylem sahiplerine bu kadar sicak degildirler neyazik ki ! 

" Yaratdani hos gbr yaratandan dtiirii "felsefesi bir girpida silinerek elestirilere karsi ucuz 

mistik gladyatorluge soyunuvermektedirler!... 

El-Ibriz seyhinin , maneviyattaki mistik partnerligi devam ederek miiridinin fantezilerini de 

ifsaya yonelmektedir. 

" ....Bir gece hanimlanmdan biriyle ba§ ba§a kaldim. Onunla oyna^irken utanc. yerine 

baktini .. Aradan bir kac, gun gegtikten sonra §eyh Hazretlerini ziyarete gittigimde 

Jiuzurunda bir 90k ilim adamlari bulunuyordu. Onlara donerek sordu: 

" Ey din alimleri ! Kadinin utanc, yerine bakmak hakkinda ne dersiniz ? " 

Ben hemen cevap verdim: 

" Efendim , dedim . Bu konuda alimlerin dedigini ben de aynen soylerim .halbuki §eyh 

hazretleriyle aramizda iki merhale gibi uzun bir mesafe bulunuyordu.." 

Bunun uzerine sordu : " Peki sen hie, bakar misin?" 

Ben : " Hayir " dedim . Meger ki unutmus olayim.... 

" Evet , falan geceye kadar oyle .... Ama o gece ? " 

buyurunca , utandim , yaptigimi hatirladim . Sonra §6yle uyarida bulundu: 

" Kabe'ye yonelip bakan yiiziinii ( o gibi §eylere ) gevirip bakma ! ....in^allah..." 

( El-Ibriz . Abdulaziz Debbag . demir Kitabevi . S. :78) 



" ....Bir gece iki hammim ayn odada bulunuyordu. Bu bir mazeretten dolayi olmu^tu. 

Onlardan her biri ayn bir yataga uzamp yatti. Ben de ba$ka bir yataga uzandim. 

Odamizda bir dorduncu yatak daha bulunuyordu , o bo? kaldi. Sonra hammlardan 

biriyle yatmak istedim. Digerinin uyudugunu zannediyordum. Bir miiddet sonra diger 

hammimla yatmayi uygun buldum ve yaninda yathgim diger hanimin arhk uyudugunu 

saniyordum. Geceyi boylece ge^irdikten sonra §eyhimin ziyaretine gittim. Aramizdaki 

mesafe uzakta olsa sik sik bu ziyaretlerimi yerine getiriyordum. Beni gorunce hafif 

tebessum ederek §6yle buyurdu : 

" iki kariyi bir odada bir araya getirip ikisi ile cinsi yakinhkta bulunan kimse hakkinda 

ne dersin ? " 

Beni kasttedigini anladim ve cevap verdim: 

" Efendim bunu nasil bildiniz? " 

" Ya dorduncu bo§ yatakta kim yatti ? 

diye sordu. Bunun uzerine dedim ki : 

" Efendim ben onlarin uyudugunu zannederek oyle yapnm. " 

" Hayir hie, biri uyumadi . Boyle yapman dogru degildir. Kaldi ki , uyanik olduklari 



zaman ...." 



" O halde bundan boyle buyurdugunuz gibi hareket edecegim ve bu yapngim 
duzensizlikten dolayi Allah'a tevbe ederim. " diyerek duasini taleb ettim" 

( El-ibriz . Abdulaziz Debbag . Demir Kitabevi . S. :79) 



Miirid , seyhinin duasini talep ettikten sonra seyh , sehvetten salyalan akan abazanlar gibi 
miiridine kansi hakkinda "keramet" kontguluguyla elde ettigi bilgi sayesinde bazi 
yorumlarda bulunarak onu faziletlendiriyor. §eriati delen tavirlanyla , baskalannin cinsel 
hayatini desifre eden bu mubarek muhterem zat "seyhlik " kurumunun verdigi turn 
avantajlarla , hala tarikatta post uzerinde rahatlikla oturabiliyor ! 
§eriat iistii makamdaki maskiilenit (erkeksi) seyh , Rasulullah'in (s.a.v) direktiflerinin 
hilafina hareketiyle de tasavvuf ahlakini gelistirmeye devam ediyor ! 



"....Bir giin seyhimiz (Allah kendisinden razi olsun) , benim hammim soz konusu olunca 
, onu tepeden tirnaga , gizli ve asikar her $eyini ve biitiin hususiyetleriyle anlatti. O 
kadar ki , ne fazlahk yapti , ne de noksanhk . Cidden benim hammim onun anlathgi gibi 
idi. Eger ben kendimi zorlasam , hicbir zaman karimi onun niteledigi ol^ude 
anlatamam. 

Halbuki aramizda dort gunliik bir mesafe bulunuyordu ve hammimi gormu§ degildi. ( 
§eyh hazretleri bu ke§fi yapmakla Seyyid Ali Hazretlerine , karisina kar^i takinacagi 
tavirda bir ol^ii vermeyi dilemi? ve ayrica kadimn dine kar^i ilgisini kamcilamak 
istemi^ti)..." 

( El-Ibriz . Abdulaziz Debbag . Demir Kitabevi . S. :91 ) 



El-ibriz kitabinda ortaya dokulen bu kirli camasirlar "Hazretler Konsulunun" cevirdikleri 
dolaplardan baska bir sey degildir. Mubarek performanslarini seksapellerini artirmak igin 
sarfetmektedirler. Seks , obsesyonel vaka olarak ruhlarina kazinmistir ! Egzotik hurafelerle 



muhabbet telahgina soyunan biiyiik zatlar daha ne sapikhklar sergilemektedirler , 



inanamazsiniz ! 



CIMA ANINDA §EYHINI HAYAL , RABITAYA AKLI 
DELIL 




s\ riT^mf 



OZEL 






MaHa'da 
A ( . ' et ' shi 




TARIKAT-I ALIYYE'DE RABITA-I CELIYYE CUBBELI AHMED MAHMUD 
UNLU 



Tasavvuf camiasinin sevilen simalanndan ! Cubbeli Ahmed Mahmud Urdu ise "TARIKAT-I 
ALIYYE'DE RABITA-I CELIYYE" adh kitabinda Rabitaya deliller bulmaya 
calishktan sonra, "Rabita Hakkinda Akli Deliller " bolumunde 261. sayfasinda §u 
maddeyi delil olarak bizlere sunmu^tur ! 

"Herhangi bir i§i , severek ve kalbi istila edecek §ekilde dii§unmek o i§i yapmak gibi insana 
tesir eder. iyilikleri du§unmek iyi , kotiileri hayal etmekse kotudur. Bazi ulema , dogacak 
cocuga bereketi sirayet eder umidiyle kisinin, cima halinde Salih kimseleri dusunmesini 
gtizel gormiiglerdir. O halde dii§unceyi haram ve miibahlardan gevirip , iyilere yonlendirmek 
, higbir akillinin inkara kalki§mamasi gereken §eylerdendir ki rabita da bu hayali sohbetten 
ibarettir." ( Muhammed Salih , Begiyyetii'l- Vacid , Sh . II) 

TARIKAT-I ALIYYE'DE RABITA-I CELIYYE - sayfa 261 - Ahmed Mahmud Urdu 
(Cubbeli Ahmed) 

Cima aninda neler yapilmasi , nasil hareket edilmesi ehli stinnet kaynaklariyla bellidir. 
Rabitayi savunabilmek i^in akil yoluyla delil bulmaya ^alisan ve bu ugurda 
mahremlerine 3. bir ki^iyi sokanlarin ehli siinnete gore delilleri nedir merak ediyoruz ? 
halbuki tam tersine deliller var iken ... 



RISALE-I NUR - SAID NURSI 




ibn Arabi ve Celaleddin er-Rumi'de oldugu gibi ahlaksizhklarin kendisinde olmadigi, 
ustelik omrunun biiyiik bir bolumu tagut'un hapishanelerinde ge^en, ancak Kur'an ve 
Sunnet'e muhalif belli (sufizm) goru§ ve du^unceleriyle ibn Arabi ve Celaleddin-i 
Rumi'den geri kalmayanlardan birisi de Said Nursi (1873-1960)'dir. 

Said Nursi, kitaplarimn bir^ok yerinde, ibn Arabi ve Celaleddin er-Rumi sapiklarina ve 
onlarin goru^lerine ovguler yagdinr. "Risale-i Nur" diye isimlendirdigi kitaplarimn, 
kendisinin eserleri olmadigim soyler. Risalelerin kendisine iradesi disinda 
yazdirildiklarim uzun uzun anlatir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s 30,93, 192; §ualar/234; Asdyi 
Musa s.7;... Bu konu hemen tiim eserlerinde sikga vurgulanir) 

Aslimn vahiy oldugunu soyledigi, "Celcelutiye" adh kitapta; "Risale-i Nur'lann, "Nur 
talebeleri" diye adlandirdigi ogrencilerinin ve "Bediiizzaman" lakabiyla kendisinin 
zikredildiklerini anlatir. {Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s. 103, 108, 109; §ualar. 
S. 587, 590, 591, 592;..) Kitaplarina, Kur'an'in kuvvetli i§aretle iltifat ettigini, imam Ali 
(r.a.) v.b. tarafindan ehemmiyet verildigini, kitaplarimn hatta igindeki bircok konunun 
bile isminin iradesi disinda bUdirildigini §u ifadelerle izah eder: 

"Cok defa kalbime geliyordu; Neden imam Ali (r.a.), "Risaletii'n-Nur'a" ve bilhassa 
"Ayetii'l-Kubra Risalesi"ne ehemmiyet vermis, diye sirrini beklerdim. Lillahilhamd, o 
sir ihtar edildi... "Ayetii'l-Kubra Risalesi"ni imam Ali (r.a.) ke§fen gormii^, 
ehemmiyetle gostermi^." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s.30; Risale-i Nur' un Kudsi 
Kaynaklari.s. 787) 

"Ben Celcelutiye'yi okudugum vakit, sair munacaatlara muhalif olarak kendim bizzat 
hissiyatimla munacaat ediyorum diye hissederdim. Ve baskasinin lisamyle taktirkarane 
olmuyordu. Benim igin gayet fitri ve dertlerime alakadar ve tefekkurat-i ruhiyeme ho§ 
bir zemin oluyordu. Birkag sene sonra kerametini ve "Risale-i Nur" ile munasebetini 
gordiim ve anladim ki; o halet bu munasebetten ileri gelmi?. 

Hz. imam Ali (r.a.), Tugadusiracunnuri firkasiyle "Risale-i Nur"u tarihiyle ve ismiyle 
ve mahiyetiyle ve esaslariyle ve vazifesiyle gosterdikten sonra, Siiryanice isimleri tadad 
(birer birer soyleyip siralayarak (Yeni Liigat. "Tdddt" mad) ederek munacaat eder." 

(§ualar. s.592; Asdyi Musa s.7; Sikkei Tasdiki Gaybi. Sekizinci sua.; Risale-i Nur'un Kudsi 
Kaynaklari s.790,792). 

Yine Hz. Ali (r.a.) ahir zamanda "Risale-i Nur"u dua ile Allah'tan niyaz ediyor, "Risale- 
i Nur'u medhii sena ediyormu$.(Sikke-i Tasdik-i Gaybi. sekizinci sua) 

Oysa islam inancinda "Allah'tan bilgi almamn yolu vahiydir. Gayb, hakkinda bilgi 
sahibi olmamn yolu da budur." (islam inancinda Gayb Problemi. s.103) 



Simdi bir an i<jin diisiinelim: Ai§e (r.a.) annemizin, Peygamberin bile, yann ne olacagim 
bildigini soyleyenin Allah'a iftira ettigini soyledigini hatirlatmasi karsisinda, acaba Hz. 
Ali'nin, "Risale-i Nur'u, tarihiyle, ismiyle, mahiyetiyle, esaslan ve vazifesiyle birer birer 
siralayarak bildirdigini, ahir zamanda "Risale-i Nur"u Allah'tan niyaz ettigini ve onlan 
ovdugunu soyleyen ki$i, Allah ile birlikte imam Ali (r.a.)'a da iftira etmi§ olmaz mi? 

Sia'nin sapmasimn en onemli sebebi; Kur'an ve Sunnet'te bildirilmedigi halde 
Rasulullah (s.a.v.)'in, imam Ali (r.a.)'a bir takim ozel sirlar verdigi inancidir. (Teorik ve 
Pratik Agidan Tasavvufve islam. s. 95) 

Said Nursi, Sia'nin yanh§ goru^unun burasinda da kalmaz. Bu sirlarin vahiy oldugu 
hezeyamna kadar gider. Risalelerinin hemen her paragrafinda batim manalar 
yuklenilmi§ utopik cikartimlara rastlamhr. Ashnin vahiy oldugunu soyledigi mecjiul 
kitabin*, vahiy nazil oldugu vakit, Rasulullah (s.a.v.) tarafindan imam Ali (r.a.)'a 
yazdinldigini soyluyor. (§ualar. s. 588, 590; Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s.101 (sekizinci sua); 
Bkz: Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklari. Abdulkadir Badilli. s.749) 

• "Celcelutiye" veya "Cevsenu'l Kebir" diye bilinen kitap ve duanin ilmi kaynagi hakkinda 
simdiye kadar higbir saglam (!) bilgi yoktur. Konusmus oldugum, " Agabeyler" in (!) 
soyledikleri en ciddi soz; "Valla ustad demisse dogrudur. " Ifadeleri olmustur. 
Vahyin Allah (c.c)'ye nisbet oldugu bilindigine gore, Allah'a ragmen bir zumre ustadin 
soziinii esas aliyorsa, hesap giiniinii hatirlatiriz. Ustad' a toz kondurmamak icin Allah'a 
iftiraya mi razi olacagiz? 

Onceleri bir zikir olarak kullamlan Cevsen, simdilerde ise mabet bekgilerinin gikar kaynagi 
olarak muska seklinde de yapilip satilmaktadir. Nur sakirtlerinin yasantilarinda Ustad'in 
ogretileri o denli "din" halini almis ki, "Ustadin siinneti" yaninda "Rasulullah (s.a.v)'in 
siinnet ve hadisleri" ne akla gelir ne de yasantida gozetilir olmustur. Somut bir ornek olmasi 
agisindan "Vakif adamlar" olan Said Nursi'nin oz talebeleri ve sonrakilerden bir kismi 
(Hoca efendiler v.s.) Ustad' lari evlenmemisler diye Muhammedi siinneti goz ardi ederek 
onlar da evlenmemislerdir. Kuskusuz evlenmemek fiili, insani kafir, hatta giinahkar dahi 
etmez. Ancak evlenmemelerinin gerekgesi ustadlarimn evlenmemis olmasi ise, bunun adi, 
Rasulun sunnetine degil de Ustad'in sunnetine ittiba etmektir. 

Bu konuda Peygamber (s.a.v)'in su hadisi oldukga ibret vericidir. Ebu Zerr (r.a.) anlatiyor: 
Rasulullah (s.a.v)' in huzuruna Akkafbin Bisr et-Temimi adinda bir zat girmisti. Rasulullah 
(s.a.v)'le Akkaf arasinda su konusma gegti: 

-Evli misin ya Akkaf? 

-Hayir Ya Rasulullah; cariyem bile yoktur. 

-Cariyen bile miyok? Halin vaktin yerinde degil midir? 

-Halim vaktim iyidir zenginim ya Rasulullah! 

-O halde sen seytanlarin kardesisin. Eger Hiristiyanlar arasinda bulunsaydin onlara rahip 

olurdun. Nikah bizim siinnetimizdir. Sizin en serlileriniz bekar olanlarinizdir. . . 

(Ahmed b. Hanbel, Ebu Ya'la, Ibnu Mende-Taberani' den nakille; Modern Cagda hldmi 

Meseleler. Mevdudi.s.158, 159) 

Bununla da yetinmeyen Said Nursi, kullanmis oldugu "Bediuzzaman" lakabimn da 
vahiy ile nazil olan "Celcelutiye"nin Suryanice kar^ihgi olmasindan oturtt iradesinin 
dismda kendisine verildigini §u ifadeler ile soyler; 



"Hem madem Celcelutiye'nin ash vahiy'dir. Ve esrarhdir. Ve gelecek zamana bakiyor; 
ve gaybi umur-u istikbaliyeden haber veriyor. Ve madem Kur'an itibariyle bu asir 
deh^etlidir ve Kur'an hesabiyle "Risale-i Nur" bu karanhk asirda ehemmiyetli 
hadisedir. Ve sarahat (acjkhkla, §iipheye sebebiyet vermeyecek tarzda) derecesinde <jok 
karine ve emarelerle "Risale-i Nur" "Celcelutiye"nin i^ine girmi§, en miihim yerinde 
yerle$mi$... 

"Celceliitiye," Suryanice bedi demektir. Ve bed! manasindadir. ibareleri bed! olan 
"Risale-i Nur" "Celceliitiye"de miihim bir mevki tutup ekser yerlerinde tere§§uhati 
goruldugiinden, kasidenin ismi ona bakiyor gibi verilmi^. Hem simdi anhyorum ki; 
eskiden beri benim liyakatim olmadigi halde, bana verilen "Bediiizzaman" lakabi benim 
degildi. Belki "Risale-i Nur"un manevi bir ismi idi. Zahir bir tercumamna ariyeten ve 
emaneten hi ki I mis. Simdi o emanet isim hakiki sahibine iade edilmi§..." (§ualar. 
s. 588, 590; Sikke-i Tasdik-i Gaybi. S. 108, 109; Risale-i Nur'un 
Kudsi Kaynaklari s. 788; ...) 

ibn Arabi ve Celaleddin er-Rumi'deki "Vahdetu'l-Vucud" inanci, birtakim ovgii ve 
yergiler ile tevil edilerek, Said Nursi tarafindan da savunulur (Mektubat. S.424,425; 
Lem'alar. S. 38-45, 299, 3 00(9. ve 28. Lem'alar) Bkz. Teorikve Pratik Agidan Tasavvufve 
Islam s. 259,261) ve "Fenafillah" hakkinda §unlari soyler; 

" Ehl-i tarikat ve hakikatca muttefikun aleyh bir esas var ki: Tarik-i hakda siiluk eden 
bir insan, nefs-i emmaresinin enaniyetini ve serke^ligini kirmak iijin lazim gelir ki: 
Nazarini nefsinden kaldirip §eyhine hasr-i nazar ede ede ta fenafi§§eyh hukmiine gelir. 
"Ben" dedigi vakit, §eyhinin hissiyatiyla konu^ur ve hakeza... ta fenafirresul, fenafillaha 
kadar gider.." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s.122) 

"Said Nursi, "Vahdet-i Viicud"un gok yiice bir me§reb oldugunu soylemekte, ancak halka 
anlatilmasinin birtakim fitnelere sebep olacagini belirtmektedir. 

Said Nursi bazi tezahurleriyle "Vahdet-i Viicud"u tasvip etmez gorunurken temelde 
islam'in ve Allah sevgisinin en list zirvesi oldugunu ve ibn Arabi'nin, velilerustu 
(Hatemu'l-Evliya) bir velayete sahip, islam ilimlerinin mucizesi oldugunu 
soylemektedir... Biraz dikkatle bakihrsa, Vahdet-i Viicud ile Vahdet-i Suhud'un netice 
itibariyle ayni §ey oldugu gorulur." (Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve Islam 
s.260,261,155 (hem 'alar. s.38-45, 299, 300-9. ve 28. Lem'a; Mektubat.s. 424,...)) 
Said Nursi ise yiiksek ve kuvvetli iman sahibi Muhyiddin-i Arabi gibi zatlara zevkli, 
nurani, makbul bir mertebe oldugunu ancak dikkatli olunmasi gerektigini soyler. 
Vahdet-i Suhud'un ise zararsiz ve yiiksek bir me^reb olduguna inanir. (Lem 'alar.s.45) 

Said Nursi, Kur'an-i Kerim'in bir gok ayetinin kendi Risalelerin'e i§aret ettiginden 
bahseder: 

"Sozler adedince otuz uc. ayet, hem manasiyla, hem cifirle, "Risale-i Nur"a i§aretleri, 
uzaktan uzaga icmalen goruldu. Ayri ayri tarzlarda otuz uc. ayet miitteftkan "Risale-i 
Nur"u remizleriyle gosterdigi, hayal meyal goruldu..." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi s.61; 
Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklari. s.790; Hakkin Miidafaasi Sabahaddin Aksakal Yeni Asya 
yay.s.214 - 227; Bkz. Diyanet vakfi.isl. Ans.C:7 Cefr Mad. S.215;C:10 Ebced Mad. S.68; 
Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklari. s. 790-792...) 

Kendisine alenen bir kitap inmeyince, bu kez inmis olan Kitab-i Kerim'de kendisini 



gormeye <:ali$ir, bunun yollanni arar durur. 

Bu insanlar eserlerinin ashnin vahiy oldugunu nirin soyluyorlar? Boyle bir ?eyle neyi 

hedefliyorlar? Ni^in ifsada kalkisir, tahrife yeltenirler? 

Ku^kusuz hicjbir miifsid muharrif; "ben ifsad ediciyim, ben tahrif ediciyim" demez! 

Oysa soyledikleri ayan beyan ortadadir. 

Gecmis kavimlerdeki din tahrifcilerine baktigimiz zaman sunu goruruz: insanlara kabul 
ettirmek istedikleri goru§ ve du^iincelerini kendi yanlarindan ve indi kanaatleri 
oldugunu soyledikleri takdirde, bunun kabul gormeyecegini dusunmiisler. Onlar da 
kabul ettirmek istedikleri soz ve fiillerinin sahibinin ger^ekte Allah oldugu yalamna 
ba?vurmu§lar ve goru$lerini Allah'a nisbet etmi^lerdir. Artik insanlar o goru§ ve 
du^iinceleri reddedemez ve kendilerini kabule mecbur hissederlerdi. Neticesi(!)... Evet 
neticesi de ge^mi? kavimlerin helak sebeplerinden olan tahrif... 

Ancak boylelerinin bu su<m i^lemelerine ragmen artik ba^anya ulasmalari miimkiin 

degildir. Ciinkii Allah (c.c); 

"Dogrusu Kitabi Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz." (Hicr/9) buyuruyor. 

Peki bu balled ile, onlann Allah (c.c.) yamndaki konumlari nedir? Biitiin bunlarin 
cevaplanni Cenab-i Hakk (c.c.) ayetlerinde bildiriyor; 

"Doha dogrusu onlardan herbiri, kendisine (oniinde) agdmis sahifeler (ilahi vahiy) 
verilmesini istiyor. "(Miiddessir/52) 

"Allah 'a karsi yalan uydurandan yahut kendisine hicbir sey vahyedilmemisken "Bana da 
vahyolundu " diyenden ve "Ben de Allah 'in indirdigi dyetlerin benzerini indirecegim " 
diyenden daha zalim kim vardir? O zalimler, oliimun bogucu dalgalari icinde, melekler de 
pencelerini uzatmis, onlara: "Haydi canlarinizi kurtarin! Allah'a karsi gercek olmayani 
sbylemenizden ve O'nun ayetlerine karsi kibirlilik taslamis olmanizdan otiirii, bugiin 
alcakhk azabi ile cezalandinlacaksiniz. " derken onlann halini bir gorsen ! "(En'am/93) 

" ...Bilgisizce insanlari saptirmak if in Allah'a karsi yalan uydurandan daha zalim kimdir? 
§iiphesiz Allah o zalimler toplulugunu dogru yola iletmez. "(En'am/144) 

"Kim Allah 'a ("Allah bbyle buyurdu " diye) karsi yalan uydurandan daha zalim olabilir? 
Onlar (kiyamet giiniinde) Rab'lerine arz edilecekler, sahitler de; "iste bunlar Rab'lerine 
karsi yalan sbyleyenlerdir, " diyecekler. Bilin ki, Allah 'in laneti zalimlerin 

uzerinedir\"(md/l&) 

" ...Okuduklarini kitaptan sunasiniz diye kitabi okurken dillerini egip bukerler. Halbuki 
okuduklari, Kitaptan degildir. Soyledikleri Allah katindan olmadigi halde: "Bu Allah 
katindandir" derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar."(Al-i imran/78) " 

..Allah'a karsi bilmediginiz seyleri mi soyliiyorsunuzT (A'raf/28) 

"...Yoksa Allah'a iftira mi ediyorsunuz" (Yunus/59) 

"...Bu hususta yaninizda herhangi bir delil yoktur. Allah hakkinda bilmediginiz bir seyi mi 
soyliiyorsunuz? De ki: "Allah hakkinda yalan uyduranlar asla kurtulusa eremezler. 

"(Yunus/68,69) 



"...Yaninizda bize agiklayacagimz bir bilgi var mi? Siz zandan baska bir seye 
uymuyorsunuz ve siz sadece yalan sdyliiyorsunuz."(En'am/l4%) 

"...Allah'a andolsun ki, iftira etmekte oldugunuz seylerden mutlaka sorguya 

gekileceksiniz! '"(Nisa/50, En'am/11, Yunus/17, Nahl/56, Ankebut/68) 

Said Nursi "Seriaf'in neden ibaret oldugu hakkinda da §unlan soyluyor; 

"Seriat ta; yiizde doksan dokuzu ahlak, ibadet ve fazilete aiddir. Yiizde bir nisbetinde 
siyasete mutealhkhr, onu da Ulu'l-Emirlerimiz du^unsunler!.." (Tarihge-i Hoy at, Said 
Nursi, s.65; ithamlan Reddediyorum. S.206 Av. Bekir Berk. Yeni Asyayay. Tiirkiye'de 
Nurculuk Davasi Bekir Berk. S.263; ilmi ve Hukuki Agidan Nurculuk Davasi. Av. Bekir Berk 
s.263. (1911/Ist. Divan-i Harbi Orfi'den nak.)) "Seriat-i garranin bin kismindan bir 
kismidir ki siyasete taalluk eder. O kismin ihmaliyle §eriat ihmal olunmaz..." (ithamlan 
Reddediyorum. s.206 ( 1 9 1 3/ist.Munazarat'tan nak.)) 

"Otuz tic. ayat-i Kur'aniye'nin i^aretiyle ve imam Ali (r.a.)'m tic. keramet-i gaybiyesiyle 
ve Gavs-i Azam'in kat'i itibariyle tahakkuk etmi$ olan "Risale-i Nur"un, siyasetle 
alakasi yoktur. "Risale-i Nur"a, daha vatana, idareye zaran dokunmak bahanesiyle 
tecavtiz edilemez. Daha kimseyi o bahane ile inandiramazlar... Hem, Kur'an bizi 
siyasetten siddetle menetmi^tir.'X^^f^-' Hayat,.467,530) 

Seriatin neden ibaret oldugunu bUe kavrayamami? boylece, Allah 'in; "Kendi 
hiikiimleriyle hiikmetmeyenleri, kafirlerin ta kendileri..."(Maide/44) diye bildirdigi 
despotlara bir manada me§ruiyet kazandirmi^tir. 

Onun bu inani§inin, ba§ka zaman §eriati savunur oldugu g6rii§leri tarafindan duzeltildigini 
soyleyenler, acaba Said Nursi'nin, Fenafillah, cifr, gayb v.s konulardaki inanglannin da 
islam'a aykin olmadigini soyleyebilecekler mi? Kaldi ki biz, O'nun bu ifadeleriyle §eriata 
kar§i oldugunu degil, §eriati neden ibaret sandigi yanh§ini anlatiyoruz. Ve yine Said Nursi'ye 
yonelik "Siyasetle ugra§iyor" suclamalanna(!) yonelik taraftarlannin bu ithamlan red 
baglaminda konuyu ele aldiklan ve Said Nursi'nin siyasetle ugra§madigi ve siyaseti boyle 
anladigi §eklindeki kanaatlerinin israrli savunuculan olduklanni da goriiyoruz. (ithamlan 
Reddediyorum. s. 205-207; Tiirkiye'de Nurculuk Davasi. S.263; Ilmi ve Hukuki Agidan 
Nurculuk Davasi. s.263.) 

"Bu oylesine tehlikeli bir gorii^tiir ki diizeltilmedigi takdirde iler de,tipki Aziz Paul'iin ( 
Tarih Boyunca Tevhid Miic. ve Hz.Peyg. Hay an, Mevdudi, Pinar Yay. C.2 s.86 ) geli^tirip 
Hz. isa'mn ummetini yozlastirchgi seriatsiz din kavrami gibi din ile seriatin birbirinden 
ayrilmasina kadar varabilir. Qunku Allah 'in emrinin sadece "din"i kurmak, ama §eriati 
reddetmekle ilgili oldugu diisuiriildugu takdirde miisliimanlar da hiristiyanlar gibi 
seriati onemsiz, kurulmasim gereksiz bulabilirler. Ellerinde kalacak olanlar sadece bir 
takim akide ve inane, ile bazi ahlak kurallari olabilir." (Bkz. Tarih Boyunca Tevhid Miic. 
ve Hz.Peyg. Hayati, Mevdudi, Pinar Yay. C.l s.306) 



Bugun, Allah'in dini Islam, Kendi korumasindadir. Kendilerini ciddi manada islam'a 
nisbet ettiklerini iddia edenlerin(!) bir £Ogu, islam'i ahlak kurallarindan ibaret bir din 
kabul etme zulmunu gostermi^ler boylece Allah'in dinini tahrife yeltenmi^lerdir. 



Kur'an'i az gok okumus, tevhid miicadelesi tarihine §6yle bir bakan insan bile, §eriatin 
yiizde doksan dokuzunun ahlak, ibadet, fazilet ve yiizde birinin ise, siyaset (Bkz: Tarihge- 
i Hayat, s.65; ithamlari Reddediyorum. s.206) oldugunu soylemenin, mutlak manada 
seriatin yiizde doksan dokuzunu inkar oldugunu anlar. Boyle bir ihaneti, Allah adina 
reddetmekten geri duramaz. Bu ihanete goz yumarak, karsi cikmamak, Allah'i 
yalanlamaktir. Evet! Bu ele§tiriler sert ve kati gorulebilir. Hatta insafsiz diyenler de 
cjkabilir. Ama Allah (c.c.)'ye kar^i insafsiz ve iftiraci olmaktansa varsin insanlar, 
kendilerinin yucele^tirdiklerini, kutsallastirdiklarim ele^tirenlere; "saygisiz, iftiraci" 
desinler. 

Satibi, §eriati tanimlarken sunlari soyluyor: " Seriat, kulun, diinya ve ahiret i^lerini en 
iist duzeyde ger^ekle^tirebilmesi i^in gerekli olan her $eyi getirmi§ ve a^iklami^tir. 
Hicjbir yeni olay yoktur ki, §eriatte ona dair bir hiikiim mahalli bulunmasin; bu 
mumktin degildir. Dolayisiyla da "meskutun anh" yani hakkinda siikut gecjlmi^ bir §ey 
yoktur." (El - Muvdfakdt C:l s.42, 165) 

Allah (c.c.) nihai olarak §6yle buyuruyor ; 

"Biz sana her hususa cevap veren bir §eriat gosterdik, ona uy! Bilmeyenlerin keyfi 

arzularina «vma!"(Casiye/18) 

Divan-i Harbi Orfi'de; askere, uliilemre; yani subaylara itaatin farz oldugunu 
hatirlatan, amirlerine itaatsizlikle seriate muhalefet edildigini soyleyen (Tarihge-i Hayat 
s.67-68; Ithamlari Reddediyorum. s. 291 -293; Turkiye'de Nurculuk Davasi. s. 249, 257, 273; 
ilmi ve Hukuki Agidan Nurculuk Davasi. s. 249, 2 57, 27 3) Said Nursi, Seyhulislamhk 
tarafindan Kuva-yi Milliye aleyhine verilen fetvaya kar^i cikanlardan biri olur(1920). 
Mustafa Kemal tarafindan Ankara'ya davet edilen, bu daveti kabul ederek Ankara'ya 
giden, mecliste kendisine "ho§ geldin" (Ho^amedi) merasimi yapilan, Mustafa Kemal 
hareketini tebrik ile zaferi igin dua eden (1922) Said Nursi; yonetim, laik, demokratik 
ilke ve inkilaplardan ibaret oldugu halde T.B.M.M'de 19 Ocak 1923 tarihinde 
milletvekillerine hitaben §u beyannameyi ne^reder: {Turkiye'de isldmcilik Dusuncesi. 
C:2.s.314) 

"Ey miicahidin-i islam! Ey ehl-i hail u akd!.. 

Su muzafferiyetteki harikulade ni'met-i ilahiye bir §ukur ister ki devam etsin ve ziyade 
olsun. Yoksa nimet §ukru gormezse gider. Madem ki Kur'an'i, Allah'in tevfikiyle 
dii^manin hiicumundan kurtardimz; Kur'an'in en sarih ve en kat'i emri olan "Salat" 
gibi feraizi imtisal etmeniz lazimdir. Ta ki onun feyzi boyle harika suretinde ustunuzde 
tevali ve devam etsin. Alem-i islami mesrur ettiniz, muhabbet ve teveccuhunu 
kazandimz... Bu alemde evliyaullah hiikmiinde olan gazi ve siihedaya kumandanhk 
ettiniz.... Sizin bu muzafferiyetinizi ve hizmetinizi takdir eden ve sizi seven cumhiir-u 
mu'minindir. Ve bilhassa tabaka-i avamdir ki, saglam musliimandirlar. Ve sizi cidden 
sever ve sizi tutar ve size minnettardir ve fedakarhginizi takdir ederler... 
Su inkilab-i azimin temel ta$lari saglam gerek... (Tarihge-i Hayat s. 138-140; Turkiye'de 
isldmcilik Dusuncesi. Ismail Kara. Risaleyay. 2. cilt s. 397-399; Bilinmeyen Taraflariyla 
Bediuzzaman Said Nursi. Necmettin §ahiner. s. 392, 393) 

1950'de Demokrat Parti'nin iktidara geli§i sebebiyle, Reisicumhur Celal Bayar'a tebrik 
telgrafi <jeker. Ve Celal Bayar'dan cevabi te^ekkur telgrafi ahr. (Bilinmeyen Taraflariyla 
Bediuzzaman Said Nursi. s.363 (Emirdag Lahikasi C:2 s. 16 'dan)) 



"1950 segimlerini Demokrat Parti'nin kazanmasiyla Said Nursi'nin hayatinda yeni bir 
donem baslar. 1957 segimlerinde acjkga, onceki iki se^imde de zimnen Demokrat 
Parti'yi destekler... Latin harfleriyle kitaplarimn yaygin baskisi Menderes'in ozel 
yardimlariyla 1957-59 yillari arasinda gerqek\e§mi§tir." (Tiirkiye'de isldmcihk 
Dusuncesi.C:2 s.314,315; Bilinmeyen Taraflariyla Bediuzzaman Said Nursi. s. 392, 393) 
Menderes'e yazmi$ oldugu mektup He goru§ ve kanaatlerini bildirir. Menderes'i ve 
ekibini "Hakiki dindar" olarak (annular, kendisi ve umum nur talebeleri olarak onlara 
dua edeceklerini aciklayarak sisteme me?ruluk(!) kazandirir. Ancak, diger taraftan da 
"Kiifre nza kiifiir oldugu gibi, dalalete, fiska, zulme nza da, fisknr, zulumdur, 
dalalettir." diyerek {Tarihge-i Hayat s. 590-593 (Said Nursi'nin Menderes'e yazdigi mektup)) 
kendisinin de dikkat etmesi gerektigi dogru bir prensibi soylemekten de geri 
durmami^tir. 

Kendisi ve en halis talebeleri tarafindan bile, Allah 'in hukumlerinin disinda hiikmeden 
mahkemeler, "Adaletli ve miibarek" olarak vasiflandirdir. (Tarihge-i Hayat. s.221; 
isaratu'l Icaz. s. 33 1,332) "Hukumete isyan etmeyiniz. fitneden sakmuaxl" (Risale-i Nur 
Muellifi Said Nursi. EsrefEdip.s.47) diye telkinde bulunulur. Hatta bazen "Hukumet-i 
islamiye" diye hitap eden, Hukumetin hakemligine razi oldugunu aqik\ayan,(Tarihge-i 
Hayat s. 230, 231) hiikumetten §ikayette bulunmayan, bilakis hiikiimete §ikayet edilmesi 
gerektigine kanaat ederek,(Tarihge-i Hayat s.249) boylece sisteme me^ruiyet kazandiran, 
hayannin son anlarina kadar da bu inancta olan Said Nursi, yazdigi kitaplarim her 
firsatta Kur'an gibi vasfediyor; Kur'an-i Kerim'e, ilahi hukumlere ozgii sifat ve 
tammlamalari da (Bakara/256, Lokman/22, Al-i Imran/103), kendi eserlerine 
yaki^hrarak §6yle diyor: "Risaletii'n Nur" bu asirda, bu tarihte bir "Urvetiil-Vuska"dir. 
Yani 50k muhkem, kopmaz bir zincir ve bir "Hablullah"dir. "Ona elini atan, yapi$an 
necat bulur.(Asa-yi Musa.s.82) 

Nur talebelerine gore §akirtlerin yaphgi i§ler, ilahi koruma ve telkin(!)lerle 
yapilmaktadir."Asr-i Saadet'ten beri boyle harika bir surette mu'cizeli olarak 
yazilmasina hie kimse kadir olmadigi halde "Risale-i Nur'un kahraman bir katibi olan 
Hiisrev'e "Yaz!" emir buyurulmasiyla, Levh-i Mahfuz'daki yazilan Kur'an gibi" 
yazildigina inanirlar. (Asa-yi Musa.s.85) Risale-i Nur'un ise bu asirda en yttksek ve en 
kutsi bir tefsir olduguna, Hakikatlarimn semavi, Kur'an 'i oldugu 11a ve Kur'an 
okundukga O'nun da okunacagina, O'nu muhakeme etmenin Kur'an'i muhakeme 
etmek olduguna inanirlar. (isaratu'l lcaz.s. 333; llmi ve Hukiki Agidan Nurculuk Davasi. 
s.369, Turkiye'de Nurculuk Davasi s.369) 

Allah (c.c.) hesap gunti Kur'an'dan sorumlu olunacagim bildirdigi halde bakin onlar 
neden sorgulanacaklarina inamyor ve limit ediyorlar: "Melaikeleri ehli hak ve hakikat 
yolunda gidenler igin birer munis arkada? yapan ve Risale-i Nur'un Sakirtlerini talebe-i 
ulum simfina dahil edip Munker-Nekir suallerine Risale-i Nur ile cevap verdiklerini 
merhum kahraman sehid Hafiz Ali'nin vefatiyla ke^feden ve hayatta bulunanlanmizin 
da yine Risale-i Nur'la cevap vermemizi rahmet-i ilahiyyeden dua ve niyaz eden..." (Asa- 
yi Musa.s.85) 

"...Hint dinlerinin hemen tumunde, Antik Misir mistisizminde, ve Yahudi toplumunun 
ruhaniyatcj anlayi^inda nefsin tezkiyesi, <jile, ruhun kurtulusu, a$k ve irfan motiflerinin 
egemen oldugunu goruyoruz. "Allah'i O'ndan korkmaksizin ve O'ndan hicjbir fayda 
dilemeksizin sevmek." bunlardandir. Tasavvuf^u Rabiatu'l-Adeviyye de (h. 195), cennet 
arzusu ve cehennem korkusu ile degil, sadece kendisine kavu^mak igin Allah'a ibadet 



ettigini soyler. Rabia; "Atesinden korktugum yahut cennetini umdugum igin sana ibadet 
etmedim. Sana sadece zatin igin ibadet ettim." demek suretiyle Allah'in iradesinin geregi 
olan duzenlemeyi hige sayarak Allah'a iftira eder. Yine Rabia; "Kur'an'i indirirken, 
kendisine korkarak ve umarak dua etmemizi emrettigi igin Yiice Allah'in yanhslik 
yaptigi, cennete bizi te?vik etmek ve cehennemden sakindirmakla haksizhk ettigi"ni ileri 
siirer... "Bunlari bizden isteyen Allah'in bizi yanlis yollara sevk ederek bizi aldathgi"ni 
belirterek Allah'a iftirasim surdurur... Ciinkii biitiin bunlar yerine sadece zatini 
isteyecekmi^iz..! Cennetini istemeyecek ve cehenneminden korkmayacakmisiz..! Cennet 
iimicli ve cehennem korkusu ile insanlarin kendisine yonelip ibadet ettigi ve madde 
boyutundan soyutlanmadiklari gerekgesiyle muslumanlarin yoneldikleri Kabe'yi, Rabia, 
"put" diye nitelemekte ve "yeryuzunde ibadet edilen §u put" demektedir. Ciinkii 
kendisini cenneti istemeyecek ve cehennemden korkmayacak kadar madde boyutundan 
soyutlanmi§ kabul etmektedir. Tasavvuf §airi Yunus Emre de; "Cennet cennet dedikleri 
/ Birkac. ko§kle birkac. huri / isteyene ver onlari /Bana Seni gerek Seni." (diyor) 

Allah (c.c.) Kur'an'da cehennemi vasfederken; "iste o gun kisi kardesinden, annesinden, 
babasindan, esinden ve gocuklanndan kacar. O giin herkesin kendine yetip artacak bir 
derdi vardir." (Mearic/i 1-14, Abese/34-37) diye buyuruyor. Said Nursi ise, giiya takvanin 
alameti olarak boylesi bir cehennemi kabul edecegini soyluyor. "Bu hizmete, yani ehl-i 
imam dalalet-i mutlakadan kurtarmaga, liizum olsa, dunyevi hayat gibi, uhrevi 
hayatimi da feda etmeyi bir saadet bilirim; binlerce dostlarim ve karde^lerimin cennete 
girmeleri igin, cehennemi kabul ederim. (Sikke-i Tasdiki Gaybi gir. Bol; Tarihge-i Hayat 
s.600; ithamlari Reddediyorum. s. 52,220; llmi ve Hukiki Agidan Nurculuk Davasi. s.288; 
Turkiye'de Nurculuk Davasi s.288) 

Yine ayet-i kerime'de; 

"Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak uzere (ibadet ettikleri igin), viicutlari 
yataklardan uzak kahr... "(Secde/16) buyuruldugu halde, Said Nursi ise; "Goziimde ne 
cennet sevdasi var, ne cehennem korkusu. Kur'an'imiz yeryuzunde cemaatsiz kahrsa 
Cennet'i de istemem; orasi da zindan olur. Milletimizin imamni selamette gorursem, 
Cehennem'in alevleri icjnde yanmaga raziyim. Ciinkii viicudum yanarken, gonliim giil- 
giilistan olur." (Tarihge-i Hayat. s.600) diyor. 

Rasulullah (s.a.v.), Hudeybiye'de geceleyin yagan yagmurdan sonra, sabahleyin 
sahabilerine yoneldi; "Aziz ve celil olan Rabb'inizin ne buyurdugunu bilir misiniz?" 
buyurdu. Sahabiler: "Allah ve Rasulii en iyi bilendir" dediler. Rasulullah buyurdu ki; 
"Allah; "Kullarimdan kimi bana mii'min, kimi kafir (olarak) sabaha eristi. Her kim 
"Allah'in fadl ve rahmetiyle uzerimize yagmur yagdi" dedi ise iste o bana iman etmis, 
yildiza iman etmemistir. Her kim defulan vefulan yddizin nev'i (yani batip dogmasi) ile 
uzerimize yagmur yagdi" dediyse iste o, Bana iman etmemis, yildiza iman etmistir," 
(Buhari.C.2 s.831,988) 

Yine Peygamber (s.a.v.)'in oglu tbrahim'in oldiigu giin giines tutulunca, insanlarin 
giinesin tbrahim'in oliimunden otiirii tutuldugunu soylemeleri iizerine Rasulullah (s.a.v.); 

"§iiphesiz giines ile ay Allah 'in dyetlerinden iki dyettir. Bunlar higbir kimsenin oliimii ve 
dehayati igin tutulmazlar... buyurur. (Buhari.C:3 s.1014, 1015,1031,1021,1022,1034; C:7 
s.3018) 

Said Nursi'nin talebeleri ise Isparta'da kurakhgin oldugu bir donemde Ustadlannin 



Isparta'ya te^rifleriyle nebatah yeniden hayata kavu^turacak sekilde yagmurun 
yagdigmi, boyle bir yagmurun bir de doksan uc. tarihinde yagmi§ oldugunu bu tarihin 
ise Ustadlarmin dogum tarihi oldugunu soyluyor, o zaman da yagmi§ olmasimn 
gerekgesini o sebebe baghyorlar. (Sikke-i Tasdiki Gaybi gir. Bol. (Mustafa, Rustu, Liitfi, 
Hiisrev, Bekir ve Refetin tesbitleri.)) Allah 'in kudreti ve dilemesiyle olabilen bir takim 
tabiat hadiselerinin vukuunu, bu tiir sebeplere baghyor, bunlara inanmayi da adeta 
imanlarimn artmasi olarak degerlendiriyorlar. Oysa tabiat hadiselerinin vukuunu, 
onemli kisilerin dogum ve oliimune baglayan inancin, islam oncesi cahiliyye insammn 
imam oldugunu biliyoruz. (islam inancinda Gayb Problem!. s.55) 

Hakikaten kimilerinde, mucadele tablolarindaki samimi grafigi bile sorgulatacak 
hezayanlar gormek miimkundur. Nitekim bir insamn davasinda gosterdigi samimiyeti, o 
insamn dogruluguna delil degildir. Hayati kafirlerin hapishanelerinde ge^en, o 
mahkemeden bu mahkemeye surundurulen samimi bir mucadele adamindan sadir olan 
gayr-i islami ifadeleri anlamak ve bir yerlere oturtmak oldukca zordur. 

Said Nursi'nin Kurt kavmiyetcisi olmadigim vurgulamak igin kitaplanndan ahntilar 
yapilarak muntesipleri tarafindan hararetle savunulan goriislerinde bakin ne ilging 
ilmi(!) tesbitleri var: 

"Allahii Zulcelal Hazretleri, Kur'an-i Kerim'de; "dyle bir kavim getirecegim ki, onlar 
Allah'i severler, Allah da onlari sever. "(Maide/54) diye buyurmu§tur. "Ben de bu beyan-i 
ilahi karsisinda diisiindiim, bu kavmin bin yildan beri alem-i islam'in bayraktarhgim 
yapan Tiirk milleti oldugunu anladim... (hhamlari Reddediyorum. s.216 (Mulakat, 
Nurculuk Hakkinda, Erzurum, 1964, Hursoz Yay. s.34'ten alinh He) s.292 (Ilmi ve Hukiki 
Agidan Nurculuk Davasi, s.268'den ahntiyla)) 

Tiirk milleti anasir-i islamiye i^inde en kesretli oldugu halde, dunyanin her tarafindan 
olan Turkler ise, muslumandir. Sair unsurlar gibi miislim ve gayr-i miislim olarak iki 
kisma inkisam etmemi^tir. Nerede Tiirk taifesi varsa, muslumandir. Muslumanhktan 
gikan veya musluman olmayan Turkler Tiirklukten dahi <akmi$lardir... 

"Nerede Tiirk varsa miislumandir."(7 , '3'"^f^-' Hayat.s.223) ifadesi ve "Muslumanhktan 
cikan veya musluman olmayan Turkler Tiirklukten dahi cikmislardir... (hhamlari 
Reddediyorum. s. 217-218 (Mektubat'tan ahntilanmis.); Ilmi ve Hukiki Agidan Nurculuk 
Davasi. s. 268, 273); Tarihge-i Hayat.s.223) ifadelerinin Allah askina islami ve ilmi bir 
delili var midir? Bu ne demektir? Bu "Muslumanhktan cikan bir erkek, erkeklikten de 
Qikmi^tir." demek gibi tutarsiz bir ameldir. "Tutarsizdir" diyorum ciinkii insamn irki, 
cinsiyeti, rengi, diinyaya geldigi cografya gibi unsurlan kendi istegiyle tercih etmedigi 
gibi "Sahip oldugum bu ozellikleri begenmiyorum" diyerek de iradesiyle o ozelliklerini 
degi§tiremez. 

Diger taraftan taguta kar^i isabetli ve cesurca cjki^lan ise bu kez taraftarlannca 
sulandirihp kihfina uydurulmak istenmis, "asil amacimn taguta karsi olmak filan 
olmadigi" yoniinde izahlara kalkisilarak onurlu ifadeler de asli anlamindan 
saptinlmi^tir. (Bkz: Ilmi ve Hukiki Agidan Nurculuk Davasi. 220... (Turkiye'de Nurculuk 
Davasi. s.220...) Bu konuda hhamlari red baglaminda yazilmis kitaplara, savunmalara, 
mahkemelerdeki savunmalara bakilabilir .) 

Rabb'imiz (c.c.) gaybin bilgisini ancak Kendisine has kilmi^hr. Peygamberlerinden de 
se^tiklerine, diledigi kadar bildirmi$tir.(Al-i imran/179) 



Kitaplarim vahiy, kendUerini de Peygamber gibi goren bu insanlar, "gayb" konusunda 
da insani hayrete du^urecek kadar ileri geri konusmuslardir. Said Nursi, cefr 
hesaplanyla kitaplarimn ana temasini olusturan konulan tesbite Qah§mi§tir. Cikarmi^ 
oldugu sonuclan da "tic. a§agi be? yukari isabet eder" diyerek §iipheye mahal yokmu? 
gibi, "Dogrudur, dogrudur, tastik ederim" vs. ifadeleriyle islami olmayan boyle bir 
yonteme ve sonucjarma hem kendisi inanmis hem de yoluna tabi olanlar kanmishr. 

Allah (c.c.)'nun, gayb ile ilgili apacik ayetleri (Bakara/255, Al-i imran/179, Maide/109, 
En'am/50, Tevbe/78,94, Yunus/20, Hud/23, Mu'minun/92, Hasr/22, Cuma/8 karsimizda 
durayor. "Goklerde ve yerde gaybi Allah'tan baska bilenin olmadigi 'ni (Neml/65) bilip 
inaniyoruz. 

ibn Arabi'nin "Olaylann tarihi vukuundan sonra yazihr, bense vukuundan 50k once 
yaziyorum" ( islam Inancinda Gayb Problemi. s.173) soylemesi gibi, Said Nursi de istikbale 
yonelik bircok hadiseyi gayr-i islami bir yontem olan ebced hesaplamalanyla sayip 
dokmu§tur. (Asayi Musa.s.76...; Sikke-i Tastik-i Gaybi. "Karadagin bir meyvesi" ismiyle 
yazilan bo]...; fthamlari Reddediyorum. s.46..; Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklan s.783) Bu 
hum is la nn 1 da kendisiyle sinirlamami$ imam Ali (r.a.)'i vs. bu bilgilendirmelerin ortagi 
olarak zikretmi^tir. Boylece yaptigi i?e me^ruiyet kazandirmak arzusu ile imam Ali'yi 
de kaynak gostermi^tir, kullannustir. 

Ornegin, Said Nursi'nin, §u soruya verdigi cevap, Allah'tan korkan herkesin tuylerini 
urpertecek cesarettedir. Allah'a kar§i cesaret(!) ise, gergekte cehaletin ta kendisidir: 
"Sual; Gavs-i Azam gibi biiyiik veliler bazi vakitte ge^mi^ ve gelecegi hazir gibi 
mu^ahede ederler. Neden maziye ait cihette aciklik suretinde haber veriyorlar da, 
gelecekten gizli i^aretlerle bahsederler? 

el-Cevap: "La ye'lemul gaybe illallahu" (Gaybi ancak Allah bilir) (Cin/26-27) ayetiyle" 
ifade ettikleri kutsi yasaga karsi kulluk bilinci ile bir edepli tavir takinmak icin acikca 
anlatmaktan i^aret meslegine gitmi^lerdir ..." (Sikke-i Tastik-i Gaybi, Saidi Nursi, s.132) 

Zaten soruyu soran acikca, ge^mi^in bilindigi gibi gelecegin de bilindigini soyluyor. Ve 
oyle inaniyor. Ancak diyor ki, neden gelecekten acikca bahsedilmiyor da, i^aretlerle 
bahsediliyor? Said Nursi de ayni inanisla karsilik veriyor. Ustelik ilgili ayetleri de 
zikrederek, bilmedigi gibi bir ihtimali de ortadan kaldinyor. Yani gaybi ancak Allah 'in 
bilebilecegi ile ilgili ayeti de soyluyor. Bu da yetmiyormu^ gibi ayetlerin kutsi bir yasak 
ujerdigini de zikrediyor. Ya daha sonra; iste bunlara ragmen gelecegi bilen bu sahislar 
"madem Allah boyle demi§(!) o halde edepli tavir takinmak ve kulluk sorumlulugunu 
gozetmek i^in gelecekten ;u ikhkki bahsetmiyorlar da(!) i§aretle bahsediyorlar" diyor. 
Subhanallah..! 

Giiya, Allah'i yalanlamamak i<jin boyle yapmi^lar! Gergekte ise Allah'i yalanlamislar! 

Allah, (c.c.) ayet-i kerimelerin de §oyle buyuruyor; 

"De ki: "Ben size, Allah'in hazineleri benim yanimdadir, demiyorum. Ben gaybi da 

bilmem... Gaybin anahtarlan Allah'in yanindadir; onlari O'ndan baskasi 

bilmez... "(En' am/50,59) 

"Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilse ya! De ki: "Gayb ancak Allah 'indir... 

"(Yunus/20) 



"De ki: "Ben, Allah'in dilediginden ba$ka kendime herhangi birfayda veya zarar verecek 
giice sahip degilim. Eger ben gaybi bilseydim elbette daha cok hayir yapmak isterdim ve 
bona higbir fenalik dokunmazdu Ben sadece inanan bir kavim icin bir uyarici ve 
miijdeleyiciyim. "(A'raf/1 88) 

"De ki: "Goklerde ve yerde, Allah'tan ba§ka kimse gaybi bilmez. Ve onlar ne zaman 
diriltileceklerini de bilmezler."(NemU 65) 

"O biitiin gbrulmeyenleri bilir. Sirlarina kimseyi muttali kilmaz; Ancak, (bildirmeyi) 
diledigi peygamber bunun digindadir. £iinku O, bunun oniinden ve ardmdan gozciiler 
salar. "(Cin/26-27) 

Peygamber (s.a.v.)'den gaybe ve istikbale aid §eyleri bilmenin yalniz Allah'a mahsus 
olduguna dair bir cok hadis rivayet edilmi ? tir! (Buhari/ 2/990, 8/3748, 9/4352,4353, 
10/4657, 16/7254) 

Hz. Ai$e (r.a.) rivayetinde §6yle demi^tir; "Kim O'nun (Hz.Peygamber'in) yann ne 
olacagim bildigini samyorsa, §iiphesiz Allah'a en biiyiik iftirayi atmi§ olur. Zira Allah 
Teala: "De ki: "Goklerde ve yerde gaybi Allah'tan baska kimse bilmez..." (Neml/65) 
buyurmaktadir. {ibn Kesir. C.ll s.6171; Buhari/C: 16 s.7254;Muslim/iman) 

"Kur'an-i Kerim'de gayb bilgisinin uluhiyyet vasiflanndan oldugu ve insanlarin bilgi 
edinme vasitalarimn dismtla kaldigi, ancak Allah'in bazi peygamberlerini diledigi 
bilgilere muttali kildigi acikca belirtilmi^tir. Kur'an'a gore gaybe ait haberlerin yegane 
kaynagi vahiydir . §ia mensuplannin, Hz. Peygamber'in kendisine gelen vahiylerin bir 
kismim yalniz Hz. Ali'ye bildirdigini, bu sebeple Ali'nin bilgilerinin de vahye 
dayandigim iddia etmeleri, Resulullah'in nazil olan vahiylerin tamamim biitiin limine te 
teblig ettigini ifade eden Kur'an ayetleriyle ^elisir {Mdide/67, Hud/12, Kehf/27). Aynca bu 
iddialar, Hz. Ai§e, Hz. Ali ve ibn Abbas gibi sahabilerden nakledilen rivayetlere de 
aykindir. {Buhari, "ilim",39, "Cihad";71; Muslim; "Edahi", 8; Miisned,l,108) 

Ai§e (r.a.) dedi; "Her kim Rasulullah Allah'in Kitabi'ndan bir §ey ketmetti diye zulmederse, 
Allah 'a karsji biiyiik iftira etmi§ olur. igitmedin mi? Allah: "Ey Rasiil! Sana Rabbinden her 
indirileni teblig et, etmezsen onun risaletini eda etmi§ olmazsin!" (Maide/67) buyuruyor." 

{Muslim/iman) 

"Kur'an'daki huruf-u mukatta'a ile diger bazi ayetlerin batini manalarina dayanan 
cifir, ozellikle ismailiyye ve ihvan-i Safa mensuplannca batini yorumlann temel 
kaynagi haline getirilmi^tir." {hldm Ansiklopedisi C:7 cefr mad...s.217) 

"Kaynagi itibariyle §eriat-hakikat ikilemi $eriahn zahiri ve batini ikilemine racidir. 
islam'in basinda miisliimanlar bu aynmi yapmami^lardir. Bu aynm her §eyin zahiri ve 
batini oldugu gibi Kur'an'in, hatta Kur'an'dan her ayetin ve her kelimenin bir zahiri, 
bir de batini oldugunu soyleyen §ia ile ba§lami§tir." {Teorik ve Pratik Aqidan Tasavvuf ve 
islam, s. 95) 

Said Nursi'nin taraftarlari, statukonun selameti i<in Siilik'te kiyami boyutun on plana 
cikmasindan otiirii, Siilere ve Siilige ofke sagarken, Ustadlarinin dinamiklerini Sia'dan 
aldigim ve bir^ok konuda onlan da geride biraktigini bilmez veya bilmemezlikten 



gelirler. 

Said Nursi, Kur'an'in batini manasi oldugunun da otesinde, vakit bulabilseymi? 
Kur'an'i biitiin harfleriyle hesap ederek ilahi ^ifrelerini cikaracakmi^..! "Rumuzat-i 
Semaniye" adh risalesinde §6yle diyor: "...Her bir harf 50k isarat meyvelerini veriyor, 
gok meanileri de ifade ediyor. Adeta Kur'an harfleri muazzam bir miitenevvi ilahi 
§ifrelerdir... "Rumuzat-i Semaniye"yi yazdigim zaman hem 50k acele te'lif edilmi§, hem 
de benim eski mahfuzatima itimad ederek takribi iki mikyas yaptim. Onun ile hem eski 
ulemanin hesaplarina binaen Kur'an harflerinin i'caz cihetinde sirlarim yazdim.... Daha 
tam tamina tahkiki bir tarzda biitiin Kur'an'i biitiin harfleriyle ve kelam ve kelimatiyla 
hesap etmeye ve letaif-i i'caziyeyi onunla tam takviye etmeye vakit bulamadim..." 
(Zulfikar Mecmuasi. Fihriste-i Rumuzat-i Semaniye. 29.Mek. 8.Kis. 8.Remz. (Risale-i Nur 
Kulliyati. Bediiizzaman Said Nursi. C:2. s.2321 Yeni Asyayay. ist. 1996); Bkz: Risale-i 
Nur'un Kudsi Kaynaklari s. 77 3 -7 83) 

"Said Nursi'nin de bu metotla Kur'an'in otuz yerinde "Nur RisalelerF'ne i§aret edilmi§ 
oldugunu acjklamaya ^ah^tigi goriiliir." {islam Ansiklopedisi C:10 ebced mad.s.70 Bkz; 
Said Nursi'nin Sualar. s. 234-236, 572-594; Sikke-i Tasdiki Gaybi. Birinci sua; Hakkin 
Miidaafasi. 214-227 ve diger eserleri...) Boyle bir yaklasimin Allah'a iftira oldugu 
soylenilmesi gerekirken, bakin Nur talebeleri'nin kanaati nedir? 

"Risale-i Nur 'a Kur'an 'in isari mana tabakasinda Cifr ve ebcede bakan ve isaret eden 
"isdrdt-i Kur'an RisalesV'in de otuz tig dyet kadar kaydedilmistir. Rumuzdt-i Semaniye, 
Kastamonu lahikalari, ve onuciincu ve ondordiincu §ualar'da ve nihayet Emirdag Lahika 
mektuplarinda belki on bes dyet daha vardir. Biitiin bunlarin tamami belki elli dyeti 
bulmaktadir... Kur'an ve hadisi seriflerle beraber, evliyalarin "Risale-i Nur"a isaretlerinin 
tamami, Ustad umum o isaretler igin "Bin " demis. Fakat bence biitiin o isaretlerin yekun 
teferruatlanyla beraber mecmu 'u, binden gok fazladir. 

Lakin Hazreti Ustadca bin olarak ifade edilmistir. Elbetteki manidardir. Yani nasil ki 
Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in mu'cizdtinin mecmu'u igin, islam muhakkikleri "bin" demisler, 
kiisurati nazara almamislardir, oyle de, Hazret-i Ustad'a ve "Risale-i Nur" a gaybi 
isaretlerin mecmu 'u dahi, kiisurlar nazara ahnmazsa, bin olmasi, yani oyle kabul ve 
kaydedilmesi sayan-i tefekkiirdiir." (Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklari s.790,792) 

"ilm-i esrar-i hurufla en 50k alakadar ve me§gul olan Hz. Muhyiddin-i Arabi (!)in neden 
herkesten evvel ve daha 90k "Risale-i Nur" ve Ustad Bediiizzaman hakkinda gaybi 
isaretler birakmami^? diye varid olan bir suale Hazreti Ustad: 

"Hazreti Muhyiddin, benim ileride onun meslegini bir derece tenkid edecegimi hissettigi 
i<in, ben ve "Risale-i Nur" hakkinda i§aretleri perdeleyerek birakmis. Yoksa ashnda 
onun 50k i^aretleri vardir." (Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklari s.791) diyebiliyor ve 
kendisi gibi cefri olan Muhyittin-i Arabi'nin de gaybi, hem de Said Nursi'nin onun 
meslegini bir derece tenkid edecegine varincaya kadar bildigini (nazik bir ifadeyle 
"hissettigi") soyleyecek kadar islam inancina taban tabana muhalif inancin sahibi Said 
Nursi: 

Ne yazik, hayret igin de goriiyoruz ki, hem bu metodu (Cifr) alabildigine kullaniyor hem de 
bu i§in Islam di§i bir usul oldugunu soyliiyor. Tipki gayb ile ilgili konuda oldugu gibi, 
dogruyu bildigi halde boyle bir §eye ba§vurdugunu da maalesef biitiin agikligiyla izah ediyor. 
Muhyiddin-i Arabi'yi, bir hakikat harikasi, aldansa bile aldatmayan, miihim bir mesrep 



sahibi, ytiksek ve kuvvetli bir iman sahibi, hddi (hidayete ermi§, mur§id, rehber, hidayete 
erdiren) v.s. iltifatlariyla tanimladiktan sonra (Lem 'alar. s. 39,45) kendisine sorulan cifr ile 
ilgili bir soruya da su cevabi veriyor: 

"Biz kendi arzu ve tedbirimizle bu hizmette bulunmuyoruz. ihtiyanmizin fevkinde bize 
daha hayirh bir ihtiyar isimize hakimdir. ilm-i cifr merakh ve zevkli bir mesgale 
oldugundan hakiki vazifeden alikoyup mesgul ediyor. Hatta kac. defadir esrar-i 
Kur'aniye'ye o anahtar ile bazi sirlar acjhyordu. Kemal-i istiyak ve zevk ile miitecevvih 
oldugum vakit kapamyordu. "La ya'lemul gaybe illallahu" (Gaybi ancak Allah bilir) 
yasagina karsi edep disi davranmak ihtimali var. iman ve Kur'an'in esas hakikatlerini 
kat'i delillerle iimmete anlatmak ilm-i cifr gibi gizli bilgiler yoluna basvurmaktan yiiz 
derece daha fevkinde ve bir meziyet ve kiymeti vardir. Bu kudsi vazifede kat'i huccetler 
ve muhkem deliller su-i isti'male meydan vermiyorlar. Fakat cifr gibi muhkem 
kaidelere dayanmayan gizli ilimlerin kotii emeller i^in kullamlma ihtimali vardir..." 
(Lem 'alar.s.41 (Dokuzuncu Lem 'a); Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklari s. 760) 

Bu tiir vasitalara basvurarak bir takim hadiselerin beyan edilmesiyle ortaya cikan gayr- 
i islamiligin o denli aleni olmasi karsisinda su izahatlari da yapmaktan kendisini 
alamiyor, 

"iman hizmetin de bu zamanda binler tahribatcilara mukabil yiizbinler tamiratci lazim 
gelirken... halklari urkutturmek ile manevi kuvveti kirmak cihetiyle ve sebepleriyle... 
ve biitiin o manilere karsi "Risale-i Nur" sakirtlerinin manevi kuvvetlerinin takviyesine 
medar ikramat-i ilahiyeyi beyan ederek "Risale-i Nur" etrafinda manevi bir tahsidat 
yaptirmak... hikmetiyle bu tiir seyler yazdinlmi§... Yoksa ha§a kendimizi satmak ve 
begendirmek ve temeddiih etmek ve hodfuru^luk etmek ise, "Risale-i Nur"un 
ehemmiyetli bir esasi olan ihlas sirnni bozmaktir. Bu benim degil "Risale-i Nur"un 
kerametidir. "Risale-i Niir" ise Kur'an'in malidir ve tefsiridir*... Ger^i bu ge^it 
ikramlar yazilmasa idi daha munasip olurdu. Fakat bu kadar hadsiz kar$i gelenler ve 
50k kuvvetli ve kesretli du^manlar karsisinda bizlere manevi kuvvet ve cesaret ve sebat 
ve metanet vermek i<in kat'i mecburiyet oldu bende yazdim..." (llmi ve Hukiki Agidan 
Nurculuk Davasi s.287; (Turkiye'de Nurculuk Davasi s.287.)) 

*Yalan hadis uydurup bunu da Rasulullah (s.a.v.)'e nisbet edenlerin de gerekgeleri 

arasinda bu tiir savunmalar vardir. 

Zaten cefri (ceffar)** olan bir insandan bundan baska bir sey beklenilmez. 



** Daha 50k §iiler tarafindan gelecege iliskin haberlerin bildirilmesinde kullamlan cifr 
(cefr)le ugrasanlara denir (Diyanet Vakfi islam Ansiklopedisi.C:7 s.215) 

"...Hatta bazen halk arasinda dolasan ve Kur'an-i Kerim'in sifa ile ilgili ayetlerinin 
ebced hesabina gore rakamlann yazihp bunlarla yapilan muskalar bulunmaktadir ki, 
bu rakamlann sifa verecegine inanmak kiifiirdiir. Bu gibi hususlar Hz.Peygamber'in 
sunnetinde olmadigi gibi ashab, tabiin ve biiyiik imamlarin boyle bir seye 
basvurmadiklan ilmen ve tarihen bilinen bir husustur. Ebced hesabina dayanarak 
ortaya cjkan HurufUik, bu isi Kur'an ile fal bakmaya kadar goturmustur. Bir devlet 
kurulusu olarak Diyanet isleri Baskanhgi'mn, devletin dini anlayisim yansitmak iizere 
196021arda yayimlanan "Allah Bizimle" adh bir kitapcjkta ebced hesabi ile Hz. 
Peygamber (s.a.v.) ile ilgili olan bir ayet, 27 Mayis 1960 askeri darbesine tarih 



du^urmeye Qah^mi^nr. Oysa bu hesaplar, bir israiliyat uydurmasi olup Islam ile hicjbir 
ilgisi bulunmamaktir... islam tarihinde ilk kez Yahudiler yapmi^lardir." (§amil islam 
Ansiklopedisi. Ebced mad.) "Allah hie. kimseye gaybdan haber verme hususunda bir ilim 
ve yetenek vermemi$tir. Yalniz bazi peygamberlere ahiret, melekler ve cinlerle ilgili 
bilgiler bahsetmi$tir ki "Ciimmel hesabi" diye isimlendirilen cifr hesabina §iddetle kar^i 
cikmislardir. ibn Hacer el Askalani, buna itimat etmenin caiz olmadigim soyler. ibn 
Abbas'in da bu hesabi sihir cumlesinden saydigi nakledUmektedir." (A.g.e; cifr 
hesabi. s. 307) Bkz: Islam 'da Birlik ve Fikih Mezhepleri. M. Resit Riza. El-Huseyni s.51.) 

Bu konuda ibn Kesir ise tefsirinde ebced hesabi ile Huriif-u MukattaJaya ge^itli manalar 
vermek isteyenler hakkinda gemi^e izahat verdikten sonra §unlan soyler: "Bu harlerle 
vakitlerin bilindigi, olaylarin, fitne ve sava$larin zamanlarimn cjkanlacagmi one 
surenler ise Kur'an'da olmayan §eyler iclclia etmekte ve u^ulmasi gerekmeyen yerde 
ucjnaya <:ah$maktadirlar." (ibn Kesir C :2s. 146) "Ebcedle ilgili bazi hadislere de 
rastlanmakta, ancak ibn Teymiyye bunlann bashcalarim verip ravilerini tenkit ederek 
guvenilir olmadiklarim acikca ortaya koymu§ bulunmaktadir." (islam Ansiklopedisi. 
Ebced mad.s.68. Bkz; ibn Kesir. C:2s. 146; islam' da Birlik ve Fikih Mezhepleri. M. Resit Riza 
Qev. Ahmet Hamdi Akseki. D. /. B. Yay. S.39-80) 

-Hurufilik; Harflerden dinsel anlamlar gikaran bir Alevi tarikatidir. Iran 'h §ihabeddin 
Fazlullah Esterdbddi (1339-1394) tarafindan kurulmustur. Bu inanca gore; "yaratici olan 
harftir." Yunan Pitagorasgihgina ve Yahudi Kabalasina dayanan fikirlerden etkilenerek 
gelismistir. Hurufilik konusan insani Tanrdastinr... Insan konusan Tanri, (Keldmullah-i 
Ndtik)dir. . . Bdtinilerin Hurufilik etkisi altindaki gorusleri de soyledir; Kelime-i Tevhid (La 
ildhe illallah) sozu Arap harfleriyle iic harfle yazdir, bunlar da Lam, Elifve He harfleridir. 
Bu tig harfakh, nefsi ve feleki gosterir. Yedi hecedir. Bu heceler insan basinin ikigozti, iki 
kulagi, iki burun deligi ve bir agzi olmak tizere yedi delikli organlanna isarettir. On iki 
harfle yazdisi da, insanin on iki organini belirtir. Demek ki, Kelime-i Tevhid, aslinda insani 
dile getirir ve Allah'in insanda belirdigini kanUlar. Ozet olarak denilebilir ki, Hurufilik 
anlayisinda varlik, harflerle agiklanir. Bu tutum, antikgag Pitagorasgdiginin varhgi 
saydarla agiklamasinin baska bir bigimidir. Batiniligin temel dtistincesini stirdtiren 
Hurufilik 'te amag, insandir. Insanin agiklanmasi Allah'i da agiklar. (Tarih Boyunca 
Alevilik. Tank Mumtaz Sdzengil.Qozum yay . S.49) 

Said Nursi'nin inanislan soz konusu oldugunda ise, maalesef olayi giiya ilmi acjdan ele 
alarak ele§tirileri cevaplayan Nurcular'in verdikleri izahlar daha bir hayret vericidir. 
Cifr ilminin gayb haberleri(!) konusunda kullanabilirligine Muhyiddin-i Arabi, Bistami 
ve Konevi'den (Sadreddin el-Konevi'nin vefatindan once tasavvuf ve ibn Arabi'nin 
felsefesinden ve Vahdet-i Viicut'tan uzaklastigi, reddettigi, omrunun son yillanni Kitap 
ve Siinnetle ge^irdigine dair rivayetler igin bak: Teorik ve Pratik A<adan Tasavvuf ve 
islam. S. 129,130) ornekler getirildikten sonra islam inancina ve naslara taban tabana 
zit, ilmi dayanaktan yoksun §u ahnti da ayrica delil olarak verilir:". . . 
kopacagi ana kadar olacak biitiin muhim hadiseleri ilm-i cifr yoluyla aciklamistir. Hz. 
Ali'nin evlatlannin da cifr ve camiayi bildikleri . . . " (ilmi ve Hukiki Agidan Nurculuk 
Davasi. s.378...; Turkiye'de Nurculuk Davasi. s.378...) anlatihr. Yine "imam Cafer-i 
Sadik'in yazdigi "Cifr" kitabinda, ta kiyamete kadar muhtac. olunan her §ey o kitapta 
mevcuttur." (Bkz: Risale-iNur'un Kudsi Kaynaklari. Abdulkadir Badilh. Envar Nesriyat. s. 
764) deniliyor. 

Cifr'in, Kur'an'in a<ak prensiplerine, sahih hadislerin kesin hukumlerine ve sahabi ve 



onlarin izleyicilerinin (r.a) yoluna ters du^tugunden bahsedilmezken bizzat bu gayr-i 
islami i$in failleri delil gosterilerek dogrulugu isbata ^ah^ihyor. Buna da "islam 
Alimlerinin cumhuru ne demisler, onu bilmek lazimdir. Evet cumhur ulemdnin fikrinin, 
Cifr ilmi hakkinda mtisbet oldugu ileride ispatlanacaktir . . ." (Bkz: Risale-i Nur'un Kudsi 




Kaynaklan. Abdulkadir Badilh. Envar Ne§riyat. s. 764 ^^^^^^-"' ) denilerek, hicjbir 
ciddi dayanagi olmayan ?ogu Sia kaynaklarina dayali ve de sahih olmayan(!) 
rivayetlerle imam Ali ve imam Cafer'e nisbet edildikten sonra, ibn Arabi ve Said Nursi 
v.s gibilerin cifri kullanmis olmasi ise, i$in me^ruluguna delil getirilmi^tir. Oysa soz 
konusu olan, ?ayet cifrin islam dinindeki yeri ise, esas alinmasi gereken ol^ii Kur'an ve 
Siinnet olmahydi. Nurculugu, Nurculuk tarikatimn tasavvuf olguleriyle degerlendirilip 
bu degerlendirmeyle de sonuca; "islamidir." Derseniz bu ne islami olur ne de ilmi bir 
tarafi olur. Farkli bir acjdan; mahkum hakim yapilarak karar verilir ve buna da ilmi 
izah denilir(!).* 

* Hem "Zahiren ve sarih olarak Cifr ve Ebced'in esaslari Kur'an'dan ve hadislerden 
gelmi§ oldugu hakkinda kesin bir malumat yoktur." Diyecek, hem de; "Amma lisan-i 
haliyle(!) ayetlerinin ifadelerindeki ima ve i^aretlerin remzleriyle; "Evet vardir!" 
denilebilir . . . " diyeceksiniz. (Bkz. Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklan s. 751 ...) 
Yine, "Ebced ve cifr ilmiyle elbetteki muhaddisler taifesi, Usul-i Seriat ulemasi sinifi, 
fukaha ve mii^tehidler grubu veya Kur'an hafizlari ve tecvidgiler zumresi ve akide ve 
ilm-i kelam alimleri herhalde ugra$mi§ degillerdir. Ciinkii; bunlarin baska isleri ve 
baska vazifeleri vardir." Diyeceksiniz. Ve doniip bu kez de, "O halde bu ilimle ugra^an 
ehl-i velayet ve tasavvuf denilen goniil ehli taifesidir ki, pek gok rivayetler yazilmis 
kitaplar bunun delilleridir." (Risale-, Nur'un Kudsi Kaynaklan s.756.) diye islamiligini 
ispat etmi§ olacaksimz..! Sonra da bizzat Said Nursi'den cifrle yapilmi^ ahntilar vererek 
"bakin oluyormu§"a getireceksiniz...! 

Cefr ile ilgili sozlerin imam Cafer-i Sadik'a nisbet edilmesi ve cefrin sihhatiyle ilgili 
olarak Muhammed Ebu Zehra §unlan soyliiyor: 

"Biz Cefr ile ilgili sozlerin imam Cafer Sadik'a nisbetini kabul etmiyoruz. Ciinkii Cefr, 
gayb ilmi ile alakali bir seydir. Gayb ilmini ise, Allah kendi zatina hasretmistir... imam 
Cafer'e nisbet edilen Cefr ile ilgili rivayetlerin cogu el-Kuleyni yoluyla gelmektedir. Bu el- 
Kuleyni, ayni zamanda imam Cafer'in Kur'an' da eksiklik bulundugunu soyledigini de 
rivayet etmistir. El-Kuleyni' nin Kur'an ile ilgili bu rivayetinin yalan oldugunu, imam el- 
Mardi ve ogrencisi et-Tusi gibi isnd-i Aseriyye'nin biiyiik imamlari ortaya koymus ve imam 
Cafer 'den bu rivayetin tarn aksini nakletmislerdir. Asdsiz bir seyi boyle bir imama nisbet 
eden kimsenin biitiin rivayetleri, hakikat arastincdan nazannda kabul edilmeye layiktir... 
Bona gore Cefr fikrini, isn 'a-i Aseriyye mezhebine sokanlar Hattabilerdir. " ( Islam 'da 
Fikhi Mezhepler Tarihi. Muhammed Ebu Zehra. Hisaryay.s. 178,179) 

Cefr hakkinda M. Re§it Riza el-Huseyni ise §unlan anlatiyor: 

"Bu hesap Araplara Siiryaniler ve ibranilerden gecmistir... (Bkz: Risale-i Nur'un Kudsi 
Kaynaklan. s.749) 



Hafiz Ibn Hacer diyor ki; Bu batildir, giivenilecek ve dayanilacak bir sbz degildir; giinkii 
Ibn Abbas (r.a) kesin olarak ebced hesabini menetmis ve bu hesabin bir nevi sihir 
olduguna isaret etmistir ki dogrudur. giinkii dinde bunun ash ve esasiyoktur... Halbuki 
biz, Him adi verilen bu gibi seyleri eskiden beri, insanlarin elindekileri haksiz yoldan 
yemeyi kendilerine meslek secmis belli kisilerin inhisan altinda goruyoruz. Oyle kiAvrupa 
ve Kuzey Amerika'nin bircok yerlerinde bu gibi batil inanclann izleri bile kalmamistir. §u 
halde bunlar biiyii ve tdsim cesitleri arasindadir. . . Cendb-i Hakk hicbir kimseye gaybi 
bilmek, ondan haber vermek gibi bir ilim bahsetmemistir. Yalniz bazi peygamberlerin 
ahrete, meleklere, cinlere dair verdikleri haberler vardir ki bunlar vahye dayandiklari icin 
sadece bunlara inanir, dogru olduklanni kabul ederiz... Zayice, hesap ve kesir yoluyla 
harfleri degerlendirmek suretiyle gaybtan haber vermeyi gaye edinmis biryoldur. Bunu Ibn 
Haldun simya'nin bir kolu saymaktadir. Remilde Zayice kabilindendir. Yine ibn Haldun'a 
gore remli, miineccimlerden bir grup icadedip bunu kum iizerinde yaptiklan icin adina 
"reml yazisi" demislerdir."... Din bunion toptan takbih (cirkin goriip begenmemis, 
reddetmistir) kinamistir. Ayrica gayb alemi He insanlar arasinda perde vardir; gaybi ancak 
Allah bilir." (Islam 'da Birlik ve Fikih Mezhepleri M: Resit Riza el-Huseyni. 
S.49,51, 61, 74,79,80. Bkz. Ibn Haldun. Mukaddime C:3 s.20) 

Tipki "Sufiler delil ikame etmekten miinezzehtir..." (El-Futuhat El-Mekkiyye. S.25) 
sagmahgi gibi Nurcular da dokunulmazlik zirhi giyiyor ve Ustadlarini tartismasiz 
kiliyorlar. Ve §6yle diyorlar: "Bediuzzaman Hazretleri daha gok yiice ve ali makamdan 
konu^uyor. O makami bilmeyen ve varhgini hissetmeyen zahirperestler, Hazreti 
tistad'in ne dedigini anlamaz, idrak edemezler... Hem ilmen ve dinen ona kar$i 
gelinmez, onunla ba$a cjkilmaz diye anla^ildi." [size=lpt](Risale-i Nur'un Kudsi 
Kaynaklari s. 774, 775) 
(Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklari s.774, 775) 




Risale-i Nur'un Kudsi Kaynaklari / Tespitleri, Delilleri, Mealleri 
Abdulkadir Badilli - ENVAR NE§RIYAT 



Sikke-i Tasdik-i Gaybi - Said Nursi 




Nurcular §u §iiri, Abdiilkadir Geylani'nin, sekiz asir once Said Nursi icin yazdigini iddia 

ederler: 

"Bizi araci yap, her korku ve darhkda. 

Her §eyde her zaman, candan ko§anm imdada 

Ben korurum muridimi korktugu her §eyde. 

Koruyuculuk ederim ona, her §er ve fitnede. 

Muridim ister doguda olsun ister batida 

Hangi yerde olursa olsun yeti§irim imdada " 

(Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sekizinci Lema, c. II, s. 2083.) 

Bu iddiayi Said Nursi'nin 23 §akirdi yapar . (isimleri §oyledir: Suleyman, Sabri, Zekai, Asim, 

Re'fet, Ali, Ahmed Husrev, Mustafa Efendi, Ru§tu, Lutfu, Samh Tevfik, Ahmed Galib, Zuhtii, 

Bekir Bey, Lutfi, Mustafa, Mustafa, Mes'ud, Mustafa Cavu§, Hafiz Ahmed, Haci Hafiz, 

Mehmed Efendi, Ali Riza.) 

Ispat icin, cifr denen hay ali §eylere dayanir ve sjirde, Abdulkadir Geylani'nin §u anlami 

sakladigini soylerler: 

" rsize=14pt1Mtiridim Said Ktirdi, Rusya'da esirken kuzevdogu Asya'dan bidatcilarin 

eliyle Asya'mn batisina surgun edildigi ve Sibirya taraflarindan kacip cok fazla yeri 

clolasmak zorunda kaldigi sirada Allah 'in izni ile ona yardim ederim ve imdadina 

yetigirimr/sizel ." 

Yardimin nasil ger^eklegtigi de goyle anlatihyor: 

"Evet Hazret-i Gavs'in "muridim" dedigi Said, esir olarak tie sene Asya'mn kuzeydogusunda, 
yok edici zorluklar icinde hep korundu. Uc-dort ayhk yolu, kacarak a§mi§, cok §ehirleri 
gezmi§ ama Gavs'in dedigi gibi hep koruma altinda olmu§tur. 



Ustadimiz diyor ki: "Ben sekiz-dokuz yasinda iken, nahiyemizde ve etrafinda biitiin ahali 
Nakgi Tarikatinda ve orada Gavs-i Hizan adiyla meghur bir zattan yardim isterken, ben 
akrabama ve biitiin ahaliye aykin olarak "Ya Gavs-i Geylani" derdim. Cocukluk 
itibariyle ceviz gibi ehemmiyetsiz bir geyim kaybolsa, " Ya Seyh! Sana bir fatiha, sen 
benim bu geyimi buldur" derdim. Sagirticidir ama yemin ederim ki, boyle bin defa 
Hazret-i Seyh, himmet ve duasivla imdadima yetismistir ." 



(Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sekizinci Lema, c. II, s. 2084.) 
http://www.risaleinurenstitusu.org/i...Gaybi&Page=128 



Bu inancin Kur'an'a aykinhgini gosteren ayetler daha once okunmu§tu. Bir ayet de §oyledir: 
"Darda kalmis kisi dua ettigi zaman onun yardimina kim yetisiyor da sikintiyi gideriyor 
ve sizi yeryuzunun hakimleri yapiyor? Allah ile beraber baska bir Allah mi var? Ne 
kadar az dusunuyorsunuz.." (Neml 62) 

Guc yetirilemeyen konularda ba§kasindan yardim alinabilirse artik kim Allah'a siginir? Allah 
Teala §oyle buyuruyor: 

"De ki, Allah 'in disinda kuruntusunu ettiklerinizi caginn bakahm; onlar, sikintinizi ne 
gidermeye, ne de bir baska tarafa gevirmeye guc, yetirebilirler. 



Qagirip durduklari bu $eyler de Rablerine hangisi daha yakin diye vesile ararlar, 
rahmetini umar, azabindan korkarlar. (^tinku Rabbinin azabi cidden korkuncjur." (isra 
56-57) 

"Allah neyi gizlediginizi, neyi aciga vurdugunuzu bilir. 

Allah'in yakimndan gagirdiklan ise bir §ey yaratamazlar; esasen kendileri yarahlmi^nr. 

Onlar oludurler, diri degil. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler." (Nahl 19-21) 

"Onlara sorsan; "Gokleri ve yeri, kim yaratti?" diye, kesinkes "Allah" diyeceklerdir. De 
ki: "Allah'in yakimndan neyi <jagirdiginiza baktiniz mi? Allah bana bir sikinti vermeyi 
istemi$ olsa, onlar bu sikintiyi fark edebilirler mi? Ya da Allah bana iyilik etmeyi istemi? 
olsa, onlar onun bu iyiligini onleyebilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter. Dayanacak 
olanlar ona dayansinlar." (Ziimer 3 8 ) 

Asa-yi Musa 



Said Nursi herkesin kendi kitaplarina muhtac. oldugunu iddia ediyor.(S:9) 

Bu acip asirda ehl-i iman, Risale-i Nur'a ve ehl-i fen ve mektep muallimleri Asa-yi Musa'ya 
§iddetle muhtac olduklan gibi; hafizlar ve hocalar dahi Zulfikar'a §iddetle muhtactirlar. 

Hz.Ali'nin Risale-i Nurlan haber verdigi yalam.(S:10) 

imam-i Ali Radiyallahu Anh, Celcelutiye'sinde pek kuvvetli ve sarahate yakin bir tarzda 
Risale-i Nur'dan ve ehemmiyetli risalelerinden ayni numara ile haber verdigini... 

Said Nursi ayetleri kullanarak kendi risalelerini reklam ediyor.(S:55) 

Ramazan-i §erifte Kur'an-i Mucizu'l-Beyani okurken, Risale-i Nur'a i§aretleri Birinci §uada 
beyan olunan otuz tie ayetten hangisi gelse bakiyorum ki, o ayetin sayfasi ve yapragi ve 
kissasi dahi Risale-i Nur'a ve §akirtlerine, kissadan hisse almak noktasinda bir derece bakiyor. 
Hususan Sure-i Nur'dan ayatii'n-nur, on parmakla Risale-i Nur'a baktigi gibi, arkasindaki ayat- 
l zulumat dahi muanzlanna tarn bakiyor ve ziyade hisse veriyor. Adeta o makam, ciiz'iyetten 
cikip kiilliyet kesb eder. Ve bu asirda o kulliyetin tarn bir ferdi Risale-i Nur ve §akirtleridir 
diye hissettim. 



Bir nurcunun kabir sualine gramerle cevap verip rahmeti ilahiyeyi guldurdugu 
yalani.(S:70) 

ilm-i sarf ve nahvi okuyan bir medrese talebesinin vefat edip kabirde Munker ve Nekir'in " 
Men Rabbuke? Senin Rabbin kimdir?" diye suallerine kar§i, kendini medresede zannedip Men 
mubtedadir, Rabbuke onun haberidir. Mu§kil bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydir 
diyerek, hem o melaikeleri, hem hazir ruhlan, hem o vakiayi mii§ahede eden orada bulunan 
bir ke§ful kubur velisini guldiirdu ve rahmeti ilahiyeyi tebessiime getirdi. 

Hafiz Ali'nin meleklerin sualine Risale-i Nur ile cevap verdigi uydurmasi.(S:70) 

Risale-i Nur'un bir §ehid kahramani olan merhum Hafiz Ali, hapiste meyve risalesini kemal-i 



a§la yazarken ve okurken vefat edip, kabirde melaike-i suale mahkemedeki gibi meyve 
hakikatleri ile cevap verdigi misiillu; ben de ve Risale-i Nur §akirtleri de o suallere kar§i 
risale-i Nur'un parlak ve kuvvetli hiiccetleriyle, istikbalde hakikaten ve §imdi manen cevap 
verip, onlan tasdike ve tahsine ve tebrige sevk edecekler, in§allah. 



Said Nursi Felaq suresinin ayetlerini $eytamn telkini yonunde yorumlayarak dostuna 
sadakatini gosteriyor.(S: 75) 

Gayet ehemmiyetli bir niikte-i i'caziyeye dair, birden ihtiyarsiz, magripten sonra kalbe ihtar 
edilen ve Sure- "Qui Euzii bi rabbil felaq" in zahir bir mu'cize-i gaybiyesini gosteren uzun bir 
hakikate kisa bir i§arettir. 



Ayetin Eski^ehir hapsinden kurtulmalarindan haber verdigi yalam.(S: 76) 

Mesela, ba§ta " Qui euzii biRabbil felaq" ciimlesi, bin uc. yiiz elli iki veya dort (1352-1354) 
tarihine hesab-i ebcedi ve cifri ile tevafuk edip nev-i be§erde en geni§ hirs ve hasetle ve 
Birinci Harbin sebebiyle vukua gelmeye hazirlanan ikinci Harb-i Umumye i§aret eder ve 
ummet-i Muhammediyeye (a.s.m.) manen der: "Bu harbe girmeyiniz ve Rabbinize iltica 
ediniz." Ve bir manayi remziyle, Kur'an'nin hizmetkarlanndan olan Risale-i Nur §akirtlerine 
hususi bir iltifatla, onlann Eski§ehir hapsinden, deh§etli bir §erden ayni tarihiyle 
kurtulmalanna ve haklanndaki imha planinin akim birakilmasina remzen haber verir, manen 
"Istiaze ediniz" emreder gibi bir remiz verir. 



Said Nursi ayeti cemaatini reklam i<jin suistimal ediyor.(S: 76) 

Hem mesela min §erri ma halaq ciimlesi (§edde sayilmaz) bin uc. yiiz altmi§ bir (1361) ederek 
bu emsalsiz harbin merhametsiz ve zalimane tahribatini Rumi ve Hicri tarihiyle parmak 
bastigi gibi, ayni zamanda butiin kuvvetleriyle Kur'an'in hizmetine cah§an Nur §akirtlerinin 
geni§ bir imha planindan ve elim ve deh§etli bir beladan ve Denizli hapsinden kurtulmalanna 
tevafukla, bir manayi remzi ile onlara da bakar, "Halkin §errinden kendinizi koruyunuz" gizli 
bir ima ile der. 



Ayetin diinya sava^larim haber verdigi duzmecesi.(S: 76) 

Hem mesela en-neffasati fil uqad ciimlesi (§eddeler sayilmaz) bin tic yiiz yirmi sekiz (1328), 
eger §eddedeki lam sayilsa, bin ug yiiz elli sekiz (1358) adediyle bu umumi harpleri yapan 
ecnebi gaddarlann, hirs ve hasetle bizdeki Hiirriyet inkilabinin Kur'an lehindeki neticelerini 
bozmak fikriyle tebeddul-u saltanat ve Balkan ve italyan harpleri ve Birinci Harb-i Umuminin 
patlamasiyla maddi ve manevi §erlerini, siyasi diplomatlann, radyo diliyle herkesin kafalanna 
sihirbaz ve zehirli uflemeleriyle ve mukadderat-i be§erin diigme ve ukdelerine gizli planlanni 
telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyatini vah§iyane mahveden §erlerin viicuda 
gelmeye hazirlanmalan tarihine tevafuk ederek en-neffasati fil uqad 'in tarn manasina tetabuk 
eder. 



Said Nursi'nin ayetlerin anlamlarim saptirip, siyasete alet etmesi.(S: 76) 

Hem mesela " ve min §erri hasidin iza hased" ciimlesi (§edde ve tenvin sayilmaz) yine bin iig 
yiiz kirk yedi (1347) edip, ayni tarihte, ecnebi muahedelerin icbanyla bu vatanda ehemmiyetli 
sarsintilar ve felsefenin tahakkiimiiyle bu dindar millette ehemmiyetli tahavviiller viicuda 
gelmesine ve ayni tarihte, devletlerde ikinci Harb-i Umumiyi ihzar eden deh§etli hasetler ve 
rekabetlerin (jarpi^malan tarihine bu manayi i§ari ile tarn tamina tevafuku ve manen tetabuku, 
elbette bu kudsi surenin bir lem'a-i i'caz-i gaybisidir. 



11. Said Nursi Diplomatlan kar§i politikasina ayetleri alet ediyor.(S: 77) 

Bu lem'a-i i'caziyede, ba§taki min §erri maa halaq da, hem min , hem §erri kelimeleri hesaba 
girmesi ve ahirde ve min §erri hasidin iza hased yalniz §erri kelimesi girmesi ve min 
girmemesi ve ve min §errin neffasati fil uqad , ikisi de hesap edilmemesi gayet ince ve latif bir 
munasebete ima ve remz igindir. Ciinkii, halklarda §erden ba§ka hayirlar da var. Hem biitiin 
§er herkese gelmez. Buna remzen, baziyeti ifade eden min ve §erri girmi§ler. Hasid hased 
ettigi zaman butiin §erdir. Baziyete liizum yoktur. Ve enneffasati fil uqad remziyle, kendi 
menfaatleri i$in kiire-i arza ates. atan ufleyicilerin ve sihirbaz o diplomatlarin tahribata ait 
biitiin i§leri ayn-i §erdir diye, daha §erri kelimesine liizum kalmadi. 



12.Ayetlerden cifir ile Cengiz Han ve Abbasi devletine pay <akanyor.(S: 77-78) 

Nasil bu sure, be§ cumlesinden dort ciimlesiyle bu asnmizin dort biiyiik §erli inkilaplanna ve 
firtinalanna mana-yi i§ari ile bakar. Aynen oyle de, dort defa tekraren min §erri (§edde 
sayilmaz) kelimesiyle, alem-i islamca en deh§etli olan Cengiz ve Hiilagu fitnesinin ve Abbasi 
Devletinin inkiraz zamaninin asnna dort defa mana-yi i§ari ile ve makam-i cifri ile bakar ve 
parmak basar. 



13.Hz.Ali ve Geylani gelecekten haber vermi^lerdir yalam.(S: 78) 

Evet, §eddesiz §erri be§ yiiz (500) eder; min doksandir (90). istikbale bakan 50k ayetler, 
Asa-yi Musa, Said Nursi, Yeni Asya Ne§riyat, Kelebek Matbaasi, Haziran 1994 

Mesnevi-i Nuriye 

-Said Nursiye gore vahdetul viicud tevhidde bogulan ve du^unceye sigmayan bir tevhid 
zevkidir iddiasi.(S.216-217) 

Sual: Vahdetii'l-viicudu nasil goriiyorsun? 

Elcevap: Tevhidde istigraktir. Ve nazara sigmayan bir tevhid-i zevkidir. Esasen tevhid-i 



rububiyet ve tevhid-i uluhiyetten sonra tevhidde zevken §iddet-i istigrak, vahdet-i kudret, yani 
La miiessira fil kevni illallah sonra vahdet-i idare, sonra vahdetii'§-§uhud, sonra vahdetii'l- 
viicud, sonra yalniz bir viicudu, sonra yalniz bir mevcudu goriinceye miincer oluyor. 
Muhakkikin-i sofiyenin mute§abihat hiikmiinde olan §atahatiyla istidlal edilmez. Daire-i 
esbabi yirtip cikmayan ve tesirinden kurtulmayan bir ruh, vahdetu'l-vucuddan dem vursa, 
haddini tecaviiz eder. Dem vuranlar, Vacibii'l-Vucuda o kadar hasr-i nazar etmi§lerdir ki, 
miimkinattan tecerriid ederek, yalniz bir viicudu, belki bir mevcudu gormu§ler. 

Evet, delil icinde neticeyi gormek, alemde Sanii mu§ahede etmek, tarik-i istigrakkarane 
cihetiyle cedavil-i ekvanda cereyan-i tecelliyat-i Ilahiyeyi ve melekutiyet-i e§yada sereyan-i 
fuyuzati ve meraya-yi mevcudatta tecelli-i esma ve sifati, yalniz zevken anla§ilir birer hakikat 
iken, dik-i elfaz sebebiyle uluhiyet-i sariye ve hayat-i sariye tabir ettiler. Ehl-i fikir, o hakaik-i 
zevkiyeyi nazann mekayisine siki§tirdigindan, cok evham-i batilaya men§e oldu. 
Maddeperver hukema ve zaifu'l-itikad ehl-i nazann vahdetii'l-vucudu ile evliyanin vahdetii'l- 
viicudu, tamamen birbirinin ziddidir. Bes. cihetten fark vardir: 

Birincisi: Muhakkikin-i sofiye, Vacibii'l-Vucuda o kadar hasr-i nazar etmi§ ve mustagrak 
olmus. ve ehemmiyet vermi§ler ki, onun hesabina kainatin viicudunu inkar etmi§ler. Hukema 
ve zaifu'l-itikad olanlar, maddeye o kadar hasr-i nazar etmisjer ve mustagrak olmusjar ki, 
fehm-i uluhiyetten uzakla§tilar. Ve o derece maddeye kiymet verdiler ki, her§eyi maddede 
gormek, hatta uluhiyeti onda mezcetmek, hatta kainat hesabina uluhiyetten istigna etmek 
derecede tarik-i muteassifeye girmi§lerdir. 

Ikincisi: Muhakkikin-i sofiyenin vahdet-i viicudu, vahdetii'§-§uhudu tazammun eder. 
Ikincilerin, vahdetii'l-mevcudu tazammun eder. 

Ugiincusu: Birincilerin meslegi zevkidir. ikincilerin nazaridir. 

Dorduncusu: Birinciler, evvelen ve bizzat Hakka, nazar-i tebei olarak halka bakarlar. 
Ikinciler, evvelen ve bizzat halka bakarlar. 



Tenvir 

Mesela, kure-i arz rengarenk muhtelif ve kiiciik kuciik cam parcalanndan farz olunursa, 
herbiri ba§ka hasiyetle levnine ve cirmine ve §ekline nispetle §emsden bir feyiz alacaktir. §u 
hayali feyiz ise, ne giine§in zati ve ne de ayn-i ziyasidir. Hem de ziyanin temasili ve elvan-i 
seb'asinin tesaviri ve giine§in tecellisi olan §u guna-giin ve rengarenk ciceklerin elvani faraza 
lisana gelseler, herbiri "Giine§ benim gibidir" veyahut "Gunes. benim" diyeceklerdir. 
Fakat ehl-i vahdetii'§-§uhudun me§rebi fark ve sahvdir. Ehl-i vahdetu'l-vucudun me§rebi mahv 
ve sekirdir. Safi me§rep ise, me§reb-i ehl-i fark ve sahvdir. 

Mesnevi-i Nuriye, Said Nursi, Yeni Asya Ne^riyat, Almanya Baskisi, Mart 1994 



Zulfikar Mecmuasi 

Hasan Feyzi'nin Risale-i Nur'un sahife, satir, kelime ve harfleri Allah tarafindan ihsan 
edilmi^tir, iddiasUS: 432) 



[size=12t]Ey Risale-i Nur! Senin Kur'an-i Kerim'in nurlanndan ve mucizelerinden geldigine, 
Hakkin ilhami, Hakkin dili olup, O'nun emri ve O'nun izni ile yazildigina artik §ek §iiphe yok. 
Fakat acabe senin bir mislin daha yazilmis. midir? Turkce olarak telif ve tertip ve tanzim 
olunan miizeyyen ve mukemmel, fasih ve belig niishalannin §imdiye kadar bir e§i ve bir 
benzeri goriilmus. miidiir? Yuziindeki fesehat ve oziindeki belagat ve sendeki halavet ba§ka 
eserlerde gorulmiiyor. Ehil ve erbabina malum oldugu iizere: ayat-i beyyinat-i ilahiyyenin 
tiirlii kiraat ile hikmet ve hakikat ve marifet ilimlerini ve daha bircok rumuz ve esrar ve i§aret 
ve ulum u Arabiyeyi hamil oldugu gibi, sen dahi bircok yiicelikler, sahife ve satirlannda, hatta 
kelime ve harflerinde talebelerini hayret ve deh§etlere du§iiren birgok esrar ve ledunniyat 
ta§iyorsun. i§te bu hal, senin bir Mu'cize-i Kur'an oldugunu isbat ediyor. 

[Risale-i Nur Kulliyatindan, Zulfikar Mecmuasi, Tenvir Ne§.,1998, Said Nursi, S: 432-3] 



Hasan Feyzi'ye gore Risale-i Nur Ar$-i A'zamdan inmistir. 

fOinki sendeki mukayese ve muhakemelerin , vakia ve temsillerin bir naziri bir daha 
gosterilemez. Allah, Allah!.. Turk milleti seninle ne kadar iftihar etse azdir. Gozleri 
nurlandirip, goniilleri siirurlandiran bu hiiccetler ve tabiratin ve kelimat ve tesbihatin Ars-i 
A 'zam 'dan indigi muhakkaktir. 

[Risale-i Nur hakkinda Ankara Universitesinde verilen konferans. Ayyddiz Matbaasi, 
Ankara 1957, Sayfa 37,38,39 da gecen Hasan Feyzi'nin mektubuna Tenvir Nesriyat 
hiyanet ederek bu kismi su sekilde degistirmistir:"Ars-i A 'zam 'dan inen Kur'an-i Hakim 'in 
delil, hiiccet ve biirhanlan oldugu muhakkaktir." ] 

Zulfikar Mecmuasi, Said Nursi, Tenvir Nesriyat, Renkler Matbaasi, 1st. 1998 



Barla Lahikasi 



"Miihim bir zatin Kur'an'in icazim beyan et emri" uydurmasi.(S:ll) 

BiRINCi SEBEP: Eski Harb-i Umumiden evvel ve evailinde, bir vakia-i sadikada goriiyorum 
ki, Ararat Dagi denilen me§hur Agn Daginin altindayim. Birden o dag muthis. infilak etti. 
Daglar gibi pargalan dunyanin her tarafina dagitti. O deh§et iginde baktim ki, merhum 
validem yanimdadir. Dedim: "Ana, korkma. Cenab-i Hakkin emridir; O Rahimdir ve 
Hakimdir." Birden, o halette iken, baktim ki, miihim bir zat bana amirane diyor ki: "i'caz-i 
Kur'an'i beyan et." Uyandim, anladim ki, bir buyiik infilak olacak. O infilak ve inkilaptan 
sonra, Kur'an etrafindaki surlar kinlacak. Dogrudan dogruya Kur'an kendi kendini mudafaa 
edecek. Ve Kur'an'a hucum edilecek; i'cazi onun gelik bir zirhi olacak. Ve §u i'cazin bir 
nev'ini §u zamanda izhanna, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. 
Ve namzet oldugumu anladim. 



Risale-i Nur biitiin olarak kusursuz ve noksansizdir iddiasi.(S:23) 



...bu karde§iniz hak ve hakikate muvafik ve mutabik bir cevap verebilmek icin inayet ve 
kerem-i Ilahi ve meded-i ruhaniyet-i Peygamberiye iltica eyledi. Soyle ki: Mubarek Sozler 
§iiphesiz Kitab-i Mubinin nurlu lemeatidir. icinde izaha muhtac yerler eksik olmamakla 
beraber kiill halinde kusursuz ve noksansizdir.(Hulusi) 



Bir nurcunun Gavsin gelecekten haber vermesine ve himayesine inanmasi.(S:76) 

Fakire bunca iltifattan ba§ka, hele bu defaki liitufnamelerinin ba§ina, bircok tavsiften sonra 
"Hizmet-i Kur'aniyede kuvvetli arkada§im ve tarik-i Hakta ve ebed yolunda enis yolda§im" 
kelimat-i latifesi, bu cihan-kiymet kelamlanniz, benim gibi fakir, hakir, muhtag bir 
karde§inize kar§i ibzal ve himmet buyurulmasi, sizin buyiiklugunuze ve daha dogrusu Gavs-i 
Azam Seyh Geylani (kuddise sirruhu'1-ali) Hazretlerinin tevecciih, dua, himaye ve muhafazasi 
olduguna nasil iman etmeyeyim? Nasil ki, bu defa Gavs-i Azamin ihbarat-i gaybiyesi risale-i 
§erifesini gordiim, okudum, yazdim. Gavs-i Azam, azam-i aktab oldugunu bilir ve kalben 
tasdik ederiz ve ziyade muhabbet etmekte iken, bu defa bu kanaat, bu muhabbet tasdikimi kat- 
ender-kat ziyadele§tirdi ve takviye etti. Ve Hazret-i §eyhe iman ve muhabbetimi habl-i metin 
ile bagladi.(Asim) 



Nurcularin olmii? insanlardan yardim istemesi.(S:77) 

Yeter ki ruhuna niifuz edebilsin. Cok §iikur, sevgili Ustadimizin sayesinde ve tevecciih ve 
duasiyla bu Nurlardan mutenevvir ve miitena'im oluyoruz. Hele Gavs-i Azam §eyh Geylani 
Hazretlerinin keramat ve ihbarat-i gaybiyesini hem§ireniz o kadar lezzet ve muhabbetle 
dinliyor ki, tie sene evvelisi hastahga tutuldugu vakit, o halinde ve kismen akh ba§inda 
olmadigi zamanlar bahcede agaclann dallanni tutup, "Ya Abdiilkadir-i Geylani, ya Veysel 
Karani, meded!" diye baginp sallaniyordu. Bu defa keramat ve ihbarat-i gaybiyesini mufassal 
surette gormeye ve dinlemeye muvaffak oldu. 



Camiye gelen ruhaniler icinde Said Nursi de vardi yalam.(S:79) 

Bulbiil-i Bagistan-i Kur'an, Ustad-i Ekremim, Efendim Hazretleri! 

Miir§id-i ekmel, §eyhim Haci Rahmi Sultan Hazretleri, seferberligin ikinci senesinde irtihal-i 
dar-i beka buyurdular. Burdur'a te§rifinizden bir ay evvel, merhum Rahmi Sultan'la beraber 
bir cami-i §erifte birkac cemaatle bulunmakta iken, siikut-i hal-i murakebeye vanldi. Bazi 
veliler ruhani te§rif buyurdular. Nihayette, siz Ustadim te§rif buyurdunuz. Bir cezbe-i Rahman 
zuhurla uyandim, kendime geldim. Bir ay sonra Burdur'a te§rifle, bazi yevm sohbet-i 
irfaniyenizde bulunup ruhlanmiza gida bah§olundu. 



Risale-i Nurda oyle bir kuvvet vardir ki Avrupa filozoflanni teslime mecbur eder 
yalam.(S:lll) 

Evet, Risale-i Nur'da oyle bir kuvvet vardir ki, Avrupa'nin en muannid filozoflanni dahi 



teslime mecbur eder. Her ruhun bir ihtiyac-i hakikisi olan hakiki iman nurunu arayan 
Hiristiyan muvahhidler, elbette Risale-i Nur'u gorseler, Hazret-i isa Aleyhisselamin vesayasi 
nev'inden kabul edip sanlacaklardir... 



Uq velinin kabirde bir araya gelmesi.(S:118) 

Birisi: Hazret-i Mevlana, ziilcenaheyndir. Yani, hem Kadiri, hem Nak§i tarikat sahibi iken, 
Nak§ilik tarikati onda daha galiptir. Ustadim, bilakis, Kadiri me§rebi ve §azeli meslegi daha 
ziyade onda hukmediyor. Ben Ustadimdan i§ittim ki: Hazret-i Mevlana Hindistan'dan tarik-i 
Nak§iyi getirdigi vakit, Bagdat dairesi §ah-i Geylani'nin ba'del-memat hayatta oldugu gibi, 
taht-i tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlana'nin manen tasarrufu, bidayeten ca-yi kabul goremedi. 
§ah-i Nak§ibend ile imam-i Rabbani'nin ruhaniyetleri Bagdat'a gelip §ah-i Geylani'nin 
ziyaretine giderek rica etmi§ler ki, "Mevlana Halid senin evladindir, kabul et." §ah-i Geylani, 
onlann iltimaslarini kabul ederek Mevlana Halid'i kabul etmi§. Ondan sonra Mevlana Halid 
birden parlami§. Bu vakia, ehl-i ke§if$e vaki ve me§hud olmu§tur. O hadise-i ruhaniyeyi, o 
zaman ehl-i velayetin bir kismi mu§ahede etmi§, bazi da riiyayla gormu§ler. Ustadimin sozii 
burada hitam buldu. 



Bazi evliyalar Hizir gibi hala ya^iyor yalam.(S:180) 

Bu Kur'ani risaleler, sair risaleler gibi tefekkiih nev'inden degil ki, usan^ versin . Belki 

tagaddidir. 

Saniyen: Gavs-i Azam gibi, memattan sonra hayat-i Hiziriye yakin bir nevi hayata mazhar 

olan evliyalar vardir. Gavs'in hususi ism-i Azami, "Ya Hayy" oldugu sirnyla, sair ehl-i 

kuburdan fazla hayata mazhar oldugu gibi, gayet me§hur, Maruf-u Kerhi denilen bir kutb-u 

azam ve §eyh Hayatii'l-Harrani denilen bir kutb-u azim, Hazret-i Gavs'tan sonra mematlan 

hayatlan gibidir. Beyne'l-evliya me§hur olmu§tur. 

Barla Lahikasi, Said Nursi, Yeni Asya Ne^riyat, Almanya Baskisi Agustos 1994 



Emirdag Lahikasi 



Said Nursi yapilan eziyetten dolayi 4 defa deprem oldu iddiasi.(S:16) 

Mahkemede dedigim gibi, nasil ki dort defa deh§etli zelzeleler, bize zulmen taarruzun ayni 
zamaninda gelmesi gibi pek 90k vukuat var... Hatta tahmin ederim ki; benim hukukumu 
muhafaza ve beni himaye etmek icin 50k giivendigim Afyon Adliyesi, Denizli 
Mahkemesindeki Risale-i Nur hakkinda muracaatima bilakis ehemmiyet vermedi, beni me'yus 
etti, adliyenin yanginina bir vesile oldu ihtimali var. 



Risale-i Nur'un basma gelenlerden sonra bulutlarin aglamasi yalam.(S:19) 

HASIYE 2 Garip ve acaip bir hadise: Bu ayda bir giin avluya indim, baktim. Gelen kar 
ustiinde, Risale-i Nur'un eczalannda tevafukatina i§aret eden boyalar, kirmizi, sari 
miirekkepler misilli, o kann ustiinde serpilmis. katreler ve noktalar var. Cok hayret ettim. Sair 
yerlere baktim, avlumdan ba§ka yerlerde yoktu. Endi§e ettim, kalben dedim: Risale-i Nur 
umum memleketle, belki Kur'an hesabina kiire-i arzla o derece alakadardir ki, onun ba§ina 
gelen beladan, musibetten bulutlar dahi kan aghyorlar. Bir-iki adam gagirdim, onlar da hayret 
ettiler. Benim endi§e ve tela§imi goren hane sahibinin biraderzadesi Mehmed Efendi zannetti 
ki, ben kann goklugundan yolu kapamasindan telas. ediyorum. Ben yukan ciktiktan sonra, 
yolu agmak igin o kan iki tarafa atip o i§aretli manidar kirmizi-san hadise-i cevviyeyi 
kapatmi§ti. Ona dedim: Kapatmasaydin daha iyiydi. Ayni giinde, Risale-i Nur aleyhinde iig 
hadise zuhur eyledi: 

Birincisi: Afyon adliyesiyle buradaki zabita gavu§lugudur. Kitaplanmin iadesine dair 
miiracaatima mukabil, "Daha Temyizden tasdik gelmediginden kan§mayiz" diye o cihetten 
benim umidimi kirdi. 

Ikincisi: Ayni giinde, benim ahvalimi tecessiis etmek igin mahsus bir polisi, Afyon'a 
gonderdigini ogrendik. 

Ugiinciisii: Ayni giinde, istanbul'da bir munafik ihtiyar Risalesini bahane ederek aleyhimizde 
propaganda etmi§, adliyeye aksettirmi§. 

Bu gibi hadiselerden mu§taklar gekinmeye ba§ladilar. Ben de [Biitiin musibetler kar§isinda 
"Biz Allah'in kullanyiz; sonunda yine Ona donecegiz." Bakara Siiresi, 2:156] dedim, ["Allah 
bize yeter, O ne giizel vekildir." Al-i imran Siiresi, 3:173] siperine girdim. 

Said Nursi indi tevillerleriyle ayetlerden kendisine ve Risale-i Nurlara pay 
<akanyor.(S:34-35) 

Bugiinlerde on ikinci sayfayi okurken birden 

ayeti goziime ili§ti. Makabline baktim, ila ahir gordiim. Arka sayfasina baktim, gordiim ki: 
Risale-i Nur'a i§aret eden dort ayet var ve onlar Birinci Suada izah edilmi§. Kalbime geldi: 
Herhalde bu deh§etli ayet, bu deh§etli ve zuliimath ve nifaki kuvvetli asnmiza da hususi 
bakar. Dikkat ettim, kanaatim geldi. Bir emaresi §udur ki: cifir ve ebced hesabiyla, tarn tamina 
nifakin dort mertebesinin tarihlerine tevafukla parmak basiyor. Soyle ki: Seddeler sayihr, eger 
okunmayan hemze 'ler ve deki okunmayan sayilmazsa, tarn tamina 1362 ederek bu seneye 
parmak basar. Eger deki §edde bir nun bir lam -l asli hesap olsa, 1342 ederek Birinci Harb-i 
Umuminin deh§etli nifaklan netice veren tarihine tarn tamina tevafukla haber verir. 

Eger §edde iki nun sayilsa, okunmayan hemzeler ve de sayilsa, 1376 ederek, bu zuliimath 
nifakin sukut mertebesine ve cok ayetlerde nur ile kar§ila§tinlan kelimesinin makam-i cifrisi 
olan 1372'ye dort farkla tevafuk ederek haber verir.Eger okunmayanlar sayilsa ve deki §edde 
lam -l asli olsa, tarn tamina 1306 ederek kiifiir ve nifakin deh§etli firtinalannin tarihine 
tevafukla parmak basar gordiim. 

Evet, iki Ra 400, iic Fe iki Lam 300, bir Qaf iki seddeli Nun lar 300, bir Mim , bir Sin 100, 
diger Mim , bir Ye , bir Nun , o da 100, iki Nun , o da 100, yekmhi 1300; bir Lam , bir Kef 50, 
§eddeli Dal 8, ve iki medde, iki hemze 4, mecmuu 1362 eder. Oteki tig adedi de kiyas edilsin. 



Eski ve Said'in kalbine ilham edilen eserler.(S:41) 

Kalbime ihtar edilmis. ki: Eski Said'in en muhim eseri ve Risale-i Nur'un Fatihasi, Arab! ve 
matbu olan i§aratu'l-i'caz tefsiri, Otuzuncu Mektup olacak ve olmu§. Eski Said'in en son telifi 
ve yirmi giin Ramazan'da telif edilen, kendi kendine manzum gelen Lemeat Risalesi Otuz 
Ikinci Lem'a olmasi ve Yeni Said'in en evvel hakikatten §uhud derecesinde kalbine zahir olan 
ve Arab! ibaresinde Katre, Habbe, Semme, Zerre, Hubab, Ziihre, Sule ve onlann zeyillerinden 
ibaret biiyiikce bir mecmua Otuz Uguncii Lem'a olmasi ihtar edildi. Hem Meyve , On Birinci 
Sua oldugu gibi, Denizli Miidafaanamesi de On ikinci Sua ve hapiste ve sonra Kuciik ektuplar 
Mecmuasi On Ucuncii Sua olmasi ihtar edildi. Ben de aziz karde§lerimin tensiplerine havale 
ediyorum. Demek birkac mertebede kapi aciktir; bizlere daha iyi tetimmeler yazdinlabilir. 



Said Nursi'nin dersini ttc. zattan aldigi yalam.(S: 66-67) 

Zaten Uveysi bir surette dogrudan dogruya hakikat dersimi Gavs-i Azamdan (k.s.) ve 
Zeynelabidin (r.a.) ve Hasan, Hiiseyin (r.a.) vasitasiyla imam-i Ali'den (r.a.) almi§im. Onun 
icin, hizmet ettigimiz daire onlann dairesidir. 



Yanginda Risale-i Nur bulunan magaza yanmadi iddiasi.(S:106) 

Aziz, siddik karde§lerim, 

Size, manidar ve acip ve Risale-i Nur'un talebeleriyle ve Risale-i Nur'a ve Ayetu'l-Kubra 'nin 
kerametiyle ve ehl-i dunyanin ili§mek niyetleriyle alakadar kar§imda eskiden belediye 
bulunan hukumet dairelerinden birisi, hicbir§ey kurtulmayarak, hie gormedigimiz acip bir 
parlamakla gecenin en soguk bir vaktinde tie saat cehennem gibi yandigi halde, tam 
biti§iginde, Risale-i Nur'un ^!ali§kanlarindan bir talebesi, yine iki karde§inin, masum 
Ceylan'in sermayelerinin kism-i azami bulunan buyiik magazalan, o yangin yeriyle iki kuciik 
diikkan fasila ile o deh§etli yangin biitiin §iddetiyle magazaya dogru gelirken bicare Ceylan 
yanima geldi, dedi: "Biz yaniyoruz, mahvolduk." 

Ben de iki giin evvel magazalannda bulunan Ayetu'l-Kubra 'nin bir kisim matbu nushalanni 
yanima getirmek icin soyledim, fakat getirmedi. Demek o ate§i sondiirmek icin orada 
kalmi§ti. 

Ben de Risale-i Nur'u ve Ayetu'l-Kubra 'yi §efaatci yapip, "Ya Rabbi, kurtar" dedim. tic saat o 
deh§etli yangin hucumunda biitiin o biiyiik daireyi mahvetti. Altinda ve biti§igindeki 
diikkanlan biitiin yakti, yiktirdi. Risale-i Nur'un ve Ayetu'l-Kubra' nin hifzinda olan magazaya 
kat'iyen ili§medi ve altindaki §akirdin diikkani da miistesna olarak saglam kaldi. Yalniz ahali 
camlanni kirdilar. Eger ahali ili§meseydi, e§yalanni almasaydilar, hicbir zarar olmayacakti. 

Nurun himmeti sizleri kurtaracaktir, yalam.(S:132) 



Ey Nurcular! Sizin hakiki vazifeniz dunyaya bakmak degildir. Farz-i muhal olarak dunyaya 
da bakilsa, bakiniz ve goriinuz ve zuhuru muhtemel deh§etli yanginlar sebebiyle ve o yiizden 
kar§ila§maniz ihtimali bulunan tehlikeler dolayisiyla kat'iyen sarsilmayiniz, fiitur 
getirmeyiniz. Cah§iniz, cah§iniz, cah§iniz ve kat'iyen inaniniz ki, Nurun §efaati, Nurun duasi, 
Nurun himmeti sizleri kurtaracaktir. i§te bu davanin §ahidi Emirdagh Nurculann deh§etli 
ate§ten zararsiz kurtulmalandir. §imdiden umumunuza miijdeler olsun. 



Said Nursi, Asa-yi Musa'nin hatalarim diizeltirken bir giivercin gelmis onu tebrik 
etmi ? !(S:167) 

Ben, Berat Gecesinden az evvel Asa-yi Musa tashihiyle me§gulken, bir giivercin pencereye 
geldi, bana bakti. Ben dedim: "Miijde mi getirdin?" iceriye girdi, giiya eskiden dost idik gibi, 
hie urkmedi. Asa-yi Musa ustiine cikti, tic saat oturdu. Ekmek, pirinc verdim, yemedi. Ta 
ak§ama kaldi, sonra gitti, tekrar geldi. Berat gecesinde, ta sabaha kadar yanimda kaldi. Ben 
yatarken ba§ima geldi, Allahaismarladik nevinden ba§imi ok§adi, sonra cikti gitti. ikinci giin, 
ben teessiif ederken, yine geldi, bir gece daha kaldi. Demek bu mubarek ku§, hem Asa-yi 
Musa' yi, hem Beratimizi tebrik etmek istedi. 



Nurede Nur ^akirtlerine saldin olursa orada zelzele olur iddiasi.(S:170) 

Bu manidar yeni zelzeleyi merak ettim. Kalben dedim: Eger sair yerlerde bu sjddetle olmu§sa, 
her halde Nur §akirtlerine dahi yine bir tecaviiz var. Yoksa benim yalniz mektubumla 
alakadardir, diye sordum. Dediler: Yalniz Ankara hafif, Afyon ve Eski§ehir ve bu 
Emirdaginda ve en §iddetlisi bu kasabada olmu§. 



Hasan Feyzi isimli bir zat 70 sene evvelinde Nursi'nin gelecegini haber verdi 
duzmecesi. (S : 1 94) 

Muhterem efendim! Mesmuatima nazaran, Denizli'de, bundan yetmis. seksen sene evvel 
buyuk bir evliyadan Hasan Feyzi isminde bir zat, birgiin talebelerine, "Bugiin Kiirdistan'da bir 
evliya dunyaya geldi" diye be§arette bulunmakla zat-i devletlerini i§aret buyurmu§. 

*** 

cilt2 

Said nursi, gunumuzde Fethullah Hoca gibi papazlarla iyi geginiyor.(S:62) 
Sira No: 59 

Papahk Makam-i Alisi Kalem-i Mahsusu 
Ba§kitabet Dairesi 
Numara: 232247 
Vatikan, 22§ubatl951 



Efendim, 

Zulfikar nam el yazisi olan giizel eseriniz istanbul'daki Papahk makam-i vekaleti vasitasiyla 
Papa Hazretlerine takdim edilmi§tir. Bu nazik sayginizdan dolayi gayet miitehassis olduklanni 
bildirirken, uzerinize Cenab-i Hakkin lutuflanni dilediklerini teblige beni memur ettiklerini 
arza miisaraat eylerim. Bu vesile ile saygilanmi sunanm efendim. 

Imza 

Vatikan Bayn Ba§katibi 

*T* *I» *T* *I» 

tic. dort ayda, Said Nursi ellere verebilecek bir Kur'an tefsiri gikaracak, idiasi.(S:73) 

Birinci niimune: Medrese usuliince hig olmazsa on bes. sene tahsil-i ilim lazim geliyor ki, 
hakaik-i diniye ve ulum-u islamiye tarn elde edilsin. O zamanda Said'de, degil harika bir zeka 
veya bir manevi kuvvet, belki biitiin istidat ve kabiliyetinin haricinde bir acip tarzla, bir iki 
sene sarf ve nahiv mebadisini gordukten sonra, tic ayda acip bir tarzda kirk elli kitabi giiya 
okumus. ve icazet almis. gibi bir halet gorundii. 

Bu hal altmis. sene sonra dogrudan dogruya gosterdi ki, o vaziyet ulum-u imaniyeyi tie dort 
ayda, kisa bir zamanda ellere verebilecek bir tefsir-i Kur'ani gikacak ve o bicare Said de onun 
hizmetinde bulunacak i§aretiyle, hem bir zaman gelecek ki, degil on bes. sene belki bir sene de 
ulum-u imaniyeyi ders alacak medreseler ele gecmeyecek ve azalacak bir zamana bir nevi 
i§aret-i gaybiye gibi manalar hatira geliyor. 

Emirdag Lahikasi, Sinan Matbaasi, Istanbul 1959 



Lem'alar 

1-Eyyub(as)'in yaralannda olusan kurtlann kalbine ve diline ula^tigi yalam.(S: 8) 

Hazret-i Eyyub Aleyhisselamin me§hur kissasinin hiilasasi §udur ki: 

Pek cok yara, bere icinde epey miiddet kaldigi halde, o hastahgin azim miikafatini du§unerek, 
kemal-i sabirla tahammiil edip kalmi§. Sonra, yaralanndan tevelliit eden kurtlar kalbine ve 
diline ili§tigi zaman, zikir ve marifet-i ilahiyenin mahalleri olan kalb ve lisanina ili§tikleri 
icin, o vazife-i ubudiyete halel gelir du§uncesiyle, kendi istirahati icin degil, belki ubudiyet-i 
Ilahiye igin demi§: "Ya Rab, zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime 
halel veriyor" diye munacat edip, Cenab-i Hak o halis ve safi, garazsiz, lillah icin o munacati 
gayet harika bir surette kabul etmi§, kemal-i afiyetini ihsan edip enva-i merhametine mazhar 
eylemi§. 



2-Peygamber (as)'in dogumunda annesi ummeti iimmeti dedigini isitmis yalan.(S: 20) 



Resul-i Ekrem Aleyhissalatii Vesselam "iimmeti, iimmeti" diye refet ve §efkatini gosterecegi 
gibi, yeni diinyaya geldigi zaman, ehl-i ke§fin tasdikiyle, validesi onun miinacatindan 
"iimmeti, iimmeti" i§itmi§. 



3-Resulu Ekrem §ah-i Geylani adina Hz.Hasan'in basmi opmesi yalam.(S: 20) 

Evet, Resul-i Ekrem Aleyhissalatii Vesselam, Hazret-i Hasan'i (r.a.) kemal-i §efkatinden 
kucagina alarak ba§ini opmesiyle, Hazret-i Hasan'dan (r.a.) teselsiil eden nurani nesl-i 
miibarekinden, Gavs-i Azam olan §ah-i Geylani gibi pek 90k mehdi-misal verese-i niibiivvet 
ve hamele-i §eriat-i Ahmediye (a.s.m.) olan zatlann hesabina Hazret-i Hasan'in (r.a.) ba§ini 
opmii§. Ve o zatlann istikbalde edecekleri hizmet-i kudsiyelerini nazar-i niibiivvetle goriip 
takdir ve istihsan etmi§. Ve takdir ve te§vike alamet olarak, Hazret-i Hasan'in (r.a.) ba§ini 
opmii§. 



4-Resulu Ekrem Zeynelabidin, Cafer-i Sadik hesabina Hz.Huseyin'in boynunu opmesi 
yalani.(S: 20) 

Hem Hazret-i Hiiseyin'e kar§i gosterdikleri fevkalade ehemmiyet ve §efkat, Hazret-i 
Hiiseyin'in (r.a.) silsile-i nuraniyesinden gelen Zeynelabidin, Cafer-i Sadik gibi eimme-i 
ali§an ve hakiki verese-i Nebeviye gibi 50k mehdimisal zevat-i nuraniyenin namina ve din-i 
Islam ve vazife-i risalet hesabina boynunu opmii§, kemal-i §efkat ve ehemmiyetini 
gostermi§tir. 



5-Said Nursi Gavs-i Azam'in himmet ve duasina inaniyor.(S: 39) 

ayetinin bir sirnni, hizmet-i Kur'aniyede arkada§lanmin be§eriyet muktezasi olarak sehiv 

ve hatalannin neticesinde yedikleri §efkat tokatlanni beyan etmekle tefsir ediyor. Hizmet-i 
Kur'aniyenin bir silsile-i kerameti ve o hizmet-i kudsiyenin etrafinda izn-i ilahi ile nezaret 
eden ve himmet ve duasiyla yardim eden Gavs-i Azamin bir nevi kerameti beyan edilecek. Ta 
ki, bu hizmet-i kudsiyede bulunanlar, ciddiyetlerinde, hizmetlerinde sebat etsinler. 

Bu hizmet-i kudsiyenin kerameti iic nevidir. 



6-Son derece seyrek olarak Levh-i ezeliye kadar ke§if sahipleri <akar uydurmasi.(S: 98) 

Demek, ehl-i ke§fin muttali oldugu mukadderat mutlak olmadigini, belki bazi §eraitle 
mukayyet bulundugunu ve o §eraitin vuku bulmamasiyla o hadise de vukua gelmiyor. Fakat o 
hadise, ecel-i muallak gibi, Levh-i Ezelinin bir nevi defteri hiikmiinde olan Levh-i Mahv- 
Isbatta mukadder olarak yazilmi§tir. Gayet nadir olarak Levh-i Ezeliye kadar ke§if gikar. 
Ekseri oraya gikamiyor. 

7-Said Nursi §irke sebebiyet veren sakal-i §erif ayinlerine giizel bir bid'at diyor.(lOl) 



Onun igin, eger bir sag hakiki olarak Lihye-i Saadetten olmazsa, madem zahir hale gore oyle 
telakki edilmis. ve o vesilelik vazifesini yapiyor ve hurmete ve teveccuhe ve salavata vesile 
oluyor; kat'i senetle o sagin zatini te§his ve tayin lazim degildir. Yalniz, aksine kat'i delil 
olmasin, yeter. £unku telakkiyat-i amme ve kabul-u iimmet, bir nevi hiiccet hukmune gecer. 

Bazi ehl-i takva, boyle i§lerde, ya takva veya ihtiyat veya azimet noktasinda ili§seler de, 
hususi ili§irler. Bid'a da deseler, bid'a-i hasene nev'inde dahildir. Cunkii vesile-i salavattir. 



8-Zulkarneyn Hizirdan ders almi^tir yalam.(S: 104) 

Ehl-i tahkikin beyanina gore, hem Zulkarneyn unvaninin i§aretiyle, Yemen padi§ahlanndan, 
Zulyezen gibi zii kelimesiyle ba§layan isimleri bulundugundan, bu Zulkarneyn, iskender-i 
Rum! degildir. Belki Yemen padi§ ahlanndan birisidir ki, Hazret-i ibrahim'in zamaninda 
bulunmus. ve Hazret-i Hizir'dan ders almi§. 



11-Said Nursi'de tevafuk ve keramet hastahgi.(S: 142) 

Ca-yi hayret ve medar-i ibret bir tevafuk: iktisat Risalesini, ugii acemi olarak, be§ alti ayn ayn 
mustensih, ayn ayn yerde, ayn ayn nushadan yazip, birbirinden uzak, hatlan birbirinden ayn, 
hig elifleri dii§unmeyerek yazdiklan herbir nushanin elifleri, duasiz 51, dua ile beraber 53'te 
tevafuk etmekle beraber, iktisat Risalesinin tarih-i telif ve istinsahi olan Rumice 5 1 ve Arab! 
53 tarihinde tevafuku ise, §iiphesiz tesaduf olamaz. iktisattaki bereketin keramet derecesine 
ciktigina bir i§arettir. Ve bu seneye "Sene-i Iktisat" tesmiyesi layiktir. 



12-Arkasindan siirgiilenmis kapimn kendi kendine acilmasi yalani.(S: 235) 

HA§IYE 2 Elhak, o yalniz kabule degil, belki istikbale layik * oldugunu gosterdi. 

* Risale-i Nur'un birinci §akirdi Mustafa'nin istikbale liyakatine dair Ustadimin hiikmiinu 
tasdik eden bir hadise: 

Kurban arefesinden bir giin evvel Ustadim gezmeye gidecekti. At getirmek uzere beni 
gonderdigi zaman, Ustadima dedim: "Sen a§agiya inme. Ben kapiyi arkasindan ortiip 
odunluktan gikacagim." Ustadim "Hayir," dedi. "Sen kapidan gik" diyerek a§agiya indi. Ben 
kapidan giktiktan sonra kapiyi arkasindan surgiiledi. Ben gittim, kendisi de yukanya gikti. 
Sonra yatmi§. Bir miiddet sonra Kuleonlii Mustafa, Haci Osman'la beraber gelmi§ler. Ustadim 
hig kimseyi kabul etmiyordu ve etmeyecekti. Hususan o vakit iki adami beraber hie yanina 
almaz, geri cevirirdi. Halbuki, bu makamda bahsedilen karde§imiz Kuleonlii Mustafa, Haci 
Osman'la gelince, kapi giiya lisan-i hal ile ona demis. ki: "Ustadin seni kabul etmeyecek; fakat 
ben sana agilacagim" diyerek, arkasindan surgulenmis. kapi kendi kendine Mustafa'ya agilmi§. 
Demek Ustadimin onun hakkinda "Mustafa istikbale layiktir" diye soyledigi sozii istikbal 
gosterdigi gibi, kapi da buna § ahit olmu§tur. 

Hiisrev 



13-Celaleddin Rumi herkesin soztinu Allah'tan i$itebiliyormu§i.(S: 261) 

Fikren Ar§a gikan, Celaleddin-i Rumi gibi diyebilir: "Kulagini ag\ Herkesten i§ittigin sozleri, 
fitri fonograflar gibi, Cenab-i Haktan i§itebilirsin." Yoksa, Celaleddin gibi bu derece yiiksege 
gikamayan ve fer§ten Ar§a kadar mevcudati ayna §eklinde gormeyen adama "Kulak ver, 
herkesten kelamullahi isjtirsin" desen, manen Ar§tan fer§e sukut eder gibi, hilaf-i hakikat 
tasavvurat-i batilaya giriftar olur. 



14-Said Nursi'nin Muhyiddin sapik da olsa velidir yalam.(S: 261) 

Evet, Muhyiddin, kendisi had! ve makbuldur. Fakat her kitabinda muhdi ve mur§id olamiyor. 
Hakaikte 50k zaman mizansiz gittiginden, kavaid-i Ehl-i Sunnete muhalefet ediyor ve bazi 
kelamlan zahiri dalalet ifade ediyor. Fakat kendisi dalaletten miiberradir. Bazan kelam kiifiir 
goriinur, fakat sahibi kafir olamaz. Mustafa Sabri bu noktalan nazara almami§, kavaid-i Ehl-i 
Sunnete taassup cihetiyle bazi noktalarda tefrit etmi§. 



15-Said Nursi'ye gore Muhyiddin 'in kitaplari zararhdir.(S: 262) 

Yani,"Bizden olmayan ve makamimizi bilmeyen, kitaplanmizi okumasin, zarar goriir." Evet, 
bu zamanda Muhyiddin'in kitaplari, hususan vahdetii'l-vucuda dair meselelerini okumak 
zararhdir. 

Said Nursi 



18-Halil Ibrahim'in ? irk sozleri.(S: 267) 

Ger methetmekse tefahurla kendinizi maksadin, 

Risale-i Nur'un en somik yildizinin peykisiniz. 

Zinhar seyyare zannetme karde§im, Risale-i Nur'un, 

Arz degil, afitab dahi peykidir onun. 

Pek yakinda parlayacaktir alemde Risale-i Nur, 

Sonmez, belki gizlenir, zira nurun ala nur. 

Bir nur ki, bahr-i hakikat ve mahz-i hidayettir o. 

Men Ashabussirati sseviyyi ve menih teda yi oku. 

Haktan olmaz §ikayet, belki maksat hikayet. 

Ser'in uzere giderken Hakka malum, 

Risale-i Nur'a ki eylemisjm hem de hizmet, 

Risale-i Nur ki, Aliyyu'l-Murteza ve Gavs-i Azam, 

Celcelutiyede ve bazi kasaidde etmi§ler i§aret. 

Risale-i Nur ki urvetii'l-vuska, lenfisam, 

Temessiik etmi§tim, zira hem hidayet ve ayn-i hakikat, 

Koydular bizleri ki orada durmu§tu Yusuf Aleyhisselam 

Hem de beraberimizde idi Hazret-i Ustad. 



Halil Ibrahim 



19-Said Nursi'nin herkese gore Ism-i Azam uydurmasi.(S:322) 

ism-i Azam herkes icin bir olmaz; belki ayn ayn oluyor. Mesela, imam-i Ali Radiyallahu 
Anhin hakkinda Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddus, alti isimdir. Ve imam-i Azamin 
Ism-i Azami Hakem, Adl, iki isimdir. Ve Gavs-i Azamin ism-i Azami ya Hayydir. Ve imam-i 
Rabbaninin ism-i Azami Kayyum, ve hakeza, pek 50k zatlar daha ba§ka isimleri ism-i Azam 
gormu§lerdir. 

Mektubat 

1- Hizir'in ya^adigi yalani.(S: 11) 

BiRiNCi SUAL: Hazret-i Hizir Aleyhisselam hayatta midir? Hayatta ise, nicin bazi miihim 
ulema hayatini kabul etmiyorlar? 

Elcevap: Hayattadir. Fakat meratib-i hayat be§tir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazi 
ulema hayatinda §iiphe etmi§ler. 



2- Hizir He ilyas'in velilerle goru^tugu yalam.(S: 11) 

ikinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hizir ve ilyas Aleyhimesselamin hayatlandir ki, bir derece 
serbesttir. Yani, bir vakitte pek cok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi be§eriyet levazimatiyla 
daimi mukayyet degillerdir. Bazan, istedikleri vakit bizim gibi yerler, icerler; fakat bizim gibi 
mecbur degillerdir. Tevatiir derecesinde, ehl-i §uhud ve ke§if olan evliyanin Hazret-i Hizir ile 
maceralan, bu tabaka-i hayati tenvir ve ispat eder. Hatta makamat-i velayette bir makam 
vardir ki, "makam-i Hizir" tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hizir'dan ders ahr ve Hizir 
ile gorii§ur. Fakat bazan o makam sahibi, yanhs. olarak ayn-i Hizir telakki olunur. 



3- Hz.idris(s) ve Hz.isa(s)'nm melek gibi bir hayata girdikleri yalam.(S: 12) 

Ucuncii tabaka-i hayat: Hazret-i idris ve isa Aleyhimesselamin tabaka-i hayatlandir ki, 
be§eriyet levazimatindan tecerriidle, melek hayati gibi bir hayata girerek nurani bir letafet 
kesb eder. Adeta beden-i misali letafetinde ve cesed-i necmi nuraniyetinde olan cism-i 
dunyevileriyle semavatta bulunurlar. "Ahirzamanda Hazret-i isa Aleyhisselam gelecek, §eriat- 
i Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek" mealindeki hadisin sirn §udur ki: 

Ahirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdigi cereyan-i kiifriye ve inkar-i uluhiyete kar§i, isevilik 
dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerriid edip islamiyete inkilap edecegi bir sirada, nasil ki 
isevilik §ahs-i manevisi, vahy-i semavi kihciyla o muthis, dinsizligin §ahs-i manevisini 
olduriir. Oyle de, Hazret-i isa Aleyhisselam, isevilik §ahs-i manevisini temsil ederek, 
dinsizligin §ahs-i manevisini temsil eden Deccah olduriir; yani, inkar-i uluhiyet fikrini 
oldiirecek. 



4- Hz.Hamza (ra)'in tekrar dunyaya donerek kendisine siginanlan korudugu 



yalam.(S:12) 

Dorduncii tabaka-i hayat: §iiheda hayatidir. Nass-i Kur'an'la, §uhedanm, ehl-i kuburun 
fevkinde bir tabaka-i hayatlan vardir. Evet, §uheda, hayat-i diinyevilerini tarik-i hakta feda 
ettikleri icin, Cenab-i Hak, kemal-i kereminden, onlara hayat-i diinyeviyeye benzer, fakat 
kedersiz, zahmetsiz bir hayati alem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini olmiis. 
bilmiyorlar. Yalniz kendilerinin daha iyi bir aleme gittiklerini biliyorlar, kemal-i saadetle 
miitelezziz oluyorlar, oliimdeki firak acihgini hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun cendan ruhlan 
bakidir; fakat kendilerini olmiis. biliyorlar. Berzahta aldiklan lezzet ve saadet, §iihedanin 
lezzetine yeti§mez. 



5- Evliyamn oldukten sonra cisimlenerek bazi kimselere gorundugu yalam.(S: 13) 

Be§inci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-i ruhanileridir. Evet, mevt, tebdil-i mekandir, 
ltlak-i ruhtur, vazifeden terhistir; idam ve adem ve fena degildir. Hadsiz vakiatla ervah-i 
evliyamn temessulleri ve ehl-i ke§fe tezahiirleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten ve menamen 
bizlerle miinasebetleri ve vakia mutabik olarak bizlere ihbaratlan gibi cok delail, o tabaka-i 
hayati tenvir ve ispat eder. Zaten beka-i ruha dair Yirmi Dokuzuncu Soz, bu tabaka-i hayati 
delail-i kat'iye ile ispat etmi§tir. 



6-Cehennem yerin altindadir iddiasi.(S: 14) 

Cehennemin yeri, bazi rivayatla, "tahte'1-arz" denilmi§tir. Ba§ka yerlerde beyan ettigimiz gibi, 
kure-i arz, hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma-i ha§ir olacak bir meydanin etrafinda bir 
daire ciziyor. Cehennem ise, arzin o medar-i senevisi altindadir demektir. Gorunmemeleri ve 
hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ate§ oldugu i^indir. Kure-i arzin seyahat ettigi mesafe-i 
azimede pek 50k mahlukat var ki, nursuz olduklan icin goriinmezler. Kamer, nuru gekildikge 
viicudunu kaybettigi gibi, nursuz cok kureler, mahltiklar, goziimuzun oniinde olup 
goremiyoruz. 



7-Mecazi ve hakiki a§k uydurmasi.(S: 16) 

DORDUNCU SUAL: Mahbuplara olan a§k-i mecazi a§k-i hakikiye inkilap ettigi gibi, acaba 
ekser nasta bulunan, dunyaya kar§i olan a§k-i mecazi dahi bir a§k-i hakikiye inkilap edebilir 
mi? 

Elcevap: Evet. Dunyamn fani yiiziine kar§i olan a§k-i mecazi, eger o a§ik, o yiiziin ustiindeki 
zeval ve fena cirkinligini goriip ondan yuzunu cevirse, baki bir mahbup arasa, dunyamn pek 
giizel ve ayine-i esma-i ilahiye ve mezraa-i ahiret olan iki diger yiiziine bakmaya muvaffak 
olursa, o gayr-i me§ru mecazi a§k, o vakit a§k-i hakikiye inkilaba yiiz tutar. Fakat bir §artla ki, 
kendinin zail ve hayatiyla bagh kararsiz dunyasini harici dunyaya iltibas etmemektir. Eger 
ehl-i dalalet ve gaflet gibi kendini unutup, afaka dahp, umumi dunyayi hususi diinyasi 
zannedip ona a§ik olsa, tabiat batakhgina du§er, bogulur. Meger ki, harika olarak bir dest-i 
inayet onu kurtarsin. 



11-Said Nursi Yakub(as)'a hadis uyduruyor.(S: 56) 

Hazret-i Yakuptan sorulmus. ki, "Nigin Misir'dan gelen gomleginin kokusunu i§ittin de, 
yakininda bulunan Kenan kuyusundaki Yusuf'u gormedin?" Cevaben demis. ki: 

"Bizim halimiz §im§ekler gibidir; bazan goriinur, bazan saklanir. Bazi vakit olur ki, en yiiksek 
mevkide oturup her tarafi goriiyoruz gibi oluruz. Bazi vakitte de ayagimizin ustunii 
goremiyoruz." 



12-Me$hur evliyalann dunyamn yedi tabakasindan ve Kafdagi arkasim gordiiklerini 
onayhyor.(S: 82) 

Futuhat-i Mekkiye sahibi Muhyiddin-i Arab! (k.s.) ve insan-i Kamil denilen me§hur bir 
kitabin sahibi Seyyid Abdulkerim (k.s.) gibi evliyayi me§hure, kiire-i arzin tabakat-i 
seb'asindan ve Kaf Dagi arkasindaki arz-i beyzadan ve Futuhat' ta "me§me§iye" dedikleri 
acaipten bahsediyorlar, "Gordiik" diyorlar. Acaba bunlann dedikleri dogru mudur? Dogru ise, 
halbuki bu yerlerin yerde yerleri yoktur. Hem cografya ve fen onlann bu dediklerini kabul 
edemiyor. Eger dogru olmazsa, bunlar nasil veli olabilirler? Boyle hilaf-i vaki ve hilaf-i hak 
soyleyen nasil ehl-i hakikat olabilir? 

Elcevap: Onlar ehl-i hak ve hakikattirler, hem ehl-i velayet ve §uhuddurlar. Gordiiklerini 
dogru gormu§ler; fakat ihatasiz olan halet-i §uhudda ve riiya gibi riiyetlerini tabirde verdikleri 
hiikumlerinde haklan olmadigi i^in, kismen yanh§tir. Riiyadaki adam kendi riiyasini tabir 
edemedigi gibi, o kisim ehl-i ke§if ve §uhud dahi riiyetlerini o halde iken kendileri tabir 
edemezler. Onlan tabir edecek, "asfiya" denilen veraset-i nubuvvet muhakkikleridir. Elbette o 
kisim ehl-i §uhud dahi, asfiya makamina giktiklan zaman, kitap ve siinnetin ir§adiyla 
yanh§lanni anlarlar, tashih ederler, hem etmi§ler. 



13-Vahdet-i viicut'un kainat hesabina Allah'i inkar etmeye giktigimn itirafi.(S: 84) 

I§te §u me§rep sahibi, eger maddiyattan ve vesaitten tecerriid etmi§ ve esbab perdesini yirtmis. 
bir ruh ise, istigrakkarane bir §uhuda mazhar ise, vahdetu'l-vucuddan degil, belki vahdetii'§- 
§uhuddan ne§'et eden, ilmi degil, hali bir vahdet-i viicud onun igin bir kemal, bir makam temin 
edebilir. Hatta, Allah hesabina kainati inkar etmek derecesine gidebilir. Yoksa, esbab iginde 
dalmis. ise, maddiyata mutevaggil ise, vahdetii'l-vucud demesi, kainat hesabina Allah'i inkar 
etmeye kadar gikar. 



14-Said Nursi §eytanla karsilikh munazara etmi§.(S: 299) 

O vakit anladim ki, benimle konusan §eytandir; beni vartaya yuvarlandinyor. 
Kur'an'dan istimdad ettim. Birden, bir nur kalbime geldi, mudafaaya kat'i bir kuvvet 
verdi. O vakit, §6ylece §eytana kar^i munazara basladi. 



17-Hz.Musa (s), Hz. Azrail(s)'in goziine tokat vurmu? iftirasi.(S: 335) 

"Hazret-i Musa Aleyhisselam, Hazret-i Azrail Aleyhisselamin goziine tokat vurmu§, ilh." 1 
mealindeki hadise dair ehemmiyetli bir miinaka§ayi kaldirmak ve halletmek icin yazilmi§tir. 

Egirdir'de bir miinaka§a-i ilmiye i§ittim. O munaka§a, hususan §u zamanda yanli§tir. Hatta 
miinaka§ayi bilmiyordum. Benden de sual edildi. Muteber bir kitapta, hadis-i §eyheynin 
ittifakina alamet olan i§aretiyle bir hadis bana gosterildi; "Hadis midir, degil midir?" sual 
edildi. 

Ben dedim: Boyle muteber bir kitapta §eyheyn hadisinin ittifakina hukmeden bir zata itimad 
etmek lazim. Demek hadistir. Fakat hadisin, Kur'an gibi bazi mute§abihati var; ancak havass 
onlann manalanni bulabilir. §u hadisin zahiri dahi, mii§kulat-i hadisin mute§abihat kismindan 
olmak ihtimali var, dedim. Eger bilseydim medar-i munaka§a olmu§; oyle kisa degil, belki 
boyle cevap verecektim: 

Evvela: Bu ce§it mesaili miinaka§a etmenin birinci §arti, insafla, hakki bulmak niyetiyle, 
inatsiz bir surette, ehil olanlann mabeyninde, su-i telakkiye sebep olmadan miizakeresi caiz 
olabilir. O miizakere hak i^in olduguna delil §udur ki: 

Eger hak, muanzin elinde zahir olsa, muteessir olmasin, belki memnun olsun. £unku 
bilmedigi §eyi ogrendi. Eger kendi elinde zahir olsa, fazla bir§ey ogrenmedi; belki gurura 
dii§mek ihtimali var. 

Saniyen: Sebeb-i munaka§a, eger hadis ise, hadisin meratibini ve vahy-i zimninin derecatini 
ve tekelliimat-i Nebeviyenin aksamini bilmek lazim. Avam iginde mii§kulat-i hadisiyeyi 
miinaka§a etmek, izhar-i fazl suretinde, avukat gibi kendi soziinii dogru gostermek ve 
enaniyetini hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak caiz degildir. 

Madem §u mesele acilmi§, medar-i miinaka§a edilmi§, bicare avam-i nasin zihninde su-i tesir 
ediyor. £unku §u gibi miite§abih hadisleri akhna sigi§tiramadigi icin, eger inkar etse, deh§etli 
bir kapi acar; yani kuciicuk akhna sigi§mayan kat'i hadisleri dahi inkara yol acar. Eger zahir-i 
hadisin manasini tutarak oyle kabul edip ne§retse, ehl-i dalaletin itirazatina ve "Hurafattir" 
demelerine yol acar. Madem bu miite§abih hadise, liizumsuz ve zararh bir tarzda nazar-i 
dikkat celb edilmis. ve bu ce§it hadisler cok varid olmu§. Elbette §iipheleri izale edecek bir 
hakikati beyan etmek lazim gelir. §u hadis kat'i olsun veya olmasin, o hakikati zikretmek 
gerektir. 



18-Said Nursi'nin kitaplardan fal acarak kurtulmaya gareler aramasi gafleti.(S: 339) 

Bundan otuz sene evvel, Eski Said'in gafil kafasina muthis, tokatlar indi, el-mevtii hakkun 
kaziyesini du§undu. Kendini batakhk camurunda gordii. Medet istedi, bir yol aradi, bir 
halaskar taharri etti. Gordii ki, yollar muhtelif; tereddutte kaldi. Gavs-i Azam olan §eyh-i 
Geylani Radiyallahu Anhin Futuhu'1-Gayb namindaki kitabiyla tefe'ul etti. Tefe'ulde §u cikti: 

"Ente fi daril hikmeti fatlub tabiben yudavi kalbeke" 



Aciptir ki, o vakit ben Daru'l-Hikmeti'l-islamiye azasi idim. Giiya ehl-i islamin yaralanni 
tedaviye cah§an bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta bendim. Hasta evvela kendine 
bakmah; sonra hastalara bakabilir. 

I§te, Hazret-i Seyh bana der ki: "Sen kendin hastasin. Kendine bir tabip ara." 

Ben dedim: "Sen tabibim ol." Tuttum, kendimi ona muhatap addederek, o kitabi bana hitap 
ediyor gibi okudum. Fakat kitabi 90k §iddetliydi. Gururumu deh§etli kinyordu. Nefsimde 
§iddetli ameliyat-i cerrahiye yapti. Dayanamadim, yansina kadar kendimi ona muhatap ederek 
okudum; bitirmeye tahammulum kalmadi. O kitabi dolaba koydum. 

Fakat sonra, ameliyat-i §ifakaraneden gelen acilar gitti, lezzet geldi. O birinci ustadimin 
kitabini tamam okudum ve 50k istifade ettim. Ve onun virdini ve munacatini dinledim, cok 
istifaza ettim. 



19-Said Nursi yanina hiyanetle gelenleri yilan suretinde goruyormu$.(S: 344-345) 

ihvanlanma, medar-i intibah bir hadise-i ciiz'iyeye dair bir suale cevaptir. 

Aziz karde§lerim, 

Sual ediyorsunuz ki: "Cami-i §erifinize, Cuma gecesinde, sebepsiz olarak, mubarek bir 
misafirin gelmesiyle tecavuz edilmi§. Bu hadisenin mahiyeti nedir? Neden sana ili§iyorlar?" 

Elcevap: DortNoktayi, bilmecburiye, Eski Said lisaniyla beyan edecegim. Belki ihvanlanma 
medar-i intibah olur; siz de cevabinizi ahrsiniz. 

BiRINCi NOKTA 

O hadisenin mahiyeti, hilaf-i kanun ve sirf keyfi ve zindika hesabina, Cuma gecesinde 
kalbimize telas. vermek ve cemaate fiitur getirmek ve beni misafirlerle gorii§turmemek icin bir 
desise-i §eytaniye ve munafikane bir taarruzdur. Garaiptendir ki, o geceden evvel olan 
Per§embe giinii tenezziih icin bir tarafa gitmi§tim. Avdetimde, giiya iki yilan birbirine 
eklenmis. gibi uzunca siyah bir yilan sol tarafimdan geldi, benimle arkada§imin ortasindan 
gecti. Arkada§ima, o yilandan deh§et ahp korktun mu, diye sordum: 

"Gordunmu?" 

O dedi: "Neyi?" 

Dedim: "Bu deh§etli yilani." 

Dedi: "Yok, gormedim ve goremiyorum." 

"Fesiibhanallah," dedim. "Bu kadar buyiik bir yilan ikimizin ortasindan gectigi halde nasil 
gormedin?" 

O vakit hatinma bir§ey gelmedi. Fakat sonra kalbime geldi ki: "Bu sana i§arettir, dikkat et." 



Du§undiim ki, gecelerde gordugum yilanlar nev'indendir. Yani, gecelerde gordugum yilanlar 
ise, hiyanet niyetiyle her ne vakit bir memur yanima gelse, onu yilan suretinde goriiyordum. 
Hatta bir defa mudure soylemi§tim: "Fena niyetle geldigin vakit seni yilan suretinde 
goriiyorum; dikkat et" demi§tim. Zaten selefini cok vakit oyle goriiyordum. Demek, §u 
zahiren gordugum yilan ise, i§arettir ki, hiyanetleri bu defa yalniz niyette kalmayacak, belki 
bilfiil bir tecaviiz suretini alacak. 



22-Said Nursi'nin Ebu Talib i<jin cehennem igerisinde ozel bir cennet yaratihr iddiasi.(S: 

375-376) 

Diyorsunuz ki: "Amcasi Ebu Talib'in imam hakkinda esah nedir?" 

Elcevap: Ehl-i te§eyyu', imanina kail; Ehl-i Siinnetin ekserisi imanina kail degiller. Fakat 
benim kalbime gelen budur: 

Ebu Talib, Resul-i Ekrem Aleyhissalatii Vesselamin risaletini degil, §ahsini, zatini gayet ciddi 
severdi. Onun o gayet ciddi, o § ahsi §efkati ve muhabbeti, elbette zayie gitmeyecektir. Evet, 
ciddi bir surette Cenab-i Hakkin Habib-i Ekremini sevmis. ve himaye etmis. ve taraftarhk 
gostermis. olan Ebu Talib'in, inkara ve inada degil, belki hicab ve asabiyet-i kavmiye gibi 
hissiyata binaen makbul bir iman getirmemesi iizerine, Cehenneme gitse de, yine Cehennem 
iginde bir nevi hususi cenneti, onun hasenatina mukafaten halk edebilir. Ki§ta bazi yerde 
bahan halk ettigi ve zindanda, uyku vasitasiyla, bazi adamlara zindani saraya cevirdigi gibi, 
hususi cehennemi, hususi bir nevi cennete cevirebilir. 



23-"Kur'an" kelimesinin ebcedini yaparak, Kur'an'i asil maksadindan saptiriyor.(S: 
415) 

"Kur'an" kelimesi ebced hesabiyla bin tie yiiz elli birdir. icinde iki elif var; mahfi elif "elfiin" 
okunsa, bin manasindaki elfiin'dur. Demek, bin tie yiiz elli bir senesine, sene-i Kur'aniye tabir 
edilebilir. Cunku, lafzi "Kur'an"daki tevafukun sirr-i acibi, Kur'an'in tefsiri olan Risale-i Nur 
eczalannda o sene goriindu; 



27-Said Nursi, HzAli'ye iftira ediyor.(S: 446) 

Hazret-i imam-i Ali (r.a.) nasil ki, 

. . . .(Arapca bir metin) 

diye birinci fikrasiyla Yedinci §uaya i§aret etmi§. Oyle de, ayni fikra ile "ali bir tefekkurname 
ve tevhide dair yuksek bir marifetname" naminda olan Yirmi Dokuzuncu Arabi Lem'aya dahi 
i§aret eder.... 



28-Mutlaka Okuyun!(S: 448) 

Hem madem Celcelutiye'nin ash vahiydir ve esrarhdir ve gelecek zamana bakiyor ve gaybi 
umur-u istikbaliyeden haber veriyor. 

Ve madem Kur'an itibanyla bu asir deh§etlidir ve Kur'an hesabiyla Risale-i Nur bu karanhk 
asirda ehemmiyetli bir hadisedir. 

Ve madem sarahat derecesinde cok karine ve emarelerle Risale-i Nur Celcelutiye'nin icine 
girmi§, en miihim yerinde yerle§mi§. 

Ve madem Risale-i Nur ve eczalan bu mevkie layiktirlar ve Hazret-i imam-i Ali'nin (r.a.) 
nazar-i takdirine ve tahsinine ve onlardan haber vermesine liyakatleri ve kiymetleri var. 

Ve madem Hazret-i imam-i Ali (r.a.) Siracii'n-Nur'dan, zahir bir surette haber verdikten sonra, 
ikinci derecede perdeli bir tarzda Sozlerden sonra Mektuplardan, sonra Lem'alardan, 
risalelerdeki gibi ayni tertip, ayni makam, ayni numara tahtinda, kuvvetli karinelerin sevkiyle 
kelam delalet ve Hazret-i imam-i Ali'nin (r.a.) i§aret ettigini ispat eylemi§. 

Ve madem ba§ta, 

Bede' tii bismillah ruhi bihihtedet. . . 

risalelerin ba§i ve Birinci Soz olan Bismillah Risalesine baktigi gibi, kasem-i cami-i 
muazzamin ahirinde, risalelerin kism-i ahirleri olan son Lem'alara ve Sualara, hususan bir 
ayetu'1-kubra-yi tevhid olan Yirmi Dokuzuncu Lem'a-i harika-i Arabiye ve risale-i esma-i sitte 
ve risale-i i§arat-i huruf-u Kur'aniye ve bilhassa sjmdilik en ahir Sua ve Asa-yi Musa gibi, 
dalaletlerin biitiin manevi sihirlerini iptal edebilen bir mahiyette bulunan ve bir manada 
Ayetu'l-Kubra namini alan risale-i harikaya bakiyor gibi bir tarz-i ifade goriinuyor. 

Ve madem, birtek meselede bulunan emareler ve karineler, meselenin vahdeti haysiyetiyle, 
emareler birbirine kuvvet verir, zayif bir munasebetle bir teres, §uh dahi menbaina ilhak edilir. 

Elbette, bu yedi adet esaslara istinaden deriz: Hazret-i imam-i Ali (r.a.) nasil ki me§hur 
Sozlere tertipleri uzerine i§aret etmi§ ve Mektubat'tan bir kismina ve Lem'alardan en 
muhimlerine tertiple bakmi§. Oyle de, " bi esmaikel hiinsa ecirni mine§§eteti" 

ciimlesiyle Otuzuncu Lem'aya, yani mustakil Lem'alardan en son olan Esma-i Sitte Risalesine 
tahsin ederek bakiyor ve " hurufun lebihramin alet ve te§amehat" kelamiyla dahi Otuzuncu 
Lem'ayi takip eden i§arat-i Huruf-u Kur'aniye Risalesine takdir edip i§aretle tasdik ediyor. 

"Bi ismu asa Musa bihizzulme tun celet" kelimesiyle dahi §imdilik en ahir risale ve tevhid ve 
imanin elinde Asa-yi Musa gibi harikah en kuvvetli burhan olan mecmua risalesini 
senakarane remzen gosteriyor gibi bir tarz-i ifadeden bilaperva hukmediyoruz ki, Hazret-i 
Imam-i Ali (r.a.) hem Risale-i Nur'dan, hem cok ehemmiyetli risalelerinden mana-yi hakiki ve 
mecazi ile i§ari ve remzi ve imai ve telvihi bir surette haber veriyor. Kimin §iiphesi varsa, 
i§aret olunan risalelere bir kere dikkatle baksin. insafi varsa §iiphesi kalmaz zannediyorum. 
Mektubat, Said Nursi, Yeni Asya Ne^riyat, Almanya Baskisi Ocak 1994 



Siracu'n-Nur 

Said Nursi'nin zehirlendigi am ebcedle tahlil saskmligUS: 172) 

[Bu fikra, resmi me'murlann ellerine bir casusun eliyle gegtigi igin buraya girdi.] 

Ramazan-i Seriften bir giin evvel gizli zindik dii§manlarim tarafindan oldugunu kuvvetli 
ihtimal verdigimiz ve doktorun tasdikiyle bir zehirlenmek hastahgiyla hararetim kirk 
dereceden gegmege ba§lami§ken Kastamonu'da adliye miidde-i umumileri ve taharri 
komiserleri menzilimi taharri etmege geldiler. Ben o dakikadan sonra ba§ima gelen deh§etli 
taarruzu bir hiss-i kable'l vuku' ile anlayarak ve §iddetli zehirli hastahgim dahi beni oliime 
goturiiyor diye isparta vilayetinde kiymettar karde§lerimin kucaklannda teslim-i ruh edip o 
miibarek topraga defnolmami kalben niyaz ettim. 

Hizbu'l Ekber-i Kur'an'i agtim. Birden bu ayet-i kerime 



kar§ima gikti. "Bana bak" dedi. Ben de baktim, tic kuvvetli emare ile bana ve bize teselli 
veriyor. Simdi ba§imiza gelen bu musibeti hige indirdi. Ve isparta'ya mevkuf ane be§inci 
nefyimi o kalbi duamin kabul olmasina delil eyledi. 

Birinci emare: Seddeler sayihr, hesab-i ebced ile binugyuzaltmi§iki ederek bu sene arabi ayni 
tarihine tevafuk edip manasiyla der: "Sabreyle, ba§ina gelen kaza-yi Rabbaniye teslim ol. Sen 
inayet gozii altindasin. Merak etme. Gecelerde tesbihat ve tahmidata devam eyle." 

Tahlil: tic ra altiyiiz; dort nun ikiyiiz; bir sin bir mim yiiz; bir sad bir Fe bir mim ikiyiizon; 
dort kef bir Ayn yuzelli;-!!? ha bir vav bir ye kirk; bir lam dokuz be bir 

dal bir vav dort elif altimi§iki eder. Yekunu binugyuzaltmi§iki ederek bu senenin ayni tarihine 
ve ba§imiza gelen musibetin ayni dakikasina tarn tamina tevafuku kuvvetli bir emaredir. 

ikinci emare: Bu aye tin manasini tarn tamina hakkimda me'muliimun 90k fevkinde aynen 
mu§ahede ettim. 

Uguncu emare: Beyanina §imdilik liizum olmadigindan yazdinlmadi. 

S aid Nu r s i 



Said Nursi'nin Hz.Ali'ye "Kaside-i Celculitiye" iftirasi.(S: 174-175) 

Bu hadise te'siriyle ben kendimi masum karde§lerime nza-yi kalb ile feda etmeye kafi azm-u 
cezmettigim ve garesini fikren aradigim vakitte, "Cel-celutiye"y\ okudum. Birden hatira geldi 
ki, imam-i Ali Radiyallahu Anh: "Ya Rab! Eman ver!" diye dua etmi§; in§aallah, bu duanin 
sirriyle selamete gikarsiniz. 



Evet Hazret-i Ali Radiyallahii Anh, "Kaside-i CeJceJutiye"de iki suretle Risale-i Nur'dan 
haber verdigi gibi, "Ayetii'lKiibra Risalesi"ne i§areten: 

der. Ve bu i§arette ima eder ki: 

1 

"AyetiilKiibra" yiiziinden ehemmiyetli bir musibet Risale-i Nur talebelerine gelecek ve 
Ayetii'l Kiibra" hakki icin o fecet 

ve "musibetten §akirdlerine Eman ver, "diye niyaz eder, o risaleyi ve men-baini §efaatci 
yapar. Ve "Ayetii'l Kiibra Risalesi"nin tab'i bahanesiyle gelen musibet, aynen o remz-i gaybiyi 
tasdik etti. 

Hem o kasidede, Risale-i Nurun miihim eczalanna, tertibiyle i§aretlerin hatimesinde, mukabil 
sahifede der: 



Yani: "i§te Risale-i Nur'un sozleri, huruflan ki, onlara i§aretler eyledik. Sen onlann 
hassalanni topla ve manalanni tahkik et. Biitiin hayir ve 

saadet, onlarla tamam olur" der. "Huruflann manalanni tahkik et" kari- 

nesiyle meani ifade etmiyen hecai harfler murad olmadigina belki kelimeler 

manasindaki "Sozler" namiyle Risale-i Nur muraddir. 

Hz.Ali'ye iftirada tarihte ibn-i Sebe, guniimuzde Said Nursi.(S: 179) 

Efendiler, Hakimler! 

Qok geni§, Risale-i Nur'a ait, isparta miidde-i umumisinin hem miikerrer, hem intizamsiz, 
hem muhtelif, hem cok suallerine kar§i benim de Risale-i Nur'u miidafaa mecburiyetiyle 
boyle intizamsiz ve par^a par^a ve bazen miikerrer ifadelerime, nazar-i miisamaha ile 
bakmanizi rica ederim. 

Risale-i Nur'un kiymetini gosteren bazi hususi mahrem risaleler - ki, Keramet-i Aleviye ve 
Keramet-i Gavsiye ve I§arat-i Kur 'aniye risaleleridir - elinize gegmek ihtimaliyle derim: 

Bu mahkemenin, Risale-i Nur'a itiraz ve tenkid degil, onu miidafaa etmek bir vazifesi 
oldugunu iddia ediyorum. Evet, vahdet-i mesele cihetiyle, o mezkur ug mahrem risaleler, 
yiizer i§aratiyla Risale-i Nur'u tasdik ve hakkaniyetine imza basiyorlar. Bir davada bu kadar 
emareler §ehadet ettikleri halde, o dava giiriitiilmez. 



Risale-i Nur'un arkasinda otuziic ayat-i Kur 'aniye i§ar ati ve Hazret-i imam-i Ali Radiyallahu 
Anh 'in uc keramat-i gaybiye ile ihbarati ve Gavs-i A 'zam 'in sarahate yakin §ehadeti var Ona 
hiicum, bunlara hiicumdur. 



Said Nursi ayetin cifr-ebced hesabim yaparak Ku'an'i suistimal ediyor.(S: 179-180) 

Sorgu hakimi beni isticvab icin cagirdigi gun, ben karda§lanmi nasil mii-afaa edeyim diye 
du§unurken, Imam-i Gazali'nin "Hizbu'l-Masun" unu actim. Birden bu gelen ayetler nazanma 
goriindii: 



Baktim ki; birinci ayet, (§eddeler sayilsa ve meddeler sayilmazsa 

amenu daki "Vav" dahi meddedir) makam-i cifri ve ebcedisi bimicyuz 

altmi§iki (1362) eder ki, tarn tamina bu senenin hicri ayni tannine ve bizim mu'niin 
karda§lanmizi miidafaaya azmetigimiz ayni zamanina, hem manasi, hem makami tevafuk 
ediyor. "Elhamdulillah, dedim. Benim mudafaama ihtiyac birakmiyor." Sonra hatinma geldi 
ki: "Netice ne olacak?" diye merak ettim, gordiim: Allahu hafizun Alim..Tuba Lehum deki 
cumle(tenvin sayilmak §artiyla) makam-i cifrisi aynen binucyuzaltmi§iki(1362), eger bir 
medde sayilmazsa binugyuzaltmis. iig (1363) eder. (Eger o medde dahi sayilsa) tarn tamina 
hifz-i Ilahi'ye pek 90k muhtag oldugumuz bu zamana ve bu senenin ve gelecek senenin hicri 
ayni tarihine tevafuk ederek, bir seneden beri buyiik bir dairede ve geni§ bir sahada, 
aleyhimize ihzar edilen deh§etli 

bir hucumkarsisinda. mahfuziyetimize te'minat ile teselli veriyor. 
Bu baslik Kur'an'a ve onun ilk katiplerine bir iftiradir.(S: 203) 

[Elmas kalemli, ahun ba§h mu'cizdi Kur'an'm katibi Hiisrev'in mutabik bir fikrasidir.] 



Risale-i Nur'un kerameti ve ili^enlere belalannsel gibi geldigi yalam.(S: 203-4) 

Risale-i Nur'un kerametlerindendir ki: Ustadimiz (R.A.) cok defa Risale-i Nur'da "Ey 
miilhidler ve ey zindiklar Risale-i Nur'a ili§meyiniz. Eger ili§irseniz yakindan sizi bekleyen 
belalar sel gibi ba§iniza yagacaktir" diye on seneden beri kerratla soyliiyorlardi. Bu hususta 
§ahid oldugumuzfelaketlerden:Birincisi: Dort sene evvel Erzincan'da ve izmir civannda vukua 
gelen hareket-i arz olmu§tur. O vakitler munafiklar desiselerle isparta mintikasin-da Sav ve 
Kuleonu ve civan koylerdeki Risale-i Nur Talebelerine ili§tiler. Otuz kirk kadar Risale-i Nur 
Talebelerini camiye gitmiyorsunuz, takke giymiyorsunuz, tarikat dersi veriyorsunuz diye 
mahkemeye sevketmi§lerdi. Cenab-i Hak Izmir civanni ve Azerileri ve civanndaki halki 
deh§etler icindebirakan zelzelelerle Risale-i Nur'un bir vesile-i def-i bela oldugunu gosterdi. 



Bu zelzeleden sonra mahkemeye sevkedilmis. olan o karde§lerimizin hepsi beraat ettirilerek 
kurtulmu§lardi. 

Ikincisi: Yine vakit vakit Risale-i Nur Talebelerinin arkalannda ko§makta devam eden 
miilhidler, Hatt-i Kur'anla gocuk okuttuklanni bahane ederek isparta'da miiteveffa Mehmed 
Ziihdii ile Sav karyesinden miiteveffa Hafiz Mehmed isminde iki Risale-i Nur Talebesine 
hiicum etmi§ler. £ocuklar bu iki karde§imizin evlerinden alman Risale-i Nur cezalanyla 
birlikte mahkemeye sevkedilmi§. Merhum Mehmed Zuhdii para cezasiyla mahkum edilmek 
istenilmi§. Merkez-i Erbaa ve Tokat'ta vukua gelen ikinci bir korkung zelzele ile Cenab-i Hak, 
Risale-i Nur bir vesile-i def-i bela olmakla §akirdlerine yardim ederek Ustadlannin verdigi 
haberin sihhatini tasdik etmek igin o karde§imizi beraat ettirmi§tir. 



Tasavvufa gore ke§if inanci Islam'a iftiradir.(S: 215) 

Bir de cifir ve ebced hesablan, degil yalniz Muhyiddin-i Arab! gibi dahi muhakkiklerin, belki 
ekser edibler ve ulemalann hususan ehl-i ke§fin ma beyninde cari bir medar-i istihrac ve 
esrardir. 



Kur'an sana Said demis iftirasi.(S: 250-251) 

Madem ki Kur'an sana Said ( ) demi§... Elbette sen saidsin hem ismin ve hem resmin saiddir. 
Madem ki, Kur'an sana Said ()demi§... Elbette hem igin temiz ve tahir, hem de 

di§in. 

Madem ki, Celcelutiyye sana Bedi' demi§. Bundan daha giizel medh ve bundan daha a'la ve 
ezka bir vasif mi olur. Sen boyle ni§ anlar ve ihsanlarla, bu asnn bir hidayet serdansin. Bizler 
senin kadrini ve bu kiymetini bilemedik. Senin buyiik kadrini ve §anini gelecek olan asirlar 
takdir edip, asil menkibe ve mersiyyeni yine onlar yazacaklar. 



Kur'an'da (Said), hadiste (Seyyid) yalam.(S: 255) 



Deriz hep, diye ciimleten cevap verip, oradan ba§lanmiz ve parmaklanmiz ustiinde, yahnayak 
ve ba§ a^ik, arz-i Hicazi velveleye ve deh§ete salan tekbir ve tehlil sadalan ve meleklerinde 
gikardigi yas ve matem sesleriyle, Medine-i Resulullah'a 

ve Ravza-i Mutahhara'ya varahm 

I§te emanetin, i§te Risale't-un Nur'un kahramani, i§te Kur'an'da (Said) ve Hadiste (Seyyid) 

diye soylenen mubarek Ustadimiz diyerek, seni Fahr-i Aleme sunahm. 

Siracu'n-Nur, Said Nursi, Tenvir Ne§riyat, Istanbul 1988 



Sozler 



Tarihte Said Nursi gibi kendisiyle oviinen bir ki§i daha zor bulunur.(S: 141) 

Saniyen: Madem Risale-i Nur, bu mucize-i kiibranin elinde bir elmas kilig hiikmiinde 
hizmetini gostermi§ ve muannid du§manlanni teslime mecbur etmi§. Hem kalbi, hem ruhu, 
hem hissiyati tarn tenvir edecek ve ilacjanni verecek bir tarzda hazine-i Kur'aniyenin 
dellalhgini yapan ve ondan ba§ka me'hazi ve mercii olmayan ve bir mucize-i maneviyesi 
bulunan Risale-i Nur o vazifeyi tarn yapiyor. Ve aleyhindeki deh§etli propagandalara ve gayet 
muannid zindiklara tarn galebe (jalmis,. Ve dalaletin en sert, kuvvetli kalesi olan tabiati, Tabiat 
Risalesi ile parga parga etmi§. Ve gafletin en kahn ve bogucu ve genis. daire-i afakinda ve 
fennin en genis. perdelerinde Asa-yi Musa' daki Meyvenin Altinci Meselesi ve Birinci, Ikinci, 
Ucjincii, Sekizinci Huccetleriyle gayet parlak bir tarzda gafleti dagitip nur-u tevhidi 
gostermi§. 



Onbe? senelik ilmi be§-on haftada temin ettigi iddiasi.(S: 141) 

Elbette bize lazim ve millete elzemdir ki, §imdi resmen izin verilen din tedrisati igin hususi 
dershaneler agilmaya izin verilmesine binaen, Nur §akirtleri mumkun oldugu kadar her yerde 
kuguciik birer dershane-i Nuriye agmak lazimdir. Gergi herkes kendi kendine bir derece 
istifade eder, fakat herkes her bir meselesini tarn anlamaz. iman hakikatlerinin izahi oldugu 
icin hem ilim, hem marifetullah, hem huzur, hem ibadettir. 

Eski medreselerde be§ on seneye mukabil, in§aallah Nur medreseleri be§ on haftada ayni 
neticeyi temin edecek ve yirmi senedir ediyor. 



Risale-i Nur'un ne^rine gali^manin ge^mi^ giinahlara kefaret olacagi yalam.(S: 141) 

Hem hukumet, bu millet ve vatanin hayat-i dunyeviyesine ve siyasiyesine ve uhreviyesine pek 
50k faydasi bulunan bu Kur'an lemeatlarina ve Kur'an dellah olan Risale-i Nur'a degil ili§mek, 
belki tamamiyle tervic ve ne§rine gah^malan elzemdir ki; gecen deh§etli giinahlara kefaret ve 
gelecek sjddetli belalara ve anar§ilige kar§i bir set olabilsin. 

Evliyamn ve olenlerin ruhlan semaya gider uydurmasi.(S: 163) 

Evet, nasil herkesin akil ve hayal ve nazan her vakit semaya gider. Oyle de, agirhklanni 
birakan ervah-i enbiya ve evliya veya cesetlerini gikaran ervah-i emvat, izn-i ilahi ile oraya 
giderler. Madem hiffet ve letafet bulanlar oraya giderler. Elbette cesed-i misali giyen ve ervah 
gibi hafif ve latif bir kisim sekene-i arz ve hava, semaya gidebilirler. 



Said Nursi veli ve abdal dedigi kimselere olaganustu sifatlar vererek Allah'a iftira 
ediyor.(S: 178-9) 

Hatta, evliyadan, ziyade nuraniyet kesb eden ve abdal denilen bir kismi, bir anda birgok 
yerlerde mu§ahede ediliyormu§. Ayni zat, ayn ayn 50k i§leri goriiyormu§. 

Evet, nasil cismaniyata cam ve su gibi §eyler ayna olur. Oyle de, ruhaniyata dahi hava ve esir 
ve alem-i misalin bazi mevcudati ayna hiikmiinde ve berk ve hayal sur'atinde bir vasita-i seyir 



ve seyahat suretine gecerler. Ve o ruhaniler, hayal sur'atiyle o meraya-yi nazifede, o menazil-i 
latifede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler.Madem giines. gibi aciz ve musahhar 
mahluklar ve ruhani gibi madde ile mukayyet nimnurani masnular, nuraniyet sirnyla, bir 
yerde iken pek cok yerlerde bulunabilirler. Mukayyet bir ciiz'i iken mutlak bir kiilli hiikmunu 
ahrlar. Bir anda ciiz'i bir ihtiyar ile pek cok i§leri yapabilirler. 



Said Nursi turn yaratilmislarm zikrini anliyormu$.(S: 143) 

Eger o yiiksek hakikatleri yakindan tema§a etmek istersen, git, firtinali bir denizden, zelzeleli 
bir zeminden sor. "Ne diyorsunuz?" de. Elbette "Ya Celil, ya Celil, ya Aziz, ya Cebbar" 
dediklerini i§iteceksin. 

Sonra, deniz icinde ve zemin yuziinde merhamet ve §efkatle terbiye edilen kiiciik hayvanattan 
ve yavrulardan sor. "Ne diyorsunuz?" de. Elbette "Ya Cemil, ya Cemil, ya Rahim, ya Rahim" 
diyecekler. 

HASIYE Hatta birgiin kedilere baktim. Yalniz yemeklerini yediler, oynadilar, yattilar. 
Hatinma geldi: "Nasil bu vazifesiz canavarciklara mubarek denilir?" Sonra gece yatmak icin 
uzandim. Baktim, o kedilerden birisi geldi, yastigima dayandi, agzini kulagima getirdi, sarih 
bir surette "Ya Rahim, ya Rahim, ya Rahim, ya Rahim" diyerek, giiya hatinma gelen itirazi ve 
tahkiri, taifesi namina reddedip yuzume carpti. 

Akhma geldi: "Acaba §u zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa taifesine mi ammdir? Ve i§itmek 
yalniz benim gibi haksiz bir muterize mi munhasirdir, yoksa herkes dikkat etse bir derece 
i§itebilir mi?" Sonra, sabahleyin ba§ka kedileri dinledim. Cendan onun gibi sarih degil; fakat 
mutefavit derecede ayni zikri tekrar ediyorlar. Bidayette hirhirlan arkasinda "Ya Rahim" fark 
edilir. Git gide hirhirlan, mirmirlan ayni "Ya Rahim" olur; mahregsiz, fasih bir zikr-i hazin 
olur. Agzini kapar, giizel "Ya Rahim" ceker. Yanima gelen ihvanlara hikaye ettim. Onlar dahi 
dikkat ettiler, "Bir derece i§itiyoruz" dediler. 

Sonra kalbime geldi: "Acaba §u ismin vech-i tahsisi nedir? Ve nigin insan §ivesiyle 
zikrederler, hayvan lisaniyla etmiyorlar?" 

Kalbime geldi: Su hayvanlar gocuk gibi cok nazdar ve nazik ve insana kan§ik bir arkadas. 
oldugundan, gok §efkat ve merhamete muhtactirlar. Ok§andigi vakit, ho§lanna giden taltifleri 
gordiikleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilafina olarak esbabi birakip, yalniz 
kendi Hahk-i Rahiminin rahmetini kendi aleminde ilan ile, nevm-i gaflette olan insanlan ikaz 
ve "Ya Rahim" nidasiyla, kimden medet gelir ve kimden rahmet beklenir, esbapperestlere 
ihtar ediyorlar. 



Batin alimlerine gore Kur'an bastan sona gaybi ihtarlardir iddiasi.(S: 369) 

IKINCi SAVK : istikbale ait ihbarat-i gaybiyesidir. Su kisim ihbaratin gok envai var. Birinci 
kisim hususidir. Bir kisim, ehl-i ke§if ve velayete mahsustur. Mesela, Muhyiddin-i Arabi 

Elif lam mim gulibetirrum Suresinde pek gok ihbarat-i gaybiyeyi bulmu§tur. imam-i Rabbani, 
surelerin ba§indaki mukattaat-i hurufla gok muamelat-i gaybiyenin i§aretlerini ve ihbaratini 
gormii§tur ve hakeza... Ulema-yi batin igin, Kur'an ba§tan ba§a ihbarat-i gaybiye nev'indendir. 
Biz ise, umuma ait olacak bir kismina i§aret edecegiz. Bunun da pek cok tabakati var; yalniz 
bir tabakadan bahsedecegiz. 



Ke§if sahibi kimselerin olenlerin ruhlari He temaslari, onlari gormeleri yalam.(S:476- 

477) 

Ruh, katiyen bakidir. Birinci Maksattaki melaike ve ruhanilerin vucutlanna delalet eden 
hemen biitiin deliller, §u meselemiz olan beka-i ruha dahi delildirler. Bence mes'esele o kadar 
kat'idir ki, fazla beyan abes olur. Evet, §u alem-i berzahta, alem-i ervahta bulunan ve ahirete 
gitmek icin bekleyen hadsiz ervah-i bakiye kafileleri ile bizim mabeynimizdeki mesafe o 
kadar ince ve kisadir ki, burhan ile gostermeye liizum kalmaz. Had ve hesaba gelmeyen ehl-i 
ke§fin ve §uhudun onlarla temas etmeleri, hatta ehl-i ke§fu'l-kuburun onlan gormeleri, hatta 
bir kisim avamin da onlarla muhabereleri ve umumun da riiya-yi sadikada onlarla miinasebet 
peyda etmeleri, muzaaf tevaturler suretinde adeta be§erin ulum-u miitearifesi hiikmune 
gecmi§tir. Fakat §u zamanda maddiyyun fikri herkesi sersem ettiginden, en bedihi bir§eyde 
zihinlere vesvese vermi§. i§te §oyle vesveseleri izale icin, hads-i kalbinin ve iz'an-i aklinin 
pek 90k menbalanndan bir mukaddime ile dort menbaina i§aret edecegiz. 



Ruhlar aleminde olmu$ insanlarin ruhlarimn ruhlarimn bizimle ili$kileri vardir 
yalam.(S:478) 

...oyle de, §iiphe kabul etmez ki, §imdi alem-i melekut ve ervahta, olmii§, vefat etmi§ 
insanlarin ervahi pek 90k kesretle vardir ve bizimle munasebettardirlar. Manevi hedayamiz 
onlara gidiyor; onlann nurani feyizleri de bizlere geliyor. . . 



Herbir veli kalbiyle §im$ek cismiyle yerden ar§a, ar^tan yere gidip gelebilir yalam.(S: 
520) 

Herbir insan, akhyla, hayal siir'atinde seyerani; herbir veil, kalbiyle berk siir'atinde cevelani; 
ve cism-i nurani olan herbir melek, ruh siir'atinde Ar§tan fer§e, fer§ten Ar§a deverani; ehl-i 
Cennetin insanlan, burak siir'atinde, ha§irden be§ yiiz sene fazla mesafeden Cennete gikmalan 
oldugu gibi, nur ve nur kabiliyetinde ve evliya kalblerinden daha latif ve emvatin ruhlanndan 
ve melaike cisimlerinden daha hafif ve cesed-i necmi ve beden-i misaliden daha zarif olan 
ruh-u Muhammediyenin (a.s.m.) hadsiz vezaifine medar ve cihazatinin mahzeni olan cism-i 
Muhammedi (a.s.m.), elbette onun ruh-u alisiyle Ar§a kadar beraber gidecektir 

Sozler, Said Nursi, Yeni Asya Ne§riyat, Almanya Baskisi Mart 1994 

§ualar 

1-Risale-i Nur'un bazi risalaleri ihtiyarsiz yazilmiz.(S: 151) 

Bu Risalenin mahall-i zuhuru olan §u memleket muhitinde Risaletii'n-Nurun §air risaleleri 
bulunmadigindan ve ihtiyarsiz olarak burada te'lif edildiginden, Ayetu'l-Kubra gibi 
risalelerde, zahiri; bir tekrar suretinde ba§ka Sozler'in ve Lem'alar'in bir kisim miihim 
mes'eleleri zikredilmi§ ve buralardaki §akirdlere nisbeten herbiri birer kuciik Risaletii'n-Nur 



hiikmiine gecmek hikmetiyle boyle yazdinlmi§. 



2-Said Nursi'nin yazdigi kitaplarda tevafuk (rast gelme) aramasi hastahgi.(S: 151) 

Bu miisveddenin birinci tebyizi bir mubarek zat tarafindan oldu. O zatin tevafukdan haberi 
yokken yazdigi niishada, kayda layik §oyle latif ve manidar bir tevafuk gordiik ki: O nushanin 
satirlan ba§inda "Elifler altiyiiz altmi§alti olarak yazilmi§tir. Bu hal ise, Hazret-i imam-i Ali 
(Radiyallahu Anh) tarafindan bu hususi risaleye verilen Ayetu'l-Kubra naminin cifri ve ebcedi 
makami olan altiyiiz altmi§alti adedine tarn tamina muvafakati ve mutabakati ile, bu risalenin 
bu nama liyakatini gosterir. Hem ayat-i Kur'aniyenin adedi olan altibin altiyiiz altmi§alti'mn 
dort mertebesinden iic mertebesine tevafuku dahi, bu risalenin, ayatin bir lem'asi olduguna bir 
i§arettir diye telakki ettik. 



3-Giivercinler Said Nursi'yi ziyarete geliyormu$.(S: 236) 

Haddimden yiiz derece ziyade olan bu mektup muhteviyatini tevazu ile reddetmek bir kiifran-i 
nimet ve umum §akirtlerin hiisn-ii zanlanna kar§i bir ihanet olmasi ve aynen kabul etmek bir 
gurur, bir enaniyet ve benlik bulunmasi cihetiyle, umum namina Risale-i Nur katibinin 
yazdigi bu uzun mektubu, on iic fikralan ilave edip, hem bir §iikr-ii manevi, hem gururdan, 
hem kiifran-i nimetten kurtulmak igin size bir suretini gonderiyorum ki, Meyvenin On Birinci 
Meselesinin ahirinde "Risale-i Nurun Isparta ve civan talebelerinin bir mektubudur" diye 
ilhak edilsin. Ben bu mektubu, bu tadilat ile yazdigimiz halde, iki defa bir giivercin 
yanimizdaki pencereye geldi. iceriye girecekti. Ceylan'in ba§ini gordii girmedi. Birkac dakika 
sonra ba§kasi aynen geldi. Yine yazani gordii, girmedi. Ben dedim: "Herhalde evvelki serce 
ve kuddiis ku§u gibi miijdecileridir. Veyahut bu mektup gizli miiteaddit mektuplan 
yazdigimizdan, mubarek mektubun tadili ile miibarekiyetini tebrik icin gelmi§ler" kanaatimiz 
geldi. 

Said Nur si 



4-Bir sakirdin sapik inang §ekli.(249-250) 

Eski§ehir mahkemesinde makam-i iddianin nasilsa bir sehiv neticesi, Risale-i Nurun iman 
derslerine "Halklan ifsad ediyor" gibi bir tabir ve sonradan o tabirden vazgectigi halde, 
Risale-i Nur §akirtlerinden Abdiirrezzak naminda bir zat mahkemeden bir sene sonra demi§: 

"Hey bedbaht! Otuz iic ayat-i Kur'aniye i§aratinin takdirine mazhar ve imam-i Ali'nin (r.a.) iic 
kerametinin ihbar-i gaybisiyle ve Gavs-i Azamin (k.s.) kuvvetli bir tarzda ihbanyla kiymet-i 
diniyesi tahakkuk eden ve bu yirmi sene zarfinda idareye hicbir zaran dokunmayan ve hie 
kimseye higbir zarar vermemesiyle beraber binler vatan evladini tenvir ve ir§ad eden ve 
imanlanni kuvvetlendiren ve ahlaklanni diizelten Risale-i Nur'un ir§adlanna 'ifsad' diyorsun. 
Allah'tan korkmuyorsun, dilin kurusun!" demi§. 

Simdi, bu §akirdin hakli olarak bu soziinii makam-i iddia gordugu halde, "Said, etrafina fesat 
sacmis/' tabirini insafiniza ve vicdaniniza havale ediyorum. 



5-Said Nursi'nin zivanadan gikmasi ve Hz.Ali'ye iftiralan.(S: 260-261) 

Evet, Hazret-i Ali Radiyallahu Anh, Kaside-i Celcelutiyede iki suretle Risale-i Nur'dan haber 
verdigi gibi, Ayetu'l-Kubra risalesine i§areten: "Ve bil Ayetu'l-Kubra eminni minel fecet" der. 
Bu i§arette ima eder ki, Ayetu'l-Kubra yuzunden ehemmiyetli bir musibet Risale-i Nur 
talebelerine gelecek ve "Ayetu'l-Kubra hakki igin o fecet ve 'musibetten §akirtlerine aman 
ver" diye niyaz eder, o risaleyi ve menbaini §efaatgi yapar. Evet, Ayetu'l-Kubra risalesinin 
tab'i bahanesiyle gelen musibet, aynen o remz-i gaybiyi tasdik etti. 

Hem o kasidede, Risale-i Nur'un muhim eczalanna tertibiyle i§aretlerin hatimesinde, mukabil 
sayfada der: 

Ve tilke hurufunnuri fecme' havassaha-ve haqqiq meaniha bihel hayru tummimet 

Yani, "i§te, Risale-i Nur'un sozleri, huruflan ki, onlara i§aretler eyledik. Sen onlann 
hassalanni topla ve manalanni tahkik eyle. Butiin hayir ve saadet onlarla tamam olur" der. 
"Huruflann manalanni tahkik et" karinesiyle manayi ifade etmeyen hecai harrier murad 
olmayip, belki kelimeler manasindaki "Sozler" namiyla risaleler muraddir. 



6-Kapim kendi kendine a^ihp kapanmasi yalam.(S: 265) 

Size dun yazdigim latifenin uc. zerafeti var: 

Birincisi: istikbalde gelecek miibarek heyetin §ahs-i manevisinin bir miimessili olmasindan, o 
§ahs-i manevinin sirnyla ve bereketiyle siirgulu kapi kendi kendine agildigi gibi, yine o 
tahakkuk edip viicuda gelmi§ miibarek heyetin bir mumessilinin on sene sonra yanm dakika 
benimle goru§mesi sebebiyle bana hiddet edildi. Ben de hiddet ettim, "Kapilan kapansin!" 
tekrar eyledim. Ayni guniin gecesinin sabahinda-hig vuku bulmami§-kendi kendine 
nobet^ilerin kapilan kapandi, iki saat acilmadi. 



7-Said Nursi kitaptan fal agarak teselli buluyor.(S: 266-7) 

Iki giin evvel sorgu hakimi beni gagirdigi vakit, ben karde§lerimi nasil miidafaa edeyim diye 
dii§unurken, imam-i Gazali'nin Hizbu'l-Masun 'unu a^tim. Birden bu ayetler nazanmda 
goriindii: 

Innellahe yudafiu 



Baktim ki: Birinci ayet, §eddeler sayilsa ve meddeler sayilmazsa amenu daki "Vav" dahi 
meddedir) makam-i cifrisi ve ebcedisi bin uc. yiiz altmi§ iki (1362) eder ki, tarn tamina bu 
senenin ayni tarihine ve bizim mu'min karde§lerimizi mudafaaya azmettigimiz zamana, hem 
manasi, hem makami tevafuk ediyor. Elhamdulillah dedim, benim miidafaama ihtiyac. 
birakmiyor. 

Sonra hatinma geldi ki: "Acaba netice ne olacak?" diye merak ettim. Gordum: 

[Allahu hafizun Alim - Tuba lehum] 



deki iki ciimle, tenvin sayilmaz §artiyla, makam-i cifrisi aynen bin uc yiiz altmis. iki. Eger bir 
med sayilmazsa, iki, eger sayilsa tic eder. Tarn tamina hifz-i ilahiyeye pek cok muhtac 
oldugumuz bu zamanin, bu senenin ve gelecek senenin ayni tarihine tevafuk ederek, bir 
seneden beri biiyiik bir dairede ve genis. bir sahada aleyhimize ihzar edilen deh§etli bir hiicum 
kar§isinda mahfuziyetimize teminat ile teselli veriyor. Risale-i Nur bu hadisede daha parlak 
futuhati hakim dairelerde bulunmasindan, §imdiki muvakkat tevakkuf bizi meyus etmez ve 
etmemeli. Ve Ayetu'l-Kubra 'nin tab'i sebebiyle musaderesi onun parlak makamina nazar-i 
dikkati her taraftan ona celb etmesine bir ilanname telakki ediyorum. Rabbena etmin lena 
nurana vegfirlena ayetini §imdi okudum. vegfirlena ciimlesi tarn tamina bin tic yiiz altmis. iki 
eder. Bu senenin ayni tarihine tevafuk eder ve bizi 50k istigfara davet ve emreder ki, nurunuz 
tamam olsun ve Risale-i Nur noksan kalmasin. 



8-Said Nursi ayetleri kendine reklam igin kullaniyor.(S: 270) 

Aziz karde§im, ve hasira hunalikel kafiru Bu ayet dahi vel asri innel insane left husrin 
i§ aretine i§aret eder ki, kafirlerin bu kadar tahribatlan ve harpleri faydasiz ve hasaret 
icerisinde ayn-i zarar oldu. vel asri i§aretinde Risale-i Nur'a bir ima bulunmasi remziyle, bu 
ayet dahi remzen bin tie yiiz altmis, Rumi tarihi olan bu senede munafiklar ve kufre du§enler 
Risale-i Nur'a ili§ecekler, fakat hasaret ederler. £unkii zelzele ve harp gibi belalann refine bir 
sebep Risale-i Nur'dur. Onun tatili (durdurulmasi) belalan celb eder diye bir gizli ima olabilir. 
- Said Nursi 

9-Said Nursi bir kafiri miir^id yapiyor!(S: 279-280) 

Bir zaman, muslim olmayan bir zat, tarikatten hilafet almak icin bir care bulmu§ ve ir§ada 
ba§lami§. Terbiyesindeki miiridleri terakkiye ba§larken, birisi ke§fen miir§idlerini gayet 
sukutta gormu§. O zat ise ferasetiyle bildi, o muridine dedi: "i§te beni anladin." O da dedi: 
"Madem senin ir§adinla bu makami buldum; seni bundan sonra daha ziyade ba§imda 
tutacagim" diye Cenab-i Hakka yalvarmi§, o bicare §eyhini kurtarmi§; birden bire terakki edip 
butiin miiridlerinden gecmi§, yine onlara mur§id-i hakiki kalmi§. Demek bazan bir murid, 
§eyhinin §eyhi oluyor. 



10-Risale-i Nur i^in uydurulmu§ faydalar.(S: 283) 

Aziz karde§lerim, 

Bu fecirde, birden bir fikra ihtar edildi. Evet, ben de Hiisrev'in zelzele hakkinda tafsilen 
yazdigi keramet-i Nuriyeyi tasdik ederim ve kanaatim de o merkezdedir. £unku Risale-i Nur 
ve §akirtlerine dort defa §iddetli taarruzlann ayni zamaninda dort defa deh§etli zelzelenin 
hiicumu tarn tamina tevafuklan tesadufi olmadigi gibi, Risale-i Nur'un iki merkez-i inti§an 
olan Isparta ve Kastamonu'nun sair yerlere nisbeten afattan mahfuz kalmalan ve Sure-i Ve'l- 
Asr i§aretiyle, ahirzamanin en biiyiik bir hasaret-i insaniyesi olan bu ikinci Harb-i Umumiden, 
care-i necat ise iman ve amel-i salih olmasindan, Risale-i Nur'un Anadolu'nun her tarafinda 
iman-i tahkikiyi ne§ri zamanina Anadolu'nun fevkalade olarak bu hasaret-i azime-i 
harbiyeden kurtulmasi tarn tamina tevafuku dahi tesadufi olamaz. Hem Risale-i Nur'un 
hizmetine zarar veren veya hizmette kusur edenlere ayni zamaninda gelen §efkat veya hiddet 



tokatlannin yiizer vukuatlan tarn tamina tevafuklan tesadiifi olmadigi gibi, Risale-i Nur'a 
hiisn-ii hizmet edenlerin hemen hemen bilaistisna mai§etinde viis'at ve bereket kalbinde 
meserret ve rahat gormelerinin binler hadiseleri dahi tesadiifi olamaz. 



11-Risale-i Nura Hi^enler deprem He cezalandinhyor iddiasi.(S: 284) 

I§te Bediiizzaman'in uzun senelerden beri "Zindiklar Risale-i Nur'a dokunmasinlar ve 
§akirtlerine ili§mesinler. Eger dokunurlarsa ve ili§irlerse, yakininda bekleyen felaketler, onlan 
yiiz defa pi§man edecek" diye Risale-i Nur ile haber verdigi yiizler hadisat iginde, i§te zelzele 
eliyle dogrulugunu imza ederek gelen dort hakikatli felaket daha... Cenab-i Hak bize ve 
Risale-i Nur'a taarruz edenlerin kalblerine iman, ba§lanna hakikati gorecek akil ihsan etsin. 
Bizi bu zindanlardan, onlan da felaketlerden kurtarsin. Amin. - Hiisrev 



12-Hafiz AH, Said Nursi'nin yerine olmu§!(S: 288) 

Ben merhum Hafiz Ali'yi unutamiyorum. Onun acisi beni gok sarsiyor. Eski zamanlarda 
bazen boyle fedakar zatlar, kendi dostu yerine oliiyorlardi. Zannederim, o merhum benim 
yerimde gitti. 



13-Said Nursi berzah alemini gordugunu saniyor.(S: 288-9) 

Medar-i hayrettir ki, ben §imdi onun manevi, belki maddi hayatiyla alem-i berzaha gitmesi 
cihetiyle, o aleme gitmek igin bende bir i§tiyak zuhur etti ve ruhuma ba§ka bir perde agildi. 
Nasil ki buradan Isparta'daki karde§lerimize selam gonderip muarefe, muhabere ile sohbet 
ediyoruz. Aynen oyle de, Hafiz Ali'nin tavattun ettigi alem-i berzah, nazanmda Isparta, 
Kastamonu gibi olmu§. 



14-Said Nursi 61mu§ ki§i ile rabita kuruyormu§.(S: 289) 

Hatta bu gece, mesmuatima gore, buradan birisi oraya gonderilmis. (vefat etmisj . On defadan 
ziyade teessiif ettim. "Nicin Hafiz Ali'ye onunla selam gondermedim?" Sonra ihtar edildi ki, 
selam gondermek icin vasitalara ihtiyac yok; kuvvetli rabitasi telefon gibidir. Hem o gelir, 
alir. 



15-Risale-i Nur'un haylaz §akirtleri tokatladigi iddiasi.(S: 291) 

Risale-i Nur'un Genglik Rehberinde ve Meyve Risalesindeki be§ meselesinin, haylaz 
genglerde dokuz tokadi Risale-i Nur'un bir latif kerameti oldugunu o gentler dahi tasdik 
ediyorlar. 

Birincisi: Bana hizmet eden Feyzi. Ona bidayette dedim: "Sen Meyvenin bir dersinde 
bulundun, haylazhk yapma." O yapti, birden tokat yedi, bir hafta eli bagh kaldi. 

Evet, dogrudur. Feyzi 



ikincisi: Bana hizmet eden ve Meyveyi yazan Ali Riza. Bir gun, yazdigini ona ders 
verecektim. O, haylazhgindan yemek pi§irmek bahanesiyle gelmedi, birden tokat yedi. O 
vakit onun tenceresi saglamken, dibi yemegiyle beraber tamamen du§tii. 

Evet, dogrudur. Ali Riza 

Uguncusu: Ziya, Meyvenin genclige ve namaza dair meselelerini kendine yazdi, namaza 
ba§ladi. Fakat haylazhk yapti, namazi ve yaziyi birakti. Birden, o vakitte tokat yedi. Hilaf-i 
adet ve sebepsiz, ba§i ustiindeki sepeti ve elbiseleri yandi. O kadar kalabahk iginde yanincaya 
kadar kimse farkinda olmamasi, kasdi bir §efkat tokadi oldugunu gosterdi. 

Evet, dogrudur. Ziya 

Dorduncusii: Mahmud. Ona Meyveden genglik ve namaz meselelerini okudum ve dedim: 
"Kumar oynama, namaz kil." Kabul etti. Fakat haylazhk galebe etti, namaz kilmadi ve kumar 
oynadi. Birden, hiddet tokadini yedi. \jq dort defada daima maglup olup fakir haliyle beraber 
kirk lira ve sakosunu ve pantolonunu kumara verdi, daha akh ba§ina gelmedi. 

Evet, dogrudur. Mahmud 

Be§incisi: On dort ya§inda Suleyman naminda bir gocuk, ziyade haylazhk yapip ba§kalannin 
da i§tahlanni agiyordu. Ona dedim: "Uslu dur. Namazini kil. Senden buyuk haylazlann iginde 
bu halin sana tehlike getirir." O, namaza ba§ladi, fakat yine namazi terk ve haylazhga girdi. 
Birden tokat yedi. Uyuz illetine miiptela oldu, yirmi gundur yataginda yatmaya mecbur oldu. 

Evet, dogrudur. Suleyman 

Altincisi: Bana bidayette hizmet eden Omer, namaza ba§ladi, §arkilan birakti. Fakat bir 
ak§ am, kapiya yakin bir § arki kulagima geldi, evrad ile me§guliyetime zarar verdi. Ben, hiddet 
ettim, giktim. Gordiim ki, hilaf-i adet, Omer'dir. Ben de hilaf-i adet bir tokat vurdum. Birden, 
sabahleyin hilaf-i adet olarak Omer ba§ka hapse gonderildi. 

Yedincisi: Hamza naminda, on alti ya§inda sesi giizel olmasindan §arki soyliiyor, ba§kalannin 
da i§tahlanni a^iyor, haylazhk ediyordu. Ona dedim: "Boyle yapma, tokat yiyeceksin." 
Birden, ikinci giin bir eli yerinden cikti, iki hafta azabini gekti. 

Evet, dogrudur. Hamza 



16-Nurcular Hz.Ali'yi emellerine alet ediniyorlar.(S: 316) 

Hem bu memlekete maddi ve manevi bereketi ve fevkalade hizmeti, otuz uq ayat-i 
Kur'aniyenin i§aratiyla ve imam-i Ali Radiyallahu Anhin ug keramet-i gaybiyesiyle ve Gavs-i 
Azamin (k.s.) kat'i ihbanyla tahakkuk etmi§ olan Risale-i Nur; bizim adi ve §ahsi 
kusurlanmizla mes'ul olmaz ve olamaz ve olmamah. Yoksa bu memlekete hem maddi, hem 
manevi, telafi edilmeyecek derecede zarar olacak. 



17-Bir nurcunun Risale-i Nur'a iltifatlari.(S: 384) 

"Ey Risale-i Nur! Senin, hakkin dili ve hakkin ilhami olup onun izniyle yazildigina §iiphe 
yok... Ben kimsenin mail degilim. Ben higbir kitaptan ahnmadim, higbir eserden gahnmadim. 
Ben Rabbani ve Kur'aniyim. Bir layemutun eserinden fi§kiran kerametli bir Nurum... Sen 90k 
feyizli ve rahmetli bir hak kitapsin. 



18- Allah katran agacinin dallari arasinda Nursi icm ekmek yarattiyor yalam.(S: 410) 

Dagda, ug ay, bana ve misafirlerime bir kiyye tereyagi, hergiin ekmekle beraber yemek 
§artiyla, kafi geldi. Hatta, Siileyman isminde mubarek bir misafirim vardi. Benim ekmegim de 
ve onun ekmegi de bitiyordu. Car§amba guniiydii, dedim ona: "Git, ekmek getir." iki saat, her 
tarafimizda kimse yok ki oradan ekmek alinsin. "Cuma gecesi senin yaninda bu dagda beraber 
dua etmek arzu ediyorum" dedi. Ben de dedim: "Tevekkelna alallah, kal." 

Sonra, hig munasebeti olmadigi halde ve bir bahane yokken, ikimiz yiiruye yiiriiye bir dagin 
tepesine giktik. ibrikte bir parga su vardi. Bir parga §ekerle gayimiz vardi. Dedim: "Karde§im, 
bir pargacay yap." 

O ona ba§ladi. Ben de derin bir dereye bakar bir katran agaci altinda oturdum. Muteessifane 
§oyle du§undiim ki: Kiiflenmis. bir parca ekmegimiz var; bu ak§am ancak ikimize yeter. iki 
giin nasil yapacagiz ve bu safi-kalb adama ne diyecegim diye dii§unmedeyken, birden bire 
ba§im gevrilir gibi ba§imi gevirdim. Gordum ki, koca bir ekmek, katran agacimn ustiinde, 
dallari iginde bize bakiyor. Dedim: "Siileyman, mujde! Cenab-i Hak bize nzik verdi." 

O ekmegi aldik; bakiyoruz ki, ku§lar ve hayvanat-i vah§iye, higbiri ili§memi§. Yirmi otuz 
giindur higbir insan o tepeye gikmami§ti. O ekmek ikimize iki giin kafi geldi. Biz yerken, 
bitmek uzereyken, dort sene sadik bir siddikim olan mustakim Siileyman, ekmekle a§agidan 
gikageldi. 



19-Said Nursi kedilerin zikrini i$itiyormu§i.(S: 411) 

Su iistiimdeki sakoyu, yedi sene evvel eski olarak almi§tim. Be§ senedir elbise, ^ama^ir, 
pabuc, gorap i^in dort bucuk lira ile idare ettim. Bereket, iktisat ve rahmet-i ilahiye bana kafi 
geldi. 

i§ te, §u niimuneler gibi 90k §eyler var ve bereket-i ilahiyenin 90k cihetleri var. Bu koy halki 
gogunu bilirler. Fakat sakin bunlan fahr i^in zikrediyorum zannetmeyiniz. Belki mecbur 
oldum. Hem benim igin iyilige bir medar oldugunu dii§iinmeyiniz. Bu bereketler, ya yanima 
gelen halis dostlanma ihsandir; veya hizmet-i Kur'aniyeye bir ikramdir; veya iktisadin 
bereketli bir menfaatidir; veyahut: "Ya Rahim,Ya Rahim" ile zikreden ve yanimda bulunan 
dort kedinin nziklandir ki, bereket suretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet, hazin 
mirmirlanni dinlesen, "Ya Rahim, ya Rahim" gektiklerini anlarsin. 



20-Risale-i Nur'un aglamasi ile yer titrer, hava aglar yalam.(S: 424) 



Pek 50k tecriibelerle ve hadiselerle kat'i kanaat verecek bir tarzda, Risale-i Nur'un aglamasiyla 
ya zemin titrer veya hava aglar. Gozumiizle gok gordugumuz ve kismen mahkemede dahi 
ispat ettigimiz gibi, tahminimce bu kis. emsalsiz bir tarzda, yaz gibi bidayette giilmesi, Risale-i 
Nur'un perde altinda teksir makinesiyle giilmesine ve inti§anna tevafuku; ve her tarafta taharri 
ve miisadere endi§esiyle tevakkufla aglamasina, birden bire ki§ deh§etli hiddeti ve 
aglamasiyla tetabuku kuvvetli bir emaredir ki, hakikat-i Kur'aniyenin bu asirda parlak bir 
mucize-i kubrasidir, zemin ve kainat onun ile alakadar... 



21-Bazi evliyalarm Said Nursi kihginda gorundugu yalani.(S: 425) 

Bir zaman me§hur bir allameyi, harbin miiteaddit cephesinde cihada gidenler gormu§ler, ona 
demi§ler. O da demi§: "Bana sevap kazandirmak ve derslerimden ehl-i imana istifade ettirmek 
igin benim §eklimde bazi evliyalar benim yerimde i§ler gormu§ler." 



22-Said Nursi'nin ayni anda birkag yerde goruldugii yalam.(S: 425) 

Aynen bunun gibi, Denizli'de camilerde beni gordukleri, hatta resmen ihbar edilmis. ve miidiir 
ve gardiyana aksetmi§. Bazilan telas. ederek, "Kim ona hapishane kapisini aciyor?" demi§ler. 
Hem burada dahi aynen oyle oluyor. 



Sualar, Said Nursi, Sozler Yayinevi, Istanbul 1992 



Tarihce-i Hayat 



Said Nursi'ye gordugu bir riiyada Hz.Peygamber soru sormamak §artiyla Kur'an ilmi 
ogretilecegini miijdelemi^tir yalam.(S: 30) 

Nur§in'de bir miiddet kaldiktan sonra Hizan'a dondu. Sonra medrese hayatini terk ederek, 
pederinin yanina geldi ve bahara kadar evde kaldi. O sirada §oyle bir riiya goriir: 
Kiyamet kopmu§, kainat yeniden dirilmi§. Molla Said, Peygamber Aleyhissalatii Vesselami 
nasil ziyaret edebilecegini dii§unur. Nihayet Sirat Kopriisunun ba§ina gidip durmak hatinna 
gelir. "Herkes oradan gecer, ben de orada beklerim" der ve Sirat Kopriisunun ba§ina gider. 
Butiin peygamberan-i izam hazeratini birer birer ziyaret eder; Peygamber Efendimizi de 
ziyarete mazhar olunca uyanir. 
Artik bu riiyadan aldigi feyiz, tahsil-i ilim igin HASIYE 2 buyiik bir §evk uyandinr. 

HASIYE 2 

Tarih^e-i hayatinda yazilmami§ o riiyada mazhar oldugu bir hakikati sonradan §oyle anladik 

ki: 

Molla Said Hazret-i Peygamberden ilim talebinde bulunmasina kar§ilik, Hazret-i Resul-i 

Ekrem Aleyhissalatii Vesselam, ummetinden sual sormamak §artiyla ilm-i Kur'an'in talim 

edilecegini teb§ir etmi§ler. Aynen bu hakikat, hayatinda tezahur etmi§; daha sabavetinde iken 

bir allame-i asir olarak taninmis. ve katiyen kimseye sual sormami§, fakat sorulan biitiin 

suallere mutlaka cevap vermi§tir. 



Bir yenilik yapmak igin Him ve fennin oziinii tic. ayda ogrenmi^tir yalam.(S: 31) 

Maksadi ise, esasen kendisinde fitraten mevcud bulunan icad ve teceddud fikrini medrese 
usullerinde gostermek ve bir teceddud viicuda getirmek HASIYE ve bir siirii ha§iye ve 
§erhlerle vakit zayi etmemekti. Bu suretle, ale'1-usul yirmi sene tahsili lazim gelen ulum ve 
fiinunun ziibde ve hulasasini uc ayda tahsil ve ikmal etmi§tir. 

HASIYE 

Yirmi tic senede telifi tamamlanan ve yiiz otuz kitaptan mute§ekkil Risale-i Nur adli 
eserleriyle, ilm-i kelam sahasinda bir teceddud yaptigi gorulmiiijtur. 

Evet, kendisi, on be§ sene tahsili lazim gelen ilmi tie ayda elde etmesi, gaybi bir i§arettir ki: 
"Bir zaman gelecek, on be§ sene degil, bir sene bile ilm-i iman dersini alacak medreseler ele 
gecmeyecek. i§te o zamanda mu§taklara on be§ senelik dersi on be§ haftada ellere verebilecek 
Kur'ani bir tefsir cikacak ve Said onun hizmetinde bulunacak." 



Said Nursi rtiyasinda adam oldtirme emri ahyor.(S: 36) 

Tillo'da iken, bir gece Seyh Abdiilkadir-i Geylani Hazretlerini (k.s.) ruyasinda goriir. Geylani 
Hazretleri (k.s.) kendisine hitaben: 

"Molla Said! Miran a§ireti reisi Mustafa Pa§aya gidiniz ve kendisini tarik-i hidayete davet 
ediniz; yaptigi zuliimden vazgecerek, namaza ve emr-i marufa mudavim olmasini tavsiye 
ediniz. Aksi takdirde oldurunuz." 



Sakirtler biiyiik kutbun himayesine muhta? degildir safsatasi.(S: 270) 

Fa§etmek hatinma gelmeyen bir sirn, fas. etmeye mecbur oldum. Soyle ki: 
Risale-i Nur'un §ahs-i manevisi ve o §ahs-i maneviyi temsil eden has §akirtlerinin §ahs-i 
manevisi "ferid" makamina mazhar olduklan icin, degil hususi bir memleketin kutbu, belki 
ekseriyetle Hicaz'da bulunan kutb-u azamin tasarrufundan haric oldugu gibi onun hukmu 
altina girmeye mecbur degil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanimaya mecbur 
olmuyor. Ben, eskiden Risale-i Nur'un §ahs-i manevisini, o imamlardan birisini 
zannediyordum. Simdi anhyorum ki; Gavs-i Azam'da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, 
"ferdiyet" dahi bulundugundan, ahirzamanda, §akirtlerinin baglandigi Risale-i Nur, o ferdiyet 
makaminin mazhandir. 



Risale-i Nur kudsi bir eserdir iddiasi.(S: 286) 

. . . .Cenab-i Hak, Ustadimiza, Risale-i Nur'un telifinde oyle bir iktidar-i bed! ihsan etmi§tir ki; 
bu herkese nasip olacak hasletlerden degildir. O harika Nur Risaleleri, herbiri, gurbette, 
hastahk icinde, dagda, bagda, katipsiz, tahammiilu mii§kul gayet agir §erait dahilinde, zahiri 
nice mu§kulatlarla meydana gelmi§ ve mii'minlerin imdadina yeti§mi§tir. Fakat, Cenab-i 
Hakka sjikrolsun ki, inayet-i ilahiye, harika bir tarzda Ustadimiza fevkalade muvaffakiyet 
ihsan etmi§tir. i§te bu sirdandir ki, Cenab-i Hak, ona kainati bir kitab-i semavi ve arzi bir 
sahife gibi ke§f ve §uhudla bihakkalyakin okuyacak bir iktidar vermi§, mahz-i inayetle boyle 



kudsi bir esere sahip kilmi§tir. 



Kalpten ge^enleri okuyan Said Nursi!(S: 287) 

Hem, Ustadimizin harika halati ve §ayan-i hayret garaib-i ahvali ba§ta Risale-i Nur olarak 
pekcoktur. Evet, biz itiraf ediyoruz ki, Ustadimiz bizim hatirat-i kalbimizi bizden ziyade okur, 
cok defa haberimiz olmadigi bir meselede bizleri §iddetli tela§la ikaz ederler, bizi hayrette 
birakirlar. Fakat, giinler gectikten sonra aynen Ustadimizin ikaz ettigi §eyle kar§ila§ir, akhmiz 
ba§imiza gelirdi. Ustadimizla daga gittigimiz zaman, daha §ehre donme zamani gelmeden, 
birden Ustadimiz kalkarlar, bize de emrederlerdi. Hikmetini sormak istedigimizde, "Acele 
gidelim, Risale-i Nur hizmeti icin bizi bekliyorlar." Hakikaten, §ehre avdetimizde, mutlaka 
miihim bir Risale-i Nur §akirdi bizi bekliyor bulur veya birkac defa gelip gittigini kom§ular 
haber verirlerdi. 



Said Nursi gelecekten haber verirdi yalam.(S: 287) 

Ustadimiz arasira bizlere, hususan Feyzi'ye latife tarzinda buyururlardi ki: 
"Cezaniz var, tokat yiyeceksiniz, hapse gireceksiniz..." diye Denizli hapsimizi bize remzen 
haber verip, hem bizi ikaz, hem kable'i-vuku bir miihim hadiseyi ke§fen beyan ediyorlardi. 
Hakikaten 50k gecmedi, Ustadimizin dedigi cikti. 



Risale-i Nur'a ili§irlerse afetlerin hucumuna sebep olurlar uydurmasi.(S: 288) 

Yine, Ustadimiz tevkifimizden evvel mukerreren buyururlardi ki: "Ehl-i diinya, Risale-i Nur'a 
ili§mesinler; ili§irlerse, afetlerin hucumuna sebep olurlar." Hakikaten herkesce malumdur ki, 
Risale-i Nur §akirtleri tevkif edilir edilmez her tarafta afetler, zelzeleler, hastahklar ba§lardi; 
ta Risale-i Nur'un hakkaniyeti tasdik olunup vatana faideli oldugu itiraf edilinceye kadar. £ok 
yerlerde, ezciimle Kastamonu'da zelzele devam etti. 



Kastamonu kalesi taslanni atarak Said Nursi'yi tasdik etmi^CS: 288) 

Hatta Kastamonu'nun tarihi yuksek kal'asi (Ki, bazi risalelerin medresesi hukmune gecti.) 
Risale-i Nur'a ve muellifi olan Ustadimiza i§tiyak ve hasretinden matem tutup, en saglam 
koklii ta§lanni a§agi atarak, Ustadimizin ihbar-i gaybisini maddeten tasdik etmi§tir. 



Ayet bize cifirle haber veriyor yalam.(S: 288) 

Ustadimiz, tevkifimizden mukaddem buyururlardi ki: 

"Risale-i Nur'a muthis. bir hucum plani var; fakat, merak etmeyiniz. Miijde, inayet-i ilahiye 

imdadimiza yeti§ecek. §oyle ki: 

"Bugiin, okumak icin Hizb-i Azam-i Nuriyi agmi§tim, birden kar§ima, ayeti cikti; manen, 

'Banabakl'dedi. 

"Ben de baktim; gordum ki, manasinin cok tabakalanndan hususan mana-i i§arisiyle ve 

cifrisiyle hem hapis musibetine, hem necatimiza i§aret ve bize be§aret ediyor" buyurdular. 



Nurculann Hz.Ali'ye ve dine korkunc, bir hakareti!(S: 291) 

imam-i Ali (r.a.) gayba§ina nazanyla (gaybi goren baki§i ile) bu risaleyi gormii§, "Kaside-i 
Celcelutiye"sinde bu risalenin ehemmiyetine ve makbuliyetine i§aret edip, fikrasiyla onu 
(risaleyi) §efaatci yaparak dua etmi§tir. 

Bu "Ayetii'l-Kubra"nin tetkiki neticesinde Ustad ve talebelerinin beraetle hapisten 
kurtulmalan, imam-i Ali'nin (r.a.) bu duasinin kabuliinu ispat etmi§tir. 



Bir nurcunun mahkemeye beddua ederken kendi hurafelerini gorememesi.(S. 362) 

Risale-i Nur §akirtlerinden Abdurrezzak naminda bir zat mahkemeden bir sene sonra demi§: 

"Hey bedbaht! Otuz uc ayat-i Kur'aniye i§aratinin takdirine mazhar ve Imam-i Ali'nin (r.a.) tic 
kerametinin ihbar-i gaybisiyle ve Gavs-i Azamin (k.s.) kuvvetli bir tarzda ihbanyla kiymet-i 
diniyesi tahakkuk eden ve bu yirmi sene zarfinda idareye higbir zaran dokunmayan ve nig 
kimseye hicbir zarar vermemesi ile beraber binler vatan evladini tenvir ve ir§ad eden ve 
imanlanni kuvvetlendiren ve ahlaklanni diizelten Risale-i Nur'un ir§adlanna Mfsad' diyorsun. 
Allah'tan korkmuyorsun; dilin kurusun" demi§. 



Zehirlenen Said Nursi cev§en okuyarak §ifa bulmu§!(S: 401) 

Bir siyasi memurun igfali ve "Imhasi icin yukandan emir aldik" demesine aldanan bir 
bekciba§i, Ustadin penceresine geceleyin merdivenle cikarak yemegine zehir atmi§; ertesi giin 
Ustad zehirlenerek kivranmaya ba§lami§tir. Zehirin tesiri 90k azim oldugu halde; kendisi, 
"Cev§enii'i-Kebir gibi evrad-i kudsiyelerin feyziyle olumden muhafaza olunuyorum. Fakat, 
hastahk, lztirap 90k §iddetlidir" derdi. 

Said Nursi Tarih^e-i Hayati, Yeni Asya Ne§riyat, Almanya Baskisi Temmuz 1994 



Tilsimlar Mecmuasi 



Risale-i Nur'un kiymetini tarn hadis ve ayet ile ispat etmesine hayretle barekellah 
dedim, iddiasi.(S: 168) 



Evvela: Aydin havalisinin Hasan Feyzi'si ve Husrev'i ve Mehmed Feyzi'si ve Risale-i Nur'un 
manevi avukati Ahmed Feyzi'nin tie seneden be*ri alimane, mudakkikane yazdigi §u gelen 
istihracat-i gaybiyeyi ve Sikke-i Tasdik-i Gaybiye'nin bir kuvvetli hucceti ve §ahidi bulunan 
§u risalecigi dik*katle miitalaa ettim. O'nun tedkikatina ve Risale-i Nur'un kiymetini tarn 
hadis ile ve ayet ile isbat etmesine kar§i, hayret ve istihsan ile "Ma§aallah, Barekellah" dedim. 
Fakat, bir derece tabire muhta^tir. Ayn-i hakikattir; fakat "Said" hakkinda hususan son kismin 
ha§iyelerinde -§ahsiyetim itibanyla had-dimden yiiz derece ziyade bir hiisn-u zanni ile- 



hakikatin sureti degi§mi§... 



Said Nursi Kitaplanni yere goge sigdiramiyor.(S: 168) 

Evet, hem Sikke-i Gaybiye, hem O'nun yazdigi ayetler ve hadisler mut-tefikan bu asirda bir 
hakikat-i miraniyeye i§aret ediyorlar. 



Said Nursi ayetleri kendini reklam i<jin kullamyor.(S: 168) 

Bazi ayat-i kerime ve ehadis-i §erife ahirzamanda gelecek bir muceddid-i ekberi mana-yi i§ari 
ile haber veriyorlar. 



Mehdi'nin dogum tarihi Said Nursi ile ayniymi§!(S: 203) 

AYN-I HARIKA T BIR KERAMET-I GAYBIYEDIR 

I'tikad-i Ehl-i Sunnet'ce huriic-u e§rat-i saatten olarak mervi olan Mehdi'nin (R.A.) veladeti 
dahi, zuhuru gibi ahirzamanda olacaktir. Ve Al-i Beyt'ten olduguna gore ismi, ism-i Nebiye 
(A.S.M.) ve pederinin ismi, ism-i ebi Nebiye (A.S.M.) uya*caktir. Bu babta ehl-i hakaik 
caniblerinden menkul olan ku§ufatin heniiz bir§ey kiz-be gikmayani, Mevlana Hasenii'l 
Adevi'nin Mevakitii'l §a'rani'den naklettigi ke*§iftir ki, Abdulvehhab-i §a'rani Hazretleri 
Kitabul'-Yevakitu'l-Cevahir'i, Mehdi-i ahirzamanin 1255 senesi §aban'in 15'inci gecesi 
dunyaya gelecegini, §eyh Hasan-i Iraki'den nakl ve bu re'yde kendi §eyhleri Ali Havasi 
Hazretlerinin dahi muvafaka*ti oldugunu beyan buyurmu§tur. 

(Me§ahiru'n-Nisa cilt 1, sahife 227, darii'l tab'atii'l amire) 

Merhum Haci Zihni Efendi'nin Me§ahiru'n- Nisa unvanh eserinden nakl etti*gimiz bu 
satirlarda beyan olunan olunan 1255 senesi ile kitabin sahifesinin kenanna ha§iye olarak 
kaydedilen 1294 senesi ile sevgili Ustadimizin tarih-i veladetlerine; ikin*cisi, yani 1294 tarihi 
ise besmele-i hayatlanna ba§ladiklan tarihtir. 



Said Nursi'nin ilginc mehdi teorisi.(S: 208) 

Hazret-i Mehdi (R.A.), zamanindaki mehdilerin en yiiksegi ve umur-u dinde miictehidlerin en 
mukemmeli olacaktir. Bu da mu§arunileyhin azametinin kemaline, cemalinin §erefine, 
mertebesinin yuksekligine ve derecesinin meziyetine delalet eder. 



Said Nursi ^ocuk iken evvelin ve ahirin ilimlerine varis kilinmi§!(S: 208) 

Hadis-i §erif meali: "Mehdi, evladimdan kirk ya§inda bir §ahisdir. Yiizii, necm-i ziyadar gibi; 
onca zulm ve haksizhk ile doldurulan yeryuziinu, hak ve adaletle dol*durur. Hilafette; yerde, 
goktekiler ve hatta havadaki ku§lar bile razi olacaklardir." 



Ha§iye 1 : Bu cihet giines. gibi a§ikar bir hakikattir. Ki, O zat-i zihavarik daha hal-i sahavetinde 
iken ve hie. tahsil yapmadan* zevahiri kurtarmak iizere, uc ayhk bir tahsil miiddeti ulum-u 
evvelin ve afiirin, lediin'niyat ve hakaik-i e§yaya, esrar-i kainata ve hikmetri ilahiyeye varis 
kihnmi§tir ki, §imdiye kadar boyle bir mazhariyet-i ulyaya kimse nail 01mami§tir. Bu harika-i 
ilmiyenin i§i asla mesuk degildir. Bu ci*het, Risale-i Nur'u cinlayarak okuyanlara malumdur. 



Mehdi cjkmadan once dogudan kuyruklu yildiz dogacaktir uydurmasi.(S: 208) 

Hadis-i Serif meali: "Mehdi (R. A) cikmasindan once, §arktan, parlak kuyruga sahi b bir 
yildiz dogacaktir." (Ha§iye 1: O yildiz, birinci harb-i umumide, Risa'e-i Nur'un ilk inti§an 
anlann*da zuhur etmi§tir. Bu senede gorenlere §ayan-i dikkattir.) 



Said Nursi'nin mehdi oldugunun ilging delilleri.(S: 208) 

Hadis-i §erif meali: "Mehdi (R. A.), evladimdan kirk ya§inda bindir. Yiizii necm-i ziyadar 
gibidir. Sag yanaginda siyah bir ben vardir. Uzerinde iki pamuklu hirkasi bulunur. Bu halife, 
beni-israil erkeklerine benzer. Hazineler istihrac. edip, §irk me-dine'lerini feth 
edecektir.(Ha§iye 2: Hazret-i Ustada dikkat edenler, sag yanagindaki siyah benegi kolay*hkla 
gorebilirler, iki pamuklu hirkasi olup, hal-i sahavetinden beri acib ve ba§kala*ra benzemeyen 
bir giyime sahib olup, Hadis-i Serifi fi'len tasdik etmektedir. Usa*nandaki siklet ise, kendisi 
ile gorii§enlere malumdur. Ve kirk ya§inda Risale-i Nur'*un te'lifine me§gul olup, mukaddes 
vazifesine, iman-i tahkikinin ne§ri vazifesi ba§*lami§tir. 

Tilsimlar Mecmuasi, Said Nursi, Tenvir Ne§riyat, Istanbul 1988 

FETHULLAH GULEN'in KITAPLARINDAKI 
SAPIKLIKLAR 




"Ruhanilerin gormesi, cisimlenmesi" hurafesi. (s.21) 

Ruhamlerin Gormesi 

Ruhani kendi (jergevesi dahilinde pek 50k §eyi mii§ahede edebilir. Ruhanilerin cismaniyete ait 
§eyleri gormeleri, onlar igin zahmetsiz sikintisiz bir §ekilde gergekle§ebilir. Bazen Allah 
onlara, mukafat-i cismaniye de verir. Ancak bu, higbir zaman hulul ve ittihad §eklinde 
gergekle§mez. Bu ruhun, cismaniyetle ig ige miinasebeti §eklinde tecelli eder. Dolayisiyla ruh- 



cesed beraber olarak kendilerine ait §eyleri mu§ahede ederler. Siz, bir durbunle daglan 
gorduguniiz, daha hassas bir durbunle yildizlan mu§ahede ettiginiz gibi, ruhlar da, 
cismaniyete ait §eyleri boyle ge§itli diirbiinler kullanarak, cismanilerin gorme ve duyma 
buudlan igerisinde mu§ahede ederler. 
[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 21 ] 



Ruhlarin tekrar cisimlenebilecegi iddiasi(s.23) 

Ruh ve Cesed 

Madde ile kayith olmayan ruhlar, dunyadaki cesetlerine benzer misali cesedleriyle tekrar 
goriilebilirler. Bunun sayisiz denecek kadar misalleri vardir. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 23 ] 



Veli dedigi tic. ki^iyi nebi ile kar$ila?tirma hurafesi.(s.24) 

Velinin butiin hayat boyu varacagi yere, nebi daha dogdugunda varmi§tir. Mevlana, 
Muhyiddin-i Arabi ve "80 kusur senelik hayatimda dunya zevki namina bir§ey tatmadim" 
diyen Bediiizzaman da buna dahil... Onlar bayraklanni nereye gotiirup dikerlerse diksinler, 
orada Nebinin sesini-solugunu duyarlar. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 24 ] 



Bi§r-i Hafi ve kopekler hurafesi.(s.24) 

Bi§r-i Hafl'ye Saygi 

Bi§r-i Hafi'nin vefat ettigi giin, Bagdat'in kopekleri sokaklara pislemeye ba§lami§lar. Bunu 
goren ehlullahtan biri, "Eyvah, Bi§r-i Hafi vefat etti" diye irkilmi§. Zira, Bi§r-i Hafi devamli 
yahnayak gezermi§. Bundan dolayi kopekler de ona olan saygilanndan orta yere 
pislemezlermi§. Bu bir menkibe, ashna degil, fashna bakilmah.! 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 24 ] 



Veli ve keramet hurafeleri.(s.25) 

Velayet ve Keramet 

Velayetin ilk basamaklannda gok keramet goriiliir. Bunlar, §ekerleme nevinden, veli 
namzedinin a§kini, §evkini artirmak icindir. Ama, evliyanin en miikemmelini temsil eden 
sahabe-i kiramda o kadar cok keramet yoktur. Ciinkii onlar, yollanni ve istikametlerini 
bulmu§lardir ve §ekerlemeye de ihtiyaglan yoktur. 



[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 25 ] 

\ 7 elide hizir makami yalam.(s.25) 

Hiziriyeti Temsil 

Bazi veliler Makam-i Hiziriyeti temsil ettiklerinden, ugradiklan yer ye§erir. Bediuzzaman da 
bu makami temsil etmi§se gezdigi yerler ye§erecektir. Bugiin Turkiye'de hizmet adina 
birtakim yerlerdeki ye§illik bundandir. Buna Almanya, Rusya, Kosturma da dahil edilebilir. 
Onun gectigi ba§ka yerler de vakti geldiginde mutlaka ye§erecektir. 

[ Fasildan Fasda 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 25 ] 

Allah 'a ula§tiran a?k yolu yalam.(s.26) 

insani Cenab-i Hakk'a ula§tiran yollardan biri de "A§k"tir. A§k, bes. duyunun di§inda cereyan 
eden bir vak'adir. A§k yolu, caziptir gekicidir. Bu yola girip de donen olmami§tir. Bunun igin, 
a§ktan cok misal verilmi§tir. Bir kere, a§k yolunda mahbubda kusur aranmaz. Sonra a§kla 
ula§ilan cezbe gider ilahi incizaba dayanir. Derken kul bir hamlede Allah' a ula§ir. 

Ya§adigimiz devir anzah bir devirdir. "Allah" deyip de burnunun kemikleri sizlayan insan, ne 
kadar da az..! 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 26 ] 

Peygamberimize mesnedsiz bir iftira.(s.27) 

Insan-i kamil mertebesi ile ecel arasinda bir ilisjri vardir. O mertebenin sahibi, o makama 
gelmeden olmez. Efendimiz, vefatindan evvel "Allahumme Refika'1-A'la" diyerek adimini 
atmis. ve yukselisjni devam etmi§tir. 

Zaten Rububiyet ile ubudiyet birbiriyle aynlmaz bir biitunluk arzeder. UMdiyyet dairesi, 
biitunuyle Rububiyet dairesi hesabina gah§ir. 

[Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa27 ] 



Peygamberize yapilan biiyiik iftira.(s.27) 

Soru: Muhyiddin ibn-i Arabi, "Hatemu'l-Enbiya'nin nuru Hatemii'l-Evliya'nin nurundan 
istimdad eder" der. Bu, nasil izah edilebilir? 



Cevap: Cok su gotiiriir bu soru ile alakah §imdilik §u kadan yeter. §oyle ki: Bu gibi zatlar, 
seyr-i siiluk ile ula§tiklan mertebelerde kendi nurlanni mii§ahede ediyorlar. Tabii, kendi 
nurlan kendilerine daha yakin, Efendimiz'in nuru da uzak bulundugundan, kendi nurlanndan 
gozleri kama§iyor ve Sema-i Risaletin Kamer-i Munir'i olan Efendimiz'in nuru kendi 
gergevesiyle goriilemeyebiliyor. Bunu giine§ten daha buyiik olduklan halde, bu'dumuzun 
zulmetlerinden otiirii kiigiik gordugumuz dev giine§lerle misallendirebiliriz. Aynca, bu zatlar 
soylediklerini bir sekir halinde de soylemis. olabilirler. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 27 ] 



Seyr u siilukun tammi adi altinda Yiice Rabbe mesnedsiz hakaretleri.(s.28) 

Seyr u siilukun uc. mertebesi vardir: Seyr ilallah, Seyr fillah, Seyr minallah ve billah. 

"Seyr ilallah", Allah'a dogru seyretme ma'nasindadir ve Seyr u siilukun ilk mertebesidir. 
Fakat onun da kendi iginde mertebeleri vardir: ilme'l-yakin, ayne'l-yakin, hakka'l-yakin'in 
mertebeleri gibi... 

"Seyr fillah", Allah'da seyretme demektir. Bu, insanin her an O'nunla olmasi, O'nun esma ve 
sifat dairesinde dola§masi, isim ve sifatlannin tecellileriyle ba§ ba§a kalmasi demekdir ki, bir 
ma'nada salik, bu makamda tamamen Allah'ta fan! olur ve fenafillah'i ihraz eder. 

Uguncu mertebe ise, "Seyr minallah"dir. Salikin seyrini tamamladiktan sonra, varhgin oziiyle 
alakah gordiigu biitiin goz kama§tinci, ba§ dondiiriicu giizelliklere ragmen, insanlar arasina 
doner. Bu domis. gorduklerini, tattiklanni bildirmek i^in donii§tur ve halk icinde Hakk'la 
beraber olma halidir. 

Bu mertebelere nail olanlann hali, peygamberlerin Cenab-i Hakk'in muhtelif isimlerine 
mazhar olmalan haline benzer. En iyisi de, insanin bu mazhariyet ve bu hallerini 
bilmemesidir. Eger biliyorsa, istidrac olmamasi igin dua etmeli ve gizlemeye gah§mahdir. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 28 ] 



F.Gulen, Allah'in tasarruf yetkisini $eyhlere veriyor.(s.37-38) 

Soru: Gavs, Kutup, Ucler-Yediler-Kirklar diye bilinen veliler, biitiin islam ulkelerine mi 
dagilmi§tir? Yoksa Turkiye'de ayn, Misir'da ayn midir? 

Cevap: Belki Allah (cc)'in velileri dort bir tarafa dagilmi§tir. Ancak "iki imam" dedigimiz 
zatlar, her zaman bulunabilir ama, Gavs her zaman olmayabilir. 

Aynca her Kutup, Gavs degildir. Bir olciide kutbiyet, gavsiyetin hasse-i lazimesidir. Ve 
bunlar vefat edince Allah'in izniyle vesayetleri devam eder. Yani tasarruflan, bir rahmet 
bulutu gibi uzerimizde tiillenir durur. imam Rabbani, A. Kadir-i Geylani, §eyhu'l-Harrani ve 
Bediuzzaman gibi zatlan bunlardan sayabiliriz. 



[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 37-38 ] 



Mantiksiz bir soruya, deli sacmasi bir cevap.(s.38) 

Soru: Evliyaullah birbirini tanirlar mi? 

Cevap: Kutbiyet ve gavsiyet mertebesine gelenler taniyabilir. Diger evliya ise taniyabilirler 
de tanimayabilirler de. £unkii onlar temsil ettikleri ve zillinde seyrettikleri makamlarla 
vardirlar. Boyle her zaman kendileri olamadiklanndan, zaman zaman zilliyet ile ash birbirine 
kari§tinlabilir. Mesela, Hz. ilyas (as)'in makami, Hz. Mesih'in makami, Muhammedi Makam 
gibi makamlan (sav) tefrik edemeyenler, hatta, zill ile ash kari§tinp, bu Hz. Hizir'dir bu Hz. 
Mesih'tir... falan diyebilirler. Halbuki o bildigimiz velidir ama, belli bir ismin golgesinde 
seyrettigi igin, halk onu o makamin asil sahibi zanneder. Bu cok dakik bir mevzudur. En 
biiyiik velide bile bazen boyle durumlarda iltibaslar goriilebilir. Bazen birisi, yaptigi ir§ad ve 
hizmetlerle makam-i Mehdiyetin ciiz'i bir hassasini temsil ederken, hu§yar fakat, ihatasiz 
ruhlar da bu §ahsa Mehdi derler. Halbuki bilmiyorlar ki o zat, biiyiik bir hakikatin sadece bir 
zillini temsil ediyor. Onun igindir ki; bu tiirlii televvunat esnasinda her zaman ifrattan 
sakinmah; zira, ifrat edilirse mesul olunur. Evet, veli de olsa mesul olur. 

[ Fasildan Fasda 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 38 ] 



F. Gtilen, Asfiya kullara gayb alemini seyrettiriyor.(s.40) 

I§te Asfiya da, Hakk'a kar§i boyle bir rasat kabiliyet ve imkaniyla serfirazdir. Sizin en pes 
dediginiz §eylerde bile onlar Hakk'in tecellilerini goriirler. Bunlarda ilk mevhibe, cebridir de, 
ama sonra inki§afla, iradeleriyle de Hahk'a agihrlar. Hakka agik olunca, miilk alemini 
seyrettikleri gibi, melekut alemini de her zaman tema§a edebilirler. Bu mu§ahede ve sezi§ 
firasetten farkh bir §eydir. Zira, ferasete bazen tecriibe ile ula§ilabilir. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 40 ] 



Gavs-Azam adim kullanarak Sunnetullah §eriatim hi^e sayiyor.(s.45) 

Halk, yevm-i §ek §uphesi iginde. Sonra "gidin, falanin bugiin dogan bebegine bakin. Eger siit 
emmiyorsa Ramazandir, emiyorsa degildir" diyorlar. Tarn o esnada Gavs-i Azam'in annesi de 
oglu siit emmiyor diye agliyormu§ . Hali goriince, "ana aglama, bugiin Ramazan; oglun onun 
i^in siit emmiyor" diyorlar. Bunlar Cenab-i Hakk'in hustisi atayasina mazhar kimselerdir. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 45 ] 



Serefli Rasule, Hz. Osman'a ve Hz. Ali'ye firkin iftiralar.(s.50-51) 

Hz. Osman, asiler tarafindan muhasara altina ahndiginda, Asiler kendisine su bile vermediler. 
Sinesinden yedigi hancerle kaninin, okumakta oldugu Kur'an'in "Onlara kar§i Allah sana 
yeter" ayetinin uzerine damlayacagi giiniin sabahinda o hulasa olarak §oyle diyordu: 

"Bu gece riiyamda Efendimiz'i (sav) gordiim. Bana, "Osman, seni susuz mu biraktilar?", 
"Evet ya Rasulallah" dedim. Bana bir kova su getirdi; kanincaya kadar ictim ve §u anda 
kanimda, hala ictigim suyun dola§tigini hissediyor gibiyim. Sonra bana, "Osman, seni 
muhasara mi ettiler?" dedi. "Evet, ya Rasulallah" cevabini verdim. Allah Rasulii (sav), o 
arada turfanda hurma istedi. Yaninda Ebu Bekir ve Omer vardi. Bana, "Ya Osman, bizimle mi 
iftar etmek istersin, yoksa aile efradinla mi?" diye sordu. "Sizinle, ya Rasulallah" dedim." 

Ak§ama cikmadan §ehit olacagini bilen Hz. Osman, hie bir zaaf eseri gostermeden, tarn bir 
teslimiyet ve tevekkul iginde basjna gelecekleri in§irah icinde kar§ilayivermi§ti. 

Hz. Ali, mihrapta yiyecegi hancerle §ehadet §erbetini icecegi sabah namazina cikarken, 
etrafinda dola§an tavuklan kovalayan gocuklanna, "Birakin, onlar babanizin yasini 
tutuyorlar" dedigi nakledilir. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlan, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 50-51 ] 



F.Gulen, Said Nursi'yi kutsalla§tinyor.(s.60) 

Miir§id bu du§unce ve amel ufkunu -Allah'in inayetiyle- yakalayabilirse, Allah (cc) da, onun 
birini bin eder, gonliinu ilham kaynagi yapar. Bir avue kor olan mahiyetini, okyanuslan 
sondurecek derecede geni§letir. I§te kendinden evvel de yiizlercesi gibi Bediuzzaman! Alti 
ayhk tahsil hayatina deryalan sigdiran insan. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlan, 3.Baski, Eyliil 1995, Say fa 60 ] 



Kur'an'a uymayan bir hikaye.(s.l62) 

Bir giin Hz. Muaviye'yi §eytan namaza kaldinr. Hz. Muaviye §a§kinhkla neden kaldinldigini 
sorar: §eytan ona §u ibretamiz cevabi verir: "Ben §eytanim. Gecen giin birisi sabah namazini 
kagirdi. Kalktiginda oyle bir "of etti ki, onun nedameti yiizii suyu hiirmetine Allah pek cok 
kimseyi bagi§ladi. Seninki de oyle olur diye korktum ve onun igin seni namaza kaldirdim." 

[Fasildan Fasilal, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlan, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 162 ] 



F.giilen'in tavsiye ettigi §irk dolu kitaplar.(s.l82) 



1- Halkadan Panltilar - Necip Fazil Kisakiirek 

2- Tezkiretii'l-Evliya - Feriduddin Attar 

3- Nefahatu'1-Uns - Molla Cami 

4- Tabakatii'l-Kubra - imam §a'rani 

5- Mektubat - imam Rabbani 

6- Kutul-Kulub - Ebu Talip Mekki 

7- ihya - imam Gazali 

/ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 182 ] 



Hz.Ali'yi ebced-cifirci yapma sapikhgi.(s.l86) 

Soru: Kur'an-i Kerim'den tefe'iil edip, ebcedini hesaplamak caiz midir? 

Cevap: Caiz degildir, hatta yerine gore biiyiik bir vezir de sayilabilir. Ta§kopruluzade'nin 
"Mevzuatu'1-Ulum" adh eserinin "Cifr" maddesinde §6yle denmektedir: "Ebced, bu ummetin 
ba§inda Hz. Ali'ye verilmi§. Sonra da Ehl-i Beyt'ten gelen bir zat bunu bilecek." Bu acidan, 
miilhemundan olmayanlann ebced hesaplanna girmemeleri gerekir. Yoksa, giinah i§lemi§ 
olabilirler. Ama, oliim ve dogum tarihlerine ebced dii§urmede mahzur yoktur. 

Ebcedin ash vardir ve dogrudur, tarihen de sabittir. Fakat, bazi mes'eleler vardir ki, -bazi 
mus, abih hadisler, ebced ve cev§en gibi- hakikat olduklan halde, nakledenlerinden dolayi 
zamanla zaafa ugrami§lardir. Eger kuvvetli ki§iler rivayet etselerdi, digerleri gibi onlar da 
i§tihar edecekti. Biz oyle §eylere inaniyoruz ki, ebced onun yaninda cok basit kahr. Kaldi ki, 
ebcede inanmamanin getirip gotiirecegi bir §ey de yoktur. 

Cev§en'e gelince: Sunni kaynaklarda Cev§en'den bahsedilmiyor, Ama, imam-i Gazali, imam- 
l §azeli ve Bediiizzaman gibi kametlerin tasdik ettikleri bir mes'elede temkinli olmamrz, hie 
olmazsa siikut etmemiz gerekmez mi? Hz. Ali'ye ait mes'eleleri nakledenlerin cogunun §ii 
olmasi, bu rivayetleri toptan reddetmemizi gerektirmez. ibn-i Hadid, Nehcu'l-Belaga §erhinde 
cok onemli §eyler naklediyor; o soyledi diye, kotiinun yaninda iyi §eyleri de reddedemeyiz ya! 
Onemli olan, siinnet-i sahihanin kistas kabul edilmesidir. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Giilen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyliil 1995, Sayfa 186 ] 



Hz. Peygamber ile Hz.Meryem'in nikahlandigi iftirasi.(s.l97) 
Hz. Mesih'i Nefheden "Ruh" 



Soru: Hz. Meryem'e Mesih'i nefheden Ruh kimdir? 

Cevap: Biitiin tefsirler bunu Cebrail (as) olarak ifade ediyorlar. Fakat ayette "Ruh" tabid 
kullanihyor. Bu Ruhun tayininde ise ihtilaf vardir. ihtimalin sinirlan ise, ihtilafin cercevesini 
a§kin ve Efendimizin (sav) ruhunu da icine alacak kadar geni§tir. £unkii Hz. Meryem 50k 
afife ve nezihe bir kadindi, bu itibarla da gozlerinin igine bir ba§ka hayalin girmemesi 
gerekirdi. Aynca Efendimiz (sav) de, bir makamda onun kendisiyle nikahlandigina i§aret 
etmektedir. Bu acidan da "Ruh" Efendimizin (sav) ruhu da olabilir. Fakat, bu kat'i degildir, 
bir ihtimaldir. ihtimaller ise, delillerle takviye edilecekleri an'a kadar kat'iyet ifade etmezler. 

[ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyltil 1995, Say fa 197 ] 



Allah'a ve Peygambere korkunc. iftiralar(s.221-222) 

Temsil Noktasi 

Hizmetin ashni enbiya-i izam yapmi§tir. £unkii onlar, Zat-i Uluhiyetin zati cilvelerinin 
golgeleridir. Gelen ummetler ise zillidir. 

Efendimiz'den sonra peygamber olmadigi icin, gelen evliya ve mucedditler niibiivveti temsil 
etmi§lerdir. Efendimiz'de hakim olan unsur, bu velilerde de hakimdir. Tipki Hz. Davud'da 
hakimiyet, Hz. Adem'de tevhid hakim oldugu gibi, Allah Rasulii'nde de ferdiyet hakimdir. 
Her halde, ism-i A'zam sayihrken ba§ta "Ferd" isminin zikredilmesinin sirn da bu olsa gerek. 

Aynca, "Allah" lafz-i celalinin bas. harfi olan, "Elif ', Ahmed'in de bas. harfidir. Allah (cc), 
Ahmed'de mutecellidir. Hizmet-i imaniyede bulunanlar, hangi nebinin cemaatinden olurlarsa 
olsunlar §effaf birer ayna hukmundedirler. Onlara bakanlar, asli olan peygamberlerini 
goriirler. Tahrifden evvelki Hristiyan Hz. isa (as)'i, Musliiman ise, Hz. Muhammed (sav)'i 
goriir. Bugiin, hizmetteki bazi hususiyetlerde evsaf-i iseviye ne kadar ileri giderse gitsin, 
evsaf-i Muhammediye daima hakimdir. Zira Hz. Mesih, bir hadisin i§aretiyle "Baziniz 
baziniza imamsiniz" buyurur. Bu: "Ben imam olamam" demektir. Bugiin, devrin getirdigi 
§artlar ve hizmetin stratejisi acisindan, bir yanagina vurana obur yanagini cevir, kar§ihk 
verme, sokaga dokiilme" diyorsak, bir ma'nada bu ruhu temsil gereginden dolayidir. ilerde 
In§aallah Muhammedi zemin tarn oturacak ve Muhammedi renk biitiin renklere hakim 
olacaktir. 

§imdilik bu cemaatte mulayemet ve miisamaha ma'nasina Mesihiyet yonii galip olabilir, o 
§effaf aynada Mesih (as) goriilebilir. Bu ma'nayi anlamayanlar ve ash tecelli ile kan§tiranlar, 
mesihi ruhun temsilcisine mesih nazanyla bakabilirler. Bu iltibasa Bediuzzaman Hazretleri bir 
yerde i§aret ederek, "Evliya mertebeleri icinde bir mertebe vardir ki, o mertebede Hz. Hizir ile 
g6ru§ulur ve buna "Makam-i Hizir" denilir. Bu makamdaki bir veli bazen ayn-i Hizir, yani 
Hizir' in bizzat kendisi olarak goriilebilir" demektir. 

/ Fasildan Fasila 1, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 3.Baski, Eyltil 1995, Sayfa 221-222 
] 



Hz.Meryem, Hz.isa ve Mehdi hakkinda asilsiz iddialar ve indi teviller.(s.l2) 

Maamafih, diger annelerde oldugu gibi, Hz. Meryem'de de embriyolojik safhalar soz 
konusudur. O da hamile kalir, karni biiyiir ve dogum sancilan gelince, bir kenar semtte su 
arkinin bulundugu bir hurma agacinin yanina gider ve hamlini vaz'eder. Ancak, bu hamile 
kalis, ve embriyolojik vetirenin ba§lamasi nasil olmu§tur? i§te bunlar, adeta birer sir paketi 
gibidir. Hz. Meryem, kar§isinda Cebrail midir, yoksa zaman iistii hususiyetiyle Hz. Ruh-u 
Seyyidu'l-En'am'in cevher-i hayati midir da ona temessiil etmi§, o da bu riihu goriince, 
heyecan -tabii bedene ve cismaniyete ait olmayan bir heyecan- duymu§tur. i§te biitiin bunlar 
bizi a§an ve "Kudret" dairesinde cereyan eden §eylerdir. Evet, Hz. Meryem bir iffet 
abidesidir; onun cismani bir heyecan duymasi §oyle dursun, o en derin bir iffet hissiyle 
§ahlanip, kar§isinda temessiil eden riiha, "senden Allah'a sigininm" demi§tir. Oyleyse burada 
cok ciddi bir mucerrediyet vardir; yani, bu mes'eleyi esbab dairesi icinde ve "tenasiib-u 
illiyet" prensibiyle izah etmek mumkun degildir. Mes'elenin ikinci yam, ahir zamanda Hz. 
Mesih Mehdi'ye iktida edecek ve safla§an Hristiyanhk, safla§masi olciisunde (iradi ya da 
gayr-i iradi) Muhammedi ruhla ayni kaderi payla§acaktir ki bu da mebde'deki bu sir ve 
ruhaniligin bir uzantisi olsa gerek. 

[ Fasildan Fasila 2, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, l.Baski, Ekim 1995, Say fa 12 ] 



Eserlerini sarhos olarak yazan veli.(s.27) 

Soru: Muhyiddin ibni Arabi, hayati boyunca vecd ve istigraklanni yazdi. Kendine geldigi ve 
yakazaya dondugu zaman, bunlan neden tashih etmedi? Neden iltibasa miisait bu 
mulahazalan oldugu gibi birakti? 

Cevap: Bence, evvela, buyiiklugunu olcemeyecegimiz bu kimseler hakkinda, hiicum ve te§ni 
yerine daha dikkatli olmak icab eder. 

Evet bunlann, §eriatin ruhuna muhalif beyanlan kar§isinda insanin, "Hazret, bunlan nicin 
daha sonra tahkik ve tashih etmedin?" diyesi gelebilir. Ancak, onlar asil alemi, viicud olarak, 
kendi sekir(sarho§luk) ve istigraklanyla ya§adiklan alem kabul ediyorlar ve bizim alemimize 
dondiikleri veya diger bir tabirle, kendi alemlerinden aynldiklan zaman da uykuya donmek 
kabul ediyorlarsa, neyi ve niye tashih ve tahkik edecekler ki!.. 

[Fasildan Fasila 2, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, l.Baski, Ekim 1995, Sayfa 27 ] 



Giilen'in iki §irk 6rnegi.(s.28-29) 
Ke§if ve Keramet Uzerine 



Nebinin mucizesi nasil haksa, velinin kerameti de oyle hak ve gergektir. Ehl-i Siinnet'in 
inanci bu merkezdedir.. bu merkezdedir ve bu husus yiizlerce-binlerce vak'ayla te'yid 
gormu§tur. Mucize ve keramet ve ke§if arasindaki farklar, tasavvuf ve bir kisim kelam 
kitaplannda mevcuttur. Genis. bilgi icin oralara miiracaat edilebilir. 

Yaygin olan bir kanaate gore, ehlullaha ilk defa inki§af eden, kabirlerdeki insanlann ahvalidir. 
Ve bu, e§yanin perde arkasina atilan adimlann ilki sayilmi§tir. Tabii, avam-i halk iginde gok 
ileri bir seviye sayihr. Oysaki muhtemelen alem-i berzaha ait keyfiyetler ve ke§ifler 
anlatihrken hep, bunlann gok da miihim §eyler olmadigi vurgulanmak istenmis. ve ihtimal 
boyle bir olgii de i§te bunun igin konulmu§tur. 

Ikinci derecede ehlullaha inki§af eden §ey onlann, goniilden gecen §eyleri okumalan ve onlara 
muttali olmalandir. 

/ Fasildan Fasila 2, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, l.Baski, Ekim 1995, Sayfa 28-29 ] 



Gulen'in diger bir ? irki.(s.28-29) 

Evliyaullah'in ilk Ke§fi 

Dunyada gelecegi ve gecmi§i goren bazi evliyaullahin ilk ke§fi, kabir alemine muttali 
olmaktir. Oliinun mezara konulmasiyla berzah alemi ba§lar. Bize gore bu bir kabir alemidir. 
Gorenlerin gorii§une arz edilmi§ olmasi hasebiyle de o aleme biz misal alemi diyoruz. 

Esasen misal alemi, e§yanin ilmi vucutlannin tecelli alemidir. Bu hayat, kudret ve kaderin 
igine girince dunya hayati gibi bir hayat oluyor. Ya§ andiktan sonra, plan ve program sanki 
yine ar§ivde duruyormus. gibi geliyor. i§te, evliyaullahin nazan bunlara ula§ir. Bu konuda, §ah 
Veliyullah Dehlevi'nin "Hiiccetullahi'l-Baliga" adh eseri ile, Mevlana §ibli'nin Asr-i Saadet 
serisinin 1 ve 2. cildinin Mi'rac boliimunde genis. malumat bulmak mumkiindur. 

/ Fasildan Fasila 2, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, l.Baski, Ekim 1995, Sayfa 28-29 ] 



F.Gulen $irki i^lemeye devam ediyor.(s.37-38) 

Kabirlerin Ke§fi 

Velilerin menkibelerinin anlatildigi eserlerde, kabirlerin ke§finden bahsedilmektedir. Hatta 
Ehlullaha ilk inki§af eden §eyin kabirlerin ke§fi oldugu soylenmektedir. Bunu §u §ekilde 
anlamak lazimdir. Allah dostlanna gosterilen, agilan o kadar gizli hakikatler vardir ki; 
onlardan bir tanesi de, -belki velayetin ilk basamagi- kabirlerin ke§fidir. Dolayisiyla mezann 
igini, daha dogrusu alem-i berzahta olup biten §eyleri bir ehl-i ke§fin mii§ahedesi, gok ileri bir 
seviye degil sadece i§in ba§idir. 



Yine velilerin, insanin iginden gegen §eylere -Allah'in izni ile- muttali olmasi ve soylemesi, 
"intak-i bi'1-hakk" §eklinde olup, farkinda olmadan, onlan Allah'in konu§turmasidir. Bu 
sezme §eklinde de olabilir. Onlar muhatablannin zihinlerinden gecen du§iinceleri sezer ve 
iistii kapah bir §ekilde ifade ederler. Ve anlatilanlan ancak ilgili §ahislar anlayabilir. Ayni ruh 
haleti icinde olmayanlar ise konu§ani deli-divane zannederler. 

[ Fasildan Fasila 2, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlan, l.Baski, Ekim 1995, Sayfa 37-38 ] 



Giilen'in mesnedsiz uydurmalan.(s.l71) 
Belhum Edal 

"Ulaike kel en 'ami belhum edal" ayeti: 

1 . Dunyevi zevkleri tatma ve lezzetleri ya§ama agisindan onlar, hayvan gibi veya onlardan 
daha a§agidirlar. 

2. Bir rivayete gore Allah (cc) ahirette butiin hayvanlan bir tek nev' (tiir) olarak yaratacak ve 
onlar o §ekilde Cennet'ten lezzet alacaklar. Ama, kafirler o zevkten dahi mahrum kalacaklar, 
ma'nasina gelir. 

[Fasildan Fasila 2, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlan, l.Baski, Ekim 1995, Sayfa 171 ] 



F.Gulen , M. Arabi'nin §irklerini ortmeye <:ali§iyor.(s.309-310) 

Firavun Hakkinda Mulahazalar 

Soru: Firavun denizde bogulduktan sonra askerlerinden ve tabilerinden geri kalanlara ne 
olmu§? 

Cevap: Tevrat'a gore Firavun'un oliimunden sonra Hz. Asiye ve agabeyi, Firavun'un amca 
cocuklan, ordu kumandanlan ve askerlerinin buyuk bir kismi iman etmi§lerdir. Firavun 
toplulugunun §erirleri, i§ ba§indan kovulduktan sonra, Kipti kavmi arasinda Hz. Musa'nin 
teblig ettigi din hizla yayilmi§tir. Zaten Firavun'u hezeyana sevkeden de buydu ki, 
sihirbazlann Hz. Musa'ya iman etmesi onu cileden cikartmi§ti. Aynca bu hadise, zamanlama 
a^isindan da tarn bir Nebi firasetini gostermektedir. 

Muhyiddin-i Arab! yorumlannda Firavun'dan farkh bahseder. Bunlar vecd ve istigrak 
insanidirlar. Gaybi ve objektif olmayan mii§ahedelerini, biitunuyle te'vile memur olmadiklan 
halde te'vil edebilirler. Oysa boyle bir te'vil i§i, onlann ustiinde bulunan insanlara aittir. Bu 
yiizden de, bilmedikleri, gormedikleri ve tanimadiklan bu insanlar hakkindaki te'villeri 



isabetli olmayabilir. 

Buna benzer bir hata da, kendi nurunu Hatemu'l-Enbiya'nin nurundan daha parlak gordugunii 
ifade ettigi yerde mii§ahede edilir. Bu bir hatadir. Hazret kendi nuruyla muhat oldugu icin, 
nuru gozlerini kama§ tirdigindan ve daha uzakta ve kendi nurundan daha parlak olan nebi 
nurunu daha zayif gormu§tiir. Bunu bir misalle daha acik bir §ekilde §oyle izah edebiliriz: 
Gokte herhangi bir yildiz giine§ten 20 kat daha biiyiik ve parlak olabilir. Eger o yildiz giine§in 
yerinde bulunsa, Giines. Sistemi'ndeki butiin gezegenler buharla§ir ve yok olur. Ne var ki, bu 
yildiz bize cok uzak oldugundan i§igi da daha zayif gelir. §imdi bize sorsalar "Giines. mi daha 
parlak bu yildiz mi?" Verecegimiz cevap elbetteki "Giines/' olacaktir. Cunku biz onun nuruyla 
muhat bulunuyoruz. iste Hazretin durumu da aynen boyle olsa gerek... 

Bu hususta hatira su da gelebilir. Bugiin nursuz pek cok insan bunu anladigi halde bu biiyiik 
zatlar bunu nasil anlayamamislar? Bu bizim anladigimizdan degil, anlayanlardan 
naklettigimizdendir. 

Biz de kendi mu§ahedelerimizle ba§ ba§a kalsaydik ayni hatayi i§leyebilirdik. 

Ledunniyata ait mevzular ciddi bir tecrube sahasidir. Bizim meslegimiz herkesi kabullenme 
meslegidir. Onun icin Muhyiddin-i Arab! ve imam-i Rabbani gibi biiyiik zatlan tenkid etmek 
ve onlann kritigini yapmak bize dii§mez. 

[ Fasildan Fasila 2, M.Fethullah Gtilen, Nil Yayinlari, l.Baski, Ekim 1995, Sayfa 309-310 
] 



F.Gulen'in Hz. Ebubekir'e iftirasi.(s.312) 

Viicudumu O Kadar Biiyiit ki... 

Hz. Ebu Bekir'e isnat edilen boyle bir soz var: "Ya Rabbi viicudumu o kadar biiyiit ki, 
cehennemi ben doldurayim. Oroya bir ba^kasi girmesin." Bu soziin Hz. Ebu Bekir'e isnadi 
oldukca zayiftir. Bazilan da ayni ifadenin Beyazid-i Bistami'ye ait oldugunu 
nakletmektedirler. Ustad Bediiizzaman'm Tarihce'sinde de benzeri bir ifadeye rastlanir. Gerci 
Tarihce'deki bu ifade, ayniyle, Ustad'a ait midir, degil midir bilemeyecegim? ihtimal ki onun 
soyledigi bu mealdeki bir sozii, E§ref Edib o usluba ifrag etmi§ti. Her ne §ekilde olursa olsun, 
ayni ma'naya gelen bu ifadeyi Bediuzzaman da kullanmi§tir, diyebiliriz. Ne var ki, butiin 
bunlardan, bu §ahislann cehennemi hafife aldiklan ma'nasini cikarmak da fevkalade yanh§tir. 
Bunlar ve benzeri ifadeler, belli §artlar altinda ve belli hallerde (buna tasavvufi ma'nada sekir 
hali dememiz de mumkundur) soylenmi§ sozlerdir ve umumi kanaati aksettirme gibi bir 
mulahaza da soz konusu degildir. 

[ Fasildan Fasda 2, M.Fethullah Giilen, Nil Yayinlari, l.Baski, Ekim 1995, Sayfa 312 ] 



Tasavvuf dini'nin meczup velileri.(s.6) 

Halk arasinda, "her yerin bir delisi, bir de velisi vardir" §eklinde bir kanaat mevcuttur. Bunun 
ne denli dogru olup olmadigini bilemiyoruz ama, tarihe baktigimizda bunun pek cok misalini 
gorebiliyoruz. Mesala; Hazret-i Uftade'nin yaninda meczup bir insan, Ahmed §azeli'nin 
yaninda ba§ka bir meczup vardir. Bunlardan ba§ka bir de halk tarafindan kabul goriip saygi 
duyulan, Somuncu Baba, Dervis. Ali Baba, Ayakkabici Baba, Nalbant Ahmed Efendi.. gibi 
insanlar bulunuyor. Biitiin bunlar, bulunduklan devirde halk uzerinde koruyucu melek olmus. 
ve adeta Hizir gibi onlann yardimina ko§mu§lardir. 

[Fasildan Fasila 3, M.Fethullah Giilen, Nil Yayinlari, 5.Baski, 1998, Say fa 6 ] 



Fethullah Giilen kahinlere inaniyor.(s.l4) 

Tarihi Tekevviinler 

Biiyiik tarihi tekevviinler birden gercekle§mez. Onlann geli§tigi belli bir vetire ve belli siireler 
vardir. Mesela; bu buyiik olu§umlann biriyle alakah bazen bir mujdenin verildigini 
duyarsiniz. Efendimiz (s.a.s)'in gelmeden once, "570'de bir insan cikacak ve nuru butiin 
diinyayi kaplayacak" diye miijdelerin verilmesi gibi.. oysaki 570 olur, 610 olur, hatta 630 
olur, heniiz beklenildigi olciide herhangi bir zuhur ve tecelli soz konusu degildir. Ashnda bu 
zuhur beklenildigi zaman degil, belki daha ilerde olacaktir. 

/ Fasildan Fasila 3, M.Fethullah Giilen, Nil Yayinlari, 5.Baski, 1998, Say fa 14 ] 



Giilen : Bir reklam, bir $irk.(s.l4) 

Ayni §ekilde, 1876'da §ark'in yalcin kayahklanndan bir ate§-pare zuhur edecegi ve Din-i 
Miibin-i islam'i yeniden goniillerde ihya edecegi bazi ehl-i ke§if tarafindan mujdelenmi§tir. 
Oysaki miijdelenen zat, o tarihte heniiz diinyaya te§rif etmi§tir. Misyonunun tamamlanmasi 
gelecek yillarda gercekle§ecektir. Evet, cekirdekte agac, damlada derya goriiliir ve miijdelenir. 
Agacin tarn buyumesi, deryanin biitiiniiyle ortaya cikmasi ise, zamana baghdir; belli bir 
siirenin gecmesine vabestedir. Oyleyse kulucka sabnyla zamanin cildirticihgina kar§i 
beklemek icap eder. 

[ Fasildan Fasila 3, M.Fethullah Giilen, Nil Yayinlari, 5.Baski, 1998, Say fa 14 ] 



Ra§it Halifeler nurculan ziyarete geliyormu§!(s.217-218) 

Tahiri Mutlu 

Hz. Bediuzzaman'in hizmet anlayi§ina gore; eger bir beldede onun bir talebesi varsa, orasi, 
Islam du§uncesi hesabina fethedilmis. demektir. Demek ki o kendine cirakhk yapan hemen her 
ferdi, "himmetim milletimdir" diyen insanlar konumunda kabul ediyor. Ashnda bu anlayi§ta 
ve bu dii§unce istikametinde yapilacak hizmetler, bizden hem Allah'in hem de Peygamberin 



(s.a.s) bekledigi hizmetlerdir. Evet, ben de bu du§iinceye goniilden katilarak diyorum ki: 
Arkada§lanmizdan herhangi biri, bir beldeye gittiginde orada tarn merci olmali ve biitiin 
karanhklan parcalayacak bir performans sergilemeli.. duygu ve du§iinceleri i§iga garkedecek 
bir misyon ortaya koymali ve cevresinde hemen yiizler, binler halelenmelidir -ve in§aallah 
oyle olur- Bu ise ancak, Sahabenin ilkleri gibi, davayi hayatinin gayesi bilmekle 
gercekle§ecek bir husustur. 

Konuyla alakah bir hatira nakledeyim size: Kitaplar ilk defa baskiya girecegi donemde Ustad, 
saga-sola hem de 50-100 lira gibi kiiciik bir para bulmak icin adam gonderiyor. Tahiri Mutlu - 
makami cennet olsun- bunu duyuyor ve ko§ a ko§a koyiine gidiyor. Koy meydaninda biitiin 
mulkiinun satihk oldugunu ilan ediyor, arazisinin bir kismini harac-mezad satiyor.. satiyor ve 
parayi sevine sevine getirip Ustadina teslim ediyor. Sadece o mu? Elbette hayir. Hulusi 
Efendi, Hiisrev Efendi, Mustafa GUI., ve digerleri hep ayni duygu ve du§iinceyi payla§irlar. 
Demek ki onlar, oyle samimi ve oyle bir safvet icinde idiler ki, bunu hayatlannin gayesi 
biliyor ve o ugurda hirz-i can ediyorlardi. Gun geliyor bu safvet, onlan ilklerle bulu§turuyor. 
Biri, gecenin gee saatlerinde teksir makinesinin kolunu cevirirken, "Hasbi Rabbi cellallah, 
mafi kalbi gayrullah, Nur Muhammed sallallah" diyor. Tarn o esnada birden kapi acihyor ve 
iceriye Ra§id Halifeler giriyor, "Devam edin, bizler sizinle beraberiz" diyorlar. 

[ Fasildan Fasila 3, M.Fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 5.Baski, 1998, Say fa 217-218 ] 



Bir rahibin ruhunun cesedinden aynlarak gezdigi yalani (s.78) 

Fransizca Le Monde La Vie adh derginin Mart 1963 sayisinda, -eger Hristiyanhk 
propagandasi maksadi ta§imiyorsa- bir rahibin basjndan gecen §oyle bir hadise 
anlatilmaktadir: Bu rahip, bir grup cocukla gezmek icin isvicre daglanna gittiginde yolda 
uyur. Kendine geldiginde, §uurlu bir §ekilde viicudundan uzakla§tigini ve kollanni 
oynatamadigini farkeder. Kisa zamanda duruma ali§inca daglann uzerinden ucmaya ba§lar. 
Cocuklar akhna gelince, yanlanna gitmek ister ve gider; sonra esjni hatirlar ve kendini §ehirde 
e§inin yaninda bulur. Kendisi hareketlerini bizzat izlerken, onu kimse gormez. Ardindan ani 
bir rahatsizhk hisseder ve kendisini viicudunun icinde bulur; artik geri d6nmii§tur. Sonra, 
gordiiklerini bir bir anlatinca herkes hayrete dii§er. Bu olay, ingiltere'de ara§tinhp, dogrulugu 
kabul ve teslim edilmi§tir. 

[ Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 78] 



"Veliler ayni anda iki yerde gorulebilir" yalani (s.79) 

Ruh, kendi zatinda maddi kihfi olan ceset gibidir. Manevi kihfi da, adeta mis all bedendir. 
Ehlullah temessiil ettigi zaman, bu ikinci bedeniyle ayni anda be§ on yerde gorulebilir. Mesela 
onlan hapishanedeyken, sabah namazinda camide ve ayni zamanda Kabe'de tavafta 
gorebiliriz. 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Gulen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 79 ] 



"Abdulhamit hig hacca gitmedigi halde Ka'bede goruldii" yalam (s.79) 

Abdiilhamid Cennetmekan Hazretleri hig hacca gitmedigi halde, onu hacda gordiiklerini 
yeminle soyleyenler vardir. Hatta, "Geldi ve §u evde kaldi" diyenleri dinlemi§tik. Halkimiz 
arasinda, "Falan muharebede, falan veil gelip yardimda bulundu" §eklinde cok hadiseler de 
anlatilmaktadir. 

[ Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Giilen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 79 ] 



"Velinin pilotun yamna binip yardim etiigi" yalam.(s.79) 

Uzaga gitmeye gerek yok; Kibns cikartmasinda falan veli zatin, pilotun yamna oturup, 
"Evladim, bombalan §uraya, §uraya birak" diye rehberlik ettigi soylenir. Fakat, hakiki 
vucutlari nerde ise, nerede kendinden gecip viicudu mevhibe-i Rabbaniyi kazanmi§, 
latifele§mi§ ve incelmis. ise, kendileri gercekten oradadir. Bunun di§inda misali bedenleriyle, 
aynalar icinde goriilen misali §ekiller gibi degi§ik yerlerde goriilebilirler. 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Giilen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 79 ] 



"Velilerden 'abdaP sinifi §u anda iki yerdedir", yalam.(s.79) 

Ehlullahtan 'abdal' sinifi icinde bulunanlar, §u anda diyelim camidedirler; ama ayni anda, 
Efendimiz (sav)'in huzurunda bulunurlar. Kabe'dedirler, ya da bir yerde ir§adla me§guldiirler. 
Farkina vanlsa, el atilsa, eliniz bellerinden obiir tarafa geciverir. ^iinkii, elinizin degdigi, ne 
onlann asil viicududur, ne de ruhlandir; belki, akici ve ruha kihf olmu§ misali bedenleridir ve 
onlar temessiil halindedirler. 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Giilen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 79 ] 



"Evliyaullah, gelecekten haber verir", yalam.(s.81) 

Evliyaullah, ilmini Allah (cc)'a havale etmek suretiyle gelecekten haber vermi§lerdir. En ba§ta 
Ustad-i Kiill, Kainatin Fahri Efendimiz (sav)'in bu tiirden haberleri coktur. Evet O, kiyamete 
kadar zuhur edecek hadiseleri bir televizyon ekraninda seyrediyor gibi ummetine bir bir 
takdim buyurmu§tur. Hz. Ali-Hz. Ziibeyr Vak'asi (Cemel Sava§i), Hz.Osman'in §ehadeti ve 
Hz. Fatima'nin vefati, haber verdigi hadiselerden sadece bir kacidir. 

[inancin Golgesinde 1, M.fethullah Giilen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 81 ] 



Muhyiddin b. Arabi'nin §irkleri.(s.83) 



Muhyiddin b. Arabi, Osmanh Devleti'nin kurulu§undan bir asir once ya§ami§ olmasina 
ragmen, Edirne kutuphanesinde bulunan ve Efrani tarafindan tercumesi yapilmis. olan 
"Seceretu'n-Nu'maniyye'' adh eserinde, Osmanhlar devrinde zuhur edecek pek cok hadiseyi 
aynen haber vermi§tir. Osmanh Devleti'nin kurulu§undan ve Sam'la Misir'in fethinden Yavuz 
Selim'in Sam'a girmesiyle kendi kabrinin ortaya cikanlacagina kadar bir diizine hadiseden 
riimuzlu bir §ekilde bahseder. Yine ayni eserde, Hafiz Pa§a'nin dokuz ay muhasara etmesine 
ragmen Bagdat'i alamayacagi ve fethin 40 gun icinde Dorduncii Murad'a miiyesser olacagi 
anlatihr. Dunyaya gelmesinden asirlar once, Sultan Abdiilaziz'in katledilecegini haber verir. 
Muhyiddin b. Arabi, bu eserinde Rus-Japon savasjndan soz ettigi gibi, miislumanlarin 
dii§manlanyla muharebe edeceklerinden ve neticede galip geleceklerinden de bahseder. 
Turkler hakkinda da "Turkler icin muzafferiyet ve saadet var" der. 

[ inancin Golgesinde 1, M.fethullah Gtilen, Nil Yayinlan, 8.Baski, 1996, Say fa 83 ] 



"Mii^tak Dede gelecegi haber verdi", yalani.(s.83) 

Bitlisli Mustafa Mu§tak Dede, Divan'inda Ankara'nin ba§§ehir olacagini 70 sene evvelinden 
haber vermi§ti. Siirinin misra sonlanna dii§urdugu harfler, Osmanhca olarak yanyana 
dizildiginde -elif, nun, kaf, n, he- Ankara'yi gosterdigi gibi, bu hadisenin sava§lar neticesi 
gercekle§ecegini ve Haci Bayram'dan bahisle de, Ankara'nin ba§§ehir olacagini gayet acik bir 
§ekilde ifade etmektedir. 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Giilen, Nil Yayinlan, 8.Baski, 1996, Say fa 83 ] 



"Said Nursi gelecekten haber vermi^tir", yalani.(s.84) 

Yine asnmizda bir tefsirci, sender evvelinden, 1971'de bir muhtirayla ordunun Turk siyasi 
hayatina vaziyet edecegini haber verir. Kendisine "Ne zaman?" diye soranlara da cevabi, "12 
Mart" olur. Ayni §ahsin 1980 hareketini haber verdigi de soylenmektedir. 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Giilen, Nil Yayinlan, 8.Baski, 1996, Say fa 84 ] 



F.Gulen'in 3000 km'den vasitasiz konusturma sa?mahgi.(s.85-86) 

5.Cenab- Hakk, kurbiyetine mazhar kildigi ki§inin goren gozii, i§iten kulagi, tutan eli olur: 

Rusya bile telepatilerle ugra§maktadir. ilk defa, "ma'nayi madde ile idam ettim" diye ilanatta 
bulunmu§ olmasina ragmen, bugiin Rusya, belki kapitalist diinyadan da once, telepatik 



yollarla haberle§me imkanlanni degerlendirme gah§malan yapmaktadir. 20-50 ki§ilik bir 
biyofizik doktorlar heyeti, bu mevzuda birgok deneme gercekle§tirmis. bulunuyor. Bunlar, 300 
kilometre mesafede elektrik ve i§iktan tecrid edilmis. bir odada bulunan bir adamla muhabere 
yapma yolunu denemektedirler. Yabanci dinleme istasyonlannin tesbit sahasina girme 
tehlikesi bulunmaksizin, denizaltilannda da ayni usulle haberle§me ve madde otesi, beden 
otesi kuvvetlerle muhabere imkanlanni ara§tirmaktadirlar. Ve hedefledikleri nokta, 3000 
kilometre otedeki kimse ile konu§up 30-40 sayfahk mesajlar almak, birinin orada dikte 
ettiklerini buradaki medyum vasitasiyla ayni anda tesbit etmek ve neticede yakalanma ve 
takip edilme tehlikesi bulunmadan, masrafsiz bir casusluk §ebekesi kurmaktir. 

[ Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Gtilen, Nil Yayinlan, 8.Baski, 1996, Say fa 85-86 ] 



F.Gulen Hoca'nin medyum saQmahklari.(s.90) 

Mesaj de La' mecmuasinda anlatildigina gore, bir medyum, alti-yedi ki§ilik bir ilmi heyetin 
yaninda ellerini onundeki masaya koyunca, kar§idaki masa hareket edip gezinmege ba§hyor. 

Bornova'da, gadirda biri, masanin uzerindeki bugdaylan yukanya dogru gikarmaya ba§hyor. 
Orada bulunanlardan bazilan okumaya ge^ince "diimen bozuldu.. aranizda kotii niyetliler var" 
diyor. 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Gtilen, Nil Yayinlan, 8.Baski, 1996, Say fa 90 ] 



F.Gulen Hoca'nin Hz.Peygamber'e iftiralan.(s.91) 

Biz muslumanlar ise, on dort asir evvelinden bu ve benzeri pek cok hadiseye vakif ve a§ina 
bulunuyoruz. Hz. Muavviz (ra)'in Bedir'de kopan kolu, eczahane hukmundeki O Nurlu El'in 
Sahibi (sav) tarafindan yerine yapi§tinliyor ve hig bir iz kalmiyordu. Uhud'da Ebu Katade 
(ra)'nin gikan gozii, yine ayni el tarafindan yerine konup §ifa buluyordu. Ve tabii bunlar, 
harikalar ku§aginin son sininnda cereyan eden mu"cizelerdi... 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah Gtilen, Nil Yayinlan, 8.Baski, 1996, Say fa 91 ] 



F.Gulen'in mu'minleri ruh Qaginyor.(s.93) 

Bir mii'min anlatiyor: "Ankara'da bir savci arkada§imla Mevlana'nin ruhunu gagirdik. Ye§il 
kisvesi ve Mevlevi kiilahiyla kar§imiza dikilen §ahsi ikimiz de gorduk. Fakat, yuziinu 
kacinyordu. ihtimal ki, gelen §eytandi ve bize yuziinu gostermek istemiyordu. 



[ Inancin Golgesinde 1, M.fethullah GUlen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 93 ] 



"Ruyalarla olaylan bilme", yalani.(s.lOO) 

Rusya'da Tann'ya Doniis. isimli kitapta da, bu kabil hadiseler ve rii'yalar anlatihr. Anne 
Ostrovsky adh bir yazann annesi, Almanlann Rusya'ya girmesinden bes. sene evvel rii'yasinda 
sava§in (jiktigini cogu sahneleriyle gormiis. ve bunlar o giinkii gazetelerde ne§redilmi§ti 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah GUlen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 100 ] 



F.Gulen'in, Azrail(as) He ilgili uydurdugu hurafeler.(125-126) 

Vefat aninda herkes Azrail (as)'le kontak olur. Bir hastahk, musibet, kaza, kisaca herhangi bir 
sebep bas. gosterince, hemen Azrail (as)'le irtibat kurulmus. olur. Bu yiizden, Azrail (as)'in onu 
aramasina liizurn yoktur. Diyelim ki, muhtelif dalga boylannda ne§riyat yapan bir cihaz 
geli§tirilse.. ve bu cihaz, bir dugme ile bin frekansta ne§riyat yapsa, ayni anda pek 50k cihazi 
durdurur. Ayni frekanstaki belli bir nokta ile hepsi birden kontak oldugundan, yayin kolayca 
gergekle§ebilir. Allah (cc)'in icraatinda da bu viis'at ve dolayisiyla da boyle bir siihulet ve 
kolayhk mevcuttur.. bir emirle binler askerin hareket etmesi ve giine§in ayni anda binlerce 
cam parcasi ve su kabarciginda yedi rengi, i§igi ve hararetiyle temessiil etmesi misali boyle 
bir tevecciih ve temasla ayni Slum frakansinda bulu§ an herkes, Azrail (as) dokundugu anda 
ruhunu teslim eder. Tipki, bir elektrik §artelinin diigmesine dokunmakla, ayni anda yiizlerce 
avize ve lambanin sonmesi gibi... 

[Inancin Golgesinde 1, M.fethullah GUlen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 125-126 ] 



"Muhyiddin i.Arabi'nin miliaria gorii^tugu", yalam.(s.l33) 

Ali ve yiice ruhlar iginde Berzah Alemi'ndeki ruhlarla temas kuranlar vardir. Muhyiddin ibn 
Arab! (ra), ervah-i aliye ile sik sik temas ettiginden bahseder. imam Siiyuti, Efendimiz'le 
yakazaten 70 defa goru§tugunu ve Ahmed Rufai Hazretleri de, Aleyhissalatii ve's-Selam'in 
ruhuyla te§erriif ettigini anlatir. imam Buhari (ra)'nin abdest ahp namaz kildiktan sonra 
murakabe ile, rivayetlerinin dogru olup olmadigini Rasuliillah (sav)'a arzettigi nakledilen 
haberlerdendir... Riiya yoluyla goru§mek ise, zaten mumkiindur. Kotii ruhlara gelince; 
buradaki iyiler onlarla niye gorii§sun ki? ! 

[inancin Golgesinde 1, M.fethullah GUlen, Nil Yayinlari, 8.Baski, 1996, Say fa 133 ] 



Hz.Ibn-i Abbas ve Hz.Meymun ile ilgili hurafeler.(S: 47) 

Ibn-i Abbas vefat ettiginde ben oradaydim. Techiz ve tekfini yapihrken, ku§ gibi bir §eyin 
kefeniyle cesedi arasina girdigini gordiim. Daha sonra onu kabre koyarken gaibten bir ses 
duyuldu. Ses: 

"Ey mutmainne olmus. nefis! Razi edici ve razi edilmis. olarak Rabbine don. iyi kullannin 
arasina gir. Cennetime gir." (Fecr/27-30) ayetini okuyordu. Herkes donup kalmis. ve bu sesi 
dinlemisti. (Hilyetii'l-Evliya, 1/329) 

Hz. Meymun'un giirdiigii ne idi? Evet o infisal etmis. bir ruhu, yani asil bedenin dadublesini 
mii§ahade etmi§ti. Ve sanki Cenab-i Hakk, bu sevgili kuluna "Ho§geldin" diyor ve onu 
ruhanilerle kar§ihyordu. Hz. Meymun gordiigii hadiseye, binlerce insani §ahid tutuyor ve 
soyledigini oyle soyliiyordu. Ve i§te bu binlerce insan susmalanyla O'nu tasdik ediyor ve 
hadisenin dogruluguna §ahitlik yapiyorlardi. 

[ Varligin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 47] 



Bir §ahis 20 ayn yerde gorulebilir yalam.(S:49) 

Ehlullahtan "Abdal" kismi buna her zaman mazhar olurlar. Bu meseleye o kadar cok misal 
vardir ki, saymakla bitmez, anlatmakla tukenmez. Bir §ahis yirmi ayn yerde goriiliir. Mesela, 
son Nak§i §eyhlerinden Aziz Efendi, Havran'da oldugu ayni anda Edremit'te de goriiliir. Ve bu 
nice defalar tekrar eder durur. Turgutlu'daki bir ba§ka zati da ayni zamanda Salihli'de gorenler 
olmu§tur. Bediiizzaman Hazretleri hapishanede demir parmakhklar arkasinda tutsak 
bulundugu ayni an ve zamanda, §ehrin ortasindaki en biiyiik camide, Cuma vaktinde cemaat 
icinde namaz kilarken g6riilmii§; gardiyanlar hayret ve deh§etle hapishaneye dondiiklerinde 
de onu hapishanede bulmu§lardir. 

Abdiilhamid Cennetmekan hie hacca gitmemis, tir. Halbuki o, her sene hacda gorulmu§tur. 

I§te biitiin bunlar ve bunlara benzer vak'alarda goriilen o §ahsin dedublesidir. 

/ Varligin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 49] 



Ruh ile ilgili Ingiliz Protestan rahibinin yalani.(S:49-52) 

Rahip Bertrand ve Sair Goethe 

Ruh ve Madde Dergisinde §oyle bir vak'a anlahhr: 

"ingiliz protestan rahibi LJ. Bertrand, isvicre'ye, yiiksek daglan ziyaret etmek isteyen bir 
gocuk grubunu gotiirmii§tu. Lucerne civannda iki de rehber alarak daga tirmanmaya 
ba§ladilar. Kayahklan tirmandiktan sonra "Buzullar" mintikasina vardiklannda rahip kendini 
yorgun hissetti. £ocuklan rehberlere emanet ve onlara takip edecekleri yolu da tarif ederek 
ba§ka bir yere ayrilmamalanni tembihledi. £ocuklar aynldiktan sonra dinlenmek iizere diizliik 



bir yere oturdu. Fakat az sonra, derin bir uyku iizerine coktii. Birden, uyandigini sandi. Yavas. 
yavas. §uuru avdet ediyordu. Fakat deh§etle artik kendi viicudunda olmadigini anladi. Suuru 
bir balon gibi bu viicudun iizerinde dalgalanmaktaydi. Uyumu§ hareketsiz viicudunu bir 
heykel gibi seyrediyordu. Kolunu bacagini oynatmak icin gosterdigi biitiin gayretler bo§una 
idi, yerdeki viicut kendine yabanci gibi duruyordu. 

Bir kac dakikahk tela§ ve korkudan sonra bu yeni halinin hig de fena bir durum olmadigini 
fark etti. Kendini 50k hafif, yorgunluktan ve her tiirlii acidan ve fiziki bagdan uzak 
hissediyordu. Birkac tecriibe ona gayret sarfetmeksizin hareket edebilecegini gosterdi. Dik 
yamaclar boyunca ucuyor ve buzlu dag havasinda bir ku§ gibi yiikseliyor, goz acip 
kapayincaya kadar istedigi yere gidiyordu. 

Bu ona bir fikir verdi: 

Acaba cocuklar ne yapiyorlardi? Bunu du§uniir du§iinmez kendini onlann arasinda buldu. Ve 
hayretle kendi tarif ettigi yoldan gitmemis. olduklanni gordii. Bo§ yere onlann dikkatini 
cekmege gah§tigi halde kimse kendisini gormedi. Hatta bir ara yemek molasi veren 
gruptakilerin kendine ait yiyecekleri de afiyetle midelerine indirdiklerini seyretti. Onlann 
etrafinda uzun zaman kalarak soylediklerine, hareketlerine dikkat etti, sonra da Mia derin bir 
uykuda olan viicudunun yanina dondii. 

O zaman Lucerne'deki otelde kansinin ne yaptigini gormek akhna geldi. Otelin antresini, 
garsonlan, kalabahgi gordii. Bir otomobil geldi ve iginden kansi indi. Yaninda dort ba§ka 
§ahis vardi. Onlann dikkatini gekmege gah§ti; fakat evvelki te§ebbusu gibi bunda da muvaffak 
olamadi. Ancak onlann otomobilden indiklerini, kansinin bavullan nasil yerle§tirdigini, sonra 
kansinin nasil gay igtigini gordii. 

Fakat birden bir rahatsizhk hissetti. Lucerne'deki manzara kayboldu ve kendini viicudunun 
yaninda buldu. Yol arkada§lan gelmisjer ve onu donarak oldii zannetmi§lerdi. Fakat rehberler 
kalbini dinleyerek attigini gormii§ler, §imdi onu kendine getirmege cah§iyorlardi. Hadiseden 
daha sonra haberdar olan kansi da meseleye akil erdiremedi. Cunku gerek cocuk grubu, gerek 
kansina ait gecen olaylan en ufak teferruata vanncaya kadar dogruydu." 

Insanin dedublesi, cesed bir yerde dursa dahi, hayati biitiin fonksiyonlanyla beraber sayisiz 
denebilecek kadar cok yerde bulunabilir. Bunun, "Zubdet'ul Hakayik" ***isimli eserde 
yiizlerce misali vardir. islam tasavvufu adeta bu tiir misallerin ciimbii§ yeridir. 

/ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Giilen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 49-52] 



Gothe ve dostu Frederic He ilgili hurafeler.(S:52-54) 

Goethe bir Alman §airidir. Ba§indan §oyle bir hadise gecmi§tir. "Yagmurlu bir ak§am arkada§i 
K.... ile Weimar'da, Belvedere'de geziniyordu. Sanki kar§isinda bir hayal gormus. gibi 
birdenbire durdu ve yiiksek sesle bagirarak §unlan soyledi: 

"Ya Rabbi ! Eger dostum Frederic'in bu anda Frakfurt'da bulundugundan iyice emin 
olmasaydim bunun o olduguna yemin ederdim." Bunu muteakip de deh§etli bir kahkaha 
sahverdi. "Ama bu ta kendisi... Dostum Frederic. Sen burada Weimar'dasin ha?.. Fakat Allah 



a§kina nasil oldu da benim geceliklerimi, takkemi, terliklerimi giyip boyle koca bir caddenin 
ortasina ciktin?.." Goethe'nin gordiiklerinden hicbirisini gormeyen ve bundan hie bir §ey 
anlamayan K.... §airin birden bire delirdigini zannederek iirktii. Fakat yalniz kendi 
gordiikleriyle me§gul olan Goethe elini uzatarak bagirdi: 

"Frederic... nereye gittin. Ya Rabbim?..Azizim K... §imdi rastgeldigimiz adam nereye gitti, 
gormediniz mi?" Sa§iran K...hicbir cevap veremiyordu. Sair ba§ini iki tarafa cevirerek dalgin 
bir tavirla baginyordu: "Evet anhyorum. Bu bir goriintiiden ibarettir. Fakat bunun manasi ne 
olabilir? Acaba dostum ani olarak oldii mii? Acaba bu onun ruhu mudur?" 

Goethe evine geldi ve Frederic'i evde buldu. Saclan dimdik olmu§tu. Bir olii gibi sararmis. 
halde geri cekildi. Ve "Hayalet devam ediyor" diye bagirdi. Dostu cevap verdi. "Fakat azizim, 
insan sadik dostunu boyle mi kar§ilar?" Goethe hem aglayip hem giilerek: "Ah bu defaki bir 
ruh degil, et ve kemikten yapilmis. bir varhk" diye bagirdi. Ve iki dost kucakla§tilar. 

Hadise §6yle olmu§tu: Frederic, Goethe'nin evine gelmis. fakat yagmurdan lslanmis. 
oldugundan elbiselerini cikanp §airin geceliklerini, takkesini ve terliklerini giymi§ti. Bu halde 
iken koltuga uzanip uyumu§tu. O da riiyasinda Goethe'yi gormu§tu ve Goethe ona §unlan 
soylemi§ti: "Sen Weimar'dasin ha? Benim geceliklerimle.. takkemle, terliklerimle koca 
caddenin ortasina nasil ciktin?" 

[ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, Feza A.S., Zaman Gzt, 1998, S: 52-54] 



Dr.Burgess'in karisi ile ilgili uydurulmu§ hurafeler.(S:54-56) 

Astral Bedeni Mu^ahede 

"Ruh ve Kainat" da yine §oyle bir hadise nakledilir. Bu hadise Dr. Burgess tarafindan dostu 
Dr. Hodgson'a yazilan mektupla anlatilmi§tir. Mektupta §oyle denmektedir: 

"E§im 1902 senesi Mayis ayinin 23. Cuma giinii saat 1 1.45'de olmii§tu. O giin ogleden sonra 
saat dortte hasta agirla§mi§ ve biitiin umitler kesilmi§ti. Ben olmekte olan hastanin yaninda 
oturmus, elimle sag elini tutuyordum. Saat 6.45'de odanin e§igi uzerinde ve havada paralel 
vaziyette duran, birbirinden ayn tie kuciik bulut gordum. Boylan takriben dorder kadem 
uzunlugunda, hacimleri (oylumlan) ise 6-8 parmak kadardi. Bu sirada ne odada, ne de 
di§anda koridorda kimse yoktu. Bulutlar agir agir yataga yakla§iyorlardi. Biraz sonra yatagi 
tamamiyla sardilar. O anda hastanin yaninda ve ayakta takriben tie kadem boyunda bir kadin 
§ekli belirdi. Bu §ekil saydamdi ve altin renginde parlak bir ziya ne§rediyordu. G6runu§u 
fevkalade ihti§amh idi. Uzerinde, eski Yunan tarzinda, kollan geni§ ve uzun bir elbise 
bulunuyordu. Ba§inda bir celenk ta§iyordu. Ellerini e§imin ba§ina uzatmis, oldugu halde 
ayakta duruyordu. Bir misafiri sevincle fakat ayni zamanda ciddiyetle kar§ilayan bir hali 
vardi. Etrafinda kismen goriilebilen diger bazi §ekiller de dalgalanmakta idi. 

E§imin uzerinde de diiz durumda uzanmi§, ciplak beyaz bir §ekil belirmi§ ti. Bu §ekil, olmekte 
olan hastanin sol goziine bir kordonla baglanmis. bulunuyordu. Bu, onun astral bedeni idi. 
Asih gibi duran bu §ekil bazan tamamiyla hareketsiz kahyor, bazan da biiziilerek 15 pusa 
kadar iniyordu. Seklin biitiin organlan tarn ve mukemmeldi. (Astral) bedenin her buzulu§unde 
§iddetli bir kurtulus, miicadelesi ba§hyor ve bu sirada fizik bedende cirpinmalar goriiliiyordu. 



Siikunete kavu§unca Astral beden de tekrar eski halini ahyordu. 

E§imin son bes. saatlik hayati sirasinda beni sersemleten bu vizyonu kesintisiz olarak gordiim. 
Bu vizyon, ancak gozlerimi kapadigim veya ba§ka tarafa baktigim zaman kayboluyordu; fakat 
gozlerimi tekrar yataga cevirdigim zaman ayni vizyonu yine goriiyordum. Biitiin bu zaman 
iginde ba§imda kol ve bacaklanmda acaip bir agirhk duyuyordum. Ve sanki uyuklar gibi 
gozlerimin kapandigini hissediyordum. Nihayet me§'um an geldi. Son bir titremeden sonra 
hastanin nefesi kesildi. Bu sirada astral bedenin kendisini kurtarmak icin gayretini arttirdigini 
gordiim. 

Son nefes ve cabalama ile birlikte astral bedeni fizik bedene baglayan kordon koptu ve derhal 
astral beden diger ruhi varhklar ve bulutlarla birlikte kayboldu. O andan itibaren hissettigim 
agirhk da iizerimden kalkti." 

/ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Giilen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 54-56] 

2. Boliim 



Oliim amnda ruhun gorulebilecegi yalam.(S:56-61) 

Oliim Amndaki Mu^ahedeler 

Madam Florance Marryant anlatiyor: "Dostlanmin arasinda medyumluk melekeleri iistiin olan 
yiiksek sosyeteye mensub gen? bir bayan taninm ki, bu kabiliyetini ancak birkac yakini 
bilmektedir. Kendisi, bir sene evvel 20 ya§inda, bulunan ploreziden hasta kizkarde§ini 
kaybetmis. bulunuyordu. Edith (medyumun ismi) bu sirada bir dakika bile kizkarde§inin ba§i 
ucundan aynlmami§ti. Duru gorii (Clairvoyance) (Clairvoyance; ba§kalannin gormedigi, 
gozle goriilmeyen §eyleri gorme kudreti) halinde ruhun bedenden yavas. yava§ aynldigini 
gormii§tu. 

Anlattigina gore zavalh hasta, hayatinin son giinii, son derece hassas, geveze ve heyecanh bir 
hal almi§ti. Sirt ustii yataga uzanmis. miitemadiyen anla§ilmayan sozler ve cumleler 
soyliiyordu. Edith bu esnada, akici bir bulut §eklinde, hafif dumana benzeyen bir §eyin, 
hastanin ba§i ucunda toplanmakta oldugunu gordu. 

Bulut yava§ yava§ yogunla§arak hastanin §eklini aldi. Rengi miistesna, her hususta tamamiyle 
kiz karde§ine benziyor ve hastanin biraz ustiinde, yiizii yere cevrilmi§ olarak, havada 
dalgalaniyordu. Ak§ama dogru hasta sakinle§meye basjadi. Giine§ battigi siralarda hasta artik 
tamamiyle bitkin bir hal almi§, son dakikalanni ya§iyordu. 

Edith, o an titreyerek kizkarde§ine bakti. Yiizii morarmi§, baki§lan bulanmi§ti. Buna mukabil 
iist kisimdaki hayal, bu sirada, bedenden kendisini kurtararak tamamiyle te§ekkul etmis. ve 
canhhk kazanmi§ti. Hasta, hareketsiz ve §uursuz bir halde, yataginda serili yatarken ustiinde 
dalgalanan hayal fluoresan i§igina benzeyen parlak kordonlarla onun kalbine, beynine ve 
hayati organlanna bagli canli bir hal almi§ti. 

Nihayet miihim an geldi; hayal hareket etmege ba§ladi. Bu hareket hafif olmakla beraber, 
viicutta canhhk doguruyordu. Edith, bu esnada, bu merakh sahneyi seyre dalmi§ti. Bu sirada, 
parlak iki §ekil daha belirdi. Bunlar, biiyiik annesi ile biiyiik babasi idi. Bu evde olmu§lerdi. 



Her ikisi de, cesetten ayn duran hayale dogru yakla§tilar. Onu §efkatle kucakladilar. O da, 
ba§ini buyukbabasinin omuzu iizerine birakti. Hastanin nefesi kesilinceye kadar bu halde 
kaldilar ve sonra hayal, kendisini cesede baglayan parlak baglan kopararak otekilerin 
kucaklannda, hep birlikte pencereden ucup gittiler." 

Madam Joe Suell anlatiyor: "20 sene devam eden hasta bakicihgim sirasinda, bir 50k oliim 
vak'alannda, olenlerin ba§lan ucunda bulundum. Oliimii miiteakip daima insan §eklinde rahi 
bir varhk, cesedin iizerinde yiikseliyor ve sonra gozden kayboluyordu." 

Anlattigi vak'alardan birini a§agida aktanyoruz: "Maggie'nin annesi, agir hasta olan kiz 
karde§inin yanina gitmi§ ve yoklugu sirasinda kizinin yaninda kalmami benden rica etmi§ti. 
Kizi tie giin sonra, birdenbire agirla§ti ve doktor yeti§meden kollanmin arasinda son nefesini 
verdi. Bir oliimle ilk defa kar§ila§iyordum. Kalbin durmasini miiteakip, su buhanna benzeyen 
bir §eyin cesetten aynldigini gordiim. Vucuttan cikan bu buhar, yava§ yava§ yiikselerek 
kendisine benzer §ekilde yogunla§iyordu. Hatlan evvela belirgin degilken, sonra yavas. yava§ 
beyaz sedef elbiseli bir insan §eklini aldi. Yiizii degi§memi§, ancak parlak bir §ekil almi§ti ve 
artik lzdiraph girpinmanin hatlanni ta§imiyordu." 

Me§hur medyumlardan A.J.Davis bir kadinin vefati esnasindaki mu§ahadelerini §oyle 
naklediyor: "Kadinda canin ciki§i sirasinda bedenin beyin kisminda vukua gelen ve her an 
artmakta olan kuvvetli bir yogunla§ma beliriyordu. Yogunla§an bu §ey, cirpinmalar azaldikca 
ve viicuttaki sanhk arttikca parlak ve ziya sacan bir hal ahyordu. Can ceki§me sirasinda 
goriilen bu cirpini§lann cekilen aci ile herhangi bir alakasi olmayip, ruh tarafindan 
hissedilmezler. Bunlar tamamiyle organik olan bir takim hareketlerdir. Oliim am yakla§tikca 
bedenin organlan, bo§alan torbalar gibi birer birer yataga seriliyor, buna kar§ihk hastadan ayn 
olarak, ruhi bir bedenin te§ekkulu tamamlamyordu. Can ceki§en hastadan ilk kurtulan, ruhi 
bedenin ba§ kismi oldu ve yavas. yava§ diger kisimlan da aynlarak tarn ruhi bir beden olarak 
kadinin ba§i ucunda ayakta durdu. Bu iki viicudu birbirine, gobeklerinden, hayat bagi 
dedigimiz, parlak bir kordon baghyordu. Bu kordon kopunca bir parcasi cesette kaldi. 
Herhalde cesedin derhal bozulmasina mani olan budur. Kadinin ruhi bedeni serbestlige yava§ 
yava§ ah§ti ve birdenbire ne yapacagini kestirmi§ gibi harekete gecerek evden cikti. " 

Dr. F.A.Kraft anlatiyor: "Birinci Diinya sava§inda hudutta carpi§an bir nefer 1920 yihnda 
hastahanede olmu§tii. Son nefesini vermeden iki dakika kadar evvel §oyle baginyordu: 
"Hand, Sari, demek sizler oradasimz... Artik, etrafa hep birlikte tirpan atanz. Ben iki seneden 
beri hastayim... ah... evet bekleyin.." 

Olenler, hemen butiin hallerde kendilerinden evvel olmii§ olan akraba ve arkada§lanm 
goriirler ve onlara isimleriyle seslenirler. 

Bu konuda ilgi cekici bir ba§ka vaka ise §udur: "Amerika ic harbi kalintilanndan, uyanik ve 
serbest fikirli eski bir sava§ci, yatagina uzanmi§ son saatini bekliyordu. 

Bir gar§amba giinii hasta, adetinin aksine, bir acelecilik gostererek muhtelif ricacilarla beni 
israria istetti. Saat sekize dogru kogu§a girdigim zaman elini kaldirarak yakla§mam icin bana 
i§aret etti. Tasah yiizii, sevincli bir hal almi§ti. Bana dedi ki: "Bu sabah saat iicte uyanmi§tim. 
Gozlerim acik, hareketsiz yatiyordum. Birdenbire karyolamin ayak ucunda bir varhgin 
mevcudiyetini hissettim. Hie bir korkum yoktu. Bilakis istirahat edebilmem icin, oliimii 
istiyordum. Bu gorunu§, bana bunu daha iyi anlamak imkanini vermis, oldu. Yava§ yava§ 
karde§im James'in yuziinu tanidim. Canhhgi acik §ekilde belli idi. Bana dogru egildi ve tarif 



edilemeyecek kadar kolay bir tesirle bana soylemek istedigi §eyleri anlatti. Derhal evvelce 
biricik iyi dostum olan karde§imle birlikte gegirdigimiz hayati biitiin tafsilati ile hatirladim. 
Konu§maya ba§layinca da sesini iyice tanidim. Bana: "Maxvelle, onumiizdeki pazar giinii 
sabah 11' de benimle birlikte geleceksin." dedi ve sonra kayboldu. itiraf ederim ki, kendimi 
hakikaten bahtiyar hissediyorum. Bunun bir hayal veya aldigim ilaglann tesirinden miitevellid 
olmadigina katiyyen eminim. 

Pazar giinii hastanin ba§i ucunda idim. Sakin bir hali vardi. Saat 10'a dogru, hareketsiz 
yatiyor, hicbir kelime soylememekle beraber, zaman zaman bana tanidigini hissettirecek 
§ekilde bakiyordu. Onbire geyrek kala sag elini kaldirdi ve sol tarafindaki ko§eyi gostererek 
tamamiyle anlasjlan bir sesle: "Karde§im James" dedi. Tarn saat onbirde, daha evvel soylemis. 
oldugu gibi ruhu oteki aleme gitmek iizere cesedini terketti." 

/ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Giilen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 56-61 ] 



Ruhun fotograflarla goruntulenebilecegi yalam.(S:71) 

Madde otesi varliklann, varhk delillerinden bir digeri de "Ruh Fotograf^iligY'dir. Giiniimiizde 
ruh fotograf^ihgi en ileri seviyeye ula§mi§ durumdadir. Oyle ki, ruh artik aynen maddi cesed 
gibi goriintiilenmekte ve boylece madde otesi varliklan inkar edenlerin ne derece biiyiik 
yanilgi iginde olduklan gozler online serilmektedir. 

[ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Giilen, Feza A.§., Zaman Gzt., 1998, S: 71 ] 



Fethullah'in "medyumluk melekesi" yalam.(S:72) 

Ruh fotograf^ihgi olarak bilinen konu bir medyumluk ge§ididir, fotografi gekende de, 
gektirende de bu medyumluk melekesi geli§ tirilebilir. 1 862'de, Amerika'da, Boston'lu bir 
hakkak olan Mr. Mumler arkada§larinin fotograflanni gekmi^ti; negatiflerinde, arkada§lannin 
yanisira ba§ka kimseler de bulunuyordu. Bundan dolayi bu tipteki olaylara "Ruhi 
Fotografgihk" ismi verildi. Mumler bu fotografgilardan ilki olarak taninir. O zamandan bu 
yana, buna benzer pek cok ruhi fotograf elde edilmi§tir. 

/ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Giilen, Feza A.§., Zaman Gzt., 1998, S: 72 ] 



Olenlerin evlerinden aynlmadigi ve aile ile birlikte ya^adigi yalam.(S:73-74) 

Tom Patterson, elindeki ruhi fotograflarla ilgili olarak §oyle devam ediyor: 

"Ingiltere'de, Sheffield'den Mr. E..., 5 Haziran 1961'de bana bir fotograf gonderdi. Zarfin 
iginden bir de §u mektup gikti: 

"Bu fotografi gektigim zaman film rulosundaki rakam 8'i gosteriyordu niyetim, yeni dekore 
ettigim mutfagimin resmini gekmekti. Ak§am kamerami mutfaga, uygun bir yere yerle§tirmi§ 



ve objektifi bir miiddet acik birakmi§tim; oniinden gegmemeye ozellikle dikkat ettim. Daha 
sonra, filmi, banyosu ve baskisi igin fotografgiya gonderdim. Netice bu fotograf oldu. 
Fotografin kanma ait olduguna eminim. Onun, olumiinden beri yine burada bizimle beraber 
olduguna dair daimi bir his icindeydim. Fotografta kanm, eskiden yaptigi gibi masaya 
egilmi§, oglumuz David'in dort ya§inda iken cekilmis. bir fotografina bakarken goriiluyor. 

/ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 73-74] 



Oldukten sonra kocasimn hucumuna ugrayan kadin ve olmiis annesinin sesini duyan 
rahip yalam.(S:101-102) 

Olmii? Annenin Sesi 

"isvicreli §ifaci Ernest Kapp, akil hastahklanni da tedavi etmekte idi. Bir doktor onu hususi 
bir hastaneye gagirdi. Cok tehlikeli bir kadin, hasta hakkinda fikrini almak istiyordu. Kadin, 
bir devlet akil hastanesine sevkedilmek iizere idi. Kapp, hastanin odasina girdigi zaman 
hem§ire elinde bir igne tutuyor, kadin da atilmaga hazirlanan bir kaplan gibi iki buklum 
duruyordu. Hem§ire, onun elini yakaladi, igneyi koluna batirmak iizere idi ki, §ifaci, 
enjeksiyon yapmamasini rica etti. £unku, eger igne yapilirsa kendisi hicbir §ey 
yapamayacakti. Kendisini hasta ile yalniz birakmalanni istedi. Hem§ire, zilin yerini gosterdi 
ve cikti. 

Kapp, kadinla yiizyuze kaldi. O anda gozlerini kapayan rahip, yapmasi icap eden §eyin, 
kendisine bildirilmesi igin dua etmege ba§ladi. Sol kulaginda olmus, annesinin teganni eden 
sesini isjtti; bir Alman ninnisi soyliiyordu. "Ama burasi Amerika, Almanya degil" diyecek 
oldu. Ses, teganniye devam ediyordu. Kendisi de ninniyi Almanca olarak soylemege ba§ladi. 
Dorduncu kelimeye gelmi§ti ki, kadin tepeden tirnaga titremege ba§ladi. Kapp, "§imdi ustiime 
saldiracak" diye dii§undu. Fakat ninniye devam etti. ikinci misra bittigi zaman kadin, 
higkirarak aglamaga ba§lami§ti. Ve Almanca olarak, "Siz Allah'in bana gonderdigi bir melek 
olmahsiniz" dedi. Fevkalade bir klervayan (Clairvoyance) hassasina sahip olan Kapp, kadinin 
ustiine gokmu§ olan agir absesyon bulutunun dagihp gitmekte oldugunu gorebiliyordu. Ayaga 
kalkti, ellerini hastanin uzerine koydu ve §iikretti. Kadinin sonradan Kapp'a anlattigina gore, 
kocasi girtlak kanserine yakalanmi§ti. Kadin, ona gece gunduz bakiyordu. Bir giin, hastanin 
odasina girdigi zaman onu yerde kanlar iginde buldu, adam girtlagini keserek intihar etmi§ti. 
O zamandan beri de kadin kocasimn tasallutuna ugrami§ti. Bir ka? dakika sonra Kapp, 
doktorla hastabakiciya, yukan gikip hastayi gormelerini soyledi. Kadin iyile§mi§ti. Derhal 
taburcu edildi." 



Ruh gagirma seanslarina i§tirak eden ve etmeyen ruhlar uydurmasi. (S:102-103) 

Yiice ve Siifli Ruhlar 

All ve temiz ruhlar, insanlar icin koruyuculuk vazifesi yaparken, habis ve §erir ruhlar da 
insanlara zarar vermek icin ellerinden gelen her §eyi yaparlar. Zaten ruh cagirma seanslarina 



ko§arak gelenler de ekseriyet itibariyle boyle ruhlar veya cinlerdir. Yoksa yiice ruhlann oyle 
meclislere gelmesi miimkiin degildir. 

Fahreddin Razi dediginde hakhdir. O §oyle demektedir: "Habis ruhlar davete icabette seri, 
kuvvetli ve giiclii ruhlar ise agirdirlar." 

Efendimizin ruhu ve diger nebilerin ervahi, katiyyen boyle davetlere icabet edip gelmezler. 
imam Rabbani, Abdiilkadir-i Geylani, Muhyiddin ibn-i Arabi ve Bediuzzaman Hazretleri gibi 
ali ruhlan da bu tiir metodlarla davet imkansizdir. Habis ve aleak ruhlardir ki, her tiirlii slifli 
davete ko§arak gelirler. Cinlerin ayak takimi da boyle davetlere icabette seridirler. 

Ve bunlar, ayni zamanda insanlara hasim ve du§mandirlar. Biitiin §erlerin ve kotii §erarelerin 
altinda bunlar bulunurlar. Karakter, irade ve ruh bakimindan zayif insanlan tesir altina ahr ve 
kullanirlar. Bunlann eline du§mu§ zavalli insanlara, tip ce§itli isimler verir; "paranoyak", 
"§izofreni" der, fakat ekseriyetle de bu tiir hastahklara tip §ifa bulamaz. Zira, her turlu cinnet 
vak'asinin altinda kesinlikle §erir cinler ve habis ruhlar vardir. Oyledir ki, bu tiir rahatsizhklar 
cogunlukla dua ve okumakla iyi olmaktadirlar. 

/ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 102-3] 



Fethullah Giilen'in teyzesi ve anlattigi hurafeler.(S: 103-105) 

Teyzem abide, zahide bir kadindi. Alvar imami'na da yiirekten baghydi. Ba§indan iki defa 
delirme hadisesi gecti. Birini ben hatirlamiyorum. Soylenen §u: Teyzem gece kalkmis. 
tesbihini cekiyor. Bir ara, spiritualistlerin "Mekandan uzakla§ma" dedikleri hal oluyor ve 
teyzem seccadesinin uzerinde bir metre kadar havaya yiikseliyor. Kocasi bu durumu goriince 
endi§e ediyor ve ayaklanndan tutup onu yere cekiyor, teyzem de deliriyor, hatta mutecaviz bir 
hal ahyor. Oyle ki ancak zincirle zaptedebiliyorlar. Hatta bir keresinde, diigiin evinde ne 
kadar ayakkabi varsa hepsini toparlayip tandira atiyor ve elinde sopayla tandinn kapisi 
oniinde nobet tutuyor. Hie kimse cesaret edip yana§amiyor ve butiin ayakkabilar tandirda 
cayir cayir yaniyor... Nasilsa dedem arkasindan yakalayip onu oradan uzakla§tinyor.. Daha 
sonra teyzeme birisi bir muska yaziyor. Hadisenin bundan sonrasini dayim §oyle anlatirdi: 

"Misafir odasinda oturuyorduk. O yine zincirle baghydi. Yazilan muska yerine konulduktan 
kisa bir miiddet sonraydi ki, aglamah bir sesle: "Dadas. beni niye bagladiniz ki?" dedi... 
Hemen cozdiik. iyile§mi§ ve tamamen eski haline donmii§tii.. 

Ikinci delirmesine de ben §ahid oldum. Kucuktum, hafizhk yapiyordum. Alvar imami'nin 
torunu ilk donemlerde hocamizdi. Birisi, bir iki kelimelik, pek de oyle hakaret olmayan bir 
soz sarfetti. Rahmetli dedem ve teyzem oturuyorlardi. O boyle deyince birdenbire bir cighk 
kopardi: "Benim efendime ha?" dedi. Yine delirdi. Zorla arabaya koydular. Dedem onu 
goturdu. Psikiyatriye yatirdilar. Klinik, hastahanenin 4. katindaydi. Kendini 4. kattan a§agiya 
atti ama hicbir §ey olmadi. Bu hadise iizerine teyzemin kocasi Erzurum'dan bir hocaya gidip 
muska yaptirdi. Teyzem aninda §ifa buldu ve gayet sakin olarak eve dondii. 

[ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, Feza A.§., Zaman Gzt., 1998, S: 103-5 ] 



Fethullah Giilen'in dostunun anlattigi bir hurafe.(S:110) 

soziine giivenilir mu§ahid bir dostum bana §unlan anlatiyordu: "Tarlayi siirerken saban sert 
bir §eye takildi. Baktim, bu bir ceseddi. Etrafini itina ile kazip cesedi cikardim. Mehmetcik, 
uzerindeki elbisesiyle sirtustii yatiyordu. Elindeki silahi da simsiki tutmu§tu. Ne kadar gayret 
ettimse de elinden silahi alamadim." 

Ayni benzer bir hadisede veya bu hadisenin devaminda §6yle ikinci bir vakia daha cereyan 
ediyor. Daha sonra bu askerin yanina ona komutanlik yapmi§, ya§h bir zati getiriyorlar. 
Komutan askerini taniyor ve ona ismiyle hitap ederek silahini teslim etmesini istiyor. i§te o 
zaman mehmetcigin eli gev§iyor ve silahini teslim ediyor. 

/ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 110] 



Fincan kullanarak ruh gagirma yalam.(S: 136-139) 

Sinir mutehassisi olan bir arkada§imiz bulundugum yerde yedek subayhk yaparken, bir 
zamanlar §ahid oldugu bir vak'ayi bana aynen §oyle anlatmi§ti: "Bir yerde fincan kullanarak 
ruhlan caginyorlardi. Bu fincan belli harflere ugrayarak sorulanmiza cevap veriyordu. Ben 
elimi fincanin uzerine koydum, fincanin hareket ettigini gordiim. Fincanin, masa uzerindeki 
harflerin, rakamlann kar§isina gittigini dikkatle takip ettim. Derken, bir arahk ruhlan 
caginyorduk ki, oraya §eytan geldi. "Kimsin?" dedik. "§eytan" diye yazdi. Hepimiz urperdik. 
Hazret-i Adem'den beri, insanligin bu ezeli hasmi, hem de davet edilmeden gelmi§ti. Sordum: 

-Sana Meyve'nin Altinci Meselesini okusam dinler misin? 

-Dinlerim, dedi ve okumaya ba§ladim: 



Evet, ben okurken o, misallere "ever", misallerin gosterdikleri hakikatlara "hayir" cekip 
durdu. Ve sonra, kendisine "Cev§en okuyayim mi?" diye teklif ettim. "Oku" dedi. Ben 
Cev§enu'l-Kebir'i okurken, fincanin uzerine elimi koydum, o kadar siir'atli hareket ediyordu 
ki, parmagimla zabtedemiyordum. Bir arahk du§tu. Hatta bir arahk "birak §u girgin" diye de 
yazivermi§ti. 

Beyin mimanmiz diyor ki: "Su asirda bir kisim kimseler maddi viicudlarini ativerseler, §eytan 
olurlar. Seytanlar da maddi viicud giyseler bu devirdeki bir kisim insanlar gibi olurlar." 

I§te bu fincan deneyinde de ayni netice goriiluyor. Seytan, Cev§en okunurken, "Birak §u 
girgin" diyor. Cev§en'den rahatsiz oluyor. insi hemcinslerine nasil da benziyor!.. 

Bazilan "ruh caginyoruz" diyorlar.. herhalde gelenlerin cinler olmasi ihtimali daha guclu. 
Boylece bunlar, cinne, §eytana maskara oluyorlar. Bu i§ daha ciddi, daha derin ele alindigi 
zaman, belki faydah §eylere medar olabilir, zannediyorum. Simdikilerin yaptiklan ise 
maskarahktan ba§ka bir §ey degil. 



[ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, FezaA.g., Zaman Gzt., 1998, S: 136-9] 

Fethullah Giilen'in ermi ? ligi.(S: 139-141) 

Berzahi Tablolar 

Edremit-Avcilar'da kamp yapiyorduk. Bir ara emniyetin bu ma'sum kampa baskin yapacagi 
§ayiasi duyulmaya ba§ladi. i§te o giinlerden birinde, ogle yemeginden sonra "Ashab-i Bedir"i 
okudum. Sirtimi cadir diregine vermis, oturuyordum. Biraz icim gecmi§ti ki bu, eskilerin 
"Beyne'n-nevm ve'1-yakaza" (Uyku ile uyanikhk arasi) dedikleri haldir. Baktim tuglu 
sancakh, ellerinde mizraklan oklan, giiriil giiriil bir ordu. Kampta tarlalann oldugu tarafta 
duruyorlar. Birisi mi soyledi, oyle mi anladim, yoksa biz Ashab-i Bedir'iz mi dediler 
bilemiyorum. Ashab-i Bedr'in geldigi kanaatine vardik. Ben oyle hayran hayran onlan 
seyrediyordum ki bulundugum yer, sanki birden bire kale kapisi gibi bir §ey oldu, ben soveleri 
kahnca tahtadan bu kapinin verasinda durmu§ onlara bakiyorum. Biri giic gosterme manasina 
elindeki demir kalemi (Kalem, mizraktan daha kucuk elle atilan bir harp aletidir) oyle bir 
salladi ki, o kahn tahta kapiyi deldi gecti ve ben muthi§ bir heyecanla uyandim. 

(Bir kac defa) riiyamda Ashab-i Bedir'i gormu§umdur. Kampta da oyle oldu. Hatta bir iki defa 
da riiyamda kendimi onlann iginde harbe gidiyormu§ gibi goriiyor ve "Allah Allah! Ashab-i 
Bedr'in iginde bulunuyorum ama, ben onlardan cok sonra geldim, nasil olur da onlarla beraber 
olurum?" diye du§unuyor ve hayret ediyordum. Zannediyorum onlann bazilanni 
secebiliyordum da; ama kamptaki mii§ahedemde fertleri tarn secemiyordum. Her halde sadece 
Hz. Hamza'yi taniyabilmi§tim. Daha sonra meydana cikti ki tarn o dakikalarda, kampa baskin 
yapmak isteyen bir grup, tarn yol aynmina gelince trafik kazasi olmus. ve onlann arabalan 
cayir cayir yanmi§. Daha sonra bu arabayi biz de gorduk. Zaten yolumuzun ustiindeydi. 
Demek ki, o demir kalemin atilmasi, misal aleminde bu neticeye i§aretmi§. Kapinin 
goriinmesi ise, inayet altinda oldugunun emaresiymi§. Yani bu mini riiyada sahabi, sanki 
oradakilere: "Siz inayet ve koruma altindasiniz. Dava, dii§unce, duygu bir olunca, ayni 
Nebi'nin arkasinda da bulununca, zaman ve asirlar bizi sizden ayiramaz. Birimiz dunyada, 
birimiz ukbada, birimiz §arkda, birimiz garbda da olsak yanyanayiz" demektedir. 

Evet, boyledir; elverir ki gizgi korunsun. Ayni frekansta bulunulsun. Aksi halde sesimizi 
onlara duyuramayiz. Onlann sesini de alamayiz. 

/ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 139-141] 



Fethullah Giilen gaybe muttali olunabilecegini saniyor.(S: 153-154) 

Bir insanin gayb alemine muttali olmasinin yolu, arzettigimiz hususlar gibi §eylere riayetten 
geger. Gunde ug ogiin yemek yiyen, karnini tika basa doyuran ve kendini gevezelige sahp, 
bilip bilmedigi her §eyi konu§an, zikre devam etmeyen ve cemiyet hayatinda, gogunlukla 
kendisini ilgilendirmeyen malayaniyatla me§gul olan.. gok uyuyan ve gaflette bogulan bir 
insanin, bana nigin gayb perdesi agilmiyor, diye itiraza hakki yoktur. Zira o, kendini neticeye 
ula§tiracak yolun erkanina riayet etmemektedir. Menzile vanlmamasi da gayet normaldir. 



[ Varhgin Metafizik Boyutu 1, M.F.Gulen, FezaA.§., Zaman Gzt., 1998, S: 153-4] 



Fethullah Gulen'e gore: Herhangi bir ruh farkh yerlerde iktidar sahibi olabiliyor. 

(s.179) 

Allah'in giinii, gazete ve mecmua haberlerinde, her hangi bir insan dublesi ve bir perisprinin, 
cismin bulundugu yerden 50k uzaklarda bulunmasi ve bulundugu yerlerde iktidar ve tasarruf 
izhar etmesinden bahsedilmektedir ki; meselenin ash ne olursa olsun, ruh gibi latif varhklann 
cisme nisbetle daha seyyal, daha aktif ve daha muktedir oldugunu gostermektedir. 

[ Asnn Getirdigi Tereddutler, M.F.Gulen, T.O.V Yayinlan, 1996, 12.Baski, Say fa: 179 ] 



Velilerin istedigi yere elini uzatabilecegi ve diledigini yapabilecegi yalam.(s.l81) 

Bu hususda onun (Hak dostu) bir ferd olmasinin hicbir zaran yoktur. Bulundugu yerden bir 
§ua gibi aksederek, istedigi yere elini uzatabilir ve istenilen tasarrufda bulunabilir. Ona, ne 
mesafelerin uzakhgi, ne de munasebet kurdugu §ahislann coklugu mani' olamaz. Giine§in bir 
tek §ey olmasina ragmen, kendisine bagnni a^an ayinelerin kabiliyetlerine gore, her yerde 
goriilup hissedildigi ve te'sirine §ahid olundugu gibi, tamamen nur ve nurani olan melekler, 
evveliyetle her yerde goriinebilir ve icraatda bulunabilirler.. Hayat ufleyebilir ve ruhlan 
kabzedebilirler. 

[Asnn Getirdigi Tereddutler, M.F.Gulen, T.O.V Yayinlan, 1996, H.Baski, Say fa: 181 ] 



Fethullah Giilen'in tarikat uydurmalanni tasdik etmesi ve izahi.(sl29-130) 

Evet zannediyorum §imdilerde kutbiyet ve ferdiyet daha 90k §ahs-i manevilerce temsil 
ediliyor. Bazi zamanlarda kutbiyetle gavsiyet beraber bulundugu gibi, ir§ada yonelik olmasi 
itibariyle bugiin, kutbu'l-ir§ad birka? tane de olabilir. "Evtad" dedigimiz zevat da ihtimal, bu 
mu§terek anlayis. iginde temsil edilecek veya bu anlayi§la biitunle§en ve biitiin islam! 
cemaatler arasinda dagilarak, gelecegin mukaddes ve muhakkak birliginin cam ve kani olarak 
misyonunu eda edecektir. 

[Prizma 1, M.F.Gulen, Nil Yayinlan, 1996, 3.Baski, Sayfa 129-130] 



Fethullah Giilen'in olmayan 7'ler ve 40'lar vs hakkindaki uydurmalan.(s.l30) 



Diinya kadar evliya ve diinya kadar ir§ad kutbiyetine merdiven dayamis. yediler, kirklar gibi 
haslar var. Bunlar ayn ayn goriinseler de, bir gun mutlaka bir birle§me noktasina 
ulas,acaklardir; zira Efendimiz (sav) "Ruhlar cunud-u miicennededir, tani§tiklan olgiide 
biraraya gelirler" buyuruyor. Ayni ruhu, ayni manayi ve ayni du§iinceyi payla§an insanlar, 
birbirlerinden uzakta olsalar da, mutlaka bir gun birle§eceklerdir.. tipki irmaklann denizlere 
dokiilmesi ve yerinde daglan delerek bazen acik, bazen kapah engeller kar§isinda kendilerine 
yeni mecralar bularak, hedefe ula§tiklan gibi.. ve tipki hacca niyet edenlerin Arafat' ta, 
Metaf ta, Ravza'da bulu§tuklan gibi, gidip orada bulu§acaklardir. Bulu§ma kasitlan olmasa 
da, vazife yapmak istedikleri yerler onlan biraraya getirecek, bulu§ turacak; onlar da bu buyiik 
hakikati, umitbahs. "cemm-i gafir"le temsil edeceklerdir. 

[Prizma 1, M.F.Gulen, Nil Yayinlan, 1996, 3.Baski, Sayfa 130] 



Fethullah Giilen'in Peygamber cisimlenerek goriilebilir yanilgisi.(s.l32) 

...bir insan, temessulen (cisimlenerek) Efendimiz'le goru§ebilir. Farz-i muhal, bu goru§me 
esnasinda Efendimiz'den ona soylenenler eger §er'i olciilere muhalif ise, -bunu farz-i muhal 
cercevesinde dahi olsa urpererek soyliiyorum- o insan kesinlikle §er'i olciilere ters dii§en o 
ifadeleri tatbik edemez ve Efendimiz'le g6rii§mesini kendisi icin delil ve huccet sayamaz.... 

[Prizma 1, M.F.Gulen, Nil Yayinlan, 1996, 3.Baski, Sayfa 132 ] 



Fethullah Giilen'e gore cinler ge^itli kihklarda g6riilebilirmi§!(s.l33) 

Cinler cesjtli §ekil ve kihkta goriinebilme kabiliyetine sahiptirler. Bu sebeple de, bazi 
insanlan kandirmalan her zaman soz konusudur. Nitekim bu yolla onlar, pek cok insani 
kandinp igfal etmi§lerdir. Hatta bazilanni o denli kandirmisjardir ki; bu zavalhlar kendilerini 
mehdi, hatta peygamber zannetmi§lerdir... 

[Prizma 1, M.F.Gulen, Nil Yayinlan, 1996, 3.Baski, Sayfa 133 ] 



Fethullah Giilen'in insamn ruhani aleme eri^ebilecegi iddiasi.(s.4) 

....Imam Gazali'nin bu konudaki olciisu biraz farkhdir. O, bu varidatlann inki§afi ile ilgili 
hatiralannda; "Bana birinci "erbain"de bazi §eyler inki§af etti. ikinci 'erbain'de, birincide 
mii§ahede ettigim §eylerin yanh§ oldugunu gordiim ve daha engin §eylere muttali oldum. 
Uciincu defasinda 'erbain'le, yakalanabilecek gercek ufku yakalayabildim" demektedir. 
Istenilen kivama gelmek icin; onun tesbitiyle tie erbain; yani 120 giin gerekir. 

Evet, lahut( ruhani) aleminin esranna muttali olmak icin cikilan yolculukta bilet ve vesika, en 
azindan yapilacak olan 'erbain'lerle, §er egilimlerin kokiinii kurutup, hayir meyelanlanni 
co§turma §eklinde bir irade takviyesidir. i§te bundan sonra belki mana alemine acilacak kapi 
aralanabilir ve ba§ka alemlere intikal mesaji ahnabilir. 



[ Prizma 2, M.F.Gulen, Nil Yayinlan, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 4 ] 



Hz. Ebubekir'in agzina ta§ koyma yalam.(s. 8 ) 

Mesela, sadakat kahramam Hz. Ebu Bekir -sahih kaynaklarda §imdiye kadar rastlamadigim 
ama dogru olmasa bile, hig yadirgamadigim ve yadirgamayacagim bir menkibeye gore- ulu 
orta konu§mamak icin agzina kiiciik bir tas. koyarmi§; konu§masi gerektigi zaman onu cikartir, 
konu§ur, sonra tekrar koyarmi§. Evet, onun gibi bir temkin insani, kendini zabt u rabt altina 
almak icin boyle bir §ey yapmis. olabilir. Bu menkibeye, sahih kaynaklara dayanarak hicretten 
sonra, Hz. Ebu Bekir'in Nebiler Serveri Hz. Muhammed (s.a.s)'in yaninda birkac yiiz 
kelimeyi gecmeyen konu§malan mesned olarak gosterilebilir. 

[Prizma 2, M.F.Gulen, Nil Yayinlan, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 8 ] 



Pek gok kimsenin 61mu$leri koridorlarda gordugu yalam.(s.l58 ) 

Gunumuzde de yalan soyleyeceklerine ihtimal vermeyecegimiz saglam, sika insanlar veya 
yalan uzerinde ittifak etmesi mumkun olmayan pek 50k kimse defaatle gelip, ruhanileri veya 
Kanuni'yi, Yavuz'u, Fatih'i bulunduklan mekanlann koridorlannda gorduklerini 
soylemi§lerdir. Bunlar riiyalarda oldugu gibi yakazaten de goriilen §eylerdir. Konuyla alakah 
dosyayi kurcalayacak olsak, yuzlerce birbirini teyid eden mii§ahede cikacaktir ortaya. Demek 
ki, onlar mu'minlerin ba§anlanni alki§lamak, ayetin ifadesiyle "bu§ra" miijde vermek icin 
gelip goriinuyorlar. 

Yalniz gorme meselesi herkes icin gecerli degildir. Bedir'den ^anakkale'ye ve gunumuze 
kadar devam eden siirecte, yeryiiziine inen bu ruhanileri herkes gormemis. veya gorememi§tir. 
Nice nezih insanlar vardir ki hicbir §ey gormemi§tir; ama bazilan da her zaman 
gorebilmektedir ve bu, bir nasib meselesidir. 

[Prizma 2, M.F.Gulen, Nil Yayinlan, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 158 ] 



Bazi kisilerin e^yanin perde arkasim gorebildigi yalam.(s.l61) 

Fakat bazi gozii keskin ve kendisine e§yanin perde arkasina muttali olma imkani bah§edilmi§ 
insanlar olabilir ki; bunlar, bin bir perde otesinden, sebepler dunyasinda yapilacak olan 
mualecelerin fayda vermeyecegini mii§ahede ederek "tedaviye gerek yok" diyebilirler. Ne var 
ki, bizim gibi siradan duz insanlar, sebepler dunyasinda ya§adigi muddetce onun kanunlanna 
riayet etmege mecbur ve miikelleftir. 

[Prizma 2, M.F.Gulen, Nil Yayinlan, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 161 ] 



Fethullah Gtilen Kutbu'l irsada ilah vasfi kazandiriyor.(s.l80) 

Kutub makaminin bir adim otesinde "gavsiyet" makami yer ahr. Bu makami ihraz edenlerin 
en biiyiik ozelligi, tasarruflarinin oldiikten sonra da devam etmesidir. Her gavs bir kutuptur, 
fakat her kutub bir gavs degildir. Oyleleri de vardir ki, bu her iki makami bunyesinde 
cemetme bahtiyarhgina ermi§tir. Zannediyorum "kutbu'l-ir§ad" i§te bu iki makami birden 
ihraz etmis. ve halki ir§ada me'zun insanlara verilen isim olsa gerek.. 

/ Prizma 2, M.F. Gtilen, Nil Yayinlari, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 180 ] 



Fethullah Giilen'in , Hz.Ebu Hanife'ye iftirasi.(s.l84-185) 

Ibrahim Ethem Hazretleri'ne ait bir menkibe anlatihr. O, Belh'de bir hukumdar iken tacini 
tahtini terk eden, makam ve mansipta zirveyi yakalami§ken her §eyi ayaklannin altina alan ve 
velilik makamina yiikselen bir §ahistir. Kendisinin Ebu Hanife ile muasir oldugu soylenir. 
Hadis imamlan, Ibrahim Ethem Hazretleri geldiginde, Ebu Hanife 'nin ayaga kalktigini 
naklederler. Bir giin: "Ya imam, ne diye bu zata ayaga kalkiyorsunuz? Haddizatinda o, sizin 
talebeniz bile olamaz!" dediklerinde, "biz i§in zahiriyle me§gul olurken, onlar oziiyle me§gul 
oluyorlar; bundan dolayi da ona sonsuz saygi duyuyorum" demi§tir. 

[Prizma 2, M.F. Gtilen, Nil Yayinlari, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 184-5 ] 



Ibrahim Ethem'in gaybdan sesler duymasi ve me?ru bir sevgiyi §eriata muhal 
gostermesi.(s.l85) 

I§te boyle bir insan bir giin her §eyini arkada birakip Mekke'ye gider. Aradan yillar ge^tikten 
sonra da, bir hac esnasinda oglu ile metafta kar§ila§ir.. kar§ila§ir ve bir baba §efkatiyle onu 
bagnna basiverir. Zatinda bu hal fitridir ve bir baba igin de online gegilmez bir duygudur. Bu 
itibarla da insan, bundan dolayi kat'iyen muaheze edilmez. Ancak kalbini tamamen Cenab-i 
Hakk'in tecellilerine tahtgah yapmis. bir mukarrebin igin bu hal, hem de Kabe'nin yaninda 
uygun du§memektedir. i§te bu esnada Ibrahim Ethem Hazretleri, "Ya Ibrahim! Bir kalpte iki 
sevgi olmaz" diye hatiften(*) bir sesle ikaz edilir. Bunun uzerine Hazret: "Birini al ya Rab!" 
der.. der ve cocuk dizlerinin dibine yigiliverir. Bu bir menkibedir ve o makami ihraz etmis. 
insanlara mahsus bir televviindur. Bu yoniiyle o makamda bulunmayan insanlan baglayici bir 
yonii de olamaz. 

[Prizma 2, M.F. Gtilen, Nil Yayinlari, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 185 ] 



Allah'a ve Hz.Adem'e atilan delilsiz bir iftira.(s.245) 

O'nu, kendinden once gelen her peygamber, misyonu olciisunde ve cercevesinde anlatmi§ ve 
haber vermi§tir. Mesela, Endiiluslu biiyiik alim Kadi Iyaz'in §ifa-i §erif inde gectigi iizere, 



Hz. Adem, kendisine yasaklanan meyveden yedikten sonra Cenab-i Allah'a O'nu §efaatci 
ederek yalvarmi§; "Muhammed hiirmetine beni affet!" demi§tir. Cenab-i Allah'in, "Sen 
Muhammed'i nereden biliyorsun?" sorusuna kar§ilik da, "Ben, Cennet'in kapisinda 'La ilahe 
illallah, Muhammediin rasuliillah' yazisini gordiim. ismi, Senin ism-i Serifi'nin yaninda 
anilan biri, Sen'in yaninda en kiymetli olmahdir" §eklinde cevap vermi§tir. 

[Prizma 2, M.F.Gulen, Nil Yayinlari, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 245 ] 



Hakikat-i Muhammediye ve hakikat-i Ahmediye yalam.(s.245-246) 

Hz. Isa, O'nu Ahmed olarak haber vermi§tir. ilahi bir tevafuktur ki, dedesi Abdulmiittalib, 
"Gokte ve yerdekiler O'nu ovsiin" diyerek, O'na Muhammed ismini koymu§tur. imam-i 
Rabbani gibi buyiik zatlar, onemle Hakikat-i Ahmediye ve Hakikat-i Muhammediye uzerinde 
dururlar. O, yeryuziine gelmeden once "Hakikat-i Ahmediye"nin sahibiydi. Dolayisiyla Hz. 
Isa, O'nu Ahmed ismiyle mujdelemi§tir. Dunyadaki misyonu itibanyla de O "Hakikat-i 
Muhammediye"yi temsil etmi§tir. Nebiler Served bu temsil sonunda Hakikat-i Ahmediye'ye 
bi'1-fiil ula§arak veya Hakikat-i Ahmediye'yi bilfiil gercekle§tirerek, yine "Hz. Ahmed" 
unvaniyla i§aret buyurulan varhgin ruhu olma alemine donmii§tur. 

[Prizma 2, M.F.Gulen, Nil Yayinlari, 1997, Zaman Gzt. Hediyesi, Sayfa: 245-6 ] 



Fethullah Giilen'in , Muhyiddin Arabi gegmis ve gelecegi biliyor yalani.(s.5) 

Allah'in lutfuyla gecmi§i, gelecegi de oniindeki kitabin sayfalan gibi goriip okuyan, acik- 
kapah te'villerde bulunan bir me§rebin kutbu ve harika bir zattir. 

[ §iipheler ve £ikis Yollari, M.A.§ahin(Fethullah Gulen), Zaman Gzt.1990, Sayfa 5] 



Fethullah Gulen , Seceretiin-Numaniye kitabimn gelecekten haber verdigini 
saniyor.(s.9) 

Hz.Muhyiddin , Osmanh devletinin kurulu§undan evvel ya§ adigi, hatta Mevlana celaleddin 
Rumi Hz.'lerinden daha ya§h yani Selcuki doneminde ya§adigi halde, Osmanh donemine ve 
daha sonralara ait bir kisim vukuati acik-kapah haber vermi§tir. 

[ §iipheler ve £ikis Yollari, M.A.§ahin(Fethullah Giilen), Zaman Gzt.1990, Sayfa 9] 



Mii^tak Efendi'nin gelecegi bildigi yalani.(s.lO) 

Manisali Mu§tak Efendi, cumhuriyetten takriben yiiz sene evvel, istanbul'a bedel payitahtin 



Ankara' ya intikal edecegini soylemi§tir ki, gazeteler yazdi. 

[ §iipheler ve £iki§ Yollari, M.A.§ahin(Fethullah Gtilen), Zaman Gzt.1990, Sayfa 10] 



Fethullah Gulen'in , Allah'a ve Islam'a biiyiik bir iftirasi.(s.42) 

Allah'la munasebette derinle§en bir insan, gayb alemine muttali olur, melaike-i ikramla 
gorii§ebilir, cinlerle miinasebete gecer, ruhanilerle muhabereye giri§ebilir, Hizir (as)'i goriir, 
hatta onun makamina yiikselir.. Hz.Mesihle hemdem (arkada§) olur; Hz. Mehdi ile tecdid 
musahabesind ebulunur... Evet, insan Allah ile munasebette derinl§ir, §ekilden, suretten 
kurtulup, ruhun biitiin dinamiklerini Allah'a vasil olmada kullanabilirse olur biitiin bunlar... 

[ §iipheler ve £iki§ Yollari, M.A.§ahin(Fethullah Gtilen), Zaman Gzt.1990, Sayfa 42 ] 



Saf (temiz) kimseler gaybdaki herkesle goru^ebilir yalam.(s.43) 

Sidkina, sadakatina sadik ve masduk olduguna inandigimiz Efendimizden(sav), devrimize 
kadar pek biiyiik safi kimseler, ruh u safiyeye mazhar olan ki§iler Hizir (as)'la da melaike-i 
Kiram'la da, ruhanilerle de gorii§tiiklerini ifade ediyorlar. 

[ §upheler ve £iki$ Yollari, M.A.§ahin(Fethullah Giilen), Zaman Gzt.1990, Sayfa 43] 



Fethullah Giilen yeni bir din icat ediyor.(s.55) 

Birisi goziinii yumdugunda kabirlerin altinda neler oluyor onu mii§ahede eder. Bu veliligin en 
basit mertebesidir. Evet kabirlerin ve mezarda yatan kimselerin durumunun ke§fedilmesi, 
velayetin en basit mertebelerinden biri. insanin iginin bir kitap gibi okunmasi, daha ileri 
derecesi, ba§ina gelecek §eyleri, Allah'in ona bildirmesi ile bilmesi, farkinda olarak veya 
olamayarak onlan ba§kalanna anlatmasi ayn bir kademesidir. 

[ §iipheler ve £iki$ Yollari, M.A.§ahin(Fethullah Giilen), Zaman Gzt.1990, Sayfa 55] 



Ilk basilan "Kuguk diinyam" nigin toplatildi?(s.lO) 

Kiiciik Diinyam, daha once Zaman Gazetesi'nde yayimlandi. Lehinde, aleyhinde cok §eyler 
soylendi, yazildi. Burasi ne lehte yazanlara te§ekkiiriin ne de aleyhte yazanlara cevabin yeri. 
Ancak yayin sirasinda bazi yanli§hklann oldugu da bir gercek. §imdi biz bu tiir yanh§lan 



tashih, yanlis. anla§ildigindan dolayi yanlis. yorumlara sebep olan kisimlan da cikararak eseri 
yeni ba§tan ele almi§ bulunmaktayiz. 

] Ktigtik Dtinyam-F .Gtilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, Sayfa: 10] 



Fethullah Giilen'in u^tugu iddiasi(s.20) 

Enterasandir; §amil Dedem icin umre yaparken birden bire bende bir hal degi§mesi oldu. Safa 
ile Merve arasinda gidip gelirken ayaklanm yerden kesiliyor ve ben, adeta havada 
ucuyordum. Vucudumdan ra§eler dokuliiyordu. 

[ Ktigtik Dtinyam-F. Gtilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, Sayfa: 20] 



Fethullah Giilen'in ^eyhinden gordtigti hokkabazhklar.(s.40-41) 

Tekke ve Medrese 

Ben medreseye devam ederken de tekkeyi ihmal etmezdim. Alvar imami hayatta iken hep 
onun yanina gidip geldim. Zaten ilk goziimii actigim, ruhumu mayaladigim yer tekkedir. 
Bende tekke ve medresenin izleri hep ayni ritmi dokuyarak devam etmi§tir. 

Alvar imami'nda gordiigum acik kerametler, cocukluk ihsaslanmla beni boyle bir butunliige 
gotiiren ilk basamaklar olmu§tur. Alvar imami'nin vefatindan sonra Rasim Baba adinda bir 
Kadiri §eyhine devam ettim. Bu §eyhin Mehmed adinda bir oglu vardi. O da Osman Bekta§ 
Hoca dan okurdu. 

Rasim Baba, ya§im 90k gen? olmasina ragmen beni hemen saginda otuirturdu. ilgi ve alakasi 
son derece fazlaydi. Fakat miiritler arasinda bir laf dola§maya basjadi; §eyhin beni kendisine 
damat yapmak istediginden bahsediliyordu. Bu soylenti sogumama sebep oldu. Bir daha o 
tekkeye gitmedim. 

£ok enerjik bir insandim. Hareketliydim. Kultiirfizik yapmayi ihmal etmezdim. Ancak bu 
potansiyeli hep miisbet yone kanalize etmeye gayret ettim. Allah' a 90k §iikur gengligin en 
tehlikeli anlanni salim atlattim. 

Geceleri geg vakitlere kadar Erzurum'daki butiin tiirbeleri geziyor ve onlara Yasin 
okuyordum. Erzurum'dan aynlacagim ana kadar da bu adetimi surdurdum. 

[ Ktigtik Dunyam-F .Gtilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 40-41 ] 



Ruyalann Fethullah Gtilen tizerindeki etkisi.(s.46-47) 

Sabah namazindan once Sadik Efendi vaaz verdi. O da gok hiss! vaaz vermi§ti; ekseriyetle de 
oyle verirdi. Efendimiz, der dudagini yalardi. Oyle bir peygamber a§igi insandi. Onun vaazi 
da bana cok dokundu. Vaaz siiresince de hep agladim. Yirtinircasina yine ayni duayi yaptim. 
Hatim duasindan sonra da camiden giktim. 



Tarn caminin oniinde Hatem Hoca beni anyordu. Goriince ko§arak yanima geldi. "Bu gece 
riiyamda Ustad'i gordiim. Sana "Tarihce-i Hayat" taki mektubu yollami§ti. Bir de sana bir 
giivec dolusu ceviz gonderdi" dedi. 

Ben o esnada nasil ayakta durabildim hala hayret ederim. Ak§amki hicran dolu gozyasjanm, 
§imdi beni sevincimden aglatacakti. Hislerime sahip olmaya cah§tim. O sirada Alvar 
imaminin dediklerini dedim: 

"Degildir bu bana layik bu bende Bana bu liitf ile ihsan nedendir." 

Riiyada ceviz, yolculuk diye tabir edilir. iki tie ay once gelen selam, benim bu ak§amki run 
halim ve Hatem'in riiyasi list iiste gelince; artik kendimi bu arkada§larla biitunle§mi§ 
hissettim. Onlar nasil kabul eder bilemem, fakat ben kendimi hep onlarla beraber bildim. 

[ Kiigiik Diinyam-F .Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 46-47 ] 



Fethullah Giilen kendini kedi, ayi ve goril gibi hissediyor.(s.60-61) 

Baska Tiirlii Goriiyordum 

Riyazat yaptigim devrede, once nefsimi bir kedi gibi gordiim ve onu kovaladim. Riyazata 
devam ettim. Bu arada, onu ayi gibi gordiim. Kapi§tik. Ben mi onu o mu beni yendi belli 
olmadan uyandim. Bir muddet daha riyazat yaptim. Bu sefer de nefsimi goril gibi gordiim. 
Ondan kacarak surlann iizerine ciktim. Biitiin bu riyazatlara ragmen anladim ki nefsim beni 
sag tarafimdan vuruyor. Ciinkii o devrelerde ba§kalanni ve bilhassa oburca yemek yiyenleri 
hep ba§ka tiirlii goriiyordum; ve yer yer onlara kiziyordum. Ve anladim ki, nefis ile 
miicadelede insanlardan bir insan olarak hareket etmelidir. ilahi davaya omuz verme, 
ayagimiz kaymadan ya§ayabilmemizin en biiyiik teminatidir. Miicadele ruhu varsa bu bir fa'li 
hayirdir.. 

Ilk gidi§imde Edirne'de tic sene kadar kaldim. Bunun iki bucuk senesi pencerede gecti. Daha 
sonra da askere cagnldim.. 

[ Kiigiik Dunyam-F. Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 60-1 ] 



Fethullah Giilen'in Rasulullah'a bir ifitrasi.(s.63) 

1978 yillanndaydi. Cama§irlanm iyice birikmi§ti. Ak§am yikarken bayagi canima tak etti. Bir 
ara icimden "Acaba evlense miydim?" diye gecti. Katiyyen dii§iinme §eklinde degil, §im§ek 
siiratinde gelip gecen bir fikir. 

Ertesi giin erken vakitlerde bir arkadas. geldi ve bana §unu nakletti: Ak§am riiyamda 
Efendimiz'i gordiim. Size selam soyledi ve "Evlendigi giin oliir ve cenazesine de gelmem" 
buyurdu. Bu bir riiyaydi. Riiya ile amel edilmeyecegini de biliyordum ama §ahsim adina bu 
i§arete saygih olmaya cah§tim. 



[ Kiigiik Dunyam-F.Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 63] 



Fethullah Giilen'in gegirdigi vesveseler.(s.65-66) 

- Bazi zatlarda vesvese donemi oluyor Ben §ahsen buna billurla§ma donemi demeyi daha 
uygun buluyorum. Sizin hayatinizda da boyle donemler oldu mu? 

- Evet hayatimda iki defa cok §iddetli vesvese gecirdim. Birincisi: Edirne'de ilk kaldigim 
yillarda oldu. icinde yer yer Darvinizm'den de bahseden bir Turk yazannin romanini 
okuyordum. 

Gerci kiiltiir olarak Darvinizm'e yabanci degildim. Fakat romandaki du§iinceler ve 
anlatmadaki ustahk, ruhumu Darvinizm ile ilgili vesveseleiin sarmasina sebep oldu. Acaba 
Darvinizm'de bir gerceklik payi olabilir mi? diye du§uniiyordum. Hamdi Yazir gibi 
tefsircilerin bu gorii§e yumu§ak bakmasi ve Hiiseyini Cisri gibi alimlerin, "Bu bir nazariyedir. 
Eger ilmi durumu isbat edilirse, ayetlerle te'lif ederiz" tarzinda beyanlan icimde bir rahatsizhk 
uyandirdi. Dolayisi ile o tiirlii du§iincelerle temasim olmaya ba§ladi. Bunlar itikad ve akideme 
tesir etmedi. Namazimi kihyor, dini hassasiyetimi en kiiciik meselelerde dahi koruyordum; 
ancak icimi de bir kurt durmadan kemirip duruyordu. Ciddi rahatsizhk gecirdim. Sonra 
Cenabi Hakk' in inayetiyle zail oldu.. 

[ Kiiguk Dunyam-F.Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 65-66 ] 



Gazali ve Said Nursi'nin ge^irdigi ruh halleri.(s.68) 

imam Gazali de, Ustad Hazretleri de boyle ruh haletleri gegirmi§ler. Fakat bu hallerini hep 
gizlemi§ler. Necip Fazil'in hafakan dedigi hallerdir bunlar. Fitrati muteheyyic insanlarda az 
cok hafakan olur. Eskiler boylelerine, eserliteperli insan, derlerdi. Boyle eserliteperli insanlar, 
iklim itibariyle, muhit itibariyle veya konum itibariyle bu tiirlii hallere maruz kahrlar. Her 
devrin §uphesi, vesvesesi ba§kadir. O §ahsin hususi ruh durumu ve mazhariyeti itibariyle 
maruz kaldigi §eyler de ba§kadir. i§te vesveseye maruz kalmam en azindan bunlan anlamama 
sebep oldu. Eger buna tesir denirse, boyle bir tesirden soz etmek mumkundur. 

[ Kiigiik Diinyam-F.Giilen, Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 68 ] 



Birisinin ruyasinda Peygamberin Fethullah'i ovmesi ?!!(s.90) 

Giizel Riiya 

Bir giin bu arkada§lardan biri riiya goriiyor. Hatice validemiz kapinin di§inda Efendimiz de 
iceride oturuyor. Ders yaptigimiz dort-be§ ki§iyi kastederek Hatice Validemiz, Efendimize: 
"Ya Rasullallah, bunlar; 'Bizden ho§nut musun ya Rasulallah?' diye soruyorlar" diyor. Ve 
Efendimizden cevap geliyor: "Evet ho§nudum. Hele birisi, hele birisi!..." diyor... 



Goruldugii gibi riiyada bile Allah Rasulu'nun isim tasrih etmemesi, arkada§lann hepsinin 
"hele birisi" diye ifade edilen §ahis olmak igin a§k, §evk ve i§tiyaklanna medar oldu. Onun 
igin bu riiya birkag gun boyunca anlatildi ve arkada§lar her anlatih§inda tekrar tekrar agladilar 
ve ardindan "Ne zamana kadar boyle dort-be§ ki§i devam edecegiz" demeye ba§ladilar. Kisa 
zamanda gelip-gidenlerin ve sohbete devam edenlerin sayisi 30'u buldu. Caminin iginde bir 
halka geviriyor ve kitap okuyorduk. 

[ Kiiciik Diinyam-F '.Gtilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 90] 



Kale iginde Fethullah'in narasindan odii kopanlar.(s.94) 

Kendimi Buldum 

O gun soylediklerinden hatinmda kalan §u sozii oldu: "Sayin hakimler, gecmi§imin nasil 
oldugunu qok iyi bilirsiniz. Kale iginde igip nara attigim zaman herkesin odii kopardi. Ben de 
bir devlet memuruyum. O zaman oyle idim. §imdi de gordugunuz gibi boyleyim. Benim bu 
donuijum bu arkada§lar sayesinde oldu. Oraya gidip geldim ve kendimi bulup idrak ettim. 
Butiin kotiiluklerden kurtuldum.." 

Daha once hakimlerle savcilarla beraber yiyip igen Rifat Bey, bizim Dar'iil Hadis camiinde 
yaptigimiz sohbetlere devam etmi§ ve Cenab-i Hakk da onu hidayete erdirmi§ti. Ondaki bu 
ani degi§iklik biitiin Edirneli tarafindan ilgiyle izlenmi§ti. Uzun boylu, gorkemli bir insandi. 
Tabii ki onun soyledikleri o giin igin gok muhimdi. Ve daha sonra da bu sozlerin tesirini 
gorecektik. 

[ KUfiik Diinyam-F. GUlen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 94] 



Fethullah Giilen'in Izmir'de Nurcularla tani§masi.(s.l02) 

Nur Talebeleri 

Bana ilk sahip gikan Mustafa Birlik Bey oldu. Yusuf Pekmezci Bey ise, di§tan bir insan, cami 
cemaatindan biri olarak yanima gelir giderdi. £ok samimi bir insandi. Her konu§madan sonra, 
aglayarak sanlir ve alnimdan operdi. Mehmed Metin, Hiiseyin ^agdir, Sami Bey de alaka 
gosterdiler. Sami Bey kisa bir muddet, Guzelyali'daki yurtta da idarecilik yapti. Bunlar eski 
Nur talebelerindendi ve iman hizmetine yurekten gonial vermis, hasbilerdi. 

Izmire ilk geldigim giinlerde Sungur Agabey de gelmi§ti. Bana: "Fethullah karde§, burada hig 
evimiz yok. Bir ev agahm. Izmir biiyiik bir yer" demi§ti. 

[ KUfiik Diinyam-F. Gtilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 102 ] 



Fethullah Giilen'in tasavvuf dersleri.(s.l08) 

Tasavvuf Dersleri 

Bazen de seminer §eklinde tasavvuf dersleri olurdu. Bir keresinde Necdet Bey de bulunmu§tu. 
Sohbetten sonra, Vahdet-i Viicud ve Hallac-i Mansur hakkinda ce§itli sorular da sorulmu§tu. 
Necdet Bey bu sohbetten cok ho§lanmi§ ki, daha sonra yanima gelip, bir hayli takdirkar 
sozden sonra, ikili sohbet yapmamizi teklif etmi§ti. Uc-be§ defa biraraya geldik. Bu sirada 
Gultekin Sarigiil Bey de sohbete gelmeye ba§ladi. Halbuki Necdet Bey, bazi cevrelerle 
gorulmekten endi§e ediyordu. Bu sebeple sohbetlere ara vermek zorunda kaldik. Sohbet giinii 
o, bir i§ munasebetiyle Ankara ya gitti. Sohbet de yapilamadi sonra. 12 Mart Muhtirasi olunca 
benimle de gorii§mekten cekindi ve bir daha da biraraya gelmemiz mumkun olmadi. 

[ Kiigiik Dunyam-F.Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 108 ] 

Fethullah Giilen'in para toplamaya ba§lamasi.(s.HO) 

Himmet 

Varhkh insanlann, para vermeyi§leri cok tuhafima giderdi. Bir fabrikator, (jikanp elli lira 
vermi§ti, bunu cok garipsemi§tim. 

Boyle dola§makla bir yere vanlamayacagini anladim. Para isteyecegimiz insanlan biraraya 
toplayahm ve birbirlerini te§vik etsinler, dedim. Bu teklifim kabul edildi ve Haci Ahmed 
Bey'in magazasinin ustiinde toplandik. 

On ki§i kadardik. Hatirladiklanm arasinda, Konyah Haci Mustafa, Ali Riza Guven, Haci 
Ahmed Tatari ve Ismail Alkan Beyler vardi. Ben bir §eyler soyledim. Ali Riza Guven Bey de 
bir §eyler anlatti. Daha sonra da para toplandi. Ahmet Tatari 100 bin lira verdi. Ali Riza 
Guven Bey elli bin lira ile onu takip etti. Herkes bir miktar soyledi. Ismail Alkan ise 2500 lira 
verdi. Halbuki cok zengin bir insandi. Verirken de "Herkes inandigi kadar yapar" dedi. Bu 
sozii hie. unutmadim. 

[ Kiiguk Dunyam-F.Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 110 ] 



Nurcular arasinda havanin gerilmesi.(s.H2) 

Gergin Hava 

Sonra Salih Ozcan Bey gazeteden aynldi. Her §eyde beraber oldugum igin, aynlmadan evvel 
beni de istanbul'a ggirdalar. Haci Kemal, Mustafa Birlik Bey ve ben ucumiiz istanbul'a gittik. 
Florya Oteli'nde goru§tiik. Ziibeyr Agabey'in di§indaki biitiin biiyiikler oradaydi. O 
gelmemi§ti. Havanin gerginliginden, hie de ho§ olmayacak bir hadisenin vukuunu sezmi§tim. 
Aynca Ziibeyr Agabey'in toplantiya gelmeyi§i ku§kumu daha da arttirmi§ti. Bir ittifak ve 
aynlik seziyordum ve bu da beni 50k uzuyordu. 



Bu arada Abdiilvahid adindaki bir arkadas. bana "Ziibeyr Agabey sizinle g6rii§mek istiyor" 
dedi. Gittim, goru§tiim. §ahsim adina vifak ve ittifakin ancak, bu i§in di§inda kalmakla 
miimkiin olacagina inandim ve aktif planda bir §eye kan§mamaya karar verdim. 

[ Kiigiik Dunyam-F.Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 112 ] 



Muhit ismindeki 40 milyon askerli cin ve Atilgan ismindeki 40 milyarhk ordusu olan 
cinin Ankara'ya dogru hareket ettigi, duzmecesi.(s.l51) 

Cin Fash 

Bunlann cinlerle alakalan, hapse girmeden onceki zamana dayaniyormu§. 12 Mart Muhtirasi 
verilmeden evvel veya o giinlerde, her sabah erkenden kalkar kalkmaz radyonun ba§ina 
ko§uyor ve cinlerin idareye el koyup, koymadiklanni ogrenmeye cah§iyorlardi. Bu tuhaf ve 
umitsizce bekleyis. haftalar ve aylar siiriiyor. Birgiin idareye vaziyet etme i§inden umitlerini 
kesince, teselli icin, bizi kastederek "Cinler bu i§i tahakkuk ettireceklerdi ama, icimizdeki bu 
insanlann yuziinden ettiremediler" demi§ ve radyo dinlemeden vazge^mi^ler.. tutukevinde de 
benzeri hikayeler siiriip gitti: 

Muhit ismindeki cin, kirk milyonluk ordusu ile Eski§ehir'den Ankara'ya dogru hareket etti ve 
ediyor.. Atilgan ismindeki daha buyiik bir cin, kirk milyarhk bir ecinni taifesi ile §imdi falan 
yerde otagini kurdu.. harekete emir bekliyor.. yakinda biitiin muhaliflerin i§i tamam vesaire... 
Bir tiirlu bitmeyen bu hikayeleri defaatle dinledik; dinledik ve islam adina bu hezeyanlarla 
kim bilir kac kere sarsildik, kac kere ofkemizi yuttuk ve inledik... Dinlememek elimizden 
gelmezdi; cunku ayni kogu§ta kahyor, ayni masada oturuyor ve sabah-ak§am beraber 
oluyorduk. 

Onlara dogruyu anlatmaya, yanh§lanni tashih etmeye de guciimuz yetmezdi. Zira bize 
inanmiyorlardi. Yiizume "kopek" dediklerini bugiinku gibi hatirhyorum. Ben oyle, diger 
arkada§lar da beni taklid eden maymunlar. Ve bu hakaretler, ayn zamanda birer iddia da 
degil; onlann mu§ahedesine veya cinlerin ihbanna dayanan, tevil gotiirmeyen muhkemat.. (!) 
Birinci semayi sank deposu, ikincisini misvak atelyesi goren bu zihniyetteki insanlarla bir 
arada bulunmanin verdigi lzdirabi, bilmiyorum anlatmaya gerek var mi...? 

[ Kugiik Dunyam-F.Giilen Hocaefendi, Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 151 ] 



Cinlerin Fethullah Giilen ve arkadaslarini hapishanede vuru^turmasi, uydurmasi.(S: 
152) 

Kavga 

Bu arada, bizden bazi arkada§lann a§in hassasiyeti de i§i biitiin biitiin §irazeden cikanyordu. 
Ve bir giin bardagi ta§iran bir durum oldu. Onlardan aynlma Mehmet ismindeki birisi, 
solculardan islam'a biraz sicak bakan bir arkada§ini bizim kogu§a getirdi.. bu daha once de 
olmu§ tu. Bizim kogu§ a gelip izzet Hocaefendi'den iman ve Kur'an'a dair bazi §eyler 



ogreniyorlardi. Gel gor ki, bazi mubarek ve muhterem arkada§lanmiz bu i§in icinde ca§ithk 
doniiyor diye, boyle bir §eyin yapilmasini istemiyorlardi. Derken, o gun ogle yemegi sonrasi, 
tarn Kur'an ogrenme ve ogretme ba§layacakti ki, birden bire kar§ihkh laf carpmalara girildi.. 
hava elektriklendi ve birkac saniye icinde, Avukat Bekir Bey, yerinden kalkti. Mehmet'e hafif 
vurdu. Meger meczuplar grubu, pusuda bu pozisyonu bekliyorlarmi§. Hepsi birden 
yataklanndan firladi ve Bekir Bey'in uzerine cullandilar. Hadiseler o kadar seri geli§mi§ti ki, 
online gegmek ve engellemek miimkun degildi. Once Mustafa Birlik Bey sonra da ben, atlayip 
oraya girecegimiz ana kadar, oturakla Bekir Bey'in kafasina vurup onu yere sermi§lerdi. Bir 
muminin diger mlimine kar§i bu kadar hinch olacagini ve oldurme kastiyla saldiracagini 
tahmin edememi§tik. Mustafa Birlik Bey'i de bir tarafa savurduktan sonra ben araya girmi§, 
onlara saga sola atmaya cah§mi§tim ama, bir sandalye de benim yemem mukadderdi.. onun 
icin ilk firsatta pencereye ko§tum ve askerleri cagirdim. Boylece, Cenab-i Hakk'in inayetiyle 
mukadder gibi goriinen bir cinayet onlenmis. oldu. 

Muhit ve Atilgan'in cinlerden birer ordulan olsun veya olmasin, cinler, §eytanlar, ekrem-i 
mahluk olan insanlan hem de cok ciddi olarak bir kere daha vuru§turuyordu. 

[ Kiiguk Dunyam-F.Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 152 ] 



Fethullah Giilen ve nurculara tiikuren gardiyan!(s.l52) 

Gardiyan Tiikurugu 

Bu cin ve §eytan §okunu heniiz uzerimizden atamami§tik ki, kogu§un kapisinin oniinde tin tin 
gardiyanin sesi duyuldu: 

"Tun size bir de Musliiman olacaksiniz" dedi. Hicbir zaman unutamayacagim bu sozlerden 
hem utandim, hem uzuldum, hem de "bu kadar bo§, bu kadar zayif insanlarla ne yapihr ki?" 
dedim ve sarsildim. 

Hadiseden sonraki tablo §u idi: Bilerek, bilmeyerek kavgaya i§tirak edenler hiicreye atilmi§, 
sebebiyet verenlere ili§ilmemi§, biz de kogu§ta oturup kara kara dusJAnmeye ba§lami§tik. 
Mikro planda dort asirhk islam diinyasinin hicranlanni, hasretlerini tedayi ettirecek §eyleri 
ya§iyorduk... ve tarih bir kere daha "tekerriir" deyip yutkunuyorduk.... 

[ Kiiguk Dunyam-F.Giilen Hocaefendi, Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 152 ] 



Hiisrev ismindeki gocugun kusla konu^masi, diizmecesi.(S: 169) 

Ku§ Ne Demi§? 

Yine bir ara tel orgiiye bir ku§ kondu ve birkac kere ottii. Ali Osman ogluna ku§un ne dedigini 
sordu. O da "Annen seni merak ediyor, artik eve don" diyor, dedi. Ve onu annesinin yanina 
gonderdiler. i§te Hiisrev boyle sacma sapan §eyler soyliiyordu; ama Yazici denilen grnp bu 
cocuga kesin olarak inaniyorlardi. Hatta bu cocugun anlattiklanyla komiinistlere tesir etmeye 
cah§iyorlardi. Hiisrev'i Tiirke§ ve Erbakan'la da gorii§turmu§ler.. Belki cocuga cinler musallat 



oluyordu, bilemiyorum. Ama onun bir cocuk oldugunu unutup meseleyi bu kadar biiyiitenleri 
anlamak miimkiin degildi. lnsan ister istemez Bekir Bey'in hafakanlanna hak veriyordu. 

[ Kiigiik Diinyam-F .Giilen , Latif Erdogan, Ad Yay., l.Baski,1995, S: 169 ] 



Kiigiik Diinyam 2, Zaman Gazetesi 28 Kastm 1996- Fethullah GULEN 




Fethullah GULEN, Peygamberimizin amcasi Hamza'nin kendine, sayilamayacak kadar 50k 
yardim ettigini iddia eder ve onlardan birini §oyle anlatir: 

Ankara' dan tstanbuVa geliyoruz... "Kartal civanna kadar geldik. Hava hafifhafif 
yagiyordu. Oralarda gukurca biryer varmis; tarn biz oraya yaklasmistik ki, yagmur olanca 
hiziyla siddetlendi. Rampanin dibine indigimizde de bujileri su aldi ve araba stop etti. Bir- 
iki dakika icinde su kabardi ve bizim arabayi yiizdiirmeye basladi. Her gecen dakika su 
daha da kabariyor ve bir afet halini aliyordu. Oyle ki kisa bir miiddet sonra kalas yiiklii 
kamyonlan bile kaldirip, saga sola siiriiklemeye basladi. Cami biraz acayim, dedim, iceriye 
dolan su iicumuzu de sinlsiklam islatti. Hemen cami kapattim. Elden bir sey gelmiyordu. 
Koca otobiis ve kamyonlar dahi suyun yiizunde adeta soman gopiine donmiislerdi. Hatta 
onlardan birkagi, sagimizdan, solumuzdan gegerken "Gegen sene burada bir siim taksi 
suriiklendi gitti." diyerek moralimizi de bozdular... Ya araba kiyidaki bariyerlere vurur da 
pargalanirsa; halbuki emanet.. durmadan bunlari diisiinuyorum... 
Bir ara baktim biiyiik bir kalas bize dogru geliyor. Aklimdan, su kalas bizim He siitre 
arasinda dursa hig olmazsa araba kiyidaki siitrelere garpmaz diye diisiindum ve tarn o 
esnada arkadaslara "dua edin" dedim. Kendim de " Ya Seyyidena Hamza! Ya Seyyidena 
Hamza!" diyerek o yiice ruhu, imdadimiza gbndersin diye Cenab-i Hakk'a dua ettim. 
Uzerimize dogru gelmekte olan kalas, yammizdan gegerek gozden kayboldu... Ve hayrettir 
selin mecrasi birden degisti, hizi da azaldi... Olayin sahitleri var. Bu degisikligi ve birden 
selin hizinin azalmasini fiziki kanunlarla izah imkansiz. Higbirimizin siiphesi kalmadi ki, 
Cenab-i Hakk o mukaddes ve yiice ruhu istihdam buyurdu ve yardimimiza gonderdi... . 
( Kiigiik Diinyam 2, Zaman Gazetesi 28 Kasim 1996, aynca 



http://arsiv.zaman.com.tr/1996/ll/28...ndi/index.html ; (30/1 1/2003) ) 

Hem "Ya Seyyidena Hamza! Ya Seyyidena Hamza!" yani "Efendimiz Hamza, efendimiz 
Hamza yeti?!.." diyor, hem de "o yiice ruhu, imdadimiza gondersin diye Cenab-i Hakk'a 
dua ettim " diyor. 
Bunun neresi Allah'a dua? Sonra §oyle diyor: 

"Ehl-i tahkik, §ahislardan istimdat etmeyi mahzurlu goriirler. Kanaatimce her meselede 
oldugu gibi, bu meselede de olciiyii iyi ayarlamak, ifrat ve tefritten kacinmak gerekir. Bize 
gore biiyiik ve mukaddes ruhlardan istimdat olabilir; fakat kalbin ibresi her an Cenab-i Hakk'i 
gostermelidir. Yani bu buyuklere, vesile ve vasitahktan ote tasarruf adina hicbir paye 
verilmemelidir. Zaten onlan vesile olarak istihdam buyuracak da yine Cenab-i Hak'tir. O 
dilemedikten sonra, hig kimsenin, hicbir meselede yardimci olmasi, bir §ey yapmasi mumkiin 
degildir. Ama, Hak tecelli eyleyince her i§i asan eder; halk eder esbabini bir lahzada ihsan 
eder." Bu hususu da boyle tespit ettikten sonra: Buyiik ve mukaddes ruhlar ceset kafesinden 
kur-tulduklannda, adeta bir melek haline gelirler... Hele bunlardan, canlanni yiice, yiiksek bir 
ideal ve davaya adamis. olanlar, kendileriyle ayni dii§unceyi payla§anlan Allah'in izniyle her 
zaman destekler, onlara arka cikar ve onlan korurlar. Ama, arz ettigim gibi frekans birligi 
§arttir". 



Isa'ya Allah diyen Katolikler de benzeri ifadeleri kullanarak §oyle diyorlar: 

"ha kendiliginden bir §ey yapamaz. Her §eyi kendisini gonderen Baba'dan ahr . (Katolik 

Kilisesi Din ve Ahlak ilkeleri, par. 859. ) 

§imdi o, Baba'nin yaninda Hiristiyanlarin avukathgini yapiyor. Onlar lehine aracdik 

etmek icin hep canhdir. Allah'in huzurunda daima hazir bulunmaktadir"( .Katolik Kilisesi 

Din ve Ahlak ilkeleri, par. 519). 

Allah Teala §oyle buyurur: 

"I§te Rabbiniz olan Allah... Hakimiyet onundur. Onun yakinindan cagirdiklanniz bir cekirdek 
zanna bile hukmedemezler. Onlan cagirsaniz, cagnnizi i§itmezler; isjtmis. olsalar bile size 
karsjhk veremezler; kiyamet gunii de sizin ortak saymanizi tanimazlar. Hie kimse sana, her 
§eyin ic yuziinu bilen Allah gibi, haber veremez." (Fatir 13-14) 

"De ki: "Sizi karamn ve denizin karanhklarindan kurtaran kimdir? Bundan bizi 
kurtanrsan §ukredenlerden olacagiz diye ona gizli gizli yalvanr yakarirsimz." 
De ki: "Allah sizi ondan ve her sikinhdan kurtarir, sonra da ona ortak ko^arsiniz." 

(En'am 63-64) 

"Gemiye bindiklerinde, §irkten uzak bir sekilde, yalniz ona boyun egerek Allah'a 
yalvarirlar. Allah onlan karaya gikardi mi, bir de bakarsin ona e§ ko§maya 
kalki^iyorlar." (Ankebut 65) 

Hamza gibi §ehidlerin olmedigini ispat icin §u ayete dayanihyor: 

"Allah yolunda oldurulenlere 'oliiler demeyin. Hayir, onlar diridirler. Ama siz bunu 
fark edemezsiniz." (Bakara 27154) 



Allah, "siz bunu fark edemezsiniz" dedigine gore bize soz dii§mez. Onlardaki canhhk, insanin 

fark edebilecegi cinsten olsaydi, oncelikle Peygamberimiz fark eder, Hamza'nin oliimune pek 

fazla uziilmezdi. 

Abdullah b. Mes'ud diyor ki; "biz onun, Hamza'ya agladigi kadar bir §eye agladigini 

gormedik. Onu kibleye dogru koydu, cesedinin ba§inda durdu ve sesli olarak, hnjkira hickira 

agladi" (.Safiyyu'r-Rahman el-Mubarekfuri, er-Rahiku'1-Mahtum, Beyrut 1408/1988, s. 255- 

256.) 

Konu ile ilgili diger ayetler §oyledir: 

"Allah yolunda oldurulenleri olii sanma. Hayir, onlar diridirler, Rableri katinda 

riziklamrlar.Onlarin icleri acdir; ciinkii onlara Allah, kendi ikramindan vermistir. 

Arkadan gelip kendilerine heniiz katilmamis olanlar adina da sevinirler. Ciinkii onlari 

korkutacak veya iiziilmelerine sebep olacak bir §ey yoktur. 

Allah 'in nimeti ve ikrami sebebiyle de sevinirler. Allah, muminlerin alacagi kar^ihgi 

azaltmayacaktir." (Al-i imran 169-171) 

Bir an icin "siz bunu fark edemezsiniz" hukmunun olmadigini ve iyi muminlerin onlann 

farkina vardigini du§iinelim. Bu durumda fark edilecek tek §ey, iginde bulunduklan nimetler 

olur. Bu, onlann insanlara yardim edecegine delil olmaz. Onlardan yardim isteyenlerin 

durumu, §u ayette a^iklanandan ba§kasi degildir: 

"Allah 'in yakimndan kiyamet giiniine kadar kendisine cevap veremeyecek kimseyi 

<jagirandan daha sapik kimdir? Oysaki bunlar onlann cagrisindan habersizdirler." 

(Ahkaf5) 

Mekke mu§rikleri de tannlannda var saydiklan giicii Allah'in verdigine inanirlardi. Kabe'yi 

tavaf ederken §oyle derlerdi: 

"Lebbeyk Id §erike lek ilia §erikun huve lek temlikuhu ve ma melek" 

"Emret Allah' im, Senin higbir ortagin yoktur. Yalniz bir ortagin vardir ki, onun da butiin 

yetkilerinin de sahibi sensin." 

Bu, delilsiz bir iddiaydi. Bunu bize nakleden ibn Abbas diyor ki, 

lek = Emret Al-lah'im, Senin hicjbir ortagin yoktur." dediklerinde Muhammed 

sallallahu aleyhi ve sellem §oyle derdi: "Yaziklar olsun; burada kesin, burada kesin 

".(Muslim, Hacc, 22, Hadis no 1185.) 

Allah Teala §oyle buyuruyor: 

"Desen ki: 'Gokten ve yerden size nzik veren kim? Ya da i^itmenin ve gozlerin sahibi 

kim? Kimdir o diriyi oliiden cikaran, oliiyii de diriden cjkaran? Ya her i$i diizenleyen 

kim?' Onlar: 'Allah'tir!' diyeceklerdir. Deki; 'O halde ona kar^i gelmekten sakinmaz 

misiniz?' 

i§te sizin genjek Rabbiniz Allah budur. Hakkin otesi sapikhk degildir de ya nedir? Nasil 

da gevriliyorsunuz?" (Yunus 31-32) 

Hamza'yi, Abdulkadir Geylani'yi veya ba§kasini yardima gagiranlarla zaman zaman §oyle 
konu§malar yapanz: 

- Onlar sizi taniyor mu? 

- Allah tanitamaz mi? 

- Onlar sizi duyabilirler mi? 

- Allah duyuramaz mi? 

- Onlar sizin konu§tugunuz dili bilirler mi? 



- Allah ogretemez mi? 

Peki onlar olmemi§ler midir? 

- Onlar olmezler, desem okudugun ayetlere gore bunun bir faydasi yoktur. 

- Demek Allah Teala once onlara dirilik verecek, sonra sizi ona tanitacak, sesinizi duyuracak, 
dilinizi ogretecek ve sizi anlamasini saglayacak; sonra da sizin lehinize aracihk yapmasina, 
kendine kar§isinda sizi savunmasina miisaade edecek. Size gore ayni anda on binlerce ki§i 
onlara ba§ vurmakta ve yardim istemektedir. Bunlann her birini anlamasi ve siraya koymasi 
da gerekecektir. Bu, ancak hayal aleminde olabilir! 

Allah Teala §oyle buyurur: 

"Allah'in yakimndan cagirdiklanniz da, sizin gibi kullardir. Eger hakhysamz onlari 

c,aginn da size cevap versinler bakalim. 

Onlarin yiiriiyecek ayaklari mi var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da gorecek gozleri mi 

var, veya i^itecek kulaklari mi var? De ki: "Ortaklannizi c,aginn sonra bana tuzak 

kurun, hie, goz a^tirmayin." 

"£unku benim velim Kitap'i indiren Allah'tir. O, iyilere velilik eder." 

"Onun yakimndan cagirdiklanniz kendilerine yardim edemezler ki size yardim 

etsinler." (Araf 191-197) 

El Futuhdt El-Mekkiyye - Fususiil Hikem : Muhyiddin-i 
Arabi 




"... (^iinkii bu kitap, nefls arzularindan miinezzeh ve i^ine fesad karismamis olan en 
kudsi makamdan indirilmistir... Ciinkii ben ancak bana ilham olunan seyi soyledim ve 
bu yazih kitapta ancak bana indirilmi? olan hakikatleri dile getirdim." (Fususiil Hikem. 
Muhyiddin-i Arabi. M.E.B Qev:Nuri Gengosman s.20) 



"...Soyledigim her §eyi, bana Tann haber verdi... O, bana imla ediyor ve ben (bunlan) 
kendi elimle yaziyordum... Benim lisamm, Hakk'in lisamdir, soziim O'nun 
soziidur. . "(El Futuhdt El-Mekkiyye. Muhyiddin-i Ibn Arabi. Kultiir Bakanltgi/1184 
Cev: Prof.Dr.Nihat Keklik divandan nakille s.455) "Biz, btitun soylediklerimizde ancak 
Allah'in bize ilka ettigi (ula^tirdigi) §eye dayamnz...(£/ Futuhdt El-Mekkiyye.S.19) Sufiler 



delil ikame etmekten munezzehtir. . "(El Futuhat El-Mekkiyye. S.25) 

Oysa Rabb'imiz (c.c) boyleleri hakkinda ne buyuruyor; 

"Elleriyle (bir) kitap yazip sonra onu az bir bedel karsihgmda satmak igin, "Bu Allah 
katindandir" diyenlere yaziklar olsun..! Elleriyle yazdiklarindan otiirii vay haline 
onlarin! Ve kazandiklarindan otiirii vay haline onlarin!" (Bakara/79) 

Muhyiddin-i Arabi "Fususu'l-Hikem'de" gegen §iirlerinde ?unlan soyluyor: 

"Bir vakit olur ki kul $uphesiz Rab olur. 

Ba$ka bir vakitte de iftirasiz kulluk derekesine iner. 

Allah beni over, ben de O'nu. O bana kulluk eder, ben de O'na. 

Ey nefsinde varhklan yaratan! Sen halk ettigin ^eylerin hepsisin. 

Kiifiir ve isyan ehli cehenneme girseler de, orada kendileri igin bir zevk ve lezzet vardir. 

O da onlar igin bir cennettir. 

Ancak onlarin cennetleri Huld cennetlerine benzemez. ikisi birdir amma aralarinda 

tecelli farki vardir. . . 

(Said Nursi benzer ifadeleri Ebu Talib igin anlatiyor. Mektubat.s.366) 

ister Hakk ol, ister Halk ol, Allah ile Rahman olursun..." (Fususiil 
Hikem.s. 83, 93, 95, 1 04, 190) 
diyen ibn Arabi; 

"Mukemmel arif, tapilan her seyin hakkin aciga ciktigi ve kendisinde hakka ibadet 
edildigini gorendir. Onun igin kendisinde fena buldugu (kadin) suretine girerek tekrar 
kendisine donmesi igin yikanma (gusiil) ile onu temizlemi^tir... (Erkegin) Allah'i 
kadinda mu^ahede etmesi tam ve en mukemmelidir... Allah maddelerden soyut olarak 
higbir zaman miisahede edilemez..." (Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve islam.s.l 18) 
der. 

"Tasavvufun Seyh-i Ekber'i teslis inancindan daha gok ileri giderek, Allah'in le§ ve 
putlarda, Samiri'nin buzagisinda, Hz.Musa'nin Firavun'unda ve pislik iginde 
yuvarlanan viicutlarda tecessiid ettigine inannns, §ehvetleri alevlenen, giidiileri tutusan 
ve her giinahkarin oniinde sere serpe acilip giinah batakhgina ta^iyan ahlaksiz kadinin 
viicuduna burundugiinu (Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve Isldm.s.1 18 ) soyledigi bir 
tanri anlayisina sahiptir." 

ibn Arabi'nin bu gorii^lerini degerlendirecek olursak; 

"islam 'a gore yildizlara tapanlar kafir olmu^lardir. Buzagiya tapan Yahudiler de kafir 
olmuslardir. Hiristiyanlarda iig ortakh (teslis) bir tannya taptiklari igin kafir 
olmuslardir. Cahiliye Araplan da olenlerin putunu dikip hayatta kendilerine umut ve 
emellerle yoneldikleri gibi, oliimden sonra da benzer umut ve emellerle kendileriyle 
Allah arasinda aracihklanni saglamak igin putlara taptiklarindan dolayi kafir 
olmuslardir. Biitiin bu gruplar ve insanlar Allah 'tan baska varhklara taptiklari igin 
kafir oluyorken, acaba her §eye tapmaya gagiran ibn Arabi ve benzerleri igin islam'in 
hiikmii nedir? Her §eye ibadete devam eden bu gibileri igin ne diyeceksiniz..?" ( Teorik 
ve Pratik Agidan Tasavvufve islam.s.l 20 ) 



imam ibn Teymiyye "vahdet-i viicut" ve "Ehl-i vahdet" i degerlendirdikten sonra §u 
ifadelerle soztinti tamamlar: "Bunlardaki kiifiir ne Yahudilikte ne Hiristiyanlikta ve ne 
de mti^rik Araplarin putperestliginde yoktur." (Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve 
Islam. s. 118) 



Peygamber (s.a.v) §oyle buyurdu; 

"Benimle peygamberler ziimresinin benzeri, su kimsenin benzeri gibidir: O kisi bir ev 
yaptirmis ve binayi tamamlayip siislemis de yalniz bir tuglasi eksik kalmis. Bu vaziyette 
insanlar binaya girip gezmeye baslarlar. Ve (o eksik yeri goriip) hayret ederek: "§u bir 
tuglanin yeri bos birakilmis olmasaydi!" derler. Iste ben, o (yeri bos birakilan) kerpicim; 
ben Hatemu'n-Nebiyyin'im (Peygamberlerin sonuyum)" (iman Uzerine. ibn Teymiyye, 
Pinar Yay.s.77) 

ibn Arabii "ashnda duvardaki bo^lugun bir degil iki kerBu boltim uygun gortilmemi^tir 
lik yer oldugunu, ne ki biri altin biri gumu$ olan bu iki kerBu boltim uygun 
gortilmemi^tir ten "hatemti'l-enbiya" yi (nebilerin sonuncusu) temsil eden gtimti§ 
kerpici Allah Rasulti'ntin gordtigti halde "hatemti'l-evliya (velilerin sonuncusu)'yi temsil 
eden altin kerpici goremedigini bu hadisiyle belli ettigini" soyler. "Halbuki bu ikisi 
birden olmayinca ntibtivvet duvari asla tamamlanmayacaknr" der. 

Eserinde nebilerin sonuncusu olan Rasulti temsil eden kerpicin gtimti§, velilerin 
sonuncusu (hatemti'l-evliya)'yi temsil eden kerpicin de altin olmasim ntibtivvetin zahir, 
velayetinse batin olu^uyla aciklar. Hatemti'l evliya'nin ibn Arabi'nin kendisi oldugunu 
hatirlatmaya gerek yoktur samriz. 

Tahavi akaidi §arihi yukandaki satirlan kastederek der ki; "Verdigi ornekte nefsini altin 
kerBu boltim uygun gortilmemi§tir , Allah Rasulii'nii giimii§ kerBu boltim uygun 
goriilmemi§tir olarak gosterenden daha kafir kim olabilir...?" 



"Allah'in Rasiillerine inen bize de ininceye kadar iman etmeyecegiz" (En'am/124) diyen 
kimselerin ktifrtinden daha beterdir. 

ibn Arab! bir siirinde §6yle der: "Ntibtivvet makaminin mevkii rasultin tisttinde ve 
velinin altinda bir yerdir." {§erhu Akidetii't-Tahaviye,II/743)." {Buhari.C:7 s. 3331, 3332) 

"ibn Arabi gibi ya "Benden sonra peygamber yoktur." soztintin sahibinin 
(Peygamberimizin) dogru soyledigine inanarak veya baska bir endi^eye dayanarak 
kendilerini peygamberlik sevdasina kaptirmayanlar ve bu iddia ile ortaya cjkmayanlar 
peygamberlikten bile daha ytiksek bir derecenin cazibesine kapilarak "velilerin 
sonuncusu, peygamberlerin sonuncusundan daha btiytikttir. ^tinkti peygamberler 
ancak bir araci vasitasi ile Allah'tan bilgi alabilirken veli bu bilgiyi aracisiz olarak 
dogrudan dogruya alabilmektedir" demi^lerdir..." (iman Risalesi. M. islamoglu. S98,99; 
Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve islam, s.154-155, 193; ibn Arabi ile ilgili ayrintili bilgi 
igin bkz: imam ibn Teymiyye Kulliyat C:2s. 163) Velinin Peygamberden tisttinltigtintin bir 
diger sebebi de dinin onun eliyle tamamlanmis olmasiymis. 

(iman Uzerine, ibn Teymiyye, Pinar Yay. S.192; Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve 
islam. s. 193; Bkz: Said Nursi'nin; vahyin vasitah ilhamin vasitasiz olusuna dair goriisleri. 



Ilmi ve Hukuki Agidan Nurculuk Davasi. Said Nursi. S.291) 

"Kur'an ayetlerini tahrif ederek kafir Hud kavminin sirat-i mustakim iizere olduklanni, 
Firavun'un iman-i kamil bir mii'min oldugu gibi, Niih kavminin de mii'min bir kavim 
oldugu ve bu imanlarindan dolayi Allah, onlari mukafatlandirip vahdet deryasina 
batirdigini, nimetini tatmalari igin ilahi sevgi atesine soktugu, Hz.Harun'un 
israilogullarim buzagrya tapmaktan alikoyarak yanildigini, giinkii buzagimn gercek 
mabud veya onun siiretinden bir siiret oldugunu, Niih kavminin Ved, Yegus, Yeiik, Suva 
ve Nasr putlarina tapmayi birakmamakla isabet ettikleri, giiiikii bu putlarin ilalun birer 
gorunumu olduklanni, tathhk kokunden gelen azabin ger^ekte rahmet ve ho? bir §ey 
oldugunu, rahmete ugramayan ve rizaya kavu^mayan hicjbir insamn bulunmadigim, bir 
§ey var olmadan once Allah 'in onu bilemeyecegi, <mnku bir §eyin varhginin Allah 'in 
varhginin tercumesi oldugunu ve benzeri §eyleri soylemesine ragmen ibn Arabi 
bunlarin hepsini eksiltmeden ve gogaltmadan dogrudan Rasulullah'tan, hatta Allah'tan 
aldigim soylemis ve Rasulullah'in, kendisine bunlari insanlara teblig etmesini 
emrettigini de iddia etmi^tir. 

Kur'an ve sahih sunnete acjkga aykiri ve kiifiir olduklari apacjk olan biitiin bu §eylere 
ragmen, ibn Arabi bunlari soylediginden gunumuze kadar adi musluman olan 
yiginlardan pek gok taraftar ve sempatizan bulmus, fikirleri islam diinyasinda 
alabildigine yayilmi^tir. Giinde defalarca "La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah" 
diyen islam iimmeti ujinde evliyanin kutbu ve efsiyamn buyttgu olarak gorulmu§, adi 
binbir takdis ve tazimle anilmistir; hala da ambnaktadir. Bu da islam aleminde zamanla 
kavramlann nasil saphgim ve deger yargilannin ozelligini nasil yitirdigini acikca ifade 
etmektedir." (Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve islam. s. 193) 

"Sunu da belirtelim ki , eger bu adamlarin ne dedikleri iyice incelenirse goru^lerinin 
ilahiyat<a dehrilerinkinden daha sapik oldugu ve uzerinde iyi iisuniilen tabiatci 
dehrilerin goru^lerine (Ateist) katildiklari anla^ihr." {Teorik ve Pratik Agidan Tasavvufve 
hldm. s. 125, 126) 

mm DOGRU ANLAMAK - AHMET Y. OZUTOPRAK 

Dini 
Dogm MmA 




Miftahtll ktllubl Mehmed Nuri §emsittin Nak§ibendi 

1-Peygamberimizin 1259.senesi §eyhin hiicresine gelerek bir kitap yazmasini tavsiye 
etmesi yalani. (s:7) 

Bin, iki yiiz elli dokuz senesi Rebiul'ahir ayinda idi. Hucremizde miiteveccih iken Sultaniil 
Enbiya Sertacil Evliya, vel As-fiya, vel Etkiya sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri 
zuhur edip bu naciz kulunu ihsanen ve muriivveten taltif etti: 
«Evladim Nuri, buyurdu, vakitler bir acaip oldu. isterim M, a§ik, sadik ve talib-i didar olan 



ummetim, kolayhkla yollanni dogrultsun. Riza yoluna, kemer tutunarak vuslat sirnna nail 
olsun. Bazi sofiyyun da vasitasiz, ittikasi iizere giderek yollanni dogrultmaga kendilerinde 
kabiliyet bulsun. 



2-Yeni §eyh'in 3 cihet ile §eyh'ine yonelip rabita etmesi. Yalani (s:17) 

Mubtedi salik uc vech ile teveccuh eder : 

1 — Seyh huzurunda diz dize oturur gibi kibleye yonelir. Kalbini bir kaba, veya bir tekneye. 

§eyhinin kalbini de bir denize benzetir. Ceyrek veya yanm saat, en cok bir saat, feyz-i ilahiyi, 

mur§idin o deniz gibi kalbinden, kabina doldurmaga cah§ir. 

2 — Seyhini dort yanindan icine ilahi feyz akan bir cadir icinde oturur farz ederek durur. 

3 — Seyhinin ruhaniyetini biiyiik bir denize benzetir ve kendisi sanki bu deniz ipine batmis. 

bir katre imis. gibi muteveccih olur. 



3-Tarikat dereceleri'nin rabitasi 3 cihet iledir. Kufru.(s: 18) 

Bu makamlann rabitasi da tie vech iledir : 

1 — Salik, her gezip oturdugu yerde, §eyhinin eli elinde ve daim huzurunda imis. gibi oturur. 

2 — Seyhinin ruhaniyeti, bir hirka veya ciibbe imi§ de sirtinda imi§ gibi gezip oturur. 

3 — Hali, §eyhinin hirkasi veya koltugu altinda daima berabermi§ gibidir. 

Yatip uyumak istedigi zaman da sanki ba§ini §eyhinin ayagina koyup da yatmi§ gibi yatip 
uyur. 

4-Murit Allah 'ta baki olunca kendisine hicjbir §ey gizli kalmaz kara tu§ iizerinde 
yuruyen kara karincanin ayak sesini i^itir. iftirasi. (s:34) 

Salik, §evk, muhabbet ve mur§idinin ruhaniyetinden istimdatla murakabesine devam ederken, 
Cenab-i Hakkin fazlu kereminden Beka billah tecellisi asan zuhur eder. Hak ile baki alameti 
ki, lahut alemine kadar cikar. 

Batidan doguya kadar butiin varhklar: Melekler, ins, cinn, hayvanlar, bitkiler, hie bir §ey 
kendisine gizli kalmaz. Gece karanhginda kara ta§ iizerinde kara karincanin yurudugunu 
goriir. Ve ayagi sesini e§itir. 



5-Tasavvufta hilafet sirnna kavu^up halife olan kimse igin uzak ve yakin bir olac Yalani 

(s:42) 

Bu zata bir zerre bile olsa, gizli hig bir §ey yoktur. Hilafet nuriyle, kendisi ortada bulunup da, 
bir muridi batida, bir muridi doguda olsa, ikisine birden emr-i Hak vuku bulup da, halet-i 
nezilerinde iblis, ikisine de tasallut etse, o anda iblissin §errinden kurtarmak icin yeti§ebilir. 
Yakin, uzak. gece, giinduz onun icin birdir. Herkesin haline vakiftir. Ki§inin halini 
kendisinden iyi bilir. Nereye uzansa yetisjr. Yakin, uzak, nereyi dilerse ayak ba§ar. Goz acip 
yumuncaya kadar nereyi gormek isterse goriir. 



6-Butun mahluklar'in yemesi, igimi,hareketleri,kaza ve kederleri dunyada olan her §ey 
onun (kutbun) tasarrufu altindadir. Yalam(S: 82) 

Nefs-i safiye ona mavaffak olan zat-i §erifin mertebelerini 

beyan eder. Ve siiluku tekmil edenlerin Fatiha makamlanni, 

hilafet makamlanni, ir§ad makamlanni, Gavs-i A'zam 

Ey aziz malum olsunki nefs-i safide olan" kimse., sifat ile birlikte esmayi camidir. Tecelliy-i 

zata mazhardir. 

Uciincii, derecede fena fillah. uciincii derecede beka billah, tecelliy-i zatta miisrakini fi 

zatillah olmu§tur. 

Bunlar yukanda da i§aret ettigimiz gibi, her asirda iicii gegmez. 

Biri: Kutb-i ir§ad'dir. Biitiin halifelere iistiindiir. Kendi-si doguda, miiridi batida olsa da, 

miiridini terbiye ve ir§ad eder, vasil-i illallah kilar. Yakin ve uzak kendisince miivavidir. 

Ikincisi Gavs-i A'zamdir. Biitiin alemin mutasarnfidir. Fakat Kutbul'aktaba miilazim oldugu 

icin tasarrufa kan§maz. Daima kendi halinde olur. 

Uciinciisii: Kutbiil'aktabdir. Zamanin feridi, ariflerin sultani, Allah'in halifesidir. Makami 

hiiviiyette oldugu icin, biitiin mahluklann, biitiin varliklann yiyimi, icimi, hareketleri, kaza ve 

kaderleri, hasih diinyada olan her §ey, onun tasarrufu altindadir. Dilemesiyle viiciida gelir. 

Miftahul kulubl -Mehmed Nuri §emsittin Nak^ibendi Demir Kitabevi, ist-1968 



Miftahul Kulub 2 (Kalblerin Anahtan) - Mehmed Nuri §emsuddin Nak^ibendi, Salah 
Bilici Kitabevi, 1st- 1979 



1.1259. yihnda Allah resulu hucresine gelerek bir risale yazmasim tavsiye etti. iddiasi 

(s:2-3) 

Onlan, helak olmak mertebesine getiren bu ugurumdan kurtarmak ve tecellileri geregince 
§eriat, tarikat, marifet, hakikat ve vuslatin ne oldugunu anlatmak icin bir risale hazirla! Bu 
risalenin adi (MIFTAH - UL - KULUB : SIR'R -1 - §EMSED- DIN) olsun. Asik, sadik ve 
didara talip olan iimmetlerim, bu-na itibar edip amel etsinler ve ne yapmalan gerektigini 
ogrenerek yollanni dogrultsunlar, diye emir buyurdular. 

Sultan-iil-enbiya, Resiil-ii-Kibriya, Habib-i-Hiida ve §efi-i-ruz-i-ceza sallallahu aleyhi ve 
sellem efendimizin bu fermanini yerine getirmek, kacinilmaz bir gorev oldugundan: 
(MEMUR, MAZURDUR) hiikmiine giivenerek bu aciz koleleri, Resuliil-lah'in iradelerine 
boyun egerek uydum ve Allahu teala'nin tevfikiyle bitirebilmeyi rica ve niyaz ederek kalemi 
elime aldim. 



2.Muritle behabillah tecellisini zuhur edince Allah'in sifatlarim biiriinmesi. Yalam (s: 

38) 



BEKA - BILLAH tecellisini zuhura getirir. Bu, Hakla baki alametidir ki, alem-i-lahuta kadar 

cikar. Dogudan batiya biitiin mevcudat, melekler, ins ve cin, vah§i hayvanlar ve ku§lar, 

agaclar, nebatlar, meyveler ve cicekler zerreye vanncaya kadar her §ey oniinde acilir ve 

kendisine artik gizli - ortiilii bir §ey kalmaz. Karanhk gecede, kara tas. uzerinde kara 

kanncanin yuriidugiinii goriir, ayaginin sesini i§itir. Bu oylesine bir ihsandir ki, anlatmakla 

anlamaga imkan ve ihtimal yoktur. En kiiciik zerreye kadar, biitiin mevcudat s alike itaat eder 

ve boyun eger. Kendisi:. 

— Evveliyn ve ahiriyn ilimlerini sana ihsan eyledim. Var, git kullanmi ir§at edip bana getir, 

hitabpizzetine mazhar olur. 

Salike, Libas-i-Hakkani giydirilir, §eriat-i-Ahmediyye'ye biiriindiiriiliir ve miilk alemine 

dondiiriiliir. 



3.Peygamberimiz o zati §erife : Ummetimi diledigim gibi tesbiye ederek hakka ulasli. 
iftirasi (s: 45-46) 

O Zat-i-vala-kadir icin, o biiyiik mecliste hazirlanmis, bulunan makam Sirn hilafet olan ir§at 
postudur ki, ona oturmasi emrolunur ve sonra, Server-i-enbiya ve Sertac-i-evliya, Mefhar-i- 
mevcudat ve E§ref i-mahlukat aleyhisselam efendimiz hazretleri, el kaldirarak bir yiice dua 
ederler ve hazir bulunanlar (Amin) diyerek ellerini yiizlerine siiriip (Fatiha) buyururlar. 
Duadan sonra, o Zat-i-§erifin hilafet miiddetince ir§at edecegi zevattan, zamaninda ne kadan 
gegecekse Ehlullah, inabe alacak dervi§leri, bu yiice mecliste Resuliillah'in huzuruna 
gaginlarak emir ve icazetleriyle o zatin ellerini operler ve kenrine biat ederler. Bu da 
tamamlandiktan sonra, o Zat-i-§erife : 

— Var, ummetimi diledigin gibi terbiye ederek Hakka ula§ tir, diye izin ve ruhsat verilir. Bu 
suretle, Resuliillah'in icazetiyle hiicrelerine gelir ve otururlar, kendilerine ismarlanan me- 
muriyetlerinin icrasi ile me§gul olurlar. 



4.Kutublar istedigi zaman istedigi yerde tasavvur etme giiciine sahiptir. Yalani (s:48) 

Kutuplann tasarruflan, memur bulunduklan, yerde bizzat bulunmalan demek degildir. 
Kendisi istanbul'da bulunur ve memuriyeti Hindistan'da olur ama, bir anda icrasina 
muktedirlerdir. Onlara gore, uzak veya yakin miisavidir. 

Bunlardan baska, YUZLER, tjg YUZLER, YEDI YUZLER ve BINLER de vardir. Tarafi 
ilahiden, bunlar da Kutb-iil-Aktabin ve diger kutuplann hizmetlerine memurdurlar. 
Aynca, tjg BINLER, YEDI BINLER, ON BINLER de vardir. Bunlann, kamil ve 
miikemmeli olsa bile, tasarruf i§lerine kan§mazlar ve bunlarla birlikte her asirda rivayete gore 
124,000 VELIYULLAH mevcut bulunur. Kiyamet giiniine kadar da bu mevcut hie. eksilmez. 



5-Allah biitiin yetkilerini kutbu aktaba devretmesi iftirasi (s:100-101) 

Ey aziz: Malum olsun ki, Nefs-i-safiyyede olan Zat-i-serif, CAMI I-ESMA MAA SIFAT 
olup, TECELLI-i-ZATA mazhar olmu§tur. Yani: 

Fani olunuz, sonra fani olunuz, sonra fani olunuz, 
Baki olunuz, sonra baki olunuz, sonra baki olunuz. 



sirnnca, ucuncii derecede FENA-F1LLAH ve ucuncii derecede BEKA-BILLAH olarak 
TECELL-I-ZAT'a MUSTAGRAKiYN-i-Fi-ZATILLAH olmuslardir. 
Nefs-i-safiyyede olan Zat-i-§erifler de, her asirda uc olur: 

Birisi, KUTB-UL-iR§AD'dir. Yani, ir§ada memur ne kadar Resuliillah sallallahu aleyhi ve 
sellem efendimiz hazretlerinin halifesi varsa, Kutb-ul-ir§ad olan zatlar, hepsinden ustundiir. 
KUTB-UL-iR§AD olan zat, kendisi doguda ve miiridi batida olsa, bulundugu yerden o miiridi 
terbiye ve ir§ad ederek VASIL-I-ILALLAH kilar. Onlar icin, yakin veya uzak miisavidir. 
Ikincisi, GAVS-UL-A ZAM'dir ki, bu da CAMl-i-CIHAN ve MUTASARRIF-I-ALEM'dir. 
Fakat, Kutb-ul-aktab'in miilazimi oldugu icin tasarrufa kan§maz ve daima kendi hallerinde 
olurlar. 

Ucuncusii, Kutb - ill - aktab'dir. Yani, CAMI - 1 - ALEM, FE-RID-UZ ZAMAN ve 
SULTAN-UL-AR1F1YN HALIFETULLAH olur. Makami §erifleri, huveyyette oldugundan 
biitiin mahlu-kat ve mevcudatin yemeleri icmeleri, oturup kalkmalan, kaza ve kaderleri, soziin 
kisasi diinvada olun bitenlerin hepsi onun tasarrufu altinda ve onun dilemesiyle meydana 
gelir. Nefs-i-safivye olmak, zikr olunan iiclere mahsus olup, nefs-i-§erifleri asil sifatini 
bulmu§ ve onlar NEFISSIZ olmu§lardir, iyi anla 



6.01diirme ve diriltme gorevi de bu zah ^eriflere verildigi. Zumlu ve iftirasi (s:123-124) 

Gergegi, TECELLI-i-ZAT keyfiyyetinin ilk mertebesidir. 

2. Azizim: Malum ola ki, bu Zat-i-§erifler, TECELLI-i-ZAT'ta ilerleyerek 

MUSTAGRAKIYN-i- FI-ZAT olurlar. Yani, keyfiyyetsiz Zat-i-ecelli alada, oylesine 

garkolurlar ki, ken- dilerinden asla ve kat'iyyen haberleri olmaz. 

Bu tecellide de, iki hal zuhur eder: 

Birine CELALIYYE ve digerine CEMALIYYE tabir olu-nur. 

CELALIYYE zuhurunda, kendisinden habersiz olarak kahir yuziinden tasarrufa dair bazi 

alametler zuhur eder, o anda hasil olur. Yani, o halde iken, bir kimseye: (OL!) demi§ olsa, o 

saat oluverir. Bir oliiye de: (IZNIMLE KALK!) demi§ olsa, o saat diriliverir. Boylece, her ne 

soylerlerse, derhal oluverir. 

CEMALIYYE halinin zuhurunda da, kendisinden haber-siz olarak; kerem, liituf ve ihsan 

yoniinden tasarrufa dair her ne olursa, kendilerinden zuhur edecek soze gore derhal viicut 

bulur. O kadar ki, bir harfi bile kaybolmaz. 

Bu keyfiyyete de, TECELLi-i-ZAT'in ikinci mertebesi olan MUSTAGRAKiYN-i-Fi- 

ZATiLLAH tabir olunur. 

Miftahul Kulub 2 (Kalblerin Anahtan) - Mehmed Nuri §emsuddin Nak^ibendi, Salah 
Bilici Kitabevi, 1st- 1979 



Tasavvuf Sohbetleri 




JVI. Nazim Kibnsi 



Peygamberden umup, yardim istiyor. (s.13 ve s.l54muhtelif sayfalarda) 

Ya Seyyidi, Ya Resulullah medet, med et ya Sultanu'l Enbiya, medet ya Rasulullah, sizin 
§efkat - §efaatiniz olmadan, o ezeli inayet kimseye ula§amaz. Sizin huzurunuzda da sizden 
§efaat dile* nerek geldik ya Ekreme'l-Halkallallah. Ey biitiin mahlukatin icerisinde liitfii 
kerem denizi olan §anh Nebi! Bize §efkat, §efaat nazannizdan liitfen bir nazar kihniz. Esselatii 
ve'sselamu aleyki ya Seyyidi. 

Ya seyyidend, ya tabibe'I - kulub, ya hay ate 'I vticud, ya sadatinal - kiramu cemia.(sayfa 13) 



Medet ya Sultanu'l-Enbiya, medet Ya Sultanu'l -Evliya...(Sayfa.l54) 

Medet ya Allah, Ya Resulallah medet. Medet Ya Seyyidi Sultanu 'l-Evliya! Medet Ya 
Seyyidi, ya §eyh Yahyal destur.(sayfa.l92) 

Ya seyyidi ya Rasulallah! Medet Ya Sultanu'l- Enbiya!Bu ummetlere, bize luzum edeni, sizin 
§ef* kat ve §efa- atinden dileniyor, niyaz ediyoruz. Ya seyyidi ya Rasulallah biz bir §ey 
bilmiyoruz, bildirirsen biliriz. Bize luzum edeni Ya seyyidi, ya Rasulal lah isteriz. Ya 
Ricalallah! Ya ibadallahi's-Salihin! YaEvliyaallah! Ya Sultanu'l-Enbjya! Sizden de imdat 
ediyoruz. Ya seyyidi! Ya Seyh Yahya, size olan selahiyetten, sizin maideden bize yediriniz. 
Ru* hani olan gida ruhani olan kuvvet menbaindan bize de a§ilayip sizin yolunuza yuriimeye, 
yurutmeye fehm-u tefhime sizden imdat istiyoruz.(sayfa.l92-193) 



Bir beldenin olmayan mutaraffindan izin isteme gafleti. (s.14) 



imam-i Sarani Hazretleri, «Higbir zaman cem aate bir soz soylemek uzere oturmadim ki, o 
asir da o beldede bu vazifeyi esaleten uhdesinde tutan mutasarnftan destur taleb 
etmeyeyim.» Bu da biitiin vaizlere olan edebdir. Kim bir yerde bir §ey konu§acak olursa; o 
vazife uzerinde asaleten bulunan, oradaki ummet-i muhammediyi ir§ada, — zahir ve 
maneviyatinda - himayeye muvekkel olan bir veliyyullah bulunur. Edeb o makamda oturan 
kimseye, derhal ondan destur talep etmektir. O desturu ver* dikten sonra onun soyledigi 
kelami hazir olan ce maatin kalbine nak§etmesi o zatin vazifesidir. 



Hz.isa'mn sofra inmesi i<jin Hz.Muhammed'e tevessiil ettigi iftirasi.(s.l5) 

Peki Isa Peygamber'in ummetine Cenab-i Allah maide indirdi. — Gokten sofra indirdi — 
Kimin hiir metine endi, o sofra. isa Peygamber hurmetine mi indi? Habibullah hiirmetine, 
Habibullah ile tevessiil edip de indi, isa Peygamber'e maide. «Habibullah hurmetine indir» 
dedigi vakit indi. Bu da sirdir. 



Aracisiz Allah'a dua edilmez yalani.(s.l6) 

En biya kiminle tevessiil ediyordu. Enbiya'nin makami na layik midir? Peygamber'i atlatip ta 
Allah'tan bir §ey istesin. Yeni gikti bu moda. Peygamber'i bu ta* rafa atip da Allah'dan bir§ey 
isteyecek. Maa§allah. 



Yiizyirmidortbin peygamber kideminde oldugu iddia edUen veliden izin almadan baska 
bir veli istanbul'a giremez yalam.(s.l7) 

Hazir olan bir beldeye muvekkel olan bir tek kimse var. Burada, sancagi §erifi bekleyen zat 
var burada. Peygamber sancagi buradadir. Onu beklemeye muvekkel bululan vazifeli bir 
veliyyullah var. Yiizyirmidortbin peygamberin kideminde olan zattir. Ondan destur almadan 
higbir veliyyullah iceri giremez, Istanbul hududuna. Ondan ilia destur alacak. Gelirken ona 
gore izin verirse igeri girer. Izin vermezse edeben ta izin verilinceye kadar durur. Burasi bos. 
yer degil, burasi makam. 



Peygamber adina yalan soyleyerek: mtt'min levh-i mahfuzu, cenneti, cehennemi, ar$i ve 
yerin altim goriir uydurmasi.(s.22) 

Levh-u mahfuzu gormene mani yok. Peygamber boyle soyledi, bu yalan kelam degil. Hiiccet 
ile soyl enen sozdiir bu. Mu'min Allah nuruyla bakar. Allah nuruylan baktigi vakitte, yedi kat 
yerin altindakini de goriir. Yedi kat gogiin uzerindeki biitiin hakikatlanda seyredebilir. Ar§ida 
goriir, levhide goriir, cen* neti de goriir, cehennemide goriir. Mu'min dedigi*m iz vakitte, sen 
onu az bir §ey zannetme. 



Kibritii'l-Ahmer denen kisilerden nur alirsak levh-i mahfuzu bize gosterirler iddiasi. 

(s.23-24) 

Kibritu'l Ahmer dedigi; ismi duyulup kendisi gor ulmeyen, en kiymetli cevherden kinaye 
olarak soy*lenen cevherdir. Onlar hemen ele gecmez. Cok ara§* tirdiktan sonra, cok talib 
olduktan sonra; Allah-u Ziilcelal talib olan, sidk ile taleb eden kulunu bo§a birakmaz. ilia 
buldurur, ilia soyletecek, ilia dinletec ektir. i§te o gibi kimselerden nur alirsak, i§te z aman o 
Levhu'l Mahfuz'u bize gosterirler. Bizim ceragimizda yandigi zaman o nurlar, biz de bakanz 
biz de goruruz. Levh-u Mahfuz'daki soziimuzu bili* riz, ona kendimizi takdim ederek 
kullugumuzu if a ederiz. 



Allah 'in sifatlarim ve tasarruf yetkisini kutublara verme §irki. (s.39-40) 

Vaktin kutbu odur ki, kutub demek biitiin inayet iizerine inzal olup icinden, ge* rek ulvi 
alemlere, gerek sufli alemlere, gerek sema vata, gerek yerlere dair ve icerisinde olan biitiin 
mahlukata ya§atacak, gayelerine dondiirecek, onlan viicudda tutacak inayeti taksim eden zat 
demek*tir. 



Tasavvuf dinine gore "Alim" kimdir? (s.41) 

Biz heniiz kendi sirnmiza agah degiliz. Biz heniiz kendimizi tanimis. degiliz. Kendimi 
taniyoram. 

• Kimsiniz siz? dediginiz vakitte; 

• Ben filancayim. 

• Sen kimsin ve nesin, sirnn nedir? Allah ile olan muaheden nedir. «Elestii, Birabbikum Kalu 
Be* la» da Allah-u Ziilcelal seni cagirdigi giinde, hangi i simlerle cagirdi seni, biliyor musun? 
Kac isimle ca girdi? Bir kimse alimim diye cevap verdi, Trablus§am' da: 

• Alim misin? dedim. 

• Evet, Ezher'den mezun alimim. 

• Su agacin kac yapragi var soylesene bana dedim. Soylemedi. 

• Bilemiyorum, dedi. 

Bilemiyorsan, biliyorum diyerek o ismi nasil ta§iyorsun? Alim demek bilici demektir. Onu 
birak kendinde olan sakahnin tiiylerinin sayisini soyle ba* na. O agag sana uzaksa sakahnda 
olan tiiyler kac tanedir, kac tel var sakahnda? Onu haber ver? 

— Saymadim. 

• Oyle bele§ten alimim deme, bana. 

• Ne diyelim, Hoca Efendi, ne diyelim Seyh Efendi, dedi. 

• Talibim de. Talibim de, hie olmazsa. Alimim diye iddia etme. Talibiz ogrenmeye, peyderpey 
ogreniyoruz. Bizim ogrendigimiz bu taraftan gelirse, o taraftan fazlasi cikiyor. Yani 
unutuyoruz, birikmiyor iceride. 

Alim kimdir? Alim; Arif-i billah olan kimsedir. Arif kimdir? Biitiin masiva biitiin yaratilmis. 
olan her§eyi adedi ile, hikmeti ile ihata edebilen kimse* dir. ^iinkii mahluku bilmeden haliki 
bilmeye yol yok ki. Nasil arif olacaksin? Yarattigini bilmezsen, o azamet ve kudret sahibi 



Allah Azze ve Celle'ye ne*reden yol bulacaksin? Bu alemleri bileceksin. iceri* sinde olanlan 
taniyacaksin. Zerre be zerre, ciiz'iin la yetecezza'yi da bileceksin. ismiyle, hikmetiyle 
taniyacaksin. Ondan sonra onu yaratana yol bulursun arif olursun. Alimlik kola degil. 



Kur'anda bildirilen mahserden habersiz olan seyhin sapik anlayisi ve kutbun kiistah 
tavn.(s.42-43) 

Mah§er giiniinde: «Bunlara olan suali bana, bunlann cevap veremedigi meselede bana sual Ya 
rabbi! Bana sual edin. Bunlann noksanini bana y iikle. Bunlara verilecek azabi bana yiikle. 
Bun* lann yerine beni cehenneme koy» diye habibin um*metlerini bu derecede kayirmayi 
kendilerine feda et* mese o riitbeyi onlara giydirmezler. 



Beyazid-i Bestami'nin Allah'a kar^i kustahhgi(s.47) 

Ebu Yezid(Beyazid-i Bestami) oyle caginrdi: 

• «Ya Rabbi! Sen kadirsin, muktedirsin. Be* nim vucudumu biiyiilt, yedi cehennemi 
dolduracak kadar biiyiilt. Yedi cehennemi benimle doldur. Kul* lannin hepsini di§anya at. Ne 
iimmet-i Muhammedi'* den olan ne gayrilerini. Hepsini di§anya at, benim le doldur» diyor. 
Biitiin millet - mah§erde - tit* reyip duruyor. Allah Azze ve Celle'nin huzurunda hesap 
vermekten titreyip durayor hepsi diyor. O gii* nii bekliyorum. O giinde «Ya Eba Yezid!» 
dedigini is. iteyim habibimin ben. «Ya abdi! Hesaba gel» de digini i§iteyim. Onu i§ittikten 
sonra yedi cehennem bana dokunmaz. 

Cehennemi sondurebilen Beyazid-i Bestami yalani.(s.48) 

Yedi cehennemin icerisine beni atarsa yedi cehennemi sondiirecek ferah var, benim kalbimin 
icerisinde o zaman diyor. Neden o Rabbim Azze ve Celle'nin «Ya abdi» hitabi geldikten sonra 
ferah ve siiriiriin haddi hesabi, haddi payani olamaz. Yedi cehennem soner diyor, O benim 
ferahtan. Beni iceri atsin diyor. O saati, o am bekliyorum ben, di* yor. O an ki; Rabbim «Ya 
Abdi» desin bana, yetisjr. Ba§ka ferah, ba§ka §enlik aramam diyor. O hitabi i§ittirsin bana 
Rabbim Azze ve Celle. «Ey kulum» desin. Bu kulaklanm onu i§itsin. Ebedi ferahtayim ben, 
diyor. Yedi cehennem degil, yetmis. cehennem olursa soner benim icerimdeki a§k-i §evkin, 
ferahi, siiriiriin sjddetinden. i§te onlarda boyledir. Boyle olmaya Allah-u Ziilcelal, bize iman 
hakikatinden a§i lasin. Amin. 

Tasavvuf meclisinde toplananlara cennet miihurii vurulur yalani.(s.49) 

Eger o evliyaull ah'tan birisi zikrolundugu vakit bu meclis mustaid bir kimselerin 
meclisi olursa, ruhaniyetiyle burda hazir olurlar. Onlarin bir ruhani kuvveti onlardan 
ni yabeten onlarin yerine olaraktan bu meclisimizde hazir olur. Bu meclise Berzah'ta 
bulunan Evliyaul lah'tan olsun, hayattakilerden olsun, ruhani olarak birisi geldi mi bu 
meclisteki kimselere asli olan saa* det muhrunu vurur ki; bu mecliste §aki otursa said 
olur. Cehennemlik kimse oturursa, cennetlik sifata dondurecek muhurle onu muhurler. 



Bir mtt'min asla kafirden a§agi olamaz.(s.50) 

Sultanii'l-Arif in Beyazid-i Bestami Hazretleri ne diyor: «Kendi nefsini Firavun'dan, 
Nemrut'dan, Ebu Cehil'den ve iblis'ten daha a§agi gormeyen kimse bi*zim bu yolumuzun 
kokusunu alamaz.» Bu miihini bir sozdiir, bize liizum eden bir ilag, bir dermandir. Sultanu'l 
Arifin Beyazid-i Bestami Hazretleri soyliiyor. Bizim yolumuza giren kimselerin dikkat 
edecegi me*seledir bu. Her kim kendi nefsini Firavun'dan, Nemrut'tan, Ebu Cehil'den ileride 
goriir ise tarikatimizin - Bu yolumuzun - kokusunu bile alamaz. 



islam dinine gore bir mirag, tasavvuf dinine gore onikibin mirac, vardir.(s.51) 

Mirac gecesinin esranni almayan veliyullah ola maz. Vilayet sirri, mirac esran kalbine ke§f 
olan kim selerde olur. Evet, Nak§ibendi saadatinin(ustadlarinin), me§a yih-i izamin indinde 
Peygamber-i Zi§an'in onikibin miraci vardir. Senin bildigin bir miractir. Senin i§itti* gin bir 
miragtir. Lakin Siddiki Ekber'e varis olan sadat-i Nak§ibendiyyun me§ayih-i izamin malumati 
olan onikibin mirac vardir. 



Yahudiye bakisi sempatiklestirmek i^in §eytani bir kissa.(s.55-56) 

Bir veliyulah bir yahudi gordugii aninda kendinden gecip du§mu§, ayilttiklan vakitte : 

-«Hoca Efendi, §eyh Efendi Hazretleri size ne oldu» demi§ler. O yahudiyi gordiigiin vakit 
niye ba*y dip du§tiin?» 

-«Ey evlatlar» diyor. Sirnma nida geldi ki: «Ey kulum! Onu hakir gorme. Ona yahudilik - 
cifit hk gomlegini giydiren benim. iman libasini sana giy dirdi isem, onu senden cikanp ona 
giydirmeye, on dakini cikanp sana giydirmeye Kadir'im. Edeb gozet » dedigi vakitte, o 
korkudan gittim diyor. Oy*ledir. Bu yol saglam yoldur, edep yoludur. Kimse* ye yukardan 
bakma. Bize fazl-u keremiyle iman li* basini giydiren Allah-u Zulcelal'e hamdeyle, §iikreyle. 
Ya Rabbi! Adlinden giydirdin onlara. Onu, fazhnd an da bize giydir Ya Rabbi! Fazhndan 
onlan da m ahrum evleme Ya Rabbi! de. 

Tasavvuf dininin Peygamber anlayi§i.(s.62-63) 

Peygamber HAY'dir. Peygamber hakiki hayat la hayat sahibi, diridir. Peygamber oliirse 
ummet kalmaz. Ummetlere hayat, o peygamberin sayesin de; ondan geliyor. O Peygamber, 
degil yalniz urn metlerinin hayati, butun kainatin hayati odur. Bu* tiin kainat onun yiizii suyu 
hiirmetine vardir. O olma* sa kainat yok idi, olmayacakti. Olan da onun hurme* tine, olacak 
da onun hurmetinedir. Zuhur edende zuhura gelecek de hepsi onun hurmetinedir. Varhga can, 
peygamberdir (A.S.V.). Bunu boyle bilmeyen gafildir. 

On sekiz bin alem, bu bizim bildigimiz. On sekiz bin alemin cam kimdir? Efendimizdir 
(A.S.V.). Daha 18.000 alemden otede nice avalim vardir ki; onu ehli bilmektedir. Onlann cam 



Efendimiz (S.A.V.) dir. Efendimiz (A.S.V.) kalpten kalbe evliyalara, evliya* lardan da 
dedigimiz gibi — kalbimize gelip biz onu teblige memur olan kimseyiz. 



Seyh Sururi (Kibrisi'nin hocasi) muridlerine saadet miihriinii basip (cenneti 
garantiliyor). (s.67-68) 

I§te Suhuri Hazretleri boyle bir Allah'in has kul*lanndan biiyiik bir zat. Biiyiik Seyhimiz 
Hazretleri dir. Hayatta degildi, Seyh Serafeddin Hazretlerini ruhaniyetiyle ir§ad edip terbiye 
etti. Onun adeti; - Suhuri Hazretlerinin - oldu ki her kim huzuruna gelirse kelime-i §ehadet'i 
getirtirdi. Boyle diz be diz oturtup kelime-i §ehadeti okuturdu. Boyle biiyiik bir zat huzurunda 
o kelime-i §ehadeti okuyan kimse* ye, onun kalbine, kalbinden hie cikmayacak naki§* la 
nak§ediyor o kelime-i §ehadeti. Saadet miihriinii basiyor onun kalbine, o zaman. O kelime-i 
§ehadeti soyledikten sonra onun imanini biitiin diinyada ins-ii cinnin adedinde §eytan olup 
iizerine gelse ondan so n nefeste o imam almaya imkan yoktur. Bitti o miihiir bastiktan sonra 
tamdir. 



Tasavvuf dininde veli kavrami.(s.89) 

Simdi bir veliyullah kendi velayet kuvvetini kullanirsa bu alametleri durdurur. Durdurmaya 
kuvveti var, bir veliyullahin. Lakin onlar haya eder, Peygamber-i Zi§andan. Demek ki 
peygamberin haber verdigi §ey* ler dogru cikmiyor, diyecek milet. Onun icin durur evliyalar. 
Yoksa bu alem gibi yiiz tane olsa, sira, sira, bir tevecciihte ya hepsini diinyadan azleder atar, 
ya hepsini velayet makamina oturtur. Boyle kuvvet sahibi evliyalarda var §imdi. 



Allah'in haramini ho§ ve helal gostermeye calisan §eytani bir yakla§im.(s.ll3-114) 

Onun icin §imdi burada Ebul Vakt Sarani haz* retlerinin i§areti de oldu bize. Benim bir 
soziimii de soyle dedi. Onun cok telifati vardir. O telifatin iceri sinden zikretmis oldugu bir 
sozii var. O kahpe kadinlara bile — yolsuz kadinlara — , onlar hakkinda ne soylerdi? «Cenab-i 
Allah bu kimseleri magfiret etsin. Allah bunlara rahmet etsin. Bunlar olmasaydi na* muslu 
kadin kalmayacakti. Azgin, kizgin, yoldan kackin erkeklerin §errinden, onlann azginhgina, 
dal* ga kiran - dalgayi kinyor - gibi onlann kar§isinda k endilerini feda eden kimseler, 
bunlar» dermi§, o ma* halden gegerken. Namuslu kadin kalmayacakti diyor. Bunlara 
azginhklanni kiran dalga kiran gibidir diyor bunlar. Allah bunlara rahmet etsin dermi§. 
Onlar nasil nazardan bakar. Evliyalar yolsuz bir §ey goriir mii? Bak o yolsuz kadinlara da yol 
veri*yor. Onlann da viicudu boyle biiyiik bir hikmete bagh dir. O kadinlar kendilerini feda 
etmi§lerdir, diyor. Namuslu kadinlar igin fedailerdir onlar. Mah§er giin iinde : 

• «Ey namuslu hanimlar! Bize de bakin baka* hm. Siz namuslu kaldiniz, biz sizin icin fedai 
olduk» diye soyletecek onlan. Biz sizi gozettik. Biz fedai olduk. Biz namussuz olduk, siz 
namuslu kaldiniz. Biz o namussuzlugu yuklenmeseydik, siz namuslu kalamiyacaktiniz. Bize 
merhamet edin. Simdi All ah'in huzurunda §efaat edin bakalim. Ne hikmetler var. i§te boyle 
boyle herkes bir v azife yuklenmi§ tir. Haci efendiler, hoca efendiler, m iimin karde§ler. 
Herkes bir vazife yuklenmi§tir, bu alemde. O vazifesini yapmaktadir. Sen ona kan§ma sen 
kendi kulluguna kan§ -bak- 



Hz.Peygamber'e ve Hz.Ali'ye iftira.(s.H4) 

Efendimize zehirlenmis. kuzu takdim ettiler. Eline aldigi anda Cibril haber verdi, o zehirli 
koyunu. Cibril haber verdiki agzina koyma bu zehirlidir diye. O peygamber A. Vesselam bir 
lokma yese ona doku* nurdu diyor, bizim §eyh efendi hazretleri. Hz. Ali Efendimiz, hepsini 
yese bir §ey olmazdi. Birak o zehirli koyunu, biitiin diinyadaki ne kadar zehirler var* sa 
hepsini yese Hz. Ali, hepsini yakar bitirirdi. Ona, kilina bir§ey olmazdi. Peygamber-i Zi§an 
ona ta*hammul edemezdi. 



Peygambere uluhiyet sifati giydiren tasavvuf itikadi.(s.H5) 

Peygamber (S.A.V.) miracda riitbeyi aldiktan sonra, burdaki zuhuriyyet be§er sifatindadir. 
Daha keskin ifade ile; Uluhiyyet sifatini orda giydi. 



Beyazid-i Bestami'nin karsilikh olarak Allah ile konu^tugu yalam.(s.l32-133) 

Koskoca Sultanu'l-Arifin, Beyazid-i Bestami Hazretlerine hitap geldi. Kimden? Bir 
kanncadan. Bir yerden gecerken, bir kanncanin ayagini ezip gee* mi§. Sonra "iki rekat 
saglam bir namaz kilayim, Al*lah'in huzuruna takdim olunacak bir namaz kilayim" diyerek 
niyet yapip, iki rekat kildiktan sonra hitap geliyor. Hitab-i Rabbani; 

• «Ya Talip! Zuliim ile ibadet, bizim kapimiza ugramaz.» 

• «Aman Ya Rabbi, ne gibi bir zuliimda bulun dum?» diye kendi ahvalini teftis. etmi§. Bir 
turlii bu lamami§. Aczini izhar edip : 

• «Ya Rabbi! Sen bilirsin.» O zaman, 

• «Ya Beyazid! Filan vadiye in, orada sen zul munun hakikatini bilirsin.» Oraya yakla§tigi 
vakitte, 

o kanncayi boyle bir tarafini ezmis. yerde buluyor. 
Onun Rabbu'l-Melaini, kulagina geliyor: 

«Ya Beyazid! Sen daha bastigin yeri bilemeye* cek haldeyken ne yapiyorsun, ben Rabbime 
terte* miz ve makbul olacak bir namaz kilayim diyorsun. Sen daha ayak basacak yeri 
bilmiyorsun. Neyin uze* rine bastigini bilmiyorsun. Allah'in bir zayif mahlu* kunu cigneyip 
gegiyorsun. Ona dikkatin yok. Nasil oluyor da sen o dava ile Allah'in huzurunda dura* 
yorsun. O malzeme, o ziilum boynunda iken, ya Be* yazid!» diye hitap geliyor. Bu vicdan 
sahiplerinin, vicdanini titreten meseledir. Allah'in mahlukatina kar§i, sen de onlan incitecek 
sifat varken, sen iman dairesine giremessin. Ancak intikam dairesin* de duran adam olursun. 
Her an icinde bir intikam oku, o kimseyi vurmaya hazirdir. Emniyet yok. Evet hak bu 
derecede gozetilecektir. 



Seyh biitiin yaratiklarin dilini bildigini iddia ederek yalan soyliiyor.(s.l55) 

Bir defasinda Hazret dedi ki: "Her lisandan, yi lanin lisanini da bilirim, kurdun, ku§un lisanini 
da bilirim, her insanin lisanindan da bilirim." 



Tasavvuf dininin Mehdisi.(s.l75-181) 

Mehdi Aleyhi's-Selam'in Sam'da olu§u konusuna gelince, §imdi Sam'da degildir. Lakin 
zuhuru icin emir olundugunda, §imdi bulundugu makamda ted* bir ahp, hazir olacaktir. Halen 
hayattadir, lakin Sam'da degildir. 

Hicaz kitasinda Necid ile Yemen arasinda, Rubu'1-Hali denilen bir yer var. Orda, hayat 
namina hicbir §ey yoktur, nebatta yoktur. Orasi, seyyar kum denizleridir. Oradan ne ku§ ucar, 
ne de kervan gecer. Oradan gecmek raemnu. Orasi bombos. bir yer. Mehdi (A.S.), o mintikada 
bir makamda duruyor. 

«Kubbetii's-Suheda» denen bir makam vardir. Melaike-i Kiram'in bina etmis. oldugu bir 
kubbedir. Sahibu'z-Zaman Hazretleri de orda, kirk halifeleri orda, yedi vezirleri orda, Nebi 
Razil orda ve biiyiik evliyalardan kendilerine izin verilenler orda hazir olur. Siradan bir 
kimsenin oraya yakla§masina im* kan yoktur. Cin taifesi de orayi ihata etmi§tir. Ge*le ne 
dokundugu gibi i§ini bitirir. 

Sey Efendi Hazretleri, hatta onu da soylemi§* ti : Orada, bir buyiik magara vardir. Onlann 
maka* mi o magaranin icerisindedir. Orasi, seferberlikten sonra i§gale ugradigi zaman, 
Ingilizler de, Fransiz* lar da o taraflara ugradiklannda bir devriye, orada acaip bir haller 
goriipte iceriye girmi§, «Ne var, ice* riye bakahm» diye. Bir ki§i di§anya cikmami§. Cin 
muhafizlar dokundugu gibi, onlan cansiz birakip viicudlarini da ahp denize atmi§lar. 
Arkasindan bu* yiik projektorlerle, arama yapmak uzere bir askeri birlik girmi§, ingilizin. 

«Bir boliik asker, arama yapmaya geldi» diyor. «Nerde kayboldu bunlar, bunun icerisinde» 
diye. Onla rdan da bir ki§i gikmadan, cinler onlara da doku nup kaybetmi§. Bir daha i^eriye 
kimse girip, orayi tefti§ etmemi§. ikinci harpten onceki vukuattir, bu. 

Biz Medine-i Munevvere'de iken §eyh Efendi Hazretlerine bir haberci geldi. Sahib'in 
hizmetini go* ren postaci evliya var. O gelip Hazret'e Sahib'in kendisini davet ettigini soyledi. 
Hazret'in makami, milletin igerisinde de gorunmek oldugu i^in cismani kuvvetle milletin 
i^inde idi, ruhani kuvvetle daima orada, Sahible beraber. Lakin cismani viicud ile de davet 
ettiginde, avci kelbi ile cikar, — ha§a minel huzur — o surette bizi, beraberine aldi. Tayy ile 
al* di, oraya. Yuriiyu§le degil. Goz acip yumuncaya kadar, oraya vardirdi. O makama 
indigimizde, Sahip orda. Magaranin agzi yetmis, zira, yani yetmi§ ar§in gelir. Hazret 
geldiginde, Sahibu'z-Zaman, ellerini acip o, yetmi§ ar§in agzi olan magarayi boyle tuttu. iki 
eli, ordan oraya yeti§ti. 

Sonra Hazret'e yuriidu. O kucaklayip optiigu va* kit, yukardan oper. Sahibu'z-Zaman, boylu- 
boslu, gayet heybetli. Onun yiiz yapisina da, kimse bak* maya doyamaz. 

I§te Seyhimizle boyle kavu§up, dedi ki, «Ya Seyyidi! Sizinle goru§mek icin bize emir olundu. 



Sizi onun icin davet ettik, bilirsin. Burdan iceriye, zahir* de girmeye izin yoktur. Siz iceriye 
girerseniz di§an* ya cikamazsiniz. Sizinle burda gorii§mek de cismani kuvvetin hakkidir» 
dedi. Seyh Efendi Hazret* leri, O meclisi nazarla bana gosterdi. 

Sizin yakin kuvvetiniz artmasi icin soyletiyor, bunlan. i§te, Sahip o makamdadir, Sam'da 
degil. Lakin kendisinin zuhuru emrolundugunda Allahu Ek*ber, Allahu Ekber, Allahu Ekber 
diyerekten Sam'in kiyisinda tekbir ahr ve Sam'a girer. Girdiginde bii* tiin millet orda, ona 
bey'at etmek icin gelirler. O da kabul eder. 

Ilk bey'at, Arafat daginda oldu. Onikibin evliya* lar bey'at etti. Bitti, ordaki bey'at. Dedik ya, 
avci kelbini yaninda ta§idigi gibi; Hazret'in beraberinde idim, Sahib'e onikibin zatin bey'at 
ettiginde. 

Ikincisinde, riiya yolu ile bey'at var. Riiyada 90k kimseler, Hz. Mehdi Aleyhi's-Selam'i goriip, 
ona bey'at ettiler. 

Ucuncusii umumi olacaktir. Biitiin Ehlu'l-islam, ona bey'at etmek icin Sam'a yeti§en gelecek. 
Son* ra, Halifetullah olduguna dair bey'at alacak. 

Umumi bey'at aldiktan sonra, dogru yuriiyiip yedi konakta istanbul'a inecek. i§te bu, bizim 
bur- daki milletin islama yaptigi hizmetin miikafati ola* rak. Deccal Horasan'dan cikar. 
Mehdi, millete hiz metinden dolayi, Ehl-i Siinnet ve'1-cemaat'a hizme* tinden dolayi ve 
Sancak-i Serifte sizde sakhdir, bu*raya gelip te§rif edecek, §ereflendirecektir sizi. Hie 
korkma, sen. O vakit bizim ahbaplan gorelim. in § aallah gelecegim, beraber. Simdi kinlmis. 
bit gibi duruyoruz. Kimsenin haberi yok. Ama bir gelis. var buraya, in§allahu'r-Rahman. Orda 
«Lailahe illallah» ^ektigimiz vakitte, bu istanbul Sahip'le girerken bir ba§tan bir ba§a 
kaynattinlacak, in§aallah. 

Teknik ne, silah ne canim teknikleri de gope, 'silahlan da gope atilacak, biiznillah. Allah, 
dinini* zi artirsin, hepinizin. Kim dinleyip kabul ederse, o giinlere, o saadet gumine onlan da 
yeti§tirsin. Ka* bul etmeyenler de yeti§mesin. Madem istemiyor, kabul etmiyor, etmesin. 

Deccal, Horasan cihetinden gelir. ilk Filistin'e iner. Yaninda yetmis. bin taylasanh yahudla. Bu 
israil'e inecek. israil onu bekliyor. Onun icin kurul*mu§tur, orda. Geldiginde oturacak yerini 
bilsin diye. Meclislerinde onlann, biiyiik bir taht vardir. Oraya k imseyi oturtmazlar. Ahir 
zamanda gelecek peygamber diye bilir, onlar. Halbuki, kitaplannda yazih olan Efendimizdir. 
«0 degil, o degil» derken, §imdi Decc al'a kaldi i§leri. Gelip oraya oturup, ondan sonra ilam 
eder ki, «Butun dunyanin hakimi benim. Tann* niz da benim, secde ediniz.» 

Yahudiler, boyle bir film cevirip onu Londra'da televizyonda gostermi§ler. Ordaki talebeler 
soyledi. Bir acaip isimle, o filmin adini koymu§lar. Harukula de i§ler gosteren bir kimse geldi, 
geliyor diyerekten kendi kitaplanna gore bir film ile onu intizar edip duruyorlar. Yahudiler 
bilir, hazir da beklerler, onlar. 

israil devletinin orda, muvakkat olarak kurulu§ undaki hikmet odur. Allah onlara kirk giin 
dunya ha kimiyeti verecektir. Kirk giin buzagiya taptilar kirk giin buzaginin ustiine bindirecek 
onlan. Gezsin ler, kirk giin diinya onlann elindedir. Simdi, biitiin diinyada alttan alta, onlar 
hakimdir. Lakin o vakit, bii tiin zahirde de vahudiler, biitiin dunyanin idaresi* ni ellerine ahr. 

Deccal Sam'a giremez. Mekke Medine'ye gire* mez. Ordusu; biitiin yahudiler ordusunda, 



biitiin veled-i zina olan kimseler ordusunda, biitiin edepsiz, §erefsiz kadinlar da arkasinda. i§te 
bu hippiler - mippiler onun arkasina takihp, bir ucu magripte bir ucu ma§nkta, ordusu ile 
dola§acak. i§ yok, giig yok, oyun - eglence gok. Milletin istedigi o, o zamanda. £algiyi gengiyi 
duyan, oyun - eglenceyi duyan, i§- giig yok diye onun arkasina takihp dola§acak. Ta ki, 
Hazreti Isa inzal olsun. Hazreti isa inzal oldugunda, gokten indiginde Deccal'i katleder. Biitiin 
yahudi leri, Deccal'in askerini de tiiketip, yeryiiziinde «La-ilah eillallah» yazar, magripten - 
ma§nka. in§aallah. O saadet giinlerine de yeti§iriz. Dabbetii'l arz ise. isa Aleyhisselam'in 
sonralannda gikar. 

Hazreti Mehdi Aleyhi's-Selam yedi giinliik oldugunda , onu tesmiye igin, Yeralti Cami'si var, 
Ka rakoy'de; orda igtima olup evliyalann hazir oldugu bir mecliste, Efendimiz Aleyhi's-Selatii 
ve's-Selam'in ruhaniyeti de hazir olup, Hizir Aleyhi's-Selam o bebegi getirdi. Yedi giinliik 
bebek geldi, yedi ayhk olarak. Giinde bir ayhk biiyiimek sureti ile. Onu Peygamberimiz, 
«Muhammedii'l-Mehdi» diye tesmi* ye etti. Sonra kendisi miibarek elini koyup ondan bey'at 
iizerine durup, biitiin evliyalar da bey'at et* ti orda, Vaktin Sahibi olduguna dair. Ondan sonra 
tekrar yerine dondiiriildii. Burada durdurulmadi. Onun buraya geli§i, Sancak-i Serif-i teslim 
almak igin olacaktir. Vazifesi odur. Simdi kirk ya§ini buldu ve ilerledi. Lakin, kirktan elliye 
kadar kirk diye hesap olunur. Bulutu gordiigiiniizde, yagmur her* halde yagar diye tahmin 
ettigimiz gibi bu Ehlullah, ortahgin haline baktiginda, onun geli§ini oyle ya*kin goriiyor. 
Onun ordusu ile gelip, kuzularda kesi* lip, ziyafetler de verilir. Zikirlerde gekilip, ondan sonra 
goz agip yumuncaya kadar, yerimize donece* giz. Arabaya binmeye hacet yok, atlann 
iizerinde. Atlara bindigimizde; bizim binecegimiz atlar, in§aAllah ufka basarak gidecek. 

Alti ay, o geng halinde Mehdi'ye verilecek mane*vi ilimlerin temelini o (Seyh Serafettin 
Hazretleri) do §edi. Ondan sonra hizmet, bizim Hazret'e oldu. Sim* di bizim Hazret'ten oraya 
kuvvet a§ilanir. Ondan sonra o, meydana gikacaktir. 

Allahu, hu, hak, hay. Zikrettik. Zikrin di§inda m lyiz? Zaten zikrin igindeyiz. Sah-i 
Nak§ibendi Hazretlerine miiridleri, «E1 hamdiilillah, sizi bulduk, ya Seyyidi!» demi§ler. O 
vakit, Sah-i Nak§ibendi Hazretleri, bir perde yapti. Kendisini kaybetti. Onlar oraya-buraya 
ko§up ara*maya ba§ladilar, «Nerdedir?» diyerekten. Sonra za* hir oldu. Dedi ki, «Burdayim 
ben. Siz mi beni bul* dunuz, yoksa ben mi sizi buldum? Siz mi beni bu* luyorsunuz? Hele 
bulun bakahm. Beni buldunuzsa burda niye bulamadiniz?» i§te onlar, bizi buluyor miiritleri o 
miir§itler buluyor, topluyor. 

Simdi, bu hakikat menbalanni soyleyecek bir kimse, ya burdaki me§ayihlardan, ya 
Anadolu'da, ya Arabistan'da bu soze mezun olan §eyh yoktur. Bu, Biiyiik Seyhimiz 
Hazretlerine agilmi§, bir kapi* dir. Ona izin vardi. izinle soyleniyor, odur soyleyen. Bizi 
zannetme. Bunu soyleyebilecek bir adam varsa, onun ayaginin altini operim ben. Mehdi'den 
haberi olmayan, Mehdi'den haber bilmeyen, haber soyle meyen adam gok uzakta daha. O 
haberi ona bildire* cek adam ister o. Siz Cenab-i Allah'a §iikrediniz ki, size bu haberleri 
i§ittirecek kimseyi ayaginiza yolla* di. Ve size bu gibi hakikatleri kabul edecek, tasdik edecek 
bir kalpte vermis, . «Seksiz - §iiphesiz, amen* na ve saddakna» diyorsunuz. 

Hazreti Mehdi Aleyhi's-Selam, buraya geldigin* de, burdan Sancak-i Serifi emanetleri de 
teslim al* diginda, o zaman, Deccal'in hurug ettigine dair ha* ber gelecek ve kendisi burdan 
hareket edecektir. O zaman biitiin diinyada ne kadar ehl-i iman varsa, ilan olur ki; «Deccal'in 
fitnesinden sakinmak isteyen Sam'a, Mekke'ye, Medine'ye girip, orda kendini gozetsin.» 

Bu Istanbul'da bir veliyyullah var. Bogazda, sen bilmezsin onu. Peygamber Aleyhi's- 



Selam'dan dog* rudan emir alan, biiyiik zat var, burada. Bogazda durur o. Bir tek 
Peygamberden emir alabilecek biiyiik evliyadan bir zat burda bulunuyor, istanbulda 
Emanetleri gozeten zattir o. Yedi diivelin kuvveti gelse, onlann gemberini kinpta, igeriye 
adim atac ak kuvvet yoktur. Bu emanet, Hazreti Mehdi'nindir. Kim galacak? Kim yakla§abilir 
oraya? Yakla§an bir ki§i yanar, onun alevi goriiniir. 

Bu insanlar arasindaki ihtilaflar, Vaktin Sahibi tevhit sancagini agip, tamamiyla zulmii 
ortadan kal dinncaya kadar devam edecektir. Hak sahibinin hakkini, herkesin hakkini ve 
hukukunu, adaletle tak sim ettigi vakit, o ihtilaf, o kavga, ikilik - iigliik bi tecektir. Simdi 
herkes, kendi yaninda haklidir ve Cenab-i Allah'in (C. C.) onlara olan muameleleri ni 
yetlerine goredir. iki taraf, ug taraf dedigimiz, kag taraf olursa olsun, onlann niyetlerine gore 
Cenab Allah (C. C.) onlan muhakeme eder. Binaenaleyh, ni yeti hayir olan, Allah yaninda 
niyeti makbul olan kimseye, Allah'in muameleleri, Allah'in rahmeti olac aktir. Niyeti §er 
oldugu vakitte, o zamanda Allah'in ona kar§i intikami haktir. intikam alicidir, Cenab-i Allah. 
Bu ahir zamanda, bu fitnelerin olacagini Aleyhi's-Selatii ve's-Selam Efendimiz haber vermi§, 
ta Vaktin Sahibi gikincaya kadar da devamini bildir*mi§tir ki, olen, ne igin oldiigiinii 
bilmeyecek, oldii* ren de ne igin oldiirdiigiinii bilmeyecek. Olen «ne igin oldiim», oldiiren «ne 
igin oldiirdiim» ondan ha*beri olmayacak diye bildirmi§tir, Aleyhi's-Selatii ve's-Selam. Oyle 
bir karanlik devirdir §imdi. Onun igin Allah, Vaktin Sahibi'ni bize tez gonderip, o nuru agsin. 

M. Nazim Kibnsi - Tasavvuf Sohbetleri, Nush yayinlan, ist-1986 



M akdl dt -Prof. Dr. Hay dar Ba§ 

Fena fi§-§eyh 'onda yok olma' uydurmasi (S.15) 

Fena fi'§-Seyh: Miir§idin muhabbetinde yok olma, erime ve kaybolma demektir. "Onda yok 
olma" ile ba§layan bu hal, sonsuz teslimiyeti gerektirir. Yaptigi i§lerde hikmetler aranir. 

Seyriil suluk 'manevi yolculuk' yalam (S.17) 

"Seyr-i Siiluk'a karar vermis, bir insanin, islam'in zahiri diisturlanm tarn bilmesi §arttir." 
A§agi-yukan, iddianin ozii budur. Buna cevaben deriz ki; Seyr ii Siiluk'ta bulunan insanin, 
Islam'in zahiri diisturlanm tarn bilmesi mumkun degildir. Seyr ii Suluk igin esas; teslimiyet, 
mahviyet ve hizmettir. islam'in zahiri dusturlarinin ogrenilmesi bu yolculukta hal iledir. Yani 
burada, kal'in (soziin) degeri yoktur. Maksadi Allah rizasi olan salikin hali; zikir 7 , havfullah, 
muhabbetullahtir. Durum bu olunca, islam'in zahiri dusturlanni bilmeyen iimmi insan igin 
"Seyr ii Siiluk'ta bulunamaz" iddiasi ilmi mesnedden mahrumdur. Seyr ii Siiluk'un zahir ile 
ilgisi ol* makla beraber esasi manevi bir yolculuktur. Nitekim Peygamberimiz, "Her insanin 
kalbinden Allah'a bir yol gider" hadisi ile bu yolculugun sahasini belirlemi§tir. Su kadar var 
ki, Seyr ii Siiluk'ta olan salikin hataya du§mesine mani olmak igin miir§id-i kamilin, islam'in 
zahiri diisturlarini bilmesi luzum*ludur. Hal boyle iken, gegmi§ devirlerde "Kurbiyet 
Makami'na kadem basmi§ insan-i kamillerin birgoklarmin dahi iimmi oldugunu gormekteyiz. 
Mesela, Peygamber Efendimi* zin methiyesini kazanmi§ Uveysii'l-Karani, tasavvuf tarihin*de 
biiyiik velilerden oldugu rivayet edilen (intisabindan evvel e§kiya olan) Fudayl b. lyaz 9 , 
mezhep imami imami Safii Hazretleri'nin mur§idi goban Seyban-i Rai Hazretleri, yakinen 
tanidigimiz Yunus Emre, onunla ayni devirde ya§ayan Hz. Mevlana'nin talebesi olan 



Kuyumcu Selahaddin gibi buyiik*ler iimmi kamillerdir. Zahir ilmi bilmemelerine ragmen 
halleri, ya§ayi§lan islam'in ta kendisi idi. O halde esas; zahiri ilimleri bilmek degil, islam'i 
ya§amaktir. Bu yolculukta tesli*miyet, mahviyet ve hizmet olursa vuslata ermemek icin higbir 
sebep yoktur. Esasen, bu manevi mektebin gayesi budur. Aksi halde, dortba§i mamur bir 
insanin bu yola intisabina nicin gerek duyulsun? Bu hususu boylece noktaladiktan sonra esasa 
gecelim. 



Fena fir-resul uydurmasi (S.19) 

Resulullah muhabbetinin goniil aleminde kok almaga ba§ladigi bu an, mana aleminin hazine* 
lerinin bulundugu 'Nefs-i Mutmainne' 10 halidir. Bu Ml ve makamda hazineler unutulur, hep 
otesi du§unulur. Bu du* rumda nefis mutmain olmu§, gonial de Huzur-u Resulullah'a 
varmi§tir. Her an Peygamber a§ki artar; gittikce korla§an bu sevda, saliki Peygamber 
huzurundan ayirmaz. Bu makamda da salik, miir§idin direktifine gore ya 'Hak' ya da 'Hay' 
ismini vird edinir. Bu hale 'Fena fi'r-Resul' denir. 



"Fena fil-lah tecelli-i zat zuhur eder." Yalani (S.19) 

Nefsin bu halinden sonra Tecelli-i Zat zuhur eder. Bu, Seyr-i Suluk'ta kemal noktasidir. Bu 
halde Fena fi'llah zuhur eder. ikilik ortadan kalkmi§tir. 

Beka billah, baka Ender uydurmasi (S.19) 

Bu hallerden sonra Beka Bi'llah, Beka Ender halleri zuhur eder ki, bunlar cok yiice hallerdir. 

ir^ad' gorevli olmayan veliler uydurmasi (S.41-42) 

Velilerin biiyiik bir kismi:nanevi yolculuklanm tamamlamis, olmalanna ragmen, ir§ad'la 
gorevli degillerdir. Onlar oyle "§erefli bir cemaattir ki, kemal derecesine vusulden sonra 
miikemmelle§mi§ler fakat halki davete memur olmami§lardir(17) 

Gazali'nin ilm-i Ledttn yamlgisi (S.43) 

Gazali de'vahy' ile 'nubuvvet ilmi' ve lediin ilmi' arasinda daki ilgiyi §oyle belirtir: "ilham, 
Kulli Ruh'un, berrakhgina ve kaabiliyetine bagh olarak insan ruhunu uyarmasidir. O, vahyin 
basit bir §eklidir. ^unkii vahy, gaybi acik olarak bildirmedir; ilham ise, gaipteki §eye bir 
i§arettir. Vahy'den hasil olan ilme 'Nebevi ilim'; ilhamdan hasil olan ilme ise 'ilm-i lediin 
denir." 

Haydar Ba§ muridini insam kamile taptinyor. (S.52) 



Birinci niikte: Rabitada kul kendi varhgini terkedip insan-i Kamilin varhgina biiriinerek, sanki 
ortada olan kendi degil de O'dur diye du§unerek, onun eli ve dili ile Hakk'a yalvarmakta ve 
miiracaat etmektedir. Bu varhktan soyunma hali, nefsin terbiyesinde 'ben' davasindan 
vazgecrnede en miiessir yoldur. 



Islam'da Kurb-u Nubuvet, Kurb-u Velayet ayrimi yoktur. (S.55) 

Bu Konuda son soz imam-i Rabbani'nin (ks) olsun: 

"Insanlan Allah'a ula§tiran yol ikidir. Birinci yol, kurb-u 'nubuvvete taalhikeden yoldur. 
Asaleten bu yoldan ula§anlar enbiyadir.Onlara salat ve selam. Bir de onlann ashab-i kirami... 
ikinci yol, kurb-u velayettir... Allahii Teala'nin umum veli kullan bu yoldan ula§irlar. Bu 
yolun muktezasi ve reisi H z. Ali Murtazadir. Allah (cc) ondan razi olsun.Resulullah'in" (sav) 
mubarek ayagi Onun mubarek ba§i uzerinde gibidir. Hz. Hasan, Hz. Hiiseyin ve Hz.Fatima bu 
makamda onunla ortaktiriar. Onlardan sonra bu ulvi vazife Abdulkadir Geylani'ye verilmi§tir. 
Kutuplardan olsun, niiceba'dan olsun, aktab olsun hepsi onun Tavassutu ile Allah'a ula§irlar.." 



9. Allah'a resulune ve sahabeye iftira (S.57) 

Ashab-i kiramin hayatina bakildiginda, onlann tavassut muessesesine ne derece sanldiklan 
50k garpici bir §ekilde goriilmektedir. O kadar ki Sahabe-i Kiram, sadece tavassut 
muessesinin Resulullah'in (sav) §ahs-i §ahanelerini vesile ittihaz etmekle kalmami§; O'nun 
elbisesinden yirtilan par^ayi viicudundan aynlan kill, agzindan cikan tukriigu, su igtigi kabi, 
su i^tiginde arta kalan suyu... dahi ir§ad, hidayet ve kemalat yolunda ilerlemege vasita kabul 
etmi§lerdir. 



Ahmed bin Hanbel'e Halid bin Velid'e iftira (S.58) 



Buhari'de "Resul-u Ekrem'in mubarek sagiyla teberriik" bahsinde sarih §oyle demektedir: 
"Ahmed ibn-i Hanbel'in Musned'inde ibn-i §irin'den rivayetine gore, Ubeydetii's-Selmani 
hazretleri; "Resul-u Kibriya'nin viicud-i mukaddesinden aynlan bir tiiyii, benim nazarimda, 
yeryiiziinde mek§uf olan , ve yer altinda medfun bulunan biitiin altin ve gumus. hazine- 
lerinden daha kiymetlidir ve daha sevimlidir" demi§ tir.. 

Bir^ok siyer ve tabakat ulemasinin bildirdiklerine gore Halid ibn-i Velid'in serpu§unda Resulii 
Ekrem'in birka? tane mubarek sacindan mahfuz imi§. Bu cihetle bu seyf-i ilahi hangi gazaya 
gitse kendisine feth u zafer muyesser olurdu... Bu buyiik islam dilaveri pek iyi bilmi§ti ki, 
Resul-u Kibriya'nin makdem-i nasiyesine munasip olan feth u zaferidir, her mu§*kulun 
siihunetle iktihamidir." 



ll.Sofilerin bahl inanclanni ortmek i^in Utihat imamlarin yapilan iftira (S.70-71) 
insanlann, Hak'tan kendine feyz liitfedilmi§ olan bir zat ila bulunmalan, onun tutum ve 



davrani§lanndan istifade etmeleri ve boylece de feyizyab olmalan, hem vazifelerinden ve hem 
de menfaatlerindendir. Nitekim mezhep imamlanmiz dahi bu segkin zevati aramis. ve onlann 
terbiyesini kabul etmislerdir. Mesela mezhep imamlanmizdan imam-i Safii, Seyban-i Rai 
adinda bir gobana intisab etmis. ve ondan tefeyyiiz etmi§tir. Kendisine; "Senin gibi bir zat 
boyle bir bedeviden bilgi ahr mi?" diye soruldugunda; "Bu adam, bizim bilmediklerimizi 
bilir" cevabini verirdi. Ve yine Ahmed b. Hanbel Hazretleri, Ma'ruf el- Kerhi'ye ba§vurur, 
ondan sorar, ahzeder ve amel ederdi. 

Ahmed b. Hanbel'in Bagdath Ebu Hamza'dan tefeyyiiz ettigi yine bilinen bir gercektir. Hatta 
ogluna, "Sufilerle sohbeti tavsiye ederim. Onlar, ilimleri ile, murakabeden edindikleri feyz ile, 
Allah korkusunu hakki ile tanimalan ile ve halkin masiva ve abeslerinden uzak kalmalan ile 
al-i himmet olun* makla bizi gegmi§lerdir" buyurmu§tur. 

Imam-i Malik ise "Tasavvuf bilmeyen fakih fi§ka, tasavvufu bilip de fikhi bilmeyen ise 
zindikhga dugar olabilir buyurdu 



Abdulkadir Ciyli'nin "Hem halkin, hemde Hakk'in kar^ihgidir." Iftiarsi (S.72) 



Bilelim ki, "kamil insan", Abdulkerim Ciyli'nin dedigi gibi "Hem Hakk'in, hem de halkin 
mukabilidir." 

Kamil insan, biitiin alemleri kendinde toplayan alemdir. insan, suret acisindan kiigiik, mana 
a^isindan ise biiyiik bir alemdir. Cenab-i Hakk'in sifat ve esmasinin tecellisinden iba*rettir. 
Bu sebeple onda harikulade hallerin goriilmesi tabiidir, Mesela, peygamberlerde mucizelerin, 
evliyada kerametlerin zuhuru bu sebeptendir. Onun igin hem mucize hem de keramet 
Allah'tan olunca, peygamber ve veliye uluhiyet atfetmek kiifrii gerektirir. 



13. "Sen olmasaydin,Alemleri yaratmazdim." Uydurmasi (S.76-77) 

O, Cenab-i Hakk'in ruh olarak yarattigi ilk insan olmasina ragmen, maddesiyle bu aleme en 
son peygamber olarak te§rif etmi§tir. Bir kudsi hadiste; "Sen olmasaydin, sen olmasaydin 
alemleri yaratmazdim". buyurulmu§tur. Bu yiizdein Peygam berimiz, sebeb hilkattir. Bu 
munasebetten ki, O'na, Fahr-i Alemde deniyor 



14. "O, sadece bir be?er degildir."iftirasi (S.77) 

Mubarek viicutlari. Hakken nisbet kokulanni ta§irdi. Bazi-1 annin"zan ve iddia-ettikleri-gibi, 
O, sadece-bir be§er degildir. 0,bir b e§erdir ama, Tecelligah-i Hak olan bir be§er... Kulluk 
maka minda ekmel bir kul... 



15. Allah ve rasulune bir iftira (S.78) 



Fahr-i Alem buyuruyor: "Bu iimmet icerisinde kirk ki§i ibra him me§rebi uzerinde, yedi ki§i 
Musa me§rebi uzerinde, uc ki§i is a me§rebi uzerinde bulunur. Bunlar. mertebelerine gore ins 
anlann efendisidir. "Peygamberimizin belirttigine gore: bunlar i le yagmur yagdinhr. Allah, 
bunlar vasitasiyla belayi defeder ve bunlar yiizii suyu Hiirmetine insanlan nziklandinr. 

Makalat - Prof.Dr.Haydar Ba§, icmal Yay., 13.Baski, ist-1995 

D(H)iyanet I§leri Ba§kanligi Yayinlan - RISALE-I NUR 
DEGERLENDIRMESI 



(S.5) 

Mubarek dinimizin nurlu yolu, insanlan gercek imana, tevhide gotiiren islam hidayeti Kur'an- 
1 Kerim ve Peygamberimiz'in hadis-i §erifleriyle tesbit ve tayin edilmi§tir. Buna ragmen bu 
aziz dinin, her asirda bazi a§in cereyanlar ve Batini hareketlerin tesiri altinda gercek imana ve 
esaslanna uymayan alana itildigi de mii§ahade edilmi§tir. islam tarihi Haricilerin, 
Mu§ebbihenin, Batinilerin, Hurufilerin, imamet fikri ile ortaya $ikanla*nn ve benzerlerinin 
din adina islama yaptiklan zararlar ile doludur. 

Bu a§in ve yikici ceryanlann bir kismi hakikatte siyasi gurupla§ma hareketlerini daha tesirli 
kilabilmek icin dini bir gorunu§le ortaya cikmi§, bir kismi da Kitab'in ve Siinnet'in 
savunuculan olarak gorunmu§ler, fakat islamin tevhid akidesini ba§ka yonlere tevcihe 
gali§mi§lardir. Biitiin bu cereyanlar arasinda Ehl-i Siin*net alimleri islam'in dogru yolunu 
mtidafaa babinda cah§mi§lar, sayilamayacak kadar cok eserler birakmi§lardir. 



(S.6) 

Bu d urumda, selef. alimlerinin yaptigi tevcih hareketine uya*rak manevi durumumuzun 
huzura kavu§masinda, islam'in gercek huviyetinin gosterilmesini Diyanet i§leri Ba§kanhgi on 
gormii§tur. Bu yonden, islam'a ve onun tevhit gorii§une zarar veren, itidalini kaybetmis. 
cereyan*lann ve maddeci akimlann, dini esaslara uymayan durumlariyle dine kar§i olan 
goru§lerinin efkan umumiyeye arzini ve bu meselelerde Muslumanlan uyarmayi vazife 
bilmi§tir. Bu hususda Misyonerlik, Komiinizm, Batinilik, Biberilik ele ahnacak, esas 
huviyetleriyle ortaya konacaktir. 



(S.6-7) 

Bu risalemizde ise bu giinlerde Muslumanlann zi hinlerini fazlasiyle i§gal eden Nurculuk adi 

altindaki ce*reyan dini bakimdan incelenerek mu'minlerin bu bapta tenvirine cah§ilacaktir. 

Said Nursi tarafindan yazilan risaleleri ve hususiyle, talebelerinin kattiklan ifadeler, keramet, 
velayet ve Mehdi gibi islam aleminin mubarek kelimelerinin Said Nursi'ye isnadi, ayet-i 
kerimelerin tefsirinde mananin tahammul edemiyecegi tarzda batini ve indi manalar 
verilmeye cah§ilmasi bunlann dini yonden tekrar ele ahnmasini ve Nurculugu gercek 
Muslumanhk zannedenleri uyarmayi zaruri kilmi§tir. 



NUR RISALELERi HAKKINDA MUSAVERE KURULU KARARLARINDA 
BiLDIRiLENLER(S.7-9) 



Nur Risaleleri, Said Nursi talebelerinin ilaveleri ve tekrarlan ile meydana getirilmis. takriben 
130 kiisur eserden ibarettir. Bu risaleler hakkinda daha once Ba§*kanhgimiz Mu§avere 
Kurulu uyeleri tarafindan bilir ki§i sifatiyle ve yahut Kurulun miitalaasi olarak bazi goru§*ler 
aciklanmi§tir. Bu raporlann hususiyle din! yonden uzerinde durduklan meseleler §oyle hiilasa 
edilebilir: 

1 — Ebcet hesabiyle ve tevafuklarla manalar verildigi, bunlann Mushimanhk esaslanna gore 
dini ve ilmi kiymeti olmadigi... (1948/323) 

2 — Risale-i .Nur'un ve miiellifinin manevi i§aretle miijdelendigi ve buna binaen vazife 
sahasinda bulundugu, muhalefetin dogru olmadigi muhabbetin ise Cenab-i Hakk'in nzasini 
kazandiracak bir yol oldugu iddiasi (1960/156) 

3 — Nur Risalelerini toplu olarak okumak bir nevi hizipcilik oldugu (1960/203 no: ) 

4 — Risale-i Nur'un dini mukaddesat okumak bir nevi mukaddesat arasina katilmak istendigi; 
yalniz Nurcular icin dua yapilarak, Muslumanlar arasinda bir zumre meydana getirildigi ve 
tefrikaya yol acildigi (1962/5) 

5 -Nurculuk propagandasi yaptigi (1962/28) 

6 — Said Nursi ve eserlerinin harikuladeliginden ve kerametlerinden bahsolundugu. indi 
teviller ve miibala-gah ifadeler kullanildigi (1962/526) 

7 — Said Nursi'nin ve eserlerinin harikuladeligi ve kerametleri hakkinda indi teviller ve 
mubalagah ifadeler kullanildigi (1962/538) 

8 — Mubalagalar, indi tevil ve mutalaalar (1962/547) 

9 — Mubalagah indi tevil ve mutalaalar (1962/548) 

10— Birtakim indi tevillerle hizipcilige mueddi olu§u (1963/506) 

11 — Kur'an-i Kerim'in harflerinden birtakim manalar istihracina kalki§mak gibi ulemanin 
ekserisince benimsenmiyen bir yol tutuldugu, Asa-yi Musa adh ese*rinde bazi ayet ve kelam-i 
kiban indi olarak tevil ederek bunlann Risale-i Nur'u teb§ir ve teyid ettigi iddiasi (1963/520) 

12 - - Nur Risalelerini Kur'an-i Kerim'in manevi mucizesi olarak gostermesi iddiasi 
(1963/572) 

13 — Nur Risalelerinde Said Nursi'nin tasavvufla kan§ik §ahsi gorii§leri, miibalagah fikirler, 
indi teviller ve hurufilik (1963/669) 

Hiilasa, Mu§avere Kurulu'nun bazi kararlannda ana haranni verdigimiz mes'elelerde 



mubalagah fikirler, in-di teviller, hurufilik, nur risalelerini manevi mucize olarak gosterme, 
hizipgilik. Millet arasinda tefrikaya sebep olma kerametler, selef ulemasinin benimsemedigi 
harflerden manalar gikarma, Said Nursi'nin manevi i§aretle niiijdelendigi ve benzeri a§in, 
sinirsiz iddialar ger^ektekten uzerinde durulmasi gerekli bir meseledir. Kararlann miittefikan 
uzerinde durduklan noktalar ve Nur Risalelerindeki bu tutumun mahzurlan Muslumani 
tehlikeli sonuglara gotiirur. Selefin itikat ve ilim goru§iine muhalif o Ian, yukanda i§aret 
edilen "a§in beyanlar Nur Risalelerinde sayisizdir. Simdi bu hususta, tesbit ettigimiz ornekler 
uzerinde duracagiz. 

NUR RiSALELERiNIN ILAHI BIR ILHAMA DAYANDIGI IDDIASI (S.ll-12) 



Nur risalelerinin ba§tanba§a ilahi bir ilhama dayandigi intibai kismen Said Nursi, bilhassa 
na§iri olan talebelerince halka telkin edilmek istenmi§tir. Mesela (i§aratu'l-icaz) kitabinda 
(Arap harfleriyle teksir s. 281) nur talebelerinden Mehmed Kayalar : 

«Risale-i Nur, Kuran'm bu asirda en yiiksek ve en kudsi bir tefsiridir. Hakikatleri semavidir, 
Kur'anidir. O halde Kur'an okundukga o da okunacaktir.» der. Halbuki i§aratu'l-icaz kitabi 
Kur'an-i Kerim'in tamamina §amil bir tefsir olmadigi gibi bu kitabin igindekilere Kur'*an-i 
Kerim derecesinde bir kudsiyet izafe olunmasi dogru degildir. Bu asirda en yiiksek tefsir, 
denen bu kitap, Bakara suresinin 31 ayetinin, tefsir ilmi usuliine uymayan indi bir gorii§le 
yapilan bir agiklamasidir. Diger risalelerde de ayet-i kerimelerden rastgele bazilan her hangi 
bir va'z risalesi halinde ele ahnmi§tir. Bu durumda nur risaleleri iddia edildigi gibi Kur'an-i 
Kerimin tef*siri degildir. 

Meyve Risalesindeki Felak suresinin tefsiri, hurufilik usuliyle bir tevilden ibarettir. Bu da 
otedenberi bilindigi gibi Fikih usuliindeki tefsir kaide ve §artlanna ve bunca mufessirin (icma) 
mahiyetindeki gorii§ ve izahlarina uymaz. Mesela, bu risalede (Felak) suresinin buyu*culuge 
temas eden 5 inci ayetinde: «Bu ayetin 1328 se*nesine tevafuk ettigi..» denilerek radyo ile 
yapilan siyasi telkine hamledilmesi ayni uygunsuz tevillerin bir orne*gidir. 

Zulfikar risalesinin hatimesinde, (Arap harfleriyle teksir, S. 4) «Risale-i Nur'un mescid ve 
mabedlerde, minber ve kursilerde okunacagi» yazilmak suretiyle hie bir dini esere 14 asirdir 
verilmemis. olan imtiyaz bu esere kazandinlmak istenir. Bu §ekilde hareket yani nur 
risalelerinin mescid ve mabedlerde cemaata okunmasinin gerekliligi hakkindaki tavsiyeler, 
islam dininin ibadet uygulamalanna ve formiillerine uymaz. £unku bu gibi yerlerde, 
okunacak ve manasi anlatilacak kitap yalniz Kur'an-i Kerim ve Hadis-i verifier olup, bunlann 
nasil okunacagi ve manasinin aciklanacagi da sarih usullere baglanmis. bulunmaktadir. Cenab- 
l Hakk'm emrinde Hz. Peygamber'in fiilinde olmayan bir i§i ibadet haline ge*tirmek din 
yolunda gitmek isteyene yaki§ir mi? 



NUR RISALELERININ ISIMLERINI KOYMADA GARIP IDDIALAR : (S.12 -13) 



Nur risalelerine Hz. Ali'nin, imam Rabbani'nin, Abdulkadir Geylani'nin ad verdikleri iddiasi 
ileri surulmektedir. Mesela: Hz. Ali'ye Nisbet edilen Celcelutiye risalesinde (Asayi Musa) 
tabid kullanilmis. olmasindan dolayi, bunu okuyan Said Nursi, bu tabid bir kitabina advermis. 
ve onun mukaddimesinde Hz. Ali'nin bu kitabi o sozle haber vermis, oldugunu yazmi§tir ki, 



bu, ciddiyetle ve ilimle telif edilemez. Bu telakkiler tasavvufi - batini bir goriis. tarzidir, Him 
erbabinca dogru goriilemez. £unkii, gaybi, Allah'tan ba§ka kimse bilemez. Her mu'mine ilham 
vaki olmasi mumkiindur. Yalniz ilhama mazhar olan kimsenin bunun kendisine mahsus 
kalmasi ve ba§kalan igin hig bir surette itikada ve ibadete delil olma*masi uzerine otedenberi 
ulemanin ittifaki bulunmakta*dir. ilham ve kanaatler §ahsidir. 

(Sikkeyi tasdik-i gaybi) adh kitabinda (Arap harf*leriyle teksir S. 91-92) de nur talebelerinden 
Ahmed Nazif, Hz. Ali'nin (Keramet-i gaybiye) sinde Risale-i Nur'a (Siracii-n-nur) adinin 
verildigini iddia eder ki, ayni ga*rabettedir. Kur'an-i Kerim'de (Siracen miinira) yani: 
«Aydinlatici gerag» deyimi, Peygamberimiz (S.A.S.) hakkinda varid olmus. bir vasiftir. Bunun 
risale-i nura atfedilmesi yersiz ve indi bir tevcih olur. Bu eserde umumiyetle ifade edilen 
goru§ler bazi tasavvufi-batini te'ville. re dayanmaktadir. Bu gibi teviller, alimierince ho§ 
karsjlanmamis. ve ayetlerin boyle usul di§inda tevillere ug*ratilmasi da hie bir zaman dogru 
gorulmemi§tir. 

Onuncu hicri asirda gelen ve o asnn muceddidi sa*yilan imam Rabbani'nin (Mektubat) adh 
kitabinda (Bediuzzaman) deyimi bulundugu ve bunu Said Nursi'nin benimsedigi ayni lakap 
dolayisiyle tefe'ul ettigine istinaden talebeleri bunu bir tefahur vesilesi yapmisjardir ki, guliinc 
bir iddiadir. 

NUR RiSALELERiNIN ARS-I AZAM'DAN iNDIGi iDDIASINDAKi CUR'ET VE 
KITABA, SUNNET'E DAYANMAYAN AKIL DISI TEVILLERi : (S.14-15) 



Risale-i Ntir'un yiiceligi hakkinda propaganda o dereceye vardinlmis. ki, (Zulfikar) 
risalesinde: «Bu huccetler ve talimatin, bu kelimat ve te§bihatin Ar§-i A'zam'dan indigi 
muhakkak...» gibi ;son derece sinirsiz iddialarla semavi kitaplar arasina sokulmak istenmi§tir. 
Bu kitapta, kelimat ve tebligatin Ar§-i A'zam'dan indigi hakkindaki izah, ifadenin ilhama 
dayandigini aciga vurmak gayesini gutmektedir. Vahyin Kur'an-i Kerime mahsus bulundugu 
ve Hz. Peygamber'den ba§kasina ait ilha*min delil olmayacagi i^in boylece bir tutum din 
ilmince dogru goriilemez. Bu gibi uygunsuz ifadeler otedenberi Batinilerce benimsenmi§ti. 

Boyle a§in tevillerin bulundugu (Sikke-i tasdik-i gaybi) eserinin ba§ tarafinda, birinci 
sayfadan evvel, bizzat kendisi tarafindan «Eski medreslerde 5-10 seneye mukabil, in§allah 
Nur medreseleri 5-10 haftada ay*ni neticeyi temin edecek ve 20 senedir ediyor.» 
denilmektedir. Boyle bir §eye imkan var midir? Bu zihniyet, Peygamberimiz'in «Be§ikten 
mezara kadar ilim ogrenin» soziine uymadigi gibi, islam! tahsile de bir suikast olmaz mi? 
Yine ayni eserde «Bu kitabin ne§rine gali§ilmasi, deh§etli giinahlara kefaret ve gelecek muthis. 
belalara ve anar§istlige bir set olacagi...» yazilmakta, 41. sayfada: 

«Kalp, istiyor ki §u defineleri, gizli olan lem'alan gostereyim. Fakat ne yapayini ki makam 
kaldirmiyor...» gibi megalomaniye kacan sozlere rastlanmaktadir. Bu temsil*ler gergekle 
ilgisi olmayan bir takim garip iddialardir. 



SAID NURSI ASR-I SAADETTEN SONRAKI DEVRIN EN BUYUK ALIMI iMIS! 
(S.15-16) 



(Ankara Universitesinde konferans) adh risalenin 9. sayfasinda: «Asn saadet haric, islam 
Alemi boyle bir alim yeti§tirmemi§tir.» denilmektedir/ islam fikhini derlemis. ve 
Miisliimanlara bu hususta onder olmus. dort biiyiik mezhep imamiyle islam inancini 
daginikhktan koruyan iki alim, yani Ehl-i Siinnet'in itikatta iki biiyiik imanini, Ebvi Mansur 
Maturidi ve Ebu'l-Hasen el-E§'ari'yi bile kiiciimsemis. olan yazi sahibi, bunlardan sonra asirlar 
boyunca gelen ve Hiiccetii'l-islam, Semsii'l-Eimme, Sadru'§-Seria, Sultanii'l-Ulema vesaire 
gibi §eref*li lakaplarla yiiceltilmi§, yahut isimlerini biitiin Miislii*manlann, hatta Bati 
alimlerinin hiirmetle andigi biiyiik miitefikkirleri, me§hur alimleri biisbiitiin unutmus. 
bulunmaktadir. Fahruddin-i Razi, Sa'deddin-i Teftazani, Seyyid Serif Ciircani, Muhyiddin-i 
Arabi, Zemah§eri, Aliyyiilkari, Siiyuti, ibn Kayyim, ibn Teymiye, Alusi gibi olmez eserler 
meydana getiren bu alimler bunu yazanin mechulii miidiir? Bunlann icinde eserleri 400 ii 
a§anlan vardir. Nur talebelerinin, bu degerli alimleri hice saymasi kadar abes bir §ey tasavvur 
olunamaz. 

Goriiliiyor ki bu eserdeki beyanlarda Said Nursi'nin, Asr-i Saadet'ten sonra yeti§en bunca alim 
ve miictehitlerden iistiin goriilmesi, hakikatlare aykin bir dii§iinii§ tarzidir. 



NUR TALEBELERINI ISLAMI ESASLARA UYMAYAN TEVILLERI : (S.16-17) 



islam! esaslara uygun dii§meyen sinirsiz, a§in iislup, hususiyle Nur talebelerinin segtikleri 
ifade tarzidir. Bu yolla Said Nursi'yi en biiyiik miiceddit taniyan Nur talebeleri (Fihrist) 
mecmuasinin sonundaki takriz*de §oyle derler: 

«Ehl-i kalbin latif ke§iflerinden birisi de: beklenilen zat bir kitap yazacak, gegmi§te hig kimse 
ona benzer bir kitap yazmiyacaktir. Elhak, Risale-i Nur, bunun gunes. gibi delilidir. Evet onun 
§akirtleri kat'iyyen iman edi*yorlar ki, §imdiye kadar boyle eser goriilmemi§tir ve kiyamete 
kadar yazilmiyacaktir. Ehl-i ke§if o nur'un terciimani olan zati nurani (mescuniin-nisa) yani 
miiteehhil bulunmayacak, ihtiyar ya§ta olacak... diye bahsediyor*lar. Bu tevafukun her halde 
ba§ka §ekilde izah ve tefsiri*ne ihtiyac yoktur. Maziden, yani bulunduklan zamandan 
istikbale nazar eden ve bu zamanin halini tarassud eden ehl-i ke§fin, ke§fe miistenit daha 90k 
beyanlan vardir. Kisa keserek sizi onlara birakiyoruz, i§te Risale-i Ntir'u yalniz ben medh 
etmiyorum, onu Hz. Kur'an medhediyor, Hz. AH methediyor. Gavs-i a'zam methediyor, Hz. 
Murtaza Celcelutiyesinde Risale-i Nur'a (bed!) diyor. 

Su halde elbette ki o (Bediuzzaman) dir, (Fahrii'd-devran'dir).» 

Goriildiigii gibi (Nur §akirtleri kat'iyyen iman edi*yorlar ki) sozii ile Said Nursi ve onun 
eserlerini Kur'-an'in, Hz. Ali'nin ve diger biiyiiklerin methine mazhar kilarak yapilan 
tevcihler, daha da ileri gidilerek, Kur'an-i Kerim'deki 100 e yakin ayetin ebcet hesabiyle Said 
Nur-si'ye, lakabina, risalelerine tarih dii§iiriilmesi suretiyle isbat edilmeye gah^ilmaktadir. 
Tilsimlar kitabinda 189-190, Sikke-i Tasdik-i Gaybi'de 41-95. Ahmed Fevzi'nin Maidetu'l- 
Kur'an'inda 173-191 inci sayfalar, boyle yersiz, sinirsiz tevafuklarla doludur. Bunlar Kur'an-i 
Kerim'in gergeklerini Said Nursi'ye yonelten zorlamalardir. Haki*katle hig bir ilgisi olmadigi 
gibi Kur'an-i Kerim'e ve onun tefsir usuliine bir tecaviizdiir ve daha once de belirtildigi gibi 
Batinilerin maksatlanna ula§mak icin yiiriidiikleri yoldur. Yukanda gosterilen mecmuada 
Bediuzzaman kelimesinin ciki§ina ve Said Nursi'nin §ahsina dair yazi*lar, a§in bir sevgi 
sonucunda miiritlerin §eyhlerine, bazi talebelerin hocalanna gosterdikleri sinirsiz ifratci 



tazimleri ifade ediyorsa, da, Hurufilik yoluyla ayetlerden mana gikanlmasi da Kur'an'i 
anlamadaki kaide ve usul lere taban tabana aykindir. Bilinmis. olmali ki, ayet-i kerimeler 
boyle keyfi tasarruf mevzuu olmak igin nazil ol*mu§ degildir. Mahza hidayet olan Kitab-i 
Miibin'i, hakikatlerini boyle bir yolla aciklamak yiice dinin usuliine aykindir. 



NETICE (22-24) 



Netice olarak: Nur Risaleleri Kur'an-i Kerim'in tef*sirinden bazi itikat ve iman meselelerini 
ele almi§, yalniz bunlarda tefsir usuliine uymayan indi hatta keyfi bazi tevilllere gegmekle 
zihinlerde te§evvii§ler meydana getirmi§tir. Said Nursi imam Rabbani, Abdulkadir Gey-lani 
ve digerleriyle kiyaslanarak hepsinin ustiinde sayil*mi§ ve bu bazi garip ifadelerle' 
belirtilmi§tir. 

Nurculann inanis. ve telakkileri, islam Dini'nin Kur-an-i Kerim ve Siinnet-i Seniyyedeki kaide 
ve formullerine uymayan bir akide tarzi olmu§ tur. Nurculuk dini meselelerde i§i gigmndan 
gikaran bir istismara ilaveten milli ve igtimai konularda da birlik fikrini baltalayan bir 
zihniyeti temsil etmi§tir. Risalelerde gosterilen sirf dini ifadeler bile yapilan a§in teviller ve 
keyfi gorii§lerle, yukanda ornekleriyle gosterildigi gibi manevi, milli butunlugumuzii bozan, 
gergek ittikayi golgeleyen bir hal almi§tir. Bu Risaleleri okuyanlar, kendilerini butiin 
miisliimanlardan iistiin gormii§ler, yalniz ve yalniz Nurcu olanlan cennete ehil, Nur 
Risalelerini giinahlara keffaret saymi§lar ve netice olarak da Nur Risalelerini okumayi bir 
ibadet haline getirmi§lerdir. 

Ey miisliiman kardesj Dine yararh telif ve ir§atta bulunanlar Peygamberimiz'in hizmetkarlan 
durumunda 'olduklan igin, Kur'an-i Kerim'de Peygamber Efendimiz'e hitap edilmis. ayetleri 
onlann §ahsina atfetmek yaki§ik almaz. Boyle bir telakkimi benimsemek de Miisliiman 
tevazuuna sigmaz. 

Said Nursi'ye uyanlar Nurcu ise, diger musliimanlar zulmet^i midir? Esasen Nur, Kur'an'in 
dir. Kur'an ise bii*tun Miislumanlarindir. Hatta Kur'an butiin aleme gelmi§tir. Bir Batih da, bir 
uzak Dogulu da ondan feyz alacaktir. Nasil ki vaktiyle Endulus, Kur'an sayesinde bu*tiin 
Avrupaya ilim menbai olmu§tu, ibn-i Rii§d'un eser*lerini okuyan Hiristiyan din adamlan 
Katoliklige kar§i isyan ederek Protestanhgi ihdas etmi§lerdi. Bugiin butiin diinyada onem 
verilen i^timai munavenetin te§kilat*landinlmasi hususunda vaktiyle Bati memleketlerinde 
yapilmi§ ilk teklif, Endiiliis'teki zekat tatbikatini goren bir ispanyol alimi tarafindan olmu§tu. 

Hiilasa: Kur'ani-i IKerixn biitiin insanhgin hidayet rehberidir. Asirlar boyunca islam 
alimlerinin yazdigi eserlerin toplami dahi Kur'an'in hakkiyle tefsirini ba§armi§ degildir. Her 
biri kendi istidat ve ihtisasi olan cihette bir ozellik gosterebilmi§tir, diger taraflarda basit 
kalmi§tir. Hal boyle iken, Nur Risalelerini Kur'an'in en mukemmel bir tefsiri addetmek Allah 
kelaminin kiyame*te kadar, ondan sonra olacak §eylere ve biitiin ilimlere §iimuliinu 
bilememek demektir. 

Nurculann bu gergegi bilmemelerine imkan yoktur. Onlann bizden ayn kalmasini degil 
Peygamberimizin (Livaulhamd) adi verilen maneviyat sancagi altindaki birlik ve beraberlik 
i^inde olmalanni dileriz. Livaiil*hamd = Hamd sancagi, kainatta mevcut her §eyde Allah'in 
yaratici sifat, kudret ve bilgisini goriip takdir edebilen olgun zihniyeti temsil eder. Kur'an'in 
diinyaya hidayet feyzini yaymak igin yegane ba§an imkani, din ve ilmin mustakilen zihinde 



birbirine refakat edebilmesindedir ki, bu yol Livaiilhamd'inj altina giden yoldur. Goklerde ve 
Arz'da her ne varsa, hepsinin insana miisahhar kihndigi Kur'an'da bize bildirilmi§tir. Bu 
muazzam: nimeti kavnyacak ilmi olgunluga ancak bu suretle ula§ilabilir. O halde metodumuz 
bir insanin mahdut idrakini ve mah*dut gorgusunii kabullenip onunla yetinmek degil, giinden 
giine zenginle§en ve yukselen ilmi idrak ile Allah Ke*laminin manasini degerlendirmek ve 
boylece diinya munevverlerinin imanina imkanlar hazirlamaktir. Asil faydah olan bu yoldaki 
hizmettir. Kendi birligimizi ve dirligimizi bozan ayincilik ve mahdut bir fikre saplanip 
kalmak, zararh bir zihniyettir. 
D(H)iyanet i?leri Baskanligi Yayinlan, Ankara 1964, Resimli Posta Matbaasi 



Tasavvuf ve Islam - Abdurrahman El-Vekil 

ibn Arabi'nin Tannsi (S.61-74) 

Tasavvufun bu en me^huru, tasavvuf <mlar i?in tuhaf bir tanri uydurmu^tur. Birbiriyle 
c^elisen iki ziddi zatinda ve hakiki iki ziddi sifatlarinda toplayan tuhaf bir tanri! Gercek 
varhk o, gercek yokluk da o, yaratan da yaratilan da odur. Her varhgin kendisidir. 
Sifatlari da var ve yok her varhgin sifatlaridir. Yiice hak ve firkin batil odur. Deha 
dusuncenin kendisi ve aptal hurafenin aynisidir. Zihinde parlayan dti^tince ve kaybolan 
kuruntu ile saskin hayal odur. Miimin o, kafir odur. Katiksiz muvahhid o, putperest 
mtisrik odur. Hareketsiz cansiz o, keskin duyarh canh odur. Ar$in altinda secde eden 
melek o, Cehennemde yanan §eytan odur. Gozya^lan dokerek tesbih eden rahip o, 
gtinahlaryla genel evini ayaga kaldiran zani odur. Allah sevgisi ve korkusu ile ya^ayan 
rahibe o, etini budunu satarak ge^inen ve cjplak viicut i^in ya^ayan fahise odur. 
Aydinhgiyla alemi kusatan i$ik o, inleri korku ve deh^etle dolduran koyu karanhk odur. 
ibn Arabi'nin rabbinin bazi kimlikleri ve tasavvuf! tanrisimn bazi hususiyetleri 
bunlardir. 

Onun igin bu tagut buzagiya tapan yahudilerin kurtulusa erdiklerine, hatta uluhiyetin 
hakikatini bUdiklerine inanir. Musa ile Harun tecellilerinden ne bir panlhya ne de 
kapah iken acjlan ilahi sirlarin bir kivilcimina bile mazhar olmanustir. Ciinkii buzagiya 
tapanlar Musa gibi ibadeti soyut bir dti^tince ile sinirh gormemi^ler, buzagi suretinde 
tecelli eden rabba ibadet etmi^lerdir. Harun'un kavramayadigi i$in gergegini onlar 
kavrami^lardir. O da ilahi zata ancak yaratiklann suretinde tecel li ettigi zaman ibadet 
edilecegi ger^egidir. 

ibn Arabi puta tapanlarin kutsalhgina inanmakta, imanlarimn dogrulugunu ve 
tevhidlerinin samimiy etini yticeltmektedir. Yildizperest sabiilerin Allah 'in birligine 
inamp ona taptiklarim ve dini ona halis kildiklarim kabul eder. tic. tannya ibadet 
edenlerin yticeligine inanir, ama gergegi tam olarak kavrayamamalarim onlar i<jin bir 
kusur olarak sayar. Ciinkii her varhkta Allah'a (c.c.) ibadet etmeleri gerekirken ve 
hissedilen tic. varhkta ona tapini^lardir. Halbuki Allah (c.c.) gortilen ve hissedilen ile 
gortilmeyen ve hissedilmeyen her §eyin kendisidir. Teslis^iler ona gore yanilmi^lardir, 
ciinkii rabbin sadece bazi tezahtirlerine veya bazi gortintimlerine tapini^lardir. Halbuki 
ona her §eyde tapmalari gerekirdi. Ciinkii a<ak ve gizli kaldigi her §ey odur. 
(Fususu'l-Hikem kitabindan isevi ve Muhammedi fa§lan okuyunuz.) 



Her §ey Allah'hr (c.c): 



Her §eyin Allah (c.c.) oldugunu acikca belirttigi §u sozlerine bakiniz: 

" Onlar kendisi oldugu halde e^yayi aciga gikarana miinezzeh olsun." "Arif hakki 
Allah'i (c.c.) her $eyde goren, belki her §eyin kendisi olarak gorendir ." ibn Arabi'nin 
tagut dininde "§ey" kelimesini, zati ve hususiyetleriyle bizatihi kaim ve bagimsiz olan maddi 
biitiin varhklar icin kullanildigi gibi, kuruntu, yok olan ve zihinsel suretler icin de kullanilir. 
Goriildiigii gibi ibn Arabi vahdeti viicuda en acik davet eden, hatta onun miman sayilan 
ki§idir. 

Allah Biiyiik Bir insandir : 

Simdi de tannsinin eksiklik, acizlik, ahmakhk ve cehalet gibi yaratiklann nitelendigi biitiin 
sifatlarla nitelenmesi ve onlann tanimlannin ayni zamanda Allah'in (c.c.) tanimi olduguna 
dair sozlerine bakahm. 

" Her §eyin tarifi (haddi) ayni zamanda Hakkin (Allah (c.c.)'m) tarifidir .(Arapgada had, 

tammlarin en miikemmelidir. Mesela putu her hangi bir §ekilde tanimlayacak olursak bu 

tanim tasavvufi rab iqin de gegerlidir. Qunku rab o putun kendisidir.) 

Yaratiklann ve eserlerinin musemmalarinda sirayet etmi^tir. Goren de gorulen de odur. 

Alem de onun suretidir. Alemin ruhu ve yoneticisi de odur. O biiyiik insandir 

." ' (Fususu'l-Hikem: 111 el-Halebi baskisi) 

Allah alemin suretleridir : 

Alemde gorulen biitiin suretlerin Allah oldugunu ifade ederek §oyle diyor: 

" Onlar hakkin zahiri (gorunmesi)dir. Ciinkii o zahirdir. Onlann batini (gizlisi) da odur. 
Ciinkii batin odur. Evvel de odur. Ciinkii bunlar yok iken o vardi. Ahir de odur. Ciinkii 
bunlar ortaya ciktiklan zaman Allah onlann kendisiydi ." 

ibn Arabi rabbini tarif ederek §oyle diyor : 

"[b] O ortaya cikanlann kendisidir. Ortaya cjktigi durumda gizli olanlann da kendisidir. 
Ortada ba§kasini gordiigii bir §ey yoktur. Kendisinden batin olacak bir §ey de yoktur. O 
kendine zahir ve kendisinden gizli (batin) dir. Ebu Said el-Harraz diye adlandinlan da odur. 
Goriinen ve isimlendirilen ba§ka varhklar da odur[b] ." 

Ibni Arabi'ye gore Allah'i (c.c.) bilen gergek arif, Allah'in (c.c.) tabiattaki varliklann 
suretlerinde sirayet edi§ini goren ve alemdeki biitiin varliklann suretlerinde Allah'in (c.c.) 
bizzat suretini mii§ahade eden kimsedi\:.(Fususu'l-Hikem: 181) 

[b] Allah'in (c.c.) Sifatlan Yaratiklann Sifatlandir[b] : 

Ibni Arabi tannsini acizlik ve zilletle, noksanhk ve ah makhkla niteliyor. Alcakhk, kotiiliik ve 
zillete tavsif edilebilecegini ifade ederek §oyle diyor: 

" Hakkin yaratiklann sifatlanyla ortaya giktigini (goriindugiinu) gormuyor musun? 
Bunu kendisi belirtmi§tir. Noksanhk ve kotiiliik sifatlanyla ortaya giktigim kendisi ifade 
etmi^tir. Yaratiklann da basindan sonuna kadar Hakkin sifatlanyla ortaya giktigini 



gormuyor musun? Yaratiklarin sifatlari Onun i^in hak oldugu gibi onun sifatlan da 
yaratiklar i^in haktir ." {Fususu'l-Hikem: 80) 

ibn Arabi Allah'in (c.c.) sifatlanni mecazi olarak yaratiklara verdigini yahut yaratiklarin 
sifatlanni mecazi manada Allah'in (c.c.) sifatlan oldugunu soyledigini herhangi bir insanin 
tevehhiim etmesinden korkmus. ve birinci §ikta soylenenlerin mecazi manada degil, gercek 
manada oldugunu soylemi§tir. Onun icin " Yaratiklarin sifatlan da Hakkin sifatlaridir " 
diyerek mecazi manada degil, gercek manada boyle oldugunu belirtmi§tir. insanlara, tannsi 
hakkindaki hukumlerinde yahut onu acizlik, noksanhk ve kotuliik gibi sifatlarla nitelemesinde 
ve diger yaratiklarla ayni gormesinde bir mecazin bulunmadigini vurgulamak istemekte ve 
§oyle demektedir: 

" Allah'in (c.c.) rablik, ilahhk, yaratma, nzik verme ve diger biitiin sifatlan yaratiklar 
hjin haktir " Yani bu sifatlar ayni zamanda yaratiklarin da sifatlaridir. Onun icin yaratiklar 
mecaz olarak degil, gercek olarak Allah'in (c.c.) sifatlanni tasjrlar. i§te ibni Arabi'nin dini! 

Tasavvufgulann Allah'i (c.c.) Varhk ve Yokluktur : 

Ibni Arabi'nin dininde tasavvufun tannsi her tiirlu varhk ve yoklugu icine alir. Soyle diyor: 

" Kendi kendine yttce olan, orf, akil ve §eriatta ister iyi, ister kotti olan, hicjbir sifattan 
yoksun kalmayacak sekilde varhk ve yokluga ait biitiin isleri kapsayan kemale sahip 
olandir. i§te bu sadece Allah'in (c.c.) miisemmasma mahsustur . "(Fususu'l-Hikem:79) 

Varhgin diriltilecegi ve yoklugun yok edecegi hangi tanndir bu? Orf, akil ve §eriatta 
kotulenebilecek hangi ilahtir 

ibn Arabi tannsim biitiin kotiiliiklerle nitelemi^tir. Boyle olunca onu orf akil ve §eriat 
neden kotiilemesin ? ! 

Her §ey Tasavvuf gulann Allah 'ldir (c.c): 

Yildizlara tapanlar kafir olmu§lardir. Buzagiya tapan yahudiler de kafir olmu§lardir. 
Hiristiyanlar da tie ortakh (teslis) bir tannya taptiklan icin kafir olmu§lardir. Cahiliyye 
araplan da olenlerin putunu dikip hayatta kendilerine umut ve emellerle yakla§tiklan gibi 
oliimden sonra da benzer umut ve emelerle yakla§ip kendileriyle Allah arasinda aracihklanni 
saglamak icin taptiklanndan dolayi kafir olmu§lardir. 

Biitiin bu gruplar ve insanlar Allah'tan (c.c.) ba§ka varhklara taptiklan icin kafir oluyorken, 
acaba her §eye tapmaya cagiran tasavvufcular icin hiikiim ne olur? Her §eye ibadete davet 
eden tasavvufcular icin ne diyeceksiniz? 

i$te tasavvuf kahinlerinden Abdulkerim el-Cili'nin sozleri : 

" Zati itibariyle yiice olan Hakkin agiga giktigi her varhga tapmak gerekir. O alemin 
zerrelerinde aciga Qikmi§ (zahir olmu$)tur. "S3 

Ibn Arabi bunu daha acik ifade ederek §oyle demektedir: " Miikemmel arif, tapilan her 
seyin hakkin a^iga ciktigi ve kendisinde Hakka ibadet edildigini gorendir. Onun icin 
tapilan bu tannlara ta§, agag, hayvan, insan, yildiz, melek gibi ozel ismi yaninda hepsi 



Hah adini vermislerdir ."{Fususu'l-Hikem: 1/195 Ibn Arabi onceki kafirlerin taptigi tanrilari 
siralami§tir. Onlar tasa, agaca, hayvana, insana yildiza ve melege tapmi§lardir. Bunlar 
sabiiler, yahudi, hristiyan ve puta tapanlardir. Biitiin bunlarin tapmalarini tasvip etmistir. 
Qunku onun dininde bunlarin biitiin taptiklari, mabud suretinde tecelli eden tanridan baska 
bir sey degildir.) 

Ne dersiniz tasavvufgular her kiifiirden almis. ve daha once kafirlerinibadet ettigi her§eye 
ibadet etmi§tir, derken a§inhga mi kac^mis. oluyorum! Bizzat tasavvufun kendisi putperestligin 
tarihi ve kafirleri saptirmak icin iblisin uydurdugu koku§mu§ §irk batakhgidir, derken haddi 
mi a§iyorum?! 

Cahiliyye tanrilari olan ta§a, agaca, Firavunculugun ve Yahudiligin tanrilari olan hayvanlara, 
Hristiyanhk ve §iiligin tannsi olan insana, Sabiilerin tanrilari olan yildizlar ve meleklere 
tapmak ozlem ve sempatisiyle ibn Arabi'nin iliklerine kadar dolu oldugunu gormiiyor musun? 

Tasavvuf i§ te bu kiifiirlerin tumiidur. Alti, ustii, sagi, solu, onii ve arkasiyla kendi kiifrii de 
i§in cabasi? ibn Arabi'nin soyledikleri bu konuda kalblerdeki biitiin §iipheleri gidermeye 
yeterlidir. 

Kadin Suretine Girme : 

Ibn el-Fand kadinin viicuduna taptigi gibi ibn Arabi de kadin viicuduna tapini§tir. Birincisi 
iffetini kendisine teslim eden kadina taparken, digeri isteklerine ram olmaya bir tiirlii 
yana§mayan kadina tapmi§tir. ibn Arabi'nin di§iye tapma konusunda ne kadar sarih oldugunu 
gosteren Fususu'l-Hikem kitabindan bir nakil yapiyoruz: 

" Erkek kadim sevdigi zaman onunla yatmak istemi^tir. Yani sevginin sonunda 
meydana gelen §ey. Nikah (kadin-erkek miinasebeti)nden daha biiyiik bir kavu^ma 
yoktur. Sehvet kisinin biitiin viicudunu kaplar. Onun igin kisinin yikanmasi 
emredilmistir. Suphesiz Allah kulunun kendisinden baska bir seyle lezzet bulduguna 
inanmasim cok kiskamr. Onun igin kendisinde fena buldugu (kadin) suretine girerek 
tekrar kendisine donmesi i^in yikanma (gusl) ile onu temizlemi^tir . (Yiice Allah'in (c.c.) 
guslii (yikanmayi) emretmesinin sebebi, viicudu ve giinahiyla tasavvufi tanriga ile beraber 
oldugu halde bir kadinla beraber oldugunu tevehhum etmesidir. Boyle bir kuruntuya 
kapilmasaydi ona yikanmayi emretmezdi, diyor ibni Arabi!) 

Ciinkii bundan baskasi olmaz. Erkek Allah '1 (c.c.) kadinda mii^ahade ederse, buna 
munfailde miisahede denir. Kadim zuhuru acisindan kendisinde miisahade ederse, buna 
da failde miisahede denir. Kendisinden olu^tugu varhgin suretini goz oniinde 
bulundurmadan kendi nefsinde miisahade ederse, buna da vasitasiz Allah'tan (c.c.) 
miinfail olanda miisahade denir. Allah'i (c.c.) kadinda miisahade etmesi tarn ve en 
mukemeldir. Ciinkii Allah'i (c.c.) fail ve miinfail olarak, ozellikle kendisinde miinfail 
olarak miisahede etmektedir.» Onun igin Rasulullah (s.a.v.) kadinlari sevmistir. Ciinkii 
Allah (c.c.) onlarda 50k mukemmel miisahede edilmektedir . ( Ibn Arabi Rasulullah' in 
(s.a.v.) kadinlari sevmesinin sebebi Allah'in (c.c.) onlarin zatinda en mukemmel sekilde 
ortaya giktigi ve tecelli ettigine inanmasi ve Allah (c.c.) suretine girmis bir vucutla eglenme 
arzusu oldugunu iddia etmektedir. Rasulullah (s.a.v.) bu iftiralardan miinezzehtir) 
Zira Allah (c.c.) maddelerden soyut olarak hicjbir zaman miisahede edilmez. Allah'in 
(c.c.) kadinlarda miisahede edilmesi en biiyiik ve en mukemmeldir. Kavusmamn en 
biiyiigii de nikah (kadin-erkek miinasebeti)dir. " (Fususu'l-Hikem: 1/2 12, el-Halebi baskisi 



Kasani §erhi 437 Istanbul baskisi, Bali serhi 420 basini, 1309 h.) 

Ibn Arabi'nin biitiin dinini bu ibarelerden gikarabilirsiniz. Tasavvuf tanrisim en 
imikemmel ve tarn sekilde tecel lisinin §ehvet kiipii haline gelen erkegin musallat oldugu 
ve etini budunu oksadigi kadin suretinde tecellisi olduguna inanmaktadir. Gecenin 
karanhklarinda birbirinin vucutlarmdan yararlanan asiklarm tasavvufun tanrilari 
olduguna inanmaktadir. Giinah sarhoslugunun kendilerine yorgan edinen asik ve 
zanilerin gece karanhginda her tiirlii cinayetlerini i^lerken biitiin giinah lezzet ?ehvet ve 
karanhklanyla ashnda birer tasavvuf tanrisi olduklarim soylemektedir. §ehvet ve 
lezzetlerini bir diside degil, rezalet firtinasina tutulmu^ giinah kiipiine donu^en tasavvufi 
tanrida tatmin etmislerdir. 

Ondan sonra ibn Arabi maddenin en derin cukurlarina (algin bir hizla yuvarlanarak 
§unu bize vurgulamaya gah^maktadir. Tasavvuf tanrisi maddi bir §eydir. Ancak ve 
ancak maddede gorulur. 

Ey tasavvufu savunanlar! Tasavvufun oztt ve ruhu i$te budur. Tasavvufun en biiyiik 
kahini bunu biitiin diinyaya sarahaten ilan ederek "Allah maddelerden soyut olarak hicbir 
zaman mii§ahede edilmez, varhk bakimindan mevcudadin aynisidir, muhdesat (sonradan olan) 
diye isimlendirilenler onun yiice zatidir ve ondan ba§kasi degildir" demektedir. 

Hristiyanlardaki Tecessiid (Bir varhgin viicuduna burunme) Ve Tasavvuftaki Tecessiid 

Bu konuda ibn Arabi'den daha fazla nakil yaparak okuyuculann yaralanna tuz ekmek 
istemiyorum. Ancak §unu belirtmek isterim ki sofuluk hristiyanhgi ba§tan cikanp hidayet ve 
dogrulugundan uzakla§tinnca, ruhani kutsalhk ve miinzevi rahiplik onun safligini bulandmnca 
iic ilaha tapmaga donii§erek katiksiz tevhidden sapmi§, yine de tasavvuftaki kadar her varhgi 
tann sayarak her §eye tapma derecesine inmeden yiice Allah'in (c.c.) risaletle §ereflendirdigi 
ve insanlar arasindan sectigi tertemiz bir zati secmi§, Yiice Allah'in (c.c.) en buyiik tecessiidii 
olduguna inanarak ona tapini§tir. isa'nin (a.s.) Allah'in (c.c.) tecessiid ettigi insan olduguna 
inanip taptigi igin de Allah'in (c.c.) ebedi lanetine, gazabina, Cehennem azabina ugrami§tir. 

Ama tasavvufun §eyhi ekberi kiifiirde kahredici en aleak cukura dii§mii§ veya kiifrii bu 
dereceye dii§iirmii§tiir. Bu derece alcalarak Allah'in (c.c.) les. ve putlarda, Samiri'nin 
buzagisinda, Musa'nin (a.s.), Firavun'unda ve pislik icinde yuvarlanan viicutlarda tecessiid 
ettigine inanmi§, §ehvetleri alevlenen, giidiileri tutu§an ve her giinahkann oniinde sere serpe 
acihp giinah batakhgina ta§iyan ahlaksiz kadinin viicuduna biiriindiigiinii soyleyerek ona 
tapini§tir. 

ibn Arabi Ni^in Kadina Tapmi^tir ? 

Tasavvufun §eyhi ekberi bir defasinda §eyh Mekinuddin'in kizina a§ik olmu§tur. Nerede? 
Mekkede! 

£ilgin a§ik kadinin viicuduna ula§ip pence ve tirnaklanni ona nasil saplayacaginin yollanni 
arami§ onunla ba§ba§a kalmasi icin yalvarmi§, kendisini ona teslim etmesi icin yiizsuyu 
dokmii§, ama iffetli bir kadin bir canavann iffetiyle oynamasini kabul etmeyip haya zirhina 
biiriinerek defet mi§tir. Kadin kendisini temiz bir kalp icin sevmi§, o ise §ehvetten gozii 
donmii§ bir ceset icin istemi§tir. Onu iffet ve dindarhk icin istemi§, kendisi ahlaksiz ve 
ortamali olmasini istemi§tir. Bunu goren kadincagiz canavar pencelerinden uzakla§mi§ ve 



isteklerini reddetmi§tir. Bunun uzerine ibn Arabi kadinin tenine ve iffetli cesedine ula§ma 
hiilyasiyla "Terciimanu'l-E§vak" divanini yazmi§tir. Belki kadin insafa gelir ve kendisiyle 
beraber ucuruma yuvarlanir da, ona viicudundan bir parga, kanindan bir avuc bagi§lar diye 
du§iinerek a§kini §iire dokmu§tur. Ama iffetli kadin onu giillerle cevrili hareminden 
uzakla§tirmi§, §eref ve namusuna toz kondurmami§tir. Duygulan nezih, iffeti temiz, §erefi 
parlak ve ahlaki ornek bir kadin olmanin di§inda ya§amayi red etmi§tir. 

Ne dersiniz? Elde edememenin timitsizligi Ibn Arabi'nin askini sondtirmtis miidiir? Hayir, 
aksine ruhunu,vticudunu sarmis fitne, istikrarsizhk, tiztintti, sikinti ve izdirapla dolmustur. 
Umizsizligi gitmedigi gibi alevi de sonmemistir. Bu sefer divanim tasavvufdini He 
serhetmis, viicudunu ellerine teslim etmeyen bu iffetli ve namuslu kadina cok gtizel bir 
kadinin viicuduna btirtinen bir rab oldugunu, ancak ilahi hakikatin en gtizel tecesstidti ve 
zuhuru oldugu igin kendisim sevdigini, onu arzularken aslinda rabbinin kadinligini ve 
gtizel viicudunu arzuladigini vurgulayarak belirtmifjtir. Ancak kadin gtinahlari avuclayan 
tasavvufi bir tanri degil, sadece ve sadece iffetli ve namuslu bir kadin olarak kalacagini 
soylemistir. 

Ibn Arabi mitoloji yolunda devam ederek onu yuceltmi§ ve apagik bir tasavvufi gergek halini 
kazanincaya kadar onun reklamini yapmi§tir. Ona apagik ve sarih bir viicut vermis, kendisiyle 
beraber ve kendisinden sonra onun gibi zindiklar da desteklemi§tir. Bu §ekilde tasavvufcular, 
Leyla, Buseyna ve Suda diyerek gazel okumu§tur. 

Bunun ne demek oldugunu sordugunuz zaman tasavvufcular cahilliginize dudak 
bukerler: 

" Zavalh! Rabbimizin gtizel bir kadin oldugunu hala bilmiyor, oynayip sakirdayan sagilip 
doktilen sarkicinin ilahi tecellilerin enytice ufku ve haramlar girdabi cesedini ytice 
rabbimizin cesedi oldugunu, bastan cikaran bir ceset ve kara bir rezalet olarak Allah 'in 
(c.c.) o kadin oldugunu bu miskin bilmiyor " diyerek birbirlerine goz i§aretleri yaparlar. 
(Me§hur tasavvufgulann gogu Allah'i (c.c.) kadin suretinde tasavvur eder ve zevklerini tatmin 
igin seksi bir pozisyonda canlardirirlar. Bu gergegi onlarla ilgili inenkibe kitaplarinin hemen 
hepsinde gormek mumkundur. Hatta bazan i§i hut kavminin o girkin ali§kanhgina kadar 
goturduklerini anlatan olaylar naklederler. Mesela bu kitaplarin en me§hurlarindan 
Menakibu'l-Arifin 'den bazi misaller verelim. 

" §emsi Tebrizi'nin Kimya adinda bir karisi vardi. Birgtin §ems hazretlerine kizip Meram 
baglari tarafina gitti. Mevlana hazretleri medresenin kadinlanna isaretle: 
"Haydi gidin, Kimya hatunu buraya getirin. §emseddinin gonlti ona gok baglidir" 
buyurdu. Bunun Uzerine kadinlardan bir grup onu aramaya hazirlandiklari sirada 
Mevlana §ems'in yanina girdi. §ems sahane bir gadirda oturmus Kimya hatunla konusup 
oynasiyor ve Kimya hatun da giydigi elbiselerle orada oturuyordu. Mevlana bunu gbrtince 
hayrette kaldi. Onu aramaya hazirlanan dostlarin karilari da hentiz gitmemislerdi. 
Mevlana disari gikti. Bu kari kocanin oynasmalanna mani olmamak igin medresede asagi 
yukari dolasti. Sonra §ems: 

"Igeri gel" diye bagirdi. Mevlana igeri girdigi vakit §ems'ten baskasini gormedi. Bunun 
sirrini sordu ve : 

"Kimya nereye gitti?" dedi. §ems: 

"Ytice tanri beni o kadar sevdi ki istedigim sekilde yanima gelir. §u anda da Kimya 
seklinde geldi" buyurdu, s. 2/56-57. 



Sultan veled hazretlerinden nakledilmistir: 

Birgiin Mevlana iSemseddin iyi ve namuslu kadinlari oviiyor ve onlarin iffeti ve ismeti 

hakkinda: 

" Bununla beraber bir kadina Ars'in iistiinde biryer verseler, onun nakazi birden bire 

diinya iizerine diisse ve yeryiiziinde intiaza (intizan olsa gerek) gelmis bir tenasul aleti 

gorse, deli gibi kendini oradan asagi atar ve aletin ustiine diiser. ^iinkii kadinlann 

mezhebinde ondan daha yiiksek bir mertebe yoktur " buyurdu. Sonra su hikayeyi anlatti: 

" §am'da bulunan seyh Ali Hariri kademli, parlak kalpli, metanet sahibi bir kisiydi. Sema 
esnasinda kime baksa derhal o, ona miirit olurdu. Giydigi hirka parca parga idi. (Bu 
yiizden) sema esnasinda viicudun her tarafi gdriinurdii. Halifenin oglu da bunun 
menkibelerini isittigi icin semaini gormek istedi. Sema edenleri seyretmek icin makam 
kapisindan iceri girdigi vakit seyhin nazari ona ilisti. O derhal miirit oldu ve elbise giydi. 
Oglunun seyhe miirid oldugu haberi Misir'da halifenin kulagina ulasti. Son derece cam 
sikridi. §eyhi oldiirmek istedi. Fakat seyhin yuziinii goriir gormez o da tiim bir samimiyetle 
seyhe tevecciih gosterdi. Halifenin karisi da onu gormek istedi. §eyhi eve davet ettiler. 
Hatun ilerleyip seyhin ayaklarina kapandi ve elini opmek istedi. §eyh tenasul aletini 
kaldirarak kadinin eline verdi ve "Senin istedigin o degil budur" dedi ve sema basladi. 
Bunun iizerie halifenin itikadi bir iken bin oldu. "s. 2/59-60. 

" Bir giin §emseddin (Tebrizi) seyahati esnasinda bir seyhe rastladi. Bu §eyh, 

mahbuperestlik (gene cocuklar seyretmek) illetine tutulmustu. Nerede gene bir cocuk gorse 

yuziinii temasa etmekten kendini alamazdi. §ems ona: 

"Hey bu ne haldir" diye cikisti. §eyh: 

"Giizellerin yiizii ayna gibidir. Ben tanriyi o aynada miisahade ediyorum " dedi... "s. 2/49- 

50. 

"Mevlana hazretleri, Sultan Veled'i iSemsi Tebriziye miirit yaptigi vakit: 

" Bahaddidinim hashas yemez ve asla livata yapmaz, ciinkii bu iki sey, kerim olan tanrinin 

yaninda son derecede yerilmistir " buyurdu. 2. 52 

Herhalde rastgele bu iki girkinfiile dikkat gekmiyor, giinkii bunlar tekke gevrelerinde yaygtn 
fiillerdendir . 

"Yine sultan Velet'den nakledilmistir: 

Bir gun ileri gelen sofular babam Hudaverdigar'dan Ebu Yezid (el-Bistami): 

" Ben tanrimi daha sakah bitmemis bir geng seklinde gordiiin " buyuruyor. 

"Bu nasil olur" diye sordular. Babam: 

"Bunda iki hiikiim vardir. Ya Bayazid tanriyi sakah bitmemis geng seklinde gormiis, yahut 

Bayezid'in meylinden otiirii tanri onun goziine bir geng gocuk suretinde gozukmustur. " 

dedi. 

(Devaminda Kimya Hatuna olayi anlattilar) s. 2/56. 

Bu misalleri daha da gogaltmak mumkundur. Ancak biitiin bunlarin arkasinda yatan gergek, 
tasavvuf gevrelerinin Allah hakkinda tasidiklari ve iman esaslanyla bagdasmayan 
bozukluklar ve zindikliklann goklugudur. Ustelik bu sapikhk ve zindikhklarin dindarhk, 
ermislik, velilik ve Allah' in (c.c.) sifatlarina sahip olmakla kamufle edilmesine galisilmasidir. 
Kugugiinden buyugune kadar hemen hepsinin eserlerinde ve sozlerinde bunu bulmak 
mumkundur, isterseniz alimlerin gavsi, ariflerin kutbu, evliyamn onderi, muceddi-i elf-i sani 



imam Rabbani'nin mektubatindan ornek verelim. Birinci mektupta soyle diyor: 

" Kiymetli emirlerinize uyarak bu mektubu yuzumun karasiyla yaziyorum. Daginik, bozuk 
olan hallerimi titreyerek arzediyorum. Bu yolda ilerlerken, Allah 'u Teala'nin ismi zahirleri 
o kadar gok tecelli etti ki, her-seyde ayri ayri gorundu. Hatta nisa (kadinlar) seklinde, 
onlarin organlan halinde ayri ayri zahir oldu.. ." Mektubat tercemesi, 1/6, birinci Mektup 
terciime Hiiseyin Hilmi Isik, Sonmez Istanbul, 1968 (Qeviren)) 



Tasavvufun Tannsi Kullara Muhtag: 

Yiice Allah: " Ey insanlar siz Allah'a muhta^simz, zengin ve oviilmeye layik olan 

Allah'tir ."(Fatir: 35/15) buyuruyor. Ama tasavvufcular kullara muhtac bir tannya 
inaniyorlar. Varhginda, bilgisinde, kahcihginda, yeme icmesinde, gizlilikten sonra aciga 
gikma, yokluktan sonra meydana gelme ve yok olmasini onlemede kullara muhtac bir ilaha 
inaniyorlar. 

Ibn Arabi §oyle diyor: 

" Varhgimiz onun varhgidir. Varhgimiz agisindan biz ona muhtac^ nefsinde zuhuru icjn 
o bize muhta^hr ." Yine §oyle devam ediyor. 

" Sen ahkamla onun gidasi, o da varhkta senin gidandir. Senin ozelligin ne ise, onun 
ozelligi de odur. Emir ondan sana oldugu gibi senden de onadir. Ne var ki sen mukellef 
diye adlandirihyorsun. Ger^i halinde sen ona "Beni mukellef kil" dedigin i^in seni 
mukellef kilmi^tir. Ama o mukellef diye isimlendirilmez. 

O bana hamd eder, ben de ona hamd ederim, o bana ibadet eder. Ben ona ibadet 
ederim. "60 

Ibni Arabi'nin bize uydurdugu tasavvuf kitaplannin inanip secde ettigi tasavvufun tannsi i§te 
budur! 

Ibn Arabi ilmini ve kitaplanm direkt Rasulullah'tan (s.a.v.) aldigini, levhi mahfuzdan vasitasiz 
yazdigini iddia etmi§tir.61 

Vahdeti viicud inancini sistemle§tirip tevhid inancina meydan okurcasina halka sunmasi, 
Kur'an ayetlerini tahrif ederek kafir Hud kavmini sirati mustakim uzere olduklan, Firavun'un 
imam kamil bir rniimin oldugu gibi Nuh kavminin de miimin bir kavim oldugu ve bu 
imanlanndan dolayi Allah (c.c.) onlan mukafatlandinp vahdet deryasina batirdigi, nimetini 
tadmalan igin ilahi sevgi ate§ine soktugu Hz. Harun'un israil ogullanni buzagiya tapmaktan 
ahkoyarak yamldigi, giinkii buzagimn gergek mabud veya onun suretlerinden bir suret oldugu 
Nuh kavmini Ved, Yegus, Yeuk, Suva ve Nesr putlanna tapmayi birakmamakla isabet 
ettikleri giinkii bu putlann ilahin birer gorunumu olduklan, ate§in azap degil, tathhk oldugu, 
rahmete ugramayan ve nzaya kavu§mayan higbir insanda bulunmadigi bir §ey var olmadan 
once Allah'in (c.c.) onu bilemiyecegi ciinku bir §eyin varhgi ilmin varhgi demek oldugu hatta 
her §eyin varhginin Allah (c.c.)'in varhginin tercumesi oldugunu ve benzeri bircok 
sacmahklan soylemesine ragmen, ibn Arabi bunlann hepsini eksiltmeden ve cogaltmadan 
dogrudan Rasulullah'tan (s.a.v.) aldigini soylemi§ ve Rasulullah'in (s.a.v.) bunlan insanlara 
teblig etmesini emrettigini iddia etmi§tir. 



Kur'an'a ve sahih Siinnete acikca aykin ve kiifiir olduklan apacik olan biitiin bu sacmahklara 
ragmen ibn Arabi bunlan soylediginden guniimuze kadar adi musluman olan yiginlardan pek 
cok taraftar ve sempatizan bulmu§, fikirleri islam diinyasinda alabildigine yayilmi§tir. Giinde 
defalarca La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah diyen islam iimmeti icinde hala evliyanin 
biiyiigii ve asfiyanin kutbu olarak goriilmiis. ve adi binbir takdis ve tazimle anilmi§tir. i§te 
tuhaf olanbudur! 



Abdulkerim el-Cilli'nin Tannsi (S.75-79) 

Tasavvufun bu me§hur kahini ibn Farid ve ibn Arabi 'nin dinine inanmaktadir. Ancak 
zindikhgi Allah'in (c.c.) ancak kamil insan ve kamil insanin Allah'la (c.c.) insani bir ki§ide 
toplayan en biiyiik rabb olduguna inanmasidir. Bu zindikhgi daha once ibn Arabi ortaya atmis. 
ama el-Cili bu konuda daha ileri giderek derinle§tirmi§ ve felsefesini yapmi§tir. El-Cili bu 
mertebesini kendisinden daha once olan kimselere kaptirmak istemedigi icin kendisinin, 
insanhgin rububiyet ve uluhiyetin en yiice ufku oldugunu soylemi§tir. 

En Biiyiik Rabb Oldugunu iddia Etmesi: 

El-Cili en biiyiik rabb oldugunu iddia ederek §oyle demektedir: 

" iki alemde de miilk benimdir. ikisinde de benden baskasini gormedim. Onun ya 
iyiligini umarim yahud ondan korkarim. 

Kemalin her tiirliisiine sahibim ve kiilliin biiyiikliigiiniin cemaliyim. Ben ondan baskasi 
degilim ." 

El-Cili boyle diyor. Halbuki yiice Allah: " Yerin ve goklerin'miilkii Allah'indir. Allah 

her^eye kadirdir ." (Al-i imran: 3/189) buyuruyor. Fakat el-Cili diinya ve ahiret miilkiiniin 
sadece kendisine ait oldugunu, alemin kendisinden ba§ka ilahi bulunmadigini ve Ahiret 
giiniiniin maliki de kendisinden ba§ka olmadigini soyliiyor. Hicbir §eye ihtiyaci olmadigini ve 
kendi kendine yeterli oldugunu, kimseden hicbir nimet istemedigini, ciinkii nimetleri 
kendisinin verdigini, hicbir ki§iden de korkusu bulunmadigini, ciinkii her §eyin sahibi ve 
maliki kendisi oldugunu iddia ediyor. 

El-Cili bu kadarlada yetinmiyor, yaratis. (halk)in ce§itlerini ve maddi hissi, ruhi ve manevi 
varhk suretlerini sayarak kendisini zat ve viicut olarak bunlann aynisi oldugunu, alemde el- 
Cilli'den farkh bir §eyin bulundugunu kimsenin sanmamasi gerektigini de iddia ediyor ve 
§oyle diyor: 

" Gordiigiin ne kadar maden, bitki, hayvan ve seciyeleriyle insan, 

Gordiigiin ne kadar deniz, 56I, aga? veya yiiksek bina, 

Gordiigiin ne kadar manevi suret ve goze ho§ gelen giizel manzara, 

Gordiigiin ne kadar melek sekli ve manasi iblis olan go riiniim, 

Gordiigiin ne kadar be$eri bir §ehvet ve elde edilen bir hak, 

Gordiigiin ne kadar ar$i kusaticisi kiirsiisii yiice refref, 

iste onlar hepsi benim, hepsi benim manzaram, (goriiniisum) diir, onun hakikatinde 

tecelli eden benim o degildir. Halkin rabbi ve efendisi benim. Biitiin alem isim, zatim ise 

miisemmasidir. " (el-Cili el-lnsanu'l-Kamiil: 1/22 vd.h. 1293 baskisi) 



el-Cili'nin nasil bir putperestlik sergiledigini ve hangi me-cusilige inandigini gordiiniiz mii? 
"Onun hakikatinde tecelli eden benim, o degildir" soziinii gordiiniiz mii? Bu §ekilde el-Cili 
gercek varhgi kesin yokluk olarak sayiyor. 

" Halkin rabbi ve efendisi " oldugu iftirasini okudunuz mu? Zindikhk §ehveti kudurmus. olan 
el-Cili'nin §ehvetlerin ilahi varhgin siitunlanndan oldugunu, biitiin pislik ve kotiiliigiiyle 
Allah'in (c.c.) varhgin aynisi bulundugunu, biitiin sapikhk ve kiifrii ile iblisin Allah'in (c.c.) 
kendisi ve her miisemmanin aynisi oldugu icin alemdeki biitiin varliklann isminin Allah'in 
(c.c.) ismi oldugunu her varhk Allah'in (c.c.) kendisi oldugu icin biitiin varliklann sifatlannin 
Allah'in (c.c.) sifati oldugunu nasil soyledigini gordiiniiz mii? 

Biitiin bunlar veya bunlardan sadece bir tanesi acaba neyi ifa de ediyor? Biitiin bunlar el- 
Cili'nin putperestligini gostermiyor mu? 

Ey Tasavvuf $eyhleri! 

Islam icin hazirlanan bu aleak komployu gorebilmeniz icin yiice Allah'in (c.c.) kalplerinizi 
hidayet nuru ile aydinlatmasini diliyorum. Kin ate§ini tasavvufculann alevlendirdigi ve son 
darbeyi indirmek icin-ba§tan cikaran tath giiliiciiklerle biiyiik bir deha ve kurnazhk icinde 
komplosunu zindiklann yiiriittiigii bu sapikhgi mii §ahede etmeniz icin Allah'tan (c.c.) 
kalplerinize nur istiyorum. 

§a§iracaksaniz, bu dileklerimize degil, tasavvufculann el-Cili ve benzerlerini kutsalla§tirmasi 
hak ve adaletin hiikmiin den onu temize cikarmaya cah§masina §a§irmahsiniz. §iiphesiz bu 
giri§imler maskesi yirtilan ve kurbani iizerine ii§ii§mek icin firsat kollayarak her §eyden, hatta 
kendi nefsinden beri oldugunu soyleyen aleak iki yiizliiliik cabalanndan ba§ka bir §ey 
degildir. 

Ayni zindikhk! Her sofu onu digerinden miras almaktadir. Onun icin yiice Allah'in (c.c.) §u 

soziine muhatap olmu§lardir: 

" Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayir onlar azgin bir topluluktur." (Zariyat: 

51/53) 

" Miilk benimdir, melekut benim eserim ve sanatimdir. Gayb benimdir, 
ceberutun'sahibi benim ." diyen bir kimseyi tasavvufcular nasil vahiy almak icin ruhu 
Allah'a (c.c.) cikan bir kutup sayarlar?! 

Tasavvufun Tannsi iki Zlttir 

Tasavvufculann zihinden gecen biitiin §eylerin ve birbirine zit biitiin nesnelerin aynisi olan bir 
tannya inandiklanni goriiyoruz. Bununla beraber tannlanni zatinda zit iki §e yi ve birbirinin 
kar§iti iki sifati birle§tirdigini soylemekten geri durmazlar. el-Cilli §oyle diyor: 

" Allah Muhammed'in nefsini kendi zatindan yarattigi -ki Allah'in(c.c) zati iki ziddi 
bulunmaktadir- zaman hidayet, nur ve giizellik sifatlari bakimindan melekleri 
Muhammed'in nefsinden yarattigi gibi zulmet ve celal sifatlari bakimindan iblis ve 
tabilerini de Muhammed'in nefsinden yaratti." {el-lnsanu'l-Kamil: 2/41) 

Iblis'in Muhammed'in nefsinden yaratildigi iddiasina bakiniz. Gordiigiiniiz gibi tasavvufcular 
bizleri kiifiirle suclamaktadir. Ciinkii iblisin ate§ten yaratildigina inaniyoruz. Allah'in (c.c.) 
bildirdigi §ekilde Rasulullah'a (s.a.v.) salat getirmelerini istedigimiz igin bizi kiifiirle suclayan 
tasavvufcular acaba iblisin Muhammed'in nefsinden yaratildigini soyleyen el-Cili igin ne 



diyeceklerdir? ! 

§oyle devam ediyor: 

" Bil ki varhk ve yokluk iki kar^ittir ve uluhiyet felegi ikisini kusatir. Qttnku uluhiyet 
eski-yeni halk-Hak, varhk-yokluk, gibi ziddi birlikte bulundurur. Onda vacip olarak 
zuhur ettikten sonra mustahil olarak zuhur eder vemustahil olarak zuhur ettikten sonra 
vacip olarak zuhur eder. Yine ondan hak halk (Hak ve hak ilahi, zatin iki yiizii yahut iki 

sifatidir. Birincisi bairn itibariyle ikincisi de zahiri itibariyledir.) suretinde ve halk hak 
suretinde zuhur eder ." (el-lnsanu'1-Kamil: 1/27) " Uluhiyet kendi iginde iki zidda samil 
olmayi ve iki ziddi birlikte bulundurmayi gerektirir ." (el-lnsanu'l-Kamil: 1/69) " Zitlar 
bir ilahta birle§mi$ ve onda toplanmi$hr. O onlardan ortaya <akmi$tir. " (el-lnsanu'l- 
Kamil: 1/33) 

Herhalde tasavvufculara bu inane mecusiligin dualist inancindan gegmi§tir. Bilindigi gibi 
mecusilikte aydinhk ve karanhk, iyilik ve kotiiluk tannlan olarak Hurmiiz ve Ehri men'in 
varhgina ve bunlann tasarrufuna inanilmaktadir. Zaten tasavvuf islam alemine mecusiligin 
eski yurdu iran'dan gecmi§tir. 

Cok tuhaf bir tann! Boyle bir tannyi ancak tasavvufculann carpik mantigi ve sakat akh icad 
edebilir. Var ve yok, vacip ve mustahil, eski ve yeni, diri ve olii bir tann. Bir an da hem diri 
hem olii, el-Cilli'nin uydurdugu ve tasavvufculann iman edip taptigi tasavvuf tannsi i§te 
budur! 



Ya Gazali ne alemdedir? (S. 80-97) 

Tasavvufculann muslumanlarin kalbinde kalmis. nur panltilanni da dondermek icin tarihte en 
buyuk lakap olarak "Hiiccetu'l-islam" lakabim verdikleri Gazali gibi bir insa nin bu gibilerle 
bir araya anilmasi belki tuhafiniza gidecektir. Ama ne yazik ki onlarla ayni akintida kiirek 
cektigi realitesini de gozardi etmek mumkiin degildir. Belki de Hiiccetu'l-islam yerine 
Huccetu'l-Tasavvuf demek daha uygun du§en Gazali 'nin sozlerine bakahm. Tevhid ve 
mertebelerinden soz ederken §oyle diyor: 

" Tevhidin dort mertebesi vardir... ikincisi, lafzin manasim kalbinin tasdik etmesi, 
umum muslumanlarin tasdik ettigi gibi. Bu da avamin itikadidir .{IJmum muslumanlarin 
itikadda avam olduklari deyisine bakimz) U^uncusu, bunu Hakkin nuru vasitasiyla ke§f 
yolu He mii^ahede etmesidir. Bu da mukarreb olanlarin makamidir .(Bu mertebede failin 
birligini soyliiyor. Nitekim daha sonra bunu ifade edecektir. §oyle ki, bir tekfailden baskasi 
musahade edilmez, buna gore suglunun fiilini de o tekfaile nisbet etmek gerekir.) 
Bu da birgok §eyler gormesi ama hepsinin bir ve Kahhar olandan sadir oldugunu 
gormesidir ." (Yukarida failin birligini soylerken baskasinin varhgini nefyetmiyordu. Burada 
ise mevcudun, birligini yani varhgin birligini kararlastirmaktadir. Qokluklarina ragmen 
nesneler gergekte bir nesneden baska degildir, demektedir.) Bu da siddiklarm 
mu^ahadesidir. Tasavvuf <mlar buna "tevhidde fena" adini verir. Qunku bir varhktan 
baskasini gormediginden kendini gormemektir. Tevhidle kusa tildigi icin kendini 
goremediginden tevhidinde kendi (nefsi)nden de fani olur. Yani kendisi ve halki (alemi) 
gorme me fenahgina ula^ir (artik kendini ve alemi gormez )" 

Daha sonra Gazali her mertebede muvahhidlerin makam lanni anlatarak dorduncu mertebe 
sahibinin tevhid durumu nu §oyle aciklamaktadir: 



" Dorducusu muvahhiddir. Yani suhudunda birden baska sini bulundurmaz. Cok 
olmasi acjsindan kiillii butunti gor mez sadece bir olmasi acjsmdan goriir. iste tevhidde 
en yiiksek nokta budur. Gok, yer miisahade edilen diger cisim ler gibi varhklar gok 
olduklari halde nasil oluyor da sade ce biri goriir? diyeceksiniz. Cok varhklar nasil bir 
olur? Bilinki bu miikasafe ilimlerin son noktasidir (Tevhidin en yiice mertebeleri bilmeyi 
miikasefe ilimlerine bira kiyor. Acaba nedir o ilimler? §iiphe yok ki Kur'an ve Silnnetten 
baska sey lerdir. Tasavvufgularm vecd ve zevklerinden uydurduklari ve kitaplari na yazdiklari 
hurafelerdir. Sanki Kur'an ve Siinnette kahksiz tevhide ve yiice Allah' in (c.c.) sevgisine 
ulastiracak seyler yokmus gibi! Bu nevi soz lerin miisliimanlari Allah'in (c.c.) hidayetinden 
uzaklastirip tasavvufgularm sapiklik ve hurafelerine gotiirecegi acaba Gazali'nin hig mi 
akhna gelmedi?! ) ve bu ilimlerin sirlarimn kitaplarda yazilmasi caiz degildir .{Yiice 
Allah'in (c.c.) " Kitaba almadigimiz hicjbir sey birakma dik ." soziine bakiniz. En onemli 
sey de uluhiyet ve rububiyetinde Allah'in (c.c.) tevhididir. Ama Gazali gergek tevhid 
hakikatinin kitaplarda yazil masinin caiz olmadigini iddia ediyor. Bu demektir ki tevhid 
hakikati Al lah'in kitabmda yoktur ve onu tasavvufgulardan baskasi bilmiyor) Nitekim arif 
olanlar "Rububiyetin sirlarim if$a etmek kufurdur." demis lerdir ." (Bunun anlami 
sudur: Gazali ve benzeri tasavvufgular rububiyetin sirlarim bildikleri halde kitaplara 
aktarmada cimrilik yapiyorlar ve miisliimanlar tevhidin hakikatini bilmiyorlar. Kisaca 
Allah'in (c.c.) ki tabinda tevhidin mevcut olmadigina inaniyorlar) 
Sonra vahdette kesretin mu§ahedesine dair misal vererek §oyle demektedir: 

" Ruhu, cesedi, organlari, kaslari, kemikleri ve iq organ lari itibariyla insan gok (gokluk) 
iken, ba$ka acjdan ve ba$ka mu^ahade He o tektir. Ayni $ekilde halik ve mahluk ola rak 
alemde ne varsa, hepsinin gok itibarlari ve farkli mu$ahadeleri vardir. itibarlardan 
birine gore tek(bir)dir. Baska iti barlara gore ise goktur. insan misalinde oldugu gibi. 
Gergi ikisi tipatip degildir. Ancak genelde, mu^ahade itibariyle goklugun nasil tek 
hiikmiinde olacagini gosterir. 

Ula^amadigin bir makami inkar etmeyi birakip tarn tas dik ile iman etmen gerektigi bu 
sozlerimizle anhisilmis tir .(Gazali bu bash mantikla yaratan ile yaratilan arasindaki birini 
delillendirmekte ve kendisine inanmamizi zorunlu kilmaktadir. Bunun ye rine Allah'in (c.c.) 
kitabindan bir ayet yahut akli bir delil veya sahih bir diisiinceyi delil getirmesini isterdik. Ne 
var ki girkin hayale basvurarak Allah ile yaratiklarin birligini insan ile organlarin birligine 
benzetmistir.) el-Huseyn b. Mansur el-Hallac (Hallac-i Mansur seriatin kesin ve sarih 
hiikiimlerine muhalefetinden ve zindikbgi sabit olusundan dolayi h. 309 yihnda idam edilmis 
tir.) buna i^aret etmi^tir. Havvas'in (el-Havvas, Ibrahim b. Ismail Ebu Ishak olup h. 291 
yihnda oldii.) Tevrat'i kan^tirdigini goriince, sormu^: 
"Ne yapiyorsun?" 

"Tevrat'i kan^tinyorum, tevekkulde durumu duzeltmek istiyorum." demis. Hallac ona 
soyle demistir: 

"i^ini imar etmek i^in omrunu tiikettin, hani tevhidde fena? Sanki Havvas iiguncu 
makamin tashihinde bulunuyordu da dorduncu makamda olmasim kendisinden 
istemistir ." (Yukaridaki biitiin pasajlar Gazali'nin ihya-u Ulumi'd-Din:4/2 1 2 vd.dan 
almmisir. Darul'l-Kiitiibi'l-Arabiyye baskisi) 

A§agidaki beyitlerin sahibi oldugunu bile bile Gazali'nin Hal-lac'i ovmesi yahut en yiiksek 
muvahhid olarak nitelemesi 50k tuhaftir. Hallag §oyle diyor: 

" i^kiye berrak suyun katilmasi gibi ruhunu ruhuma kattin. 

Sana birsey olursa, bana da olur, zira her durumda sen be nim. " (el-Hallac; et-Tavasin: 



130-132) 

Gazali'nin Allah'in (c.c.) yiyen ve icen, hayati ve olumii seven, huziinle kahrolan, yokluktan 
mahvolan ve §ehvetler elinde bocalayan bir varhk oldugunu ve yaratiklann ayni si 
bulundugunu iddia eden bir zindiki tebcil etmesi ne talih sizliktir! 

Tevhidin en listen mertebelerine yiikselme konu sunda Gazali muminlerden ornek alacagi 
hie bir miiniin bulamadi?. Ebu Bekir ve Omer'in tevhidi hie mi ilgisini cekmedi de gitti bir 
zindiki en yiiksek muvahhid olarak gosterdi? 

Muslumanlan Allah'in hidayetinden saptirmak icin tasavvuf culann biiyiik lakaplarla 
adlandirdigi ki§iyi goriiyor mu sunuz? Gazali'nin vahdeti viicut veya vahdeti §uhud, ne 
derseniz deyin, inancina nasil sahip oldugunu mu§ahede ediyor musunuz? 

Islam'a aykinhkta iki hurafe de birle§mekteydi. Vahde ti viicudun bir ba§langic ve vahdeti 
§uhudun bir sonuc oldu gunu soylemeyin. isimleri ve renkleri farkh da olsa. ikiside tasavvufi 
bidattir ve tevhid inancina aykindir. Gercekleri go ren bir insan elbette zehire balm adinin 
verilmesine aldanmaz. 

Ikisi de yirtici hayvanin avina caldigi muziktir. Birisi bil lur kadeh iginde sunulurken digeri 
altin tabak icinde sunul maktadir. 

Gazali, Hallac'in tevhidini ornek vererek sirnna aciga vur mu§tur. Hallac'in yolunu ve 
metodunu Gazali'nin tavsif ettigine delil olarak bu yeter. 

Gazali ve Oryantalistler 

Gazali'nin bu sakat anlayi§ini ve tasavvuf mikrobunu canlandirmasini oryantalist Nicholson 
kavramis. ve §oyle demis. tir: 

" Siiphesiz Gazali hiir din soziinii tarn anlamiyla ifade et tigi hiir dinde kardes olan ibn 
Arabi ve benzeri vahdeti vii cut^u tasavvuf gevrelerinin alanim geni^letmi^tir ." ( 
Nicholson, Fi't-Tasavvufi'l-islam: 104 tere. Dr. Afifi .) Ga zali'yi goge cikaran bir takim 
cevrelerin bunu kavramasi ve hristiyan oryantalistin anladigi kadar anlamasini isterdik.( 
Nicholson'dan once imam ibnTeymiyye bunu kavramis okudu gum yazdarinda Ihya'dan 
yaptigimiz gibi nakiller yapmamasina rag men Gazali'nin tasavvufunu kesin delillerle acik 
bir sekilde ortaya koy muster.) 

Goldziher de §6yle dernektedir : 

"Gazali'den acikca etkilendigine daha once i§aret ettigi miz ibn Arabi tevil metodu izledigi 
tefsirinde Gazali'nin ba kis. acisina tamamen uymaktadir."( LGoldziher, Mezahibu't-Tefsir: 
259 ) "Gazali tasavvufu icin de bulundugu uzletten kurtarmi§, resmi diyanetten kopuk luguna 
son vermi§, islam'da ve dini hayatta onu ulfet edi len bir unsur haline getirmi§, donuk dini 
tezahurlere can kat mak icin tasavvufla ilgili gorii§ ve ogretilerden yararlanma yi te§vik 
etmi§tir."( LGoldziher, el-Akide ve's-§eria: 159 ) "Gazali tasavvufi g6ru§lerin §anini 
yiiceltmi§ ve islam'in dini hayatinda etkin amellerden yap mi§tir."( LGoldziher, el-Akide ve's- 
§eria: 161 ) 

Bu §ekilde Gazali denilebilir ki islam'dan cok tasavvu fa hizmet etmi§tir. Musliimanlar 
tasavvufun zahirlerine kar §i cok dikkatli ve ona tamamen sirt cevirmis. iken, buyule yici 
ifadeleriyle tasavvufun hurafelerine inanmaya ve sanl maya onlan suruklemi§tir. 



Cari Bockr 'da §6yle demektedir : 

"Agnostizm ruhu islam'in ilk donem firkalanna hakim olmu§, ba§langigta dinden gikaran bir 
bidat sayilan tasavvu fa da sonra hakim olmu§tur. Ama tasavvuf Gazali sayesin de zehirden 
annmis. ve ehli Siinnet tarafindan kabul edilmis. bir vaziyet kazandi."( Cari Bockr, et- 
Turasu'l-Yunani: 10, tere. Dr. Bedevi ) 

Evet Gazali'nin sebep oldugu tehlike i§te budur. Miislii manlara tasavvufu zehirden annmis. 
Cennet §arabi olarak tasvir etmi§, onlar da igmis. ve ba§lanna ne geldiyse gelmis. tir. 

Vahdet-i Vucud'un Tehlikesini Nicholson Anlatiyor : 

Nicholson §oyle diyor: " §iiphe yok hi "La ilahe illallah " kelimesinin ifade ettigi tevhidin 
anlami "Allah disinda ger gekte higbir varlik mevcut degildir. " seklinde olursa, Is lam tek 
kelimeyle biitiin anlamini yitirir ve miisemmasi ol mayan bir isimden ibaret kalir. Miicerred 
(yorumsuz) sek liyle vahdeti viicudu kabullenmek, indirilen dinin biitiin hususiyetlerini ve 
ayirici ozelliklerini tiimden yok etmekte dir ." 

Bir hristiyanin itiraf ettigi, ama dinin imam ve bilginle ri olduklanni iddia eden anh §anh 

§eyhlerin bir tiirlii kabul lenmedigi apagik gergek! 

Acaba Gazali'nin soziinii ettigi dorduncii makam "Allah'tan (c.c.) ba§ka varlik yoktur" di 

yenlerin makamindan ba§ka bir §ey midir? 

Onlann makami oldugu ve tasavvufculann sabah ak§am dillerine doladikla n apa^iktir. 

Allah (c.c.) igin dile getirdigim bu gergeklerle §ohreti ufuklan dolduran §eyhleri kizdirdigimi 
biliyorum. Ciinkii ih ya kitabi onlann birinci kutsal kitabidir. Allah'in (c.c.) ki tabini ihya 
kitabina gore tevil veya tahrif ederler. ihya ki tabindan hurafeler ve Mi§kat kitabindan evham 
mitolojiler le Allah'in (c.c.) kitabina kar§i gikarlar. 

Ama kiiplere binenlerin yuziine hakki haykirarak onla ra "Yavas. olun" diyorum. Allah'tan 
(c.c.) ba§ka kimseyi tannla§tirmiyoruz. O'niin kitabindan ba§ka bizleri hidayete kavu§turacak 
bir kitap tanimiyoruz, Rasulullah'tan (s.a.v.) ba§ka bir lider kabul etmiyoruz, hi? bir puta 
secde etmiyoruz, hig bir taguta boyun egmiyoruz, velev ki bu Gazali ve kitaplan da olsa? ! 
(es-Subki "Tabakatu'§-§afiiyye" kitabinda Gazali'nin son giin lerinde Kur'an ve Sunnetle 
ugrastigmi soyleyerek onu temize gikarma ya gahsiyor. Keske soyledikleri dogru olsa! 
Bununla beraber Gazali'nin kultiir mirasi konusunda muslumanlan uyarmak gerekir. Ciinkii 
ellerin deki Gazali'nin kitaplarimn gogu tasavvufla ilgilidir. Son zamamnda Kur'an ve 
Sunnetle ilgilendigine dair bize bir kitap birakmamistir. 

Vahdeti viicudun tevhide aykiri ve sirk bir inang oldugunu oryantalistler kavradigi gibi 
tasavvuf meshurlarindan imam Rabbani de kavra mis ve mektubatinda yer yer elestirmistir. 
Gergi vahdeti viicut yerine vah deti suhud adini verdigi ve "Salik aradigi hakiki varhga o 
kadar gok bag lanmahdir ki hersey var oldugu halde, o higbirine bakmamah, belki hig bir seyi 
gormemeli, onun kalp goziine higbir sey gelmemelidir. -Nasil mumkun oluyorsa- " seklinde 
agikladigi inanci getirmektedir kendisi. Bununla beraber bir tasavvufgu olarak vahdeti viicud 
inancini elestirme si ve ibn Arabi He onun gibi dusiinenleri tavsif etmemesir gergegi ancak 
bazi agizlardan duymaya ahsmis ve ancak onlardan gelirse kabul eden birtakim gevrelere 
gergegi gostermesi bakimindan biiyiik bir onem tasi maktadir. Bu agidan vahdeti viicut ve 
savunuculari hakkinda soyledikle rinden bir kismini burada aktarmayi yararh goruyoruz. 



Baska yerlerde bir takim elestiriler yoneltmektedir. §oyle diyor: 
Bu kisim Imam Rabbani'nin Mektubat terciimesinden alinmistir. 
(geviren) 

"Tenzih He tesbihi kendinde toplayanlardan bir gogu da diyor ki, bit tun miiminler tenzih He, 
gormeden iman ediyorlar. Bu iman He birlikte tesbih imamna da kavusan arifolur. Bu arif 
mahluklan Allah' u Teala'nin zuhuru olarak goriir. Mahluklan, vahdetin muhtelif sekiller 
almis hali olarak bilir. Yaratam yarattiklarinin iginde goriir. Bunlara gore, yalniz tenzih He 
olan, yani yaratam higbir seye benzemeyen, anlasilama yan bir varhk olarak inanmak 
noksanhktir. Bir olan varhgi bu gokluktan ayri olarak dusunmeyi ayip bilirler. Higbir seyle 
bagh olmayan higbir se ye benzemeyen bk varhga inananlari asagi derecede samrlar. 
Qoklugu du §iinmeden, yalniz bir varhgi du§unmeyi sinirh, dar bir gergeve iginde kal mak 
samrlar. 

Subhanallah! Allahu Tealaya hamd olsun! Peygamberlerin hepsi afaki yani insanin disinda 
olan ve enfiisi yani insanin iginde olan putla ri yok etmeye ugrastilar. Bu putlarin yok 
edilmesini herkesten istediler. Higbir seye benzemeyen nasil oldugu anlasilamayan ve varhgi 
lazim olan yaratamn bir oldugunu bildirdiler. Higbir peygamberin mahluklara benzeyen bir 
yaratana iman edilmesini emrettigi ve mahluklar yaratamn goriiniisleridir, dedigi hig 
iUtilmemistir. Biitiin peygamberler, varhgi lazim olan yaratamn bir oldugunu soz birligi He 
bildirmislerdir. Ondan baska higbir seye tapilamayacagini soylemislerdir. 

Bu tasavvufgular peygamberlik derecesini anliyamamis olacaklar. O biiyukler, iki varhk 
(yaratan He yaratilan) bildirmektedir. Bu iki varhk birbirinden baskadir demislerdir. 
Peygamberlerin sozlerinden tevhid ve ittihad manalarim gikarmak bos yere ugrasmaktir. 
Onlarin dedigi gibi var olan, bir olsaydi ve her sey onun gorunusu olsaydi, mahluklara ibadet 
etmek, ona ibadet etmek olurdu. Boyle yanhs soyleyenler de yok degildir. Peygamber boyle 
bir seyi gok siki yasak etmislerdir. Allah'u Teala'dan baskasina tapinanlara sonsuz azap 
yapilacagim bildirmislerdir. Mah luklara tap anlarin Allah' in (c.c.) diismam olduklarmi 
bildirmislerdir. 

Bu tasavvufgulara yanhs anladiklari bildirilmedigi igin ve cahillikle yaratam yaratiklarina 
benzetmek felaketinden kurtarmadiklari igin ve mahluklara ibadeti Allah'u Teala'ya ibadet 
sanmaktan vazgegmedik leri igin bir gogu diyor ki: Peygamberler kahn kafahlarin yanhs 
anlamamalari igin ince olan tevhidi vucud (vahdeti viicud) bilgilerini sakladilar. Qok varhk 
bulundugunu soylediler. Bu sozler siilerin, alevilerin Hz. Ali'yi iki yiizlii yapmalarina benziyor 
ki elbette kulak verilmez. Peygam berlerin her seyin dogrusunu bildirmesi lazimdir. Varhgin 
bir olmasi dogru olsaydi ve ondan baska higbir sey var olmasaydi, bunu elbette sakla- 
mazlardi. Dogruyu birakip yanhsi bildirmezlerdi. Hem de Allah'u Teala'nin zati ve sifatlari ve 
isleri igin olan bilgide dogruyu soylemeye titizhkle gahsacaklari meydandadir. Kahn kafahlar 
anlayamasa da dogruyu soylemekten gekinmezlerdi. Gormiiyorlar mi ki Kur'an'i Kerim'de ve 
hadisi seriflerde miitesabihat denilen ince bilgiler vardir. Mutesabihati degil kahn kafahlar 
keskin gorusluler ve ince diisiinuslu biiyukler bile an layamamaktadir. (Bu anlayis eksiktir) 
Bununla beraber bunlari bildirmek ten gekinmediler. Cahiller anlayamaz diyerek 
bildirmekten vazgegmediler. 

Bu tasavvufgular varhgin iki oldugunu soyleyenlere ve Allah'u Te ala'dan baskasina ibadetten 
kaginanlara miisrik diyorlar. Varhk birdir, diyen bir kimseye binlerce puta tapinsa bile 
muvahhid diyorlar. Bunlara go re o putlar Allah'u Teala'nin gdriintiileridir. Onlara tapinmak, 
Allah'u Te ala'ya ibadet etmek olur, diyorlar, insaf olsun ki bu ikisinden hangisi mils riktir ve 
hangisi muvahhiddir? 



Peygamberler vahdeti viicud bildirmediler .Varlik ikidir diyenlere, yani Allah' tan (c.c.) baska 
varliklar kabul edenlere miisrik dediler. Mabudun tapinacak varhgin bir oldugunu soylediler. 
Ondan baskasma tapinmaya sirk dediler. Bu tasavvufgular mahluklan Allah'u Teala'dan 
baska bilselerdi, baska seylere tapanlara miisrik olmaz demezlerdi. Onlar bilse de bilmese de 
mahluklar mahluktur. O (Allah) degildir. 

Bunlardan sonra gelenlerin bir kagi bu alem, Allah'u Teala'nin goriinusu degildir, dediler. 
Her seye o demekten kagmdilar. Her sey odur diyenleri begenmediler. Bunun igin §eyh 
Muhyiddin b. Arabi ve onun yolunda olanlari inkar ettiler ve ayipladilar. Fakat bunlar, bu 
alem Al lah'tan (c.c.) baskadir da demiyor. O degildir, iki sey elbet birbirinden ba§ka olur. 
ikilige inanmak akla uymamak olur. Evet, ehli Sunnetten ke lam alimleri, Allah'u Teala'nin 
sifatlari o degildir, ondan ba§ka da degil dir, dediler ise de, buradaki bagka sozii liigat 
manasinda degildir. Baqka olan iki §eyin birbirinden ayrilmasi caiz olur, demektir. Qiinku 
Allah'in sifatlari zatindan ayrilmis degildir ve ayrilmalari caiz degildir. Bunun igin Allah'in 
(c.c.) sifatlan o degildir. Ondan baska da degildir sozii dogrudur. Alem ise boyle degildir. 
Allah var idi. Higbir sey yok idi. Bunun igin alem ondan baska degildir demek hem liigat 
bakimindan hem de inang bakimin dan dogru olmaz. Bunlar ilerleyememis olduklarindan 
alemi yani mah luklari Allah'in (c.c.) sifatlari gibi sandilar. Sifatlar igin soylenmesi caiz olani 
alem igin de soylediler. Alem odur, demediklerine gore, ondan baskadir dememeliydiler. 
Boylece tevhid-i viicudi (vahdeti viicud) yolun dan kurtulmaliydilar. Varhgin gok oldugunu 
anlamaliydilar. Tevhid-i viicudi sahiplerine mesela §eyh Muhyiddin ve onun yolundan 
gidenler, hersey odur, diyorladi. Bu sozleri alem Allah'la (c.c.) birlesmis demek degildir. 
Hasa ve Kella! Bu sozleri alem yoktur ancak Allah vardir demektir. Mektuplarimda bunu 
uzun agiklamistim... 

Vahdeti viicudu ilk olarak agiklayan kisimlara ayiran bir gramer kitabi gibi parga parga 
anlatan seyh Muhyiddin Arabi' dir. Bu bilginin bir gok derin ve ince yerlerini yalniz ben 
buldum demis, hatta peygamber lerin sonuncusu, ince bilgilerin bir kismini velilerin 
sonuncusundan al maktadir, demistir. Velayeti Muhammedinin sonuncusu olarak da, ken dini 
bilmektedir. 

Soziin kisasi sudur ki, fena ve bekaya kavusmak ve velayeti sugra ve velayeti kubramn 
derecelerine yiikselmek igin tevhidi viicudi hig lazim degildir. Tevhidi suhidi (vahdeti suhud) 
lazimdir. Yani var olani bir bil mek degil, bir gormek, ondan baskasini gormemek lazimdir. 
Boyle gor meklefena hasil olur. Allah'u Teala'dan baska her sey yani masiva unu tulur. Bir 
salik bastan sona kadar ilerler de tevhidi viicudi (vahdeti viicut bilgileri) kendisine hig 
gosterilmeyebilir. Hatta o bilgilere inanmayacak gibi olur.. " 

( Mektubat Tercemesi Hiiseyin Hilmi I$ik, Sonmez Ne$riyat Istanbul 1968, Mektup, 272 ) 

Biraz dikkatli bakihrsii vahdeti viicut He vahdeti suhud'un netice itibariyle ayni sey oldugu 
gorulur. Ancak birisi temelde ikiligi reddederken, digeri mevcut olan ikiligi (yaratan He 
yaratilan ikiligini) ortadan kaldirmaya galismakta ve goriilmemesi gerektigini savunmaktadir. 
(Qeviren)) 



Gazali Vahdeti Viicudu Terennum Ediyor : 



§oyle diyor: 

" Hakikat semasina yukseldikten sonra arifler bir hak (Allah) disinda alemde bir §ey 
gormediklerinde ittifak etmi§ lerdir. Ancak bu durum bazilari igin ilmi bir irfan (Yani 
ona delil ve burhan yolu He ulasmistir.) iken, bazilari igin de zevk ve hal (Yani ona keyfve 
ilham yolu He ula§mistir) olmu^tur. Onlar igin kesret turn den yok olmus mahza ferdiyetle 
kusatilmis ve onlar igin Al lah (c.c.) disinda bir $ey kalmami^tir. Oyle bir sarhos olmus 
lardir ki akillarimn egemenligi ona teslim olmustur. 

Kimi "enelhak" (Ben Allah'im) (Tayfur el-Bistami soylemistir) kimi "Subhani ma a'zama 
se'ni" (noksan sifatlardan kendimi tenzih ederim, sanim ne yiicedir.) (el-Bistami 
soylemistir) kimi de "ma fi'1-Cubbeti illallah "(cub-bemin icinde Allah'tan baska birsey 
yoktur) (Hallac-i Mansur soylemistir) demistir. Asiklar sekr (sarhosluk) halinde soyledigi 
sozler gizlenir ve anlatilmaz. 

(Gazali bu mecusiligi Allah'in (c.c.) aslayla sarhos olmus ruhlarin yiiksek sesleri olarak 
niteliyor. Bastan basa zindiklik demek olan bu ifadeleri Gazali -elestiri sayihrsa- giiya 
elestirmek igin butiin soyledigi "Asiklann sozii gizlenir, anlatilmaz. " ifadesinden ibaret 
olmustur. Ama bu nevi zindikhklar igin Allah'in (c.c.) hukmunun ne oldugunu soy lemiyor. 
Gergi bundan once bunu tevhidin en iist mertebesi olduguna ken disi hukmetmisti.) 
Sarho^luklan azalip akillari ba$larina gel diginde bunu hakikaten ittihad olmayip 
ittihada benzedigini anladilar. A$k derecesi yukseldigi zaman ;isikm "Sevgilim benim, 
ben de oyum, biz iki beden icinde iki ruhuz "(Bu soz Hallac-i Mansur' undur. Bkz. et- 
Tevasin: 34 ondan son raki beyit de soyledir: 

"Beni gordugun zaman onu gormiis olursun, onu gordiigun zaman bizi gormiis olursun. ") 
sozii gibi bir §ey . 

Gazali yulcandaki soziin Hallag'a ait oldugunu bildigi hal de bile bile adini gizliyor ve 
arkasina siginiyor. Hallag bilindigi gibi hululiyesi olup ilahi hakikatin ikiligine inanir. Allah'in 
(c.c.) iki yiizii yahut iki tabiati oldugunu, bunlann lahut ve nasut, yani ilah ve insan tabiati 
yahut yiizii oldugunu soyliiyor. Lahut (Allah) nasut (insan) da hulul etmi§tir. Onun igin 
insanin ruhu ilahi hakikatin lahutisi (ilahisi)dir. Onsuz oldugu zaman da nasutisi (insanisi)dir. 
Gazali ittihadi reddedip ittihada benzeyen bir §eyi kabul etmekle ittihaddan daha kotii olan 
hulule (Allah'in insan §ekline buriinmesi) inanmis. olur. Bunun acik delili de Gazali'nin 
naklettigi Hallac'in beyitidir. Hallac'in hulul inancim acik ga ifade etmektedir. 

Bu hal ku§attigi ki§i ile beraber mecaz.dilinde ittihad hakikat dilinde tevhid diye adlandinhr. 
Bu gergeklerin ar kasinda oyle sirlar var ki onlara dalmak caiz degildir." (Gazali, Miskatu'l- 
Envar: 122 basim 1934 Gazali sir dedigi sag maliklarin desifre edilmesini ve igyiiziinii 
insanlara agiklanmasini da caiz gormeyerek sahiplerine bir nevi dokunulmazlik tanimaktadir) 

Kimin tevhidi? Rasulullah'in (s.a.v.) tevhidi mi? Yoksa nezih ve temiz ashabinin tevhidi mi? 
Ey Gazali ve benzer lerinin kurbanlan, ey bu zindiklan kuts ali astiranlar veya is lam 
oldugunu soyleyenler cevap veriniz? 

2. Boliim 

Vahdet Sacmahklan 

Vahdet mitolojisine dair Gazali'nin soylediklerine bakalim: 



" Her sey (kul) onunnurundandir. Belki baska varhgin hiiviyeti" (kimligi) onsuz ancak 
mecaz yolu iledir, (yani baska varhklann varhgi ger<jek degil, mecazdir) o halde onun 
disinda bir nur yoktur (ne nur varsa odur) diger biitiin nurlar onun yuziinun zatinda 
degil, onun tarafindaki yiizdendir. Her seyin yiizii ona doniik ve yonii ona yoneliktir. 

Allah (c.c.) soyle buyuruyor : 

"Ne tarafa donerseniz Allah'in yiizii oradadir."(Bakara: 2/115) 

O halde ondan baska ilah yoktur. §iiphesiz ilah, ibadette yiizlerin kendisine doniik 
oldugu seyin ifadesidir. ilahlastirma, yani kalblerin yiizleri de nurlar ve ruhlardir. Belki 
ondan baska ilah olmadigi gibi (belkema lailahe ilia niive) ondan baska o da yoktur, (fe 
la huve ilia huve) §iiphesiz o (huve) isaret edilen seyden ibarettir. Nasil olursa olsun. 
Ona olmayan hicjbir isaret yoktur, belki ne zaman isaret etsen, gergekte ona isaret etmis 
olursun ." (Gazali; Miskatu'l-Envar: 124. Bu da Gazali'nin hazirladigi 
felakettir. ) 

Alemdeki her varhgin (huviyetin) Allah'in (c.c.) huviyetini yani hakikatinin aynisi oldugunu 
ve hangi varliga isaret edilirse Allah'a (c.c.) isaret edilmis olacagini soy*luyor. Mesela bir put 
veya oliiye isaret edilirse, Gazali'nin rabbine isaret edilmis olur. Neden olmasin ki? Putun 
mahiyeti veya hakikati Gazali'nin anlattigi rabbin mahiyetinin kendisi degil midir? ! 

Gazali'nin uydurdugu ve kendisinden sonra gelen tasav*vuf kahinlerine vasiyet ettigi mitoloji 
iste budur. Vahdet sac*mahginin yeni bir terennumunii dinlemek ister misiniz? 
§oyle diyor: 

" La ilahe illallah" avamin tevhididir. La huve ilia huve havasin tevhididir . 

(Gazali, tevhid kelimesinin gerektirdigi seylere imanin, avamin tevhidi oldugunu iddia ediyor. 
Ciinkii uluhiyet ve rububiyeti sadece Al*lah'a (c.c.) tahsis eder ve bagkalarindan nefyeder. 
Dolayisiyla yarahklarin ve yaratmamn varhgini ispat eder. Bu da iki mevcudun varligim yani 
biri digerinden farkh iki mevcudun varhgini ispat eder. Vahdeti yok eden bir anlayisi kabul 
eder. Bu ise tasavvufgulara ve onlarin kahinlerine gore sirktir. Onun iqin La ilahe illallah' in 
avamin tevhidi oldugunu soyleyerek horHarlar. Halbuki biitiin peygamberlerin tevhidi odur. 
Gazali'ye ve tasavvufgulara gore havasin tevhidi ise "la huve ilia huve"dir. Ciinkii bu soz bir 
tek varhgi (mevcudu) ispat eder, gayriyeti, kesreti ve taaddiidii (bas*kahgi, goklugu ve bir den 
fazla olusu) nefyeder. Goriiniimleri degisik olan bir tek mevcudu isbat eder ki bu goriiniimler 
halk (yaratiklar) adini almistir. Yaratilan He yaratan arasindaki varhklar arasindaki gayriligi 
ve baskahgi nefyederken birincinin varligimn ikincinin varhginin aym (kendisi) oldugunu 
ispat eder. Sanki onun varhgindan baska bir varhk, onun zatindan baska bir zat yok, demek 
olur. Zatlardaki bu vehmin gok*luguna ise, kalpleri kor olanlar inanir! tste Gazali'nin sizlere 
uygun gdr*diigu din! ) 

(^iinkii o daha genel, bu ise daha hususi, daha samil, daha dakik, daha hakh olup 
sahibini mahza ferdaniyet (ferdiyet) ve sirf vahdaniyete daha fazla dahil eder. 
Yarahklarin mizacinin zirvesi ferdaniyet memleketidir. Onun otesinde bir yiikselis 
yoktur. ^iinkii yiikselis ^okluk olmadan tasavvur edilemez. Bu bir nevi izafettir ki 
yiikselisin kendisinden ve kendisine yapildigi seyi gerektirir. Kesret (gokluk) ortadan 
kalkinca vahdet (birlik) gergeklesir, izafet kalmaz ve isaret yok olur. Artik yiikseklik, 
asagihk", yiik*selen, inen diye bir sey de kalmaz. Artik yiikselmek ve terakki etme 
miistahil olur .(Bu ifadenin aymsini Tezkiratu'l-Evliya: 2/2163 da tasavvufgu Feriduddin 
Attar kullanmistir.) 



En yuksegin otesine yiikselme ve vahdetle beraber kesret yoktur. Kesretin yoklugu 
halinde yukseli? de yoktur. Ortada bir degi^me varsa, o da diinya semasina inmi^tir. 
Yani yuksekten asagiya i§rak olur. £unku daha yuksegi olmasa da -en yuksegin asagisi 
vardir. Bu da ancak Allah'i (c.c.) bilen alimlerin bilebilecegi gizli kiinhii olan ilimdendir. 
Bunlar onu ifade ettikleri zaman onu ancak Allah'i (c.c.) bilmeyenler inkar eder ." 
(Gazali, Miskatu'l-Envar: 125. Yuce Allah arsina istiva et*tigini meleklerin kendisine 
yukseldigini (uruc ettigini) salih ameli kendisine yiikselttigini bildirmistir. Ama Gazali hakkin 
karsisina batih dikmeden edemediginden olacak ki yiikselisin (urucun) miistahil oldugunu 
soylemis ve kesinlikle reddetmistir. Ciinkii inandigi vahdeti vucutla ters diismek istemiyordu. 
Herhangi bir kisinin Allah'a (c.c.) yiikselisini kabullenmek kesreti, gayriyeti ve taadiidu 
kabullenmek demektir. Ciinkii yiikselen ve kendisine yukselinen kisilerin varhgini gerektirir. 
Bu ise Gazali'nin inandigi vahdete aykiri ve onunla gelisen bir ikiliktir. Onun igin herhangi 
bir yiikselisten soz edilirse, o sadece bir yiikselistir : Zira yiik*selis zati ilahinin kendisinden 
kendisiyle ve kendisine olmaktadir. Yuk*selisi yapan kendisine yiikselis yapilan bizzat 
kendisidir, demektedir. 

Yiikselen ve inen denildigi zaman da aymdir. Ciinkii inen de, yiikselen de bir zattir. Inmek de 
yiikselmenin kendisidir. Ciinkii gergekte bir*birinin aynisi iki vasiftir. Sadece itibari olarak 
farkhdirlar. Bir anda bir durumda kendileriyle bir tek zat tavsif edilir ki, o da ilah zattir. 
"Melek*ler ve ruh ona yukselir." (Mearic: 70/4) ayetinde sozu edilen veyiik*selen melekler, 
baska isimler tasiyan zati ilahinin bizzat kendisidir. Al*lah'in (c.c.) kendisine yiikselttigi salih 
amel, baska bir vasifiginde zati ilahinin bizzat kendisidir. Aksi halde kesreti ve taaddudu 
sonra Allah'in (c.c.) yarattiklardan ayri olusunu kabullenmek gerekecektir. 

Iste Gazali'nin tevhid anlayisi budur. Artik siz degerlendirin. Bun*dan sonra ayni 
sagmaliklarla, ama yeni bir isim, biiyuleyici bir kiyafet ve gozler kamastiran aldatici biiyiik 
bir lakapla karsiniza Ibn Arabi gikar.) 

Gazali, Allah'la ilgili sozlerine §oyle devam ediyor: " Diinya semasina inisi vardir. O inisi 
de duyulan i$let*mek, organlari hareket ettirmek icjndir. Rasulullah'in (s.a.v.) "Onun 
kulagi olurum..." soziinde i^aret edilen odur. O halde i^iten, konusan ve goren odur, 
baskasi degil "(Gazali, Miskatu'l-Envar: 125.) 

Gazali'nin hak ile halk (yaratiklar) birligine inancini bu son ciimle ifade etmege yeterlidir. 
Gordugunuz gibi konu§an, goren ve i§iten herkesin Allah (c.c.) oldugunu ifade ediyor. Bu 
kuruntularda haktan bir panlti ve bu sa^mahklarda tevhidden bir kivilcim oldugunu bir 
muslumanin kabul edecegini sanmiyorum. Olsa olsa tasavvufi vahdet Cehennem'inin 
karanhklanyla ortahklan doldugunu ve olesiye nefesleri bogdugunu mu§ahade eder. 

Gazali bu sozlerini ne kadar mantiksiz ve tevhide ne kadar aykiri oldugunu farketmis. ve hak 

ehlinin §im§ek*lerine hedef olacagini anlamis. olacak ki bu sac^mahklarina kar§i gikanlan " 

Allah'i (c.c.) bilmeyenler " olarak nitelemi§tir. Allah'i (c.c.) bilmeyenler, dedigi kimler ola? 

Allah'i (c.c.) bilmeyenler, dedigi Kur'an-i Kerim'in ortaya koydugu gergek dine iman eden, 

Gazali ve benzerlerinin hurafelerine kar§i gikanlardir. 

Evet, tasavvufun kahinleri onlan boyle niteliyor. Dogrusu bu sozlerle Gazali, kitabinin birini 

adlan*dirdigi gibi, Faysalatu'l-Tefrika Beyne'l-Kufri ve'z-Zendeke (kufur ve zindikhk 

arasinda ayinmin olgiisii) degildir. Bu ol*gii sadece ve sadece Gazali gibilerini sanik 

sandalyesine otur*tan, bu hurafelerini ve onlara inananlan mahkum edip yerin dibine gegiren 

Allah'in (c.c.) kitabi Kur'an'dir. 

(Gazali'nin bazi yazilarinda selefilige dahiyane meyletmesine sasmamahsiniz. Ciinkii 



Gazali'nin yiizleri goktur. Zamanimizda degisik insanlarin karsisma bu yiizlerle gikmistir. 
Bakarsiniz Esaridir. Ciinkii Nizamiyye Medresesi' nin sahibi Nizamulmulk boyle olmasini 
istemi§tir. 

Halbuki kendisi felsefenin diismamdir. Qiinku o zaman kitlelerde felsefe du§manhgi vardi. 
Bakarsiniz, kelamcidir. Ama Hanbeillerden gekindigi igin kelamcilara diisman gorunur. 
Ornek verdigimiz yerlerde ve "el- Maznunu Biha ala Gayri Ehliha " kitaplarinda tepeden 
tirnaga kadar Esari ve tasavvufgudur. Diger kitaplarinda da bazen Esari, bazen de Esari 
Selefi karisimi olarak karsimiza gikar. Bu sekilde her kesime hos*andiklarini bildigi yiizle 
goriinur. Bu yiiziin hakyiizii veya batilyiizii olmasi onemli degil.) 



Gazali ve Tasavvuf cularin Ke§fi: 

( Bu kisim Abdurrahman Abdulhalik'in el-Fikru's-Sufi fi Dav'il-Kitab ve's-Sunne adli 
kitabindan alinmistir) 

Gazali evliya diye adlandirdigi tasavvuf ?ul ara bir qok ilhamlann geldigi ve ke§f yolu ile gizli 
§eylerin onlara agik oldugunu iddia etmi§ ve §oyle demi§tir: 

" Enbiya ve evliyaya ke§f vaki olur, kalplerine nur dolar. Bu okuma, yazma ve talim ile 
degil, belki dunyaya meyletmeme, ziihd, kalbi diinya i^leriyle me^gul etmeme, himmet 
kunhuyle Allah'a (c.c.) yonelme yolu ile olur. Kim Allah (c.c.) Uin olur*sa, Allah da 
onun igin olur. Bunun yolunun biitiin diinya iliskilerinden kesilme, kalbe diinyayi 
sokmamak, mal, coluk cocuk. memleket, diinya, makam ve mevkiden himmeti kesmekle 
oldugunu soylediler. Hatta kalbi o dereceye kadar sabreder ki artik ona bir §eyin varhgi 
ile yoklugu e§it gelir. Sonra bir ko§eye gekilir, farz ve revatip (sunnet)lerle yetinir, 
kalbini her §eyden bosaltmis ve himmetini toplanns olarak oturur. Dusuncesini Kur'an 
okuyarak veya bir tefsir miitalaa ederek dagitmaz, ne hadis ne de baska bir §ey yazmaz 
sadece akhna Allah'tan (c.c.) baska bir sey gelmemesi igin cabalar. Halvette oturduktan 
sonra dili ile siirekli "Allah Allah " der ve kalbini ona baglar. Dili hareket ettirmeyi 
terkedinceye ve kelimenin sekli silininceye ve sadece kelimenin manasi kalbinde kahp 
onunla doluncaya ar*tik lazimi gayri miifank bir hal ahncaya kadar bu durumda 
de*vam eder. Bu dereceye gelebilecegi gibi vesveseleri defe*derek bu durumu daha da 
devam ettirebilir. Arna Allah'in (c.c.) rahmetini gekme konusunda bir segim yapma 
yetkisi yoktur. ^iinkii bu yaptiklanyla artik Allah'in (c.c.) rah*metinin nefhalariHa 
maruz kalnns olur. Artik yapacagi sey, bu yolla enbiya ve evliyaya verdigi gibi, Allah'in 
(c.c.) verecegi rahmeti beklemekten ibarettir. 

iste o zaman niyeti sadik himmeti saf ve uygulamasi giizel olmussa, artik sehvetleri onu 
rahatsiz etmemis ve nefsi kendisini dunyevi seylerle mesgul etmemisse, kalbinde hayir 
panlnlan parlar. Baslangi^ta ani simsek gibi olur ama tekrar gelir, gecikebilir de. 
Tekrar gelince devamh olabilir veya kesik olabilir. Devamh olursa, bu devamhhk 
uzayabilir, uzamayabilir de. Boyle kisiler bunun artmasi igin gahsabilir yahut bir tiirle 
yetinebilirler. 

Bu konuda Allah'in (c.c.) velilerinin menzilleri sayila*mayacak kadar goktur. Tipki 
yaratihslan ve ahlaklari sayilmadigi gibi. Bu yol kendi tarafindan mahza temizlige, 
tas*fiye ve tecellilere sonra istidat ve beklemeye bakar! " (Gazali, ihya-u Ulumiddin: 3/19- 
20) 

Ke§fe ula§mak isteyen tasavvuf guya dair Gazali'nin §u sozlerine bakiniz: 



" Kalbini her §eyden bo^altmi? ve himmetini toplamis olarak oturur, dii$iincesini Kur'an 
okuyarak veya bir tefsir miitala ederek dagitmaz, ne hadis, ne de baska bir sey 
yaz*maz... Sadece siirekli olarak Allah, Allah der.. ." 

Acaba Kur'an ve Sunnette boyle bir sey var midir? Yoksa bununla tasavvufgu Allah'i (ex.) 
veya Allah 'in (c.c.) nurlarini yahut melekleri veya Rasulti gormez gibi elde etmesi mumktin 
olmayan bidat mi islemektedir? ! Bu bidat zikir sonunda acaba tasavvufgu seytan atesinin 
kivilcimlarim, tuzaklarimn ipleri ve miiminlerin yolundan ayri biryol izleyenlerin 
ugrayacagi Cehennem atesinin alevlerinden baska ne gorebilir? 

Tasavufculara bu gibi sacmahklarda akil hocahgi yapan, onlann kiifiir ve zindikhklannin 
yayilmasina hizmet eden Gazali biitiin bunlara ragmen tasavvufculara meleklerin nazil 
oldugunu soylememektedir. Herhalde peygamberden sonra kendisine vahyin indigini iddia 
eden kimsenin kafir olacagini bildigi icin peygamberlere indigi gibi meleklerin tasavvufculara 
da inecegini soylememi§tir. 

Ama bunu soylememekle Gazali tasavufculann tagutlanni kizdirmis. olacak ki me§hur 
tagutlan ibn Arabi bundan dolayi kendisini elestirmis. ve yanildigini soyleyerek meleklerin 
peygam*berlere indigi gibi tasavvuf^ulara da indigini sadece getirdikleri §eylerden 
birinin vahiy digerinin Uham oldugunu soylemi^tir [/color]. 
(Abdulvahhab el-§a'rani el-Yevakit ve'1-Cevahir: 2/24, 25) 

§oyle diyor: 

" Aralanndaki fark, melegin inmesinde degil, indirdigi §eydedir. ^iinkii melegin 
peygambere indirdigi tabi olan veliye indirdiginden ba^kadir. Melek tabi olan veliye 
ancak peygamberine ittiba etme ve hadis gibi kesin bilemedigi §eyleri kendisine 
ogretmek iizere iner. Mesela alimlerin zayif oldugunu soyledigi bir hadisin sahih 
oldugunu ilham meleginin ona bildirmesi gibi. Allah (c.c.) ehlinin bildigi $artlarla veli 
kendisi icin artik o hadisle amel edebilir... 

Gazali ve baskalanni veliye melegin inmeyecegini soy*leyerek yamlmalarinin sebebi 
zevkin yoklugudur. Suluklanyla biitiin makamlarim bildiklerini sandilar. Kendileri i^in 
bunu kabul edip melegin kendilerine inmedigini goriince, kar$i ciktilar ve bunun 
peygamberlere mahsus oldugunu soylediler. Zevkleri sahih, ama hiikiimleri batildir... 
Gaza*li ve baskalan Allah ehlinden kamil biriyle bir araya gelip melegin tasavvufguya 
indigini kendilerine soyleseydi, bunu kabul eder ve kar$i cikmazlardi. Nitekim ilham 
melegi sayilamayacak kadar gok ilimlerle bize nazil olmu^tur. Bi*zim gibi inanmayan 
bir goklari da boyle oldugunu soylemi§ ve yolumuza du$mu$tur." 

(Abdulvahhab es-§a'rani: age/84. Bunun detayh elestirisi ve kef*fe dayandirilan saqmahklar 
hakkinda genis bilgi igin bakiniz, Abdurrahman Abdulhalik, el-Fikru's-Sufi fi Davi'l-Kitap 
ve's-Sunne: 175, 199, 1986 uguncu baski (geviren)) 



Ibn Amir el-Basri'nin Tannsi (S.98) 

Soylediklerimizin selefinden halefine kadar biitiin tasavvufculann dini oldugundan §uphenizin 
olmamasi igin bazi kiiciik putlannin dininden de soz edeyim. ibn Fand'm Taiyyesi'ne vezin ve 
kafiyede nazire yazdigi, tipki onun pis*likleriyle sivadigi ibn Amir'in §u taiyyesine bakalim. 
§oy*le diyor: 

" Sevgilim bana her yonden tecelli etti. Onu her mana ve surette mii^ahade ettim. Sirlan 



ke^federek bana benden seslendi, o sirlar letafet ve yiicelikte baskasinin bulunmasindan 
miinezzehtir . (Musluman "Allah ortaktan miinezzehtir" derken, tasavvufgular "Allah yardan 
milnezzehtir" derler. Yard ondan baskasi (gayri)yoktur, giinkii o her seyin aym (kendisi)dir.) 

Bana, kim oldugumu biliyor musun? dedi. Dedim ki "Ey seslenen, sen benim, giinkii sen 

benim hakikatimsin. 

Baktim, ortagi olmayan ama kesretle ortiinen mahza vahdetten baskasini gormedim. 

E$ya <;ogalmi§ halbuki hepsi (el-kullu) birdir, bir hiiviyet iginde dercedilmi§ sifatlar ve 

zat, 

Sen benim hayir, ben sensin (Rabbine "Sen benim ve ben sensin" diyor. Halbuki biitiin kiifiir 

ve inkarina ragmen iblis "Onlarin dirilecegi giine kadar bana miihlet ver. " 'Hicr: 15/36) 

diyordu. Kafir ve melun, tasavvufgular kadar kiifiir* de ileri giden yok.) her tiirlii gayr ve 

ortahk*tan miinezzeh bir vahdet ." 



Sadreddin Konevi'nin Tanrisi (S.99) 

(Sadrettin el-Konevi Muhammed b. ishak olup h. 673 miladi 1274 yihnda olmiistiir. 
Nasiruddin et-Tusi He igli dish olmustur.) 



Neratibu'l-Viicut" kitabinda Konevi §oyle diyor: " insan hakkin kendisidir. Zat, sifat, ar§, 
kiirsi, levh, kalem, melek, cin, gokler ve yildizlar, yer ve igindekiler, diinyevi ve uhrevi 
alim, varhk ve igindekilerdir insan. Hakkin kendisi odur. (Tasavvufgular hak kelimesiyle 
Allah'i (c.c.) yahut yaratilmis suretlerde tecelli etmeden onceki ilahi hakikati kastederler) 
Halk da odur. Kadim ve hadis odur "(Sadrettin el-Konevi; Neratibu'l-Vucud §am 
Zahiriyye Kutiip*hanesi 5895 de kayith el yazmasindan naklen el-lnsanu'l-Kamil 115 Dr. 
Bedevi.) Konevi'nin bu sozlerindeki putperest unsurlari sanirim okuyucuya gostermeye 
gerek yoktur. giinkii her §ey ortada ve gozler oniindedir. 



Abdulgani en-Nablusi'nin Tanrisi (S.99-101) 

(Abdulgani b. Ismail en-Nablusi h. 1143 miladi 1731 yihnda dlmiistiir. Meshur 
tasavufgulardan olup "Izahu'd-Delalat fi Cevazi Semai'l-Alat yaninda baska eserleri de 
vardir.) 

"Sana biat edenler, ancak Allah'a biat ediyorlar. "(Feth: 48/10) ayetini izah ederken en- 
Nablusi §oyle diyor: " Yiice Allah Peygamber Muhammed'in Allah oldugunu, biatim da 
Allah'in (c.c.) biati ve biat icjn uzatilan elinin Al*lah (c.c.)'m eli oldugunu haber 
vermi^tir ." 

Yiice Allah'in (c.c.) Hz. Musa'ya "Ben seni secjim." (Taha: 20/13) ayetini de §oyle acikhyor: 
" Ben olman igin ve ben sen olniam icin, benden sana vathyedileni dinle. Bu da gafil 
insanin kendi nefsiyle konusmasina benziyor o nef-siyle konu^uyor ve nefsi onunla 
konu^uyor " 

Yine Yiice Allah'in (c.c.) Hz. Musa'ya: "Benim nezaretimde yeti^tirilmen i^in sana kendi 
sevgimi liitfet*tim" (Taha: 20/39) ayetini aciklarken de §oyle diyor: " Zatmn sana 
giydirdim ki onunla ben goriineyim ve sen kay*bolursun. Sen goriiniirsiin, ben 
kaybolurum. ikisi iki degil, bir ki^idirler. " (Abdulgani en-Nablusi, Hulmu §athi'l-Veliyyi 



§am Zahiriyye Kutuphanesi 4008 no' da kayith elyazmasi kitabindan naklen Dr. Bede*vi 
§atahatu's-Sufiyye: 153.) 

en-Nablusi kadar utanmadan yalan soyleyen ve batih tervic. etmek igin iftirayi meslek edinen 
kimse gormedim. Vahdeti viicut inanglannda tasavvuf tularin Kur'an ve Siin*nete bagh 
kaldiklanni soyleyerek §oyle diyor: 

" Rabbimizi tammada Kur'an da kendisinin kullandigini kullanmada, peygamberin 
onun i(±i kullandigim kullanmada azigimiz ve dayanagimiz Kur'an'i Kerim'e ve 
Rasulullah'in siinnetine sarilmaktadir ." (§atahatu 's-Sufiyye ayni yer. Tasavvufgular bu iki 
yiizlulukle muslumanlari dinlerinde aldatirlar. Qunku canina okumak igin batila hak 
elbisesini giydirirler.) 

Edepsizce kufurle yetinmemis ona gok adi bir iftirayi eklemistir. Vahdeti viicuda sanlmada 
azik ve dayanaginin Kur'an oldugunu iftira etmisjtir. tnaniyorum ki en-Nablusi 'nin 
akidesinden habersiz olarak naklettigimiz son parag*rafi okuyan bir kimse onun kalbi 
hakkin nuru He tasan ve miimin olduguna inanir. Biitiin tasavvufgular bbyledir. Her 
duruma uygun bir kiyafet giydirir ve okuyucuyu memnun edecek bir siis verir. Ne zaman 
ona inanirsa onu avlar ve ol*durur. ^iinkii hepsi anlatimda batila hak elbisesi giydirirler. 

Allah'in (c.c.) kitabina kin ve nefret sava§i agan sapik biitiin firka ve inane mensuplan bu 
§ekildedir. Allah'in (c.c.) vahyini acikca yalanlamiyor oldiiriicii iki yiizliiliigiiyle hedeflerini 
maskeleyip lafizlanni kutsalla§tirdigini soyleyerek onlara Allah'in (c.c.) hie cevaz vermedigi 
ve Kur'an'la hicbir ili§kisi bulunmayan manalar giydiriyor. Bu kihfla bakarsiniz kiifriin 
anlamini iman ve batihn hak*kin kendisi oldugunu soyliiyor onun icin bunlann Allah'in (c.c.) 
soziinii yalanlamada en aleak ve en korkunc oldugu goriiliir. Kiifriiniin sinsiliginde Bahailik 
ve davetinin deccalhginda Kadiyanilik soylediklerimin en agik delilidir. ikisi de Allah'in 
Kitabina ve Rasuliiniin Siinnetine inandigini iddia ettigi halde bakarsiniz Allah'in (c.c.) 
Rasulii'niin ve Kur'an'in en amansiz dii§manlan onlardir. 



Ibn Besi?'in Tannsi (S.101-102) 

(§azaliyye tarikatimn ileri gelenlerinden Abdusselam b. Be§i§'tir.) 

ibn Be§i§'in uydurdugu vird biiyiileyici bir emel te§kil et*mi§tir. Tasavvufculann icine 
dii§tiikleri iimizsizlik ve dok*tiikleri gozya§lan bedbinlikten sonra ok§ayici bir seher yeli rolii 
oynami§tir. £iinkii tarikat farkhhgina ragmen hepsi de onu kutsalhk ve rabbanilik sacan bir 
vahiy, secde melek*lerini hu§u iginde kildigi bir namaz ve Firdevs ortiileri icin*de hurilerin 
okudugu bir te§bih sayarlar. 

Seher gecenin alnindan optiikge put tapinaklannda tasav-vufculann okudugu §u virde 
bakalim: " Allah'im kendisin*den sirlarin yarihp Qiktigi, nurlarin fi^kirdigi ve 
ger^ek^lerin kendisinde yuseldigi ki^iye salat eyle ." 

Tasavvufun Hakikati Muhammediye mitolojisini acikca dile getiren hezeyanlar! Ancak bu 
hezeyanlann sesi yavas. yava§ yiikselerek feryada ve naralara donii§mektedir. Soy*le devam 
ediyor: 

" Her §ey onunla vardir, ciinkii denildigi gibi vasita ol*masaydi kendisi i^in vasita 
yapilan olmazdi. Allah'im, o sana delalet eden kapsamli sirrindir. Senin igin ve oniinde 



duran en biiyiik perdendir ." 

Sonra gilgin bir vaziyette inanci uzerindeki maskeyi yirtarak Allah'a (c.c.) su tasavvufi kiifiir 
kelimelerle yalvarmak*tadir: " Beni ehadiyyet denizlerine at, tevhid batakuklarin*dan 
kurtar. Vahdet denizinin pinarina batir ki ancak onun*la goreyim isiteyim, hissedeyim 
ve bulayim " 

Her tarafi sesizlik ve siikunetin kapladigi biitiin varhk*lann lisani hal ile Allah'a (c.c.) tesbih 
ettigi, miimin gon*liimun yiice yaratici icin sevgi ve imanla doldugu seller vaktinde 
tasavvufcular Allah'a (c.c.) " Bizi tevhid batakhgm*dan kurtar " diye yalvanyorlar! Kiifiir 
ve ilhadin ancak bu kadari olur! 



Muhammed ed-Demirtas Tannsi (S.102-103) 

(Muhammed ed-Demirtas el-Muhammedi olup h. 929 yihnda olmiistiir.) 

ed-Demirtas. vahdet inancini §oyle dile getiriyor: 

" Ortii kalkmadan once bir zamanlar benim sana zikr ve siikreden oldugumu 

saniyordum, 

Karanhk gekilince arhk zikreden ve zikredilenin sen ol*dugunu gordttm ." (ed-Demirtas 

el-Kavlu'1-Ferid: 16 h. 1348 bash) 

Bakiniz §u i§e! §u miilhid bile goziinden ortii kalkip kendisinin Allah oldugunu iddia ediyor! 
§oyle devam edi*yor: 

" Her $eyde bir mevcut olan sadece odur. Ancak vehim*de "ba§ka" diye adlandinlmi^tir 



Buradaki "kullu" kelimesi kapsam ve §iimul bakimindan her §eyi icerir. Hissin idrak edecegi, 
vehmin haya edecegi veya giidiilerin farkina varacagi ne varsa, hepsi zat ve sifat olarak 
Allah'in (c.c.) ayni (kendisi)dir. Ne var ki vehim (kuruntu) bu gercek ile akillar arasinda engel 
olmu§, onlar da hissedilen butun bu varhklar ve zihinsel suretlerin Al*lah'tan (c.c.) ba§ka 
§eyler oldugunu sanmi§tir. Onun icin §oyle diyor: 

" Allah'tan (c.c) baska varhk yoktur, baskasi vehim ve hayaldir ." (ed-Demirtas age: 14) 



Ibn Acibe'nin Tannsi (S.103-104) 

(Ahmet ibn Acibe el-Idrisi el-Masi, hicri onuguncu asnn ortaHarinda olmustur.) 

Sinsi bir §ii Fatimi ruhla beslenen ibni Acibe, ibn Ataullah'in Hikemin'den §u beyitleri ahp, 
a§agida belirtecegimiz gibi aciklamaktadir. 

" Bir rab, bir kul ve ziddi nefyetmek mi? Ona dedim ki, bende boyle bir §ey yok! 
Oyleyse sizde ne var? dedi. Bizde viicudun varhgi ve vecdin yoklugu, hakki terkederek 
bir hakki tevhid vardir. Benden baska hak yoktur. " 

Beyitleri soyle aciklamaktadir: 



" Anlami §udur: Ubudiyet i^in rububiyet manalarimn sir*lanndan ayri ve kendi 
kendine kaim mustakil bir yer kabul ederek (Allah-alem) ayinmi yapanlari 
reddetmektedir. Ciinkii bu ayirimin olmasi halinde ubudiyet rububiyetin vasiflarina 
aykiri dii^er. Halbuki hakki (Allah'i) tevhid ederken "Onun hicjbir ziddi yoktur" 
diyorsun. Eger favki (Allah-alem ikiligini) kabul edersen, kendi soztinu nakzetmis 
(onunla £eli?mi§) olursun. Onun igin ibn Ataullah "Ve ziddi nefyetmek" demi^tir. 
Burada vav harfi beraberlik bildirmekte olup bu beraberlik inkar edilmektedir. Yani 
ubudiyet rububiyetin vasiflarina aykiri oldugu halde ve rububiyetin ziddi kabul 
edilmemisken, mustakil bir rab ve mustakil bir kul olabilir mi? 

Ger^ek $u ki Allah fark kahplarinda biitiin varhklarin goruniimiinde tecelli etmi^tir. 
(Yani biitiin varhklar Al*lah'in goruniimii olup varhklari Allah'in varhgindan ayri bir 
§ey degildir.) Ubudiyet kahplarim izharda rububiyyet azametiyle zahir olmus 
(goriinmii^) tiir. Hepsi bu kadar! " 

{Ibn Acibe, Ikazu'l-Himem \fi §erhi'l-Hikem: 209 vd.) 

Sinsi bir §ii Fatimi olan ibn Acibe'nin bu sozlerini biraz agahm. §unlan soylemek istiyor: 
Inaniyoruz ki rububiyetin ziddi yoktur. Zat ve sifatlarda rububiyetten farkli olan bir 
ubudiyetin varhgini kabul edersek kendi kendimizle celi$kiye du§mii§ ve soylediklerimizi 
yalanlamig oluruz. Inamlmasi gereken §ey, mutlak vahdet (teklik)tir. O da kulun rabbin 
bizzat kendisi oldugudur. Ancak bu §ekilde "Rabbin ziddi yoktur" sozumiizle celitjkiye 
dii§memi§ oluruz. 

(Goldziher soyle der: "Tasavvufgular dusuncelerini bilerek Kur'an ve Sunnet'e katmaya 
gabalamislardir. Boylece Philo'nun mirasim Islam' a aktarmislardir. " Bkz. el-Akide ve's- 
§eria:140.) 



Hasan Ridvan'in Tannsi (S.104-105) 

{Hasan Ridvan hicri 1310 yihnda olmustiir. Qagdas tasavvufgu sayihr.) 

Hasan Ridvan "Ravdu'l-Kulub el-Mustetab" adh uzun §i*irinde §oyle diyor 

" Alemde onun chsinda bir §ey yoktur, e$ya onunla birlenir, 

Vehmedilen varhgin goklugu esasinda birlikte yokluktur, 

Hak biitiin e?yada zahirdir ve gorunen tezahurleri (varhklar) onun sirri ile kaimdir. 

Zerrelerden her bir zerre her §eyin O'nun (Allah'in) zatimn aynisi oldugunu soyluyor, 

Vahdeti viicud (varhgin birligi) her §eydedir, ancak farik (ayirici ozellik) var gibi kabul 

edilir, 

O halde hudus ve fena ile nitelenmesi veya tarif edilme*si (marife getirilmesi) zarar 

vermez ." 

{Hasan Ridvan, Ravdu'l-Kulub el-Mustetab: 269, hicri 1322 baski.) 

Hasan Ridvan tasavvuf yoluna girenleri mujdeleyerek §oyle devam ediyor: 

" Nuru artmaya devam eder ve nihayet onda tevhid kemal bulur, 

Vahdeti vucudun sirri kendisine acjhr ve zevkini ondan ahr, 

Kastedilen vahdet nuru ile gorulen gokluk yok olur, 

Birleyici gozii ile kainatta bir tek zattan baska bir §ey gormez ." {Hasan Ridvan, Aged 

15.) " 



Ve kendini ilah edinen Ebu Yezid el-Bistami (S.105) 

(Horasan'in Bistam sehrinde dogmus ve hicri 874 yihnda ora*da 6lmu§tur. Zamanin meshur 
tasavvufgularindandir) 

§imdi de Tayfur Ebu Yezid el-Bistami'nin sagtigi zindikhgi dile getiren §u sozlerini 
nakledelim: 

" Allah'tan Allah'a cjktim, nihayet benden bende "Ey ben sen olan" diye seslendi 

.{Feriduddin Attar, Tezkiratu'l-Evliya: 1/160.) Ve "Subhani (kemal sifat*lanyla muttasif 
ve noksan sifatlardan miinezzehim) ma a'zama §a'ni < s;i iiim ne yucedir!) " 

(Feriduddin Attar, Age ayni yer. Ebu Yezid el-Bistami'nin Islam inanglariyla bagdasmayan 
sozlerini tasavvufgular red ve inkar edecekleri yerde onlari temize gikarma, hakh gosterme ve 
savunma yoluna gitmislerdir. Mesela Celaleddin er-Rumi bu yolu izlemis ve Bistami'nin 
sozlerini hep temize gikarmaga gahsmistir. Ahmed Eflaki, Meuakibu'l-Arifin: 2/39-40, Milli 
Egitim Basimevi Istanbul 1966.) 

Kugiik tannlann ana biiyiik tannganin dinine nasil bagh oldugunu goriiyorsunuz, degil mi? ! 

FUYUZAT-I RABBANIYE - ABDULKADIR GEYLANI 

Yiice Rabbimi mana aleminde gordiim ve kendisine sordum "jddiasi ve yalani (S. 17-18) 
YUCE RABBIMi MANA ALAMINDE GORDUM VE KENDISINE SORDUM 

• Ev Rabbim! dedim, a§k'in manasi 
Buyurdu ki? 

• A§k, a§ikla ma§uk arasinda bir hicaptir. 
Rabbim devamla buyurdu: 

— .Ey Gavs-i A'zam' Tevbe etmek istedigin zaman, gu*nah uzuntusunu i§ aleminden ; korku 
ve tehlikeleri goniilden cikarman gerekir. Bu takdirde Bana ula§irsin! Aksi halde alay 
edenlerden, i§i alaya alanlardan olursun. 

Ey Gavs-i A'zam! Benim HARIM-I ISMETIME girmek istedigin zaman, artik ne rniilk ve 
melekute ve ne de ceberuta iltifat etme, ciinkii miilk, alimin §eytanidir. Melekut, arifin 
§eytanidir. Ceberut vakifin §eytanidir. Bunlardan birine razi olan kimse Benim katimda 
kogulmu§lardan sayihr. 

Ey Gavs-i A'zam! Mucahede, mii^ahededen bir denizdir. 

Bu denizin bahklan orada bekleyenlerdir. O .halde niu§ahede denizine girmek isteyen 
kimsenin. mucahedeyi secip begenmesi gerekir. Ciinkii mucahede, mu§ahedenin ay'idir. Sonra 
Rabbim bana buyurdu ki: 

• Ey Gavs-i A'zam! istekliler icin mucahede lazimdir, Bana olan luzumlan gibi. 



• Ey Gavs-i A'zam! Kullanmdan Bana en sevgili olan, anasi - babasi ve evladi bulundugu 
halde kalbi benimle mes. gul bulunan kimsedir. O kadar ki, babasi olecek olursa onun icin hie 
bir uzuntii ta§imaz. Evladi olecek olursa, evlad iiziin* tiisii diye bir hali goralmez, i§te kulum 
bu mertebeye yiikse* lince artik o benim yanimda babasiz ve evladsizdir. Oylesinin dengi de 
bulunmaz. 

VE RABBIM BUYURDU: 

— Ey Gavs-i A'zam! Benim sevgim sebebiyle baba yoklugunun tadini hissetmiyen kimse, 
Vahdaniyet ve Ferdaniyet lez*zetini bulamaz. 

— Ey Gavs-i A'zam! Bir yerde Bana bakmak istedigin zaman, icinde Benden ba§kasi 
bulunmayan bir gonial sec! 

Dedim ki: 

• Ya Rab! ilmin ilmi nedir? 

• Imin ilmi, ilimden yana bilgisizliktir, buyurdu ve sonra devam etti: 

• Ey Gavs-i A'zam! Gonlii mucahedeye meyleden, kul'a mujde olsun!.. Gonlii §ehvetlere 
meyleden kul'a da yaziklar ol*sun! 

GAVS-I A'ZAM DIYOR KL 

Rabbimden Mi'rac hakkinda sordum. Buyurdu ki: «Benden ba§ka, her §eyden siynlip 
yiikselmektir. Boyle bir mi'racm ke*mali yiikselme ve huzurda saga - sola iltifat etmemektir.» 

Ve sonra buyurdu Rabbim: 

— Ey Gavs-i A'zam! Benim katimda MI'RAC'i olmayan kimsenin namazi namaz sayilmaz. 
Namazdan mahrum olan kimse Benim yanimda mi'racdan da mahrumdur. 



Rabita zikirden ustundur yalam (S.38) 

YARARLI BIR UYARMA 

Rabita ve onun keyfiyeti... Rabita zikirden ustundur. Zira rabita, §eyh'in suretini du§unup 
du§unce §eridinden gecirmek* tir. Boyle olunca da rabita, murid icin zikirden daha faydah, 
daha munasibdir. Ciinkii ir§ad makaminda olan §eyh, Cenab-i Hakk'a vasil olmakta muridi 
icin bir vasitadir. Murid §eyhiyle goniil miinasebeti kurup arttirdigi nisbette, ickide feyiz 
kaynaklan artar ve boylece yakin bir zamanda arzusuna eri§ir. 

O halde muride gereken, once §eyhinde yok olmak, sonra da Allah-u Teala'da fena bulmaya 
vasil olma imkanini elde et*mektir. 



Abdulkadir Geylaniden yardim isteme zulmtt (S.56) 



RAHMAN VE RAHIM OLAN ALLAH'IN ADIYLA 

Cok onemli bir konu ile kar§ila§tiginda, seni iizen bu musibetin Allah tarafindan 
def edilmesini arzu edecek olursan once, ya yatsi namazindan sonra ya da seher vaktinde iki 
rekat namaz kil; bu namazin her rek'atinde Fatiha'dan sonra onbir defa IHLAS suresini oku. 
Sonra da selam verdikten sonra Allah'a secde gotiir de arzu ve ihtiyacini iste! Ba§ini 
kaldinn*ca Peygamber (A.S.) Efendimize onbir kere salavat-i §erife getir. Sonra da kalkip 
IRAK cihetine KIBLE'nin sag tarafina yonelerek on bir adim atip yurii. 

Birinci adimda , Ya Seyh Muhyiddin ! soyle. 

Ikinci adimda Ey Efendimiz Muhyiddin! 

Ucuncii adimda: Ya Mevlana Muhyiddin! 

Dorduncii,. adimda; Ey; hizmete layik Muhyiddin! 

Be§inci adimda: Ey Dervis. Muhyiddin! 

Altinci adimda: Ey Hoca Muhyiddin! 

Yedinci adimda: Ey Sultan Muhyiddin! 

Sekizinci, adimda: Ey Sah Muhyiddin ! 

Onuncu adimda: Ey Kutup Muhyiddin ! 

On birinci adimda: Ey Efendiler efendisi (Seyyidler seyyidi Abdulkadir Muhyiddin!) 

Diye cagir. Sonra §oyle soyle: 

Ey Alah'in kulcugu, benim imdadima yeti§. Allah'in izniyle bana yardimci ol! Ey insanlar ve 

cinlerin Seyhi! Bana imdad eyle, ihtiyacimin yerine gelmesinde bana yardim elini uzat. 

§u maskarahgi gdriiyormusunuz !! 

Abdulkadir Geylani'nin §irk ve kiifiir manzumesi (S.57-62) 

GAVS-I A'ZAM'IN VESILE ADLI MANZUMESI 

(Bu manzume, zikirden sonra okunur). 

Du§iince goziiyle Hazretinin merhametine baktim, 

O'nu gonullere tecelli edip §efkatli bir dost olarak gordiim ! Sevgisinin dolu kabindan bir kase 

bana icirdi, Boylece benim sarhosjugum o kaseyi sunandan oldu! 

O artik her giin ve her gece bana bu §erbeti sunup durdu. 

Ve beni tarn bir sevgi goziiyle koruyup gozetti. 

Benim kabrim Beytullah'dir, gelen onu ziyaret eder, 

Ona segirtir de izzet ve nf at ile yiice makama eri§ir. Benim sirnm, Allahin sirndir, halk ile 

seyreder. Yanima sigin, eger sevgimi arzu ediyorsan! 

Benim emrim, Allah'in emridir; eger ol! dersem oluverir; 

Hepsi de Allahin emriyledir, ama sen benim kudretime hukmet! 

Mukaddes Vadide, oturmus. bir vaziyette sabahladim. TUR-I SINA uzerinde kendi kaftanimla 
belirgin oldum. 

Varhk alemi her yanda benim, icin, ho§ bir hal aldi; 

Ben de saglamla§tinlmi§ niyetimle ona layik oldum. Benim, §eref dorugunda dimdik bir 

sancagim vardir; Onun kaaidesi oylesine yiiksek ki her ummet onun kar§isinda egiliyor. 



ilim ancak benim haber verdigim denizden gelir; Nakil de ancak benim sahih rivayetimden 

olabilir. Bizim toplantimiz beyaz bir inci uzerinde olur; Dostlann ictimai da KABE- 

KAVSEYN'de viicut bulur. 

israfil'i, Levh'i ve Riza'yi ayan-beyan gordiim; ilahi celal nurlanm baki§imla mii§ahede ettim! 

Biitiin-goklerin otesine baktim, mii§ahedede bulundum; Ar§, Kiirsi de bunlar gibi elimde 

kathdir. 

Allahin biitiin beldeleri hakikaten benim mukimdir; Onun kutublan benim hiikmiim ve 
buyrugum altindadir. Viicudum, hakikat sirnnin sirnnda seyretmekte; Mertebelerim ise biitiin 
mertebelerin iistiinde bulunmakta. 

Anim , gozleri cilaladi, daha once onlar goremez halde idiler; 

Kopuk ve peri§an halde olan a§iklann gonliinii diriltti. Biitiin ilimleri ezberledim de onun 
alameti oldum. Bununla da te§rif hil'ati iizere giizel goriintii arzettim. 

Allah ile aramizdaki biitiin hicaplan bir bir kopardim ve Durmadan muhabbet yolunda 
yiikselerek seyrettim. Sevgi §erbetini sunan bana tecelli ederek dedi ki: Kalk da bana dogru 
gel, bu Hazretimin sevgisinde olan vuslat §erbetidir. 

Beri gel, hie de korkma, hicaplan kaldirdik, Artik Benim §arabim ve rii'yetimle ho§ca 
yararlan! Eri§tigim sarho§lugumun nefisliginden bu rii'yetle, Dogu, bati, kible yonlerine, kara 
ve denize kolacan ettim. 

Boylece her cihetten bir nice sirlar bana aciklandi, Yoneldigim her taraftan nurlar benim icin 
belirgin oldu. 

Oyle manalara §ahid oldum ki eger onlann sirn, Yiiksek daglann tepesine goriiniip arz-i 
endam etseydi o dag*lar parcalanip ufahrdi. 

Onun gibi giine§in dogdugu ve sonra battigi ufuklar Ve Allahin yeryiiziindeki kit'alan, adim 
attigim zaman tuz-buz olurdu. 

Biitiin bunlan bir kiire gibi elimde gevirmekteyim, Baki§imin alabildigine uzunlugu iizerine 
bunlarla tavaf etmekteyim. 

Ben ,hakikaten varhgin kutublannin kutbuyum. 

Diger biitiin kutublar uzerinde izzet ve saygidegerligim vardir. 

Biitiin tehlike ve korkunc, hallerinde bize tevessiil et, Varlik ve e§ya iginde himmetimle 
senin imdadina ko$arim. 

Ben, miiridim icin korktugu §eylere kar§i koruyucuyum. Onu her tiirlii §er ve fitneden 
muhafaza ederim. 

Miiridim ister doguda ister batida 

Hangi beldede bulunursa bulunsun onun yardimina uzamrin: 

Ey bu manzumeyi yazan, soyle, korkma! £unku sen inayet goziiyle korunmu§sun. 



"Vaktin Kaadirisi ol, Allah icin ihlas iizere bulun, Mutlu olarak, sevgi yolunda sadik 
bulunarak 

Atam Resulullah'dir, ondan kasdim Muhammed. 

Ben Abdiilkadirim, izzet, §eref ve makamim devam etsin! 



MANEVI SARHOSLUK KASIDESI 

Buna "Hamriyye Kasidesi" denir. Okunmasinda sayilamayacak kadar faydalar mevcuttur. 
Daha 90k fiiyuzat-i Semedaniyyeyi celbetmek ve Ab dulkadir Geylani Hazretlerinin 
vasitasiyle feyiz- lere nail olmak icindir. Her bevtin ayn bir ozel* ligi vardir. 

RAHMAN VE RAHIM OLAN ALLAH ADIYLA 

Sevgi bana visal kaseleriyle icirdi, Manevi sarho§luguma dedim ki: Bana dogru gel! 

O da ban dogru ko§arak, yiiriiyerek kaseler iginde geldi. Artik ben sarho§lugumu efendiler 

arasinda anladim: Ve sair kutublara dedim ki: Toplanip Han'inma gelin, girin, sizler benim 

adamlanmsiniz. 

A§kla gelin de icin, siz benim askerlerimsiniz! Topluluga, §akilik eden kadehleri doldurun. 

Sarho§lugumdan sonra artigimi ictiniz. 

Fakat ne benini yuceligime, ne de ittisalime ula§abildiniz. 

Yiiksek makaminiz hep bir aradadir, fakat Benim makamim sizin ustiinuzdedir ve hep oyle 

yiice kalacaktir. 

Ben Hakk'a yakinhkta yalnizim, Bu yakinhk beni kendine cevirmektedir. Celal sahibi bana 

yeterdir. Her §eyhin Bozdoganiyim beri, Erenler arasinda benim benzer halim kimde var? 

Dim ogrendim, ta ki KUTUB oldum. Efendiler Sultanindan saadete erdim. 
Azim ve gayret alametli bir hil'at bana giydirdi. Kemal taciyla beni ta^landirdi. 

Kadimi sirnna beni muttali kildi. 

Beni teghiz edip istedigimi verdi. Davulum gokte ve yerde gahndi, Saadet pinltisi bana zahir 

oldu. 

Ben Hasen'e mensubum, has oda makamimdir. 

Ayaklanm erenlerin boyunlan uzerindedir. Rabbim beni-biitiin kutublar uzerine mutevelli 
eyledi. Her hal u karda hiikmiim gegerlidir benim. 
Allahin butiin beldelerine baktim, 

Bir hardel gibi hukmume baglanmi§tir. gayet sirnmi ate§ uzerine atacak olsam, Ate§ benim 

halimin sirnndan soniip gider. 

Sirnmi bir olii uzerine atacak olsam, Mevla'nin kudretiyle kalkip yiiriiyerek bana gelir. Ve 

daglar uzerine sirnmi atacak olsam, Daglar paramparca olup kum haline gelir. 

Sirnmi denizlere atacak olsam. Hepsi de yerin dibine gekuip zeval bulur. Gecen ve sona eren 

his bir ay ve yil yok ki, Olup bitenleri ula§tinp, bana haber vermesin. 

Onlann bana olan bildirisi, devam eder, O halde sen artik benimle zorlu ceki§meyi birak ! 
Allah'in beldeleri benim miilkum ve hiikmiim altindadir, Benim vaktim ise oncesidir ki 
oncesidir ki bana safa getirdi. 



Ey, muridim! Soz gezdirenden korkma, 
-Ciinku ben savas. aninda bir sava§giyim. 

Rabbim bana yiiksek riitbe verdi, yiicelere eri§tim, 

Ey muridim! a§k iginde hayran ol, gonliinii hos. tut, ne§'elen, 

istedigini i§le, gunku ISIM yiicedir. 

istedigini i§le, gunkii ISIM yiicedir. 

Her velinin ugurlu bir kademi var 

Ben ise Peygamberin ugurlu kademi uzerinde dolunayim ! 

Ben Ceyliyim ismim Muhyiddin, 

Adim §anim daglann ba§inda, bayrakla§mi§tir. Me§hur olan isim ise Abdulkadir'dir, Atam, 
Kemal sahibinin ta kendisidir. 



Abdulkadir Geylani manzumelerinde Allah'a iftira etmesi (S.66-76) 

GAVS-I AZAM DIGER BIR MANZUMESI'NDE DIYOR KI: 

Veliler uzerine attim burhanimi, sirnmi, 

Sirnmi sirnndan ve ilanindan uyuklayip kaldililar 

Kadehim sarhos. etti, §arabimla ak§amladilar. 

Suhud ve irfanimla, sarho§ olup havran kaldilar. 

Ben onceden once tebcile deger bir KUTUB idim. 

Melekler beni tavaf etti r Rabbim beni isimlendirdi. 

Ceddimin bana yakin bulundugu bir mekana. 

Ula§tigim zaman biitiin perdeleri araladim! 

O, yuzunun nurundaki esran ke§fedip agti, 

Tevhid §arabindan bir kadeh doldurup bana sundu. 

Evet, ben bembeyaz bir inci venza mertebesinin sideresiyim. 

Nurlar bir bir bana.tecelli etti, onlan Rabbim veerdi.. 

hazrete ovgii deger ARS'a vasil oldum, 

Rabbim hakikat §arabindan sundu, miinacatima kapi agti. 

Ilahi Ar§'a ve ilahi Levh'e nazar kildim, 

Melekler arz-i endam etti, 

Rabbim bana ad verdi. Bir nazarla bana visal tacim giydirdi, 

Te§rif ve kurbiyet nil' atini sundu. 

Eger sirnmi Dicle'ye atacak olsaydim, 

Sirnmin burhanindan gekilip kaybolurdu! 

Ve eger sirnmi LEZZA uzerine atmi§ olsaydim, 

Saltanatimin azametinden onun ate§i, sonerdi! 

Ve eger sirnmi bir olii uzerine_atmi§ olsaydim, 

Allah'in izniyle o dirilip kalkar ve bana seslenirdi! 

Incil uzerinde durdum, ta ki onu §erbettim, 

Tevrat'i yorumladigi, ibranice §atirlan gozdiim. 

Musa'ya indirilen YEDI LEVHA'yi birden kavrayip anladim, 

Zebur ve Kur'an'in ayetlerini bir bir agikladim! 

Isa'nin goziim yaptigi remzi goziip ayirdim, 

Suryanice. olan bu remizle isa olii diriltirdi. 

Heniiz kardesjm ve arkada§im Musa bin Imran 



Meydana cikmadan once ben ilim deryasina daldim! 

Allah'in erenlerinden olan,benim yiice mevkiime 

Nail oldu.Ashnda ceddim Resulullah beni terbiye edip buyuttii! 

Ben vaktin Kaadrisiyim: Abdulkadir, 

Muhyiddin ile kunyelendim, ashm Geylanh. 



DIGER BIR MANZUMESI 

Benim ocagimi tavaf et yedi defa, emanima sigin! 

Her yil beni ziyaret icin me§guliyetten siynl! 

Ben sirlann sirnyim,. sirnmin sirnndan gelir, 

Ka'bem elimin ayasidir;bestim ise §arabimdir. 

Ben ilimleri yayanim, ders ise me§guliyetim, 

Alemde her imamin §eyhiyim ben... 

Bulundugum mecliste Ar§'i gercekten goriirum. 

Ondaki meliklerin hepsioniimde kalkip saygi gosterir! 

Velilerin hepsi kesin. dediler ki: 

Sen halkin hepsinin uzerinde KUTUB'sun! 

Dedim ki onlara susun ve dinleyin soziirn kesindir: 

Kutub ancak benim hizmetcim ve u§agimdir! 

Her KUTUB tavaf eder Beytullah'i yedi defa, 

Ben ise Beyt'in kendisiyim gadinmi tavaf ediciyim. 

Rabbim goziimun onunden hicab ve perdeleri kaldirdi, 

Beni huzura ve has bir makama davet etti. 

Yedi pordeyi birden kesip atmak; Ve ilahi ,ARS'in yanindaki makamina (yukselmek), 

(I§te o makamda) Rabbim §eref ve izzet tacini bana giydirdi, 

Bu giydirme nadide kumas. ve hiillelerle hitam buldu. 

Azizlik ati , soylu atimin eyeri altindadir. 

Uzengim yuksektir, kinim ise beni himaye edicidir. 

Arzu yayimi duzeltip gerdigim, zaman, 

Cehennem ate§i ondan (firlayan) okum olur! 

Yeryiizundeki diger tarafalannin hepsi hiikmiim altindadir. 

Ve yer kiire elimde bir giivercin yumurtasi gibidir. 

Giine§in dogdugu ufuk Batida a§agi kademededir. 

Adimim ise onu dikkatle a§ip gecti. 

Ey miiridim! Benim devamim sana kolayhk saglar, 

Serefli bir hayat, yiiksek ve saygi deger bir makam, 

Ey Miiridim! Beni doguda cagiracak olursan, 

Veya batida, ya da denizlerde seyrederken... 

Yardimina ko§anm, atmosferin ustiinde bile olsan... 

Her hasma kar§i ben kaza kihciyim... 

Ha§ir giinii muridime §efaatciyim ben, 

Rabbim katinda,soziim ise reddolunmaz. 

Ben,hem §eyh ,hem salih, hem de veliyim, 

Hem KUTUB 'um ve insanlann onderiyim. 

Ben Kaadir olan mevlanin kuluyum,, vaktim pek ho§, 

Dedem Mustafa'dir, imamhk ise bana yeter. 

Ceddime her vakit salat u selam olsun, 

Hanedanina da olsun uzun miiddet.. 



SATIH HAKKINDAKI MANZUMESI 

Bir himmetim var ki himmetlere iistiin gelir, 

bir tutkunlugum var ki Levh ile Kalem yaratilmadan 

Bir dostum var ki keyfiyeti mechul, benzeri yok 

Benim bir makamim bir evim, bir de haremim var, 

Bana dogru haccedip gelin, evim kurulu bir kabe, 

Beytin sahibi yanimdadir, korulugu haremimdir. 

O ne karar kilar, nemahmurlugu kalkar. 

Sevgili ona bayrak gibi sozle i§aret etmedikce 

Korulugun etrafinda savas. meydani siivarilerini buldum 

Kihclan kininda siynlmis. ,maksatlan beni yok etmekti. 

Aralannda cevelan ettim, elimde onlan bicecek (silah vardi) 

Sirt cevirip hezimete ugradilar bicilmekten kurtulmak icin 

Kadiri tarikatimiz halk arasinda oyle sava§gi 

Suvarileri var ki, bu ezelde yaygi olmus. bir sirdir. 

Denizlere daldim, cevherlerini cikardim, 

Ama benim kademime iistiin olan bir kadem goremedim! 

I§te bu benim ASAMDIR. ki onda nice hacetlerim va 

Bir gun onunla davarlanma yaprak silkerim. 

Eger ASAMI birakacak olsam onlann yaptiklannin hepsini. 

Yutar, ben onlann soziinden sihirli bir kelime getirecek olsa 



KASIDE- 1 SEREFE 



Gavs-i A'zam'in bu kasidesini. buyiik velilerden Abdiilganiy en-Nablusi (K.S.) Hazretleri 

tahmis etmi§tir. 

Oziinuzde doniip dola§an kalbim. 

Ha§imi makami uzerinde diizelip dogrultusunu bulmu§tur. 

I§te bunun icindir ki her manadan zevk alir ve titrerim. 

Pinarlar icinde tatli olan bir pinar yoktur, 

Olani varsa o benimdir ki en leziz ve en giizelidir. 

Benim sirnni kesinlik ifade eden bir belgedir 

Kanatlann tiiyleri onunla kisaltilmi§tir. 

Guzellikte orgiilu-bagli bir ziiliif yoktur 

Mekanda da ozel bir mekan yoktur, 

Olani varsa, benim konagim daha aziz ve daha yakindir. 

Sizden yiiksek soylu bakire, kendi dengiyle zifafa girer, 

Onun merhametiyle afvi arasinda yeti§ip meydana geldim. 

Ben ona uyup ardina du§mekle yiikselip belirgin oldum. 

Gunler ise onun giizideliginin parlakhgim bagi§ladi. 

Onun pinarlan kaynadi ve boylece ho§ oldu su icme yeri. 

Guzellikte nice goriinmeleri bana ni§an oldu, 

Nimetlerden oylesini verir ki o benim yanimda oldukca buyiiktur. 

Yetim kalmis. beyaz bir inciyi (boynuma) astim, 

Soylu kizlann isteyip arzu edecegi bir adam olarak sabahladim. 



Onlar, hakkinda akilh ki§i yolunu bulmus. olmaz ki evlenme ' teklifinde bulunsun... 

Bununla benim halim, halkin §evki ve basjcanlandir, 

Onlardan (arzusuna) nail olan kimse varsa, i§te o ba§kanlandir. 

Benim kullara olan sirnm, onlann gonulda§idir, 

Ben oyle erlerdenim ki meclislerinde oturan korkmaz, 

Zamanin §upheli olaylanndan da endi§e etmez ve kendisini korkutacak bir §ey de gorme 

Ta Ha olan Mustafa'ya nisbetim hakikattir, 

Halk icinde Onun varisleriy (le benim) sohbetim vardir. 

Evet onlar oyle erlerdir ki onlara yakinhgim vardir. 

Onlar oyle bir kavmdir ki her §eref basamaginda 

Kendilerinin ululuk, §an ve §erefleri vardir. 

Her ordunun biinyesinde onlann §anh kitasi vardir. 

Gayib aleminden esen meltemi ve onun gonial ahci kokusunu kokluyorum 

Boylece goniil zenginligi bu meltemin esis. noktasiyle e§it 

oluyor Ben ferah verici bulbulum ki (o vadinin) agachgini dolduruyorum 

Ve gok yiikseklerde us an boz renkli bir dogan ku§uyum 

Hakikatlerin hepsi benim hakikatimin §arabindan, 

01u§mu§ ve hepsinin mercii, tarikatimin ash olmu§tur. 

Ben o kimseyim ki kendi §eriatimi hifzettigimde, 

Sevgi askerleri arzumun altinda.ku§akladilar 

Isteyerek bunu yaptilar, onlara meylettigimde yalnizhgi istemediler 

Nefsin sevdigi §eyden sakinip uzakla§tim, da niyetimi giizelle§tirdi: 

Oyle bir konaga indim ki orasi cidden 50k yiice idi. 

Her taraftan gekilip niyetimi sadele§tirdim, 

O kadar ki hig bir emel ve kuruntum olmadan sabahladi 

Ve bekleye durdugum bir randevum da kalmadi. 

Yiice himmetimden dolayi col bile darla§ti, 

Size ula§mak icin kendimi arzederek sabahladigimda. 

Kazaya uygunluk uzere buldum bu arzedi§ligimi 

Boylece durmadan RIZA meydanlannda yararlandim. 

Ta ki hibe edilmeyecek bir giic ve kudret bana;bagi§landi. 

Kapah olan sirlan sizin icin belirgin yaptim, 

Onlan Bize ait belli ortiiler arasinda i§aretledim. 

Ni§anlanmi§ nice haller varsa §u varhkta, 

Zaman (onun icin) yazih bir hulle gibi ku§lukladi da 

Renk renk cicek verdi, biz de onun icin yaldizh motif olduk. 

BIZLER OYLE KIMSELERIZ Ki, cinsimiz sizde aziz olur, 

Hakikat topraginda da nefsimiz hos. olur. 

Bizden yiiz cevirmeyin, cunkii bu bizim unsiyetimizdir, 

Bizden oncekilerin giine§leri ufukta batip kayboldu, 

Ama bizim giine§imiz yucelik feleginde ebediyen batmiyacaktir. 



SATIH VE TEVHID HAKKINDA MANZUMESI 

(Vesile) 



Sahid oldum ki Allah yeteneklerin sahibidir, 
Her halii karda O, tasrif ile rninnet etmi§tir. 



Rabbim kendi§arap kaseleri icirdi, 

Cidden beni sarhos. etti de sarhosjugumu anladim 

Cennetlerin hebsine ve kapsadigi §eylere beni sahip kildi,. 

Alemlerin biitiin hiikiimdarlan benim raiyyemdir. 

Bizim hanimiza gir de sarab kaselerinin dola§tinldigini goriirsiin, 

Ama a§iklar ancak benim artigimi icebilirler... 

Varhk aleminde sevgi iddiasinda bulunanin iistiinde yiikseltildim, 

Mevlam beni kendine yakla§tirdi, O'na nazarla kurtulus. buldum, 

Benim biitiin yerlerde ko§up cevelan etti, 

Her yandan uzanan kaseler benim icin toku§turuldu; 

Evet "yeme ve goklerde kaseler benim icin toku§tu, 

Gok ve yer ehli benim satvetimi bilirler... 

Miilkiimiin §iddeti dogu ve batiyi tutmu§tur 

Gam ve keder ehline arkayim ve rahmetim. 

Benden once icinizde a§ki iddia edenler, 

Buyursunlar, satvetime dayanabilirlerse kar§ima ciksinlar. 

A§k derdinin kaseleriyle teru-taze §araplar ictim, 

Bununla kalbim, cismim ve canim Slum tahtina cikti. 

Allahin kapisinda yalniz ba§ima tek olarak durdum, 

Bana bir ses geldi: Ey Geylani! Huzuruma gir, dendi. 

Evet bir ses geldi: Ey Geylani gir, fakat korkma, dendi. 

«inayet ehlinden once sana (sevgi) bayragi verildi!» 

Kolum yedi kat goklerin iistiindedir, 

Altimdaki bahgin karni iizerine elimin ayasini koydum 

Yeryiiziindeki bitkilerden ne kadar .ye§erecegini 

Mevcut kumlann ne kadar oldugunu bilirim! 

Ilahi Ilmi de bilir ve onun harflerini sayanm, 

Denizlerdeki dalgalann sayisini da bilirim! Benim, 

Adem'den once sevgide meydana gelisjm vardir, 

Sirnm ise, meydana geli§imden once varhk aleminde dola§ti. 

Sirnm yiice makamlarda Muhamnied'in, nuruyla idi. 

Boylece biz, niibiivvetten once Allah'in sirnyla idik. 

Allah'in madde alemindeki beldelerini dogusu ve 

Batisiyla miilkiyetim altina aldim, istersem su halki. 

Bir lahzam ile yok edip.fenaya sevkederim 

(Ilahi inayetin tecellisidir bu , yoksa be§er giicii degildir). 

Bana, «Sen kutub'sun» dediler, evet hazinm, dedim. 

Her an Allah'in Kitabini okur dururum... 

Levh'de olan biitiin ayetlere bakiyorum. 

Ve goziimiin karasiyla mii§ahede ettiklerim, 

Bizi seven, bulundugumuz yere gelsin, 

Deri gelenlerin koruluguna girip ganimete kavu§sun. 

Bana dediler ki: «Ey filan! Namazi terkettin». 

Bilmezler ki ben Mekke'de namaz kilanm... 

Hie bir cami' yoktur ki benim onda bir minberim bulunmasin. 

Ve hie bir minber yok ki benim onda bir hutbem olmasin. 

Hie bir alim yoktur ki benim ilmimle bilgin olmasin, 

Hie bir siiliik eden yok ki benim usul ve prensibimle hareket etmesin! 

Eger Resulullah. (A.S.) in onceden, bir ahdi ,olmasaydi. 

Cehennemin kapilanni biiyiikliigiimle kapatirdim 



Muridim, sana miijde, yerdigin soze vefa gerekir, 

Bir uzuntiiye dii§ersen himmetimle yardimina ko§anm! 

Muridim, bana yapis. ve bana giivenici ol! 

Seni hem dunyada, hem de ahirette elbette koruyacagim. 

Muridimi korktugu geyler hakkinda koruyucuyum, 

Onu bela ve serlerden kurtannm... 

Ey muridim, aramizda ahdi koruyucu ol! 

Olaylann meydana dokulecegi giin ben de terazi ba§inda hazir olayim!.. 

Ben yiicelerde Muhammed'in namiyla bulunuyorum, 

Kab-i kavseyn'de ise sevgililer ile toplaniyoruz. 

Bir zaman Nuh ile beraber idim,varhk alemine 

Bakip deniz ve tufani goriiyor, onu avucumda tutuyordum. 

Ibrahim ate§e atihnca onunla beraber idim, 

Ates. ancak benim duam ile soguyup yakmaz oldu. 

ismail'e bedel getirilen koc ile beraber idim, 

Koclar ancak benim gonial comertligimle indi. 

Yakub'un gozii kapanip kor oldugunda, onunla beraberdim. 

Yakub'un gozleri ancak benim nefesimle iyile§ip §ifa buldu! 

Yuceye cikarken Idris ile beraber idim. 

Onu Firdevs'e, en giizel cennetime oturttum! 

Musa Rabbime munacaat ederken "beraberinde idim. 

Musa'nin ASA'si benim asamdan meded gordu! 

Bela zamaninda Eyyub ile beraber idim, 

Ona inen bela ancak benim duamla zail oldu! 

Isa be§ikte konu§urken onunla beraber idim, 

Davud'a ise giizel nagmenin zevkini verdim! 

Ben zikreden, zikrolunan, zikredenen zikriyim, 

§iikreden, §iikrolunan, nimetin §ukriiyum! 

Her gonulde ben hem a§ik, hem ma'§ukum, 

Her nagmede hem i§iten.hem i§itilenim 

Ben bir ve tekim, zatimda buyiigum, 

Ben hem vasfeden, hem vasfolunan tarikat §eyhiyim! 

Ben bu sozii bobiirlenerek soylemedim ancak, 

Musaade geldi de halk benim hakikatimi bilsin diye. 

Ben soylemek istemedim, ama bana denildi ki: 

Soyle, korkma sen velayet makaminda bir velisin! 

Eger terazi cimrilik yapacak olsa. 

Allah'a andolsun ki o, inayetimin ta kendisiyle, hakikat lutfuyla (comertlige) nail olacak! 

Sizden istedigim hakikat yolunda yurumenizdir. 

Nefsinizi oldurmenizi de size tavsiye ederim, 

£unku Onu kirmak, tarikat ehli yaninda izzet ve §erefin mertebeleridir. 

Kimin nefsi ona buyuksenmeyi telkin ederse, o daha a§agilann goziinde bile kugulun, 

Kim de namazda tevazu' uzere urperirse, 

Allah onu butun halk arasinda aziz kilar 

Ceddim Resulullah'dir, Ta-Ha Muhammed, 

Ben Abdulkadirim her tarikatin §eyhi 

GAVS-I A'ZAM'IN BIR KASIDESI 



"Dostum bana §eref ehli §arabindan igirdi, . 

Beni sarhos. etti de vecdiin iizere kendimi kaybettim. 

Beni. efendimin-Kab-i kavseyn'inde oturttu. 

Hashk minberi uzerinde en giizel oturu§la. 

Likaa huzurunda kutublarla beraber hazir oldum, 

Bir ara onlardan gaib olup yalniz mu§ahedeyc koyuldum. 

Asiklar ancak benim artigimi igtiler, 

Kasemde arta kalani benden sonra ictiler. 

Eger benim ictigimi icselerdi, yiice hazretin 

Katinda vanlacak yerimin safiyetini goriirlerdi. 

Heniiz o §arabi icmeden sarhos, olarak ak§amladilar. 

Onun sademesinden de hayretler icinde kahp gecelerdiler. 

Ben dunyada bir ay'im, ba§kalan ise yildizlar, 

Her yigit i§te bu kolu sever de sever... 

Benim denizim ba§tanba§a butiin denizleri ku§atmi§tir, 

Ilmim ise benden onceki §eyleri sonraki §eyleri icine almi§tir! 

"Sirnm diger" sirlar arasinda na'ra atar, 

Ra'd meleginin ufukta bulutlara na'ra attigi gibi. 

Ey beni medheden kimse , istedigini §oyle korkma! 

Sana dunynda da ahirette de zevk almak vardir 

Izzet ve kurbetle zevk almak istiyorsan, 

Beni sevmege devam et ve ahdimi muhafaza edip bozma!.. 



Gavs-i Azam vasitasiyla yardim isteme §irki ve kiifrii (S.76-77) 
GAVS-I AZAM VASITASIYLE VARDIM ISTMEK 

(istigase) 



Bu istigase tecriibe edilmi§tir; dualann kabul olmasi icin okunmasinda fayda vardir.Ancak 
bazi §artlara riayet gerekir: 

a) Dogru olmak, 

b) Kalbi Tevecciihu saglamak, 

c) Itikadi saglamla§tirmak. 

O halde ey dogru ve istekli olan ki§i, cok onemli bir hace*tin oldugu zaman, bu ister dunyevi 
olsun ister uhrevi. sah-ge*cesi fecir dogmadan once yatagindan kalk, tastamam bir abdest al. 
HACET NAMAZI niyetiyle Allah icin iki rekat na*maz kil; birinci rek'atinde Fatiha'dan 
sonra KAFIR UN sure*sini on bir defa oku, ikinci rek'atte ise, Fatiha'dan sonra iHLAS 
suresini on bir defa oku ve sonra a§agidaki sifatla HAZRET-i GAVS'i on bir defa an: 

«Ey Efendim Abdulkadir Muhyiddin!» 

Sonra dogu cihetine on bir adim atarak her adimda §unu soyle : "Ey Seyh Abdulkadir! Ya 
Geylani" 



Ve sonra a§agidaki iki beyti uc defa tekrarlasin; 

«Sen benim zahirem olduktan geri zuliim bana ula§ir mi? 

Ve Sen benim yardimcim oldugun miiddetce diinyada haksizhga ugrar nuyim ben?» 

«Korulukta goban bulundukca Ona ayiptir ki, Issiz colde bir devenin, ipi zayolsun!..» 

Bu iki beytten sonra §oyle soyler: 

— «Ya Seyyidi Abdulkadir! Ya Geyldni! Banayetisjj, der*dime ko§!» Bununla beraber 
hacetini Gavs-i A 'zam vasitasiyle Allah 'dan iste. (Junkti muhakkak O, senin hacetini 
kar§ilamak igin yardimina ko§ar. Her hususta oldugu gibi bu hususta da ba§ari 
Allahtandir. ihlds tizere olmalisin, bununla birlikte kalbi tevecciih de §arttir. 

FUYUZAT-I RABBANIYE - ABDULKADIR GEYLANI, Beyda Yay. Istanbul 1995, 
Cev.Celal Yildinm 



Abdulkadir Geylani Hayati, Eserleri, Gdrii§leri - 
Dilaver Giirer 

Seytanlann gollerde kuruntuya du^urdugu Geylani, velisi adina yalan soyluyor. (S.84- 
85) 

IbnTeymiyye, §eytanin insani aldatmasi konusunda Abdul- "kadir Geylani hakkinda anlatilan 
§u me§hur menkibeyi ornek ve rerek, herkesin onun gibi olmasi gerektigini tavsiye eder: 

"§eytanin aldatmak gayesiyle giizel bir surette goriinmesi hadisesi bircok ki§inin ba§ina 
gelmi§tir. Bunlardan bazilanm Allahu Teala korumu§ ve onlar kar§ilannda giizel surette 
duranin ha kikatte §eytan oldugunu bilmi§lerdir, i§te komnanlardan birisi de me§hur 
hikayesinde §oyle diyen Abdulkadir Geylani'dir: 

"Bir defasinda ibadet ederken, biiyiik bir ar§ ve uzerinde bir nur gordiim. O nur bana: 

— Ey Abdulkadir! Ben senin rabbinim. Ba§kalanna haram kildigim her §eyi sana helal kildim, 
dedi. Ben ona §oyle cevap verdim: 

— Sen kendisinden ba§ka ilah olmayan Allah'sin, oyle mi ?!.. Defol, ey Allah'in du§mani!. 

Bunun ardindan o nur parcalandi ve karanhga donii§erek bana §unlan dedi: 

— Ey Abdulkadir! Benden, dinindeki ve ilmindeki fikhinla, saglam kavrayi§inla ve bir de 
ahvalde katetmis, oldugun derecen le kurtuldun. Yoksa ben, yetmi§ ki§iyi (kesretten kinaye) 
bu §ekilde aldattim. 

Ona o nurun §eytan oldugunu nereden anladigi soruldugunda da §oyle der: 



Bunu onun "ba§kalanna haram kildigim her §eyi sana helal kildim" soziinden anladim. Ciinkii 



biliyoruz ki, §eriat-i Mu hammed! (s.a.v.) ne nesh olur, ne de degi§ir. Bu sebeple §eytan bana: 
'Senin rabbinim' dedi. 'Ben, kendisinden ba§ka ilah olmayan Allah'im' demeye giicii yetmedi." 



521 (M.l 127) Halusiilasyon gorerek hayali varmis. gibi gostermesi (S.86) 
Rivayete go re, kendisine Muhyiddin denmesinin sebebi soruldugunda Ab dulkadir 
Geylani'nin cevabi §u §ekilde olmu§tur: 

"521 (m. 1 127) yihnda bir cuma giinii, rengi bozulmu§, cihz bedenli birisiyle kar§ila§tim. 
Bana: 

" — es-Selamu aleyk, ey Abdulkadir!" dedi. Selamina mukabelede bulundum. Sonra: " — 
Yakla§," dedi. Yakla§tim. 

" — Yanima otur," dedi. Yanina oturdum. Birden, bedeni buyiidii, yiizii guzelle§ti ve rengi 
agihverdi. Ben bu durumdan korktum. Bana: 

" — Beni taniyor musun?" dedi. " — Hayir," dedim. 

" — Ben dinim. Ben, senin gordiigiin gibi zayiflami§tim. Allahu Teala beni seninle canlandirdi. 
Sen "Muhyiddin "sin," dedi. Abdulkadir Geylani bu tarihten sonra insanlann kendisine bu 
lakap ile hitap ettiklerini belirtir. 



"Akdogan lakabi melekut aleminde yazihydi." Yalani (S.87) 

Ben, agaglarda §akiyan biilbiil, 
Yukseklerde ise Baz-i E§heb'im" 

Ba§ka bir rivayete gore, bu lakabi Abdulkadir Geylani hakkinda ilk kullanan ki§i Sam'da 
Ukayl el-Minbeci (v. ?)olmu§tur. Aliyyu'l-Kari'ye gore ise bu lakab onun melekut aleminde 
yazih ismiydi. 

Abdulbaki Golpinarh, Mevlana Celaleddin Rumi'nin (v. 1 672/1273) Mesneviyi §erifindeki: 

"E§siz kir doganda fare kuyu, oldu mu ?!.. 

Farelerin kusuru olur, hayvanlann arlandigi bir hayvan kesilir !." 



Kapandan habersiz halki okiiz masali ile aldatmasi (S.89-90) 

OKUZUN KENDiSiNE KONUSMASI ve ESKIYANIN TEVBE ETMESi 

Abdulkadir Geylani kucuklugunden itibaren ilme ve tasavvuf buyuklerine kar§i icerisinde 
derin bir heves ve i§tiyak duymaktadir. Zamanin ilim ve kultiir merkezlerine gidip, ilmini 
geni§letmek ve mana buyiiklerinden feyizlenmek arzusuyla yanip tutu§maktadir. Muhtemelen 
istegini annesine bildirmi§, fakat annesi ya§inin ilerlemis. olmasi sebebiyle, belki oglunu bir 
daha goremeyecegi endi§esiyle, -ki, muhtemelen de oyle olmu§tur- ona izin vermemi§tir. 
Ancak bir giin meydana gelen ilgin? bir hadise gene ilim a§iginin bu arzusunu 
gercekle§tirmesine vesile olur. Abdiil kadir Geylani ilim tahsiline sebep olan bu hadiseyi 



§oyle anlatir: 

"KuQiikken, bir arefe giinii araziye <akmi§tim. Qift siiren okuzlerin pesine takildim. Bir 
oktiz bana donerek ?oyle dedi: 

— "Ne bu i§ icin yaratildin, ne de bununla emredildin..." Bunun uzerine, korkarak, eve 
dondiim. Evin damina giktim. Orada 'Arafat'ta vakfeye duran insanlan gordiim. Hemen 
anneme kos. turn. Ondan, Bagdat'a gidip ilimle i§tigal ve salihleri ziyaret etmem hususunda 
izin istedim. Benden bu i§in sebebini sordu. Ben de durumu kendisine bildirdim" 



Sahrada kendini uq yil bekleten Hizir uydurmasi (S.90) 
HIZIR ( A.S. ) ILE GORUSMESI 



Abdulkadir Geylani'nin iki defa Hizir (a.s.) ile kar§ila§tigi rivayet edilir. Bunlann ilki, 
Abdulkadir Geylani'nin Bagdat'a ilk geli§i sirasinda gercekle§mi§tir. Yolculuk esnasinda Hizir 
(a.s.) 

gelerek, kendisine muhalefet etmemesi §artiyla Abdulkadir Geylani'ye refakat edebilecegini 
bildirir. Bu anda Abdulkadir Geylani, o zatin Hizir (a.s.) oldugunu bilmemektedir. Ama 
teklifini kabul eder. Bagdat'in giri§ine geldiklerinde Hizir (a.s.), Abdulkadir Geylani'ye 
bulunduktan yerde oturmasini ve oradan kendisi izin verinceye kadar aynlmamasini tenbihler. 
Abdulkadir Geylani bu emre uyarak tie sene Bagdat'in di§inda bekler ve hayatini sahrada 
bulunabilecek yiyeceklerden yiyerek devam ettirir. Ancak her sene Hizir (a.s.) gelmekte ve 
ona beklemesini tekrarlamaktadir. Nihayet uguncu sene sonunda Hizir (a.s.) yaninda yemek 
oldugu halde gelir ve kendisini tanitir. Beraberce yemegi yerler. 

Sonra Hizir (a.s.) Abdulkadir Geylani'ye artik, Bagdat'a girebilecegini soyler. Bu hayati 
esnasinda ise Abdulkadir Geylani cinlerle §eytanlarla ve diger bazi yaratiklarla kar§ila§mi§, 
onlarla miicadele etmi§ ve sava§lara giri§mi§tir. 



Acemi Burcunda Allah'in siinnetine kar$i gelen bir Budist ya^antisi (S.91) 



Hizir (a.s) ile Abdulkadir Geylani'nin diger bir kar§ila§masi, onun nefsiyle siki bir muahedeye 
girdigi inziva yillanna rastlar. Bu olayi Abdulkadir Geylani §oyle anlatir: 

"... O yillarda benim ikametim sebebiyle §u anda Acemi Burcu denilen yerde onbir sene 
kaldim. Bu sirada, birisi yedirinceye kadar yememeyi ve birisi icirinceye kadar icmemeyi 
Allahu Teala'ya ahdettim. Kirk giin higbir §ey yemeden, igmeden durdum. 

Sonra yanima elinde ekmek ve yemek olan birisi geldi. Onlan onume birakarak yanimdan 
aynldi. Bu sirada nefsim achgin §iddetinden dolayi neredeyse, yemegin ortasina dii§ecekti. 
Ben kendi kendime: "Vallahi!.. Rabbim ile yaptigim muahedeyi asla bozmayacagim" dedim. 
Bunun uzerine icimden "agim, agim!.." diye bagiran sesler geliyordu. Ama o seslere hie 
aldin§ etmedim. Bu durumumu ogrenen Ebu Sa'd el-Muharrimi yanima gelerek: 

• Bu halin nedir, ey Abdulkadir ?!... dedi. 



• Bu nefsin sikintisidir. Ruh ise Mevla'siyla rahattadir, dedim. 

Bana "Babu'l-Ezc'e gelmemi" soyleyerek yanimdan aynldi. Ben yine kendi endime: 

"Buradan emirsiz aynlmayacagim !.." dedim. Bundan sonra yanima Ebu'l-Abbas Hizir (a.s.) 

geldi: 

— Kalk ve Ebu Sa'd'in yanina git, dedi. 

Ebu Sa'd'e gittigimde onu kapida hazir bir §ekilde beni bekliyor buldum. Bana: 

— iginde bulundugun duramdan dolayi, benim "yanima gel, beni takip et" demem, sana 
yetmedi mi de, Hizir'in emrini bekle din ?!.. dedi. 

Sonra beni evine aldi. Evde hazir bir sofra vardi. Bana, doyuncaya kadar kendi elleriyle 
yemek yedirdi. Sonra da hirka giydirdi. Bu zamandan sonra da ondan nig aynlmadim." 

Bu menkibe Abdulkadir Geylani'nin §eyhi ile bulu§masini anlatmasi acisindan oldugu kadar, 
onun nefsiyle mucahedesinde- ki azmini gostermesi agisindan da kayda degerdir. 

Burada bu konuyla ilgili bir noktaya daha temas etmek isteriz: Hizir (a.s.) ile gorii§me buyuk 
sufilerin ortak ozelliklerinden goriinmektedir. Nitekim, Yusuf el-Hemedani'nin, Abdiilhahk 
Gucdevani'nin, Hoca Ahmed Yesevi'nin ve Ahmed er-Ri fai'nin Hizir (a.s.) ile goru§tuklerini 
tasavvuf tarihinden biliyoruz. 

Levh-i Mahfuzu gorme ve kaderin riiyada meydana gelmesi iftirasi (S.92-93) 
DUASIYLA KADERIN RUYADA GERgEKLESMESi 

Abdulkadir Geylani Bagdat'a gelmi§, ilim tahsilini tamamlami§ ve tasavvuf yoluna intisap 
ederek, ahval ve makamat sahibi olmu§tur. Artik ir§ad faaliyetlerine ba§lamanin, insanlann 
dertlerine gareler bulmanin zamani gelmi§tir. Muridlerinden Seyh Ebu's-Suud el-Harimi'den 
rivayet edilen §u menkibe onun tasavvuftaki ilk ba§anlanna ornektir: 

"521/1 127'de Ebu'l-Muzaffer el-Hasan b. Necm b. Ahmed et-Tacir, Seyh Hammad ed- 
Debbas'a gelerek: 

— Efendim, yediyiiz dinar degerinde yiikii olan bir kafile hazirladim. Musaadenizle Sam'a 
gidecegim, dedi. Hammad: 

— Eger bu sene sefere gikarsan, olduriilursun. Mallann da elinden ahnir, dedi. 

el-Hasan, Hammad'in yanindan kederli bir §ekilde aynldi. Sonra, o zaman heniiz geng (!-51 
ya§inda) olan Abdulkadir Geylani'yi buldu. Seyh Hammad'in kendisine soylediklerini ona 
anlatti. Bunun uzerine Abdulkadir Geylani, el-Hasan'a: 

— Seferine cik. Salim olarak gider ve zengin olarak donersin, dedi. 

Bu sozii garanti gibi kabul eden el-Hasan, Sam'a gider. Mallanni bin dinara satar. Donus. 



esnasinda Haleb'de iken def-i hacet icin tuvalete gider. Parasini tuvaletin bir tarafina birakir. 
Sonra da onu orada unutarak di§an cikar. Sonra kaldigi yere doner. Uzerine uyku agirhgi 
coker ve uyur. Uykusunda bir riiya goriir. Riiya sinda bir kafile ile beraber yolculuk 
yapmaktadir. Kafileyi e§kiya basar. Mallan yagmalanir, bircok ki§i olduriilur. Bu esnada, el- 
Hasan, e§kiyadan birisinin kendi uzerine dogru geldigini farkeder. E§kiya iyice yakla§inca 
kilicini ceker ve el-Hasan et-Tacir'in boynuna indirir. el-Hasan deh§etle uykudan firlar. Eliyle 
boynunu yoklar. Boynu hala kanhdir ve yara acisi hissedilmektedir. Hemen parasini 
unuttugunu hatirlar. Dogruca onu biraktigi yere gider. Parasini oradan ahr ve memleketine 
dogru yolculuguna devam eder. Bagdat'a geldiginde, ba§indan gecen olaylan, ya§i biiyiik 
oldugu icin Hammad ed-Debbas'a mi, yoksa soyledikleri dogru ciktigi icin Abdulkadir 
Geylani'ye mi anlatmasi gerektigini kendi kendine du§unurken, car§ida Hammad'a rastlar. 
Hammad ona §oyle der: 

— Once Abdulkadir Geylani'ye anlat. Cunku o sevilen bir kuldur. 

Abdulkadir Geylani de el-Hasan'a kendisi icin Allahu Teala'ya yiizlerce defa dua ettigini 
soyler. 

Oyle anla§ihyor ki, Abdulkadir Geylani, Hasan et-Tacir'e soyledigi soziin kendisini baglayici 
oldugunu sonradan farketmis. ve kendisini mahcup cikarmamasi icin Rabbi'ne gece giinduz 
niyazda bulunmu§tur. 



Bir 96I delisinin $ahsinda yiiz ki§i zeki alime yapilan iftira (S.93-94) 



FUKAHANIN IMTIHAN ETMESi 



Daha onceden Bagdat'in, zamanin muhim ilim merkezlerinden birisi oldugunu belirtmi§tik. 
Alimlerin bir gorevi de halk arasinda §ohret bulan ki§ilerin ilmi seviyelerini olcmek, boylece 
halki, kendilerine zarar verebilecek kisjlerden korumaktir, i§te bu sebeple Bagdat'in ileri gelen 
ulemasi, bazilan onun ilmi derecesini gormek, bazilan da halli cok zor sorular sorarak, halkin 
go ziinde yiikselen itibanni dii§urmek gayesiyle Abdulkadir Geylani'yi imtihan etmeye karar 
verirler. Ne var ki, kendilerini bir siirpriz beklemektedir. 

Abdulkadir Geylani'nin muridlerinden Muferrec b. Binhan b. Berekat e§-§eybani (v. ?) §ahit 
oldugu hadiseyi §oyle anlat maktadir: 

"Abdulkadir Geylani'nin §ohreti yayihnca, Bagdat'in ileri gelen, zeki fakihlerinden yiiz ki§i, 
her birisi ayn ayn birer mes'ele sormak maksadiyla vaaz meclisine geldiler. Ben de o mecliste 
idim. Fakihler meclise oturduklannda, §eyh'in gogsiinden sadece Allahu Teala'nin istedigi 
kullannin gorebilecegi bir nur cikti. Bu nur, fakihlerin her birisinin gogsiine ugradi. Kendisine 
nur isabet eden her §ahis aciyla kivranip, bagirarak, ustiinu ba§ini parcahyor, kiirsiideki §eyh'e 
dogru giderek, ba§ini onun oniinde egiyordu. Bu esnada olayin cezbesiyle mecliste bulunanlar 
oyle bir guriiltu cikardilar ki, ben "Bagdat yikihyor" zannettim. Bu durum sona erince, §eyh 
biitiin fakihleri ayn ayn kucaklayarak, onlann sorulanni ve cevaplanni kendilerine teker teker 
bildirdi. 



Meclis bitince, onlann yanma sokulup, sordum: 

— Size ne oldu? 

— Meclise geldigimizde biitiin bildiklerimizi umuttuk. Bizler, sanki hie ilimle ugra§mami§ 

gibi olduk. Ta ki, §eyh bizi kucaklayip, bagnna -basti da, §uurumuz yerine geldi, diye cevap 

verdiler." 

Mutasavviflar ile diger islam alimleri arasinda bu tiir olaylara tarihimizde zaman zaman 
rastlamaktayiz. Burada ilginc olan bir nokta var: Abdulkadir Geylani kendisini imtihan ve 
peri§an etmeye, kiiciik du§iirmeye gelenleri azarlamami§, onlara kar§i ters bir tavir 
takinmami§tir. Olayin sonunda da herkesi tek tek kucaklayarak, yolunun karde§lik ve ho§gorii 
yolu oldugunu gostermi§tir, i§te bize gore, gerek bugiin igin ve gerekse tarih boyunca bu 
olaydan cikanlmasi gereken derslerden birisi de budur Ho§gorii ve anlayi§. 



Yedigi tavugu dirilten hakkabaz (S.95-96) 



TAVUGUN CANLANMASI 



Abdulkadir Geylani'ye bir kadin yaninda gocugu oldugu halde gelerek: "Oglumun kalbinin 
sana kar§i a§in muhabbetle dolu oldugunu gordum. Ben onun uzerindeki hakkimdan Allahu 
Teala ve senin igin vazgegiyorum" diyerek, oglunu tasavvufi egitim gormesi icin ona teslim 
eder. §eyh, cocugu seyr u siiluke ba§latir ve miicahedeye sokar. 

Bir zaman sonra kadin, oglunu gormeye gelir. Onu aghk ve uykusuzluktan dolayi zayiflami§, 
benzi sararmis. bir halde bulur. Yiyecegi de sadece arpadir. Bu duruma §a§iran kadin, dogruca, 
§eyh'in huzuruna cikar. §eyh'in oniinde, icinde tavuk kemikleri bulunan bir tabak vardir. 
§a§kinhgi daha da artan kadin: 

— Efendi !. Kendin tavukla besleniyorsun, bizim cocuk da arpa ekmegi ile karnini doyuruyor, 
diyerek bu i§ te bir haksizhk olduguna i§ aret eder. §eyh, elini tavuk kemiklerinin uzerine 
koyarak: 

— "Curiimu§ kemikleri dirilten Allah'in adiyla kalk !" der. Kemikler bir anda canlanarak, 
oterek, ko§an bir tavuk halini ah- verir. Bunun uzerine §eyh: 

— Senin oglun da bu seviyeye geldiginde istedigini yiyecek tir, diyerek kendisinin de 
zamaninda ayni mucahedeyi gergekle§tirdigini, bu yolun ba§langicinin emek, sonunun ise 
nimet oldugunu belirtir. 



Bir vaazinda sapik fikirlerini ve kibirlerine muritleri alet oldugu gibi ,Allah resuliine 
iftira ediyor . (S.96-97) 



"SU AYAGIM HER ALLAH VELISININ BOYNU UZERiNDEDIR" DEMESi 



Abdulkadir Geylani, Bagdat'ta ileri gelen elliyi a§kin §eyhin de hazir bulundugu bir vaaz 
meclisinde bir ara kalbine tevecciih ederek §u sozleri soyler: 

— I§te §u ayagim her Allah velisinin boynu uzerindedir. 

Bunun uzerine, orada bulunanlar bu sozleri kendilerine hitaben soylenmis. bir emir telakki 
ederek, boyunlanni onun ayagina dogru uzatirlar. Orada bulunmayan diger sufiler ise ayni 
§eyi giyabi olarak yaparlar. 

Esasen Abdulkadir Geylani'nin bu sozleri soyleyecegini daha onceden pek 50k sufi haber 
vermi§tir. Dolayisiyla oyle anla§i hyor ki, bu beklenen bir hadiseydi. Belki de tasavvuf 
^evrelerinde menfT bir tepkiyle kar§ilanmamasinin bir sebebi bu olsa gerektir. 

Bu sozler soylendigi andan itibaren biiyiik yankilar uyandir mi§, gerek tasavvufun onde gelen 
§ahsiyetleri, gerekse diger alimler bu soz hakkinda fikirlerini beyan etmekten geri 
durmamisjar dir. Biz burada, bu soziin soylendigi andaki sufiye ileri gelenlerinden birkaginin, 
bu soz ile ilgili gorii§unu ornek agisin - 

Ahmed el-Kebir er-Rifai: O, bir giin zaviyesinde otururken, boynunu uzatarak: "Boynum 
uzerine!..." der. Bunu sebebi soruldugunda da: "§u anda Abdulkadir Geylani "§u ayagim..." 
sozunu soyledi." der. 

Abdiilkahir es-Suhreverdi: Abdulkadir Geylani bu sozii soyleyince o anda o mecliste bulunan 
Abdulkahir es-Suhreverdi, ba §ini neredeyse yere du§ecek §ekilde egerek: "Ba§im ustiine, 
ba§im ustiine, ba§im ustiine !.." der. 

Ebu Medyen Suayb el-Endiiliisi: O anda Magrib'de, muridleri arasinda bulunan Ebu Medyen 
boynunu uzatarak: "Allahim! Seni ve meleklerim §ahit tutanm ki, i§ittim ve itaat ettim" der. 
Bunun sebebini soran etrafindakilere: "Su anda Abdulkadir Geylani, Bagdat'ta "§u ayagim..." 
sozunu soyledi" der. Bu olaya oradakiler tarih du§ururler. Bir miiddet sonra Bagdat'tan 
misafirler gelerek olayi ve tarihi aktanrlar, iki tarihi kar§ila§tirdiklannda Abdulkadir 
Geylani'nin o sozii onlann tesbit ettikleri ile ayni zamanda soyledigi anla§ihr. 

Ebu Sa'd el-Kaylevi'nin gorii§leri bu sozlerin sebebini izah eder mahiyettedir: Ona gore 
Abdulkadir Geylani bu sozleri §uphesiz ki, emir ile soylemi§tir. Bu sozler onun kutbiyetini 
ilan igin soylenmi§tir. Kutup yer yiiziinde her zaman bulunur. Ancak bazan siikut (susmak) ile 
emrolunur. Bazilen ise kutbiyetlerini ilan ile emrolunur. ilan durumu kutbiyet makaminda 
kemale erenler igindir. 

Abdulkadir Geylani'nin bu sozii emir ile soyledigi kanaatini ta§iyan sadece Ebu Sa'd el- 
Kaylevi degildir. Ahmed er-Rifai, Adiy b. Miisafir, All b. el-Hiti ve diger bazi sufiler bu soz 
hakkinda Ebu Sa'd ile ayni goriisjeri payla§irlar. 

Hatta bu hususu riiyasinda Rasiilullah'a (s.a.v.) soranlara da tesadiif ediyoruz. Bunlardan birisi 
Rasulullah'i (s.a.v.) riiyasinda 90k gormesi ile tin yapmi§ olan Seyh Halife b. Musa en- 
Nehr'dir (v. ?). O, Rasulullah'i (s.a.v.) riiyasinda goriince, ona Abdulkadir Geylani'nin bu sozii 
soyledigini bildirir. O da Seyh Halife'ye "Seyh Abdulkadir dogru soylemi§tir. Ciinkii o 
kutuptur. Onu go zeten de benim" cevabim verir. 



islam'dan ayaklari kaymi$ iki sapik (S.99-100) 
HALLAC-I MANSUR HAKKINDAKI DUSUNCESI 



Birtakim tasavvufi gorii§lerinden dolayi 309/92 l'de idam edilen tasavvufun bu renkli simasi, 
bilhassa "ene'1-Hak" soziiyle islam aleminde derin yankilar uyandirmi§tir. Tabiatiyla, her 
sufiyi yakindan ilgilendirmi§, sufiler de onun hakkinda ge§itli gorii§ler beyan etmi§lerdir. 
Abdiilkadir Geylani, onun hakkindaki dii §iincelerini edebi ciimlelerle §oyle ifade eder: 

"Bazi ariflerin akil ku§u, suret agaci yuvasindan uctu. Meleklerin saflanm yararak gokyuziine 
yiikseldi. O, sultanin §ahinlerinden bir §ahindi. Ama gozleri "insan zayif yaratilmi§tir" ba 
giyla baghydi. Gokyuziinde aradigi avi bulamadi. Ta ki, kendisi ne bir av belirdi de "Rabbimi 
gordiim ! ." (dedi). Matlubunun "Yuziinu ?evirdigin her tarafi Allah'in vechi kaplami§tir" 
sozleriyle, onun hayranhgi daha da ziyadele§ti. Sonra da yeryuziine dii§uverdi. O, denizin 
derinliklerinde, ate§ten daha degerli olani aradi. Akil goziiyle (e§yaya) bakti. Eserden ba§ka 
bir §ey mu§ahede edemeyince, tefekkiir etti ve iki alemde de mahbubundan ba§ka matlub 
bulamadi. Bunun uzerine co§tu. Kalbinin sarhos. lisaniyla "ene'1-Hak" dedi. Be§ere 
yaki§mayan bir beste okudu. Varhk bahgesinde sarardi gitti. Sirnnda ona §oyle seslenildi: 

— Ey Hallag! Sen kuvvetine giivendin. Bugiin butiin ariflere niyabeten de ki: Ey Muhammedi 
Hakikatin sultani sensin. Sen, oyle bir insansin ki, varhk (viicud) senin marifet kapinin e§igine 
gore tayin olunmu§tur. Ariflerin boyunlan senin celalet ate§inde biikiilur. Butiin yaratilmi§, 
alnini orada secdeyek oyar. 

Abdiilkadir Geylani, onun bu tavnnin kendisine ters du§en §eriat tarafindan yargilandigini, 
giinkii tarikati muhafazanin, §eriatin emirlerini ikame etmekle miimkiin olacagini belirterek, 
Hallac'a §oyle seslenir: 

"Simdi, viicud kafesine gir, izzet yolundan aynl, varhk zilletine geri don." 

Sonunda, §eriat makasi gelir ve dava ugrunda fazla uzayan bu kanadi budar. 

Abdiilkadir Geylani'ye gore Hallac tokezlemi§, ayagi kaymi§ti. Ciinkii zamaninda elinden 
tutacak, ona manevi yolculugun tehlikelerini gosterecek birisini bulamami§ti. Onun 
zamaninda ya§asaydi, Hallac bu hallere dii§mezdi. Onun elinden tutar, kurtanrdi. 



Seyh Rislan (Aslan)'a gore "kabul ve red, alma ve verme yetkisi Abdulkadir'in 
elindedir." Sirki (S.100) 

Dima§k'in (Sam) odun satarak gecimini te'min eden bu sevilen §eyhi, Abdiilkadir Ceylani 
hakkinda §unlan soylemektedir: 

"O, zamanimizda §eyhlerin onderlerindendir. Hikmet ile konu§ur. Manevi tasarruf ona teslim 
edilmi§tir. Kabul ve red, alma ve verme yetkisi onun elindedir. O, zamanimizda 



"Rasulullah'in naibi"dir." 

Ba§ka bir ifadeyle §eyh Rislan, Abdiilkadir Geylani'nin haberde "varis-i enbiya" olarak 
bildirilen §ahislardan, oldugunu soylemektedir. 



Geylani'nin hayali ve batil Rical-i Gayb inanci (S.264-265) 



VELA YET - NUBUVVET ve R1CAL- GAYB 



Abdiilkadir Geylani inananlan iman derecelerine gore, zaman zaman ge§itli gruplara ayinr. 
Onun bu tasniflerinden birisi de, diger ulemada da sikca kar§ila§ tigimiz vechiyle, halki vice 
ayirmasidir ki, bu tic grup §unlardair: 
1- Avam (halk). 2- Has (seckin, secilmisj. 3- Hassu'1-has (seckinler seckini). 

Bunlardan birinci gruptakileri yani ammi olan kisma dahil ettigi kimseleri Abdiilkadir Geylani 
"§eriat cercevesinde hareket eden miittaki miisliiman" diye tarif eder. ikinci grubu te§kil eden 
has mii'minler ise dii§iince ve davrani§lannda §eriat ile iktifa etmeyip, Hakk'in ilhamini 
bekleyerek ona gore hareket etmeye cah§an kimselerdir. Uciincii gruptaki hassu'1-has olanlar 
da ikinci gruptakilerle aym hareket tarzina sahip olmakla birlikte, bunlar bu konuda biraz 
daha titizlik gosteren ve tecriibe kazanmi§ kim seler olup "abdal" diye isimlendirilmi§lerdir ve 
yine bunlar da fiil ve dii§iincelerinde Hakk'in ilham, emir ve tahrikini (hareket ettirme) 
bekleyerek ona gore hareket ederler. Bu tasnifin bir ba§ka ifadesi de §u §ekilde izah edilebilir: 
Mii'min genellikle §u iic halden birisi iizere bulunur: Takva hali (mii'min), velayet hali (veli- 
evliya), bedeliyet veya gavsiyet hali (abdal-gavs-kutup). Bu iic halin birbirinden kopuk, 
birbirinden miistakil ol madigi, aksine bunlann birbirini takip eden, inananlann iman 
derecelerine gore yapilmis, bir tasnif oldugu izahtan varestedir. 

Mii'min, §er'in mubah gordiigiinii yer. Veli yemeye inanir fakat kalp cihetiyle ondan 
nehyedilir. Bedel ise higbir §eyi onemsemez. O, Rabbinin gaybeti icerisindedir. Onda fan! 
olmu§ tur. Veli ile bedel arasindaki diger bir fark da §udur: Veli emir ve nehiyleri yerine 
getirmekle ile miikelleftir. Bedel ise, §er'i hudutlann korunmasi kaydiyla, ihtiyardan 
siynlm§tir. §er'i hudutlan koruyarak, halktan ve kendisinden fani olmu§tur. Yine mii'min 
nzkini hevasina gore degil, §eriatin belirledigi hudutlar icerisinde te'min eder. Veli, Allah'in 
emri ile, kutbun veziri olan bedel ise Allah'in fiili ile nzkini kesb yoluna gider. Kutba gelince, 
onun nzik te'mini ve tasarrufu Nebi (s.a.v.)'inki gibidir. Ciinkii o iimmet 
icerisinde Peygamberin hizmetcisi, cocugu, naibi ve halifesi me sabesindedir. 



Geylani ve Arabi Allah'in sifatlarim hayali kutba vermeleri (S.313-315) 



el-FutuhdtiiV-Mekekiyye'de yeri geldikce kutbun ozelliklerinden bahsetmis. ( el-Fiitahata'l- 
Mekklyye, 1/289-301,11/753-758, HI/1 80-186) ve VELAYET icinde aynbirbab (konu 
ba§ligi) acmi§ (a.g.e., 1 1/326-333) olan Ibn Arabi, kutuplan kitabin 462-556. bablan arasinda 



menzillerine gore agikla mi§ olmakla bu konuyu en geni§ bir §ekilde i§lemi§tir (a.g.e, IV/93- 
249). 



Cah§mamizin Abdiilkadir Geylani'nin "VAAZA BA§LAMASI" konusunda tarifini 
yaptigimiz "kutup" hakkinda Ibn Arabi'nin goru§leri ve yoramlan dogrusu kayda degerdir. 
Ona gore "hareket-i devriye (hayatin devamini saglayan hareket) ve alemdeki her i§ kutbun 
etrafinda (uzerinde, kutup vasitasiyla) gergekle§ir (Ibnii'l-Arabi, Muhyiddin, Fususu'l-hifeem 
Terciime ve §erhi, -tere. ve §erh: Ahmed Avni Konuk, haz.: Mustafa Tahrah-Selguk Eraydin-, 
istanbul 1987,1/297). Esasinda kutbun suret ve ruh olmak uzere iki yonu vardir. Alemde 
cereyan eden i§lerin ruhu (manevi yonu) onun ru hu vasitasiyla, sureti de onun sureti 
vasitasiyla meydana gelir." (el-Futuha-tu'1-Mekkiyye, IV/93). 

Aynca "her makam ve menzilin, o makam ve menzilin kendisi vasitasiyla gergekle§tigi bir 
kutbu vardir. (Mesela) zahidlerin, zuhdun kendisi va sitasiyla gergekle§tigi bir "ziihd kutbu" 
olur. Tevekkul, muhabbet, marifet igin de ayni durum soz konusudur." diyen §eyh-i Ekber, 
Allahu Teala'nin kendisini mutevekkillerin kutbuna muttali kildigini belirterek, o kutbun 
ozelliklerini a^iklar (bk.: A.g.e., IV/95 v.d.) isevi kutuplann ozelliklerini el-Futiiha-tu'l- 
Mekkiyye'nin 36-37. bablannda (a.g.e., 1/289-298) ve menzil ve makamlanna gore kutuplann 
da ayni eserin 464-556. bablannda (a.g.e., IV/1 11-249) i§leyerek "kutup" ve "kutuplar" 
eserinde genis. bir yer ayirmis. olan Ibn Arab! "Muhammedi kutup lar" hakkinda da §unlan 
soyler: "Muhammedi kutuplar iki kisimdir: 1- Hz. Peygamber'in bi'setinden onceki kutuplar: 
Onlar 313 resuldiir. 2- Hz. Pey-gamber'in bi'setinden sonraki kutuplar: Onlar da 12 kutup ve 
aynca iki hatm (hatem-i velayet'tir. (a.g.e., IV/94). 

i§te "bu ummetin i§leri bu 12 kutup vasitasiyla gercekle§ir" diyen mil ellif bu Muhammedi 12 
kutbun ozelliklerini uzun uzun anlatir (bk.: A.g.e., IV/96 v.d.).§u da var ki, Muhammedi 
kutuplar muhtelif kisimlara ayrilmak la birlikte, onlardan her asirda sadece bir tane bulunur, 
(a.g.e., IV/94). 

Mevlana da: 

Oyleyse her devirde peygamber yerine bir eren vardir; 

Kiyamete dek bu boyle surer gider. 

(Mesnevt ve §erhi, 1 1/140) diyerek, Ibn Arabi'nin gorus4erine i§tirak eder. 

Abdiilkadir Geylani'nin kutbu §u veciz cumlelerle tarif ettigi rivayet edilir: "Hakikatte hicbir 
meslek, yol, kademe yoktur ki, kutup icin orada saygin, saglam bir kaynak olmasin. Velayette 
hicbir derece yoktur ki, onun orada acik bir ayak izi bulunmasin. Nihayette hicbir makam 
yoktur ki, onun orada sabit bir ayagi olmasin. Mu§ahedede hicbir menzil yoktur ki, onun 
orada tath bir me§rebi olmasin. Huzura cikan hicbir basamak yoktur ki, o oradan yiice bir 
§ekilde gegmemis, olsun. Alem-i gaybda ve alem-i §ehadet-i evveliyede hicbir is. yoktur ki, 
onun ondan bilgisi olmasin. Varhk (viicud) mazharlanndan hicbirisi yoktur ki, onun onda 
mu§areketi olmasin. Hicbir fiil yoktur ki, o onda gizli olmasin. Hicbir i§ik yoktur ki, ondan bir 
parca, hicbir marifet yoktur ki, ondan bir nefes ta§imasin. Higbir mecra yoktur ki, kutup onun 
sonuna ula§mi§ olmasin. Vasillarm tuttugu hicbir yol yoktur ki, kutup onun nihayetinin maliki 
olmasin. Hicbir tuzak yoktur ki, onunla kar§ila§mami§ olsun. Hicbir mertebe yoktur ki, onu 
cezbetmesin. Higbir nefes yoktur ki, o onda sevilmesin. Kutup, izzet sancaginin ve kudret 
kihcinin ta §iyicisi, vakit elinin hakimi, muhabbet ordusunun sultanidir. Tevliyet ve azletmeyi 



uzerine almi§tir. Onunla beraber olan §aki olmaz, beraberindekile rin higbir hali ve 
mii§ahedesi kutba gizli kalmaz. Onun hedefinden daha yiiksek bir hedef, onun ortiisunden 
daha biiyiik bir ortii, onun viicudundan daha tarn, daha mukemmel bir viicut, onun 
§iihudundan daha acik bir sjihud, §ertati onun izlemesinden daha §iddetli bir izleme yoktur. O 
vardir, mevcuttur, muttasildir, munfasildir, arzhdir, §emaildir, kudsidir, gaybidir, halis bir 
vasitadir, be§erdir, faydahdir. Onun kendisinde biten bir hududu, kendisine has bir sifati, 
kendisine hos. gelen bir vazifesi vardir. §u kadar var ki, o, tefrika goziinden gikan ezel 
baki§lanni odakla§tirdiginda heybet ile tins arasim birle§tirmekle mustetirdir, gizlidir; 
sifatlann a^iklanmasi i^in ha li birakip, makami ovmenin luzumu ile birlikte, celal ve cemal 
(sifatlannin) arasim ayirmakla barizdir, zahirdir. Onun tek ba§inahgi sirlar ile ortulmu§tur. O 
zuhuranun deliller ile gergekle§mesini gizlice ister. Onun zuhuru ise bir emirdir. Eger 
zuhurunu bast ile gercekle§tiremezse o zaman bu is. kabz menzillerinden birisinde olur. Miilk 
ve hiikiim (hikmet) aleminde higbir §ey zuhur etmez ki, onun di§inda, zahirinde gayb ve 
kudret aleminden bir onii, bir i§aret ve bir remz bulunmasin. O zuhur eden §ey bu aleme 
hasredilir ki, ehl-i kevn, o i§teki acaiplikleri mu§ahede etsin. Bu anlatilanlann ozii ve tafsilati, 
evveli ve ahiri Mustafa (s.a.v.)'de toplanmi§tir... 



Sevdanin ilk duragindaki tathhk var ya. 

Benim hazzim ondan daha tath ve daha lezzetlidir. 

Ya da visalde 50k ozel bir hal vardir ya, 

Benim halim ondan daha aziz ve yakindir. 

Bana giinler bagi§landi, safligin ba§langici giinler, 

Helal ve icmesi tath su kaynaklan... 

Her tiirlu comertlige muhatap oldum. 

Hig kimseye olmadigi kadar. 

Ben arkada§ina korku olmayanlardanim. 

Zaman §iipheli, insan kagtigi yeri bilmiyor.. 

Kavm'in her tiirlu yiice riitbeden nasibi var, 

Ve her ordunun dayandigi bir kuvvet olur. 

Ben §akiyan bulbulum, aga^lan doldururum 

§arkilarla. Yukseklerde ise Baz-i E§hebim... 

Muhabbet ordusunu iradem altina aldim, 

itaatle. Okumu nereye atsam isabet eder. 

Ne bir emel, ne de bir umidim var. 

Bir va'd bekliyor ya da gozliiyor degilim.. 

Riza meydanlannda bol bol nasipleniyorum. 

Ta ki, hig kimseye bagi§lanmayan bana verildi. 

Zaman, i§lenmi§ elbise gibi degi§ti. 

"Bizler zamanin en iyisiyiz" diye oviinursunuz.. 

Evvelkilerin giine§leri sondii, gitti.. 

Bizim giine§imizse Sonmez ebedi, gokyuziinun en yiice yerinde. 



Musluman beyninden vuran uydurulmu^ bir masal (S.316-317) 

§attaniifi'nin rivayet ettigi bir menkibede abdahn (yediler) segili§ini Abdiilkadir Geylani'nin 



miiridlerinden Ebu'l-Hasan b. et-Tantaniyye el-Bagdadi (v. ?) §u §ekilde anlatir: "Babam vefat 
ettikten sonra Seyh Abdulkadir'in yaninda ilim ile i§tigal ve Seyh'e hizmet etmeye ba§ladm. 
Gecelerimin gogunu Seyh'in ihtiyacini gozetleyerek uykusuz gegirirdim. 553 (h.) (1158 m) 
Safer ayinin bir gecesinde Seyh di§an gikti. Hemen ona ibrik goturdiim, ibrigi almadan 
Medresenin (disj kapisina dogru yoneldi. Kapi kendiliginden agildi. Seyh di§an cikti. Ben de 
onun arkasindan gittim. Seyh'in beni farketmedigini du§uniiyordum. Bagdat'in kapisina 
yakla§inca, o da kendiliginden agihverdi ve Seyh di§an gikti. Ben de onu takip ettim Biz 
di§an gikinca kapi kendiliginden kapandi. Fazla yurumeden, tanimadigim bir §ehre girdik. 
Seyh ribata benzeyen bir yere girdi ki, igerisinde alti ki§i vardi. Onlar gelip Seyh ile 
selamla§tilar. Bu arada ben bir tarafta saklanmi§, olup biteni anlamaya gali§iyordum. Bir inilti 
duyuldu. £ok gegmeden bu inilti kesildi, igeri bir adam girdi ve iniltinin geldigi yere gitti. 
Omuzlannda birisi oldugu halde oradan dondii ve oylece ribattan di§an gikti. Akabinde 
iniltinin geldigi yerden ba§i agik, uzun biyikh birisi daha igeri girerek, Seyh'in oniinde otur 
du. Seyh ona kelime-i §ehadeti telkin ettikten sonra, onun saglanni ve bi yiklanni kisaltarak, 
ona takke giydirdi ve Muhammed ismini verdi. Sonra alti ki§iye "vefat eden ki§inin yerine o 
§ahsin bedel olmasi hususunda emir aldigini" soyledi. Onlar da "duyduklanni ve itaat 
ettiklerini" belirttiler. Son ra Seyh oradan aynldi. Ben de onu takip ettim. £ok gegmeden 
Bagdat'in ka pisina geldik. Kapi gikarken oldugu gibi yine kendiliginden agildi ve biz igeri 
girince de oylece kapandi. Sonra Medrese'ye geldik ve Seyh evine girdi. 

Sabah oldugunda her zamanki gibi Seyh'in huzuruna vanp okumaya gah§tim. Fakat onun 
heybetinden okumaya bir tiirlu muvaffak olamadim. Seyh bana: 

— Oglum okusana, bir §ey yok !... (gece gorduklerinden dolayi kork mana gerek yok) dedi. 

Ben Seyh'e yemin vererek, gece olanlan bana izah etmesini rica ettim. O da bana durumu §u 
§ekilde agikladi: 

— Gittigimiz yer Nihavend idi. Oradaki alti ki§i de abdal (abdalii'n-nuceba) idi. iniltisini 
i§ittigin ki§i onlann yedincisi idi. Ama o hastaydi. Yanina vardigimizda vefat am yakla§mi§ti. 
Onu omuzlannda ta§iyan ki§i ise Hi zir (a.s.) idi. Kendisine §ehadet telkin ettigim §ahsa 
gelince, o Kostantiniy'ye (istanbul) ehlinden ve Nasrani idi. Onu vefat eden §ahsin yerine 
gegirmem hakkinda emir almi§tim. O da benim elimle musliiman oldu ve abdalii'n-nubeba 
arasindaki yerini aldi. 

Seyh bu olayi bana boylece anlattiktan sonra onu, o hayatta oldugu muddetge hig kimseye 
anlatmamam hususunda benden yemin aldi." (Befi cetii'l-esrar, 70-71.) 

Abdiilkadir Geylani Hayati, Eserleri, Gorii^leri - Dilaver Giirer, insan Yayinlan, 
Du^iiniirler Dizisi, istanbul 1999 



Gavs'iil Azam Seyyid Abdulkadir Geylani ve Kadiri 
Tarikati 



'Gavs'in sesi uzaktanda yakindan da duyulurdu." Yalani (S.82) 



Yine onun kerametlerinden bin de; meclisinde bulunup da gerek yakininda ve gerekse 
uzaginda bulunanlar onun sesini ayni derecede i§itirlerdi. Her ayaga kalktiginda, herkes 
kalkar. Onun sesinden ba§ka git bile gikmazdi. Yalniz bazen Rical ill Gayb'u-in gokten yere 
dii§en bir cismin sesi gibi gikan sadalan duyulurdu. 



"Gavs'in firlattigi nalinlar magaradaki adami oldurdu." Yalani (S.83-84) 



Iyi bir hanim onun miiridi olmu§tu, miirid ol*madan once bu hanima ahlaksiz bir adam a§ikti. 
Bir giin bu kadin dagda iken bir ihtiyac. igin magaraya girdiginde o ahlaksiz adam da ardindan 
magaraya girip, kadina sata§maya ba§ladi. Kadin kacip kurtu*lacak bir yer bulamadi, Hz. 
Gavs'in adini amp imdat istedi. O anda Hz. Gavs medresede abdest ahyordu, ayaklanndaki 
tahta nahnlan gikanp firlatti. O ahlaksiz adam arzusuna kavu§amadan nalinlar kafa*sina ula§ti 
ve oliinceye kadar adama vurdular. Adam oliince nalinlar da durdu. Kadin da o nahnlan ahp 
Hz. Gavs'a getirip olayi anlatti. 



Gavs sagligmda §arkici olan hristiyani mezarindan diriltmesi yalani (S.85-86) 



hz. Gavs birgiin bir mahalleden gegerken bir muslumanla bir hristiyamn munaka§a ettiklerini 
gordii, sebebini soydu, musluman; "Bu hristiyan bi*zim peygamberimiz sizin 
peygamberinizden ustun*dur" diyor, ben de tarn tersini iddia ediyorum, dedi. 

Hz. Gavs hristiyana: "iddiani hangi delille ispat edersin?" diye sordu. Hristiyan: "Bizim 
peygamberi*miz oliiyii diriltiyordu" dedi. 

Hz. Gavs "Ben peygamber degilim, ama peygam*bere uyan bir muslumamm. Eger ben oliiyii 
diriltir*sem, peygamberimize inanir misin" dedi. Hristiyan "Evet, inaninm" dedi. Hz. Gavs 
"Bana harap birine zar goster" demi§, Hristiyan da 90k harap bir mezar gostermi§. 

Hz. Gavs: "Hz. isa oliiyii dirilttigi zaman ne soy*lerdi?" diye sormu§. Hristiyan: "Kum 
biiznillah" derdi. 

Hz. Gavs: "Bu mezarda yatan sagken §arkicihk yapiyormu§, istersen kalktiginda §arki 
soyleyerek kalksin" demi§ ve ayagini mezara vurarak "Kum biiznillah." demi§. Derhal mezar 
acilarak igindeki ki§i §arki soyleyerek ayaga kalkmi§. Hristiyan bu olay kar§isinda hayran ve 
sekran olarak hemen hz Gavs'in ellerine kapanip §ehadet getirmi§ . 



Gavs kendisinden 157 sene sonra Bahaddin Nak^ibend'in gelecegini haber vermesi 
yalani (S.86-87) 



Hz. Gavs bir defa Medine-i Munevvere'ye geldi. '"Ravzayi ziyaret ederek tarn kirk giin ayakta 
adab iizere durdu ve elleri gogsiinde §u miinacaatta bulun*du: 



"Gunahlanm denizin dalgalanndan daha 50k ".. 

Yiice daglara benzer, hatta daha biiyiik. 

Lakin affedici Kerim olanin huzurunda, 

Sinek kanadi kadar hatta daha da kiigiik. 

§eyh Abdullahi Belhi "Havarikul ahbab fi ma'rifetil aktab" isimli kitabin 25. babinda §ah-i 
Nak§ibendi anlatirken diyorki: "Hace-i Sermest'ten duy*dum o da, Buhara'da ya§ayan kamil 
zatlardan duy*mu§, onlar §oyle anlatirlardi: "Hz. Gavs birgiin ce*maatle terasta otururken 
birara Buhara taraflanna doniip giizel bir koku almi§ ve: "Benim vefatimdan 157 sene sonra 
Muhammedi me§reb birisi dunyaya gelir, ismi; Bahaeddin Muhammed Nak§ibendi'dir. Bana 
mahsus nimetlere kavu§ur." buyurdu ve gergekten oyle oldu. 

Gavs'iil Azam Seyyid Abdulkadir Geylani ve Kadiri Tarikati - M. §efik Korkusuz, 
Menzil Yayinevi-Adiyaman, 1995 

100 soruda Tasavvuf- Abdiilbaki Golpinarh 

Senelerce collerde dolasip hastalanan kaba zahidler (S.26-27) 



Bu kaba zahitler Allah'a dayanmada ileri gidiyorlar, yalniz ba§lanna, yanlanna zik almadan 
gollere dahyorlar, evlenmiyorlar, tedavi edilmiyorlar, uyku uyumamaya, boyuna ibadete, 
Tann'yi (!) zikre koyuluyorlar, ruh hastahklanna tutuluyorlar, bilgiye dii§man kesiliyorlar, 
herkese bir gozle bakmayi buyurduklan halde kendilerinden olmayanlan a§agi goriiyorlardi. 
Buna kar§ihk ^eriat^ilar da, hangi mezhepten olurlarsa olsunlar, hakh olarak bunlan ho§ 
gormuyorlar, kinamaktan, tuttuklan yolun batil oldugunu soylemekten gekinmiyorlardi. Bura 
da, «her iimmetin bir siydhati var; benim ummetimin siydhati de Tanri yolunda sava§. Her 
iimmetin bir rahipligi var; benim ummetimin rahipligi de diigman kar$isinda nbbet 
beklemek» (Cami', 1, s. 80), «sakinin dinde, yeniden yeniye uydurulan $eylerden; gercekten 
de her sonradan icat edilen §ey uydurmadir, her uydurma da sapikhk» (s. 86 - 87), «halktan 
kesilip yapayalniz biryerde otu ran kisjii bizden degildir» (Kiinuz, II, s. 167), «gercekten de 
Allah size calismayi buyurdu; cahsin» (ayni, s. 60), «Ulu Allah, kuluna verdigi nimetin 
eserini, ondagormek ister» (ayni, s. 63) gibi hadislerle evlenmemeyi, birini hadim etmeyi 
nehyeden hadisleri yazarsak (ayni, II, s. 176 ve 188) §eriat bilginlerinin bu kaba zahitlere 
neden kar§i durduklan daha ziyade belirir saninz. 



Ku'ran Kerimde sirasiyla yedi nefis yoktur. (S.35) 



Mutmainne, Radiyye ve Mardiyye adlan uydurulmu§tur. XCI. surede, 9. ayet, «ve andolsun 
ki kim oztinti iyice temizlemi^se kurtulmu^tur, muradina ermi§tir» mealinde dir; ayni 
zamanda XVIII. surenin 74. ayetinde, olduriildugu anlatilan gocuk hakkinda «tertemiz» 
denmektedir. Nefs-i Zekiyye de bu ayetlerden ahnmi§tir. Kur'an-i- Kerim'de boyle sirayla 



yedi nefis yoktur, hele bunlara uyan yedi addan, bu miinasebetle hie bahsedilmemektedir. 
Esasen Kur'an-i Kerim'de nefis, kisjnin kendisi, bedenle beraber can, insan anlamlanna 
gelmektedir 



§eyh Bedreddin'e gore "Kainat Allah'tir, onu sonu yoktur." §irki (S.48) 



Simavna kadisi oglu Bedreddin'in (823 H. 1420), muhtelif zamanlarda, muhtelif konulara ait 
sozlerinin, sorulara verdigi cevaplann toplanmasindan meydana gelen Varidat'inda, varhk 
birligi bu tarzdadir ve. ona gore kainat Allah'tir, onii ve sonu yoktur. Kiyametse oliimden 
ibarettir (Golpmarli: Simavna kadisi oglu §eyh Bed reddin. 1st. Etiyaym 1966, s. 31-33. 
Varidat tercemesi, s. 55-66 ve 75) 



Mevlana kitabina Kur'an'in vasiflanna veriyor. (S.49) 

Sufilerin, Vahdet-i Vucud'a inananlan, bu mertebede ne§'elerine, yaratilisjanna, 
yeti§melerine, istidatlanna, bilgilerine ve anlayi§lanna gore degi§ik haller alirlar. . Mevlana, 
«Mesnevi» dibacesinde, kitabini «ula§ma ve yakiyn sirlanni acmada dinin asillannin 
asillannin asillan...» gibi vasiflarla ovdiikten sonra onu, Misir'daki Nil suyuna benzetir ve 
«Sabredenlere icilecek sudur. Firavun soyuna ve kafirlere ise hasret; netekim Allah da onunla, 
coklanni §a§irtip azdinr, coklanni da dogru yola gotiirur demi§tir» der {Nicholson basimi, I, s. 
1. Ayet, 11, 26) . 



Mevlana devir nazariyesi inanir. (S.59) 



Mevlana, bu daimi yaratih§i, bu daimi olu§u anlatirken, «cihan, ba§ka bir cihan dogurur; bu 
mah§er, ba§ka bir mah§er meydana cikanr. Kiyamete dek bu kiyameti anlatsam gene bitmez» 
der (Mesnevi, II, s. 31 1, beyit. 1 187 - 1 188); butiin alemi, yeyen ve yenen olarak vasfeder; top 
ragin suyu ictigini, otlar bitirdigini, otlan hayvanlann yedigini, hayvanin insana gida 
oldugunu, insani, gene top ragin yedigini, bu alemin, boyuna degi§ip durdugunu anlatir 
(Nicholson basimi; III, 1929, s. 4-5, beyit. 22 - 36) ; 



Tasavvuf'un hayali ilahlan (S.72-74) 

Soru 39 : Bundan onceki sorulara verdiginiz cevapta kemal mertebesine yalniz Hz. 
Muhammed'in eristigini soylemistiniz ve ondan oncekilerin de, sonrakilerin de ondan feyiz 
aldiklarim bildirmistiniz. Bu, pek anlasilmadi; araya sorular, cevaplar, konular girdi. 
Liitfen bunu daha belirli, daha etrafli anlatir misiniz? 

Mutlak Varhk'in her §eyden munezzeh olan zati, evvelce de anlattigimiz gibi Akl-i Kull'u 
(turn Akl'i) izhar etmi§tir. Sufiler, bu ilk tecelliye «Vahidiyyet - Birlik» demi§ler, «Hakiykat-i 
Muhammediyye - Muhammed'in gercek makaami» olarak bu ilk tecelliyi kabul etmi§lerdir. 



Mutlak Varhk'la alem arasinda bir berzah, bir gecjt olan bu makaama her zaman, tek 
bir ki§i mazhardir. Hz. Muhammed'den evvel gelip ge<jen peygamberler, hep bu 
makaamdan feyiz almislardir; ondan sonraki erenler de bu makaamdan feyiz 
almaktadirlar. Bu makaama her zaman, tek bir ki$i mazhar olabilir. Ona «Kutb'ul- 
Aktab - Kutublar Kutbu» denir. Kutb, degirmen tasinin mili anlamina gelen Arap^a bir 
sozdiir. Degirmen ta$i, nasil o milin gevresinde doner ve nasd o koca ta$i mil gevirir, don 
diiriirse biitiin alem de kutb'un iradesiyle doner; herkes ona, o da Tann iradesine 
tabidir. 

imamiyye mezhebinde Hz. Peygamber, Allah'in emriyle Ali'nin vasiy ve imam oldugunu 
iimmete bildirmi§tir. Hz. Peygamber'den sonra imamet, Ali'nin ve soyundan gelen onbir 
imam'indir. Onikinci imam, Mehdi'dir; sag dir; zuhur edecek, zuliimle dolmus. olan alemi, 
adaletle dolduracaktir. 

Bu mezhebi kabul eden sufilere gore Kutb, On ikinci imamdir; ondan ba§ka Kutb yoktur; ona 
en ya kin olan eren'in vilayeti de ancak ondan niyabet yoluy ledir (Mehdi hadislerinin Ehli 
Siinnet kitaplannda bulunanlan icin Seyyid Murtaza'l-Firuzabadi'nin, «Fadail'ul- Hamse min 
Sihah'is-Sitte» adh kitabina bakiniz; c, III, Necef - 1348 H. s. 324 - 343). 



Kutbdan sonra manevi bakimdan ona en yakin iki ki§i vardir ki bunlara iki imam anlamina 
«imameyn» denir ve biri Kutb'un saginda, oburii solunda farzedilir. Kalb solda oldugu icin 
Kutb'un tasarrufuna varis olacak eren, sol yandakidir. Kutb oliince, sol yaninda farzedilen 
eren, yerine gecer. 

imameyn ve imaman denen bu iki erenden sonra dort eren vardir; bunlara direkler anlamina 
«Evtad» denir. Bunlardan sonra yedi eren vardir, bunlara da «Abdal» adi verilir. Bu ad, kotii 
huylanni iyi huya tebdil ettiklerinden, yahut diledikleri vakit, diledikleri yerlerde kendilerine 
bedel gosterebildiklerinden, yani bir anda, birgok yerlerde goriinduklerinden, yahut Kutb'un 
olurnii uzerine sol yandaki kutb eren oliince, onun yerine evtaddan biri. evtaddan bo§alan yere 
de abdalden biri gectiginden bu adla anildiklan soylenegelmi§tir. 

Abdal'in dokuz, yahut kirk kisj oldugunu, daha fazla bulun dugunu soyleyenler de vardir. 
Abdal'den sonra yetmi§, yahut yetmi§ten fazla eren gelir ki onlara da ozii, soyu temiz ki§iler 
anlamina «Nuceba» derler. 



Nuceba'dan sonra tic yiiz altmi§ tane temiz ki§i vardir. Kutb oliince a§agi tabakalardan birer 
ki§i, daha list tabakaya gecirilir. tic yiiz altmi§ erenden biri, Niiceba'ya katihr, halktan biri de 
tic yiiz altmis. erenden acik kalan yere ahnir ve boylece sayi tamamlanir. Halk, kutubla iki 
imama «iicler», abdal'e «yediler, kirklar» der. Bunlann her bireri, bir i§i tedbir ederler. 
Hepsine birden «Rical'ul-Gayb - Gayb er leri, gizli erenler» adi verilir (Nefehat tere. s. 26 ve 
de vami; Sefinet'ul-Bihar, II, s. 438 - 439, Cami', 1, s. 102; Taraik'ul-Hakaaik, 1/s. 503 - 533). 

Oglan §eyh Ibrahim, «Ve dahi kutb-i zaman me§rebi iizere tic kimse bulunursa Ucler, yedi 
bulunursa Yediler, kirk bulunursa Kirklar deyu ta'bir olunur» sozleriyle biitiin bunlan, 
kendine gore yorumlamaktadir (Sohbet Name). 



U^ler, Kirklar, Yediler, yalani (S.75) 



Ugler, yediler, kirklar da, yani bu sayilann kutlu sayilmasinda Fisggorilerin tesirlerini 
gormeme de imkan yoktur. Esasen Hiikemadan tasavvufa gegen bu inanglar, Hiikema 
meslegine de eski Hind - Iran, Asur, hatta Misir inanglanndan, Sabitlikten ve Yunan 
felsefesinden gegmi§tir (Golpinarh: Simavna kadisi oglu §eyh Bedred-1 din; Eti yayinevi 
1966 Batinilik boliimii. 12-29) 



Beyazid -i Bestamiyi ve inanam kafir yapan sozler (S.83-84) 

Soru 48 : §ath dediginiz §eyi ornekleriyle biraz daha aqiklar misimz ? 

§ath'a Bayezid-i Bistami'nin (261 H. 784) sozleri ara sinda 90k rastlanir. Mesela, «Ben bir 

denize daldim ki peygamberler, onun kiyisindaydi» (Nefahat— terc-S; 15) 

«Cehennem dedigin nedir ki? Onu goriirsem, hirkamin ucuyla sonduriiveririm; noksan 

sifatlardan tenzih ederim kendimi; ne de biiyiik bir zuhurum var» (Cemal-iid-din Ebi'l-Ferec 

Abd'ur-Rahman ibn'il-Cevzi: Telbisu Iblis; Misir - 1928, s. 342), 

«Ona ula§madan Ka'be'nin gevresini donerdim; ula§inca gordiim ki Ka'be, benim'gevremde do 

nuyor», 

«ilk haccimda evi (Ka'beyi), ikincisinde ev sahi bini gordiim; uguncusunde ne Ka'be'yi 

gordiim, ne sahi bini», 

«Benim Levh-i Mahfuz» (s. 345), 

«benim bayragim, Muhammed'in bayragindan a'aha biiyiiktiir» (ayni s.), 

«Allahim. halkindan birisini azaplandirmak, bilginde sabit olduysa, bunu takdir ettiysen, beni 

o kadar biiyiit ki cehenneme benden ba§ka kimse sigmasin» (ayni s. 346) 

gi bi sozleri, §ath ornekleridir (ayni kitabin §ath ve davalar babina bakiniz, s. 341 - 349). 

Turk edebiyatindan da buna benzer ornekler verilebilir. Mesela E^refoglu Abdullah-i 
Rumi'nin (874 H. 1469-1 1470), 

£urumu§ tenlere bir dem eger dirsem bi izni kum 

Yalin ayag u ba§ a^ik dururlar ciimlesi ttryan 

Samurlar E^refoglu'yam ne Riimi'yem ne iznikiy 

Benem ol daim'ul-Bakiy gurundum sureta insan 

(Divan, 1st. 1286. s. 33 } beyitleri, buna giizel bir or nektir. 

Hakim-i Tirmizi ile Muhyiddin-i Arabi banl inancjan (S.84-85) 

Muhammed b. Aliyy'ul-Hakim'it-Tirmizi ile (255 H. 868 - 869) ba§layan insan-i Kamil ve 
Hatm-i Vilayet nazariyyesi, ibni Arabi'de pek a§in bir hadde varmi§tir. Hz. Muhammed'in son 
peygamber olu§una kar§ihk ibni Arabi, zaman itibariyle Mehdi'nin Hatem'iil-Evliya-erenlerin 
sonuncusu oldugunu, fakat gergekte, biitiin erenlerin fe yiz almalan bakimindan hepsini 
hatmetmek, hepsinin mazhariyetlerini kendinde toplamak bakimindan kendisinin Hatem 



oldugunu, hatta Hz. Muhammed'in vilayetine mazhar oldugundan gecmis. peygamberlerle 
gelecek eren lerin, hep kendisinden feyiz aldiklanni iddia etmesi, gercekten de biiyiik bir 
cur'ettir. 

Hz. Peygamber, bir hadisin de, peygamberligi bir duvara benzetmi§, duvarda bir kerpicin 
eksik oldugunu, kendisinin peygamberligiyle o kerpicin de yerine kondugunu ve kendisiyle 
peygamberligini tamamlandigini bildirmesine kar§ihk ibni Arabi, riiyasin da, bir ta§i altin, Bir 
ta§i gumiis. bir duvar gordugiinu, altinlann erenler, gumu§lerin peygamberler oldugunu, 
kendisinin de bir altin kerpic olarak o duvardaki eksik yere girdigini, boylece duvann 
tamamlandigini soylemi§, Vilayeti nubiivvetten ustiin saymi§tir» Biitiin bunlar-§ath sayilabilir, 
yalniz hiisn-i zanna sahip olamk §artiyle («Mevlana Celaleddin adh eserimize bakiniz, III. 
basim, ist. inkilap K. 1959 s. 234. ibni Arabi'nin bu ce§it davalan ve §ems'ie tarti§malan icin 
de ayni eserin 52-53. sayfalanna bakiniz). 



Tasavvuf ta Batiniler'in inanelar (S.87) 



Batinilik, Kur'an'in ic anlamina erenlerce di§ anlaminin liizumsuz olduguna, daha acikcasi, 
dini hukumlerin ve §eriatin, alemin diizenini korumak icin ve anlayi§ Ian, bu dereceye 
gelmemis. olanlan idare yuziinden kon mu§ bulunduguna inanmaktir. Mesela namazdan 
maksat. 

Tannya yakla§maktir; Tannya yakla§anlarca, «Rabbine sana yakiyn gelinceyedek kulluk et» 
ayeti (XV, 99) batinilerce, bunu apacik bildirmektedir. Oysa ki bu ayette yakiyn, biitiin 
mufessirlerce oliimdur; §u halde ayet oliinceye dek kulluk etmeyi buyurmaktadir; yakiyne erin 
ce ibadeti birakmayi emretmemektedir (Mecma'ul Beyan; Tehran, §irket'ul-Maarif il- 
Islamiyye basimi, c. VI, 1379 H. S. 346-347). 



Hallac Musliiman goriinerek Allah'la alay ediyor. (S.92-93) 



Soru 51 : Huseyn b. Mansur'il-Hallac hakkinda biraz bilgi verir misiniz? 

Bu zatin, Ni§ abur'lu, Rey'li, Talkan'h, Merv'll oldu gu rivayet edilmi§tir. Halka kendisini sufi 

gosterir, ikti dara §ia'dan gorunurdu. Kendisine uyanlar, onun Allah olduguna inanirlardi. 

On ikinci imam'in babi (kapisi, naibi) oldugunu iddia ederdi. imam, bir yazisiyle (tevkiy') ona 

lanet etmi§, onunla hie bir ili§igi, ilgisi olmadigini bildirmi§ti. «Kitab'ut-Tavasin» adli 

kitabinda noktalara, harflere dair anla§ilmasi giic, esasi sacma §eyler 

bulun dugu gibi, «davalarda bulunmak, §eytanla Ahmed'ten (Hz. Muhammed) ba§kasina 

dii§mez; giinkii iblis'e, secde et dendi, etmedi. Ahmed'e, bak dendi, ne sagina bakti, ne 

soluna» gibi iblis'i yiicelten sozler (Louis Massignon basimi; Librairie Paul Geuthner - 1913; 

s. 41-43), 

«Ben Hakk'im, giinkii ebedi olarak Hak'layim, ondan hig aynlmadim» gibi gozleri (ayni, s. 

52), Arapca §iirlerinden mey dana gelen Divan'inda «Ey dileyen ki§inin diledigi, senin 

yiiziinden de §a§irmi§im, kendime de §a§madayim. Beni kendine oylesine yana§tirdin ki seni, 

ben sandim; vecidde oylesine kendimi yitirdim ki beni, kendinde yok ettin» 

(L. Massignon basimi; Journal Asiatique, Janvier - Mars, 1931, s. 30), 

«Tenzih ederim maddi alemi izhar edeni, Tannhgini bu suretle gostereni, sonra da halki 



meydana getirip kendini ye yen, igen §eklinde gostereni» gibi §eriate uymayan sozleri (ayni, s. 

41), 

baz §athiyeleri vardir. (s. 33). Ya§ayi§ina, olduriilu§une dair en saglam bilgiler, «Ahbar al- 
Hallac» dadir. (L. Massignon basimi, Paris -1957). Hallac'a uyanlarin yollanna, 
«Hallaciyye» adi verilmi^ti. inanglan ve sozleri yiiziinden 309 zilkadesinin 24. giinii 
(922) Bagdad'da oldiirulmu?, cesedi yakilmi^tir. (Sefinet'ul-Bihar'a; 1. Hig mad. s. 296 - 
297; Ibni Nedim'in «EI-Fihrist»ine, Misir - 1348, s. 296 - 272; ve Tenkiyh'ul- Makaal'e b. 1, s. 
346 - 347). 



Tasavvuf ta uyduruk keramet yalanlan (S. 106-107) 



SufTlerin birgogundan,olaganustii §eyler rivayet edilmi§tir. Bu rivayetler, adeta mu§terektir; 
yani bir keramet, birgok sufilere atfedilmi§tir. Mesela Lokman-i Serahsi ugar Haci Bekta§, 
giivercin §ekline buriinur; Abdal Musa bir geyik olur; Budha da bir fil §eklinde goriiniir, bir 
masal olur. Hayvanlara is. gordurmek, yirtici bir hayvana binmek, Ebu-Yezid-i Bistami'ye, 
Ebu'1-Hasan-i Harrakaani'ye, Haci Bekta§'a atfedilmi§tir. Az ekmekle gok ki§iyi doyurmak, 
«Ahd-i Cedid» de oldugu gibi birgok erene de isnat edilmi§tir. Ahmed-i Cami, Ebu'1-Hasan-i 
Harrakaani, Ahmed Sarban, kadin derdi gekmi§ erenlerdir. Olaganiistii §eyler, masalla nmiza 
kadar girmi§tir (tarafimizdan bugiinun diline gevrilen «Vilayet-Name Manakib-i Haci Bekta§- 
l Veli»nin «Agiklamasinabakiniz; 1st. inkilap K. 1958, s. 105 - 120). 

«Ku§eyri Risalesi»nde, Nefahat'ta, bir gemideki gen ce hirsizhk isnadi uzerine gencin dua 
etmesi, denizden, agizlannda birer inci bulunan baliklann ba§ gostermesi (Ku§eyri, s. 215; 
Nefahat tere. s. 89), «Mesnevi» de, bir ba§ka tarzda Ibrahim b. Edhem'e atfedilerek 
naklolunmaktadir (II, s. 427 - 429). 

Bir sufiye atfedilen, birinden naklolunan kerametin, birgok sufilere atfedildigini, zamanimiza 
dek surdugiinu, fikralanmizda, hikayelerimizde oldugu gibi gag degi§tikge, yer degi§tikge, 
onlarda da degi§iklikler yapildigini ve biitiin bunlann, daha eski dinlerde, geleneklerde 
bulundugunu. bildirmemiz gerektir 



100 soruda Tasavvuf - Abdulbaki Golpinark, Gergek Yayinevi, 2.Baski, 

Erenler'in Kalb Gozii - O smart Akfirat, Pamuk Yay 

§eyhin resmini rabita etme ve gaflet amnda §eyhin'i gagirma sapikhgi (S.325) 

Me§ayihin sapiklanndan birisi rabita uzerinde §unu da eklemi§tir: 

Halvet hdlinde miiridin kalbi gaflete maruz, kaldi mi miirid §eyhin ismini anorak onu 
gagiracaktir (!) 

RESIME RABITA 

Bir kismi da ^eyhinin fotograflarini gikarmi$, gaaib olan miiridlerine o resimleri 
gondermisji, ta ki o resimlerle rabita kursunlar (!) Dervi^lerden bir kismi var ki, sjeyhinin 



fotografini cebinde ta§iyor. Evradina ba§ladigi zaman ev* vela foto graft cikarip bakiyor, 
sonra evradini okuyor (!) 

Huldsa; dervi^lerle arkadaghk yapan bir kimse her gun yeni ve sonu gelmeyen bid'atlara 
muttali' olabilir! Biitiin bu musibetler rabitanin iicuncu ve dordiincu kismindan ne^'et 
etmi$tir. Mademki, fesadlik bu raddeye cikti, dyle ise bu kapiyi tamamen kapatmak en 
uygun ha*rekettir. 



Allah adina "Kutbu'l -Akatab , Gavs, Kutbu'l -ir§sad" uydurmasi (S.384-385) 



Velilerin en buyugiinun ve en kamilinin tayin ve tesbiti hakkinda me§ayih arasinda ihtilaf 
vardir. imam-i Rabbani, «Gavs»in, «Kutbu'l-medar»in gayrisi oldugunu, «Kutbu'l-medar»in 
ancak bazi emirlerde gavstan yardim bekle*digini. Ebdallann mansiblanni tayin etmekte 
mudahalesi oldugunu soyliiyor. Kutba yardimcihk etmesi itibariyle «Kutbu'l-Aktab» da denir. 
£unku onun yardimcilan kurre-i arzin tamaminda manevi hakimler ve vekillerdirler. 

imam-i Rabbani der ki: 

«Peygamberlerin etba'lannin en kamilleri tarn tebaiyyeti elde ettikleri zaman peygamberlik 
mansibina degil, makamina yonelirler. Peygamberlik mansibi ise, Hazret-i Muhammed'den 
sonra artik muhaldir. Bu makama yonelen o kamil insanlann bazisi imamet mansibiyle 
digerinin ba§ina ge^er. Bu, velilerin en yiicesidir. Bazilan da sadece o kemali elde etmekle 
iktifa eder. i§te bu iki buyiik insan, o kemali elde etmek hususunda e§ittirler. Onlann 
arasindaki tefaviit mansibi elde edip etmemekte ve mansibla ilgili birtakim emirlerdir. 
Tabiilerin en kamilleri velayet kemalatini tarn elde ettigi zaman, bir kismi manevi hilafet 
mansibiyla ortaya gikar. Bazilan da — biraz once gectigi gibi — o kemalatlan elde etmekle 
iktifa eder. Bu iki mansibin beheri de asil kemalatla ilgilidir. Zilli kemalatta ise, imamet 
mansibina en layik yani onun hizasi ve golgesi olmaya en layik kutbu'l-ir§ad mansibidir. 
Hilafet mansibina en uygun Kutbu'l-medar mansibidir, i§te bu iki alt makam, o iki list 
makamin golgesldir.» 



§araniye gore "Ahmet-i Rufai yerin ve gogiin kutbudur." iftirasi (S.385-386) 

^unkii Hazrete: «Sen kurre-i arzin kutbusun» denildigi zaman, cevab olarak: 

«Beni -bu vazifeden uzak tutunuz» dedi. 

Yine kendisine: 

«Sen gogiin kutbusun.» denildiginde, 'buyurdu ki: 

«Beni bundan da uzak tutunuz.» 

§arani diyor ki, bu soz, seyyid Ahmed-i Rifai'nin bii*tiin makamlan gectigine delildir. 



Seyyid Serif el-Ciircani. «To'rifat» adh eserinde §oyle diyor: 

«ihtiyac sahibi ve siki§an bir kimse ona iltica ettigi itibariyle kutba bozan «gavs» denir. Kutub 
her zaman Cenab-i Hakkin nazar-i ilahisinin mahalli bulunan biricik insandir. Cenab-i Hak, 
nezd-i ilahisinde ona en biiyiik tilsim (bir ce§it mevhum nesnedir ki, onun hiikmii definenin 
bulunmasina manidir. Sihir ta'binerindendir.) vermi§tir. O, kainata sizar. Kainatin batin ve 
zahir ayinlerinde ruhun cesedde dola§ tigi gibi dola§ir. En umumi feyzin terazisi onun 
elindedir. O, en yiice ve en esfel kainata hayat ruhunu gondermekle vazifelidir. O, insanhk 
bakimindan degil, hayat ve hissetme maddesini yiiklenen meleklik hissesi bakimindan 
Israfil'in kalbi uzerindedir. Cebrailin ondaki hiikmii, nefs-i natikanin insan denilen varliktaki 
hiikmii gibidir. Mikail'in ondaki hiikmii cezbedici kuvvetin insanhktaki hiikmii gibidir. 
Azrail'in ondaki hiikmii, insan* daki def edici kuvvetin hiikmii gibidir... » 



Dort Kutub 'un kufurde ve §irkte yan^masi (S.386-387) 

Bu ve bundan evvelki kelamdan istifade ediliyor ki, kutbun ruhu daimi bir terakki ve geli§me 
icindedir. Kendisine mahsus velilik makamina kadar yiicelir. Oyle ki kainati doldurur. Ruhun 
cesedde seyrettigi bi tedbir icin kainatta seyreder. Bunun icin biiyiik gavs Abdii'1-Aziz-L 
Debbag (K.S.) derdi ki: 

«Divan da ne imi§? Divanin tamami benim gogsiim'dedir.» 

Seyyid Ahmed-i Bedevi (K.S.) de derdi: 

«Muhit Denizi benim havuzumun iizerinde doniiyor. Rabbimizin izzetine yemin ederim. Eger 
denizin suyu biterse havuzumun suyu bitmez.» 

Seyyid Abdiilkadir-i Geylani (K.S.) derdi : 

«Diinya benim nazanmda bir zerre gibidir.» 

Seyyid Bahaeddin-i Nak§ibendi (K.S.), Hace Ali Ra- miteni buyururdu: 

«Diinya benim nazanmda sofra gibidir» dedigini naklettikten sonra ekledi: 

«Ben de derim ki, diinya benim nazanmda tirnak gi* bidir.» 



Seyh Ebu'l Hasan Sazali Allah'in 15 sifatmi Kutub'a vermesi kufru (S.387-388) 

Sazili tarikatinin ba§i Seyh Ebul Hasan (K.S.) dedi ki: 

«Kutbun onbes. alameti vardir: 

1 — Ismet imdadiyla takviye edilir. 



2 — Rahmet imdadiyla takviye edilir. 

3 — Hilafet imdadiyla takviye edilir. 

4 — Niyabet imdadiyla takviye edilir. 

5 — Biiyiik ar§in hamelelerinin imdadiyla takviye edilir. 

6- Onun igin zatin hakikati ve sifatlann kapsayicihgi ke§folunur. 
7-Mevcutlar arasinda ayirdetme ilmiyle mii§erref kihniyor. 

8 — Evvelin evvelden ayirmasiyla mii§erref kihniyor. 

9 — Bu durum, sonuna kadar ondan aynlmaz. 

10 — Onda sabit olanla mu§erref olur. 

11 — Daha evvel ve daha sonra olanin hiikmiiyle mii §erref olunur. 

12 — Evveli ve sonu olmayanin hiikmiiyle mu§erref olunur. 

13 — Her ilmi ihata eden ilimle mii§erref olunur. 

14 — Birinci sirdan sona kadar goriinen ve sonra ona donen malumatin ilmini ihata etmekle 
mu§erreflenir 

(Bu boliim, hal ilmi oldugu igin tarn manasiyla tafsilatini yapmaktan aciz kaldik. Ancak 
ibarenin aynisini aktardik. Higbir hiikmiin gikanlmasindan sorumluluk kabul etmiyoruz. 
Dikkat edelim.) 



Muhyiddin-i Arabi'nin "Hak Teala biitiin isimleri ona vermesi gerekir." §irki (S.388) 

Muhyiddin (K.S.). 336. babda dedi ki: 

«Hak Teala bir kulunu kutbiyyet mertebesine getirirse misal huzurunda ona bir taht kurulur. 
O, hilafet sure*tinde o tahtin uzerinde oturur. O taht kendisine nasbedildigi zaman, alemin 
istedigi biitiin isimlerin ona bahsedilmesi gerekir. Boylece o isimler sayesinde sushi, ba§i 
tagli, kollan sultanlara mahsus bilezikli, kulaklan saltanat kupeleriyle kiipeli olarak 
goriinmeye ba§lar .Ziynet, list, alt, orta, zahir ve batin her tarafini kaplasin diye boyle yapmasi 
gerekir. Cenab-i Hak aedna ve a'la» her me'mura onu dinleyip biy'at etmesini emreder.» 



imam-i Rabbani Kutb-ul ir§ad diye hayali bir ki^iye Allah 'in sifatlarim veriyor. (S.389- 
390) 



imam-i Rabbani buyurdu : 

«Muntehaya varan velilerden bir taife vardir. Fena ve beka makamlanndan sonra kendilerine 
kuvvetli bir cekim ve cezbe veriliyor. Onlar bu cezbe ile vanlmasi miimkun olan mertebenin 
nihayetine kadar giderler. Resulallah'in miitabaati vasitasiyle makam-i mahsusundan (ozel 
makam) nasib elde ederler. i§te bu kabil van§, bu efred (ferdler) taifesine mahsustur. Bu 
makamdan kutublara dahi nasib yoktur. Eger nihayetin nihayetine varan, bu suretle aleme geri 
gelirse, kendisine mustaid olan kimselerin terbiyesi havale edilirse, nefsi kulluk makami*na 
erer, ruhu ise, nefissiz olarak Cenab-i Mukaddese dogru yol alir. i§te bu ferdi kemalati 
derleyen kutblyyetin tekmillerini bir craya getiren bir kimsedir. Kutubdan maksadim burada 
ir§ad kutbudur, evtad kutbu degildir. Zilli makamlar asli medaricin (dereceler) maarifi buna 
miiyesser olur. Belki onun varhgi makamda ne zil vardir ne de asil... £unku o hem zilli, hem 
de ash gecmi§tir. Boyle bir kamil ve miikemmelin varhgi, pek ezdir. Hatta boyle bir kimse 
uzun asirlardan ve uzak zamanlardan sonra var olursa, yine alem igin biiyiik bir firsat ve 
ganimettir. Alem onunla nurlanir. Bu taifenin bazisi biitiin velayet makamlanndan deha iistiin 
olan abdiyyet (kulluk) makamina secilir. Boyle bir kimseye mahbubiyyet makaminin 
kabiliyyeti de musellemdir. Binaenaleyh boyle bir kimse velayetin biitiin kemalatini camiidir. 
Velayet-i has* seden, (ozel velilik) makam-i nubuvveten (peygamberlik makamindan) haz ve 
nasibdar olmu§tur...» 

Erenler'in Kalb Gozii - Osman Akfirat, Pamuk Yay 

TARIH VE TASSAVUF SOHBETLERI- NIHAD SAMI 
BANARLI 




"Duy tabiatta biraz sende ilah oldugunu" kiifrii (S.194) 

Yunus Emre Anadolu'daki Tiirk dii§unu§ edebiya* tinin ilk biiyiik §airidir. Onun 
zamanimizdan 700 yil oncesi i<jin, inanilmayacak kadar giizel bir Tiirkge ile soyledigi 
Tasavvuf Dii§unu§ii milletinin vicdan ve iman tarihine 50k uygun bir duyu§, dii§iinu§ ve 
heyecan sistemi idi. 

£ok kuvvetli bir tarife gore: 

Tasavvuf Allah'in ahlaki ile ahlaklanmak demektir. 

Bu ahlak, insani daha hayatta iken bile, biricik olumsuzun hayatina gotiiriir; 

Duy tabiatta biraz sen de ilah oldugunu diyen §airin soyledigi gibi, insani daha cok insan 
yapar, ve hatta insanhk ustiinde bir kudrete ula§tinr; yer yukunde boyle duygularla yiikselmi§ 



ins an topluluklan yaratir. 



"Her insan Allah'in bir pargasidir" kiifrii (S. 198 [/size]) 

Her insanda Allah'dan bir parca ve ondan gelip bedenlenmis. bir cevher bulundugu inanciyla 
mes'ud bir vicdan... 



"Bir gun tann ,Musa peygambere hastalandigini soyler" iftirasi (S.205) 

« Bir giin Tann, Musa Peygambere hastalandigini soyler. Hatta kendisini yoklamaya 
gelmediginden §ika*yet eder. Musa, hayretler icinde kahr: «Sen yaraticisin.. Nasil hasta 
olabilirsin?!» diye seslenir. Tannni cevabi §udur: «Gorunu§te hasta olan ben degilim, benim 
diin*yadaki velilerimden biridir. Sen onu yoklanip, benim gonlumii alacaktin. Ciinkii o 
benden ve ben ondan ayn varille degiliz[/size].» 



"Insan zeka vicdaninin ke?fettigi en yiice varhk Allah'tir" iddiasi (S.207) 

Ciinkii bir kadin edibimizin 50k dogru soytedigi gibi insan zeka ve vicdaninin tarih boyunca 
ke§fettigi en yiice varhk «Allah»tir. Allah'i bulup onun varhgina ve kudretine inanmak be§er 
zeka ve maneviyatinin. en iistiin bulu§u olmu§tur. 



"Insan nefis denilen ve sema ile tannla^tirmak yolunun onderlerindendir" yalam (S.226) 

Mevlana, insan denilen varhgi derin bir maneviyatla yikamak; insani «nefis» denilen agir 
yiikten kurtarmak ve bir sema' kanatlani§iyle Tannla§tirmak yolunun onderlerindendi. Ba§ta 
soz sanati (§iir) olmak uzere hemen butiin giizel sanatlan bu yolda dile getirenlerdendi. Onun 
§iirleri ba§tan sona munacattir. Fakat bu miinacat, bir dua degil, biiyiik bir a§kin ilanidir. 



'"Tassavuf ben de yaratacagim !' diyen bir feverandir" iddiasi (S.230) 

£unku tasavvuf kisa zamanda kemikle§erek, oylesine katila§ip, insana du§unce ve yaratma 
hakki vermiyen, mutaassip bir dini inani§a kar§i insan varhgimi «Hayir: Ben de dusjinecegim 
ve ben de yaratacagini» diyen bir feveranidir. 

TARiH VE TASSAVUF SOHBETLERi -NiHAD SAMi BANARLI, Kubbealn Ne§riyat, 
ist-1984 

Tiirk Edebiyatinda Ilk Mutasavviflar - Ord.Prof.Dr.Fuad 
Kopriilu, Diyanet yay. 




Tasavvuf cereyanma katilan ilk mutasaviflar (S. 14-17) 

islamiyet, daha Hicri II. asirdan itibaren, eski haline gore muhim farklar gosteriyordu; 
filhakika, diinyanin muhtelif mahallerinde, asirlardanberi kendi harslan ve an'aneleri ile 
ya§ayan ge§itli milletler islamiyet dairesine girince, en esas noktalarda bile bircok farklar 
meydana gelmesi zaruri idi : Iran gibi cok eski ve zengin bir medeniyet, golden gelen 
mukavemet edilemez kuvvete kar§i, hie olmazsa manevi istiklalini miidafaa edecekti. Sonra, 
islam dini, siir'atle yayilmasi dolayisiyla iran'dan ba§ka medeniyetler ve dinlerle de kar§i 
kar§iya gelmi§ti. Dogrudan dogruya olmasa bile Hind medeniyeti; Musevilik te'sirleri, 
Suriye'yi ba§tanba§a kaplamis. olan Hiristiyanhk niifuzu, eski Yunan feylesoflanndan 
cevrilmis. eserler ile meydana gelen fikir cere*yanlan, hulas a biitiin bu gibi ce§itli amiller dini 
geli§me iizerinde te'sir icra ediyor, bu suretle genis. islam memleketinin her tarafinda bircok 
mezheb ve meslekler viicut bularak biribiriyle §iddetle carpi§iyordu. Turklerin gittikce artan 
taarruzlariyle zaten yikilmaga hazir bir hale gelmis. olan eski Sasani saltanati. Arap kilici 
kar§isinda once boyun egdikten sonra, iranilik, Hz. Hiiseyin evladini Sasaniler'in varis ve 
takipcisi sayarak, "Ehl-i beyt'in hukukunu miidafaa" perdesi altinda Arap milliyetine ve islam 
dinine deh§etli darbeler vurdu ve eski bir medeniyetin kolayca yok edilemiyecegini .Zerdu§t 
akidelerini islam kisvesi altina sokmak suretiyle acikca gosterdi. Hicret'in III. ve VI. 
asirlannda, islam memleketlerinin her tarafinda ce§itli mezhepler ve meslekler hukum 
siiriiyor, hiikumdarlarin §ahsi ve siyasi ihtirastan bun*lann geli§mesine biiyiik bir saha 
birakiyordu . 

Bu esnada islam aleminin muhtelif yerlerinde en cok goze carpan §eylerden biri, tasavvufun 
umumile§mesi ve mutasavviflann coklugu idi. islamiyet'in ilk asirlannda hie mevcut degil 
iken sonralan Iran, Hind, Yunan fikirlerinin ve kismen de isevilik'in te'siriyle — 
unsurlanndan en fazlasini da islamiyet'ten almak §artiyle - te§ekkiil eden tasavvuf mesleki, az 
zamanda biitiin islam memleketlerini kaplami§ti, once sufi namini alan ve Suriye'de ilk 
zaviyeyi kuran Kufeli Ebu Ha§im'den sonra, Siifyau-i Sevri (oliimii : H. 168 - M. 784/85), 
eski hiristiyan ke§i§lerinin yerle§ tigi Misir'dan yeti§en Zu'n-Nun (H. 245 - M. 8597860), 
Horasanli Bayezid-i Bistami (H. 261 - M. 874/75), hakkinda tiirlu tiirlu fikirler yiiriitulen 
Hallac-i Mansiir (H. 309 - M. 921/22), sonra Ciineyd Bagdad! gibi bircok biiyiik 
mutasavviflar mesleklerini biitiin mumaneatlara, isnatlara ragmen yaymaktan geri 



durmuyorlardi. Ebu'l-Kasim 'Abdii'l- Kerim Ku§eyri (H. 465' — M. 1072-73), me§hur 
risalesiyle tasavvuf meslekinin Ehl-i siinnet mezhebine uygunlugunu isbata cah§tigi gibi, daha 
sonra Gazali de (H. 450-505 - M. 1058-1 1 12), bircok eserleri ile bu hususu zihinlere kuvvetle 
telkini ba§armi§ti. Ondan sonra Hikmetii'l-lsrak sahibi Suhreverdi-i Maktul, Avariftfl-Ma'arif 
miiellifi §ahabeddin Suhreverdi, «Abdii'l-Kadir Geylani (H. 470-561 - M. 1077-1 166) ve 
Tabakat-i sufiyye kitaplanni dolduran bircok mutasavviflar yavas. yavas. mesleklerini 
yaymaga cah§arak binlerce miirid ve halk arasinda biiyiik bir manevi rriifuz kazanmi§lardir 9 . 
Me§hur alimlerden bircoklannin biiyiik §eyhlere intisabi, hiikiimdarlann ve iimeranin bizzat 
tekke ve zaviyeler yaptirarak bu cereyani te§vik etmeleri - daha dogrusu o cereyana 
kapilmalan - islam aleminin her tarafinda §eyh ve dervi§ler yeti§tiriyor ve boylece adeta yeni 
ictima'i ziimreler viiciide getiriyordu. Bilhassa her biiyiik §eyhin oliimiinden sonra 'amme 
muhayyelesi onu bir keramet halesiyle ihata etmekte idi. Tarihi kiymeti olmayan hurafelerle 
dolu menakip kitaplan degil, sufilik tarihinin en kiymetli kaynaklan ile bu gibi muhayyelat ile 
doludur. 



Turkistan'da tasavvuf ve mutasavviflar (S. 17-20) 

Eski Iran an'anelerini gogsiinde saklayan Horasan, islamiyet'ten sonra tasavvuf cereyaninin 
ba§hca merkezlerinden biri ve belki birincisi mahiyetinde icli. Bu yiizden Maveraiinnehr 
islamla§tiktan sonra, bu cereyanin, islamiyet'in evvelce ta'kibettigi yollardan Tiirkistan'a gire* 
cegi pek tabii bir hadise idi. Hakikaten oyle oldu. Herat, Ni§ abur, Merv, III. asirda 
mutasavviflarla nasil dolmaga ba§ladiysa, IV. asirda Buhara'da , Fergana da da §eyhlere 
tesadiif edilmege ba§landi; hatta Fergana'da Tiirkler kendi §eyhlerine Bab, yani Baba namini 
veriyorlardi. Horasan'a herhangi bir miinasebetle gidip gelen Tiirkler arasindan da 
mutasavviflar yeti§iyordu : Me§hur sufi Ebii Sa'id Ebii'l-Hayr'in pek ziyade hiirmet ettigi 
Muhammed Ma'§uk Tubi ile Emir 'All Abu halis Tiirk idiler . i§te bu gibi muhtelif amiller 
te'siriyle, Tiirkler arasinda tasavvuf cereyani yavas. yava§ kuvvetleniyor, Buhara, Semerkand 
gibi biiyiik tslam merkezlerinden icerilere yayihyor, din a§ki ile miicehhez bircok dervi§ler 
tarafindan gocebe Tiirkler arasina yeni akideler gotii*riiliiyordu . 

Esaslanni Hazret-i Ebii Bekr, veya Hazret-i All vasitasiyle Hazret-i Peygamber'e kadar 
eri§tiren siifiligin yayilmasi, tekkelerin siyasi kuvvetler tarafindan adeta resmen taninmasi, 
birgok biiyiikler, devlet adamlan ve hatta sultanlann §eyhlere riayetleri, onlara yiiksek bir 
manevi niifuz bah§ediyordu. §arap icmiyecek kadar dini hiikiimlere bagh olan Karahanhlar, 
islamiyet'i a§k ve hararetle savunan ilk Selcuklular, alimlere ve §eyhlere kar§i biiyiik bir 
hiirmet ve riayet gosteriyorlardi . Bununla beraber, Tiirk hiikiimdarlan islam akidelerine gok 
bagh kakhklanndan , Hanefilik'i o kadar kuvvet ve kanaatla kabul etmisjerdi ki, esasen Tiirk 
milletinin ictimai vicdanindan dogan bu temayiil, bir taraftan islam arasindaki aynhgin ve 
rafizilik ve i'tizalin umiimile§mesine mani' oluyor, diger taraftan yine bunun tabii bir neticesi 
olarak Tiirk cevrelerinde geli§en tasavvuf! fikirlerde §er'i esaslara derin ve samimi bir uyma 
goriiliiyordu 17 . Bizim kanaatimize gore, Ahmed Yesevi zuhur ettigi zaman, Tiirk alemi 
epeyi uzun bir zamandan beri - herhalde IV. asirdanberi- tasavvuf fikirlerine ah§mi§, 
mutasavviflann menkabc ve kerametleri yalniz §ehirlerde degil, gocebe Tiirkler ara*sinda bile 
azcok yayilmi§ti. ilahiler, §iirler okuyan, Allah nzasi icin halka bircok iyiliklerde bulunan, 
onlara cennct ve saadet yollanni gosteren dervi§leri, Tiirkler, eskiden dini bir kutsiyet 
verdikleri ozanlara benzeterek hararetle kabul ediyorlar, dediklerine inaniyorlardi. Bu suretle 
eski ozan* lann yerini, ata veya bab unvanh birtakim dervi§ler almi§ti: Hazret-i Pey gamberin 
sahabelerinden olarak gosterilen Arslan Bab ile, menkabeye gore islam dinini anlamak 



maksadiyle Turkistan'dan Ceziretu'l-Arab'a gelmis. ve Hazret-i Ebu Bekr'le gorii§erek 
islamiyet'i kabul eylemis. olan ozanlar piri me§hur Korkut Atu , £oban Ata , i§te bunlardan 
kalmis. birer hatirayi ya§atiyor; herhalde, Ahmed Yesevi'nin zuhuru zamaninda, gocebe 
Turkler arasinda, yani Sir Derya kenarlannda ve bozkirlarda, anladiklan bir lisanla - yani 
basit Turkce ile - halka hitabederek islam akidelerini ve ananelerini onlar arasinda yaymaga 
cah§an dervi§lerin bulundugu bizce muhakkaktir. Ahmed Yesevi'nin, kendi* sinden once 
gelen dervi§lere daha iistiin, daha kuvvetli bir §ahsiyeti oldugunu kabul etmemek miimkiin 
degildir; Ancak, eger kendisinden evvel gelen nesiller zemin hazirlamamis. olsalardi, onun 
ba§ansi bu kadar biiyiik olamazdi. 



Ahmed Yesevi'nin menkabevi hayati (S.27-31)[/size] 

Halkin muhayyelesi uzerinde kuvvetli izler birakan her §ahsiyet, hatta daha hayatinda iken, 
menkabesinin te§ekkul ettigini goriir. O menkabeler uzun asirlar boyunca bir nesilden oteki 
nesle gecerken daima buyiir, biiyiir ve nihayet o §ahsiyetin hakiki simasini ta'yin edebilmek 
cok giigle§ir. Bilhassa Dogu'da, mutasavviflann "halk muhayyelesi" uzerindeki te'sirlerinin 
§iddetinden dolayi, her gecen asir onlara yeni menkabeler icadetmis. ve tarihi simalanni 
hergiin daha cok unutturmu§tur. Eski Dogu tarihcileri, ekseriyetle tarih ile menkabeyi biribi 
rinden ayiramadiklan icin, halk muhayyelesinde te§ekkiil eden hayali §ekilleri aynen 
kitaplanna gecirmekten ba§ka bir§ey yapmadilar, i§te, bu yiizden, bugiin Hace Ahmed 
Yesevi'nin tarihi simasini tesbite cah*§irken, once, an'anenin bize naklettigi menkabevi 
§ahsiyetini tasvir edecegiz. Sosyal vicdanin yaratmi§ oldugu bu §ahsiyet, atil tarihi §ahsiyete 
uygun olmasa bile, biiyiik sosyal bir kiymete malik olup, ara§tinlmaga deger. 

^ocuklugu: 

Tiirkistan'da Sayram §ehrinde Hazret-i All evladindan Seyh ib* rahim adh bir §eyh vardi. 
Seyh oldugu zaman Gevher Sehnaz adh biiyiik bir kiziyle Ahmed isminde yedi ya§inda bir 
cocugu kaldi . Ahmed, daha kuciik ya§indanberi muhtelif tecellilere mazhar oluyor, ya§i ile 
uymayan fevkaladelikler gosteriyordu. Kendisi, viicude getirdigi Divan-i Hikmet adh eserinde 
mazhar oldugu bu feyizleri mutasavviflara yaki§ir bir dil ile birer birer anlatir . Daha 
kucuklugundenberi Hizir Aleyhi's-selam'in delaletine mazhar olan Ahmed, yedi ya§inda 
babasindan yetim kahnca, diger manevi bir babadan terbiye gordu. Hazret-i Peygamber'in 
manevi i§aretiyle ashaptan Seyh Baba Arslan, Sayram'a gelerek onu ir§ad etti. 

Arslan Baba, menkabeye gore ashabin ileri gelenlerindendi. Me§hur bir rivayete gore, dortyuz 
sene ve diger bir rivayete gore de, yediyiiz sene ya§ ami§ti. Onun Turkistan'a gelerek Hoca 
Ahmed'i ir§ada me'-mur olmasi, bir manevi i§arete dayaniyordu : Hazret-i Peygamber'in 
gazalanndan birinde, Ashab-i Kiram nasilsa ac kalarak onun huzuruna geldiler; biraz yiyecek 
istirham ettiler. Hazret-i Peygamber'in duasi uzerine Cibril-i Emin, Cennetten bir tabak hurma 
getirdi; fakat o hurmalardan bir danesi yere du§tii. Hazret-i Cibril dedi ki : "Bu hurma sizin 
ummeti*nizden Ahmed Yesevi adh birinin kismetidir". Her emanetin sahibine verilmesi tabii 
oldugu icin, Hazret-i Peygamber, ashabina, iclerinden bilinin bu vazifeyi uzerine almasini 
teklif etti. Ashaptan higbiri cevap vermedi; yalniz Baba Arslan inayet-i risalet-penahi ile bu 
vazifeyi uze*rine alabilecegini soyledi. Bunun uzerine. Hazret-i Peygamber, o hurma (ianesini 
eliyle Arslan Baba'nin agzina atti ve mubarek tiikruklerinden de ihsan etti. Hemen hurma 
uzerinde bir perde zahir oldu ve Hazret-i Peygamber, Arslan Baba'ya, Sultan Ahmed 
Yesevi'yi nasil bulacagini ta'rif ve ta'lim ederek, onun terbiyesi ile me§gul olmasini emretti. 



Bu nun uzerine Arslan Baba Sayram'a — yahut Yesi'ye - geldi ve uzerine aldigi vazifeyi 
yerine getirdikten sonra, ertesi yil vefat eyledi : Divan-i Hikmet'te "Kabizii'l-ervah'in onun 
canini aldigi, hurilerin ipek dondan kefen bigtikleri, yetmi§bin melegin aglaya aglaya gelip 
onu Cennet'e gotiirdiikleri" yazihdir . 

Yedi ya§ina kadar bircok yiiksek manevi riitbelere sirasiyle yiiksel* dikten sonra, Arslan 
Baha'nin terbiyesiyle yiiksek bir olgunluk mertebesine eri§en kiiciik Ahmed, yavas. yava§ 
etrafta §ohret kazanmaga ba§ *lami§ti; zaten babasi Seyh ibrahim sayisiz kerametleri, 
menkabeleri ile o civarda taninmis, bir adamdi ; bu yiizden, hem§iresinin sozlerine tamamiyle 
riayet eden bu sakin, sessiz kiiciik cocugun, siilalesi bakimindan da manen biiyiik bir mevki' 
sahibi oldugu biliniyordu. O esnada vaki olan hankuTade hadise ise, Ahmed'in §ohretini 
biitiin Tiirkistan'a yayiyordu : Bu devirde Maveraii'nnehr ve Tiirkistan'da Yesevi adli bir 
hiikiimdar saltanat siiriiyordu. Ki§in Semerkand'da oturuyor, yazlan Tiirkistan daglannda 
ya§iyordu. Biitiin Tiirk hiikiimdarlan gibi av merakhsi olan bu padi§ah, yazlan, Tiirkistan 
daglannda avlanmakla vakit gecirirdi; lakin bir yaz Kara-cuk daginda avlanmak istedigi 
halde, dagin 90k girintili cikintih olmasi onu bu emelden mahrum etti; Karacuk'da hie av 
avlayamadi. Bunun uzerine bu dagi ortadan kaldirmak istedi. Kendi hiikmettigi yerlerde 
nekadar veliler varsa hepsini topladi ve dua*lan berekatiyle bu dagi ortadan kaldirmalanni 
istedi. Tiirkistan evliyasi hiikiimdann bu niyazini kabul ettiler, ihram baglayup iic giine kadar 
bu dagin ortadan kalkmasi icin tazarru' ve niyaza koyuldular; fakat biitiin tazarru'lar, umulanin 
aksine, neticesiz kaldi. Sebebini ara§tirdilar, "Memleketteki ariflerden, velilerden gelmeyen 
var mi ?" diye ara§* tirdilar. §eyh Ibrahim oglu Hoca Ahmed'in heniiz pek kiiciik oldugu icin, 
caginlmadigi anla§ildi. Hemen Sayram'a adamlar gonderip cagir* dilar. ^!ocuk, ablasina 
dani§ti. Ablasi dedi ki, "Babamizin vasiyyeti vardir. Senin meydana cikma zamaninin gelip 
gelmedigini belli edecek §ey, babamizin ma'bedi icindeki bagh bir sofradir. Eger onu acmaga 
kadir olursan, var git. Meydana gikma zamanin gelmis. demek olur". ^!ocuk bunun uzerine 
ma'bede gitti ve sofrayi acti. Artik meydana gikma zamani gelmis. demekti. Hemen sofrayi 
alarak Yesi §ehrine geldi. Biitiin evliya orada hazirdilar. Sofrasinda olan bir tane ekmegi niyaz 
gosterdi, kabul edip Fatiha okudular. Bu ekmegi meclistekiiere boldii; hepsine yetti. 
Evliyadan ve padi§ahin iimera ve askerlerinden orada 99.000 ki§i hazir olmu§tu. Onlar bu 
kerameti goriince, Hoca Ahmed'in biiyiikliiliigiinii daha iyi anladilar. Hoca Ahmed, babasinin 
hirkasi icinde duasinin neticesini bekliyordu. Birdenbire gok yiiziinden seller bo§andi, her yer 
suya boguldu. Seyhlerin seccadeleri dalgalar iizerinde yiizmeye ba§ladi. Bunun uzerine 
bagn§ip niyaz ettiler. Hoca Ahmed, hirkadan ba§ini cikardi. Hemen firtina kesilerek giine§ 
acildi. Baktilar, Karacuk dagi ortadan kalkmi§ : Simdi o dag yerinde Karacuk adli bir kasaba 
bulunur ki Hoca'nin ekser evladinin mesken ve vatanidir. Bu kerameti goren Hiikiimdar 
Yesevi, kendi adinin kiyamete kadar cihanda baki kalmasini te'min icin Hoca'dan niyaz etti. 
Hoca bu niyazi da kabul eyledi ve dedi ki : "Alemde her kim bizi severse senin adinla beraber 
yadeylesin". i§te bundan dolayi o giinden beri "Hoca Ahmed Yesevi" adi ile anilir oldu. 



Oliimunden sonra kerametleri (S.41-44) 

Hoca Ahmed Yesevi, cillehanesinde uzun bir hayat gecirerek 51* diikten sonra da yine bircok 
kerametler gostermi§tir. Tarih ve menkabe kitaplanna, bu sayisiz kerametlerin ancak birkac 
tanesi gecebilmi§tir. Mesela Timurleng'in, Hoca'nin mezan uzerine bir tiirbe ve cami bina 
etmesi, eski bir menkabeye gore, Hoca'nin bir kerameti eseridir. Risale-i Tevarih-i Bulgariye 
adindaki eser, bu menkabeyi §u suretle kaydedi yor : "... Nihayet Hazret-i Emir Timur, Hizir 
Aleyhi's-selam ile beraber Buhara'ya gitmege niyyet etti. Yolda Tiirkistan'a ugradi. 
Tiirkistanh Hoca Ahmed Yesevi, Emir Timur'un riiyasina girdi. "Ey yigit! ^abuk Buhara'ya 



git, in§a'llah oradaki §ahin oliimii senin elindedir, senin ba§indan cok §eyler geese gerektir, 
biitiin Buhara halki zaten seni bekliyorlar" dedi. Emir Timur, bu riiyayi goriip uyandi, Allah'a 
§ukretti. Ertesi giin Tiirkistan hakimi Nogaybak Han'i cagirtti; Ahmed Yesevi kabrine bir 
asitane yaptirmasi icin ona bircok para verdi. Tiirkistan hakimi oyle zinetli bir asitane yaptirdi 
ki hala biitiin giizellikleriyle durur»". 

Hakikaten, Timur'un, Hoca Ahmed Yesevi'ye 50k i'tikad ettigini, ba§ka kaynaklar vasitasiyle 
de biliyoruz; hatta Birinci Sultan Bayezid ile harb icin Anadolu'ya yuriidugu zaman, Hoca'nin 
Makamat'indan tefe'ul etmi§ti . 

Nafcjibendi an'anesi, Timur siilalesinden me§hur Sultan Ebu Sa'id Mirza'nin, Hoca 
Ubeydullah'in iltifatina mazhar olmasini da, yine Ah*med Yesevi'nin bir kerametine isnad 
eder : Sultan Ebu Sa'id Mirza'mo daha nam ve sani yokken, Hoca Ubeydullah, bir kagit 
parcasina onun ismini yazip 'amamesine soktu. Muridleri, bu Ebu Sa'id Mirza'nin kim 
oldugunu sordular. "Bize, size, Ta§kend, Semerkand ve Horasan ahalisine padi§ah olacak 
adam!" cevabini verdi; hakikaten, pekaz zaman sonra boyle oldu. Meger o vakitler Sultan Ebu 
Sa'id Mirza da bir rii'ya gormu§, Hoca Ubeydullah, Hoca Ahmed Yesevi'nin i§aretiyle ona 
Fatiha okumus, . Ebu Sa'id Mirza da, Hoca Ahmed Yesevi'den kendine Fatiha okuyan Hoca'nin 
adini sorup 6grenmi§. Sabahleyin uyaninca, maiyyetindekilere, Hoca Ubeydullah adh birini 
taniyip tanimadiklarini sual etmi§, Ta§kend'de o namda bir §eyh bulundugunu haber alir 
almaz, hemen Ta§kend'e dogru yola cikmis. ve nihayet Ferkefte Hoca ile mulakat ederek, bir 
Fatiha niyaz etmi§, Hoca giilerek demi§ ki : "Fatiha bir olur". 

Cevahirii > 1-Ebrar"da., Hoca'nin Hiimayun hakkindaki bir kerameti anlatihr : Yeseviyye 
halifelerinden miiellifin §eyhi Seyyid Mansiir Ata, bir arahk Turkistan'a, yani Yesi'ye gelerek, 
Hoca'nin tiirbesini ziyaret ve onunla manen mulakat etti. Mulakat esnasinda Hoca Ahmed 
Yesevi dedi ki : "£agatay Padi§ahi - yani Babur'iin oglu Hiimayun Padi§ah — Semerkand'i 
zaptedip o diyar hakimiyetini ele gecirmek istiyor; lakin ervah-i tayyibe buna razi degil, onu 
Hindistan'a havale ediyorlar. Onun o havalideki zaferleri icin, tiirbemizden bir alem al, gotiir." 
Hoca'nin bu emri uzerine Seyyid Manstir, alem'i alarak Humayun'un hiikiimet merkezi olan 
Kabil §ehrine gitti. Hakikaten Hiimayun padi§ah, ceddi Timur'un medfeni olan Semerkand'i 
ahp Cengizileri ortadan kaldirmak istiyordu. Padi§ahin karde§i Hendal Mirza, Kabil'de Seyyid 
Mansur ile epeyi zaman goru§tii ve onun buyiiklugunu anlayarak murid oldu. Biraderi, 
Humayun'un yanina gittigi zaman, ona, ba§indan gecenleri anlatti. O da riiyasinda bunu i§aret 
eden acip bir vakia gormu§tii. Bu nun uzerine Seyyid Mansur'u davet ettiler. Ahmed 
Yesevi'nin verdigi alemle beraber geldi. Padi§ah onu kar§iladi. Sonra zikr halkasi kuruldu, 
Tiirkistan pirlerinin Hikmet'lerinden manzumeler okundu. Dinleyenlerde vecd hasil oldu. 
Bundan sonra Hiimayun Padi§ah'a dedi ki "Maveraii'n nehr evliyasi, size Hind fethini 
mujdeliyorlar. Hazret-i Ahmed Yesevi de nusret icin bunu gonderdi. Kabul buyurunuz". 
Bunun uzerine Hiimayun Padi§ah bu miijdeden cok memnun oldu ve Hindistan'a yuriiyerek 
orayi zapt ve istila etti. Ahmed Yesevi bu suretle buyiik bir keramet daha gostermis. oldu. 

Cevahir'u"l-Ebrar miiellifi, §eyhi Seyyid Mansur Ata'dan naklen Hoca Ahmed'in diger bir 
kerametini daha anlatiyor : Seyyid Mansur daha ilk defa Ahmed Yesevi'nin cillehanesini 
gordugu zaman, onun bu cok sikintih, daracik yerde yillarca nasil tahammiil edip ya§adigina 
pek cok hayret etmi§, lakin birdenbire tevecciih kihp murakip olmu§, bakmi§ ki pek kuciik 
zannettigi o cillehanenin bir ucu Dogu'da, diger ucu Bati'da! O Zaman evvelki du§uncesinin 
yanh§hgini anlamis. ve bir defa daha iyice ogrenmi§ ki Cenab-i Hak, sevgili kullanna hicbir 
zaman sikinti cektirmez; birkac ar§inhk daracik yeri biitiin bu cihandan daha genis. kilabilir. 
Schuyler isminde bir ingiliz seyyahi, Rus istilasindan biraz sonra Tiirkistan'da seyahat 



ederken Yesi'ye de ugramis. ve orada Ahmed Yesevi'nin halk arasinda doniip dola§an bir 
menkabesini daha kay* detmi§tir : Menkabeye gore, Ahmed Yesevi hayatinda Cami'-i Haz 
ret'in minaresine cikip ba§indan beyaz sangini cikararak halka gosterdigi icin, ahali bundan 
§ehrin yakinda Ruslar eline gececegi manasini cikarmi§lar ve buna dayanarak, Rus askerine 
kar§i mukavemet goster*memi§ler imi§. bununla beraber, yine ayni seyyah, bu cami'in Orta- 
Asya'daki biitiin camilerden daha mukaddes sayildigi cihetle, Rus istilasindan once butiin 
alimler ve ahalinin buraya toplanip uzerlerine musallat olan du§manin defini Allah'dan niyaz 
ettiklerini yaziyor. Bunun gibi, pek me§hur bir Nogay menkabesi, Turklerin eski halk 
kahramanlanndan Idgii'yu Hoca'nin neslinden olmak iizre gosterdigi gibi, Shaw tarafindan 
yayimlanan me§hur Satuk Bugra Menkabesi"sinde Sultan Hoca Ahmed Yesevi'nin tiirbesinde 
yapilan bir ayinden bahsediliyor. Ahmed Yesevi'nin gerek hayatinda iken gerek oliimunden 
sonra gosterdigi kerametlere dair daha bu gibi bircok menkabeler mev* cuttur. Esasen yalniz 
Orta-Asya'da, yahud Kuzey Turkleri ve Kirgizlar arasinda degil, biitiin Tiirk memleketlerinde 
cok derin ve kuvvetli bir manevi niifuza malik oldugu du§unulurse, oldiikten sonra da birgok 
kerametler gosterdigi hakkindaki menkabelerin men§e' ve mahiyeti, daha acik bir surette 
anla§ilabilir. 

Tiirk Edebiyatinda ilk Mutasavviflar - Ord.Prof.Dr.Fuad Kopriilii, Diyanet yay., 
7.Baski, Ankara-1991 

L 

Tasavvufi Hayat - Mehmet Ddirar, Sey-Tag Yay. 
Bunlar Allah'in velisi degil, §eytamn evliyasi (S.9) 



I§te bunun gibi evliya-i izamin elini tutmak, hakikatte enbiyanin elini tutmaktir. "Hakikatte 
sizin elleriniz uzerinde benim kudret elim vardir" kelam-i miibaregi ile Allah'in elini 
tutmaktir. 

Bir menkibe ile mukaddimemizi noktalayahm: 

Mevlana Halidi Bagdadi (k.s.) hazretlerinin halifesi Seyyid Taha hazretlerine Ermeni 
kom§usu geldi: "Sizin dininizde kom§u hakki vardir, Hristiyan olan kom§uya da vardir. 
Benim sana bir i§im du§tii. Bizim hie cocugumuz olmuyor. Sen Muhammed (a.s.)'in varisisin. 
Bir dua ediver de cocugumuz olsun." Seyyid Taha hazretleri yanindaki sofiye: "Bizim siiriiye 
git, koyunlardan iki tane kil kopar da getir." dedi. Sofi istenileni getirdi. Seyyid Taha 
hazretleri Ermeniye: "Su iki kill al, yumu^ak bir §eye sar. Hammin, karmna baglasin. 
insallab gocugunuz olur." dedi. Ermeni killari aldi gitti. Her sene ikiz cocuklan oldu. 

Muhteremler, cocuklan halkeden Cenab-i Allah'dir. Evliyanin i§i, ahlakiyla, kemalatiyla 
Peygamber'in ahlakina varis oldugundan, Allah'a ellirini kaldinp dua edince, duasi kabul oldu. 
Bu yiizden bizler kendimizi lslah etmedikce evliyadan fayda ummak olmaz. Musibetlerin, 
yuzumuzu Hakk'a donmek icin oldugunu da unutmamak gerekir. Ancak, takatimizin 
yetmedigi hallerde ariflerin, evliyanin ellerini tutmakla manen ve maddeten giiclenecegimiz 
de bir gercektir. 



Allah'a Rasulune ve Hz. Ali'ye iftira (S.13-14) 

Imam -1 Ali (r.a.)'y e Resu 1 - i Ekrem (s.a.v.) buyurdu: 

-Ya Imam, Allah'a asi olanlann en biiyiikleri kimdir? 

-Allah ve Resulii bilir. 

-Birisi Salih Peygamberin devesini kesip §ehid eden, bin de senin b a§ina zehirli kihcini vurup 
kanini akitandir. 

-Ya Resulallah benim ba§ima zehirli kihc mi vuracaklar? 

-Evet 

-Kim? 

-i§te §u senin kolen. ismen, cismen bildi. 

Hz. Ali (r.a.) o koleye dedi ki: 

-Sen beni bir gun katledersin 

-Ya Ali, mumkun mii? Gel, ben seni bir gun katletmeden §u k lhnci al, sen beni katlet. 

-Allah giinah i§lemeyenin boynunu vurmayi helal etmedi. 

Ama sen beni katledersin. 

Hakikaten o kole Hz. Ali'yi katletti. Bizler Hz. Ali (r.a.) degiliz ki sabredelim. Yann ba§imiza 
gelecegi bugiinden soyleseler, deli oluruz da yanna tahammulumuz kalmaz. Onun icin Allah 
bircok esrar-i ilahiyeyi gizli tutmu§tur. 

Tacu'l - Arifin Ebii'l Vefa Allah adina yalan soyluyor. (S.22-23) 

Evliya-i izamdan Tacu'l- Arifin Ebii'l Vefa hazretleri bir giin muridleri ile beraber bir sahraya 
ciktilar. Orada bir sofra kurup yemek yediler. Yanlanndan bir yolcu geciyordu. Ebii'l Vefa 
hazretleri yolcuyu cagirdi ve "Sofraya buyurun." dedi. Yolcu karninin tok oldugunu 
soyleyince "Ey yolcu, misafirin hakkidir. Bari elimdeki bir lokmayi ye." diyerek saadetli 
eliyle yolcunun agzina lokmayi koydu. Lokmayi yiyen yolcu "Allaha ismarladik" deyip gitti. 

Tacii'l-Arifin, o zat uzakla§inca sofi cemaatine §oyle dedi: "Bu yedigi lokmadan bir oglu olsa 
gerek. Onun adina Hiiseyin koysa gerek. O, buyuyiince evliyadan olsa gerek. Bize de gelip 
murid olsa gerek." Meger o yolcunun cocugu olmuyordu. Tacu'l- Arifin'in verdigi lokmayi 
yiyince kan oldu. Hanimi hamile kaldi. Vakti gelince bir ogullan oldu. ismini Hiiseyin 
koydular. Babasi cok zengindi. Cocuk buyuyiince suriilerinin ba§ina coban oldu. Siiriilerin 
sayisi, ineklerin siitii artti. Her§ey bereket kazandi. Rai, Arapcada coban demektir. Hiiseyin 
Rai, Hz. Tacu'l- Arifin'i duydu. "Allah yoluna girmeden bir kamil el tutmak gerek." diyerek 



yerini ogrenip Ebii'l Vefa hazretlerinin yanina geldi. 

Ebii'l Vefa hazretleri, uzaktan Hiiseyin gelirken, "Haza eserii'l lokma" dedi. 15 veya 20 sene 
once o meseleye §ahid olanlar, tebessiim ettiler ve dediler ki, "Ne lokmadir ki Allah ona,bu 
zati getirdi" 

Hiiseyin Rai, Ebii'l -Vefa hazretlerinden ders aldi. Kamil bir zat oldu.Ravda ismindeki koyiin 
ahalisindedi. Seyh Vefa hazretleri, bulundugu semte §eyh olmasini soyledi. Zaviye kurdu, 
nice azmi§lan yola getirdi. Oliinceye kadar halki ve gafilleri ir§ad ile me§gul oldu. Derman 
arayan nice dertlilere yardim elini uzatti. Biitiin bunlar Hz. Seyid Tacii'l-Arifin Ebii'l Vefa'nin 
yiice himmet ve bereketiyle oldu. 



Boyle veliler olduktan sonra islam'da Tibba hie. onem verilir mi ? (S.28) 



Fatih Sultan Mehmed'in hocasi Ak§emseddin hazretlerinin torunu Seyh Abdiilkadir 
hazretlerine, goziine ilag sormak maksadiyla gormeyen bir kadin getirdiler. Miibarek buyurdu: 
"Bu gece bize konuk ol, sabahi dek gorelim Mevla ne ilac eyler." 

Ertesi sabah kadinin gozleri iyile§mi§ ve goriir olmu§tu. Abdiilkadir hazretleri, bu gece konuk 
ol, derken "Mevla bizimle beraberdir, ilaci vermeye muktedirdir. " inanci ile, oyle sidk ile 
(Allah'dan istedi ki Rabbii Teala hazretleri onun bereketli nuraniyet hiirmetine kadinin 
gozlerini acti. 



Sakalin mi (akmiyor hem §eyhe miiracaat et (S.28) 

Kataroglu ismiyle taninan gok zengin bir bey vardi. Sakah bitmemi§, kose idi. Ak§emseddin 
hazretlerinin oglullanndan Nurii'-l Hilda ismindeki muhterem zata gelerek: "Allah a§kina, 
babanin hatinna himmet eyle de sakahm bitsin." dedi. Nurii"l Hilda Kataroglu'nun yiiziine 
bakti, tiikiiriigiinii eline aldi. nerede tiiy cikmadiysa tiikiiriigii ile yiiziinii sivazladi. "Git var 
yat. Sabah ola sakal bite." dedi. Kataroglu yatti, sabah kalkti,simsiyah sakal bitmi§. 

I§te "Allah beraberdir" budur. Nurii'l Hilda ile Allah beraberdir de bizimle degil mi? Nurii'l 
Huda'nin yakinhgi bizde yok. O. agactan elma kopanr gibi kudrel-i Siibhaniyeyi mii§ahede 
ediyor. 

Kataroglu sabah kalkip simsiyah sakah goriince, cok zengin oldugundan. Nurii'l Htida'ya altin 
sirma i§lemeli bir ciippe getirdi. Nurii'l Huda sirmah kaftani aldi,"bekledi. Bir kelp geldi. 
Ciippeyi ona giydirdi ve: "Allah adamina sirmah kaftan yaki§maz, kopek siisiidiir." dedi. 
Kopek sirmah kaftani aldi gitti. Bu da "zinetlerin terki" oldu. 



"Zikir meclislerinde evliyamn ruhlan hazirdir, ve onlann ruhani yardimlan olmadan 
miirid terbiye edilemez." Yalam (S.30-31) 



Dordiincii sebep. Bagdat'in ulu evliyasindan Ciineyd-i Bagdadi hazretlerine sordular: 

-Evliya-i izamin menkibelerinden, sozlerinden miirid igin ne gibi fayda vardir? Cuneyd-i 
Bagdadi hazretleri buyurdu ki: 

-Bunlann sozleri aziz ve celil olan Allahii azimii§§an hazretlerinin fer ki§ilerinin, Allah 
ordusundan olan askerlerinin sozleridir. Zira Sure-i Fetih'in 4 ve 7, Sure-i Miiddesir'in 3 1 ve 
Sure-i Hud'un 120'inci ayet-i celilerinde Rabbim Teala §oyle beyan buyurmus. (Bu ayetlere 
Feridiiddin Attar hazretlerinin verdigi toplu meal §6yledir): Sayet miiridin kalbi kinhr, morali 
bozulursa, onunla kuvvetlenir. Allahii azimii§§an'in o er ki§ileri olan velayet sahiplerinin 
ruhaniyetlerinden medet umar. Allahii azimii§§an onlann ruhaniyetleri ile onun ruhuna inayet, 
kuvvet ve kudreti indirmeyi vesile kilar. 

imam-i Fahreddin Razi hazretleri, §eytandan istiaze bahsinde ! "Euzii" den maksadin Allah'a 
siginmak oldugunu ve ruhani olan er ki§ilerin diger bir tabirle evliya-i izamin ulvi ve kudsi 
ruhaniyetlerinin, siifli ruhlara ve nakis insanlara yardim etmesiyle yiizlerini Hakk'a 
gevireceklerini beyan etmektedir. 

Gavs-i Hizan hazretleri de Minah ismindeki eserinde buyuruyor ki: Higbir miir§id-i kamil 
ruhaniyet alemindeki evliya-i izamin ruhlannin yardimi olmadan asla miiridlerini terbiyet 
edemez. 

Su halde hatme-i haceganda, sohbetlerin igerisinde, zikir meclislerinde evliya-i izamin, sadat-i 
kiram olan miibarek insanlann ruhaniyetleri hazir olur. O ruhaniyetler, Allah'in nuraniyet ve 
kudretiyle, o kullar iizerine, tipki bulutun hazir olup yagmuru indirdigi gibi feyz-i ilahinin, 
bereket-i subhaniyenin yagmasina vesile olur. Yoksa Allah'in kudreti di§inda evliya-i izam bir 
§ey yapamaz. 



Bu veliler kahine ihtiyag birakmiyor. (S.39) 

Muhammed §emseddin hazretleri Miftahii'l Kulub'da: 

"Bir insan diinyanin en biiyiik alimi olsa, ayni zamanda da 'diinyanin en biiyiik abidi olsa 
nefs-i muinime makamini gegemez" diyor. Adetullahda dogu§tan veli gelenler vardir. 
Bunlardan biri de Ibrahim Diisuki hazretleridir. Seyid Ibrahim Diisuki, dogu§tan veli 
oldugunu ve iki kerametle diinyaya geldigini soyliiyor ve babasinin Seyid Abdiilmecid, 
annesinin Seyide Patima olduklanni hatirlatarak: "Zamanin evliyasindan Muhammed bin 
Harun ne zaman babami gorse ayaga kalkarmi§. Bir giin ayaga kalkmami§. Bunun sebebini 
babam kendisine sormu§. Muhammed bin Harun §oyle cevap vermi§: "Ya Seyid, ben sana 
kalkmiyordum. Senin ziirriyetinden Gavs-i Samedani Gavsii'l Azam Ibrahim isminde bir 
evladin gelecek, cihanin kutbu olacak, ben ona kalkiyordum. Yakin vakitte o ruh ana rahmine 
dii§tii. Simdi anasini gorsem, ona kalkanm." Su halde tasavvuf nurani inki§aftir. Nefsin 
cibilliyeti muktezasi esaretinden kurtulmak i^indir. 



Ke§f iil Mahcub yazan Osman Hucviri Allah adina yalan soyliiyor. (S.39-40) 



Ke§fii'l Mahcub sahibi Osman Hucviri buyuruyor: §eyhimin anlattigina gore, yillann birinde 
evliyaullah bir golde toplanmi§ti. Benim pirim Hazret-i Husr, beni yanina ahp o goldeki 
velilerin toplantisina gotiirdii. Velilerin her biri degi§ik §ekillerde geliyordu. Kimisi taht 
uzerinde getirildi. Kimileri ku§lar gibi ugarak geldiler. Her birisi kendi kemalatina gore, 
Allah'in kudretiyle goz agip yumuncaya kadar geldiler. Nihayet nahnlan pargalanmi§, asasi 
kinlmi§, ba§i agik bedeni yanik bir geng yorgun argin toplantiya geldi. §eyhim Husr hazretleri 
derhal yerinden kalkarak, o genci yiiksek bir yere oturttu. Ben ise bu i§e tacciib ettim. 
§eyhime, sonradan gelen bu yorgun ve peri§an genci niye yiiksek mertebeye oturttugunu 
sorunca, onun yiice bir veli oldugunu soyledi ve: "O velayete tabi degil bilakis velayet ona 
tabi idi. Digerleri yorulmadan kerametle geldiler. Bu ise Allah'in du§mani olan nefsini ezmek 
igin oyle geldi. Bu sebepten en yiiksek makama cikanldi." buyurdu. 



Allah adina uydurulmu$ bir masal (S.40-41) 

Arifibillahin biri vefat etti. Elleri simsiki kapah, gozleri de yumuktu. Gasil veren gassal 
yikamak igin ellerini de, gozlerini de acamadi. Gayb aleminden ses geldi: "Onun ahdi var. 
Cemalimizi gormeden, hak ve hakikat eline gecmeden ikisini de acmam dedi. Cenneti gorse 
de acmaz ilia cemali gorecek."i§te tasavvuf bu hallerdir. 



Tasavvufta mii^rik olmamn bir ornegi 'Rabita' (S.90-99) 
RABITA 

Rabita'nin liigat anlami, iki §eyi birbirine baglamaktir. Tasavvuf istilahatinda rabita, ilahi ve 
zati sifatlarla muttasif §uhud makamina ula§mi§ kamil bir §eyhe kalbi baglamaktir. Yani bu 
muridin §eyhine baglanmasi demektir. Bu baglanma §eyhin huzurunda, §eyhin giyabinda 
suretini, siretini, nuraniyetini, kudsiyetini hayalen kendisi ile birlikte/ muhafaza etmek; 
yaninda bulundugu zaman edebe burunup himmet ve inayeti Allah'dan niyaz ederek 
miir§idden beklemektir. Mevlana Halid Zulcenaheyn hazretlerinin bildirdigine gore rabita, 
muridin, fenafillah makamina ula§mi§ olan §eyhinin suretini hayalinde saklayarak 
ruhaniyetinden istimdad dilemektir. 

Rabitamn yapilis ^ekilleri: 

Birincisi: Talib olan murid tarafindan kamil miir§idin sureti tarn kar§ida hayal edilip iki ka§i 
arasina bakmak suretiyle, ruhaniyette onunla beraber oldugu tasavvurunda bulunmasidir. Bu 
naki§ ve baglani§ta mihlanarak baka kalma, kendinden gecip kaybolma hali ba§layincaya 
kadar rabitada manevi birlik ve beraberligi surdiirmek lazim gelir. Rabita ile kendinden 
gecmek olabilir. Olii gibi yere du§er, gorenler vefat etti zannederler oysa o baki§ ve baglani§ta 
mihlanarak gakilmis. bir givinin duvardaki hali gibi, §eyhinin ruhaniyet ve siretine baka 
kalarak kendinden gegme hali meydana gelmi§tir. 

Ikincisi: Muridin kendisini, mur§idinin heyet ve kiyafetindeymi§ gibi gormesidir. Salik yine 
kendinden geginceye kadar bu hali muhafaza eder. Bu durumda olan salik zatini mur§idin 
zatinda, sifatlanni miir§idin sifatlannda yok etmek, boylece ruhaniyet ve ustiinluklerini onun 
suretinde bulmak mevkiindedir. "Benim mur§idim ikindiden sonra bir ciiz Kur'an okur. Higbir 
zaman virdini birakmaz. Binlerce insan gelir, sabreder, herkesin derdini dinler, hastayim 
demez, higbir §eyden §ikayet etmez. Kuvvetinin yettigine ruhaniyetle, yetmedigini Mevlayi 



muteale arz ederek hayirlanni taleb eder. Sabir, metanet, vakar sahibidir. Onun biitiin derdi 
kendi derdini unutup ummet-i Muhammed'in derdine melhem olmaktir." du§iincesi ile 
miir§idin sifatina buriinerek onun gibi olmak, her gun onun halinden bir hal kapip, onun hali 
devam bir sifatla cem olup,kendisini onun gibi oluncaya kadar o hali devam ettirmek 
rabitadir. Yani suretini degil siretini ve ahlakini ona benzetebilmek igin yavas. yavas. halini 
degi§tirmektir. 

Tarikat-i Naksibendiyede hamiyet sahibi olan bir miirid soyle buyurmustur: Miirsidinden 
ve seyhlerinden aldigi bu manevi sifat ve hailen emsaline nakletmedikce hamiyet sahibi bir 
miirid olunamaz. 

Bugttn siyasiler kendi partilerinin amacjarim nice vasitalarla yaydiklari gibi, bir miirid 
de ^eyhinden aldigi feyiz ve giizel halleri ummet-i Muhammed'e nakletmeye mecburdur. 

Abdulkadir Geylani hazretleri buyuruyor: "§eriatta zekat oldugu gibi tarikatin da zekati 
vardir." §eriatin zekati, nisaba malik olanin muayyen maldan, muayyen nisbette vermesi; 
tarikatin zekati marifet, muhabbet, seyr-i sulukda iyi bir amel ve mertebeye ula§mak igin 
gali§tigi, noksan ve fena huylanni iyi hallere yiikselttigi gibi ummet-i Muhammed'e teblig 
etmektir. Bu vazifeyi yapmadikga ebna-yi cinsi, nev-i be§er o miiridden davacidir. Bu yiizden 
her miirid asgari bir ki§inin hidayetine vesile olmaya gali§mahdir. Nasil cenaze omuzlardan 
sira sira gotiiriilurse, bu asirda ummet-i Muhammed' in girkin hallerini cenazeye benzetmek 
suretiyle, onun kulpundan tutmak §arttir. insan, Allah nzasi igin gayret ederse, bu asirda 
ummet-i Muhammed'in hidayetine vesile olabilecek sohbetler, bantlar dagitip tasavvufa dair 
kitaplar verebilir. Gittigi yere pasta,gikolata, gigek goturmek yerine tasavvuf ve tarikat 
hayatinin nurani bir eserini gotiirebilir. 

Uguncusu: Giimu§hanevi hazretlerinin beyaniyla: "Miir^idin suret ve nuraniyetini 
kar$isinda goriip, onu kalbinin tarn ortasina indirmek ve kalbini uzun ve geni$ bir dehliz 
farz ederek, mur$idini o dehlizde yuruyor, kendisine dogru geliyor $eklinde 
canlandirmaktir . " 

Demek ki, rabita miir§idle kurulan muhabbetin huzurunda oldugu gibi giyabinda da izharidir. 

Kiymetli mii'minler, §u bir hakikattir ki, birgoklan rabita-i §erifini §eriatta yeri olmadigini 
soylerken, i^timai hayatimizda, kendi §ahsi hayatimizda rabitasiz bir vaktimizin, dakikamizin 
gegtigini dii§unemeyiz. Herkes birini, bir §eyi dii§unur. Koyiinii, iznini, anasini, akrabasini... 
dii§unur; gonliinu baglar, rabteder. Ni§anh, ni§anhsini, anne, askerdeki oglunu dii§unur. Bu da 
rabitadir. Hirsiz ^alacagi §eyi planlar, haram bir rabitadir. Hayat safhamizin her aninda bir 
rabita bulunur. insanoglu gonliine bir §ey getirmeden, olii gibi, bir saat duramaz. Biz de sofi 
olarak, sevdigimiz evliyayi unutamayip du§uniiyorsak, giizel hallerini goziimuzun oniine 
getiriyorsak neden bunda §irk olsun? 

Miiridin makam ve mertebelerine gore degi^ikm rabita ^ekilleri vardir. 

Birincisi, mubtedi miirid oturup gezdigi her yerde, §eyhinin huzurunda durdugu gibi durmah, 
hayalen miir§idinin kendisinden aynlmadigina, daima kendisi ile berabermis. gibi olduguna - 
degil hareketlerine, hislerine bile vakif olduguna- inanmahdir. Uykusunda, annesinin 
yavrusunu ba§ucunda bekledigi gibi, §eyhi de ayak ucunda sabaha kadar onu bekliyormus. 
gibi, farzetmelidir. Kamil bir murs.id, bir anneden daha §efkatlidir, kamil olan ruhaniyeti 
Allah'in azametinden gekmi§ oldugu feyizleri muridine akitir. Abdestli olarak zikirle yatan, 



selatii selamla yatip uyuyan, uykusunda evliya-i izami sanki ba§ucunda duran bir anne gibi 
du§iinen miirid rabitanin ba§langicindadir, ikincisi, mutavassit yani orta halli bir miiridin 
hayatinin her aninda sanki Resulullah'i goriiyormu§, onunla hareket ediyormus. gibi; §eyhiyle 
Resulullah arasinda, Resul-i Kibriya'nin ruhaniyetini, risaletini milyonlarca anneden daha 
§efkatli olarak "Ummeti, iimmeti" dedigini, bizlere §efaaci oldugunu, o §efaatiyle noksan 
amellerimizin Allah'a kabul ettirilmesine vasita oldugunu bilmesi lazim gelir. §u halde, kamil 
bir sofi, Resulullah'in risaletini ve ruhaniyetini daima du§iinmek mecburiyetindedir. §eyhler 
gokteki yildizlar ve ay gibi ise Resul-i Kibriya (s.a.v.) butun alemi aydinlatan giines. gibidir. 
Onun ruhaniyetinin bulunmadigi, nurani kemalatinin ve mii'minlere olan yardiminin 
ula§madigi bir mekan du§iinmek mumkiin degildir. Ucuncusii, vuslata yakla§ma kabiliyetinde 
olan salihin, mur§idine ve 

Resul-i Kibriya Efendimizin ruhaniyetine sigindigi gibi, ihsan ustiinden Allahu Azimii§§an'i 
hatirdan cikarmamasidir. Yani miirsidini dilsilne dusilne Resulullah'in nuraniyetini anlamaga 
gahsir. Buradan da, biitiin miikevvenatin Allah'in yed-i kudretinde oldugunu idrake baslar 
"Ben Rabbimi gormuyorum ama kudret-i ilahiye, benim tirnagimin buyilmesinden, bir harfi 
konusmamdan, kafamdaki idrak ve hissiyatima kadar her seye vakiftir. " bilincinde olur. Bu 
bilincle kimseye kotuluk edemez. 

Insan, her uc giinde bir makam gegmeye gali§sa, hali giizelle§se, kamil bir insan olsa, 
Peygamber (s.a.v. )'i goriir hale gelir. Ebu'l Abbas Mursi hazretleri: "Ben 40 senedir Resul-i 
Kibriya (s.a.v. )'i bir an gormesem kendimi mii'min saymam." buyurmu§tur. Nice evliya-i izam 
ruhani halini inki§af ettire iki cihan serveriyle mu§erref olup, cesed-i pakini acik §ekilde 
goriip, gorii§mu§lerdir. 

§ah-i Nak§ibend hazretlerinin halifesi Alaaddin Attar hazretlerine rabita-i §erif hakkindaki 
dii§uncesi soruldugunda: "§eriatta helal, tarikatta vazife, hakikatta haramdir." buyurdu. 
Hakikatta haramhginin nedeni sorulunca: "Miir^id bir onceki rehberdir, sonra Resul-i 
Kibriya rehberdir; hakikatta Allah'in azametini unutmamak lazimdir. Allah'i daima 
goriir gibi huzur-i ilahide oldugunu hatirlamahdir. Bu da tevecciih] ve murakabe yapan, 
zat-i muhterem olan ^eyhlerin makaiiiidir. §u halde esas olan Allah'dan gafil 
olmamaktir, §eyhden gafil olmamak degil." cevabini verdi. 

Rabita her§eyden de once miirid icin nurani bir vazifedir. Vesveselerin, havatir dedigimiz 
gonliimuze dogan dii§uncelerin kovulmasi icin §eyh hazretleri bir muslugun siizgeci 
mesabesindedir ki gafleti izale etmeye yarar. Rabita yapila yapila sonunda murakabe 
derecesine gecilir. Seyid Muhammed Ra§id hazretlerinin bir-iki saat rabita yapmasi Allah'in 
rahmet ve inayetinin inmesiyle, bir bahk deniz icinde dola§ip nasil menfaat goriirse, Allah'in 
rahmetinin her an yagdigini murakabe ede ede tamamiyle ruhaniyeti kamil bir sifat 
kazanmasina vesile olmu§tur. §u halde "hakikatte haramdir" sozii Allah'dan gafil olmamak 
demektir. 

Rabitanin §eriatta hiikmii vardir, tarikatta vazifedir. Nice hadis, tefsir ve fikih alimleri 
rabita yapa yapa biiyiik evliya olmu^lardir. 

Rabitanin delilleri 

Kur'an-i azimii§§an'da ve hadis-i §eriflerde rabitanin delilleri oldugunu evliya-i izam 
bildirmi§lerdir. Bunlann en onemlilerinden biri de Gavsii's Sakaleyn (insanlann ve cinlerin 
gavsi), allame, miiceddid-i zaman ve tarikat-i Nak§ibendiye vasitasiyla Gavsii'l azam olan 



Mevlana Halid Ziilcenaheyn'in Risale-i Halidiye'deki beyanlandir. Mevlana Halid Bagdadi 
hazretleri rabitayi bid'at kabul edenler igin miistakil bir risale yazmi§tir. Rabitaya delil olan 
aye tier: 

"Ey iman edenler Allah'dan korkun, bir de sadiklarla beraber olun." ayet-i kerimesini 

Hace Ubeydullah Ahrar hazretleri §6yle tefsir etmi§tir: 

Sadiklarla beraber olmak, imamnda, amelinde, ahdinde, sozii ve oziinde dogru olanlan, 

hakikatten aynlmayanlari segin, onlarla bir olun demektir. Hakiki beraberlik, sadiklar 

meclisinde kalp huzuruyla bedenen bulunmakla beraber giyabinda o kemalatlan tahayyiil 

ederek ve onlarin yagadigi hayati aynen yasjiayarak hayalen, zikren, fikren ve amelen olan 

beraberliktir. 

"Andolsun ki, kadin ona meyletti. Eger Rabbinin i§aret ve ikazini gormeseydi o da kadina 
meyletmigti. l§te boylece biz, kotuluk vefuhgu ondan uzakla§tirmak igin boyle deliller 
gosterdik. §iiphesiz o ihlash kullanmizdandir ." Once mutezile imami olup sonra ehl-i 
siinnete gegen biiyiik tefsir sahibi Zemah^eri hazretleri bu ayetin tefsirinde Hz. Yusuf un 
gaybi olarak "Sakin, sakin ha" sesini isittigini, bu sese iltifat etmedigini ve bu sesin tic. 
defa tekrarlandigini, neticede Hz. Yakub'un temesstil ettigini (sanki televizyonda 
gortildtigti gibi), bunun tizerine Hz. Yusuf un kendisine gelip Ztileyha'dan ytiz 
Qevirdigini yazmaktadir ki bu rabitaya acjk bir i^arettir. 

Muhammed Ziyauddin hazretlerinin Molla Kasim'la yazdigi 77. cevab mektubunda: 

"Mektubunda, goziimu kapattim ustadimin §eklini gordiim, diyorsun. Karde§im, muridin 
rabitada gordiigii ustadin §ekli gerci zahiri suretine benzer ama, o ustadin zahiri sureti degil, 
belki manadan ibarettir. O mur§idinin bir manasidir. Rabitada mezkur suretin zahir olmasi bir 
nevi kalbin tasfiyesine, nefsin kaydindan kurtulmasina baghdir." buyuruyor. Demek rabita 
yapa yapa §eyhi goriir hale gelmenin ahvali kalbin tasfiyesine baghdir. Nefsinin kayit ve 
esaretinden kurtulursa §eyhini goriir hale gelir. Onun igin 50k $ah§ip 90k cehdetmek lazimdir. 
Mektubun devami §oyledir: "Gordiigun riiya senin igin bir mujde olup onunla mujdelenecegin 
§eyin size hasil olmasini Allah (c.c.)'dan dilerim. Yine orada, taata ve 50k gali§maniza i§aret 
var. Ciinkii riiyada meyve gibi bir §ey koparmak, ibadet edip neticesinde fayda hasil olmasina 
delalet eder. Riiyada mur§idin suretini gormek rabitanin tahsiline i§arettir. Karde§im, miirid 
ibadete gah^mayi kendine mahbup edinmesi, kendisine halet hasil olup olmadigina 
bakmamasi lazimdir. §ayet miirid kendine gah^masindan bir haletin husuliinu gozetse oyle bir 
belaya dii§er ki az kimselerden ba§ka ondan kurtulamaz." 

Ba§ka bir mektupta da, §ekli gormekle beraber konu§masini da dinlemenin daha kamil bir yol 
oldugunu, konu§manin hiikmiinun ise §eriat-i Muhammediye'ye uymak §artiyla ve miir§idine 
haber vermek suretiyle amel edilebilecegini haber vermi§tir. Yani rabitada gordiigii maneviyat 
§eriat-i Muhammediye'ye uygun ise bu defa da mursjdine soracak. Miir§ide dani^ilmadik^a 
amel edilmez. 

Rabitaya delil olan ti^tincti ayet-i celile: "Ey iman edenler, Allah'dan korkun. Ona 
yakla^maya vesile arayin ve onun yolunda sava§in ta ki muradimza eresiniz." Vesile 
mefhumu ile kasdedilen §udur: Emir taalluk edince ya Resulullah'a ya da onun manevi 
mirasgilanna duyulan muhabbet ve baghhkla, O'nun kavli ve fiili sunnetlerine aynen birlikte 
imi§ gibi uymak demek olan rabita Allah'a yakla§mak igin en faziletli bir vesiledir. 

Dordtincti ayet-i celile: "Habibim de ki: Eger Allah'i seviyorsaniz bana uyun ki Allah da 



sizi sevsin, suglarimzi ortsttn." Burada Peygamberimize uyulmasi gormeyi gerektirir. Bu 
gorme, ya gozumiizle gormek ya da manevi olarak du§unce diinyamizda canlandirmak 
§eklinde gercekle§ir. Uymak, hem onun sifatlanna hem manevi haline uymayi gerektirir. 

Hanefi imamlanndan Seyh Ekmeliiddin Serh-i Me§arik adh eserinde "Beni goren Hakk'i 

goriir." hadis-i §erif bu ayetin tefsiri gibidir, der. Devamla, ittihadin (birle§menin) ya uykuda 

ya da yakaza halinde ve bir §ahsi toplamaktan ibaret oldugunu soyleyerek bu birle§menin be§ 

ash gerektirdigini ifade eder. 

Bunlar: 1- Zatta birle§mek 2- Sifatta birle§mek 3- Halde birle§mek 4- Fiillerde birle§mek 5- 

Mertebede birle§mek. 

Su halde "Beni goren Hakk'i goriir." hadisi ile bu be§ halden biri insanda meydana gelirse, bu 

rabitanin hakikatina i§arettir. Kendisinden bu be§ hal hasil olan kimse diledigi zaman o 

aihlarla da toplanir. 

imam-i Fahreddin Razi hazretleri "Euzu besmele"nin tefsirinde siifli ve giinahkar ruhlann ulvi 
ve Allah katinda makbul ruhlann ruhaniyetiyle makam ve mertebece yardim gorebilecegini 
anlatmi§ti. Gavs-i Hizani hazretleri de: "Bir halife, makami ne kadar ali olursa olsun, sadat-i 
Nak§ibendi'nin ruhaniyetleri ona yardim etmedikce muridlerini ir§ad edemez." buyuruyor. 
Onun icin sadat-i kiramin ruhlan, miibarek miir§idlerle bir arada bulundulannda zatta, fiilde, 
sifatta, halde ve mertebede de bulu§urlar. Bu yiizden mur§id-i kamillerin ruhaniyetleri sadat-i 
kiramin ruhlanyla hatme-i haceganda ve vird cekerken bulu§urlar. Tevecciihde yapilan i§, 
sadat-i Nak§ibendi'nin ruhlanni gagirmaktir. (Tevecciihe giine§ dogduktan iki, ikibuguk saat 
sonra ag karnina girilir. Binlerce insan gelir. ilk girenler bir tarafa, daha onceden girenler bir 
tarafa oturur. iki sira olunur. Yiizler birbirine bakar, sirtlar da sirt sirta gelir. Gozler yumulu, 
bir-iki saat siirer. Tevecciihde sultanimiz her bir muridin ba§inda ruhani feyiz ve bereketiyle 
yardimda bulunur.) Hatme-i haceganlarda gozler yumulur. Bunun sebebi, gelen sadat-i kirami 
gormemek icindir. Gozler acik olursa, onlann nurlanndan gozlere zarar gelmesi cok 
muhtemeldir. 

§afii imamlanndan imam-i Gazali, ihya'da namazdaki son oturu§ta "Esselamii aleyke" 
dendigi zaman Peygamber Efendimizin muhterem §ahsiyetini gonliinde hatirlamayi 
unutmayarak, ol vecihle hitapta bulunmasi ve bu selamin melaike-i kiram tarafindan huzur-i 
risalete arz ve takdim ile §eref-i mukabeleye mazhar olunacagina inanilmasi gerektigini 
anlatmaktadir. "Ettahiyyatu lilahi vessalavatii vettayyibat esselamii aleyke eyyuhennebiyyu ve 
rahmetullahi ve berekatiih. Esselamii aleyna ve ala ibadillahissalihin" Bu meselede, iki cihan 
served Efendimizin ruhaniyetini risaletinin cihetiyle, Allah'in habibidir, hatemu'l enbiyadir. 
Benim mursel peygamberimdir diyerek oylece dii§unup selam verdiginde namaz kilanlarla 
kilmayanlan ayird etmek, Resul-i Kibriya Efendimizin "ve aleykum selam" sesini duyabilmek 
kadar rabitayi inki§af ettirmek de vardir. §u halde biz "Ettahiyyatu" yii okurken namazin 
icinde veliyi du§unmek olmaz. 

Sultanimiz buyurdu: "Namazda §eyh rabitasi olmaz, namazda bunu yapanin namazi ifsad olur. 
Kasden namazini bozdugundan azab-i ilahiyeye ducar olur." ihya'da ise "Ettahiyyatu" de, 
"Esselamii aleyna ve ala ibadillahissalihin" de kendisini de o salihlere dua zimninda 
katabilecegi ve verdigi selama Allah Resuliinun mukabele etmesini isteyebilecegi 
bildirilmi§tir. O halde "Ettahiyyatu" yii okurken Efendimizi §eklen degil risaleti cihetiyle, bu 
benim peygamberim Habib- i Hiida'dir, Hatemu'l Enbiya'dir diye du§unup, "Ben selamimi 
verdim, Efendim selamimi aldi inanci ile giinde yirmi defa bunu tekrarlamak, bize ruz-i 
cezada §efaat edecegi inancini ve sevincini verir. Bu konuda, Safii imamlanndan Sahab ibni 
Haceri'l Mekki, Risale-i Serh-i Abbasiye'de §ehadet kelimesinin manasini izah ederken 



buyuruyor ki: Esselamu aleyke soziinde Hazret-i Peygamber Efendimizin muhatab olmasi, 
ummetten namaz kilanlann belli olmasi, daima iimmeti ile hazir ve nazir bilinmesi, iistiin 
amellerinden olan salavatta ise ummetine §ehadet etmesi manasi vardir. Boylece iki Safi 
imam birbirini teyid etmektedir. 

Safi imamlanndan Sehabeddin Suhreverdi, Avarifii'l Maarif adh eserinde salavatin 
yakla§maya vesile oldugunu, namazda mii'minler Hazret-i Peygamber Efendimize selam 
ederken, §eklini canlandirarak degil, Allah'in Habibi ve Resulii oldugunun du§uniilmesi 
§eklinde buyurmu§, ama namazin icinde Peygamberimizden ba§ka evliyanin olmayacagini 
bildirmi§tir. Hanefi mezhebinin ileri gelenlerinden Serif Curcani hazretleri de Serh-i Mevakif 
sonlannda, namaz di§inda velilerin §ekillerinin tahayyiil edilebilecegim, bunun §eyhin 
vefatindan sonra feyiz verebilecek ruhani bir giic oldugunu bildirirken, bunun namaz icinde 
olmayacagini belirtmi§tir. 

Birgok ki§inin psikolojik bakimdan ba§kalanni talid ile hayatlanna yon verdikleri goz oniinde 
bulundurulursa, "insan sevdigi ile bareberdir" hadis-i §erifine gore, ki§inin ba§kalan ile 
beraberligi olgunluga eri§ebilme bakimindan biiyiik deger ta§ir. Bu asirda, insanlann her 
hareketine psikolojik faktorlerle yon verilmeye cah§ildigi goriilmektedir. Rabita-i §erif de 
miiridin sevdigi Allah ehlinin halidir ki, asnmizdaki dunyevi menfaatler goz online ahnirsa, o 
da miiride hem dunyevi hem de uhrevi menfaatler verir. 

Bediuzzaman Said Nursi hazretleri de bu konuyla ilgili olarak 17 inci Lem'anin 13 uncii 
noktasinda "Medar-i iltibas olunmus, be§ meseleyi verir" ba§hgi altindaki be§inci meselede: 
"Miir§idin ruhu ve kalbi bir aynadir. Cenab-i Hak'dan gelen feyze ma' kes olur. Muritten 
aksedilmesine de vesile olur." demektedir. Buna gore nasil elime bir ayna ahp karanhk bir 
odaya tutarsam, odayi aydinlatir, nasil giine§in i§igini ba§ka bir yere yansitirsa mur§idin ruhu 
ve kalbi Allah'dan gelen feyz-i ilahiyi ayna gibi yansitir. 



a)Murid rabita ile §eyhin batil bir Hah edinir. (S.99-102) 

Rabitanin tesirsiz olu§u 

Seyh Muhammed Ziyaiiddin hazretleri Nurslu Abdullah'a yazmi§ oldugu 13 uncii mektupta 
§oyle diyor: "...Bununla beraber rabitanin size tesirsiz olu§unun sebebi, §artlannin yerine 
getirilmemesindendir. O §artlann bazisi §unlardir ki, ne olursa olsun mahbubtan ba§ka hicbir 
§eye kalben iltifat etmemektir. Mumkunse virdlerini ayn ayn vakitlerde yani sabah, ku§luk, 
ogle, ikindi namazindan sonra, mumkun olmazsa yatmadan once yapmaniz, ak§am Ve yatsi 
namazlanndan sonra da rabita niyetiyle goziinuzu kapamaniz lazimdir. Sadatin boyle yaptigi 
dii§unulerek sureten bir §ey gormesek dahi adetlere uyma bakimindan tefekkur etmeniz 
lazimdir." 

Muhammed Ra§id (k.s.) hazretlerinin: "Ben rabitadan feyiz' alamiyorum demeyin, siz 
bilmezsiniz, rabitaya oturdugunuz dakikada muhakkak surette menfaat goriirsunuz." 
buyurdugunu duydum. 

Seyh Ahmed Hiznevi (k.s.) hazretlerinin Molla Zeynudin'e yazdigi be§inci mektubunda rabita 
hakkindaki hukmu §oyledir: "Hayali rabita yapmayi daha once sana emrettik. Hayali rabita 
§oyledir: Murid, sanki ustadi her zaman kendisiyle berabermi§ gibi onu hatinndan gikarmayip 



onu anmasidir." 

imam-i Rabbani hazretleri: "Hayali rabita, pirin golgesinin (rabitasinin) hayale getirilmesi, 
Hakk'in zikrinden efdaldir." buyurdular. Bu §6yle tefsir edildi: Bu efdallik, menfaat vermesi 
bakimindan olup faziletge degildir. Allah'in zikrinden daha iistiin bir §ey olmaz. Yani, bir 
kimse bir zikri yapsa, ondan hasil olan sevap deftere; gegerken hasil olan feyz-i ilahiye de 
kalbine girer. Ama ardindan bir gunah i§leyen kimsenin, kalbine inen o feyz-i ilahiyeyi o 
gunah siler supuriir. Kaybolan feyzidir, sevabi durur. Halbuki miirid rabita yapmaga ba§lasa, 
kalbini miinevver ve mucella etse, nefsin agirhklanndan kurtulsa o kalb miinevver ve mucella 
oldugundan, Allah'ctan inen feyz-i ilahiyeyi tutar; cektigi zikir, amel, itaat kaybolmaz, 
devamh olur. Su halde rabita, tarlanin hazirlani§i gibi, kalbin nuraniyetiyle tamirine yarar. 
Kalb mamur olunca zikir de kaybolmaz, ulvi bir makam kazanir. Seyh Fethullah §oyle 
buyurmu§tur: "Nefsi, §eyhin hayalinin vasitasindan yani rabitadan ba§ka hicbir §eyle 
oldiirmeye giiciin yoktur. Ancak nefsin zulmetini §eyhin rabitasi oldurur. Bu is. devamh yapila 
yapila kalpte vesvese kalmaz. Kalp beslene beslene iyi bir mahsul ahndigi gibi, rabita yapa 
yapa huzur melekesi kazanihr." 

Bazi evliya-i izam, rabitanin nuru giine§in, zikrin nuru ise ciranin nuru gibi dediler. Bu, 
devamhhk cihetiyledir. Zikrin nuru az, rabitaninki 50k demek degil, rabita hie cikmadan durur 
da gaflete girmezse, i§te o nur feyizlere i§arettir. Onun icin Gavs-i Azam Seyid Sibgatullah 
Arvasi (k.s.) hazretleri, rabitadan aynlmayin, diyerek daima en ulusunun rabita oldugunu 
soylerdi. 

Seyhiilekber Seyh Fethullah Verkanisi hazretleri Seyh Muhammed Ziyaiiddin hazretlerine 
ogle namazindan sonra ikindiye kadar rabita yapmasini emretmi§, sicak bir yaz guminde, hie 
kimildamadan, goziinii acmadan rabita yapmi§tir. §eyh Muhammed Ziyaiiddin hazretleri de 
§eyh Ahmed Hiznevi'ye aynisini emretmi§; sonra halini sormu§: "Elhamdiilillah bu rabitadan 
50k fazla feyiz buldum." cevabini almi§tir. Hazret (k.s.)'de: "Rabita insana Allah'in nurunu, 
feyzini devamh sel gibi akitir." buyurmu§tur. 

Gavs-i Hizani hazretleri §oyle buyurmu§tur: "Zikretmeksizin, sirf rabita sayesinde hedefe 
varmak mumkundur fakat bunun tersine rabitasiz yalniz zikirle Mevla'ya vanlmaz." imam-i 
Rabbani'nin, rabitanin menfaatge ustiinlugunu bildirmesi, bu sozle teyid edilmi§ oldu. §u 
halde butiin kusurumuz rabitanin devamh olmayi§indandir. Rabitamiz devamh olsa, zikrimizi 
de yapsak nefsin azginhgi gider ve giinah kapisi kapanir. 

§azeli tarikatinin piri §eyh Hasan §azeli, "Bir insan zikir gekmez hale gelirse, bu kalbindeki 
fitneden otiirudur. Bir insanin kalbine giinah ve isyanin fitnesi girerse, Hayirh amel olan zikrii 
rabitayi biraktinr." buyurmu§tur. 

Sibgatullah Arvasi (k.s.) hazretleri, rabita §eyhinin vird §eyhinden daha iistiin oldugunu 
belirtmek iizere, "Vird §eyhinin miiridi, virde devam ettigi halde tarikattan donebilir ama 
rabita §ayhinin miiridi ihlash olduk^a tarikattan donmez."buyurdu.. 

Seyh Abdurrahman Tahi (k.s.) hazretleri de rabita ile ilgili olarak §unlan soyledi: Bir miirid, 
yedi giin boyunca kalbini rabita uzerinde yogunla§tinrsa ve kalbinde rabitadan ba§ka bir §ey 
kalmazsa, o insan rabitayi gergekle§tirmi§ olur. Eger bu miirid bir sene rabitayi boyle devam 
ettirse bir daha tarikattan geri donme olmayacagi gibi, ilahi bir istikamet ve Allah yolunda 
kokle§mi§ bir tarikata salik olur. O miirid gunah-i kebair i^lemedik^e bir cuma ile diger cuma 
arasindaki kugiik giinahlan; giinah-i kebair i§lemedikge bir Ramazan ile diger Ramazan 



arasindaki kiigiik giinahlan, giinah-i kebair i§lemedikce iki hac arasindaki kiiciik giinahlan 
yikanir. 

§ah-i Nak§ibend (k.s.) hazretlerinin halifesi Muhammed Parisa (k.s.) hazretleri buyuruyor: 
"Allah ile kul arasinda perde, dis. suretlerin goniilde nakis. yer etmesiyledir. Bu naki§lar, 
peri§an sohbetler, tiirlii renkler, §ekiller yuziinden ziyadele§ir. Ne kadar mihnet ve me§akkat 
kar§ihginda olursa olsun, bu naki§lan silmeye cali§mahdir. Talibe bunlan nefyetmek vaciptir. 
(Buradaki vacip, muhakkak gereklidir demektir.) Gerektir ki hayali azdiran §eylerden 
uzakla§ip saf gomille Allah'a yonelesin. Allah'in adeti o hikmet iizerinedir ki, mihnet ve 
me§akkat olmadan, hissi lezzet-ve §ehvetleri yenmeden bu mana ele gecmez. Mu'minin 
istedigi rahat ahirettedir." 

Seyid Sibgatullah Arvasi (k.s.) hazretleri de: "Zikir kalbi anndinr, rabita kalbe yukselme 
verir. Kamil velilerin sohbetleri kirmizi yakut gibidir. Bir ulkeyi gezsen boyle bir yakuta 
rastlamazsin." buyurmu§tur. Biz de bu sozlere "Menakibi evliya illah niiziili rahmetillah" yani 
"Allah'in evliyalanni anlatmak semadan rahmet yagdinr." hadis-i §erifini ekliyoruz. Gavs 
hazretlerinin §u sozleriyle sohbetimizi baghyoruz: "Miir§idin tekkesine gelen, bir defa gelse 
bile, aldigi manevi yiik, zayi etmedigi takdirde ona omrii boyunca yeter." Ama bu yiikii 
kimileri miir§idin tekkesinde unutuyor, kimileri yolda birakiyor, kimileri evinin kapisindan 
sokmadan kaybediyor, kimileri de evinin kapi ve penceresini a?ik birakip haramiye 
caldinyor! 



b)Miisluman sehadetini bozan tasavvuf masallari (S. 114-120) 

Tarikat-i Nak§iyede rabitanin sagladigi menfaat cok fazladih Rabita ile miirid, kalbine giren 
vesveseleri gikartir, kalb huzurunu bulur. §eyhin rabitasi ilahi nuraniyet kazandinr. Boylece 
zikrin faziletinin bereketi kalbe daha tesirli olur. Tarlayi surduk, capaladik, tohunu attik. Hazir 
tarlaya yagan rahmet nasil menfaat verirse, evliya-i izamin feyz-i Rabbanisi de muridin 
kalbine yagmur gibi gelir. 

Allah'in feyzi yalniz evliyaya degil biitiin Varhklara yagar. Kainattaki her§ey Allah'in feyzi ve 
inayeti ile ayaktadir. 

§eyh Muhammed Rasjd hazretlerinin saghginda, karde§i ve halifesi Abdulbaki hazretlerine 
soruluyor: "Ya seyidim, bir insanin rabita zamaninda dunya i§i olsa, bu rabitayi sonra kaza mi 
edecek, ne yapacak?" §oyle cevap verdi: "Bizi birisi caginrsa, 25 estagfirullah cekip 
goziimuzu acanz. Giderken gozler acik oldugu halde rabita devam eder. Mecbur olmadikga 
konu§mayiz, elimiz i§te olsa da gonliimuz rabitada olur. 

Ba§ka bir sual: "Seyidim, kitaplarda ?e§itli rabitalar tarifedilmi?. Siz nasil 
yapiyorsunuz?" " 

Rabita ak§am namazindan sonra yapihr. 15 dakikadan az olmaz, birbuck saate kadar 
uzayabilir. Rabita yapacak olan yuzunu kibleye doner. Otururken sag ayagini sol ayaginin 
altindan cikanr. Gozlerini yumar. 25 estagfirullah ceker. Kendi sesini duyacak kadar soyler. 
Estagfirullah'lar ile, gumin agirliklan ve diinya didi§melerinden kirlenen kalbini silmeye 
ba§lar. Daha sonra Sultanimizi azim, nurani ve latif bir makamda du§unur. Mesela bir 
kursude. Durdugu yerin ba§indan ar§-i alaya uzanan nurani bir siitun tasavvur eder. Allah'in 
rahmet-i ilahiyesi su tltanimizin ba§ina nurani bir siitun ile iner ve birle§ir. Miirid, o nurani 



sutundan nurani bir ziyanin kihg gibi kendi kalbine aktigini du§uniir. Kalpteki giinahlarin, 
mermere damlayan asit gibi kalpte yara actigini du§unerek, bu nuran o yaralara melhem olup 
kalbi cilalandirdigina inanir. Cilalaya cilalaya bir hafta kadar rabitanin icinde kaybolurs; 
rabitasi yogunluk kazanir ve o insan istikamet sahibi olur. Huzur- ilahiye yonelerek amel-i 
salih sahibi olur. Tarikattan crkmak istese de artik cikamaz. 

"Seyh Abdurrahman Tahi (k.s.) hazretleri hastahgi zamaninda yanindaki nurani zatlara §oyle 
dedi: Beni ziyarete gelenlere tenbih edin, edeple otursunlar. Ciinkii velilerin ruhlan ziyaret 
maksadiyla devamh odamda bulunduklan icin, gelenlerin edep noksanhklan dolayisiyla, 
velilerin rahatsiz olmalanndan korkanm.Yine ayni zat son hastakginda §unlan anlatti: Bir giin 
bile oyuna katilmazdim. Ciinkii annem, ba§ka cocuklara giinah olmasa da benim icin giinah 
olacagini soylerdi. "O cocuklar cahildir, onlara azap yok, oysa sen alim gibi sayihrsin. Bu 
yiizden senin icin azap da, giinah da var." derdi. Boylece giinahtan kacmaya ba§ladim. Tipki 
Yahya (a.s.) gibi. Oyun oynayan cocuklar Yahya (a.s.)'a nicin oynamadigini sorduklannda: 
"Ben dunyaya oyun oynamaya gonderilmedim" cevabini verdi. 

"12 ya§ima kadar boylece korku ile yeti§tim. Bu ya§ta bir gaflet eseri mecazi a§ka kalki§tim 
ama cabuk kurtuldum. 13 ya§imda Molla Ziyaiidctin Arvasi'ye ba§vurdum. Bu zat 
muhabbetin mecazina yer olmadigini, hakikatina gitmemizin vazife oldugunu ferman ederdi. 

Daha sonra Haci Emin Sirvan i hazretlerine ba§ vurarak onun tariki ile Rufai tarikatina 
girdim. Zikirlere ve nafile ibadelere ba§ladim. Cezbe ve muhabbetle ileri gittim. Daha sonra 
Seyh Hamza Telvi hazretlerine vararak ona biat ettim Bir sure onun muridi olarak kaldim. Bu 
arada cezbe ve muhabbet halim daha kuvvetlendi. 

Bir sure sonra saf, temiz, gercege yakla§mi§ kamil bir §eyh olarak tanidigim Kadiri 
§eyhlerinden Seyit Nureddin Birgivi hazretlerine intisab ettim. Yeni §eyhim beni tasarrufu 
altina aldi. Oruc tutmami, az yememi, sik sik mezarhklara gitmemi emretti ve riyazetler verdi. 
Oyle olurdu ki, geceleyin kalkar, Tahi koyumin mezarhgina vanr, iistii acik bir kabirin icine 
girer sabah namazina kadar zikir cekerdim. Bir defasinda §eyhim bana, bir gece ve bir giinde 
yiiz yetmis. bin Lailahe illallah cekmemi emretti ve dedi ki: "Lailahe illallah ciimlesini ate§ 
ta§i kabul et, kalbini de bir demir say. Kalbini bu zikir ile, muhabbet ve cezbe ile dov. Buna, 
demirden kivilcimlar ciktigi gibi kalbinden nurani kivilcimlar cikana kadar devam et." Ben bu 
zikri ceke ceke kalbimden kivilcimlar cikmaya ba§ladi. O zikrin ate§ ta§i turn kalbimi 
aydinlatiyordu. Arkasindan cezbeye dayanan bir huzura vanyordum. Oyle ki, bu kemalden 
daha ustiin bir kemal olmayacagini zannettim. O siralarda Kadiri halifesi de oldum. 

Bitlis deresinin obiir tarafi olan Hizan vadisinde Gavs-i Hizani hazretleri ya§iyordu. Oraya 
yakin Kiilad'da ya§ayan ve Gavs hazretlerinin muridlerinden olan Suleyman Evbasi isimli sofi 
bana. ugradiginda ona alayli bir §ekilde: "Kulad'daki sofiler nasildir, ne yapiyorlar?" diye 
sordum. Sofi Suleyman: "Vallahi Bitlis deresini gecsen boyle demezdin." dedi. Ona, Gavs-i 
Hizani'nin muridleri nasil diye sormam gerekirdi. Sofinin bu sozu kalbimi etkiledi. O sirada 
halife idim ve birkag da muridim vardi. Bu soziimun cezasini ba§imi ve sakahmi tira§ ederek 
cekmek istedim. Niyetimi soyledigim bir muridim bana: "Kadiri §eyhi sakal kazitir mi?" dedi. 

Allah, Gavs-i Hizani hazretlerinin nuraniyetini-kalbime tecelli ettirdi. Muridlerime, gidip bu 
§eyhe baglanacagimi soyledim. Bana: "Sen halifesin, muridlerin de var. Kulad'a gidip cahil 
sofilere mi kan§acaksin?" dediler. 

Mu'minler hicbir zaman kendi §eyhlerinin ululugunu gostermek icin ba§ka bir §eyhi ve 



muridlerini kotiileyip kugiimsernemelidirler. Onlar da Resulullah (s.a.v.)' in ordusundandir. 
Onlar da ummet-i Muhammed'in hidayet bekgileridir. 

Ben, sofilere: "Boyle konu§mayin, bu davadan vaz gegmem" dedim. O gece endi§e iginde 
uyuyamadim. Seher vakti sofi Siileyman Evbasi' nin evine vararak, §eyhi Gavs-i Hizani 
hazretlerine gotiirmesini istedim. Sofi memnun oldu, birlikte yola giktik. Bitlis deresini geger 
gegmez acaip bir hisse kapildim; Kiilad' a vannca cennet bahgelerinden bir bahgeye ula§tigimi 
sandim. Be§inci §eyhim Gavs-i Hizani hazretleri oldu. Kadirinin halifesi iken Nak§inin sofisi 
oldum. 

Ba§kalannin bir yilda saglamayadigi tasarrufu Cenab-i Gavs Sibgatullah (k.s.) hazretleri 
bende bir giinde sagladi. O sirada dillerin Sib gatullah edemeyecegi, kulaklann 
danayamayacagi acaip haller gordiim, duydum. Daha once elde ettigim hallerin gafletten ve 
bo§una omiir h arcamaktan ba§ka bir §ey olmadigini anladim. 

Gavsiil azam hazretlerine intisab ettigim ilk giinlerde agir bir hastahga tutuldum. Hastahgim o 
kadar agir seyrediyordu ki akhmi kaciracagimdan korkuyordum. Bir gece imam-i Safi 
hazretlerini ayakucumda, §eyhim Gavsiilazam hazretlerini ba§ucumda gordiim. imam-i Safi 
hazretleri Gavsiilazam hazretlerinden bana §efaatci olmasini, hayatta kalmam hususunda 
himmetini kullanmasini istedi. Cenab-i Gavs: "Ben ulu Allah'in muradina kar§i koyamam." 
diye buyurdu. imam-i Safi hazretleri birakmadi. "O kitap yaziyor, heniiz bitirmedi. Himmetini 
kullan §u zat olmesin." Oliim melegi geldi. imam-i S afi hazretleri: "Azrail (a.s.) onun yerine 
babasinin ruhunu alsin." dedi. Gavsiil azam hazretleri: "Olmaz, adamin hanimini ve kizini 
aciya dii§iirmeye hakkimiz yok." deyince imam-i Safi hazretleri: "Oyle ise Azrail (a.s.) onun 
yerine kizinin ruhunu alsin, babasi razi olur fakat annesi kizindan aynlmaya razi olmaz." 
derken her iki imam benim yerime Azrail'in kizimin ruhunu almasinda gorii§ birligine 
vardilar. Bu sirada ben goziimii actim. Hanimin, "kizim oldii" diye aghyordu. Hanima i§in ig 
yiiziinu anlatinca, bu defa da sevindi. 

Allah katinda evliyanin ne kadar makbul oldugu goriiliiyor. Evliya-i izam ve §eyhlerimiz bu 
yiice makamlara tasavvuf ve tarikatin kemalati ile ayak bastilar. 

"Musa (a.s.) buyurdu: "imana gelecek musibet cesede gelir. 

Cesede gelecek musibet mala gelir." 

Hz. Musa zamaninda, ummetinden biri: "Ya Musa, bana hayvan dilini ogret." dedi. Musa 
(a.s.): "Bunu bilsen ne gikar, gel bundan vazgeg, Allah'a itaatkar ol." kar§ihgini verdi. Adam 
gok israr edince ona, evine gitmesini ve birkag hayvanin konu§masina §ahid olabilecegini 
soyledi. 

Adam evine gitti, yemek yediler. Sofranin ortiisunu gocuklardan biri pencereden bahgeye 
silkeledi. Evin kopegi ile horozu ko§u§tular. Lokmayi horoz kapti. Kopek ona, haksizhk 
ettigini, sabahleyin de yem yedigini, dokiilenlerin kendi hakki oldugunu soyleyince horoz, 
iiziilmemesini, o gun sahibinin katinnin ayagi kinlacagini, boylece oldiirmek zorunda 
kalacaklanni ve kopegin de bol bol hissesine yiyecek du§ecegini anlatti. Ev sahibi bunlan 
anlayinca gok sevindi. Katin hemen satti. 

Ertesi gun yine sofra artigini silkelediler. Yine yiyecekleri horoz kapti. Kopek kizdi. Horoz: 
"Bugiin ev sahibinin okiiziiniin ayagi kinlacak, o da okiizii kesecek, merak etme sana da pay 



dii§er." dedi. Bunu duyan adam okiizii de satti. 

Ugiincii giin yemekten sonra yine ortii silkelendi. Yine horoz kapti. Kopek, yalan soyledigi 
igin horoza kizdi. Bunun uzerine horoz: "Biz asla yalan soylemeyiz. Allah bize ar§-i alada 
oten melegin sesini duyurur. Efendi katin da, okiizii de satti. Ama bugiin efendi olecek. 
Cenaze igin gift okiiz kesecekler, bol bol yersin." dedi. Efendiyi tasa aldi. Kendini kime 
satsin! Katinn da okiiziin de satildiklan yerde ayaklan kinldi. Ziyan, sattigi adamalann 
uzerine kaldi. 

Adam Musa (a.s.)'a ko§tu. Durumu anlatti. Hz. Musa ona : "imanin da gidecek. Allah'in 
sirnna agah oldun. Allah sana sir olarak hayvanlann dilinden kader muktezasi, suglanna kar§i 
ceza olarak hayvan cezasi verdi. Mala gelenler her bir cezanin kar§ihgidir, sebebi vardir. 
Allah senin imanina zarar vermeden cesedine verir. Allah'in adeti 1 budur. Cesede zarar 
vermeden malina verir. Cesedine zarar verecekti, imalina verdi. Sen onlan sattin. Zarar o 
adamlara gitti, bile bile zalim oldun. Simdi imanin gidecek, kafir oleceksin." Adam cok 
pi§man oldu. "Ya Nebiyallah! tovbe olsun, benim hayvan dili bilmek neyime idi. Beni Allah 
igin bagi§la" diye yalvardi. Hz. Musa elini agti, Rabbim Teala bagi§ladi. "imanina dokunmam 
ama cesedini alinm." dedi. Musa (a.s) adama bu durunu soyledi. Adam, evine gitti ve oldu. 

Mala gelen cana gelecegin kefaretidir. Ya maldan ya candan giksin. Yeter ki iman gitmesin. 

Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin huzuruna mavi gozlii san§in bir gene, girdi. Selam 
verdi, konu§tular. Aynldi, gitti. Cemaat bakti ki bu taninan bir sofi degil. Delikanlinin kim 
oldugunu sordular. "Sitma hastahgi idi." cevabini verdi. "Seni iic giin sitmaya yakalayacagim, 
nzan var mi?" diye sordugunu ve kendisinin de: "Mevladan gelen sefa da ho§, cefa da! Buyur 
efendim." dedigini anlatti, S ofiler cezbeye yakalandilar ve: "Dua et, ayni hastahk bizi de tiger 
giin sarsin." dediler. Allah'a dua etti. hepsini tiger giin sitma tuttu. 

Allah'in nurani ameldeki her bir ahvali ahirette maddi sifatlara donii§ecek. Yoksa sitma 
hastahgi san§in,mavi gozlii bir adam degildir. Rabbim ona oyle tecelli ettirdi. 

Muhteremler, Hakk'in emri ho§tur. Cekilen cefa bo§ degildir. insanin §iikretmesi lazimdir. 
Said Nursi hazretlerinin "Hastalar Risalesi"ni okuyan hasta olmayi adeta niyaz edecektir. 
Hastahk ayniyla nimet, ayniyla §ifadir. Sonbahar yapraklan nasil dokiiliirse, bir musibet, bir 
dert, bir hastahk da giinahlan doker. Arifin biri: "Bela, Allah'a yakinhk alametidir." 
buyuruyor. 

Hz. Ibrahim (a.s.) nasil Halilullah oldu? Allah (c.c.) Halilini biitiin melaikeye gostermek igin, 
onu nigin sevdigini bildirmek igin cilve-i Rabbaniye olarak siginn gig derisi igine koydurttu. 
Hz. Ibrahim'i onun iginde diktiler, guile gibi atmaga kalktilar. Yeryiiziindeki ve gokyiiziindeki 
melekler hayrette kaldi. Allah'in meleklerinin yardimini dahi talep etmedi. Melekler yardim 
teklif ettiler. Hz. Ibrahim: "Rabbim benim halimi bilir. Ben Cibril (a.s.)'dan dahi yardim 
istemeye haya ederim." dedi. Ondan sonra Ibrahim (a.s.) Halilullah ismini aldi. Yusuf (a.s.) 
kirk sene zindanda, Yunus (a.s.) bahgin kannda kaldi. Eyiip (a.s)'in dertler viicudunu sardi. 
Musa (a.s)'in Firavun'dan ve Beni israil'den gekmedigi kalmadi. Giinahlanmiz alemleri 
dolduracak kadar, birakalim da diinyada temizlesin . Allah (c.c.) inayetiyle bagisjasin , 
giinahlanmizi diinyada temizletsin , ahirete birakmasin . Amin. 

Nak§i tarikatina bagh mutasaviflann batil rabita izahlari (S. 129-133) 



Tekrar rabitaya doniiyoruz. 6 ve 7 inci sohbetlerimizde rabitanin §eriatta helal oldugunu 
ayetlerle izah etmi§tik. Rabita vasitadir. Rabita, §eyhin suretini, siretini, ahlakini kalpte zabtu 
rabt edip hatirdan cikarmamaktir, demi§tik. 

Biitiin evliya-i izam rabitadan gecmis. olup milyonlarca miiridlerinin rabita yaptigini ve bu 
rabitalarla kemal sifatlar kazanarak ahirete intikal ettiklerini goriiyoruz. Bu da rabita ile 
insanin Allah'a yakla§abilecegini gosterir. Rabita tasavvuf yolunun en onemli bir hiikmii olup, 
insanin murada ermesine ve nefsini terbiye etmesine vesiledir. Bunun icin Gavs-i Hizani 
hazretleri: "Nefsin lslahi ancak §eyhin golgesi iledir." buyurmu§tur. Abdurrahman Tahi 
hazretlerinin bildirdigine gore §eyhin golgesi, §eyhin elini tutmak olup bundan maksad Allah'a 
varmak, nefsin ve §eytanin tuzaklanndan kurtulup evliya-i izamin terbiyesine yani golgesine 
siginmaktir. Demek ki rabita §eyhin feyzinin akmasidir ve kalbin bos. me§guliyetlerden 
kesilerek evliya-i izamin nuruyla nurlanmasidir. 

-Gavsiil azam'Arvasi hazretleri bir sohbetinde §oyle buyurdu 

"Nak§ibendi §eyhleri ve onlann ogrettigi kimselerin okuyup bagi§ladigi tehlil ile oliilerden 
kabir azabi kalkar." Rabita yapa yapa kamil i nsanlar o mertebeye gelir ki, bir cenaze vukua 
geldiginde yetmis. bin k elime-i tehlili okursa iman sahibi kabir ehlinden muhakkak kabir 
azabi kalkar. 

Abdurrahman Tahi (k.s.) hazretleri §6yle buyurmu§tur: "Benim rabitayla aramdaki baglanti 
saglamla§ip, rabitamda §eyhde fani olur hale gelince, tuvaletteyken bile rabita benden 
aynlmiyordu. Bundan buyiik utanc duyuyordum. Ama her bir meseleyi mur§ide sormak 
vazife-i kudsiye oldugundan, bu durumu da pirim Arvasi hazretlerine sordum. Buyurdular ki: 
"Bu ruhani bir haldir. Ondan utanc duyma. Aynca Hz. Ebu Bekir (r.a.), Muhainined (s.a.v.) 
Efendimize ayni durumdan yakindi. Peygamber Efendimiz de bunun ruhani bir durum 
oldugunu ve utanmamasini soyledi. §u halde rabita en sonunda, be§erin bize gore girkin 
sayilan hallerinden bile, kendinden aynlmaz hale gelir. 

Rabita ilerledikge miirid mur§idleri rabitada goriir ve konu§ur. Gerek §ah-i Hazne'nin 
mektubatinda gerekse Sadat-i Nak§ibendinin Mubarek Sozleri'nde bu mesele ayniyle vardir. 

Abdurrahman Tahi hazretleri, §eyhinin kendisine ba§ uzerinde rabita kurmasini emrettigini 
soyledi. Bu ge§it rabitanin faydasi §eytani kolayca kovmaktir. Ba§ka bir sefer de Gavs-i 
Hizani hazretleri §oyle buyurmu§tur: "Siz rabitada §eyhinizi ba§inizin uzerinde bagdas. kurup 
oturuyor gibi farz edin. Boyle devam ederseniz mur§idiyle rabitada konu§ma hali daha gabuk 
meydana gelir. Cunku bu durum muridin miir§idine kar§i olan edebinin fazlahgina i§arettir. 

Gavsimizin bildirdigine gore, rabita esnasinda veya riiyada miir§id kendisine §ekil olarak 
belirir ve kelam olarak konu§maya ba§larsa, i§itilen sozler §eriat olgiisiine vurulur. §eriata 
uyuyorsa miir§ide dani§ihr. Miir§id emir vermedikge, onun manevi olarak riiyada veya 
rabitada verdigi emri icra edilmez. Molla Kasim'a yazilan 77 inci mektupta §eyh Mnhammed 
Ziyaiiddin hazretleri bu mesele hakkinda: '"§eyhe teslim olmak lazimdir. Yani miirid, 
mursjdinin huzurunda, olii yikayicinin yaninda cenaze nasil kipirdamiyorsa, oylece nefsini 
teslim edip kendisini bir cenaze gibi bilmelidir. Muridde bu halin ziyadele§mesine yardimci 
olan §ey, daima onlardan bahsetmek ve hayalinde tutarak siki rabita yapmaktir. §eyhe 
muhabbet, §eyhe teslimiyetin meydana gelebilmesi bunlarla mumkundur." diyor. 



"Miirid : "Gozlerimi kapattim, iistadimin §eklini gordiim." derken rabitada gordiigii ustadin 
§ekli, zahiri suretine benzer ama o, ustadin zahiri sureti olmayip belki manevi suretidir. 
Manadan ibarettir. 

"Miirid miir§idini ba§inda tahayyiil edebilecegi gibi kalbinin yanindaki bo§lukta da tahayyiil 
edebilir. Boyle tahayyiil etmesi miir§idin az'alanndan, mesela goziinden goziine, kulagindan 
kulagina feyz-i ilahiyenin akmasina sebep olur. Eger rabita esnasinda gaflet beliriyor ve bu 
gaflet devam ediyorsa, bundan kurtulmak icin abdest tazelenir. Bazan da gusiil alinir ve 
yeniden rabita kurulur. 

Miirid rabita yaparken miir§idinin §eklini canlandiramiyor veya feyiz alamadigi gibi bir 
dii§iinceye kapihyorsa, rabita terk edilmez. Rabitadan maksad, §eyhiyle nurani irtibatinin 
olduguna kani olmaktir. Bu kaanat ile oturan bir miirid muhakkak §eyhinden feyiz ahr. 

Bediiizzaman Said Nursi hazretleri 17 inci Lem'anin 13 iincii notasinda (Altinci Sohbette 
gecti) medar-i iltibas olunmus. bes. meselenin be§incisinde, kamil bir miir§idin ruhu ve 
kalbinin, Allah'in feyzini miiridin kalbine aksettirmekte bir ayna oldugunu bildirmektedir. 
Birinci meselede ise: "Turuk-i hakda seyr-i siiliik eden kimse, kendi ubudiyetine bakmak 
lazim gelirken, Hakk'in i§ine kan§mamah." demektedir. Yani miirid yalnizca emr-i ilahiyeye 
uymakla miikellef oldugunu bilmeli, ne zaman veli, ne zaman kamil, ne zaman ke§if sahibi 
olurum gibi dii§iincelere kapilmamahdir. Kul, emrolunani yapar. Emreden ne icabederse 
ikram ya da makam, ona verir. Beklenmez, istenmez, verilir. itilasi bozan bir meseleye 
girmemek lazimdir. ihlasi kazanmanin yolu, diinyanin darii'l hizmet, ahiretin darii'l miikafat 
oldugunu bilmekledir. Kulun Rabbinden razi oldugunun alameti, Allah kulunu ne halde 
bulunduruyorsa ona nza gostermesidir. Ona razi isen abd. razi degilsen asi olursun. Bu nzanin 
yolu kalbin huzurudur. Kalbin huzurunun yolu. kalbin tasfiyesidir. Onun tasfiyesi, nefsin 
tezkiyesi olup ondan murad istikamettir. Hakkin nzasi istikamettir. Onun icin imam-i Rabbani 
(k.s.) hazretleri buyurmu§lar: 

Def tarikat Nak§ibendi terk'-i amed terk- i ciz 

Terk-i diinya terk-i ukba terk-i hesti terk-i terk 

Nak§ibendi tarikatina gore dort §eyi terketmeden vuslat meydana gelmez. Terk-i diinya. 
Allah'a ibadet hususunda kulun ilk yapacagi §eydir. Fudayl bin iyad hazretleri diinya i<jin 
timarhane, hastahane demi§ti. Terk-i ukba olmaz, insan ya cehennemdedir, ya cennette. 
Ancak cennet ibadetlere kar§ihk olarak islenmez. Nice er ki§iler cennet degil de cemal 
isterler. Terk-i hesti, kendini terketinektir. Yani kendisi ve yaptiklan ile oviinmeyi 
terketinektir. Zira ne yaparsak Allah katinda bilinir, hicbiri kaybolmaz. Terk-i terk, biitiin 
hepsini terketmek, terkettiklerini de anmamaktir. Bu i§in sonu yani sofiligin sonu istikamettir. 

Huzura kavu§manin ikinci kapisi istikamet makamidir. Siinnete muhalif olan bid'ati, 
haramlan, ibadetleri bozacak fenahklan terketmek, ibadet ve taati yerli yerinde yapmak 
istikamettir. ibadeti bozacak fenahk ihlassizhk ve riyadir. Oviinmek de ibadeti bozar. Namaz 
kilmak §eriat, tacdil-i erkan ile, vaktinde kilmak istikamettir. Oruc tutmak §eriat, orucu bozan 
§eylerden kurtulmak istikamettir. Su halde istikamet, emredilen §eriat amelinin en miikemmel 
§ekilde yerine getirilmesidir. istikamet, kamil insanin itikad, ibadet ve ahlakinda meydana 
gelir. Itikadda ehl-i siinnet ve'l cemaat itikadina uyarak, ibadette hakkiyla yaparak, ahlakta 
kamil bir insan olarak te§ekkiil eder. 



Gavsii'l azam Hasan Sazeli (k.s.) hazretlerine gore, tevazu ile hiisn-i mua§erette bulunmak, 
mahlukatta ayip gormekten sakinmak, mukevvenatin halikina daimi bir edep ile bulunmak, 
Allah Resuliinun siinnetlerine sanlmak istikamettir. 

Seyh Ahmed Giimu§hanevi (k. s.) hazretlerine gore istikamet, Allah'la kul arasinda olan 
ahidleri yerine getirmek, ifrat ve tefritten sakinmak, mubahlarla her§eyi ortalama 
ayarlamaktir. Allah'in emirlerine nefsi teslim etmek, yani Allah senin hakkinda neyi murad 
etmi§se ondan razi olmaktir. 

istikamet igin once tovbe lazimdir. Tovbe etmekdikge zulmetten kurtulunmaz. Tovbe etmek 
igin kamil bir mursjdin elini tutmak, Allah'in feyz ve inayetinin onun eliyle geldigini bilmek 
gerekir. 



Bunlar Allah'in velisi degil, §eytamn evliyasi (S.9) 



I§te bunun gibi evliya-i izamin elini tutmak, hakikatte enbiyanin elini tutmaktir. "Hakikatte 
sizin elleriniz uzerinde benim kudret elim vardir" kelam-i miibaregi ile Allah'in elini 
tutmaktir. 

Bir menkibe ile mukaddimemizi noktalayalim: 

Mevlana Halidi Bagdadi (k.s.) hazretlerinin halifesi Seyyid Taha hazretlerine Ermeni 
kom§usu geldi: "Sizin dininizde kom§u hakki vardir, Hristiyan olan kom§uya da vardir. 
Benim sana bir i§im du§tii. Bizim hie. cocugumuz olmuyor. Sen Muhammed (a.s.)'in varisisin. 
Bir dua ediver de cocugumuz olsun." Seyyid Taha hazretleri yanindaki sofiye: "Bizim surttye 
git, koyunlardan iki tane kil kopar da getir." dedi. Sofi istenileni getirdi. Seyyid Taha 
hazretleri Ermeniye: "Su iki kill al, yumu^ak bir §eye sar. Hammin, karmna baglasin. 
Insallah gocugunuz olur." dedi. Ermeni killari aldi gitti. Her sene ikiz cocuklan oldu. 

Muhteremler, gocuklan halkeden Cenab-i Allah'dir. Evliyanin i§i, ahlakiyla, kemalatiyla 
Peygamber'in ahlakina varis oldugundan, Allah'a ellirini kaldinp dua edince, duasi kabul oldu. 
Bu yiizden bizler kendimizi lslah etmedik^e evliyadan fayda ummak olmaz. Musibetlerin, 
yuzumuzu Hakk'a donmek igin oldugunu da unutmamak gerekir. Ancak, takatimizin 
yetmedigi hallerde ariflerin, evliyanin ellerini tutmakla manen ve maddeten guglenecegimiz 
de bir gergektir. 



Allah'a Rasulune ve Hz. Ali'ye iftira (S.13-14) 

Imam -1 Ali (r.a.)'ye Resu 1 - i Ekrem (s.a.v.) buyurdu: 

-Ya imam, Allah'a asi olanlann en buyukleri kimdir? 

-Allah ve Resulii bilir. 

-Birisi Salih Peygamberin devesini kesip §ehid eden, biri de senin b a§ina zehirli kihcini vurup 
kanini akitandir. 



-Ya Resulallah benim ba§ima zehirli kilig mi vuracaklar? 

-Evet 

-Kim? 

-I§te §u senin kolen. ismen, cismen bildi. 

Hz. Ali (r.a.) o koleye dedi ki: 

-Sen beni bir gun katledersin 

-Ya Ali, mumkiin mil? Gel, ben seni bir gun katletmeden §u k lhnci al, sen beni katlet. 

-Allah giinah i§lemeyenin boynunu vurmayi helal etmedi. 

Ama sen beni katledersin. 

Hakikaten o kole Hz. Ali'yi katletti. Bizler Hz. Ali (r.a.) degiliz ki sabredelim. Yann ba§imiza 
gelecegi bugiinden soyleseler, deli oluruz da yanna tahammulumuz kalmaz. Onun icin Allah 
birgok esrar-i ilahiyeyi gizli tutmu§tur. 

Tacu'l - Arifin Ebtt'l Vefa Allah adina yalan soyluyor. (S.22-23) 

Evliya-i izamdan Tacu'l- Arifin Ebii'l Vefa hazretleri bir giin muridleri ile beraber bir sahraya 
ciktilar. Orada bir sofra kurup yemek yediler. Yanlanndan bir yolcu geciyordu. Ebii'l Vefa 
hazretleri yolcuyu cagirdi ve "Sofraya buyurun." dedi. Yolcu karninin tok oldugunu 
soyleyince "Ey yolcu, misafirin hakkidir. Bari elimdeki bir lokmayi ye." diyerek saadetli 
eliyle yolcunun agzina lokmayi koydu. Lokmayi yiyen yolcu "Allaha ismarladik" deyip gitti. 

Tacii'l-Arifin, o zat uzakla§inca sofi cemaatine §oyle dedi: "Bu yedigi lokmadan bir oglu olsa 
gerek. Onun adina Hiiseyin koysa gerek. O, buyuyiince evliyadan olsa gerek. Bize de gelip 
mtirid olsa gerek." Meger o yolcunun cocugu olmuyordu. Tacu'l- Arifin'in verdigi lokmayi 
yiyince kan oldu. Hanimi hamile kaldi. Vakti gelince bir ogullan oldu. ismini Hiiseyin 
koydular. Babasi cok zengindi. Cocuk biiyiiyiince suriilerinin ba§ina coban oldu. Suriilerin 
sayisi, ineklerin slim artti. Her§ey bereket kazandi. Rai, Arapcada coban demektir. Hiiseyin 
Rai, Hz. Tacu'l- Arifin'i duydu. "Allah yoluna girmeden bir kamil el tutmak gerek." diyerek 
yerini ogrenip Ebii'l Vefa hazretlerinin yanina geldi. 

Ebii'l Vefa hazretleri, uzaktan Hiiseyin gelirken, "Haza eserii'l lokma" dedi. 15 veya 20 sene 
once o meseleye §ahid olanlar, tebessum ettiler ve dediler ki, "Ne lokrnadir ki Allah ona,bu 
zati getirdi" 

Hiiseyin Rai, Ebii'l -Vefa hazretlerinden ders aldi. Kamil bir zat oldu.Ravda ismindeki koyiin 
ahalisindedi. Seyh Vefa hazretleri, bulundugu semte §eyh olmasini soyledi. Zaviye kurdu, 
nice azmi§lan yola getirdi. Oliinceye kadar halki ve gafilleri ir§ad ile me§gul oldu. Derman 
arayan nice dertlilere yardim elini uzatti. Biitiin bunlar Hz. Seyid Tacii'l-Arifin Ebii'l Vefa'nin 
yiice himmet ve bereketiyle oldu. 



Boyle veliler olduktan sonra islam'da Tibba hie. onem verilir mi ? (S.28) 



Fatih Sultan Mehmed'in hocasi Ak§emseddin hazretlerinin toranu Seyh Abdulkadir 
hazretlerine, goziine ilag sormak maksadiyla gormeyen bir kadin getirdiler. Miibarek buyurdu: 
"Bu gece bize konuk ol, sabahi dek gorelim Mevla ne ilag eyler." 

Ertesi sabah kadinin gozleri iyile§mi§ ve goriir olmu§tu. Abdulkadir hazretleri, bu gece konuk 
ol, derken "Mevla bizimle beraberdir, ilaci vermeye muktedirdir. " inanci ile, oyle sidk ile 
(Allah'dan istedi ki Rabbu Teala hazretleri onun bereketli nuraniyet hurmetine kadinin 
gozlerini agti. 



Sakalin mi (akmiyor hem §eyhe miiracaat et (S.28) 

Kataroglu ismiyle taninan gok zengin bir bey vardi. Sakah bitmemi§, kose idi. Ak§emseddin 
hazretlerinin oglullanndan Nurii'-l Hilda ismindeki muhterem zata gelerek: "Allah a§kina, 
babanin hatinna himmet eyle de sakahm bitsin." dedi. Nurii"l Hilda Kataroglu'nun yiiziine 
bakti, tukurugunii eline aldi. nerede tiiy gikmadiysa tiikurugu ile yuzunii sivazladi. "Git var 
yat. Sabah ola sakal bite." dedi. Kataroglu yatti, sabah kalkti,simsiyah sakal bitmi§. 

I§te "Allah beraberdir" budur. Nurii'l Hilda ile Allah beraberdir de bizimle degil mi? Nurii'l 
Huda'nin yakinhgi bizde yok. O. agagtan elma kopanr gibi kudrel-i Siibhaniyeyi mii§ahede 
ediyor. 

Kataroglu sabah kalkip simsiyah sakah goriince, gok zengin oldugundan. Nurii'l Hiida'ya altin 
sirma i§lemeli bir ciippe getirdi. Nurii'l Huda sirmah kaftani aldi,"bekledi. Bir kelp geldi. 
Cuppeyi ona giydirdi ve: "Allah adamina sirmah kaftan yaki§maz, kopek siisiidiir." dedi. 
Kopek sirmah kaftani aldi gitti. Bu da "zinetlerin terki" oldu. 



"Zikir meclislerinde evliyanm ruhlari hazirdir, ve onlann ruhani yardimlari olmadan 
miirid terbiye edilemez." Yalam (S.30-31) 



Dordiincii sebep. Bagdat'in ulu evliyasindan Ciineyd-i Bagdadi hazretlerine sordular: 

-Evliya-i izamin menkibelerinden, sozlerinden miirid igin ne gibi fayda vardir? Ciineyd-i 
Bagdadi hazretleri buyurdu ki: 

-Bunlann sozleri aziz ve celil olan Allahii azimii§§an hazretlerinin fer ki§ilerinin, Allah 
ordusundan olan askerlerinin sozleridir. Zira Sure-i Fetih'in 4 ve 7, Sure-i Miiddesir'in 3 1 ve 
Sure-i Hud'un 120'inci ayet-i celilerinde Rabbim Teala §oyle beyan buyurmu§ (Bu ayetlere 
Feriduddin Attar hazretlerinin verdigi toplu meal §oyledir): Sayet miiridin kalbi kinhr, morali 
bozulursa, onunla kuvvetlenir. Allahii azimii§§an'in o er ki§ileri olan velayet sahiplerinin 
ruhaniyetlerinden medet umar. Allahii azimii§§an onlann ruhaniyetleri ile onun ruhuna inayet, 



kuvvet ve kudreti indirmeyi vesile kilar. 

imam-i Fahreddin Razi hazretleri, §eytandan istiaze bahsinde ! "Euzii" den maksadin Allah'a 
siginmak oldugunu ve ruhani olan er ki§ilerin diger bir tabirle evliya-i izamin ulvi ve kudsi 
ruhaniyetlerinin, siifli ruhlara ve nakis insanlara yardim etmesiyle yuzlerini Hakk'a 
cevireceklerini beyan etmektedir. 

Gavs-i Hizan hazretleri de Minah ismindeki eserinde buyuruyor ki: Hicbir mur§id-i kamil 
rahaniyet alemindeki evliya-i izamin ruhlannin yardimi olmadan asla miiridlerini terbiyet 
edemez. 

Su halde hatme-i haceganda, sohbetlerin icerisinde, zikir meclislerinde evliya-i izamin, sadat-i 
kiram olan mubarek insanlann ruhaniyetleri hazir olur. O ruhaniyetler, Allah'in nuraniyet ve 
kudretiyle, o kullar uzerine, tipki bulutun hazir olup yagmuru indirdigi gibi feyz-i ilahinin, 
bereket-i subhaniyenin yagmasina vesile olur. Yoksa Allah'in kudreti di§inda evliya-i izam bir 
§ey yapamaz. 



Bu veliler kahine ihtiyag birakirayor. (S.39) 

Muhammed Semseddin hazretleri Miftahii'l Kulub'da: 

"Bir insan dunyanin en biiyiik alimi olsa, ayni zamanda da 'dunyanin en buyiik abidi olsa 
nefs-i muinime makamini gecemez" diyor. Adetullahda dogu§tan veli gelenler vardir. 
Bunlardan biri de Ibrahim Dusuki hazretleridir. Seyid Ibrahim Dusuki, dogu§tan veli 
oldugunu ve iki kerametle dunyaya geldigini soyliiyor ve babasinin Seyid Abdulmecid, 
annesinin Seyide Patima olduklanni hatirlatarak: "Zamanin evliyasindan Muhammed bin 
Harun ne zaman babami gorse ayaga kalkarmi§. Bir giin ayaga kalkmami§. Bunun sebebini 
babam kendisine sormu§. Muhammed bin Harun §oyle cevap vermi§: "Ya Seyid, ben sana 
kalkmiyordum. Senin ziirriyetinden Gavs-i Samedani Gavsii'l Azam Ibrahim isminde bir 
evladin gelecek, cihanin kutbu olacak, ben ona kalkiyordum. Yakin vakitte o ruh ana rahmine 
du§tu. Simdi anasini gorsem, ona kalkanm." Su halde tasavvuf nurani inki§aftir. Nefsin 
cibilliyeti muktezasi esaretinden kurtulmak igindir. 



Ke§f iil Mahcub yazan Osman Hucviri Allah adina yalan soyliiyor. (S.39-40) 



Ke§fii'l Mahcub sahibi Osman Hucviri buyuruyor: Seyhimin anlattigina gore, yillann birinde 
evliyaullah bir colde toplanmi§ti. Benim pirim Hazret-i Husr, beni yanina ahp o coldeki 
velilerin toplantisina gotiirdu. Velilerin her biri degisjk §ekillerde geliyordu. Kimisi taht 
uzerinde getirildi. Kimileri ku§lar gibi ucarak geldiler. Her birisi kendi kemalatina gore, 
Allah'in kudretiyle goz acip yumuncaya kadar geldiler. Nihayet nahnlan parcalanmi§, asasi 
kinlmi§, ba§i acik bedeni yanik bir gene yorgun argin toplantiya geldi. Seyhim Husr hazretleri 
derhal yerinden kalkarak, o genci yuksek bir yere oturttu. Ben ise bu i§e tacciib ettim. 
Seyhime, sonradan gelen bu yorgun ve peri§an genci niye yuksek mertebeye oturttugunu 
sorunca, onun yiice bir veli oldugunu soyledi ve: "O velayete tabi degil bilakis velayet ona 
tabi idi. Digerleri yorulmadan kerametle geldiler. Bu ise Allah'in du§mani olan nefsini ezmek 
icin oyle geldi. Bu sebepten en yuksek makama cikanldi." buyurdu. 



Allah adina uydurulmu? bir masal (S.40-41) 

Arifibillahin biri vefat etti. Elleri simsiki kapah, gozleri de yumuktu. Gasil veren gassal 
yikamak igin ellerini de, gozlerini de agamadi. Gayb aleminden ses geldi: "Onun ahdi var. 
Cemalimizi gormeden, hak ve hakikat eline gegmeden ikisini de agmam dedi. Cenneti gorse 
de agmaz ilia cemali gorecek."i§te tasavvuf bu hallerdir. 



Tasavvufta mii^rik olmamn bir ornegi 'Rabita' (S.90-99) 
RABITA 

Rabita'nin liigat anlami, iki §eyi birbirine baglamaktir. Tasavvuf istilahatinda rabita, ilahi ve 
zati sifatlarla muttasif §uhud makamina ula§mi§ kamil bir §eyhe kalbi baglamaktir. Yani bu 
muridin §eyhine baglanmasi demektir. Bu baglanma §eyhin huzurunda, §eyhin giyabinda 
suretini, siretini, nuraniyetini, kudsiyetini hayalen kendisi ile birlikte/ muhafaza etmek; 
yaninda bulundugu zaman edebe burunup himmet ve inayeti Allah'dan niyaz ederek 
mur§idden beklemektir. Mevlana Halid Zulcenaheyn hazretlerinin bildirdigine gore rabita, 
muridin, fenafillah makamina ula§mi§ olan §eyhinin suretini hayalinde saklayarak 
ruhaniyetinden istimdad dilemektir. 

Rabitamn yapilis §ekilleri: 

Birincisi: Talib olan miirid tarafindan kamil miir§idin sureti tarn kar§ida hayal edilip iki ka§i 
arasina bakmak suretiyle, ruhaniyette onunla beraber oldugu tasavvurunda bulunmasidir. Bu 
nakis. ve baglani§ta mihlanarak baka kalma, kendinden gegip kaybolma hali ba§layincaya 
kadar rabitada manevi birlik ve beraberligi surdiirmek lazim gelir. Rabita ile kendinden 
gegmek olabilir. Olii gibi yere dii§er, gorenler vefat etti zannederler oysa o baki§ ve baglani§ta 
mihlanarak gakilmi§ bir givinin duvardaki hali gibi, §eyhinin ruhaniyet ve siretine baka 
kalarak kendinden gegme hali meydana gelmi§tir. 

Ikincisi: Muridin kendisini, miir§idinin heyet ve kiyafetindeymis. gibi gormesidir. Salik yine 
kendinden geginceye kadar bu hali muhafaza eder. Bu durumda olan salik zatini mur§idin 
zatinda, sifatlanni mur§idin sifatlannda yok etmek, boylece ruhaniyet ve ustiinluklerini onun 
suretinde bulmak mevkiindedir. "Benim mur§idim ikindiden sonra bir ciiz Kur'an okur. Higbir 
zaman virdini birakmaz. Binlerce insan gelir, sabreder, herkesin derdini dinler, hastayim 
demez, higbir §eyden §ikayet etmez. Kuvvetinin yettigine ruhaniyetle, yetmedigini Mevlayi 
miiteale arz ederek hayirlanni taleb eder. Sabir, metanet, vakar sahibidir. Onun butiin derdi 
kendi derdini unutup ummet-i Muhammed'in derdine melhem olmaktir." du§uncesi ile 
miir§idin sifatina biiriinerek onun gibi olmak, her giin onun halinden bir hal kapip, onun hali 
devam bir sifatla cem olup,kendisini onun gibi oluncaya kadar o hali devam ettirmek 
rabitadir. Yani suretini degil siretini ve ahlakini ona benzetebilmek igin yavas. yavas. halini 
degi§tirmektir. 

Tarikat-i Nak^ibendiyede hamiyet sahibi olan bir miirid §oyle buyurmusjtur: Miir^idinden 
ve seyhlerinden aldigi bu manevi sifat ve hailen emsaline nakletmedikce hamiyet sahibi bir 
miirid olunamaz. 



Bugun siyasiler kendi partilerinin amaclarmi nice vasitalarla yaydiklari gibi, bir miirid 
de $eyhinden aldigi feyiz ve giizel halleri iimmet-i Muhammed'e nakletmeye mecburdur. 

Abdulkadir Geylani hazretleri buyuruyor: "§eriatta zekat oldugu gibi tarikatin da zekati 
vardir." §eriatin zekati, nisaba malik olanin muayyen maldan, muayyen nisbette vermesi; 
tarikatin zekati marifet, muhabbet, seyr-i sulukda iyi bir amel ve mertebeye ula§mak igin 
9ah§tigi, noksan ve fena huylanni iyi hallere yiikselttigi gibi iimmet-i Muhammed'e teblig 
etmektir. Bu vazifeyi yapmadikga ebna-yi cinsi, nev-i be§er o miiridden davacidir. Bu yiizden 
her miirid asgari bir ki§inin hidayetine vesile olmaya gali^malidir. Nasil cenaze omuzlardan 
sira sira gotiiriilurse, bu asirda iimmet-i Muhammed' in girkin hallerini cenazeye benzetmek 
suretiyle, onun kulpundan tutmak §arttir. insan, Allah nzasi igin gayret ederse, bu asirda 
iimmet-i Muhammed'in hidayetine vesile olabilecek sohbetler, bantlar dagitip tasavvufa dair 
kitaplar verebilir. Gittigi yere pasta,gikolata, gigek gotiirmek yerine tasavvuf ve tarikat 
hayatinin nurani bir eserini gotiirebilir. 

Uguncusu: Gumu§hanevi hazretlerinin beyaniyla: "Mur^idin suret ve nuraniyetini 
karsismcla gorttp, onu kalbinin tarn ortasina indirmek ve kalbini uzun ve geni$ bir dehliz 
farz ederek, miirsidini o dehlizde yuruyor, kendisine dogru geliyor seklinde 
canlandirmaktir . " 

Demek ki, rabita miir§idle kurulan muhabbetin huzurunda oldugu gibi giyabinda da izharidir. 

Kiymetli mii'minler, §u bir hakikattir ki, birgoklan rabita-i §erifini §eriatta yeri olmadigini 
soylerken, igtimai hayatimizda, kendi §ahsi hayatimizda rabitasiz bir vaktimizin, dakikamizin 
gegtigini du§iinemeyiz. Herkes birini, bir §eyi dii§iinur. Koyiinii, iznini, anasini, akrabasini... 
dii§iinur; gonliinu baglar, rabteder. Ni§anh, ni§anhsini, anne, askerdeki oglunu dii§iinur. Bu da 
rabitadir. Hirsiz ^alacagi §eyi planlar, haram bir rabitadir. Hayat safhamizin her aninda bir 
rabita bulunur. insanoglu gonliine bir §ey getirmeden, olii gibi, bir saat duramaz. Biz de sofi 
olarak, sevdigimiz evliyayi unutamayip du§uniiyorsak, giizel hallerini goziimuzun oniine 
getiriyorsak neden bunda §irk olsun? 

Miiridin niakani ve mertebelerine gore degi^ikm rabita ^ekilleri vardir. 

Birincisi, mubtedi miirid oturup gezdigi her yerde, §eyhinin huzurunda durdugu gibi durmah, 
hayalen miir§idinin kendisinden aynlmadigina, daima kendisi ile berabermis. gibi olduguna - 
degil hareketlerine, hislerine bile vakif olduguna- inanmahdir. Uykusunda, annesinin 
yavrusunu ba§ucunda bekledigi gibi, §eyhi de ayak ucunda sabaha kadar onu bekliyormus. 
gibi, farzetmelidir. Kamil bir murs.id, bir anneden daha §efkatlidir, kamil olan ruhaniyeti 
Allah'in azametinden gekmi§ oldugu feyizleri muridine akitir. Abdestli olarak zikirle yatan, 
selatii selamla yatip uyuyan, uykusunda evliya-i izami sanki ba§ucunda duran bir anne gibi 
du§unen miirid rabitanin ba§langicindadir, ikincisi, mutavassit yani orta halli bir miiridin 
hayatinin her aninda sanki Resulullah'i goruyormu§, onunla hareket ediyormus. gibi; §eyhiyle 
Resulullah arasinda, Resul-i Kibriya'nin ruhaniyetini, risaletini milyonlarca anneden daha 
§efkatli olarak "Ummeti, ummeti" dedigini, bizlere §efaa?i oldugunu, o §efaatiyle noksan 
amellerimizin Allah'a kabul ettirilmesine vasita oldugunu bilmesi lazim gelir. §u halde, kamil 
bir sofi, Resulullah'in risaletini ve ruhaniyetini daima du§unmek mecburiyetindedir. §eyhler 
gokteki yildizlar ve ay gibi ise Resul-i Kibriya (s.a.v.) biitiin alemi aydinlatan giine§ gibidir. 
Onun ruhaniyetinin bulunmadigi, nurani kemalatinin ve mu'minlere olan yardiminin 
ula§madigi bir mekan du§unmek miimkiin degildir. Ugiincusu, vuslata yakla§ma kabiliyetinde 
olan salihin, mur§idine ve 



Resul-i Kibriya Efendimizin ruhaniyetine sigindigi gibi, ihsan ustiinden Allahu Azimu§§an'i 
hatirdan cikarmamasidir. Yani mur§idini du§une du§une Resulullah'in nuraniyetini anlamaga 
gallon. Buradan da, biitun miikevvenatin Allah'in yed-i kudretinde oldugunu idrake ba§lar 
"Ben Rabbimi gormuyorum ama kudret-i ilahiye, benim tirnagimin biiyiimesinden, bir harfi 
konu§mamdan, kafamdaki idrak ve hissiyatima kadar her §eye vakiftir. " bilincinde olur. Bu 
bilincle kimseye kotuluk edemez. 

Insan, her tie giinde bir makam gecmeye cah§sa, hali giizelle§se, kamil bir insan olsa, 
Peygamber (s.a.v.)'i goriir hale gelir. Ebu'l Abbas Miirsi hazretleri: "Ben 40 senedir Resul-i 
Kibriya (s.a.v.)'i bir an gormesem kendimi mii'min saymam." buyurmu§tur. Nice evliya-i izam 
ruhani halini inki§af ettire iki cihan serveriyle mu§erref olup, cesed-i pakini acik §ekilde 
goriip, goru§mu§lerdir. 

§ah-i Nak§ibend hazretlerinin halifesi Alaaddin Attar hazretlerine rabita-i §erif hakkindaki 
du§iincesi soruldugunda: "§eriatta helal, tarikatta vazife, hakikatta haramdir." buyurdu. 
Hakikatta haramhginin nedeni sorulunca: "Miir^id bir onceki rehberdir, sonra Resul-i 
Kibriya rehberdir; hakikatta Allah'in azametini unutmamak lazimdir. Allah'i daima 
goriir gibi huzur-i ilahide oldugunu hatirlamahdir. Bu da tevecciih] ve murakabe yapan, 
zat-i muhterem olan seyhlerin makamidir. $u halde esas olan Allah'dan gafil 
olmamakhr, §eyhden gafil olmamak degil." cevabini verdi. 

Rabita her§eyden de once miirid icin nurani bir vazifedir. Vesveselerin, havatir dedigimiz 
gonlumuze dogan dii§uncelerin kovulmasi icin §eyh hazretleri bir muslugun siizgeci 
mesabesindedir ki gafleti izale etmeye yarar. Rabita yapila yapila sonunda murakabe 
derecesine gecilir. Seyid Muhammed Ra§id hazretlerinin bir-iki saat rabita yapmasi Allah'in 
rahmet ve inayetinin inmesiyle, bir bahk deniz icinde dola§ip nasil menfaat goriirse, Allah'in 
rahmetinin her an yagdigini murakabe ede ede tamamiyle ruhaniyeti kamil bir sifat 
kazanmasina vesile olmu§tur. §u halde "hakikatte haramdir" sozii Allah'dan gafil olmamak 
demektir. 

Rabitamn §eriatta hiikmii vardir, tarikatta vazifedir. Nice hadis, tefsir ve fikih alimleri 
rabita yapa yapa biiyiik evliya olmu^lardir. 

Rabitamn delilleri 

Kur'an-i azimii§§an'da ve hadis-i §eriflerde rabitamn delilleri oldugunu evliya-i izam 
bildirmi§lerdir. Bunlann en onemlilerinden biri de Gavsii's Sakaleyn (insanlann ve cinlerin 
gavsi), allame, miiceddid-i zaman ve tarikat-i Nak§ibendiye vasitasiyla Gavsii'l azam olan 
Mevlana Halid Ziilcenaheyn'in Risale-i Halidiye'deki beyanlandir. Mevlana Halid Bagdadi 
hazretleri rabitayi bid'at kabul edenler icin mustakil bir risale yazmi§tir. Rabitaya delil olan 
aye tier: 

"Ey iman edenler Allah'dan korkun, bir de sadiklarla beraber olun." ayet-i kerimesini 

Hace Ubeydullah Ahrar hazretleri §oyle tefsir etmi§tir: 

Sadiklarla beraber olmak, imamnda, amelinde, ahdinde, sozii ve oztinde dogru olanlan, 

hakikatten aynlmayanlari secin, onlarla bir olun demektir. Hakiki beraberlik, sadiklar 

meclisinde kalp huzuruyla bedenen bulunmakla beraber giyabinda o kemalatlan tahayyiil 

ederek ve onlarin yasadigi hayati aynen yasayarak hayalen, zikren, fikren ve amelen olan 

beraberliktir. 



"Andolsun ki, kadin ona meyletti. Eger Rabbinin i§aret ve ikazini gormeseydi o da kadina 
meyletmigti. l§te boylece biz, kotuluk vefuh§u ondan uzaklagtirmak iqin boyle deliller 
gosterdik. §iiphesiz o ihlash kullarimizdandir ." Once mutezile imami olup sonra ehl-i 
siinnete gegen biiyiik tefsir sahibi Zemah^eri hazretleri bu ayetin tefsirinde Hz. Yusuf un 
gaybi olarak "Sakin, sakin ha" sesini isittigini, bu sese iltifat etmedigini ve bu sesin ttc. 
defa tekrarlandigini, neticede Hz. Yakub'un temessiil ettigini (sanki televizyonda 
goruldugu gibi), bunun uzerine Hz. Yusuf un kendisine gelip Ziileyha'dan yiiz 
^evirdigini yazmaktadir ki bu rabitaya a<ak bir i^arettir. 

Muhammed Ziyauddin hazretlerinin Molla Kasim'la yazdigi 77. cevab mektubunda: 

"Mektubunda, goziimii kapattim ustadimin §eklini gordiim, diyorsun. Karde§im, miiridin 
rabitada gordugu ustadin §ekli gerci zahiri suretine benzer ama, o ustadin zahiri sureti degil, 
belki manadan ibarettir. O mur§idinin bir manasidir. Rabitada mezkur suretin zahir olmasi bir 
nevi kalbin tasfiyesine, nefsin kaydindan kurtulmasina baghdir." buyuruyor. Demek rabita 
yapa yapa §eyhi goriir hale gelmenin ahvali kalbin tasfiyesine baghdir. Nefsinin kayit ve 
esaretinden kurtulursa §eyhini goriir hale gelir. Onun igin 50k gali§ip gok cehdetmek lazimdir. 
Mektubun devami §oyledir: "Gordugun riiya senin igin bir miijde olup onunla mujdelenecegin 
§eyin size hasil olmasini Allah (c.c.)'dan dilerim. Yine orada, taata ve 50k gah^maniza i§aret 
var. Ciinkii riiyada meyve gibi bir §ey koparmak, ibadet edip neticesinde fayda hasil olmasina 
delalet eder. Riiyada mursjdin suretini gormek rabitanin tahsiline i§arettir. Karde§im, miirid 
ibadete gah^mayi kendine mahbup edinmesi, kendisine halet hasil olup olmadigina 
bakmamasi lazimdir. §ayet miirid kendine gali^masindan bir haletin husuliinu gozetse oyle bir 
belaya du§er ki az kimselerden ba§ka ondan kurtulamaz." 

Ba§ka bir mektupta da, §ekli gormekle beraber konu§masini da dinlemenin daha kamil bir yol 
oldugunu, konu§manin hiikmiinun ise §eriat-i Muhammediye'ye uymak §artiyla ve mur§idine 
haber vermek suretiyle amel edilebilecegini haber vermi§tir. Yani rabitada gordugu maneviyat 
§eriat-i Muhammediye'ye uygun ise bu defa da mursjdine soracak. Miir§ide dani^ilmadik^a 
amel edilmez. 

Rabitaya delil olan ihjuncu ayet-i celile: "Ey iman edenler, Allah'dan korkun. Ona 
yakla^maya vesile arayin ve onun yolunda sava§in ta ki muradimza eresiniz." Vesile 
mefhumu ile kasdedilen §udur: Emir taalluk edince ya Resulullah'a ya da onun manevi 
mirasgilanna duyulan muhabbet ve baghhkla, O'nun kavli ve fiili siinnetlerine aynen birlikte 
imis. gibi uymak demek olan rabita Allah'a yakla§mak igin en faziletli bir vesiledir. 

Dordiincii ayet-i celile: "Habibim de ki: Eger Allah'i seviyorsaniz bana uyun ki Allah da 
sizi sevsin, sucjarmizi ortsiin." Burada Peygamberimize uyulmasi gormeyi gerektirir. Bu 
gorme, ya goziimuzle gormek ya da manevi olarak du§unce dunyamizda canlandirmak 
§eklinde ger^ekle^ir. Uymak, hem onun sifatlanna hem manevi haline uymayi gerektirir. 

Hanefi imamlanndan §eyh Ekmeliiddin §erh-i Me§arik adh eserinde "Beni goren Hakk'i 

goriir." hadis-i §erif bu ayetin tefsiri gibidir, der. Devamla, ittihadin (birle§menin) ya uykuda 

ya da yakaza halinde ve bir §ahsi toplamaktan ibaret oldugunu soyleyerek bu birle§menin be§ 

ash gerektirdigini ifade eder. 

Bunlar: 1- Zatta birle§mek 2- Sifatta birle§mek 3- Halde birle§mek 4- Fiillerde birle§mek 5- 

Mertebede birle§mek. 

§u halde "Beni goren Hakk'i goriir." hadisi ile bu be§ halden biri insanda meydana gelirse, bu 



rabitanin hakikatina i§arettir. Kendisinden bu be§ hal hasil olan kimse diledigi zaman o 
aihlarla da toplanir. 

imam-i Fahreddin Razi hazretleri "Euzu besmele"nin tefsirinde slifli ve giinahkar ruhlann ulvi 
ve Allah katinda makbul ruhlann rahaniyetiyle makam ve mertebece yardim gorebilecegini 
anlatmi§ti. Gavs-i Hizani hazretleri de: "Bir halife, makami ne kadar ali olursa olsun, sadat-i 
Nak§ibendi'nin ruhaniyetleri ona yardim etmedikce miiridlerini ir§ad edemez." buyuruyor. 
Onun icin sadat-i kiramin ruhlan, miibarek miir§idlerle bir arada bulundulannda zatta, fiilde, 
sifatta, halde ve mertebede de bulu§urlar. Bu yiizden miir§id-i kamillerin ruhaniyetleri sadat-i 
kiramin ruhlanyla hatme-i haceganda ve vird cekerken bulu§urlar. Tevecciihde yapilan i§, 
sadat-i Nak§ibendi'nin ruhlanni cagirmaktir. (Tevecciihe giines. dogduktan iki, ikibucuk saat 
sonra ac karnina girilir. Binlerce insan gelir. ilk girenler bir tarafa, daha onceden girenler bir 
tarafa oturur. iki sira olunur. Yiizler birbirine bakar, sirtlar da sirt sirta gelir. Gozler yumulu, 
bir-iki saat siirer. Tevecciihde sultanimiz her bir muridin ba§inda ruhani feyiz ve bereketiyle 
yardimda bulunur.) Hatme-i haceganlarda gozler yumulur. Bunun sebebi, gelen sadat-i kirami 
gormemek icindir. Gozler acik olursa, onlann nurlanndan gozlere zarar gelmesi cok 
muhtemeldir. 

Safii imamlanndan imam-i Gazali, ihya'da namazdaki son oturu§ta "Esselamii aleyke" 
dendigi zaman Peygamber Efendimizin muhterem §ahsiyetini gonliinde hatirlamayi 
unutmayarak, ol vecihle hitapta bulunmasi ve bu selamin melaike-i kiram tarafindan huzur-i 
risalete arz ve takdim ile §eref-i mukabeleye mazhar olunacagina inanilmasi gerektigini 
anlatmaktadir. "Ettahiyyatii lilahi vessalavatii vettayyibat esselamii aleyke eyyuhennebiyyii ve 
rahmetullahi ve berekatiih. Esselamii aleyna ve ala ibadillahissalihin" Bu meselede, iki cihan 
served Efendimizin ruhaniyetini risaletinin cihetiyle, Allah'in habibidir, hatemii'l enbiyadir. 
Benim miirsel peygamberimdir diyerek oylece du§uniip selam verdiginde namaz kilanlarla 
kilmayanlan ayird etmek, Resul-i Kibriya Efendimizin "ve aleykum selam" sesini duyabilmek 
kadar rabitayi inki§af ettirmek de vardir. Su halde biz "Ettahiyyatii" yii okurken namazin 
icinde veliyi du§unmek olmaz. 

Sultanimiz buyurdu: "Namazda §eyh rabitasi olmaz, namazda bunu yapanin namazi ifsad olur. 
Kasden namazini bozdugundan azab-i ilahiyeye ducar olur." ihya'da ise "Ettahiyyatii" de, 
"Esselamii aleyna ve ala ibadillahissalihin" de kendisini de o salihlere dua zimninda 
katabilecegi ve verdigi selama Allah Resuluniin mukabele etmesini isteyebilecegi 
bildirilmi§tir. O halde "Ettahiyyatii" yii okurken Efendimizi §eklen degil risaleti cihetiyle, bu 
benim peygamberim Habib- i Huda'dir, Hatemii'l Enbiya'dir diye du§unup, "Ben selamimi 
verdim, Efendim selamimi aldi inanci ile giinde yirmi defa bunu tekrarlamak, bize ruz-i 
cezada §efaat edecegi inancini ve sevincini verir. Bu konuda, Safii imamlanndan Sahab ibni 
Haceri'l Mekki, Risale-i Serh-i Abbasiye'de §ehadet kelimesinin manasini izah ederken 
buyuruyor ki: Esselamii aleyke soziinde Hazret-i Peygamber Efendimizin muhatab olmasi, 
ummetten namaz kilanlann belli olmasi, daima iimmeti ile hazir ve nazir bilinmesi, iistiin 
amellerinden olan salavatta ise ummetine §ehadet etmesi manasi vardir. Boylece iki Safi 
imam birbirini teyid etmektedir. 

Safi imamlanndan Sehabeddin Suhreverdi, Avarifii'l Maarif adh eserinde salavatin 
yakla§maya vesile oldugunu, namazda mii'minler Hazret-i Peygamber Efendimize selam 
ederken, §eklini canlandirarak degil, Allah'in Habibi ve Resulii oldugunun dii§iinulmesi 
§eklinde buyurmu§, ama namazin icinde Peygamberimizden ba§ka evliyanin olmayacagini 
bildirmi§tir. Hanefi mezhebinin ileri gelenlerinden Serif Ciircani hazretleri de Serh-i Mevakif 
sonlannda, namaz di§inda velilerin §ekillerinin tahayyiil edilebilecegim, bunun §eyhin 



vefatindan sonra feyiz verebilecek ruhani bir giic oldugunu bildirirken, bunun namaz icinde 
olmayacagini belirtmi§tir. 

Bircok ki§inin psikolojik bakimdan ba§kalanni talid ile hayatlanna yon verdikleri goz oniinde 
bulundurulursa, "insan sevdigi ile bareberdir" hadis-i §erifine gore, ki§inin ba§kalan ile 
beraberligi olgunluga eri§ebilme bakimindan biiyiik deger ta§ir. Bu asirda, insanlann her 
hareketine psikolojik faktorlerle yon verilmeye gali§ildigi goriilmektedir. Rabita-i §erif de 
miiridin sevdigi Allah ehlinin halidir ki, asnmizdaki dunyevi menfaatler goz online ahnirsa, o 
da miiride hem dunyevi hem de uhrevi menfaatler verir. 

Bediuzzaman Said Nursi hazretleri de bu konuyla ilgili olarak 17 inci Lem'anin 13 uncii 
noktasinda "Medar-i iltibas olunmus. be§ meseleyi verir" ba§hgi altindaki be§inci meselede: 
"Miir§idin ruhu ve kalbi bir aynadir. Cenab-i Hak'dan gelen feyze ma' kes olur. Muritten 
aksedilmesine de vesile olur." demektedir. Buna gore nasil elime bir ayna ahp karanhk bir 
odaya tutarsam, odayi aydinlatir, nasil giine§in i§igini ba§ka bir yere yansitirsa miir§idin ruhu 
ve kalbi Allah'dan gelen feyz-i ilahiyi ayna gibi yansitir. 



a)Murid rabita ile §eyhin batil bir Hah edinir. (S.99-102) 

Rabitanin tesirsiz olu§u 

Seyh Muhammed Ziyaiiddin hazretleri Nurslu Abdullah'a yazmis. oldugu 13 uncii mektupta 
§oyle diyor: "...Bununla beraber rabitanin size tesirsiz olu§unun sebebi, §artlannin yerine 
getirilmemesindendir. O §artlann bazisi §unlardir ki, ne olursa olsun mahbubtan ba§ka higbir 
§eye kalben iltifat etmemektir. Mumkunse virdlerini ayn ayn vakitlerde yani sabah, ku§luk, 
ogle, ikindi namazindan sonra, mumkun olmazsa yatmadan once yapmaniz, ak§am Ve yatsi 
namazlanndan sonra da rabita niyetiyle goziinuzu kapamaniz lazimdir. Sadatin boyle yaptigi 
dii§unulerek sureten bir §ey gormesek dahi adetlere uyma bakimindan tefekkur etmeniz 
lazimdir." 

Muhammed Ra§id (k.s.) hazretlerinin: "Ben rabitadan feyiz' alamiyorum demeyin, siz 
bilmezsiniz, rabitaya oturdugunuz dakikada muhakkak surette menfaat goriirsunuz." 
buyurdugunu duydum. 

Seyh Ahmed Hiznevi (k.s.) hazretlerinin Molla Zeyniidin'e yazdigi be§inci mektubunda rabita 
hakkindaki hukmu §oyledir: "Hayali rabita yapmayi daha once sana emrettik. Hayali rabita 
§oyledir: Murid, sanki ustadi her zaman kendisiyle berabermis. gibi onu hatinndan gikarmayip 
onu anmasidir." 

imam-i Rabbani hazretleri: "Hayali rabita, pirin golgesinin (rabitasinin) hayale getirilmesi, 
Hakk'in zikrinden efdaldir." buyurdular. Bu §oyle tefsir edildi: Bu efdallik, menfaat vermesi 
bakimindan olup faziletce degildir. Allah'in zikrinden daha iistiin bir §ey olmaz. Yani, bir 
kimse bir zikri yapsa, ondan hasil olan sevap deftere; gecerken hasil olan feyz-i ilahiye de 
kalbine girer. Ama ardindan bir giinah i§leyen kimsenin, kalbine inen o feyz-i ilahiyeyi o 
giinah siler supurur. Kaybolan feyzidir, sevabi durur. Halbuki murid rabita yapmaga basjasa, 
kalbini munevver ve mucella etse, nefsin agirhklanndan kurtulsa o kalb munevver ve miicella 
oldugundan, Allah'ctan inen feyz-i ilahiyeyi tutar; cektigi zikir, amel, itaat kaybolmaz, 
devamh olur. Su halde rabita, tarlanin hazirlani§i gibi, kalbin nuraniyetiyle tamirine yarar. 



Kalb mamur olunca zikir de kaybolmaz, ulvi bir makam kazanir. Seyh Fethullah §oyle 
buyurmu§tur: "Nefsi, §eyhin hayalinin vasitasindan yani rabitadan ba§ka higbir §eyle 
oldiirmeye giiciin yoktur. Ancak nefsin zulmetini §eyhin rabitasi oldurur. Bu is. devamh yapila 
yapila kalpte vesvese kalmaz. Kalp beslene beslene iyi bir mahsul ahndigi gibi, rabita yapa 
yapa huzur melekesi kazanihr." 

Bazi evliya-i izam, rabitanin nuru giine§in, zikrin nuru ise giranin nuru gibi dediler. Bu, 
devamhhk cihetiyledir. Zikrin nuru az, rabitaninki 50k demek degil, rabita hig gikmadan durur 
da gaflete girmezse, i§te o nur feyizlere i§arettir. Onun igin Gavs-i Azam Seyid Sibgatullah 
Arvasi (k.s.) hazretleri, rabitadan aynlmayin, diyerek daima en ulusunun rabita oldugunu 
soylerdi. 

Seyhiilekber Seyh Fethullah Verkanisi hazretleri Seyh Muhammed Ziyaiiddin hazretlerine 
ogle namazindan sonra ikindiye kadar rabita yapmasini emretmi§, sicak bir yaz guminde, hig 
kimildamadan, goziinii agmadan rabita yapmi§tir. Seyh Muhammed Ziyaiiddin hazretleri de 
Seyh Ahmed Hiznevi'ye aynisini emretmi§; sonra halini sormu§: "Elhamdiilillah bu rabitadan 
50k fazla feyiz buldum." cevabini almi§tir. Hazret (k.s.)'de: "Rabita insana Allah'in nurunu, 
feyzini devamh sel gibi akitir." buyurmu§tur. 

Gavs-i Hizani hazretleri §oyle buyurmu§tur: "Zikretmeksizin, sirf rabita sayesinde hedefe 
varmak mumkundur fakat bunun tersine rabitasiz yalniz zikirle Mevla'ya vanlmaz." imam-i 
Rabbani'nin, rabitanin menfaatge ustunlugunii bildirmesi, bu sozle teyid edilmi§ oldu. Su 
halde butiin kusurumuz rabitanin devamh olmayi§indandir. Rabitamiz devamh olsa, zikrimizi 
de yapsak nefsin azginhgi gider ve giinah kapisi kapanir. 

Sazeli tarikatinin piri §eyh Hasan §azeli, "Bir insan zikir gekmez hale gelirse, bu kalbindeki 
fitneden otiirudur. Bir insanin kalbine giinah ve isyanin fitnesi girerse, Hayirh amel olan zikrii 
rabitayi biraktinr." buyurmu§tur. 

Sibgatullah Arvasi (k.s.) hazretleri, rabita §eyhinin vird §eyhinden daha iistiin oldugunu 
belirtmek uzere, "Vird §eyhinin muridi, virde devam ettigi halde tarikattan donebilir ama 
rabita §ayhinin muridi ihlash olduk^a tarikattan donmez."buyurdu.. 

Seyh Abdurrahman Tahi (k.s.) hazretleri de rabita ile ilgili olarak §unlan soyledi: Bir miirid, 
yedi giin boyunca kalbini rabita uzerinde yogunla§tinrsa ve kalbinde rabitadan ba§ka bir §ey 
kalmazsa, o insan rabitayi gergekle§tirmi§ olur. Eger bu miirid bir sene rabitayi boyle devam 
ettirse bir daha tarikattan geri donme olmayacagi gibi, ilahi bir istikamet ve Allah yolunda 
kokle§mi§ bir tarikata salik olur. O miirid gunah-i kebair i^lemedikge bir cuma ile diger cuma 
arasindaki kugiik giinahlan; giinah-i kebair i§lemedikge bir Ramazan ile diger Ramazan 
arasindaki kiigiik giinahlan, giinah-i kebair i§lemedikge iki hac arasindaki kiigiik giinahlan 
yikanir. 

Sah-i Nak§ibend (k.s.) hazretlerinin halifesi Muhammed Parisa (k.s.) hazretleri buyuruyor: 
"Allah ile kul arasinda perde, di§ suretlerin goniilde nakis. yer etmesiyledir. Bu naki§lar, 
peri§an sohbetler, tiirlii renkler, §ekiller yiiziinden ziyadele§ir. Ne kadar mihnet ve me§akkat 
kar§ihginda olursa olsun, bu naki§lan silmeye gah^mahdir. Talibe bunlan nefyetmek vaciptir. 
(Buradaki vacip, muhakkak gereklidir demektir.) Gerektir ki hayali azdiran §eylerden 
uzakla§ip saf goniille Allah'a yonelesin. Allah'in adeti o hikmet uzerinedir ki, mihnet ve 
me§akkat olmadan, hissi lezzet-ve §ehvetleri yenmeden bu mana ele gegmez. Mii'minin 
istedigi rahat ahirettedir." 



Seyid Sibgatullah Arvasi (k.s.) hazretleri de: "Zikir kalbi anndinr, rabita kalbe yukselme 
verir. Kamil velilerin sohbetleri kirmizi yakut gibidir. Bir iilkeyi gezsen boyle bir yakuta 
rastlamazsin." buyurmu§tur. Biz de bu sozlere "Menakibi evliya illah niiziili rahmetillah" yani 
"Allah'in evliyalanni anlatmak semadan rahmet yagdinr." hadis-i §erifini ekliyoruz. Gavs 
hazretlerinin §u sozleriyle sohbetimizi baghyoruz: "Mur§idin tekkesine gelen, bir defa gelse 
bile, aldigi manevi yiik, zayi etmedigi takdirde ona omrii boyunca yeter." Ama bu yiikii 
kimileri mur§idin tekkesinde unutuyor, kimileri yolda birakiyor, kimileri evinin kapisindan 
sokmadan kaybediyor, kimileri de evinin kapi ve penceresini acik birakip haramiye 
caldinyor! 



b)Miisluman sehadetini bozan tasavvuf masallari (S. 114-120) 

Tarikat-i Nak§iyede rabitanin sagladigi menfaat cok fazladih Rabita ile rniirid, kalbine giren 
vesveseleri cikartir, kalb huzurunu bulur. §eyhin rabitasi ilahi nuraniyet kazandinr. Boylece 
zikrin faziletinin bereketi kalbe daha tesirli olur. Tarlayi siirduk, capaladik, tohunu attik. Hazir 
tarlaya yagan rahmet nasil menfaat verirse, evliya-i izamin feyz-i Rabbanisi de muridin 
kalbine yagmur gibi gelir. 

Allah'in feyzi yalniz evliyaya degil biitiin Varhklara yagar. Kainattaki her§ey Allah'in feyzi ve 
inayeti ile ayaktadir. 

§eyh Muhammed Ra§id hazretlerinin saghginda, karde§i ve halifesi Abdiilbaki hazretlerine 
soruluyor: "Ya seyidim, bir insanin rabita zamaninda diinya i§i olsa, bu rabitayi sonra kaza mi 
edecek, ne yapacak?" §6yle cevap verdi: "Bizi birisi caginrsa, 25 estagfirullah gekip 
gozumuzu acanz. Giderken gozler acik oldugu halde rabita devam eder. Mecbur olmadikga 
konu§mayiz, elimiz i§te olsa da gonliimuz rabitada olur. 

Ba§ka bir sual: "Seyidim, kitaplarda ge^itli rabitalar tarifedilmi^. Siz nasd 
yapiyorsunuz?" " 

Rabita ak§am namazindan sonra yapihr. 15 dakikadan az olmaz, birbuck saate kadar 
uzayabilir. Rabita yapacak olan yuzunu kibleye doner. Otururken sag ayagini sol ayaginin 
altindan cikanr. Gozlerini yumar. 25 estagfirullah ceker. Kendi sesini duyacak kadar soyler. 
Estagfirullah'lar ile, gunun agirhklan ve diinya didi§melerinden kirlenen kalbini silmeye 
ba§lar. Daha sonra Sultanimizi azim, nurani ve latif bir makamda du§unur. Mesela bir 
kursude. Durdugu yerin ba§indan ar§-i alaya uzanan nurani bir siitun tasavvur eder. Allah'in 
rahmet-i ilahiyesi su tltanimizin ba§ina nurani bir siitun ile iner ve birle§ir. Murid, o nurani 
siitundan nurani bir ziyanin kihc gibi kendi kalbine aktigini dii§unur. Kalpteki giinahlarin, 
mermere damlayan asit gibi kalpte yara actigini dii§unerek, bu nurun o yaralara melhem olup 
kalbi cilalandirdigina inanir. Cilalaya cilalaya bir hafta kadar rabitanin iginde kaybolurs; 
rabitasi yogunluk kazanir ve o insan istikamet sahibi olur. Huzur- ilahiye yonelerek amel-i 
salih sahibi olur. Tarikattan crkmak istese de artik cikamaz. 

"§eyh Abdurrahman Tahi (k.s.) hazretleri hastahgi zamaninda yanindaki nurani zatlara §oyle 
dedi: Beni ziyarete gelenlere tenbih edin, edeple otursunlar. Cunku velilerin ruhlan ziyaret 
maksadiyla devamh odamda bulunduklan icin, gelenlerin edep noksanhklan dolayisiyla, 
velilerin rahatsiz olmalanndan korkanm.Yine ayni zat son hastakginda §unlan anlatti: Bir giin 
bile oyuna katilmazdim. Cunku annem, ba§ka gocuklara giinah olmasa da benim icin giinah 



olacagini soylerdi. "O cocuklar cahildir, onlara azap yok, oysa sen alim gibi sayihrsin. Bu 
yiizden senin icin azap da, giinah da var." derdi. Boylece giinahtan kacmaya ba§ladim. Tipki 
Yahya (a.s.) gibi. Oyun oynayan cocuklar Yahya (a.s.)'a nicin oynamadigini sorduklannda: 
"Ben dunyaya oyun oynamaya gonderilmedim" cevabini verdi. 

"12 ya§ima kadar boylece korku ile yeti§tim. Bu ya§ta bir gaflet eseri mecazi a§ka kalki§tim 
ama gabuk kurtuldum. 13 ya§imda Molla Ziyaiidctin Arvasi'ye ba§vurdum. Bu zat 
muhabbetin mecazina yer olmadigini, hakikatina gitmemizin vazife oldugunu ferman ederdi. 

Daha sonra Haci Emin Sirvan i hazretlerine bas. vurarak onun tariki ile Rufai tarikatina 
girdim. Zikirlere ve nafile ibadelere ba§ladim. Cezbe ve muhabbetle ileri gittim. Daha sonra 
Seyh Hamza Telvi hazretlerine vararak ona biat ettim Bir sure onun muridi olarak kaldim. Bu 
arada cezbe ve muhabbet halim daha kuvvetlendi. 

Bir sure sonra saf, temiz, gercege yakla§mi§ kamil bir §eyh olarak tanidigim Kadiri 
§eyhlerinden Seyit Nureddin Birgivi hazretlerine intisab ettim. Yeni §eyhim beni tasarrufu 
altina aldi. Oruc tutmami, az yememi, sik sik mezarhklara gitmemi emretti ve riyazetler verdi. 
Oyle olurdu ki, geceleyin kalkar, Tahi koyumin mezarhgina vanr, iistii acik bir kabirin icine 
girer sabah namazina kadar zikir cekerdim. Bir defasinda §eyhim bana, bir gece ve bir giinde 
yiiz yetmis. bin Lailahe illallah cekmemi emretti ve dedi ki: "Lailahe illallah ciimlesini ates. 
ta§i kabul et, kalbini de bir demir say. Kalbini bu zikir ile, muhabbet ve cezbe ile dov. Buna, 
demirden kivilcimlar ciktigi gibi kalbinden nurani kivilcimlar cikana kadar devam et." Ben bu 
zikri ceke ceke kalbimden kivilcimlar gikmaya ba§ladi. O zikrin ate§ ta§i tiim kalbimi 
aydinlatiyordu. Arkasindan cezbeye dayanan bir huzura vanyordum. Oyle ki, bu kemalden 
daha ustiin bir kemal olmayacagini zannettim. O siralarda Kadiri halifesi de oldum. 

Bitlis deresinin obiir tarafi olan Hizan vadisinde Gavs-i Hizani hazretleri ya§iyordu. Oraya 
yakin Kiilad'da ya§ayan ve Gavs hazretlerinin muridlerinden olan Suleyman Evbasi isimli sofi 
bana. ugradiginda ona alayli bir §ekilde: "Kulad'daki sofiler nasildir, ne yapiyorlar?" diye 
sordum. Sofi Suleyman: "Vallahi Bitlis deresini gecsen boyle demezdin." dedi. Ona, Gavs-i 
Hizani'nin muridleri nasil diye sormam gerekirdi. Sofinin bu sozu kalbimi etkiledi. O sirada 
halife idim ve birkac da muridim vardi. Bu soziimun cezasini ba§imi ve sakahmi tira§ ederek 
cekmek istedim. Niyetimi soyledigim bir muridim bana: "Kadiri §eyhi sakal kazitir mi?" dedi. 

Allah, Gavs-i Hizani hazretlerinin nuraniyetini-kalbime tecelli ettirdi. Muridlerime, gidip bu 
§eyhe baglanacagimi soyledim. Bana: "Sen halifesin, miiridlerin de var. Kulad'a gidip cahil 
sofilere mi kan§acaksin?" dediler. 

Mu'minler hicbir zaman kendi §eyhlerinin ululugunu gostermek icin ba§ka bir §eyhi ve 
muridlerini kotiileyip kiicumsernemelidirler. Onlar da Resulullah (s.a.v.)' in ordusundandir. 
Onlar da ummet-i Muhammed'in hidayet bekcileridir. 

Ben, sofilere: "Boyle konu§mayin, bu davadan vaz gecmem" dedim. O gece endi§e icinde 
uyuyamadim. Seher vakti sofi Suleyman Evbasi' nin evine vararak, §eyhi Gavs-i Hizani 
hazretlerine gotiirmesini istedim. Sofi memnun oldu, birlikte yola ciktik. Bitlis deresini gecer 
gecmez acaip bir hisse kapildim; Kulad' a vannca cennet bahcelerinden bir bahceye ula§tigimi 
sandim. Be§inci §eyhim Gavs-i Hizani hazretleri oldu. Kadirinin halifesi iken Nak§inin sofisi 
oldum. 

Ba§kalannin bir yilda saglamayadigi tasarrufu Cenab-i Gavs Sibgatullah (k.s.) hazretleri 



bende bir giinde sagladi. O sirada dillerin Sib gatullah edemeyecegi, kulaklann 
danayamayacagi acaip haller gordiim, duydum. Daha once elde ettigim hallerin gafletten ve 
bo§una omiir h arcamaktan ba§ka bir §ey olmadigini anladim. 

Gavsiil azam hazretlerine intisab ettigim ilk giinlerde agir bir hastahga tutuldum. Hastahgim o 
kadar agir seyrediyordu ki akhmi kaciracagimdan korkuyordum. Bir gece imam-i Safi 
hazretlerini ayakucumda, §eyhim Gavsiilazam hazretlerini ba§ucumda gordiim. imam-i Safi 
hazretleri Gavsiilazam hazretlerinden bana §efaatci olmasini, hayatta kalmam hususunda 
himmetini kullanmasini istedi. Cenab-i Gavs: "Ben ulu Allah'in muradina kar§i koyamam." 
diye buyurdu. imam-i Safi hazretleri birakmadi. "O kitap yaziyor, heniiz bitirmedi. Himmetini 
kullan §u zat olmesin." Oliim melegi geldi. imam-i S afi hazretleri: "Azrail (a.s.) onun yerine 
babasinin ruhunu alsin." dedi. Gavsiil azam hazretleri: "Olmaz, adamin hanimini ve kizini 
aciya du§iirmeye hakkimiz yok." deyince imam-i Safi hazretleri: "Oyle ise Azrail (a.s.) onun 
yerine kizinin ruhunu alsin, babasi razi olur fakat annesi kizindan aynlmaya razi olmaz." 
derken her iki imam benim yerime Azrail'in kizimin ruhunu almasinda goriis. birligine 
vardilar. Bu sirada ben gozumii actim. Hanimin, "kizim oldii" diye aghyordu. Hanima i§in ic 
yuzunii anlatinca, bu defa da sevindi. 

Allah katinda evliyanin ne kadar makbul oldugu goruliiyor. Evliya-i izam ve §eyhlerimiz bu 
yiice makamlara tasavvuf ve tarikatin kemalati ile ayak bastilar. 

"Musa (a.s.) buyurdu: "imana gelecek musibet cesede gelir. 

Cesede gelecek musibet mala gelir." 

Hz. Musa zamaninda, ummetinden biri: "Ya Musa, bana hayvan dilini ogret." dedi. Musa 
(a.s.): "Bunu bilsen ne cikar, gel bundan vazgec, Allah'a itaatkar ol." kar§ihgini verdi. Adam 
cok israr edince ona, evine gitmesini ve birkac hayvanin konu§masina §ahid olabilecegini 
soyledi. 

Adam evine gitti, yemek yediler. Sofranin ortusiinu cocuklardan biri pencereden bahceye 
silkeledi. Evin kopegi ile horozu ko§u§tular. Lokmayi horoz kapti. Kopek ona, haksizhk 
ettigini, sabahleyin de yem yedigini, dokulenlerin kendi hakki oldugunu soyleyince horoz, 
uzulmemesini, o giin sahibinin katinnin ayagi kinlacagini, boylece oldiirmek zorunda 
kalacaklanni ve kopegin de bol bol hissesine yiyecek du§ecegini anlatti. Ev sahibi bunlan 
anlayinca cok sevindi. Katin hemen satti. 

Ertesi giin yine sofra artigini silkelediler. Yine yiyecekleri horoz kapti. Kopek kizdi. Horoz: 
"Bugiin ev sahibinin okuzunun ayagi kinlacak, o da okuzu kesecek, merak etme sana da pay 
du§er." dedi. Bunu duyan adam okuzu de satti. 

Uguncu giin yemekten sonra yine ortii silkelendi. Yine horoz kapti. Kopek, yalan soyledigi 
icin horoza kizdi. Bunun uzerine horoz: "Biz asla yalan soylemeyiz. Allah bize ar§-i alada 
oten melegin sesini duyurur. Efendi katin da, okuzu de satti. Ama bugiin efendi olecek. 
Cenaze icin cift okuz kesecekler, bol bol yersin." dedi. Efendiyi tasa aldi. Kendini kime 
satsin! Katinn da okiizun de satildiklan yerde ayaklan kinldi. Ziyan, sattigi adamalann 
uzerine kaldi. 

Adam Musa (a.s.)'a ko§tu. Durumu anlatti. Hz. Musa ona : "imanin da gidecek. Allah'in 
sirnna agah oldun. Allah sana sir olarak hayvanlann dilinden kader muktezasi, suclanna kar§i 



ceza olarak hayvan cezasi verdi. Mala gelenler her bir cezanin kar§ihgidir, sebebi vardir. 
Allah senin imanina zarar vermeden cesedine verir. Allah'in adeti 1 budur. Cesede zarar 
vermeden malina verir. Cesedine zarar verecekti, imahna verdi. Sen onlan sattin. Zarar o 
adamlara gitti, bile bile zalim oldun. Simdi imanin gidecek, kafir oleceksin." Adam cok 
pi§man oldu. "Ya Nebiyallah! tovbe olsun, benim hayvan dili bilmek neyime idi. Beni Allah 
igin bagi§la" diye yalvardi. Hz. Musa elini agti, Rabbim Teala bagi§ladi. "imanina dokunmam 
ama cesedini alinm." dedi. Musa (a.s) adama bu durunu soyledi. Adam, evine gitti ve oldu. 

Mala gelen cana gelecegin kefaretidir. Ya maldan ya candan giksin. Yeter ki iman gitmesin. 

Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin huzuruna mavi gozlii san§in bir geng girdi. Selam 
verdi, konu§tular. Aynldi, gitti. Cemaat bakti ki bu taninan bir sofi degil. Delikanhnin kim 
oldugunu sordular. "Sitma hastahgi idi." cevabini verdi. "Seni ug giin sitmaya yakalayacagim, 
nzan var mi?" diye sordugunu ve kendisinin de: "Mevladan gelen sefa da ho§, cefa da! Buyur 
efendim." dedigini anlatti, S ofiler cezbeye yakalandilar ve: "Dua et, ayni hastahk bizi de tiger 
giin sarsin." dediler. Allah'a dua etti. hepsini tiger gun sitma tuttu. 

Allah'in nurani ameldeki her bir ahvali ahirette maddi sifatlara donu§ecek. Yoksa sitma 
hastahgi san§in,mavi gozlii bir adam degildir. Rabbim ona oyle tecelli ettirdi. 

Muhteremler, Hakk'in emri ho§tur. Cekilen cefa bos. degildir. insanin §ukretmesi lazimdir. 
Said Nursi hazretlerinin "Hastalar Risalesi"ni okuyan hasta olmayi adeta niyaz edecektir. 
Hastahk ayniyla nimet, ayniyla §ifadir. Sonbahar yapraklan nasil dokuliirse, bir musibet, bir 
dert, bir hastahk da giinahlari doker. Arifin biri: "Bela, Allah'a yakinhk alametidir." 
buyuruyor. 

Hz. Ibrahim (a.s.) nasil Halilullah oldu? Allah (c.c.) Halilini biitiin melaikeye gostermek igin, 
onu nigin sevdigini bildirmek igin cilve-i Rabbaniye olarak siginn gig derisi igine koydurttu. 
Hz. Ibrahim'i onun iginde diktiler, giille gibi atmaga kalktilar. Yeryuziindeki ve gokyuziindeki 
melekler hayrette kaldi. Allah'in meleklerinin yardimini dahi talep etmedi. Melekler yardim 
teklif ettiler. Hz. Ibrahim: "Rabbim benim halimi bilir. Ben Cibril (a.s.)'dan dahi yardim 
istemeye haya ederim." dedi. Ondan sonra Ibrahim (a.s.) Halilullah ismini aldi. Yusuf (a.s.) 
kirk sene zindanda, Yunus (a.s.) bahgin kannda kaldi. Eyiip (a.s)'in dertler viicudunu sardi. 
Musa (a.s)'in Firavun'dan ve Beni israil'den gekmedigi kalmadi. Gunahlanmiz alemleri 
dolduracak kadar, birakalim da diinyada temizlesin . Allah (c.c.) inayetiyle bagisjasin , 
gunahlanmizi diinyada temizletsin , ahirete birakmasin . Amin. 

Nak§i tarikatina bagh mutasaviflann batil rabita izahlari (S. 129-133) 



Tekrar rabitaya donuyoruz. 6 ve 7 inci sohbetlerimizde rabitanin §eriatta helal oldugunu 
ayetlerle izah etmi§tik. Rabita vasitadir. Rabita, §eyhin suretini, siretini, ahlakini kalpte zabtu 
rabt edip hatirdan gikarmamaktir, demi§tik. 

Biitiin evliya-i izam rabitadan gegmis. olup milyonlarca miiridlerinin rabita yaptigini ve bu 
rabitalarla kemal sifatlar kazanarak ahirete intikal ettiklerini goriiyoruz. Bu da rabita ile 
insanin Allah'a yakla§abilecegini gosterir. Rabita tasavvuf yolunun en onemli bir hiikmii olup, 
insanin murada ermesine ve nefsini terbiye etmesine vesiledir. Bunun igin Gavs-i Hizani 
hazretleri: "Nefsin lslahi ancak §eyhin golgesi iledir." buyurmu§tur. Abdurrahman Tahi 
hazretlerinin bildirdigine gore §eyhin golgesi, §eyhin elini tutmak olup bundan maksad Allah'a 



varmak, nefsin ve §eytanin tuzaklanndan kurtulup evliya-i izamin terbiyesine yani golgesine 
siginmaktir. Demek ki rabita §eyhin feyzinin akmasidir ve kalbin bos. me§guliyetlerden 
kesilerek evliya-i izamin nuruyla nurlanmasidir. 

-Gavsiil azam"Arvasi hazretleri bir sohbetinde §oyle buyurdu 

"Nak§ibendi §eyhleri ve onlann ogrettigi kimselerin okuyup bagi§ladigi tehlil ile oliilerden 
kabir azabi kalkar." Rabita yapa yapa kamil i nsanlar o mertebeye gelir ki, bir cenaze vukua 
geldiginde yetmi§ bin k elime-i tehlili okursa iman sahibi kabir ehlinden muhakkak kabir 
azabi kalkar. 

Abdurrahman Tahi (k.s.) hazretleri §oyle buyurmu§tur: "Benim rabitayla aramdaki baglanti 
saglamla§ip, rabitamda §eyhde fani olur hale gelince, tuvaletteyken bile rabita benden 
aynlmiyordu. Bundan biiyiik utanc duyuyordum. Ama her bir meseleyi mur§ide sormak 
vazife-i kudsiye oldugundan, bu durumu da pirim Arvasi hazretlerine sordum. Buyurdular ki: 
"Bu ruhani bir haldir. Ondan utanc duyma. Aynca Hz. Ebu Bekir (r.a.), Muhainined (s.a.v.) 
Efendimize ayni durumdan yakindi. Peygamber Efendimiz de bunun ruhani bir durum 
oldugunu ve utanmamasini soyledi. §u halde rabita en sonunda, be§erin bize gore cirkin 
sayilan hallerinden bile, kendinden aynlmaz hale gelir. 

Rabita ilerledikce miirid miir§idleri rabitada goriir ve konu§ur. Gerek §ah-i Hazne'nin 
mektubatinda gerekse Sadat-i Nak§ibendinin Miibarek Sozleri'nde bu mesele ayniyle vardir. 

Abdurrahman Tahi hazretleri, §eyhinin kendisine ba§ uzerinde rabita kurmasini emrettigini 
soyledi. Bu ce§it rabitanin faydasi §eytani kolayca kovmaktir. Ba§ka bir sefer de Gavs-i 
Hizani hazretleri §oyle buyurmu§tur: "Siz rabitada §eyhinizi ba§inizin uzerinde bagda§ kurup 
oturuyor gibi farz edin. Boyle devam ederseniz mur§idiyle rabitada konu§ma hali daha gabuk 
meydana gelir. Cunku bu durum miiridin miir§idine karsj olan edebinin fazlahgina i§arettir. 

Gavsimizin bildirdigine gore, rabita esnasinda veya riiyada miir§id kendisine §ekil olarak 
belirir ve kelam olarak konu§maya ba§larsa, i§itilen sozler §eriat olgusune vurulur. §eriata 
uyuyorsa miir§ide dani§ihr. Miir§id emir vermedikge, onun manevi olarak riiyada veya 
rabitada verdigi emri icra edilmez. Molla Kasim'a yazilan 77 inci mektupta §eyh Mnhammed 
Ziyaiiddin hazretleri bu mesele hakkinda: '"§eyhe teslim olmak lazimdir. Yani miirid, 
miir§idinin huzurunda, olii yikayicinin yaninda cenaze nasil kipirdamiyorsa, oylece nefsini 
teslim edip kendisini bir cenaze gibi bilmelidir. Muridde bu halin ziyadele§mesine yardimci 
olan §ey, daima onlardan bahsetmek ve hayalinde tutarak siki rabita yapmaktir. §eyhe 
muhabbet, §eyhe teslimiyetin meydana gelebilmesi bunlarla mumkiindur." diyor. 

"Miirid : "Gozlerimi kapattim, iistadimin §eklini gordiim." derken rabitada gordiigii ustadin 
§ekli, zahiri suretine benzer ama o, ustadin zahiri sureti olmayip belki manevi suretidir. 
Manadan ibarettir. 

"Miirid miir§idini ba§inda tahayyiil edebilecegi gibi kalbinin yanindaki bo§lukta da tahayyiil 
edebilir. Boyle tahayyiil etmesi miir§idin az'alanndan, mesela goziinden goziine, kulagindan 
kulagina feyz-i ilahiyenin akmasina sebep olur. Eger rabita esnasinda gaflet beliriyor ve bu 
gaflet devam ediyorsa, bundan kurtulmak icin abdest tazelenir. Bazan da gusiil alinir ve 
yeniden rabita kurulur. 

Miirid rabita yaparken murs.idinin §eklini canlandiramiyor veya feyiz alamadigi gibi bir 



du§iinceye kapihyorsa, rabita terk edilmez. Rabitadan maksad, §eyhiyle nurani irtibatinin 
olduguna kani olmaktir. Bu kaanat ile oturan bir miirid muhakkak §eyhinden feyiz ahr. 

Bediiizzaman Said Nursi hazretleri 17 inci Lem'anin 13 iincii notasinda (Altinci Sohbette 
gecti) medar-i iltibas olunmus. bes. meselenin be§incisinde, kamil bir miir§idin ruhu ve 
kalbinin, Allah'in feyzini muridin kalbine aksettirmekte bir ayna oldugunu bildirmektedir. 
Birinci meselede ise: "Turuk-i hakda seyr-i siiliik eden kimse, kendi ubudiyetine bakmak 
lazim gelirken, Hakk'in i§ine kan§mamah." demektedir. Yani miirid yalnizca emr-i ilahiyeye 
uymakla mukellef oldugunu bilmeli, ne zaman veli, ne zaman kamil, ne zaman ke§if sahibi 
olurum gibi du§uncelere kapilmamahdir. Kul, emrolunani yapar. Emreden ne icabederse 
ikram ya da makam, ona verir. Beklenmez, istenmez, verilir. itilasi bozan bir meseleye 
girmemek lazimdir. ihlasi kazanmanin yolu, dunyanin darii'l hizmet, ahiretin darii'l miikafat 
oldugunu bilmekledir. Kulun Rabbinden razi oldugunun alameti, Allah kulunu ne halde 
bulunduruyorsa ona nza gostermesidir. Ona razi isen abd. razi degilsen asi olursun. Bu nzanin 
yolu kalbin huzurudur. Kalbin huzurunun yolu. kalbin tasfiyesidir. Onun tasfiyesi, nefsin 
tezkiyesi olup ondan murad istikamettir. Hakkin nzasi istikamettir. Onun icin imam-i Rabbani 
(k.s.) hazretleri buyurmu§lar: 

Def tarikat Nak§ibendi terk'-i amed terk- i ciz 

Terk-i dunya terk-i ukba terk-i hesti terk-i terk 

Nak§ibendi tarikatina gore dort §eyi terketmeden vuslat meydana gelmez. Terk-i dunya. 
Allah'a ibadet hususunda kulun ilk yapacagi §eydir. Fudayl bin iyad hazretleri diinya icin 
timarhane, hastahane demi§ti. Terk-i ukba olmaz, insan ya cehennemdedir, ya cennette. 
Ancak cennet ibadetlere kar§ihk olarak islenmez. Nice er ki§iler cennet degil de cemal 
isterler. Terk-i hesti, kendini terketinektir. Yani kendisi ve yaptiklan ile oviinmeyi 
terketinektir. Zira ne yaparsak Allah katinda bilinir, hicbiri kaybolmaz. Terk-i terk, butun 
hepsini terketmek, terkettiklerini de anmamaktir. Bu i§in sonu yani sofiligin sonu istikamettir. 

Huzura kavu§manin ikinci kapisi istikamet makamidir. Sunnete muhalif olan bid'ati, 
haramlan, ibadetleri bozacak fenahklan terketmek, ibadet ve taati yerli yerinde yapmak 
istikamettir. ibadeti bozacak fenahk ihlassizhk ve riyadir. Oviinmek de ibadeti bozar. Namaz 
kilmak §eriat, tacdil-i erkan ile, vaktinde kilmak istikamettir. Oruc tutmak §eriat, orucu bozan 
§eylerden kurtulmak istikamettir. Su halde istikamet, emredilen §eriat amelinin en miikemmel 
§ekilde yerine getirilmesidir. istikamet, kamil insanin itikad, ibadet ve ahlakinda meydana 
gelir. Itikadda ehl-i siinnet ve'l cemaat itikadina uyarak, ibadette hakkiyla yaparak, ahlakta 
kamil bir insan olarak te§ekkul eder. 

Gavsii'l azam Hasan Sazeli (k.s.) hazretlerine gore, tevazu ile husn-i mua§erette bulunmak, 
mahlukatta ayip gormekten sakinmak, mukevvenatin halikina daimi bir edep ile bulunmak, 
Allah Resuliinun siinnetlerine sanlmak istikamettir. 

Seyh Ahmed Giimu§hanevi (k. s.) hazretlerine gore istikamet, Allah'la kul arasinda olan 
ahidleri yerine getirmek, ifrat ve tefritten sakinmak, mubahlarla her§eyi ortalama 
ayarlamaktir. Allah'in emirlerine nefsi teslim etmek, yani Allah senin hakkinda neyi murad 
etmi§se ondan razi olmaktir. 

istikamet icin once tovbe lazimdir. Tovbe etmekdikce zulmetten kurtulunmaz. Tovbe etmek 



icin kamil bir mur§idin elini tutmak, Allah'in feyz ve inayetinin onun eliyle geldigini bilmek 
gerekir. 

2. Boliim 

Once gunahkar bir Musluman iken sonunda mtt^rik oldu. (S. 133-137) 

Simdi tovbe ederek bu yola girmis. iki karde§imizle yaptigimiz soyleyi§iyi veriyoruz. 

Ilk karde§imiz Konyali olup adi Cengiz idi. Bugiin ismini Adem olarak degi§tirdi. Almanya'da 
19 senesini dolduran Adem kardes. Hamburg'da oturuyor ve gemi tersanesinde boyacihk 
yapiyor. 

-Adem karde§, sen bu kapiya gelmeden once nasildin? Kendini bize tanitir misin? 

-Eskiden elektronik makinalarla kumar oynama miiptelasi idim. 

-Kac sene oynadin? 

-16 sene oynadim. 

-Bir giinde en cok ve toplam 16 yil boyunca ne kadar kaybettin? 

-Bir giinde 1000-1500 mark verdigim oldu. 16 sene boyunca da 250 bin mark belki de daha 
fazla kaybettim. Makinanin ba§ina gitmeden evvel cebime iki mark otobiis parasi ayinr, 
aileme de nereye gidecegimi soylemeden evden cikardim. Biitiin parami makinalara 
kaptinnca son umutla kalan iki marki da oynardim. Tabii onu da kaybederdim. Bu defa da 10 
kilometrelik evimin yolunu yayan yuriimek zorunda kahrdim. 

-Sana Allah hie pi§manhk vermedi mi? 

-Cebimde param varken pi§manhk duymaz, param bitince pi§man olurdum. 

-Kac ki§iye bakiyordun? 

-4 cocugum var. Bir hanimim, bir de ben 6 nufus 

-Bu yoldan nasil oldu da Hakk'in yoluna dondiin? 

-Arada camiye gider namaz kilardim. Cumalanmi da hie birakmazdim. Ama para buldum mu 
bu kotii ali§kanhgimdan vaz gecemezdim. Bazan pi§manhk icerisinde: "Ya Rabbi, bana 
elimden tutacak birini gonder de bu hayattan beni kurtarsin." diye dua ederdim. £evremdeki 
sakalh karde§lerime bana yardimci olmadiklan igin icimden kizar fakat yanlanna gitmeye 
utanirdim. 

-Hakhsin, burasi cok onemli. Ruz-i cezada boyle insanlar bize, dogru yolu bildiginiz ve 
birgok nurani kitaplar okuyarak hakikatleri ogrendiginiz halde nicin bizleri ikaz etmediniz, 
bize duyurmadiniz diye kizacaklar. Onun icin, bu yolda kim mur§idinden nurani bir hal 
gorduyse, once aile efradina, sonra kom§ulanna ve akrabalanna ve herkese duyurmaga 
mecburdur. Sonra? 



-Bir gun kumardan eve donerken agladim, Allah'a yalvardim. O gece riiyama ye§il sankh bir 
zat-i muhterem girdi. Tovbe etmeden 3-4 ay kadar onceydi. Daha sonra Turkiye'ye gittik. 
Hanimim benim halimden cok §ikayetci idi. Kendisine bir vekil agabeyimizin hanimi: "Sen 
tovbe edip ders al, beyin de bu yola girer." demi§. Hanimim da oyle yapmi§. Onceleri kumara 
gitmeme 50k kizdigi halde artik kizmaz olmu§tu. Buna bir mana veremiyordum. Bir defasinda 
2-3 giin eve gelmedim. 1500 mark kaybetmi§tim. Dondugiimde hanim gene sesini cikartmadi. 
Bana, ak§am sakallilann gelecegini soyledi. Hem yorgun, hem uykusuz hem.de moralim 
bozuktu. "Kovala gitsinler" dedim. Ak§am Ba§cavu§ Mustafa Agabey geldi ve beni ahp ba§ka 
bir yere gotiirdu. Oraya girince kendimi cennette sandim. Sohbet ba§ladi. "Burasi herhalde 
Allah kapisi" dedim. Herkes tovbe ediyordu. Sira bana gelince: "Camide de tovbe edersin, 
kendi ba§ina da edersin. Boyle tovbe mi olur?" diye kendimi kandirmaya ba§ladim. Derken 
tovbeyi yaptim. icimi bir sevinc doldurdu. Eve gelip durumu anlatinca, hanimim 50k sevindi 
ve elimi optii. 

-Aradan epey zaman gecti. Kumar makinalanna hie gittin mi? 

-Gittim. Donu§lerine baktim. Aptalhgima §a§tim kaldim. 

-Tasavvuf yoluna girince, nefsin gene git oyna demedi mi? 

-Demez mi! Ama ben "Himmet Sultanim" diyordum. Cok §iikur nefsimin soziinii dinlemedim. 

-Hacca gittin mi? 

-Evet gittim. 

-O kadar cile ceken hanimim da gotiirdun mil? Onunla helalle§tin mi? 

-Evet gotiirdum. Kendisi ile helalle§tim. Artik parayi ona veriyorum. 

-O yolda sana gore noksanin kumardi. Bunu Allah'in izni ile terkettin. Simdi sana noksan bir 
halin goruniiyor mu? Dunyaya ve ahirete baki§in nasil oldu? 

-Eskiden kusurum bir tane derdim. Simdi bin tane oldugunu goruyorum. Rabbim bana kamil 
bir §eyh verdi. Simdi gayretimin, taatimin, ibadetlerimin noksan oldugunu anhyorum. Dini 
bilgim noksan, siinnet-i seniyeleri hakkiyla uygulayamiyorum, Bu arada mevcut akhmi 
yalnizca diinya icin kullanmi§ oldugumu, ahirete ve! oliime hicbir hazirhk yapmadigimi 
anhyorum. Biitiin bu noksanlanmi telafi icin de bana gayret du§uyor. 

-Karde§lerine ne tavsiyede bulunursun? 

-Bu kapi Allah ve Resuliinun kapisidir. Allah'a tovbe eden mutlaka murada eri§ir. Bir noktayi 
daha belirtmek istiyorum. Konyada ya§ayan babam yiizde yiiz alkolikti. Allah'a babami lslah 
etmesi icin yalvardim. Babami da ahp Sultanimiza gittim. Bir Ramazan giinii Adiyaman'a 
vardik. Sultanimizin Menzil'deki evinin online gelince, orasinin riiyamda aylar once ye§il 
sankh zat-i muhteremi gordiigiim yer oldugunu anladim. Ye§il sankh zat da Sultanimizdi. 
Annem Sultanimiza aglayarak anlatmi§, halimiz cok peri§an demi§. Sultanimiz "in§allah 
tovbe eder." buyurmus,. Babam o ak§am yaptigi tovbe ile bir daha agzina icki koymadi. Hacca 
da gitti, annemi de gotiirdu. Konya' da arkada§lari: "Mehmet Aga, ilac mi yuttun, ne yaptin? 



Bize de ver. biz de birakahm" diyorlarmi§. Babam da: "Adiyaman'a gittim. Sultaninim yanina 
giden kurtulur." diyormu§. Karde§lerim, bu kapiya gelen herkesi Allah ihya ediyor. insan 
nefsi once zorlaniyor; ibadet noksani ve bilgisiz oldugundan utaniyor. Ancak, ne kadar 
noksanh olursan ol, sidk ile Allah'a tovbe edip kendindeki kotii ahlaklan bu kapida 
temizlersin, Allah'in inayeti, Sultanimizin himmetiyle, Allah'a §ukiir artik paralanm cebimde, 
goluk gocugumla gonliim huzur dolu. 

Ikinci karde§imiz Bekir Ankarah 13 senedir Hamburg'da oturayor. Almanya'ya kulagindan 
ameliyat olmak igin 12 ya§inda iken gelmi§. Almanya'da gah§an babasi, okusun diye onu 
Tiirkiye'ye gondermemi§. Sene 1978. Gerisini kendisi anlatiyor: 

-Annem Almanya'ya daha sonra geldi. Aile iginde gegimsizlik" vardi. Ben, bu arada hirsizhk 
yapan kotii arkada§lar edinmeye ba§ladim. Cogunun ailesinde gegimsizlik vardi, evlerine pek 
gitmezlerdi. Ihtiyaglanni hirsizhkla kar§ilarlardi. 16 ya§imda ben de evimi terkettim. Ara sira 
ugrardim. Git gide eroine de ah§tim. Hem igiyor, hem satiyordum. Param 50k, nefsim azgindi. 
Bir Alman dostum vardi. Dort sene beraber ya§adik. Eroin i§i yiiziinden aynldik. Bu arada 
polise de dii§tiik. Ceza yemedim ama ba§ima gelmedik kalmadi. 

Bir gece Alman kizi §eytan §eklinde riiyama girdi. Beni ugurumun kenanna gotiirdii, tarn 
a§agi atiyordu. Korku ile baginp yardim istedim. O esnada beyaz sankh iki muhterem zat 
geldi. Onlan goriince §eytan, sinek gibi u^tu gitti. 

Annem namazini kilan dindar bir kadindi. Ama tarikat bilmezdi. Bana da hep namaz kilmami 
soylerdi. Bense namazdan ve dindarlardan ka^ardim. Riiyamin ertesi giinii namaza ba§ladim. 
Kendi basima oturdugum evden de aynldim. Bu evde eroin i§leri yapiyordum. 1984'den 
1988'e kadar bu i§te bir milyon mark kadar harcadim. Genglik gecelerimde her gece 1500- 
2000 mark harcardim. Kumar oynar, igki iger, hirsizhk yapardim. Yapmadigim tek is. adam 
oldiirmekti. 

1988'de babam beni tekkeye gotiirdii. Birkag defa tovbe aldim ama tarn lslah olamiyordum. 
Ciinkii heniiz tadini alamami§tim. igimden bazi dervi§lere kizdigim da oluyordu. Gide gide bu 
yolun hakikatini anladim, imanin tadini tattim. 

-Iyi kotii, hayir §er her§eyi gormu§sun. Emsalin genglere ne tavsiyede bulunursun. 

-Bu yolda Allah bizi kabul etmeseydi, Hristiyanhk bile kabul etmezdi. O kadar giinahkar ve 
kotii idik. §imdi gonliim oyle mutlu ve huzurlu ki bu yolda canimi verebilirim. Allah dalalette 
olan herkesi bu yola gevirsin in§allah. 

Sohbetimizin konusuna bu iki karde§imizin anlattiklannin giizel ibretler oldugunu saniyoruz. 
Allah (c.c.) hepimizin nefsini lslah eylesin. Amin. 



'Habib Ayagini Dicle'ye basti yurudu." Yalani (S.172-173) 



Hasan Basri hazretleri bir giin Dicle kenanna geldi. Kar§iya gegmek igin bir sandal aradi, 
bulamadi. Habib-i Acemi de o sirada oraya g eldi. Bakti ki ustadi kar§iya gegmek igin 
bekliyor. Sordu: 



-Ustadim, ne yapiyorsun? 

-Kar§iya gececegim ama bir vasita bulamadim" 

-Ustadim, ilmi olanin hasedi gonliinden cikarmasi, biitiin i§leri Allahii azimu§§an'dan bilmesi 
ve Hak'dan gelen belalan ganimet bilip §ikayetsiz, itirazsiz razi olmasi gerekir. Eger bu haller 
ilim erbabinda tecelli ettiyse ayaginizi suya vurup gecersiniz. 

Habib hazretleri Dicle'ye ayagini atti, yurudii ve kar§iya gecti. Habib-i Acemi hazretleri 
evliya-i izam, Hasan Basri hazretleri hem ilim sahibi asfiya (ilimle velayeti cem' eden) hem 
irfan sahibidir. ilmi mertebe ne kadar ulvi ve kudsi olursa olsun, nefsani sifatlan cikarmak 
gerekir. Qkmadikca yuktiir. Qkarihrsa deryayi yiiriir gecer, havada kus gibi ucar gecer. Bu 
yiizden temizlenmesi lazim gelen bir gonial ve nefis vardir, 



Hiristiyan kadinma yapilan bir iftira (S.174) 

Davud-i Tai hazretleri kibar-i me§ayih, ehl-i tasavvuf, imam-i Azam hazretlerinden yirmi yil 
ilim okumu§, ilminde fakihu'l fikih] olmu§ur. Hazret-i Fudayl bin iyad, Ibrahim Edhem 
hazretlerini gormu§, Habib-i Rahi ve Habib-i Acemi'nin de miiridi olmu§tur. Davud-i Tai 
hazretleri birgiin oturmus. yemek yerken yanindan bir Hristiyan geciyordu. Adab-i 
mua§eretten yemege davet etti. Hristiyan geldi, Davud-i Tai hazretlerinin yaninda doyasiya 
yedi, icti. O gece Hristiyanin Hanimi Ma'ruf-i Kerhi hazretlerine hamile kaldi. 



1- Tac'iil Arifin Ebu'l Vefa elindekini bir ku$a yedirerek ondan bir oglan mujdesi 
almasi (S.174) 



Tacii'l arifin Ebu'l Vefa hazretleri yemek yiyordu. Oradan gecen zati buyur etti. Tok oldugunu 
soylese de, elindekini ona yedirdi. O zat giderken Ebu'l Vefa hazretleri yanindakilere §oyle 
dedi: "Bu adamin q ocugu yoktur. Bu gece hanimi hamile kahp bir ogullan ola. Bu cocugun 
adina Hiiseyin koyalar. O da doniip gele bize miirid ola." Ebu'l vefa hazretleri yirmi sene 
sonrayi soyledi. 

Bu cocuk dogdu. Adina Hiiseyin Rai koydular. Hiiseyin Rai b iiyudii, kendine §eyh aradi. 
Ebii'l Vefa hazretlerine geldi. Gelirken §eyh: "Haza lokma eseri geliyor." dedi. irfan Allah 
vergisidir. 

Davud-i Tai hazretlerini tovbesi §oyle olmu§tu: Bir giin yolda giderken gayb aleminden bir 
ses duydu: "Dunya fani, abiret bakidir." diyordu. Kalbi muteessir oldu. Bu nurani hitab ile 
kalbi dunya dan sogudu. Melul, miikedder, §eyhi imam-i Azam Ebu Hanife hazretlerine geldi. 
Ebu Hanife hazretleri Davud-i Tai'nin yarasini ke§fetti: 

-Ya Davud, yuziin soluk, rengin ucuk, gonliin melul, derdin deruni. Bu ne meseledir? 

-Efendi hazretleri, hal sana ayandir. irfan sahibisin, tasavvufun ve §eriatin en ulu evliyasisin. 
Benim gonliime dunyadan bir sogukluk dii§tu. Mecazdan hakikata, taklidden tahkike yol 
gorundu. Erenlerin yolu tecelli etti. Hakkin inayet riizgan gonliime esti. Kalbime muhabbetin 



nuraniyeti vurdu. 

-Evladim, Hakki taleb eden halktan uzakla§ir. Bir ko§eye gekil, uzlet et, Hakka talib ol. 

Uzlete (jekildi, diinya goziinde sogudii ama merhale bitmedi. Halktan kacip Hakka ko§mak 
olur ama sifat-i aliyenin degi§mesi igin imam-i Azam hazretlerinin Davud-i Tai'ye §eriat-i 
Muhammediye'nin nurandan nur sagmasi gerekti. Bir gun Davud-i Tai hazretlerinin uzletteki 
evine geldi. Davud-i Tai, imam-i Azam'i kar§iladi. imam-i Azam ona §6yle buyurdu: "Ya 
Davud, marifet uzlete (jekilmekte degildir, sifat degi§tirmektedir. Uzlet sabin a§mahdir. Sabir 
uzlette yetismez." 

Tasavvufi Hayat - Mehmet Ildirar, Sey-Tag Yay., l.Baski, Ankara 1996 

Insan-i Kamil -exit 1 - Abdulkerim Ceyli 

"insamn zati Allah'in aynidir." iftirasi (S.131) 



Bir kul, bu kevni mertebeden yukselir; kudsi mertebeye gegip, ondan kendisine gelen bir ke§if 
olursa, bilir ki: i§te, Allah'in zati kendi zatinin aynidir.. Boylece, zati idrak etmi§ olur. 



"Ke§fe nail olunca senin o oldugunu, onunda sen oldugunu anlarsin."iftirasi (S.133) 



Zat-i ilahiyi idrak uzerinde durahm.. Bu da, bilmen gerekli bir konudur.. Oziinde tarn bir 
yiicelige sahip bulunan zat-i ilahiyi idrak §u yoldan olur: 

Bileceksin ki; sen osun; o da sen 

Ne var ki bu: Kuru bir bilgi ile degil: Hak ka pindan ihsan olunan ilahi bir ke§fe sahip olmakla 
olur 

Anlatilan ke§fe, ilahi bir ihsanla nail olup senin o oldugunu; onun da sen oldugunu bildikten 
sonra anlarsin ki: Bu boyledir.. Bunun boyle olu§undaysa.. ne bir ittihad ne bir hulul vardir.. 



"Allah varhgin aymsidir." Yalani (S.189) 

O, §u varhgin aynidir.. Bu varhk da onun aynidir.. 

"Sebebine gelince: Onun evveli, aynen ahiridir; onii aynen sonudur.. 



Peygamber'e "Rabbimi bir delikanh suretinde gordum."Iftirasi (S.195) 



ilahi TE§B1H cemal suretinden ibarettir.. Cemal-i ilahi icin manalar vardir.. Bu manalar, ilahi 
isimler ve sifatlardir.. 

Ayni §ekilde, cemal-i ilahi icin suretler de var dir.. Bu suretler ise., iistte anlatilan manalann 
tecellilerinden ibarettir.. 

Bu tecelliler ise., di§tan goriilup tutulan §ey lerle; akil yolu ile anla§ilan §eyler uzerine 
gelenlerdir.. Di§tan gelenler icin, Resuliillah S.A. efen dimizin: 

— «Rabbimi taze bir delikanh suretinde gordum..» Hadis-i §erifini misal olarak 
gosterebiliriz.. 



"Hak kuluna Allah isminde tecelli edince , kul da Allah olur." iftirasi (S.220) 

Yiice ve siibhan olan Hak, kuluna: ALLAH is pitinden tecelli ettigi zaman o kul, kendi 
nefsinden yana fena bulur.. 

Boyle olunca kendisinden gaye: ALLAH olur O'nda ve onun icin.. 

Bundan sonra, o kulun varhgi; zaman hadiselerine baglanma koleliginden kurtulur.. Bu kainat 
baglan ile baghhk durumu, kalkar; coziilur.. 

I§bu durumlardan sonradir ki, o kul; 

a) Tek zat olur.. 

b) Sifatlarda tek olur.. 

c) Analar ne? babalar ne? hie birini tanimaz olur.. 
Durum ki anlatildigi gibi oldu. 

a) ALLAH'i zikreden kimse; okulu zikreder.. 

b) ALLAH'a bakan kimse, o kula bakmis. olur.. 

I§te., butiin bu olanlardan sonradir ki: Hal di li garib ve acib yoldan terennum etmeye ba§ lar. 

"Allah ilmiyle tecelli ederse o kul olmu$ ve olacak her §eyi bilir."yalani (S.229-230) 

Anlatilan bu birlikten'sonradir ki; yiice zat o kula, ILMIYE sifati ile tecelli eder.. 

I§te, bu ilim sifati tecellisini aldiktan sonradir ki o kul: Butiin alemi, icinde bulunduklan 



duruma gore bilir.. 

Anlatilan alemlerin biitiin dallan ve kollan, o kulun ilim cenberine girer.. 

Ba§langicindan taa, sonuna kadar.. 

Boyle olunca: O kul her§eyi bilir. Nasil oldu, 

ne §ekilde oluyor ve sonunda nasil olacak?.. 

Biitiin bunlan bilir.. 

O bilir: Bu i§, olmami§tir.. 

O bilir: O olmayan §ey, ne sebeple olmami§tir? 

O bilir: Olmayan bir §ey, olunca, nasil olur? 

Ve nasil olacak?.. 

Biitiin bu anlatilanlar; o kulda bir ilim olarak mevcuttur" 

Ama asli bir ilim.. 

Ama hiikmi bir ilim.. 

Ama ke§fe, zevke dayanan bir ilim.. 

Oyle bir ilim ki., yani: Oyle bir bilgi ki, malum olup bilinenlere onun zatindan sirayet edip 
gecmi§tir.. 

Hem de, icmal yolundan.. 

Hem de, tafsil yolundan.. 

Hem de, kiilli ve ciiz'i yoldan.. 

Onun tafsili icmalinde gizlidir. Ama, gizliden de gizli bir gayb aleminde.. Lediinni ve zati 
olaraktan.. 

O, oyle bir geli§le gelmektedir ki; gaybin da gaybi alemin, tafsilinden gelmektedir, bu §ehadet 
alemine cikmaktadir.. 

Boyle olunca, onun icmal tafsili, gaybinda mii §ahede olunur.. 

Toplu icmali ise., gaybin da gaybindadir.. 

Sifat tecellisi icinde, olana; ilmin geli§i, zahir de olan bir §ey degildir.. Gizlinin de gizlisi 
alemde, o ilmin icine dalan bilir! 



"Allah kula basariyet ismiyle tecelli edince biitiin gabi alemleri goriir." Yalani (S.230- 
231) 

BASARIYET.. 

Yiice Allah, kullanndan bazilanna da, bu BA SAR sifati ile tecelli eder.. 

Bu tecellide, o kulun durumu §6yle olur: 

Bu tecelli yiice Allah katindan; ilme, ihataya, ke§fe dayanan bir tecellisi ile geldigi zaman, 
onun icin tarn bir BASAR tecellisi yolu acihr.. 

Bu acih§, o kulun goriis. acih§idir.. ilminin u- zandigi yere kadar ne varsa, hepsini goriir.. 

Bu makamda: 

• Hakka doniik ilmin sozii gegmez.. 

• Halka doniik ilmin sozii de gecmez.. 

Bu makamda sadece: BASAR tecellisine nail olan kulun goru§u vardir... 

Varhklan tiimden, icinde bulunduklan halleri ile, o kul goriir.. 

Ama, gizlinin gizlisi bir alemde.. 

Burada pek hayret veren bir nokta vardir ki; §udur: O kul, gizlinin gizlisi alemdeki her§eyi 
bildigi halde; bu §ehadet alemindekilere kar§i bile mez ve goremez. 

"Semi ismiyle tecelli edince bilir ve onun igin uzak ve yakin birdir."iftirasi (S.232-233) 
"SEMI" 

Yiice Allah kullanndan bazilanna da, bu sifati ile tecelli eder.. 

Bu SEMI' sifati tecellisine eren kul: 

— Cemadat hukmunde bulunan (ta§, toprak, vb.) §eylerin konu§malanni dinler.. 

Bitkilerin sozlerini i§itir.. 

Ciimle canh varliklann dillerinden anlar.. 

Meleklerin sozlerini de anlar.. 

Biitiin degi§ik dilde konu§anlann liigatlerini bilir.. 

Hali anlatildigi gibi olan bir kul icin: Yakin ile uzagin hie bir farki yoktur.. Onun katinda 



uzak, yakin gibidir.. 

Yukarida anlatilan manalari biraz agalim.. 

Yiice Allah bu SEMI' sifati ile, o kuluna tecelli ettigi zaman: Bitkilerin dillerim, cemadatin 
gizli sesini, biitiin degi§ik dilleri; ondaki ahadiyet giicii ile, o kul i§itir ve anlar.. 

Bu tecelli sayesinde ben: Rahmaniyet ilmimi rahmandan dinledim.. 

Kur'an okumayi ogrendim.. Bir olcii birimi olan ntil oldum.. 



Ceyli Allah ve Kur'an adina yalan soyluyor. (S.234-237) 
Bu hitab icin, bir ornek verelim.. Mesela»: Ona §u nida gelir: 

— Sen sevgilimsin.. Sen sevdigimsin.. Arzula nan sensin.. 
Sen kullardaki yuzumsun.. 

Sen, en ustiin gayesin.. En cok aranan sensin. 

Sen, sirlar icinde sirnmsin.. 

Sen, nurlar icinde nurumsun.. 

Gozumsun; susumsun.. 

Cemalim sensin; kemalim sensin.. 

isimim sensin.. Zatim sensin.. Vasfim sensin.. Sifatim sensin.. 

Ben, senin isminim.. Ben senin resminim.. 

Ni§anin benim.. Alametin benim, sevdigim.. 

Sen, bu kainatin oziisun.. Biitiin bu varhklar, ve olanlardan maksad sensin.. 

Mu§ahedeme yakla§; ben, sana varhgimla yakla§tim.. Uzak durma; ciinkii ben: 

— «Biz, ona §ah damarindan daha yakiniz..» (50/16) 
Soziinun sahibiyim.. 

Kulluk ismi ile baglanip kalma.. 
Rabb olmasaydi, kul da olmazdi.. 



Ben, seni nasil izhar ettimse, sen de beni izhar ettin.. 

Senin kullugun olmasaydi; benim de, riibubiyet vasfim olmazdi.. 

Ben, seni nasil bulduysam, sen de beni oyle buldun.. 

Senin viicudun olmasaydi, benim viicudum da olmazdi.. 

Sevgilim, yaklas. yakla§.. 

Sevgilim, yiiksel., yiiksel.. 

Sevgilim, seni vasfim igin istedim; kendim igin yaptim.. 

Kendin igin ba§kasini isteme; senin igin de benden ba§kasini arzulama.. 

Sevgilim, biitiin kokularda beni kokla.. 

Sevgilim, biitiin taamlarda beni ye. 

Sevgilim, mevhum §eylerden beni (jikar.. 

Sevgilim, malum §eylerden bana akil yolu bul.. 

Sevgilim, bu hissedilen §eylerde beni mu§ahe de et.. 

Sevgilim, el degdirilen §eylerde bana dokun.. 

Sevgilim, giyilen §eylerde beni giy.. 

Sevgilim, benden murad sensin.. Benimle kiinye aldin.. Namima kiinye alan sensin.. 

Yukanda anlatilan kelamlar o kadar giizeldir ki, o kadar tathdir ki., o yoldan yapilan ihsanlara 
ne doyulur, ne de o latifelerden bikihr.. 

KELAM sifati kendisinde olanlardan bazilan da: Hak'la konu§ur.. Ama, halk dili ile.. 

Soylenen sozii bir yonden duyar.. Ama, o bilir ki: O soz, bir ba§ka yonden gelmektedir.. 

Halktan biri ona seslenir; o da duyar.. 

Ama, Hak'tan duyar.. Halktan degil.. 

Bu manada §oyle soylerim: 

Leyla ile olurdum, gayn yoktu gorsem bile; 



Cemadatla konu§urdum Leyla'ya hitab ile.. 

§a§ilacak bir §ey yoktur, onlarla konu§sam da; 

C emadattan cevab aldim, Leyla'dan cevab ile.. 

KELAM tecellisine nail olan kullardan bazila nni; yiice Hak cisimler aleminden ahr, ruhlar 
alemine gotiiriir.. 

Mertebe bakimindan, bunlar en yiice mertebelerin sahibidir.. 

Bazi kullar, bu yiice hitabi kalbinde bulur.. Kalben, yiice Hak'la konu§ur.. 

Bazilan, rah ile, diinya semasina yiikselir.. 

Bu sinifa mensub olanlar arasinda; ikinci ve iiciincii semaya yiikselen zatlar da vardir.. 

Haliyle, bu yiikseli§, kimin kismetindeyse.. kismeti ne kadarsa, o kadar olur.. 

Sidre-i miintehaya yiikselen kimseler de vardir.. 

Yiikselirler; konu§malanni orada yaparlar.. 

Hasih: KELAM teceilisine nail olanlar, haki katler alemine girdikleri kadar yiice Hakkin mu 
hatabi olurlar.. 

Bu boyledir; ba§ka tiirlii olamaz.. Zira, her §eyin bir yeri vardir.. 

Yiice ve siibhan Hakkin §ani ise., her §eyi, ye rinde yerine getirmektir.. 

KELAM sifatinin tecellisi, Hakkin kelamina muhatab olacak kimselerden bazilan icin bir 
§eref ko§kii kuralur.. 

Hem de, nurlu ve parlak bir §ekilde.. Pinl pi nl yanan bir ko§k gibi.. 

Bazi kullar da, ic aleminde parlayan bir nur goriir.. Yiice Hakkin hitabina, o nurlu yonden nail 
olur.. 

Bu nuran §ekli degi§iktir.. 

Bazan, coklugu kavranabilir ve: 

— §u kadardir.. 

Denebilir.. 

Bazan, o nurun goklugunu anlamak miimkiin degildir.. ^!ok coktur.. ^oktan da coktur.. 

Anlatilan nur, yuvarlak daire biciminde olabi lir.. 



Uzayip giden bir §ekilde de olabilir.. 

"Kelam tecellisine eri^ince Hakk'in kelamim duyarsin ve sen de mabut olursun."iftirasi 

(S.238-239) 

Kelam tecellisine erip yiice Hak kin kelamim duyanlar icin: 

— Sidre-i miintehaya yiikselen kimseler de vardir.. 

Demi§tik.. Bunlann nail olacagi kelamin bir §eklini burada anlatmamiz yerinde olur.. 
Bunlar arasinda §u hitaba nail olan vardir: 

— Sevgilim, senin benligin i§te benim kimligimdir.. 
Sen, aynen osun., o ise., ancak benim; sevgilim.. 

Senin bu yaygin halin, benim terkibimdir.. £okluk yoniin, benim birligimdir.. 

Senin terkibin dahi, benim yaygin halimdir.. 

Senin cehaletin, benim bilginidir.. 

Senden murad, benim.. 

Ben, senin icinim, benim icin degil.. Sen de, benim icinsin.. Senin icin degil. 

Sevgilim, sen uzerinde vucud kiiresinin don-d iigii bir noktasin.. 

O varhk kiiresinde, sen abd olmaktasin; ayni z amanda, mabud da olursun.. 

Nur sensin.. Zuhur sensin.. 

Sen bir giizelliksin; bir suretsin. 

Tipki insana lazim olan goz; bu goze de lazim. olan insan gibisin.. 

"Kula irade sifati tecelli edince her §ey onun arzusuna gore olur." Yalam (S.240-241) 

IRADE.. 

SIFATLAR TECELLISi icinde ehliyet kazanan bazi kimselere yiice Allah, IRADE sifati ile 
tecelli "eder.. 

Bu tecelliye nail olunca, yaratilmi§lar hep onun iradesi ve arzusuna, gore olur.. 



Bu tecellinin yolu, kelam sifatindan gecer.. 

Yiice Allah, miitekeliim sifatini o kulda tecelli ettirince; o kul, bu sifatin ahadiyet yonii ile, m 
ahlukatta iradesini yiiriitmeye ba§lar.. 

Artik her §ey, onun arzusuna gore olur. 

Burada, onemli bir noktaya i§aret edecegiz.. Ozellikle dikkat edilmesi gerekir.. 

Ciinkii, bu tecelliye erenlerden, bazisi gerisin geri donmu§; yiice Hak'tan yana gordiigii §eyleri 
in kar yoluna sapmi§tir.. 

Bu, §6yle olmu§tur: 

Yiice Hak, o kimseye; ilahi olan gayb alemin de, her §eyin kendi arzusu ile oldugunu 
gostermis. tir.. 

Hem de, mii§ahede yolii ile., acik bir §ekilde.. 

Kul, orada bu hale sahib oldugunu goriince; ayni §eyin bu §ehadet aleminde de olmasini iste 
mi§tir.. 

Ne var ki, bu olamaz.. ^iinkii o durum, zati ozellikler arasinda sayihr. Bunu sezememi§tir.. 

I§te., anlatilan talebi yerine gelmeyince, o ay- nen gordiigii mii§ahedeyi inkar etmi§tir.. 

Gerisin geri donmii§ ve kalb sircasi kinlmi§tik.. 

Bu mii§ahededen sonra Hakki da inkar etti. Onu bulduktan sonra, yitirdi.. 



"Kulda kudret tecelli edince gizli §eyler gorunmeye ba§lar." Yalam (S.241) 

KUDRET .. 

SIFATLAR TECELLISi icinde bazilan bu' KUDRET sifati tecellisine gecer.. 

Bu geci§ sonunda, tiimden e§ya onun kudreti ile olmaya ba§lar.. 

Ama gaybi alemde., gizlide.. 

Ayni alemde bulunan, onun model varhginda olur.. 

Bu tecellide bir yiikselme kaydedip ilerlerse.. ondan da oteye gecerse., gizli tuttugu §eyler, 
ken disine gorunmeye ba§lar.. 



"Uluhiyet sifati tecelli edince zidlan oziinde toplar." Yalani (S.246) 
ULUHIYET.. 

Bazilanna da: yiice Allah, ULUHIYET sifati ile tecelli eder.. 

Bu tecelliye nail olan kimse., zidlan oziinde toplar.. 

Beyazi ve siyahi bir eder.. 

Yiikseklikleri de, a§agilan da §umuliine ahr.. 

Topragi da, incileri de bir goriir.. 

Bu tecellide, kulun akh: isme, vasfa erer.. Ama, acihp kapanmayi kabul etmez. 

Bunun katinda o gibi i§ler, susuza su gibi ge len serap gibidir., git git bulunmaz., sonu yok. 

Bir §ey bulamaz; sonunda, Allah'tan ba§ka.. 

Allah'ini bulur; Allah da onun hesabini goriir.. 

Sagh sollu kitabi ahr; ve §u ayetin okunu§unu duyar: 

— «Uzakhk, zalim topluluga..» (23/41) 

Zat sifati tecelli ederse gavs olur, mehdi ,hatem ve halife odur ."Yalani (S.263) 

Yukanda anlatilan LATIFE iki §ekilde olur: 

a) ZATL. 

b) SIFATI. 

§imdi bunlann manasini acahm.." 

Anlatilan latife, ZATI oldugu zaman, ins ana aglanan bu heykel: 

O kamil ferd olur.. Her §eyi oziinde toplayan bir gavs olur.. 

Bu varhgin isleri onda cevrilir.. 

Yapilan secde ve riikular onun icin olur.. 

Yiice Allah alemi onunla korur.. 



— Mehdi ve hatem.. 

Tabirleri, onu anlatmak icin kullanihr.. 
Iste.. HALIFE, odur.. 

"Putlarda zahir olan benim , §u putlarin tiimii benden baskasi degildir." (S.357-358) 

Buraya kadar anlatilan ayet-i kerimedeki mana ise.. §u ayet-i kerimedeki sozii tefsir etti: 
"ilah yoktur; ancak ben vanm..» (20/14) 
Bundan, §unu anlatmak istiyor: 

— Ibadet edilen ilahhk durumunda ancak ben vanm.. 

Bu putlarda zahir olan benim: Felekler, tabiatlar hep benim.. 

Ciimle meznep ve din ehlinin kulluk ettigi her §ey benim.. 

§u putlarin tiimii, BEN'den ba§ka degildir.. 

Bundandir ki, onlara: . 

—ilahlar.. 

Lafzini tesbit ettim.: Bu. lafzi onlara da ad koy dum.. 

Haliyle onlara verilen bu isim, hakikatte al diklan durum icabidir.. 

..Ve bu isim: Mecaz yolu ile degil, hakikat ola rak verilmi§tir. 

Zahir ehlinin: 

— Ilahlar, ismi, onlara tapanlann verdigi isimdir.. Hak Taala ise., verdigi isimle bunu murad 
etmi§tir.. Yoksa, kendi ozlerinde, bu ismi hak ettikleri icin vermemi§tir.. 

Dedikleri gibi degildir.. Halbuki bu, yanh§tir.. Ve, Hakka iftiradir.. 

^iinkii bu e§yaya tiimden; hatta bu viicudda bulunanlann hemen her biri icin, hakikatta Allah' 
in zati yoniinden gelen bir isimdir. Hem de, hakiki olarak.. 

Zira, siibhan olan Yiice Hak bu manaya gore, e§yanin aynidir. 



Cennet ve Cehennem ebediligi uzarsa olmaz,bu ebediligin tiikenmesi zaruridir."iftirasi 

(S.373-374) 



§unu dabilesinki.. 

— Miimkin.. 

Vasfini alanlardan her §ey icin bir EBED durumu vardir.. 

Mesela: 

Dunyanin EBED'i: Ahirete gecmesidir.. 

Ahiretin EBED'i: i§in Yiice Hakka gegmesidir.. 

Burada, onemli bir nokta var ki onu da aciklamak gerekir.. 

O nokta: Mumkinlerde bulunan: 

— EBED.. 

Vasiflarinin kesilmesine hiikm' olunmaktir.. 

Bunlar arasinda: Cennet ehlinin EBED'lerini: cehennem ehlinin EBED'lerini saymak gerekir.. 

Bu EBED durumlannin elbette tiikenmesi za ruridir.. 

Eger onlar devam eder; bekalan babinda hukiim uzarsa., olmaz. 

Olmaz; zira: Hakkin EBED'lik durumu; kendi zatindan ba§kasi icin, EBED'in biti§ hukmunu 
ver mekten yana bizi baglar.. 

Kaldi ki: Hie bir mahluk igin yiice Hakkin bekasinda, ayni seyir hakki yoktur.. Yani: Kendi ba 
§ina. 

Bu babdaki hukiim budur.. 

Biz, sozii makul bir ibare ile, bu §ekilde ortaya cikarmi§ olsak dahi esas manasinda bir 
degi§iklik olmaz. 

^iinkii: Biz onu, acik bir ke§if yolu ile elde et tik.. 

Isteyen inanir; isteyen inkar eder. 

Cili'nin ve tasavvuf un uydurulan ilahlari (S.437) 

Halbuki, efrad ve aktabdan her biri icin, bu varhk ulkesinde tasarruf vardir.. 

Bunlardan her biri: Gecede ve gunduzde neler olur, onu dahi bilirler; ku§ dillerini bilmek 
bunun yaninda hie kahr.. 



Bu manada §ibli rh. der ki: 

• Kara kannca, kara ta§ ustiinde, karanhk bir gecede yiiriir de, ben onun ayak sesini duymaz 
sam, kendim icin: 

• Ben, kandinlmi§im; Rabbimin mekre ugrami§iyim.. 
Derim.. 

Ba§ka bir zat ise, §oyle demi§tir: 

— Ben o gibi hareketleri anlamadigimi nasil soyleyebilirim?.. Onun hareket icin hazirlani§i, 
be nim gucumle olmaktadir.. 

Onu. hareket ettiren benim.. Nasil onu anlamadigimi, soyleyebilirim.. Hem de, onu hareket 
ettiren olarak.. 

Insan-i Kamil cilt 1 - Abdulkerim Ceyli, Ugdal Ne$riyat, ht-1980 

[hr] 

insan-i Kamil -cilt 2 - Abdulkerim Ceyli 

"Kiyametten sonra iblise lanet yoktur. ilahi yakinhga doner." iftirasi (S.176) 

Kiyamet giinii gectikten sonra, iblis'e lanet yoktur... 

Z i r a: 

— Kiyamet giinii.. 

Dedigimiz DIN GUNU, tabii zulmetin hiikmii kalkar.. 

Nitekim DIN GUNU tefsiri, bu kitabin KIRKINCI BOLUM'unde gegti.. 

Bu manaya gore iblis: ilahi huzurdan, ancak kiyamet guniinden once kovulur ve tard edilir.. 
Zira onun, asli durumu bunu gerektirir.. 

"Uniin ashnin iktizasi ise., tabii engellerdir.. Ru hun ilahi hakikatlerle tahakkukuna engel 
olur.. 

Amma, bundan sonra.. Tabii durumlar, kemalat ciimlesinden sayihr.. Ona lanet yoktur, sirf 
yakinhk vardir... 

Ve o zaman iblis, once oldugu gibi, Allah ka tinda bulunan ilahi yakinhga doner.. 

Bu ise.. cehennemin zevalinden sonra olur.. 



£unkii: Allah-u Taala'nin yarattigi her §ey, cennette onceden bulundugu hale donecektir. 
Bu asalet duramu, kat'idir.. 
Bu manayi anla... 



Cili'ye gore "Biitiin gayri muslumler cezasim gektikten sonra ilahi saadete nail 
olurlar/'iftirasi (S.327-339) 

Bunlar on millete aynhr.. Bu on millet, ge§itli milletlerin ashdir.. Teferruata gegilecek olsa, 
bit mez.. O kadar ki coktur.. 

Hepsinin dayanagi §u on millettir: 

• Kiif far.. 

• Tabaiyye.. 

• Felasife.. 

• Seneviyye.. 

• Mecus.. 

• Dehriyye.. 

• Berahime.. 

• Yahud.. 

• Nasara.. 

10. Muslimun.. 

Bu anlatilan taifeden hangisi olursa olsun; Al- lah-u Taala: Bir kismini, cennet i^in; bir 
kismini da, cehennem igin yaratmi§tir.. 

Hele gegmi§ zamanlardaki kiiffara bir bak: O zaman da peygamberlerin daveti ula§mayan bel 
gelerde olduklan halde, yine ikiye aynlmi§lardir.. 

Onlann bir kismi hayir i§lemi§; Allah-u Taala, cennet mukafati vermi§tir.. 

Bir kisimlan da §er i§lemi§; Allah-u Taala ce hennemle cezalandirmi§tir.. 

Kitap ehlinin durumu da budur.. 

§eriat gelmeden evvel, onlar icin hayir §uydu: Kalblerin kabullendigi, nefislerin sevdigi, 
ruhlann ho§landigi.. 



Seriat geldikten sonra da, onlar icin hayir §u oldu: Allah'in kullannin ibadet emrine uymasi.. 

Seriatin niizuliinden once ser ise., §u idi: Kalb lerin kabul etmedigi, nefislerin kotii gordiigii, 
ruhlann aci duydugu.. 

Seriatin niizuliinden sonra ise., §er: Allah'in 

kullanna yasak ettigi §eyler oldu.. 

Biitiin bunlar, Allah'a ibadet ederler.. Ama, .nasil ibadet etmeleri uygun ise, oyle.. 

Zira onlan, Allah-ii Taala. zati icin yaratmi§tir., kendileri icin degil.. 

Onlar, hakki oldugu §ekilde, Yiice Hakkindir.. 

Sonra.. 

Subhan olan Yiice Allah, biitiin bu milletleri: isimlerinin, sifatlannin hakikati olarak 
yaratmi§tir.. Hepsine zati ile tecelli eylemi§tir.. 

Bu sebeple: Biitiin ziimreler, ona ibadet eder ler.. 

KUFFARA GELELIM: 

Bunlar, bizzat Allah'a ibadet etmektedir.. 

Soyle ki: Subhan olan yiice Hak ba§tan sona, bu varhgin hakikatidir.. Kiiffar da bu varhk ciim 
lesinden sayildigina gore., onlann hakikati odur.. 

Onlar, kendileri icin bir RABB olmadigi yolunda inkara sapip kafir oldular.. 

Bu boyledir.. Ciinkii, Allah-ii Taala onlann hakikatidir.. Onun icin bir RABB olamaz.. Mutlak 
RABB kendisidir.. 

Boylece onlar, aynen zatlan neyi gerektiriyor sa., ona gore ibadet ettiler... 

PUT A IBADET EDENLERE GELELIM: 

Bu dahi, Yiice Hakk'in varhk sirnna dayanir. O: Hiilulsiiz, katiksiz olarak, viicud zerreleri nin 
her birinde, kemali ile vardir.. 

Bu acidan, Yiice Allah, onlann ibadet ettigi put lann dahi hakikatidir.. 

Bu manaya gore: Ancak Allah'a ibadet etmis. olurlar.. 

Bunun boyle olmasi onlann bilmesine miihtac degildir.. Ayni §ekilde, onlann niyetlerine de 
muhtac degildir.. 



Zira: Hakikatlerin gizliligi ne kadar uzarsa uzasin; elbette is. neyse., onun ustiinde agik zuhurla 
n zaruridir.. 

§u mana da, onlann igten Hakk'a tabi olduk lannin sirndir.. 

§oyleki: Onlann kalbleri, bu i§te hayir olarak lehte onlara sehadet eder.. itikadlan da bu i§in 

hakikatina baghdir.. 

Bu mana ise.. Kulunun ona ait zannidir.. 

Bu manada, §u hadis-i §erif onemlidir: 

— «Muftuler fetva verse dahi: kalbine dani§..! 

Bu kalb fetvasi umumi manadadir.. Hususi kalb fetvasina gelince., o zaman i§ degi§ir.. 

Her kalb dogru fetva veremez.. Her kalbden fetva sorulmaz., dani§ilmaz.. 

Bundan bazi kalbler murad edilmi§tir; hepsi degil.. 

Bu, itikada dayah incelik; onlann yaptigi i§in hakikatina uygundur.. Onlan, bu yoldan 
hakikat, i§in zuhuruna ceker gotiirur., ama, ahirette.. 

Allah-u Taala bu manada §oyle buyurdu: 

— «Her cemaat, kendilerinde olanla sendir-» (30/32) 

Yani: Dunyada da boyledir; ahirette de.. Bu boyledir.. ^unkii: isim musemmadan ay nlmaz.. 
Onlan §enlikle isimlendiren odur.. Onlan, bu §ekilde vasiflandirdi.. 
Bu vasif ise., mevsufa mugayir degildir.. 
Ancak: 

— Her cemaat, kendilerinde olanla §en oldu.. 

Denseydi.. o zama n, bu fiil sigasi ile gelmi§ olurdu.. Yukandaki manaya aykin du§erdi.. 
Muzari sigasi ile: 

— §en olur... 

Deseydi.. o zaman, arada bir acikhk olurdu.. 

Amma, isim boyle degildir.. O, siirenin deva mini gerektirir.. 

Yani: Onlar, diinya hayatinda yaptiklan ile sendirler.. Ahirette ise., halleri ile §endirler.. 
Ellerinde bulunanla daimi bir §enlik igindedirler.. 

Bu mana icabidir ki: Dunyaya geri gevrilseler; yine kendilerine yasak edilen §eyi yaparlar.. 
Yaptiklan i§in sonucunu azap bildikleri halde.. Zira o i§te, bir lezzet, liituf bulurlar.. Bu lezzet 
dahi, o azapta bekalannin sebebidir.. 

Zira Hak Taala'nin rahmeti icabidir ki: 



Kuluna ahiret azabi diledigi zaman, onun igin bu azapta gizli bir lezzet yaratir. Azap gorenin 
cesedi de, ona a§ik olur.. 

Boyle olur ki: O azaptan Allah'a ilticasi ve o azaptan Allah'a siginmasi yerinde bir §ey 
olmaya.. O lezzet, onun igin var oldukga azap iginde kala.. 

Ama, Allah -ii Taala, onun azabini hafifletmeyi diledigi zaman, o lezzeti yitirir.. O zaman 
rahme te yonelmeye muztar kahr.. Allah-u Taala'nin §ani odur ki: Muztar kalmi§in duasina 
icabet ede.. 

I§bu durumdaysa.. o kulun azaptan Allah'a il ticasi ve ona siginmasi yerinde olur.. Hak Taala 
ise.. onun siginmasini kabul buyurur... 

Yukanda anlatilan mana icabidir ki: Kiiffarin Allah'a ibadeti zatidir." 

Onlann bu §ekilde ibadeti, her nekadar kendi lerini saadete goturiir ise de., dalalet yoludur.. 

Dalalet yolu olmasi da, o yoldan saadet husuliinun uzadigidir.. 

Zira o yoldan gidene, hakikatler inki§afi, an cak ahiretin azap tabakalanna girdikten sonra 
mumkundiir.. Bunlann tiimu, diinyada tabiat ate§i tabakalanna dalmasinin cezasidir.. 
Be§eriyeti ica bi onlara, sozle dalmi§ti; i§le dalmi§ti; halle dalmi§ti.. 

Bu cezasini bitirdikten sonra, Allah'a vardiran yolunu da kat etmis. olur.. Bunun boyle olu§u, 
ken disine gelen nidanin uzaktan olu§udur.. 

Ancak, bu hallerden sonra, ilahi saadetine nail olur.. ilk adimda yakinhk bulanlann erdigine 
erer.. 

Bu ilklere yakindan nida gelmi§tir... A n 1 a.. 

TABIATgiLARA GEgELIM ; Bunlar, Allah-u Taala'ya dort sifati cihetinden ibadet ederler.. 

Bu ilahi dort sifat §unlardir: Hayat, ilim, kud ret, irade.. 

Bunlar, viicud binasinin ashdir.. Hararet, biirudet, rutubet, yiibuset ise., o dort sifatin, bu kai 
nat alemindeki zuhur yerleridir.. 

Rutubet, hayatin zuhur yeridir.. 

Biirudet, ilmin zuhur yeridir.. 

Hararet, iradenin zuhur yeridir.. 

Yiibuset, kudretin zuhur yeridir.. 

Butun bu zuhur yerlerinin hakikati ise., anlatilan sifatlann sahibi olan Yiice Subhan'dir... 

Anlatilan zuhur yerlerinde var olan, bu ilahi incelik, sair tabiatgilann ruhlanna da agihnca; bu 
ilahi dort vasfin eserim de, gordukten sonra., bu varhgi: Hararet, biirudet, yiibuset ve rutubete 



bagladilar.. 

Ve., kabiliyetler, ilahi istidat ciheti ile bildi ki: Anlatnan sifatlar, bu suretlerin manasidir.. 

Yahut: 

- Bu kaliplann ruhudur.. 

- Bu zuhur yerlerinde zahir olanlardir.. 
§eklinde anladiklanni da soyleyebilirsin.. 

I§bu sirnn icabidir ki: Anlatilan tabii kuvvet lere ibadet olundu.. 

Bazisi bunu bilerek yapti.. Bazisi da bilmeden ' yapti.. 

Bilen onde gitti; cahil de katildi.. 

Her ne ise., onlar, Hakk'in abid kullandir.. Amma, sifat cihetinden.. Neticede i§leri saadete ula 
§ir.. Tipki, bunlardan once anlatilanlann durumu gibi.. 

Islerinin binegi olan hakikatlerin zuhuru ile, durum anlatildigi gibi olur... 

FELSEFECILERE GELELIM : 

Bunlar Yiice Siibhan'a isimleri cihetinden iba det ederler.. 

Zira: Yildizlar, onun isim mazharlandir.. Allah -ii Taala ise., zati ile, onlann hakikatidir.. 

§oyle ki: 

Giine§, Allah isminin mazhandir.. Nuru ile, biitiin yildizlann yardimina ko§ar.. Tipki: Biitiin 
isimlerin, Allah isminden yardim aldiklan gibi.. 

Kamer, (ay) Rahman isminin mazhandir.. Zira: Yildizlann en kamilidir.. Giine§in nurunu 
ta§ir.. Tipki: Rahman isminin, biitiin isimlere nazaran, en yiice mertebeye sahip oldugu gibi.. 
Bunun beyani daha once, kendi yerinde yapildi.. 

Mu§teri, Rabb isminin mazhandir.. Zira o: Se mada yildizlann en saadetlisidir.. Tipki: Rabb is 
mi, mertebeler icinde ozel bir mertebeye sahip ol dugu gibi.. Zira o: Merbubun hukmune gore, 
kibriya kemalini §umulune almi§tir.. 

Ziihal., bu yildiz, vahidiyet mazhandir.. Zira, biitiin felekler onun kapsamina girer.. Tipki: Bii 
tun isimler ve sifatlar vahid ismi altinda oldugu gibi.. 

Merih, kudret mazhandir.. Zira o: Kahhariyet fiillerine ait bir yildizdir.. 

Ziihre ise., iradenin mazhandir.. Zira o: Ken di oziinde, cok seri bir tekallube sahiptir.. Ayni 
§e kilde Yiice Hak: Her an bir ba§ka §ey murad eder.. 

Utarit, ilim mazhandir.. Zira o: Semada katiptir.. 



Baki kalan malum yildizlar ise., onun giizel isimlerinin mazharlandir., ki onlar, sayilabilirler. 

Bilinmeyip baki kalan yildizlar ise„ sayiya gel meyen isimlerin mazharlandir.. 

I§te., felsefecilerin ruhlan, bu manalan tadinca.. ki bunu: idrak yonii ile tadarlar.. Bu idraki 
ise., kendilerinde var olan, ilahi fitrat istidadindan ahrlar.. 

I§bu durumda, anlatilan yildizlara ibadet etti ler.. Bu ibadet ise., her yildizda bulunan ilahi 
latife igindir.. 

Sonra.. 

Hak Taala bu yildizlann hakikati olduguna gore., onun zati namina mabud olmasi icab eder... 
Onlann ibadeti, bu sirra dayahdir.. 

Bu varhkta, Ademoglu ve onun di§inda kalan hayvanatin ibadet etmedigi hig bir §ey yoktur.. 

Mesela: Bukalemun, giine§e ibadet eder.. 

Mesela: Necaset bocegi kotii kokuya ibadet eder.. 

Ve.. hayvanatin diger ge§itleri... 

Bu varhkta, Allah'a ibadet etmeyen hig bir canh yoktur.. 

Ya takyid yollu ibadet eder, ki bu: Zuhur yerine veya yaratilmis. bir §eydir.. 

Ya da itlak yolludur.. 

Itlak yollu ibadet eden, muvahhiddir.. Yani: Tevhid ehlidir.. 

Takyid yollu ibadet eden ise... §irk ehlidir.. mu§riktir... 



Hasih: Anlatilanlann ve anlatamayanlann tumii, hakikat uzere Allah'a ibadet etmektedir.. 
§unun igin ki: Hakkin varhgi ondadir.. 

Zira, Hak Taala, zati cihetinden §unu iktiza eder ki: Hangi §eyde zuhur ederse., o §eye ibadet 
oluna. 

Halbuki o: Kainatin biitiin zerrelerinde zuhura gelmi§tir.. 

Bundandir ki: insanlann bazisi tabiata bagh §eylere viicudun ashdir diye ibadet etti. Onlardan, 
yildizlara ibadet edenleri de var.. Madene ibadetleri de var.. Ate§e ibadet edenleri de var.. 

Hasih: Varhkta hig bir §ey yoktur ki: Bu alem-de bir §eye ibadet etmi§ olmasin... Ancak, 
MUHAMMEDI olanlar mustesna.. 

Bunlar, mutlak yoldan, Allah'a ibadet ederler.. 



Bu ibadetlerini mahlukat parcalarmdan hig bi ri ile takyid etmemi§lerdir.. Biitiin varhk olmasi 
yonii ile, ona ibadet etmi§lerdir.. 

Sonra.. Bunlann ibadeti, bir yana bagh, bir yandan ayn; batina bagh, zahirden ayn oimak gi 
bi bir ilgiden yana da pek nezihdir... 

Bunlann yolu: Sonunda zatina vardiran Allah'in yoludur.. 

Bu sebepledir ki: ilk adimda yakinlik derecesini bulmu§lardir.. 

Bunlar o ziimredir ki, Allah-u Taala, §u ciirn lesi ile onlara i§aret etmi§tir: 

— «i§te.. bunlar, yakin mekandan nida olunmu$lar..» (50/41) 

Bunlar, cihet yonii ile, tabiata bagh §eylerden birine, yildizlara ibadet edenlere benzemezler.. 

Hele putcular ve benzerleri gibi hig degildirler.. Zira, putculann durumuna §u ayetle i§aret 
olunmu§tur: 

— «Bunlara uzaktan nida olunur...» (41/44) 

Zira, bunlann Hakka donu§u, ancak ibadet et tikleri zuhur yoniinden olmaktadir.. Sadece, ona 

o oldugu icin ibadet ettiler, Hak bilerek degil.. Boyle olunca da onlara ba§ka yonden bir zuhur 

olmadi.. 

Ibadetlerine dayanak bildikleri bu durum ise., onlara gore uzakhgin taa, kendisidir.. 

Ancak... Ancak... esas konaga vardiktan sonra., uzaktan caginlan da, yakindan cagnlan da 
ayni olur" 

Bunu anla; olur mu? 

SENEVIYYE KISMINA GELELIM: 

Bunlar, Yiice Allah'a zati cihetinden ibadet et tiler. Zira, Allah-u Taala, biitiin zidlan oziinde 
top lar.. Hakka ait mertebeleri, halka ait mertebeleri §iimulune ahr. 

Iki vasifta, iki hukumle zuhur eyledi.. 

Dunya ve ahirette, iki sifatla zuhur eyledi.. 

Hakka bagh hakikate mensup olan, nurlarda zahir olandir.. 

Halka bagh hakikate mensup olan da, zulmet ten ibarettir.. 

I§bu ilahi sir icabidir ki: Nura ve zulmete iba det ettiler.. Zira, bu ilahi sir:lki vasfi, iki ziddi, 
iki itiban, iki hiikmii camidir.. Onun bu cami olu§ §eklini, nasil istersen oyle soyle.. Nasil 
dilersen oyle hiikmeyle.. 

£unku Siibhan Allah, o diledigin §eyi ve ziddi zati ile camidir. . 



Hasih: Seneviyyeler, Yani: Puta ibadet eden ler, bu ilahi latife icabi ona ibadet ettiler.. Bu iba 
det §ekli de, Yiice Subhanin zati nasil iktiza ediyor sa.. Oyle oldu.. 

£unkii: Hak, olarak isimlendirilen odur.. Halk olarak isimlendirilen odur... Nur odur; keza 
zulmet- de.. AMMA MECUS.. 

Bunlar, Allah -u Taala'ya AHADIYET yonii ile ibadet ettiler.. 

§undan ki: Ahadiyet, butiin mertebeleri isim- leri ve sifatlan ifna eder.. Ate§ de aynidir.. 

O da, anasir arasinda en 90k giice sahip olan dir.. En ustunudiir.. Hizasina gelen butiin tabii 
kuvvetleri yok eder.. 

Ona yakla§an her tabii kuvvet, mutlaka galip kuvveti ile ate§e cevrilir.. 

Ahadiyet de aynidir. Ona mukabil duran isim ve sifat mutlaka onda" kaybolur.. Onda 
muzmahii olur.. 

I§te.. Onlann ate§e ibadetleri, bu latife icabi dir.. O ate§in hakikati ise.. Allah-u Taala'dir.. 



Heyula zuhurundan once, tabiat rukunlerinin 3 ruknuydu.. Ki bunlar: Ate§, hava, su ve toprak 
tir.. 

O heyula bu riikunlerinden hangisine isteseydi; o zaman girebilirdi.. 

Ancak, bu riikunlerden birinin suretini giy dikten sonra, artik o suretten scyunamaz.. Boyle bir 
§ey onun icin mumkiin degildir.. Ba§ka bir surete de artik giremez.. 

Vahidiyet goziinde, esma ve sifatin durumu da aynidir.. 

Bu esma ve sifatlardan her birinin ikinci bir manasi da vardir.. 

Mesela: Miin'im, muntekimin kendisidir.. 

Ancak, isimler, ilahi mertebelerde zuhura ge lince., o zaman her isim, iktiza ettigi hakikati ifa 
de eder.. 

I§te., o zaman, Miin'im muntekimin ziddi olur..; 

Ate§ ise., tabiat kuvvetlerinin sirasina gore, isimlerden vahidiyetin mazhandir.. 

Ne zaman ki, Mecus ruhlan, bu miskin kokusu nu aldi; ba§ka koku almaktan yana nezleye 
tutul du; alamadi. 

Ve., ate§e ibadet ettiler.. 

Amma, Vahid, Kahhar Allah'tan ba§kasina iba det etmediler.. 



DEHRIYE FASLINA GELINCE.. 

Bunlann ibadeti, Yiice Hakk'a hiiviyeti yonii iledir.. 

Bu manaya i§aret olarak, Resuliillah S.A. efendimiz §6yle buyurdu: 

— " Dehre sovmeyiniz; zira dehr, o Allah'tir.." 
Bu, onun hiiviyetini ifade eder.. 

BERAHIME ISE.. 

Bunlar, mutlak yoldan. Allah'a ibadet ederler.. ibadetlerini ne nebi cihetinden yaparlar; ne de 
resul.. 

Bunlar derler ki: 

— B u viicudda ne varsa o. Allah icin mahluktur.. 

Bu sozleri ile onlar, bu varhkta yiice Allah'in vahdaniyetini ikrar ederler.. Ama, nebileri ve 
resulleri inkar ederler.. 

Bunlar. kendilerini Ibrahim evladi sanirlar.. 

Kendilerinin yaninda bir Kitap oldugunu, bu kitabi da, Ibrahim Halil a.s. kendiliginden yazdi., 
diye anlatirlar.. 

— Kitap Rabbi katindan geldi.. Demezler.. 

— O kitapta hakikatler anlatihr.. Be§ ciizdiir.. Bundan dort ciizii, herkesin okumasini mu bah 
sayarlar.. 

Be§inci ciizii ise., kendilerinden ancak bazi fertlere, okumayi mubah sayarlar.. Bunun sebebi 
ise., onun derinligidir.. 

Onlar arasinda bu be§inci ciizii okuyan me§hur olur.. 

Bunlann netice yolu islama cikar.. Resuliillah S.A. efendimizin dinine girer.. 

Bu taife cogunlukla Hind iilkesinde bulunur.. 

Orada, birtakim insanlar vardir ki; bunlann kihgina girerler, BERAHIME olduklanni iddia 
ederler, ama bunlardan sayilmazlar.. 

Bunlar, BERAHIME arasinda puta ibadetle taninmi§tir.. 

Halbuki, onlardan biri puta ibadet ettimi, kendilerine gore BERAHIME sayilmaz.. 

Hasih: 

Yukanda cins cins anlatilan ziimreler, bu iba et §ekillerini kendilerinden icad ettikleri icin; 



§ekavetlerine sebep oldu.. 

Is terse, bu i§, onlan saadete gotiirsun.. 

Zira §ekavet: Saadet zuhurundan evvel., onlann sabit kildiklan uzakhktan ba§ka bir §ey de 
gildir.. 

I§te.. §ekavet bu manadir., anla.. 

insan-i Kamil cilt 2 - Abdulkerim Ceyli, Ugdal Ne$riyat, ist-1980 

Insanin Yiiceligi ve Guenoniyen Batinilik Ziibeyir Yetik 

Tasavvuf un u<j vechesi (S.131 136) 

" Tasavvuf konusunda ve dolayisiyla §u ana degin soylenmis. olanlar ve bundan sonra da 
soylenecekler cevresinde kimi "yanli§" degerlendirmeler yapmamak, "ya rulgi" turii yargilara 
saplanmamak igin bir noktayi daha aydinlatmakta yarar vardir: 

"Tasavvuf, belli bir anlam yiikii ta§iyan, belirli bir igerigi olan salt ve yahn bir kavram olarak 
ahnmamalidir. Onu boylesine yahn bir baglamda almak, giinkii, tek yanh bir bakis. olacagi 
igin, sonugta, kimi karga§a ve an la§mazliklara, tarti§malann siiriip gitmesine yolacacakur. 

Tutarh bir belirlemede bulunabilmek igin, kesinlikle, bu ad ya da kavrami "olay", "olgu" ve 
"olu§um" bazlannda, ayn ayn, irdelemek gerekecektir. Gorungu/gorunus. olarak tasavvuf.. 
Gergekligiyle/durum olarak tasavvuf.. Ve, geli§imi igerisinde, siireg olarak tasavvuf.. 
Bunlardan her biri, tumii birden "tasavvuf diye anilsa da, bilinse de, her biri digerinden ayn 
bir ozellik belirtir ve olayin ele ahni§i sirasinda bunu goz oniinde bulundurmak kimi karma§a 
ve kama§malan onler; daha saghkli bir yonelim igin gerekli aydinhk ve sinirlamalan, bakis. 
agisinda ihtiyag duyulan tutarhhgi saglar. 

"Olay olarak tasavvuf, bir gorungu, bir goriintii, bir goriinu§tur. Bilindigi gibi, goriinu§ler, 

olaya bakan kimselerin yorumlanyla biiyiik olgiide bagimhdir. 

Gorii §, olayla ilgilenen kimsedeki deger yargilanna ve yerle§ik sanilara, kanilara gore 

bigimlenir. 

Islam aleminde, hemen herkes denilebilecek olgiide biiyiik bir gogunluk, gocukluk yillanndan 
ba§layarak "§eriat tarikat hakikat" vurgusunu i§ite i§ite yeti§ir. "Tarikat" in ve dolayisiyla 
"tasavvufun giiniibirlik dinden, §eriattan daha ileri diizeyde bir "dindarhk" oldugunu kabule 
hazirlayici bir "iklim"in gok ustaca bir bigimde olu§turulmu§ olmasidir, buna yol agan. Veli 
menkibeleri, tiirbe ziyaretleri, riiyalar, kimi psikolojik anlatilar, §unlar ve bunlarla kurulmu§, 
geli§tirilmi§ ve besleneduran bir iklim.. 

Daha "list" bir katmanda goriinmek isteyenlerin "tasavvuf! hikmet"ten soz etmeleri, "ehl i 
tarik" kimsele rin diiz miisliimanlar kar§isindaki tafralan, eksik ve yanh§lannin bilincinde 
olan muslumanlann bu eziklik iginde yakalayamadigi "tamamiyet"in ozlemiyle "acaba tarikat 
mi?" diye du§unurken digerlerinin tafrasi kar§isinda "ben kim, tarikat kim?" tiirii ikinci bir 
"eziklik"e yuvarlanmalan, ozellikle de binlerce kimbilir belki de onbinlerce yilhk bir 



"birikim"in desteginde "insan psikolojisi" ve etkileme yontemlerini iyi bilen "dai/gaginci" 
kimlikli propagandistlerin gabalan da anilan "iklim"e katihnca, "diiz musluman"in goziinde, 
tarikat ve dolayisiyla tasavvuf, 90k onemli, eri§ilemez, dil uzatilamaz, imrenilmesi gereken, 
en azindan saygi duyulacak bir "kurum" konumuna gelmektedir. 

I§te, "tasavvuf" bir "olay" olarak, bir "goriingu" olarak, budun Dinine daha iyi sanlma 
yontemi.. Ustaca ser gilenen bir tablonun gekici goriintiisu... 

"Olgu olarak tasavvuf ise, kesinlikle, bu gorulenden ya da sanilandan 90k daha farkhdir, 
islam'i daha iyi ya§ayabilmek, kotiiluklerden uzak kalabilmek, Allah nzasi na 50k daha fazla 
yaklas, abilmek gibi amaglarla, zahid ve muttaki kimlikler edinmek uzere §u ya da bu tarikatta 
bulunanlardan higbirine herhangi bir inanci isnat etmek sizin ve higbirinin dinsel duyarlihgina 
golge du§iirmeksizin ve hig kimsenin inang ve ibadetleri konusunda yargi da bulunmaksizin 
hemen belirtelim ki, "tasavvuf, adina "islam Tasavvufu" da deniliyor olsa, Allah'i "tevhid" 
bigiminden "Kitab"abaki§ tarzina, Peygambere/peygamberlere iman konusundan "ahiret" 
anlayi§ina vanncaya dek her bakimdan ve her alanda ve her yonuyle Hazreti Muhammed'in 
getirdigi islam'dan daha ba§ka bir "IslarrTdir. Ve, bu ba§kahk "varhk"a yonelik baki§tan, 
"bilgi"ye ili§kin degerlendirmeye dek her alanda gozlemlen mekte; hatta, "ibadet" anlayi§ina 
kadar uzanmaktadir. Nitekim, ileride, yer yer ve zaman zaman bu farkhhklar, "kar§it" 
denilebilecek boyutlara varan bu farkhhklar vurgulanacaktir. "Olgu olarak tasavvuf, yani, 
tasavvu fun gergegi, ozii, "has oda"dakilerin ta§idigi iman, "ketumiyet" sebebiyle ve "anlatilsa 
da anlamaga takat getire mezler" gibisinden bahanelerle gizlenen temel inanglarla bigimlenen 
sistem, bu... Kendi deyimleriyle, agiklandi ginda ta§lanmalanni gerektirecek ilke ve 
du§unceler, bunlara olan iman.. Ve, gergekte, "insanhgin ortak mirasi"... Uzerine "peygamber 
varisi" yazilmis. bayragi ellerinde sallayip durmalanna kar§in, "velayet"i "nubuvet"ten iistiin 
sayici bir anlayi§la "velayet" sahibi olduklanni one siiren bu kimseler, evet, gergekte 
"peygamber varisi" degil de, "insanhgin ortak mirasi"nin varisleri. "Olgu olarak tasavvuf, i§te, 
boyle. 

A^amalar: 

"01u§um olarak tasavvufa gelince... Tasavvuf baghlannca "ilk sufiler" olarak tanitilan 
muslumanlann hayir lilan, gergekte ve gergek bir siireg baglaminda bir olu§um zincirinin ilk 
halkalan olmadiktan halde boyle gos terilip, tiim muslumanlann imrendigi ve oykundugii 
kimlikler olarak, "tasavvuf propagandacihgi baglaminda birer "okse", "tasavvufu savunma ve 
aklandirma dogrultusunda ise "siginak" olarak i§levlendirilen bir konumda 
degerlendirilmi§lerdir. Oysa, bu hayirh kimselere yonelik bu tutumlan, gergek anlamda igten 
ve sadik bir "izleyicilik" degil, starateji ve taktik geregi ba§vurulan bir sahiplenmedir. 

Nitekim, '"sufiler"in yaptiklan ilk i§, bu "izlerince" gittiklerini one surdiikleri kimselerin 
davranis. bigimlerini garpitarak benimsemek ve anlatmak olmu§ tur. Onlann guniibirlik 
ya§amda uyguladiklan Kur'an ve Sunnet'e da yah olgiiler, "sufiler" eliyle yorumlanarak, farkh 
igerikli bir yapiya oturtulmu§tur. Bu, "tasavvufun olu§umu dogrultusundaki birinci a§amadir 
ve bu a§amadaki yorumlardir ki, Kur'ani kavramlar gift anlamh bir gorunii§e buriindurulmu§; 
Kur'an 1 Kerim'de ya da Hadislerde gegiyor olmasindan oturii hig kimsenin kar§i gikmayacagi, 
tersine, dort elle sanlacagi "kelime"ler bu yaniyla "okse", gibi kullanilmis. ve yakalananlara da 
ayni kelimeye yiik lenmis. daha yeni anlamlar "ilkah edilerek/a§ilanarak" insanlar birer iki§er 
donu§ume ugratilmi§tir. Bir agaca bir ba§kasindan getirilen gubugun asjlanmasi gibi.. Govde 
ayni olsa da, i§te, agag, a§ilanan gubuga gore meyve verecektir. Ve, nitekim, islam govdesine 
"yorumlar" ve "yorumlama"larla yapilan a§i sonunda, o govdeden "insanhgin ortak mirasi"nin 



meyveleri fisjarmaga ba§lami§ tir. Bu meyveler, kesinlikle islam'in degildir ve "olu§um olarak 
tasavvuf baglaminda ilk ba§kala§im bu noktada, boylece ba§lami§tir. Bu olayi, biz, islam'in 
diger inanclan tasfiye ederek ozumlemesi diye alamayiz; bu yondeki du§iinceleri dogru 
sayamayiz, ciinkii, govde islam'in olsa da meyve onun degildir ve Muhammed Ummeti, 
Muhammedi olmayan meyvelerden gida almaga, beslen mege ba§lami§tir. Bu tutum, "izince 
gitmek" degil, belki kendi verimlerini bir ba§kasinin agmis. bulundugu kanal dan yararlanarak 
diger insanlara ula§tirma eylemidir ve bu durumda da izleyicilikten 50k "kullanicihk" soz 
konusu edilebilir. 

01u§um olarak tasavvufun olu§ma siirecinin ilk basamagindaki "yorumlama"nin hemen 
ardindan "kavramla§tirma" diye adlandinlmasi mumkiin bir a§amaya girilmi§tir. Aradaki fark 
§uradadir ki, ilkinde islam'in giinii birlik ya§ama ili§kin olciileri yorumlarla yeni anlamlara 
kaydinhp, beyinler bu dogrultuda ko§ullandinlmi§ken, ikinci a§ amada, bu ko§ullandinlmi§ 
beyinler artik kabule hazir bulunduklan kimi yeni kavramlann kapisina iletilmi§lerdir. 
"insanhgin ortak mirasi" inane ve du§iinceleri kendi minderinde, islam adina, yenmege 
soyunmak gibi cok iyi niyetlerle ayaga kalkan Kelam'in da, sava§in sirasinda, onlann 
yontemlerini kullana kullana dolayh bir katihmda bulundugu "felsefe"yle tani§ik duruma 
gelmi§ bir ortamda, bu iletilme i§i, evet, dogrudan dogruya "felsefe"nin giindemlere 
ahnmasiyla ger^ekle^tirilmi^ti. Qok gegmeden, "tasavvuf, kendi sorunsallanni felsefi" bir 
duzlemde ortaya koymaga ba§lami§ti. Artik; ruh, nefis, mana, madde, yaratici, yaratih§, 
varhk, yokluk, birlik, gokluk, evvel, ahir, kidem, beka, fena, bilgi, vahiy, marifet, zaman, 
mekan, irade, eylem, durum, tutum, hatta: iman, kiifiir, giinah, sevap, helal, haram, miibah, 
mekruh, haliyle: farz, vacip, siinnet, en temelde de: zahir, batin gibi akla gelen ve gelmeyen 
butiin kavramlar "felsefenin aydinhgi"nda tarti§ihyor, sonu^landinliyor, benimseniyor ve bu 
yolla da yeni bir "kavramla§tirma" yapilarak yeni yeni kavramlar Musliiman beyinlere, 
ruhlara, goniillere, zihinlere i§leniyordu. 

Bu yeni yontem hem uzun bir egitimi, hem de tepki almamak igin "gizli"ligi gerektiriyordu. 
" Avamin kavrayamayacagi ger^ekler" ! ku§ atma sevdasina dii§enler, i§te, andigimiz bu 
"gereklilik"ten otiirii "ozel" egitime ahni yor, bir yerlerden ahnip bir yerlere goturulme siireci 
ola rak gozlenen bu egitim sirasinda da, kavram ve yorumlan benimsenen kesimin egitim 
yontemlerine de ba§vurul uyor ve boylece, "ogretmenler" birer "miir§id", "ogrenciler" birer 
"talip/miirid", "egitim siireci" de "seyr i siiliik" oluyordu. Kemal noktasini Suhreverdi'nin 
"i§rak" felsefesinde tutan "birden bire ve dogrudan dogruya aydinlanarak gercegi bilme" 
egilim ve yontemi bu "seyr i siiliik" siirecini oldukca karma§ik ve zorlu bir disipline 
donu§turiiyordu. Yola giren herkes Kur'an 1 Kerim'de aranmasi gereken gercegi ve gercekligi, 
biraz daha fazla sini da dilemis, olarak, "seyr i siiliik" yontemleriyle "dogrudan dogruya" 
bulma, ele gecirme, "ke§f etme amaciy la didinirken, bu arada, "dayani§ma" ya yonelik bir 
"orgii tlenme" de kendini gosteriyordu: Tarikatler. 



Kur'an islam'imn yerine "Tasavvuf islam'i oturtulmu^tur." (S.141 143) 

"Kur'an islami"mn yerine "Tasavvuf islami" oturtulmu^tur. " 

Muhasibi ve Ciineyd gibi isimlerle ba§layip, Serrac ve Kelabazi gibi ki§ilerle siiren, Ku§eyri 
ve Gazali gibi kimselerce geli§tirilen, §eyh'iil Irak §eha beddin Suhreverdi ve Muceddid i Elf 
i Sani Ahmed Serhendi gibi adlar eliyle de bir "ogreti"ye donu§turulen " onanm" 
dogrultusudur. Kimi zaman torpuleme, kimi zaman gerekcelendirme, kimi zaman tevil etme, 
kimi zaman dengeleme biciminde gercekle§tirilen bu "onanm", "ba§kala§im" siirecinin 



"islam'i ba§kala§tirma"ya ko§ut yiiriiyen bu "islam'da ba§kala§ma"ya yolagici kolu, ger gekten 
de, oldukga ilging bir seriiven ya§ami§tir. Bu dogrultudakiler islam'in "sufiler"den yedigi 
darbeler iizerine, soziimona, bu darbelerin agtigi yaralan onamaga gah§ir larken, gergekte, 
"tasavvufu onarmi§lar; islam'in savunmasini yapiyor gabalan igindeyken, bu gabalanyla, hep, 
yine mutasavviflara sanlabilecekleri gerekgeler, dayanabilecekleri dayanaklar, 
tutunabilecekleri tutamaklar, one siirebilecekleri kanitlar saglami§lardir. £unku, bunlar islam 
ile Tasavvufun her tosla§masinda, islam'in yara aldigim gordiikge, tutup da o yarayi 
savsaklanmis. kimi olgiileri diriltip onunla saracaklanna, hep, toku§ma sira sinda islam'da yara 
agan Tasavvuf sivriliklerine bakmi§lar, islam'in o yaninin noksanhgindan otiirii yara aldigim 
sanmi§lar ve islam'i soziim ona yeni bir donanima kavu§turmak igin Tasavvufun o yanini ahp, 
hemencecik, islam'a yamama cihetine gitmisjerdir. Elbette, yama olarak getirilen parganin 
islam'in biinyesince di§lanmamasini, yamanin tutmasini saglamak igin de, islam'in olgiile rini 
tevillerle "macun" yapip, boylece elde ettikleri kan§imi sundure sundiire yamama i§ini 
gergekle§tirmi§lerdir. Buysa, bir yandan, Tasavvufu kimi kavram ve kuramlannin islam'a 
eklenmesi, diger yandan da o sivriliklerin "ilsak"ini saglayan "macun"un doniip dola§ip 
Tasavvufu aklayici bir gerekge olarak kullanilmasi ve dolayisiyla bu "ogreti"nin aklanmasi 
sonucunu verir olmu§tur. Bu; tasavvufun kimi kavram, kuram ve yontemleriyle "sagaltim" 
yapilmak istendigine gore, gergekte, bilincinde olmaksizin da olsa islam'i eksik ve yetersiz 
goriiyor olma anlamini ta§ir. Oysa, Yiice Allah'in "tamamladim" dedigi, segtigini bildirdigi bir 
"din"de eksiklik varmi§casina "tamamlama" i§ine kalki§mak, tek kelimeyle, abesle i§tigaldir... 

Yukanda "yamama" benzetmesi yapmis. olmamiza kar§in, olay, gergekte bir "i§gal" olayidir 
ve islam'da bas. kala§ma da, i§te, bu "i§gal"in sonunda ortaya gikmi§tir. §oyle: 

"islam'i ba§kala§tirma" siirecini yiiriitenler olarak i§levlenen birinci kolun guduciileri eliyle 
getirilen, ureti len, turetilen herhangi bir kavram, bir kuram ya da bir yontemin, birden, 
islam'a ozgii alan iginde kol gezdigi goriilmus.tur; gorulunce, goriildugunde... Ne pahasina 
olursa olsun bunun islam'la bagda§ir yam olmadigini belirterek, onu tardetmek ve gezdigi 
yerleri de dezenfektanlarla temizlemek gerekirken, buna giig yettirilemeyince, "islam'da 
ba§kala§ma"ya yol agan diger koldakilerce Ayet ve Hadis'lerin tevili ile ona bir islam elbisesi 
giydi rilmek istenmi§tir. Elbisenin giyene uydurulmasi igin de, elbette, daraltma, geni§letme, 
kisaltma, uzatma, kesimini degi§tirme gibi yollara ba§vurulmu§; boylece rengi tutsa da bigimi 
uymayan bir giysi ile o kavram, kuram ya da yontem, soziim ona, islamile§tirilmi§tir... Bir, 
iki, tic, dort, be§, onbe§, yiizbe§, binbe§... Derken, birden bire islam'a ozgii alanin bu tip 
giysiler icindeki kimselerce i§gal edilmis. bulundugu bir durum ortaya cikmi§tir. Bu ga 1 rip 
elbise icindekilerin yuruyu§u, oturu§u, kalki§i, baki§i, susu ve busu ba§ka olsa da, hatta 
elbisenin kesimi degis. ik bulunsa da giyilenin rengi "islamla§tinlmi§tir" ya, oyleyse, is. bitmi§; 
sorun kalmami§tir. Ama, gergekteyse, i§te, o elbiseyi giymekle birlikte kendi asal 
kimliklerinden odiin vermeyenlerin sayisi arttikga ve kimi muslii manlar da, elbisenin rengine 
aldanip, islam sanarak ve sayarak, onlar gibi davranmaga ba§ladikga, "i§gal" olayi 
tamamiyetine ermi§tir. Tasavvufa, adini andigimiz ki§i lerce, yava§ yava§, islam'in rengini 
ta§iyan, ama, bigim de ve kesimde Islama uymayan elbiseler giydirildikge, islam'in alaninin 
"i§gal" altina du§mesi ile birlikte "ba§ kala§tirmaci"lara da bu alanda diledigince at oynatabile 
gekleri bir zemin olu§mu§tur. Tasavvufu Kur'an'in ve Siinnet'in dairesi igine sokmak 
isteyenlerin olu§turdugu bu kolun gabalan, i§te, sonugta "tasavvufun i§gali altinda" bir 
durumun ortaya gikmasina; boylece, "islam'da ba§kala§ma"ya yol agmi§tir. 

Tipki, gayrimiislim kadinlarla evlenme durumunda veya ah§kanhginda olan bir koy halkinin, 
dindarliklann dan otiirii onlan o halleriyle nikahlamak istemeyip de, adlanni degi§tirttirip, 
"kelime i §ehadet"i okutturarak kadinlan "islamla§tirdiktan sonra" evlenmeleri ve bir giin 



gozlerini agtiklannda da, yeni ku§aklardan oturii, koyde ki "musluman isimler" ve "anlami 
silinmis. kelime i §ehadet" di§inda her§eyin muslumanhktan uzakla§mi§ bulun dugunu 
gormeleri gibi; o da, gorebilir, farkedebilirlerse... 



Kemale eri ? (S.146 153) 

Higkimse yukandaki §u yargiyi sagma goremez, gosteremez; tutarsizhkla "malul" de 
sayamaz. Hatta, "a§in" bile bulamaz. 

§undan ki: Herhangi bir "§ey", bir siireg sonucu olus. mu§sa, o §ey, siirecin herhangi bir 
noktasindaki durumuna gore degil, vardigi son yere, aldigi son bigime, ula§tigi "kemalat'ina 
gore degerlendirilir. Diyelim ki, bir agag bildigimiz "kirmizi elma" yemi§ini vermi§se, o, 
odur. Elmayi o durumuyla degerlendirmek, elmaya ili§kin yargiyi o durumuna bakarak 
vermek gerekir. Tutup da, "efen dim, iki bucuk ay onceki duruma, tomurcuga, gigege 
bakihrsa, o gigegin durumu goz oniine ahnirsa, bu elmaya kirmizi elma diyemeyiz; kirmizi 
elma demek yanh§tir; (junku, o giinkii durumuna gore, bu elmanin golden tii riinden olmasi 
gerekiyor, bu elmayi golden elma sayacagiz, oyle sayilmasi daha hakgadir" diyen biri gikarsa, 
bu na giileriz. giinkii, elma, "kemal" bulmus. haliyle ortada durmaktadir. Onu agiklamak i^in 
ikibu^uk ay onceki ciceginin durumuna ba§vurmak "sacma" olur. Ya da, i§te, Oguz Turkleri 
Anadolu'dadir. Bu tarti§masiz bir gercek tir. Buna ragmen, birisi cikar da, "efendim, binikiyiiz 
yil once bu Turkler Horasan havalisinde idi; bu yiizden Oguz Turkler'inin nerede oldugunu 
anlamak icin, onlann oturdugu yeri ogrenmek icin ille de o giinkii duruma bakacagiz, olayin 
gercegi bugiinde degil de o giindedir" di yecek olursa, kahkaha atanz. giinkii, bu Turkler, 
bugiine gore, i§te, Anadolu'dadir. Durum tesbiti igin ba§kaca bir geriye baki§a gerek yoktur. 
Olsa olsa, "buraya nasil gelmi§lerdir?"in yaniti igin boyle bir bakis. soz konusu olabi lir. 

i§ te, bunun gibi, "tasavvuf denilen siireg, nerelerden ve kimlerden ve nasil gelmi§, gegmi§, 
geli§mi§ olursa ol sun, kendi gergegini "ogreti" ye donii§tugu anda bulmu§ ve oylece "kemal"e 
ermi§tir. Buysa, Muhyiddin Arabi ile gergekle§mi§tir. §imdi, hig kimse, tutup da, "tasavvuf o 
degildir de, Gazali'ninkidir, Serrac'inkidir, Cuneyd'inki dir, Ebi Talip Mekki'ninkidir" 
diyemez. giinkii, bunlar ve benzerleri "olu§um olarak tasavvuf siirecinde, yalniz ca birer 
a§amadirlar. Surece katihmda bulunmu§lar, ama, ona "nihai/soncul" bigimini vermemi§lerdir, 
vereme mi§lerdir. Ve, ogreti Muhyiddin Arabi elinde bigimlendi gi, son bigimini aldigi igin 
de, elbette, onunla ilgili yargi, ibni Arabi'ye gore verilecek demektir. Evet, "tasavvuf 
olgusu"na ili§kin degerlendirme, dogal olarak, Muhyid din Arabi'nin olgunla§tirmi§ 
bulundugu yapisina gore olacaktir. 

Nitekim, guniimuzde, Muhyiddin Arabi'nin ogretisi nin "alamet i farikasi" olan "vahdeti 
viicud" inancinin biitun "tasavvuf ekolleri"nce, tarikatlann tamami tarafindan benimsenmis. 
oldugunu; bu yorumu ya da kurami igine sindiremeyenlerin bile "hayir" diyecekken, kimi "te 
vil"ler yoluna gittigini ve sonugta onu reddetmediklerini, hele de, getirmis, bulundugu "vahdet 
i §uhud" goriiijuyle soziimona Ibni Arabi'nin bu kuramini guruttugunu ya da diizelttigini one 
surdiikleri imam Rabbani lakabh Ahmed Serhendi'nin izleyicilerinin bile, onun tarikatinda 
bulunanlann bile, Muhyiddin Arabi'siz birakin, dii§une mediklerini yiyip igemediklerini, 
bakip goremediklerini animsayacak olursak, "tasavvufun "bu" oldugu daha bir agikhkla 
goriilecektir. 

Buna kar§in, birileri gikip da, "hayir efendim, tasavvuf bence §udur; tasavvufun gergek olani, 



§u donemdeki ve §unun kitabindaki gibidir" anlaminda bir§eyler diyecek olsa, bu duramda ug 
olasihk sozkonusudur. Soziin sahibi ya saghksizdir, ya bilgisizdir ya da maksathdir. 

Ya saghksizdir diyoruz, giinkii, bir§eyin gergegi dump dururken, o §eyi kendi sanisindakine 
benzer bigimde algilamak, varsayimda bulunur gibi varsayiminda bulunmak, kesinlikle 
saghkh olmayan ruhsal bir tutumdur. Biz, §oy le ya da boyle kuruyoruz diye, tasavvuf, bizim 
o kurdugumuz gibi olmaz; ne ise, i§te odur ve oldugu gibi de go riilmesi gerekir. 

Ya bilgisizdir diyoruz, giinkii, §u gok bilinen Hint oykusiindeki gibi filin belli bir yerini tutup 
da, tuttugu yere gore, fil igin, hortum, direk, kumas. gibi benzetmeler yapan kimse ornegi filin 
butuniinun bilgisinden yoksundur. Tutarh bir degerlendirme yapabilmek igin, kesinlikle, bu 
yoksun bulundugu "bilgi"nin butununii edinmek zorun dadir. Belli bir noktada kalmayip, 
olayin biitiin gegmis. ve gelecegini ve ozellikle de kemal halini ogrenmek.. Ustelik, bunu 
yaparken de, tasavvufu, soziim ona, islam dairesine sokmaga gah§an Gazali ve Herevi gibi 
kimse lerin zorlamah agiklamalanyla degil de, tasavvufu geli§tiren, onun olu§masina katkida 
bulunan Atlar gibi, Iraki gibi, Konevi gibi kimselerin geli§tirdigi gizgiyi izleyerek olayi 
ogrenmek durumuyla karsj kar§iyadir. Bu yolla bilgisizlik giderilirse, goriilecektir, "olu§um 
olarak tasav vufun ucu, kesinlikle, ta ba§larda vurguladigimiz "olgu olarak tasavvufa 
gikmakta ve bunun da islam'la bagdas. maz ve uyu§maz bir ogreti oldugu kesinlik 
kazanmaktadir. 

"Ya da maksathdir" diyoruz, giinkii, tasavvuf ogretisi ni, daha dogrusu islam tarihinde ve 
aleminde "tasavvuf" adiyla bilinegelen "kadim gelenekler"in uriinii "ogreti"yi yaymak 
isteyenler, tailk insan toplumlarindan bu yana, kendi gergeklerini gizlemek yolunu 
tutmu§lardir, insanima gore ve yoneldikleri kimseleri kendilerine gekecek oranda ve 
dogrultuda bir "agiklama" yapip, boylece aralanna katilan kimseleri milim milim yuriiterek, 
"sir" ha indeki asil ogretilerini a§iladiklan, bu i§de "a§ama"yi hep gozoniinde tuttuklan bilinen 
bir gergektir. Bu, Misir'da da boyle olmu§tur, Babil'de de... iran'da da boyle olmu§tur, 
Yunan'da da... Hiristiyanhkta'da boyle olmu§ tur, muslumanlar arasinda da.. Yahudilikte'de 
boyle ol mu§tur, Masonluk'ta da.. Buyiiculukte de boyle olmu§ tur, astroloji'de de.. ihvan'us 
Safa'da da boyle olmu§tur, "GUI Karde§ler" §6valyeliginde de.. Sayin sayabildiginiz kadar.. 
Hep, boyle... Ya§anilan zaman ve toplumdaki en gegerli ve begenilir bir "tutum"u yem olarak 
atacaksiniz, ilgilenenlere yana§acaksiniz, bir tartimdan gegirip hangi noktadan 
yakalayacaginizi belirleyeceksiniz, sonra da urkmeyecegi bir du§unceyi "esas" gosterip, 
araniza alacak ve ah§tira ah§tira ogretinizin tamamini "talip"in bey nine i§leyecek, gonliine 
kaziyacaksiniz... Genel yontem bu oldugu igin, i§te, "tasavvufu gergekligi iginde degil de, 
urkutmeyecek, hatta imrenilecek soz, tavir ve ki§ileri one siirerek, onlarla ozde§le§tirerek 
tanitmak, ancak, maksath bir tutumdur. Bir stratejidir, bir taktiktir... 

Gizlilik, burada bir kez daha belirtmemiz gerekir ki, "ogreti "nin ozii ve igerik butiinuyle 
birlikte "adi"ni da kapsami§; ozellikle bu "ad" zaman ve zemine gore siirekli degi§tirilerek 
sonrakinin bir oncekiyle ayni §ey ol dugu gergegi gozlerden kaginlmi§tir. Bu degi§iklige, hep, 
"gagda§" kavramlan kullanma yoluyla "anlatim ye niligi" de e§lik ettirilip, buna bir de 
aynntidaki kimi fark h goriintiiler de eklenince, i§te, "ogreti", ge§itli adlar ve gorunu§ler 
altinda, ama oziinde, ilkelerinde, kuraminda, sisteminde ve yonteminde, asal inanglan ve 
temel du§un celerinde "sabit ber kadem" bir duramda siiriip gitmi§, bugiinlere gelmi§tir. 

Goriildugu uzere, hig kimsenin kendince bir "tasav vuf one surmesi ya da §u veya bu ki§inin 
dii§unce ve gorii§lerine dayanip da, "benim tasavvuf anlayi§im §udur; tasavvuf i§te budur" 
diyebilmesi mumkun degildir. Hele de, yukanda da deginildigi uzere tarikatlann tiimii ibni 



Arabi sonrasinda ve zaman icinde ona "ittiba" et mi§ken ve zikir, terbiye gibi kimi yontem 
farkhliklan, higbir zaman, ozde ve asilda, kuram ve sistemde "fark" sayilamayacakken... Hala 
tutup da, "gercek tasavvuf ya 1 da tasavvufun gercegi, kendi maksad ve iradesini Yiice 
Allah'in maksad ve iradesinde fani kilan vahdet i kusud' lehlinin yoludur ve bizim de yolumuz 
boyledir" deyip, kimi adlan siralamanin.. Ya da, benzeri bir tutumla, "ger cek tasavvuf ya da 
tasavvufun gercegi, Allah'tan gayri olan §eylerden vazgecerek, her§eyi O'nda gormegi hak 
bilen 'vahdet i §iihud' ehlinin yoludur ve bizim yolumuz da budur" deyip, bu kez de ba§kaca 
isimleri sayip dok menin pek anlami olmasa gerektir. £unku, bu anilan "kavramlar" bir 
yaniyla "olu§um olarak tasavvuf siireci icinde, en sonunda, "vahdet i viicud"a varan birer 
a§ama obiir yaniyla da "seyr ii suluk" sirasinda "vanlan" birer "vuslat" basamagidir ve en 
ustteki basamak, yine, "fena fi'l kusud", "fena fi'l §iihud"un ardindan "fena fi'l viicud 
olmaktadir. Evet; "velayet niibuvetten ustiindur" diye "Hatem ill Evliya" Muhyiddin Arabi'nin 
"ogreti"si bir yanda, "Hatem ill Enbiya" Muhammed Arabi'nin "ogreti"si obiir yandadir ve 
ustelik, otekiler, "velayet niibiiv vetten ustiindur" diyen "imam"lannin inanci uyannca; 
kendilerinde bulunanin, berikilerde olandan daha "iistiin oldugunu da siirekli 
haykirmaktadirlar. 

Elbet, Ibni Arabi'nin Hazreti Muhammed'in peygam berligini inkar gibi bir durumu, 
kesinlikle, yoktur; hatta digerlerininkini de.. Mani'nin Hazreti Musa'yi peygam berlerden biri 
olarak saymayi§i gibisinden istisnalar bir yanda tutulursa, gercekte, zamanlar boyunca 
"mistik, hermetik, sabii, gnostik" adlanndan hangisini secerseniz secin, hatta burada 
anilmayan hangi isimlerini kullanmis. olursaniz olun, onlardan hicbirinin herhangi bir peygam 
beri inkarlan, "hayir, bu, yiice ve secilmis. bir kimse de gildir; edip eylediginin de nubuvvetle 
ili§kisi yoktur" de meleri de sozkonusu edilemez. Nitekim, gerek gnostikler ve gerekse Mitra 
inancinin baghlan Hiristiyanlarla kiya siya sava§irlqarken, onlara, "isa pergamber degildir" de 
memi§lerdir de, "din'in hakikati bizdedir; siz onun peygamberligine inanmagi surduriin, ama, 
hakikate varmak icin bizim yolumuzu izleyin" diyedurmu§lardir. Kaldi ki, animsanirsa, 
inanclannin olu§turucusu olan kimseyi de "idris"le ozde§le§tirmek savinda bulunmu§; boylece 
inanclanni yine bir peygamber olan Hazreti tdris'e da yandirmaga kalki§mi§, oylece 
gosteregelmi§lerdir. ^iin kii, onlar, her§eye ve herkese "ruhaniyet" baglaminda yakla§tiklan 
icin, "peygamberlerin ruhaniyet"lerinden de cikar saglayici bir yararlanma icinde 
bulunmaktan dirig etmemi§lerdir. 

Ne var ki, her§eye kar§in, "nubuvvet velayetten lis tiin" oldugu cihetle bir 
"Nebi'nin/Habergetirici'nin" getirdigi haberlere uymaktan ise, "velayetlerine/dostluklan na" 
binaen Yiice Allah'la dogrudan baglanti kurup, bu yolla bilgilenerek, bu bilgilerinin geregi bir 
iman ve ya §ami, evet, "ba§kalan" eliyle gonderilmi§ bulunan "Haber"den yeg ve iistiin 
goregelmi§; bunun uyannca bir iman iizere bulunmagi secmi§lerdir. 

Bu durumda, Elciler, onlar icin ve onlar bakimindan bir "yol gosterici" degil, Yiice Allah'in 
kendileriyle baglanti kurmu§ bulundugu birer "seckin ruhaniyet"tir. Ve, ustelik, Elci'ler ile 
iliskinin Yiice Allah tarafindan kurul masina kar§in, kendilerinin Yiice Allah ile olan iliskileri 
bizzat kendileri tarafindan kurulmaktadir. Velayetin nii biivvete ustiinliigii de bundandir, 
buradadir. 

"Ibni Arabi konusunda uzman"hgi herkesce bilinen E.A. Affifi'nin "islam Dii§uncesi Tarihi" 
ba§hkh ansiklo pediye "§eyh'iil Ekber"in fazlaca hirpalanmamasina bu yiik ozen gostererek 
yazdigi "ibni Arabi" boliimundeki belirlemeleri, oldukca ilgi cekicidir. Ona gore, Ibni Arabi, 
islam kadar kendi deneyiminin verimi olan ogreti sine ve kendi ogretisi olciisunde de islam'a 
inanmaktadir. "E§it derecede"... Bu yiizden, ibni Arabi'nin bir gozii icerdigi turn ogeleriyle 



birlikte "vahdet i viicud" ogreti sinde, diger gozii de islam'dadir ve gozleri bu ikisi ara sinda 
gidip gelmektedir. Bunun geregi ya da sonucu ola rak da, o, "gercegin nidugii"ne ili§kin 
"vahdet i viicud" kurami ile islam'in tek tanncihk inancini uzla§tirma gibi bir sorunla 
ugra§irken, her iki "ogreti"ye de e§it derecede "itibar" gostermekte; bunun sonucu olarak da, 
"islam'in Allah'inin her§eyin ozii ve nihai zemini olan 'bir' ile ayni oldugu" gorii§iinde hicbir 
celi§ki gormemektedir. 

Affifi'nin Ibni Arab! tarafindan boyle bir "celi§ki"nin goriilmemis. oldugunu onesiirmesine 
kar§in, ibni Arabi, ikisi arasinda "celi§ki" gormemis. olsa bile, "aynhk" ol dugunii belirlemis. 
ve bu aynhgi da "felsefe"yi "Hermes'in/idris Peygamber"in yasasi sayip, "Hazreti 
Muhammed'in yasasi" geregi inanctan farkh oldugunu acik ca vurgulayarak belirtmi§tir. Ve, 
nitekim, Affifi'nin de belirtmi§ oldugu "ibn Arabi, islam'i, pozitif bir dinden mistik bir dine 
donu§turmu§tur" gercegi, i§te, Hazreti Muhammed'in getirmi§ bulundugu yasalar yerine 
Hermes'in yasalanna uygun bir inanci geli§tirmi§ olmasinin sonucudur. 

Ve, Muhyiddin Arabi'nin bu "islam'i pozitif bir din den mistik bir dine donu§turmesi" olayini 
daha iyi belir lemek ve kavramak icin, kimi geriye donu§leri ve yinelemelerde bulunmagi 
gerektirse de, Hermes'e bir kez daha goz atacagiz. Hermes'e, Hermetizm'e ve Hermetik 
illahiyat'a... ^unkii, ancak bu yolladir ki, hem ibni Arabi, hem onun dini, hem islam'in 
ba§kala§imi ve hem de "yucelis. ogretileri" ve bu baglamda da "islam Tasavvufu" yahut salt 
tasavvuf cevresinde saghkh bir irdelemenin zemini elde edilmis. olacaktir. 
insanin Yiiceligi ve Guenoniyen Batinilik Zubeyir Yetik, Fikir yayinlan, l.Baski, 1st 1992 



Tasavvufi ve Tarikatlarla Ilgili Fetvalar - Omer 
Ziyauddin Dagistani 

Omer Ziyauddin'in Allah'a iftirasi ve bir §irk ornegi (S. 171-173) 

[glow=red,2,300] Veliler ve tasarruf [/glow] 

SORU: 

Biiyiik peygamberlerin veya evliyayi kiramin ma'nevi ve ruhani tasarruflan, ayni anda 
muhtelif bolgelerde bulunan ayn ayn sahislara yine ayn ayn §ekillerde tezahiir edebilir 
mi? 

CEVAP: 

Bunlarin hepsi de vaki ve sabittir. 

iki alemde tasarruf ehlidir ruh-i veil.. 

Deme kim bu murdedir, bunda nice derman ola! 
Ruh, §em$ir-i gidadir ten, gilaf olmu§ ona 
Dahi a 'la kar eder bir tig kim iiryan ola. 
(Miifti-i's-sakaleyn Kemal Pa§al) 



«0 (kadin) andolsun ona niyeti kurmu^tu. Eger Rabb'imn burhamm gormemi§ olsaydi 
(belki Yusuf da) onu kasdetmis gitmi^ti. i§te biz ondan fenahgi ve fuh$u bertaraf edelim 
diye boyle (burhan) gonder* dik. Qunkii o, (taatda) ihlasa erdirilmi$ kullarimiz dandi.» 
(Yusuf (12), 24) ayet-i ker'besindeki burham, miifessirlerin gogu Hz. Ya'kub'un oglu 
iistiindeki ta* sarrufu ve O'nun imdadina yeti^mesi §eklinde a<akla* mi^lardir ve §oyle 
demi^lerdir: 

Hz. Ya'kub aleyhisselam elini uzatarak Hz. Yusuf aleyhisselam'a goziiktu ve eliyle 
gogsiine vurdu. Boylece Yusuf'un §ehveti dindi ve kadina yakla^madi. Eger Cenab-i 
Hakk'in bu delilini gormeseydi, Yusuf'un miinasebette bulunma ihtimali vardi. Buna 
i^areten ayette gegen «Levla»'nm cevabi olan «le-came'a» hazfedilmi^tir. (Ke§§af Tefsiri) 

Bir velinin velayeti ve kendini her an Allah'a yakin hissetme hali siirekli olarak 
gergekle^tigi takdirde, onun muhtelif §ekillerde tasavvur edilmesi mumkun*dur. Muhal 
degildir. £iinkii burada ge^itli §ekilde hissedilen ve goziiken onun ruhaniyetidir. Bu 
durumlar ma'rifet ehli tarafindan ^okca mii^ahede edilmi^tir.) 



Allah 'in veli kullan, bedenlerinde, ilahi nefha olarak bulunan ruhlarim hakim 
kildiklarindan muhtelif §ekil ve suretlerde goziikebilirler. Onlann, hayatla*rmda ve 
oliimlerinden sonra keramet gostermesi ve tasarrufta bulunmasi mumkundur. (Hamevi, 
Nefeha-tii 'L-kurb) 

Diinyada ruh yetmi§ bin §ekil ve surette, Berzah'ta ise daha 90k §ekil ve ?e§itlerde 
goziikebilir. (Mevlana Halid, Rabita Risalesi) 

§eytan, Hz. Peygamber sallallahii aleyhi ve sellem'in kihginda goziikemedigi gibi kamil 
bir veli'nin suretinde goziikmeye de giic. yetiremez. (Fethu'1-bari §erh-i Sahihi'l Buhari) 



Diinyada ruh, kimnda duran kihc. gibidir. Oliim* den sonra ise beden kihfindan 
siyrilmis kihca benzer. Kimndan ^ekilmis kilic, elbette kimndaki kihgtan daha 50k is 
yapabilir. (Kemal Pa§a) 

Evliyaullah'in miiridlerine goziikmesi ve baghlannin kendisinden feyz almasi, 
oliimlerinden sonra bile mumkundur. (§erhu'l-mevakif). 



Tasavvufi ve Tarikatlarla Ilgili Fetvalar - Omer Ziyauddin Dagistani, Terc.irfan Gtinduz, 
Seha Ne$riyat, tarihsiz. 



Nefahat'iil Uns Min Hadarati'l - Kuds Terciimesi - 
Mevlana Abdurrahman Cami 

Kansini kiskanmayan abdal veliler (S.42) 



Asem vefat ettigi zaman, cenaze namazim Ahmed bin Atai'l-Arabi kildirdi. O Mekke ile 
Medine'nin arasinda bulunan bir koydendir. O Oyle bir miibarek ve ulu bir zattir ki, Allahii 
Teala onun aziz varhgi ile zamanimizi mii§erref kilmi§tir. 

imadiiddin Abdulvehhab el-Barisini (kuddise sirruh). Bu zatin dogdugu yer olan Barisin 
Kazvin koylerinden Ebher'e yakin bir koydiir. Alia* hii Teala onu Abdullah e§-Sami (kuddise 
sirrah) hazretleri vefat ettikten sonra yediyiiz on senesinde ululuk mertebesinin tahtina oturttu. 
Simdi o yetmis. alti ya§indadir. O, Peygamber (sallallahii aleyhi ve sellem) den bu zamana 
gelinceye kadar gelip gecen ululann ondokuzuncusudur. Bu zatlann hali kullukta bizim 
gibidir. Yerler, icerler, hasta ve tedavi olur*lar. Bunlar Abdal tabakasina girmeden once 
nikahlanirlar. £ocuklan, mallan, miilkleri olur. Fakat Abdal tabakasina girdikten sonra o i§i 
terk etmi§lerdir. Artik ona bir daha donemezler. Zevceleri ile sohbetten ve cocuklanndan 
aynlirlar. Bir daha tekrar zevceleri ve cocuklan ile sohbet edemezler ki bu onlann ma'lumu 
olsun. Onlar siinnete riayet etme- de, nikah hususunda mubalaga ederler. Hatta oyle ki, bir 
yabanci kim* se evlerine geldigi zaman, bir giin veya bir hafta kalsin ve o hanimi ile 
nikahlanarak onun hakkini versin isterlerdi. Daha sonra o adam o ka* dim biraksin ve kadin 
da onun kim oldugunu bilmesin. 

Keza onlar Peygamber (sallallahii aleyhi ve selem)den rivayet edilen siinnetlerin hepsine 
mukemmel bir §ekilde riayet ederlerdi. Ben onla*nn ma'rifetleriyle §ereflenmeden evvel 
tabakalanndan her tabakaya mu ayyen bir isim verdim. Birinci tabakaya, Allahii Tealanm ehl- 
i §ehadetten onlann yerine birisini bedel kildigi icin Abdal, ikinci tabakava Ebtal dedim. 
Batihn manasi kahramanhk yani bahadir demektir. Ucuncu tabakaya; seyyah, Dorduncii 
tabakaya; Evtad, Be§inci tabakaya; Efzaz, Altinci tabakaya; Kutb (Allahii Tealanin 
sevgililerinin yer yuziindeki ba§kanlan) adini verdim. Kutblann yirmi tanesi Peygamber 
(sallallahii Aleyhi ve sellem)in zuhurundan evvel vefat etmi§tir. Muhammed ibn-el-askeri 
§erefli bir ummetten Ve temiz bir ailedendir. Kutbiyyet (ululuk) mertebesine vasil oldugu 
zaman gizlendi. Abdal dairesine girdi. Yavas. yavas. terakki ederek Efzaz mertebesinin reisi 
ol* du. Bu siralarda zamanin ulusu (kutbu) Ali bin Hiiseyn el-Bagdadi (kud* dise sirrah) idi. 
O vefat ederek §uniziye' de defnedildi. Namazim Muhammed bin Hasen el-Askeri kildi. 
Ondokuz yil ululuk mertebesinde kal* di. Sonra o da vefat edinci yerine Osman b. Ya'ktib el- 
Horasani gecti. Onun namazim Cuveyni ashabi ile kilarak Medine-i Munevvere'ye defnet* 
tiler. Cuveyni vefat edince yerine Abdurrahman b. Avfin kiiciik oglu Ah* med gecti. Cuveyni 
Iran'da defnedildi ve namazi kihndi. 



"Hz. Muhhamed'in kutuplari iki tanedir." yalam (S.49-50) 

Seyh Muhyiddin Arab! (kuddise sirrah) den §oyle nakledilmi§tir. Hakikatte Hz. Muhammed 
(sallallahii aleyhi ve sellem) in kutblan iki nepidir. Biri; Resuliimuz (sallallahii aleyhi ve 
sellem)in, bi'setinden (peygamberliginden) evvel" olanlardir. Bunlar, sayilan iicyiiz oniic tane 
olani peygamberlerdir. Digeri, bi'setten sonra gelenlerdir. Bunlar kiyamet guniine kadar oniki 
kutubdur. Yani oniki menzil uzerine deveran ederler. Her biri bir peygamberin izi uzerindedir. 
Bir iklimde veya bir tarafta, yedi iklimdeki Abdal gibi, o Kutublara insanlardan bir cemaatin 
i§i onun uzerine havale edilmi§tir. Zira her iklimde bir Abdal vardir. Ki O, o ikli*min kutbu 
(ulusu) dur. Bunlar dort Evtad gibidirler. Ki onlarla Allahii Teala doguyu, batiyi, giineyi ve 
kuzeyi muhafaza eder. Ahalisi kafir veya mu'min olan her memleketin bir kutbu oldugu gibi, 
Hak Teala kendi dostlanndan evli 



Yine bunun gibi makam sahiplerinden olanlann her birinin bir Kutbu vardir ki O, onlann 
zamanlannda i§lerinin merkezi olmu§tur. Onlara Kutbul-Arifin, Kutbul-Muhibbin, Kutbul- 
Mutevekkilin, Kutbuz-Zahidin. Kutbul-Abidin denir. Bunlar sadece kendine hasredilmis. 
degillerdir. Pey*gamberimiz (sallallahii aleyhi ve sellem) den sonra gelecegini soyledigimiz 
o, oniki kutb bu ummetin i§lerini iizerlerine almi§lardir. Nitekhi alemdeki cisimlerin 
yoriingesi oniki tanedir, ibadet igin yalniz ba§ina bir tarafa cekilenler bunlann haricindedir. 
Bunlar bir toplulukturlar ki, kutb dairesinin di§indadirlar. Hizir (aleyhisselam) ve iki Hatem 
onlardandir, 'Peygamberimiz (Sallalahii vesellem) olanlardan idi. 



"imaman iki ? ahistir" (S.54-55) 

imaman iki §ahistir. Biri gavsin sagindadir. Nazarlan alem-i mele- kvitadir. Ona (Abd'ur-Rab) 
denir. Biri de solmadadir. Nazarlan alem-i melekedir. Ona (Abdul-Melik) denir. Mertebe 
bakimindan bu imam Abd'ur-Rab 'dan daha faziletlidir. 

Evtad, alemin dort riikniinde dort ki§idirler. Biri dogudadir ki (Abd'- ul-Hayy) denir. Biri 
batidadir ki (Abd'ul-Alim) denir. Biri, kuzeydedir ki (Abd'ul-Miirid) denir. Biri giineydedir ki 
buna da (Abd'iil-Kadir) denir. 

Abdal, yedi ki§idirler. Fakat bu hususta ihtilaf vardir. Bu yedi §ahis Kutb, imaman, 
Evtad'midir? Yoksa bunlardan ba§ka kimseler midir ? Bunlara Abdal denilmesinin sebebi; 
bunlardan biri vefat ettigi zaman, kirklardan biri bunlara bedel olur (yerine geger). Kirklar ug 
yiizlerden, onlar da umum salihlerden tamamlanirlar. Bunlann bu isim ile anilmalannin diger 
bir §ekli de; Bunlann, yerlerine kendi suretlerinde bir cesed birakarak her tarafa gitmeleridir. 
Bunlar bu i§i bilici olduklan igin bunlar Abdal ismi ile §artlandinlmalardir. Bunlar sabittirler. 
Bir ayin giin*lerinde ve hangi giinde cetvel olurlarsa, tafsili olarak bu cetvellerden bili*nirler. 
Bir kimsenin bir §eye ihtiyaci olursa yuziinu o tarafa donsiin ki onlar o taraftadir ve §oyle 
desin : «Selam sizin uzerinizde olsun ey gayb ricali ve ey mukaddes ruhlar ! Onun yardimi ile 
bana yardim ediniz ve beni bir gozetleme ile gozetiniz ve beni kuvvette koruyunuz». 

Nuceba : Sekiz ki§idirler. Bunlar insanlann agirhklanni ta§imakla me§guldiirler. 

Nukeba : On iki §ahistir. Bunlar nefsin sirlanna muttali'dirler. 

Budela : On iki §ahistir. Bunlara bu ismin verilmesinin sebepi; bunlardan birisi vefat ettigi 
zaman geri kalanlan, o toplulugun yerine geger. Bunlar Budela, abdal ve nukebanin 
di§indadirlar. 



"^olde susadigi zaman matarasindan su giktigi zaman siit ahyordu."(S.101-102) 

Me§ayihtendir. Bir zamanlar (jolde emine; «isen gidiyorum. Esen kahnz», dedi. Kiz karde§i 
matarasini siit ile doldurup ona verdi. O da matarayi ahp gitti. Bir zaman sonra taharet 
yapmak icabetti. Taharet etmek isteginde mataradan siit akti. Bunun uzerine yoldan tekrar geri 
donerek onlann yanlanna geldi. Ve "Taharetlenmek igin suyum yok. Bana siit yerine su lazim 
dedi. Matarasindaki siitii bo§altti. Su ile doldurdu*lar. O yine gekip gitti. Taharet icab ettigi 
zaman mataradan su akar, aci*kip susadigi zaman ise siit akardi. 



"Ortiilerini ic, i<je koyarak firina atti.Yahudi'ninki yamp,kendi ortttsu 
yanmami$ti."yalani (S.112) 

Bunlann da kiinyesi (Ebu ishak)tir. Ebu Muhammed Gerin ve Ebu Ahmed Megari oyle 
hikaye eder : «Bir yahudi ibrahim Aceri'mn online geldi. Ondan biraz alacagi oldugu icin, onu 
vermesi icin siki§tirdi. Bir miktar konu§tuktan sonra yahudi ona : "Bana oyle bir §ey goster ki, 
onun vasitasi ile islamin, dinimden daha §erefli ve daha faziletli oldugunu anlayayim ve 
Islama inanayim", dedi. Ibrahim "Dogru mu soylii*yorsun?" Yahudi : "Evet dogru 
soyliiyorum". Bunun uzerine Ibrahim : "Ridani (ortlinli) bana ver", dedi. Onun ridasim aldi. 
Kendi ridasinin icine koydu ve sardi. Sonra orada yanmakta olan kiremit finninin icine atti. 
Sonra finnin icine girip onlan cikardi. Ridasim cozlip acti. Kendi ridasinin icinde olan 
yahudinin ridasi yanmi§, fakat kendi ridasina as* la hie bir §ey olmami§ti. Bu durumu goren 
yahudi iman ederek musluman oldu». 



Kiremit finnini kapatan ve i^ileri men eden dervi§ (S.112 ) 

Me§ayihin ululanndandir. Ca'fer Haled! ondan cok §eyler nakletmis, tir. Soyle demi§tir : «Bir 
zamanlar kiremit i§i ile ugra§iyordum. Bir giin duzulmus. olan kerBu boliim uygun 
goriilmemi§tir lerin igine girdim. Bir kerpicin birisine §oyle dedigini i§ittim : "Selam senin 
uzerine olsun. Cunku yann ate§in icine gireceksin". Bunun uzerine i§cileri onlan ate§e 
atmaktan men ettim. Hepsini olduklan gibi biraktim. Ondan sonra da katiyyen kerBu boliim 
uygun g6rulmemi§tir pi§irmedim. 



Horasan'in kopekleri de boyle yapar itirazi (S.115) 

Bir zamanlar ibrahim Belhi dedi : «Gunluk ya§ayi§inizi teminde ne taparsiniz?». Edhem : «Ne 
bulursak sjikrederiz, ve bulamadigimiz za man sabrederiz». Bu soze Sakik §u kar§ihgi verdi : 
«Horasan'in kopekleri bile boyle yapar», ibrahim Edhem : «Siz nasil yaparsiniz?» diye sordu. 
Ibrahim el-Belhi: «Buldugumuz zaman dagitir. Bulamadigimiz zaman §ukrederiz», ibrahim 
Edhem onun ba§ini optii ve dedi : «Ustad sensin». Kitabu Siyerii's - Salihin'de bu hikayeyi 
anlatanlann aksine, yani Ibrahim Edhem'in sozlerini Belhi'ye nisbet, Belhi'nin sozlerini de 
Edhem'e nisbet etmi§tir. (Gercegi en iyi bilen Allahu Tealadir.) 



"Kirk yil uyumadi.Bir giin hu^u ile uyudu . Allah'i gordii." yalam (S.150) 

Seyh'ul-islam dedi: «Sah. kirk yil uyumami§ti. Bir giin. tama' ile uyudu. Uykuda Hak tealayi 
gordii ve uyanip §u beyti okudu: 

Ey goziimun nuru, seni uykuda gordugumden beri Asia goziim acilmaz uykudan, o iimide. 
Resulullah Hallac'in evine gelerek Mansurla konu^masi yalam (S.216) 



Hiiseyin Mansur'un bir giin hatinndan §oyle gecti : Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve 
sellem) mi'rac gecesi sadece mii'minleri diledi. Ne- den biitiin insanlan dilemedi ? Ve demedi 
ki : «Ya Rabbi! Ciimlesini bana bagi§la». Bu dii§iince iizerinde iken Hz. Resul (sallallahu 
aleyhi ve sellem) derhal iceri girerek geldi : «I§te geldi», dedi ve buyurdu : «Biz kimi 
dilersek, Hakkin fermani ile dileriz. Bizim gonliimiiz Hakkin ferman evidir. Onun iradesinin 
ve fermaninin gayrinden pak ve masumdur. Eger O, hepsini dile derse, hepsini dilerim». 
Bundan sonra Hiiseyin Mansur ba§indan sangini cikararak Resiilullah (sallallahu aleyhi ve 
sellem) in huzurunda keramet gosterdi. Resiilullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu* yurdu : 
«Bu sank kerameti ile, bas. dahi vermek gerekir. Ki ben razi olayim». Onun katledilmesine 
hakikatte sebep bu hiikiim oldu. 

Dar agacinda iken §oyle derdi : «Bu i§in ba§ima neden geldigini ve kimin muradi oldugunu 
bilirim. Bundan yiiz cevirmem». Sadik olan a§ik elbette boyle olur. O sekr (tarn huzur) icinde 
oldugundan dolayi hali dogru ve o ma'zur idi. Soyledigi soz lisanindan bu halde iken sadir 
oldu. Siiphesiz alemin halikina onun hali apacik belli oldu. Eger bir yalanci iddia ederek Ene 
(ben) dese, Firavun'a ilhak olur. Boylece sadik yalan* cidan, hakikat mecazdan aynhr. 



Mansur asilmasim ve sonrasim bilmesi yalani (S.216) 

Babam dedi ki : Abdiilmelik-i Eskaf buyurdu : «Bir giin iistadim olan Hallac-i Mansur'a. : "Ey 
Seyh! Arif kimdir?" diye sordum. Buyur du : "Arif o kimsedir ki, Zilkade ayindan alti giin 
kala, Sail giinii (H. 309) senesinde Bagdad'ta, eli ayagi kesilerek, gozleri cikanlarak, ba§ a§agi 
astinhp, govdesi yakilarak, kiiliinii savururlar". Abdiilmelik buyurdu : "Onun dedigi zamani 
gozledim. Meger o soyledigi kendiymi§. O ne soyledi ise, aynini ona yaptilar." 



"Hallaci asacaklari gece Allah '1 riiyada gorerek 'ben sirnmi ona soyledim. Ama o halka 
soyledi"' yalani (S.217) 

Ona (Ahmed bin Fatik) da derler. Kiinyesi (Ebu'l - Fatik) tir. Bag- dad'hdir. O, Ciineyd ve 
Nuri ile sohbet etmi§tir. Ciineyd, ona ikram eder* di. Halide'm talebesi olup, ona mensuptur. 

O demi§tir ki : «Onu asacaklari gece Hak Tealayi riiyada gordiim.Dedi ki : "Ya Rabbi! Bu ne 
i§tir ki kulun Hiiseyin bin Mansiir'u boyle yap tin?" Buyurdu : "Ben kendi sirnmi ona 
acikladim (gosterdim). Ama o halka soyledi. Ona ihsanda bulundum, O giizel goriindii ve 
halki kendisine davet etti"». 



Muhiddin-i Arabi'nin kitaplarim ogrencilerine men etmesi ger^egi (S.550) 

Amma evvelki Seyh Nureddin Abdurrahman Isferaini'den (Kuddise sirruh) rivayet edilmi§tir. 
Seyh Nureddin isferaini'den i§itilen bu sozleri sohbetinde bulundugum otuziic yil icinde asla 
dilinden i§itmemi§tim. Amma de* vamh olarak ibn-i Arabi'nin niusannafatini okumaktan men 
ederdi. Hat* ta Mevlana Nureddin Hakim'in ve Mevlana Bedreddin'in (Rahmetullahi 
Aleyhima) Fiisiis'u ders olarak okuttugunu i§itince geceleyin vanp o nesneyi ellerinden almi§ 
ve parcalami§tir. Bu §ekilde onlan men et* mi§lerdir. Biiyiik ogluna tavsiyelerinde Allah 



omrunii uzun 'buyursun «Ben bu itikad ve maariften bizanm» buyurdugu rivayet edilmi§tir. 

Aziz okuyuculanm! Bo§ bir vaktimde Fusus kitabini ha§iye edi*yordum. Su tesbiha kadar 
gelmi§tim: (Subhane men ezharel e§yae ve hiive bi ayniha : E§yayi izhar eden o Haliki te§bih 
ederim. Halbuki o e§ya onun aynidir). Soziinii gordiigum an §u cevabi vermeyi uygun bul* 
dum: 

- Ey te§bih eden: Agah ol. Eger sen «Seyhin fazla olan §eylerinin §eyhin aynasidir» dedigini 
i§itsen elbette ve konuda musamaha etmez ve kizarsin. Oyleyse bu hezeyani Hak Tealaya 
nisbet etmen nasil caiz oluyor? Nasuh tevbesiyle Hak'ka tevbe et; bu kuvvetli tevbe ile 
Yunanlilann, Tabiatgilann, Dehrilerin ve Samanlann bile utandigi bu mii§kil ugurumdan 
kurutulasin. 

Nefahat'ul Uns Min Hadardti'l-Kuds Terciimesi - Mevlana Abdurrahman Cami, Bedir 
yay., Ist-1971 



Tarn Miizekkin Nufus - E§refoglu Rumi 




Abdulkadir Geylani zamam ve mekam kendisine tabi eder dondururdu yalam (S.429) 

§eyh ve miir§it olanlann, hali ve vakti kendilerine tabi etmeleri revadir. Zamani ve mekani da 
kendilerine tabi et*meleri ve fakat kendilerinin zamana ve mekana tabi olmama*lan lazimdir. 

Nite'kim, bizim §eyhimiz ol Gavs-iir-Rabbani ve Kutb-us-Samedani Sultan Abdulkadir-i 
Geylani kaddesallahu sirrahu, zamani ve mekani kendisine tabi eder, dondururdu. 
Miiritle*rinin hallerini, zamanlanni ve mekanlanni da dondiiriir, ken*dilerine tabi ederdi. 
Zamani kendisine tabi etmesi, mesela on yilda, yirmi yilda hasil olacak §eyleri bir saatte eder 
ve mu*ritlerine de ettirirdi. Mekani kendisine tabi etmesi de, bir veya iki yilhk yola bir adimla 
veya bir hareketle gider, gelirdi. Zamani kendisine tabi kilarak, muritlerine tasarruf ederek, 
muritlerine ve ba§kalanna dondiiriivermesinden bir ka^ini soyleyivereyim ki, kalani da 
bundan anlasjlsin. Sen de, Velilerden adete muhalif halleri duyarak inkara yeltenme! Sunu iyi 
bil ki, mur§id-i kamil olanlar diledikleri zaman boy*le §eyler yaparlar ve akillar hayran kahr. 



Abdulkadir Geylani Allah 'in vasiflanyla vasiflanip kendisine muhalif olan bir 
dani^mende 10 yilhk zaman icinde zaman yasatmasi yalam (S.429-432) 

Sultan Abdiilkadir-i Geylani zamaninda, ilim ehlinden ulu bir dani§mend ki§i vardi. Seyhin, 
sultanhgini inkar ederdi. Bazan §eyhi zemmettigi bile olurdu. Bir cuma giinii, §eyhin 
mescidine geldi, oturdu. Maksadi, Hazret-i §eyh ile miiba hese etmek ve akh sira ona 



sata§makti., Biraz sonra §eyh hazretleri de mescide geldiler.Bir cok azizler de o mecliste hazir 
bulunuyorlardi. Ho§ be§ten sonra, Hazret-i §eyhe do* nerek §oyle bir sual sordu: 

— Ya §eyh! Miir§it olan ki§iler, zamani kendilerine tabi ederek donduriirler ve yillarca 
yapilmasi mumkun olmayacak i§leri yaptinrlarmi§, dogru mu? 

§eyh Abdiilkadir-i Geylani kaddesallahu sirrahu cevap verip, buyurdu: 

— Allahu teala, dervi§lere o kadar kuvvet verir ki, 10-15 yilda olacak bir i§i , gayet kisa 
zamanda yaparlar. 

Miinkir olan zat itiraz etti. 

— Ben buna kail degilim ki, zamani donduriip kendinize tabi edebilirsiniz ve 10 - 15 yilda 
olacak i§i bir giinde veya bir saatte yapabilirsiniz. Bu, ancak Allahu te§laya mahsus ve 
miinhasirdir. 

Hazret-i §eyh, tebessiim buyurdu ve: 

— Allahu tealanin tasarruf verdigi oyle kullan vardir ki, ne isterlerse yaparlar, hie bir §ey 
onlara mani olamaz. Konu§manin burasinda cuma namazi vaktinin yakla§tigi anla§ildi, §eyhe 
seccade cikardilar. §eyh kalkti, i§aret etti ve o seccadeyi dani§mendin eline verdiler: 

— Bunu lutfen siz gotiirunuz, dediler. 

Miinkir dani§mend, seccadeyi aldi, omuzuna atti ve mes*cide gitmek uzere hep birlikte yola 
ciktilar. Yolda, bir §adir*vana rastladilar. Dani§mend, abdest tazelemek istedi, omuzundaki 
seccadeyi" bir agaca asti ve §adirvanda abdest alma* ga ba§ladi. Fakat, ellerini suya vurur 
vurmaz kendisini bir pazar yerinde ve bir cilingir dukkaninin oniinde buldu. Bir miiddet, 
cilingirin cah§masini seyretti, yaptigi i§leri cok ho§ ve ustadane buldu, imrendi ve diikkana 
girerek: 

— Bu sanati bana da ogretir misin? dedi. £ilingir: 

— Goruyorum ki, sen bir dani§mend ki§isin. Bu sanati ogrenip ne yapacaksin? 

— Sanat ogrenmek ve i§lemek ho§uma gitti. Helalinden, elimin emegi ile kazanir, ilmimle 
amel eder otururum, cevabini verince, dort yandan diikkan kom§ulan geldiler ve dani§men di, 
cilingire kole ediverdiler. Dort yil hizmet etti. Fakat, bu i§i o kadar sevmi§ ti ki, aynlamadi ve 
dort yil daha cilingirin yaninda cah§ti. Artik, cilingirligi de 6grenmi§ti. Fakat, ustasi oliince 
onun dul kansi ile evlenmek zorunda kaldi ve zamanla iki oglan cocuklan oldu. Birisini, 
mektebe verdiler, digeri heniiz evde kaldi. Bir sabah, yine dukkanina geldi, i§ine ba§lamak 
uzere ates. yakti, bir demiri ocaga sokacagi sirada, bakti ve gordii ki kendisi §adirvanda abdest 
ahyor ve §eyhin seccadesi de astigi gibi agacin ustiinde duruyor. §a§irdi, buna bir mana 
veremedi. Alelacele abdest aldi, seccadeyi agactan kaptigi gibi §eyhin ve yaraninin 
pe§lerinden ko§tu ve onlar mescidin kapisindan iceri girerlerken yeti§ti. §eyhten once mescide 
girdi, seccadeyi §eyhin oniine serdi ve geriye cekil* mek istedi. Fakat, Hazret-i §eyh kendisini 
birakmadi ve yanina aldi. §eyh ile birlikte iki rekat tahiyye't-iil-mescit kil* dilar. §eyh, doniip 
sordu: 

— Nasil, hala inkarda misin? Dani§mend, safiyetle cevap verdi: 



— Sultanim! Abdest almak iizere sizden aynldim. Elimi suya sokar sokmaz, kendimi bir 
pazarda ve bir gilingir diik* kaninin oniinde buldum. Bu giligire bakarken, sanatina ozen* dim 
ve cirak olarak yanina girerek tam dort yil hizmet ettim. 

Dort yil sonra, ustam oldu ve ben onun dul kalan kansiyla evlendim. Dukkani satin alarak 
oturdum, yillarca ayni diik* kanda cali§tim. O kadindan iki cocugum oldu. Birisini mekte* be 
verdim. Bir sabah yine cali§mak iizere diikkanima geldim, demiri ocaga koydum ve koriige el 
atar atmaz, kendimi yine sizden aynlip abdest almaga gittigim §adirvanda buldum. Abdest 
aldim, agaca astigim seccadenizi de omuzuma vurarak pe§inizden yeti§tim ki, sizler de heniiz 
mescidin kapisina varmi§tiniz. Bilmiyorum ki, bu ne haldir? Hayal midir, riiya midir? Lakin, 
dogrusunu soyleyeyim, gonliim o hatunda ve cocuklanmda kaldi. 

Hazret-i §eyh tekrar sordu: 

• Bu hal olah kag yil oldu bilir misin? 

• Bana kalsa, on yildan fazladir.. 

• Ogrendigin gilingirligi §imdi de i§leyebilir misin? 

• i§te ellerim § ahittir, i§lesem elbet i§lerim. 

• Iyi bil ki, bu is. ne hayaldir, ne riiyadir. Gercekten olmu§tur. Namazi kilahm, mescitten 
cikahm, adam gonderip kanni ve cocuklanni getirtelim. 

Hep birlikte cuma namazini kildilar. Mescitten giktiktan sonra, o §ehre mektup yazdilar ve 
dani§mendin kansi ile co* cuklanni getirdiler. Miinkir dani§mend, iradet getirdi ve §eyh in 
elini tuttu, tovbe etti ve oliinceye kadar §eyhin hizmetinden aynlmadi. 



Camide abdestini tazelemek igin bir miiridini mescidin icinden Bagdat'a iki senelik yere 
atarak abdestini aldirmasi yalani (S.432-433) 

I§te, miir§id-i kamilin zamani dondiirmesi boyle olur. Amma, i§ bu kadar da degildir. Onlar, 
mekani da tayyederler. 

Nitekim, §eyh Abdiilkadir-i Geylani kuddise sirrah, bir giin mescitte halka vaaz ediyordu. 
Cemaat gayet kalabahkti. O kadar ki, di§an cikmaga imkan kalmami§ti. Dervi§lerden birisine, 
minber dibinde otururken, abdest tazelemek icabet* ti. Derhal, Hazret-i §eyhin miibarek 
yiiziine bakti. Dervi§in hali, §eyhe malum olmu§tu. Minberden bir lahza kaybolur gibi oldu, 
halk oturup kalktigini zannetti. i§te o bir lahza icinde §eyh, dervi§in elinden tuttu ve mescit 
duvanndan di§an atti. Dervi§, kendisini issiz ve tenha bir sahrada buldu. Kaba bir agac vardi 
ve bir pinar akiyordu. Hacetini gordii, pinardan abdestini aldi, iki rekat namaz kildi ve tekrar 
mescide gitmek istedi. Biraz a§agi dogru yiiriidii. Nereye gidecegini bilemedi. Gordiigii ve 
bildigi bir yer degildi. Biraz durakladi ve etrafina bakindi, kar§idan birisinin gelmekte 
oldugunu go* rerek ona yakla§ti, yol sordu ve aralannda §oyle bir konu§ma oldu: 

• Nerelisin? 



• Bagdat'ta sultan Abdiilkadir dervi§lerinden bir dervi§im. 

• Ne diyorsun? Burasi yorga at gidi§i ile Bagdat'a iki yilhk mesafededir. 

• Peki, ben §imdi ne yapacagim? 

• Sen bir kenara gekil, otur. Seni buraya kim gonderdiyse, yine aldinr, hie merak etme. 

Dervi§, bir kenara cekildi ve tevekkulle beklemege ba§ladi. Tarn bu sirada, Hazret-i Seyh 
minberden yine elini uzatti ve dervi§i alarak mescitte oturdugu yere birakti. Ancak, bu hali 
dervi§ten ba§ka kimse bilmedi. £ogu, o dervi§i kendileri gibi saatlerden beri ders dinliyor 
saniyordu. 

I§te, o sultanin mekani da kendisine tabi etmesi de boyle olur. 



Zira Allah Teala muridlerimden hicbirisini ate?e koymayacagina dair soz verdi yalani 
(S.436) 

a) Her kim ki bana intisap ederse, onu kabul eder ona yonelirim 

b) Kabirde higbir muridimi korkutmamalari igin miinker ve nekir meleklerini 
yakaladim yalani (S.436) 

Muridim iyi olmadigi zaman, ben iyiyimdir. Rabbimin izzeti hakkiygun, ben §arkta 
bulundugum halde, elim devamli olarak garptaki muridimin ba§i ustiindedir. Eger, onun bir 
ayibini sezersem, dogudan elimi uzatir ve onu orterim. Rabbimin izzetiygun, kiyamet 
giiniinde benim butiin miiritlerim gecinceye kadar cehennemin kapisinda duracagim. Zira, 
Allahu teala muritlerimden hig birisini ate§e koymayacagina dair bana soz verdi. Her kim, 
bana intisap ederse, onu kabul eder ve ona yonelirim. Kabirde hig bir muridimi 
korkutmamalari igin Miinker ve Nekir meleklerini yakaladim. 

Tasavvuf dininde muridin iman edecegi 5 §arti yerine getirme farzi (S.438-439) 

1) Seyh edindigi ve muridi oldugu ki§iye temiz bir itikatla baglanmaktir. 

• Onun huzurunda, biitiin mal ve miilkiinden tecerriit etmektir. 

• Sidk ve gergekliktir. 

• Kendisini §eyhine satilmi§ bir kole gibi teslim etmek ve o ne dilerse oyle yapmaktir. 

• Onun elini tutup tovbe etmek ve biitiin masiyyetlerden kaginmak suretiyle, onun 
muhabbetini goniilde saglamla§tirmaktir. (O kadar ki, §eyhi kendisine oglundan, kizindan, 
mahndan, miilkiinden ve kendi nefsinden bile sevgili olmah, gonlii onun muhabbeti ile 
dolmah, ondan aynlmaga asla razi olmamahdir.) 



Ustadi olmayamn iistadi ^eytandir yalam (S.441) 

Ustadi olmayamn, ustadi §eytandir, demi§lerdir, 

Gormez misin ki, Resul aleyhissalatii vesselamin dahi ustadi Cebrail aleyhisselam idi. 
Tabiiyinin ustadi ashab-i kiram idi. Tebe-i tabiiynin ustadi da, tabiiyin idi. O zamandan bu 
zamana kadar hep bu silsile ile gelmi§ tir. Ustadlik, §akirtlik, §eyhlik ve miiritlik boyle siiriip 
gidecektir. Eger, taliplerin kokleri kesilse, §eyhlik dahi — Ne'uzii billah — kesilir ve alemin 
nizami bozulur ve kiyamet kopar. Alemin nizamina sebep olanlardan birisi de §eyhlerdir. 
§eyhler ise, sadik miiritlerden hasil olur. Sadik miiritler ve a§ik talipler, §eyhin hiikmiine ve 
terbiyesine teslim olduklan zaman, §eyhin batimndan onlann batinlanna hal sirayet eder. 
Nasil ki, bir i§ik bir i§iktan nur ahr. Bir yanan mum, yiizlerce yanmayan mumu uyandinr. Ne 
zaman ki, ikisinin arasinda perde kalmaz ve ikisi bulu§urlarsa, §eyhin sozleri miiridin 
gonliime girerek orada karar eylerse §eyhin sozleri ona nefis haller getirir. §eyhten miiride hal 
intikal eder. Ne zaman ki, rniirid §eyhe giizel bir edeple musahip olursa, kendi nefsini ona 
teslim ederse, kendi iradesini birakip §eyhin iradesi altina girerse, te'lif-i ilahi olur, §eyh ile 
kendisinin arasinda kalp imtizaci ve ruh irtibati husul bulur. Murit de, §eyhi ile kalbi irtibat ve 
ruhi imtiza? tesis ederek kendi ihtiyanni terketmekle edeplenir ve o mertebeye yeti§ir ki, 
§eyhten fehmeylediklerini, Al lahu tealadan da fehmeylemege ba§lar. 

§unu iyi bil ki, butiin bu hayirlann ba§langici, §eyhin huzurunu bilmek, ona tabi olmak ve 
onun rengine boyanmak* tir. §eyhin huzurunda bulunurken, hig ses gikarmadan otur malidir, 
hig bir suretle soz soylememelidir. Meger ki, §eyhi soylemesi igin ruhsat vermelidir ki, bunda 
dahi elbet bir hikmet vardir, onu ancak §eyh bilir. Murit, §eyhin huzurunda deniz kenannda 
oturan ve nzkini bekleyen birisi gibi oturmahdir. Zira, §eyh bir deryadir ve miiridin bekledigi 
de o der*yadan baha bicilmez inciler zuhurudur. Onun igin, can kulagi ile §eyhini 
dinlemelidir. Eger, §eyh konu§muyorsa, sessizce huzurundan aynlmah ve hizmetinde 
bulunmak icin can atma* hdir. §eyhin ba§indan bir diinya i§ini ahrsa, kendisine de bir cok 
faydalan olur. 

Tarn Muzekkin-Nufus - E$refoglu Rumi - Salah Bilici Kitabevi, ht-1979 



Onlann Alemi - Ahmed-el Rufai , Qev.Abdiilkadir 
Akgigek 

"Kendimi bir anda Beyt-i Mukkades'de buldum." Yalam (S.94-95) 

Abdulvahid b. Zeyd anlatiyor; 

• Ben, Beyl-i Mukaddeme gitmek istiyordum. Bu niyetle yola ciktim. Bir sure devam ellim. 
Sonra, yolu §a§irdim Ne tarafa gidecegimi kestiremeden oylece durdum. Aniden onume bir 
hanim gikti. Onu goriince, biraz ferahladim ve sordum: 

• Yabanci, sen de mi yolunu §a§irdin? 
Buna karsjlik bana §oyle dedi: 



- Onu bilen nasil yabanci olur ve onu seven nasil yolunu sasinr? 
Bundan sonra, bana soyle dedi: 

- Bastonumun ucunu tut ve onden yiirii 

Haliyle bastonunu tuttum; yiiriimeye basladim. Bu yuriiyus, saninm ki, yedi adim kadar oldu. 
Pek farkinda degilim; Belki de, alti veya sekiz oldu: Kendimi Beyt-i mukaddes le buldum. 
Acaba sasirdim mi? diye, goziimu ogmaga basladim ve kendi kendime: 

- Herhalde bir yanhshk oldu. 

Dedim, Ben, oyle soylenirken, o hanim bana dondii ve soyle dedi: 

- Iste, senin bu yolun zahirilerin yoludur. Benim yolum ise ariflerin yoludur. Zahidler yiiriir: 
ama arifler ucarlar. Bana gelince, hem yiirii yenlerdenim; hem de ucanlardanim.. 

Boyle dedikten sonra, giiziimden kaybolup gitti. 



"Bo^lukta oturan ve elinde yakuttan bir surahiyi bana uzatarak suyu aldim."Yalani 

(S.95) 

Ebu Imran Vasiti anlatiyor: 

Denizde, gemi igindeydik; yolumuza devam ediyorduk. Aniden gemi delindi ve nihayet 
parcalandi. Ben ve zevcem kendi Basimiza kaldik. Zevcem cocuk dogurdu; cok hararetlenmis 
olacak ki, benden su istedi. Bir sey diyemedim. Basimi semaya dogru kaldirdim. Birden 
giiziime, gokyiiziinde biri cahndi. Boslukta oturuyordu. Elinde Kirmizi yakuttan bir siirahi 
vardi. Alim zincirle onu sarkitiyordu. Bana kadar uzatti. Suyu aldim. Onun bu halini sordum; 
bana su cevabi verdi: 

Sahsi arzulanmi birakinca Allah, boyle yiikseltti. 



"Haccac'in adamlari kapiyi kesti. O anda kendimi Ebukubeys daginda buldum." Yalani 
(S.96) 

Abiiiilvahid b. Zeyd anlatiyor: 

• Ebu Asim'a bir gun sufle sordum: 

• Kani bir gun, Haccac-i Zalim seni cagirtmisti. Her halde oldiirecekti, O zaman nasil oldu? 

Bana anlat: Soyle anlatti: 

- Bir gun evdeydim. Haccacin adamlari kapiyi kesti, Davetci iceri girecekti. Bu arada bana bir 
bayginhk geldi. O anda bana dogru uzanan bir el gordiim; elimden tuttu. Bir adim kadar gekti. 



Yahut daha fazla.. Sonra. Kendimi Ebu kubeys daginda gordiim. Hepsi bu kadar. 

"Elindeki asa He ta§a vurdu ve su fiskirdi ve su i<tim." Yalani (S.96-97) 

Ibrahim Edhem anlatiyor: 

- Bir gun, yuriiyordum; yolum bir cobana ugradi. Ona: 

- Yaninda slit veya su gibi icilecek bir §ey var mi? Diye sorunca, bana: 

- Hangisini seviyorsun? Onu soyle.. Su mu istiyorsun, yoksa siit mii?,. Dedi. 

Bunun uzerine ben: 
-Su. 

Dedikten sonra; elindeki asasi ile Geride duran ta§a vurdu, ta§tan ses cikmadi; Aniden su 
fi§kirmaya ba§ladi. Kar gibi soguktu; bana baldan daha tath geldi, ictim.. Hie sesimi 
cikarmadan durdum. Hayretle cobana bakiyodum. Bana §oyle dedi 

- Hayret etme, bunda ya§ilacak bir §ey yok.. Kul, gonulden Allah'a baglanirsa . her §ey onun 
emrinde olur. 



"Rabia hatun duvarda asdi seleye elini vurur ve istegi yemegi ahr, yerdi." Yalani (S.97) 

Hasan-i Basrinin gagda§i Rabia Hatun'un evinde bir sele bulunurdu. Bu sele duvarda asih 
dururdu. Her ne zaman yemek istese, seleye eli ile vurur; istedigi yemegi ahr yerdi. 



"Selmani Farisi'nin yaninda bir misafiri vardi.Bir ku§ bir geyik istedi hemen geldiler." 

(S.97) 

Hasan-i Basri anlativor; 

• B ir giin Selman-i Farisi r,a, §ehri dola§maya cikti. Yaninda bir de misafiri vardi. Onlerine 
bir geyik cikti. Geyik ko§arak gidiyordu Birtakim ku§larda §emada ucuyorlardi. Selman-i 
Farisi r .a.: 

• Misafir var; bir besili ku§. bir geyik gelsin.. 

Der demez hemen bir kus. ucarak, bir de geyik ko§arak geldi. Bunu gore misafir hayret etti ve: 
- Gokteki ku§lan, yerdeki hayvanlan emrine hazir kilan Allah siibhandir. 
Dedi.. Bunun uzerine Selman-i Farisi misafire dondu ve soyle dedi. 



- Buna §a§iyor musun? Halbuki §a§ilacak bir §ey yoktur , Sen, Allah'a itaat edene asi olani 
gurdiin mii? 



"Elinde odun altin oldu ve tekrar oldu." Yalani (S.97--99) 

Abdulvahid b. Zeyd anlatiyor: 

- Sam yolunda, Eyyub Sahtiyan? ile yiiriiyorduk. Birden onumiize siyah bir adam gikii. 
Sirtinda odun yiikluydu. Ona: 

• Arab. Rabbin Kimdir?.. Deyince kizdi. 

• Benim gibisine boyle bir sual olur mu?. 

Dedi. Sonra ba§ini semaya kaldirdi ve §oyle devam etti: 

- Ya Rabbi. §u odunu altina cevir. 

O odun, hemen altin oldu. Sonra, bize dondu: 

- Gordunuz mii?,. 

Dedi Daha sonra, elini acti ve: 

- Ya Rabbi. §u altini odun eyle.. 

Diyerek dua elti. O alhn eskisi gibi yine odun oldu. Bundan sonra, §oyle dedi: 

- Birakin boyle §eyleri. Ariflerin hikmetli i§leri bitmez. 
Eyyiib diyor ki. 

- Bu is. uzerine ben mahcup oldum. Adam bizi cok utandirdi. O ana kadar boyle mahcup 
olmami§tim. 

Sonra ben: 

- Yaninda yiyecek bir §ey var mi? 

Deyince., yaninda bir kavanoz vardi; onu gosterdi. iginde bal bulunuyordu; rengi kar gibi 
beyazdi, kokusu da 50k nefisti. O bah bize verdi; verirken de §oyle dedi: 

- Ondan ba§ka ilah yoktur. Ona yemin ederim